gogol’un dar paltosu yazar profili

gogol’un dar paltosu kapak fotoğrafı
gogol’un dar paltosu profil fotoğrafı
rozet
karma: 4373 tanım: 27 başlık: 196 takipçi: 261
klozette oturuken ayak parmakları üzerinde yükselen kadının çıplak ayakları louvre müzesinde sergilenmeli.

son tanımları


eksi butonu neden olmamalı

birinin sizi ya da sizin yazdıklarınızı beğenmemesi hayatınızı bu kadar etkilememeli.
devamını gör...

kısır döngü

psikiyatri randevusu aldıktan sonra aşırı gerildiğin için randevuya gidememek.
devamını gör...

porno izlemek

menemen testisi gibi dizilir yan sekmeler;

aralarından yılların emektarı videolar, dur lan bu neymiş hissi ile merakla açılan sekmeler, belki ikinci turda izlerim diye kenara atılan yedekler, daha yan sekmeye ilk atıldığı anda bu yarışı kazandığı belli olan galipler, daha önce defalarca sekmelerde yer bulmuş ancak asla izlenememiş videolar. saatler süren bir uğraş, titizlikle verilen kararlar sonucu gerçekleşen elemeler peki sonra?

ne diyorlardı o satranç ile ilgili bir söz vardı hani;

oyun biter ve tüm taşlar aynı kutuya girer.

tüm gizli sekmeleri kapat
devamını gör...

yazarlar hakkında gereksiz bilgiler

çocukluktan kalma bir alışkanlık olarak uyumadan önce "ne taraftayım oyunu" oynamak.

uyumak için yatağa girilir daha sonra duvar tarafına dönülür. gözler kapatılır ve oyun başlar, gözler kapalı tutularak bedeninin yön değiştirdiği hayal edilir. sola dönüp yatıldıysa, sağa dönerek yatıldığı hayal edilir ya da ayak ucuna başını koyarak yatacak şekilde bedeninin çevrildiği düşünülür. bu şekilde bedenini hayali olarak sürekli sağa sola aşağı yukarı döndürerek hangi şekilde ve hangi yöne yattığını unutmaya çalışırsın. belli bir süre sonra, hangi tarafa doğru yattığın iyice karmaşık bir hal alınca hangi tarafa yattığını tahmin edip gözlerini açarsın. eğer bilemediysen çok mutlu olursun.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının hissettikleri

çığın sorumluluğunu üstlenen bir kar tanesinin endişesi ve okyanusa düşen bir yağmur damlasının yok olma kaygısı.
devamını gör...

hayatın gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçmesi

sayılar geçiyor ki biz buna ömür deriz.

sayı doğrusunun eksi tarafı ebeveynlerimin yaşamı, biz artıya doğru yol alalım.

dokuz elinde en yakın arkadaşından çaldığı tek bacağı olmayan oyuncak atı ile masanın altında oyun oynuyor. büyüdükçe öğrenecek atların sakat kaldığı zaman vurulduğunu. zihnimin içindeki sayı doğrusunda en mutlu olduğum anlar küçük bir hırsız olduğum dokuz sayısına denk geliyor.

yirmi'nin yaşadığı gurur, aileye karşı verilmiş bir savaşın kazanılmasından ibaret. zihnimin bir köşesinde hala o gururu yaşıyor eline aldığı üniversite yerleştirme belgesi ile. henüz farkında değil ama bir savaşı kazandığını zannederken aslından sadece bir cephede başarı elde etmişti.

ilk kez kalbi çarpan on bir ceren'i görmek için hızla yürüdüğü okul yolunda gülümsüyor. hayatına daha pek çok ceren girecek ve kalbi defalarca çarpacak bir çift güzel göz için ama o an yaşadığı o duygu hem kalbi hem de beyni için ilk.

on altıyı hatırlamayı pek sevmiyorum ama zihnimde her zaman hüznü ile büyük bir yer kaplıyor, üniformasını giyip okul yolu tutmak için evden çıkmış anneannesinin evinin önünden geçerken gördüğü kalabalık karşısında okul çantasını sımsıkı tutarken. bu an hayatında hep bir yer tutacak.

yirmi yedi hayatının yorgunluğunu ve öfkesini üzerinden atmanın yolunu miligramlarda bulmuş. bir kanepede bedeni yorgun zihni sakin bir şekilde derin bir duman çekerken içine işte hayat böyle yaşanmalı diyor. daha sonra kendi ile gireceği savaş bu huzuru bir daha yaşamamasına neden olacak.

dünyanın en uzun nehrine göğsünü yataklık etmiş yirmi beş sevdiğine ve sevildiğine çok emin. tüm hayatını bir nehrin üzerindeki salda geçireceğini düşünüyor henüz kırmızı botlardan ve yeşil gözlerden habersiz.

ayna karşısında durup saçlarında dolan beyazlara bakan otuz altı sayı doğrusunun solunda kalan onlarca sayının yaptığı hataların bedelini kendisi ödediği için öfkeli. kendine karşı öfke nöbetleri ile heba ettiği bir sayının kendisi olduğu farkında bile değil.

tam bir salak olan yirmi üç ölümün kendini yücelteceği düşüncesi ile sartre okuyor. okuduklarının başkalarının sayı doğrusunun yansıması olduğunu fark etmesine daha çok var okumadığı kitapları okumuş gibi anlatmasını bırakmasına daha uzun yıllar var, gerçekten okumaya başladığı zaman ölümün yüce bir şey olmadığını anlayacak.

tuhaftır ki tüm bu sayı doğrusu içinde en huzurlu olduğu an on dörtün abdest almak için şadırvanın soğuk suyunu yüzüne çarptığı zamanlar. önce abdest almayı sonra namaz kılmayı sonra ise inancını bırakacak. gerçeği huzura tercih edecek.

fabrikadan içeri giriyor otuz yedi. yirminin elde ettiği zaferi otuzda çoktan kaybetmiş. içerisi yağ ve pas kokuyor. hayatının geri kalanını makine gürültüleri ile geçireceği uzun yıllar var. aklında tek bir şey dönüyor bu şartlar altında çalışmayı hak etmiyorum ben. yirmilerin sahip olduğu sınıf ahlaklını ne çok çabuk kaybetmiş ve diğerinin yerinin orası olduğuna emin.

kendini çok değersiz hissedip düşüncelerini buraya aktaran kırk bir kendinden önce gelen hiçbir sayıya kırgın ya da üzgün değil. mutsuzluğun sebebini bilmiyor, geri dönüp baktığı her sayı diğerinin üzerine bir ekleyerek buraya kadar geldi. tek merak ettiği hayatımın en güzel anı dediği anın dokuz'da bir masanın altında çalıntı bir at ile oynadığı an olarak kalıp kalmayacağı.

şimdilik kırk bir...
devamını gör...

sözlük yazarlarının ruh halini anlatan görseller

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kıyamet günü

çok sıkıldım dedi tanrı, israfil'i çağırın da bir iki şey çalsın.
devamını gör...

anın fotoğrafı

son düzlüğe girerken şahbatur birinci gülnihal ikinci...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aynaya bakınca yaşlandığını anlamak

yüzüme suyu çarptıktan hemen sonra kafamı doğrultup aynaya baktım bugün. yıllar önce aynaya uzanmak için ayağımın altına iskemle koyduğum zamanları düşünürken, saçımda filizlenen beyazları izledim. ergenlik döneminde yüzümde eksik olmayan sivilceleri izlerken de yine aklımda iskemle vardı.

aynanın karşısında mimiksiz ve duygusuz durdum her zaman, kımıldama çekiyorum, şimdi hafif gülümse diyen bir fotoğrafıçıdan farksızdı benim için. uzun süre bakmaya korktum her zaman kendime, bana bir şey demesinden düşüncemin mahzenine kilitli parşömenleri bana tek tek okumasından korktum, ayna ayna söyle bana var mıyım ben sorusu hasıl oldu her daim içime, ancak kendimle yüz yüze konuşmaya cesaret edemedim asla.

ayna karşısında sevişmeyi sevdim, aynadan yansıyan kadının yüzündeki ifadeyi izlerken bir an kendimle göz göze geldiğimde, en büyük yabacılaşmayı yaşadım kendime. yüzümde sahte bir şehvet, yaptığı küçük kumdan kaleyi tüm sahile göstermek isteyen küçük bir çocuk budalalığı vardı gözlerimde.

bugünlerde hep aklımda picasso var, "kim insan yüzünü en doğru bir şekilde gösterir, fotoğrafçı mı, ayna mı yoksa ressam mı?". iskemle lavabonun altında, sivilcelerim artık yok, saçlarımda beyazlar ve gözlerimde yeni tanımaya başladığım bir adam var, göz kenarları artık gülmeyi bırakmış olsa da kırışan.
devamını gör...

submissive

sisifos'un yuvarladığı taşı bir süreliğine bırakması, atlas'ın sırtından dünyayı indirip biraz soluk almasıdır.

hakkında yazılanlara bakınca herkesin dizilerden ya da mimlerden hakkında bilgi sahibi olduğunu görüyorum, bu doğru bir bilgi kaynağı değildir hak verirsiniz ki.

toplumsal cinsiyet hakkında yazılan kitaplara bakmak için kitabevine girdiğimde raflarda sadece kadınlar hakkında yazılan kitapları gördüm. bu size olağan gelebilir çünkü toplum bu cinsiyet rollerinin yalnızca kadını baskıladığına inanmış durumda.

hayatı; patronuna ve iş arkadaşlarına karşı dik durmak ve güçlü görünmekle geçen, eline silah verilip korkusuzca ölüme gönderilen, toplum tarafından üzerine sayısız sorumluluk yüklenen, kavga etmesi, güçlü olması, otoriter olması beklenen erkeğin tüm bu toplumsal rol altında bir nebze olsun soluk alabileceği tüm sorumluluklarına sırt çevirip itaat altına gireceği an bir gün belki bir gece gelir.

sürekli ağlayan bir insan gülmeyi, aç kalan bir insan doymayı nasıl arzularsa toplumsal roller altında ezilen erkek de bu sorumluluklardan kurtulup direksiyona başkasının geçmesini arzu eder zaman zaman.

burada kendisine yapılanları aslında umursamaz tüm bu eylemlerdeki sorumluluk kadına aittir. sisifos taşı bırakır ve cezasına razı olur.
devamını gör...

çocukken yapılan deneyler

deney konusu:
sıvılarda yoğunluk

gereçler:
- bir adet çay bardağı
- iki adet küp şeker
- bir çaydanlık
- bir adet çay kaşığı

deneyin yapılışı:
babanın çay içesi gelir bu sebeple çay demlenir sonra bardağa doldurulurken önce sıcak suyu bardağın yarısına kadar doldurup içine şeker katarak karıştırılır. sonra dem yavaşça bardağın için dökülür ama çok yavaş. su ve dem birbirine karışmadığı görülür ve babaya şaka yapmak için çay babaya götürülür. odada çınlayan şamar sesine anne gelir ve sizi alır.

deneyin sonucu: yoğunluğu farklı olan sıvılar birbirine karışmaz ve babayla şaka olmaz.
devamını gör...

panoptikon

fabrikada bir heyula dolaşıyor, jeremy bentham'ın heyulası.

ne bileyim ben mimari tasarım deyince selim bey beni fabrikaya götürecek gözlerim bağlı şekilde sonra ben makinenin çevresinin değişimine inanamayacağım ve selim beye sarılarak ağlayacağım sanmıştım gökyüzü desenli boktan led tavanın altında.

ama öyle olmadı elbette, küçük bir pencere yapıldı tam koridoru gören asma kata. şair ruhlu müdürümüz seslendi marx gibi işçi sınıfına;

"pencere en iyisi pencere
işçi sınıfını izlerim
dört duvarı göreceğime."

bakın bu toplum bilimciler bilmem kaç yıl önce evde otururken aklına bir fikir gelip kendisinden yıllar sonra gelen insanların hayatını zora sokan pezevenkler aslında.
şimdi o önü ayna arkası cam pencereden bizi izliyor müdür ve biz onun orada olup olmadığını bilemediğimiz için her zaman tetikte çalışıyoruz.

aslında hapishanedeyiz ama biz adına fabrika diyoruz, sabah sekiz akşam on kaldığımız bu yerin adına. gerçekten bunu nasıl kabul ediyoruz ben de bilmiyorum gönüllü kulluk iliklerimize kadar işlemiş durumda.
devamını gör...

crimson lady

pek bilenine denk gelmemiştim bu zamana kadar ama hakkında girdi bile olmaması üzücü. abea adlı gruba ait bir şarkıdır, bir zamanlar bu ülkede gençler böyle şarkılar yapıyordu.

buradan
devamını gör...

sevgilinin geçmişini sorgulamak

makyaj çantasının en dibine benzer sevgilinin geçmişi. çantanın iç kumaşı bir çocuğun boya defteri gibi rengarenk ve anlamsız çizgilerle boyanmıştır; ağzı açık kalmış, yarıdan kırılmış, yıpranmış, solmuş artık sadece çantanın iç kumaşına tesadüfen izler bırakan ve asla dudaklara, gözlere, yanaklara ulaşamayacak makyaj malzemeleri tarafından.

kurcaladığında sadece parmak uçlarını kirletmiş olursun.
devamını gör...

müslüm gürses

kabul görmek için ihanet edendir.
sanatın birinci koşulu sosyete tarafından kabul görmektir. müslüm gürses de küçük parlak çantalarının altın sarısı zincirleri narin omuzlarında iz yapan sosyetik kadınları, kağıda sarılı jiletleri bedenlerinden kayarken kıllı tenlerine iz yapan kırolara tercih ettiği anda sanat camiasında kabul görmüş oldu. müslüm baba harbiyede alkışlar eşliğinde sosyeteye günahını dökerken üzerinde kan kurumuş jileti ile favorilerini kesen mahalle abisi serbülent'in duvarında orhan baba ve ferdi babanın tam ortasında duran poster buruşturulup yatağın yanına atıldı.
devamını gör...

sexting

robert mckee'den önce burcu abla vardı;

annem beni burcu ablaya bırakmış, burcu abla televizyon izlerken ben ders çalışıyormuşum..

her şey mastürbasyon yapmayı keşfettiğim ilk andan sonra zihnimi boş tutarak fiziksel bir coşkuya dalmak yerine kafamda bir hikaye yazabileceğimi fark etmem ile başladı. bugün yazdığım öyküler olur da dikkat çeker ve istediğim noktaya gelirsem nobel edebiyat ödülünü kazandığım zaman yaptığım konuşma sonrası alacağım alkış sesleri, burcu abla ile başlayan hayallerin arka fonunda yankılanan seslerin yansıması olacak; tek kişilik bir performanstan bir orkestraya.

konu bulmak o zamanlarda çok basitti belli başlı ahlaki kurallara sahip öyküler yazardım, asla mustafa amca'nın kızını düşünme sana her zaman iyi davrandı o. hikaye girişinde evi her zaman boşalt ve kimsenin gelmeyeceğine emin ol. senin mastürbasyonunu mu okuyacağım diye düşünebilirsiniz şu an ama sextinge giden ilk yok kendi monologlarımızdan geçiyor daha sonra ise bu monologlar birer diyalog halini alıyor, işte burada doğuyor sexting.

sexting iki kişinin yazdığı bir öyküdür her şeyden önce, pornografik bir boris ve arkadi strugatski eseri gibi.

herkesin hayatının bir döneminde yaptığı ama başarı oranının çok düşük olduğu bu kavramda yapılan temel hataları ele alarak sözlük dertlilerine bir nebze olsun faydam dokunsun istiyorum.

her şeyden önce en büyük eksiklik edebiyat, yazının bu kısmında edebiyat kuramlarının sexting üzerine etkisini inceleyeceğiz.

a) arzunun doğuşu, realizm;

sexting arzunun doğuşu ile başlar ve bu anlar realizm etkisi altında olmalıdır hem arzunun doğuşunun hem de realizmin en büyük silahı betimlemelerdir. her detayı tek tek üşenmeden betimlemelisiniz ki bu karşı cinsin zihninde tam olarak sizin hayaliniz gibi canlansın.

iki temel hatadan bahseteceğim burada;

1. acelecilik

betimlemelerin duygunun oluşması için bu denli önemli olduğu yerde acele etmemelisiniz. örnekleyelim;

"şimdi ağzıma almışım/ ağzına vermişim."

bak güzel kardeşim sakin ol kaçan bir şey yok edebiyata sırt çevirme. şimdi doğrusunu örnekleyelim;

"pencere önünde duran yatakta kolların başın yanından yukarıya doğru uzanırken güneş ışığı koltuk altından yüzüne doğru çapraz bir şekilde tenini ısıtır. bu sıcaklıkla uzanırken yatakta ve ellerim yataktan sarkan bacaklarını okşarken, saatimin metal kordonunun soğukluğu bacaklarını çizerek ilerler ellerimin peşi sıra."

şimdi bu cümle örneklerini verirken ikinci önemli hataya da değinmiş olduk.

2. duyulan geçmiş zaman.

arkadaşlar duyulan geçmiş zaman kullanmayın mastürbasyon yapmıyorsunuz siz o an orada olduğunuz hissetirmelisiniz. bu zaman kipi ergenliğinizde kalsın artık sanatınızı başka bir alana taşıdınız. arzunun doğumu kısmı olarak ele aldığımız ilk bölümde geniş zaman kullanmalısınız.

b) arzunun paylaşılması, modernizm

modernizm en önemli özelliklerinden biri olan klişelere yer vermemesi ve deneysel yazım tarzı burada fetişler ile ortaya çıkar ancak orta seviye fetişler arkadaşlar bunu unutmayın.

buradaki zaman kipi geniş zamandan şimdiki zamana kayar, artık olabilecek bir olayı anlatmak yerine var olan bir olayı seslendiriyor konumuna geçmelisiniz.

fetişlerinizi edebiyatın gücünü kullanarak karşı tarafa hissettirin. örnekleyelim;

"çıplak bedemin ağırlığı tüm gücü ile bedenini eziyor, soğuk çıplak ayakların çırpınırcasına bacaklarıma dokunuyor."

ayaklarını yalıyorum diyerek fetişini anlatmak yerine karşı tarafın kelime aralarında sizin fetişinizi keşfetmesine olanak tanıyın. böylece bir bulmaca gibi çözülmemin hazzını yaşarsınız.


c) arzunun hakimiyeti, kirli realizm, postdrama ve vahşet tiyatrosu

bu bölüm, ilk bölümde eleştirdiğimiz arkadaşların krallığı ve evet ağzına veriyorsun. dirty realizmin üslubunu, postdramatik tiyatronun konu seçimini ve vahşet tiyatrosunun kurallsızlığı bu noktada birleşir.

artık penis, becermek, vajina gibi kelimeler yerlerini en ilkel hallerine bırakmalıdır çünkü biliyoruz ki ne realizm ne de modernizm bizi tam olarak anlatabiliyor ancak ne onlarla oluyor ne de onlarsız bu sebeple aşamaları direkt atlamayın.

bu bölüm gelecek zaman kipine ait olmalı artık varolan bir olayı anlatan bir ses değilsiniz gelecek vaad ediyorsunuz, başına gelecekleri haykıran bir düşmandan farkınız yok.

şimdi evde yalnızmışsınız...
devamını gör...

mona lisa tablosunun çok abartılması

palto: kupa aç amca
telat amcam: ehehe anlaşıyoruz sanacaklar.

bakın bu el çize giderdi ben hatalı oynamasaydım ama çizemedik, amcamın açtığı güzel eli nasıl değerlendireceğimi düşünürken sordum amcama, en sevdiğin tablo hangisi diye. amcamın resim sanatı hakkında bilgisi eşli ihale oynarken yere açtığı kağıtlar arasında duran kupa kızının çizimini beğenmekten daha ileri değildir. verdiği cevap hani şu gülen ama üzgün duran kadın çizimi oldu; mona lisa.

sanatın yapmacık tavrının en güzel örneğidir amcamın mona lisa tablosunu beğenmesi. hakkında facebook efsaneleri dönen, içinde barındırdığı gizem dilden dile dolanan ve bu sayede dünyanın en önemli tablosu haline gelen bu çizim aslında nasıl bu kadar ünlü oldu?

sanat burjuvazinin takdirini kazandığı oranda değer sahibi olur. donald sassoon, toplumsal zevklerin meydana gelmesi ile ilgili şöyle bir cümle kurar;


"toplumsal zevklerin oluşumunda önemli olan nokta, yalnızca ne söylendiği değil, aynı zamanda kimin tarafından söylendiği, ne şekilde söylendiği ve nerede söylendiğidir."


sasson, louvre müzesi resmi kataloglarını inceleyerek sanat eserlerine biçilen değerleri araştırır ve şöyle bir liste yapar;

raphael - kutsal aile - 600.000 frank
raphael - gizemli bahçe - 400.000 frank
leonardo - kayalıklar bakiresi - 150.000 frank
leonardo - mona lisa - 90.000 frank

1849 yılında bu sanat eserlerine biçilen değerler yukarıdaki gibidir ve muhtemelen adını bile duymadığınız eserler mona lisa tablosunun değerini katlayarak aşmaktadır, tıpkı ziyaretçi sayısında aştığı gibi.

o zaman amcamın kutsal aile tablosu yerine mona lisa tablosunu bilmesinin ve günümüzde mona lisa'nın değerinin bu denli artmış olmasının sebebi nedir?

sassoon'un cümlesini hatırlayalım;
nerede, kimin tarafından ve ne şekilde...

avrupa'nın güzel sanatlarının başkenti olan pariste, fransa'nın en etkili sanat eleştirmeni theophile gautier tarafından, mona lisa tablosu için şunlar söylenir;


" her daim orada durmuş, sayısız hayranını alaya alırcasına tüm çekiciliği ile gülümser. onda, daima güzel kalacağını bilen ve şairlerle sanatçıların ideallerinden daha muhteşem olduğundan emin bir kadının çehresi var."


ve ardından la joconde adlı oyunu değerlendirirken; bu kadar gizemli bir şekilde gülümseyen ve kendisine yüzyıllar boyu hayranlık duyacak insanlara henüz yanıtlanmamış bir bilmece soran bu güzellik, diye bahseder mona lisa tablosundan.

ben resim sanatından çok da anlayan biri değilimdir, ancak gizemli bir gülümsemesi var diye söylenen tabloya uzun uzun baktığımda normal bir gülümsemeden fazlasını görmüyorum ve bana kalırsa kulaktan kulağa gautier'in bir metafor olarak ortaya koyduğu gülümseme tasviri bir inanç halini alıyor zamanla. sanat da tıpkı din gibi bir otoritenin egemenliği altında halk arasında hızla yayılıyor.

tüm bu yazılardan sonra, mona lisa'nın şöhreti diğer yukarıdaki bütün tabloları ezip geçiyor ve bu inanç telat amcama kadar ulaşmayı başarıyor. eğer gautier, mona lisa hakkında yazmasaydı bugün onun ince dudakları arasında gizemli bir gülüş arayacak mıydı insanlar, hakkında efsaneler yaratılacak mıydı?

sanmıyorum.

kendi maça kızımı ezdirmeseydim eğer çizer miydik bu eli?

kesinlikle çizerdik hem de gizemli bir gülümseme ile;

:)(
devamını gör...

ölmeden önce yapılacaklar listesi

ölmeden önce kendime bir ölmeden önce yapılacaklar listesi hazırlamayı düşünüyorum şu aralar, bu da listenin ilk maddesi sayılabilir aslında.
devamını gör...

instagram

ışığı hep aynı yerden yakalayan kadınların kimyasal gülüşlerine bakıyorum sırayla, beğeni sayısı arttıkça gülüşü soyunmaya başlayan kadınlar. herkes birbirine benziyor, yumurta viyoli içine dizilmiş pırıl pırıl bedenler, arabesk bir repçinin ucuza yalıtılmış çatı katında gülümsüyorlar. gülümsemeyeli ne çok oldu sahi şöyle içten, güzellikleri bir örtü gibi görmeye başlayalı kaç yıl oldu. üzeri çarşaflarla örtülen kırık dökük mobilyalarla dolu bir eve benziyor instagram. sevdiği kadının tarak üzerinde kopmuş saçlarını seven bir adamı görüyorum, örtüyü kaldırdığımda pubik tüyler dökülüyor yerlere, oysa dökülen kirpikler olsa türküler yakılırdı düşüşlerine.

kendi bedenimizi hızla dönüştürüyoruz parlak, pürüzsüz, kusursuz tenler yaratıyoruz kendimize. filtreli aynalara ihtiyacımız var her sabah kendimizden nefret etmememiz için. pirendello çağında yaşıyoruz; biri, hiçbiri, binlercesiyiz. her sabah filtresiz aynaya bakıyorum, ışığı doğru yerden yakalamaya çalışıyorum tuvaletin küçük penceresinden, yüzümde olmaması gereken yerde yaşam alanı kurmuş tüyleri izliyorum. bir cımbız beni topluma ait hissettiriyor, lavabonun beyaz zemini üzerine düşün mülteci tüylerimi klorlu bir denize döküyorum, kıyıya vuran yine benden parçalar.

balkonda geçirdim bugün günümün uzun bir kısmını, erken boşaldığım her an yaptığım gibi dikkati başka bir yere çekmek için konuyu değiştirdim kendi zihnimde. artaud tiyatrosu hakkında düşünmek istedim ya da deleuz'un uzun tırnaklarını. tırnakları uzun olan kadınların üzerimdeki hegemonyasını hatırlıyorum, tırnaklarının uçlarını beyaza boyayan kadınlar, dudaklarını, gözlerini, saçlarını, yanaklarını boyuyorlar. boyama defterinin dışına taşalı çok oldu, artık çizimin ilk halini kimse bilmiyor, bir kadın mıydı, bir fil ya da şapka.

ilk kez bir kadını sevdiğimde çantamda boyama defteri vardı, şimdi boya defterleri arasında sevdiğim o kadını geri bulmaya çalışıyorum. cenevre protokolü etkisini yitirdi parmak uçlarım simlerin, dudaklarım ringa balığının pullarının saldırısı altında kalarak ilerliyorum. silahım ağırlığını çoktan kaybetti, beyaz bayrağın üzerine kırık bir göz kalemi ile lütfen yazıyorum. kibarca teslim oluyorum. lütfen.

tüm günümü balkonda geçirdim bugün, yağmur yağdı, bir kızın makyajı aktı tanıdık bir yüz gördüm şemsiyenin arasından, hala umut var asker.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim