zaman tüneli
böceğin canını bağışlamak
üstünlük taslayacak bir tek böceği bulmaktır. gerçek hayatta ezilenlerin, diğer ezilenlerin halinden anlamak yerine ilk fırsatta ezen olmasına da örnektir. yücelik kavramsal olarak konuyla alakasız kalıyor.
öldürmeyi tercih edersin ya da etmezsin. mesela ben genelde geldiğin yere geri dön bir daha görürsem ezerim diye tenkit ediyorum. sonra yatagıma dönüp uyuyorum. bunca temizliğe hala benımle yasıyorsa demek o da titiz diye düşünmekten de edemiyorum.
öldürmeyi tercih edersin ya da etmezsin. mesela ben genelde geldiğin yere geri dön bir daha görürsem ezerim diye tenkit ediyorum. sonra yatagıma dönüp uyuyorum. bunca temizliğe hala benımle yasıyorsa demek o da titiz diye düşünmekten de edemiyorum.
devamını gör...
hollywood'un bazı oyuncuları ilahlaştırması
oyunculuk farkli bir kavram sadece guzel veya yakışıklı olmak oyunculuk icin yeterli değil. allah vergisi bir yeteneği olmali tom cruise, şener şen allah vergisi bir yetenekleri var ikiside mimiklerini cok iyi kullanıyor.
devamını gör...
hollywood'un bazı oyuncuları ilahlaştırması
oyuncular komple eşit mi olmalı , star kavramı olmamalı mı , anlaşılamadı houston.
'' mission impossible 7 için tipi kaymış, lise mezunu başrol oyuncusu aranıyor, sgk+yol+yemek ''
'' mission impossible 7 için tipi kaymış, lise mezunu başrol oyuncusu aranıyor, sgk+yol+yemek ''
devamını gör...
zaman isteyen kız
ayrılmak için güzel bahane
devamını gör...
böceğin canını bağışlamak
estağfurullah, o beni korkutmadan bir köşesinde yaşasın durumu.
üzerine bir şey yapıştırdığınızdaki o vıcık efekt hiç mi mide bulandırmıyor, hayvan bir bütünken daha bakılabilir bence.
üzerine bir şey yapıştırdığınızdaki o vıcık efekt hiç mi mide bulandırmıyor, hayvan bir bütünken daha bakılabilir bence.
devamını gör...
böceğin canını bağışlamak
hamamböceği diyorsanız eğer, bir seferde 60 yumurta yapar ve yılda maksimum 10 kez yumurta bırakır.
bağışlamadan önce bunu bir düşünün derim.
bağışlamadan önce bunu bir düşünün derim.
devamını gör...
esra erol
oyuncu olmak istediğini söylemekten geri durmayan insan.
ı ıh, senden olmaz. sen paravan açarken daha güzel oynuyorsun.
ı ıh, senden olmaz. sen paravan açarken daha güzel oynuyorsun.
devamını gör...
esra erol
bazen makyajıyla filan çok hoş görünebilen bir abla.
maşallah. bazen de eh işte.
çok biliyormuş gibi bir tavrı var. tabii o hoş bir şey değil.
programına konuk aldığı insanların da zeka seviyesi belli gerçi.
şahsen benim o kadar param olsa memleketin manyaklarıyla hiç uğraşmazdım.
başka formatta program sunmayı denerdim.
yarışma olur, başka bir şey olur. sonuçta sunuculuğu gayet yeterli..
maşallah. bazen de eh işte.
çok biliyormuş gibi bir tavrı var. tabii o hoş bir şey değil.
programına konuk aldığı insanların da zeka seviyesi belli gerçi.
şahsen benim o kadar param olsa memleketin manyaklarıyla hiç uğraşmazdım.
başka formatta program sunmayı denerdim.
yarışma olur, başka bir şey olur. sonuçta sunuculuğu gayet yeterli..
devamını gör...
hollywood'un bazı oyuncuları ilahlaştırması
aslında bu durumun girift olduğunu düşünüyorum.
öncelikle... "halkın sevmesi" denen bir şey var ve bunda karizması/cazibesi olan, çekici, şeytan tüyü olan biri olmanız; güzel/yakışıklı olmanızdan bi tık daha önemli. sanırım california'daydı veya miami sahili tarafında da olabilir, bir cadde varmış. bir nevi holywood tarafından keşfedilmek için kullanılan bir yermiş orası ve paparaziler falan oradaymış hep. o kadar güzel kızlar varmış ki orada keşfedilmek için gezen, hollywood oyuncularına 20 basarmış bunlar. mesela iskandinav-italyan melezleri. üstsüz falan gezerlermiş o caddede, keşfedilmek için. ama çoğu avucunu yalıyormuş.
ayrıca, taşıma suyla değirmen dönmez. istikrarlı ve kendini yenileyebilen bir profesyonel değilseniz böyle sektörlerde kalıcı yer edinemezsiniz.
ne güzeller, ne yakışıklılar gördük... çoğu silindi gitti.
michael douglas, gördüğüm en çirkin adamlardan biridir ama adam müthiş bir profesyonel mesela.
veya sean penn... adama yakışıklı denemez sanırım ve aslında sektörü de pek sevmiyor gibi görünüyor (bayağı aykırı şeyler söyledi/yaptı) ama hep aranan oyuncu oldu. demek ki insanlar onu izlemeyi seviyorlar.
veya sandra bullock ve julia roberts da bana göre çirkin ama çoğu insan onları çekici buluyor. bence bu anlaşılır bir şey. insanlar biblo değil ki güzelliğine/yakışıklılığına göre onları alıp evinize koyun. fiziksel olarak çirkin sayılabilecek biri de bana çekici veya seksi gelebilir. veya aşırı güzel bir kadın da sevimsiz veya itici gelebilir. veya o kadar güzeldir ki anca tabloya bakar gibi seyrederim. bende hiçbir cinsel duygu uyandırmaz. veyahut, kate winslet genel kabul gören standartlarda çok da güzel denemez ama ben çok hoş bulurum onu.
hollywood sektörü uzun konu. ben aşırı seçiciyimdir hollywood filmlerinde. ama çok köklü bir gelenekleri var ve o konvansiyonlara uyan kişiler orada yer edinebiliyor ve izleyicisi de ilgiyle üretimlerini izliyor o devasa sektörün.
öncelikle... "halkın sevmesi" denen bir şey var ve bunda karizması/cazibesi olan, çekici, şeytan tüyü olan biri olmanız; güzel/yakışıklı olmanızdan bi tık daha önemli. sanırım california'daydı veya miami sahili tarafında da olabilir, bir cadde varmış. bir nevi holywood tarafından keşfedilmek için kullanılan bir yermiş orası ve paparaziler falan oradaymış hep. o kadar güzel kızlar varmış ki orada keşfedilmek için gezen, hollywood oyuncularına 20 basarmış bunlar. mesela iskandinav-italyan melezleri. üstsüz falan gezerlermiş o caddede, keşfedilmek için. ama çoğu avucunu yalıyormuş.
ayrıca, taşıma suyla değirmen dönmez. istikrarlı ve kendini yenileyebilen bir profesyonel değilseniz böyle sektörlerde kalıcı yer edinemezsiniz.
ne güzeller, ne yakışıklılar gördük... çoğu silindi gitti.
michael douglas, gördüğüm en çirkin adamlardan biridir ama adam müthiş bir profesyonel mesela.
veya sean penn... adama yakışıklı denemez sanırım ve aslında sektörü de pek sevmiyor gibi görünüyor (bayağı aykırı şeyler söyledi/yaptı) ama hep aranan oyuncu oldu. demek ki insanlar onu izlemeyi seviyorlar.
veya sandra bullock ve julia roberts da bana göre çirkin ama çoğu insan onları çekici buluyor. bence bu anlaşılır bir şey. insanlar biblo değil ki güzelliğine/yakışıklılığına göre onları alıp evinize koyun. fiziksel olarak çirkin sayılabilecek biri de bana çekici veya seksi gelebilir. veya aşırı güzel bir kadın da sevimsiz veya itici gelebilir. veya o kadar güzeldir ki anca tabloya bakar gibi seyrederim. bende hiçbir cinsel duygu uyandırmaz. veyahut, kate winslet genel kabul gören standartlarda çok da güzel denemez ama ben çok hoş bulurum onu.
hollywood sektörü uzun konu. ben aşırı seçiciyimdir hollywood filmlerinde. ama çok köklü bir gelenekleri var ve o konvansiyonlara uyan kişiler orada yer edinebiliyor ve izleyicisi de ilgiyle üretimlerini izliyor o devasa sektörün.
devamını gör...
ece uslu
taş gibi oyuncudur, taş gibi hatundur. kara melek'ten beri takip ediyorum kendisini.
devamını gör...
sözlükte gerçekleri yazmak
gerçekler çoğu zaman acıdır.
sözlük sonra kebapçı ya dönmesin .
ardından arabeks müzik.
batsın bu dünya, kader utansın....
diye gider.
halka hallah....
sözlük sonra kebapçı ya dönmesin .
ardından arabeks müzik.
batsın bu dünya, kader utansın....
diye gider.
halka hallah....
devamını gör...
freud'un psikolojisi bozuk muydu sorusu
4 kızkardeşini toplama kampında kaybetmiş biri.aynı zaman da kokainman ve kadın düşmanı
çok normal denemez.
çok normal denemez.
devamını gör...
ece uslu
9 eylül 1974 doğumlu izmirli oyuncu.
dizilerini izleyenler bilir, gerçek bir oyuncudur, instagram takipçisine göre seçilen oyunculardan değildir. çok güzeldir ama güzelliğine güvenip oyunculuk yapmama gerek yok diyenlerden değildir.
oynadığı her sahneyi hissettirir.
karagül dizisini izleten sendin, özcan deniz değil
dizilerini izleyenler bilir, gerçek bir oyuncudur, instagram takipçisine göre seçilen oyunculardan değildir. çok güzeldir ama güzelliğine güvenip oyunculuk yapmama gerek yok diyenlerden değildir.
oynadığı her sahneyi hissettirir.
karagül dizisini izleten sendin, özcan deniz değil
devamını gör...
böceğin canını bağışlamak
bağışlanabilirliği çirkinliği ile doğru orantılıdır.
çok mide bulandırıcıysa tiksine tiksine katlederim. güzele zaten söz yok.
çok mide bulandırıcıysa tiksine tiksine katlederim. güzele zaten söz yok.
devamını gör...
garsondan istenen karabiberin gecikmesi veya hiç gelmemesi
vardır böyle bir şey. aile bireyleriyle, arkadaşlarınızla veya yalnızken bir mekâna gidersiniz. yemek önünüze gelir, tuz ve pul biber de ek olarak gelmiştir masaya ve ondan faydalanırsınız. akabinde değirmende karabiber istersiniz. çünkü karabiber değirmende gelebiliyorsa değirmende gelmelidir, tuzluktaki karabiber de nedir? garsona ''garsüüüünn!'' diye seslenir ve değirmende karabiber istersiniz. garson ''peki'' der ve siz yalnızsanız telefonunuza, değilseniz dostlarınıza dönersiniz. muhabbet koyulaşır, yemekler yenmeye başlanır ve eğlence kaplar ortamı. fakat unutulmuş olan o değirmen karabiberi hatırlanınca eğlence yerini merak unsuru - telaş - beklemekten doğan sinir üçlüsüne bırakır.
garsona tekrar seslenilir. bu yinelenmiş seslenişin ilki kadar samimi ve istekli olmadığı garsonca da fark edilir ki garson korkarak ve iyiyi umarak yanınıza gelir. sorarsınız, ''ya bir değirmende karabiber vardı ne oldu ona?'' diye. garson soruş tarzınıza aşina değildir, değirmende karabiberi 2-3 yıllık popülerlik macerasından sonra unutulup giden ve klipleri youtube'da 50 bin civarı izlenen müzik grubuna benzetir. ''öyle bir müzik grubu tanımıyorum efendim.'' diye safça bir cevap alırsınız. iyice sinirlenip üslubunuzu sertleştirirsiniz, aranız bozuktur artık.
''kardeş, iş misin sipariş misin? değirmende karabiber istemiştim. hiç garsona müzik grubu soracak bir tipe benziyor muyum uzaktan? ver lan karabiberimi!'' diye normalde hiç sarf etmeyeceğiniz cümleler çıkar ağzınızdan. etrafınıza şaşkınlık verir, onları korkutursunuz bir süre. onların korkusu size de yansır ve o eski sahte kibarlığınıza dönmeye çalışırsınız. çevrenizdekiler bu sahteliğe aynıyla karşılık verir fakat az önceki sinirli hâlinize denk gelmişlerdir artık bir kere. dönüşü kolay olmaz. ama o karabiber de bir türlü gelmemektedir be kardeşim! artık o değirmende don kişot ile hayali düşmanları mı savaşıyor, en akıllı görünenler yoğurt mu öğütüyor, karabiber niyetine buğday alıp una mı döndürüyor birileri... bir türlü bilinmiyor o değirmende karabiberin çakmak misali nereye kaybolduğu.
artık serdar ortaç'a bağlayıp ''karabiberiiiimm'' diye bağırmaya başlamadan yemeğinizi bitirmeye ve çekip gitmeye uğraşırsınız. bu aciz ve sonunu kabullenmiş hedefinizden çevrenize de bahsedersiniz. onlar da ''daha tatlı yemedik ismet? biraz daha oturalım sonra kalkarız.'' der onlara göre gayet normal, size göreyse acımasız bir tavırla. korku kaplar içinizi. acaba garson değirmende karabiberi tatlının yanında mı getirecektir? tatlı ve baharatı birleştirerek türk usulü yeni bir tescilli tat mı üretmek istemektedir? çevrenizdekiler de acaba bu gizli senaryonun içinde midir? (bkz: şanslı masa) programı tadında bir kamera şakası mıdır maruz kaldığınız? artık bu soruları kenara iterek garsona son bir seslenişiniz olur. ''tamam garson, yenildim, sen kazandın ulan'' dercesine bir sesleniş. garson tatlı isteklerini kabul eder ve bu sefer hiç de bekletmeden getirir tatlıları.
masa altından da cebinize gizli bir not bırakır. siz herkesin içinde bu notu okumaya halkın hazır olmadığını düşünür ve tuvalete gitmek için izin istersiniz. notu okuyunca çıkışta garsonla göz göze gelir ve birbirinizi anlarsınız. bu çokça unutulan mesajı bir kere daha size hatırlattığı için teşekkür edersiniz ona içten içe. notu yanlışlıkla düşürürsünüz ve dostlarınızdan biri okuyup şaşkınlıkla karışık üzülür.
''karabiber gecikir, belki hiç gelmez. bir dost...''
garsona tekrar seslenilir. bu yinelenmiş seslenişin ilki kadar samimi ve istekli olmadığı garsonca da fark edilir ki garson korkarak ve iyiyi umarak yanınıza gelir. sorarsınız, ''ya bir değirmende karabiber vardı ne oldu ona?'' diye. garson soruş tarzınıza aşina değildir, değirmende karabiberi 2-3 yıllık popülerlik macerasından sonra unutulup giden ve klipleri youtube'da 50 bin civarı izlenen müzik grubuna benzetir. ''öyle bir müzik grubu tanımıyorum efendim.'' diye safça bir cevap alırsınız. iyice sinirlenip üslubunuzu sertleştirirsiniz, aranız bozuktur artık.
''kardeş, iş misin sipariş misin? değirmende karabiber istemiştim. hiç garsona müzik grubu soracak bir tipe benziyor muyum uzaktan? ver lan karabiberimi!'' diye normalde hiç sarf etmeyeceğiniz cümleler çıkar ağzınızdan. etrafınıza şaşkınlık verir, onları korkutursunuz bir süre. onların korkusu size de yansır ve o eski sahte kibarlığınıza dönmeye çalışırsınız. çevrenizdekiler bu sahteliğe aynıyla karşılık verir fakat az önceki sinirli hâlinize denk gelmişlerdir artık bir kere. dönüşü kolay olmaz. ama o karabiber de bir türlü gelmemektedir be kardeşim! artık o değirmende don kişot ile hayali düşmanları mı savaşıyor, en akıllı görünenler yoğurt mu öğütüyor, karabiber niyetine buğday alıp una mı döndürüyor birileri... bir türlü bilinmiyor o değirmende karabiberin çakmak misali nereye kaybolduğu.
artık serdar ortaç'a bağlayıp ''karabiberiiiimm'' diye bağırmaya başlamadan yemeğinizi bitirmeye ve çekip gitmeye uğraşırsınız. bu aciz ve sonunu kabullenmiş hedefinizden çevrenize de bahsedersiniz. onlar da ''daha tatlı yemedik ismet? biraz daha oturalım sonra kalkarız.'' der onlara göre gayet normal, size göreyse acımasız bir tavırla. korku kaplar içinizi. acaba garson değirmende karabiberi tatlının yanında mı getirecektir? tatlı ve baharatı birleştirerek türk usulü yeni bir tescilli tat mı üretmek istemektedir? çevrenizdekiler de acaba bu gizli senaryonun içinde midir? (bkz: şanslı masa) programı tadında bir kamera şakası mıdır maruz kaldığınız? artık bu soruları kenara iterek garsona son bir seslenişiniz olur. ''tamam garson, yenildim, sen kazandın ulan'' dercesine bir sesleniş. garson tatlı isteklerini kabul eder ve bu sefer hiç de bekletmeden getirir tatlıları.
masa altından da cebinize gizli bir not bırakır. siz herkesin içinde bu notu okumaya halkın hazır olmadığını düşünür ve tuvalete gitmek için izin istersiniz. notu okuyunca çıkışta garsonla göz göze gelir ve birbirinizi anlarsınız. bu çokça unutulan mesajı bir kere daha size hatırlattığı için teşekkür edersiniz ona içten içe. notu yanlışlıkla düşürürsünüz ve dostlarınızdan biri okuyup şaşkınlıkla karışık üzülür.
''karabiber gecikir, belki hiç gelmez. bir dost...''
devamını gör...
insanların yanında zoraki kibar olmak
biraz önce bir mağaza çalışanı hava almaya dışarı çıktı ve gayrihtiyari " yaprak kımıldamıyor a**" dedi anında öksürdü yanına gelen adama "nasılsınız beyefendi" dedi.
her ortamda kendimiz olabilsek keşke hzjz
her ortamda kendimiz olabilsek keşke hzjz
devamını gör...
türkiye'de bir kişinin mutluluğu için 32 bin tl gerek olması
32 bin lira para mı desem bi' dert, demesem bi' dert... yok yok diyeceğim... 32 bin lira para mı la? doğu demirkol diyor ya "o para o para değil" diye, heh o para 32 bin lira değil.
diğer taraftan, 32 bin lira altında kazanan için mutluluk kaynağı olabilir. asgari ücret içinse zaten x3 oluyor neredeyse. çalışanların çoğunun ortalamasının asgari ücrete sağdan yaklaştığını düşünürsek; araştırmaya hak verir gibi oldum.
yani bana maaşımın 3 katını kazanacaksın deseler, ben de bir süreliğine mutlu olurum. evet bir süre. çünkü parayla yaptığım eylemler, satın aldığım şeyler beni mutlu etmiyor. teselli etmek ve mutsuzluğumu dindirmek isteyen güzel qıslar ekleyebilir.
selam ve mutsuzluk ile!
diğer taraftan, 32 bin lira altında kazanan için mutluluk kaynağı olabilir. asgari ücret içinse zaten x3 oluyor neredeyse. çalışanların çoğunun ortalamasının asgari ücrete sağdan yaklaştığını düşünürsek; araştırmaya hak verir gibi oldum.
yani bana maaşımın 3 katını kazanacaksın deseler, ben de bir süreliğine mutlu olurum. evet bir süre. çünkü parayla yaptığım eylemler, satın aldığım şeyler beni mutlu etmiyor. teselli etmek ve mutsuzluğumu dindirmek isteyen güzel qıslar ekleyebilir.
selam ve mutsuzluk ile!
devamını gör...


