zaman tüneli
deli dolu insan
benim hic hoşlaşmadigim, yaka silktigim insan deli dolu insandır. bir kere patavatsız olurlar. delidir ne yapsa yeridir diyecegimizi düşünür olduklarından olsa gerek ağızlarına geleni langadanak söylerler. sürekli bir neşeli halleri vardır. ister istemez cıvık olurlar. genelde de iç dünyalarında fırtınalar kopar. neyse ya, uzatmayalım, sevmiyorum deli dolu insan.
devamını gör...
misery business
paramore'un en enerjik albümlerinden biri olan riot! albümünde yer alan kıpır kıpır şarkı. hızlı ve enerjik davulları basit riffler ile süsleniyor. josh ve zac farro kardeşler şarkının hakkını teslim eder. özellikle şarkının 2.27 gibi başlayan kısa solosu öncesinde hafiften yükleniş benim çok hoşuma gidiyor. hayley williams'ın emo-/pop-punk vokali bu şarkıda kendini ön plana atıyor. sözleriyse bir süre tartışma yaratan bazı ifadeler içeriyor. "once a whore, you're nothing more / i'm sorry, that'll never change." kısmında okullarda huzur kaçıran mean girls tipindeki plastik kötü kız tiplere gönderme olsa da özellikle feminist çevre tarafından ciddi şekilde eleştirilmiş, bunun ardından hayley bu ifade için gençlik hatası diyerek özür dilemiştir.
klibi ise şarkıyı tamamen yansıtır. okulda her türlü pisliği yapan makyaj güzeli plastik ablamız her türlü şeytanlığı yapıp okulu birbirine katar. o sırada grup arkadaşlarıyla birlikte ateş gibi turuncu saçlarıyla ortaya çıkan hayley, anarşist tavırlarıyla bu kızı kıstırır ve makyajını silerek madara eder. amerikan gençlik filmlerinden çıkmış gibi bir kliptir. özellikle 2000'li yıllara kadar erkek egemenliğinde olan pop punk akımına karşı güçlü bir ayakta duruş da sergilemiştir hayley.
klipteki saç çekişler, itişip kakışmalar, makyaj temizlemeler sadece bir klip unsuru değildir. ezilen ve eksik görülen tiplerin de güçlü olabileceğinin göstergesidir. bu duruş sosyal ve müzikal dinamikleri hiperbolize eder.
klibi ise şarkıyı tamamen yansıtır. okulda her türlü pisliği yapan makyaj güzeli plastik ablamız her türlü şeytanlığı yapıp okulu birbirine katar. o sırada grup arkadaşlarıyla birlikte ateş gibi turuncu saçlarıyla ortaya çıkan hayley, anarşist tavırlarıyla bu kızı kıstırır ve makyajını silerek madara eder. amerikan gençlik filmlerinden çıkmış gibi bir kliptir. özellikle 2000'li yıllara kadar erkek egemenliğinde olan pop punk akımına karşı güçlü bir ayakta duruş da sergilemiştir hayley.
klipteki saç çekişler, itişip kakışmalar, makyaj temizlemeler sadece bir klip unsuru değildir. ezilen ve eksik görülen tiplerin de güçlü olabileceğinin göstergesidir. bu duruş sosyal ve müzikal dinamikleri hiperbolize eder.
devamını gör...
enemy at the gates
bir jean jacques annaud filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen jean jacques annaud ve alain godard birlikte yazmıştır. filmde jude law, rachel weisz, joseph finnes, bob hoskins, ron perlman, eva mattes ve çok büyük oyuncu ed harris rol almıştır.
ikinci dünya savaşı filmleri bitmiyor. öyle görünüyor ki bitmeyecek. bu filmde ikinci dünya savaşı esnasında yaşanan gerçek bir olaya dayanarak çekilmiş bir filmdir.
gönüllü olarak savaşa katılan bir rus asker ilk çatışmada keskin nişancılığı ile bir sovyet kahramanı olarak anılmaya başlar. ve bu genç adam psikolojik bir savaş taktiği olarak sürekli olarak övülür.
karşısında ise kendisinden yaşça ve rütbe olarak çok daha büyük olan bir alman subay vardır. bu binbaşı da en az sovyet asker kadar iyi bir keskin nişancıdır.
hem jude law hem de elbette ed harris çok iyi performanslar sergilemişler ama benim için bob hoskins ve joseph finnes'in performansı gerçekten filmdeki en iyi performaslardı.
daha iyilerini izlemiş olsam da gerçekten çok iyi bir filmdi.

filmin senaryosunu da yönetmen jean jacques annaud ve alain godard birlikte yazmıştır. filmde jude law, rachel weisz, joseph finnes, bob hoskins, ron perlman, eva mattes ve çok büyük oyuncu ed harris rol almıştır.
ikinci dünya savaşı filmleri bitmiyor. öyle görünüyor ki bitmeyecek. bu filmde ikinci dünya savaşı esnasında yaşanan gerçek bir olaya dayanarak çekilmiş bir filmdir.
gönüllü olarak savaşa katılan bir rus asker ilk çatışmada keskin nişancılığı ile bir sovyet kahramanı olarak anılmaya başlar. ve bu genç adam psikolojik bir savaş taktiği olarak sürekli olarak övülür.
karşısında ise kendisinden yaşça ve rütbe olarak çok daha büyük olan bir alman subay vardır. bu binbaşı da en az sovyet asker kadar iyi bir keskin nişancıdır.
hem jude law hem de elbette ed harris çok iyi performanslar sergilemişler ama benim için bob hoskins ve joseph finnes'in performansı gerçekten filmdeki en iyi performaslardı.
daha iyilerini izlemiş olsam da gerçekten çok iyi bir filmdi.
devamını gör...
kocasına can eşim bal kocam beyim diye hitap eden hanımlar
erkeğini yücelten kadınlar erkeğiyle birlikte yücelir.
kedi anneleri bu bilince varamaz.
kedi anneleri bu bilince varamaz.
devamını gör...
günaydın sözlük
"kaç kişiydik şimdi pek hatırlamıyorum.
bir pazartesiyi uzun uzun konuştuk.
yüz librelik bir denizi oracıkta tükettik" *
dündü bu. denize kavuştum, aşkımı tazeledim, içime çektim. aynı koyda, mavi göğün altında, güneşli gün, mavi deniz...
şahane bir pazartesi olsun, günaydın sözlük.*
bir pazartesiyi uzun uzun konuştuk.
yüz librelik bir denizi oracıkta tükettik" *
dündü bu. denize kavuştum, aşkımı tazeledim, içime çektim. aynı koyda, mavi göğün altında, güneşli gün, mavi deniz...
şahane bir pazartesi olsun, günaydın sözlük.*
devamını gör...
50. yıl tahran anadolu lisesi
kadıköy'de bir okul.
bilmez etmezdim, zaten anadolunun bir ilçesindeki bir adam nereden bilsin kadıköy'deki bir liseyi?
o'nun buradan mezun olduğunu öğrendiğimde de, e iyi demiştim ne var bunda.
yıllar sonra ilk defa önünden geçtim, bitip gittikten sonra her şey. vay arkadaş dedim. o da bu kaldırımlarda yürüdü, o da şu bahçeden geçti girdi sınıfına.
sonra yürüdüm devam ettim.
benzer bir ruh halini dtcf önünden geçerken yaşamıştım.
ama o hiç bir zaman benim okullarımın önünden geçemeyecek. benim hissettiklerimi hissedemeyecek. bu da ona (ya da bana) kapak olsun.
bilmez etmezdim, zaten anadolunun bir ilçesindeki bir adam nereden bilsin kadıköy'deki bir liseyi?
o'nun buradan mezun olduğunu öğrendiğimde de, e iyi demiştim ne var bunda.
yıllar sonra ilk defa önünden geçtim, bitip gittikten sonra her şey. vay arkadaş dedim. o da bu kaldırımlarda yürüdü, o da şu bahçeden geçti girdi sınıfına.
sonra yürüdüm devam ettim.
benzer bir ruh halini dtcf önünden geçerken yaşamıştım.
ama o hiç bir zaman benim okullarımın önünden geçemeyecek. benim hissettiklerimi hissedemeyecek. bu da ona (ya da bana) kapak olsun.
devamını gör...
sözlük yazarlarının ilk girdiği entry
devamını gör...
ruhu güzel insanlar
hayatin batin yaninin olgun meyveleridir. degerlerinin bilindigi yerde guclenerek buyurler. tez zamanda bu alemde de birbirlerini bulmalari temennisiyle..
devamını gör...
yıldızlardan düştük
kendi besteleriyle ayrı bir sese sahip olan sanatçı.
bir sigara dumanı, sarar bütün yaramı
sana hatırlatır senin olmayanı
bir yürek acısı, bir rakı masası
mezesi kokusu, içimde telaşı
bir kaldırım taşı, bir otobüs durağı
sana hatırlatır, senin olmayanı
bir güzel anısı, bir badem ağacı
çiçeği saçında, başımın belası
bir sigara dumanı, sarar bütün yaramı
sana hatırlatır senin olmayanı
bir yürek acısı, bir rakı masası
mezesi kokusu, içimde telaşı
bir kaldırım taşı, bir otobüs durağı
sana hatırlatır, senin olmayanı
bir güzel anısı, bir badem ağacı
çiçeği saçında, başımın belası
devamını gör...
deli dolu insan
deliyim ama şu aralar biraz fazla doluyum.
devamını gör...
sözlük yazarlarının ilk girdiği entry
#1734001
ölmeyi bayilmak sandigim zamanlarimdan
ölmeyi bayilmak sandigim zamanlarimdan
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın canım sözlük.
güne trip atan mecnun gibi başladım.
ardı arkası kesilmez bir kaç saçma olay yaşadım geçen hafta işlerle alakalı.
bir türlü bitmedi de, komik olan kısmı o.
normalde başka şeylerle ilgilenmem* gerekirken bütün odağım bu saçmalıklar oldu, öf dedim artık.
kendimi ara sıra kubilaylaylaaaay kubilaylaylaaaay kubilay lay kubilay lay lay kubilaylaylaaaaaaayyy derken buluyorum. sanırım terapistim ev kredisini bir kaç yıl uzatarak doğruyu yaptı.
öderim ben, sıkıntı yok*
zaten kendimi bildim bileli sağlıklı bir psikolojiye sahip olduğumu hiç iddia etmedim. işin en eğlenceli kısmı da bu.
mahalle yansa ya ben yakıyorumdur ya da tarağımla şöyle ayna karşısında fön çekiyorumdur yani.
diğer türlüsü sıkıcı be, o ne öyle dümdüz insan mı olunur?
kendime onu yakıştırmadım, öyle bir şey yaşamayacağım da(umarım)
ara sıra geçmişe bakıyorum ama bir ses ardıma bakmamam gerektiğini ve at ihtimalini düşündürüyor.
öyle bir şey işte.
siz ne yaptınız?
yoğunluktan bakamadım pek de, kavgalarınızı yaptınız mı?
nickaltında birbirinize laf sokmalı entryler falan?
hasedinizden çatladınız mı yine?*
ağzınızdan çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğunu aynı yerde kesişmesine rağmen algılamamakta çok isyankar mısınız yine?
(evet annecim, çok l&m oldu bu tanım)
sadistçe mi?
evet.
'^%+(& mi?
hayır.
severim çünkü.
zamanında az mı bekledik saatinin gelmesini, az mı sevgili adayına yalanlar söyledik işimiz var diye.
zaten o gün ve saate yalan söyleyenlerle yolumuza devam ettik.
kanalı yakalamak önemliydi biraz, he niye itiraf edip oturup birlikte izlemediğimiz saçmalığı da onlarla benim özel hayatım. o kadarını anlatmayalım istersen.
ohh, sabah sabah güzel saçmaladım.
mesajımı da verip, gidip bir kahve demleyeyim.
(i: yeminim var yeminim var.
senden başka sevemem yar.
adını yazdım yollara, bizi bekler yarınlar!
iyi dersler arkadaşlar.)
güne trip atan mecnun gibi başladım.
ardı arkası kesilmez bir kaç saçma olay yaşadım geçen hafta işlerle alakalı.
bir türlü bitmedi de, komik olan kısmı o.
normalde başka şeylerle ilgilenmem* gerekirken bütün odağım bu saçmalıklar oldu, öf dedim artık.
kendimi ara sıra kubilaylaylaaaay kubilaylaylaaaay kubilay lay kubilay lay lay kubilaylaylaaaaaaayyy derken buluyorum. sanırım terapistim ev kredisini bir kaç yıl uzatarak doğruyu yaptı.
öderim ben, sıkıntı yok*
zaten kendimi bildim bileli sağlıklı bir psikolojiye sahip olduğumu hiç iddia etmedim. işin en eğlenceli kısmı da bu.
mahalle yansa ya ben yakıyorumdur ya da tarağımla şöyle ayna karşısında fön çekiyorumdur yani.
diğer türlüsü sıkıcı be, o ne öyle dümdüz insan mı olunur?
kendime onu yakıştırmadım, öyle bir şey yaşamayacağım da(umarım)
ara sıra geçmişe bakıyorum ama bir ses ardıma bakmamam gerektiğini ve at ihtimalini düşündürüyor.
öyle bir şey işte.
siz ne yaptınız?
yoğunluktan bakamadım pek de, kavgalarınızı yaptınız mı?
nickaltında birbirinize laf sokmalı entryler falan?
hasedinizden çatladınız mı yine?*
ağzınızdan çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğunu aynı yerde kesişmesine rağmen algılamamakta çok isyankar mısınız yine?
(evet annecim, çok l&m oldu bu tanım)
sadistçe mi?
evet.
'^%+(& mi?
hayır.
severim çünkü.
zamanında az mı bekledik saatinin gelmesini, az mı sevgili adayına yalanlar söyledik işimiz var diye.
zaten o gün ve saate yalan söyleyenlerle yolumuza devam ettik.
kanalı yakalamak önemliydi biraz, he niye itiraf edip oturup birlikte izlemediğimiz saçmalığı da onlarla benim özel hayatım. o kadarını anlatmayalım istersen.
ohh, sabah sabah güzel saçmaladım.
mesajımı da verip, gidip bir kahve demleyeyim.
(i: yeminim var yeminim var.
senden başka sevemem yar.
adını yazdım yollara, bizi bekler yarınlar!
iyi dersler arkadaşlar.)
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
hayatta olan kişi.
bildiğin kalbi atıyor, akciğerlerine hava doluyor, midesi dolup boşalıyor falan.
şimdilik haberler bu kadar.
kibbye.
bildiğin kalbi atıyor, akciğerlerine hava doluyor, midesi dolup boşalıyor falan.
şimdilik haberler bu kadar.
kibbye.
devamını gör...
oto yorum
birkaç sene evvel trt haberde birileri eğlensin araba kullansın program yapıyorum ayağına parayı götürsün diye yayınlanan şey idi. program demeye dilim varmıyor.
güya inceleme yaptıkları aracın marka ve modelini söylemezlerdi, hatta logoyu bantla kapatırlardı.
logo kapatmak ne lan. sığır mısınız? neymiş, reklam olmasınmış.
tamam o zama seyirci tahmin etsin. bilene de arabayı verin, bu mudur?
senin benim vergilerimle araç kiralayıp programcılık oynadı, gezdi tozdu işte birileri. başka birileri de montaj kurgu vs diye ekmeğini yedi. ne güzel istanbul.
güya inceleme yaptıkları aracın marka ve modelini söylemezlerdi, hatta logoyu bantla kapatırlardı.
logo kapatmak ne lan. sığır mısınız? neymiş, reklam olmasınmış.
tamam o zama seyirci tahmin etsin. bilene de arabayı verin, bu mudur?
senin benim vergilerimle araç kiralayıp programcılık oynadı, gezdi tozdu işte birileri. başka birileri de montaj kurgu vs diye ekmeğini yedi. ne güzel istanbul.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
zihnim çok kalabalık...
sanki böyle sözler boğazımda tıkanıyor gibi.
ne canımı sıkıyor, ne beni benden uzaklaştırıyor bilmiyorum...
hala kendimi bulamıyorum, hala ben beni tanımıyorum.
sanki böyle sözler boğazımda tıkanıyor gibi.
ne canımı sıkıyor, ne beni benden uzaklaştırıyor bilmiyorum...
hala kendimi bulamıyorum, hala ben beni tanımıyorum.
devamını gör...
sansar salvo
dün babasın dövdüğü görüntüleri twitter'da paylasmiş şarkıcı. kendisini hiç tanımıyorum. oğluma kim bu sansar salvo diye sordum " boşver baba kendini deliliğe vuran müptezelin teki" dedi.
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
herkesin kendine göre bir derdi vardır.
yok ulan yok!
herkesin bir derdi falan yok!
sen her adımda düşüne düşüne anksiyete sahibi olurken o hiç düşünmeden yaşıyor. senin şiddet ve akran zorbalığına, ebeveyn ihmaline uğradığın zamanlar o annesi bakmasa da dadısı ile vakit geçiriyor. senin kendi kendine sabah uyanıp, kendi saçını kendin tarayıp da uyuyan annene eğilerek üniformanın fermuarını çeksin diye iki büklüm olduğun saatlerde onun dadısı saçlarını çeşit çeşit örgüler ve tokalarla süslüyor. o portakal suyu içtiği, ülkenin dört bir yanından ve yurt dışından getirtilen yiyecekleri yiyor.
senin evinin yakınlardaki kaynakçının çırağının peşine takılıp da korku hengamesi ile gittiğin okula, o şoförü ile gidiyor.
beslenme saatinde bile babası bin lira fazla kazanan çocuğun kim olduğu belli olur.
bir kere zengin insan çirkin olamaz.
hem "fakirin hastası, zenginin oro...pusu sorulmaz" derdi anneannem.
yani unutun türk sinemasının klişelerini, onların hepsi sizi uyutmak için uydurulan şeylerdi.
yok ulan yok!
herkesin bir derdi falan yok!
sen her adımda düşüne düşüne anksiyete sahibi olurken o hiç düşünmeden yaşıyor. senin şiddet ve akran zorbalığına, ebeveyn ihmaline uğradığın zamanlar o annesi bakmasa da dadısı ile vakit geçiriyor. senin kendi kendine sabah uyanıp, kendi saçını kendin tarayıp da uyuyan annene eğilerek üniformanın fermuarını çeksin diye iki büklüm olduğun saatlerde onun dadısı saçlarını çeşit çeşit örgüler ve tokalarla süslüyor. o portakal suyu içtiği, ülkenin dört bir yanından ve yurt dışından getirtilen yiyecekleri yiyor.
senin evinin yakınlardaki kaynakçının çırağının peşine takılıp da korku hengamesi ile gittiğin okula, o şoförü ile gidiyor.
beslenme saatinde bile babası bin lira fazla kazanan çocuğun kim olduğu belli olur.
bir kere zengin insan çirkin olamaz.
hem "fakirin hastası, zenginin oro...pusu sorulmaz" derdi anneannem.
yani unutun türk sinemasının klişelerini, onların hepsi sizi uyutmak için uydurulan şeylerdi.
devamını gör...


