zaman tüneli
kalp kırmak
sanal mecrada kalbi kırılan cidden varsa katıksız aptal ya da eziktir. nasıl hayatta kalıyorlar anlamıyorum.
kalbiniz kırılacak kadar hassas iseniz fazla yaşamazsınız.(bkz: swh) süt çocuğu olmamak lazım.
kalbiniz kırılacak kadar hassas iseniz fazla yaşamazsınız.(bkz: swh) süt çocuğu olmamak lazım.
devamını gör...
28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı
olm bunlar 25 kişiyle falan mı oynuyor? bu nasıl sahaya yerleşmek, akıl tutulması resmen.
başımıza gelene bak.
başımıza gelene bak.
devamını gör...
at yarışı oynamak
14-18 yaş aralığını ganyan bayilerinde geçirmeme sebep oldu. varımı yoğumu (ki allah’tan insanın o yaşta pek varı yoğu olmuyor) ganyana basıp eve yürüyerek dönmek dışında pek iç açıcı bir hatıram yok. tekli, çifte, yarım altılı vs bahislerde kazandığımız hiçbir meblağdan hayır görmedik. bir dönem, özellikle bülten takibinden ziyade yarış hafızasıyla bu tür bahislerden tatmin edici miktarlar kazandığımız oldu ama genellikle sonraki günlerde bahis çeşitlendirip geri vermekten başka bir işe yaramadı.
yalnız hiç unutamadığım bir olay var ki, at yarışından soğumamda baya etkisi olmuştur.
bayinin kulağı kesik eski atçılarından biri bir tüyo almış. ki normaldir, herkes her yerden bir tüyo alır; yok ata hafta içi bilmem ne iğnesi basmışlar, yok hastaymış, yok işte jokeyin emmioğluyla bilmem ne atının sahibi galeri açmış (ya arkadaş bu nasıl bir bilgi allasen), yok şöyle şike dönüyormuş vs. sen sabah akşam bülten karıştırıp kumda çimde sprint verisi kovala dur.
neyse bu abi ortama girip tabela ayağında (hangi ayak tam emin değilim ama çok çarpıcı iddiaydı, tabela olsa gerek) ismi cismi olmayan (belki eskiden bir maiden koşusu almış) bir at için ‘açık ara alacak’ dedi. herkes bir anlığına bültenlere baktı ve “yok ebenin” nevinden tepkiler, gülüşmeler vs. şöyle söyleyeyim; bahsettiği at değil. sahibi çıkıp “ya aslında bu at değil, soyacağını biz de bilmiyoruz ama goygoyuna yarışa soktuk” diye açıklama yapsa kimse için bir şey değişmez. bültenlerde ona dair yorumu bırak, puanlama yok, yanına çizik falan atmışlar. yarışı bitirmesi iyi bir şey sayılır ama yarı yolda jokey yuları asılıp ahıra çekse kimse fark etmez. öyle bir sürpriz.
ama tüyocu abi o kadar emin ki kendinden, ben tek geçicem, diyor. alla alla! adam tabelayı tek geçecek, hem de kimsenin dikkatini bile çekmemiş bir atla! tüyonun kaynağına dair ser verip sır vermemesi ve kendinden bu denli emin olması kalbalıkta bir tereddüt yarattı açıkçası. bazıları “abi tamam tüyo almışsın da bari yanına favori yaz” falan dedi ama oralı olmadı. onun etkisiyle birkaç kişi daha plan değişikliğine gidip o atı yazdı, tabi onlar tek geçmedi. ama o abi de dahil, o tayfa tabela’ya varmadan yattı. sanırım tüyocu cüzi bir miktarla tabelaya tekli oynadı.
neyse uzatmayayım; o ayak o atın 17-18 boy fark atmasıyla sonuçlandı. o gün bu konuya dair tüyosu olmayan tek bir kişi bile onu yazmış olamayacağından herkesin altılısı yatmıştır. o gün birileri sağlam bir altılı parası kaldırmıştır.
sonra at yarışına dair olabilecek bütün olumsuzluklar seri şekilde gelmeye başladı:
birkaç gün sonra tek geçtiğim bir atı sağrısındaki iki at çaprazlama sıkıştırıp geri attılar (ki ilk defa o zaman bir yarışta bu kadar saçma bir durum gördüm), benim atın jokeyi de sinirlenip öndeki jokeye kamçı vurdu (vay arkadaş, iyi ki bir tek geçtik) haliyle ceza almayayım diye (öyle dediler, bilemiyorum) yarış sonu protesto çekmedi ve o yarış da yalan oldu.
adamın biri bayiye geldi, maaşı yeni almış, 1-2 ayak oynayıp gidicem, işim var, dedi. ve kumarın ne menem bir şey olduğunu anlatmak için canlandırma olarak çekilen bütün sahneleri gözümün önünde yaşadı. tek ganyanı yattı, altılısı yattı, sonraki yarışa biraz yükselerek bir şeyler oynadı, o da yattı. sonra bu biraz daha hırs yaptı, yüksekten 1-2 oyun daha yaptı ve klasik seriye bağladı. daha sonra zaten gideni geri alma hevesiyle yüksek oranlı bahisler devam etti. son ayakta kalan parasını yine teklide yüksek bahise bastı. adam da o kadar şanssız ki, aslında mantıksız oynamıyor ama hangi ata oynasa o yarışta o at nal topluyor. adamın o hızlı mikro iflası o kadar dikkat çekti ki, millet kendi yatırdığını bırakıp bunu takip etmeye başladı, hakikaten hepimiz de bir noktada artık kazanmasını ve o dramın sona ermesini istedik. son ayakta herkeste bir umut var, en çok da o adam umutlu. start alınır alınmaz adamın yazdığı atın bir şey yapmayacağı anlaşıldı. bazen çok geriye düşen at sonradan toplar gelir ama bazı atların daha çıkıştan itibaren bir şey yapmayacağını anlarsın, yarış boyunca adı sunumda geçmez. adam “hadi oğlum” dedikçe at daha da bi yığılıyor, çevresindeki insanlar “abi gelmez artık” diyorlar, adam kabullenmek istemiyor. yarışın bitişiyle öyle kalakaldı ayakta, bazıları teselli niyetine omzuna vurdu, “olur öyle boşver” dediler, adamın gözler doldu. eve gitse maaş yok, hanıma çocuklara diyeceği bir şey yok. o yaştaki adamı dışarıda köşede baya baya ağlarken gördüm.
sonra baya yakın arkadaş olduklarını bildiğim kişilerin ganyan belasına birbirlerine girdiğine şahit oldum. biri kazanmış, öteki diyor ki, e kazandın madem borcunu ver. bu da, en azından o anda vermek istemiyor, yarına ganyan yapacak. restleşmeler, küfürler vs.
böyle ardı ardına saçma sapan şeyler görmek beni bir soğuttu. bir süre ganyan bayiinden ayağımı kesip evden yarış izledim. oynamayınca at yarışı acayip sıkıcı bir hal almaya başlıyor. ben öylelikle paçayı kurtardım, arkadaşlarım bir süre daha devam ettiler. tabi süreklilik için para lazım, bir yerden sonra onlar da bıraktı.
fazla içine düşünce çok cezbedici bir heyecan, o nedenle baya kötü bir bağımlılık. en azından bende “haftada bir keyfine oynayayım” gibi bir kontrolün emaresi bile yoktu, diyebilirim.
halis karataş’ın hangi birlikte askerlik yaptığına dair (doğruluğunu teyit edemediğim) bir bilgiye sahibim mesela. hangi manyak paylaştıysa artık, aklımdan hiç çıkmıyor.
yalnız hiç unutamadığım bir olay var ki, at yarışından soğumamda baya etkisi olmuştur.
bayinin kulağı kesik eski atçılarından biri bir tüyo almış. ki normaldir, herkes her yerden bir tüyo alır; yok ata hafta içi bilmem ne iğnesi basmışlar, yok hastaymış, yok işte jokeyin emmioğluyla bilmem ne atının sahibi galeri açmış (ya arkadaş bu nasıl bir bilgi allasen), yok şöyle şike dönüyormuş vs. sen sabah akşam bülten karıştırıp kumda çimde sprint verisi kovala dur.
neyse bu abi ortama girip tabela ayağında (hangi ayak tam emin değilim ama çok çarpıcı iddiaydı, tabela olsa gerek) ismi cismi olmayan (belki eskiden bir maiden koşusu almış) bir at için ‘açık ara alacak’ dedi. herkes bir anlığına bültenlere baktı ve “yok ebenin” nevinden tepkiler, gülüşmeler vs. şöyle söyleyeyim; bahsettiği at değil. sahibi çıkıp “ya aslında bu at değil, soyacağını biz de bilmiyoruz ama goygoyuna yarışa soktuk” diye açıklama yapsa kimse için bir şey değişmez. bültenlerde ona dair yorumu bırak, puanlama yok, yanına çizik falan atmışlar. yarışı bitirmesi iyi bir şey sayılır ama yarı yolda jokey yuları asılıp ahıra çekse kimse fark etmez. öyle bir sürpriz.
ama tüyocu abi o kadar emin ki kendinden, ben tek geçicem, diyor. alla alla! adam tabelayı tek geçecek, hem de kimsenin dikkatini bile çekmemiş bir atla! tüyonun kaynağına dair ser verip sır vermemesi ve kendinden bu denli emin olması kalbalıkta bir tereddüt yarattı açıkçası. bazıları “abi tamam tüyo almışsın da bari yanına favori yaz” falan dedi ama oralı olmadı. onun etkisiyle birkaç kişi daha plan değişikliğine gidip o atı yazdı, tabi onlar tek geçmedi. ama o abi de dahil, o tayfa tabela’ya varmadan yattı. sanırım tüyocu cüzi bir miktarla tabelaya tekli oynadı.
neyse uzatmayayım; o ayak o atın 17-18 boy fark atmasıyla sonuçlandı. o gün bu konuya dair tüyosu olmayan tek bir kişi bile onu yazmış olamayacağından herkesin altılısı yatmıştır. o gün birileri sağlam bir altılı parası kaldırmıştır.
sonra at yarışına dair olabilecek bütün olumsuzluklar seri şekilde gelmeye başladı:
birkaç gün sonra tek geçtiğim bir atı sağrısındaki iki at çaprazlama sıkıştırıp geri attılar (ki ilk defa o zaman bir yarışta bu kadar saçma bir durum gördüm), benim atın jokeyi de sinirlenip öndeki jokeye kamçı vurdu (vay arkadaş, iyi ki bir tek geçtik) haliyle ceza almayayım diye (öyle dediler, bilemiyorum) yarış sonu protesto çekmedi ve o yarış da yalan oldu.
adamın biri bayiye geldi, maaşı yeni almış, 1-2 ayak oynayıp gidicem, işim var, dedi. ve kumarın ne menem bir şey olduğunu anlatmak için canlandırma olarak çekilen bütün sahneleri gözümün önünde yaşadı. tek ganyanı yattı, altılısı yattı, sonraki yarışa biraz yükselerek bir şeyler oynadı, o da yattı. sonra bu biraz daha hırs yaptı, yüksekten 1-2 oyun daha yaptı ve klasik seriye bağladı. daha sonra zaten gideni geri alma hevesiyle yüksek oranlı bahisler devam etti. son ayakta kalan parasını yine teklide yüksek bahise bastı. adam da o kadar şanssız ki, aslında mantıksız oynamıyor ama hangi ata oynasa o yarışta o at nal topluyor. adamın o hızlı mikro iflası o kadar dikkat çekti ki, millet kendi yatırdığını bırakıp bunu takip etmeye başladı, hakikaten hepimiz de bir noktada artık kazanmasını ve o dramın sona ermesini istedik. son ayakta herkeste bir umut var, en çok da o adam umutlu. start alınır alınmaz adamın yazdığı atın bir şey yapmayacağı anlaşıldı. bazen çok geriye düşen at sonradan toplar gelir ama bazı atların daha çıkıştan itibaren bir şey yapmayacağını anlarsın, yarış boyunca adı sunumda geçmez. adam “hadi oğlum” dedikçe at daha da bi yığılıyor, çevresindeki insanlar “abi gelmez artık” diyorlar, adam kabullenmek istemiyor. yarışın bitişiyle öyle kalakaldı ayakta, bazıları teselli niyetine omzuna vurdu, “olur öyle boşver” dediler, adamın gözler doldu. eve gitse maaş yok, hanıma çocuklara diyeceği bir şey yok. o yaştaki adamı dışarıda köşede baya baya ağlarken gördüm.
sonra baya yakın arkadaş olduklarını bildiğim kişilerin ganyan belasına birbirlerine girdiğine şahit oldum. biri kazanmış, öteki diyor ki, e kazandın madem borcunu ver. bu da, en azından o anda vermek istemiyor, yarına ganyan yapacak. restleşmeler, küfürler vs.
böyle ardı ardına saçma sapan şeyler görmek beni bir soğuttu. bir süre ganyan bayiinden ayağımı kesip evden yarış izledim. oynamayınca at yarışı acayip sıkıcı bir hal almaya başlıyor. ben öylelikle paçayı kurtardım, arkadaşlarım bir süre daha devam ettiler. tabi süreklilik için para lazım, bir yerden sonra onlar da bıraktı.
fazla içine düşünce çok cezbedici bir heyecan, o nedenle baya kötü bir bağımlılık. en azından bende “haftada bir keyfine oynayayım” gibi bir kontrolün emaresi bile yoktu, diyebilirim.
halis karataş’ın hangi birlikte askerlik yaptığına dair (doğruluğunu teyit edemediğim) bir bilgiye sahibim mesela. hangi manyak paylaştıysa artık, aklımdan hiç çıkmıyor.
devamını gör...
amerika dostumuz feda olsun postumuz
trumpla kanka olduğunu sananların mottosu.
devamını gör...
üst kattaki komşudan gelen ah oh sesleri
sondaj çalışması yapılıyor. sondaj ne kadar derinse ahlar ve ohlar da o kadar yüksek ve gürültülü çıkıyor.
devamını gör...
üst kattaki komşudan gelen ah oh sesleri
alt komşudan gelen ayağın yok mu senin barış alper seslerine karışmıştır. konsept ürküttü açıkçası.
devamını gör...
yazarların yazar takip etme kriterleri
yazdıkları, üslubu. bir de muhabbeti güzelse takip ederim.
devamını gör...
üst kattaki komşudan gelen ah oh sesleri
yan komşudan gelen hell yeaahhhhh seslerinden iyidir.
devamını gör...
yüz maskesi yapan erkek
siyah noktalarını gidermeye çalışan erkektir.
yüz maskesi yapar ama on beş gündür yıkanmamıştır. pis mendebur lanet.
yüz maskesi yapar ama on beş gündür yıkanmamıştır. pis mendebur lanet.
devamını gör...
üst kattaki komşudan gelen ah oh sesleri
akşam akşam yine gelen seslerdir. tamam gençler kanları kaynıyor diyoruz ama yarın işe gidicez be kardeşim. hem ah oh sesleri hem de karyola gıcırtısı. ayıptır
devamını gör...
yüz maskesi yapan erkek
bu bir yazarsa (bkz: bir yazarı yanağından ısırmak).
hijyen önemlidir.
hijyen önemlidir.
devamını gör...
fiyonk bağlarken dikkat edilecek hususlar
beni zerre ilgilendirmeyen hususlar sadece fiyongun o son iplerini keserken biri kısa biri uzun olsun, üç parmak. demin söyledim bunu.
devamını gör...
amerika dostumuz feda olsun postumuz
ben bir tık kırgınım amerika’ya. üzdüler beni.
devamını gör...
sarhoş bir insanın en çekilmez olduğu an
sol frame başlıklarının içinden geçmesi anıdır.
devamını gör...
28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı
bunlar 10 kişi kalsa gene kafa kafaya oynayamayız.
orçocukları çok güçlü arkadaşlar
orçocukları çok güçlü arkadaşlar
devamını gör...
28 ocak 2026 manchester city galatasaray maçı
maçın hakemi ispanyol
guardilo da ispanyol
uefamafia iş başında
guardilo da ispanyol
uefamafia iş başında
devamını gör...
abdülkerim bardakçı
haaland tarafından madara edilen topçu. sikltir git boksla uğraş, futbol senin neyine.
devamını gör...
al yapıştır bunu diyen maketçi
maket yapmayı seven maketçidir. bunları yazdık. sanata maket desek ne olur diye tartıştık falan.
devamını gör...
keyif almak için kafaya guguk kuşu bağlayan tip
tuhaf tip, guguk kuşu da garibim duruyor öyle bağlanmış.
devamını gör...
