zaman tüneli
oruç tutana saygısı olmayan insan
bir gün bir mekanda iftardayız. konsept açık büfe ve çalışanlar vızır vızır. hiç durmuyorlar. top patlamadan hemen önce masalara ısıtılmış kaselerde çorbalar geldi, hurması, zeytini, suyu, pidesi her şeyler masada.
orucu açtıktan sonra gerine gerine açık büfeden takıl. olay bu yani.
şimdiki gibi tabak sayma, salataya ayrı fiyat, içeceğe ayrı fiyat denen uygulamalar yok.
bir masa var, sanırım 20-25 kişilik kadınlı erkekli bir grup.
ablalar hanım hanımcık, başörtülü oturmayı kalkmayı bilen tipler.
top patlayana kadar öylelerdi yani.
top patladı daha 30 saniye olmadan açık büfenin başındaydılar. hangi ara dua ettiler, ne ara su içtiler bilmiyorum. kişi başı şu kadar köfte, bu kadar tatlı diye diye ne var ne yoksa aldılar ve o kadar organize çalıştılar ki inanmazsınız.
bu sırada, işini yetiştirmenin verdiği yetkiye dayanan şef kapıdan göbeğini devire devire mağrur şekilde kapıdan çıktı ve manzarayı gördü...
"hanımlar, her şeyin devamı var acele etmeyin lütfen yemeğinizin tadını çıkarın" dedi adamcağız.
oradan üç abla bir anda şefe bir başladılar ama nasıl başlamak görmeniz lazım. diyalogları buraya yazmıyorum...
bu arada diğer ablalar masada yer kalmadığı için tabakların kenarlarını kullanarak kat çıkmaya devam ediyorlar.
o derece organizeler...
sonra ablaların erkekleri konuya dahil oldu. şefimiz tecrübeli, mevzuyu alttan aldı masalara şöyle bir baktı ve içeri geçti.
diğer çalışanlar da ördek gibi peşine takıldı. hangi ara işareti çaktı bilmiyorum.
ben de çorbamı içerken olanları izliyorum. masanın yeri izlemek için şahane.
masamıza garson geldi ve "efendim ara sıcak servisimiz başlayacak, seçenekler şunlar, dilerseniz hepsinden tadımlık şeklinde de getirebiliriz akabinde ana yemek servisimiz başlayacak" dedi. şaşırdım ama mevzuyu anladım.
malum masadakiler o ara homurdanmaya başladı, "çay may bişey yok mu canım" içerikli garsonlara seslenmeler arttı, garsonlar üç defa seslenmeyene bakmadılar falan filan...
bir süre daha geviş getirdikten sonra malum masadakilerin bir anda hepsi birden söylene söylene kalktı.
aradan bir abla "bir daha da gelmeyiz" dedi, garson "aman efenim her zaman bekleriz" dedi.
ileri gidemediler mekan eski kulağı kesiklerden bir abinin mekanı.*
masada yenmemiş bir sürü yemek, tatlı, malum ramazan olduğu için içilen sigaraların tatlılara basılmış izmaritleri. 20 kişi belki 60 kişilik güzelim yiyecekleri heba etti gitti.
gözünüzde canlanmıştır o resim...
ben bunca şeyi neden yazdım?
bunca yıldır bu memlekette yaşıyorum, ramazan günü "biyrooon" diye bağıran kebapçı çalışanı bir ergen dışında bir tane oruca karışan görmedim.
o ergene de zaten patronu uçan tekmeyle müdahale etmişti...
dallandı budaklandı konu, ne diyorduk saygı değil mi?...
ibadetini yerine getiren insana saygısızlıktı değil mi?
türkiye'de yani?..
hı hı...
orucu açtıktan sonra gerine gerine açık büfeden takıl. olay bu yani.
şimdiki gibi tabak sayma, salataya ayrı fiyat, içeceğe ayrı fiyat denen uygulamalar yok.
bir masa var, sanırım 20-25 kişilik kadınlı erkekli bir grup.
ablalar hanım hanımcık, başörtülü oturmayı kalkmayı bilen tipler.
top patlayana kadar öylelerdi yani.
top patladı daha 30 saniye olmadan açık büfenin başındaydılar. hangi ara dua ettiler, ne ara su içtiler bilmiyorum. kişi başı şu kadar köfte, bu kadar tatlı diye diye ne var ne yoksa aldılar ve o kadar organize çalıştılar ki inanmazsınız.
bu sırada, işini yetiştirmenin verdiği yetkiye dayanan şef kapıdan göbeğini devire devire mağrur şekilde kapıdan çıktı ve manzarayı gördü...
"hanımlar, her şeyin devamı var acele etmeyin lütfen yemeğinizin tadını çıkarın" dedi adamcağız.
oradan üç abla bir anda şefe bir başladılar ama nasıl başlamak görmeniz lazım. diyalogları buraya yazmıyorum...
bu arada diğer ablalar masada yer kalmadığı için tabakların kenarlarını kullanarak kat çıkmaya devam ediyorlar.
o derece organizeler...
sonra ablaların erkekleri konuya dahil oldu. şefimiz tecrübeli, mevzuyu alttan aldı masalara şöyle bir baktı ve içeri geçti.
diğer çalışanlar da ördek gibi peşine takıldı. hangi ara işareti çaktı bilmiyorum.
ben de çorbamı içerken olanları izliyorum. masanın yeri izlemek için şahane.
masamıza garson geldi ve "efendim ara sıcak servisimiz başlayacak, seçenekler şunlar, dilerseniz hepsinden tadımlık şeklinde de getirebiliriz akabinde ana yemek servisimiz başlayacak" dedi. şaşırdım ama mevzuyu anladım.
malum masadakiler o ara homurdanmaya başladı, "çay may bişey yok mu canım" içerikli garsonlara seslenmeler arttı, garsonlar üç defa seslenmeyene bakmadılar falan filan...
bir süre daha geviş getirdikten sonra malum masadakilerin bir anda hepsi birden söylene söylene kalktı.
aradan bir abla "bir daha da gelmeyiz" dedi, garson "aman efenim her zaman bekleriz" dedi.
ileri gidemediler mekan eski kulağı kesiklerden bir abinin mekanı.*
masada yenmemiş bir sürü yemek, tatlı, malum ramazan olduğu için içilen sigaraların tatlılara basılmış izmaritleri. 20 kişi belki 60 kişilik güzelim yiyecekleri heba etti gitti.
gözünüzde canlanmıştır o resim...
ben bunca şeyi neden yazdım?
bunca yıldır bu memlekette yaşıyorum, ramazan günü "biyrooon" diye bağıran kebapçı çalışanı bir ergen dışında bir tane oruca karışan görmedim.
o ergene de zaten patronu uçan tekmeyle müdahale etmişti...
dallandı budaklandı konu, ne diyorduk saygı değil mi?...
ibadetini yerine getiren insana saygısızlıktı değil mi?
türkiye'de yani?..
hı hı...
devamını gör...
sözlük yazarlarının dertleri
herhangi bi derdim, dert olarak gördüğüm bir şey yok.
derdiyle dertlendirecek hatunlar eklesin.
derdiyle dertlendirecek hatunlar eklesin.
devamını gör...
sözlükte yaratılan ben burada herkese ayar veririm imajı
bütün ayarları kendime sakladım. o kadar cimriyim bu konuda.
devamını gör...
hannibal lecter sokak lezzetleri
usta oradan bi beyin salatası alayım. yanına da şalgam.
devamını gör...
müjde ar’ın annesine yıllarca aysel diye hitap etmesi
hadi buna da diyin bakalım “ne desin mahmut mu desin” şakanızı, gerçi dersiniz siz şimdi güven olmaz size sksksksksksksk.
her neyse müjde ar’ı biliyorsunuz arkadaşlar iffet filminde oscarlık performans göstermişti. annesi de çatlak aysel gürel. muhteşem şarkı sözleri yazardı ama çatlaktı, neler neler yaptı zamanında oooo.
müjde ablamız annesine aysel derdi. hani ben de turkcell desin demiyorum ama (yaşım ortaya çıktı berbat bir espriydi kabul ediyorum) başka bir kelime ile sevgini ifade edebilirdin be kadın. ne gerek var böyle yabancı özentiliklerine..
her neyse müjde ar’ı biliyorsunuz arkadaşlar iffet filminde oscarlık performans göstermişti. annesi de çatlak aysel gürel. muhteşem şarkı sözleri yazardı ama çatlaktı, neler neler yaptı zamanında oooo.
müjde ablamız annesine aysel derdi. hani ben de turkcell desin demiyorum ama (yaşım ortaya çıktı berbat bir espriydi kabul ediyorum) başka bir kelime ile sevgini ifade edebilirdin be kadın. ne gerek var böyle yabancı özentiliklerine..
devamını gör...
sözlük yazarlarının dertleri
chia tohumunu dişinde çıtlatamamak umarım dertlerinize derman bulursunuz ben benimkine bulamadım fesleğen tohumu çıtlıyor onu deneyeyim birde.
devamını gör...
maraş çöreği (yazar)
#3897794
bende çok merak ettim doğrusu. bir insan kerevizi neden engeller. kereviz sevmiyor olabilir yazardan bağımsız. aklıma başka birşey gelmiyor.
bende çok merak ettim doğrusu. bir insan kerevizi neden engeller. kereviz sevmiyor olabilir yazardan bağımsız. aklıma başka birşey gelmiyor.
devamını gör...
öküz burcu erkeği
bir üst seviyesi odun burcu erkeği olmaktır.
devamını gör...
bir kadının kaliteli olduğunu gösteren detaylar
kimliğinde benim soy ismimi taşıması.
yeterlidir herhalde.
yeterlidir herhalde.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
ikizler burcuyum, yükselenim terazi.
devamını gör...
öküz burcu erkeği
saman grubu burçlarından. tam bir öküz erkeğiyim.
devamını gör...
duygu ve his
"bu nasıl başlık, zaten eşanlamlı sözcükler değil mi ?" diye düşünenler olabilir. kısmen evet, kısmen ise bu iki kavramı birbirlerinden ayıran nüanslar söz konusu. şöyle ki ; türk dil kurumu (tdk) sözlüğüne göre büyük ölçüde eş anlamlıdır. tdk'da "duygu"nun anlamları arasında "duyularla algılama, his" yer alırken, his'in anlamları ise "duygu, duyu, sezgi, sezme" şeklinde tanımlanır. gündelik hayatımızda da bu iki sözcüğü sıklıkla birbirlerinin yerine kullanıyoruz.
öte yandan psikoloji ve felsefede, bu iki kavram arasında daha net bir ayrım yapılır. örneğin, psikolojik tanımlara göre "duygular" (ingilizcede emotions) , bedensel ve fizyolojik tepkiler olarak görülür: ani, otomatik, evrensel ve genellikle bir uyaran tarafından tetiklenen reaksiyonlardır. kalp atışının hızlanması, terleme gibi somut belirtiler içerir ve beyin ile vücut arasındaki hızlı bir süreçtir. buna karşılık "hisler" (ingilizcede feelings), bu duyguların subjektif yorumu ve zihinsel işlenmesi olarak tanımlanır: daha uzun süreli, bireysel deneyimlere, kültürel etkilere ve düşüncelere bağlıdır. yani, bir duyguyu fark edip ona anlam yüklediğinde hisler oluşur. örneğin, korku duygusu (emotion) "tehlike hissediyorum" hissi (feeling) haline gelir.
bu ayrım, bazı uzmanlara göre duygusal zekayı geliştirmede önemli; çünkü duyguları doğru yorumlayarak hisleri yönetmek mümkün olur.
tam bu noktada, insan ve hayvan ayrımına da dikkat çekmek istiyorum. ki burada "bilinç" kavramına da değinmiş olacağım. fark edeceğiniz üzere duygular, daha fiziksel ve akut (kısa süreli) bir sürecin sonucu. ancak hisler, duyguların işlenmesini ile gerçekleştiği için, zamansal ve etkileri açısından daha uzun bir süreye yayılıyor. ki işte bu noktada devreye giren şey bilinç dediğimiz kavram. dolayısıyla duygular söz konusu olduğunda hayvanlar ile insanlar arasında pekçok yönden bir benzerlik var diyebiliriz. ancak hisler konusunda insanlar hayvanlardan daha farklı bir yapıya sahip. örneğin av pozisyonunda olan bir hayvan, avcı pozisyonundaki hayvanla karşılaştığında ve avlanma süreci esnasında korku duygusunu hisseder ve beraberinde bu duygunun getirdiği tüm fiziksel reaksiyonları gösterir. kalp atışının ve dolayısyla solunum hızının artması gibi. yani tıbbi açıdan söylersek "akut stresi" yaşarlar. bu insanlarla birebir aynı sürece denk düşüyor. ancak hayvanlar bu süreci avlanma sürecinin sonlanmasının (tabii hayatta kalmaları halinde) ardından kısa bir süre içinde sonlandırırlar, ta ki bir sonraki avlanma sürecine kadar. oysa insan, bir duygu sürecini yaşadıktan (deneyimledikten) sonra, o süreç tekrarlanmasa bile, o süreçte yaşadığı duyguyu hisse dönüştürür. hatta bazen süreci yaşamamış olsa bile, bu hissi oluşturabilecek bir bilince sahiptir. anksiyete bozukluğunun altında yatan şey de tam olarak bu. bu da diğer bir deyişle, akut stresin (kısa süreli), kronik strese (uzun süreli ve tekrarlanan) dönüşmesidir. elbette hayvanlarda da kronik stres oluşabilir ama bu oluşum, doğada yaşayan hayvanlardan ziyade, uzun süre akut strese maruz kalan, mesela esaret altında kalan hayvanlarda gözlemlenir. insanın doğadan kopuşu çok öncelere dayandığı için ve bilinç düzeyininde de, hayvanlara nazaran çok daha fazla gelişmesinin bir sonucu olarak, kronik stres insanlarda çok daha yaygın görülür.
kronik stresin, insan sağlığı üzerinde etkilerine de değinmek istiyorum. kronik stres, vücudun uzun süreli stres tepkisini (kaç veya savaş) tetikleyerek hormonal ve fizyolojik dengesizliklere yol açar. bu durum, hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni üzerinden kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli yüksek seviyede salgılanmasına neden olur. bu hormonlar, kısa vadede hayatta kalmayı sağlar ama kronik hale geldiğinde bağışıklık, sindirim ve kardiyovasküler sistemleri (kalp ve damar) olumsuz etkiler, ülser ve kalp hastalıkları gibi sorunlara zemin hazırlar.
yalnız dolaylı yolla doğrudan etkiyi de birbirinden ayırmak gerekiyor. kronik stres, doğrudan mide ülserlerine (gastrik ülser) neden olmasa da riski artırır. yaygın inanışın aksine stres mide asidini doğrudan artırmaz, ancak stres altındaki kişilerde ağrı kesici kullanımı artar ve bu ilaçlar mide mukozasını zayıflatır.
ayrıca, stres bağışıklık sistemini baskılayarak bazı bakterilerin mide duvarına zarar vermesini kolaylaştırır, bazı kimyasalların yoğun biçimde salgılanmasını tetikler ve mukoza tabakasının bozulmasına yol açar. sonuçta, mide astarındaki hasar ülser oluşumuna neden olur. sigara, alkol gibi maddelerin etkisi de buna benziyor
yani stres mide asidini arttırmaz. kesin bilgi yayalım. ama bu kronik stresin tam bir baş belası olduğu gerçeğini değiştirmez.
sonuç olarak duygularımızı kontrol etmek olası değil. ancak duygularımızın bize zarar verecek hislere dönüşmemesi konusunda fark yaratmak, başka bir deyişle bize handikap yaratan bilincimizi kendi lehimize işler hale getirmek olası. ben bu noktada yine ilaç kullanımından yanayım.
öte yandan psikoloji ve felsefede, bu iki kavram arasında daha net bir ayrım yapılır. örneğin, psikolojik tanımlara göre "duygular" (ingilizcede emotions) , bedensel ve fizyolojik tepkiler olarak görülür: ani, otomatik, evrensel ve genellikle bir uyaran tarafından tetiklenen reaksiyonlardır. kalp atışının hızlanması, terleme gibi somut belirtiler içerir ve beyin ile vücut arasındaki hızlı bir süreçtir. buna karşılık "hisler" (ingilizcede feelings), bu duyguların subjektif yorumu ve zihinsel işlenmesi olarak tanımlanır: daha uzun süreli, bireysel deneyimlere, kültürel etkilere ve düşüncelere bağlıdır. yani, bir duyguyu fark edip ona anlam yüklediğinde hisler oluşur. örneğin, korku duygusu (emotion) "tehlike hissediyorum" hissi (feeling) haline gelir.
bu ayrım, bazı uzmanlara göre duygusal zekayı geliştirmede önemli; çünkü duyguları doğru yorumlayarak hisleri yönetmek mümkün olur.
tam bu noktada, insan ve hayvan ayrımına da dikkat çekmek istiyorum. ki burada "bilinç" kavramına da değinmiş olacağım. fark edeceğiniz üzere duygular, daha fiziksel ve akut (kısa süreli) bir sürecin sonucu. ancak hisler, duyguların işlenmesini ile gerçekleştiği için, zamansal ve etkileri açısından daha uzun bir süreye yayılıyor. ki işte bu noktada devreye giren şey bilinç dediğimiz kavram. dolayısıyla duygular söz konusu olduğunda hayvanlar ile insanlar arasında pekçok yönden bir benzerlik var diyebiliriz. ancak hisler konusunda insanlar hayvanlardan daha farklı bir yapıya sahip. örneğin av pozisyonunda olan bir hayvan, avcı pozisyonundaki hayvanla karşılaştığında ve avlanma süreci esnasında korku duygusunu hisseder ve beraberinde bu duygunun getirdiği tüm fiziksel reaksiyonları gösterir. kalp atışının ve dolayısyla solunum hızının artması gibi. yani tıbbi açıdan söylersek "akut stresi" yaşarlar. bu insanlarla birebir aynı sürece denk düşüyor. ancak hayvanlar bu süreci avlanma sürecinin sonlanmasının (tabii hayatta kalmaları halinde) ardından kısa bir süre içinde sonlandırırlar, ta ki bir sonraki avlanma sürecine kadar. oysa insan, bir duygu sürecini yaşadıktan (deneyimledikten) sonra, o süreç tekrarlanmasa bile, o süreçte yaşadığı duyguyu hisse dönüştürür. hatta bazen süreci yaşamamış olsa bile, bu hissi oluşturabilecek bir bilince sahiptir. anksiyete bozukluğunun altında yatan şey de tam olarak bu. bu da diğer bir deyişle, akut stresin (kısa süreli), kronik strese (uzun süreli ve tekrarlanan) dönüşmesidir. elbette hayvanlarda da kronik stres oluşabilir ama bu oluşum, doğada yaşayan hayvanlardan ziyade, uzun süre akut strese maruz kalan, mesela esaret altında kalan hayvanlarda gözlemlenir. insanın doğadan kopuşu çok öncelere dayandığı için ve bilinç düzeyininde de, hayvanlara nazaran çok daha fazla gelişmesinin bir sonucu olarak, kronik stres insanlarda çok daha yaygın görülür.
kronik stresin, insan sağlığı üzerinde etkilerine de değinmek istiyorum. kronik stres, vücudun uzun süreli stres tepkisini (kaç veya savaş) tetikleyerek hormonal ve fizyolojik dengesizliklere yol açar. bu durum, hipotalamus-hipofiz-adrenal ekseni üzerinden kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının sürekli yüksek seviyede salgılanmasına neden olur. bu hormonlar, kısa vadede hayatta kalmayı sağlar ama kronik hale geldiğinde bağışıklık, sindirim ve kardiyovasküler sistemleri (kalp ve damar) olumsuz etkiler, ülser ve kalp hastalıkları gibi sorunlara zemin hazırlar.
yalnız dolaylı yolla doğrudan etkiyi de birbirinden ayırmak gerekiyor. kronik stres, doğrudan mide ülserlerine (gastrik ülser) neden olmasa da riski artırır. yaygın inanışın aksine stres mide asidini doğrudan artırmaz, ancak stres altındaki kişilerde ağrı kesici kullanımı artar ve bu ilaçlar mide mukozasını zayıflatır.
ayrıca, stres bağışıklık sistemini baskılayarak bazı bakterilerin mide duvarına zarar vermesini kolaylaştırır, bazı kimyasalların yoğun biçimde salgılanmasını tetikler ve mukoza tabakasının bozulmasına yol açar. sonuçta, mide astarındaki hasar ülser oluşumuna neden olur. sigara, alkol gibi maddelerin etkisi de buna benziyor
yani stres mide asidini arttırmaz. kesin bilgi yayalım. ama bu kronik stresin tam bir baş belası olduğu gerçeğini değiştirmez.
sonuç olarak duygularımızı kontrol etmek olası değil. ancak duygularımızın bize zarar verecek hislere dönüşmemesi konusunda fark yaratmak, başka bir deyişle bize handikap yaratan bilincimizi kendi lehimize işler hale getirmek olası. ben bu noktada yine ilaç kullanımından yanayım.
devamını gör...
sözlükte yaratılan ben burada herkese ayar veririm imajı
klavye başında kaplan, sokakta kedi olma durumunun dijital dışavurumu.
devamını gör...
sözlük yazarlarının dertleri
parmaklarım uzun ve tırnaklarımı uzatınca daha da uzun duruyor. sizinki de dert mi demek istemiyorum ama bu beni ziyadesiyle üzüyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
yay stelyumlu yay kadını. ilk haritama bakan tatlı insan böyle demişti.
devamını gör...
sözlükte yaratılan ben burada herkese ayar veririm imajı
#3897798 sen geç o ayar verme konularını do-ge bir üstte yazarların burçları var bak seni bekliyor başlık hadi canım hadi.
not: lan kavga değil ayar örneği.asşşklşşjlşşjş.
severim seni geseli badici:)))
not: lan kavga değil ayar örneği.asşşklşşjlşşjş.
severim seni geseli badici:)))
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
tanım: normal sözlük yazarlarına ait olan kale ve sur yapılarının savunma amaçlı yükseltilmiş bölümleri.
benim burcum yok.
benim burcum yok.
devamını gör...
sözlük yazarlarının dertleri
saçlarım uzuyor. uzadıkça tüm seksapalitesi kayboluyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
kova.
devamını gör...