zaman tüneli

(bkz: aut)

www.instagram.com/p/DVdmerq...

gelmek isteyen olursa haber etsin, sold out olmadan yer ayarlarız.
devamını gör...

unutulacak gibi bir an değil.
devamını gör...

borçlu kalmayı sevmem
devamını gör...

her yerdeler...
devamını gör...

beş dakika daha diyip 3 saat sonra uyanmak... var bi hayalimiz.
devamını gör...

moda sahnede * en son hizmetçiler adlı oyuna gittim.. kerem fırtına ve yılmaz sütçü oyunda fırtına gibi estiler.. yılmaz sütçü'nün oyundaki performansı muazzamdı. etkilenmiş olacağım ki, bu oyuncunun başka bir oyununa daha gitmeyi planlıyorum.. gerçekten iyi tiyatro oyunu ve oyunculuklar yüreğe su serpiyor. bazılarından çıkarken 'buna mı geldim' diyorsun o da ayrı bir konu..
devamını gör...

bayram öncesi bim broşürü keyifli oluyor
bi sürü resimler var
indirşmlerde bi şey yakalarım belki
devamını gör...

bence beyaz zambaklar ülkesinde kesinlikle okunması gereken kitaplar listesindedir. kendisi, atatürk ün de tavsiye ettiği kitaplardandır.

atatürk, bu eserdeki azim, kararlılık ve kolektif ruhu, türk milletinin kendi aydınlanma yolculuğu için de bir ilham kaynağı olarak görmüştür.
devamını gör...

başıma bir şey gelmeyecek ise... uyuz kadının teki...
birbirlerinin elini öperek evlenmişlerdi bunlar son diye bildiğim kocasıyla...
3 tane de oğlu vardı oysa ki...
devamını gör...

esnek ve portable olması
devamını gör...

ramazan ayının son on gününde aranan ve özellikle bu gece olma ihtimali en kuvvetli bulunan gece.

mübarek olsun.
allah kalbinizden geçen tüm hayırlı dilekleri kabul etsin.
devamını gör...

bu sene aldığım karar
herhangi bi ziyaret yapmayacağım
emeklileri harçlık vermek zorunda bırakmak istemiyorum
zaten kıt kanaat geçiniyorlar

bazen düşünüyorum da keşke bu kadar ince düşünceli olmasaydm ya
devamını gör...

bin aydan daha hayırlı olan, kalplerin huzur bulduğu kadir gecemiz mübarek olsun.

rabbim bu mübarek gece hürmetine ülkemize ve tüm insanlığa barış, huzur ve refah nasip etsin.
devamını gör...

izmir'e çok özel tiyatro geliyor çoğuna gitmeye çalışıyorum. şehir tiyatroları'na ise yer bulamıyorum.
devamını gör...

bölüm 2

kapıyı ardına kadar açtı ve mutfağa doğru kayboldu. taze kahve kokusu evin her yerine yayılmıştı. bir yandan da sigara dumanıyla sisli bir haldeydi. bir senedir bu eve uğramamıştım, aynı bıraktığım gibi duruyordu.
salona geçtim hızlıca, açık renk tonlarda döşenmiş koltuklar bir miktar daha sararmıştı sigara dumanından, toz pembe perdeler ağırlığınca yerlerinde duruyorlardı. yemek masasının üzerindeki yapma çiçek olduğu gibi duruyordu ve yanındaki şamdanlardaki mumlar funda’nın sabah ritüeli olarak yanıyordu.
sandalyeyi çektim ve oturdum,
tepside bir fincan kahve ve yanında kurabiye ile mutfaktan çıktı funda. ipek sabahlığını iyice bağlamıştı önünde ve göğüs çatalı hafif görünüyordu güzelliğiyle birlikte.
sakin dedi.
suratına baktım, ne diyeceğimi bilemedim, ellerim titriyordu, kahveyi zor tuttum ama bir yudum içince sakinleştim, biber nerede dedim? uyuyordur bir yerlerde dedi.
televizyonu açtın mı? olanları biliyor musun? diye sordum.
bilmez miyim dedi ve kahvesinden bir yudum daha aldı.
sen duyuyor musun kendi sesini?
kahkaha attı, tabi duyuyorum dedi.
ayağa kalktım, pencerenin kenarına gittim, bir an için balkona çıkıp ne oluyor lan burada diye bağırmak geldi içimden, sonra bir polis arabası gördüm geçen. masanın başına geri döndüm.
sesimi duymuyorum dedim, biliyorum dedi funda, altı ay önce ben de duymuyordum. hatta annen de duymuyordu ama sonra geçti.
kedilerle konuşuyor musun? diye sordum.
evet, biber çok heyecanlanacak seninle konuşabileceği için,
şaka yapıyorsun değil mi dedim.
hayır şaka yapmıyorum, biber’i sevmiyorsun pek biliyorum ama o seni kendi çapında çok seviyor.

biberi sevmediğimi de nereden çıkardın?
hadi ama, seni belki senden daha iyi tanıyorum hakan, dedi funda.
ciddileştiğinde ve önemli bir şeyler söylemeye başladığında hep ismimi kullanırdı. bu sefer de ciddi gibiydi ama diğer zamanlardan farklı olarak gülümsüyordu.
neden gülümsüyorsun?
çünkü çok mucizevi bir şeyler oluyor ve olacak. sesini duyamamam bir şeylerin başlangıcı biliyorsun değil mi dedi. ayağa kalktı, hadi kahveni iç. ben de kendime bir türk kahvesi yapayım.
duygularımı kontrol edemiyordum, karşımda tanıdığım funda yok gibiydi. bana her şeyi anlatması gerekiyordu. bu sadece benimle ilgili bir durum değildi ki. sokakta polis sirenleri duyulmaya başlamıştı bile. olayın büyüklüğü ne kadardı bilmiyordum ve böyle durumlarda haber almak neredeyse imkansızdı. cep telefonumu çıkardım, internet hala çalışmıyordu. salonda duran ve aldığım büyük televizyona baktım.
kumanda nerede diye seslendim, içeri. sesimi duymadığım için kontrol edemiyordum ve fazlasıyla yüksek çıkmış olacak ki elinde kahvesi içeri giren funda bağırmasana ya dedi ve kahkaha attı.
ama sen de haklısın şimdi kontrol edemiyorsun sesini. bir süre sonra dengeye oturacak merak etme dedi. televizyonu mu açmak istiyorsun? ne göreceksin ya da duyacaksın ki? bütün kanallar gidik ve bir süre sonra devlet kanalında da acayip şeyler olamaya başlayacak.
yine de açmak istiyorum dedim, bu sefer de sesim fazla sessiz çıkmış olacak ki duyamadım seni dedi.
dedim yine de bakmak istiyorum.
sen bilirsin dedi. koltuğa oturdum. sararmış kumaşının üzerinde parmaklarımı gezdirdim. bir an için hiç de istemediğim anılar zihnimde saldıraya geçti. evliliğimizin tatlı ekşi acı ne tadı varsa damağımda birikmişti.
koltukları temizletmemişsin uzun zamandır dedim.
zamanı geldiğinde temizletilir dedi funda ve yanıma oturdu.
sokaktan bir adam nefesinin son zerresine kadar bağırıyordu. “kim yaptı bunu kim. duyamıyorum.” sesi çatallandıkça çatallanıyordu tekrarladıkça.
acaba dedim komple sağır olanlar da var mı?
hayır, komple sağır olan yok. benim tahminim nüfusun büyük bir çoğunluğu şu an sadece kendi sesini duyamıyor. internetin ve iletişim araçlarının gitmesini normal karşılamak lazım.
ya peki saatin durması. 6.44… bunun bir anlamı var mı?
durmasının bir anlamı var tabi, ama 6.44 olmasının bir anlamı yok sanırım. 6.56’da da durabilirdi. ya da daha geç ya da daha erken. bunun sebebi rastlantısal diye tahmin ediyorum.
başımı koltuğun arkasına yasladım.
bana neler olduğunu anlatacak mısın? baştan ama. altı ay dedin? ne oldu altı ay önce, şu an olanla aynı şey mi? diye sordum gözlerim kapalı.
çok endişelisin dedi, sesin o kadar titriyor ki… seni hiç böyle endişeli bir ses tonuyla konuşurken görmemiştim dedi funda ve kahvesini masanın üzerine koydu.
sana olanları anlatamam, çünkü bana söylenen de herkesin sürecinin farklı olacağı yönünde, seni etkilemek istemiyorum. belki biber’le konuşman daha mantıklı olabilir.
dalga mı geçiyorsun benimle! buraya seninde aynı durumda olduğunu düşünerek ve iyi olduğunu bilmek için geldim ve sen bana neler söylüyorsun. seninle konuşacağıma bir kediyle mi konuşmamı öneriyorsun? yüzünde alışkın olduğum bir ifade belirdi anlık.
öfkeli olduğunu biliyorum, sesin titriyor, bağırmana gerek kalmayacak bir süre sonra merak etme dedi ve ellerini ellerimin üzerine koydu.
o sırada biber, salına salına ve gözleri yarı kısık salona giriş yaptı.
“ne bu tantana”. beni görünce gözleri biraz açıldı, masaya baktı kahve fincanlarına sonra da sarı patisini yaladı. “ hoş geldin hakan hazretleri. saate bakamıyorum çünkü saat çalışmıyor ama sanki tam zamanında gelmiş gibisin” dedi ve güldü.
ayağa kalktım, tamam şenlik başlasın o zaman dedim.
gel bakalım biber beyefendi. uzun zaman oldu görüşmeyeli. bana anlatacakların varmış, funda diyor. dedim. ve koltuğu funda’nın yanını gösterdim.
üzgünüm, ağzıma bir lokma almadan konuşmaya başlamam. bence sen otursan daha iyi olur dedi ve döndü kıçını mutfağa yöneldi.
funda şen şakrak kalçalarını sallayarak ve sabahlığını düzelterek kedinin arkasından kayboldu.
tekrar yerime oturdum, sinirlerime duygularıma hakim olmaya çalışıyordum. lanet kediyi sevmiyordum evet, sevmediğim gibi şimdi de onunla konuşmak zorunda olduğum fikri beni deli etmişti.

televizyonu tekrar açtım, devlet kanalını çevirdim, zaten diğer kanallar çıkmıyordu. aynı spiker kadın ekranın başındaydı, üzerinde farklı bir kıyafet vardı.
şimdi biraz müzik ve müzikten sonra sizinle birlikte olacağız. bir konuğumuz yaşanan duruma açıklık getirecek, lütfen ekranlarınızın başından ayrılmayın ve lütfen ama lütfen sokağa çıkmayın.
dışarı çıkma, korkma yazısı büyük puntolarla belirdi ekranda ve sonra bir müzik girdi. gökyüzünü ve bulutları gösteren görsellerle uyumlu sakin bir piyano sesi.
içeriden mırıltılar geliyordu. funda ve biber belli ki bir şeyler konuşuyorlardı. kendi sesini duyamam ve kedilerle konuşma özelliği geleceğine düşünce okuma ya da görünmezlik özelliği gelseydi ya insanlara. ya da ne bileyim bir sabah uyansaydık ve herkes on yaş yaşlanmış olsaydı. kaossa kaos. bu nece saçmalıktı. düşüncelerimi toparlamaya çalıştım.
cep telefonumu çıkardım, ses kaydedicisini açtım, tespit 1 dedim: sesini duyamayan insan sesini kontrol edemiyor.
sesimi dinledim, sanki ben gibi değildim. yani daha önce sesimi kaydetmiştim ve kulağım iyidir ama sanki tonumda farklılık var gibiydi. bunu tespit etmem gerekirdi. acaba sesimizi duymamamızla birlikte seslerimiz mi değişime uğruyordu? telefonu karıştırdım. ahmet, ahmet… numarasını hızlıca buldum ve çevirdim, çalmasını beklemiyordum zira telefon çekmiyor gibiydi. ama tek seferde telefon çalmaya başladı.
iki çalıştan sonra da açıldı.
hakan, beni duyuyor musun oldu ahmet’in ilk cümlesi.
benim seni duyup duymamam önemli değil sen kendini duyuyor musun diye sordum.
hayır duymuyorum, sabahtan beri sesimi kaydediyorum, bu inanılmaz hakan, hiç duymadığım tiz tonlarda çıkıyor sesim, çıldırmak üzereyim,
gerçekten de sesi biraz tiz geliyordu.
geleyim mi yanına?
bilmiyorum ki, dışarı çıkmayın diyorlar, ne olduğunu bilmiyoruz ki, bir virüs bir sinyal… bir saldırı. doğa üstü bir olay. ne olduğunu bilmiyoruz. bence gelme. beni nasıl arayabildin? telefonlar çalışmıyordu sabahtan beri.
bilmiyorum ki nasıl aradım, sesimi kaydediyordum ben ve sanki değiştiğini hissettim bunu en iyi sen anlarsın diye düşündüm ve o yüzden aradım. bir yolunu bulursam çıkacağım dışarı, geleceğim yanına.
sen neredesin ki şimdi?
fundanın yanındayım… kediler, kedilerle konuştun mu?
ne? dedi ahmet. kediler mi konuşuyor? abi saçmalama… kediler konuşuyor ne demek. sesi çıldırmış gibi dalgalanıyordu.
dışarı çık bir kedi bul ve onunla konuş dedim ve telefonu kapattım.
içeriden hala biberle fundanın mır mır konuşmaları geliyordu. annem…
funda annemin de aynı şeyi yaşadığını mı söyledi? annemi tuşladım.
telefon hatları gitmişti tekrar. ulaşamadım. telefonun saati 6.44’de kilitlenmişti. kronometreyi çalıştırdım, telefon kendi kendini kapattı. anlaşılan zamanla ilgili de bir sorun vardı. bu her ne ise zamanla ya da saatle bir derdi vardı, adeta durmasını istemişti belli.
zaman da saati çok iplerdi ya hani.
devamını gör...

bir efes masalı.
devamını gör...

(bkz: carmela ve paulino)
devamını gör...

başlığı görünce, bayram yaklaşırken ufakların büyüklerinin ellerini öpmeye gidip harçlık almayı planladıklarını düşündüm.
bizim harçlıklar hazır mı? *
devamını gör...

henüz "teyze" diyecek "samimiyet"im yok hiç biriyle
devamını gör...

para filan vermem bak.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim