zaman tüneli
testo taylan
insanların kendisine karşı sert eleştiri ve yorumlarını donuk ve ifadesiz bir yüzle ve bakışlarla yüzlerine bakarak dinlediği zaman anlamıştım sosyopat olduğunu. empatisi sıfır, bu tipler için kişisel çıkar, istek, haz her şeyden ve herkesten önemlidir.
devamını gör...
bir erkeğin bıyık bırakma evresi
sakal ve bıyıkla tam bir asya beyefendisiyim, bazıları ürküyor milliyetçi veya kurt zannediyor ben kürt’üm diyorum, inanmıyorlar bozkürt ahshshssh…
devamını gör...
güne bir atatürk sözü bırak
"ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. "
günün anlamına özel, çanakkale cephesi'nin en önemli savaşlarından biri olan anafartalar muharebesinde söylediği sözdür.
kazanılan bu muharebe cephenin dönüm noktası olmuş, savaşın kazanılmasında büyük rol oynamıştır. atatürk ise başarılarından ötürü tarih sahnesine çıkmış ve gelecekte büyük işler başaracağının sinyalini vermiştir.
günün anlamına özel, çanakkale cephesi'nin en önemli savaşlarından biri olan anafartalar muharebesinde söylediği sözdür.
kazanılan bu muharebe cephenin dönüm noktası olmuş, savaşın kazanılmasında büyük rol oynamıştır. atatürk ise başarılarından ötürü tarih sahnesine çıkmış ve gelecekte büyük işler başaracağının sinyalini vermiştir.
devamını gör...
türkçe edebiyat mı türk edebiyatı mı sorunsalı
tanım: edebiyatın dili mi yoksa milleti mi temsil ettiği üzerine süregelen; "türkçe edebiyat" mı yoksa "türk edebiyatı" mı denmesi gerektiğini tartışan kavramsal problem.
edebiyatın aidiyet çıkmazı: kimlik mi, dil mi?
"türk edebiyatı mı, türkçe edebiyat mı?" sorusu, aslında bir eserin pasaportunun neye göre düzenlenmesi gerektiğiyle ilgilidir: belirleyici olan yazarın soy bağı mıdır, yoksa kelimelerin döküldüğü dil mi?
iki farklı perspektif
türk edebiyatı: bu tanım, odağına yazarın kültürel ve milli kimliğini alır. bir metni bu kategoriye sokan temel unsur, onu üreten zihnin ait olduğu millettir. bu yaklaşıma göre, örneğin osmanlı döneminde yoğun arapça veya farsça etkisiyle yazılmış bir eser bile, bir türk tarafından kaleme alındığı için "türk edebiyatı" mirasının bir parçası kabul edilir.
türkçe edebiyat: burada ise milliyet kavramı yerini dilin egemenliğine bırakır. yazarı kim olursa olsun, hangi etnik veya kültürel kökenden gelirse gelsin, türkçe ile inşa edilmiş her metin bu çatının altındadır. bu bakış açısında yazarın biyografisi silikleşir; asıl özne, eserin nefes aldığı dildir.
derindeki gerilim
bu ayrım basit bir terminoloji farkından ziyade, edebiyatın doğasına dair ontolojik bir soruyu barındırır: bir metni vatanına bağlayan şey, yazarın kanı mıdır yoksa kelimelerin ruhu mu? dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; duygunun ve düşüncenin mayalandığı bir evrendir. öte yandan kimlik, metnin alt metnini ve kültürel kodlarını belirleyen ana damardır. bu iki kavram birbirini reddetmek yerine, edebiyatın farklı katmanlarını temsil eder: biri kökeni, diğeri ifadeyi yüceltir.
sonuç
bu tartışmanın mutlak bir doğrusu yoktur; her şey hangi pencereden baktığınızla ilgilidir. "türk edebiyatı" dediğinizde tarihi ve insanı; "türkçe edebiyat" dediğinizde ise dilin kendisini ve anlatım gücünü merkeze koyarsınız. belki de edebiyatı zengin kılan, bu iki tanım arasındaki bitmek bilmeyen o estetik gerilimdir.
şahsi görüşüm ise türk edebiyatı.
edebiyatın aidiyet çıkmazı: kimlik mi, dil mi?
"türk edebiyatı mı, türkçe edebiyat mı?" sorusu, aslında bir eserin pasaportunun neye göre düzenlenmesi gerektiğiyle ilgilidir: belirleyici olan yazarın soy bağı mıdır, yoksa kelimelerin döküldüğü dil mi?
iki farklı perspektif
türk edebiyatı: bu tanım, odağına yazarın kültürel ve milli kimliğini alır. bir metni bu kategoriye sokan temel unsur, onu üreten zihnin ait olduğu millettir. bu yaklaşıma göre, örneğin osmanlı döneminde yoğun arapça veya farsça etkisiyle yazılmış bir eser bile, bir türk tarafından kaleme alındığı için "türk edebiyatı" mirasının bir parçası kabul edilir.
türkçe edebiyat: burada ise milliyet kavramı yerini dilin egemenliğine bırakır. yazarı kim olursa olsun, hangi etnik veya kültürel kökenden gelirse gelsin, türkçe ile inşa edilmiş her metin bu çatının altındadır. bu bakış açısında yazarın biyografisi silikleşir; asıl özne, eserin nefes aldığı dildir.
derindeki gerilim
bu ayrım basit bir terminoloji farkından ziyade, edebiyatın doğasına dair ontolojik bir soruyu barındırır: bir metni vatanına bağlayan şey, yazarın kanı mıdır yoksa kelimelerin ruhu mu? dil, yalnızca bir iletişim aracı değil; duygunun ve düşüncenin mayalandığı bir evrendir. öte yandan kimlik, metnin alt metnini ve kültürel kodlarını belirleyen ana damardır. bu iki kavram birbirini reddetmek yerine, edebiyatın farklı katmanlarını temsil eder: biri kökeni, diğeri ifadeyi yüceltir.
sonuç
bu tartışmanın mutlak bir doğrusu yoktur; her şey hangi pencereden baktığınızla ilgilidir. "türk edebiyatı" dediğinizde tarihi ve insanı; "türkçe edebiyat" dediğinizde ise dilin kendisini ve anlatım gücünü merkeze koyarsınız. belki de edebiyatı zengin kılan, bu iki tanım arasındaki bitmek bilmeyen o estetik gerilimdir.
şahsi görüşüm ise türk edebiyatı.
devamını gör...
yazarların okuduğu gazeteler
oksijen, en azından farklı konularda derinlemesine analizler okuyoruz…
devamını gör...
abdullah çatlı
kullanıldığını farkedince rest çekti, sonra da kaza süsüyle hayatını kaybetti, pandemi dönemi de aynı manzara yaşandı, vatansever insanlar koronaya kurban gitti, intihar denen çoğu ölüm cinayet. burası türkiye burada tesadüf diye bir şey yok.
devamını gör...
kramponların hiç rahat olmaması sorunsalı
ayak yapısı ile alakalı olabilir, benim de çok fazla rahat ettiği söylenemez içinde ama yapay ya da doğal zeminde hareketli haldeyken ve topa vuruş, topu tutuşlarda ayağa fayda sağlıyor. her an futbol oynamaya hazır bir halde tutuyor ayağı, konfor çok da iyi bir şey olmayabilir sahada.
devamını gör...
kramponların hiç rahat olmaması sorunsalı
birde bu ünlü futbolcular derin dondurucu içine koyuyor daha rahatsız edici hatta ayakları kanatacak duruma geliyor ancak daha fazla performans sağlıyormuş
devamını gör...
ali kınık
lisede yalnızdım sokaklar tekinsiz ak yüzlü yorgun ve kambur bir delikanlı, ali kınık dinleyen teşkilat mensubu abilerimizle kaçak kullandıkları telefonda kuran kursunda ders çalışırdım, sonra bana anlatılan ülke ve teşkilatın ve ali kınığın bile öyle olmadığını görünce üç kez gittim ocağa bir daha da tevbe ettim. bana bir racon öğretmişlerdi, ben en psikopata racon keserken kellemi uzatırken, bana reyiz diyenler deyus çıktı, ben asker olacaktım izin vermediler orduyu da gördüm he yedeğinden, düşüncem ata üniforma giymiş deneyim olsun, yanaşık düzen, eğitim vs sertim diye beni fişlemişler, tehlikeli diyerek. başçavuş tekmil veremezken üsteğmen yarbaydan titrerken ben yabancı kışlada binbaşıyla münakaşa ediyordum. bana rütbe öğretenler fos çıktı, sonra bana oğuz töresi pazarlayan emmolum bile sırtımdan vurdu. türkiye türklerin olmadı hiç. sanırım olmayacak da.
devamını gör...
doğum gününde yaşlandın be ziya postlarını beğenen tip
dogum gununde instagram'da kurtlar vadisi laz ziya'nin aynaya dogru 3-5 tel sacini tararken yaslandin be ziya dedigi meshur kesitleri begenen tip. her sene de yaslandim diye tribe girer bu tipler. benim de her sene tribe girdigim gibi. bi ben, bi enes batur, bi de berkcan guven, bi de laz ziya kendimizle barisik adamlar degiliz. evet.
devamını gör...
patlıcan ile yapılan yemekler
mezeleri de güzeldir;
köpoğlu
şakşuka
babagannuş
patlıcan söğürtme
közlenmiş patlıcan vs.
köpoğlu
şakşuka
babagannuş
patlıcan söğürtme
közlenmiş patlıcan vs.
devamını gör...
instagram'a üyelik sistemi gelince kadınların yoldan çıkması
çevremizdeki kadınların yarısının eskort olduğunu öğrenmemi sağlayan yeni instagram icadı. ben de bu millet bu evlerde nasıl yaşıyor, yılda 3-4 kez yurtdışına nasıl gidiyor diyordum.
devamını gör...
gençken her haltı yiyip 30'unda evlenmek isteyen kız
kardeş gözüyle baktığım ve zaaflarının zarf olduğunu anlamadığım kadınlar yüzünden gay zannediliyormuşum, bana yanlış öğretmişler ve buradan şunu söylemek istiyorum erkeklerimiz şey gibi ama kadınlarımız da bir o kadar kötü. bir kız sevdim 15 sene önce canımı verirdim onun için, öldürse daha makbule geçerdi de, süründürdü…
devamını gör...
renormalizasyon
kuantumun sonsuzluk labirenti: renormalizasyon
kuantum alan kuramında (qft) karşılaşılan en büyük matematiksel çıkmazlardan biri, hesaplamaların beklenmedik bir şekilde "sonsuz" sonuçlar vermesidir. bu durum teorinin hatalı olduğunu değil, doğayı aşırı hassas bir mercekle incelemeye çalıştığımızda matematiğin kapasitesini zorladığımızı gösterir. renormalizasyon ise tam bu noktada devreye girer; bu matematiksel taşmaları dizginleyerek teoriyi fiziksel gerçeklikle buluşturan bir "terazi" görevi görür.
feynman diyagramları ve döngülerin gizemi
bu süreci kavramanın en iyi yolu, parçacık etkileşimlerini görselleştiren feynman diyagramlarına bakmaktır. en temel seviyede, "tree-level" (ağaç seviyesi) dediğimiz basit etkileşimler dallanıp budaklanmaz ve genellikle sorunsuz, sonlu sonuçlar üretir.
ancak kuantum dünyasında hiçbir parçacık mutlak bir yalnızlık içinde değildir. bir elektron, boşlukta tek başına ilerlerken bile çevresi sürekli var olup yok olan "sanal parçacıklarla" kuşatılmıştır.
feynman diyagramlarında bu durum, kapalı bir halka oluşturan "loop" (döngü) yapılarıyla temsil edilir. sorun da tam burada başlar: bir elektronun kendi yaydığı fotonu geri soğurması gibi "kendi kendine etkileşimleri" hesaba kattığımızda, olası tüm enerji seviyelerini toplamak (integralini almak) zorunda kalırız. bu toplam bizi kaçınılmaz olarak sonsuza götürür. oysa laboratuvarda ölçülen kütle ya da yük gibi değerler her zaman sonludur. bu uçurum, teorik çerçevenin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılar.
"çıplak" parametrelerden fiziksel gerçekliğe
fizikçiler bu paradoksu çözmek için dahice bir ayrım yaparlar: "çıplak" (bare) parametreler ve "fiziksel" parametreler.
çıplak parametreler: teorinin en başında var olan ancak doğrudan gözlemleyemediğimiz ham değerlerdir.
fiziksel parametreler: deneylerle ölçtüğümüz nihai değerlerdir.
teorideki sonsuzlukların bu çıplak parametrelerin içinde "saklı" olduğu varsayılır. denklemlere eklenen "karşı-terimler" (counter-terms) sayesinde, hesaplamadaki sonsuzluklar birbirini sönümleyecek şekilde düzenlenir. dışarıdan bakıldığında "sonsuzdan sonsuz çıkarmak" gibi görünse de, bu işlem son derece sistematik bir matematiksel disiplinle yürütülür. sonuçta elimizde kalan, doğada ölçebildiğimiz o anlamlı ve sonlu değerdir.
değişen ölçekler: koşan sabitler
renormalizasyonun en çarpıcı keşfi, evrensel sabitlerin aslında "sabit" olmadığını göstermesidir. bir elektronun yükü, ona hangi enerji ölçeğinde (ne kadar yakından) baktığınıza göre değişir.
perdeleme etkisi: düşük enerjilerde, sanal parçacık bulutu elektronun yükünü perdeler ve daha düşük bir değer ölçeriz.
koşan sabitler: enerji arttıkça bu bulutun derinine iner ve daha yüksek bir yükle karşılaşırız.
asimptotik serbestlik: güçlü nükleer kuvvette ise durum tam tersidir; parçacıklar birbirine yaklaştıkça (enerji arttıkça) etkileşim zayıflar.
sonuç: doğanın ayar mekanizması
renormalizasyon basit bir matematik hilesi değil; doğanın farklı ölçeklerde farklı kurallarla dans ettiğini gösteren temel bir prensiptir. modern fiziğin kalesi olan standart model, renormalize edilebildiği için bugün bu kadar güçlü tahminler yapabilmektedir. öte yandan, kuantum kütleçekiminin hala renormalize edilememesi, fiziğin "her şeyin teorisi" ne ulaşmasındaki en büyük barikatlardan biri olmaya devam ediyor.
özetle renormalizasyon; kuantumun kaotik sonsuzluğunu, insanın ölçebileceği anlamlı bir gerçekliğe tercüme eden en kritik araçtır.
kuantum alan kuramında (qft) karşılaşılan en büyük matematiksel çıkmazlardan biri, hesaplamaların beklenmedik bir şekilde "sonsuz" sonuçlar vermesidir. bu durum teorinin hatalı olduğunu değil, doğayı aşırı hassas bir mercekle incelemeye çalıştığımızda matematiğin kapasitesini zorladığımızı gösterir. renormalizasyon ise tam bu noktada devreye girer; bu matematiksel taşmaları dizginleyerek teoriyi fiziksel gerçeklikle buluşturan bir "terazi" görevi görür.
feynman diyagramları ve döngülerin gizemi
bu süreci kavramanın en iyi yolu, parçacık etkileşimlerini görselleştiren feynman diyagramlarına bakmaktır. en temel seviyede, "tree-level" (ağaç seviyesi) dediğimiz basit etkileşimler dallanıp budaklanmaz ve genellikle sorunsuz, sonlu sonuçlar üretir.
ancak kuantum dünyasında hiçbir parçacık mutlak bir yalnızlık içinde değildir. bir elektron, boşlukta tek başına ilerlerken bile çevresi sürekli var olup yok olan "sanal parçacıklarla" kuşatılmıştır.
feynman diyagramlarında bu durum, kapalı bir halka oluşturan "loop" (döngü) yapılarıyla temsil edilir. sorun da tam burada başlar: bir elektronun kendi yaydığı fotonu geri soğurması gibi "kendi kendine etkileşimleri" hesaba kattığımızda, olası tüm enerji seviyelerini toplamak (integralini almak) zorunda kalırız. bu toplam bizi kaçınılmaz olarak sonsuza götürür. oysa laboratuvarda ölçülen kütle ya da yük gibi değerler her zaman sonludur. bu uçurum, teorik çerçevenin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılar.
"çıplak" parametrelerden fiziksel gerçekliğe
fizikçiler bu paradoksu çözmek için dahice bir ayrım yaparlar: "çıplak" (bare) parametreler ve "fiziksel" parametreler.
çıplak parametreler: teorinin en başında var olan ancak doğrudan gözlemleyemediğimiz ham değerlerdir.
fiziksel parametreler: deneylerle ölçtüğümüz nihai değerlerdir.
teorideki sonsuzlukların bu çıplak parametrelerin içinde "saklı" olduğu varsayılır. denklemlere eklenen "karşı-terimler" (counter-terms) sayesinde, hesaplamadaki sonsuzluklar birbirini sönümleyecek şekilde düzenlenir. dışarıdan bakıldığında "sonsuzdan sonsuz çıkarmak" gibi görünse de, bu işlem son derece sistematik bir matematiksel disiplinle yürütülür. sonuçta elimizde kalan, doğada ölçebildiğimiz o anlamlı ve sonlu değerdir.
değişen ölçekler: koşan sabitler
renormalizasyonun en çarpıcı keşfi, evrensel sabitlerin aslında "sabit" olmadığını göstermesidir. bir elektronun yükü, ona hangi enerji ölçeğinde (ne kadar yakından) baktığınıza göre değişir.
perdeleme etkisi: düşük enerjilerde, sanal parçacık bulutu elektronun yükünü perdeler ve daha düşük bir değer ölçeriz.
koşan sabitler: enerji arttıkça bu bulutun derinine iner ve daha yüksek bir yükle karşılaşırız.
asimptotik serbestlik: güçlü nükleer kuvvette ise durum tam tersidir; parçacıklar birbirine yaklaştıkça (enerji arttıkça) etkileşim zayıflar.
sonuç: doğanın ayar mekanizması
renormalizasyon basit bir matematik hilesi değil; doğanın farklı ölçeklerde farklı kurallarla dans ettiğini gösteren temel bir prensiptir. modern fiziğin kalesi olan standart model, renormalize edilebildiği için bugün bu kadar güçlü tahminler yapabilmektedir. öte yandan, kuantum kütleçekiminin hala renormalize edilememesi, fiziğin "her şeyin teorisi" ne ulaşmasındaki en büyük barikatlardan biri olmaya devam ediyor.
özetle renormalizasyon; kuantumun kaotik sonsuzluğunu, insanın ölçebileceği anlamlı bir gerçekliğe tercüme eden en kritik araçtır.
devamını gör...
patlıcan ile yapılan yemekler
"kilis tava" der susarım
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
eğer üşenmezsem yaklaşık 2 sene önceki turne vloglarını editlemeye başlayacağım. ayrıca disklerde yer var mı bilmiyorum. ne halt edeceğimi de bilmiyorum. kesinleşmeyen, iş sahipleri tarafından öyle yaparız böyle yaparız denilen bütün işlerin projesini çöpe attım. kafa rahat. önce para görelim.
geçen aldığım deterjanla bir kez daha çamaşır yıkadım bu arada.
geçen aldığım deterjanla bir kez daha çamaşır yıkadım bu arada.
devamını gör...
kramponların hiç rahat olmaması sorunsalı
futbol oynamak için üretilen bu ayakkabıların ayak düşmanı bir şey olmasıdır...
halısaha ayakkabılar nedense çok daha rahat olurken kramponlarda bu konfor yoktur.
ben kramponla top oynayamıyorum mesela.
kundura ile süper oynanıyor valla.
halısaha ayakkabılar nedense çok daha rahat olurken kramponlarda bu konfor yoktur.
ben kramponla top oynayamıyorum mesela.
kundura ile süper oynanıyor valla.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
kuvveten düştüm, öğrencilerim türkiye’nin 7 bölgesine dağıldı hepsini hüzünlü hüzünlü izledim arkasından ve şunu düşündüm ben hep arkadan izledim lan, bir kere dedim ki öne atılayım baktım ki sırtımdan vurmayan bir tek, ilk insan kalmış, boyun fıtığım da onun yüzünden he adı adem denen bir kardeş, ben ona ben şeytanım diyorum o da ben de insanım diyor ajsjjssjs.
devamını gör...
sözlükteki herkesin psikolojik tespit yapması
n'apalım, piskolojimiz bozuk..!
aslında herkes kişisel deneyimlerini aktarıyor. sözlüklerin bir işlevi de bu değil mi? ben psikoloğum uzanın şöyle anlatın derdinizi çaresini söyleyeyim veya psikiyatristim hemen size ilaç yazayım demiyorum ki.. kendi boktan hayatımda deneyimlediğim, kafamın içinde dönen düşüncelerden çıkarsadığım şeyleri paylaşıyorum. bu psikolojik tespit sayılmaz, sadece durum raporudur sözlükcüm.
aslında herkes kişisel deneyimlerini aktarıyor. sözlüklerin bir işlevi de bu değil mi? ben psikoloğum uzanın şöyle anlatın derdinizi çaresini söyleyeyim veya psikiyatristim hemen size ilaç yazayım demiyorum ki.. kendi boktan hayatımda deneyimlediğim, kafamın içinde dönen düşüncelerden çıkarsadığım şeyleri paylaşıyorum. bu psikolojik tespit sayılmaz, sadece durum raporudur sözlükcüm.
devamını gör...
