zaman tüneli

her 10 kızdan 9udur. o 1'e de hala denk gelemedim ama her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa kıymeti bilinmelidir.
devamını gör...

ayna biraz kirliymiş, kıyafetimi lekeli gibi göstermiş. ama pis satanist imajıma daha da uydu sanki. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mutlu oldum bu başlıktan dolayı, bizde musakka yapılır ya da tava da kızartıp yoğurtlu olanı makbuldür.
devamını gör...

patlıcan ile yapılan yemeklere bayılırım ama benim favorilerim alttaki gibidir:

1) hünkar beğendi
2) alinazik kebabı
3) patlıcan dolması
devamını gör...

evet arabanın kapısını hayvan gibi çarpan kız benim.
bugün evdeki eksikler ortaya çıktı. ikindi saatlerinde babama “markete gidelim mi” teklifinde bulundum. babam etraflıca düşündükten sonra “gidelim” dedi ve arabaya yöneldik.
babama “ben kullanayım mı” dememle beraber adamın şalterleri attı.
“ne sen mi, geç yanıma ben sürerim, şurdan şurası zaten.”
bu cevapla arabaya bindim ama babam o an gözümde düşman gibi. içimden neler söylüyorum…
“bir daha seninle arabaya binersem iki olsun.”
“annem bir gelsin de o dizide yanık olduğun selcan hatunu anlatmazsam…”
ve daha neler neler.
neyse, markete girdim. o kafa dağınıklığıyla ne bulduysam aldım. en gerekli olan, almam gereken temizlik malzemesini almadan çıktım. klasik.
marketten çıkınca yine bir şansımı zorladım.
yok. bildiğin katır inadı. tesbihte hata olmaz.
ben yarı ağlamaklı kader mahkumu gibi arabaya geçtim. ama içimden hala intikam yeminleri ediyorum.
“bugün oturup onunla dizi izlersem iki olsun.”
eve geldik. ben bir hışımla indim.
bebeğimi, yani kartanesini, arabamın kapısını hayvan gibi çarptım.
evet yaptım. neden, bir sorun?
o an avazım çıktığı gibi bağırmamak için.
babamın gözleri faltaşı gibi açıldı:
“kırsaydın bari, kendine gel.”
benim tek söylediğim: “kendimdeyim.”
sonra ağlamaklı gözlerle köle isaura modunda iki poşet alıp eve geçtim.
bu da bugün yaşadığım böyle bir olaydı.
devamını gör...

(bkz: yeni neslin biraz şey olması)
ayrıca;
(bkz: biz sanki çok şeyiz)
devamını gör...

islam dan şüphemiz yok ama islam adı altında çıkarcıları sevmiyorum aynı bunlar gibi ne yapmışlar şimdi fetih mi etmişler bırakın bu salak salak show yapma işlerini. millet dinden soğudu bunlar yüzünden artık çünkü kimse samimi olduklarına inanmıyor. çünkü hepsinin mal varlıkları saymakla bitmiyor ama sorsan hepsi helal
devamını gör...

bugün metroda, akordiyon çalarak para toplamaya çalışan bir çocuk gördüm. aslında yeni bir şey değildi; daha önce de defalarca görmüştüm bu şekilde onlarca çocuk. fazlasıyla "normal" bir şeydi ama bu defa, sebebini tam koyamadığım bir şekilde gözlerim doldu, hatta taştı. hergün bakıp geçtiğim ayrıntılar üzerine düşünmeye takatim kalmıştı belki de.
"bu çocuk bunu eğlencesine mi yapıyor?" diye oldukça sürreal bir sebebe de tutunulabilir ama bu
pek mümkün değil. istanbul gibi bir yerde hiçbir “normal” aile çocuğunu bu kadar kontrolsüz bir kalabalığın içine bırakmaz, bırakmamalı zira.

"belki zorla yaptırıyorlardır"
işte insanı en çok yoran ihtimal de bu zaten.
bu ihtimalle birlikte gelen diğer ihtimallere ek, çocuğun görmezden gelindiğinde ve görülüp para verildiğindeki mahcubiyeti mi dokunur, çaresizliği mi, yoksa bütün bunları görüp yoluna devam eden insanların bu durumu artık kanıksamış olması mı, ayırd edip seçemiyordum gözlerimi yakan tuzun sebebini. belki sadece ağlamaya ihtiyacım vardı ve bahane arıyordum.

metrodan indim. mecidiyeköy’ün o meşhur keşmekeşine karıştım. ve şehir kendisinden bekleneni yaptı; dikkatimi elimden aldı. birileri çarpmasın diye yönümü ayarladım, gözlerim atm aradı, “faturayı şimdi mi ödesem?” diye düşündüm, eve gidip dinlenme fikrine tutundum.
ve o çocuk, sadece birkaç dakika içinde, daha yürüyen merdivenleri bitirmeden zihnimden çıktı, gözyaşım çoktan soğudu.

aslında mesele o çocuğun varlığı değil, yokluğu da değil. mesele, insanın bir şeye gerçekten üzülüp, çok kısa bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilme kapasitesi. belki aksi de mümkün değildir zaten. zaman mı hızlı akıyor, yoksa biz mi duygularımızı geride bırakacak kadar hızlandık, emin değilim. günlük rutinlerle öyle yarışıyoruz ki; gün içinde yaşadığımız duyguların yabancısı olarak devriliyoruz yataklarımıza. kim bilir belki kaç defa kalbimizin üzerine basıp ezdi hayat, görmezden gelip inadına yaşıyoruz gibi.

eve gelince çocuğu tekrar hatırladım. ve bu, onu hiç unutmamış olmaktan daha rahatsız edici. insanın, yaşadığı duyguları anında askıya almasının reflekse dönüşmesi ürkütücü.
devamını gör...

çok değil 10 sene öncesine kadar böyle bir başlığı görmeyi rüyamda dahi hayal edemezdim. nereden nereye..
devamını gör...

(bkz: oya bora vs emel erdal vs izel ercan)
sonunu (bkz: erdal erzincan) olarak kimse okuyamaz bence *
oya bora ile erdal erzincan ne alaka dedim. bir an hiç düşünmeden ama kendimden çok emin bir halde...
ben gidiyorum sanırım iyi değilim.. bugün başlıklar bana oyun oynuyor..
devamını gör...

tebeşir romantizmi yapılacak bir nesne değil bence. ben tebeşir neslindenim. o dönemleri hatırlıyorum da tahta ve tebeşir tozu yutmaktan öğretmenlerimiz ve bazı arkadaşlarımız solunum problemleri yaşardı. kaç defa tıkanıp derse ara verdiklerini hatırlarım.
ben çocukların odasına tahta ve tahta kalemleri aldım. küçükken üzerine resim yaparlardı. artık birbirlerine komik mesajlar, haftalık program, karikatürler falan yapıyorlar. bence çok daha sağlıklı.. nostaljiye gerek yok bu konuda sözlük.
devamını gör...

iki yıl öncesine kadar başörtülü akademisyenin çalışmadığı üniversite. gidişat islama doğru. hiç şüphem yok.
buradan
devamını gör...

ortak delirme sendromu..

bireyler bir araya gelerek çember oluşturuyor. biri eline mendil alıyor...* ebe mahmut başlıyor tekerlemeye: yağ satarım bal satarım, ustam ölmüş ben satarım.. mahmut hem söylüyor hem de daire etrafında dönüyor, mendili bir arkadaşın arkasına bırakıp kaçıyor..
ah mahmut!
işte kovalamaca başlıyor...
o kaçıyor ama diğer arkadaşı da onu yakalamaya çalışıyor.. kaçıklar daire etrafında dönüp duruyorlar...

bu kollektifler oyunun kovalamaca bölümde zambak zumbak, dön arkana iyi bak! derler..
meali: o mendili senin arkana bırakabiliriz.. her an ebe mahmut olabilirsin..

hepimiz risk altındayız bu da böyle biline...
ustamın kürkü sarıdır,
satsam on beş liradır.
zambak zumbak, dön arkana iyi bak!"
devamını gör...

feynman bir teorik fizikçi, dawkins ise evrimsel biyolog.. bunları karşılaştırmak ne kadar doğru olur bilmiyorum. kim daha etkileyici anlatır dersen, feynman daha samimi geliyor. ama dawkins de fikirleriyle daha fazla tartışma yaratır ve insanları düşünmeye zorlar bence.
devamını gör...

geçen gün içim çok ama çok doluydu ve bende içimde olan biteni telefonun not defterine dökmüştüm.

uykuyla ve tanrıyla ufak çaplı hesaplaşmam;

‎uyku, kirpiklerime uğramayı unutan eski bir dost gibi çoktan terk etti beni. kendimle olan o amansız hesaplaşmam henüz nihayete ermedi; sadece bir anlık nefes, küçücük bir soluklanma arzusundayım.
‎​kalbimin dehlizlerinde ne çok kayıp verdim... hiçbirini mağrur bir törenle, başım dik uğurlayamadım. sahi, gidişler her zaman gururdan yoksun mudur, yoksa ben mi bu meçhulün içinde kayboldum? akrep yelkovanı 02.47 sularında boğarken ben hâlâ bu satırları döküyorsam; söküp atmam gereken prangaları ruhumun derinliklerinde hâlâ saklıyorum demektir.
‎​göz pınarlarım ağırlaşıyor; biraz uykusuzluğun acımtırak tadı, biraz da kalbimin o dinmek bilmeyen sızısı yüzünden. her saniye kendi varlığımı, şu fani dünyadaki yerimi sorgulamak ne denli yıpratıcı bir zanaat... beni bu harabeye çeviren yalnızca bir kadının gölgesi miydi? yoksa ben, kendi içimdeki tüm masumları birer birer kendi ellerimle mi kurban ettim?
‎​artık ne kimseyi dinleyecek mecalim ne de birine anlatacak takatim kaldı. insan denilen o gürültülü kalabalığa tahammülüm tükendi. tek arzum; zihnimi kirli bir hırka gibi kenara bırakıp sonsuz bir uykuya dalmak.
‎​söyle bana tanrım; ben mi kapatıyorum gözlerimi şu vaadedilen güzelliklere? hayat, gerçekten de "güzel bakana" mı sunar cevherini? yoksa burası, yaşamaktan yorulmuş ceset yığınlarının feryatsız dünyası mı sadece? kendi kendimin yankısı oldum artık. sesim semaya ulaşıyor mu, yoksa boşlukta mı sönüp gidiyor? beni yıllardır bu ağır imtihanlarla sınıyorsun; bu sınama ne vakit nihayete erecek ve ben ne zaman huzurla uyuyacağım?
‎​varlığımın her zerresinde, cepheleri karanlık bir savaş sürüyor. ve acıdır ki; bu cenk meydanında en ağır darbeleri hep kendi göğsüme vurmuşum. şimdi ise yalnızlıkla dövülmüş kılıcımın yanına, boylu boyunca, yaralı bir savaşçı gibi uzanmışım.
‎​zira her döngü, insanın yine kendi içinde başlarmış...
devamını gör...

eskisi kadar iyi film gelmiyor mu bana mı öyle geliyor..? artık izlemek için heyecan duyduğum etkileyici film bulmakta zorlanıyorum. eskiden ayda bir giderdim herhalde. şimdilerde ancak çocuklar gitmek isterse onların gönlü olsun diye eşlik ediyorum. kızım dune hayranı.. görünür gelecekte bu yıl için sanırım (bkz: dune: part three) a gideriz birlikte.
devamını gör...

hot wheels arabaları. yok arkadaş, durduramıyorum.
devamını gör...

olay gecesi yaşananlar korkunçtu. kızım tableti bıraktı. ben zorla bıraktırdım. uzun zamandır ekransız bir çocuk olarak yaşıyor. telefon da yasak. iznim olan şeyleri izliyor sadece süresi bitene kadar. geçen akşam beni township oynarken gördü. annecim ben de oynayabilir miyim dedi ve ne sakınca olabilir diyerek verdim. kenarda sohbet ediyorduk ve bir ara telefonuma bakmamla tüm altınlarımın ve paralarımın suyunu çektiğini gördüm. faydalı bir şey için harcasa gam yemeyecektim. tarladaki ekinleri büyütüp onları hasat ettikten sonra yerlerine çiçekler ekmiş. iflas ettim. geçen gün burada bir tanımımda zengin olduğum tek evren diye bahsediyordum. artık her koşulda fasfakirim, fapfakir, faşfakir, fazfakir, farfakir, fakfakir. kendi kendimize nazar değdirdik. yüce rabbim malınla övünme onu da sana ben verdim diyerek kütüğü kafama vurdu ve hepsini geri aldı.

heygidigocaemine.
devamını gör...

erken orta çağ döneminde (birinci yüzyıl ve isa’dan önceki yüzyıl sonları) ortaya çıkan, dinsel sistemler. bu tanım, gnostisizmin yeterince tanımlanamadığını düşünen bilim çevreleri tarafından 1966 yılında gerçekleştirilen konferanslarda yapılmıştır ve kabul edilmiştir. bu konferansta gnosisi de kişinin ulaştığı bilgelik düzeyi olarak tanımlamışlardır. tanımların bu kadar muğlak oluşu, inanç sisteminin muğlak oluşundan ve tarihsel bilgi eksikliğinden kaynaklıdır. dolayısıyla bilimsel bir tanım yapabilmek zordur. bu durumun sebeplerini gnostisizm hakkında bilgileri aktarırken yayılmış şekilde anlatacağım.

gnostisizm, temeli gnosis’e dayanan bir inanç sistemidir. gnosis, klasik grekçe’de eşyanın mahiyetine dair bilgi demektir. genel olarak bilme, bilgi anlamlarında kullanılır. episteme’den farklı olarak bilgiye değil doğrudan bilme eyleminin kendisine işaret eder. ancak gnostik sözlüğünde anlam bundan farklıdır. gnostisizmde gnosis, gerçek tanrının bir hediyesi olan ve içinde onu elde edeni kurtarabilecek gücü taşıyan bir meta-rasyonel bilginin formuna işaret etmenin aracı olarak kullanılmaktadır. bu bilgi elde edeni, kozmik gizemlerin anahtarına sahip kılar ve onun en temel varlığına kadar evrenin yaratılışını inceleyen çok eski bilimlerin muammalarını, axis mundi yani dünyanın merkezlerini içine alarak çözmeye muktedir kılar. gnosis’in kutsal gücü kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, kendisinden sürüldüğümüz yeri, gittiğimiz yeri, nelerden arındırıldığımızı ve yaratılmanın ve yeniden yaratılmanın ne olduğunu açıklar. gosphel of truth’da (hakikat incili) şöyle yazar:

bu nedenle eğer kişi biligi sahibi ise, o yukarılardandır o çağrıldığında duyar, çağırana cevap verir ve kendisini çağırana döner ve ona yükselir. ve hangi şekilde çağrıldığını bilir… bilgi sahibi olan, böylelikle nereden geldiğini ve nereye gittiğini bilir. kişi sarhoşken sarhoşluğundan uzaklaştırıldığını ve kendisinin olanın düzeltilip kendisine döndürüldüğünü bilir.¹


gnosisin mahiyetine gnostik mitlere bir giriş yaparak daha da hakim olabiliriz.

gnostiklerin gerçek tanrı ve daha etkisiz ve niteliksiz bir tanrı olan yaratıcı tanrı demiurge olmak üzere iki tanrıları vardır. demiurge, eski ahit’in tanrısıyla özdeşleştirilir ve o kusurlu bir tanrıdır. onu kusurlu kılan şey kibri ve kabalığıdır ve evrende kendisinden başka tanrı olmadığını düşünür. gnostik yaratım mitleri asıl yaratıcı tanrının “gerçek tanrı”nın bilgeliğini temsil eden sophia olduğunu işaret eder.
zaman ve mekan henüz bilinmezken, gerçek tanrı, düşünceyi temsil eden dişil tanrısal ilke olan ennoia ile birlikte pleroma ülkesinde yaşardı. o aslında nesneleri yaratan değildi, bundan ziyade onları kendisinden türeten ve oluşturan bir varlıktı. eski ahit’in tanrısında olduğu gibi iradi ve kasıtlı bir biçimde “şimdi ışık olsun!” dendiğinde ışık olmuyordu. oluş, gerçek tanrı’nın nefes alış verişi gibi rutin ve olağan bir şekilde gerçekleşiyordu. varlık katlarının gelişip örgütlenmesi neticesinde, “ulaşılması imkansız sonsuzluk”, “erişilmesi imkansız ideal durum” manalarına gelen aeon’lar ortaya çıktı. bunlar meleklere benzer şekilde tanrısal varlıklardır. oluş ilkesi gereği, olan oldurandan bir seviye aşağıdadır. tanrısal bilgeliği temsil eden ve tanrıların en genci olan sophia, bu sebeple gerçek tanrıdan daha ileridir, onun gerçek tanrıyı bilme tutkusu neticesinde doğuş ve oluş söz konusu olabilir. tüm bu süreç kendiliğinden gerçekleşir. oluş neticesinde sonradan maddeye dönüşecek olan kaos ortaya çıkar; ancak bu kaos evresi oldukça cansız ve yavaş ilerleyen bir süreçtir, “çok derin sular ve sonsuz bir karanlık”tır.² karanlıktan rahatsız olan sophia, onu alt edecek bir varlık yaratmaya karar verir. bu varlık, dünyanın yaratıcısı, çocuksu tanrı laldaboath isminde, yüzü aslan yüzüne benzeyen bir hermafrodittir. laldaboath, demiurge’nin ta kendisidir. eski ahit’in tanrısıdır.
laldaboath’ın annesinin varlığından bile haberi yoktur. sophia ona defalarca kendisinden daha yüce güçler bulunduğunu anlatmayı denemiş ancak laldaboath yani demiurge bu sözlere kulak asmamıştır. dünyayı yaratıp onun baş arkhon’u olmuştur. demiurge, başka arkhonlar da yaratmıştır. bunlardan her biri yedi kat olan göğün bir katına hükmeder. ancak demiurge dahil bütün arkhonlar sekizinci kattaki sophia hükümranlığının altındadır. demiurge’nin ülkesine en uzak olan yer gerçek tanrı’nın mekanıdır. zamanla demiurge “benden başka tanrı yoktur” demeye kadar gitmiştir ki eski ahit’in tanrısıyla ilişkilendirilmesinin sebeplerinden bir tanesi de budur. bu sözleri duyan sophia ona “yanlış yapıyorsun, samael!” der. (samael, kör, ahmak, anlayışsız tanrı anlamına gelir. gnostik isa da bu hitabı kullanmıştır.) laldaboath/demiurge ise sophia’ya, evrende kendisinden daha üstün bir güç bulunmadığını, varsa göstermesi gerektiğini söyler. bunun üzerine göğün en yüksek katlarından yeryüzüne bir ışık hüzmesi düşer. laldaboath bu hüzmenin içinde bir insan sureti görür ve çok utanır. bu insan, ilahi nur’un ademi olarak bilinen kişidir. kıskançlıktan deliye dönmüş olan laldaboath, arkhonlarına (bunlar semavi dinlerdeki melekler oluyor) talimat vererek kendi adem’ini yaratmaya hazırlanır ve o da bir adem yaratır. ancak bu ademin ruhu yoktur. sophia, laldaboath’a nasıl nefesiyle yaşam verdiyse, adem’e de ruh üfler ve bildiğimiz adem ve havva hikayesine geçiş başlamış olur.

incil’deki cennet bahçesi miti, tanrının topraktan adem’i yaratarak ona ruh üflediği biçiminde anlatılır. sonra adem derin bir uykuya dalar ve tanrı onun kaburga kemiklerinden bir tanesini çıkararak adem’in eşi olacak ilk dişi insanı yaratır. adem ile havva, tanrı’nın bahçesinde son derece mutlu bir hayat sürerler, ancak bu mutluluk şeytanla özdeşleştirilen yılanın, havva’nın aklını çelerek onu bilgelik ağacı’nın yasak meyvesini yemeye teşvik etmesiyle birlikte bozulur. (buradaki bilgelik gnostisizmin, bahsettiğimiz gnosis’inden başkası değildir.) havva adem’i bu meyveyi yemeye ikna eder ve bir anda çıplak olduklarını farkederler. bu ağaçtan meyve yenmesini yasaklamış olan tanrı ise durumun farkına vardığı zaman onları cennet bahçesinden sürgün eder. adem, dik yamaçlarda meşakkatle çalışarak her gün sil baştan hayatını kazanmaya mahkum edilir. ( prometheus’a benzer şekilde.) havva ise her çocuk doğuruşunda acı çekmeye ve ömür boyu kocasına itaat etmek zorunda olmaya mahkum edilir.

eski ahit’te ve incilde durum böyledir ancak gnostiklerin yaratılış miti bundan biraz farklıdır. bildiğimiz gibi buradaki adem ve havva’yı cennetten kovan tanrı gnostisizm’de çocuksu tanrı, laldaboath’tır. ve adem’e ruh veren o değil sophia’dır. bilgelik ağacı ise gerçek tanrının bilgisine, sahte yaratıcı tanrı laldaboath’ın dünyasından kurtulacak bilgiye, kendilerinin aslında ne olduklarının bilgisine sahiptir; yanı gnosis’e. yılan ise şeytani bir varlık değil, yaratılan varlıkların en bilgesidir. ki, klasik hristiyanlık dışında yılana şeytani bir anlam yüklenmiş hiçbir din görmedim. antik mitolojilerde, yunan, mısır, pers, sümer, babil, hint, uzakdoğu ve daha ilkel mitolojilerde yılan bilge olarak tasvir edilmiştir. gnostisizmin bunlardan etkilendiği de apaçık ortadadır. oyunu bozanlar klasik hristiyanlardır. gnostisizmde bu cennet bahçesi hikayesi bir hikaye değil bir efsanedir. ve bu efsanede havva suçlanmaz. adem ve havva iki ayrı insanı değil, metaforik olarak tek bir insanın bedenini ve ruhunu temsil eder. sophia, havva’yı kız kardeşi olarak sunmuştur.

gnostiklerde adem ve havva hikayesi, üstün olan tinselliğin yani havva’nın, insanın daha aşağı özellikleri olan adem’e gnosis’i anlatmasının hikayesidir.
görüldüğü gibi gnostikler sembolizme ve metaforlara düşkündürler. gnostik yaratılış miti platon’un mağara alegorisine de çok benzetilir.

gnostikler, yaşadığımız dünyayı kurtulunması gereken kötü bir dünya olarak görürler. nihilisttirler, bu dünyayı yaratan tanrı yalancı, ahmak ve kibirlidir. gnostik dünya görüşü düalist bir karakter taşır. maddeyi ve kötülüğü yaratıcı tanrı demiurge’un yarattığı şeyler olarak görürler söylediğim gibi. bu, gnostiklerin her koşulda maddi dünyayı kötü olarak gördükleri biçiminde yorumlanamasa da, münzevi bir yaşam biçimine sahip olan ilk gnostiklerin bu yönde katı bir tutum içine girmiş olmaları muhtemeldir. gnostik görüşe göre, dünya kusurlu ve eksiktir ancak bu kusur kişinin, dünyada ve içimizde iyiliklerin de bulunduğunu farketmesine engel olmamalıdır.

gnostisizm hakkındaki bilgilerimiz 1945 yılında mısır’da iki kardeşin toprağı eşelerken bulduğu nag hammadi külliyatı sayesinde çoğalmış ve yeni ilişkilendirmeler yapılmıştır. bu külliyat 52 ciltten oluşan oluşmaktadır ancak ciltlerin 40 tanesi kaybolmuştur. 1945’te bulunan 12 cildin bir tanesinin bazı parçaları ise, külliyatı bir küp içinde bulan kardeşlerin anneleri tarafından uğursuz görülerek yakılmıştır. bu külliyattan önceki yüz elli yıl içinde birkaç tane gnostik incil ancak bulunabilmiştir. gnostikler, ana akım hristiyanlık tarafından sapkınlar olarak görülmüşlerdir. roma imparatorluğu’nun hristiyanlığı resmi din kabul etmesinden sonra ise, anaakım dışındaki topluluklar sindirilmeye çalışılmış, birçoğu katledilmiştir. gnostiklerin dini daha çok içsel deneyime dayalı olduğu için, hakkındaki bilgilerimizin bugüne ulaşamayışı da beklenir bir durumdur. anaakım hristiyanlığın incilleri peder iraneus tarafından 4 tane olarak sabitlenene kadar birçok incil gelip geçmiştir. gnostiklere göre, inciller asla sabitlenemez. çünkü tanrı sürekli olarak inananları ile konuşmaktadır. tanrının söyleyecekleri asla 4 incille sabitlenemez. bu minvalde bakıldığında isa’nın gerçek olup olmadığının bir önemi de yoktur çünkü bütün inananlar isa olabilmektedir, gnosis’e ulaşan herkes isa’dır. gnostikler bu görüşe sahip oldukları için her dönemde birçok incil ortaya koymuşlardır. ancak gnostisizmin yapısından ve anaakım hristiyanlığın diğer hristiyanlık akımlarını ve diğer dinleri sindirmeleri gibi sebeplerden dolayı bugüne çok azı ulaşabilmiştir. nag hammadi metinlerinin de, gnostik inananlar tarafından, zulümden kaçarken dinleri dünyadan yok olmasın diye gömüldükleri düşünülmektedir. tarihte görülen ilk ve tek gnostik devlet, kral abgar’ın hükümdarlığı altındaki urfa krallığı olmuştur. değindiğimiz gibi bu dinin yapısı devlete sahip olmayı gerektirmediği gibi pek de uygun değildir.

gnostisizm’in temel metinlerinden birkaçı; john’un gizli kitabı, hakikat incili, thomas incili, diriliş üzerine, philip incili, magdalalı meryem incili, ruh üzerine tefsirler, gülen ve dans eden isa’yı içeren john’un amelleri metni, judas incili ve iznik konsülü ve athanasius’un yazıları olarak sayılabilir. ancak bunlar tarihsel olarak geçerlidir çünkü değindiğimiz gibi gnostisizme göre onların sabit metinleri olamaz.

mandeanlar, maniheistler, hermetisistler, musevi kabalacılar, islami tasavvufçular ve günümüzde yaşamış teosofistler gnostik dinler olarak görülmektedir. islami tasavvuftaki haqq-al yaqin düşüncesi gnosisin birebir izdüşümüdür. bu dinlerle gnostisizm arasında farklar görülse de, temel görüş olarak gnostisizmin etkisinde oluştukları bilinmektedir.

gnostik olmadıklarını söyleseler de varoluşçu felsefeciler eserlerinde her fırsatta gnostik ögelere yer vermişlerdir. kierkegaard, nietszche, blaise pascal, jean paul sartre gibi varoluşçular gnostik öğeleri kullanmışlardır. örneğin sartre, meşhur romanı bulantı’da kendinde varlık ve kendi içinde varlık düşüncesini temalaştırır. kendinde varlık hayvanların ve doğanın konumuna denk düşerken, kendi içinde varlık idealize edilen varlık konumuna denk düşer. sartre’a göre insanların çoğu bunun farkına varmadan, yani uyanmadan, potansiyellerinin farkında olmadan bitkisel hayatta yaşarlar. bulantı romanında, romanın kahramanı roquentin, dolu dolu yaşayabilmek için kişinin yaşam tarzı olarak kendi için varlık felsefesini benimsemesi gerektiğinin farkına varır. yani gnosisin farkına varır ve manevi bir krize girer.

okültik bir uyanışın, arayışın modern dünyaya yayılmasına öncülük eden, teosofinin kurucusu madame blavatsky açıkça söylemese de bir gnostiktir. carl gustav jung teosofi hakkında “hindu kostümüne bürünmüş gnostisizm” benzetmesini yapar. jung, madame blavatsky’den etkilenmiştir ve o öldükten sonra onun yerini alan kişi olarak bile görülmektedir. jung’un gnostik olduğunu söyleyen pek çok kişi vardır. jung’un da bunu inkar ettiği söylenemez. kırmızı kitap ismiyle türkçe’ye çevrilen liber novus’u tamamen gnostik bir temada ilerleyen bir kitaptır. jung, gnostik bir peygamber olarak bile görülebilir. nag hammadi külliyatının içinde, jung’a hediye edildiği için jung incili olarak bilinen bir incil bile vardır. ancak jung’un gnostisizmle bu kadar ilgilenmesini, gnostisizmin mitik ve sembolik doğası olduğunu söyleyebiliriz. gnostisizm bir doğu batı sentezi gibidir. bir derinlik psikoloğunun da bu hazineyle ilgilenmeyi geri çevireceğini düşünemeyiz.

yirminci yüzyılda jung ile belirginleşen gnostisizm ilgisi, edebiyatta da karşılığını bulmuştur. herman hesse, herman melville, franz kafka gibi kişiler gnostik temaları kullanmışlardır ve bunu saklamamışlardır. ancak edebiyatta gnostik temaları en bilinçli kullanan kişi bilim-kurgu yazarı philip k dick’tir. açıkça gnostik olduğunu söylemektedir. bütünüyle aktif bir zihin adlı eserindeki şu diyaloğa bir bakalım:
“maurice, atsever’e dönerek sorar: ‘insan tanrının bir tasarımıdır, tam olarak bunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?’
‘evet’ der şişman. ‘ancak asıl tanrı yaratıcı tanrı değildir.’
maurice gözlerini kısarak: ‘nasıl yani?’ diye sorar.
‘bu yaratıcı tanrı laldaboath ismiyle bilinir, ona samael diyenler de vardır. kör, toy ve hidayet yoksunu bir tanrıdır. bu yüzden de kargaşa ve kaos getirir.’
‘siz neden bahsediyorsunuz allah aşkına!’ der maurice. ‘bunlar sizin kurgularınız mı? ya da kimin?’
atsever ‘aslında ben kendimi ikinci yüzyılda ortaya çıkmış olan valensiyan mezhebine ait hissediyorum.’ diye cevap verir.”3

görüldüğü gibi philip k. dick doğrudan gnostik miti kullanmıştır.

popüler kültürde gnostism, çizgi romanlara, sinema filmlerine ve bilgisayar oyunlarına da yansımıştır. örneğin watchmen isimli çizgi roman ve sandman isimli çizgi roman gnostik kozmolojiye sahiptir. watchmen’de ozymandias isimli karakter, insanları tetikte ve uyanık tutmak için sürekli olarak dünyanın yayratıkların istilası tehlikesi altında olduğu propagandasını yayar. bu tema gnostik aeon’larla arkhon’ların mücadelesini hatırlatıyor. (aeon’lar gerçek tanrının yarattığı tanrısal varlıklar ve arkonlar ise demiurge’nin yarattığı meleğimsi varlıklar. hakikat ve sahtelik arasında konumlanmışlardır.)

sinemadaki gnostik temalara örnek olarak truman show ve the matrix filmlerini gösterebiliriz.
truman show filminde jim carrey, zorlanarak yaşadığı dünyanın sahte ve gerçek dışı olduğunu düşünen, sabit fikirli bir karakteri canlandırmaktadır. oysa ki hissettiği şey gerçek dışı bir saplantı değil, ürkütücü bir gerçektir: kendisinin sandığı hayat, onun küçük dünyası, reality şovda kullanılmak üzere tasarlanmış bir simülasyondan başka bir şey değildir. filmdeki karakterin dünyası, sahte yaratıcı tanrı demiurge’nin dünyasına çok benzemektedir. filmin sonunda karakter bu dünyadan gerçek dünyaya kaçmayı başarır. bu gnosis’e ulaşmaya denk düşmektedir.

aynı minvalde başka bir film olan the matrix filminde ise, bir hacker olan neo’nun, dünyanın aslında dev bir bilgisayar simülasyonu olduğunu anladığı andan itibaren yaşadığı dehşetli bilinçlenme sürecini anlatmaktadır. tüm bu simülasyonun temel işlevi, insanı ve insanlığı bu simülasyonu yapılandıran makinelere bağımlı bir kölelik konumunda tutmaktır. filmin sonunda ise bu makinelerin aslında insanlar tarafından yaratılmış yapay zekanın ürünü olan aletler olduklarını anlarız. film, bilgisayarın başında uyuklayan neo’nun aniden ekranda beliren “uyan, neo!” yazısı ile irkilmesiyle başlar. filmin ana teması olan bu cümlenin gnostik bir öğe olduğunu söylemeye gerek bile yoktur. neo’ya yardım eden morpheus ve trinity aeonlara karşılık gelirken, insanları sistemin içinde tutmaya çalışan agent smith ve diğerleri ise arkhonlara karşılık gelmektedir. filmde körlük, uyku, uyanış, cehalet, karanlık, rüya gibi metaforlar sıklıkla kullanılmıştır. baş karakter de zaten karanlıktan uyanmış ve aydınlığa varmaya çalışan bir gnostiğe karşılık gelmektedir. filmin resmi sitesinde “wake up! gnosticism and buddhism in the matrix” isimli bir yazı bulunmaktadır.4

1. nhcı3.22.3. nag hammadi library, j. m. robinson çevirisi.
2. on the origin of the world, nag hammadi kitaplığı, s. 173.
3. philip k dick, valıs, bl. 6.
4. whatisthematrix.warnerbross... digitalcommons.unomaha.edu/...

kaynak kitaplar:
gnostikler: ilk hristiyan sapkınlar, sean martin, kaldeon yay. 2010.
gnostisizm tarihi, giovanni floramo, litera yay. 2005.
mistik kabala, dion fortune, hermes yay. 2010.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim