zaman tüneli
hristiyanismail hepinizi seviyor (yazar)
çok geçmiş olsun. inşallah güzel haberlerle dönersiniz. acil şifalar dilerim.
annem ve babam, ikisi de kanseri atlattığı için bu konuda destek olabileceğim bir şey olursa ve görürseniz yazmanız yeterli. bu süreçler aynı yoldan geçenlerin yaşadıkları özellikle olumlu neticelerle insanı motive ediyor. allah yardımcınız olsun.
annem ve babam, ikisi de kanseri atlattığı için bu konuda destek olabileceğim bir şey olursa ve görürseniz yazmanız yeterli. bu süreçler aynı yoldan geçenlerin yaşadıkları özellikle olumlu neticelerle insanı motive ediyor. allah yardımcınız olsun.
devamını gör...
yazarların bugün aldığı en güzel iltifat
mıy mıy mıy biriymişim. ha o iltifat değil miydi?
devamını gör...
iftira atmak
tanım: karaktersizliği, haysiyetsizliği ve kansızlığı kanıtlayan insanımsı davranışı.
iftira, bir insanın dille işleyebileceği en aşağılık cinayettir; çünkü katil can alır, iftiracı ise ruhu ve haysiyeti yaylım ateşine tutar. herkesin günahı kendine ama kimse bir başkasının hayatını ateşe atacak kadar alçalamaz. iftira atan yaratık; mertçe yüzleşecek yüreği olmayan, doğruların karşısında dizleri titreyen, karakteri omurgasına ağır gelmiş bir döküntüdür. kendi içindeki lağımı temizlemeye gücü yetmediği için o irini başkasının tertemiz ömrüne sıçratır, sonra da ortalık bulanınca o bulanıklıktan kendine sahte bir iktidar devşirir.
oysa yaptığı şey güç değil; düpedüz korkaklık, düpedüz namertlik, düpedüz bir ahlak çürümesidir. iftira sadece bir yalan değildir; bir insanın emeğine, huzuruna ve onuruna kurulan en sinsi pusudur. elini kana bulamadan can yakmaya çalışan, kendi pisliğinde boğulurken tutunacak dal bulamayıp başkasını da o çukura çekmeye uğraşan bu şeref fukaralarının, aslında yüzüne tükürülmeye bile gerek yoktur.
bilerek, kurgulayarak, planlayarak birine iftira atan kişi; vicdanını pazara çıkarmış, haysiyetini kendi diliyle boğmuş ve insanlık vasfını çoktan kaybetmiş bir sefilden ibarettir. attığı o çamur karşıdakini belki kirletir ama iftiracının kendisini o çamurun içinde sonsuza kadar boğar.
iftira, bir insanın dille işleyebileceği en aşağılık cinayettir; çünkü katil can alır, iftiracı ise ruhu ve haysiyeti yaylım ateşine tutar. herkesin günahı kendine ama kimse bir başkasının hayatını ateşe atacak kadar alçalamaz. iftira atan yaratık; mertçe yüzleşecek yüreği olmayan, doğruların karşısında dizleri titreyen, karakteri omurgasına ağır gelmiş bir döküntüdür. kendi içindeki lağımı temizlemeye gücü yetmediği için o irini başkasının tertemiz ömrüne sıçratır, sonra da ortalık bulanınca o bulanıklıktan kendine sahte bir iktidar devşirir.
oysa yaptığı şey güç değil; düpedüz korkaklık, düpedüz namertlik, düpedüz bir ahlak çürümesidir. iftira sadece bir yalan değildir; bir insanın emeğine, huzuruna ve onuruna kurulan en sinsi pusudur. elini kana bulamadan can yakmaya çalışan, kendi pisliğinde boğulurken tutunacak dal bulamayıp başkasını da o çukura çekmeye uğraşan bu şeref fukaralarının, aslında yüzüne tükürülmeye bile gerek yoktur.
bilerek, kurgulayarak, planlayarak birine iftira atan kişi; vicdanını pazara çıkarmış, haysiyetini kendi diliyle boğmuş ve insanlık vasfını çoktan kaybetmiş bir sefilden ibarettir. attığı o çamur karşıdakini belki kirletir ama iftiracının kendisini o çamurun içinde sonsuza kadar boğar.
devamını gör...
300-400 bin şehit veririz israil'i yok ederiz açıklaması
vermiyoruz vajinasına koyım.
vermiyoruz kardeşim. değil 300-400 bin şehit, 3-4 vatan evladını bile vermiyoruz. bizim olmayan savaşlar ile alakamız yok.
yurtta sulh cihanda sulh!
vermiyoruz kardeşim. değil 300-400 bin şehit, 3-4 vatan evladını bile vermiyoruz. bizim olmayan savaşlar ile alakamız yok.
yurtta sulh cihanda sulh!
devamını gör...
yazarların bugün aldığı en güzel iltifat
like dışında bir iltifat almadım..
devamını gör...
yazarların gece yaptığı etkinlikler
hangi bölümünde bak bu çok önemli.. uyuduğumuz bir kısım var ve uyumadığımız..
neyse uyuduğumuz kısımıdan bahsedelim..
neyse uyuduğumuz kısımıdan bahsedelim..
devamını gör...
the mission
başlığının açılmasının bana nasip olduğu 1986 yapımı roland joffe filmi. başrollerde robert de niro, jeremy irons ve genç bir liam neeson var. inanç, adalet ve devlet mekanizmasının işleyişindeki soğukkanlı kötülüğe dair düşünen herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. esasen the mission, deve dişi gibi oyuncu kadrosuna rağmen çok başarılı bir film değil. bununla beraber, öylesine derin bir meseleyi ele alıyor ki, sorduğu sorular ve gösterdiği gerçekler hala günümüzde geçerli. konusu özetle şöyle:
1750 senesinde bir cizvit papazı paraguay'daki yerlilere hristiyanlığı anlatmak için misyon adına yağmur ormanlarına gider ama orada öldürülür. bunun üzerine görevi bir başka papaz olan rahip gabriel ( jeremy irons) devralır ve tehlikelere rağmen ormanlara ulaşır. bir şekilde sağ kalan gabriel orada inananlardan küçük bir misyon kurar. bu arada mendoza ( robert de niro) adında zalim bir köle tüccarı orman yerlilerini yakalayıp satmaktadır. ancak bir kıskançlık neticesinde kazayla erkek kardeşini öldürünce içsel bir sarsıntı yaşar ve dine sığınır. o güne değin öldürdüğü yerlilere hizmet için, rahip gabriel'in misyonuna katılıp basit bir hizmetkar olacaktır. ancak kader ağlarını örecek ve misyon bölgesi ispanyollardan portekizlilere geçecektir. portekizlilere göreyse yerliler ruhu olmayan hayvanlar olduğundan ispanyol yetkililer kritik bir karar almak zorundadırlar. ya yerliler portekizlilerin insafına terk edilecek yahut hristiyan olmuş bu insanlar ve cizvitler korunup, protestanlarla diplomatik bir kriz çıkacaktır.
filmin önemi esasen dinin üç farklı yorumunu içermesi. rahip gabriel'in şahsında içsel, tasavvufi, sezar'ın hakkını sezar'a veren, tanrı'nın sözünü yere düşürmeyen ama kaderine razı bir din anlayışı. sonradan sofu olan mendoza'nın şahsında adalet için savaşan ebu zerr gifari tarzı bir din. ve ispanyol kilisesinin manevi şahsında nizam-ı alem'i savunan, kurumsal ve devlete eklemlenmiş bir din. film gabriel'in kararlı sofuluğunu takdir etmekle beraber tavrını adalet için savaşan ve devlete bağlı olmayan dinden yana koyuyor. tabi ki filmin esas yıldızı ise muhteşem ennnio morricone'nin filmi de aşan soundtrack'i. yani the mission
1750 senesinde bir cizvit papazı paraguay'daki yerlilere hristiyanlığı anlatmak için misyon adına yağmur ormanlarına gider ama orada öldürülür. bunun üzerine görevi bir başka papaz olan rahip gabriel ( jeremy irons) devralır ve tehlikelere rağmen ormanlara ulaşır. bir şekilde sağ kalan gabriel orada inananlardan küçük bir misyon kurar. bu arada mendoza ( robert de niro) adında zalim bir köle tüccarı orman yerlilerini yakalayıp satmaktadır. ancak bir kıskançlık neticesinde kazayla erkek kardeşini öldürünce içsel bir sarsıntı yaşar ve dine sığınır. o güne değin öldürdüğü yerlilere hizmet için, rahip gabriel'in misyonuna katılıp basit bir hizmetkar olacaktır. ancak kader ağlarını örecek ve misyon bölgesi ispanyollardan portekizlilere geçecektir. portekizlilere göreyse yerliler ruhu olmayan hayvanlar olduğundan ispanyol yetkililer kritik bir karar almak zorundadırlar. ya yerliler portekizlilerin insafına terk edilecek yahut hristiyan olmuş bu insanlar ve cizvitler korunup, protestanlarla diplomatik bir kriz çıkacaktır.
filmin önemi esasen dinin üç farklı yorumunu içermesi. rahip gabriel'in şahsında içsel, tasavvufi, sezar'ın hakkını sezar'a veren, tanrı'nın sözünü yere düşürmeyen ama kaderine razı bir din anlayışı. sonradan sofu olan mendoza'nın şahsında adalet için savaşan ebu zerr gifari tarzı bir din. ve ispanyol kilisesinin manevi şahsında nizam-ı alem'i savunan, kurumsal ve devlete eklemlenmiş bir din. film gabriel'in kararlı sofuluğunu takdir etmekle beraber tavrını adalet için savaşan ve devlete bağlı olmayan dinden yana koyuyor. tabi ki filmin esas yıldızı ise muhteşem ennnio morricone'nin filmi de aşan soundtrack'i. yani the mission
devamını gör...
through the fire and flames
şarkıdan ziyade teknoloji demosu gibi olan şey. "bakın bunu yapabiliyoruz" şeklinde.
devamını gör...
300-400 bin şehit veririz israil'i yok ederiz açıklaması
sonraki başkanın kim olacağı konusunda adı geçen isimlerden biri olmaya devam etmek için yapılan açıklamalardan biri olduğunu düşünüyorum. sonuçta ortalama türk vatandaşı için ne ülkelerin askeri açıdan karşılaştırılması önemli ne de askeri siyasi politik ekonomik ve sosyal konjonktur önemli.
bu kadim düşmanımız yunanistan icin de böyle amerika dahil diğer ülkeler içinde. yani kimse gerçek bir çatışma durumunda ne yaşanır ile ilgilenmiyor ama yakarız yıkarız yok ederiz gibi söylemleri ülke olarak seviyoruz.
savaşlar eskisi gibi değil. senin önce ekonomini çökertiyor. sonra ülkende etnik sosyal siyasal farklılıkları kaşıyor seni zayıflatıyor. mümkünse iç savaş çıkarıyor işgal etmeden önce.
bugün esas mesele biz a ülkesi ile savaşa girersek kazanır mıyız meselesi değil.
esas mesele ülkenin ekonomisi herkesin malumuyken toplum olarak bu kadar yozlaşmış ve para için ülkesini satmak dahil her şeyi yapabilir hale gelmişken, insanlar en ufak tartışmadan bile kamplara bölünüyorken bir savaş durumunda ülke olarak kenetlenip kenetlenemeyecegimiz bence.
bu kadim düşmanımız yunanistan icin de böyle amerika dahil diğer ülkeler içinde. yani kimse gerçek bir çatışma durumunda ne yaşanır ile ilgilenmiyor ama yakarız yıkarız yok ederiz gibi söylemleri ülke olarak seviyoruz.
savaşlar eskisi gibi değil. senin önce ekonomini çökertiyor. sonra ülkende etnik sosyal siyasal farklılıkları kaşıyor seni zayıflatıyor. mümkünse iç savaş çıkarıyor işgal etmeden önce.
bugün esas mesele biz a ülkesi ile savaşa girersek kazanır mıyız meselesi değil.
esas mesele ülkenin ekonomisi herkesin malumuyken toplum olarak bu kadar yozlaşmış ve para için ülkesini satmak dahil her şeyi yapabilir hale gelmişken, insanlar en ufak tartışmadan bile kamplara bölünüyorken bir savaş durumunda ülke olarak kenetlenip kenetlenemeyecegimiz bence.
devamını gör...
kankacıların inlerine gireceğiz inlerine
kankacılara ayı mı denmek isteniyor da inlerine giriliyor, ben de bunu anlamadım.
devamını gör...
bezelyenin dünyada bilinen en eski sebze olması
patates ve bamya da farklı coğrafyaların en eskisidir.
devamını gör...
kankacıların inlerine gireceğiz inlerine
amaç nedir öncelikle onu bir söyleseniz.. evet kankacılık var her daim olacak da bu belli ama rahatsız eden kısmı nedir?
bence o gruba giremedim diye kafaya takmaktansa o grup beni kendi arasına almalı ile ilerlemelisiniz..
bence o gruba giremedim diye kafaya takmaktansa o grup beni kendi arasına almalı ile ilerlemelisiniz..
devamını gör...
bezelyenin dünyada bilinen en eski sebze olması
pilav üstü az bezelye deyip küçümsediğin bezelyeye dön de bir bak şimdi.
devamını gör...
kendini bulamayan insan
hiç aramadığım için bulmama gerek kalmadı. kaybettiğimi sandığım anlarda bile hep yanımda. canım kendim, sen de olmasan.
devamını gör...
maraş çöreği (yazar)
#3932258
biraz kudurdum ama neyse, önemli değil.
aynısından çekeceğim, beklemede kalın.
maşallahhhh! hep mutlu olun. ateist falan ama gül gibi kadını kaptı.
biraz kudurdum ama neyse, önemli değil.
aynısından çekeceğim, beklemede kalın.
maşallahhhh! hep mutlu olun. ateist falan ama gül gibi kadını kaptı.
devamını gör...
kendini bulamayan insan
teoman'dır.
hayalimdeki adsız kadın
sanki ağzımda tadın
eminim ki sen de hep kendini aradın
(bkz: rüzgar gülü (bumerang mix)) - bumerang bile geldiği yeri bulabiliyor, ama teoman bulamıyor. *
hayalimdeki adsız kadın
sanki ağzımda tadın
eminim ki sen de hep kendini aradın
(bkz: rüzgar gülü (bumerang mix)) - bumerang bile geldiği yeri bulabiliyor, ama teoman bulamıyor. *
devamını gör...
kendini bulamayan insan
adam iki başlık aşağıda ya otobüsü bulamazsam paniği yaşıyor.. sonra gel kendini bul..
devamını gör...


