zaman tüneli
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
stoa ile stoyayı karıştıran yazar kişisi bu arada stoya tarafındayız
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
zamanında iyi ki gelmiş buralara
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
sarı saçı çok yakıştırdığım, sözlükte daha çok görmek istediğim hanımefendi.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
patagonya yolunda yodaş…*
devamını gör...
olive maron
o gün seninle sonsuz mücadele eşiğinde karşı karşıya bekledik, 2024 senesi ve antakya kurtuluş caddesi, sen fatımaydın, gerçek annemdin, seninle sevişmedim çünkü beni test ettin sen orda, ben senin hiç doğmamış çocuğundum ramay, sen ise hayatını hiç yaşayamamış olan gerçek minik serçe. sana gelsem ve anlatsam sen de benim deli olduğumu söylersin, hani rüzgar esiyordu enkazların tozu geliyordu üstümüze, saçların uçuşuyordu benimse bağrım açık, üstümde lacivert bir gömlek vardı, beni biliyordun, farkettim. sadece şunu merak ediyorum, neler geçti başından da bu hale geldin. ben senin kitabını da sipariş verdim, hayatım zaten hiç olmayacak galiba ama buralara nasıl geldin, neden yalnız kaldın o yerde ve zeytin bahçesini merak ediyorum, dünyanın meselesi bizim meselemiz değil artık, biz siyaseti ve diğer şeyleri 0 ile 1 e hapsettik. feza ve toprak arası dönüp duracaklar kabul ettiler, biz hayatımızı elimize aldık. sadece şunu merak ediyorum lütfen beni bul ve bana ulaş, sana süleyman’dan beri gelen bir hikayeyi anlatacağım.
devamını gör...
sözlükte siyasi dilin kaybolması
nooldu lan? diliniz nerenize gitti?
sözlükte sanki darbe oldu birden herkes apolitik hale geldi. yolda reis'i görseler kafalarını öne eğip geçecekler. eskiden herkes “devrim, halk, mücadele, iktidar” derken, birden herkesin köşesine çekilmesi hiç yakışık almıyor.
sözlükte sanki darbe oldu birden herkes apolitik hale geldi. yolda reis'i görseler kafalarını öne eğip geçecekler. eskiden herkes “devrim, halk, mücadele, iktidar” derken, birden herkesin köşesine çekilmesi hiç yakışık almıyor.
devamını gör...
pazar günü erken kalkmak için bir sebep
(bkz: pazar günü çalışmak)
devamını gör...
pazar günü erken kalkmak için bir sebep
açık öğretim sınavı olabilir. bu hafta sınavlar var. büyük ihtimalle sabahın köründe sınavı olan insanlar vardır. yıl olmuş iki bin bilmem kaç, hala insanları davar güder gibi bir binaya toplayıp sınav yapıyorlar. olm, kopya çekecek insan her türlü çeker zaten. bi salın insanları.
devamını gör...
sibel çağlayan
yankının rüzgarı güzel kitaptır, sincan’da okumuştum, serin bir gündü, yazgımız belki o gün değişti bilmiyorum ama küllerimizi tuvalete döktükleri için, biz 3 idiots öldük, doğmadık. ben serkan ve mehmet 3 aptaldık. mehmet’in kanı bozuk, serkan anka köpeği, bense leş seven bir karga işte, böyle bir hikaye bu. beyaz serçe, tavanı yırtık, 2023 senesi, kurtuluş caddesi ve enkaza doğru ezan okuyan iki deli, birisi pink floydla popülerdi, diğeri memuriyeti ve psikolojisini, hatta hayatını feda etti, sürekli eziyet çekti ve cebinden yedi. şimdi bu yalan hikayesi ülkemize veda edeceğim ama hesabım kalsın burada, mahşerde de hesaplaşmayacağız, çünkü ben hakkımı helal ettim, burada aldım alacağımı, siz kendi kendinize uğraşırsınız.
devamını gör...
özgür özel
aptalca öngörüler arıyorsanız bu başlık altında yazılanları okuyabilirsiniz. alçak gönüllü diyeni chp yi iyi yonetecegine dair öngörülü olanı iyi muhalif diyenleri okuyabilirsiniz. bu adam hakkındaki yorumum tek kelime. "traş "
devamını gör...
espressolab
tanım: bir kahve zinciri.
boykot diye ortalığı velveleye veren insanların ne kadarı hala bu tavrını sürdürüyor merak ediyorum. zira, iğne atsan yere düşmeyecek şekilde hepsi. burada, iki durum öne çıkıyor benim için. ya bu kitlenin boykot yaparak insanları caydırabilecek sayısal üstünlüğü yok ya da götleri başları ayrı oynuyor.
bunu ortada bir yerden yazıyorum. bir şeyci olmayı sevmedim hiçbir zaman. ben kahve sevmiyorum. boykottan önce de gitmiyordum. şimdi de gitmiyorum. insanların, gaza gelip popüler akımdan pay çıkarmak için olmadıkları biri gibi davranmalarına gıcık oluyorum sadece. fırsat bulmuşken çakayım istedim.*
boykot diye ortalığı velveleye veren insanların ne kadarı hala bu tavrını sürdürüyor merak ediyorum. zira, iğne atsan yere düşmeyecek şekilde hepsi. burada, iki durum öne çıkıyor benim için. ya bu kitlenin boykot yaparak insanları caydırabilecek sayısal üstünlüğü yok ya da götleri başları ayrı oynuyor.
bunu ortada bir yerden yazıyorum. bir şeyci olmayı sevmedim hiçbir zaman. ben kahve sevmiyorum. boykottan önce de gitmiyordum. şimdi de gitmiyorum. insanların, gaza gelip popüler akımdan pay çıkarmak için olmadıkları biri gibi davranmalarına gıcık oluyorum sadece. fırsat bulmuşken çakayım istedim.*
devamını gör...
anne (2026)
* anne adında bir kısa film başlığı daha olduğu için başlık sonuna filmin yılı eklenmiştir.
senaryosu emre kerimoğlu tarafından yazılmış ve ramazan göksal tarafından yönetilmiş kısa film;
necmettin kerimoğlu, murat aydın, hayriye kerimoğlu ve lokman karakaş gibi isimler rol almış iken film ise 2 ay önce yayınlanmıştır.

hem anılarla dolu hem de artık bomboş olan eski evlerini ziyaret eden bir baba ve oğulun anılarıyla yüzleşmesini, kaybedilen bir anneye ve eşe duyulan özlemi, insanın sevdiği birini kaybettikten sonraki yalnızlığını konu ediniyor.
bir ömrü etkisi altına alan anılar, artık hayatta olmayan anne kişisi, yitip gidenle birlikte yok olup giden neşe, her yerde anılarını görmek ve anıların verdiği acıyla mücadele etmek, anneye duyulan özlem, filmi özetleyebileceğim temalardandı benim için.
bu film bana uçuşan etekler kitabını hatırlattı, zirâ orada da bir baba ve oğulun yas süreci söz konusuydu, artık hayatta olmayan bir anne ve bir eş için...
görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu,
konu açısından da etkileyiciydi, bazı sahnelerinde gözlerim yaşarmış olabilir,
en sevdikleri insanı ziyaret ettikleri sahnede olduğu gibi...
filmin en öğretici mesajı bence şuydu;
hayatta her şey her an olabilir, her an sevdiğin birini kaybedebilir, bu çığın altında kalabilirsin, bundan bir kaçış yoktur çünkü hayat bilinemeyendir, sevdiklerinle geçirdiğin her saniyenin dünyanın en pahalı mücevherlerinden daha değerli olduğunu bil, ayrılıkların, ölümlerin, yok oluşların bir çaresi yoktur, sevdiklerinin değerini onlar yaşarken anlamalısın, gidenler geri gelmiyor....
senaryosu emre kerimoğlu tarafından yazılmış ve ramazan göksal tarafından yönetilmiş kısa film;
necmettin kerimoğlu, murat aydın, hayriye kerimoğlu ve lokman karakaş gibi isimler rol almış iken film ise 2 ay önce yayınlanmıştır.

hem anılarla dolu hem de artık bomboş olan eski evlerini ziyaret eden bir baba ve oğulun anılarıyla yüzleşmesini, kaybedilen bir anneye ve eşe duyulan özlemi, insanın sevdiği birini kaybettikten sonraki yalnızlığını konu ediniyor.
bir ömrü etkisi altına alan anılar, artık hayatta olmayan anne kişisi, yitip gidenle birlikte yok olup giden neşe, her yerde anılarını görmek ve anıların verdiği acıyla mücadele etmek, anneye duyulan özlem, filmi özetleyebileceğim temalardandı benim için.
bu film bana uçuşan etekler kitabını hatırlattı, zirâ orada da bir baba ve oğulun yas süreci söz konusuydu, artık hayatta olmayan bir anne ve bir eş için...
görsel açıdan beğendiğim bir kısa film oldu,
konu açısından da etkileyiciydi, bazı sahnelerinde gözlerim yaşarmış olabilir,
en sevdikleri insanı ziyaret ettikleri sahnede olduğu gibi...
filmin en öğretici mesajı bence şuydu;
hayatta her şey her an olabilir, her an sevdiğin birini kaybedebilir, bu çığın altında kalabilirsin, bundan bir kaçış yoktur çünkü hayat bilinemeyendir, sevdiklerinle geçirdiğin her saniyenin dünyanın en pahalı mücevherlerinden daha değerli olduğunu bil, ayrılıkların, ölümlerin, yok oluşların bir çaresi yoktur, sevdiklerinin değerini onlar yaşarken anlamalısın, gidenler geri gelmiyor....
devamını gör...
federal soruşturma bürosu
sanılanın aksine sadece federe değil international çalışır bunlar. eskiden mensupları broadway kullanıyordu, bizimkilerse beyaz toros. bunlara yazışma usulü ve derin istihbarat öğretiliyordu, büyük yerlerde çalışıyordu bunlar, muroya serçe veriyorlardı falan işte, aleviler serçe kullanıyordu. ford taunusu da mosssad kullanıyordu, escort vardı yeşil olanları özellikle yeşil kuşak projesi sebepli cia kullanıyordu. bu arabaların hepsininde bulunduk. bizim de köyde mavi toros vardı, bir de antakya’dan çevliğe rakı içmeye giderken sürdüğümüz mavi toros, ona da benim gibi hayalperest turancılar biniyordu. efsane kasa megan veya yumurta kasa toyotaya ise bizleri bindirmezlerdi, ya tekir kedi olacaktınız ya kurt köpeği. passat vese üstüne zaten geçmemiz mümkün değildi. bize motorcu çetesi düştü, bizim camia mobilyet ve cg camiası, hero z pulse 210a niyetlenince başladı benim mesele. yoksa bizim işimiz olmazdı babamızın motoran 125 ccc ile, bize ne kardeşim, paramız yok diye hayalete dönüştük, o yüzden yoldaşız benjamin frankline, netenyahuya da soruyorum, neden yahu bu katliam sonu gelmiyor, vallahi bebek öldürüyorsunuz, hiç bir dinde yok bu, biz ateşkes istiyoruz, hakem türkiye, detayları ben veremem, zaten şartlar el verişli, diplomasi işine ben giremem, benim bir hayatım var onu da bol işlere harcayamam barış kardeşlik vesayre.
devamını gör...
taşra
(bkz: taşra sıkıntısı)
devamını gör...
youtube kanalı önerileri
devamını gör...




