zaman tüneli
kimseyle duygusal bağ kurmak istememek
bunun bizim isteğimize bağlı olduğunu düşünmüyorum. bir bakmışsın seviyorsun.
kuzum inan hiç beklemediğin anda oluyor
kuzum inan hiç beklemediğin anda oluyor
devamını gör...
yazarların itiraf edemediği şeyler
bazı insana hakkaten çok gıcık oluyorum ya...
yüz verdikçe saçmalıklarının sonu gelmiyor ve giderek iftiraya ve giderek büyük iftiraya varıyor falan...
ilgi manyağı böylesi değil ama...
yüz verdikçe saçmalıklarının sonu gelmiyor ve giderek iftiraya ve giderek büyük iftiraya varıyor falan...
ilgi manyağı böylesi değil ama...
devamını gör...
hulk'un gerçek olma ihtimali
moderayonsansa, moderasyonarya, diye gidebilir.
devamını gör...
ulaşılmaz erkek tanımı nedir
araba çarptığı için ölmüştür. en kötü ihtimal ise şarjı bitmiştir.
tanım gibi tanım.
tanım gibi tanım.
devamını gör...
kendine mesaj atmak
kendine mesaj atmak sözlüğe ciddi anlamda zarar vermektedir
devamını gör...
bugün pazar ve ben seni çok özledim
neden sadece pazar özledin diye adamı hayattan soğuturuz. her gün özleyeceksin it.
bugün cumartesi ve ben seni çok özledim.
bugün cumartesi ve ben seni çok özledim.
devamını gör...
erkeklerin kaç paraya şunu yaparsın muhabbeti
ben yapmıyorum.
çok şey kaçırmış mıyım ki..
çok şey kaçırmış mıyım ki..
devamını gör...
hulk'un gerçek olma ihtimali
geceye bırakılmış bir soru. eğer sen moderasyonsansa başlığı “hulk gerçek olabilir mi sorunsalı” olarak düzeltmelisin. yok moderasyon bensemse beni atın. canımsansa.
devamını gör...
erkeklerin kaç paraya şunu yaparsın muhabbeti
biz de yapmıyor muyuz hanımlar? bu başlığı kınıyorum.
-1000 dolar verseler böcek püresi yer miydin?
emine: aromalı mı?
-dümdüz püre.
emine: tamam ver püreyi.
-1000 dolar verseler böcek püresi yer miydin?
emine: aromalı mı?
-dümdüz püre.
emine: tamam ver püreyi.
devamını gör...
kemal kılıçdaroğlu
uyumuş mudur acaba.
devamını gör...
meryl streep
21 kez oscar ödülüne aday gösterilmiş, 3' ünü kazanmış. sinema tarihinde 21 kez oscar adayı olmayı başarabilen başka bir oyuncu yok. aday adayı olmayı başarabilen bile yok. büyük aşkı john cazale ' dı, cazale kanserden ölürken yatağının başındaydı.
devamını gör...
zenginler yaşarken fakirler yazar mı olur
zengin parasıyla fakir sözlüğüyle oynarmış.
devamını gör...
hay bin kunduz
bu ne bilmiyorum arada aklıma geliyor öyle. yine geldi. kunduzu ben görmedim arap nerden bilsin? bu arapça mı?
devamını gör...
benim adım hıdır elimden gelen budur
"my name is hıdır and this is all i can do" şeklinde ingiliççeye çevrilebilecek cümlejik..
ananla nasıl tanıştım isimli ejnebi dizide; "my name is rufus and that's the trufus" cümlesini de bu şekilde çevirmişti tercümmanlar.
ananla nasıl tanıştım isimli ejnebi dizide; "my name is rufus and that's the trufus" cümlesini de bu şekilde çevirmişti tercümmanlar.
devamını gör...
mystery road
güzel şarkı. format deruhte oldu.
devamını gör...
sample rate
açılmamış olmasına şaşırdığım başlık. ilk kurşun bizden olsun o halde.
şimdi efenim, evinde müzik dinlemek veya küçük çaplı kayıtlar almak isteyen kardeşlerim bir ses kartı almak istediğinde, karşılarına çıkan şeylerden biri de sample rate mevzusudur. dilim döndüğünce anlatayım.
kulağımızdan girip, anlamlandırdığımız ses dalgaları sonsuzdur efenim. bu şu demek, bu ses dalgasının yayıldığı süreye ne kadar yakından bakarsanız bakın, sonsuzluğa gidecektir. isterseniz milisaniye ölçeğinde, isterseniz başka bir ölçekte. ne yaparsanız yapın sonsuzdur.
sevgili biliminsanları bu sonsuzluğu kaydedebilecek bir teknoloji geliştiremediler henüz. mümkün değil yani bu sonsuz dalgayı, hiçbir kayıp olmaksızın dijitale aktarmanın bir yolu yok.
siz bir mikrofonun karşısına geçtiğinizde, o mikrofonun diyaframını titreten ses ne kadar sonsuzsa, mikrofonun üreteceği elektrik sinyali de o kadar sonsuzdur. ne verirseniz onu alır.
fakat siz bu sinyali -ses, artık sinyal olarak adlandırılacaktır- kaydedeceğim derseniz sonsuz bir depolamaya ihtiyaç duyarsınız, ki bu da fiziksel olarak mümkün değildir.
yine aynı biliminsanları da diyorlar ki, biz sonsuz sinyali kaydetmek yerine, sonsuz sinyali "andıran" bir ses izi oluşturabilirsek, bu işi başarırız.
bu şu demek, eğer bir sinyali çok kısa ama belirli aralıklarda "örneklersek", o sinyalin bire bir kopyasını değil ama çok yakın bir kopyasını oluşturabiliriz. tıpkı "video" efektinin oluşması için saniyede min. 24 kare fotoğraf çekilmesi gerektiği gibi.
videoda insan zihni saniyede* 24 kareyi aynı anda işleyebildiği için bir "video efekti" ortaya çıkıyor. aslında saniyede 24 tane fotoğraf görüyoruz.
peki aynı durumu ses sinyaline uygulamak için nereye başvuracağız? tabi ki insan işitme sisteminin limitlerine.
insan kulağı, 20 ile 20.000 hz arasını işitmektedir. 20khz* insan doğduğu andan itibaren geçerlidir ve yaş aldıkça geriye doğru saymaya başlar. bunu bilmemiz yeterli.
şimdi bizim aralığımız 20 - 20000 aralığında olduğu için, bizim tıpkı videolardaki gibi bir "güvenli alan"'a ihtiyacımız var. nedir bu; insan gözü her ne kadar 24+ kareyi video gibi algılasa da, 24'e doğru yaklaştıkça akıcılık azalır. o yüzden 30+ hedeflenir hep.
işte burada insan kulağı için de benzer bir sistem kullanmaktayız. her ne kadar duyumumuz maks 20.000hz* olsa da, bize güvenli bir aralık gerekir.
şimdiii, üst ve alt limitler belli, yapılacak işlem de aşağı yukarı belli, bitti mi? hayır, daha yeni başladık.
şimdi efenim biz eğer saniyede işitme sisteminin üst eşiğini referans alırsak, -ki bu 20khzdir- karşımıza problemler çıkmaya başlar. bu problemlerden ilki; yanlış duyum. evet, yanlış duyarız. çünkü nyquist teoremine göre bir ses kaydedilecekse, bu kayıt edilecek frekansın en az iki katı kadar örneklenmesi gerekir.
yani bizim üst sınırımız teorik olarak 20khz ise, bizim bunu doğru duyabilmemiz için minimum 40khz civarında bir sample rate kullanmamız gerekir.
işte 44.100hz dediğimiz olay tam olarak buradan çıkıyor.
neden düz 40khz değil de 44.100? çünkü sistemin güvenli çalışabilmesi için bir tampon bölgeye ihtiyacı var. siz tam sınırda çalışırsanız, filtreleme problemleri ve yanlış frekans algıları oluşmaya başlar. o yüzden mühendisler bu sınırı biraz yukarı taşıyorlar ve ortaya 44.1khz standardı çıkıyor.
yani cd'lerde gördüğünüz 44.100 sample rate'i öylesine seçilmiş bir sayı değildir. insan işitme sisteminin limitleri ve nyquist teoremi baz alınarak belirlenmiş mühendislik çözümüdür.
şimdi burada çok önemli bir kavram çıkıyor karşımıza: aliasing.
aliasing dediğimiz şey, sistemin bir frekansı yanlış algılamasıdır.
örneğin siz 20khz sample rate ile kayıt yapıyorsunuz diyelim. bu durumda sistemin güvenli üst limiti yaklaşık 10khz olur. eğer bunun üstünde bir frekans sisteme girerse, sistem onu doğru okuyamaz.
ne yapar? o frekansı başka bir frekansmış gibi algılar. yani aslında var olmayan frekanslar üretmeye başlar.
sonuç mu? tizler bozulur,* harmonik yapı değişir, ses kirlenir ve o meşhur dijital sertlik* ortaya çıkar.
işte bu yüzden dijital sistemlerde, nyquist limitinin üstündeki frekansları kesen filtreler kullanılır. çünkü sisteme duyabileceğinden fazla bilgi verirseniz, sistem bunu doğru yorumlayamaz.
şimdi burada sample rate ile bit depth'i* de karıştırmamak lazım.
sample rate, saniyede kaç kez ölçüm yaptığımızı ifade eder.
bit depth ise her ölçümü ne kadar hassas yaptığımızı ifade eder.
yani biri zaman çözünürlüğü, diğeri genlik çözünürlüğüdür.
örneğin "44.1khz / 16bit" yazıyorsa, oradaki 44.1khz saniyede kaç örnek alındığını, 16bit ise her örneğin kaç farklı seviyede saklandığını anlatır.
şimdi insanlar diyor ki:
"e abi 96khz daha mı iyi?" teorik olarak evet, daha fazla veri toplarsınız. çünkü saniyede daha fazla örnek alırsınız. fakat insan kulağı bunu "iki kat kaliteli" şeklinde duymaz. çünkü bizim işitme limitimiz zaten belli.
ama yüksek sample rate bazı durumlarda sisteme daha rahat çalışma alanı sağlayabilir. tabii bunun da bedeli vardır; dosya boyutu büyür, işlem yükü artar ve depolama ihtiyacı yükselir.
o yüzden bugün hâlâ dünyanın büyük kısmı:
44.1khz ve 48khz üzerinden çalışmaktadır. çünkü insan kulağını kandırmak için bu değerler fazlasıyla yeterlidir.
özetle efenim;
sample rate dediğimiz şey, sonsuz analog ses dalgasını belirli aralıklarla ölçüp dijitale aktarma hızımızdır.
nyquist teoremi bize bu hızın minimum ne olması gerektiğini söyler.
aliasing ise bu limite uyulmadığında sistemin sesi yanlış yorumlamasıdır.
yani dijital ses teknolojisinin temelinde aslında şu fikir vardır:
"sonsuzu bire bir kaydedemiyoruz. ama insan kulağını ikna edecek kadar doğru taklit edebiliyoruz."
sevgilerim ve öpücüklerimle.
şimdi efenim, evinde müzik dinlemek veya küçük çaplı kayıtlar almak isteyen kardeşlerim bir ses kartı almak istediğinde, karşılarına çıkan şeylerden biri de sample rate mevzusudur. dilim döndüğünce anlatayım.
kulağımızdan girip, anlamlandırdığımız ses dalgaları sonsuzdur efenim. bu şu demek, bu ses dalgasının yayıldığı süreye ne kadar yakından bakarsanız bakın, sonsuzluğa gidecektir. isterseniz milisaniye ölçeğinde, isterseniz başka bir ölçekte. ne yaparsanız yapın sonsuzdur.
sevgili biliminsanları bu sonsuzluğu kaydedebilecek bir teknoloji geliştiremediler henüz. mümkün değil yani bu sonsuz dalgayı, hiçbir kayıp olmaksızın dijitale aktarmanın bir yolu yok.
siz bir mikrofonun karşısına geçtiğinizde, o mikrofonun diyaframını titreten ses ne kadar sonsuzsa, mikrofonun üreteceği elektrik sinyali de o kadar sonsuzdur. ne verirseniz onu alır.
fakat siz bu sinyali -ses, artık sinyal olarak adlandırılacaktır- kaydedeceğim derseniz sonsuz bir depolamaya ihtiyaç duyarsınız, ki bu da fiziksel olarak mümkün değildir.
yine aynı biliminsanları da diyorlar ki, biz sonsuz sinyali kaydetmek yerine, sonsuz sinyali "andıran" bir ses izi oluşturabilirsek, bu işi başarırız.
bu şu demek, eğer bir sinyali çok kısa ama belirli aralıklarda "örneklersek", o sinyalin bire bir kopyasını değil ama çok yakın bir kopyasını oluşturabiliriz. tıpkı "video" efektinin oluşması için saniyede min. 24 kare fotoğraf çekilmesi gerektiği gibi.
videoda insan zihni saniyede* 24 kareyi aynı anda işleyebildiği için bir "video efekti" ortaya çıkıyor. aslında saniyede 24 tane fotoğraf görüyoruz.
peki aynı durumu ses sinyaline uygulamak için nereye başvuracağız? tabi ki insan işitme sisteminin limitlerine.
insan kulağı, 20 ile 20.000 hz arasını işitmektedir. 20khz* insan doğduğu andan itibaren geçerlidir ve yaş aldıkça geriye doğru saymaya başlar. bunu bilmemiz yeterli.
şimdi bizim aralığımız 20 - 20000 aralığında olduğu için, bizim tıpkı videolardaki gibi bir "güvenli alan"'a ihtiyacımız var. nedir bu; insan gözü her ne kadar 24+ kareyi video gibi algılasa da, 24'e doğru yaklaştıkça akıcılık azalır. o yüzden 30+ hedeflenir hep.
işte burada insan kulağı için de benzer bir sistem kullanmaktayız. her ne kadar duyumumuz maks 20.000hz* olsa da, bize güvenli bir aralık gerekir.
şimdiii, üst ve alt limitler belli, yapılacak işlem de aşağı yukarı belli, bitti mi? hayır, daha yeni başladık.
şimdi efenim biz eğer saniyede işitme sisteminin üst eşiğini referans alırsak, -ki bu 20khzdir- karşımıza problemler çıkmaya başlar. bu problemlerden ilki; yanlış duyum. evet, yanlış duyarız. çünkü nyquist teoremine göre bir ses kaydedilecekse, bu kayıt edilecek frekansın en az iki katı kadar örneklenmesi gerekir.
yani bizim üst sınırımız teorik olarak 20khz ise, bizim bunu doğru duyabilmemiz için minimum 40khz civarında bir sample rate kullanmamız gerekir.
işte 44.100hz dediğimiz olay tam olarak buradan çıkıyor.
neden düz 40khz değil de 44.100? çünkü sistemin güvenli çalışabilmesi için bir tampon bölgeye ihtiyacı var. siz tam sınırda çalışırsanız, filtreleme problemleri ve yanlış frekans algıları oluşmaya başlar. o yüzden mühendisler bu sınırı biraz yukarı taşıyorlar ve ortaya 44.1khz standardı çıkıyor.
yani cd'lerde gördüğünüz 44.100 sample rate'i öylesine seçilmiş bir sayı değildir. insan işitme sisteminin limitleri ve nyquist teoremi baz alınarak belirlenmiş mühendislik çözümüdür.
şimdi burada çok önemli bir kavram çıkıyor karşımıza: aliasing.
aliasing dediğimiz şey, sistemin bir frekansı yanlış algılamasıdır.
örneğin siz 20khz sample rate ile kayıt yapıyorsunuz diyelim. bu durumda sistemin güvenli üst limiti yaklaşık 10khz olur. eğer bunun üstünde bir frekans sisteme girerse, sistem onu doğru okuyamaz.
ne yapar? o frekansı başka bir frekansmış gibi algılar. yani aslında var olmayan frekanslar üretmeye başlar.
sonuç mu? tizler bozulur,* harmonik yapı değişir, ses kirlenir ve o meşhur dijital sertlik* ortaya çıkar.
işte bu yüzden dijital sistemlerde, nyquist limitinin üstündeki frekansları kesen filtreler kullanılır. çünkü sisteme duyabileceğinden fazla bilgi verirseniz, sistem bunu doğru yorumlayamaz.
şimdi burada sample rate ile bit depth'i* de karıştırmamak lazım.
sample rate, saniyede kaç kez ölçüm yaptığımızı ifade eder.
bit depth ise her ölçümü ne kadar hassas yaptığımızı ifade eder.
yani biri zaman çözünürlüğü, diğeri genlik çözünürlüğüdür.
örneğin "44.1khz / 16bit" yazıyorsa, oradaki 44.1khz saniyede kaç örnek alındığını, 16bit ise her örneğin kaç farklı seviyede saklandığını anlatır.
şimdi insanlar diyor ki:
"e abi 96khz daha mı iyi?" teorik olarak evet, daha fazla veri toplarsınız. çünkü saniyede daha fazla örnek alırsınız. fakat insan kulağı bunu "iki kat kaliteli" şeklinde duymaz. çünkü bizim işitme limitimiz zaten belli.
ama yüksek sample rate bazı durumlarda sisteme daha rahat çalışma alanı sağlayabilir. tabii bunun da bedeli vardır; dosya boyutu büyür, işlem yükü artar ve depolama ihtiyacı yükselir.
o yüzden bugün hâlâ dünyanın büyük kısmı:
44.1khz ve 48khz üzerinden çalışmaktadır. çünkü insan kulağını kandırmak için bu değerler fazlasıyla yeterlidir.
özetle efenim;
sample rate dediğimiz şey, sonsuz analog ses dalgasını belirli aralıklarla ölçüp dijitale aktarma hızımızdır.
nyquist teoremi bize bu hızın minimum ne olması gerektiğini söyler.
aliasing ise bu limite uyulmadığında sistemin sesi yanlış yorumlamasıdır.
yani dijital ses teknolojisinin temelinde aslında şu fikir vardır:
"sonsuzu bire bir kaydedemiyoruz. ama insan kulağını ikna edecek kadar doğru taklit edebiliyoruz."
sevgilerim ve öpücüklerimle.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
benim adım hıdır elimden gelen budur
of hıdır bey.
devamını gör...
benim adım hıdır elimden gelen budur
deli dumrul mode söylemleri
devamını gör...
benim adım hıdır elimden gelen budur
en azından hıdır dürüst. elimden gelen budur diyor. sen hıdır'ı hızır'a dönüştürmeye çalışıp istediğin olmayınca hıdır'a suç bulma yeter.
hıdır ne biçim kelime. biraz daha düşünürsem semantik doygunluk yolda.
hıdır ne biçim kelime. biraz daha düşünürsem semantik doygunluk yolda.
devamını gör...