zaman tüneli

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
burada bir iki nokta üst üste yokluğunda dikkat çeken durum...
dikkatli olanın dikkatini çekmeye de gerek yok.
devamını gör...

görüp görebileceğiniz en "kafa karıştırıcı" ama bir o kadar da kusursuz tasarıma sahip olan bitki. doğanın adeta "bakın canım sıkıldı, ortaya fütüristik bir şey fırlatıyorum" deyip bıraktığı bir tasarım harikasıdır kendisi.

​çiçeğe üstten baktığınızda sanki botanik bir canlıya değil de, isviçreli bir saat ustasının elinden çıkmış karmaşık bir dişli mekanizmasına bakıyormuşsunuz hissi uyanır. mor, beyaz ve mavi tonlarının o dairesel yerleşimi resmen hipnotize eder insanı. hani şöyle bir dokunsan tıkır tıkır dönmeye başlayacakmış gibi durur. zaten ismini de o çarkı andıran görüntüsünden almıştır.
devamını gör...

kime ne yazıldığını merak eden yazar.
devamını gör...

(bkz: kalbimiz seninle) olması dileklerimle.
devamını gör...

salıncak park falan ne güzel espriler. bazı genç arkadaşlar kendi gelecekleriyle oynanan durumlarda bile idrak yeteneğinden yoksun davranabiliyorlar. çok yazık, sonra adalet diye çok ağlarsınız.

hiçbir şeyin bu kadar ahmakça fanatiği olmayın. komik bir şey söylemekle komik duruma düşmek aynı şey değil. birinde insanlar size ağzıyla diğerinde başka bir yerleriyle gülerler.
devamını gör...

eski bir ulucu olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

#3984906

mevcut siyasi erklerin hepsi sorunun bir parçası dolayısı ile çözümün bir parçası olamazlar. haliyle benim sorunum bu yüzden değil. ben üçüncü yolcuyum.

neden bunakların yönettiği yada kafasına göre çökebildiği partiler ile uğraşıyoruz?

mevcut siyasi partilerin hepsi sistemin bir parçasıdır sistemin çarklarının işi de çarkları döndürmektir. bugün chp yarın iyip öbürgün x partiyi kurtaracaksak sisteme can suyu vermekten başka bir şey yapmamış oluruz.

dolayısı ile de ben kendi adıma chp gibi dem e domalıp türk vatandaşlarını ağzına almayan, meydanlardan kovan, genel başkanı değişse de zihniyeti değişmeyen bir partinin baraj altı kalmasını tercih ederim.
devamını gör...

kemal kılıçdaroğlu: normalsozluk.com/entry/2582561

ne olduğu, neye hizmet ettiği en başından belli olan ama dersimci salaklarla, pirocu zekasız yarı solcuların başımıza bela ettiği iç mihrak.

arkadaşlar, bu adamın destekçileri öyle fanatik bir zümre ki imamoğlu içeri düştüğünde “oh olsun, dedemizi partiden kovdurdu, arkasında durmadı, şimdi içeride çürüsün” diyebilecek bir akıl tutulmasının ürünü bunlar. ben bunları kulaklarımla duydum. şu an piroları tekrar başkan olacak diye mutluluktan geberecek azgın bir azınlık bunlar.

bundan sonra ne olur? bilmiyorum cidden bilmiyorum. bu herif o başkanlık seçiminde aday olacakken insanlar bir taraflarını yırttılar, bu adam seçilemez dediler. dinlemediniz, konuşanları da akp’li falan diye yaftaladınız. muhalefete muhalefet edilmez gibi aptal bir argümanla ağzınızdan köpükler sıçratarak saldırdınız.

bugün, ulusalcı falan diye aşağılamaya çalıştığınız insanlar sizden daha sağduyulu, akıllı, siyasetten anlayan tipler olduklarını kanıtladılar. ama sizler bunu bile kabul edecek onura sahip olmadığınız için… ne desem boş.

dün cnn türk , habertürk, ntv kanallarını döndürüp döndürüp izledim. iktidar maşaları kılıçdaroğlu güzellemeye başlamışlar. midem bulandı bunları dinlerken. onlar da biliyor ki kılıçdaroğlu iktidar için güvenli liman, en iyi muhalif görünümlü ılıman bir tip. ne bileyim tam seçimi kazanacak gibi olsa gidip seccadeye falan basacak kadar şerefli bir rakip.

bundan sonrası için bir tahminim var. kılıçdaroğlu’nun o makamdaki meşruiyetini yeniden sağlamak için ona birkaç kahramanlık yaptırtacaklar. bakarsınız imamoğlu içeriden çıkar ve “pirom geldi, kendisini sırtından hançerleyeni bile kurtardı” dedirtecekler. aranızdan kaç tane gerizekalı bu hikayeye inanacak çok merak içerisindeyim.

kılıçdaroğlu seçmeninin ve destekçilerinin özeti aşağıdaki bağlantıda çok güzel özetlenmiş. anahtar kelimeler: dersimli, alevi, demokrat:)

x.com/ensonhaber/status/204...
devamını gör...

bir ingilizci. aktroller çok sever.
devamını gör...

www.youtube.com/shorts/nxMD...
al sana anadolu irfanı.
devamını gör...

seçimle gelen adamı dışarı attılar. akp türkiyesine bayılıyorum.
devamını gör...

diko için yazılmıştır.
sözlükte komik bulduğum kişilerden birisi, ben de kendisinin sözlüğün en güzel kızı olduğunu düşünüyorum.
sevgiler.
devamını gör...

morali yüksektir, halk arkasındadır.
aktrollerden anca bir minik 'fısss' sesi çıkabilmiştir.
devamını gör...

helal be diko

edit: ben hala boştaym
devamını gör...

sözlüğün en güzel kızı olduğunu düşünüyorum. içimde gelen hissiyatla yazdım. inşallah bu kez bir üstteki yazarı tutturmuşumdur. iş bu entry charlotte ritter için yazılmıştır.
devamını gör...

evde kapan var. hikayesini bilmiyeniniz yoktur sanırım. hikaye bize bir ders verir..
nedir o ders?
başkalarının sorununu "benim sorunum değil" diyerek görmezden gelenlerin, zincirleme şekilde sıranın kendilerine gelmesini engelleyemeyeceğini vurgular. toplumsal dayanışma ve ortak sorunlara karşı duyarsız kalmanın yıkıcı sonuçlarını işler.
susma sustukça sıra sana gelecek
devamını gör...

yine açılmamış olmasına şaşırdığım başka bir başlıkla devam edelim o vakit.
hazır sample rate ve nyquist teoremine ufaktan dokunmuşken bu mevzuya da ucundan bi bakalım.
sample rate hikayesini duyduğunuzda genelde orada burada bi şekilde bit rate ve bit depth kavramlarına da bir şekilde denk gelirsiniz.
özellikle ses kartı meselesinde ve hi-fi'cı kardeşlerimin birbirini "kanka spotify'da çok kaliteli dinliyorum, 320 kbps" diye gaza getirme hikayelerinde falan iyice birbirine giriyo bu kavramlar. dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.

şimdi efenim, bizim dijital ses teknolojisindeki temel problemimiz hâlâ aynı problem:
analog dünyadaki sonsuz ses dalgasını bilgisayara aktarmaya çalışıyoruz. sample rate dediğimiz şey bu sonsuzluğu saniyede belirli aralıklarla ölçmekti. yani sistem aslında diyordu ki:
“ben bu dalganın tamamını depolayamıyorum ama yeterince sık ölçüm yaparsam, insan kulağını kandırabilecek kadar yakın bir kopyasını oluşturabilirim.” iyi güzeel fakat burada başka bir problem daha çıkıyor karşımıza. tamam, biz bu dalgayı örnekledik. peki bu örnekleri ne kadar hassas kaydedeceğiz?
çünkü sistem sadece “hangi anda ölçüm yaptığını” değil, aynı zamanda “ölçtüğü seviyeyi ne kadar hassas okuyabildiğini” de belirlemek zorunda.
işte burada bit depth dediğimiz kavrama gidiyoruz.
düşünün ki elinizde bir cetvel var. eğer cetvelinizde sadece birkaç çizgi varsa ölçümünüz kaba olur. ama cetvelinizde çok fazla çizgi varsa çok daha hassas ölçüm yapabilirsiniz. bit depth dediğimiz şey de tam olarak bu hassasiyet miktarıdır.

mesela 16 bit dediğimiz sistemde, her sample yaklaşık 65 bin farklı seviyeden biri olarak saklanabilirken, 24 bit sistemde bu sayı yaklaşık 16.7 milyona çıkar. yani 24 bit, 16 bitin yalnızca “biraz daha iyisi” değildir; teorik olarak yaklaşık 256 kat daha fazla genlik seviyesi temsil edebilir. çünkü olay doğrudan matematik işidir:
2 üzeri 16 yaklaşık 65 bin ederken, 2 üzeri 24 yaklaşık 16.7 milyon eder. aradaki fark da 256 kattır.**

tabii burada insanlar bazen bunu yanlış anlayabiliyor:
“o zaman 24 bit ses 256 kat daha kaliteli mi?”
hayır efenim, olay sesin “yüksekliği” veya “kalitesi” değil. mesele hassasiyet ve dinamik aralık.
çünkü dijital sistemlerde ses dediğimiz şey aslında belirli seviyelere yuvarlanarak saklanır. bit depth arttıkça sistem çok daha küçük genlik farklarını ayırt etmeye başlar. bu da özellikle sessiz detaylarda, ambience katmanlarında, fade out’larda ve kayıt sırasında alınan düşük seviyeli sinyallerde kendini gösterir. o yüzden 16 bit yaklaşık 96db civarında bir dinamik aralık sunarken, 24 bit teorik olarak 144db civarına kadar çıkabilir.* yani kayıt sırasında sisteme çok daha geniş bir çalışma alanı sağlar. miks yaparken headroom bırakmak kolaylaşır, sessiz sinyaller dip gürültüsüne daha geç gömülür, transient’ler daha rahat korunur.
işin ilginç tarafı ise:
insan kulağı günlük kullanımda bu farkı çoğu zaman “vay arkadaş 256 kat daha iyi olmuş” şeklinde duymaz. çünkü ortam gürültüsü, hoparlör, kulaklık, oda akustiği ve insan işitme sınırları zaten sistemin önüne başka limitler koyar. ama özellikle kayıt ve prodüksiyon tarafında 24 bit çalışmanın rahatlığı ciddi anlamda hissedilir.

şimdi burada insanlar genelde bit depth ile bit rate’i birbirine sokuyor. halbuki bit rate tamamen başka bir şeydir.
bit depth kayıt hassasiyetiyle alakalıyken, bit rate veri taşıma miktarıyla alakalıdır.
şimdi efenim, dijital ses dediğimiz şey tamamen veri işidir. bilgisayarın depoladığı şey artık ses dalgası değil, sayılardır. dolayısıyla sistemin saniyede ne kadar veri taşıdığı önemli hale gelir. mp3’lerde veya streaming servislerinde gördüğünüz 128kbps, 192kbps, 320kbps gibi değerler de tam olarak bunu anlatır:
“bu dosya saniyede ne kadar veri taşıyor?”

mesela cd kalitesindeki standart bir ses düşünelim:
44.1khz, 16 bit ve stereo bir kayıt yaklaşık 1411kbps veri taşır. yani cd aslında oldukça büyük veri kullanan bir formattır. ama siz bunu mp3’e çevirdiğiniz anda sistem diyor ki: “ben bu verinin tamamını taşımayayım. insan kulağının daha zor duyacağı bazı detayları atayım.”
işte mp3 sıkıştırması dediğimiz olay tam olarak budur.
320kbps, 192kbps veya 128kbps dediğimiz şeyler de aslında sistemin saniyede ne kadar veri bırakmaya karar verdiğini gösterir. veri düştükçe dosya küçülür ama bazı ses detayları da kaybolmaya başlar. özellikle tizlerde bozulmalar, ambience kaybı, hi-hat’lerin ezilmesi, stereo alanın daralması veya o meşhur dijital kırılmalar düşük bit rate’lerde daha belirgin hale gelir.*
özellikle metal gibi yoğun* prodüksiyonlarda bunu çok daha hızlı duyarsınız. çünkü aynı anda tonla transient, distortion harmonikleri, reverb kuyruğu ve üst frekans bilgisi dönüyordur. sistem veri azaltmaya çalışırken bir yerlerden kısmaya başlar.
ama burada önemli olan şey şu: yüksek bit rate tek başına mucizeler yaratamaz.
eğer kayıt kötü alınmışsa, miks çamursa* veya mastering cok düzenli yapılmamışsa, siz onu 320kbps yaptığınızda sadece kötü sesi daha büyük veriyle taşımış olursunuz. yani mesele sadece rakam büyütmek değil, zincirin tamamıdır.*

özetle efenim;
sample rate sonsuz analog dalgayı saniyede kaç kez ölçtüğümüzü,
bit depth her ölçümü ne kadar hassas yaptığımızı,
bit rate ise saniyede toplam ne kadar veri taşıdığımızı anlatır.
dijital ses teknolojisinin temelindeki fikir hâlâ aynıdır:
“sonsuzu bire bir kaydedemiyoruz. ama insan kulağını ikna edecek kadar doğru taklit etmeye çalışıyoruz.”


yine bildiğimi dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. yanlışım varsa affola, tez söyleyin ki düzeltelim.
sevgiler ve öpücükler.
devamını gör...

seçilmiş adamı görevden aldılar. akp nin istediği adamı göreve atadılar. kimse bu ülkede demokrasi var demesin kalbini kırarım.
devamını gör...

bir üstteki yazar hakkında entry de girmez belki...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim