zaman tüneli
baruch spinoza
spinoza, felsefe ve din işinin "hasan tahsinidir". o sadece savunduğu dini anlayışının yüceliğinden dolayı değil, aynı zamanda bu savunmayı yahudi din adamlarına karşı yaptığı için de çok kıymetlidir. tanrıyı çarpıtmak ve kendi karanlığına alet etmekle meşhur yahudiliğe karşı bir yiğit adam, kendi kanından olanları hiçe saymak pahasına hakikati konuştu ve bir daha susmadı.
1632'de amsterdam'da yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan spinoza, daha genç yaşlarında kutsal metinleri ve doğayı sorgulamaya başladı. yahudilerin, hristiyanların ve müslümanların dinlerinde gördüğümüz "insan gibi öfkelenen, kişisel sebeplerden ötürü cezalandıran, krallar gibi tahtta oturan hakem tanrı" figürünü rasyonel bulmadı.
evreni gözlemledi ve maddedeki o muazzam nizamı gördü. fikirleri o dönem için o kadar sarsıcıydı ki, 24 yaşındayken kendi cemaati tarafından en ağır beddualarla aforoz edildi.* ona "tanrıtanımaz" dediler; oysa o, tanrı’ya inanmıyor değildi, aksine tanrı’dan başka hiçbir şeyin var olmadığını savunuyordu. geçimini optik cam mercekleri tıraş ederek sağladı ve ömrünü rasyonel hakikate adadı.
"deus sive natura" (tanrı yani doğa)
spinoza, en basit haliyle şunu savunuyordu;
var olan her şey tanrı'dır ve tanrı da evrenin/doğanın ta kendisidir. evren bir "kukla tiyatrosu", tanrı da ipleri tutan kuklacı değildir. tanrı bizzat tiyatronun kendisi, sahne, oyuncular ve o oyunun içindeki fizik kurallarıdır. bir atomun dağılmama direnci, bir hayvanın kendini savunması, insanın hayatta kalmak için korkması ve çabalaması... içimizdeki o "var olma ve mücadele etme arzusu", dışarıdan yüklenmiş bir içgüdü değil, bizzat tanrısal tözün içimizdeki dalgalanmasıdır. biz mücadele ederken, aslında evren kendi sirkülasyonunu devam ettiriyordur.
tanrı öfkelenmez, kibirlenmez, kendisine tapılmasını talep etmez. çünkü evrenin bütünü olan bir varlığın, kendi içindeki bir kum tanesine (insana) küsmesi ya da ondan övgü beklemesi absürttür. tanrı kötülüğü yaratmamıştır. karanlık diye bir şey yoktur. karanlık, ışığın eksikliğine verdiğimiz isimdir. aynı şekilde tanrı iyiliği yaratmıştır, ve kötülük; iyiliğin eksikliğinden doğmuştur. buna rağmen tanrı, iyilik bakımından fakir olduğunu gördüğü yozlaşmış ve lanetlenmiş ruhları cezalandırır ve imha eder. (bkz: tamağ) çünkü bunlar, evrensel varoluşta enerji verimsizliği yaratacaklardır. bunun aksine, doğal düzeni anlayan ve buna uyum sağlayarak kendi korkularının esiri olmayan ruhlar özgürlüğü hak ederler ve onlara da (bkz: uçmağ) vaadedilmiştir.
bir tengrici olarak söylemeliyim ki bizim perspektifimizden spinoza; insanlığı metafizik masalların, görünmez hayaletlerin ve gökyüzündeki öfkeli kralların korkusundan kurtarıp; ayakları yere basan, maddesel, rasyonel ve muazzam bir evrensel bilincin içine yerleştiren adamdır. eğer spinoza olmasaydı, bugün ben tüm bu kavramları kendi başıma keşfetmek zorunda kalırdım. zira spinoza'nın hatırladığı şey, aslında şaman atalarımızın bildiği fakat avrupalı beyazların unuttuğu bir şeydi.
1632'de amsterdam'da yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan spinoza, daha genç yaşlarında kutsal metinleri ve doğayı sorgulamaya başladı. yahudilerin, hristiyanların ve müslümanların dinlerinde gördüğümüz "insan gibi öfkelenen, kişisel sebeplerden ötürü cezalandıran, krallar gibi tahtta oturan hakem tanrı" figürünü rasyonel bulmadı.
evreni gözlemledi ve maddedeki o muazzam nizamı gördü. fikirleri o dönem için o kadar sarsıcıydı ki, 24 yaşındayken kendi cemaati tarafından en ağır beddualarla aforoz edildi.* ona "tanrıtanımaz" dediler; oysa o, tanrı’ya inanmıyor değildi, aksine tanrı’dan başka hiçbir şeyin var olmadığını savunuyordu. geçimini optik cam mercekleri tıraş ederek sağladı ve ömrünü rasyonel hakikate adadı.
"deus sive natura" (tanrı yani doğa)
spinoza, en basit haliyle şunu savunuyordu;
var olan her şey tanrı'dır ve tanrı da evrenin/doğanın ta kendisidir. evren bir "kukla tiyatrosu", tanrı da ipleri tutan kuklacı değildir. tanrı bizzat tiyatronun kendisi, sahne, oyuncular ve o oyunun içindeki fizik kurallarıdır. bir atomun dağılmama direnci, bir hayvanın kendini savunması, insanın hayatta kalmak için korkması ve çabalaması... içimizdeki o "var olma ve mücadele etme arzusu", dışarıdan yüklenmiş bir içgüdü değil, bizzat tanrısal tözün içimizdeki dalgalanmasıdır. biz mücadele ederken, aslında evren kendi sirkülasyonunu devam ettiriyordur.
tanrı öfkelenmez, kibirlenmez, kendisine tapılmasını talep etmez. çünkü evrenin bütünü olan bir varlığın, kendi içindeki bir kum tanesine (insana) küsmesi ya da ondan övgü beklemesi absürttür. tanrı kötülüğü yaratmamıştır. karanlık diye bir şey yoktur. karanlık, ışığın eksikliğine verdiğimiz isimdir. aynı şekilde tanrı iyiliği yaratmıştır, ve kötülük; iyiliğin eksikliğinden doğmuştur. buna rağmen tanrı, iyilik bakımından fakir olduğunu gördüğü yozlaşmış ve lanetlenmiş ruhları cezalandırır ve imha eder. (bkz: tamağ) çünkü bunlar, evrensel varoluşta enerji verimsizliği yaratacaklardır. bunun aksine, doğal düzeni anlayan ve buna uyum sağlayarak kendi korkularının esiri olmayan ruhlar özgürlüğü hak ederler ve onlara da (bkz: uçmağ) vaadedilmiştir.
bir tengrici olarak söylemeliyim ki bizim perspektifimizden spinoza; insanlığı metafizik masalların, görünmez hayaletlerin ve gökyüzündeki öfkeli kralların korkusundan kurtarıp; ayakları yere basan, maddesel, rasyonel ve muazzam bir evrensel bilincin içine yerleştiren adamdır. eğer spinoza olmasaydı, bugün ben tüm bu kavramları kendi başıma keşfetmek zorunda kalırdım. zira spinoza'nın hatırladığı şey, aslında şaman atalarımızın bildiği fakat avrupalı beyazların unuttuğu bir şeydi.
devamını gör...
vaziyet (yazar)
devamını gör...
sabotage
ı sabotage my love, my my my love
ı sabotage my love, my my my love
ı sabotage my love, my my my love
devamını gör...
vaziyet (yazar)
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
ara ara sözlüğe girip nickaltındaki yazıları silmen
hönkürtüyor
hönkürtüyor
devamını gör...
han sarhoş hancı sarhoş
içimdeki sancı sarhoş.
devamını gör...
nahoş bir peri
bak bu kadar geliyormuş elimden
belki abarttım kendimi ben
böyle zor olmamalıydı diyen
bi ses yaralar derinden
belki abarttım kendimi ben
böyle zor olmamalıydı diyen
bi ses yaralar derinden
devamını gör...
vaziyet (yazar)
devamını gör...
alkollü sevişmeden önce dikkat edilecek hususlar
(bkz: aşkım orası deeell)
devamını gör...
vaziyet (yazar)
yaw akjsjks bari şimdi sal kızı sözlük son vakitlerde güzel kadın görsün
devamını gör...
vaziyet (yazar)
eskiden bu karıyı modlara şikayet ederdim
şimdi mod da yok.
şimdi mod da yok.
devamını gör...
entryni beğenen yazarı stalklamak
bildirimde yazını beğenen yazarın yazdıklarına bakmaktır.
asıl amaç aslında *ben de beğeniyim * düşüncesidir.
ne demiş düşünür, her şeyin karşılıklı olmasından yanayım, şimdi size bir iyilik yapıcam.
asıl amaç aslında *ben de beğeniyim * düşüncesidir.
ne demiş düşünür, her şeyin karşılıklı olmasından yanayım, şimdi size bir iyilik yapıcam.
devamını gör...
hunim başımda
gönlümü verdim dağlara taşlara
yalan dolandan yoldaş olmaz
paçamdan akar hürriyet… hürriyet…
yalan dolandan yoldaş olmaz
paçamdan akar hürriyet… hürriyet…
devamını gör...
bornova
toscana olabilecekken malum kesimin insafına bırakılan kentsel dönüşüm çöplüğü.
zugra hariç, o bol proje yapsın, paracık kazansın.
zugra hariç, o bol proje yapsın, paracık kazansın.
devamını gör...
vaziyet (yazar)
yek bedduaların tutmuş helal cigara da cuk diye oturmuş
devamını gör...
sözlük kapanırsa en çok etkilenecek yazarlar
ben mutluluktan ölebilriim mesela.
devamını gör...
arguz (yazar)
tanımam, iyi yazmalar.
devamını gör...
hayatsız
dışarıdan kopuk.
devamını gör...

