zaman tüneli
görünmezlik özelliğine sahip olunsa yapılacaklar
zenginleri önce pandikleyip sonra paralarını çalacağım hayırlısıyla.
devamını gör...
görünmezlik özelliğine sahip olunsa yapılacaklar
oval ofise giderim, bütün yapılacak hamleleri öğrenip bizimkilere söylerim.
netanyahu nun yanına gider, çay içerken üzerine dökerim, yansın tutuşsun, keşke küfür edebilsem. daha çok pis planlarım var onun için.
netanyahu nun yanına gider, çay içerken üzerine dökerim, yansın tutuşsun, keşke küfür edebilsem. daha çok pis planlarım var onun için.
devamını gör...
uyumadan önce yapılanlar
duş, sigara, diş, kapanış.
devamını gör...
alınmış en ilginç iltifat
koylu yazardan ironiler bana 'dunyada tanıdım en iyi kalpli kadın sensin' dedi;)
bir de 10 sene once bi cocuk 'sen iyi degilsin. asırı iyisin. senin gibi insanlar kalmadı' dedi.
hayatım boyunca iyiligim hakkında aldıgım tek iltifatlar bunlar.
nedese insanlar hep bana çakalsın çukalsın, suya goturur susuz getirirsin, masum ayagına yatıyorsun ama cok sinsisin diyor.
adımız cıkmıs bi kere;)
bir de 10 sene once bi cocuk 'sen iyi degilsin. asırı iyisin. senin gibi insanlar kalmadı' dedi.
hayatım boyunca iyiligim hakkında aldıgım tek iltifatlar bunlar.
nedese insanlar hep bana çakalsın çukalsın, suya goturur susuz getirirsin, masum ayagına yatıyorsun ama cok sinsisin diyor.
adımız cıkmıs bi kere;)
devamını gör...
uyumadan önce yapılanlar
devamını gör...
herkesin melankolik olması
sonbahar kış aylarında pik yapacak olan durumdur.
devamını gör...
ahlâk bekçiliği yapanların en ahlâksız olması
yadsınamaz gerçektir.
devamını gör...
mete han
mete han, ya da doğru telaffuzuyla bağatur tanqu türklerin tarihte bilinen ilk büyük hükümdarıdır. kendisi bütün türklerin birincil atası ve önderi konumundadır.
isminin doğrusu mete değildir. bu, çinli kaynaklardan alınan yanlış bir telaffuzun sonucudur. çinliler türkçe kelimeleri doğru telaffuz edemedikleri için kaynaklara yanlış geçirmişler ve biz de onların yazdıklarını anlayamadığımız için daha da yanlış bir şekilde okuyarak "mete" demişizdir. oysaki orijinal çince tarih kitabında mao-tun yazar. çinliler b ve r gibi türkçe sözleri okuyamazlar. burada yazmaya çalıştıkları sözcük aslında bağatur'dur. bu sözcüğün moğolcadaki karşılığı baatar, kıpçak türkçesindeki karşılığı batur, oğuz türkçesindeki karşılığı ve türkiye'de isim olarak en çok kullanılan hali bahadır'dır. hepsi aynı ismin farklı telaffuzudur. bu isim, kahraman/önder kişi anlamına gelir. kendisinin türk tarihindeki yeri o kadar büyüktür ki bu isim türkçeden hiç ayrılmamıştır.
tam olarak ne zaman ve nerede doğduğu bilinmez. ötüken'in * yakınlarında bulunan orhun ya da selenge nehirlerinin yakınlarında ve mö 230 civarında doğduğu düşünülmektedir. rivayete göre doğduğunda yüzünün rengi gök mavisi, ağzı ateş gibi kızıl, gözleri ela, saçları ve kaşları kapkaradır. görünüşünün ilahî bir güzelliği vardır. yine rivayete göre 20 günlükken konuşmaya başlamış, 40 günlükken yürümeye öğrenmiş, 3 yaşında yay çekmiş ve avlara çıkmış, 9 yaşında ise tam teşekküllü bir savaşçı olmuştur. bu anlatıların doğruluğunu teyit edemesek de şunu biliyoruz ki kendisi 20'li yaşlarında tahta çıkmış bir hükümdara göre müthiş bir olgunluğa ve kabiliyete sahiptir, bu durum onun erken olgunlaştığına dair inancı kuvvetlendirmiştir. resmi çin kaynaklarına göre daha küçücük bir çocukken koyunların sırtına binerek ata binmeyi öğrenmiş; kuş, fare, gelincik, domuz ve tilki vurmak için yay ve ok kullanmıştır.
bağatur tanqu, izini milattan önce 15. yüzyıla kadar sürebildiğimiz kadim bir hanedanın mensubu (bkz: hun hanedanı), babası tuman tanqu'nun (bkz: teoman) en büyük oğlu ve tahtın veliahtıydı. lakin ergenliğinden itibaren saray içinde işler onun aleyhine gelişmeye başladı. tuman han, yeni bir kadınla evlendi ve kuvvetle muhtemel bu yeni eşini daha çok sevdi. eski eşiyle arası belki de kötüleşmişti bilinmez... lakin şunu biliyoruz ki tuman han, yeni eşinden olan küçük oğlunu tahta geçirmeye niyetlenmişti. lakin herkesin gözdesi olan büyük oğlundan öylece kurtulması imkansızdı. bu durumu çevresine açıklayamaz ve kuvvetle muhtemel kurultay'da * töreye ihanetle suçlanırdı. o da kendince akıllıca bir yol buldu. onu hunların o dönemki en büyük rakibi olan yüeçilere "barış teminatı" olarak rehin yolladı. bir müddet sonra yüeçilere savaş ilan etti, bu durumda yüeçilerin ellerinde rehin tuttuğu oğlunu idam edeceklerini tahmin ediyordu. lakin umduğu gerçekleşmedi. çünkü genç bağatur, gece vakti esir tutulduğu kamptan kaçmayı başardı. düşmanlarıyla vuruştu ve yüeçi beyine ait olan atı çalarak kaçtı, günlerce at sürüp ötüken'e döndü. tuman han onun cesaretinden ve becerisinden hem etkilendi hem de saygı duymak zorunda kaldı. onun bu dönüşü bir nevi ergenlikten çıkıp ordu komuta etmeye hazır bir asker olduğunu işaret ediyordu. neticede tuman han, belki de aralarındaki gerginliği yatıştırmak maksadıyla, oğlunun emrine 10.000 kişiden oluşan bir tümen verdi. lakin hepinizin o meşhur hikayeden hatırlayacağı gibi bağatur, bu sus payını kabul etmeyecekti. ordusunu kendisine ölesiye bağlı bir şekilde disipline etmek için onlara kendisi nereye ok atarsa onların da derhal aynı hedefe ok atmalarını emretti. evvela yayını çekip kendi atını vurdu. bazıları bu emre uyarken, bir kısmı bunun bir yanıltmaca olduğunu düşünerek tereddüt ettiler. tereddüt edenler derhal idam edildi. sonra başka bir gün bağatur, yayını en gözde cariyesine doğrulttu ve okunu attı. büyük bir kısmı onun hemen ardından cariyeye ok yağdırırken yine bir kısım asker bunun teammüllere aykırı olduğunu düşünüp tereddüt etti. yine aynı şekilde emri uygulamayanlar idam edildi. son olarak babasının ava çıktığı gün, ordusunu yanına alıp babasının yanına vardı. yayını çekti, babası tuman hanı vurdu. bu kez hiçbir asker tereddüt etmeden tuman han'ı vurdu. mö 209 yılında tam da bu şekilde bağatur, hun tahtına oturdu.
onun tahta oturmasında, hiç şüphesiz tanrısal bir irade vardır. (bkz: türk bayrağının kökeni) başlığında, #3978274 numaralı tanımımda detaylıca anlattığım gibi hunlar kendilerine meşruiyet zemini olarak tanrıyı, tanrının çocukları olan güneş ve ay ruhlarını gösterir. bu sadece bir benzetme olmayıp, bağatur han kendisini bizzat bu kutsal ruhların soyundan gelen birisi olarak tanıtır. bügün kullandığımız bayrağımıza kadar ulaşan güneş/ay sembolizminin kökeni budur. ayrıca bağatur, kendisinin tanrıdan bizzat "qut" (kut) aldığını yani tanrı'nın dünyayı sevk ve idare etmesi için kendisini görevlendirdiğini ifade eder.
kendisini mektuplarında şu şekilde tanıtır:
ben ki gök ile yeri yaratanın doğurduğu, güneş ile ay'ın tahta oturttuğu, hunların büyük hükümdarı tengriqut bağatur tanqu.
[[alıntı]]
tahta geçtikten sonra yaptığı ilk iş tüm asya kavimlerini kılıç zoruyla itaat altına alarak tek sancak altında toplaması olmuştur.
[[alıntı]]
gök’ün yardımı, askerlerimizin üstün yeteneği ve atlarımızın gücü sayesinde yüeçiler darmadağın edildi ve tamamen boyun eğdirildi. onların halkı kılıçtan geçirildi veya teslim alındı. ayrıca lou-lan, wu-sun, hu-jie ve yakınlarındaki 26 devlet tamamen hun topraklarına katıldı. böylece bu halkların hepsi hun oldu. yay çeken tüm bu kavimler artık birleşti ve tek bir aile haline geldi.
lakin bağatur için bu yeterli değildi. babası ve dedesi zamanında kaybedilen bazı önemli topraklar, hun atlarını ve hayvanlarının ihtiyaç duyduğu çok kritik otlakları kapsıyordu. hun halkının karnının doyması için bu otlakların tekrar ele geçirilmesi şarttı. zaten hali hazırda çinliler ile hunlar arasında sık sık sınır gerilimleri ve ufak tefek çatışmalar yaşanıyordu. mö 200 yılında bağatur tanqu, birkaç sınır beyini çin'in kuzey kentlerine akına gönderdi. burada çin imparatoruna bağlı bir derebeyi olan kral xin, hunlara teslim oldu ve canını kurtarmak için hunlarla birleşip çin topraklarına saldırmayı kabul etti. bunun akabinde imparator gaozu, hunların büyük bir istila hazırlığında olduğunu sezerek tüm komutanlarını başkente çağırdı ve 300.000 kişilik bir ordu topladı. bağatur tanqu da yaklaşık 40.000 adamdan oluşan ordusunun başında sefere katılarak çin'in kalbine doğru yürüdü. güneyden gelen çin kuvetleri hunları takibe aldığında, hunlar sarp kayalıkların ve ormanlıkların olduğu bölgelere doğru ilerleyerek çin ordusunu ana ikmal hattından kopardı. üstelik bu bölgedeki hava koşulları sert ve soğuktu, bu da sibirya ayazına alışkın hunları avantajlı konumda kılıyordu. hunlar ormanlık bölgede çadır dikip beklemeye koyuldular. çinliler de yakın bir konuma yerleşip müzakere için hunlara elçi yolladılar. bağatur tanqu, çinli elçiyi şaşırtmak amacıyla kuvvetli ve heybetli askerlerinin hepsini çadırların arkasına sakladı. yanına yaşlı ve çelimsiz askerlerini alarak, düşmana "zayıf" oldukları görüntüsünü verdi. çin elçisi bu yanlış istihbaratı alıp imparatora götürdüğünde, imparator kendi sonunu hazırlayacak olan bir kibre düştü. tarihe baideng savaşı olarak geçecek olan muharebeyi başlatmak için çinliler hun ordusunun üzerine harekete geçtiler. hunlar da hızlıca geri çekilerek düşmanı tekinsiz bir vadiye doğru çektiler. çinliler hun ordusunu kıstırdıklarını düşünürken, sağ ve sol taraftaki ormanlık arazide gizlenmiş olan hun ordusu çinlileri bir kıskaca alarak o meşhur kurt kapanı stratejisiyle düşmanı çaresiz bıraktı. çin askerleri zaten soğuk yüzünden tir tir titriyordu, etraflarının sarılmış olmasının verdiği noksanlıkla aciz bir savunma gerçekleştirdi. askerleri birer birer devrilen gaozu, müthiş bir tedirginlik ve korku içerisindeydi. hunlar gaozu'nun dibine kadar girmiş, onun şahsi korumalarıyla çatışmaktaydılar. gaozu'nun her şeyi bittiğini düşündüğü anda, bağatur tanqu birden ordusuna "dur" emri verdi. hunlar çarpışmayı bırakıp, birkaç adım gerilediler. çinli askerler ne olup bittiğini anlayamadan, dehşet içerisinde hun ordusuna bakıyorlardı. bağatur tanqu kendisinden birkaç metre ilerideki aciz imparatorun korku dolu gözlerinin içerisine baktı. akabinde hun ordusu biraz daha çekilerek uzaklaştı. çinliler hala büyük bir şaşkınlık içerisindeydiler, ve en sonunda arkalarına dönüp kaçmaya başladılar. böylelikle bu harp, hun imparatorluğunun kesin zaferiyle sonuçlandı.
tarihçiler hala bağatur'un neden çin imparatorunun canını bağışladığını tartışmaktadırlar. oysaki konu tamamıyla tarihsel realite ve jeopolitiktir. çinliler müthiş kalabalık nüfusa sahip bir millettir. dolayısıyla onları fethetmek, asimile olmak anlamına gelir. onların imparatorunu öldürmek ise, yerine intikam arayan yeni bir imparatorun gelme riskini doğurur. çin, ön görülmesi zor bir ülkedir. dolayısıyla hun kağanına biat etmiş ve göz dağı verilmiş bir çin imparatorunun tahtta kalması çok daha iyidir. nitekim böyle de olmuş, savaştan sonra imzalanan heqin antlaşması * ile çinliler her yıl hunlara arabalar dolusu ipek, kumaş, tahıl, pirinç, şarap göndermek zorunda kalmış, ayrıca çin pazarı hun mallarına açılmıştır. imparatorluk düzenli olarak çin prenseslerini eş olarak bağatur'a yollamış, sadece bununla da kalmayıp çin'de yaşayan pek çok katip, bürokrat, bilgin de "beyin göçü vergisi" olarak tabir edebileceğimiz bir şekilde hun başkenti ötüken'e yollanmıştır. hatta bu yollanan çinli bürokratlardan birisi olan zhonghang yue, çin diplomasisinin zaafları hakkında hunlara önemli tavsiyeler vermiştir.
"hunların nüfusu tek bir çin eyaleti kadar bile değildir. hunları güçlü kılan şey, yiyecek ve giyecek konusunda çin'e bağımlı olmamaları, kendi geleneklerini sürdürmeleridir. çin ipeğini giymeyin; çalılar arasında koşarken ipek yırtılır, deriniz ve yününüz daha sağlamdır. çin yiyeceklerini yemeyin; süt ve et hunların gücünün kaynağıdır."
imparator gaozu'nun ölümünden sonra çin tahtının yerini imparatoriçe lü almıştır. bağatur, o dönem için bile skandal olarak kabul edilebilecek net bir üstünlük göstergesi niteliğindeki şu mektubunu kaleme alarak imparatoriçeye yollamıştır.
göklerin tahta oturttuğu hunların büyük tanqu’sundan, çin hanedanı’nın majesteleri imparatoriçeye:
ben, bataklıklar ve ovalar arasında doğmuş, sığırlar ile atların geniş otlaklarında büyümüş, kendisini yalnız hisseden bir hükümdarım. duyduğuma göre, majesteleri de yalnız başına kalmış, tahtında tek başına oturmaktadır. ikimiz de mutlu değiliz ve bizi eğlendirecek, avutacak hiçbir şeyimiz kalmamıştır. ben de olup da sizde olmayan şeyi size vermek isterim, sizin de bende olmayan fakat sizde olanı bana vermenizi dilerim. istiyorum ki iki ülke birleşsin, ben ve majesteleri birbirimize eş olalım ve karşılıklı mutluluğa erelim.
bu mektup, bir evlilik mektubu gölgesinde çin'e karşı diplomatik üstünlüğünü keskinleştirme girişimidir. nitekim başarıya da ulaşmıştır. çin sarayında okunduğu anda infial yaratmış, büyük bir kin ve nefrete sebep olmuştur. her ne kadar çinli general fan kuai bu mektuba derhal savaşla karşılık verilmesi gerektiğini savunsa da, çinli vezir ji-bu araya girip bağatur'u ve hunları mağlup etmenin imkansız olduğunu ifade etmiştir. neticede imparatoriçe, şu mektubu kaleme almıştır.
"büyük tanqu mektubuyla devletimizi onurlandırdı. ancak ben yaşlandım, gücüm kuvvetim tükendi. saçlarım ve dişlerim döküldü, yürürken adımlarımı bile düzgün atamıyorum. büyük tanqu yanlış bilgilendirilmiş olmalı, çünkü size layık bir güzellikte değilim. ülkemizin bir kusuru varsa affedilmesini dileriz. size gönderdiğim hediyeleri lütfen kabul ediniz."
bağatur tanqu aynı zamanda bozkır anayasasının temellerini atmıştır. bugün birçok kişinin "cengiz han yasaları" olarak bildiği şey, aslında sadece yazıya geçirilmiş bir uyarlamadır. bütün o kanunlar bağatur'a aittir. bugün hala moğolistan'daki cengiz han müzesinde, bağatur'a ait bir heykel bulunur ve bu heykelin ayağının altında bir anayasa kitabı vardır. bu heykel, bağatur'un kanun koyucu olduğunu ve gücünü tanrı tarafından işaret edilmiş kadim yasalardan aldığını simgeler.

söz konusu yasalardan da kısaca bahsetmek için birkaç örnek verelim.
-bütün dinlere saygı gösterilecek, hiçbir mezhep ya da inanç diğerinden üstün tutulmayacaktır.
-din adamları, hukukçular, bilginler, hekimler ve ibadetle uğraşanlar vergiden ve zorunlu kamu hizmetlerinden muaf tutulacaktır.
-bir kimsede çalınmış at bulunursa, atın sahibine aynı cinsten 9 at ödemelidir. ödeyemezse çocukları alınır, çocuğu yoksa idam edilir.
-kasten yalan söyleyenler, büyücülükle uğraşanlar ve başkalarını gizlice gözetleyen/muhbirlik yapanlar idam edilir.
-akarsulara veya su kaplarına idrar yapmak veya suya doğrudan el daldırmak yasaktır; su kapla alınmalıdır.
-bir tüccar başkalarından mal alıp üç kez üst üste iflas ederse ölümle cezalandırılır. (borç alıp ödeyememek kast ediliyor)
-hayvan kesilirken bacakları bağlanmalı, karnı yarılıp kalbi el ile sıkılarak öldürülmelidir. hayvanın kanı böylece boşa akmayacaktır.
-savaş veya geri çekilme anında önündeki atlının düşürdüğü silahı/eşyayı atından inip alarak sahibine vermeyen kişi idam edilir.
-yemeği veren önce kendisi tadacaktır. yemek yiyenlerin yanından geçen bir yolcu mutlaka yemeğe davet edilmelidir.
-içkiyi tamamen bırakmak en iyisidir; ancak bırakamayan bir kişi ayda en fazla iki veya üç kez sarhoş olabilir, bu sınırı aşmak suçtur.
-babanın ev evi ve mülkü en küçük oğula miras kalır; ancak büyük çocuklar genel mirastan daha büyük pay alır.
-iki kişi kavga ederken taraf tutarak birine yardım eden kişi ölümle cezalandırılır.
(bkz: büyük yasa)
bozkırın ilk büyük hükümdarı olarak kendisinden sonra gelecek herkes için bir ilham kaynağı olmuştur. nitekim moğol imparatoru cengiz han'dan osmanlı sultanlarına kadar herkes, soyunu ona dayandırmak ve onun ardılı olmanın gururunu yaşamak istemişlerdir. osmanlı arşivlerinde soylarını oğuz kağan'a* dayandırdıkları bir şecere defteri bulunmaktadır.
o, bugün bile bizimle beraberdir. atalarımız bizi yarı yolda bırakmazlar. ebedi babamıza selam olsun, vesselam.
isminin doğrusu mete değildir. bu, çinli kaynaklardan alınan yanlış bir telaffuzun sonucudur. çinliler türkçe kelimeleri doğru telaffuz edemedikleri için kaynaklara yanlış geçirmişler ve biz de onların yazdıklarını anlayamadığımız için daha da yanlış bir şekilde okuyarak "mete" demişizdir. oysaki orijinal çince tarih kitabında mao-tun yazar. çinliler b ve r gibi türkçe sözleri okuyamazlar. burada yazmaya çalıştıkları sözcük aslında bağatur'dur. bu sözcüğün moğolcadaki karşılığı baatar, kıpçak türkçesindeki karşılığı batur, oğuz türkçesindeki karşılığı ve türkiye'de isim olarak en çok kullanılan hali bahadır'dır. hepsi aynı ismin farklı telaffuzudur. bu isim, kahraman/önder kişi anlamına gelir. kendisinin türk tarihindeki yeri o kadar büyüktür ki bu isim türkçeden hiç ayrılmamıştır.
tam olarak ne zaman ve nerede doğduğu bilinmez. ötüken'in * yakınlarında bulunan orhun ya da selenge nehirlerinin yakınlarında ve mö 230 civarında doğduğu düşünülmektedir. rivayete göre doğduğunda yüzünün rengi gök mavisi, ağzı ateş gibi kızıl, gözleri ela, saçları ve kaşları kapkaradır. görünüşünün ilahî bir güzelliği vardır. yine rivayete göre 20 günlükken konuşmaya başlamış, 40 günlükken yürümeye öğrenmiş, 3 yaşında yay çekmiş ve avlara çıkmış, 9 yaşında ise tam teşekküllü bir savaşçı olmuştur. bu anlatıların doğruluğunu teyit edemesek de şunu biliyoruz ki kendisi 20'li yaşlarında tahta çıkmış bir hükümdara göre müthiş bir olgunluğa ve kabiliyete sahiptir, bu durum onun erken olgunlaştığına dair inancı kuvvetlendirmiştir. resmi çin kaynaklarına göre daha küçücük bir çocukken koyunların sırtına binerek ata binmeyi öğrenmiş; kuş, fare, gelincik, domuz ve tilki vurmak için yay ve ok kullanmıştır.
bağatur tanqu, izini milattan önce 15. yüzyıla kadar sürebildiğimiz kadim bir hanedanın mensubu (bkz: hun hanedanı), babası tuman tanqu'nun (bkz: teoman) en büyük oğlu ve tahtın veliahtıydı. lakin ergenliğinden itibaren saray içinde işler onun aleyhine gelişmeye başladı. tuman han, yeni bir kadınla evlendi ve kuvvetle muhtemel bu yeni eşini daha çok sevdi. eski eşiyle arası belki de kötüleşmişti bilinmez... lakin şunu biliyoruz ki tuman han, yeni eşinden olan küçük oğlunu tahta geçirmeye niyetlenmişti. lakin herkesin gözdesi olan büyük oğlundan öylece kurtulması imkansızdı. bu durumu çevresine açıklayamaz ve kuvvetle muhtemel kurultay'da * töreye ihanetle suçlanırdı. o da kendince akıllıca bir yol buldu. onu hunların o dönemki en büyük rakibi olan yüeçilere "barış teminatı" olarak rehin yolladı. bir müddet sonra yüeçilere savaş ilan etti, bu durumda yüeçilerin ellerinde rehin tuttuğu oğlunu idam edeceklerini tahmin ediyordu. lakin umduğu gerçekleşmedi. çünkü genç bağatur, gece vakti esir tutulduğu kamptan kaçmayı başardı. düşmanlarıyla vuruştu ve yüeçi beyine ait olan atı çalarak kaçtı, günlerce at sürüp ötüken'e döndü. tuman han onun cesaretinden ve becerisinden hem etkilendi hem de saygı duymak zorunda kaldı. onun bu dönüşü bir nevi ergenlikten çıkıp ordu komuta etmeye hazır bir asker olduğunu işaret ediyordu. neticede tuman han, belki de aralarındaki gerginliği yatıştırmak maksadıyla, oğlunun emrine 10.000 kişiden oluşan bir tümen verdi. lakin hepinizin o meşhur hikayeden hatırlayacağı gibi bağatur, bu sus payını kabul etmeyecekti. ordusunu kendisine ölesiye bağlı bir şekilde disipline etmek için onlara kendisi nereye ok atarsa onların da derhal aynı hedefe ok atmalarını emretti. evvela yayını çekip kendi atını vurdu. bazıları bu emre uyarken, bir kısmı bunun bir yanıltmaca olduğunu düşünerek tereddüt ettiler. tereddüt edenler derhal idam edildi. sonra başka bir gün bağatur, yayını en gözde cariyesine doğrulttu ve okunu attı. büyük bir kısmı onun hemen ardından cariyeye ok yağdırırken yine bir kısım asker bunun teammüllere aykırı olduğunu düşünüp tereddüt etti. yine aynı şekilde emri uygulamayanlar idam edildi. son olarak babasının ava çıktığı gün, ordusunu yanına alıp babasının yanına vardı. yayını çekti, babası tuman hanı vurdu. bu kez hiçbir asker tereddüt etmeden tuman han'ı vurdu. mö 209 yılında tam da bu şekilde bağatur, hun tahtına oturdu.
onun tahta oturmasında, hiç şüphesiz tanrısal bir irade vardır. (bkz: türk bayrağının kökeni) başlığında, #3978274 numaralı tanımımda detaylıca anlattığım gibi hunlar kendilerine meşruiyet zemini olarak tanrıyı, tanrının çocukları olan güneş ve ay ruhlarını gösterir. bu sadece bir benzetme olmayıp, bağatur han kendisini bizzat bu kutsal ruhların soyundan gelen birisi olarak tanıtır. bügün kullandığımız bayrağımıza kadar ulaşan güneş/ay sembolizminin kökeni budur. ayrıca bağatur, kendisinin tanrıdan bizzat "qut" (kut) aldığını yani tanrı'nın dünyayı sevk ve idare etmesi için kendisini görevlendirdiğini ifade eder.
kendisini mektuplarında şu şekilde tanıtır:
ben ki gök ile yeri yaratanın doğurduğu, güneş ile ay'ın tahta oturttuğu, hunların büyük hükümdarı tengriqut bağatur tanqu.
[[alıntı]]
tahta geçtikten sonra yaptığı ilk iş tüm asya kavimlerini kılıç zoruyla itaat altına alarak tek sancak altında toplaması olmuştur.
[[alıntı]]
gök’ün yardımı, askerlerimizin üstün yeteneği ve atlarımızın gücü sayesinde yüeçiler darmadağın edildi ve tamamen boyun eğdirildi. onların halkı kılıçtan geçirildi veya teslim alındı. ayrıca lou-lan, wu-sun, hu-jie ve yakınlarındaki 26 devlet tamamen hun topraklarına katıldı. böylece bu halkların hepsi hun oldu. yay çeken tüm bu kavimler artık birleşti ve tek bir aile haline geldi.
lakin bağatur için bu yeterli değildi. babası ve dedesi zamanında kaybedilen bazı önemli topraklar, hun atlarını ve hayvanlarının ihtiyaç duyduğu çok kritik otlakları kapsıyordu. hun halkının karnının doyması için bu otlakların tekrar ele geçirilmesi şarttı. zaten hali hazırda çinliler ile hunlar arasında sık sık sınır gerilimleri ve ufak tefek çatışmalar yaşanıyordu. mö 200 yılında bağatur tanqu, birkaç sınır beyini çin'in kuzey kentlerine akına gönderdi. burada çin imparatoruna bağlı bir derebeyi olan kral xin, hunlara teslim oldu ve canını kurtarmak için hunlarla birleşip çin topraklarına saldırmayı kabul etti. bunun akabinde imparator gaozu, hunların büyük bir istila hazırlığında olduğunu sezerek tüm komutanlarını başkente çağırdı ve 300.000 kişilik bir ordu topladı. bağatur tanqu da yaklaşık 40.000 adamdan oluşan ordusunun başında sefere katılarak çin'in kalbine doğru yürüdü. güneyden gelen çin kuvetleri hunları takibe aldığında, hunlar sarp kayalıkların ve ormanlıkların olduğu bölgelere doğru ilerleyerek çin ordusunu ana ikmal hattından kopardı. üstelik bu bölgedeki hava koşulları sert ve soğuktu, bu da sibirya ayazına alışkın hunları avantajlı konumda kılıyordu. hunlar ormanlık bölgede çadır dikip beklemeye koyuldular. çinliler de yakın bir konuma yerleşip müzakere için hunlara elçi yolladılar. bağatur tanqu, çinli elçiyi şaşırtmak amacıyla kuvvetli ve heybetli askerlerinin hepsini çadırların arkasına sakladı. yanına yaşlı ve çelimsiz askerlerini alarak, düşmana "zayıf" oldukları görüntüsünü verdi. çin elçisi bu yanlış istihbaratı alıp imparatora götürdüğünde, imparator kendi sonunu hazırlayacak olan bir kibre düştü. tarihe baideng savaşı olarak geçecek olan muharebeyi başlatmak için çinliler hun ordusunun üzerine harekete geçtiler. hunlar da hızlıca geri çekilerek düşmanı tekinsiz bir vadiye doğru çektiler. çinliler hun ordusunu kıstırdıklarını düşünürken, sağ ve sol taraftaki ormanlık arazide gizlenmiş olan hun ordusu çinlileri bir kıskaca alarak o meşhur kurt kapanı stratejisiyle düşmanı çaresiz bıraktı. çin askerleri zaten soğuk yüzünden tir tir titriyordu, etraflarının sarılmış olmasının verdiği noksanlıkla aciz bir savunma gerçekleştirdi. askerleri birer birer devrilen gaozu, müthiş bir tedirginlik ve korku içerisindeydi. hunlar gaozu'nun dibine kadar girmiş, onun şahsi korumalarıyla çatışmaktaydılar. gaozu'nun her şeyi bittiğini düşündüğü anda, bağatur tanqu birden ordusuna "dur" emri verdi. hunlar çarpışmayı bırakıp, birkaç adım gerilediler. çinli askerler ne olup bittiğini anlayamadan, dehşet içerisinde hun ordusuna bakıyorlardı. bağatur tanqu kendisinden birkaç metre ilerideki aciz imparatorun korku dolu gözlerinin içerisine baktı. akabinde hun ordusu biraz daha çekilerek uzaklaştı. çinliler hala büyük bir şaşkınlık içerisindeydiler, ve en sonunda arkalarına dönüp kaçmaya başladılar. böylelikle bu harp, hun imparatorluğunun kesin zaferiyle sonuçlandı.
tarihçiler hala bağatur'un neden çin imparatorunun canını bağışladığını tartışmaktadırlar. oysaki konu tamamıyla tarihsel realite ve jeopolitiktir. çinliler müthiş kalabalık nüfusa sahip bir millettir. dolayısıyla onları fethetmek, asimile olmak anlamına gelir. onların imparatorunu öldürmek ise, yerine intikam arayan yeni bir imparatorun gelme riskini doğurur. çin, ön görülmesi zor bir ülkedir. dolayısıyla hun kağanına biat etmiş ve göz dağı verilmiş bir çin imparatorunun tahtta kalması çok daha iyidir. nitekim böyle de olmuş, savaştan sonra imzalanan heqin antlaşması * ile çinliler her yıl hunlara arabalar dolusu ipek, kumaş, tahıl, pirinç, şarap göndermek zorunda kalmış, ayrıca çin pazarı hun mallarına açılmıştır. imparatorluk düzenli olarak çin prenseslerini eş olarak bağatur'a yollamış, sadece bununla da kalmayıp çin'de yaşayan pek çok katip, bürokrat, bilgin de "beyin göçü vergisi" olarak tabir edebileceğimiz bir şekilde hun başkenti ötüken'e yollanmıştır. hatta bu yollanan çinli bürokratlardan birisi olan zhonghang yue, çin diplomasisinin zaafları hakkında hunlara önemli tavsiyeler vermiştir.
"hunların nüfusu tek bir çin eyaleti kadar bile değildir. hunları güçlü kılan şey, yiyecek ve giyecek konusunda çin'e bağımlı olmamaları, kendi geleneklerini sürdürmeleridir. çin ipeğini giymeyin; çalılar arasında koşarken ipek yırtılır, deriniz ve yününüz daha sağlamdır. çin yiyeceklerini yemeyin; süt ve et hunların gücünün kaynağıdır."
imparator gaozu'nun ölümünden sonra çin tahtının yerini imparatoriçe lü almıştır. bağatur, o dönem için bile skandal olarak kabul edilebilecek net bir üstünlük göstergesi niteliğindeki şu mektubunu kaleme alarak imparatoriçeye yollamıştır.
göklerin tahta oturttuğu hunların büyük tanqu’sundan, çin hanedanı’nın majesteleri imparatoriçeye:
ben, bataklıklar ve ovalar arasında doğmuş, sığırlar ile atların geniş otlaklarında büyümüş, kendisini yalnız hisseden bir hükümdarım. duyduğuma göre, majesteleri de yalnız başına kalmış, tahtında tek başına oturmaktadır. ikimiz de mutlu değiliz ve bizi eğlendirecek, avutacak hiçbir şeyimiz kalmamıştır. ben de olup da sizde olmayan şeyi size vermek isterim, sizin de bende olmayan fakat sizde olanı bana vermenizi dilerim. istiyorum ki iki ülke birleşsin, ben ve majesteleri birbirimize eş olalım ve karşılıklı mutluluğa erelim.
bu mektup, bir evlilik mektubu gölgesinde çin'e karşı diplomatik üstünlüğünü keskinleştirme girişimidir. nitekim başarıya da ulaşmıştır. çin sarayında okunduğu anda infial yaratmış, büyük bir kin ve nefrete sebep olmuştur. her ne kadar çinli general fan kuai bu mektuba derhal savaşla karşılık verilmesi gerektiğini savunsa da, çinli vezir ji-bu araya girip bağatur'u ve hunları mağlup etmenin imkansız olduğunu ifade etmiştir. neticede imparatoriçe, şu mektubu kaleme almıştır.
"büyük tanqu mektubuyla devletimizi onurlandırdı. ancak ben yaşlandım, gücüm kuvvetim tükendi. saçlarım ve dişlerim döküldü, yürürken adımlarımı bile düzgün atamıyorum. büyük tanqu yanlış bilgilendirilmiş olmalı, çünkü size layık bir güzellikte değilim. ülkemizin bir kusuru varsa affedilmesini dileriz. size gönderdiğim hediyeleri lütfen kabul ediniz."
bağatur tanqu aynı zamanda bozkır anayasasının temellerini atmıştır. bugün birçok kişinin "cengiz han yasaları" olarak bildiği şey, aslında sadece yazıya geçirilmiş bir uyarlamadır. bütün o kanunlar bağatur'a aittir. bugün hala moğolistan'daki cengiz han müzesinde, bağatur'a ait bir heykel bulunur ve bu heykelin ayağının altında bir anayasa kitabı vardır. bu heykel, bağatur'un kanun koyucu olduğunu ve gücünü tanrı tarafından işaret edilmiş kadim yasalardan aldığını simgeler.

söz konusu yasalardan da kısaca bahsetmek için birkaç örnek verelim.
-bütün dinlere saygı gösterilecek, hiçbir mezhep ya da inanç diğerinden üstün tutulmayacaktır.
-din adamları, hukukçular, bilginler, hekimler ve ibadetle uğraşanlar vergiden ve zorunlu kamu hizmetlerinden muaf tutulacaktır.
-bir kimsede çalınmış at bulunursa, atın sahibine aynı cinsten 9 at ödemelidir. ödeyemezse çocukları alınır, çocuğu yoksa idam edilir.
-kasten yalan söyleyenler, büyücülükle uğraşanlar ve başkalarını gizlice gözetleyen/muhbirlik yapanlar idam edilir.
-akarsulara veya su kaplarına idrar yapmak veya suya doğrudan el daldırmak yasaktır; su kapla alınmalıdır.
-bir tüccar başkalarından mal alıp üç kez üst üste iflas ederse ölümle cezalandırılır. (borç alıp ödeyememek kast ediliyor)
-hayvan kesilirken bacakları bağlanmalı, karnı yarılıp kalbi el ile sıkılarak öldürülmelidir. hayvanın kanı böylece boşa akmayacaktır.
-savaş veya geri çekilme anında önündeki atlının düşürdüğü silahı/eşyayı atından inip alarak sahibine vermeyen kişi idam edilir.
-yemeği veren önce kendisi tadacaktır. yemek yiyenlerin yanından geçen bir yolcu mutlaka yemeğe davet edilmelidir.
-içkiyi tamamen bırakmak en iyisidir; ancak bırakamayan bir kişi ayda en fazla iki veya üç kez sarhoş olabilir, bu sınırı aşmak suçtur.
-babanın ev evi ve mülkü en küçük oğula miras kalır; ancak büyük çocuklar genel mirastan daha büyük pay alır.
-iki kişi kavga ederken taraf tutarak birine yardım eden kişi ölümle cezalandırılır.
(bkz: büyük yasa)
bozkırın ilk büyük hükümdarı olarak kendisinden sonra gelecek herkes için bir ilham kaynağı olmuştur. nitekim moğol imparatoru cengiz han'dan osmanlı sultanlarına kadar herkes, soyunu ona dayandırmak ve onun ardılı olmanın gururunu yaşamak istemişlerdir. osmanlı arşivlerinde soylarını oğuz kağan'a* dayandırdıkları bir şecere defteri bulunmaktadır.
o, bugün bile bizimle beraberdir. atalarımız bizi yarı yolda bırakmazlar. ebedi babamıza selam olsun, vesselam.
devamını gör...
sevdiği erkeğe çiçek alan kadın
en kısa zamanda siktiri yiyecek kızdır
devamını gör...
taşa vermek yanını
(bkz: https://www.youtube.com/wat...)
sami kasap / taşa verdim yanımı (plak kaydı).
sami kasap / taşa verdim yanımı (plak kaydı).
devamını gör...
buraya çöp döken laik kafirdir
memlekette rtük'ün bile mevcut olmadığı, gündüz vakti yayınlanan yerli, yabancı filmlerde hetero veya eş cinsel yakınlaşmaların alenen gösterildiği, kafası baltayla ayırılmış maktulleri bile görebildiğimiz 90'ların başında televizyonda şahit olduğum bir duvar yazısı. bir haber programında istanbul'un bakımsız ve kadim köşelerinden birisinde, duvara ''buraya çöp döken, laik kafirdir.'' ibaresi yer almaktaydı. yazıyı yazan siyasal islamcının dava şuuru ve tekfirciliğine mi şaşırsam, duvarın altını bok götürüyor olmasına mı gülsem bilememiştim. öyle hızlı geçmişti ki acaba doğru mu okudum bile diyememiştim.
devamını gör...
poşetlerin kendi içindeki sınıf sistemi
birde hacmi büyük battal boy poşetler vardır ki evden bişeyler atılmak istendiğinde bunlara konur veyahut çatıda saklanmak istendiğinde.
devamını gör...
poşetlerin kendi içindeki sınıf sistemi
güzel tespit ama sıralamada yanlış var. en alt tabakada köpeğimin kaka poşeti var
devamını gör...
sevdiği çiçeğe erkek alan kadın
çiçeğine onu özenle sulayacak, sevgiyle büyütecek bir erkek alan kadındır.
---soldurmayalım---
---soldurmayalım---
devamını gör...
gaav
galiba bildiğimiz anlamda modern iran sineması bu filmle doğdu.
devamını gör...
sevdiği erkeğe çiçek alan kadın
erkeğe çiçek niye alınmasın ama anlamazlar işte.
devamını gör...
şimdilik buraya koyayım sozsuzluğu
dilimde vajinal sekresyon kabuslarımda kuru amın sossuzluğu diye bir dizesi vardı mc tafa'nın kadıköyde princo cdye basıp satardı albümlerini hey gidi
devamını gör...
is konseyi
iscilerin sirket yonetimine katilmasidir.
bu kanunun mevcut oldugu ulkelerde -almanya, hollanda ve bazi guney amerika ulkeleri- is konseyinin izni olmadan sirkette esasli degisiklikler yapilamaz. isci alinacaksa, isciye zam verilecekse veya ucreti dusurulecekse, isci sirketten atilacaksa, sirket yeniden yapilandirmaya gidecekse ... is konseyinin onayi alinmak zorundadir.
is konseyleri isciler tarafindan 5 yilda bir secimle is basina gelmelerine ragmen cogu zaman isciyi korumaz. tesla is konseyi yuzde yuz patron yanlisidir. hastalik raporu veren iscilerin evde denetlenmesine karsi hicbir sey yapamaz. volkswagen yuzde yuz isci yanlisidir. zaten ortaklarindan birisi de eyaletin kendisidir. is konseyi uyeleri uyelikleri boyunca isten cikarilmaya karsi ozel yasayla korunmaktadir. buna ragmen mobbingden korktuklari icin isci lehine karar vermezler. cogunlukla isverenin piyonlari yerlestirilmistir.
bir şirketin yönetimi kural olarak işverene aittir. ancak bazı ülkelerde işveren; çalışma saatleri, personel politikaları, yeniden yapılanma, iş güvenliği veya işten çıkarma gibi kararları tamamen tek taraflı alamaz. almanya’daki betriebsrat ve hollanda’daki ondernemingsraad, çalışanların işletme kararlarına katılmasını sağlayan en gelişmiş işyeri temsil modelleri arasındadır. şili’de ise aynı kapsamda genel yetkili tek bir konsey yerine sendikalar ve belirli konular için kurulmuş ortak komiteler öne çıkar.
bu kanunun mevcut oldugu ulkelerde -almanya, hollanda ve bazi guney amerika ulkeleri- is konseyinin izni olmadan sirkette esasli degisiklikler yapilamaz. isci alinacaksa, isciye zam verilecekse veya ucreti dusurulecekse, isci sirketten atilacaksa, sirket yeniden yapilandirmaya gidecekse ... is konseyinin onayi alinmak zorundadir.
is konseyleri isciler tarafindan 5 yilda bir secimle is basina gelmelerine ragmen cogu zaman isciyi korumaz. tesla is konseyi yuzde yuz patron yanlisidir. hastalik raporu veren iscilerin evde denetlenmesine karsi hicbir sey yapamaz. volkswagen yuzde yuz isci yanlisidir. zaten ortaklarindan birisi de eyaletin kendisidir. is konseyi uyeleri uyelikleri boyunca isten cikarilmaya karsi ozel yasayla korunmaktadir. buna ragmen mobbingden korktuklari icin isci lehine karar vermezler. cogunlukla isverenin piyonlari yerlestirilmistir.
bir şirketin yönetimi kural olarak işverene aittir. ancak bazı ülkelerde işveren; çalışma saatleri, personel politikaları, yeniden yapılanma, iş güvenliği veya işten çıkarma gibi kararları tamamen tek taraflı alamaz. almanya’daki betriebsrat ve hollanda’daki ondernemingsraad, çalışanların işletme kararlarına katılmasını sağlayan en gelişmiş işyeri temsil modelleri arasındadır. şili’de ise aynı kapsamda genel yetkili tek bir konsey yerine sendikalar ve belirli konular için kurulmuş ortak komiteler öne çıkar.
devamını gör...
south park
30. senesini tamamlamaya yaklaşmış ama son sezonuyla iyice olacak o kadar kıvamına gelmiştir. her bölümde şeytan - trump - vance falan kardeşim daha beteri bizde de var 2000lerin başından beri yeter artık şaklabanlık yapın.
devamını gör...
sevdiği erkeğe çiçek alan kadın
nietzche’ye katılıyorum. doğru hareket, yanlış insan, çok daha yanlış yaş grubu..
devamını gör...