zaman tüneli

hiç sevmediğim ama bazen alışveriş yapmak zorunda kaldığım bir market var. marketin kendisine de çalışanlarına da ayrı ayrı gıcık oluyorum. tabelası bile sinirlerimiz bozuyor. ama diğer kitapsız marketlerde bulunmayan şeyler burada bulunabiliyor. o yüzden bazen zorunlu olarak alışveriş yapmak zorunda kalıyorum.

alışveriş yaparken de mutlaka bir şeylerin yerini değiştiriyorum. mesela makarna alıp, sonra vazgeçip çamaşır deterjanı reyonuna geri bırakıyorum. dolaptan yoğurt, içecek falan alırsam dolap kaoağını açık bırakıyorum. limon tarttırıp sonra "aa evde vardı" diyerek geri bırakıyorum falan.

gıcık olsunlar, arkamdan reyonları toplayıp, dolap kapağını falan kapatsınlar diye küçük şerefsizlikler yapıyorum. eminim arkamdan sövüyorlardır. ama yüzüme sövmedikleri için hiç umurumda değil.
devamını gör...

yatakla yaşadığım krizden sonra şöyle güzel bir tavşan kanı çay gömeyim de kendime geleyim dedim mutfağa geçtim.
bilen bilir, bizim evdeki demlik de öyle sıradan bir mutfak eşyası değil. sanarsın zamanında saray mutfağından sürgün edilmiş sadrazam. kulpu hafif gevşek, emziği tıkalı, üstelik ne zaman bardak doldurmaya çalışsam bilerek emziğin dibinden tezgahın üzerine sızdıran, ocağın gözünü söndürüp evi gaz kokusuyla dolduran tam bir şerefsiz çelik yığını.
suyu koydum, çayı demledim, geçtim masaya bekliyorum. ulan bu demlik kafasına göre ocağa cosss diye çay damlatmaya başladı yine. baştan sabrettim, olur öyle, metallerin ısıl genleşme katsayısı falan dedim kendi kendime, bilimsel yaklaştım. sanırsın aynitaynım. ama yok, ben bardağı uzattıkça bu bilerek dışarı akıtıyor. bardağın yarısı çay, yarısı mutfak tezgahına akan gözyaşı. en son öyle bir damlattı ki ocak söndü, ortamı derin bir sessizlik kapladı.
bu sefer delirdim. bardağı yavaşça kenara bıraktım. demliğin tam karşısına geçtim. gözlerinin içine bakacağım ama gözü yok, doğrudan o sızdıran emzik kısmına kilitlendim. mutfaktaki florasan lamba hafif cızır cızır ediyor, tam bir düello atmosferi.
dedim ki, bana bak lan çinko hurdası.
florasan ışığı testere filmindeki gibi karardı sanki, ortama ağır bir delikanlılık çöktü.
sen kendini ne sanıyorsun lan? alt tarafı iki gram kurutulmuş rize yaprağıyla kaynar suyu buluşturmaktan ibaret olan bütün varoluş gayeni, şu an tezgahı kirleterek pille çalışan uyduruk bir ketılın seviyesine indiriyorsun. seni üreten pres makinesinin döküm kalıbına, seni çeyiz diye bu eve sokan teyzemin estetik zevkine sokayım. oğlum sen kime şekil yapıyorsun? senin kulpunu tuttuğum gibi seni hurdacı nuri amcanın tartısına malzeme yaparım, kalan parayla da sallama çay alır krallar gibi yaşarım.
ayarı verdikten sonra hamlemi yaptım: cebimden poşet çayı çıkardım, demliğin tam gözünün önünde bardağın içine fırlattım. sıcak suyu da doğrudan alt çaydanlıktan bardağa bocaladım.
bardağı demliğe doğru kaldırıp son vuruşu yaptım:
bak gördün mü? sen olmadan da bu çay içiliyor. sen şu an sadece yer kaplayan, paslanmaya mahkum, işlevsiz bir mutfak kalıntısısın. senin karakterin de tıpkı emziğin gibi delik.
beyler yemin ediyorum o an demliğin tutacak yerindeki plastik ısınmadan dolayı hafif büküldü, resmen boynunu büktü pezevenk. alt çaydanlık korkudan foşur foşur kaynamayı kesti, suyun altı titredi. demlik resmen varoluşsal krize girdi, ben niye varım ki diye içten içe kendini sorgulamaya başladı.
o sırada kapı açıldı, babam don atletle mutfağa girdi. bana baktı, demliğe baktı, elimdeki poşet çaya baktı.
evlat dedi, gözleri yaşlı. 20 yıldır bu eve hükmeden o dik kafalı zibidiyi tek bir cümleyle mat ettin ya. yarın gel dükkanın tapusunu üstüne yapayım.
ölmüş ninem mezarından çıkıp çaydanlığın önünde moonwalk yapmaya başladı. demliği bize getiren teyzem olaylardan haberdar gibi annemi arayıp söylenmeye başladı.
sallama çayımın son yudumunu alıp demliğe son bir bakış attım. şu an mutfakta tezgahın altında ters duruyor, gıkı bile çıkmıyor. bir daha da tezgaha damlatmaya cesaret edemedi. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...

savası kazandıran dronlar yanı yenı askeri teknoloji ve rusya'nın politika değişikliği, başında dertlerin olmasıdır.
devamını gör...

kepçe kazan savaşı olarak da bilinen savaştır. nasıl ki roma ordusunda lejyonun simgesi kartal önemliyle osmanlı’da kazan önemlidir. savaşta kazan nereye kurulursa o yeniçeri ortası alemini oraya diker, kazanı düşman eline geçen ortanın yüzüne tükürülürdü.

tüfekli haçlı ordusu karşısında atları ürkerek düzeni bozulan eyalet ve kırım sipahileri geri çekilmiş, düşman padişahın otağını ele geçirmeye ramak kala cephe gerisindeki aşçı ve amelelerimiz bakmış ki otağ ne ki kazan elden gidecek kepçe ve küreklerle ağır zırhlı macar piyadesini geri püskürtmüş ve savaş kazanılmıştır.
devamını gör...

artık yapay zeka sayesinde tarihe karışmak üzere olan meslektir.
devamını gör...

bugün elimizdeki tek gerçek kutsal kitap kuran'dır: emre1974tr.blogspot.com/202... ve yazımın 2. bölümü: medium.com/@emre_1974tr/kut...
devamını gör...

azerbaycan'ın kendi topraklarını geri kazandığı savaş. zaten tüm ermenistan, azerbaycan toprakları üzerine kurulu bu arada. yani bundan sonra da ermenistan'dan alacağı her yer yine kendine ait olacak.
devamını gör...

fırında mantı, köfte patates temelli yemekler, pilavlar, karnı yarık, milföy hamuruna sarılmış tavuk fırın, sulu yemekler, çorbalar.... pideli köfte, pide kebabı... sayısız kısacası...
devamını gör...

hatalı olarak avrupadaki şövalyelere benzetilen osmanlı süvarisi.

şöyle ki şövalyeler toprak sahibi ve aristokrat iken sipahiler toprağı yalnızca işleyen ve halktan kimselerdi.

roma’da ve 4 halife döneminde hz. ömer zamanında savaşlarda üstün cesaret gösteren askerlere ödül olarak toprak veriliyordu. doğunun ve batının sentezi olan osmanlı’da da bu uygulama devam etti ancak tek farkla ki osmanlı’da toprağın sahibi yine devletti, eğer belli şartlara uyulmazsa devlet toprağını geri alabiliyordu. bu sayede hem hazinenin askeri harcamaları azalıyor hem de merkeze uzak yerlerin asayişi sağlanıyordu.

varna savaşına kadar devşirmeler ve hatta hristiyanlar bile sipahi olabiliyordu. türk ve müslüman turhanoğullarının yanısıra sırp ve rum devşirme mihalloğulları ve evrenosoğullarının da ünlü sipahileri vardı. ancak artık kronikleşen osmanlı-habsburg savaşlarında rumeli’deki devşirme ve hristiyan sipahilerin saf değiştirmesi sonucu meşhur fatih kararnamesiyle sipahilerin yalnız türklerden seçilmesi kanunlaştırıldı.

sipahiler aslında anadolu ve rumeli eyalet askeri iseler de padişahın da hassa ordusunda masrafları hazineden karşılanan kapıkulu süvarileri vardı.

klasik osmanlı savaş düzeninde ordunun her iki tarafında hat düzeninde bulunan sipahiler özellikle meydan savaşlarında hızlı ve etkili sonuçlar sağlıyordu.

ancak ateşli silahların yaygınlaşmasıyla sipahilerin önemi giderek azaldı. haçova muharebesinden sonra ise neredeyse tamamen tükendi. ancak devlet yine de vefa göstererek tımar sahiplerinin yaşamı boyunca topraklarını işlemesine müsaade etti.

sipahiler merkeze ve saray entrikalarına uzak olduklarından isyan da etmiyorlardı. celali isyanlarına kadar bilinen büyük bir sipahi isyanı olmamıştır.

sipahilerin ortadan kalkmasıyla devlet merkeze uzak topraklarını iltizam usulü kiraya vermeye başladı. bu toprakları genelde pasif gelir olsun diye gayrimüslimler alıyordu. bu sistem ayan adı verilen devlet düşmanı bürokratları doğurdu ve osmanlı’nın yıkılışını hızlandırdı.
devamını gör...

banyo köpüğü olarak da kullanılabilir küvette.
devamını gör...

günaydın.
devamını gör...

günaydın sözlük.

şu an sinirden yerimde sekiyorum, öyle bir öfke patlaması. öyle bir sinir ki bütün gece uyutmayan bacak ağrısı ve mide bulantısı geçti.

ağrı kesici içmek istemiyorsanız gidin sinirlenin a dostlar. en azından adrenalin vücudu diri tutuyor.
devamını gör...

ben çarşaf. o sıra yatakla biz sevişiyorduk. o sebeple öyle çatır, çutur sesler çıkıyordu. çünkü biz mobilyalar aleminde çatır çutur sevişiriz. tam o sırada bu aptal dellendi. tam yatağa attıracakken, beni yataktan ayırdı, yere attı. ulan elimde yok ki işi başka türlü tamamlayayım. delinin tam delleneceği zamana bak. şansıma tüküreyim. sabaha kadar kafa ütüledi bir de. halbuki bir dakika daha sabretse yatakla işimizi halledip, hep beraber sabaha kadar mis gibi uyku çekecektik. bütün gece zehir oldu bu deli yüzünden.
devamını gör...

poine yüzünden maruz kaldığım entellektüel şahsiyet.

youtube.com/shorts/eGBlBBZX...
yalznızlığın memesinden emmem gerekiyormuş. öyle buyurdu berdüşt. ben hep yanlış yerlerinden emiyormuşum lan. hele diyorum içimde neden bir şeyler çoğalıyor. nerede lan benim yalnızlığımın memesi? kim emiyorsa bıraksın, çıngar çıkararım bak.
devamını gör...

“aslında özünde çok iyi biri” denen herkes bok gibi, önce bunu bi itiraf edelim.
devamını gör...

yemek ya, yemeğe verdiğim paraya asla acımam.

....çünkü sadece güzel şeyler yerken mutlu oluyorum (üzgün maymun emojisi)
devamını gör...

anamın yaptığı hiçbir yemeğe asla burun kıvırmadım. ne verse yedik. demek ki hepsini sevmişiz. hepsini güzel yapardı. anası yapar da beğenmez mi oğul? olacak iş değil. fazla da yiyemedik zaten. eline sağlık anacım.
devamını gör...

evet beyler bayanlar toplanın, bu gece saat 03:45 suları başıma gelen ve mobilya hiyerarşisini kökünden değiştiren olayı anlatıyorum.
odada zifiri karanlık var, ben yarınki gündelik koşuşturmacaya yetişmek için uykunun kutsal kollarına kendimi bırakmaya çalışıyorum. fakat ortada ciddi bir şerefsizlik, buram buram hainlik kokan bir komplo var.
konu ne mi? altımdaki yatak. yatak sanki gaziantep baklavacısı gibi, neresine yatsam ayrı bir çıtırtı, ayrı bir katman. sağa dönüyorum gırç, sola dönüyorum gırç. yastığı çeviriyorum soğuk tarafı bulayım diye, yastık ısınmış termal macun gibi olmuş, hararet yapmış motor gibi yüzümü yakıyor. tam gözlerimi kapatıyorum, sırtıma bir yay batıyor. ama öyle böyle değil, sanki 15. yüzyıl engizisyon mahkemesinin işkence aleti. yay resmen sırtıma kardeş kalk ayaktakiler var der gibi baskı yapıyor.
saat oldu 04:15. sabrımın son demlerindeyim. yatağa diyorum ki içimden bak oğlum, ben senin üstünde uyumak için para verdim, sen benim konforum için varsın, beni uyutmak senin yegane görevin. yatak ne yapıyor? ben bunu der demez içindeki 3 numaralı çelik yayla böbreğime doğru hafif bir dürtme atıyor. bana alenen sen kimsin ulan fani, benim üstümde sadece bel fıtığı olursun mesajı veriyor.
işte o an kafamda şimşekler çaktı. ruhumdaki o kadim ayar verme ateşi bir anda parladı. ben bu mobilyaya boyun eğersem yarın komodin de tepeme binerdi, gardırop da elbiseleri üstüme fırlatırdı. odadaki otoriteyi korumam lazımdı.
yavaşça yataktan kalktım. ışığı yakmadım, sırf psikolojik baskı olsun diye karanlıkta yatağın tam karşısına geçtim. çarşafı yavaşça, adeta bir infaz memuru soğukkanlılığıyla üzerinden yavaşça çektim aldım. yatak durmuş bana bakıyor, hissediyorum şokta.
gittim mutfaktan o sert, plastik, ergonomi düşmanı katlanır sandalyeyi getirdim. getirip tam yatağın görüş açısına koydum. üzerine ne bir minder ne bir battaniye attım. sonra yatağın gözünün içine bakarak sandalyeye dikey bir şekilde oturdum.
yatağa döndüm ve aynen şu ibretlik ayarı verdim:
bak ulan elyaf yığını. bak da iyi izle. ben uyumak için sana muhtaç değilim. sen var olmak için bana muhtaçsın. ben senin üstüne yatmazsam sen sadece odada yer kaplayan bir bez parçasısın. ama ben bu plastik sandalyede bile dik durur, yine de sana eğilmem. şimdi orada tek başına, çarşafın alınmış, bomboş kal ve yaptığın şerefsizliği düşün.
abartmıyorum, sandalyeye oturup kollarımı bağladığım an odadaki atmosfer değişti. yatakta bir sessizlik, bir pişmanlık havası oluştu. o diklenen yaylar adeta utançtan içine çöktü. elyaf dolgular mahcubiyetten pıstı. yatak adeta abi etme eyleme, gel valla bir daha gıcırdamayacam, yayı da içeri çektim diye sessizce yalvarıyordu ama taviz vermedim.
gecenin geri kalanında o plastik sandalyenin üstünde omurgamı 90 derece bükerek, bel fıtığı riski pahasına gözlerimi yataktan ayırmadan uyukladım.
sabah kalktığımda yatak resmen çökmüş, mahvolmuş bir haldeydi. öyle bir psikolojik üstünlük kurdum ki, şu an odaya girdiğimde yatak resmen esas duruşa geçiyor, yaylar saygıdan titriyor.
uyutmayan yatağa boyun eğmeyin, odanın patronunun kim olduğunu hissettirin.
devamını gör...

karnı yarık.
devamını gör...

alkol. russkii standart yeterli mesela. fazlasına gerek yok. kötü hayat yoktur, az votka vardır. öyle diyor deduşka.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim