zaman tüneli

bal gibi duygusal ve zihinsel tacizdir.

sen karşıdakine suçluluk yükle, duygularını oy, düşüncelerini değiştirmeye zorla, öz güvenini yerle yeksan et, benlik algısını yerin dibine sok, sürekli mağdur edebiyatı yap ... sonra "ben senin iyiliğini düşünüyorum", "seni sevdiğim için", "senin iyiliğin için"... bık bık bık...

al o sakat sevgini, sakat beynini de yanına kat, yoluna bak!..
devamını gör...

özgür fırtınası cortlamış gibi.
kılıçdaroğlu (tunceli)-> dersim kalkışması
sezgin tanrıkulu (diyarbakır)-> şeyh said isyanı
özkürt özel (izmir)-> izmir suikasti ve menemen ayaklanması
moon tarikatinden denise baikal hazretleri şeriat kurmak için ayaklanan tüm vilayetlerden temsilcilerle chp üst yönetimini oluşturmuş.

bu kentlerin havalisinden milliyetçi cumhuriyetçi devletçi fikirler beklemek hatadır zaten.
ülkeye laiklik ve demokrasiyi getirecek ne izmirlidir, ne diyarbakırlılardır, ne tunceliler.
sivas, erzurum, amasya gibi kentleri chp nasıl kaybetti. tunceliler, izmirliler, diyarbakırlılar nasıl chpye çöreklendi bence araştırılması gereken mevzu.
devamını gör...

3 ay içinde mutlu olmayı planlıyorum. kısa vadeli plan bu. uzun vadede bir hedefim yok.
devamını gör...

şerefsizim yeni bir atv dizisi zannettim. konu da hazır. tam pkk affı şerefine, din soslu, etnisiteler arası aşk temalı dizi.
rojin avrupa'nın göbeğinde esenyurt'ta oturmakta ve iki yıllık ebelik okumakta olan bir genç kızdır. ula ula niyazi bir nesil önce istanbul'a gelip sarıyer taraflarında arazi kapatıp, imar zengini olmuş rizeli bir gençtir ve galerisi vardır. tabi ki ablaları da türbanlıdır. peder bey de çok milliyetçidir. iki tarafın aileleri bu aşka karşı çıkar ve olaylar gelişir.

sevemedi istanbul ikimizi

sen doğu'nun kızıydın, ben karadeniz'in delisi,
boğaz bile anlamadı aşkımızın türküsünü.
sevemedi istanbul ikimizi, çok gördü bize sevgiyi,
senin gözlerinde ağrı, benim içimde karadeniz.

çayım soğudu sensiz, vapurlar küstü bize,
sevemedi istanbul ikimizi, yazdı kader denize.
doğu başka, karadeniz başka dedi bu şehir,
sevemedi istanbul ikimizi, aşkımız ondan büyükmüş meğer.

uyyyyyyyyyyy koçari
devamını gör...

çeçen lider şeyh şamil'in küçük oğludur. babası ve abisi ile çarlık rusya'sına karşı verdikleri mücadelede gunib kuşatmasında teslim olmuşlardır.

kendisi sonradan çarlık rusya'sı ordusunda asker olarak görev almış. tuğgeneral olmuştur.

uzaktan dedem olur kendisi aynı zamanda. dedemin dedesinin babası bunun kızıyla evlenmiş. bu evlilik çar'ın zorlamasıyla olmuş. muhammed şafii çar tarafına geçince eski düşmanları bir nevi barıştırmak amaç. o kadar kan dökülmüş karşılıklı sonuçta. bizimkiler o dönemler çar'ın kafkasya'daki en büyük müttefiklerindenmiş. muhammed şafii rus ordusunda general olunca, kızını da büyük dedeme vermişler ki arada akrabalık bağı olsun, sadakatleri daha sağlamlaşsın diye.

o sıralar kafkasya'da ruslar, farslar ve osmanlı rekabet halindeymiş. kafkasya'da rusların tutunabilmesinin en büyük sebeplerinden birisi; müslüman olmayan türklerin, müslüman olup o kadar radikal, şeriatçı olmayan türklerin, hristiyan gürcülerin, çeçenlerin bir kısmının islami yönetim istememesi. bir de tabii militarist yapılarıyla meşhur terek kazakları(slav) var.

müslüman türklerin osmanlı yönetimini istememesinin en temel sebebi; namus kavramı. eski türk töresince kadının namus olması daha geniş bir anlam içeriyordu. buna göre karına, kızına senden başka hiç kimse, hiçbir şekilde karışamaz, giyimine, kuşamına, davranışlarına laf edemez, onlarla ilgili kararlarında sana fikir belirtemez. çoğu kadına annesi, babası ya da kocası bile karışmıyordu doğru düzgün. şerri yönetim ve türk töresi burada acayip bir uyumsuzluk sergiliyordu. türklerin namus dediği şeyi bütünüyle çiğnemek üzerine kurguluydu. namusları dinlerine ağır bastı.

bizimkiler, müslüman olmayan türkler, onlardan daha fazla sebebe sahipti, çünkü sabah akşam içiyorlardı ve alkol yasaktı.

çar'ın kafkaslarla ilişkisi de çok avantajlıydı ayrıca. efendi - köle ilişkisi biçiminde değildi. kafkas sınırlarını koruma karşılığında, vergiden muaf, hiçbir şekilde iç işlerine karışılmıyordu. osmanlı ise tebaa olunmasını istiyordu. o sebeple çarlık rusya'sına bağlı olmak bir nevi özgürlüğünü, kültürünü korumak anlamına geliyordu.

sonra kızıllar devrim yapınca, bizimkiler beyaz ordu tarafını tutunca, mecburi istikamet anadolu. bu da böyle bir hayat.
devamını gör...

aynı zamanda fiziksel şiddettir de. ben üzülünce ellerim acıyor. şöyle omzundan avcumun içine doğru bir sızı. yıpranma payım için dava açsam tazminat alabilir miyim acaba? deneyimli avukatlar dm.
devamını gör...

tarlada çay içerken bir anda fark ettiğim gerçektir.

ikisi de popülist söylem ve kitlelerin öfkesini kullanıyor.
yakaladım.
devamını gör...

beni özledin mi?
bence gayet net ve direkt.
siz yardımcı olun ama yine. başka ne yazabilirim?
devamını gör...

öğrensem ne olur sabahına unuturum. dün bir şeyler öğrenmiştim ama bugün unutmuşum. sonra tekrar öğrenmek zorunda kaldım. bugün bana üçgenin iç açıları toplamı nedir diye sorsanız 270 derim.
devamını gör...

hayatımın özeti olan şiir sözü.

(bkz: sevemedi istanbul ikimizi)
devamını gör...

seninle hiç istanbulda olamadık
göremedi istanbul ikimizi

ne emirganda bir semaver tüketebildik
ne aşiyanda hüzün
bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
ne çamlıca kısmet oldu ne piyer loti
hiç bir vapur taşımadı bizi marmarada
bir güvertede seni
liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim
ellerini avuçlarımda tutup da içimi dökemedimşöyle bir elimi atıp da omzuna
kolun belimde
yürüyemedim seninle beyoğlunda
bir sinema ya da tiyatro koltuğunda
parmak uçlarıma değmedi dudakların
pasajda arjantinleri çekip
nevizadede bir iki tek atamadık
doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık

seninle hiç istanbulda olamadık
duyamadı istanbul sesimizi

sahaflarda yorulup da kitaplara bakmaktan
çınaraltında mola veremedik
karışıp çılgın kalabalığına kapalı çarşının
tadına varamadık bir öğlen rakısının
ya da sultanahmette bir müzeyi gezip
dostlara uğrayamadık
gülhaneden uzanıp sarayburnuna
intiharı düşünemedik enine boyuna
ne lâleliden geçebildik sevgilim
ne kendimizden
bir çalgılı kumkapı meyhanesinde
ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
eski istanbulda gezdiremedim seni
yemişte, asmaaltında
ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi

seninle hiç istanbulda olamadık
saramadı istanbul hiç bizi

çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
trenlere binemedik
bırak bütününü bu koca kentin
sadece bir tek semtin
içinde bile olamadık
istanbul hiç doymadı bize bir tanem
biz de ona doyamadık
devamını gör...

yaş ilerliyo artık sürekli ne zaman evleneceksin sorusu duyuyorum.
ama hiç istiyor musun diye soran yok.
istemiyorum teyze
istemiyorum anne
istemiyorum baba...
devamını gör...

oyun bozan bir yazar, zevkler ve renkler tartışılmaz saygı duyarım hehe..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

direkt sosyal medyam yok. ne kadar rahat tahmin etsene?
devamını gör...

(bkz: çay demliğine verdiğim ibretlik ayar)

demlikle yaşadığım o tarihi hesaplaşmanın üzerinden birkaç saat ancak geçmişti, mutfakta sular henüz yeni durulmuştu ki bu sefer de tepemdeki kadim bela kaşınmaya başladı.
bilen bilir, bizim mutfağın tavanına çakılı duran o uzun beyaz florasan lamba öyle sıradan bir aydınlatma aparatı değildir. sanarsın 90'lar merdiven altı pavyonundan sürgün edilmiş, trafosu astımlı, starterı sara krizli bir işkence aleti. ne zaman mutfağa girip ışığı açsam önce üç kere göz kırpar, ortamı testere 1 in ameliyathane sahnesine çevirir, sonra da zzzzzzt cızzzzzz diye beynimin kılcal damarlarında ağır sanayi ceyranı gezdirirdi.
akşamüstü mutfakta sakince bisküvi tıkınıyorum. yemek yapanım yok çünkü. ulan bu florasan yine kafasına göre ritim tutmaya, gözlerimizin içine pavyon stroboskopu gibi flaş patlatmaya başladı. bir saniye kapkaranlık, bir saniye kör edici parlaklık. biraz sabrettim, olur öyle, gazların plazma haline geçişindeki kuantum sıçramaları falan dedim, fiziksel yaklaştım. sanırsın stephen hawkingim. ama yok, ben lokmayı ağzıma götürdükçe bu garezine cızıldayıp ışığı kış kış diye gözüme yakıyor.
en son öyle bir cızırdayıp gözümü aldı ki, bisküvi paketini masaya bıraktım. ortamı derin ve cızırtılı bir gerilim kapladı.
bu sefer harbi delirdim. kafamı yavaşça yukarı kaldırdım. tam lambanın ortasındaki o hafif kararmış, cıvanın biriktiği o şerefsiz noktaya kilitlendim.
dedim ki, bana bak lan cıva buharı dolgulu cam boru.
florasanın cızırtısı bir anda frekans değiştirdi sanki, ortama ağır bir delikanlılık ve felsefi dehşet çöktü.
sen kendini ne sanıyorsun lan? alt tarafı iki gram cıva atomuyla elektrotların arasında sıradan bir ark sıçratmaktan ibaret olan şu sefil varoluşunu, tavan arasında trafo cızırdatıp insanlığa korku filmi izleterek mi yücelteceksin? seni o tavana dikey sabitleyen dübelli klemenslerin elastik modülüne, seni tasarlayan mühendisin lehim havyasına sokayım. oğlum sen kime şekil yapıyorsun? senin starterını tuttuğum gibi otoyol kenarındaki geri dönüşüm kutusuna malzeme yaparım, kalan boşluğa da üç liralık loş led şerit çeker krallar gibi loş romantizm yaşarım.
ayarı verdikten sonra cebimden telefonu çıkardım. florasanın tam kalbine doğru telefonun flaşını kökleyip masanın ortasına diktim. tavanı sıfır ses, pürüzsüz ve kristal netliğinde bir beyazlık kapladı.
bardağı kaldırıp son vurucu darbeyi indirdim. bak gördün mü? sen olmadan da bu mutfak aydınlanıyor. sen şu an sadece tavanı kirleten, radyasyon yayan, cızırdayarak kafa sken işlevsiz bir atıksın. senin kaliten de tıpkı trafondan çıkan o cızırtı gibi pürüzlü.
yemin ediyorum o an florasanın içindeki cıva gazı korkudan tek bir noktada yoğunlaştı, cam borunun içindeki fosfor tabakası dökülmeye başladı. trafo öyle bir tırstı ki cızırtı tek saniyede bıçak gibi kesildi, lamba bir anda uslu bir masa lambası edasıyla pürüzsüzce yanmaya başladı. resmen kuantum düzeyinde varoluşsal krize girdi, foton fırlatmayı kesip kendini sorguladı pezevenk.
o sırada kapı gıcırtıyla açıldı, babam yine don atletle mutfağa girdi. bir tavandaki tırsmış florasana baktı, bir telefonun flaşına baktı, bir bana baktı.
evlat dedi, gözleri yaşlı. 25 yıldır bu tavanın altında pavyon simülasyonunda yemek yiyorduk. tek bir kuantum ayarıyla trafoyu dize getirdin ya, yarın gel elektrik faturasının otomatik ödeme talimatını senin üstüne yapayım.
o sırada nikola tesla mezarından fırlayıp florasanın altında kolbastı oynamaya başladı. lambayı aldığımız mahalle elektrikçisi dükkanı kapatıp tövbe edip köye yerleşti.
bisküvimden son ısırığı alıp tavana son bir bakış çaktım. şu an mutfakta çıtı bile çıkmadan loş loş yanıyor, açıp kaparken bile saygıdan iki kere düşünceler içinde yanıp sönüyor. bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...

dayak yesen krem mrem surersin. agri kesici icer ne bileyim ameliyata kadar yolu var iste.

kafayı bozunca psikiyatrların elinde deneme tahtasına dönüyosun. etrafindakiler de seni hasta olarak gormuyor. bir de onlarla ugrasiyorsun.
yani anlatamiyorsun yar ben belanin ta kendisiyim diye bir civcik vardi. takacam o olacak aa hakkat seymis biz cok ustune gitmisiz dicen illa insanin iste yani evet siddettir.
devamını gör...

bağımlılıklarından kurtulman zor ama imkansız değil!
yabarsın gülüm.
yabarsın aşkım.
devamını gör...

hatşepsut teyzeyse bu kadınlar falan ölsün püüü yazıklar olsun

merhaba çıtır hatşepsut, bi ara nick değiştirmek ister misin? okuması zordu yazması daha zormuş yav.
devamını gör...

4 hedefim vardı, 3 ayda gerçekleştirdim:

1. kilo vermek - 17.5 kg verdim - devam
2. kendi markamı kurmak - ok
3. öykü kitabımın yayınlanması - 240 sayfalık ok
4. ırca/cqı akreditasyonu almak - bu da tamam.

üzüldüğüm şu annem bütün bunları göremedi, 3 ay daha yaşasaydı eminim çok gurur duyardı. 3 ay daha derken keşke 30-40 yıl daha benimle olsaydı..

annemin göremediği diğer hedeflerim:

- adam akıllı tam zamanlı, upuzun vadeli bir iş
- güzel, huzurlu bir evlilik yapmak
- çocuk sahibi olmak - sağlıklı ve upuzun ömürlü
- kendi markamı büyütmek, şirketleştirmek
- şehirden uzak, huzur bulacağım, sade bir yazlık
- kitap yayınlamaya devam edebilmek
- bir de şirket aracı ya, vizyonum fakir ama olsun.

daha bir sürü hedeflerim var ama şimdilik bunları paylaşmam yeterli sanırım ya, çok da işgal etmeyelim buraları.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim