zaman tüneli

çocuk yapacak damızlık erkek bulamadığı için kediye saran dişiciğin erkek olduğunu sanan versiyonusun sen. bebek bezi değiştirmekle övünen kılıbığa eş değer bir malsın. temizle tabii. bok temizlemek yakışır sana. sütyen kopçası açma umuduyla çıktığın yolda bok temizleme serüvenlerine devam. çırpı bacaklarının taşıyabileceği bir gram taşak zaten. daha fazlasını taşıyabilecek durumda değil bacaklar. sısısısı.
devamını gör...

iko, donu sıyırsın. çok kızgınım ona. bildiğin küsüm dfsfsdf
devamını gör...

1-

ışık, gölge ve tina

tina ile 21 inde tanıştık, o günden sonra benim evim oldu. o durgundu, ben suskun. sormadım geçmişini, soramadım hayal kırıklığına uğrarım diye. konuşmamıştık öncesinde de, sadece gözlerinin içine bakakaldım, kendiliğinden gelişti her şey. aynı odadan çıkmadık sonra da. birçok evimiz oldu sonrasında, hepsinde de yalnızca ikimiz vardık. evlerin hepsi bizimdi. işte bu tina ile ömrümüzün hikâyesi...

ilk evimiz falezde, kayalıkların yakınına konuşlanmış, 4 odalı ama bizim ısrarla tek odasını kullandığımız taştan yapılmış kalın duvarlı, komşusu olmayan bir evdi. kullandığımız o tek odada iki ayrı yatak (biri tina diğeri benim için) cam kenarında karşılıklı iki berjer, ortada eski bir sehpa, kapının yanında deri ciltli kitapları saklayan eski bir kitaplık vardı. odanın içindeki hava, toz taneciklerinin öğle güneşinde ağır ağır süzüldüğü o pürüzsüz anlardan biriyle kaplıydı. tina, pencere kenarındaki eski berjerin üzerine bağdaş kurmuş, elindeki çay kupasından yükselen buğunun ardındaki gökyüzüne bakıyordu. elinde ince sigarası güzel dudaklarına çok yakışıyordu. aslında defalarca odada sigara içmeyelim demiştim kendisine. gözlerinde, dünyanın bütün gürültüsünü susturan o kendine has ışıltı vardı. hayatın tüm yüküne rağmen içinde bir yerlerde kırılmamış, ısrarla yeşeren taze bir ümit geziniyordu.
ben ise kapı pervazına yaslanmış, sadece onu izliyordum. bakışlarımı ondan çekmek, odadaki sessizliği bozmak istemiyordum. o, dünyayı benim hiç göremediğim renklerle görüyordu; parmak uçlarıyla sehpanın ahşap dokusuna dokunuşunda bile geçmişe yazılmış sessiz bir mektup vardı. sessizlik büyüdü. tina başını yavaşça bana doğru çevirdi. dudağının kenarında yarım bir gülümseme belirdi ama gözleri hâlâ o derin, tenha denizlerde yüzüyordu. "bazen," dedi, sesi odaya dağılan bir tüy kadar hafifti, "insan en çok evindeyken bir şeylerin özlemini çeker mi?"
cevap vermedim. sadece ona doğru bir adım attım...
mermer pervaza bırakılmış saksıdaki yaprağın üzerindeki çiğ damlası gibi sakindi yüzü. yanına yaklaşıp berjerin yanındaki ahşap parkeye oturdum, sırtımı onun oturduğu koltuğun kenarına yasladım. dizleri neredeyse omuzuma değiyordu. tina’nın varlığı, fırtına öncesindeki o garip, huzurlu sessizlik gibiydi; insanı hem dinlendiriyor hem de her an bir şeylerin değişebileceği hissiyle ürpertiyordu. "evdeyken bile bir şeylerin özlemini çekmek..." diye mırıldandım içimden. ona hak veriyordum ama bunu yüksek sesle söyleyecek kadar cesur değildim belki de. o, elindeki kupayı iki avucuyla kavramış, parmaklarının ucundaki sıcaklıkla ısınmaya çalışıyordu. gözleri odanın köşesinde, duvara vuran gölgelerin oyununa takılmıştı. bazen saatlerce aynı yere bakabilir, orada benim asla göremediğim koca bir şehir, belki de hiç gidilmemiş denizler kurabilirdi. hayalleri o kadar gerçekti ki, ne zaman bir şey anlatsa kendimi onun dünyasında bir figüran gibi hissederdim. "biliyor musun," dedi, bakışlarını duvardaki gölgeden ayırmadan. "insan kaybettiklerini özlemez sadece. hiç yaşayamadığı, ama yaşanacağını bildiği o güzel günleri de özler."
sesi, odadaki toz taneciklerinin arasına sızıp orada asılı kaldı. bir an durup yüzüne baktım. dudağının kenarındaki o buruk kavis, umudun boşlukla kesiştiği tam o ince çizgiydi. yaşam doluydu; yaşamak, dokunmak, hissetmek istiyordu ama dünyanın ona sunabileceği şeylerin yetersizliğinden korkar gibi bir hali vardı. "peki ya o günler bu odadaysa?" diye sordum, ilk kez sessizliğimi bölerek.
tina hafifçe gülümsedi. bu kez gözlerinin içi de katıldı o gülümsemeye, kirpiklerinin arasındaki o pus dağıldı. başını eğip bana baktı, saçlarından süzülen bir tutam yüzüne düştü. "belki de," dedi fısıltıyla. "belki de sadece doğru pencereden bakmayı öğrenmemiz gerekiyordur." o an anladım; bu oda bizim dünyamızdı ve ben, tina'nın penceresinden bakmayı öğrendikçe baştan yaratılacaktım. tina’nın bu sözleri odanın ortasındaki havayı bir anlığına ağırlaştırdı, sonra her şey yeniden kendi akışına döndü. elindeki boş kupayı yerdeki ahşap parkenin üzerine, tam benim dizimin yanına bıraktı. porselenin ahşaba değdiği an çıkan hafif tıkırtı, sanki bu küçük evrendeki tek gerçek sesti. sırtımı dayadığım berjerden hafifçe kıpırdandı. saçlarının kokusu, odadaki havayı dağıtan taze bir bahar esintisi gibi yüzüme çarptı. bir şeylerin hep eksik olduğuna inanan ruhu, şimdi bu daracık alanın içine koca bir gelecek sığdırmaya çalışıyordu. "yarın," dedi gözlerini tavandaki çatlağa dikerek. "yarın güneş doğmadan uyanalım. o hep erken uyanırdı, ben fırsatını bulunca uyumaya çalışırdım oysa. pencereyi sonuna kadar açıp odanın içine rüzgarın dolmasını bekleyelim. belki de aradığımız o özlem, uzaktaki bir şehirde değil, tam o rüzgarın getirdiği kokudadır."
gözlerindeki o çocuksu ümit yeniden alevlenmişti. birkaç saniye önce hüznün koyu gölgelerinde kaybolan kadın gitmiş, yerine yaşamın her detayına aşık, hayalperest bir kız çocuğu gelmişti. onu büyüleyici kılan da tam olarak buydu işte; bir duygunun en dip noktasıyla en tepe noktası arasında tek bir nefeste geçiş yapabiliyordu.
"tamam," dedim, bakışlarımı yüzünden ayırmadan. "yarın rüzgarı bekleyeceğiz."
hafifçe başını salladı. berjerin üzerinden kalkarak oturduğum koltuğa geldi, kucağıma oturdu, omzunu başıma dayayarak iyice büzüldü, dizlerini çenesine doğru çekti. günün son ışıkları odadan çekilirken, gölgeler ikimizi de yavaşça yutmaya başladı. tinanın gözlerinden birkaç damla yaş aktı. dünyayla arasındaki o ince sınırı kapatmış ama içindeki ümit dolu şehirleri açık bırakmıştı. ben ise karanlığın çöktüğü o odada, onun nefes alıp verişlerini dinleyerek kaldım. bir sonraki günün neler getireceğini bilmeden, ama ilk defa yarını merak ederek...

seni çok seviyorum tina...
devamını gör...

apres ski de çok kafa çocuktur o da bizimle gelsin.
devamını gör...

bugün inceledim iphone 17 pro maxin üstüne koyan hiçbir şeyi yok. üstüne 40 bin lira verip ne alıyorsun ?
devamını gör...

üşüyoruz be.
devamını gör...

ya sus artık önemli olan sus lan. yapay zekaya öfkeleniyorum, bu sözlük beni delirtmeye çalışıyor. başaramayacaksınız.
devamını gör...

kedisi olmayan erkeğe.. erkek denmez.. eko bu konuları masaya yatırdı sabah sıısıs

yani şimdii şuu çocuğun bokunu temizlemeyeyim mi?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hopsss yine prim kastım. sözlük kadınlarının donu nemlendi. sısıısıs
devamını gör...

seni özledim.
geri dön.
devamını gör...

#4071906 kedinin bokunu temizledin mi bakayım sen? sonra ağzına sıçmasın. kedi de kalbini kırmasın. kıyamam. masum. ciciş. sısı.
devamını gör...

kalbim kırık dökük olabilir.. ayıp mı? memesel buhranlarım varafdsfsfd
devamını gör...

has be öz kuzenim olduğunu artık inkar etmezsen..

metresin miyim nedir yahuuu senelerdir. muallaktafdsfds
devamını gör...

ekonovich feyk hesabım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#4071895 git kedinin bokunu temizle sen. kedi boku temizlemekle övünen kaşarın tekisin sen. sevgi, ilgi ihtiyacını karşılamak için kediye kadar düşmüş bir düşüksün. kalbin paramparça. sısı. kedin de ilgilenmiyor belli ki, buralarda dileniyorsun.
devamını gör...

merhabalar, evet benim. ne vaa'dı?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu düşünceyi insanların zihnine eken benim aslında zira bir iş; ben yapabiliyorsam olur, yapamıyorsam olmasa da olur.

birinden yardım istemek bana çok fazla geliyor. bahsettiğim yardım öyle çok büyük bir şey değil bu arada ufak tefek şeyler. örneğin fabrikada çalıştığım dönemde kontrolünü sağladığım parçaların konduğu kasalar vardı, görece ağır oluyorlardı. bunları masadan alıp yaklaşık 2 metre ilerideki rafa yerleştirmem gerekiyordu.

bana “sen elleme beni çağır, ben kaldırırım” diyen bir ekip arkadaşım bir de vardiyada denk geldikçe yardım eden abi olmasına rağmen asla söylemiyordum.

yardım istemek, o kişinin omzuna binip bir de utanmadan zıplayıp daha da ağır gelmek gibi geliyor bana. bu yüzdendir ki her işimi kendim halledeceğim diye hırpalarım kendimi.

ve tam aksine yardım talepsizliğime rağmen ben talep edilmese bile koşarım yardıma. birine eğer en ufak faydamın dokunacağını düşünüyorsam kayıtsız kalmam.
sanırım belki de biraz bu yüzden talepte bulunamıyorum. söylediğimde bir sorumluluk oluyor ama biri fark edip de geldiğinde bu yardım oluyor gibi.

lakin sizi tenzih ediyorum bu sadece benim için geçerli. herhangi biri benden bir şey isteyebilir bunu asla omzuma yüklenmiş bir yük/sorumluluk olarak görmem. severek yaparım.

sadece ben, sadece ben yük olurum.

bazı anlar oluyor, gerçekten biri beni görsün de yardım etsin diye içten içe beklediğim anlar.. kimse olmuyor etrafımda. çünkü en yakınımdan en uzağıma herkes bilir ki elzem kendi başının çaresine bakar. bununla ilgili sitem etme hakkına sahip değilim, ne yaptımsa ben yaptım.

dostlarımla sohbet ettiğimizde dertlerini dinlemeyi çok severim, bir nebze de olsa anlatmanın rahatlığını yaşatmayı.
soru bana döndüğünde kafamdaki tüm sıkıntılarımı o kadar basite indirgerim ki bunlardan bahsetmek utanç verici gibi gelir.

sanki ben şımarıkmışım, şükürsüzmüşüm, bu da sorun muymuş gibi hissederim. öyle ki bu huyum patlak verdiğinde çok ağır azar yemiştim bir dostumdan bir süre önüne geçtim ama yine aynı yere döndüm.

bilmiyorum bu neyden kaynaklanıyor, kaynağı ne, neden tamamen refleks haline geldi bilmiyorum.
memnun muyum, hayır.
devam ediyor muyum, evet.
muhtemelen de hep böyle olacak.
neyse ki yalan değil, gerçekten kendime yettirebiliyorum kendimi.
devamını gör...

seks ve meme ikileminden kopmayalım hocam bence. sısısıs
devamını gör...

dertürke hangi crush erkeği ? hehe..
devamını gör...

şaka gibi goller.
devamını gör...

picker wheel'den yazarları dövüştürelim, anketlerdeki gibi içine hile karıştı diyemedikleri için farklı bi saldırma stiliyle yaklaşacaklar, bu yüzden kavganın ve kaosun şiddeti de büyük olacak tahminimce.
devamını gör...

#4071874

ooo alınmış bi de edepli ,saygılı abimiz. * müdür tırnağının ucu kırıldı diye ağlayacaksan yan reyonda ya da israil ağlama duvarında ağlayabilirsin. burası interaktif bir sözlük ve nasihatlerini kendi çoluk çocuğuna verebilirsin ben pek nasihat falan sklemem.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim