zaman tüneli
prenses olsan hangisi olurdun
hayatım babamla savaşmakla geçti, hiç istemeden princess leia oldum...
devamını gör...
prenses olsan hangisi olurdun
hiçbiri.
aslında kimse farkında değil ama prensesler cinsiyetçil açıdan fonksiyonsuz yaratılmışlardır. ataerkil rejimin süslü sembolleridir.
külkedisi, pamuk prenses, uyuyan güzel , kırmızı başlıklı kız , deniz kızı aria ve nice masalları hatırlayın...
dikkat ederseniz çizgi filmlerde dahi tüm prensesler her zaman güzel ve bakımlı olmalıdır. nitekim prenslerin kendilerini beğenmeleri için her zaman iyi giyinmeleri ve makyajlı olmaları gerekir.
her zaman prensin duyurduğu organizasyona ( prensin ayağına giderler) ve kendisi tarafından fark edilerek, seçilmeyi beklerler.
bir sürü kadın tek bir erkek için sıraya girer ve içlerinden birini yalnızca o erkek seçer.
prenseslerin her zaman bir erkek tarafından kurtarılmaları gerekir. içinde oldukları kötü durumlardan kendi zekaları ve yetenekleriyle kurtulamazlar çünkü kadın çaresizdir ve etrafındaki kötülüğün yok edilmesi için atı ve kılıcıyla gelen "soylu" bir erkek gerekir.
ayrıca daha da ilerisi, prenseslerin söz hakkı yoktur. evli oldukları adamlar kolayca başka kadınları seçebilir veya ilgi gösterebilir. prensesin görevi tüm saygısızlıkları kabul edip, uysalca kenarda oturmak ve vakti geldiğinde soyun devamını sağlayacak cocukları doğurmaktır. binevi rahmi bir damızlık gibi kullanılır. animelerde bu olguyu fazlasıyla görürsünüz.
şimdi neden prenses olayım ki ?
satılan ideoloji aynı. sadece fazlasıyla hayali bir evrende, gereksiz süslüyorlar.
aslında kimse farkında değil ama prensesler cinsiyetçil açıdan fonksiyonsuz yaratılmışlardır. ataerkil rejimin süslü sembolleridir.
külkedisi, pamuk prenses, uyuyan güzel , kırmızı başlıklı kız , deniz kızı aria ve nice masalları hatırlayın...
dikkat ederseniz çizgi filmlerde dahi tüm prensesler her zaman güzel ve bakımlı olmalıdır. nitekim prenslerin kendilerini beğenmeleri için her zaman iyi giyinmeleri ve makyajlı olmaları gerekir.
her zaman prensin duyurduğu organizasyona ( prensin ayağına giderler) ve kendisi tarafından fark edilerek, seçilmeyi beklerler.
bir sürü kadın tek bir erkek için sıraya girer ve içlerinden birini yalnızca o erkek seçer.
prenseslerin her zaman bir erkek tarafından kurtarılmaları gerekir. içinde oldukları kötü durumlardan kendi zekaları ve yetenekleriyle kurtulamazlar çünkü kadın çaresizdir ve etrafındaki kötülüğün yok edilmesi için atı ve kılıcıyla gelen "soylu" bir erkek gerekir.
ayrıca daha da ilerisi, prenseslerin söz hakkı yoktur. evli oldukları adamlar kolayca başka kadınları seçebilir veya ilgi gösterebilir. prensesin görevi tüm saygısızlıkları kabul edip, uysalca kenarda oturmak ve vakti geldiğinde soyun devamını sağlayacak cocukları doğurmaktır. binevi rahmi bir damızlık gibi kullanılır. animelerde bu olguyu fazlasıyla görürsünüz.
şimdi neden prenses olayım ki ?
satılan ideoloji aynı. sadece fazlasıyla hayali bir evrende, gereksiz süslüyorlar.
devamını gör...
evrenin bana her gün bir küfür bırakması
kader, evren, enerji, tanrı... her neyse bana her gün en az mutlaka bir kez küfür gönderiyo...vallahi şaka yapmıyorum bak...
üstelik öyle genel bi küfür de değil. hani sadece spesifik bir yere sadece koymalı şeyler değil, çok yaratıcı küfürler var ve karşıma çok absürt anlarda çıkıyo... sanki evren benim için özel olarak bi küfür repertuarı hazırlamış ve gün içerisinde farklı insanları ve farklı yöntemleri kullanarak bunları bana ulaştırıyo gibi...
sabah üst komşu ''senin nazar boncuğunu...'' diyerek öyle bir kombinle küfür etmeye hazırlandı ki heyecanla gözlerimi açtım... olayın içine mandal falan karıştırdı, sonra tam bir şeyler yapacaktı sustu... hani adam bir şey yaparım da demedi... koymalı, başka şeyler yapmalı bir şey söylemedi, resmen gerisini bi gizem olarak bana bıraktı... “tamam” dedim kendi kendime, “bugünün ilk mesajı geldi.”
misal, geçenlerde sigara krizim tuttu, normalde asla gece vakti sigara almaya çıkan birisi değilim ama baktım olacak gibi değil, tamam dedim çıktım, açık tekel arıyorum gecenin bi vakti... baktım caddenin karşısında bi tekel ışıklandırması parlıyo... "a me ka tekel" yazıyo... bazı harfler sönmüş... altında da 7/24 diye açık olduğu saati de söylemiş aıjdsjfdskfmsdfkmsd...
asıl önemli olay birkaç gün önce yaşandı... otobüse bindim akşamüstü, kendi kendime ''bugün hiç küfür duymadım, kesin birazdan günün küfrü gelecek bekliyorum...'' diyorum kendi kendime... ön tarafta oturan keko bi çocuğun telefonu çaldı, açtı çocuk, çok sakin biçimde ''lan anası ******, beni arama demedim mi? senin mouse padini......'' diye başladı, 20 saniye kadar müthiş bi kafiyeyle küfürler etti... o an resmen evren bana beklediğim küfürü gönderdi sağ olsun...
arkadaşlar bu benim kaderim... senelerdir her gün devam eden bi durum benim için... alıştım artık, gün içinde mutlaka en az bir küfüre maruz kalıyorum... size yemin ederim bi gün 23:40 civarlarına kadar küfür duymadım, ''aha büyü bozuldu...'' dediğim gün twitter'dan birisi mesaj atmış, açtım adam önce küfürler etmiş, sonra da penisini atmış... o gün de boş geçmedi şükür...
üstelik öyle genel bi küfür de değil. hani sadece spesifik bir yere sadece koymalı şeyler değil, çok yaratıcı küfürler var ve karşıma çok absürt anlarda çıkıyo... sanki evren benim için özel olarak bi küfür repertuarı hazırlamış ve gün içerisinde farklı insanları ve farklı yöntemleri kullanarak bunları bana ulaştırıyo gibi...
sabah üst komşu ''senin nazar boncuğunu...'' diyerek öyle bir kombinle küfür etmeye hazırlandı ki heyecanla gözlerimi açtım... olayın içine mandal falan karıştırdı, sonra tam bir şeyler yapacaktı sustu... hani adam bir şey yaparım da demedi... koymalı, başka şeyler yapmalı bir şey söylemedi, resmen gerisini bi gizem olarak bana bıraktı... “tamam” dedim kendi kendime, “bugünün ilk mesajı geldi.”
misal, geçenlerde sigara krizim tuttu, normalde asla gece vakti sigara almaya çıkan birisi değilim ama baktım olacak gibi değil, tamam dedim çıktım, açık tekel arıyorum gecenin bi vakti... baktım caddenin karşısında bi tekel ışıklandırması parlıyo... "a me ka tekel" yazıyo... bazı harfler sönmüş... altında da 7/24 diye açık olduğu saati de söylemiş aıjdsjfdskfmsdfkmsd...
asıl önemli olay birkaç gün önce yaşandı... otobüse bindim akşamüstü, kendi kendime ''bugün hiç küfür duymadım, kesin birazdan günün küfrü gelecek bekliyorum...'' diyorum kendi kendime... ön tarafta oturan keko bi çocuğun telefonu çaldı, açtı çocuk, çok sakin biçimde ''lan anası ******, beni arama demedim mi? senin mouse padini......'' diye başladı, 20 saniye kadar müthiş bi kafiyeyle küfürler etti... o an resmen evren bana beklediğim küfürü gönderdi sağ olsun...
arkadaşlar bu benim kaderim... senelerdir her gün devam eden bi durum benim için... alıştım artık, gün içinde mutlaka en az bir küfüre maruz kalıyorum... size yemin ederim bi gün 23:40 civarlarına kadar küfür duymadım, ''aha büyü bozuldu...'' dediğim gün twitter'dan birisi mesaj atmış, açtım adam önce küfürler etmiş, sonra da penisini atmış... o gün de boş geçmedi şükür...
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bazen hayat zeytinin yağını çıkarıp sonra da o yağı tekrar zeytinin üstüne dökmek kadar saçma.
devamını gör...
diplomalı esnaf
lisans mezunu olup işsizlikten ya da özel sektörü beğenmeyip esnaf olan kaliteli esnaftır
devamını gör...
kendini ana karakter sanmak
narsist insanların hayatta kalma methodu budur. kendilerini sevilmesi ve ilgi gösterilmesi gereken en önemli kişi olarak görür, diğerlerini işlevsizleştirirler. bunu yapmalarındaki tek neden gerçekten hasta olmalarıdır. yani ekstra mantık aranması inanın gereksizdir. güzel canınızı sıkar, kendinizi anlamsızca yorarsınız. o kadar efora'da değmezler açıkcası.
kabul etmesekte, sağlıksız ailelerin çocuklarıyla ilgilenmek zorunda kalıyoruz. keşke mental sağlığı uygun olmayan kimse anne- baba olamasa. buna devlet kontrolünün şart olduğuna inanıyorum. bu insanların toplumla iletişim halinde olmaları büyük zarar.
bu insanlarla uğraşamazsınız. yapabileceğiniz en iyi şey uzaklaşmaktır. her birinin yıllarca özel psikolojik destek alması gerekiyor. yani sağlıklı insanın kendi inadı sebebiyle( iyileştirebileceğine veya alt edebileceğine dair) bu kişilerle sürdüreceği iletişim sadece psikolojik ve duygusal sağlığın bozulmasına yol açar. bu tarz insanlar iletişimde kaldıkça, sizin psikolojinizi büyük parçalar halinde çürütür.
bu dünyada görebileceğiniz en uç narsistlerden biri arkadaşımdı. arkadaşım olmasına rağmen, tahammül etmekte o kadar zorlanıyordum ki anlatamam.. yıllar süren arkadaşlığımız boyunca, benim dışımda kiminle arkadaş olduysa hep kavgalı şekilde bağları koptu. duygusal ilişkileri hep olumsuz sonuçlandı. hayatında benim dışımda kimse uzun vadeli kalamadı. benim kalmamın sebebi de tamamen bendim. iyi niyetimle hep tolere ettim. mesafe koydum ama tamamen hayatından çıkmadım. sonuçta yılların verdiği bir vefa borcu var. - fakat en sonunda tavırları her şeyi silmemi sağlayacak noktaya evrildi. bende bırakın hayatımdan çıkartmayı, iletişim kurmadan her yerden silip, rehberimden dahi engelledim. 10 küsür yıllık arkadaşlığımıza rağmen, bana kendisini engelletti. gerisini siz düşünün.
sonuç her zaman kaçınılmazdır. bu insanlardan olmaz.
tedavi olsalar da olmaz. bahsini geçirdiğim bu arkadaşım uzun süre terapiye gitmesine rağmen kendisine çeki düzen veremedi. aksine narsist olmasıyla gurur duyan bir yapısı vardı. yani kendilerine olan düşkünlüklerini buradan anlayabilirsiniz. karakter bozukluğunu bile sahiplenip, kendisine has harika bir olguymuş gibi pohpohlayan bir insandı kendisi. bunun psikolojik destek almasına rağmen devam etmesi, narsist insanların terapiyle iyileşemeyeceğine dair bir inanç geliştirmeme sebep oldu. sonuçta diyorum ki : psikolojik desteğe rağmen, çok çok büyük gelişim - iyileşme genelde gösteremiyorlar.
hayatımdan çıkarttığım için çok mutluyum. bir daha geri almayı da düşünmüyorum.
kabul etmesekte, sağlıksız ailelerin çocuklarıyla ilgilenmek zorunda kalıyoruz. keşke mental sağlığı uygun olmayan kimse anne- baba olamasa. buna devlet kontrolünün şart olduğuna inanıyorum. bu insanların toplumla iletişim halinde olmaları büyük zarar.
bu insanlarla uğraşamazsınız. yapabileceğiniz en iyi şey uzaklaşmaktır. her birinin yıllarca özel psikolojik destek alması gerekiyor. yani sağlıklı insanın kendi inadı sebebiyle( iyileştirebileceğine veya alt edebileceğine dair) bu kişilerle sürdüreceği iletişim sadece psikolojik ve duygusal sağlığın bozulmasına yol açar. bu tarz insanlar iletişimde kaldıkça, sizin psikolojinizi büyük parçalar halinde çürütür.
bu dünyada görebileceğiniz en uç narsistlerden biri arkadaşımdı. arkadaşım olmasına rağmen, tahammül etmekte o kadar zorlanıyordum ki anlatamam.. yıllar süren arkadaşlığımız boyunca, benim dışımda kiminle arkadaş olduysa hep kavgalı şekilde bağları koptu. duygusal ilişkileri hep olumsuz sonuçlandı. hayatında benim dışımda kimse uzun vadeli kalamadı. benim kalmamın sebebi de tamamen bendim. iyi niyetimle hep tolere ettim. mesafe koydum ama tamamen hayatından çıkmadım. sonuçta yılların verdiği bir vefa borcu var. - fakat en sonunda tavırları her şeyi silmemi sağlayacak noktaya evrildi. bende bırakın hayatımdan çıkartmayı, iletişim kurmadan her yerden silip, rehberimden dahi engelledim. 10 küsür yıllık arkadaşlığımıza rağmen, bana kendisini engelletti. gerisini siz düşünün.
sonuç her zaman kaçınılmazdır. bu insanlardan olmaz.
tedavi olsalar da olmaz. bahsini geçirdiğim bu arkadaşım uzun süre terapiye gitmesine rağmen kendisine çeki düzen veremedi. aksine narsist olmasıyla gurur duyan bir yapısı vardı. yani kendilerine olan düşkünlüklerini buradan anlayabilirsiniz. karakter bozukluğunu bile sahiplenip, kendisine has harika bir olguymuş gibi pohpohlayan bir insandı kendisi. bunun psikolojik destek almasına rağmen devam etmesi, narsist insanların terapiyle iyileşemeyeceğine dair bir inanç geliştirmeme sebep oldu. sonuçta diyorum ki : psikolojik desteğe rağmen, çok çok büyük gelişim - iyileşme genelde gösteremiyorlar.
hayatımdan çıkarttığım için çok mutluyum. bir daha geri almayı da düşünmüyorum.
devamını gör...
ruh eşinin var olma ihtimali
canımı sıkan durum. şu koskoca dünyada bir yerde seni tamamlayacak, seninle aynı saçmalıklara gülecek, yanında susarken bile sıkılmayacağın biri var. ama ikiniz de birbirinizden habersiz, farklı yerlerde kendi hayatınızı yaşıyorsunuz. belki aynı şehirde, belki aynı sokakta, belki de yıllardır birbirinizin yanından geçip gidiyorsunuz. insanın canını sıkan da bu zaten. ihtimalin kendisi değil, ihtimal varsa bile birbirimizi bulamıyor oluşumuz.
devamını gör...
evrenden gelen işaretlerin kalitesizliğinden şikayet etmek
evren bence her şey ile iletişim kuruyor. ben buna inanıyorum.
evrenden gelen işaretlerin kalitesi yüksektir. bir insanı ezip geçip yok edecek kadar yüksek kalitede işaretlerden söz ediyoruz.
evrenin iletişim denilebilecek bir bağlantıyı yakayabileceği şey ya başka bir evrendir ya da evrenlerden daha kapsamlı bir şeydir/şeylerdir.
evren, gök cismi dediğimiz şeyler ile bir şeyler ifade eder ama bize bir şeyler ifade etmez. biz gök cisimlerine bakarak bize bir şeyler ifade ettiğini ya da edebileceğini düşünürüz. aslında bizler gök cisimleri için bir şeyler ifade ederiz. gök cisimlerinin birbirleri için ifade ettikleri şeyleri üzerine alınan insan canlısı bilimi ve bilimsel bilgileri yaratmıştır. bilimsel bilgi, insanların birbirlerine bir şeyler ifade etmeleri için kullanılmaz ise, bilim bir çeşit dine/inanca dönüşür.
evrenin bizim için özel bir anlamı yok. bize verdiği bilgi var. evrenin bilgiyi * ne zaman ve ne şekilde eğdiğini, büktüğünü, çeşitlediğini, yorumladığını * gözlemlemek gerekir. *
evrenden gelen işaretlerin kalitesi yüksektir. bir insanı ezip geçip yok edecek kadar yüksek kalitede işaretlerden söz ediyoruz.
evrenin iletişim denilebilecek bir bağlantıyı yakayabileceği şey ya başka bir evrendir ya da evrenlerden daha kapsamlı bir şeydir/şeylerdir.
evren, gök cismi dediğimiz şeyler ile bir şeyler ifade eder ama bize bir şeyler ifade etmez. biz gök cisimlerine bakarak bize bir şeyler ifade ettiğini ya da edebileceğini düşünürüz. aslında bizler gök cisimleri için bir şeyler ifade ederiz. gök cisimlerinin birbirleri için ifade ettikleri şeyleri üzerine alınan insan canlısı bilimi ve bilimsel bilgileri yaratmıştır. bilimsel bilgi, insanların birbirlerine bir şeyler ifade etmeleri için kullanılmaz ise, bilim bir çeşit dine/inanca dönüşür.
evrenin bizim için özel bir anlamı yok. bize verdiği bilgi var. evrenin bilgiyi * ne zaman ve ne şekilde eğdiğini, büktüğünü, çeşitlediğini, yorumladığını * gözlemlemek gerekir. *
devamını gör...
neden yaşıyorsun sorusuna verilebilecek cevaplar
doğuştan gelen yaşama amacıına/umuduna olan genetik yatkınlığım bir ya da bir kaç şeyden beslenmiyor. ölmeyi pek çok kez istemiş biri olarak yaşama dürtüm genel olarak ağır basıyor.
bazı insanlar kendilerini öldürmeye çalıştıktan sonra bile, güçlü bir yaşama dürtüsü ile yaşamaya devam edebiliyorlar. sadece dramatik bir şekilde güçlü bir yaşama dürtüsü ile intihara meyilli bir psikolojiye zemin hazırlayan koşullar aynı bünyede sarmaş dolaş olabiliyor. bu tip insanlar nevrotik kişilikler olarak yaftalanıyorlar.
sıradan insan dengesizliklerinin varoluş sorgulamalarına sebebiyet vermesini engellemek gerekir. yaşamaya programlanmış olmamız bizim bir çeşit suçumuz değil. yarın köşeye sıkışıp kendimizi öldürmek isteyebiliriz. sosyal bir varlık olaran insanların oluşturduğu toplumun, kendi üyelerini çaresiz bırakması durumu, nevrotik kişiliklere kıyasla, en ufak bir masumiyete sahip değildir!
bazı insanlar kendilerini öldürmeye çalıştıktan sonra bile, güçlü bir yaşama dürtüsü ile yaşamaya devam edebiliyorlar. sadece dramatik bir şekilde güçlü bir yaşama dürtüsü ile intihara meyilli bir psikolojiye zemin hazırlayan koşullar aynı bünyede sarmaş dolaş olabiliyor. bu tip insanlar nevrotik kişilikler olarak yaftalanıyorlar.
sıradan insan dengesizliklerinin varoluş sorgulamalarına sebebiyet vermesini engellemek gerekir. yaşamaya programlanmış olmamız bizim bir çeşit suçumuz değil. yarın köşeye sıkışıp kendimizi öldürmek isteyebiliriz. sosyal bir varlık olaran insanların oluşturduğu toplumun, kendi üyelerini çaresiz bırakması durumu, nevrotik kişiliklere kıyasla, en ufak bir masumiyete sahip değildir!
devamını gör...
evrenden gelen işaretlerin kalitesizliğinden şikayet etmek
evrenin insanlarla iletişim kurduğuna inanan biri değilim... ama diyelim ki gerçekten bi şekilde iletişim kuruyo, o zaman kendisine ciddi bi şikayetim var... gönderdiği işaretlerin kalitesi çok düşük...
çünkü insan ister istemez hayatında bazı şeylerin bi anlamı olduğunu düşünmek istiyo... bi şey üst üste denk gelir, aynı insanla beklenmedik şekilde birkaç kere karşılaşırsın, hiç alakan olmayan bi yerde yıllardır duymadığın bi şarkıyı duyarsın... bunlar güzel işaretler. insan bi durup “hmm...” der... şaşırır...
benim başıma gelenlere bakıyorum, sanki evren iletişim işini kafalar youtube kanalına vermiş galiba...
geçen gün bütün gün aklımda aynı şarkı vardı mesela... yani nereden takıldıysa ağzıma takıldı, tüm gün söyledim onu... akşama doğru markete girdim, kapanışına 20 dakika falan var, kızlar erken başlamışlar temizliğe, birisi şarkı açmış... evet, o şarkı... gerçekten o şarkı çalıyordu. bi an durdum. etrafa baktım... “nihayet” dedim. belki hayatımda bi şeyler değişecekti o an... belki bu şarkının bi anlamı vardı... belki yıllardır fark etmediğim bi şeyin cevabı buydu bilmiyorum...
sonra daha üst rütbeli bi çalışan ''defne kapatsana şu müziği, abi mesai saatleri içinde müzik açmayın dedim size...'' diye azarladı kızcağızı... evrenin bana verdiği mesajın bütün mistik atmosferi mesai saatlerine yenildi lan...
başka bi gün yolda yürürken sürekli aynı sayıyı görmeye başladım... otobüsün numarası, önümdeki arabanın plakası, bi dükkanın adresi... üç kere aynı sayı karşıma çıktı... normalde böyle şeylere inanmam ama insan da üç kere görünce “herhalde bi şey söylüyo” diyo... eve kadar düşündüm. bu sayı neyin sembolü olabilir? yeni bi başlangıç mı? geçmişle yüzleşme mi? hayatımın yönünü değiştirecek bi karar mı?
eve gelince fark ettim ki doğum günüm lan bu...basbayağı doğum günümün günü... sağ ol evren kardeş, doğduğumu hatırlattın bana müthişsin...
çünkü insan ister istemez hayatında bazı şeylerin bi anlamı olduğunu düşünmek istiyo... bi şey üst üste denk gelir, aynı insanla beklenmedik şekilde birkaç kere karşılaşırsın, hiç alakan olmayan bi yerde yıllardır duymadığın bi şarkıyı duyarsın... bunlar güzel işaretler. insan bi durup “hmm...” der... şaşırır...
benim başıma gelenlere bakıyorum, sanki evren iletişim işini kafalar youtube kanalına vermiş galiba...
geçen gün bütün gün aklımda aynı şarkı vardı mesela... yani nereden takıldıysa ağzıma takıldı, tüm gün söyledim onu... akşama doğru markete girdim, kapanışına 20 dakika falan var, kızlar erken başlamışlar temizliğe, birisi şarkı açmış... evet, o şarkı... gerçekten o şarkı çalıyordu. bi an durdum. etrafa baktım... “nihayet” dedim. belki hayatımda bi şeyler değişecekti o an... belki bu şarkının bi anlamı vardı... belki yıllardır fark etmediğim bi şeyin cevabı buydu bilmiyorum...
sonra daha üst rütbeli bi çalışan ''defne kapatsana şu müziği, abi mesai saatleri içinde müzik açmayın dedim size...'' diye azarladı kızcağızı... evrenin bana verdiği mesajın bütün mistik atmosferi mesai saatlerine yenildi lan...
başka bi gün yolda yürürken sürekli aynı sayıyı görmeye başladım... otobüsün numarası, önümdeki arabanın plakası, bi dükkanın adresi... üç kere aynı sayı karşıma çıktı... normalde böyle şeylere inanmam ama insan da üç kere görünce “herhalde bi şey söylüyo” diyo... eve kadar düşündüm. bu sayı neyin sembolü olabilir? yeni bi başlangıç mı? geçmişle yüzleşme mi? hayatımın yönünü değiştirecek bi karar mı?
eve gelince fark ettim ki doğum günüm lan bu...basbayağı doğum günümün günü... sağ ol evren kardeş, doğduğumu hatırlattın bana müthişsin...
devamını gör...
de rerum natura
(bkz: evrenin yapısı)
devamını gör...
uçlu kalem
güya rotring ile hava atıyorduk. o zamanlar ekonomiyi zorluyordu. nasıl bir eziklik psikolojiyse çoğumuz sahip olmak isterdik. şimdi gülüp dalga geçiyoruz.
devamını gör...
bütün parçaların güzel olduğu albümler
kurban'ın kendi ismini taşıyan albümü. dönem 90'lar.
devamını gör...
hayatımın plot twistini beklerken yaşlanmam
en sevdiğim filmler genelde senaryosunda müthiş bi plot twist barındıran filmler oluyo... mesela herkesin sandığı kişi aslında başka biriymiş... ne bileyim... adam bütün film boyunca kendisini takip eden gizemli kişiden kaçıyo, finalde takip eden kişinin aslında kendisi olduğu ortaya çıkıyo... ama neden kendisini takip ettiğini o da bilmiyo...
neyse, bi noktadan sonra bu filmlerdeki plot twistleri izlemek beni çok etkilmeye başladı... insan etkilenince ister istemez kendi hayatında da bi noktada hasss diyeceği bi olay bekliyo...
mesela sabah evden çıkarken bugün bi şey olacakmış gibi hissediyodum diyorum kendi kendime.. öyle hayatımı değiştirecek bi olaydan bahsetmiyorum, en azından küçük bi gizem bekliyorum... mesela yolda yıllardır görmediğim birine denk gelmek, hiç tanımadığım birinin gelip bana ismimle seslenmesi, yanlışlıkla çok önemli bi telefon konuşmasına şahit olmak falan... olmuyo, çok normal bi gün geçiriyorum...
bi gün özellikle evden biraz erken çıktım. “bugün olacak” dedim. kaldırımda yürüyorum, etrafa bakıyorum, normalden daha dikkatliyim... bi tane küçük çocuk önce bana baktı gülümsedi, sonra yaklaştı bana doğru, ''abla sırtına kuş sıçmış...'' dedi... çıkardım eşofman üstünü, bi baktım kuş ciğerini bırakmış yani...
ama ilk anda bunu bile bi işaret olarak algıladım... sonuçta kuşun gelip tam benim sırtıma sıçması öylesine olamazdı. sinema bilgim burada devreye girdi. “tamam” dedim kendi kendime, “bu bi işaret... muhtemelen ileride bunun bi karşılığı olacak...'' dedim, insan hayatında böyle bi olay yaşayınca “kuş sıçtı” deyip geçmemeli, senaryo mantığıyla düşünmeli diyerek kendi kendimle konuştum ama inanın hiçbir şey olmadı... üzerime sıçıldığıyla kaldı...
artık plot twist beklemekten çok yoruldum ama bırakamıyorum da... çünkü insan bir kere hayatının bi noktada sinematik bi anlam kazanacağına inanırsa sıradan yaşamaya devam edemiyo... başlık açtınız ya kendini ana karakter sanmak diye, ben direkt ana karakter sanıyorum kendimi özür dilerim çarmıha germeyin beni... her sabah uyanıyorum, “bugün olabilir” diyorum. akşam oluyo, hiçbir şey olmuyo. ertesi gün yine “bugün olabilir” diyorum. yine olmuyo...
belki de benim hayatımda gerçekten büyük bi olay olmayacak... belki kimse gelip bana “aslında sen...” diye başlayan bi cümle kurmayacak... belki yıllardır aradığım o gizli oda aslında yok... belki peşimden gelen gizemli adam da yok... belki bütün bunların sonunda ortaya çıkacak tek şey, benim gereksiz yere kaldırımda dolaşıp evrenin bana bi işaret vermesini beklemem...
belki de plot twistim budur, kim bilir?
neyse, bi noktadan sonra bu filmlerdeki plot twistleri izlemek beni çok etkilmeye başladı... insan etkilenince ister istemez kendi hayatında da bi noktada hasss diyeceği bi olay bekliyo...
mesela sabah evden çıkarken bugün bi şey olacakmış gibi hissediyodum diyorum kendi kendime.. öyle hayatımı değiştirecek bi olaydan bahsetmiyorum, en azından küçük bi gizem bekliyorum... mesela yolda yıllardır görmediğim birine denk gelmek, hiç tanımadığım birinin gelip bana ismimle seslenmesi, yanlışlıkla çok önemli bi telefon konuşmasına şahit olmak falan... olmuyo, çok normal bi gün geçiriyorum...
bi gün özellikle evden biraz erken çıktım. “bugün olacak” dedim. kaldırımda yürüyorum, etrafa bakıyorum, normalden daha dikkatliyim... bi tane küçük çocuk önce bana baktı gülümsedi, sonra yaklaştı bana doğru, ''abla sırtına kuş sıçmış...'' dedi... çıkardım eşofman üstünü, bi baktım kuş ciğerini bırakmış yani...
ama ilk anda bunu bile bi işaret olarak algıladım... sonuçta kuşun gelip tam benim sırtıma sıçması öylesine olamazdı. sinema bilgim burada devreye girdi. “tamam” dedim kendi kendime, “bu bi işaret... muhtemelen ileride bunun bi karşılığı olacak...'' dedim, insan hayatında böyle bi olay yaşayınca “kuş sıçtı” deyip geçmemeli, senaryo mantığıyla düşünmeli diyerek kendi kendimle konuştum ama inanın hiçbir şey olmadı... üzerime sıçıldığıyla kaldı...
artık plot twist beklemekten çok yoruldum ama bırakamıyorum da... çünkü insan bir kere hayatının bi noktada sinematik bi anlam kazanacağına inanırsa sıradan yaşamaya devam edemiyo... başlık açtınız ya kendini ana karakter sanmak diye, ben direkt ana karakter sanıyorum kendimi özür dilerim çarmıha germeyin beni... her sabah uyanıyorum, “bugün olabilir” diyorum. akşam oluyo, hiçbir şey olmuyo. ertesi gün yine “bugün olabilir” diyorum. yine olmuyo...
belki de benim hayatımda gerçekten büyük bi olay olmayacak... belki kimse gelip bana “aslında sen...” diye başlayan bi cümle kurmayacak... belki yıllardır aradığım o gizli oda aslında yok... belki peşimden gelen gizemli adam da yok... belki bütün bunların sonunda ortaya çıkacak tek şey, benim gereksiz yere kaldırımda dolaşıp evrenin bana bi işaret vermesini beklemem...
belki de plot twistim budur, kim bilir?
devamını gör...
tylol hot
taylıhot derler
devamını gör...
bütün parçaların güzel olduğu albümler
bence daughtry ve lp'nin tüm albümleri rahat bu kulvardadır. son zamanlarda bu fikrime david kushner ve chance pena'da dahil oldu. yeni nesil sanatçılar daha yaratıcı özellikle bir çoğu kendi şarkılarını kendisi yazıyor ve belirli bir ritime oturtuyor.
benim için "tüm albümüne abonman ol" kategorisinde daima daughtry, lp , david kushner, chance pena var.
benim için "tüm albümüne abonman ol" kategorisinde daima daughtry, lp , david kushner, chance pena var.
devamını gör...
uçlu kalem
eskiden modern olmanın kanıtıydı ilkokulda haahahahah kurşun kalem kullanana fakir derdik hahahsshjs
devamını gör...
neden yaşıyorsun sorusuna verilebilecek cevaplar
sınav
devamını gör...
neden yaşıyorsun sorusuna verilebilecek cevaplar
çünkü "tanrı'nın benimle ilgili bir planı var."
devamını gör...
