zaman tüneli

çok uzun be moruk
devamını gör...

yalnız, bezmiş, sıkkın...
devamını gör...

"ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya

kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
bakıp kapatıyorlar
geceye giriyor türküler ve ince şeyler"


diyor gülten akın.. sonunda da ekliyor;
"bir gün birileri öte geçelerden
ıslık çalar yanıt veririz"

bilemiyorum ıslık çalmak için de çok yaşlıyım. ben mezarlığı sessiz geçeceğim sanırım.
devamını gör...

levent gültekin'in lafını tersten anlayıp, hakaretler yağdırdıktan sonra bende karşılığı kalmamış gazeteci. muhalif olmak erdem değil, önce akıllı olacaksın.
devamını gör...

işsizseniz bolca boş vaktiniz oluyor.

hatta o kadar çok boş vaktiniz oluyor ki sinirden kendi kendinize sarıyorsunuz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olmadığımız ortamların konusuyuz. bilenler bilmeyenlere söylüyorlar.

bana da sorabilirsiniz arkamdan iş çevirmeyin laaağn.
devamını gör...

binyamin ama iş yerindeki kürt arkadaşların dili dönmediği için binali diyorlar.
devamını gör...

deli, deli, küpeli.
devamını gör...

#4094609 ben de öyle. tanışabilir miyiz? kıps!
devamını gör...

ismim mesut
göbek adım bahtiyar
mesut bahtiyar'dan
şarkılar dinlediniz...
devamını gör...

meraklı, asi, farkında
devamını gör...

uyumadığım zamanlar buradayım mesela..
devamını gör...

geldiğin zaman muhasebeye uğra demesi de mümkündür.

ahanda kapı.
devamını gör...

sözlüğe girdiğim vakitler..
devamını gör...

hakkı kapuska’nın garip öyküsü

hakkı kapuska bir sabah uyandığında kendisini kaskonya’nın yeni lideri olarak buldu. sonunda başarmıştı. herkes işine baksın partisi iktidara gelmiş ve hak yerini bulmuştu. kaskonya yıllardır atan ve tutan partisi tarafından yönetiliyordu. başkan şaban başıkesik ve kabinesi on dört yıldır iktidardaydı. bu on dört yıl içerisinde; yaşam şartları gün geçtikçe kötüleşmiş, işsizlik tavan yapmış, halk sefalete sürüklenmişti.
buna rağmen başıkesik’in yakın çevresi ve bir kısım seçilmiş kesim iktidar yıllarında servetini katlamıştı. bunlardan biri de milletvekili mestan özbeton’du. mestan ülkenin en önemli müteahhitlerinden biriydi. kaskonya’nın en prestijli konut projelerini yapan inşaat firmasının sahibiydi.
yıllarca şaban başıkesik’in dizinin dibinden ayrılmayan mestan önce sagra vakfı gençlik kolları başkanı olmuş, daha sonra da kaskonya genel seçimlerinde afakan ili milletvekili olarak seçilmişti. afakan halkı normalde bu herifi pek de sevmezdi. tabi bu bahsettiği namuslu kesim azınlıktı. özbeton inşaatın faaliyetlerinden nasiplenenlerin haddi hesabı yoktu. fabrikalarda sabahtan akşama çalıştırdığı işçilere üç kuruş maaşı reva görenler, devlet ihalelerini sorgusuz sualsiz kazanan girişimciler, halkı her krizde mağdur eden esnaf ve daha niceleri.
hakkı kapuska afakan’ın yerlisi eğitimci bir ailenin mensubuydu. yıllarca özel bir eğitim kurumunda idareci olarak çalıştıktan sonra kendi dershanesini kurmuştu. yetiştirdiği öğrenciler ülkenin dört bir yanında önemli mevkiler edinmiş ve onu gururlandırmıştı. kapuska’yı eşsiz kılan birçok iyi özelliği olmasına rağmen genel olarak öfkesine mukayyet olmakta güçlük çeken, kontrolsüz bir tarafı da mevcuttu. kapuska’nın ezelden beri siyasete atılma hevesi vardı. bir süre etrafında bulunan yakın dostları ile istişare ettikten sonra herkes işine baksın partisi’ni kurmaya karar verdi. yıllarca atan ve tutan partisi’nin icraatları ile belini doğrultamayan halk için yeni bir umut ışığı doğmuştu. yol arkadaşları ile beraber bu düzeni yıkacak ve kaskonya’yı eski güzel günlere döndüreceklerdi. kâğıt üstünde planları buydu. ama işleri hiç de kolay değildi.
başkan şaban başıkesik iktidara geldiği yıldan itibaren yavaş yavaş, ilmek ilmek ülkedeki tüm erkleri kendine bağlamış, zaman içerisinde sarsılmaz bir güç haline gelmişti. bu süreçte önüne çıkabilecek her tehdidi ustalıkla bertaraf etmiş, rahat bir şekilde at koşturabilir hale gelmişti. ama bir de hayatın gerçekleri vardı. başıkesik yaşlanıyordu. bu nedenle kimseye belli etmeden yerine veliahtını hazırlıyordu. bu kişi de mestan özbeton’dan başkası değildi. mestan şaban bey’in askerlik arkadaşı hasip özbeton’un oğluydu. sadece bununla kalmadı yakınlık. mestan aynı zamanda şaban başıkesik’in yeğeni büşra ile evliydi. akrabalık bağı da olan bu ikili şu an için ülkenin en önemli adamıydı. mestan memleketi afakan’ın yarısına sahip olan ailenin prensiyken bir de damat olunca önüne çıkanı deviren bir tirana dönüşmüştü. toplu konut projeleri, hastane inşaatları, avm’ler derken zenginliğine zenginlik katmıştı. yerel, kendi halinde müteahhit aile artık ülkenin sayılı güçlerindendi.
bunların yanında mestan’ın bir de kafe zinciri vardı. afakan içerisinde birkaç şubeyle yola çıkan “gâvurun sıpası” kafe zaman içerisinde tüm kaskonya’ya yayılmıştı. kaskonya gidilerinin, kanarelerinin, apaçilerinin uğrak mekânıydı. aynı zamanda mestan’ın da oy deposuydu. mestan tüm seçim faaliyetlerini kafelerinde yürütüyor, oy deposu gençleri burada tavlıyordu. tabi bunu yapabilmek için de gençlerin gönlünü hoş tutuyordu. öğrencilere burs vererek hem onları kendine yakın tutuyor hem de atan ve tutan partisi’ne yavaş yavaş bağlıyordu. kaskonya’da okuma yazma oranı çok düşüktü. halkın yarısına yakını yılda bir kitap bitirmiyordu. gençlerin çoğunluğu sosyal medya esiriydi ve kültür sanattan uzak yetişiyordu. bütün bunlar atan ve tutan partisinin iktidarını perçinliyordu. ne zaman işler ters gitse, halk biraz olsun iktidarı eleştirmeye başlasa hızlıca gündem değiştiriliyordu. medya organlarının birçoğu atp’ye yakın iş adamlarının elindeydi. bunlardan biri de mestan özbeton’un kuzeni olan salim söylemez’in sahibi olduğu kanal s idi. gün boyu deli saçması programlar yayınlayan kanal s akşam haberlerinde tam bir atp propaganda aracı haline geliyor, muhalif kesimleri türlü hikâyeler üreterek hainlikle suçluyordu. kanal s’nin yanlı yayın politikasından hakkı kapuska da nasibini alacaktı elbet.
ne olmuştu da kendi halinde bir dershaneci bir anda ülkenin kaderini değiştirmek için kolları sıvamıştı. gençlik yıllarından beri siyaset arenasında yer almaya hevesliydi evet. fakat bu denli uzun boylu, riskli bir göreve atılmak için hevesten fazlası lazımdı. hakkı bey yıllar boyu yüzlerce öğrenci yetiştirmişti. bunlardan biri de afakan’ın en zeki çocuklarından olan muhsin’di. muhsin keskin zekâsının yanında çok dürüst ve temiz bir çocuktu. köyde büyümüş, maddi zorluklar yaşamış ama içindeki okuma ateşi hiç sönmemişti. hakkı hocasının da elinden tutmasıyla ülkenin en iyi okullarından birini kazanmıştı. muhsin kaskonya’nın geleceğine yön verecek gençlerden biriydi hocası için. ama o günleri göremedi. bir akşamüstü okuldan yurduna dönerken hızla gelip onu hayattan koparan aracın altında kaldı. onu hayattan koparan lüks aracı kullanan on dokuz yaşında genç bir kızdı. tabi bu kız aynı zamanda iktidara yakınlığıyla bilinen cemaatin önde gelen isimlerinden birinin kızıydı. kaza sonrası yargılanmasına fırsat verilmeden yurtdışına kaçırıldı. muhsin’in de kanı yerde kaldı. hakkı hocası bu durumu hiçbir zaman sindiremedi. uzunca bir süre de etkisinden çıkamadı.
kaskonya ekonomik olarak çalkantılı günler geçirirken bir de salgın hastalık belasıyla sınanmaya başlamıştı. ülke geneline yayılan bu salgın insanları perişan etmişti. normal şartlarda kendi kendine yetebilecek bir ülkeydi kaskonya. verimli toprakları, değerli su kaynakları, tarıma ve hayvancılığa oldukça elverişli arazileri mevcuttu. salgın beraberinde büyük bir kıtlık da getirdi. üretimin düşmesinin yanında stokçuluğu meslek edinen fırsatçıların da etkisiyle halk gıdaya erişmekte büyük güçlükler yaşamaya başladı. bardağı taşıran son damla da bu oldu aslında. atp’ye yakın olduğu bilinen kişilerin stokçuluk yaptığı haberi alınınca halk artık buna bir dur demek için ayaklandı. ülke çapında birçok şehirde başlayan afakan merkezli isyan hareketi hakkı kapuska çevresinde örgütleniyordu.
isyana atp’nin elbet bir reaksiyonu olacaktı. ilk etapta polis gücü devreye sokuldu. halkı sokaklarda karşılayan iktidar odaklı güvenlik güçleri sert ve orantısız müdahalelerde bulundu. geri adım atmaya niyeti olmayan vatandaş direnmeye çalıştıkça daha sert müdahalelere maruz kaldı. bu süreçte muhalefet cephesinde meclis koltuklarını işgal eden birçok partili ortalarda gözükmedi. daha adı sanı duyulmayan emekli bir öğretmense iktidar yürüyüşüne işte tam olarak bu sokak olaylarının ortasında başlamıştı. hakkı kapuska, bu ismi not edin.
hakkı hoca ilk olarak o esnada sokaklarda direniş gösteren öğrencilerinden biri olan vasıf’ın davetiyle katılmıştı bu harekete. vasıf ve beraberindeki üniversite öğrencileri adeta sokakta kamp kurmuş, gündüzleri yürüyüşler düzenliyor, geceleri de hareketin geleceği ile ilgili birbirleriyle fikir alışverişinde bulunuyorlardı. bir eğitimci olarak şiddetin her türlüsüne karşı bir insandı hoca. gösteriler esnasında da özellikle çevreye ya da karşılarındakilere zarar verilmemesi gerektiğini dile getiriyordu her fırsatta. ama talihsiz bir olay esnasında sinirlerine hâkim olamayıp bir polis memurunu ufak çaplı bir şekilde ittirmişti. bu durumu fırsat bilen polis ekipleri şiddetli bir karşılık verip eylemcilere yoğun bir gaz ve tazyikli su püskürterek müdahale etmişti. hoca’nın bir anlık soğukkanlılıktan uzak ve öfkeli hareketi onlarca gencin yaralanmasına yol açmıştı. uzun zaman da bunun etkisinde kalıp sahnelerden biraz geri çekilmeye karar verdi. birkaç gün ortada gözükmedi. sonrasında muhalefet liderlerinden fatma zavalak da eylemlerde boy gösterdi. tabi onun niyeti eylemci gençlerin oylarını devşirmekten ibaretti. hakkı hoca gayet medeni bir şekilde zavalak’a destekleri için teşekkür etmeye gittiğinde soğuk, kayıtsız duruşuyla karşılaşmıştı. iktidarı ne ki muhalefeti ne olsun dedi içinden.
eylemler iki hafta sürdü. sokaklar savaş alanına dönmüştü. polisle çatışmaktan bitap düşen gençler kazandıkları zaferin sarhoşluğuyla köşe başlarında eğlenip oynuyordu. hakkı hoca ilk zaferini kazanmıştı. sırada daha büyük hamleler vardı. kafasına koymuştu bir kere. bu yoldan dönmek yoktu. gençlerin desteğini almak önemliydi. kaskonya’da nüfusun çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. onların oylarını almak kazanmanın anahtarıydı. hakkı kapuska ise onlar için artık bir halk kahramanıydı. şimdi işe koyulma zamanı. ama bu zafer tek taraflıydı. zaten zayıf olan ülke ekonomisi iyice zarar görmüş bu durum da dar gelirliyi vurmuştu en çok. mestan tam bu anda akıllı bir hamle yaparak dar gelirli afakan vatandaşlarına sagra vakfı aracılığıyla yardım kolileri dağıtmaya başladı. tabi bu esnada parti broşürleri de kolilerin içine iliştiriliyordu. her ne kadar çıkar amaçlı olsa da mestan fakir halkın gözünde kahraman olarak kalabilirdi. bazı hatalar yapmasaydı elbet.
mestan özbeton’a göre kazanmanın anahtarı insanları küçük görmek, aşağılamak ve ezmekti. cahil halk muhatap alınmamalıydı. onların kafasına vurup ekmeğini alacaktın elinden. buna ses çıkarmaya cesaret eden kimse de yoktu. zaten sesi çıkanın da başını eziyordu hemen. şehrin yarısı onun ve ailesinindi. ama doymuyordu bir türlü. sert bir duvara çarpacaktı elbet. duvarın ustası da hakkı kapuska’dan başkası değildi.
hakkı hoca tevafuk eseri partiyi 29 ekim günü kurdu. ekibi çok sağlamdı. sadece yakın çevresinden değil, ülkenin önde gelen iş adamlarından, doktorlarından, mühendislerinden, yazarlarından oluşan göz kamaştırıcı bir listesi vardı. hocaya güven tamdı. yıkacaklardı bu kirli düzeni. ülkenin dört bir yanından partiye üye olmak için başvurular yağıyordu. parti programı açıklandığı gün genel merkez hınca hınç doluydu. salonda adım atacak yer kalmamıştı. kapuska konuşmasını bitirdiğinde öyle bir alkış tufanı koptu ki işte bu iktidara yürüyüşün ayak sesleriydi. durmak yok hakkı hocam.
menzile doğru atılan ilk adımlar sancılı olur. yol bu ne getireceği belli olmaz. ama inancınız tamsa sizi o yoldan hiçbir güç alıkoyamaz. şaban başıkesik ve avenesi bile. bu anlayışla kurulan herkes işine baksın partisi akın akın destekçi topluyordu. iktidarın demir yumruğu altında ezilen halk son umut olarak hakkı hoca’yı görüyordu. fakat bir faktör vardı ki hocanın elini ayağını bağlıyordu. mestan özbeton ve diğer iktidar üyelerinin yazılı ve görsel medya üzerindeki gücü. kanal s hızlı bir giriş yapmıştı bile. hakkı hoca’nın eski öğrencilerinden biri olduğunu iddia eden bir gençle söyleşi yaptıklarını ve bunun büyük ses getireceğini yaymışlardı ortalığa. afakan’ın en fakir mahallerinden birinden seçilen musa isimli kara kuru, kendi halinde, gariban bir gencin aklına girmişlerdi. sana çok iyi bakarız, iş buluruz vaadiyle kandırdıkları musa’ya hakkı kapuska’ya iftira atması için yüklü bir miktar para da vermişlerdi. çocuk ailesinin durumunu düşününce teklifi reddetmedi ve ne dedilerse yaptı. ustalıkla mağduru oynadı. hakkı hoca’nın kendisine şiddet uyguladığını ve dershanesinden attığını anlattı kanal s muhabirine. haber hızla servis edildi ve büyük ses getirdi. öncesinden eylemler esnasında hocanın polise de şiddet uyguladığını üzerine basa basa vurguladı kanal s ekibi. ama gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu da vardır. mestan bunu hesaplamakta hataya düştü. hakkı hoca dershane arşivinden aldığı belgelerle daha önce bu öğrencinin dershaneye hiç kayıt olmadığını da ispatladı. masumiyetini de kazandı. bu kirli oyun hocayı halkın gözünde daha da itibarlı yaptı. kaskonya halkı hocaya atılan iftiranın intikamını sandıkta alacağına dair ant içmişti bir kere. şaban başıkesik gelişmelerden sonra küplere binmişti. mestan’a sağlam bir fırça çekmiş, bu saatten sonra ona sormadan hiçbir işe kalkışmamasını tembihlemişti.
günler hızla geçiyor seçim günü yaklaşıyordu. atan ve tutan partisi ne denediyse kendileri için daha kötü sonuçlar doğuruyordu. işe yaramayan itibar suikastı tam aksine hakkı hoca’ya artı puan kazandırmıştı. bunun üstüne bir de muhalefet partisinin önde gelen isimlerinden fatma zavalak’ın “iktidarın gölge oyunları” isimli bir kitap çıkarması ve bu kitapta tüm yolsuzlukları, hukuksuzlukları ifşa etmesi rüzgârı tam anlamıyla hakkı kapuska’nın arkasından eser hale getirmişti. kitap o kadar fazla satıldı ki ardı ardına yeni baskıları yapılıyordu. on dört yıllık istibdattan bunalan halk akın akın iktidar yürüyüşüne çıkmıştı. gözlerindeki coşkuyu gören hakkı hoca dimdik ayakta önderleri olarak önün geçen tüm putları birer birer deviriyordu. son günler tarifsiz bir heyecan içerisinde geçti. seçim günü geldi çattı ve rekor bir katılımla kaskonya genel seçim’i oy verme süreci tamamlandı.
seçim gecesi, kaskonya sokakları daha önce hiç tanık olmadığı bir gerilimle sarsılıyordu. kanal s’de salim söylemez’in titreyen sesiyle duyurduğu ilk sonuçlar, atan ve tutan partisi’nin kalesi olan afakan’da büyük bir çöküşün yaşandığını gösteriyordu. hakkı kapuska, sakin ama kararlı adımlarla afakan il seçim kurulu binasına girdiğinde, karşısında on dört yıldır şehri bir tiran gibi yöneten mestan özbeton’u buldu.
mestan, elinde tuttuğu viski bardağını masaya sertçe vurdu. yüzündeki narsist ifade, yerini kontrol edilemeyen bir öfkeye bırakmıştı. "bir dershaneci mi bitirecek bizi?" diye gürledi. "ben bu şehrin yarısına sahibim, benim 'gâvurun sıpası'ndaki gençlerim nerede? onlar benim oy depomdu!".
hakkı kapuska, mestan’ın tam karşısında durdu. gözlerinde ne bir intikam hırsı ne de bir zafer sarhoşluğu vardı; sadece derin bir adalet duygusu parlıyordu. "mestan bey," dedi sesi odadaki uğultuyu bıçak gibi keserek. "sizin 'apaçi' diyerek aşağıladığınız, kafelerinizde oyunu devşirebileceğinizi sandığınız o gençler, bugün kitap bitirmeyen elleriyle kaderlerini yazdılar. siz halkın kafasına vurup ekmeğini alırken, o ekmeği fırından beraber alanların gücünü unuttunuz".
mestan alaycı bir kahkaha atmaya çalıştı. "halk mı? şaban başıkesik’in kurduğu bu düzeni iki sloganla yıkabileceğini mi sanıyorsun? biz devletiz!". “bugün afakan’da benim işletmelerimde çalışan binlerce insan var, sizin gibi iş bilmezler başa geldiği anda bu insanların hepsi işsiz kalır. dahasını da söyleyeyim mi hoca, senin bilmediğin şu ki bizim hizmetlerimiz kalkındırdı bu ülkeyi. onlarca hastane kurdu. binlerce hasta sayemizde tedavi görüyor.”
“yaşatmak ne gayet iyi biliriz biz mestan. siz de öldürmeyi.”
hakkı hoca, cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. fotoğraftaki çocuk, muhsin’di. odadaki hava bir anda buz kesti. "senin o koruduğun, yurtdışına kaçırdığın cemaat kızının hayattan kopardığı muhsin’i hatırlıyor musun?" diye sordu kapuska. "siz onu sadece bir kaza raporu olarak gördünüz ama o, bu halkın vicdanıydı. muhsin’in kanı yerde kalmadı mestan. bugün o sandıklardan çıkan her bir oy, senin beton projelerine değil, muhsin gibi çocukların çalınan geleceğine verildi".
mestan özbeton’un rengi attı, o an ilk kez karşısındaki adamın sadece bir öğretmen değil, çarpacağı o "sert duvar" olduğunu anladı. dışarıdan gelen devasa alkış tufanı, herkes işine baksın partisi’nin iktidara yürüdüğünü müjdeliyordu. hakkı kapuska, fotoğrafı geri alırken son sözünü söyledi: "artık devir değişti. şimdi herkes gerçekten işine bakacak; sen de yargılanacağın güne kadar aynaya bakıp kimi kaybettiğini düşüneceksin".
kapuska binadan çıktığında, kaskonya’nın yeni lideri olarak binlerce gencin meşaleleriyle karşılandı. on dört yıllık karanlık, bir öğretmenin adalet arayışıyla son bulmuştu.
devamını gör...

kafayı afiyetle yedim.
devamını gör...

çünkü takma isimle herkes kendini çok özgür hissediyor. insan olduklarını unutup çıkıyorlar bir de hatta insanlıktan.

varlar ama yoklar gibi.

ha bir de isim karakter eşleştirmesi yapılıyor ortamda isim öğrenilince ezik ezik. kimse ağlayarak günlüğüne yazmasın diye galiba iyi niyetten hep. gözyaşım kurumadı.
devamını gör...

emine
pir
zola
devamını gör...

dünyaya, geldim, gitmeye...
devamını gör...

ulysses moore zaman kapısı

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim