zaman tüneli

insanın en acı çelişkilerinden biri, kalabalığın içinde duyulan boşluktur. belki de en çok yalnız hissettiğimiz anlar, tam da insanlarla çevrili olduğumuz zamanlardır. tren istasyonunda, alışveriş merkezinde, kalabalık bir düğünde, her taraf insanla dolu olmasına rağmen kendimizi kopuk bir tel gibi hissederiz. belki de bu yüzden “kalabalık yalnızlığı” diye bir şey vardır. çoğu zaman başkalarının mutluluğu, bizim yalnızlığımızı daha belirgin kılar. etrafımızda gülüşler, konuşmalar, yakınlıklar var ama biz bunların dışında kalmış gibi hissederiz. sanki göz önündeyiz ama kimse bizi görmüyor.

telefonuyla başkasıyla sohbet eden adamı gözlemleriz; o ne kadar rahat, ne kadar bağlı görünüyor. biz ise elimizde telefon, boşuna oyalanarak durup dururken bir ileti bekliyoruz. ironik bir biçimde, en çok iletişimin olması gereken ortamda sessizlik duyarız. belki de sorun, etrafındakilerle aynı sıklıkta atması gereken kalbin başka bir ritimde çarpmasıdır. kalabalığın içinde tek başına kalmanın anlamı budur.

başkalarına açılmaktan korkmak, yanlış anlaşılacağından kaygılanmak ya da yalnızca ötekilerin yaşamında yeterince yer bulamamak. hepsi mümkündür. ama sonuç aynıdır; dış ses yoğun olmasına rağmen iç boşluk derindir. bu tür yalnızlık, bazen tanıdık birinden biraz ilgi görmek, samimi bir sohbetin başlaması kadar basit şeylerle kırılır. ama çoğu zaman o ilgi gelmez. kalabalığın merkezinde baş başa bir yolculuğa çıkarız. bu da belki en zor yolculuklardan biridir.
devamını gör...

ikisi de sözlük değil herkesin istediği konuda dilediği kadar topic açabildiği forumlardır.
ekşi de muhalif olduğunuz sürece dilediğiniz kadar saydırabilirsiniz ve "bravo lan" alma durumunuz diğer mecralara göre daha fazladır.
normal daha kompozit ve mozaik bir ortamdır.
yeni konseptlerin gelişme arefesinde sözlük konseptinin sonu yaklaşırken tüm sözlük ortamları başladığı noktanın çok uzağında ve kullanıcıların kendi istekleri doğrultusunda daha esnek, daha serbest, daha rahat, daha da rahat, daha daha da rahat ortamlara evrilerek sonunda azalarak bitecektir.

çok da şaapmamak lazım yaa...
devamını gör...

kalabalıkta hissedilen yalnızlık, insanın barındırdığı ne tuhaf çelişkilerden biridir. dört bir yandan insanlarla çevrili olmak, sıcak bedenlere değmek, bir başkasının nefesini duymak, insanı yalnızlıktan kurtarmak yerine bazen tam tersine yalnızlığını derinleştirir. bu ironi, belki de en üzücü olanıdır; çünkü yalnızlık artık bir seçim değil, bir duruma mahkûmiyet hâline gelir.

metroda, pazarda, konser salonunda hissettiğim bu duygu tanıdık ve tatsızdır. çevremde herkes kendi yolunda, kendi dünyasında ilerlerken ben, bir cam duvarın ardından onları izler gibi hissediyorum. onlar birbirlerine dokunuyor, konuşuyor, gülüyor. ben de oradayım, ama aynı zamanda değilim. bu, var olmamaktan daha katıdır: var olmak ama görülmemek, duymak ama işitilmemek.

belki de işin merkezinde bu yatıyor: kalabalık, insanı kimliğinden arındırır. insan, kocaman bir makinenin dişlisine dönüşür. makine kendi dişlisini tanımaz; onu bir sayıya, bir işleve indirger. bu işlevsel varlık, aslında insanın kendisinin yerine geçer. işte bu, yalnız olmaktan çok daha yalnız hissettiren bir şeydir.

ama belki de burada öğrenilecek bir şey vardır. belki böyle anlar, insanı gerçek bir bağa, tek başına değil de gerçekten birlikte olunması gereken o derin karşılaşmaya doğru çekmelidir. kalabalıkta yalnız olmak, sonunda yalnızlığın taşınması değil, doğru insanları bulmanın acısız yolu olur belki.
devamını gör...

geçmiş, insan hayatında bir harita gibidir. yolu bilmesek bile, bilenler vardır. eski bir sevgiliden kalan alışkanlıklar da böyledir; fark etmeden yapıp durduğumuz, onun varlığını hissettiren küçük davranışlarımızdır. sabah kahvesini hazırlarken bazen hâlâ iki fincan çıkarırız. masaya tek başımıza oturacağımızı ve öteki tarafın boş kalacağını bilsek bile, o fincan şimdilik orada durur. ilk başta denemek gibi başlayan bu davranış, sonra her seferinde yinelenen bir harekete dönüşür. zaman geçer, alışkanlık yerleşir. en sonunda bunu neden yaptığımızı sorgulamayız bile.

o sevgili gitmiş olabilir, ama ritüelini ve o ritüelle gelen duyguyu peşimizde bırakmıştır. müzik dinlerken belki hâlâ onun sevdiği şarkılarda kalbimiz sıçrar. yalnız olduğumuzda, sessizce kendi kendimize güler veya biraz acı çekeriz. telefonda benzer konuşma kalıplarını kullanır, onun sevdiği şakalara hâlâ güleriz. bunlar, başka insanlarla paylaşmadığımız, yalnızca ona ait olan sözcükler ve ses tonlarıdır.

aslında bu alışkanlıklar kötü değildir. tersine, eski sevgililer bize yalnızca acıyı değil; bir hareket biçimini, bir konuşma tarzını, hayata bakış açısını da öğretmiştir. onların izleri, bedenimizde kalıp gitmiş bir hastalık gibi değildir. aksine, yaşadığımız hayatın bir parçası, rengi, tadı hâline gelmişlerdir. onları unutmak yerine, onlarla yaşamayı öğrenmek belki daha doğru bir yoldur.

zamanla kendi kimliğimiz bu alışkanlıkları içine çeker ve onları başka biçimlere dönüştürür. artık o iki fincanla yalnızca onunla değil, kendimizle de otururuz. müzik de kendi hazinemiz hâline gelir. belki bu yüzdendir ki eski sevgili unutulmaz; çünkü onu unutmak, kendi bir parçamızı yok saymak demektir.
devamını gör...

gece yarısı balkonda içilen bir sigara, insanın yaşamındaki küçük ritüellerin en ilginç olanlarından biridir. belki de o saatte şehir başka bir kimliğe büründüğü içindir. gündüzün koşturmacasının, trafiğin uğultusunun yerini bir tür boşluk alır. işte o boşluğun içinde, bir çocuğun huzur bulması kadar doğal bir şey yoktur. balkona çıktığında insanı karşılayan ilk şey, şehrin sessizliğidir. aslında tam bir sessizlik değildir. uzaktan bir araba sesi gelir, bir kapı kapanır, belki de birileri gece yarısı eve dönerken adım atar. ama bunlar sessizliği kırmaz; tam tersine onu kuvvetlendirir. sanki şehrin nefesi alınmaktadır, hızlı olmayan, düzenli bir nefes.

ışıklar da gecenin bu saatinde tuhaf bir hâl alır. evlerin camlarından sızıp gelen sarı ışıklar, sokak lambalarının aydınlığı, uzakta bir reklam panosu; bunların hepsi gündüzden çok daha yakın görünür. belki de çevrede başka bir şey olmadığı içindir. insanın bakışını sürükleyecek hareketler, kalabalıklar, çeşitlilik yoktur. yalnızca şehrin sakin ve kırılgan yüzü vardır. sigara içmek, bu saatte bir çeşit meditasyona dönüşür. dumanın yükselmesi, gece havasıyla karışması, dudakların sıcaklığı; bütün bunlar insanı şimdiki ana hapseder. insan ne geçmişi düşünebilir ne geleceği. yalnızca bu balkonda, bu saatte, bu sessizlik içinde olmak vardır.

insan niçin böyle saatlerde balkona çıkar? belki de o sessizlik içinde kendini duymak mümkün olduğu içindir. gündüz insan, kendini başkalarının gürültüsü arasında kaybeder. gece yarısında ise kendi sessizliği, çevresindeki sessizlikle buluşur. sigara, belki de bu buluşmayı kutlamak için kullanılan bir araçtır. sabah olunca her şey yeniden başlar: trafik, sesler, koşturmaca. ama o balkonda içilen sigara, o anın belleğinde kalır. gece yarısının sessizliği bir kez yaşandığında, insan hiçbir zaman tam anlamıyla gürültülü bir dünyada yaşamadığını anlar. sessizlik aslında her yerde vardır; yalnızca onu fark etmeyi gerektirir.
devamını gör...

perilere sağlam bir şafak operasyonu bekliyorum.

bacasız kaldık. bakımsızlıktan çöle dönecek ülke. dubai-abu dhabi gibi bir yer haline gelecek sanırsam. hükümet de uygun bir hükümet. kime bağlanacak o belirsiz. amerkan eyaleti mi olacak yoksa israil emirliği mi olacak?
periler ile görüşecek cesur bir gazeteciye ihtiyacımız var..

(bkz: sadettin teksoy)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sabaha karşı uyuyamamak, insanın kendisiyle baş başa kaldığı en çıplak zamandır. gün boyunca dışarıya çevrili olan dikkat, gece yarısını geçtikten sonra içeriye döner. ne bir telefon çalar ne bir kapı açılır. yalnızca sen ve tavana bakan gözlerin kalırsın. o saatlerde zihin garip bir hâl alır. gündüz görmezden geldiğin ne varsa hepsi sıraya girer. yıllar önce söylediğin yanlış bir söz, ödenmemiş bir borç, yarın verilecek bir karar, hepsi aynı anda kapıyı çalar. insan uyumak isterken düşünceler tam tersine daha da hızlanır. bir konudan diğerine atlarsın, hiçbirini bitiremezsin. zihin dağılır, tıpkı rüzgârda savrulan kâğıtlar gibi.

bu dağılmanın en yorucu yanı, çözümsüz oluşudur. gece yarısı düşünülen hiçbir mesele o an çözülmez. sabah bakınca küçücük görünen bir sorun, karanlıkta dağ kadar büyür. yorgunluk, olayların gerçek boyutunu görmemizi engeller. bu yüzden gece verilen kararlar çoğu zaman sabaha kalmaz; ışık geldiğinde başka türlü düşünmeye başlarız. kimi zaman bu uykusuzluk insana bir ceza gibi gelir. oysa belki de bir fırsattır. çünkü o saatler, kendimizle dürüstçe konuşabildiğimiz nadir anlardır. gündüzün maskeleri düşer, süslü açıklamalar işe yaramaz. gerçekten neyi dert ettiğimizi, neyden korktuğumuzu ilk o karanlıkta fark ederiz. zihnin dağılması, aslında içimizde birikmiş olan her şeyin bir çıkış aramasıdır.

ben o gecelerde kendimi zorla uyutmaya çalışmaktan vazgeçtim. direndikçe uyku daha da uzaklaşıyordu. bunun yerine düşüncelerin akmasına izin vermeyi öğrendim. bazen bir kâğıda birkaç satır yazmak bile rahatlatıyor. içerideki kalabalık sayfaya döküldükçe zihin sakinleşiyor. sonunda gün ağarır, kuşlar öter ve o ağır düşünceler yavaşça hafifler. uykusuz bir gece bittiğinde geriye yorgunlukla birlikte tuhaf bir aydınlık kalır. sanki karanlıkta biraz daha kendimizi tanımışızdır. belki de sabaha karşı uyuyamamak, insanın kendini unutmasına karşı sessiz bir direniştir.
devamını gör...

son derece sarih bir tespit. sarih dedim diye daha sıkıcı oldu gibi sanki.
devamını gör...

şiirlerini türkçeye ilk çeviren daha robert kolej ögrencisi iken bülent ecevittir.bülent ecevitin çevirdigi ilahiler 1941 de avare kuşlar 1943 te yayınlanmıştır.aralarında el ele büyüttük biz sevgiyi başta olmak üzere bülent ecevitin çok sayıda şiir bu hintli şairin etkisinde yazılmıştır.
devamını gör...

çok açık bir gerçek maalesef..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şöyle.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

okuyamamak diyerek bu güzide ankete katılmak isterim.
dikkatimi toparlayamıyorum. bir türlü istediğim gibi şööööyle dalıp gitmeli okuma anları yaşayamıyorum.
devamını gör...

normalde atılma riskin yok mu? 5 saat mi?

(bkz: sözlükte oryantasyon başlatılsın kampanyası)
devamını gör...

yağni, bir yerde övgü varsa gakko, orda ya hainlik ya da bir eksiklik vardır.
devamını gör...

sevgiyi bir gösterip bir göstermemek, en çok yoran şeydir. sevgi bir kapı gibi açılıp kapanınca karşıdaki kişi eşikte bekleyen biri olur, ne içeri girebilir ne gidebilir. her açılış bir umut verir, her kapanış o umudu biraz daha eritir. bu yüzden sevgi, kendisinden çok tutarsızlığıyla hatırlanır.

yok olmak bir gün birden olmaz. önce beklemekten vazgeçersin. sonra sormaktan, sonra sitem etmekten. her vazgeçişte kendinden küçük bir parça geri çekilir ve bir gün aynaya baktığında, birine ulaşmaya çalışan değil, artık hiçbir şey beklemeyen birini görürsün. bu öfke değildir, bu bir tükenişin sessiz hâlidir.

yarım verilen sevgi, hiç verilmeyenden daha ağırdır. hiç verilmeyende bir netlik vardır, insan bilir ve yoluna bakar. yarım verilende ise hep bir "belki" kalır ve belki, insanı yıllarca aynı yerde tutar. sıcaklıkla soğukluk arasında gidip gelen biri, karşısındakine ne sıcağın huzurunu verir ne soğuğun açıklığını.

sevgi, gösterildiğinde vardır. içinde taşınıp söylenmeyen, hissettirilmeyen sevgi karşı tarafa ulaşmadığı sürece onun için yoktur. niyet ne kadar saf olursa olsun, ulaşmayan sevgi bir yağmur bulutunun kurak toprağa bakıp geçmesi gibidir.

yok olmak bazen bir cezalandırma değil, bir korunmadır. kendini her seferinde yeniden kırılmaya bırakmamak için çekilirsin. kapıyı çarpmazsın, sadece artık çalmazsın.

ben yok olmayı tercih ettiğimde sadece beni suçladın şimdi biraz o aynaya bakma zamanın.
devamını gör...

geliri, abdestli ve abdestsiz kapitalistler arasında dönen ülkede, yoksul halk kitlelerine " devlet benim" mesajı veren meydan okuyuş.

noğuldu şimdik cumhurbaşkanının ve ilgili bakanların forsuna? hökümetler rejimin kuklasıdır, deyince bazılarının borusuna gidiyor. adam resmen " ben derin devlet adamıyım, dpkunamazsın" mesajı çekmiş.
devamını gör...

su akar deryaya varır
derya damlayı çıkarır
gökyüzünde yağmur olur
damlaları boşu boşuna
yağmur yağar boşu boşuna

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

''hayat bir fişne, ye ye kişne''
devamını gör...

uzunca zamandır görmeyeli seni
bir başka kadın, bir hoş olmuşsun
kollarıma alıp da sarmayalı seni
beyaz peynir gibiydin, şimdi kaşar olmuşsun...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim