zaman tüneli

bi markete sigara almaya gittim. birkaç kere de ketıl düğmesine basmaya. he birkaö kere de tuvalete.
kedinin kumunu temizledim. bir de balkona çıkmıştım bir ara.

oha lan epey adım atmışım.
devamını gör...

…“bir gün hayat denen şeyin sadece yanılsamalardan ibaret olduğunu anlayacaksın” o gece bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum ama bu cümle sanki beynime monte edilmiş gibi sabah karşımda bütün gizemiyle dikiliyordu . uyanır uyanmaz hemen düşünceler içinde kayboldum . cümlenin ne anlama geldiğini düşünmekten bile uzaktım açıkçası . başımın inatçı ağrısı beni bir an olsun yalnız bırakmıyordu . tabi buna dün ki olayın şaşkınlığı ve merakı da eklenince bütün günümü boş bir odada düşüncelere dalmaktan kendimi alamadım nihayet gece oldu . nedenini bilmiyorum ama geceler benim için çok rahatlatıcı bir olaydı . nasıl söylesem böyle sanki ruhum sadece geceleri nefes alıyordu . sabah ki oynadığım sıradanlık rolünün yükünü atıyordum üzerimden işte bu sebepten ötürü geceleri hep sevmişimdir zaten hayatımı değiştiren her şey geceleri gerçekleşirdi diyebilirdim . ruhumun zincirlerinden kurtuluşu benim o kadar hoşuma giderdi ki çoğu gece neredeyse hiç uyumazdım . o gün de aynen böyle geçti . kahve , müzik ve sigara üçlüsü eşiğinde yaptığım tek şey düşünmekti . zaten düşünmeden durduğum her an benim için önemsiz zaman dilimlerinin başında gelirdi . aradan daha 24 saat bile geçmemişti ki bütün benliğimi sabırsızlığım kapladı . düşündüğüm tek şey oraya tekrar nasıl gidebileceğimdi . ama bunun için uyarılmış olmam bu düşüncemi biraz olsun dizginliyordu . sadece sonrasını merak ediyordum . beklemekten nefret ederim , ve onun konuşmalarına bakacak olursak uzun bir süre bekleyeceğim bu düşünce bile moralimi bozmaya yetiyordu . bir şeyler yapmadan duramazdım . ama onun konuşmasındaki ciddiyet bunun benim için gerçekten kötü sonuçlar doğuracağının habercisi olmuştu . günün ilk ışıklarında yattım . uyandığımda yine beynimin bir köşesinde o cümle varlığını tazelemiş bir biçimde “ben buradayım” dercesine bağrıyordu ve malesef ki yine bir rüya görmemiştim ..

gündelik işlerle kendimi meşgul ederek geceye ulaştım ve gecenin ilk karanlıkları ruhumu yine serbest bırakmıştı . oraya tekrar gitme isteğim dün kinden daha güçlü bir şekilde bana saldırıyor ve malesef ciddi hasarlar vermeyi başarıyordu . gece yarısında sonra bu saldırılara dayanamayıp beyaz bayrak çekmeye karar verdim , merakım bütün benliğimi kuşatmış ve beni kontrol altına almayı başarmıştı . şimdi sadece tek bir soru vardı . oraya tekrar nasıl gideceğim ???

ilk gidişimden biraz kopya çekmek üzere olayları hatırlamaya çalıştım . meditasyon yapıyor ve sadece düşünüyordum . bu uygulamayı tekrar denemek için yerime geçtim ve odaklanmaya çalıştım . 1 saat süren bir çalışmanın ardından elim boş bir şekilde meditasyonu bıraktım . o günki yaptığım her şeyi harfi harfine yapmaya çalışsam da neden olmadığı sorusu beynimi işgal etti . balkona çıkıp sigaramı içerken de bu sorunun cevabını arıyordum . sevdiğim müziğin etkisi ile bir an için bütün bu şeylerden kendimi uzaklaştırmayı başardım . müzik benim için gereğinde fazla öneme sahip olduğu için o anlarımı tam doygunluk yaşamak için kendimi müziğe bıraktığım anlarım çok olmuştur . müzik bitti ve 5 dakika önceki ruh halime tekrar büründüm . aklımdaki soru üzerine düşünürken içeri geçtim ve yatağımın üzerine oturup parmaklarımla kendime şakak masajı yapmaya başladım . böyle geçen 5 - 10 dakikanın ardından sanırım bir şey bulmuştum . evet mantıklı bir şey . o gün ki meditasyonum da düşündüğüm derin konuları gerçekten düşünüyordum yani gerçekten onlara kafa yoruyordum ama bu son denemem de onları gerçekten düşünmemiştim . sadece o gün ki meditasyonumu taklit etmiştim . bu düşünce yüzümde bir anlık bir tebessüme yol açtı . ve yarın bütün konsantremi bu olaya vereceğim diye kendimi şartladım ve uyumaya karar verdim . biraz zorlansam da nihayet düşüncelerimi bir kenara bırakıp uyumayı başardım .


sabah ki durumum dünkinin aynısıydı ve yine hiçbir rüya görmemiştim . aklımda yine yer eden cümle bugünde bütün canlılığıyla karşımda durmaya devam ediyordu . sabırsızca gecenin gelmesini bekliyordum . ama bariz bir sorunu gözümden kaçırmıştım . bu geceki meditasyon sırasında düşüneceğim konu ne olmalıydı ? geceye daha zaman olduğunu ve düşünüp bulmam gerektiği beni hemen bir arayışın ortasına götürdü . öyle bir konu bulmalıydım ki o an aklımdaki diğer bütün düşünceleri rafa koyacak bir konu . uzun bir arayışın ardından ne yazık ki kayda değer hiçbir konu bulamadım son olaylar beni diğer konulardan uzaklaştırmıştı şuanlık aklımda merak perdesini aralıyacak bir konu bulamayışım beni bir anlık umutsuzluğa düşürdü . ne yapacağımı bilemezken dağınık duran defterlerim gözüme çarptı . onları karıştırmak için elime aldım belki bir umut beni bu geceki konuma ulaştırması dileğimle tabiki . hepsini sırasıyla kontrol ettim ama yine bir şey bulamamıştım . en son defter son umut açıyım dedim . bu benim rüya defterimdi . aslında ona çok nadir yazardım ve son bir kaç aydır elime bile almamıştım . karıştırırken hiçbir şey dikkatimi çekmedi umutsuzlukla onuda yerine koyup yatağıma geçip uzandım . rüya defterimin boş olmasının sebebi rüyalara aslında pekte önem vermeyişimden kaynaklanıyordu . bu konu üzerinde düşünürken aklıma son günlerdeki görmediğim rüyalar geldi saçmada olsa birkaç rüya görürdüm genellikle . bu konuyu düşünürken doğal olarak aklıma son birkaç gündür sabah uyandığımda zihnimde canlanan o cümle belirdi .“bir gün hayat denen şeyin sadece yanılsamalardan ibaret olduğunu anlayacaksın” donakalmıştım . şaşkınlığım ve önümde duran gizemli cümle aslında aradığım tek şeydi . burnumun ucundaki şeyi göremeyip uzaklarda onu aramam ne kadar kötü bir durum olduğunu gözlerimin önüne sermişti adeta . o an aradığını bulma mutluluğu yaşadım ve kısa süren bu mutluluk harekete geçme arzumla sonlandı .

uygun saatin gelmesini bekledim . vakit geldiğinde ise hazırlıklarımı yapıp meditasyona başladım bütün bilincimi tek bir konuya yoğunlaştırmak için aklımdaki her şeyi bir kenara bıraktım . evet konumuz “bir gün hayat denen şeyin sadece yanılsamalardan ibaret olduğunu anlayacaksın” diye bir cümleden ibaretti . kendi içimde konuşarak düşünürdüm genellikle . kendime sorular sorarak .

-hayat sadece yanılsamadan ibaret ise bu hayatın aslında bir süre dahilinde olduğunu gösterir sanırım . öyle ise bu başlangıç ve bitiş noktaları doğmak ve ölmek ile bağdaştırılabilir . lakin sadece bunlar olsaydı hayat basit bir düz yaşamdan ibaret olurdu oysaki öyle değil . peki ya daha neler var . yanılsama derken neyin yanılsaması . var olan bir şeyi gizlemek için kurulmuş bir sahne oyunu gibi mi yada iç yüzlerin dışa vuruşundaki giyilen maskeler gibi mi ? yanılgılar için kurulan bu kusursuz varoluşun altında yatan olgu neye dayanıyor ?

gibi soruların cevaplarını kendi zihnimde bulmak için verdiğim savaş hayli hararetli ve süreklilik ile devam ediyordu . uzun bir süre konu hakkında düşündüm , düşündüm ve yine düşündüm ta ki bütün benliğimle bu sorulara yönelinceye kadar . o sıralarda gördüğüm hiçlik karanlığından bazı görüntüler geçmeye başladı ne oldukları idrak edemeyeceğim kadar hızlı olan bu görüntüler de neyin nesiydi acaba ? giderek artan bir bir çınlama sesi ardından kendimi yine o evin önünde buluverdim …
devamını gör...

… karşımdaki ev bütün gizemiyle yine karşımda duruyordu . bu yerde hissedebildiğim tek şey kalbimin atışıydı . heyecan ve merak duygumun yarattığı atmosferin içinde kayboluşum harekete geçme dürtüm ile sonlandı . ilk olarak evden başlama fikri o an için bana mantıklı gelen tek şeydi . hareket etmedeki acemiliğim sebebi ile biraz zaman alsa da sonunda eve girmeyi başardım . klasik villa görüntüsünde olan bu evin alt katında kayda değer pek bir şey göremedim bunun üzerine yavaş adımlarla üst kata çıktım ilk geldiğim yerdeki oda da bir koltuk ve yanında duran küçük masadan başka bir şey yoktu . diğer odalara da teker teker baktım geriye tek bir oda kaldı . içeri girdiğimde kendimi bir kütüphanenin içinde buldum . her yerde tam dolu kitaplıklar vardı merakımdan elime geçen ilk kitabı aldım hafif koyu yeşil kapağı vardı ve üzerinde hiçbir şey yazmıyordu orta sayfasına doğru açtım bomboştu . diğer sayfaları da kontrol ettim onlarda boştu sadece sayfa sayıları yazıyordu . kitabı yerine koyup hemen yanındaki kitaba el uzattım ve hemen içini açtım buda diğerinin aynısıydı . bu sefer başka bir kitaplığa yöneldim rastgele bir kitap seçtim . onunda diğerlerinden farkı yoktu . böylece diğer kitaplıklardan 5-6 kitap kadar baktım onlarda bomboştu . anlamlandıramadığım bu olayı çok garipsemiştim . üzerinde fazla kafa yormadan evin dışını keşfetmek için dışarı çıktım . yavaş adımlarla sokak lambasının olduğu yere doğru gitmeye başladım .

vardığım da dikkatimi çeken lamba geçen geldiğimdeki gibi yanıp sönmüyordu . sadece yanıyordu , ışığın etrafındaki böceklerin anlamsız gezintilerine dalarken gökyüzündeki bir hareketlenme bütün dikkatimi üzerine toplamıştı . bir grup insan gökyüzü üzerinde yürüyorlardı . bu yerin anormalliği artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı . istemsiz olarak bir an onlara seslenmek için bağırdım lakin hiçbiri bu hareketime tepki vermiyorlardı , görüntüleri turkuaz bir saydamlıktan ibaret olan bu kişilerin kim oldukları hakkında en küçük bir fikrimin olmayışı olayın gizemine gizem katıyordu . onları gözden uzaklaşana kadar izledim artan merakım beni bir an olsun yalnız bırakmıyordu . artık göremediğim zaman da derin bir nefes vererek başımı indirdim . uzakta büyük bir taşın üzerine oturan birinin olduğunu gördüm . ürkerek de olsa yanına gitmeye karar verdim . dikkatli bir şekilde ona doğru ilerledim ve yaklaştıkça onun küçük bir kız olduğunu anladım elinde küçük bir çubuk vardı yeri eşeliyordu . onu görmemle tedirginlik duygum yerini meraka bırakarak benden uzaklaştı .

siyah saçlı bu gizemli küçük kız ona yaklaştığımı gördü ve dikkatini çubuğundan alıp bana yoğunlaştırdı . artık aramızda sadece 7-8 metre vardı . insanın içini ısıtan bir gülümseme ile “merhaba” dedi ve yeri eşelemeye kaldığı yerden devam etti . şaşkınlığı bir kenara bırakıp bende karşılık verdim . yüzüme bakıp gülümsedikten sonra tekrar yeri eşelemeye başladı . pek umurunda olmadığım açıktı dikkatini üzerime toplamak için birkaç bir şey söyleme ihtiyacı duydum kendimde .

-adın ne ?

gülümseyerek

-bir adım yok

şaşkınlığımı gizleyemeyip konuşmaya devam ettim.

-peki sana nasıl seslenirler ?

-bilmiyorum

-peki burada ne yapıyorsun ?

-bekliyorum

-neyi bekliyorsun ?

-resmimin bitmesini

-resim mi ?

-evet işte burada bak

diyerek eşelediği yeri gösterdi . orayı öylesine eşelediğini zannediyordum . biraz daha yakınlaşıp baktım tek gördüğüm düz ve oval birbirini kesen çizgilerdi.
pek bir şeye benzemiyordu bu resim yüzümü ona dönup sordum .

-nedir bu ?

-hayalim .

bunu söylerken ki mutluluğu ve o gülüşü gözümden kaçmamıştı . ama yinede resmin hiç bir şeye benzemiyordu . kafamı tekrar resme çevirip bir şeye benzetmeye gayret ettim ama yine bir şeye benzetemedim . duygularım anlar gibi araya girdi .

- daha bitmedi tabi .

kafasını hafifçe yana eğerek birkaç çizgi daha ekledi . sonra bana dönüp devam etti .

-bu resmin en güzel yanı da ne biliyor musun ?

-nedir ?

-onu sadece benim yapıyor olmamam .

anlamadığım her halimden belliydi . açıklama beklercesine bakışlarım onun gülüşüne sebep olmuştu . ama hiçbir açıklama yapmıyordu . sadece resmine odaklanmıştı bende sessizce onu izliyordum . birkaç çizgi daha ekledikten sonra sağına doğru baktı . nereye baktığını merak edip bende baktım . ilerde hiçbir şey yoktu . boşluğa doğru bakışı bir esintinin ardından bitti . bana dönerek manalı bir şekilde gülümsedi ve resmine bakmaya başladı . bende merakla resme kitlendim . rüzgarın etkisiyle toprak hareket ediyor ve resmi değiştiriyordu bazı çizgilerin içi doluyor bazıları ise daha çok belirginleşmeye başlıyordu . tekrar bana döndü sevecen bir ses tonuyla .

-demek istediğimi şimdi anladın mı ?

-evet

gülümsemesi bir an bile yüzünden düşmüyordu . onun mutlu oluşu çok hoşuma gitti bu duygu benimde gülümsememe sebep oldu . esinti bittikten sonra tekrar resmine dönerek çizmeye devam etti . o sırada bende hem onu izliyor hemde ona sorular soruyordum .

-peki resim bitince ne yapacaksın ?

-hiç düşünmedim .

-buraya nereden geldin

-uzaklardan çok uzaklardan

-geldiğin yerin bir ismi var mı ?

-yok

cevapları beni deli ediyordu ama yinede bu küçük kıza sinirlenemiyordum bile . bu sebeple sorular sormaya devam ettim .

-orada yaşayan birileri var mı ?

-evet

-kim onlar

-hiç kimseler aynı benim gibi .

dediklerinden hiçbir şey anlamıyordum . öğrenememek beni yine çileden çıkarıyordu . bu küçük kız ile ilgili sorularım bilinmezliğe kürek çeken bir sandaldan farklı bir şey değildi . ne yapacağımı bilmiyordum tam o sırada hafif bir yağmur başladı . başımı gök yüzüne çevirdim . yüzüme düşen damlacıkları rahatlıkla hissedebiliyordum . bir den aklıma resim geldi . hızlıca başımı indirip resme baktım . yağmur damlaları yere her düşüşünde resimden bir parçayı söküp alıyordu . küçük kızın üzüleceğini düşünüp ona döndüm . küçük kız aksine gülüyordu ve hiçte hisleri bozulmuş gibi durmuyordu . şaşkınlıkla sordum .

-resim bozulduğu halde neden gülüyorsun ?

-hayır resim bozulmadı .

-ne ?

-aslında resim şimdi tamamlandı .

-nasıl yani ?

-evet .. evet işte benim hayalim buydu .

-yani bozuk bir resim mi ?

-hayır . yeniden yapılacak bir resim .

ne anlatmaya çalıştığı hakkında hiçbir fikrim yoktu . sadece anlamsızca ona bakıyordum ve o hala gülümsüyordu . sözüne devam etmeden önce ellerini uzattı ve yağmuru hissetmeye çalıştı . sonra bana dönüp .

-yağmur … işte bu yağmur aslında resmimi yok etmedi sadece bana daha güzelini yapmam için bir fırsat verdi .

şaşırıp kalmıştım söyleyecek tek bir söz bile bulamıyordum . ne kadar istesem de ağzımdan tek bir kelime bile çıkaramıyordum . şaşkın bakışlarım arasında kız oturduğu yerden kalktı . bana doğru bir iki adım attı . tatlı sesiyle konuşmaya başladı .

-artık benim gitmem gerek . sana bir hediye vermek istiyorum kabul eder misin ?

şaşkınlığımla gülümsemem birleşti . evet dercesine kafamı hafifçe salladım . bana elindeki çubuğu uzattı ve hevesli bir şekilde .

-hadi al bunu . eminim seninde resmini çizeceğin hayallerin vardır.

-teşekkür ederim .

gülümsemesi arttı . çubuğu elime aldım ve mutlu olmasına sevindim . meraklı bir şekilde nere gideceğini sordum .

-mükemmel resmimi çizeceğim yere .

dedikten sonra arkasını döndü ve yürümeye başladı ağzına ufak bir ritim tutturup yoluna devam etmeden önce arkasına dönüp “ hoşçakal ” diye seslendi ve uzaklarda kayboldu . bense o gidene kadar onu izleyip ona bol şans diledim…
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

…uzaklarda kaybolan o küçük kızın ardından derin bir nefes alıp verdim . söylediklerini düşündüm bir müddet gülümsemeleri her aklıma geldiğinde hafifçe sırıtıyordum . onu asla unutmayacağıma dair kendime söz verdim ve hatırası olarak verdiği çubuğu saklayacaktım . çubuğu elime aldım ve ona uzun uzun baktım .


hayal çubuğu ‘’eminim seninde resmini çizeceğin hayallerin vardır.’’ cümlesi çok şeye bedeldi aslında . peki ya bir hayalim var mıydı ?
aslında evet bir hayalim vardı . yada en azından ben öyle olduğunu düşündüğüm bir hayal . öyle bir hayale sahip olmalıydım ki bir ömür peşinden koşmalıydım , kolay ulaşılmamalıydı 7 yaşından 70 yaşına kadar uzanabilen bir amaç uğruna yaşamalıydım . ömrümün son nefesinde ulaşamasam bile uğrunda savaşmaktan gurur duyacağım bir savaş olmalıydı .


düşünceler arasında sokak lambasına ulaştım . içimden bir ses düz devam etmemi söylüyordu onu dinlemek mantıklı gelmişti . lambanın altında beklemek anlamsızcaydı ve ayrıca o yöne daha hiç gitmemiş olmamın getirdiği merak beni harekete geçirmeye yetmişti . yavaş adımlarla etrafı süzerek yoluma devam ettim . halen buranın neresi olduğunu bilmiyordum tanıştıklarım kimlerdi ? beynimi kemiren sorular ile boğuşarak yoluma devam ettim etraf ne karanlık nede aydınlıktı ama çok uzağı olmasa da yeterince uzaklıktaki mesafeleri görebiliyordum . biraz daha yürüdükten sonra yolun ikiye ayrıldığını gördüm ve ayrımın başında yaşlı bir adam bekliyordu kısa boylu uzun beyaz sakallıydı . sol elinde kendi boylarında kalın bir sopası vardı . beynimi sorularla dolduracak birini daha görmek beni hem mutlu hem de mutsuz ediyordu ama yine içimde sorularıma cevap bulma umudu hiç sönmüyordu . yaklaştıkça yaşlı adam daha belirginleşti . bakımsız gri bir elbisesi vardı ve sağ elinde parmakları hiç durmadan hareket ediyordu bir şeyi sayar yada tesbih eder gibi biraz daha yaklaşınca beni gördü ve gözlerini bana dikti . çok donuk bir yüz ifadesi vardı biraz korkutucu ve agresifti de . dudakları hareket etmeye başladı kendi kendine bir şeyler söyleniyor gibiydi . biraz daha yaklaştım aramızda 10 metre gibi bir mesafe vardı elindeki sopayı kaldırıp yere sertçe vurdu .sanki yaşadığım heyecan yetmezmiş gibi bir de her adımımda bunu 2 katına çıkaran bu yaşlı adama içimden sitem ediyordum . sopayı yere vurduktan sonra biraz duraksadım sonra derin bir nefes alarak bir adım daha attım bu kez tekrar sopasını kaldırıp yere vurdu ama bu daha şiddetliydi . artık sinirime gitmeye başlamıştı bu durum ama içimdeki tedirginlikte artıyordu . korkarak bir adım daha attım ve ihtiyarı gözümle süzdüm oda aynı şeyi bana yapıyordu ama bu kez sopasını yere vurmadı . biraz doğruldu ve konuşmaya başladı .
- geç kaldın !

- geç mi kaldım ? iyide n..(neye)

-beni takip et yapacak işlerimiz var .

sözümü kesip yol ayrımındaki sol yoldan ilerlemeye başladı . bende neye uğradığımı şaşırarak afalladım ve ona bakakaldım birkaç adım attıktan sonra arkasına baktı ve aval aval beklediğimi görünce :

-genç adam alınma ama tam bir vakit kaybısın .

diyerek yoluna devam etti . benden ne bekliyordu bu adam sinirlendim ve daha bu tür bir cümleye maruz kalmamak adına ona yetişmeye çalıştım yanına vardığımda merakımdan çatlıyordum . fazla dayanamadan sormak için konuşmaya başladım .

-ne ya…(yapacağız)

-sana burada bir müddet göz kulak olacağım ve eğitmeye çalışacağım .

-ne..(ne için)

-çünkü ona söz verdim

-ben da.. (ben daha söylemeden sözlerimi nasıl anlıyorsun)

-ne söyleyeceğini bilmek hiçte zor bir şey değil genç adam

-yan.. (yani tahmin mi ediyorsun)

-belkide

bu sinir bozucu konuşmaya daha ne kadar tahammül edebilirdim bilemiyorum .

-o k… (o kim)

-buraya ilk geldiğinde karşılaştığın kişi.

-te… (tekrar geleceğimi nasıl biliyordu)

-onu aptal mı sandın tabiki geleceğini biliyordu . senin gibi sabırsız biri için bunu tahmin etmekte zor bir şey değil hatta seni dün bekliyordum . sana gönderdiğim mesajı bu kadar geç fark edeceğini hiç düşünmezdim .

-pek… (peki ne öğreteceksin)

-neye ihtiyacın varsa . geç kaldığın için dersi erkenden başlatıyorum . sorularıma cevap ver . zaman nedir ?
-zaman..zaman

-pekala ne kadar zekisin bunu gördük şimdi beni iyi dinle. aslında zaman diye bir şey yoktur . zaman değişim dediğimiz şeyin sayılabilirlik yada çözümlenebilirlik açısından kurgulanmış olduğu matematiksel bir olgudur . burada asıl öğrenmeni istediğim nokta değişim . bana değişim denilince aklına gelen şeyleri söyle .

- yaşam ve ölüm .

-bu kadar mı ? daha geniş bakmayı düşündün mü hiç ?

-varoluş ve yok olma

-bunu kastetmedim . bak.. değişim her şeydir , değişim hayattır değişim yaşamdır . değişim evrendir. değişimin kaynağı maddedir , değişimin kaynağı harekettir . dön bak heryerde bir değişim görebilirsin hatta bunu sana kendi üzerinden açıklamak istiyorum . 1 saniyelik zaman diliminde senin vücudunda milyonlarca hücre ölüp yerine yenileri geliyor bunu saniyenin yüzde biri olan 1 saniselik zamana vurduğumuz zaman bu sayı on binler oluyor bu az bir rakam mı peki bu zamanı öyle bir hassaslığa indirelim ki o zaman diliminde senin bir hücren ölüp yerine yeni bir hücre varolsun sanisenin on binde birinde gerçekleşen olayda bile sen eski sen olmaktan çıkıyorsun işte değişim budur . peki buna dayanarak şunu diyemez miyiz :

nefes almaya başladığın andan itibaren her saniye yaklaşık bir milyon tane farklı sen varken söylesene bana genç adam bunlardan hangisi asıl sensin ?
devamını gör...

arkadaşlar ben evde tek başıma kalma korkusunu yeni yeni atlatan biriyim ve bir senedir yanlız kalıyorum hiç bir sorun yoktu ve yatağımda durup dururken gözlerimi açtım gözlerimi haliyle yeni açtığım için bulanık çapaklıydı ve bir anda her yeri bulanık görmeye başladım yemin ediyorum her yerim tüylerim diken diken oldu vücudumdakı kanın akışını hissetim o anda yazarken bile hala etkisindeyim ufak bir ses duydum alt kattan köpeğimdir dedim sonra merdivenlere geldi ses sonra bir anda odamın kapısında bitti ses daha gelecek gibi hissetim ve o anda iğrenç ve tiz bir sesle sanki titreme gibi bulanık şekilde görmem arttı artık tamamen bulanık görüyordum her yeri ve tiz bir ses aslında tiz değilde böyle zzzzzzz şekilinde titremeler arttı ve o an tüylerim diken diken oldu ense bölgemden kafamın arka kısmı ensemden aşağıya belime kadar soğukluk ve kasılma karıncalanma yaşadım ufak bir şey gördüm görmedim anlık bir süliet gördüm yazamıyorum bile ellerim hala titriyor anlatırken ve düşündüğümde bile her yerim kasılıyo o an yatağıma kasılıp kaldım gözlerimi kapadım ve allah'ın adını zikretmeye başladım allah allah allah allah edasında sonra sübhaneke duasını okudum ve o anda o ses azalıp gitti ve vücudumdaki yanma ürperme azaldı sonra uyandım lütfen ben daha öncelerde açtığım konularda hiç bu kadar korkmamıştım ama bu konu gerçekten gerçek nasıl izah etceğimi bile bilmiyorum çok kötüyüm lütfen yani anlatamıyorum durmadan tedirginim kaç saatir yalvarıyorum bir yardımcı olun bir fikir verin etkisinden kurtulamıyorum gördüğüm yaşadığım neydi telafisi ne bu günde oruçlu değildim normalde tutarım 2 gündür ara vermiştim dün tuttum bu günde tutmadım ve pisim acaba ondan mı bilmiyorum genelde hiç pis olmam ama ilk kez bu gün oldu inandığınız veya düşündüğünüz tanrınız tanrıçanız inancınız aşkına yalvarıyorum yardım edin bir fikir verin şuana kadar kime ne desem geçer kabus görmüşsün diyecek her şeye öyle diyorlar ama çok farklı iliklerime kadar hissetim bir kaç aydır ne ilaç kullanıyorum ne herhangi bir bağımlılık yapıcak madde kullanıyorum film gibi oldu hayatım belalar üzerine bela korkuyorum…
devamını gör...

- van su ve kanalizasyon işleri müdürlüğünün kısaltması nedir?
+ bilmiyorum, nedir?
- viski
puhahahahah
devamını gör...

yaklaşık bir hafta önce kaldığım yerde bir çocuğun bakışları ile ilgili sorun yaşamış korkup ağlamıştım. kaldığım arkadaşım ile kabus vs görmüştük. o korku ile ağlayıp tüm gün kötü olup birkaç günde çocuğu bende bakışlarım ile rahatsız edip durdum . sonunda bana bakmayı ve korkunç enerjisini vermeyi kesti. tatilden döndüm ve eve geldim ilk gece yattım yaklaşık 3 civarı uyandım ve yerimden kalkamıyordum önce bağırdım ama normal bir kara basan gibi sesim çıkmıyordu sonra bu döngüyü kırıp hafiften ses çıkarabildim ve pagan olmama rağmen islamik , hristiyan ve pagan duaları okudum ben okudukça dilim daha da kitlendi ve dalga geçme , hahaha bak burdayız gibi sesler duymaya başladım . yavaş yavaş ileri gidip geliyordum başta tecavüz olduğunu düşünmedim bak bizi hissedebiliyormuş gibi sesler duymaya başladım hatta bi ara kendimde gülüyorum fakat allah-u ekber diye bağırmaya başladım. ben kalktıkça geri geri yatağa çekip tekrar dalga geçiyorlardı ve durmadan gülme sesleri geliyordu. yaklaşık hava aydınlanması sonrasına kadar saatlerce bu durumda kaldım ve psikolojim bozulmak üzere . uyuyamıyorum. kalkamıyorum. sabah yerimden kalktığımda iç çamaşırımda kan lekesi vardı . annem de rüyasında yatağımda beni görmüş ve o kadar zayıfmışım ki hareket edemiyormuşum ve hastalıklıymışım. yan komşum da beni denizde boğulurken görmüş yardıma gelmiş ama kurtaramamış. çalışma yaptın mı diye sorarsanız aylar önce ruh celsesi yapmıştım ve defetme ritüeli uygulamıştım.
devamını gör...

uzun zamandır astral seyahat yapmayı deniyordum. nefes sorunum olduğu için kontrolü sağlamak zor oluyor. neredeyse altı aydır deniyordum ve dün gece başardığımı zannediyorum. bütün vücudumda bir uyuşukluk ve karıncalanma hissettim, fiziksel olarak hiçbir harekette bulunmadığım halde vücudumun yükseldiğini hissettim. ama bu his birkaç dakika kadar sonra yerini korkuya bıraktı ve nefes nefese uyandım.
bahsettiğim evrede bir yangının dumanına benzeyen bir şeyin içinde olduğumu gördüm. gördüm derken, net bir görüntü veya halüsinasyon yoktu, gözlerinizi kapadığınızda veya karanlıkta bazı figürler görürsünüz, işte bu şekilde dumanlar vardı. deneyimime yardımcı olması için hint zen müziği dinliyordum, bu ses kulağıma olduğundan farklı gelmeye başladı. sanki birisi sesi kırpıp ondan bir şeyler yaratmaya çalışıyormuş gibi… işin korkutucu kısmı bunlar olurken bedenimde bir ağırlık hissetmem oldu. kısa süre önce hafiflediğimi, vücudumun bu hafifliğin etkisiyle havalandığını hissederken birden üstüme bir şey çökmüş gibi hissettim. bu da pek uzun sürmedi ama korkutucuydu.

daha önceki deneyimlerimde ya odaklanamıyordum ya da odaklandıktan sonra kısa süreli bir karıncalanmadan ileri gidemiyordum. dün geceki olaydan sonra uzun süre bu tür şeylerle uğraşmayı düşünmüyorum. ama bunun sebebini merak ediyorum, belki de tamamen psikolojiktir, yine de burada paylaşmam gerektiğini düşündüm.
devamını gör...

—ne demek bu?

—şu demek sen değişimin ta kendisisin aslında, durum böyleyken ‘’ben’’ dediğin o kavramın saniyede milyon kere değiştiğini yani her ‘’ben’’ dediğinde bir önceki ‘’ben’’ den farklı olduğunu ve böylelikle aslında ‘’ben’’ dediğin o kavramın maddi olarak bütünlüğünü yitirdiğini yani olmadığını dile getirmeye çalışıyorum. bir diğer deyişle et ve kemikten oluşan bedenin senin ‘’ben’’ in olmadığını söylemeye çalışıyorum. anladın mı?

—evet.

—güzel. şimdi cevap ver asıl seni oluşturan şey nedir?

-…ruh mu?

—güzel cevap genç adam ama ne yazık ki doğru cevap değil. ruh da sürekli değişimler içindedir ama onun değişimi beden gibi değildir. ruh duygularla, anılarla, düşüncelerle değişir. yaşamla değişir. buna daha sonra tekrar değineceğim. şimdi bu da olmadığını göre aklında asıl seni oluşturan şeyin ne olduğu hakkında bir şey var mı?

-…sanmıyorum

—pekâlâ, sana biraz ipucu vereyim. bize lazım olan şey hiçbir değişime uğramayan ama her şeyin onun kontrolünde olduğu bir şey. sadece durum gözlem yeteneğine sahip. bak genç adam şimdi muazzam her şeyi dört dörtlük bir araç düşün bu araç sesli komutlar ile hareket etme özelliğine sahip olsun. lakin araç dediğin yakıtı olmadan hareket etmez değil mi? araç sağlam, yakıt var eee ne kaldı geriye?

—sesli komutları verecek bir şoför.

—bunlar sana bir şey anımsatmıyor mu? hadi genç adam düşünmekten aciz değilsin.

—bilinç olabilir mi?

—evet, genç adam doğru cevabı verdin. etrafında duyduğun bazı cümlelerde bunu daha kolay anlayabilirsin. istemsizce hareket eden insanlar için ‘’bilincini kaybetmiş’’ yâda ‘’bilinç dışı’’ gibi. şoförü olmadan hareket eden bir aracın durumu gibi değil mi? yani bilinç dediğimiz şey gözlem yapma ve karar verme yetisine sahiptir.

cümlesi bittikten sonra adımları hızlanmaya başladı. bende demin anlattığı şeyleri düşünerek ona uyum sağlamaya çalışıyordum. biraz daha ilerledikten sonra yoldan çıktı ve sol tarafta duran ormana doğru ilerlemeye başladı.
ağaçların arasından geçiyor tepelerine bakıyor ve bir şeyler mırıldanıyordu. anlayamıyordum sadece takip ediyordum küçük bir ağaç fidanının yanında durdu.
yandaki büyük ağacı göstererek:
—sence bu ağaç kaç yaşındadır?

ağaca baktım hem çok büyük hem de çok kalın bir gövdeye sahipti. kaç yaşında olduğunu bilmiyordum. pekte önemli olduğunu düşünmemiştim aslında. tahminlerime dayanarak cevap verdim:

—15 ya da 20

—peki ya bu küçük fidan

—1 ya da 2 hafta

bu kısa konuşmanın ardından kendimi soru yağmuruna tutum çünkü her şeyin altından bir ders ya da bir bilgi, bir cevap çıkarma umudum vardı. ama ne yazık ki bir şey bulamadım.
bunun ardından yaşlı adama döndüm. bana dik dik baktığını yeni fark etmiştim.

—bitti mi?

şaşkınlığımı gizleyemeden cevap verdim.

-…evet

—pekâlâ, şimdi buraya dikkatini ver genç adam. gördüğün bu fidanın bu ağaca benzemesi için yaklaşık olarak 15 yılı var dedin değil mi? peki ya 15 saniyeye ne dersin?

bu kelimelerin ardından yaşlı adam elindeki sopasını fidana değdirdi. fidan bir anda büyümeye başlamıştı kısa bir süre içinde yanındaki ağaç kadar boyuta sahip oldu. köklerinin yerin altındaki ilerleyişini ayaklarımla hissedebiliyordum. şaşkınlığımı gizleyemiyordum.
ilk defa biraz olsun gülümsediğini gördüm. ama bu da neyin nesiydi sanki bir anda 15 yıl geçivermişti.

—bana öyle bakma evlat ben büyücü değilim, bu sopada büyülü değil.

-…

—demin gördüğün şey değişimin sendeki zaman kavramına meydan okuyuşuydu.

—üzgünüm, anlayamadım.

—ilk konumuza geri döndük neler hatırlıyorsun?

-zaman değişimin ta kendisiydi …

—evet, aynen öyle zaman değişimin ta kendisiydi. şimdi burada olan olay için karşımızdaki seçenekler neler bakalım:

1–15 yıl geçti ama biz bunu 15 saniye gibi algıladık

2-fidanın kendisine ait değişim akışı normalin üzerine çıktı

şimdi şayet 15 yıl geçmiş olsa idi buradaki bütün ağaçlar bu 15 yıl içerisinde değişime uğradıklarını bize sergileyeceklerdi ama baktığımız zaman diğerleri 15 saniye önceki halleri ile aynı bu değişimden sadece fidan etkilendi yani 1. seçeneğimiz iptal.

değişim akışı evrenin her yerinde var olan değişimin standart oranıdır ki buda zamanı oluşturur. ayrıca bir de değişim akışının normalin üstüne çıktığı ve altına indiği durumlarda söz konusu olur tabi ki bu dengesizlik gibi görünen bu olaylar her zaman dengenin korunumu için çalışırlar…

yaşlı adam bir müddet sustu ve ilerlemeye başladı. bende durmaksızın peşine takıldım, suskunluğunu fırsat bilip dediklerini düşünmeye ve anlamaya çalışıyordum. dedikleri hep mantığına uyuyordu ama bir taraftan temkinlik olmak adına söylediklerini hep ölçüp tartıyordum. yeterince anlamamam bir yana bir de güvenilir olup olmadığından şüphe duymak beni rahatsız ediyordu. istemsiz olarak duyduğum garip bir şüphe sürekli olarak temkinli olmamı ve tetikte olmamı resmen emrediyordu.

ağaçların arasından geçerken sonunda bir yere vardık ormanın ortasında içinde hiç ağaç bulunmayan dairesel bir düzlük ve merkezde oduncu kulübesini anımsatan büyük olmayan bir ev vardı. yaşlı adam evi görünce hafifçe gülümsedi.

—işte genç adam burası benim evim eğitimin artık burada sürecek.

diyerek dairesel alanın içine girdi. bende peşinden girdim, ama dairesel alanın etrafını çizen siyah üzerine mor çizgili yaklaşık elim kadar taşlar kaplıyordu…
devamını gör...

…bu taşların neyin nesi olduğu bilmek istiyordum sormak mantıklı gelmişti ama daha zamanı olduğunu düşünüp yürümeye devam ettim yaşlı adam evin diğer tarafına geçti bende onu takip ederek arkasından geçtim. evin kapısı gördüm eskimiş tahtalardan bir kapıydı ve kapıdan beş adım ilerde önceden ateş yakılmış bir yer vardı ihtiyar orayı göstererek:

—şurada ateş yak ben birazdan geleceğim.

diyerek evin içine girdi. bende çalı çırpı bulmak için çevreme göz atmaya başladım. evin bulunduğu dairenin dışına çıktım gözüm etrafta birkaç parça odun derdinde düşünceler içinde ilerliyordum. ihtiyarın bana anlatmak istediklerini, anladığım ve anlamadığım her şey geçiyordu o an aklımdan. hoş tabi nerdeyim neyin peşindeyim bilmiyordum sadece ama sadece şuan burada bir şeyler öğrenmek için vardım.

çok geçmeden topladığım birkaç parça odunla eve geri döndüm. ihtiyar ortalarda yoktu odunları ateş yakacağım yere bıraktım ve kapıya doğru ilerledim ateşi nasıl yakacağımı ihtiyara soracaktım. birkaç çıtırtı sesi duydum, arkamı dönüp baktığımda odunların kıvılcım aldığını gördüm. bu neydi şimdi? derin bir nefes aldım tamam sıra dışı bir yerdi lakin her seferinde aynı duyguları yaşamak ya da bunlara alışamamanın yakarışıyla kendime sitem ettim.

ihtiyar dışarı çıktı ve ateşin yanına bağdaş kurup oturdu. sopasını da yanına bıraktı ve ellerini ateşe uzattı. üşümüş gibi bir hali vardı. bana dönerek:

—bütün gün orda dikilmeyeceksin değil mi?

kendime geldiğimi düşünerek ateşe yaklaştım ve yaşlı adamın karşısına oturdum. ateş aynı bildiğim ateşti sıcaklığını hissedebiliyordum, ışığını görebiliyordum ve görüntüsünde de bir farklılık yoktu.

—at… (ateş nasıl oldu da kendi kendine yandı?)

—bunu istememiş miydin?

—istedim ama… ( olması için bir şey yapmadım )

—istemek bütün eylemlerin kaynağında yatar. bir komut gibi, bir emir gibi ne dersen de önemli değil. demin ki verdiği araç şoför örneğinde olduğu gibi şoför sadece ister. tabi ki şuan mekânlar farklı şu an bulunduğumuz yerde şoför sensin buradaki her şey senin isteğine bağlı değişkenler.

—yani sende mi?

—hayır evlat ben buna dâhil değilim. ben sadece senin bu aracı kullanman için bir kılavuzum, bir eğitmenim, bir yol göstericiyim.

—peki, burası tam olarak neresi?

—burası sensin, burası senin iç dünyan, burası varlığının sonsuzlukla buluştuğu yer. burası senin ‘’ben’’ in

—niye istediğim zaman gelemiyorum buraya?

—çünkü eğitimsizsin buraya bizden birinin referansı olmadan girecek duruma gelmedin henüz. buraya gelmek için akıl-kalp-ruh üçlüsünün ahenkli şekilde çalışmaları gerekir. yani ortak titreşimler sergilemeleri gerekir. bunun sonucunda da bilince iç dünyaya giriş kapısı açılır. bizim bir diğer görevimiz de seni burada korumak.

—neyden korumak?

—kendinden

—…?

—zihnini kontrol edemediğin için yararlı ve zararlı bütün duyguların, düşüncelerin burada serbest dolaşırlar. içgüdülerin, dürtülerin, bilinçaltındaki her bir şey gerçek bilincine ulaşmak için yarış içindedirler.

—gerçek bilincim mi?

—yani bu sen oluyorsun…

—…

—hiç düşünmedin mi burada yaşadığın şeylere aşırı tepkiler vermediğini. burada yaşadığın şeyleri dünyada yaşasaydın daha düşünebilir miydin sence?

—aşırı duygusal tepkilerden seni uzak tutmaya çalışıyoruz. alıştıra alıştıra yavaş bir şekilde sürüyor eğitimin. aşırı duygular burada çok tepki çeker. emin ol böyle bir şeyin olmasını istemezsin.

—peki olursa ne olur?

—hiç düşündün mü burada yaşadığın şeyleri en ince ayrıntısına kadar hatırlıyorsun , sebebini hiç düşündün mü?

—hayır

—çünkü sen buradayken bilincin ruhun, kalbin ve aklın ile filtresiz bir şekilde bağlı yani bir dağıtıcı gibi verileri toplayıp onları korunma programlarına göstermeden içeriye alıyor sana burada yaşadığın her şeyi hatırlamanda bilinç-akıl bağının bir göstergesi. şuan hangi verileri toplayacağın konusunda ayırt edici özelliğe sahip değilsin o yüzden seni burada korumak zorundayız. aksi takdirde ‘’nefret’’ gibi saf bir kötülük duygusunun beden bulmuş haliyle karşılaşmak istemezsin. bunun gibi birçok duygu mevcut sende bu sadece bir örnek.

—bunca şeyin amacı nedir?

—korkarım ki evlat, bu sorunun cevabı bende yok…

o an ki bakışları kelimelere dökmekte zorlandığım şeyler arasında. sanki benden bir şey beklercesine ama aynı zamanda umutsuz ve soğuk bakışlar…
devamını gör...

astrallerimi falan mi anlatayim burda simdi
devamını gör...

ateş kıvılcımları arasında gördüğüm yüzünün soğukluğu ateşin verdiği tüm sıcaklığa galip geliyordu. benden ne beklediğini bilmesem de o şey için artık şimdiden bir umutsuzluğa kapıldığımı hissetmiştim. bir an önce ortamın havasını değiştirmek istiyordum. umut benim yegâne güç kaynağımdı ve şuan bulunduğum durum umuduma sert darbeler indirirken bir şeyler yapmam gerekiyordu bu bilinmezlik hali canımı sıkıyordu. kendimi tutamayıp bir anda soru verdim:

—benden ne bekliyorsun?

—bu soruyu kendine sormalısın evlat asıl sen kendiden ne bekliyorsun?

yeniden cümleleriyle beni nakavt etmeyi başarmıştı beni kendimle konuşmaya götüren bu cümlenin akışına bıraktım kendimi çaresizle.

gerçekten kendimden ne bekliyordum? bu hayat ne içindi? peki ya burası? hayatım boyunca aradığım o amaç niye halen ortalarda yoktu. bunların cevabı bende yoktu. hayat denilen bu yanılsamada da aradığım cevap olmadığı aşikârdı. hep sıradanlıktan nefret etmemin sebebi neydi? sürekli bir umut bekledim beni bu sıradanlıktan çekip çıkaracak bir şey gelsin diye. ama zaten orada değil miydim? işte! işte burası sıradanlık çukurumdan beni kurtaracak merdiven. o halde yana döne aradığım amaç buralarda bir yerde olmalıydı. aradığım tek gerçek benim içimde.

o an kendime olan uzaklığımı bütün gerçekliğimle anladım. ‘’ben’’ dediğim şeyi aslında hiç tanımıyormuşum. ne kadar kötü bir durum kendimden bir haber geçirdiğim o kadar zaman boşa giden onca yıllar ama artık bir kırıntı var elimde. gözle görünmeyecek kadar olsa bile yine bir parça. binlerce kilometrelik yolda bir adım atabilmek… işte umut budur.

bulunduğum durumdan ihtiyarın soğuk sesiyle çıkıverdim. ateşe doğru bakarak:

—cevabını bulabildin mi?

—evet

—neymiş?

—umut ve inanç, işte bunlar kendimden beklediğim yegâne şeyler.

—neye umut ve neye inanç?

—sonunda pişman olmayacağım bir amacı bulacağıma…

kendimden en çok emin olduğum an, hayatım süresince en kararlı olduğum an işte tam bu andı aradığım sadece bir amaçtı. tüm umudum ve tüm inancım o amacı bir gün bulacağıma dairdi.

yaşlı adamın göz kapakları açılmıştı. şaşırdığını her halinden belliydi. gözlerini benden çevirip ateşe bakmaya başladı. dudakları hareket ediyordu bir şeyler söylüyordu ama duyamıyordum. gözlerini kapattı ve dudaklarını hareket ettirmeye devam etti. birden ateş kıvılcımlar içinde yükseldi ve aynı hızla söndü. ihtiyar gözlerini açtı telaşlı bir şeklide sopasını aldı ve ayağı kalktı.

—hadi gidiyoruz!

nereye diye soramadan arkasını döndü ve hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu hemen kalkıp peşine düştüm. evin etrafındaki daireden çıktık etraf eskisinden daha karanlıktı. ihtiyar giderek hızlanıyordu yetişmekte zorluk çekiyordum.
etraf giderek kararıyordu ihtiyarda aynı oranla karanlığında arasında kayboluyordu. birkaç adım sonra ihtiyarı gözden kaybettim. ne kadar seslensem de karşılık bulamadım. koca ormanda bir başıma kalakalmıştım.

etraf soğuk ve karanlıktı, ürperdiğimi ve korktuğumu hissettim. soğuk rüzgârlar arasında titriyordum. giderek soğuyordu ortalık bir anda böyle bir hava değişikliği normal değildi ters bir şeyler olduğu belliydi. bu fikirde aynı soğuk rüzgârlar gibi içimi soğutuyordu. ortalığı basan sert karanlıkta önümü görmekte zorluk çekiyordum. ihtiyarın bu ani hareketi nedendi ki ateşin bir anda coşup sönmesi de pek hayra alamet değildi. düşünceler arasında ağır ağır ilerleyişime devam ettim. ilerlerken bir taş parçasına takılıp yüz üstü yere düştüm. kafamı kaldırıp hafif doğrulmaya çalıştığımda çıtırtı sesleri duydum. biri yakınımda bir yerlerde yürüyordu. sesin geldiği yönü tayin etmeye çalışıyordum, biraz daha odaklanınca sağ tarafımdan geldiğini öğrendim. başımı kaldırıp o yöne doğru baktım evet karanlığın içinden biri geliyordu ama bu ihtiyar değildi. uzun boylu ve yapılı birine benziyordu. yüz hatları karanlıkta belli olmuyordu.

az biraz daha doğrulmak için elimi toprağın üzerine bastırdım ayaklarımı kendime doğru çekerken çalılardan çıkardığım sesle o şeyin dikkatini üzerime çektim. bana doğru döndüğünü gördüğümde hemen başımı eğip olduğum yerde hareketsiz kalmaya çalıştım. sesler giderek artıyordu bana doğru geliyordu. bir gariplik vardı. onun bana attığı her adımda etraf biraz daha soğuyordu. kalp atışlarım ortamdaki sessizliği bozuyordu ve o giderek bana yaklaşıyordu. ne yapacağımı bilmiyordum korkuyordum. bana yaklaşırken ezip geçtiği çalı çırpının sesleri beynimin içinde yankılanıyordu. ses iyice artmıştı artık aramızda birkaç adım vardı. bir adım daha attık ve durdu.
evet durdu. gözlerimi kapatıp hafif nefes alarak sakinleşmeye çalıştım ama nafile. kalbimin sesi beni ele verecekti neredeyse. gözlerimi açtım ve gizlendiğim çalının boşluklarından ona bakmaya çalıştım. belinde kuru kafa motifleriyle süslenmiş garip bir bıçak vardı. vücudunu saran sıfır kollu bir giysi vardı üzerinde. güçlü bir yapısı vardı. yüzüne bakmaya çalıştım sol tarafıma doğru bakıyordu. neredeyse omuzlarına kadar gelen saçları vardı. yüzünü bana doğru yaklaştırdı. o an gördüklerim nefesimi kesmişti.


gözleri! gözleri simsiyahtı yani göz akı yoktu aslında göz diyebileceğim bir şey bile yoktu sadece simsiyahtı. öylece kalakaldım o an tek bir şey düşünebiliyordum. bu şey her ne ise iyi bir şey değildi. içimi saran korku ve ürperti öncekinin iki katıydı. o an çalının yaprakları dikkatimi çekti. hızlı bir şekilde çürüyorlardı. iyide bu nasıl olabilirdi? buradan çıkmanın bir yolunu bulmalıydım hızlıca etrafımı inceledim ne yapabilirdim? tekrardan ona bakmak için başımı çevirdim. oda bana bakıyordu göz göze gelişimiz kalbimi durdurmuştu sanki , hareket edemiyordum. felç geçirdiğimi hissettim ne yaparsam yapayım gözlerimi bile oynatamıyordum. bana doğru yaklaşmaya başladı. adımlarının sesi kulaklarımı tırmalıyordu. bağırmak istiyordum ama yapamıyordum. koşup kaçmak istiyordum ama yapamıyordum. dibime geldi yüz ifadesi hala değişmemişti. beni ense tarafımdan yakalayıp arkasına doğru fırlattı. 6-7 metre ilerdeki ağacın gövdesine çarpıp yere yığıldım. sırtımdaki acıdan doğrulmam biraz zaman aldı. kafamı kaldırıp ona baktım hemen önümde duruyordu. hala eski tavrıyla bana bakıyordu. bana biraz daha baktıktan sonra ağzını hafif açtı bir şeyler fısıldamaya başladı. duyamıyordum bile felçli halim halen devam ediyordu.


biraz daha böyle devam etti sonra ani bir şekilde başını gökyüzüne doğru çevirip bağırmaya başladı. savaş narası gibi bağırıyordu, avuçlarını sıkıp kollarını yukarı doğru kaldırdı. sesi giderek artıyordu sağır olmak üzereydim. zorlukla ellerimi kulaklarıma götürdüm. sesin baskısıyla ağzımı sonuna kadar açtım. sonra bir anda ses kesildi. kafamı ona çevirdim bana bakıyordu. belindeki garip bıçağı çıkardı. sol elinin avuç içine bıçağı sürdü. kan akmıyordu, simsiyah yoğun bir sıvının aktığını gördüm. bıçağı tekrar beline yerleştirdi. üzerinde kıyafeti çıkardı. sağ elinin orta ve işaret parmağıyla sol elinden akan siyah kana sürüp göğsüne bazı şekiller çizmeye başladı. şekilleri daha önce hiç görmemiştim ne anlama geldikleri hakkında da hiçbir düşüncem yoktu.


o an ihtiyarın bazı sözleri aklıma geldi. ‘’ zihnini kontrol edemediğin için yararlı ve zararlı bütün duyguların, düşüncelerin burada serbest dolaşırlar. içgüdülerin, dürtülerin, bilinçaltındaki her bir şey gerçek bilincine ulaşmak için yarış içindedirler.’’
karşımdaki bu şey gerçek bilincime mi ulaşmaya çalışıyordu? buna engel olmalıydım ama ne yapabilirdim ki hareket dahi edemiyordum.

vücuduna yaptığı şekli bitirip gözlerini bana dikti. bana doğru adım attı. tam o sırada arka tarafındaki çalılar hareketlenmeye başladı. kafasını hemen kızgın bir şekilde o yöne çevirdi. biraz baktıktan sonra tüm vücuduyla arkasına döndü. garip sesler çıkarıyordu. kafasına sağa ve sola çeviriyordu. hızlıca yanımda biri çıkıp önümdeki şeyin sırtına tekme attı. yüz üstü yere düştüğünü gördüm. bu da kimdi? hemen hemen o şeyin boylarında iri yapılı biriydi. bana arkası dönüktü. sırtındaki kılıç ve kalkan dikkatimi çekti. asıl dikkatimi çeken kalkanın üzerindeki güneş simgesiydi. şaşkınlıkla gelişen olayları izliyordum. kafasını sağa doğru çevirdi ve göz ucuyla bana baktı. gözleri diğeri gibi siyah değil normaldi. sinirli bir hali vardı sanki beni azarlıyordu. yerdeki yaratık hafif doğruldu. karşımdaki adam yüzünü ona çevirdi yumruklarını sıktı ve sırtındaki kılıcı kınından çıkardı…
devamını gör...

yine şişeye mesaj yazıp denize atmışsınız. hiç birini anlamadım. keşke yazıp kuzguna verseydiniz, yerine ulaşırdı belki..
devamını gör...

…yaratık ayağa kalktı, hırıltıları içime ürperti tohumları atıyordu ama karşımdaki bu kişi bunlara öfkeden başka bir tepki vermiyordu. şaşkın bakışlarım arasında birbirlerini bir müddet süzdüler. birbirlerini inceledikten sonra yavaşça daire çizmeye başladılar hafif adımlara beni ortalarına alana kadar devam ettiler. ikisinin de gözü arada bana kayıyordu. bu savaşın amacı bendim bunu anlamıştım ve buradan uzaklaşmam gerektiğini düşündüm. yaratığın gökyüzüne dönerek attığı çığlık bu düşüncemi daha da ateşlendirdi. çığlıktan sonra birbirlerine hücum ettiler silahlarının çarpışma sesleri arasında hareket kabiliyetimi sorguladım. biraz zorlansam da hareket etmeyi başardım ikisinin de birbirlerine odaklanmışlardı bu kaçmak için en uygun zamandı. bir anda arkamı dönüp kaçmaya başladım olabildiğince hızlı koşmaya gayret ediyordum. çarpışma sesleri hala çok sert bir şekilde geliyordu. bu karanlıkta ancak önümü zor görüyordum olabildiğince uzaklaştığımı düşündüm birazda yorulmuştum bir ağacın arkasına girip sırtımı dayadım nefesimi toplamaya gayret ediyordum. sesler hala kulağımı tırmalıyordu. ağacın kenarından çarpışmanın olduğu yere doğru baktım pek bir şey görünmüyordu ama seslerden olanları tahmin edebiliyordum.




tekrar ağacın gövdesine sırtımı verip nefesimi biraz daha toplamaya gayret ettim. biraz daha dinlendikten sonra koşmaya devam ettim sesler giderek azalıyordu. arada arkama dönüp bakıyordum lakin hiçbir şey göremiyordum. bir müddet böyle devam ettikten sonra bir patikaya ulaştım, soğuk esintilerin haricinde boş olan bu patika en azından biraz aydınlık bir bölgeydi. hiç olmasa ormanın karanlığından kurtulmanın sevinciyle patikada kalmaya karar verdim. fazla beklemenin iyi bir fikir olmayacağı düşüncesiyle patikanın sağ tarafından ilerlemeye karar verdim. başıma gelenlerin stresinden biraz olsun uzaklaşmanın verdiği mutlulukla rahat bir nefes alıp yoluma devam ettim. ilerlerken aklım çarpışanlardaydı. gözleri tuhaf olan varlık iyi bir şey değildi bunu biliyordum ama diğeri hakkında bir fikrim yoktu. iki seçenek vardı aklımda ya beni kurtarmak için oradaydı ya da beni kendisi için istiyordu. hangi seçeneğin doğru olabileceği konusunda pek fikrim yoktu yinede dikkatli olmam gerektiğini kendi kendime öğütlüyordum. bir müddet yürüdükten sonra bir şey fark ettim.


etraf olması gerektiğinden daha sessizdi hatta esintilerin o ağaçları ve bitkileri salladığı ses bile yoktu ortalıklarda, bu durum beni rahatsız etmişti adımlarımı daha dikkatli atmaya gayret ediyordum ortamdaki tek ses kaynağı bendim ve her an bir şeyler olabileceği hissi çok yoğundu. sakin ve dikkatli adımlarla yoluma devam ediyordum, etrafımı sürekli kolaçan ediyordum en ufak bir çıtırtıyı bile kaçırmak istemiyordum. arada bir arkama dönüp bakıyor etrafı izliyordum. birkaç adım sonra tuhaf bir psikolojiye girmiştim, sanki biri beni izliyordu. adımlarımı hızlandırdım, yaklaşık iki üç adım da bir arkama bakıyordum. bir süre böyle devam ettikten sonra çıtırtı sesleri gelmeye başladı iyice tedirgin olmuştum. daha hızlı bir şekilde ilerlemeye başladım seslerde buna göre artıyordu. kalp atışlarım hızlandı, sakin kalmaya çalışıyordum tehlikeli bir durumda tekrar kaçmak için gücümü toplamaya gayret ediyordum. bir iki adım daha atıp durdum ve arkamı döndüm. sesin geldiği noktaya odaklanmaya çalışıyordum lakin ben durunca seslerde kesilmişti. tehlikeli bir durum olmadığına kendimi inandırmaya çalışıyordum. durmak pekte mantıklı bir fikir olmasa da durumun açıklığa kavuşturmak için gerekliydi. ses kesilmişti bende biraz olsun rahatlamıştım. rahat bir nefes alıp yoluma devam etmeye karar verdim. arkamı dönüp yürümeye başladım, birkaç adım attıktan sonra ormanın içinden bir şey önüme doğru fırlayıverdi.





bu o yaratıktı! daha korkutucu bir görüntüsü vardı, vücudunun çoğu yerinde yara izleri belli oluyordu. göğsündeki tuhaf işaretler hala kendilerini koruyorlardı. yüz ifadesi daha farklıydı artık duygusuz değildi bir ifadeye bürünmüştü. hiç şüphesiz bu öfkeydi, ifadesinden beni artık daha fazla istediğini anladım. elindeki bıçak dikkatimi çekti, kırmızı kanla lekelenmiş bu bıçak hiç şüphesiz biraz önce savaştığı kişinin kanıydı ve buda çarpışmanın galibini gösteriyordu.


gözlerini bana dikmiş öylece bakıyordu. bende korkumdan ve şaşkınlığımdan hareket edemiyordum. kaçmalıydım, olabildiğince hızlı koşmalıydım. peki, buna gücüm var mıydı? denemeliydim, derin bir nefes alıp vermeden dönüp koşmaya başladım. var gücümle koşuyordum, hemen bir bağırış sesiyle peşimden gelmeye başladı. elimden geldiğince hızlı koşmaya çalışıyordum oda aynı şekilde beni tüm gücüyle kovalıyordu. nefesim yettiğince elimden geldiği tüm kuvvetimle koşsam da yorulmuştum birkaç adım sonra sendelemeye başladım ve yüz üstü yere kapaklandım. koşmayı bırakmış ve sakin adımlarla arkamdan geliyordu. zorla nefes alıyordum, iyice yaklaşmıştı artık son bir gayret kollarımdan destek alarak kalmaya çalıştım. aniden sırtımda onun ayağını hissettim, darbeyle olduğum yerde kaldım. ayağı sırtımda iken tekrar tüm gücüyle bağırmaya başladı. gözlerim kararmıştı, her nefes alıp verişimde topraktan kalkan o hafif tozları bile zor seçer olmuştum.

bağırtısı bittikten sonra ayağını sırtımdan çekti ve sağ kolumdan tutup beni yüz üstü çevirdi. enerjim tükenmişti. ne yapacağımı bilmiyordum çaresizdim, üzerime oturdu elindeki bıçağı yan tarafına bıraktı. elleriyle kafamı tutup yere çarptı, artık tamamen sersemlemiştim buda yetmezmiş gibi suratıma üst üste iki yumruk darbesiyle beni etkisiz hale getirmişti. berbat bir haldeydim acı çekiyordum, korkuyordum daha da kötüsü bu gizemli yerdeki yolculuğum belki de başlamadan bitecekti. belki de onun sözünü dinleyip sabırsız olmasaydım bunlar başıma gelmezdi. keşke… keşke onu dinleseydim.





üzerimdeki giysiyi yırtarak göğsümü açtı. bıçağı tekrar eline alarak göğsüme sürmeye başladı. ne yaptığını bilmiyordum sadece acı çekiyordum. dayanamıyordum elimden geldiğince bağırıyordum. acının etkisiyle karşı koymaya çalışsam da gücüm onun karşısında bir işe yaramıyordu. bu son olamazdı olmamalıydı bir şeyler yapmalıydım. ona engel olmalıydım ama elimden hiçbir şey gelmiyordu.




sonunda göğsüme yaptığı şey bitti büyük ihtimalle kendininki gibi bir işaretti ne anlama geldiğini bilmiyordum. aslında bunun bir önemi yoktu kurtulmalıydım ona engel olmalıydım ama güçsüzdüm. işi bittikten sonra başını gökyüzüne doğru çevirip bir şeyler fısıldamaya başladı. giderek sesini arttırıyordu, fısıltıları normal konuşma sesine döndü ama hala bir şey anlamıyordum hangi dilde konuşuyordu. giderek sesini arttırdı artık bağırıyordu hem de gücü yettiği kadar durum giderek kötüye gidiyordu. ellerini bıçağın sapında birleştirdi ve yavaşça yukarı doğru kaldırdı. yüzünü bana çevirdi. bağırmayı bıraktı olmayan gözlerini gözlerime dikti. o bıçağı göğsüme indirdiği zaman her şey bitecekti bu çok barizdi. son fırsat artık buydu benim için bunun olmasına izin veremezdim ne pahasına olursa olsun o bıçağın göğsümde yeri yoktu. burayı bulmak için hayatım boyunca bekledim bu kadar çabuk vazgeçemezdim.





o son hamleyi durdurmam lazımdı, bu kadar erken veda edemezdim buraya hayır! bıçağı indirişiyle varlığın bileklerinden tutuşum bir oldu. var gücümle itiyordum oda aynı şeyi yapıyordu, bıçak sabitti ama gücüm giderek azalıyordu. fazla dayanamazdım biliyordum. var gücümüzle bağırıyorduk ikimizde, dayanmam uzun sürmedi bıçak göğsüme doğru giderek yaklaşıyordu. her saniye umudumu yiyip bitiriyordu. vazgeçmek istemiyordum bunu hiç düşünmemiştim, teslim olamazdım umudum bitse bile yerini mucize arayışına çeviriyordu. bir şeyler olmalıydı beni bu durumdan kurtaracak bir şeyler.

bıçakla tenim arasında artık çok az bir mesafe vardı. kötü sona belki de olabildiğinde daha da yakındım sadece bir iki saniye kadar. varlık bir anda yüzünü sağ tarafa çevirdi, çevirir çevirmez yüzüne aldığı bir darbeyle savruldu. bu o adamdı ikinci kez beni kurtarmıştı. vücudunun çoğu yeri kanlar içerisindeydi. saçları dağılmış, kaşı yarılmış ve çok yorgun görünüyordu. yaratıkla olan çarpışmasından geriye kalan gücüyle yine karşımda dikiliyordu. tekrar bana aynı bakışı attı, nefesi kesilmişti sanırım bizi bulması zor oldu. biraz olsun rahatlamıştım, artık onun iyi biri olduğuna kendimce karar verdim. elini uzattı ve beni kaldırdı. elini omzuma koydu ve hızlı nefes alıp verişiyle iki kelime sarf etti.




—iyi misin?


kendimi toparlamaya çalışarak başımı hafif sallayabildim.


—tamam. şimdi geri çekil ve şu ucubeyle işimin bitmesini bekle…
devamını gör...

önce ekranı kaydırıp "hadi canım oradan" diyecek, sonra belki kahvesinden bir yudum alıp o cümleye takılacak; çünkü bilir ki bu başlıkta dökülen onca süslü lafın tek bir muhatabı vardır, o da gece yarısı uyandığında kafasını yastığa koyduğu an aklına düşen ama asla itiraf edemediği o kayıp hatıradır, yani lafı uzatmanın âlemi yok; okuyorsan selam olsun, hâlâ aynı masadayız ve o sandalye boş duruyor.
devamını gör...

bunları geç.
gotik tacettin’in anal günlüğüne gel.
devamını gör...

uzun zaman önce başıma gelen bir olaydı bu çok fazla kimseye anlatmadım bigün köydeyken tuvalete gittim malum tuvalet evin dışında ve karanlık. neyse tam tuvaletten çıkarken ortam birden aydınlandı ve içeri yeşil kocaman çirkin bişey girdi direk üstüme geliyodu. o korkuyla anında içinden geçip çıktım eve girerken deli gibi adımı bağırıyolardı beynimin içinde eve girip odaya girince kesildi. ben tabi korkudan kendimden geçmişim naparsam yapayım bir türlü unutamadım bu olayı.

bir keresinde de gündüzden kuzenimle anlaştık yarın buluşalım gel beni al diye neyse akşam oldu uyudum ben. sonra uyurken sesler duymaya başladım uyanıp pencereye baktığımda kuzenim kapıya gelmiş beni çağırıyor. herşeyi o kadar net hatırlıyorum ki kalktım el salladım oda bana salladı ben tabi uyku sersemiyim. tam geliyorum diyip kapıdan çıkarken annem yakaladı kolumu ‘nereye gidiyosun sen gecenin bu saati’ diye beni sarstı baksana kuzenim geldi ben gidiyorum diyorum kuzenim hala bana bakıyor ama annem inatla durduruyor .o kadar çok sarstı ki kendime bi geldim her yer karanlık gerçekten de gecenin bi yarısı uyanmışım.

bu gecenin bir vakti çağırıp gitme olayları eskiden çok oluyormuş bir keresinde ananemin kardeşini aynı böyle çağırıp götürmüşler kız çok uzaklaşmadan olayı anlayıp kendine gelmiş kaçmış eve gelmiş. şimdi bu olayları yazdım diye sanki varlıklarını arkamda hissediyorum şuan bu olayları sanırım son kez burda anlatıcam bu korku bana çok fazla geliyor.
devamını gör...

3 yıl önce evlenmek istediğim bir erkek arkadaşım vardı ailesi ve kendisi ile bayağı kötü şeyler yaşadım bir gün düşündüm ve anladım ki benim kendi hayatımda hiç bir sorun yoktu ben intihar etme eşiğine gelmiştim ve bunu anlayınca kendime kızdım ve o insanı hayatımdan çıkardım ve bana iftira attı abilerimi babamı arayarak ahlaksızca iftira attı ve ben o sıra neyi öğrendim.. ( sabretmeyi, ne olursa olsun ah ve beddua etmemeyi ayrıca benim için bir sınav da olabilirdi belki de ceza belki de bir ders belki de hepsi)

o sıralar cinlerden tarafından yoğun şekilde rahatsız edilmeye başladım daha öncesinde 3 yıl kadar 2-3 ayda bir beni boğup gidiyorlardı ama aşırı yoğunlaşmaya başlamıştı bu 3 ay sürdü ben geceleri uyumuyor sabah ezanından sonra yatıyordum 1.5 ay geçti onları kabullendim ve beni rahatsız etmeyi bırakmışlardı 1.5 ayda böyle sürdü mutluydum keyifliydim neşeli ve huzurluydum ve gene bir gün kendime şunu dedim “ bu işte bir terslik var hayatımda hiç bu kadar huzurlu olmadım ben topraktan o ateşten yaratıldı bu doğru değil bunun icabına bakmalıyım dedim ” üzülerek bir arkadaşıma bahsettim bunu halletireceği söyledi ve vucudumun bazı bolgelerine toplu iğne takmamı rica etti taktım ve durdu olaylar ve arkadaşım o cini yaktırdığını söyledi inanmadım çünkü bunu kendimin yarattığını düşünüp beni rahatlatmak istediğini hissettim..

çok dualar ettim iğnelerle gezdim kur’an-ı kerim’i yastığımın altına koydum bıçak koydum babamın ceketini koydum herkesin her söylediğini yaptım ama nafile gene de her bir geldiklerinde daha ileri boyutta rahatsız ediyorlardı..

gene bir gün kendime şunu dedim “ sen en üstün varlıksın azazil dışında melekler veya her ne varlıklar varsa biz insanoğluna atamız hz.adem’e secde etmiştir sen kimden korkup nelere sığınıyorsun” allah’a ve kendime şu sözü verdim, “senden başka hiç bir şeyden korkmayacagım ve asla boyun eğmeyeceğim”, dedim ve bunun için dua ettim.ne mi oldu dersiniz? bana daha çok saldırmaya başladılar yılmadım korkmadım gerek onları iterek tehdit ederek dua ederek kurtuldum her bir rahatsız edilmemde ben fark ettim ki daha çok güçleniyor daha çok cesaretleniyor daha çok huzur doluyordum.. eskiden bir sürü ayet okur kurtulamazdım şimdi bir allah demem yeterli ve onlar beni çekiştirdikçe dönüp arkamı yatıyorum..

ben eskiden korkak endişeli melankolik saf aciz biriydim şimdi sınırsız bir güce sahibim hiç bir şeyden korkmuyorum endişelenmiyorum daha zeki daha bilgili daha çekici güçlere sahibim.. kazandıklarımı anlatmama sayfalar yetmez en önemlisi allah’a daha yakınım o benim her şeyim…
devamını gör...

geçen hafta arkdaşın köyüne gittik gezmek için. evlerine girdik oturduk çay içecez, küçük kardeşi geldi abi koşun kadının biri deli gibi bağrıyo diye, bir gittik biraz kalabalık var hava bulanık akşam oldu olacak. kadının gözleri adeta üzüntüden, korkudan çökmüş iskelet gibi olmuş göz çukurları ne. evine girdi kadın, peşinden yardım edelim dedik, demir kapıdan girdik evin kapısını açacaz tam kapı bi kapandı böyle, hani üfff dersiniz ya onun yankılanmış bir sesiyle çığlıkla böyle, pencereden bi baktık kadının etrafında siyah gölgeler o kadar hızlı ki ilk defa cinleri öyle gördüm kafir oldukları belli, hatta ifrit diye şüphem vardı ki öyleymiş! arkadaşın yüzüne baktım bembeyaz oldu korkudan bende tık yok alışık olduğum için, hafif ses tonuyla hadi gidelim dedim, dizlerim tutmuyo dedi, ayet-el kürsi'yi okudum nas ,felak okdum sonra koluna girdim gidiyoz. dedim ki sakın korkma ben varım gelirse ben seni korurum dedim de beni kim koruyacak. sonra çıktık eve gittik, gece oldu usta yok böyle bi çığlık iliklerime işledi yaa..kadın bir bağrıyo bir kalktım yataktan pencereye koştuk arkadaşla, kadın yardım edin diyor bize doğru, lakin kadının yüzü simsiyah gölge düşmüş gibi meğersem cin efendi bizi tuzağa çağırıyomuş! girdim abdest aldım kafa attı benim. sinirlendim beni karabasan felan çok rahatsız ettiği için ruhani varlıkları görünce korku değil sinir basıyo neyse kuranı da aldık elimize çıktık, kadın kaybolmuş tabi evine doğru gidiyoz, imamın evinin önünden geçiyoz pencereden adam dua okuyomuş bi yandan da dışarıyı gözetliyomuş uyuyamamış imam, “hşş”, dedi evinize gidin çocuklar dedi, amca rahat ol dedim. adama ayıp oldu tersler gibi ama gecenin bir vakti kadının evine girdik odaya ışığı yaktım “erkeksen gel lan buraya”, dedim “seni boğazlamasam adam değilim”, diye cine bağırıyorum, oda bir sallandı aha bu ifrit dedim, arkadaş bayıldı gitti. yalnızım bir de bu blogtaki olaylar aklıma gelince güven eksikliği oldu olacak. kuran’ı kalbime doğru bastım sıkıca,yarabbi şeytanın ve cinlerin şerrinden sana sığınırım dedim, “korkmuyor musun?”, diye bi fısıltı geldi kulağıma, dedim “korksam buraya gelmezdim,acıyorum”, dedim, “neden”, diye cevap geldi, ben de cin öldürme duasını biliyorum tabi, “seni öldürmemem için bi sebep söyle”, dedim, “istemediğin kadar zengin olursun”, dedi, “istemiyorum zaten sadece buradan tayfanı al ve git”, dedim, ufak bir korksam beni büklüm büklüm ederdi öldürürdü. ayet-el kürsi'yi okudum, bir ferahlama geldi nas felak gene okudum ve kur’an okuyamıyorum ama yanıma aldım.! kendi kendime madem bir ifrite yaklaştım bu kadar, emrime alıyım dedim geri durdum durdum yok olmaz oyuncudur bu dedim. ve dehşet anı, usta yok böyle bir şey karşımda bir belirdiler boyları kocaman bana vursa çivi gibi çakarlar yere. ama beni göreceksiniz sanki cesaret hapı var, “allah yardımcımdır, sizden korkmuyorum, ölüme gelmiş cinlerden neden korkuyum”, dedim. ses yok tabi. ayak ucumla arkadaşın beline dürtüyorum uyansın diye, mülk suresinden bi ayet okudum ,kayboldular gittiler o sırada. arkadaşı uyandırdım ama tedirginim tabi, kadın girdi içeriye meğersem ifrit oymuş yani kılığına girmiş, yardım et dedi, tipe bir baktım öyle çirkin ki, bu blogda okurdum başıma geleceği aklımın ucundan geçmezdi ben çocukken yaşamıştım böyle bir şey. sonra baktım kadına allah yardım etsin sana dedim. böğürme sesi olur ya kulağımda çınlama oldu böyle… “yeterrrrrr”, diye bağırdım “ben insanım sen cin ben senden üstünüm”, dedim, “git burdan neden geldin”, dedim, “o çağırdı”, dedi, “tamam bak seni öldürmek istemem ama zorlarsan öldürürüm”, dedim “arkadaşımı alıyım gidiyim”, dedim, kayboldu duman gibi, aldım arkadaşı, gidiyoruz uyandı ama sarhoş gibi koluna girdim hoca çıktı karşımıza “evlat allah yardım etmiş yoksa ölüydünüz”, diye elimi dudağıma koydum “hşş”, dedim hocaya, yola devam ettim. sabah oldu kalabalık var gene evin orda dua felan okuyo millet, hocaya dedim ki “ne oldu”, “ifriti kadın çağırmış ibranice yazılarla bişeyler yazmış kimse anlamadı”, dedi, hocam bana musallat olur mu dedim, dediği laf şu “en son isteyeceği şey”, dedi, “nasıl yani” ,”delikanlı sende bu yürek varken allah a sığındıktan sonra bi milim kımıldatamaz seni”, dedi, “gitti mi peki”, dedim, “kadını almadan gitmez öldürmeden”, dedi “kurtuluş yok mu?”, dedim, “kim kurtuldu ki ifritin elinden bu zamana kadar”, dedi, “ben”, dedim, “o ayrı”, dedi “kadın kendi razılığıyla çağırmış yönetememiş ifriti musallat olmuş”, dedi. “evin etrafına muska felan yazmışlar dışardan birine musallat olmasın”, diye. arkadaşlar ben aklıma gelmeyecek hayalime gelmeyecek bi olayı yaşadım iliklerimde hissetim. demem o ki sakın çağırmayın!!
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim