elzem yazar profili

elzem kapak fotoğrafı
elzem profil fotoğrafı
rozet
karma: 97726 tanım: 1594 başlık: 273 apolet: 8 takipçi: 170
Hâl ve gidiş sıfır fakat sıkıntı yok, hallederiz. Elli metre mesafeden fark ederim kaybedeni.

son tanımları | başucu eserleri


sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

her hareketinizin dokunduğu biri var. her cümlenizi dikkatle dinleyen, önemseyen birileri var. yokmuş gibi davranmanız çok bencilce.
kendinizi çok önemsiyorsunuz ve insanları değersizleştiriyorsunuz, en saçması da bunu yapmayı kendine hak görmeniz. kendinizde bu hakkı bulabilmeniz garip. kimseye ihtiyacınız yokmuş gibi davranıp, etrafınızda kimse kalmayıncaya kadar onları uzaklaştırmanız da fazlasıyla aptalca.

herkese leş gibi davranıp sonra sızlanamazsınız. böyle bir şımarıklık olamaz. olmamalı.
insanları kendinizden uzaklaştıracak kadar saçma sapan ve bencilce davranıp sonrasında gittikleri için onları suçlayamazsınız. üstelik bunu yaparken de kendinizi haklı göstermeye çalışmanız da gülünç.

eğer elimde olsaydı, herkese empatiyi aşılardım. çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken bir şey olduğu düşüncesindeyim. bencil çocuklar ve bencil büyüyen gençler, en önemlisi de bencil yetişkinler olmamaları için.
bir başkasının hislerini önemsemeden hareket eden onca insan varken sizin yaptığınız empati enayilik olarak görülüyor. ne garip değil mi? insanlığınız, vicdanınız yok sayılıyor. önemsenmiyor.

kafanıza estiği gibi insanları kıramazsınız. önemsemeden yaptığınız en ufak hareket o kişiyi fazlasıyla kırmış olabilir. sizi sevdiği için gitmeyeceğini düşünerek yanılıyorsunuz.
en çok, sevenler gider.* çünkü gitmekten başka çare bırakılmaz onlara. gitmek zorunda kalırlar.
ve birini gittiği için suçlamadan önce buna nasıl sebep olmuş olabileceğinizi düşünün.*
devamını gör...

sevgiliye alınabilecek hediyeler

denenmiş ve mutlu olunduğuna dair onay almış fikirlerimi paylaşıyorum erkek kişisilerine alınacak hediyelere yönelik;

-çocukluk fotoğraflarınızın birleştirilmiş çizimi: buna nasıl duygulandıklarını bence o anki mimiklerini görene kadar tahmin edemezsiniz.
-uzaktan kumandalı araba: bunu almak için yaşın bir önemi yok, emin olabilirsiniz.
-tuttuğu takımın gümüş bilekliği: bileklik takmasına sebep olan durum olur.
-lego araba: çocukluğuna dönüyorlar.
-kullanışlı bir cüzdan veya kartlık: hediye alınmadığı sürece erkeklerin cüzdan değiştirmediği teorisine katılıyorum.
-pijama takımı: belki komik gelebilir ama ayıcıklı ya da kuzulu bir pijamayı ancak siz aldığınızda giyiyorlar. ve erkeklerde genelde pijama takımı kültürü olmuyor.
-var ise arabası için dikiz aynası süsü: areondan falan bahsetmiyorum. anlamlı tatlış bir süs.
-onun için ördüğünüz atkı/bere/battaniye: düşünülerek uğraşılmış bir şeye verilen değer..
-adına yapılmış tsk ya da mehmetçik vakfı bağışı: yoruma gerek yok diye düşünüyorum.
-adına yapılmış yemek/ekmek bağışı: yoruma gerek yok diye düşünüyorum2.
-çorap: bu biraz basit kaçıyor olabilir ama herhangi bir hediyenin yanına ekleyebilirsiniz. yemeğe atılan karabiber gibi etkisi var.*
-pikap/plak:* unutulmayacak ve zamansız bir hediye, aklımın bir köşesinde hep bulunuyor.(henüz şahsen almadım ama bir yazarımızın görüşünden onaylanmıştır.)
-nfc telefon kılıfı:* bu da güzel bir hediye kastımca. ben dolandırılma ihtimalime rağmen almıştım. üzerindeki görsel değiştirilebildiği için zamansız bir hediye yine.

şimdilik aklıma bir çırpıda bunlar geldi. ekleme yapabilirim belki sonrasında.

şunu da söylemek istiyorum; erkekler belki birçok noktada tövbe haşa estağfurullah ama kadınlardan çok daha duygusal olabilirler. lakin biz kadınlar daha hassas davranabilme ve bunu bazı durumlarda belli edebilme lüksüne zaman zaman sahip olsak da maalesef ki erkeklerde bu esnekliğin dörtte biri dâhi olmuyor.
bastırılan duygular ve yaşanmamış çocukluk erkekler için çok fazla yansıtılabilecek bir durum olmuyor. o yüzden sevdiğiniz kişinin içindeki minnoş lidıl* oğlana erişebildiğinizde bambaşka bir iletişim dünyasının kapısını aralarsınız.

dilerim ki yardımcı olabilmişimdir.
devamını gör...

sevgilinin doğru kişi olduğunun anlaşıldığı an

ilk an mıydı bilmiyorum ama benim için güzel bir andı.

benim yönlendirmemle piknik alanı gibi bir yere gideceğiz sanarken yanlışlıkla organize sanayi bölgesine gitmiştik. piknik alanı sanayiden geçince ilerdeymiş..
moovite güvenip yola çıkmıştık 2 vesait gösteriyordu ilk otobüsten şak diye sanayide indik. sonraki otobüs için görünen otobüs durağı yol çalışması sebebiyle iptal edilmiş, diğer durak 30 dk yürüme mesafesinde ve güneş alnımızda salsa yapıyor..
ben alışmışım tabi benim yüzümden olmamasına rağmen olayların suçlusu gibi görülmekten, gözünün içine içine bakıyorum ki biraz kızsın ve kendimi savunayım.

bacaklarımız ağrıdı yürümekten. yürüyorken de ara ara bakıyorum ki bezmiş bir ifade göreyim de "ben bilmiyordum ki böyle olacağını, yeterince araştırmamışım" diyeyim, tetikteyim.
adamda tık yok pamuk gibi bakıyor yine.
diyorum işte "benim yüzümden de yürüyoruz bir sürü, yeşillik görelim derken fabrika görüyoruz"
"termosta soğuk suyumuz var sıkıntı yok" diyor.
tatlı almıştık oturup yiyeceğiz diye "tatlı da eridi hep, trileçe eski süt formuna dönücek şimdi" diyorum
"kaseden çorba içer gibi dikeriz kafaya" diyor.

canla başla gittik yine biz oraya. o kadar yürümüşken bari görelim dedik. gittiğimiz yer de o kadar meşakkate değecek bir yer değildi paşa paşa da aynı yolu geri yürüdük bindik otobüse döndük. hatta dönerken köpekler kovaladı bizi biraz.*
gün sonunda ben içten içe suçluluk hissediyorum kendi kendime tabi. bütün günü mahvettim diye düşünüyorum.
ama benim balım; "bugün için teşekkür ederim, maceralı ve güzel bir gündü. ilerde bebelerimize anneniz beni organize sanayilere kaçırdı diye anlatcam sen de inkar edemiceksin" dedi, muzip bir şekilde.
bunu söylerken de gözünün içindeki samimiyeti oldukça hissettim.

o günden sonra da kendimi hiç kötü ve suçlu hissetmedim, herhangi bir şeyden dolayı. buna hiç müsaade etmedi.
belki ufak ve önemsiz bir şey gibi görünebilir ama biraz da böyle ufak şeyler önemlidir bana göre..
devamını gör...

uyumlu biri olmanın bedeli

genelde psikolojik sorunlar ve hayata karşı dâimi mahcubiyet duygusu olur bu bedel.

başlarda bu "uyumlu" olma durumu güzel karşılansa ve ilgi görse de bir yerden sonra sorumluluk hâline gelir.
fikir belirtmek istediğinizde garipsenir.
karakteriniz yavaş yavaş zedelenir ve zamanla yok olmaya yüz tutar.
kendi değeriniz ufalanır.

"ben kimim? fikrim ne? hislerim ne?" gibi sorgulamalarla tek kullanımlık hayatınızı, böktan insanları memnun etmek ve huzursuzluk çıkmasın diye susmakla zayi edersiniz.
etmen guzum.
devamını gör...

ne mutlağım ne de muğlak

t: kesinlik ile belirsizlik arasında konumlanan, katı doğrulara da sınırsız yoruma da teslim olmayan bir düşünce ve varoluş anlayışı.

ne kendimi tartışılmaz doğruların içine hapsedebiliyorum ne de kim olduğumu kaybedecek kadar silikleşiyorum. araftayım.

değişirim. öğrenirim. yanılırım. vazgeçerim. yeniden inanırım. bazen susarım, bazen içimde kopan fırtınaları bir tebessüme sığdırırım.

bütün bunlar beni çelişkili değil, canlı kılmaz mı?

ben, kendime ait bir eşikte duruyorum. ne kadar dururum bilinmez ama bana ait olması bile yeterli.

ve belki de insanın en hakiki hâli budur: sadece, kendi hakikatine doğru usulca yürünen bir yolculuk.

velhasılıkelam, ne varım ne yokum. tanımlara uymak zorunda değilim. ben, ne mutlağım ne de muğlak..

bir (bkz: elzem (yazar)) ukdesiydi.*
devamını gör...

şu an fark edilen bir şey

ankara'nın grisini yeşillendirecek kadar güzel olan gözleriyle bana her bakışında aslında beni değil de içimdeki küçük bebeyi gördüğünü fark ettim bugün.

alelâde bir eylemi yaparken bile beni nasıl dikkatle ve sevgiyle izlediğini,
hiçbir hareketimi, hiçbir şımarıklığımı, çocuksu davranışlarımı yadırgamadığını,
sevmediğim ne varsa ben dile dâhi getirmeden onlardan uzak olduğunu,
birçok sıkıntıyı bana ulaşmadan sessizce çözdüğünü,
üzülme ihtimalimin olduğu her durumu göğsünde yumuşatıp öyle yansıttığını,
iyi olmamı ne kadar önemsediğini ve bunun sürekliliğini saklamak için nasıl uğraştığını,
her gördüğü ufak bebeği gözlerinin içi parlayarak izlediğini fark ettim bugün.

değerimin bir an bile eksilmediğini fark ettim bugün. sevgi görmek için çırpınmam gerekmediğini, hayatımdaki adamın beni hep sevgiyle kucakladığını fark ettim bugün. hatta sadece benim değil etrafımdaki insanların da bunun farkında olduğunu gördüm.

ben mutlu olayım diye gözümün içine baktığını, en ufak gülümsememe içinin eridiğini fark ettim bugün.

çektiğim cefaların bana böylesi güzel bir sefayla karşılık verdiğini fark ettim bugün. "çok güzel seviyor seni, bakışlarından belli" cümlesinin insana nasıl kuş gibi hissettirdiğini fark ettim bugün.

ben ne kadar daha yaşarım ya da kader bizim için ne yazdı bilmiyorum ama bana sevilmenin bu güzel hissini tattırdığın için sana her ne olursa olsun hep minnettar olacağım. hayatımda olmanı sağlayan hangi sevabım, aldığım hangi hayır duasının sonucusun bilmiyorum ama iyi ki varsın. ve bu varlığın dâim olsun diye ömrümü verebilirim.
devamını gör...

sıkışmış hissetme sorunsalı

bu ara yine düştüğüm durum.
fazlaca boğuluyor ve sıkışıyor hissediyorum.
bir pres makinesinin metal tablasındayım. üstüme üstüme geliniyor ve ben iyice sıkışıyorum.

şu hayatta kendim dışında en az 3 kişinin daha hayatını üstlendim, öyle devam ediyorum. bakın samimi söylüyorum ki, ben yaşamıyorum. yalnızca hayatta kalmak eylemime devam ediyorum.

hem mantıklı hem de çok duygusal bir insanım maalesef ama duruma göre hareket edebilme kabiliyetini bir nebze de olsa kazanabildim. ve oturdum yarım yüzyıldan fazladır bu hayatta vâr olan insanlara bunu anlatmaya çalışıyorum.

asla iki yüzlülüğü savunmuyorum yanlış anlaşılmasın ama şu ***dumun dünyasında her doğru da her yerde söylenmez. herkes sizin baktığınız pencerenin pervazında durmuyor. herkes sizin gözünüzle bakmıyor etrafa. bu kadar toz pembe değil her şey. kendinizi her daim korumak ve gardınızı almak zorundasınız. anlayın da!

göğsümün üstüne konumlanmış bir mamut ile yaşamaya çalışıyorum bir süredir. nefes aldırmıyor, oh çektirmiyor. nereye kadar böyle gidecek bilmiyorum.

ne kadar yaşayacağım şu dünyada bilmiyorum ama uzun olmamasını temenni ediyorum ve şakasızım bu konuda. bilinç seviyem daha düşük olsaydı keşke, her şey çok farklı olabilirdi.
mamutumu besleyeyim bari, malûm kalkacağı yok..
devamını gör...

yazarların kendi ile gurur duyduğu anlar

birinin gülümsemesine sebep olunca kendimi fazlasıyla işe yarar ve yeterli hissediyorum. ulan diyorum kendi kendime, güzel şeylere sebep oluyorsun kızım!
devamını gör...

sözlük kayıt yıl dönümü

bu mecraya damlayalı bugün tam 5 yıl olmuş, sözlük açılalı 1 yıl olmadan gelmişim. (bkz: 5 yıl önce kaydolan yazarlar) bir dakika ağlamamalıyım.* çocuk doğurmuş olsam bugün tam da gıcık bir velet döneminde olacakmış demek ki. ne garip..

neyse, elzem bacınız gereksiz şeyleri romantize etmeyi sever, bilirsiniz.* bu sözlüğe ilk kayıt olduğumda kitap falan alacağım sanıyordum*. çaylaklıktan kolay kolay çıkılmıyor sanarken 5 tanımı girdiğim anda ışık hızıyla yazar oluvermiştim ve kendimi o an ahmet mithat efendi falan hissetmiştim. tabii o zamanlar ufacığım miniciğim ufalsam cebe falan girerim öyle safım, saf safım.* yazmayı ve okumayı oldum olası hep çok sevmişimdir o yüzden burası bana uzun bir süre çok iyi geldi.

çok güzel insanlar tanıdım burada. bazılarınızla efsane goygoylar da döndü varoluşsal sancılarımızı da yarıştırdık.
bir abim vardı burda, benim adıma çocuklara destekte bulunmuştu. doğum günümde de öyle güzel dualar etmişti ki o dualardan sonra hayatım güzel ölçüde değişti.* sözlükten ayrılma kararı alırken bir daha geri gelmeyeceğini söylemişti, sözünün eriymiş. bir daha denk gelmeyeceğiz belki ama hep dualarımdasın abi, bendeki yerin dâimi..
bir ablam da vardı, kendisinin elzemiydim. ikisi de buralarda değil ama hâlâ hatırımdalar. ben tanıdığım ve bir şeyler paylaştığım kimseyi unutmam..
sanırım sözlüğün prime dönemlerinde buralardaydım. eğlenceli ve samimi bir ortamı vardı. şimdilerde zedeli hâlde.

kendimi, en yalnız ve sıkıntıda hissettiğim dönemlerde burada buluyorum. burada olmak benim kendime dönmem gibi bir şey. yani sözlük diye seslendiğim aslında yine benim.* uzun bir süre ara vermiştim ve neredeyse ocak ayından beri gereksiz bir şekilde aktifim. sanırım ruhumun bunaldığı dönemlerden birindeyim.
şimdilerde ne mutlağım ne de muğlak..

bu hayat bana son nefesimi ne zaman bahşedecek tam bir bilgim yok ama çok uzun yaşamayacağımı hissediyorum sevgili sözlük. ben hisleri güçlü ve küvvetli* biriyim. orta çağda yaşıyor olsaydım çoktan kömür olarak kullanılır hâle getirmişlerdi beni. durumun ciddiyetini bu cümleden kavramışsınızdır diye düşünüyorum.

çocukken yazdıklarımı insanlara ulaştıracağım gibi bir hevesim vardı galiba bu yüzden burada biraz fazla mesai yaptım. ben göçtüğümde de profilim bir ölünün anı defteri gibi olacak, bu düşünce beni gülümsetiyor.. "ne işimize yarayacaksa bu bilgiler" dediğinizi duyar gibiyim, çok ayıp.
velhasılıkelâm kutlu olsun yıldönümümüz, sevgili; kafası gidik, normallikten bihaber sözlük..
devamını gör...

gereksiz pozitiflik

selam sevgili yazarlar bundan 10 ay önce etrafa gereksiz pozitiflik saçmışım. bugün tekrar bunu yapmak istiyorum ama sanırım bu kadar neşe saçmayacağım.

günleriniz nasıl geçiyor bilmiyorum, neler yaşıyorsunuz ne badireler atlatıyorsunuz inanın hiçbir fikrim yok ve olamaz da, biliyorum..

amma velakin hepimizin hissettiği bazı ortak hisler var. hüzün gibi. hüzün herkese aynı şekilde çöker. nasılı nedeni farklıdır belki ama bir anda tüm bedenimizi kaplaması aynıdır. hepimizin bunu yansıtma şekli farklıdır ama hüzün aynıdır.

biliyorum ki o hüzün anında hiçbir şey gelmiyor içinizden, yine de kalkmak ve devam etmek zorunda kalıyorsunuz hayatınıza. bazılarımız hiçbir sorun yok gibi gülüp eğleniyor görünür etrafına, bazılarımız ise "neden daldın öyle, bir şey mi oldu?" sorusunu duyar çokça.

hisleri yaşayış ve yansıtış biçimimiz farklı olsa da kalbimizde barınma şekilleri aynıdır. yaşantımız ve duygu dünyamız bu hislerin şiddetini değiştirir daha çok.

sevgili yazarlar, hanginiz ne durumda bu yazıyı okuyacaksınız bilmiyorum ya da okuyacak mısınız onu da bilmiyorum ama yalnız hissetmenizi istemiyorum.

öyle anlar oluyor ki boğuluyorsunuz. bir el sanki boğazınızı bir yere kadar sıkıyor. ne daha fazlasını sıkıp nefesinizi kesiyor ne de gevşetip çekiveriyor o eli boynunuzdan.. öylece bekliyor gibi. ne rahat nefes alıyorsunuz ne de nefesinizin daha fazla kesilmeyeceği rahatlığına erişebiliyorsunuz..

bu zamanlarda insan kendini küçücük hissediyor. toz tanesi kadar. sanki dünya üzerinde kimse onun gibi değil, kimse onu anlamazmış gibi hissediyor. ama öyle değil. sizi anlayan/anlayacak birileri hep vardır. sadece ya siz onlara henüz ulaşamamışsınızdır ya da onlar size..

hüzün durumlarında değersiz hissetmeye çok müsaittir insan. kendini olduğundan aşağı görmeye, kendi içinde başkalarını yüceltip kendini küçültmeye.. en büyük yanlışlarımız bunlardır.

bugün biraz üstünkörü sorguladım hayatı. ellerimi inceledim mesela. var olmalarının aslında ne kadar önemli ve gerekli olduğunu düşündüm.
çok yürüdüğüm için ağrıyan ayaklarımı düşündüm. ne kadar önemli aslında ağrıması. çektiğim o acı ne kadar değerli.

kulaklığım takıldı çantama ve birden çıktı kulağımdan. şarkı aniden kesildi. geri taktığımda devam edebildim şarkıyı dinlemeye. ne kadar büyük bir lütuf duymak..

zor bir zamandan geçiyor olabiliriz, mental olarak ya da maddi olarak veyahut her ikisi de olabilir. ama bunun altından kalkabilecek kişileriz. her zaman güçlü davranmamız da gerekmiyor. her zaman güçlü olmamız da.

ağlayarak, bağırarak, dağıtarak da atlatabiliriz bazı şeyleri. birilerinin kırılmasını kendimizden fazla umursamadan da ilerleyebiliriz bazı anları. önce ben diyebiliriz biz de. insanlar bunu bencilce yapabiliyorken, biz nezaket içinde dahi yapabiliriz bunu.

kendimizi, gücümüzü küçük görmemeliyiz. kendimizi tek görmemeliyiz. birileri için anne/baba, kardeş, abla/abi, dost, kuzen, arkadaş, hala/dayı/teyze, komşu ve daha nice sıfatlardayız. her biri için farklı şeyler ifade ediyoruz. anlamlara sahibiz. öylesine değiliz.

önemliyiz. bunu hissetmeli ve hissettirmeliyiz. her yeni güne, tertemiz düşünceler yüklemeliyiz. kötü düşünceleri ve olumsuz enerjileri hayatımıza çekmeyi bırakmalıyız. düşüncelerimizin berraklığından başlamalıyız huzur için adım atmaya.

nefes almalıyız mesela. alışkanlıktan değil. doya doya ve derin nefesler almalıyız. bu hayattan zevk almamızı sağlayacak, harika nefesler almalıyız.

ve kendimize inanmalıyız sayın yazarlar. bazı şeyler hakkında konuşmak benim haddime değil ya da bazı yerlerde ne yaşım ne de yaşantım yeter akıl vermeye.. ama hissedebiliyorum, bazılarınızın neler yaşadığını nelerle mücadele etmeye çalıştığını ve nasıl karamsarlıklara kapıldığını hissedebiliyorum.

bundan 10 ay önceki tanımımda hiç kimseyi tanımıyordum ve tanışacağımı da düşünmüyordum. şu an ise çok olmasa da harika insanlarla sohbet etme şansım oldu. cümlelerinde kendi düşüncelerime rastladığım yazarlarla karşılaştım. ortak hislerde buluştuklarım oldu. birinizin bile hayatında en ufak bir etkim olduysa benim için başarıdır bu.

sizden ricam gülümsemeyi hayatınızdan eksik etmeyin. kimseden gülümsemenizi esirgemeyin. sokakta gördüğünüz alelâde bir köpek/kedi dahi muhtaç sizin o gülümsemenize.

dünyamız için uğraşan ve her sabah kalkıp sokakları temizleyen "çöpçü" dediğimiz o abilere/ablalara kolay gelsin demeyi çok görmeyin.

teşekkür etmekten çekinmeyin ama aynı oranda da abartmayın. teşekkürünüzün kıymetini yitirmeyin.

kalbinizin size en ağır geldiği dönemlerde dahi ferahlayacağınız o yakın anı hayâl edin. hiçbir şey sizden önemli ve değerli değil.

eğer cümlelerimle sizi sıktıysam hoşgörünüze sığınıyorum. düşüncelerinize, hislerinize değmeyen bir yazıyı okumuş bulunduysanız da vaktinizi çaldığım için affola.

sizleri seviyorum. ve kocaman sarılmalar yolluyorum. *
devamını gör...

yolunda gitmeyen şeylere alışmak

bence insanın bir süre sonra düzelmesini beklemekten vazgeçmesidir, yolunda gitmeyen şeylere alışmak. başta her şey can yakar. yanlış giden bir şeyi düzeltmek, eksik olanı tamamlamak, kaybettiğini geri getirmek istersin. sürekli “neden böyle oldu?” diye düşünürsün. sonra zaman geçer ve bazı soruların cevapsız kalacağını anlarsın. işte bu anlama durumu bir yerden sonra otomatik hâle gelir. buna da alışmak denir.

bir şey hâlâ içini acıtıyordur ama artık eskisi gibi tepki vermiyorsundur. birinin seni anlamamasına, bazı şeylerin istediğin gibi olmamasına, verdiğin emeğin karşılığını bulmamasına şaşırmamaya başlarsın. kabullenmişsindir ya da sadece yorulmuşsundur. aradaki farkı bazen ben de anlayamıyorum, ki anlaması da güç bence..

insan dışarıdan bakıldığında hayatına devam ederken, içinde bazı şeyleri sessizce taşımaya devam ediyor. gülüyorsun, konuşuyorsun, günlük işlerini yapıyorsun ama bu, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyor. sadece bazı eksikliklerle yaşamayı öğrenmiş oluyorsun. en garibi de şu, bir zamanlar değiştirmek için çok uğraştığın şeyleri artık olduğu hâliyle bırakabiliyorsun. çünkü her şeyi düzeltmeye çalışırken insan bazen kendinden eksiliyor. (bkz: her şeyi düzeltmeye çalışmanın yok ettiği gerçeği)

ben de artık bazı kapıların açılmayacağını, bazı insanların kalmayacağını, bazı hikâyelerin istediğim gibi bitmeyeceğini kabul ediyorum.
bu bana huzurdan çok sessizlik veriyor aslında. ama belki hayat biraz da böyledir ya. her şeyin yolunda gitmesini beklerken ömrü tüketmek yerine, yolunda gitmeyen şeylerin arasında kendime bir yol bulmayı öğreniyorum.
her şeyi sevmiyorum,
her şeyi kabullenmiş de değilim.
sadece artık her yanlışın peşinden koşmuyorum.

çünkü bazen iyileşmek, her şeyi düzeltmek değil; düzelmeyen şeylerle kendini kaybetmeden yaşamayı öğrenmek demektir.
ben de galiba tam olarak bunu öğreniyorum, yani yolunda gitmeyen şeylere de alışıyorum..

bir elzem (yazar) ukdesiydi.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

kendimi ufacık hissediyorum. minnacık. böyle sanki küçülmüşüm küçülmüşüm o kadar küçük olmuşum ki rüzgar estiğinde insanları rahatsız eden o küçük polenler kadarım.

görülmüyorum, önemsenmiyorum sanki. öyle geçip gidiyorum önünüzden fark etmiyorsunuz bile. anlaşılmak istiyorum diye yanaşıyorum da sanki elinizle itiyormuşsunuz gibi.

sevdiğinizi söylüyorsunuz, neden hissetmiyorum? neden kendimi fazlalık hissediyorum. neden olmasam daha huzurlu olacakmışsınız gibi geliyor bana? neden insanlar beni tanıdıktan bir süre sonra önemsemiyor? neden sadece ben uğraşıyormuşum gibi geliyor bana?

bugün çok ağır hissediyorum bunu. yürümek istiyorum. yürürken ağlamak istiyorum. kalbimin tüm huzursuzluklarını yıkamak istiyorum. kendime ağır gelmemek istiyorum. sonsuz yürümek istiyorum. yürüdükçe her şeyi halledebilecekmişim gibi hissetmek istiyorum.

öyle yorulayım ki yürümekten ayaklarım acısın. ayaklarım acıdan sızlasın. kopartıp atmak isteyeyim ayaklarımı. öyle ağlamak istiyorum. vücudumdaki tüm suyu gözlerimden çıkartmak istiyorum.

huzurlu hissetmek istiyorum. önemsendiğimi kendi çabalarımla anlamak yerine ufak tavırlarla hissetmek istiyorum. bir şeyleri elde etmek için uğraşmak istemiyorum. bir şeyleri hissetmek için, yaşamak için bana bahşedilmesi için uğraşmak istemiyorum.

yoruldum öyle çok yoruldum ki yürümek istiyorum. hiç durmadan yürümek ve ağlamak istiyorum. ankara'nın altını üstüne getirmek istiyorum. insanlara bağırıp çağırmak istiyorum. ayaklarım parçalanırcasına yürümek istiyorum.

en güzeli de bundan kimsenin haberi bile olmayacak. hissetmeyecekler. anlamayacaklar. çünkü belli bile olmayacak. şimdi şu kaldırımın kenarından kalkıp anlamadan geldiğim o uzun yolu geri yürüyeceğim. dinlediğim şarkının sözlerine odaklanırken ne kadar hızlı yürüdüğümü de anlamayacağım.

şanslıysam eğer, belki yolda 1-2 damla gözyaşı akar. biraz olsun rahatlarım belki. sonra geçer. yürürüm, yürürüm. sonra hiçbir şey olmamış olur. hem zaten hiçbir şey olmadı ki? gülümserim. güzelce gülümserim.

hiçbir şey olmamış olur, yine sabah erkenden kalkarım. sıradan bir gün olur yine. belki gün içinde güldürürüm yine birilerini. ben de gülerim. insanların gülmesini izlerim. gülümsemelerini anlamlandırmaya çalışırım. çözmek için uğraşırım. kafamı buna yorarım. kendime çevirmem düşüncelerimi.

sonra,
sonra akşam bir film açarım. duygusal bir film. hep yaptığım gibi, filmi izlerken karakterlere empati yaparım. odaklanırım. belki ağlarım. ağlarsam iyi hissederim. hafiflerim.

acaba büyür müyüm? kendimi belli edecek kadar büyür müyüm? her neyse işte..

açmakta zorlanırım insanlara kalbimi, kırgınım.
devamını gör...

bugün yaşanılan en yoğun duygu

burukluk bir duygu olarak sayılır mı bilmiyorum ama hissettiğim şeye tam bir isim veremedim.

bugün bir hasta geldi, eşiyle beraber gelmiş daha doğrusu. kapıda beklediler uzun bir süre. çok sıra olduğundan bir türlü içeri alamamıştık ve hiç gıkını çıkartmadan beklediler.
ortam biraz sakinlediğinde yanımdaki abiye tekrar hatırlattım o çifti ve içeri aldık.

amcayla ilgilenirken eşi de yanında oturup bir noktaya sabit bakıyordu. bir eliyle de eşinin elini tutuyordu. beraber çalıştığım abi genelde hastalarla hep esprili bir iletişim kurduğundan bu amcaya da, “ne o öyle kaçırıcaklar mı eşini sımsıkı tutmuşsun” diyip güldü.
amca da güldü, hüzünlü bir şekilde.

“eşim alzheimer hastası, bırakırsam kaçmaz ama kaybolabilir” dedi.
teyzenin yüzüne hiç bakmadığımı fark ettim bu cümleyi duyduğumda. bakışlarımı teyzeye çevirdiğimde göz göze geldik. öyle büyük bir ürperti oldu ki içimde nasıl anlatabilirim bilmiyorum. korkudan falan değildi. değişik bir histi.

amcanın ameliyat olması gerekiyormuş, kaburgasından ve o an duyamadığım başka bir şeyden. eşine bakacak kimseyi bulamayacağından kendi sağlığını ertelemiş.
“çocuğun yok mu?” diye sordu abi.
“var ama herkes kendi hayatıyla meşgul, kimseye yük olamayız.” dedi amca.

ben hâlâ teyzeye bakıyordum, çekmemişti bakışlarını. hayatımda hiç böyle bir göz teması kurmadım. birçok insanın ölüm anındaki bakışına şahit oldum ama bu kadar korkutmamıştı hiç.

“biz bunla gezeriz hep.” dedi amca. “ben onu yediririm, içiririm, tuvaletini yaptırırım o da bana böyle bakar. herkese baktığı gibi, bomboş.” dedi.

aynı şu an bana baktığı gibi. daha önce hiç, hiçbir duygu ya da ifade barındırmayan gözlere bakmamıştım. ifadesizliğin bu kadar kavurucu olduğunu daha doğrusu olabileceğini tahmin etmemiştim.

neredeyse ağlamak üzereyken sıktım kendimi. amca bir şeyler daha anlattı ama duymadım. işime devam ettim ama aklım hâlâ ordaydı.

amcanın işi bittiğinde oturduğu yerden kalkarken teyzenin elini de kaldırdı. kafasını çevirdi baktı, kalktı. bekledi. hiçbir ifade olmadan. yine göz göze geldik. gülümsedim bu sefer, mimik oynamadı.

kendimi ağlamamak adına bu kadar tuttuğum çok az an vardır ve adını bile bilmediğim bu teyze bu listenin dengesini bozmayı başardı.

uğurlarken el sallayıp gülümsedim. aynı donuk ifadeyle karşılık verdi. günümün geri kalanı o teyzenin bakışlarını düşünmekle geçti.

şimdi belki birçoğunuza çok saçma gelebilir bu durum ama beni çok etkiledi. o teyze de zamanında genç bir kızdı, sevdiği adamın gözlerine binbir duygu ile baktı. çocuklarını büyüttü, uyuttu, okuttu.

ne için? ne oldu? nereye vardı hayatı? sanki her şey sıfırlandı. yanındakinin kim olduğunu dahi bilmiyor. hayatı şu an sadece sürüklenmekten ibaret.

gerçekten, ne için yaşıyoruz? ne olacağız? her şeyi o kadar ciddi meseleler hâline getiriyoruz ki aslında ve o kadar ezikçe bir hareket ki bu yaptığımız.
öylesineyiz aslında.

ben hiç tanımadığım bir kadının gözlerindeki boşlukta boğuldum bugün. o boşluğa düşme ihtimalim her daim var. o boşluğa dönüşme ihtimalim, var.
hayat, çok garipsin.
öyle işte..
devamını gör...

ölüm

bazen uzun uzun ölümü hayal ediyorum. bazen kurguluyorum. kafamın içinde kendimi öldürüyorum. intihar(lar) ediyorum. insanları katlediyorum. bazılarını beş parçaya ayırıyorum, bazılarını parçalara ayırmaya bile değmiyor. hayâl kurma yetimi kaybetmiş olmama rağmen öyle güzel düşlüyorum ki ölümü, ürküyorum.

kendi ölümüm gözümü korkutmuyor, aksine garip bir heyecan kaplıyor içimi. merak ediyorum. neler olacak? bir şeyler karaladığım defterimi okuyan olacak mı? kumbaramı ne yapacaklar? sosyal medya hesaplarımı nasıl kapatabilirler? terliklerim ne kadar sürede çürür? bedenim ne kadar zaman sonra yok olur?

bir de şey.. arkamdan çok üzülürler mi?
acaba ne zaman unutulurum.. ne zaman silinir adım bu dünyadan tamamen? beni tanıyan insanların hepsi öldüğünde hiç vâr olmamış giibi mi olacağım?

her konuda aşırı ince ve düşünceli olan ben, bu konuda bencil davranmak istiyorum. sevgili tanrım lütfen hiçbir sevdiğimin ölümünü gösterme bana. hepsinden önce al beni yanına. onlara bu acıyı yüklemek istemem bencilce biliyorum ama bir kere olsun sadece kendimi düşünerek diliyorum bunu. lütfen benden önce ölmesinler.

23.03.24 tarihli ekleme,
adımın silinmesi, hatırlanmama gibi kaygılarım artık yok. diğer tanımlarda da belirttiğim gibi, uzun yaşayacağımı hâlâ düşünmüyorum ve hâlâ sevdiğim tüm insanlardan önce ölmek istiyorum.

ve artık insanlara ölüm var hassasiyetiyle yaklaşmıyorum çünkü bu ölüm sadece bana yok. bunu öğreneli uzun zaman oldu.

hâlâ ara ara ölümü düşlüyorum. ben öldükten sonra insanların hayatlarını merak ediyorum. evet anılmak ya da hatırlanmak gibi kaygılarımı yitirdim ama yine de merak ediyorum.

hiç eksikliğim hissedilecek mi acaba? yokluğum acı verecek mi mesela insanlara? gülümsememi, bitmeyen o neşemi, enerjimi özleyen olacak mı?

beni sevmeyen insanlar ne diye anarlar beni acaba?
kimseye bir kötülüğüm de dokunmadı aslında. iyi insan olmak gibi dertlerim vardı benim. hep iyi gelmeye çalıştım herkese. kendime gelemedikçe size iyi gelmeye çalıştım. kendime yapamadıkça sizde buldum başarmayı.
fark edeniniz oldu mu acaba?

aslında hayatımın en sorunsuz ve huzurlu dönemlerini yaşıyorum şu anda. aktif bir sorunum yok. kalbimi, beynimi yoran hiçbir derdim yok.
buna rağmen çocukluk fotoğrafımı görünce gelen ağlama isteğimi bastırıyorum sürekli.

birçok şeyi affetim ama hiçbirini kabullenemedim. hiç kimseye öfkem yok ama affetme büyüklüğüne erişecek kadar da olgunlaşamadım.
devamını gör...

bir tweet görseli bırak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının ruh halleri

sanki tüm vücudum yanmış ve bana yardım için kocaman bir çarşaf açılıp tüm bedenime sarılmış.

ben o çarşafın yanık derimle bütünleşmesinden dolayı daha da acı çekerken, insanlar yaptıkları şeye rağmen bencillik ettiğimi düşünüyor gibi.
acı çektiğimi görmüyorlar. ben sızlandıkça daha çok sarıyorlar o çarşafı vücuduma. derim soyuluyor, canım acıyor ama kaprislerinden görmüyorlar.
devamını gör...

gereksiz pozitiflik

canlarım ciğerlerim sizi belki hayatımda hiç görmeyeceğim ama hepinize bir şeyler söylemek istiyorum.
hepimizin farklı hayatları bambaşka acıları var, hepimiz bir sürü zorluk çektik meşakkatli yollardan geçtik.
demek istemiyorum ki herkes acı şeyler yaşadı geçim sıkıntısı çekti diye. ayırt etmeksizin herkesin kendine göre dertleri olduğunu ve kendine göre derman aradığını biliyorum. insan bilmediği acıya merhem olamaz. görmediği dertten sorumlu tutulmaz. ve herkesin sorunu kendine büyüktür, acı yarıştırılmaz.

bütün insanların değerli olduğunu düşünen kendine polyanna biriyim bu yüzden hepinizin çok çok değerli olduğunu bir kere daha söylemek istiyorum. sen, her kim isen çok değerlisin. ailen için çok değerlisin. arkadaşların için, sahiplendiğin hayvan için, selam verdiğin bakkal için, gülümsediğin rastgele bir çocuk için. kayıplarına rağmen ayakta kaldığın için kendine çok değerlisin.

umutsuzluğa kapılma lütfen, en yalnız hissettiğin anda bile kendin vardın. kendine küsme. kendini hor görme. her şey yoluna girdiğinde de batırdığında da yine sen senin yanındasın.

sen her kim isen iyi bir şeyler yapıyorsan, kimseyi kırmamak için özen gösteriyorsan, birileri için çabalamaktan ve iyi olmaktan gocunmuyorsan seni seviyorum. iyi ki varsın. her günün aydın ve her gecen güzel huzur dolu rüyalarla olsun.

t:yazarların gereksiz pozitif olduğu durumları yazacakları, bu durumun neler olduğu hakkınds fikirlerini belirteceği başlıktır.
devamını gör...

cemal süreya'nın dediği gibi

sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim ve gülerken yalan olduğunu kimse anlamaz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim