elzem yazar profili

elzem kapak fotoğrafı
elzem profil fotoğrafı
rozet
karma: 58862 tanım: 1348 başlık: 187 apolet: 4 takipçi: 147
Beynimin tam ortasında kâinatın sesi.

son tanımları | başucu eserleri


sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

her hareketinizin dokunduğu biri var. her cümlenizi dikkatle dinleyen, önemseyen birileri var. yokmuş gibi davranmanız çok bencilce.
kendinizi çok önemsiyorsunuz ve insanları değersizleştiriyorsunuz, en saçması da bunu yapmayı kendine hak görmeniz. kendinizde bu hakkı bulabilmeniz garip. kimseye ihtiyacınız yokmuş gibi davranıp, etrafınızda kimse kalmayıncaya kadar onları uzaklaştırmanız da fazlasıyla aptalca.

herkese leş gibi davranıp sonra sızlanamazsınız. böyle bir şımarıklık olamaz. olmamalı.
insanları kendinizden uzaklaştıracak kadar saçma sapan ve bencilce davranıp sonrasında gittikleri için onları suçlayamazsınız. üstelik bunu yaparken de kendinizi haklı göstermeye çalışmanız da gülünç.

eğer elimde olsaydı, herkese empatiyi aşılardım. çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken bir şey olduğu düşüncesindeyim. bencil çocuklar ve bencil büyüyen gençler, en önemlisi de bencil yetişkinler olmamaları için.
bir başkasının hislerini önemsemeden hareket eden onca insan varken sizin yaptığınız empati enayilik olarak görülüyor. ne garip değil mi? insanlığınız, vicdanınız yok sayılıyor. önemsenmiyor.

kafanıza estiği gibi insanları kıramazsınız. önemsemeden yaptığınız en ufak hareket o kişiyi fazlasıyla kırmış olabilir. sizi sevdiği için gitmeyeceğini düşünerek yanılıyorsunuz.
en çok, sevenler gider.* çünkü gitmekten başka çare bırakılmaz onlara. gitmek zorunda kalırlar.
ve birini gittiği için suçlamadan önce buna nasıl sebep olmuş olabileceğinizi düşünün.*
devamını gör...

sevgiliye alınabilecek hediyeler

denenmiş ve mutlu olunduğuna dair onay almış fikirlerimi paylaşıyorum erkek kişisilerine alınacak hediyelere yönelik;

-çocukluk fotoğraflarınızın birleştirilmiş çizimi: buna nasıl duygulandıklarını bence o anki mimiklerini görene kadar tahmin edemezsiniz.
-uzaktan kumandalı araba: bunu almak için yaşın bir önemi yok, emin olabilirsiniz.
-tuttuğu takımın gümüş bilekliği: bileklik takmasına sebep olan durum olur.
-lego araba: çocukluğuna dönüyorlar.
-kullanışlı bir cüzdan veya kartlık: hediye alınmadığı sürece erkeklerin cüzdan değiştirmediği teorisine katılıyorum.
-pijama takımı: belki komik gelebilir ama ayıcıklı ya da kuzulu bir pijamayı ancak siz aldığınızda giyiyorlar. ve erkeklerde genelde pijama takımı kültürü olmuyor.
-var ise arabası için dikiz aynası süsü: areondan falan bahsetmiyorum. anlamlı tatlış bir süs.
-onun için ördüğünüz atkı/bere/battaniye: düşünülerek uğraşılmış bir şeye verilen değer..
-adına yapılmış tsk ya da mehmetçik vakfı bağışı: yoruma gerek yok diye düşünüyorum.
-adına yapılmış yemek/ekmek bağışı: yoruma gerek yok diye düşünüyorum2.
-çorap: bu biraz basit kaçıyor olabilir ama herhangi bir hediyenin yanına ekleyebilirsiniz. yemeğe atılan karabiber gibi etkisi var.*
-pikap/plak:* unutulmayacak ve zamansız bir hediye, aklımın bir köşesinde hep bulunuyor.(henüz şahsen almadım ama bir yazarımızın görüşünden onaylanmıştır.)
-nfc telefon kılıfı:* bu da güzel bir hediye kastımca. ben dolandırılma ihtimalime rağmen almıştım. üzerindeki görsel değiştirilebildiği için zamansız bir hediye yine.

şimdilik aklıma bir çırpıda bunlar geldi. ekleme yapabilirim belki sonrasında.

şunu da söylemek istiyorum; erkekler belki birçok noktada tövbe haşa estağfurullah ama kadınlardan çok daha duygusal olabilirler. lakin biz kadınlar daha hassas davranabilme ve bunu bazı durumlarda belli edebilme lüksüne zaman zaman sahip olsak da maalesef ki erkeklerde bu esnekliğin dörtte biri dâhi olmuyor.
bastırılan duygular ve yaşanmamış çocukluk erkekler için çok fazla yansıtılabilecek bir durum olmuyor. o yüzden sevdiğiniz kişinin içindeki minnoş lidıl* oğlana erişebildiğinizde bambaşka bir iletişim dünyasının kapısını aralarsınız.

dilerim ki yardımcı olabilmişimdir.
devamını gör...

sevgilinin doğru kişi olduğunun anlaşıldığı an

ilk an mıydı bilmiyorum ama benim için güzel bir andı.

benim yönlendirmemle piknik alanı gibi bir yere gideceğiz sanarken yanlışlıkla organize sanayi bölgesine gitmiştik. piknik alanı sanayiden geçince ilerdeymiş..
moovite güvenip yola çıkmıştık 2 vesait gösteriyordu ilk otobüsten şak diye sanayide indik. sonraki otobüs için görünen otobüs durağı yol çalışması sebebiyle iptal edilmiş, diğer durak 30 dk yürüme mesafesinde ve güneş alnımızda salsa yapıyor..
ben alışmışım tabi benim yüzümden olmamasına rağmen olayların suçlusu gibi görülmekten, gözünün içine içine bakıyorum ki biraz kızsın ve kendimi savunayım.

bacaklarımız ağrıdı yürümekten. yürüyorken de ara ara bakıyorum ki bezmiş bir ifade göreyim de "ben bilmiyordum ki böyle olacağını, yeterince araştırmamışım" diyeyim, tetikteyim.
adamda tık yok pamuk gibi bakıyor yine.
diyorum işte "benim yüzümden de yürüyoruz bir sürü, yeşillik görelim derken fabrika görüyoruz"
"termosta soğuk suyumuz var sıkıntı yok" diyor.
tatlı almıştık oturup yiyeceğiz diye "tatlı da eridi hep, trileçe eski süt formuna dönücek şimdi" diyorum
"kaseden çorba içer gibi dikeriz kafaya" diyor.

canla başla gittik yine biz oraya. o kadar yürümüşken bari görelim dedik. gittiğimiz yer de o kadar meşakkate değecek bir yer değildi paşa paşa da aynı yolu geri yürüdük bindik otobüse döndük. hatta dönerken köpekler kovaladı bizi biraz.*
gün sonunda ben içten içe suçluluk hissediyorum kendi kendime tabi. bütün günü mahvettim diye düşünüyorum.
ama benim balım; "bugün için teşekkür ederim, maceralı ve güzel bir gündü. ilerde bebelerimize anneniz beni organize sanayilere kaçırdı diye anlatcam sen de inkar edemiceksin" dedi, muzip bir şekilde.
bunu söylerken de gözünün içindeki samimiyeti oldukça hissettim.

o günden sonra da kendimi hiç kötü ve suçlu hissetmedim, herhangi bir şeyden dolayı. buna hiç müsaade etmedi.
belki ufak ve önemsiz bir şey gibi görünebilir ama biraz da böyle ufak şeyler önemlidir bana göre..
devamını gör...

şu an fark edilen bir şey

ankara'nın grisini yeşillendirecek kadar güzel olan gözleriyle bana her bakışında aslında beni değil de içimdeki küçük bebeyi gördüğünü fark ettim bugün.

alelâde bir eylemi yaparken bile beni nasıl dikkatle ve sevgiyle izlediğini,
hiçbir hareketimi, hiçbir şımarıklığımı, çocuksu davranışlarımı yadırgamadığını,
sevmediğim ne varsa ben dile dâhi getirmeden onlardan uzak olduğunu,
birçok sıkıntıyı bana ulaşmadan sessizce çözdüğünü,
üzülme ihtimalimin olduğu her durumu göğsünde yumuşatıp öyle yansıttığını,
iyi olmamı ne kadar önemsediğini ve bunun sürekliliğini saklamak için nasıl uğraştığını,
her gördüğü ufak bebeği gözlerinin içi parlayarak izlediğini fark ettim bugün.

değerimin bir an bile eksilmediğini fark ettim bugün. sevgi görmek için çırpınmam gerekmediğini, hayatımdaki adamın beni hep sevgiyle kucakladığını fark ettim bugün. hatta sadece benim değil etrafımdaki insanların da bunun farkında olduğunu gördüm.

ben mutlu olayım diye gözümün içine baktığını, en ufak gülümsememe içinin eridiğini fark ettim bugün.

çektiğim cefaların bana böylesi güzel bir sefayla karşılık verdiğini fark ettim bugün. "çok güzel seviyor seni, bakışlarından belli" cümlesinin insana nasıl kuş gibi hissettirdiğini fark ettim bugün.

ben ne kadar daha yaşarım ya da kader bizim için ne yazdı bilmiyorum ama bana sevilmenin bu güzel hissini tattırdığın için sana her ne olursa olsun hep minnettar olacağım. hayatımda olmanı sağlayan hangi sevabım, aldığım hangi hayır duasının sonucusun bilmiyorum ama iyi ki varsın. ve bu varlığın dâim olsun diye ömrümü verebilirim.
devamını gör...

yazarların kendi ile gurur duyduğu anlar

birinin gülümsemesine sebep olunca kendimi fazlasıyla işe yarar ve yeterli hissediyorum. ulan diyorum kendi kendime, güzel şeylere sebep oluyorsun kızım!
devamını gör...

gereksiz pozitiflik

selam sevgili yazarlar bundan 10 ay önce etrafa gereksiz pozitiflik saçmışım. bugün tekrar bunu yapmak istiyorum ama sanırım bu kadar neşe saçmayacağım.

günleriniz nasıl geçiyor bilmiyorum, neler yaşıyorsunuz ne badireler atlatıyorsunuz inanın hiçbir fikrim yok ve olamaz da, biliyorum..

amma velakin hepimizin hissettiği bazı ortak hisler var. hüzün gibi. hüzün herkese aynı şekilde çöker. nasılı nedeni farklıdır belki ama bir anda tüm bedenimizi kaplaması aynıdır. hepimizin bunu yansıtma şekli farklıdır ama hüzün aynıdır.

biliyorum ki o hüzün anında hiçbir şey gelmiyor içinizden, yine de kalkmak ve devam etmek zorunda kalıyorsunuz hayatınıza. bazılarımız hiçbir sorun yok gibi gülüp eğleniyor görünür etrafına, bazılarımız ise "neden daldın öyle, bir şey mi oldu?" sorusunu duyar çokça.

hisleri yaşayış ve yansıtış biçimimiz farklı olsa da kalbimizde barınma şekilleri aynıdır. yaşantımız ve duygu dünyamız bu hislerin şiddetini değiştirir daha çok.

sevgili yazarlar, hanginiz ne durumda bu yazıyı okuyacaksınız bilmiyorum ya da okuyacak mısınız onu da bilmiyorum ama yalnız hissetmenizi istemiyorum.

öyle anlar oluyor ki boğuluyorsunuz. bir el sanki boğazınızı bir yere kadar sıkıyor. ne daha fazlasını sıkıp nefesinizi kesiyor ne de gevşetip çekiveriyor o eli boynunuzdan.. öylece bekliyor gibi. ne rahat nefes alıyorsunuz ne de nefesinizin daha fazla kesilmeyeceği rahatlığına erişebiliyorsunuz..

bu zamanlarda insan kendini küçücük hissediyor. toz tanesi kadar. sanki dünya üzerinde kimse onun gibi değil, kimse onu anlamazmış gibi hissediyor. ama öyle değil. sizi anlayan/anlayacak birileri hep vardır. sadece ya siz onlara henüz ulaşamamışsınızdır ya da onlar size..

hüzün durumlarında değersiz hissetmeye çok müsaittir insan. kendini olduğundan aşağı görmeye, kendi içinde başkalarını yüceltip kendini küçültmeye.. en büyük yanlışlarımız bunlardır.

bugün biraz üstünkörü sorguladım hayatı. ellerimi inceledim mesela. var olmalarının aslında ne kadar önemli ve gerekli olduğunu düşündüm.
çok yürüdüğüm için ağrıyan ayaklarımı düşündüm. ne kadar önemli aslında ağrıması. çektiğim o acı ne kadar değerli.

kulaklığım takıldı çantama ve birden çıktı kulağımdan. şarkı aniden kesildi. geri taktığımda devam edebildim şarkıyı dinlemeye. ne kadar büyük bir lütuf duymak..

zor bir zamandan geçiyor olabiliriz, mental olarak ya da maddi olarak veyahut her ikisi de olabilir. ama bunun altından kalkabilecek kişileriz. her zaman güçlü davranmamız da gerekmiyor. her zaman güçlü olmamız da.

ağlayarak, bağırarak, dağıtarak da atlatabiliriz bazı şeyleri. birilerinin kırılmasını kendimizden fazla umursamadan da ilerleyebiliriz bazı anları. önce ben diyebiliriz biz de. insanlar bunu bencilce yapabiliyorken, biz nezaket içinde dahi yapabiliriz bunu.

kendimizi, gücümüzü küçük görmemeliyiz. kendimizi tek görmemeliyiz. birileri için anne/baba, kardeş, abla/abi, dost, kuzen, arkadaş, hala/dayı/teyze, komşu ve daha nice sıfatlardayız. her biri için farklı şeyler ifade ediyoruz. anlamlara sahibiz. öylesine değiliz.

önemliyiz. bunu hissetmeli ve hissettirmeliyiz. her yeni güne, tertemiz düşünceler yüklemeliyiz. kötü düşünceleri ve olumsuz enerjileri hayatımıza çekmeyi bırakmalıyız. düşüncelerimizin berraklığından başlamalıyız huzur için adım atmaya.

nefes almalıyız mesela. alışkanlıktan değil. doya doya ve derin nefesler almalıyız. bu hayattan zevk almamızı sağlayacak, harika nefesler almalıyız.

ve kendimize inanmalıyız sayın yazarlar. bazı şeyler hakkında konuşmak benim haddime değil ya da bazı yerlerde ne yaşım ne de yaşantım yeter akıl vermeye.. ama hissedebiliyorum, bazılarınızın neler yaşadığını nelerle mücadele etmeye çalıştığını ve nasıl karamsarlıklara kapıldığını hissedebiliyorum.

bundan 10 ay önceki tanımımda hiç kimseyi tanımıyordum ve tanışacağımı da düşünmüyordum. şu an ise çok olmasa da harika insanlarla sohbet etme şansım oldu. cümlelerinde kendi düşüncelerime rastladığım yazarlarla karşılaştım. ortak hislerde buluştuklarım oldu. birinizin bile hayatında en ufak bir etkim olduysa benim için başarıdır bu.

sizden ricam gülümsemeyi hayatınızdan eksik etmeyin. kimseden gülümsemenizi esirgemeyin. sokakta gördüğünüz alelâde bir köpek/kedi dahi muhtaç sizin o gülümsemenize.

dünyamız için uğraşan ve her sabah kalkıp sokakları temizleyen "çöpçü" dediğimiz o abilere/ablalara kolay gelsin demeyi çok görmeyin.

teşekkür etmekten çekinmeyin ama aynı oranda da abartmayın. teşekkürünüzün kıymetini yitirmeyin.

kalbinizin size en ağır geldiği dönemlerde dahi ferahlayacağınız o yakın anı hayâl edin. hiçbir şey sizden önemli ve değerli değil.

eğer cümlelerimle sizi sıktıysam hoşgörünüze sığınıyorum. düşüncelerinize, hislerinize değmeyen bir yazıyı okumuş bulunduysanız da vaktinizi çaldığım için affola.

sizleri seviyorum. ve kocaman sarılmalar yolluyorum. *
devamını gör...

gelecekte evleneceğimiz kişiye söylenecekler

seni bulana kadar çok kişiyi sen sanıp hareket ettim. fazla güvendim, fazlaca güvenim kırıldı.
dümdüz pürüzsüz yollardan değil sürekli kendi etrafında dönen, çukurlu, çamurlu ve leş gibi yollardan geçip geldim sana.
doğru yol ayrımını bulana kadar yaşımı 45 edip durdum.

karşında genç görünmek için hep en güzel gülüşlerime çalıştım. nasıl gülümserim nasıl neşeli dururum diye düşünürüp durdum.
çok defa düştüm dizlerimin üstüne ama ağlamam acıdan olmadı hiç. düştüğüm için kızdım kendime. kızdığım için ağladım.

sinirle dolup taştım her seferinde.
yollar hiç sana çıkmayacakmış gibi uzanıyordu ve ben seni hiç bulamayacakmışım gibi düşünmeye başlamıştım artık.

hayatıma aldığım insanlara sensin gibi baktım. evleneceğim insan diye baktım. hiçbiri bana senin verebileceğin sevgiyi vermedi.

benim baktığım gibi bakmadı bana. samimi bakmadı. istediğim gibi sevilmedim hiç.
konumumu sevdiler, bedenimi sevdiler, etrafa yaydığım düzgün izlenimi sevdiler, saflığımı sevdiler ama kullandılar, beni hiç sevmediler..

beklediğim sevgiyi bulamadım hiç. benim sevdiğim gibi sevsin biri beni artık diye düşüne düşüne yordum kendimi.
kendimden çok taviz verdim. çizgilerimi aştım. sevgi anlayışımı değiştirmeye çalıştım.

ince düşünmemeye, hassas davranmamaya çalıştım. beceremedim..
kendim gibi olmayı bırakmaya çalıştım, beceremedim.
seni bulmayı beklemeyi bırakmak istedim, beceremedim.

hatalarımın hiçbirini yapmamış olmayı dilerdim ama seni bana getiren onlardı belki de.
sen, gelecekte evleneceğim kişi olmak zorundasın. çünkü son çıkmazsın. son şanssın.
kafasını göğsüme koyup huzur bulduğum tek insansın.

gözlerine baktığımda ruhumun en ücra köşelerine kadar ulaşabilen tek insansın. bu şeffaflığın korkutmadığı tek insansın.

aynaya bakıyormuşum gibi hissettiriyorsun bana. kendi saflığımı, kendi aptallıklarımdan gelen olgunlaşmayı, kendi hayallerimi görüyorum sende.

hayatımın bir köşesinde olduğunu bile bilmeden, varlığını onca yıl nasıl sürdürdün ve bizim yolumuz nasıl bu denli uyumla kesişti inan hiç bilmiyorum. sadece varlığının güzelliğini biliyorum. sen, hiç eksik olma.

iyi ki geldin. hep burda kal ruhumun dengi.
devamını gör...

ölüm

bazen uzun uzun ölümü hayal ediyorum. bazen kurguluyorum. kafamın içinde kendimi öldürüyorum. intihar(lar) ediyorum. insanları katlediyorum. bazılarını beş parçaya ayırıyorum, bazılarını parçalara ayırmaya bile değmiyor. hayâl kurma yetimi kaybetmiş olmama rağmen öyle güzel düşlüyorum ki ölümü, ürküyorum.

kendi ölümüm gözümü korkutmuyor, aksine garip bir heyecan kaplıyor içimi. merak ediyorum. neler olacak? bir şeyler karaladığım defterimi okuyan olacak mı? kumbaramı ne yapacaklar? sosyal medya hesaplarımı nasıl kapatabilirler? terliklerim ne kadar sürede çürür? bedenim ne kadar zaman sonra yok olur?

bir de şey.. arkamdan çok üzülürler mi?
acaba ne zaman unutulurum.. ne zaman silinir adım bu dünyadan tamamen? beni tanıyan insanların hepsi öldüğünde hiç vâr olmamış giibi mi olacağım?

her konuda aşırı ince ve düşünceli olan ben, bu konuda bencil davranmak istiyorum. sevgili tanrım lütfen hiçbir sevdiğimin ölümünü gösterme bana. hepsinden önce al beni yanına. onlara bu acıyı yüklemek istemem bencilce biliyorum ama bir kere olsun sadece kendimi düşünerek diliyorum bunu. lütfen benden önce ölmesinler.

23.03.24 tarihli ekleme,
adımın silinmesi, hatırlanmama gibi kaygılarım artık yok. diğer tanımlarda da belirttiğim gibi, uzun yaşayacağımı hâlâ düşünmüyorum ve hâlâ sevdiğim tüm insanlardan önce ölmek istiyorum.

ve artık insanlara ölüm var hassasiyetiyle yaklaşmıyorum çünkü bu ölüm sadece bana yok. bunu öğreneli uzun zaman oldu.

hâlâ ara ara ölümü düşlüyorum. ben öldükten sonra insanların hayatlarını merak ediyorum. evet anılmak ya da hatırlanmak gibi kaygılarımı yitirdim ama yine de merak ediyorum.

hiç eksikliğim hissedilecek mi acaba? yokluğum acı verecek mi mesela insanlara? gülümsememi, bitmeyen o neşemi, enerjimi özleyen olacak mı?

beni sevmeyen insanlar ne diye anarlar beni acaba?
kimseye bir kötülüğüm de dokunmadı aslında. iyi insan olmak gibi dertlerim vardı benim. hep iyi gelmeye çalıştım herkese. kendime gelemedikçe size iyi gelmeye çalıştım. kendime yapamadıkça sizde buldum başarmayı.
fark edeniniz oldu mu acaba?

aslında hayatımın en sorunsuz ve huzurlu dönemlerini yaşıyorum şu anda. aktif bir sorunum yok. kalbimi, beynimi yoran hiçbir derdim yok.
buna rağmen çocukluk fotoğrafımı görünce gelen ağlama isteğimi bastırıyorum sürekli.

birçok şeyi affetim ama hiçbirini kabullenemedim. hiç kimseye öfkem yok ama affetme büyüklüğüne erişecek kadar da olgunlaşamadım.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının karalama defteri

kendimi ufacık hissediyorum. minnacık. böyle sanki küçülmüşüm küçülmüşüm o kadar küçük olmuşum ki rüzgar estiğinde insanları rahatsız eden o küçük polenler kadarım.

görülmüyorum, önemsenmiyorum sanki. öyle geçip gidiyorum önünüzden fark etmiyorsunuz bile. anlaşılmak istiyorum diye yanaşıyorum da sanki elinizle itiyormuşsunuz gibi.

sevdiğinizi söylüyorsunuz, neden hissetmiyorum? neden kendimi fazlalık hissediyorum. neden olmasam daha huzurlu olacakmışsınız gibi geliyor bana? neden insanlar beni tanıdıktan bir süre sonra önemsemiyor? neden sadece ben uğraşıyormuşum gibi geliyor bana?

bugün çok ağır hissediyorum bunu. yürümek istiyorum. yürürken ağlamak istiyorum. kalbimin tüm huzursuzluklarını yıkamak istiyorum. kendime ağır gelmemek istiyorum. sonsuz yürümek istiyorum. yürüdükçe her şeyi halledebilecekmişim gibi hissetmek istiyorum.

öyle yorulayım ki yürümekten ayaklarım acısın. ayaklarım acıdan sızlasın. kopartıp atmak isteyeyim ayaklarımı. öyle ağlamak istiyorum. vücudumdaki tüm suyu gözlerimden çıkartmak istiyorum.

huzurlu hissetmek istiyorum. önemsendiğimi kendi çabalarımla anlamak yerine ufak tavırlarla hissetmek istiyorum. bir şeyleri elde etmek için uğraşmak istemiyorum. bir şeyleri hissetmek için, yaşamak için bana bahşedilmesi için uğraşmak istemiyorum.

yoruldum öyle çok yoruldum ki yürümek istiyorum. hiç durmadan yürümek ve ağlamak istiyorum. ankara'nın altını üstüne getirmek istiyorum. insanlara bağırıp çağırmak istiyorum. ayaklarım parçalanırcasına yürümek istiyorum.

en güzeli de bundan kimsenin haberi bile olmayacak. hissetmeyecekler. anlamayacaklar. çünkü belli bile olmayacak. şimdi şu kaldırımın kenarından kalkıp anlamadan geldiğim o uzun yolu geri yürüyeceğim. dinlediğim şarkının sözlerine odaklanırken ne kadar hızlı yürüdüğümü de anlamayacağım.

şanslıysam eğer, belki yolda 1-2 damla gözyaşı akar. biraz olsun rahatlarım belki. sonra geçer. yürürüm, yürürüm. sonra hiçbir şey olmamış olur. hem zaten hiçbir şey olmadı ki? gülümserim. güzelce gülümserim.

hiçbir şey olmamış olur, yine sabah erkenden kalkarım. sıradan bir gün olur yine. belki gün içinde güldürürüm yine birilerini. ben de gülerim. insanların gülmesini izlerim. gülümsemelerini anlamlandırmaya çalışırım. çözmek için uğraşırım. kafamı buna yorarım. kendime çevirmem düşüncelerimi.

sonra,
sonra akşam bir film açarım. duygusal bir film. hep yaptığım gibi, filmi izlerken karakterlere empati yaparım. odaklanırım. belki ağlarım. ağlarsam iyi hissederim. hafiflerim.

acaba büyür müyüm? kendimi belli edecek kadar büyür müyüm? her neyse işte..

açmakta zorlanırım insanlara kalbimi, kırgınım.
devamını gör...

elzem

3 sene önce de dediğim gibi ismim olmasını istediğim bir isimdir. benim ismin olmadığı için kızımın olmasını istediğim isimdir
elzem kelimesini ilk duyduğumda "kızımın adı!" diye kendi kendime söz vermiştim(12 yaşındaydı)

şimdilerde yabuklum beyle diyaloğumuzun neredeyse yarısından çoğunu daha hiç ortada olmayan bebemiz oluşturuyor. örneğin:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birbirimizi motive etme şeklimiz elzeme bez parası kazanmak*

her neyse, bugün sana bir şeyler söylemeye geldim benim portakalda vitamin dahi olmayan güzel kızım. annen senin adını kendisi bile daha çok küçükken karar verdi. baban ise annenden haberi bile yokken aynı ismi düşünüyormuş senin için.
hatta annen ile baban sadece tanışan iki kişiyken elzem ismi için kavga etmişti. annen "ilk kızı olan koyar o zaman ismi" demişti. baban da "belli olmaz belki rekabete gerek kalmaz" demişti. şu an bu cümleyi yazarken mevzuyu yeni anladım canım kızım. baban kusursuz biçimde yürümüş annene.

ne zaman geleceksin hayatıma bilmiyorum ama sanki seni tanıyor gibiyim annesinin pembe yanaklısı. hayalimde azıcık bile gülünce yanakları al al olan, kumral, kıvırcık saçlı, minnacık burunlu, gözleri aynı babası gibi güzeller güzeli bir kız çocuğusun.

ve biliyor musun çok şanslısın. belki birçok insana saçma gelebilir ama oturduk cümbür cemaat seni bekliyoruz. aramızda maskot gibisin.
annenin arkadaşları(yani teyzelerin) annene kızarken bile seni kullanmaya başladı*
ve istikrarlı bir biçimde "evlen de elzemi sevcez yeter" diye zorbalanıyorum.

şanslısın derken, sana çok güzel bir baba seçtim. hatta belki de seni kıskanabileceğim kadar güzel. ne zaman bir kız çocuğu görse "elzemimiz bu bebeden de güzel olur bak" diyor.* sohbetlerimize seni de katıyor. herhangi bir mağazayı gezerken olmayan olaylar ihtimali üzerinden ebeveynlik yapıyoruz sana.
aramızda kalsın ama bir keresinde ikeada sallanan sandalyelerde veli toplantısında öğretmeninle senin hakkında konuşurken insanların garip bakışlarına maruz kalmıştık..

yani demem o ki, her şey vaktinde güzel elbette ama senin varlığının düşüncesi bile çok hoş. biriciğimiz olacaksın. eğer olur da ergenlik dönemindedir yahut sonraki süreçlerdedir kendini değersiz ve sevgisiz hissetme gibi bir duyguya kapılacak olursan sana bu yazıyı göstereceğim*, yokken bile bu kadar seviliyor ve önemseniyorken senin varlığını yok sayabilecek herhangi biri tarafından değersiz hissettirilmene asla müsaade etmem benim küçük tosbam.

zamanında ve sağlıkla gel elzemim. biz seni annen baban değil yaşları biraz büyük kaçmış oyun arkadaşların olarak da bekliyoruz.
devamını gör...

gereksiz pozitiflik

canlarım ciğerlerim sizi belki hayatımda hiç görmeyeceğim ama hepinize bir şeyler söylemek istiyorum.
hepimizin farklı hayatları bambaşka acıları var, hepimiz bir sürü zorluk çektik meşakkatli yollardan geçtik.
demek istemiyorum ki herkes acı şeyler yaşadı geçim sıkıntısı çekti diye. ayırt etmeksizin herkesin kendine göre dertleri olduğunu ve kendine göre derman aradığını biliyorum. insan bilmediği acıya merhem olamaz. görmediği dertten sorumlu tutulmaz. ve herkesin sorunu kendine büyüktür, acı yarıştırılmaz.

bütün insanların değerli olduğunu düşünen kendine polyanna biriyim bu yüzden hepinizin çok çok değerli olduğunu bir kere daha söylemek istiyorum. sen, her kim isen çok değerlisin. ailen için çok değerlisin. arkadaşların için, sahiplendiğin hayvan için, selam verdiğin bakkal için, gülümsediğin rastgele bir çocuk için. kayıplarına rağmen ayakta kaldığın için kendine çok değerlisin.

umutsuzluğa kapılma lütfen, en yalnız hissettiğin anda bile kendin vardın. kendine küsme. kendini hor görme. her şey yoluna girdiğinde de batırdığında da yine sen senin yanındasın.

sen her kim isen iyi bir şeyler yapıyorsan, kimseyi kırmamak için özen gösteriyorsan, birileri için çabalamaktan ve iyi olmaktan gocunmuyorsan seni seviyorum. iyi ki varsın. her günün aydın ve her gecen güzel huzur dolu rüyalarla olsun.

t:yazarların gereksiz pozitif olduğu durumları yazacakları, bu durumun neler olduğu hakkınds fikirlerini belirteceği başlıktır.
devamını gör...

diyelim ki o bunu okuyor

ben çok düşünen ve kafasının içindeki sesler bir türlü susmayan biriyim, biliyorsun. bir şeyler yaparken hep şarkı dinlerim, kendi kendime konuşurum ki kafamın içini duymayayım.

nerede ve kiminle olduğu fark etmeksizin, çok mutlu bir an yaşıyor olsam dâhi o sesler hep var. ruhum hep bir yerlerden yaralıdır benim. ne kadar görmezden gelirsem geleyim o neşem sadece dışımda var. içimde koca bir karanlığım.

sadece senin yanındayken susuyor tüm sesler biliyor musun? kulağıma bir deniz kabuğu koymuşum sanki, kafamın içi deniz kıyısı gibi oluyor. sadece dalga sesi. hafif tuzlu koku. ılık bir hava. koca bir sakinlik.

renklerden seni çok benzettiğim gün batımı turuncusu ve gözlerinin o en güzel yeşili var. nerde ararsan ara bulamazsın içimdeki karayı. ne yana bakarsam bakayım her yerde senin renklerin..

o kadar değişik bir his ki bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
ne kadar huzursuzluk varsa uçuyor senin yanındayken. sanki hiçbir kötülük barınmıyor senin olduğun yerde. hiçbir şey canımı acıtmaz sanki sen varsın diye.

sana dokununca nefes alıyorum, sen varken huzur buluyorum. gözlerine baktıkça görüyorum, elini tuttukça yürüyebiliyorum. seni sevdikçe kendim oluyorum.

kafamın dağınıklığı toplanıyor bir anda. sadece yanımda olman birçok şeyi aşmama yetebiliyor. sana sarılmak vücudumun ilacı gibi. ne kadarını hissettirebiliyorum bilmiyorum ama ruhum çok evvelden aşina sanki sana.

sevginin bu nahifliğini ve bir çift gözde kendini böylesine güzel görebilmenin hissini bilmiyordum önceden. bu duyguların var olduğuna dair bir fikrim bile yoktu.

sevginin yakıp yıkmayan, incitmeyen bir şey olduğunu bile bilmiyordum.

sanıyordum ki vazgeçilen biriyim ben. vazgeçilmek için doğmuşum bu hayata ve ne yaparsam yapayım insanlar en sonunda hep vazgeçecekler benden.
sen geldin ve hiçbir kaygımı dile getirtmeden onları ortadan kaldırdın. neler olduğunu bile bilmiyordun halbuki.

elinle koymuş gibi sözünü dâhi geçirmeden kapattın tüm kötü şeylerin üstünü.

hiçbir günaydınından mahrum olmadım ve hiçbir gecemi kötü kılmadın. bunların hesabını tutmadın, şüphesini bile ekmedin kalbime.

şimdi diyorsan ki gel otur şu köşeye yüzyıl cefa çekeceğiz ki üç yıl sefa sürebilelim birlikte,
elin alevden olsa tutar yüreğin külden olsa yakarım. çünkü bilirim ki o yol ne kadar zor olursa olsun adımların bir an bile titremeyecek.

bu zamana kadar birçok sıfat edindim kendime, kendim olayım diye. yer bulabileyim diye. birilerinde izim olsun diye. sonra fark ettim ki ben uğraşmadan da olurmuş yerim.

dedim ya nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. bana verdiğin bu his benim yârenim.
ve, senin yârin olmak bu dünyada edinebildiğim en güzel sıfat.
devamını gör...

dm'den fingirdeşen yazarlar

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ununu eleyip eleğini de asmış, evli mutlu çocuklu olmaya 5 kala olarak şöyleli takılıyorum sözlükte.
varsa dedikodu dinlerim.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim