hazreti muhimmat yazar profili

hazreti muhimmat kapak fotoğrafı
hazreti muhimmat profil fotoğrafı
rozet
kafa izninde
karma: 169 tanım: 21 başlık: 3 takipçi: 2

son tanımları


the sopranos

tarihin en iyi dizilerinden. hayat kadar akıcı, ölüm kadar sakin işlenen bir dizi. senaristini tebrik etmek lazım çünkü diğer eseri (bkz: mad men)'dir.
devamını gör...

en sevilen dizi çifti

(bkz: christopher moltisanti)
(bkz: adriana la cerva)
(bkz: sopranos)
devamını gör...

zülfü livaneli'nin twitter’da paylaştığı yarı çıplak poz

umarım sözlükte hesabı yoktur, aman görmesin.

(bkz: nude atan yazarlar veritabanı)
devamını gör...

instagram fenomenlerinin deli para kazanması

hedef kitlenin eğitim durumunuzla, şahsiyetinizle, kişisel becerilerinizle ilgilenmemesi yüzündendir. hızlı tüketim ve online alışverişin olduğu devirde her daim kazandıracak uğraştır. çünkü neyi nasıl sattığınızın önemi var sadece. o yüzden sizin yerinize yarın başkası gelse işi bıraktığınız yerden devam ettirmekte kimse zorluk çekmez. sonuçta herkes kendine (bkz: donald drapper)
devamını gör...

türk sinemasının en sağlam beş filmi

(bkz: ahlat ağacı)
(bkz: kabadayı)
(bkz: kelebeğin rüyası)
(bkz: her şey çok güzel olacak)
komedi tadında da (bkz: yahşi batı)
devamını gör...

viski

hiçbir ritüelinin, hiçbir standart tüketim şeklinin olmaması gereken içki türüdür. kolayla, sodayla karıştırıp içmek; yanında fakir çerezi tüketmemek (oha), illa da çikolata veya badem yemek; yok içine bir damla 5° su damlatmak vs... kendinize saygınız yoksa da elinizdeki kadehe olsun. o zaten sizin kendinize olan saygınızı da geri kazandırır. sadece size keyif vermesi gereken bir içecekten bahsediyoruz. viski içmek asıl o zaman güzelleşir. sadece kendiniz için içtiğiniz zaman nasıl ve neyle tükettiğinizin önemi kalmaz. böylelikle viskiyi de metalaştırmamış olursunuz.
devamını gör...

elvis presley

siyah giyen adamlar'a göre (bkz: men in black) ölmeyip kendi gezegenine dönen uzaylıdır.
devamını gör...

sokak röportajlarında bilmiyorum kelimesinin kullanılmaması

kendilerine göre öğrenmemek değil bilmemek ayıptır. yarın gelsin wikipedia olarak başlasındır.
devamını gör...

türkiye’deki aşçılık okulları

türkiye ve dünyanın çoğu ülkesinde "le cordon bleu" olarak bilinen ahcılık okulu bu işin üst limit belirleyenidir. özyeğin üniversitesi ile işbirliği yaparak istanbul'da aktif olarak farklı zaman aralıklarında eğitim veriyorlar. geçen yıl mail yoluyla istediğim fiyat listesinde 150k fiyatları gördükten sonra dolandırıcı olmaya karar vermiştim.

alternartiflerden bir diğeri de msa. istanbul ve izmir arasında fiyat farkları var. uygulamada aynı temeli öğretseler de ustanız farklı kişiler olacağından nihai eğitim sonucu için bir şey diyemem. lakin yurt içinde hizmet ve gıda sektörü içerisinde yeterince bilinirliği vardır.

diğer seçenek ise bu kurslardan mezun olsanız da mutfaktaki kariyerinize çıraklık kademesinde başlayacağınız için msa, cordon vs eğitimi almak yerine 2 yıllık mutfak işletmeciliği (buna benzer bir bölüm adı ?) veya gastronomi gibi ön lisans veya lisans alanlarına yönelmeniz ve eğitim süresi boyunca bi-fiil çalışmanızdır. " ama öyle de kendime vakit ayıramam ki." diyecek olursanız; welcome to kitchen. sorun bakalım hangi iyi mutfakçı günde 10 saatten az çalışıyormuş.
devamını gör...

üniversitedeki kadınların yüzde 70’i başörtülü değilse orada özgürlük yoktur

yıldıran açıklamalardır. sürekli mağdur oluyorlar ve sürekli haklı bulunuyorlar. inanılmaz. sonunda yavaştan ben de türban uygulayacağım kendimde.

not: erkeğim.
devamını gör...

sürekli şikayet eden insan

eleştirel anlamda yapılırsa, yani sonucunda bir yere varılırsa ve çıkarımlarda bulunulursa faydalıdır. tabii bunu önce kendi içinde yapmalı insan. aksi halde sizi görenler kafa sözlükte (bkz: sürekli şikayet eden insan) diye başlığınızı açarlar.
devamını gör...

kışın güneş gözlüğü takan tip

kendine saygısı olan insanın mevsim gözetmeksizin yapacağı iş. gözleri uv ışınlarından korur, göz hassaslığı olanı aşırı rahat ettirir. şahsen bulutlu havada bile gözlerini açamayan ben gibi insanlar için aksesuar değil ihtiyaçtır.
devamını gör...

mesir macunu

alkolsüz jagermeister. tabii katı hali.
devamını gör...

birden fazla kitabı beraber okumak

alfred adler okurken bırakın birden fazla kitabı, elinizdekini üçe beşe nasıl bölebileceğinizi düşündürten dert.
devamını gör...

normal sözlük'ün gelişmesi için tavsiyeler

akış, gündem, online, bildirimler, mesajlar ve uçak simgesinin olduğu barı tıklandığı zaman sayfanın sağ üstünden aşağıya doğru açılır-kapanır hale getirmek olabilir belki de.
devamını gör...

70’lik yeni rakıdaki vergi oranı

virüs zamanları günübirlik kktc'ye gidip gelerek kolaylıkla üstesinden gelinebilecek vergi oranı. iki hafta önce erülkü market'te 100 cl. yeni rakı fiyatı 81 tl'ydi.

türkiye'ye dönüşte gümrük kontrol memurlarının %90 oranda savsaklamasıyla getirebildiği kadar getiren bir dünya insan biliyorum.

kıbrıs için konuşacak olursak en ucuza bulabilecrğiniz şişe alkollü içecekler jack daniels, chivas, yeni rakı, jameson, jb, gordon's dry gin, deau cognac, belvedere...

şimdi hendrick's, royal salute, xo falan yazarım ama zaman zaman macrocenter'da güzel indirimler sebebiyle böyle kaliteli alkollü içeceklerde iyi fırsat yakalayabilirsiniz. evde üretip kör olma riskini göze alıyorsanız sizin bileceğiniz iş tabii.
devamını gör...

two and a half men

başrollerinde charlie sheen, jon cryer ve angus jones'un rol aldığı, 2003 çıkış tarihli american sit-com'u.

ülkemizde himym kadar popülaritesi olmasa da en az onun kadar eğlenceli bir dizi -idi.

zengin ve başınabuyruk bir besteci olan charlie bir gün kardeşinden telefon alır. kardeşi charlie'ye eşi tarafından evden atıldığını ve kısa bir süre için kalacak yere ihtiyacı olduğunu anlatır. charlie kabul eder. 9 sezon göz kırpmadan izlenir. charlie sheen diziden ayrıldıktan sonra izleyici kitlesinin bir kısmını kaybetse de yerine ashton kutcher'ın da getirdiği izleyici kitlesini koyarak yoluna devam eden dizi 2015 yılında final yaparak bizlere veda eder.

- it's always better to say "sorry" afterwards than to ask permission before.
charlie harper
devamını gör...

kaz tüyü mont

üşümemek için yemin ettiğim üç yıl önceki kıştan bana kalan hediye. öyle titremiştim ki geriye sadece titreten bir kurukafa ve omurilikten ibaret kaldığımı sanmıştım. ertesi gün güç bela dünyanın parasını verip kaz tüyü mont aldığımda anlamıştım, yeminin dönüşü olmaz diye. belki bir ay param olmayacaktı ama asla üşümeyecektim. zira üşümemiştim de. çünkü param olmadığı için hiç dışarıya çıkamamıştım, lol.
devamını gör...

ortaokullarda seçmeli satranç dersinin okutulmasına karar verilmesi

günü +%0.3 moralle kapatmama vesile olmuş gelişme.

kararı irdelediğimizde karşımıza neler çıkıyor peki ?

- seçmeli ders mi yoksa "zorunlu seçmeli ders" mi
biliyorsunuz ki ilkokul seviyesinde seçmeli derslerin çoğu okyl yönetimi ve öğretmenler tarafından pek de önemli görülmüyor. eğer satranç da o kategoride değerlendirilecekse boşuna kimsenin vaktini çalmasınlar, beden eğitiminin saatini artırsınlar en azından çocuklar deşarj olsun.

- havuzdaji diğer seçmeli dersler neler, neye göre seçilecek ?
diğer seçmeli dersler arapça, uygarlık tarihi, tiyatro, a dersi, b dersi, satranç (çok kötü salladım, neyse) diyelim. %95 oranında a dersi seçildiyse bir veya birkaç çocuğun satranç istemesi karşılık görecek mi ? cevabı baştan verelim, çok büyük ihtimalle hayır. bunun olabilmesi için öğretmen başına daha az sayıda öğrencinin düşüyor olması lazım. yani azınlıkta kalan öğrenciler için de mevcut öğretmenlerden mevcut derslere görevlendirmeler yapılması lazım. bir sınıfta ortalama 50 öğrencinin ve bazen sayıyla bir ama vasıfla yarım bile olamayan öğretmenlerin bir arada yuvarlanıp gittiğini biliyoruz. kendimizi kandırmayalım. geçiyoruz.

- öğretmenlerin satranç öğretebilecek kadar teknik altyapısı var mı ?
uzun sürelerini satrançla haşır neşir olarak geçirmiş insanlar bilirler ki bu iş anam babam usulü öğretilecek, fayda gösterecek bir iş değil. yani oğlumuzu sanayiye verelim de 15 sene sonra bmw servisi açsın hesabı değil. bir aylık süreçte hangi öğretmene, hangi seviyede, hangi efektiflikte satranç öğretilebilir ? öğretmenlere öğretme aşaması da şu an okullardaki yoğunluk ve öğrenci/öğretmen oranına benzer şekilde mi gerçekleşecek ? eğer öyle olacaksa bunu da geçiyoruz.

- neye göre not verilecek ?
satrancın felsefesini öğretebilmek asıl olayken sonsuz hamle ihtimali olan bir uygulamada hangi hamlenin değeri yüz puanlık değerlendirme sisteminde ne olacak ? geçiyoruz.

yani kağıt üstünde çok güzel ama yeterince düşünülmeden uygulamaya geçilirse iki binli yıllar ve sonrası rehberlik dersinin akıbetini paylaşabilir. "nasıl olsa karnede tam not alırız yazalım gitsin ehehe." denilmemesi gereken bir olay çünkü satranç. evet yüz çocuğun yüzünü de kasparov yapamazsınız ama o çocuklardan en az yirmi tanesine hayatta her seçimin bir sonucunun olduğunu ve bazı sonuçların geri dönüşünün olmadığını; bir olayı sonuna kadar sabırla beklemeyi ve bazen mükafatını almayı; karşıdaki insana saygı göstermeyi; fikir paylaşımını aşılamayı da en iyi satrançla aşılayabilirsiniz. şu an bunları kim biliyor da kime öğretecek ? satrancın kendisini öğrenip öğretmeden önce bunları öğrenip öğretmeliyiz hepimiz. yani iş okuldan önce ailede.
devamını gör...

albert camus

yaklaşık 2 yıl önce arkadaşım tarafından okumamın telkin edildiği, elimdeki kitapları bitirene kadar yönelmediğim; yaklaşık bir buçuk yıl kadar önce birkaç eserini almak için d&r'a girdiğimde zeminden tavana kadar tüm raflara kendisinin eserlerinin dizildiğini görmemle yıkıldığım mükemmel ötesi yazar.

bende pis bir huy var, bir unsur ne kadar güzel olursa olsun eğer ben onunla işimi bitirmeden popülerleşirse ona olan tüm ilgimi 3 mikrosaniye içerisinde kaybedebiliyorum. işte tam da böyle olmak üzereyken nasıl gaza geldiğimi anlayamadım ve "ulen bari bundan vazgeçme." diyerek düşüş, yabancı ve sisifos söylemi adlı eserlerini alıp çıktım.

sonra allah belamı verdi. böyle yazılmaz. yazmakta da sıkıntı yok aslında, öyle düşünüş şekli olamaz.

özellikle düşüş için konuşacak olursam; eğer moraliniz bozuksa kesinlikle okumayın arkadaşlar. defolun gidin en hızlı şekilde moralinizi düzeltin, sonra da gelin nefes nefese düşüş'ü okuyun. eğer naifseniz ve içinde olduğunuz topluma kırgınsanız; daha da kötüsü kendinize ve başkalarına karşı öfkeliyseniz önce bu negatif durumları minimuma indirin, sonra okuyun. aksi taktirde elinizde galaksiyi patlatma düğmesi olsa kitabı bitirir bitirmez seri bir şekilde o düğmeye abanırsınız. ha bu demek değil ki kitap içinizdeki veya dışınıza yansımış öfkenizi üçe beşe katlayacak; tam tersine öyle bir farkındalık katacak ki önceki o negatif hislerinizi beş ile çarpıp sizi pasif agresif bir insana dönüştürecek.

düşüş monolog olarak kaleme alınmış. alışkın olmayanlar için ilk birkaç sayfada biraz garip gelse de çok kısa süre sonra akıcılığına kaptıran bir yapısı var. ne olur ne olmaz, kalem alın yanınıza ve altını çize çize okuyun. eserin daha sonra aklınızdan çıkmayacak bölümleri olacak ve dönüp bulması kolay olsun.

yabancı adlı eseri okurken ise kendimi bana çok yakın, samimi ve paralel düşünen birinin hayatının bir kısmına şahitlik ediyor ama onunla asla iletişime geçemiyormuş gibi hissettim.

oturup sabaha kadar yazılabilir bu iki eser hakkında. belki kitap satın almadan önce internetten araştırma gibi bir alışkanlığınız vardır diye söylüyorum, albert camus için bu alışkanlığı unutun. ülkenin çoğu (eleştirmen edasıyla sağda solda yazan müsvetteciler de dahil) okuduğunu anlayamakta zorluk çeken ve kendini ifade edemeyen acizlerden oluşuyor. o yüzden kimseye güvenmeyin. gidin alın, zaten ucuz eserler şu an için. tertemiz kafayla okuyun.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim