erkekler olarak psikolojimizi bozup bozup sonra da eleştiri yapamazsınız, kendinize gelin. asabımı bozuyorsunuz delleniyorum ben. bir soğuk bir sıcak, bir gelli bir gitli davranıyorsunuz sonra da iyiymiş gibi davranmamızı bekliyorsunuz. kesin sesinizi oturun aşağı haddinizi bilin. gidin tedavi olun önce. bir de başlığını açmış, haspama bak sen.
biri gelip beni beşevler'e bırakabilir mi? "imdat" diye diye bağırıp ağlamama çok az kaldı. ankara'nın yollarından nefret ediyorum. hayır, sen ankara'sın kendine gel. istanbul istanbul havalar... nedir yani? ne alaka? imdat ya. cidden imdat. gidip küçük şehirde yaşayıp kurtulacaktım bu dertten, a benim dertli başım.
sevmiyordur, hoşlanmıyordur, ilgilenmiyordur, sandığınız kadar umrunda değilsinizdir. evet, üzücü bir durum ama vaziyet bu. adımı sizden de bekliyor olabilir tabii.
ihsan fazlıoğlu'nun kişinin kendini imhası olarak tanımladığı insani eylem.
hayatınızın bir anlamı kalmadığında, bütün renkler siyaha yakın göründüğünde ve gülmekle ağlamak arasında ince bir çizgi kaldığında hayat önünüze iki seçenek sunar; ya imha edeceksin ya da çözeceksin. çözülecek olan ne? o da size kalmış. intihar da bence kişinin elinde. benim o kadar cesaretim yok da diyelim cesaret ettiniz "ölüme cesaret edebiliyorsam yaşamaya hayli hayli ederim," deyin ve yolunuza bakın. saygılar.
iran'da kadın olacaksam hayır, israil bir tık daha mantıklı ama iran'da erkek olacaksam neden olmasın? güç bende, iktidar bende, silah bende. israil'de de asker olmak. tadından yenmezdi.
biri hataylı biri adanalı olmak üzere 2 oda arkadaşım var. hataylı olan tam çatlak, adanalı onun tam tersi. ona göre daha sakin ama sorsanız favorin hangisi diye tabii ki çatlak olan derim. çin dramaları izleyip dizide olan her mantık hatasına yurdu ayağa kaldırıyor. o kadın o adamı neden 25* yıl bekledi? günlerdir buna cevap arıyoruz.
adanalı olan şahsi chat-gpt'im. onunla aynı motivation mode'unda çalışıyor. tek farkı biri su tüketmiyor. * dışarıdan yurda gelince kendimi yurda değil de eve gelmişim hissediyorum. allah razı olsun beni evlat edindikleri günden gerçekten.
üzgün edit: eve çıkarsam evimi burada bırakacağım*, üzücü.
yine bir paulo coelho eseri. çalıntı/toplama gibi yorumlar da yapılmıştır hakkında fakat çalıntı olduğu ispatlanmadığı için bu konuda yorum yapmayacağım.
eser hayat üzerine felsefi semboller içerir ve insanın hayallerinin peşinden gitmesini öneren, yazım dili karmaşık bir kitaptır. anlaşılır bir kitap olduğunu söylemek için çok basit bir çevirinden okumak gerekir bana kalırsa. *can yayınları'nın çevirisiyle okumuştum ben ve kitaba ara verdiğim sırada ufak bir konu dağılımı yaşamıştım, karışmıştı. bu şekilde bakacak olursak diline değil anlatımına karışık dememiz gerekir.
santiago, gördüğü rüya üzerine mısır piramitlerine doğru bir yolculuğa çıkar ve yolculukta hayatın anlamını, "kendi hazinesini" bulmaya çalışır.
en basit şekilde konusu böyle. yazar, santiago'yu bir filozof/gezgin yerine koyar. yolculuğu boyunca karşılaştığı her şeyi felsefi olarak inceleyerek kitaba işler. yolculuk boyunca çeşitli zorluklarla karşılaşır. yalnız kalır, korkar, geri dönmek ve yolculuğundan vazgeçmek ister fakat "hazinesi" tüm bu yaşadıklarından daha kıymetlidir. coelho, kişisel menkıbe kelimesini çok kullanıyordu. bana kalırsa bu her insanın bir hayat amacı olduğunu, yaşadığı süre boyunca da amacını bulmak için çabalaması gerektiğini ifade ediyordu. başına ne gelirse gelsin yolundan dönmemeliydi.
o meşhur "bir şeyi gerçekten istediğinde bütün evren arzunun gerçekleşmesi için iş birliği yapar," alıntısı bu kitapta yer almaktadır. yazılanlara göre insan amacı uğruna çabaladıkça evren amacına ulaşmasına yardım eder. murphy kanunları falan halt etmiş yani, neyse. bir de simyacı karakterimiz var. o santiago'nun kendisi mi oldu yoksa ona yardım eden kişiyle mi sınırlı kaldı, o kısmı çok çözemedim ama burada da bilge bir kişi gölgesinde insanın içindeki bilgiyi bulacağını okuduk.
bence manevi olarak doyuran, çıtır çerez güzel bir kitaptı. paulo'nun diğer kitaplarını bırakıp simyacı'ya odaklanalım desem abartmış olmam herhalde. ben seviyorum açıkçası. tekrar okuyamayacak kadar doydum tek seferde. tavsiyedir, okuyun.
tanımam etmem, gitmiş gelmiş çok umrumda değil ama gelirken yanında bir imla ve yazım kuralları kitabı veya türkçe 101 kitabı getirse çok iyi olur. "af et" değildir hocam o, öyle olsa duramazsınız. "affet" olarak yazılır. ünlü-ünsüz türemesi falan. tabii işin erbabı olduğum için demiyorum bunu, çok bariz ve korkunç duran bir yazım hatası olduğu için söylüyorum.
günaydın sözlük, sana da günaydın adımla seslendi.
fişleme yapmam gerekiyordu, çok üşendim ve yattım ve uyudum. masada unutmuşum hocam, diyeceğim. olsun benden kıymetli değil herhalde. bir de 10.10'daki dersi 11.15'e çekmiş. deseydin kahvaltı yapardım hoca.* geçen hafta da dersten 2 saat önce iptal etmişti, uyanmıştım çoktan...
sözlük ve user'ları sallamasyon tanımlara aşina olduğu için biri düzgün veya dolu dolu yazınca batıyor. ya fake sanılıyor ya da oradan buradan çalıntı bilgi yapmış diyorlar. arkadaşlar, şaka mısınız? ne istediniz adamdan anlamadım ki. kimin fake'iyse fake'i, skynet'se skynet okuyun geçin yahu. herifin teki fake diye -ki zamanında kimlerin kimlerin fake'i vardı açtırmayın ağzımızı- sözlüğün düzeni mi bozulacak? ayrıca fake değil bile.
vallahi baydınız.
isyan editi: sanki her şey çok iyi de buydu tek derdimiz.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.