zlite yazar profili

zlite kapak fotoğrafı
zlite profil fotoğrafı
rozet
karma: 263 tanım: 10 başlık: 0 takipçi: 6

son tanımları


geceye bir şiir bırak

hayvanlarda ters giden
bir şey vardı:
kuyrukları fazla uzun
ve bir talihsizlikti kafaları.
sonra toplanmaya başladılar
yavaş yavaş
parçaları uydurarak birbirine,
hoş bir görünüm yaratmak için,
doğum lekeleri, zerafet, heybet.

ama kedi,
yalnızca kedi oldu tamamlanabilen,
gururluydu:
doğuştan her şeyi yerli yerindedir ne olsa,
kendinden hoşnut
ve tam olarak emindir ne istediğinden.

insan balık ya da kuş olmak ister,
kanatlarımız olsa der yılanlar,
köpekler müstakbel aslan,
mühendisler ozan olmaya can atar,
sinekler kırlangıçlara özenir,
inatla sinekler gibi davranır ozanlar.

ama kedi
kedi olmaktan başka bir şey istemez,
her kedi katıksız kedidir,
bıyıklarından kuyruğuna kadar,
altıncı duyudan kıvranan saçına kadar,
gece vaktinden, altın gözlerine kadar.
devamını gör...

ağaçsakal

yüzüklerin efendisi hikayesinde çok önemli bir rol oynayan, benim kalbimde de sıcak bir yer tutan kurgusal bir karakter. üstte de yazıldığı gibi orta dünya üzerinde yürüyen en eski varlık, bir ağaç gardiyanı.

saruman'ın taraf değiştirmesi ile kadim ve bilge ağaçların evi olan fangorn ormanı yoğun hasar almıştır ancak dünyadaki rolleri git gide sönükleşen bu ağaçlar durumun farkında değildir. merry ve pippin, en kadim ağaç olan ağaçsakal'a neler olduğunu gösterdiklerinde ağaçsakal birden sinirlenir; kesilen, yakılan ağaçlar için üzülür, kuvvetli ve tok sesiyle tüm ormana çağrıda bulunur.

çağrı ile tüm orman hareketlenecek, ağaçlar var olan son güçleri ile saruman'ın ağır sanayisi üzerine yürüyecek, ağaçsakal bunu türünün son yürüyüşü, kıyamete doğru son bir kez yürüyüş şeklinde betimleyecek, destansı bir müzik eşliğinde ısengard'ı hiç beklemediği anda vuracaklar, isengard'ın yarattığı doğa yıkımına çok sert bir müdahalede bulunacaklardır.

şu yangın günlerinde tekrardan hatırladım.
devamını gör...

feodalizm

tarihin fırınından çıkma bir olgudur.

burada bu fırın tabiri önemli, çünkü güncel literatürde geç antikçağ diye bir alan açıldı. bu alan üzerine çalışan araştırmacıların hatrı sayılır bir kısmı feodalizmin kökenlerinin roma'nın yaşadığı (bkz: üçüncü yüzyıl krizi) ile atıldığını söylüyorlar.

bu kriz ile roma'nın iç ticaret yolları zedelenmiş, çok geniş bir coğrafyada kırsal güvensizleşmiş, zedelenen iç ticaret ve yaygın güvensizlik küçük çiftçinin büyük çiftçiye fiili köle olarak sığınması veya şehirlere göç etmesi, şehirlerin ise kendilerini otorite yokluğunda yaygın güvensizlikten korumak adına duvarlar inşa etme eğilimine gitmesi, şehir çevresindeki üretimin lokal otorite tarafından şehre istiflenmesi gibi kritik ve bir o kadar tanıdık sonuçlar doğurmuştur. dönemle paralel olarak hristiyan nüfusundaki artış, hristiyanlığın dönemin çileli zihniyetine çok uygun olması ve paganlığın zenginlik gerektiren ibadetlerden ve majestik imgelerden güç alması açısından bakıldığında pek de şaşırtıcı değildir. bir diğer önemli hatırlatma ise tüm bu yaşananların daha sonra doğu roma olarak ayrılacak olan bölgeye vurmamış olması, dolayısıyla romanın küçük toprak çiftçiliğine dayalı tarım ekonomisi batıda korkunç zararlar alırken doğunun gücünü korumasıdır.

halihazırda batıdaki demografik değişimle doğmaya başlamış olan batı roma-doğu roma kültürel ve iktisadi ayrımı bu krizde korkunç derinleşiyor. roma sözde toparlanıyor, ancak dünya bir daha aynı olmuyor. bu dönemin sonu, geç antikçağ olarak tanımlanacak yeni bir dönemin başlangıcı. kuşkusuz en büyük aktörler doğu roma ve hristiyanlık, doğu roma'nın iktisadi ilişkileri ise araplara ve türklere miras kalırken, batı roma'nın iktisadi ilişkilerinin mirası avrupa kavimlerine kalıyor. bu yeni ekol, feodalizmin ortaya çıkışının ayak seslerinin geç antikçağ dünyasında atıldığını, doğuda görülmeyen feodalizmin ise yine bu dünyanın bir sonucu olduğunu iddia ediyor. kilise ise burada insanlar tarafından bir kaçış yöntemi, topladığı destek tesadüfi olmayan bir yıldız. kilisenin dogmatik, karanlık bir dünyanın temsilcisi olduğu düşüncesi bu gelişmeler karşısında biraz sığ kalmış. ekolün öncüsü peter brown, kilisenin topladığı desteğin geç antikçağ insanının yaşadığı iktisadi depremin bir sonucu olduğunu iddia ediyor.

tüm aktörler fırında pişiyor, pişiyor, pişiyor, buharı tüten bir olguyu bize veriyor. dünya çok kompleks, çok güzel, çok değişkenli. az değişkene dayanan tespit sığ olma eğilimi taşıyor. feodal döneme daha başarılı bir yaklaşım fırsatı var gibi görüyorum ben. bu yaklaşımın takipçisi olmak lazım.
devamını gör...

mark twain

mark twain kanlı canlı bir abd'dir. amerikan edebiyatının (bkz: john steinbeck) ile beraber en sevdiğim isimlerinden biridir, belki de en sevdiğim ismidir.

abd'yi bugünkü abd yapan belirli faktörler vardır, bu işin tarihsel kısmına belki bir gün başka bir giride değinirim fakat mississippi nehri mevzubahis faktörlerden önemli bir tanesi. bu nehir korkunç verimlidir, geniştir, coğrafi konumu tıpkı abd'nin diğer pek çok zengin coğrafi öğesinde olduğu gibi büyüyle oturtulmuştur. en kuzeyde minnesota'dan en güneyde new orleans'a kadar muazzam bir mesafe aşar. pek çok kola ayrılır, bu kollar pek çok araziyi besler, içinde güzel bir canlı çeşitliliği vardır, harika bir yoldur. coğrafi bir hiledir mississippi nehri, nitekim, abd için tuttuğu yer önemlidir.

mark twain bu coğrafi hileyi kendi eserlerinde edebi bir hileye çevirmiştir. nehrin arz ettiği önemi çok güzel bir üslupla anlatır, ama tabii ki nehri anlatmaz. mark twain eserlerinde bir takım olaylar olur, siz bu sırada mississippi sihrine cumburlop diye düşersiniz, akıntısında sürüklenirsiniz. bir bakmışsınız bir zenciyle beraber kuzeye kürek çekiyorsunuz. etrafınızda alabildiğine kendine özgün abd atmosferi; kasabaları, hastalıkları, ekonomik etkinliği, sosyal çalkantıları ile, kısacası işgal ettikleri bölgenin yerlileriyle ve yabanıyla sürekli ama sürekli savaşan bu cahil ve inatçı insanları bugün dünyanın en zengin jandarması yapan o ruha ve şansa tanık olursunuz. burası avrupai bir yerdir ama kendi elementleriyle var olmuştur, eşi benzeri yoktur. bunların hepsini ne verir size? nehir verir efendim, vallahi nehir verir.

kendisi anti emperyalisttir, kadın mücadelesini destekler, işçi mücadelesini destekler, etnik eşitliği destekler, aynı zamanda azılı bir (bkz: laissez-faire)'cidir, kapitalisttir, hükümet regülasyonlarına çok kızar. dedim ya kanlı canlı bir abd'dir, abd'nin kuruluş ruhunu taşır işte. kendi düşüncelerimin ne yönde olduğu önemsiz, bu söylediklerim birer tespittir.

abd'yi anlayasınız mı var? koşun twain okuyun.
devamını gör...

percy bysshe shelley

peterloo katliamı'nın ardından modern dünyanın ilk pasif direniş çağrılarından birine imza atan şair. dönem dönem ingiliz işçi partisi sloganı olan "for the many, not the few" cümlesi bu şiire dayanır.

stand ye calm and resolute,
like a forest close and mute,
with folded arms and looks which are
weapons of unvanquished war.

and if then the tyrants dare,
let them ride among you there;
slash, and stab, and maim and hew;
what they like, that let them do.

with folded arms and steady eyes,
and little fear, and less surprise,
look upon them as they slay,
till their rage has died away:

then they will return with shame,
to the place from which they came,
and the blood thus shed will speak
ın hot blushes on their cheek:

rise, like lions after slumber
ın unvanquishable number!
shake your chains to earth like dew
which in sleep had fallen on you:
ye are many—they are few!
devamını gör...

gabriel garcia marquez

bir sihirbaz.

bir dünya yaratır, orada gezinirsin ve gezini bir daha hiç unutamazsın.

bir zamanlar şen şakrak, yaşam dolu olan bir ev veya bir yerleşim yeri olur marquez'in dünyasında. bazen şehvet veya saygıya dayanarak kurulmuş bir evlilik, genç bir devrimci, cazibeli bir kadın, eski bir idealist, mesleğine bağlı bir doktor... nihayetinde bağlam veya kişiler değişse de mutlaka bozulumu ve zamanın getirdiği değişimi görürsünüz.

kasabalar ruhsuzlaşır, insanlar yaşlanıp ölür, ilişkilerdeki şehvet söner, kalçaları yükselten kumaş hileleri bırakılır, süt dolu diri memeler sarkar, politik ortam bazen o kadar acınasıdır ki bir papağan en cesur siyasidir, bir zamanların en ateşli devrimcisi uğruna savaştığı her şeyin sönüşünü izler, yağmurlar, kuraklık ve yoksulluk akıp giderken siz buna onyıllar boyunca şahit olur, orada yitip giden dünyanın bir parçası olmakla kalmaz ve marquez'in yanından onun yarattığı bir karakter gibi ayrılırsınız. üzgünlük değildir sizde bıraktığı etki, bir ermişin kafa yapısına kısa bir süre ulaşırsınız ve hayatınıza devam edersiniz ancak bir yerde o hissi geri yaşarsınız, marquez evreni size dünyanın en güzel burukluğunu kazandırır ve bu duygu, o evrene hiç girememiş olanlarda yoktur.

marquez bizzat bir duygunun kendisini yaratan ilk insandır.
devamını gör...

ankara

düz ve ruhsuz olduğu suçlamalarının aksine oldukça romantik, bir garip başkentimiz.

eski iş bankasının solunda kalan yoldan dosdoğru devam ettiğinizde, sol kaldırımda giriş ücreti şu sıralar 6 tl olan bir roma hamamı vardır. hamamın yanındaki çimenlik arazide pek çok roma, bizans ve türk mezarı var fakat bu mezarlardan birisi, ortadaki büyük lahit imparatorun kişisel koruması olan bir legate'ye ait. lahdin etrafında banklar var, ankara buradan bir tık yukardan görünür. insanların sevmediği beton denizi, buradan çok güzel gözükmektedir.

arada sırada buraya oturur, bu legate'nin mezarının burada ne işi olduğuna dair kafamda senaryolar üretirim. çok çok eski zamanlardan kalma bir lahitte, imparatorla yakın iletişim kurmuş bu adam ankara'nın göbeğinde yatmaktadır. banka oturur, bir şehre, bir lahde, bir hamama, bir de diğer mezarlara bakarım. naçizane fikrim, burası evvela çok romantiktir.

dünya ile iyi bir bağ kuramamışsanız, sevmek zor. koskoca bir şehir size gri beton yığınından, bir lahit size önemsiz bir mezardan, ve şehrin en güzel yeri uçakların inip kalktığı pistlerden başka bir şey gibi görünmeyebilir. romantiklik anlayışınız boğaz kenarında, iki sene sonra hayatınızdan çıkacak bir kadınla pahalı şarap içip kabuklu deniz ürünü tırtıklamaksa, bir yerin romantik bir hale gelmesi için orada kuğuların yahut kocaman bitkilerin, üzerinden güneş batan bir gölün var olması gerekiyorsa bu dünya ile yeterince bağınız yoktur. bence bu, bir talihsizliktir. zaman kıymetli, değerini bilmek gerek.
devamını gör...

evlilik

istisnaları haricinde günümüz evliliği tarafların -bu taraflara aileler bizzat dahildir- aralarında yaptığı can sıkıcı bir ittifaktır.

evliliğin üzerindeki iktisadi baskı kalkmadıkça, toplum ve üretim ilişkilerinin insanın en doğal ilişkilerine olan etkisi sindirilmedikçe, son zerresine kadar ezilmedikçe, evlilik bir olgu olarak asla gerçek bir cinsel aşk halini alamaz, olsa olsa iki tarafın da tek seferlik fahişeliği olarak varlığını sürdürür.

çoğunlukla lise aşkları temizdir, doğaldır, gerçek anlamda cinseldir. bu aşkların üzerinde hiçbir iktisadi etken yoktur, varsa da yeterince etkili olamaz. insanın hayatına kapitalist üretim ilişkilerinden doğan etkenler girdikçe aşklar da bir çeşit alım-satım ilişkisine, kaygı içeren samimiyetsiz bir sevişmeye, bir çeşit sözleşmeye dönüşür. burjuva evlilik kurumunu "özgürleştirdiği" iddiasını ancak sınıfsal çemberlerin kendi içinde gerçekleştirebilmiştir.
devamını gör...

yatalak hasta

türkiye ve muadillerinde cehennemi yaşamaktır.


yaklaşık iki sene boyunca yatalak durumda olan, %96 engelli hale geldiği konusunda raporlu anneme baktım, manevi zorluğun yanında maddi olarak da çok zor durumda kaldık.

hiçbir yardım alamadık.

yardımın şartlarını karşılamamız için eve kişi başı giren para fazla bulundu. ilaçlarının raporlarının yenilenmesi için cehennemin dibine inşa edilen şehir hastanesine gidilmesi gerekiyordu %96 engelli bir insanla birlikte. arabamız yok;
ambulans götürüyordu, geri getirmiyordu.

evdeki tüm maddi birikim babam çalışabilsin diye tutulan bakıcı giderlerini karşılamak ve medikal destek için kullanıldı.

hasta bezi için verilen rapor yetersiz sayıda bez sağlıyordu, bezi marketlerden kendimiz alıyorduk.

besin desteği, bez desteği, hasta yatağı desteği, bürokratik işlemlerde kolaylık... hiçbiri sağlanmadı.

tüm bu süreçte vicdanlı medikaller ve belediye, 25 yıl çalışmış öğretmen emeklisi anneme koskoca bir devletten fazla destek oldular.

kimsenin bu cehennemi yaşamadığı, yatalak hasta olmak gibi korkunç bir durumda kaldığında ise sırf insan olduğu için değer gördüğünü hatırladığı, maddenin taktığı pranganın kırıldığı bir dünya dileğiyle.
devamını gör...

mark knopfler

sevgiyle, neşeyle ve aynı anda onlarla karışık kuvvetli bir hüzünle dolu olduğuna inandığım çok büyük müzisyen.

bu eserler boş bir kalpten, faydacı ve çıkarcı gözlerden, romantizmden yoksun bir ruhtan çıkamaz. dünyanın gördüğü en iyi müzisyenleri arka arkaya fabrikada üretircesine hayatımıza sokmuş olan memleketi ingiltere ve daha sonra uzun yıllar bulunduğu abd'deki yaşanmışlıkları, gördüğü kasabalar, uzun yollar, aşık olduğu kadınlar, sosyal problemler üzerine şarkılar yazmıştır. gitarından çıkan bir sesi, ağzından çıkan bir kelimenin tınısını duyduğunuz anda onu tanırsınız. müziği büyülü bir karakteristiğe sahiptir.

terk edilmiş olmaktan başka bir özelliği olmayan bir maden kasabasını yanık yanık betimleyen, kumarhanelerin yayılmasından doğan yüksek suç oranının kurbanı olan bir maden işçisi için gitarını eline alan, mcdonalds'ın mcdonald kardeşlerin elinden çalınma hikayesini anlatan, daha bir ergenken çok sevdiği tyne nehrinin kenarında öpmüş olduğu kız arkadaşı için şarkı söyleyen, üstüne üstlük bunları çok ustaca yapan bir adamı kolay kolay bulamazsınız.

onu muhtemelen kanlı canlı göremeyecek olmak büyük bir uktedir içimde.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim