milliyet’te hafta sonu sütun yazarlığına 20 yıl önce başladım. ilk yazım, gençlerin niçin göç ettikleri üzerineydi. 2000 yılında yazı hayatıma bu problemi tartışarak başladım. 20 sene sonra hiçbir şey değişmedi, son zamanlardaki şartlar dolayısıyla durum daha da ağırlaştı.

gerçi gençlerini dış dünyaya yollayan tek ülke türkiye değildir, lakin türkiye’ninki gerçek anlamda bir beyin göçüdür ve şaşarak izleyeceğimiz bu göç tarihinin acı gerçeklerine türkiye toplumu hâlâ nasıl dayanıyor ve halen nasıl beyin üretimi içinde, bunu tartışmak ve tespit etmek çok zor.

italya 1861 yılında birliğini gerçekleştirdikten sonra 1920’lerin sonuna kadar 30 milyon gencini göçmen olarak yollamıştır. bunun o toplumda yarattığı tahribat açık, dış dünyadaki italyanların sadece çok becerikli mafya mensupları olmadıkları ve hayatın her alanındaki öncülerinin olmasıyla da anlaşılır. bilhassa ikinci dünya savaşı’ndan sonra türkiye’nin kaderi tıbbiye ve mühendislik mezunlarının birkaç ay içinde birleşik devletler, kanada ve almanya’ya gitmesiyle çizilirdi. göç durmazdı. mesleğin ileriki yıllarında da devam ederdi.

20 senede değişen yok

2000 yılında yazı hayatıma bu problemi tartışarak başladım. 20 sene sonra hiçbir şey değişmedi, son zamanlardaki şartlar dolayısıyla durum daha da ağırlaştı. nedenler muhtelif. en iyi okullarda okuyup şirketlere ve devlet hayatına girenler, hatta bunu dış ülkelerde yapıp diplomasını alanlar dahi bir müddet sonra sükût-u hayale uğruyorlar. devlet yönetimi nepotist dediğimiz akrabacı, hemşerici, kulüpçü ve tarikatçı bir anlayışın elindedir. bizzat sağ ve soldaki siyasi partilerde bile bu yapılanma görülmektedir. yetenekli genç insan enerjisini ve mesleki aşkını dökeceği bir kanal bulamamaktadır. özel sektörde bile bu özellikler işletmecilik mantığına aykırı şekilde görülmektedir. orada daha tehlikeli bir durum vardır, şirket sahiplerinin içinde megaloman yapıdakiler bizzat istihdam ettikleri gençlerin hiçbir fikrini ve projesini ciddiye almazlar. büyük şirketlerde bile kabuklaşmış kurmaylar, yenilikçi bilgilerle gelen genç menajerlere fırsat tanımazlar. bu nedenle memleket gençliğinin yönü atlantik ötesine uzanır.

memleketi tanımıyorlar

kuşkusuz ki türk gençliğinin yetişme şartlarında da aileye ve kendilerine ait hatalar vardır. türkiye’nin tarih ve coğrafyasıyla ciddi bir ilgi kuramamışlardır, kurdurulmamıştır. insanlarımız ancak kırkından sonra türkiye’yi tanımaya başlıyor ve gençler de böyle fıtraten zengin bir ülkenin atmosferinden uzak kalmak nedir bilemiyorlar. ziganalar’ı otobüsle geçmeyen, şavşat-kars yolculuğunu yapmayan, ege’nin ipek halıyı andıran bereket ve ihtişamını yaşamayan bir gençliğin bu yurda sahip çıkmasını, âşık olmasını bekleyemeyiz. akdeniz’in göç veren ülkelerinin insanları şu veya bu şekilde anayurtla bağlarını koparmazlar. meşhur yunan tıp profesörünün harvard’daki görevinin yanı başında atina’da ne işi var? birçok yönden türkiye’ye göre olanakları kısıtlı yunanistan, son pandemi krizini onun yönlendirmesi sayesinde daha kolay atlatıyor, çünkü harvard’dan gelen profesör sotiris tsiodras mükemmel bir plan yaptı ve başarıyla uygulandı.

şartlar yaratmalıyız

gidenlerin geri çağırılması işinde başarılı örnek profesör ihsan doğramacı’ydı. hacettepe’yi kurarken ön planda amerika’ya giden değerleri celbetmeyi başardı. onları bordro mahkûmu yapmadı, çalışma şartlarını hazırladı. şu ana kadar ne yazık ki ilk ve sonuncu örnek. dostu kadar sevmeyeni de olabilir ama tarih olmuş şahsiyetlerin yaptıklarını iyi değerlendirmek lazımdır. gençliğimizi yetiştirmeye başladık. bunların içinde yerkürenin coğrafyasına ve geçmiş zamanlara hükmetmeye başlayanlar var. herkes celal şengör kadar sağlam bir şekilde buraya tutunacak durumda olmayabilir. şartları yaratmamız lazım ve çok genç yaşlarda yurdu daha iyi tanıtıp sevdirmemiz gerekiyor. bu memleket belirli grupların, mensupların ve yoldaşların değildir sadece. bunu unutmayalım, hiçbir ülke bu gibi kalıplarla yaşayamaz ve var olamaz. olamayacağının örneği çok ve ortada.
buradan
devamını gör...
en başta devletin başındakilerin okuması gereken yazıdır. okurlar mı? sanmam. okusalar dikkate alırlar mı? sanmam. son 5 yıldır bütün siyasi stratejisini propaganda taktikleri üzerine kurmuş bir rejimin kurduğu düzeni bir yazıyla falan değiştirmesini beklemek safdillik olur. yoksa onlar da gayet farkındalar bu durumun.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"6 aralık ilber ortaylı köşe yazısı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim