allah'a göremediği için inanmayan insan
başlık "kurbanda billurlar benim diye bağıran enişte" tarafından 04.01.2023 20:09 tarihinde açılmıştır.
1.
çok mantıklı bir gerekçesi vardır.
gördüğü gün inanır..
gördüğü gün inanır..
devamını gör...
2.
ahirette görünce de şeye gelebilir, dikkat etsin bu insan.
devamını gör...
3.
kimse imansız ölmeyecek lakin ölüm anında gelen imandan fayda gelmeyecektir. herkes azrailin soğuk nefesini hissedince iman edecek, istese de istemese de. tıpkı firavunun ölüm anında iman etmesi gib.
devamını gör...
4.
görse de inanmaz:
onlardan seni (kur’an okurken) dinleyenler de vardır. fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler çektik, kulaklarına da ağırlık verdik. onlar her türlü mûcizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. hatta o kâfirler sana geldiklerinde, “bu kur’an eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyerek seninle tartışırlar.
-enam suresi, 25. ayet-
onlardan seni (kur’an okurken) dinleyenler de vardır. fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler çektik, kulaklarına da ağırlık verdik. onlar her türlü mûcizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. hatta o kâfirler sana geldiklerinde, “bu kur’an eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyerek seninle tartışırlar.
-enam suresi, 25. ayet-
devamını gör...
5.
normaldir.
5 sene kadar önce sahildeki yürüyüş yolunda yürüyordum, hemen yanımda da bisiklet yolu vardı. hacı sakallı bir amca bir sağa bir sola baka baka bisikletle geliyordu ama çok tuhaftı cidden. sonra yakınlaştığımızda bi anda bana dönüp: "yok mu?" dedi. ben de refleksle kafa salladım. değişik kafalar...
5 sene kadar önce sahildeki yürüyüş yolunda yürüyordum, hemen yanımda da bisiklet yolu vardı. hacı sakallı bir amca bir sağa bir sola baka baka bisikletle geliyordu ama çok tuhaftı cidden. sonra yakınlaştığımızda bi anda bana dönüp: "yok mu?" dedi. ben de refleksle kafa salladım. değişik kafalar...
devamını gör...
6.
aslında görmeye de pek niyetli değildir.
devamını gör...
7.
sonuçta inanç meselesi herkesin inanmasını veya inanmamasını beklemek saçma. ancak ve ancak allahı göremiyoruz demek yoktur deyip, hayaletlere, vampirlere, zombilere falan inanıyorsa bir gariplik seziyorum.
devamını gör...
8.
geri zekalı dinci argümanlarındandır. astronomiden, evrimden, genetikten, felsefeden haberi olmayan mağara adamının hüsnü kuruntusudur. ah bi görebilseler; o biçim inanacaklar yani... yıllar önce ben orta okuldayken, "sen mikrobu, havayı görüyor musun höö?" ya da "amariga'yı da görmüyorsun, ama inanmıyor musun?" gibi sersem bir mantıkları vardı .
sonra mikroskop, televizyon gibi teknolojik aygıtların olanaklarını düşünmüş olmadılar ki; nasih-mensuh ayaklarıyla bu soruları da nesh ettiler. bu salak mantığın yeni sürümünü bilmiyorum.
yukarıdaki muhtelif bir cins de ayet yazarak zeka pırıltısı göstermek istemiş. meğer en'am suresi'ne göre, allah kendisine inanmamamız için kulaklarımıza ağırlık vermiş, kalplerimize örtüler çekmiş. ee, bu durumda o zaman bizim suçumuz ne?
ayet, kalbe yatığı atıfla daha baştan pert oluyor zaten. kuran iman, bilgi, idrak, anlayış gibi konularda insanın kalbine atıf yapar. 100’den fazla ayette (bakara suresi, 7. ayet: “(i: allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir") ” nisa suresi, 63. ayet: “allah kalplerinde olanı bilmektedir.” tevbe suresi, 110. ayet: “onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp gidecektir.” fetih suresi, 4. ayet: “mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, indiren o'dur.” araf suresi 179. ayet: “….. onların kalpleri vardır, onlarla duyup anlamazlar…”demektedir. allah neden insanın beynini değil kalbini muhatap alır.?
aslında gayet açık. modern çağlara kadar; sevdanın, nefretin aşkın, inancın, hikmetli düşüncenin kaynağının 'kalp' olduğu sanılırdı. oysa bu gün kalbin vücuda kan pompalayan ve kanı temizleyen bir kas yığını olduğunu, tüm bu işlevlerin kaynağının 'beyin' olduğunu biliyoruz. ama kuran'ı yazanlar o zamanlar, ortaçağ bilgisiyle, vücudun en önemli ve değerli organını kalp sandıkları için kalbe örtü örtmüşler, beyni değil de kalpleri mühürlemişler. hani ümmi muhammed bunu bilmez de; ilmi sonsuz allah kalp ve beynin vücuttaki işlevlerini nasıl bilmez?
sonsuz gücü olan allah, ervah-ı ezelde ya da elest bezminde, insanların ruhlarını yaratırken gaybi ilmiyle en baştan o kişileri kafir olarak takdir etmişe, kaderlerini öyle istemişse ve ayette söylendiği biçimde "anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler çektik, kulaklarına da ağırlık verdik" diyorsa burada, zavallı, aciz ve zelil olan insancığın kusuru ne? nasıl bir tanrı ki, bazı insanları özellikle taa en baştan cehennemlik olarak yaratıyor, onların iradelerini öyle takdir ediyor, öyle emrediyor; sonra siz bana neden inanmadınız diye onları sonsuz cehenneme atıyor.
basıl bir tanrı ki 72 bin alemi, arşı kürşü, sonsuz evreni yaratıyor, ancak nazarında sinek pisliğinden farkı olmayan bir zavallının beyni kendisinin varlığını kavrayamadı, ikna olamadı diye kuran'da
korkunç tehditler ediyor, lanet okuyor, aşağılıyor.
sen gücü ve merhameti sonsuz allah'sın yahu bu nasıl bir dil, nasıl bir bedevi ki:
"oğlum var ya seni mahvedeciğim, seni kimse elimden alamayacak, bir köşede sıkıştırıp a..na koyacağım "diyen köylüyle ne farkı var bu söylemin?
bazı sineklerin "ama külli irade karşısında insanın da cüz'i iradesi var; kader değişmez ama kaza değişir" gibi salakça vızıltılarını duyar gibi oluyorum.
ama boşuna islam kelamı yüzyıllarca kaza-kader, dünyadaki kötülüğün kaynağı problemini çözememiştir. gazali'den bu yana sünni kelamın vardığı son nokta: 'bu konuların imani açıdan tehlikeli olduğu, derinlemesine düşünülmemesi ve konuşulmaması' gerektiğidir.
neymiş, allah'ı görmediğimiz için inanmıyor muşuz? ne sakil bir mantık. görmediğimiz ancak mantıken, bilimsel kanıtlarla ispatlanmış her şeye ikna oluruz biz. bir gün bir tanrıya inanırsam bunun, en büyük ütopyası ve cenneti karadeniz gibi içinden ırmaklar akan bir ormandaki köşklerde hurilerle toplu seks yapmayı vaat eden arabın allah'ı olmayacağı kesin.
bu gün kendiyle yüzleşmenin bedelini ödemekten korkup dinlerin kuyruğuna takılanların kalpleri tıkır tıkır çalışırken beyinlerini örtüyle kapatmaya çalıştıkları acı bir gerçek. korkmayın ateist olunca kedi kesmeyeceksiniz, ensest yaşamayacaksınız, katil olmayacaksınız, yalnızca vicdanına hesap veren erdemli ve ahlaklı bireyler olacaksınız.
sonra mikroskop, televizyon gibi teknolojik aygıtların olanaklarını düşünmüş olmadılar ki; nasih-mensuh ayaklarıyla bu soruları da nesh ettiler. bu salak mantığın yeni sürümünü bilmiyorum.
yukarıdaki muhtelif bir cins de ayet yazarak zeka pırıltısı göstermek istemiş. meğer en'am suresi'ne göre, allah kendisine inanmamamız için kulaklarımıza ağırlık vermiş, kalplerimize örtüler çekmiş. ee, bu durumda o zaman bizim suçumuz ne?
ayet, kalbe yatığı atıfla daha baştan pert oluyor zaten. kuran iman, bilgi, idrak, anlayış gibi konularda insanın kalbine atıf yapar. 100’den fazla ayette (bakara suresi, 7. ayet: “(i: allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir") ” nisa suresi, 63. ayet: “allah kalplerinde olanı bilmektedir.” tevbe suresi, 110. ayet: “onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp gidecektir.” fetih suresi, 4. ayet: “mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, indiren o'dur.” araf suresi 179. ayet: “….. onların kalpleri vardır, onlarla duyup anlamazlar…”demektedir. allah neden insanın beynini değil kalbini muhatap alır.?
aslında gayet açık. modern çağlara kadar; sevdanın, nefretin aşkın, inancın, hikmetli düşüncenin kaynağının 'kalp' olduğu sanılırdı. oysa bu gün kalbin vücuda kan pompalayan ve kanı temizleyen bir kas yığını olduğunu, tüm bu işlevlerin kaynağının 'beyin' olduğunu biliyoruz. ama kuran'ı yazanlar o zamanlar, ortaçağ bilgisiyle, vücudun en önemli ve değerli organını kalp sandıkları için kalbe örtü örtmüşler, beyni değil de kalpleri mühürlemişler. hani ümmi muhammed bunu bilmez de; ilmi sonsuz allah kalp ve beynin vücuttaki işlevlerini nasıl bilmez?
sonsuz gücü olan allah, ervah-ı ezelde ya da elest bezminde, insanların ruhlarını yaratırken gaybi ilmiyle en baştan o kişileri kafir olarak takdir etmişe, kaderlerini öyle istemişse ve ayette söylendiği biçimde "anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler çektik, kulaklarına da ağırlık verdik" diyorsa burada, zavallı, aciz ve zelil olan insancığın kusuru ne? nasıl bir tanrı ki, bazı insanları özellikle taa en baştan cehennemlik olarak yaratıyor, onların iradelerini öyle takdir ediyor, öyle emrediyor; sonra siz bana neden inanmadınız diye onları sonsuz cehenneme atıyor.
basıl bir tanrı ki 72 bin alemi, arşı kürşü, sonsuz evreni yaratıyor, ancak nazarında sinek pisliğinden farkı olmayan bir zavallının beyni kendisinin varlığını kavrayamadı, ikna olamadı diye kuran'da
korkunç tehditler ediyor, lanet okuyor, aşağılıyor.
sen gücü ve merhameti sonsuz allah'sın yahu bu nasıl bir dil, nasıl bir bedevi ki:
"oğlum var ya seni mahvedeciğim, seni kimse elimden alamayacak, bir köşede sıkıştırıp a..na koyacağım "diyen köylüyle ne farkı var bu söylemin?
bazı sineklerin "ama külli irade karşısında insanın da cüz'i iradesi var; kader değişmez ama kaza değişir" gibi salakça vızıltılarını duyar gibi oluyorum.
ama boşuna islam kelamı yüzyıllarca kaza-kader, dünyadaki kötülüğün kaynağı problemini çözememiştir. gazali'den bu yana sünni kelamın vardığı son nokta: 'bu konuların imani açıdan tehlikeli olduğu, derinlemesine düşünülmemesi ve konuşulmaması' gerektiğidir.
neymiş, allah'ı görmediğimiz için inanmıyor muşuz? ne sakil bir mantık. görmediğimiz ancak mantıken, bilimsel kanıtlarla ispatlanmış her şeye ikna oluruz biz. bir gün bir tanrıya inanırsam bunun, en büyük ütopyası ve cenneti karadeniz gibi içinden ırmaklar akan bir ormandaki köşklerde hurilerle toplu seks yapmayı vaat eden arabın allah'ı olmayacağı kesin.
bu gün kendiyle yüzleşmenin bedelini ödemekten korkup dinlerin kuyruğuna takılanların kalpleri tıkır tıkır çalışırken beyinlerini örtüyle kapatmaya çalıştıkları acı bir gerçek. korkmayın ateist olunca kedi kesmeyeceksiniz, ensest yaşamayacaksınız, katil olmayacaksınız, yalnızca vicdanına hesap veren erdemli ve ahlaklı bireyler olacaksınız.
devamını gör...
9.
herhangi bir sebepten dolayı inanmayan insandan farkı olmayan insandır. bu insanlara, ahirette görürsün veya ölmeden önce görürsün gibi şeyler söylemek, kişinin karşıya saygısının azalıp gülmesine sebebiyet verecektir. inanmamak bir tercihtir ve kişi kendini tanrı fikrine ve inançlara sıcak görmüyorsa, kendine mantıklı gelen herhangi bir sebepten dolayı inanmamayı seçebilir. bu onu ne iyi bir insan ne de kötü bir insan yapar.
devamını gör...
10.
gördüğüyle amel eden görmediklerini reddeden makul insandır.
tanrı: neden bana inanmadın?
x: çünkü dünyamızda sen yoktun. bildiğimiz hiçbir tanrı sen değildin. bu tanrılar içinden hangisine inansam seni memnun ederdim?
adını geçirdikleri bütün kitaplarda belli ki sana iftira etmişler. ya da yerine başka tanrıları koymuşlar. hesabını onlarla görmek yerine ben gibi bir zavallıdan ne istersin?
kim olduğunu ve benden ne istediğini bilmezken sana inanabilir miydim?
senden haberimiz yoktu. senden hiçbir ses yoktu...
hangi inanan sana inanmış sayıldı.
sen söyle!
ben sen diye bir başka tanrıya inanmadım.
sen diye bir tanrı da yaratmadım.
şimdi devamını niçe'ye bırakıyorum.
bizi farklı kılan şey, tarihte, doğada veya doğanın arkasında hiçbir tanrı'yı tanımamamız değildir. bizi farklı kılan, tanrı diye hürmet edileni tanrı'ya benzer bulmamamızdır."
buradaki tanımak bilmek anlamında kullanılmıştır. kabul etmek anlamı da çıkabiliyor zira.
tanrı: neden bana inanmadın?
x: çünkü dünyamızda sen yoktun. bildiğimiz hiçbir tanrı sen değildin. bu tanrılar içinden hangisine inansam seni memnun ederdim?
adını geçirdikleri bütün kitaplarda belli ki sana iftira etmişler. ya da yerine başka tanrıları koymuşlar. hesabını onlarla görmek yerine ben gibi bir zavallıdan ne istersin?
kim olduğunu ve benden ne istediğini bilmezken sana inanabilir miydim?
senden haberimiz yoktu. senden hiçbir ses yoktu...
hangi inanan sana inanmış sayıldı.
sen söyle!
ben sen diye bir başka tanrıya inanmadım.
sen diye bir tanrı da yaratmadım.
şimdi devamını niçe'ye bırakıyorum.
bizi farklı kılan şey, tarihte, doğada veya doğanın arkasında hiçbir tanrı'yı tanımamamız değildir. bizi farklı kılan, tanrı diye hürmet edileni tanrı'ya benzer bulmamamızdır."
buradaki tanımak bilmek anlamında kullanılmıştır. kabul etmek anlamı da çıkabiliyor zira.
devamını gör...
11.
bir şeyi görmek onun gerçek olduğu anlamına gelmez örneğin serap görmek çölde ya da rüya görmek . gerçekten de görürüz ama gerçekten var mı tartışılır. gözle görmememiz onun olmadığını göstermez sonuçta bazı şeyleri akılımızla da gerçek mi değil mi anlarız . mesela yine serap gören bir kişi gerçek olup olmadığını aklı ile anlayabilir. aklımızla tanrının olup olmadığını da anlayabiliriz .
ateistler tanrının varlığını bilim ile çürütürler . ben de şimdi bilim ile tanrıyı ispat ediyim . bilim olabilmesi için bir düzen olması gerekir mesla astronomi bilimine bakarak big gang ( büyük patlama ) diyorlar . eğer her şey bir düzen ile ilerlemese idi başlangıcını bulamazlardı .güneş in dünya etrafında dönmesi vb. bir şeyin başını bulabilmek için düzen gerekiyor. bir araba belirli bir hızla bir şehirden b şehrine gidecek . hızına bakarak hangi şehirden geldiği anlaşılır ya da b şehrinden belirli bir hızla gitse belirli bir süre yine varacağı yer bulunur . ama belirli bir örüntü şeklinde değilde kafasına göre hareket etse hiçbir yorum yapılamaz ne geçmişi ne de geleceği hakkında . sonuç olarak evren ya da yaratılan her şey bir düzen halindedir . ve bir patlama sonucu oluşan bu dünya düzenli bir şekilde ilerleme ihtimali var mıdır. bir okul müdür olmadan ne kadar düzensiz bir şekilde ilerler , bir ordu ne kadar komutansız düzenli ilerler ?
sonuç olarak böyle muazzam bir evren tesadüfen oluşmamıştır. elbet bir yaratan ve yöneten vardır .
ateistler tanrının varlığını bilim ile çürütürler . ben de şimdi bilim ile tanrıyı ispat ediyim . bilim olabilmesi için bir düzen olması gerekir mesla astronomi bilimine bakarak big gang ( büyük patlama ) diyorlar . eğer her şey bir düzen ile ilerlemese idi başlangıcını bulamazlardı .güneş in dünya etrafında dönmesi vb. bir şeyin başını bulabilmek için düzen gerekiyor. bir araba belirli bir hızla bir şehirden b şehrine gidecek . hızına bakarak hangi şehirden geldiği anlaşılır ya da b şehrinden belirli bir hızla gitse belirli bir süre yine varacağı yer bulunur . ama belirli bir örüntü şeklinde değilde kafasına göre hareket etse hiçbir yorum yapılamaz ne geçmişi ne de geleceği hakkında . sonuç olarak evren ya da yaratılan her şey bir düzen halindedir . ve bir patlama sonucu oluşan bu dünya düzenli bir şekilde ilerleme ihtimali var mıdır. bir okul müdür olmadan ne kadar düzensiz bir şekilde ilerler , bir ordu ne kadar komutansız düzenli ilerler ?
sonuç olarak böyle muazzam bir evren tesadüfen oluşmamıştır. elbet bir yaratan ve yöneten vardır .
devamını gör...
12.
kendi içinde tezatlık taşıyan kişidir. bunun nedeni zaten inanç olgusunun temelde herhangi bişeyi akıl ve duyular ile algılanmadigi halde var kabul etmek olmasindandir. bişeyi görebiliyor iseniz o şeye inanmaz, o şeyin var olduğunu bilirsiniz zaten. kimse yercekimine inanmaz, bilir. bu yüzden ünlü hristiyan düşünürü tertullian credo quia absurdum, yani inanıyorum çünkü saçma dedi. akılla kavranamadigi için iman ediyorum zaten, dolayısıyla senin bişeyin akılla kavranamadigi için imanı hak etmediği savin kendi içinde çelişik bi kavramdır demek istiyordu ve benim gibi ateist birine göre bile epey haklı bi akıl yürütme yöntemidir bu.
devamını gör...
13.
yok böyle biri. 5000 ateist çevirsen bir tanesi "görmediğim için" demez. din dersi denilen sünni propagandasından kalmış çocukça zırvalar. "havayı da görmüyoruz, ehi ehi..."
adamlar önce varolmayan bir iddiayı karşıya yamıyor, sonra kendi uydurdukları iddiaya cevap verip karşıyı çürütmüş gibi mutlu oluyor.
adamlar önce varolmayan bir iddiayı karşıya yamıyor, sonra kendi uydurdukları iddiaya cevap verip karşıyı çürütmüş gibi mutlu oluyor.
devamını gör...
14.
şimdi bakın bu şeker. bunu attım çaya ve noldu? afiyetler oldu.
devamını gör...