21.
22.
henüz keşfettim, grubun böyle eski şarkıları seslendirdğini gördüm, çok da güzel seslendiriyorlar. şuan "sevda olmasaydı" şarkısını dinliyorum.
devamını gör...
23.
çok güzel bir grup. amerika'da konserler veriyordu sanırım bir ara. favorim 'kolbastı' şarkıları, yorumlarını çok beğeniyorum.
devamını gör...
24.
türkülerin o yoğun ve majör vurguları yeni nesile biraz ağır geliyor, sıkılıyorlar. bu grup o yoğunluğu seyreltiyor, birazda şamata katıyor içine.
votkaya kola katıp sunmak gibi...misyonları için dinledim bir kaç kere. süpürgesi yoncadan ...
bu da aslı...hoppppp
votkaya kola katıp sunmak gibi...misyonları için dinledim bir kaç kere. süpürgesi yoncadan ...
bu da aslı...hoppppp
devamını gör...
25.
pek özel, güzel, sadecik müzikliyorlar. 60'ların 70'lerin popülerleşmiş türkülerini rock-funk ritim ve motiflerle çook temiz şekilde seslendiriyorlar. anadolu rock'ın 'ikici ses' destekli 'soft' çalımlı formu diye tanımlayabilirim. türk olanlar ve olayı taşıyanlar bağlamayı çalan erdinç ecevit yıldız ve vokalist merve daşdemir. tanıdığım için mutlu oldum. meftun olmam da yakındır.
bilumum festivallerin aranan grubu imiş. buralarda duymamamız görmememiz bizim günahımız demek ki. şaşırdım.
meraklısına wikipedi'den;
altın gün, hollandalı ve türk üyelerden oluşan bir anadolu rock ve saykodelik folk grubudur. grup, basçı jasper verhulst tarafından hollanda'nın amsterdam şehrinde kuruldu.[1][2] ilk albümleri on, bongo joe records tarafından 2018'de piyasaya sürüldü. 2019'da ise gece'yi piyasaya sürdüler ve grammy ödülü'ne aday gösterildiler. 60'lar ve 70'lerin türkçe şarkılarını çalan grup, allmusic tarafından hazırlanan 2019'un en iyileri listesinde yer aldı.[3] tarzları "psychedelic" ile "funk ritimleri, wah-wah gitar ve analog organların kirli bir karışımı" olarak tanımlanmıştır.[4] grubun ilk amerika turnesi 2019'un ortalarında başlad
full performance buradan
bilumum festivallerin aranan grubu imiş. buralarda duymamamız görmememiz bizim günahımız demek ki. şaşırdım.
meraklısına wikipedi'den;
altın gün, hollandalı ve türk üyelerden oluşan bir anadolu rock ve saykodelik folk grubudur. grup, basçı jasper verhulst tarafından hollanda'nın amsterdam şehrinde kuruldu.[1][2] ilk albümleri on, bongo joe records tarafından 2018'de piyasaya sürüldü. 2019'da ise gece'yi piyasaya sürdüler ve grammy ödülü'ne aday gösterildiler. 60'lar ve 70'lerin türkçe şarkılarını çalan grup, allmusic tarafından hazırlanan 2019'un en iyileri listesinde yer aldı.[3] tarzları "psychedelic" ile "funk ritimleri, wah-wah gitar ve analog organların kirli bir karışımı" olarak tanımlanmıştır.[4] grubun ilk amerika turnesi 2019'un ortalarında başlad
devamını gör...
26.
arkadaş, bunların bir vallahi yok parçası var.
orada aynen şöyle diyor.
"vallahi yok kötü niyetim".
o kadar hızlı söylüyor ki,
ben, "vallahi yok götünü yetim" anlıyorum ve her seferinde sinirlerim bozuluyor.
orada aynen şöyle diyor.
"vallahi yok kötü niyetim".
o kadar hızlı söylüyor ki,
ben, "vallahi yok götünü yetim" anlıyorum ve her seferinde sinirlerim bozuluyor.
devamını gör...
27.
valla iyi yere tazgah açmışlar he 3. dalga türkü kavırcılığına ek olarak, 90'lar 2000'ler çocukluğu nostaljisini de sömürmüşler. demin aklıma cips kola kilit lafı geldi sonra yazıp aratmış bulununca gördüm ki bu isimde bir şarkıları varmış
devamını gör...
28.
bize neden türkiye'de batılı anlamda caz, rock ve benzeri dış kaynaklı müzik türlerinin olamayacağını gösteren proje grup.
değeri bilinmemiş bir çalışma olan 1986 yağımı crossroads filmi, üstün yetenek bursuyla akademide klasik gitar eğitimi alan 17 yaşındaki bir gencin, blues'a olan tutkusunu anlatır. teorik bilgi ve mükemmele yakın bir tekniği olmasına rağmen blues'a olan sevgisi sadece teoridedir. bir gün derste mozart'ın rondo all turca'yı çalarken sonunu blues tarzı bağlayınca hocasından sert bir uyarı alır. profesör burnun kıl aldırmayan bir klasik müzik eğitmeni stereotipidir. genç blues heveslisine, iki efendiye hizmet edilemeyeceğini, etnik müzikte mükemmelleşmek için onun içine doğmak gerektiğini söyler. saldırgan ama doğru bir tespittir.
blues özelinde alırsak, bu tür, delta bölgesindeki siyahilerin tarihi travması, sınıfsal deneyimi ve kültürel hafızasına dayanan bir müziktir. işte altın gün denen projenin de açmazı burada. dinlediğinde çok iyi bir taklit olduğunu görüyorsun ama ''çok iyi'' kısmı buharlaşıp, taklidin tortusu genzinde kalıyor. tereciye tere satılmıyor. hayatında ciddi manada ilk kez askerde saz çalan bir uzun dönem askeri duyunca çarpılıp da ''müzik böyle yapılmalı'' diyen cem karaca, her şeye rağmen türk müziğinin formlarına uzak değildi. yapması gereken şey, özünden beslenen bir rock kültürü oluşturmaktı. ancak bir avrupalı olarak altın gün grubu, zaten otantik halk müziği prizmasından, anadolu rock prizmasına geçerken kırılma yaşayan müziği alıp, batılı kafasıyla bugünün akustik yahut dijital teknolojisiyle yorumladığında, orijinal ışık kaynağıyla aramıza bir cam prizma daha giriliyor. müziğin kırılması katmerleniyor. ortaya ticari, alayişli ama samimiyetsiz bir iş çıkıyor. benim altın gün ile ilgili problemim bu. muhtemelen blues söyleyen merhum asım can gündüz veya türkiye'de bir dönem caz vokal denince akla ilk gelen isimlerden nükhet ruacan'ı duyan bir amerikalı olmuşsa da bu rahatsızlığı hissetmiştir. bazı şeyler sahibinde daha güzel.
değeri bilinmemiş bir çalışma olan 1986 yağımı crossroads filmi, üstün yetenek bursuyla akademide klasik gitar eğitimi alan 17 yaşındaki bir gencin, blues'a olan tutkusunu anlatır. teorik bilgi ve mükemmele yakın bir tekniği olmasına rağmen blues'a olan sevgisi sadece teoridedir. bir gün derste mozart'ın rondo all turca'yı çalarken sonunu blues tarzı bağlayınca hocasından sert bir uyarı alır. profesör burnun kıl aldırmayan bir klasik müzik eğitmeni stereotipidir. genç blues heveslisine, iki efendiye hizmet edilemeyeceğini, etnik müzikte mükemmelleşmek için onun içine doğmak gerektiğini söyler. saldırgan ama doğru bir tespittir.
blues özelinde alırsak, bu tür, delta bölgesindeki siyahilerin tarihi travması, sınıfsal deneyimi ve kültürel hafızasına dayanan bir müziktir. işte altın gün denen projenin de açmazı burada. dinlediğinde çok iyi bir taklit olduğunu görüyorsun ama ''çok iyi'' kısmı buharlaşıp, taklidin tortusu genzinde kalıyor. tereciye tere satılmıyor. hayatında ciddi manada ilk kez askerde saz çalan bir uzun dönem askeri duyunca çarpılıp da ''müzik böyle yapılmalı'' diyen cem karaca, her şeye rağmen türk müziğinin formlarına uzak değildi. yapması gereken şey, özünden beslenen bir rock kültürü oluşturmaktı. ancak bir avrupalı olarak altın gün grubu, zaten otantik halk müziği prizmasından, anadolu rock prizmasına geçerken kırılma yaşayan müziği alıp, batılı kafasıyla bugünün akustik yahut dijital teknolojisiyle yorumladığında, orijinal ışık kaynağıyla aramıza bir cam prizma daha giriliyor. müziğin kırılması katmerleniyor. ortaya ticari, alayişli ama samimiyetsiz bir iş çıkıyor. benim altın gün ile ilgili problemim bu. muhtemelen blues söyleyen merhum asım can gündüz veya türkiye'de bir dönem caz vokal denince akla ilk gelen isimlerden nükhet ruacan'ı duyan bir amerikalı olmuşsa da bu rahatsızlığı hissetmiştir. bazı şeyler sahibinde daha güzel.
devamını gör...