avokadoyu özgür iradesiyle seven lümpen kişilik diye bir tür var. doğada nadir görülür ama şehir merkezlerinde, özellikle üçüncü dalga kahvecilerin saksı diplerinde ürer. bu insan avokadoyu sevdiğini söylerken sesi titremez. çünkü o bunu bilinçli yapmıştır. kimse ona bunu zorla ye dememiştir. o, kapitalizmin meyve reyonunda kendi yolunu çizmiştir.

avokadoyu ilk tattığında yüzü buruşmuştur aslında. çünkü avokado ilk etapta bir tada benzemez. sanki sabun köpüğü ile ezilmiş bezelye arasında bir diplomatik krizdir. ama lümpen kişilik yılmaz. bu bir damak terbiyesi meselesi der. damak terbiyesi dediği şey, yoksulken zeytine ekmek banan çocukluğunu unutma egzersizidir.
devamını gör...
hikayedeki mal benim.
ve bu türün teorisini çürüten istisna olmayı da kabul ediyorum.
avokadoyu ne bilinçli bir sınıf atlama hamlesiyle sevdim ne de üçüncü dalga kahvecide aydınlanma yaşadım.
bildiğin sade haliyle de çeşitlendirerek de, her türlü severek yerim.
devamını gör...
pazar kahvaltısının vazgeçilmezidir avokado.
üzerine pul biber karabiber ve tuz, limon ezilmiş sarımsak ve son olarak zeytinyağı ile güzelce terbiye edilir, iştahlı olana 2 ekmek yedirir ama bana bir tane ciabatta ekmeği yetiyor.
devamını gör...
çok sevmiyorum tadını cidden ama ismi havalı ya yemem gerekiyormuş hissiyatı veriyor artık bir yerden sonra. fiyatı da uygun olmaya başladı çoğu yerde bulabiliyorsun, bim gibi yerlerde dahi satılan bir ürün haline geldi.
devamını gör...
avokado genel düzene temelsiz, dayanaksız bir başkaldırıştır. kimse avokadoyu sevmez ancak marjinal görünmek için seviyormuş intibaı verir.
devamını gör...
meyve dediğin tadı olur, tatlı olur ekşi olur bir tadı olur yani. bunun tadı yokki, salatalara katıp tuzluyorsun böyle meyve mi olur lan.
devamını gör...
hiç avokado yemedim. alengirli şeyleri sevmiyorum. lümpen değilim diye düşünüyorum ama kimse de lümpen olduğunun farkında olmaz zaten.

bu kadar şeyi cevap niteliğinde olmasın diye yazdım. söylemek istediğim şey şu: o kadar şeyi taşa döksem, taş da çok lezzetli olur. bana kalbiniz kadar temiz bu sayfayı ayırdığınız için teşekkür ediyorum. ayrıca, şunu da söylemek istiyorum. avokadolu tost yiyen, ananaslı pizza da yer, ketçaplı pilav da yer.
devamını gör...
ben değilim... şöyle ki; avokado aslında tam bir ya çok sev ya hiç bulaşma meyvesi...
bir kere görüntüsü çok karizmatik, dışı zırhlı, içi yumuşacık, ortasında da bildiğin tarih öncesi fosili gibi çekirdek. ama asıl mesele dokusu. tereyağımsı, kremsi, sürülebilir… kaşıkla alıyorsun, ekmeğe sürüyorsun, zeytinyağı, limon, tuz değdi mi olay tamam. ben avokadoyu sağlık makalesi olduğu için değil, o pürüzsüz ağız hissi için tüketirim. ama yine de sağlık muhabbetiyle şişirildi iyice. iyi yağ, süper gıda, temiz beslenme falan derken herkes kutsal obje muamelesi yapmaya başladı. oysa tek başına yediğinde çoğu insanın tabi benim de eh işte diyeceğim bir tat.
devamını gör...
ya ben sevemiyorum maalesef, tatsız tuzsuz bir şey. illa bir şeyle eşleştirmen lazım.
doğaya da zararı varmış, özellikle aşırı su tüketen bir ürün olması ve bazı ülkelerde üretimi için ormanların yok edilmesi sebebiyle. sırf bu yüzden evime giremez.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"avokadoyu özgür iradesi ile seven lümpen" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim