edmond rostand tarafından yazılmış tiyatro eseri. kalbi burnundan büyük yalnız bir silahşorun acıklı hikayesini anlatır. 1990 yılında gérard depardieu nun baş rolünü oynadığı güzel bir filmi vardır. işin ilginç tarafı filmin türkçe dublajı orjinalinden daha güzeldir. rüştü asyalı efsanevi bir seslendirme yapmış. istemem eksik olsun
devamını gör...
istanbul şehir tiyatrolarında zamanında izleme şansı bulduğum güzel oyun. oyundan çok keyif almıştım, özellikle başroldeki yiğit sertdemir oldukça başarılıydı. oyun ile ilgili tek sıkıntı ses düzeniydi. muhsin ertuğrul gibi bir sahnede ses sıkıntısı yaşanması gerçekten anlaşılır gibi değil. neyse oyuna dönelim. konuya az çok ilgili olanlar aşinadır, başroldeki cyrano edebi yeteneği, oldukça büyük burnu ve şövalyeliğiyle seyirciyi kendine bağlıyor. oyunda konunun işlenişi de bana göre çok güzel olmuş. mehmet birikiye de bizi güzel oyunlarla ağırlamaya devam ediyor. emeği geçenlerin ellerine sağlık.
devamını gör...
eserin bu derece güzel olmasının bir sebebi de çevirisini sabri esat siyavuşgil'in yapmasıdır.
devamını gör...
tiyatrosu,operası,filmi,kitabı,hikâyesi neyi yapılmışsa havada kapılması gereken bir eser. 17. yy. fransa'sında yaşamış olan ozan ve şilahşor cyrano de bergerac zamanın ötesine geçip kendi adını taşıyan oyuna konu olur.
açık sözlü ve haklının yanında haksızın karşısında olan bu adam içinden geçtiğimiz bu zor günlerde şimdi yaşasaydı dedirtir.
tiyatroda izleme fırsatı olmayanlar 1950 yapımı cyrano de bergerac rolünde jose ferrer'in oynayıp en iyi erkek oyuncu oscar'ını kazandığı filmi zevkle izleyebilirler. benim favorim o.

devamını gör...
başkasının cümleleri ile başkasının aşkını yaşayan christian mı veya gözünün önünde duran böyle incelikli bir sevgiyi göremeyecek kadar kör olan roxane mı yoksa korkularından ötürü sevgisini cümlelere hapsetmiş olan cyrano mu daha bahtsız? kelimelerin ne denli etkili olduğunu bilsem bile bana bazen korkulardan arınmış bir dokunuşun umutsuzca sarfedilen kelimelerden daha etkili olduğunu düşündüren edmond rostand oyunu. oyunu yalnızca bu aşk üzerinden değerlendirmek oldukça yanlış olurdu şüphesiz. cyrano riyakarlıktan uzak, kendince hak ve adalet arayışında ve 100 kişi ile düşünmeden mücadele edecek kadar iyi bir düellocu. üstün bir düellocu cyrano ama kalemi bana kalırsa kılıcından daha keskin olmuştur bundan ötürü kendini boş yere başkasının dış görünüşüne zincirlediği bu aşk bana hep talihsiz gelmiştir zaten. o meşhur "yoksa eldivenim ne çıkar! bir tanecik kalmıştı babamızdan yadigar, yanımda bulunsaydı yine kullanacaktım; ne çare, bir asilzadenin suratında bıraktım." cümleleri de esasında bu oyunda geçmektedir. konuya gelecek olursak; cyrano roxane'a deliler gibi aşıktır fakat oldukça büyük olan burnundan ötürü çekinip açılamaz ona. şansa bak ki cyrano'nun sözde çirkinliği yanında güneş gibi parlayan christian da roxane'a karşı bir şeyler hissetmektedir ve bu karşılıksız da değildir fakat christian ve roxane'ın aşkı gölgede kalacak bir sevgi olur çünkü christian'ın fısıltıları cyrano'nun cümlelerinden başka bir şey değildir. kendi dizginlenemez aşkını christian üzerinden aktarır cyrano ve ölüm kapısını çalana kadar bu gerçekten habersiz kalacaktır roxane. hem onurlu hem de ne budalacadır aslında cyrano'nun yaptığı oysa bazı gönüller cümlelerle de fethedilebilirdi şüphesiz. victor hugo'ya mal edilen ama ona ait olmayan pek meşhur bir şiirde şöyle bir dize var; çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? bu daima havada asılı kalacak bir soru.


vicomte, hiddetten boğulur gibi.
tavrı küstah, sözü tok,
bir köy asilzadesi, eldiveni bile yok!
sırmasız, fiyongosuz, kurdelesiz bir herif!
(ces grands airs arrogants !
un hobereau qui… qui… n’a même pas de gants !
et qui sort sans rubans, sans bouffettes, sans ganses !)

cyrano
evet ama, çok şükür, maneviyatım zarif!
hayır, bir züppe gibi takıp takıştıramam,
elbisem gösterişsiz olunca süsüm tamam
olur. bilhassa ihmal etmediğim şey budur:
yıkanmamış hakaret, paçavra olmuş gurur,
uykudan vicdanımın gözleri çapak çapak,
ve kirli endişeler ile sokağa çıkmak ...
yürürken, sırmadan çok pırıldar her tarafım:
hürriyetirn, gururum, şahane itikafım,.
göğsüme sıralarım, büküp bıyıklarımı,
bir alay kordon değil, kahramanlıklarımı
çarpık, pörsük bir vücut değildir, bu her zaman
bir korse giymiş gibi ruhumdur dimdik duran!
her yerde bir erkekçe sayhadır her satırım,
hakikati bir rnahmuz gibi şakırdatırım.
(moi, c’est moralement que j’ai mes élégances.
je ne m’attife pas ainsi qu’un freluquet,
mais je suis plus soigné si je suis moins coquet ;
je ne sortirais pas avec, par négligence,
un affront pas très bien lavé, la conscience
jaune encor de sommeil dans le coin de son œil,
un honneur chiffonné, des scrupules en deuil.
mais je marche sans rien sur moi qui ne reluise,
empanaché d’indépendance et de franchise ;
ce n’est pas une taille avantageuse, c’est
mon âme que je cambre ainsi qu’en un corset,
et tout couvert d’exploits qu’en rubans je m’attache,
retroussant mon esprit ainsi qu’une moustache,
je fais, en traversant les groupes et les ronds,
sonner les vérités comme des éperons.)

vicomte
fakat mösyö, ben ...
(mais, monsieur…)


cyrano
yoksa eldivenim ne çıkar!
bir tanecik kalmıştı babamızdan yadigar,
yanımda bulunsaydı yine kullanacaktım;
ne çare, bir asilzadenin suratında bıraktım.
(je n’ai pas de gants ?… la belle affaire !
ıl m’en restait un seul… d’une très vieille paire !
– lequel m’était d’ailleurs encor fort importun.
je l’ai laissé dans la figure de quelqu’un.)
devamını gör...
üsküdar tekel sahnesinde yıllar önce izlemeye çalışmıştım. çalışmıştım çünkü önümde piknik yapan bir aile vardı. çekirdek, kola, tatlılar filan. herif ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını önündeki boş koltuğun üstüne uzatmıştı. o gün bugündür devlet ve şehir tiyatrolarına gitmem. sadece ön sıralarda özel tiyatrolarda izlerim.
devamını gör...
sevdiği kadının karşısına kendisi olarak çıkamayan, şair ruhlu çirkin aşık silahşör.
devamını gör...
kendisini tanısaydım şunu söylemek isteyeceğim hayali fransız roman karakteri
1: kendi varlığına güvenip sevdiğin insanın karşısına bütün bir varlığınla çıkamıyorsan o insanı hak etmiyorsun
2: kendi kusurlu bedenine rağmen gidip senin gibi küçük ya da büyük fiziksel kusurları olan bir bayanı sevmek ve karşılıklı olarak onure etmek varken sen gidip inadına kusursuz bedene sahip bir kadına aşık oluyorsun
3: iç güzelliğin ruhun ve romantizmin dış güzellikten daha önemli olduğunu vurgulamaya çalışan bir pozisyon ortaya koymaya çalışıyorsun ama gidip paris'in en güzel kızına ya da kadınına yaltaklanıyorsun olmadı cyrano yanlışsın.
devamını gör...
17. yüzyılda yaşamış fransız roman ve oyun yazarı cyrano de bergerac'ın hayatını konu alan oyun. edmond rostand tarafından 1897'de yayınlanmıştır.

okuduğum tiratlar arasında en sevdiğim bu oyundaki istemem eksik olsun tiradıdır. her ne kadar hamlet'in olmak ya da olmamak tiradını ve marcus antonius'un sezar'ın cenazesindeki tiradını* çok sevsem de benim gözümde hiçbiri bir istemem eksik olsun değildir.


ne yapmak gerek peki?
sağlam bir arka mı bulmalıyım?
onu mu bellemeliyim?
bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
istemem!

herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım le bret?
sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip
taklalar mı atmalıyım?
istemem! eksik olsun!

her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
istemem! eksik olsun böyle bir şöhret!
eksik olsun!

ciğeri beş para etmezlere mi "yetenekli" demeli?
eleştiriden mi çekinmeli?
"adım mercure dergisi'nde geçse" diye mi sayıklamalı?
istemem!
istemem! eksik olsun!

korkmak, tükenmek, bitmek...
şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek?
dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
istemem! eksik olsun!
istemem! eksik olsun!

ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek...
tek başına, özgür olmak.
dünyaya kendi gözlerinle bakmak.
sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak.
bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak.
ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
isteyince ay'a bile gidebilmek.
başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?


rüştü asyalı'nın sesinden istemem eksik olsun tiradı
devamını gör...
tüm çağların, tüm anların oyunu olan bu unutulmaz eserde cyrano'nun tiradını çocukluğumdan beri ara ara açar okurum.

"-ne yapmak gerek peki?
sağlam bir arka mı bulmalıyım? onu mu bellemeliyim?
bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
istemem!
herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım le bret?
sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, taklalar mı atmalıyım?
istemem! eksik olsun!
her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
istemem! eksik olsun böyle bir şöhret!
eksik olsun!
ciğeri beş para etmezlere mi "yetenekli" demeli?
eleştiriden mi çekinmeli?
"adım mercuré dergisinde geçse..." diye mi sayıklamalı?
istemem!
istemem! eksik olsun!
korkmak, tükenmek, bitmek...
şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
istemem! eksik olsun!
istemem! eksik olsun!
ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek...
tek başına...
özgür olmak...
dünyaya kendi gözlerinle bakmak...
sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak...
bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak...
ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
isteyince ay'a bile gidebilmek...
başarıyı alnının teriyle elde edebilmek...

demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?"

başlığın altında birçok kez bu ölümsüz tirat hatırlatılmış. yine de bir kez daha hatırlatmak istedim. çünkü tekrar iyidir. tekrar diri tutar.
devamını gör...
devamını gör...
cyrano de bergerac, edmond rostand tarafından 1897'de kaleme alınan ve sahnelenen, konusunu da 17. yy'da yaşamış aynı adlı şair, asker, felsefeci ve oyun yazarı savinien cyrano de bergerac'tan alan, klasik fransız edebiyatı romantik komedi oyunudur.
oyunun yazıldığı dönemlerde bazı eleştirmenler tarafından bir biyografi olduğu kabul edilse de bazıları tarafından da bir uyarlama ya da biyografi olmadığı savunulmuş. öte yandan yaşamış ya da tasarlanmış cyrano'lar arasında benzerlikler ve farklılıklar olsa da her ikisinin de bir hiciv ustası olduğu en belirgin karakteristik özellik olarak karşımıza çıkar.
ben bir esinlenme veya uyarlama olduğunu düşünüyorum. zira aradaki zaman farkı "bu tam manasıyla biyografidir" yargısına kapilmama engel olsa da, iki cyrano arasındaki benzerliklerin tesadüften ziyade bir gönderme ya da anma olduğu daha çok aklıma yatıyor. ikisi de asker ve kılıç ustası, ikisi de kıvrak zekâlı, ikisi de şair, ikisi de özgürlüğüne düşkün ve yönetimi karşısına almaktan cekinmiyor, aya gitme sevdaları da dahil birçok yönden kesişiyorlar.

"bazı aşklar üç kişiliktir yeğen"
hayatının aşkı roxane'a, burnu aşırı büyük olduğu için aşkını itiraf edemeyen ama bunun yanında kendini de beğenmiş, şair ve kılıç ustası cyrano'nun, yine roxane'a aşık olan ve emrindeki bir muhafız olan christian arasında geçen bir aşkı temel alır. roxane'in da christian'ı sevdiğini öğrenen cyrano, kendi aşk mektuplari ile roxane ve christian'ın arasini yapmaya başlar. böylece kendi aşkını, roxane'ın begenebilecegi bir yüz aracılığı ile iletir.

akıcı, şiirsel, tutkulu ve zengin bir dil yazarın yapıtının özünü oluşturur. çeşitli nedenlerle toplum dışı kalmış ve ötekileştirilmiş kişilere adanmış bir yanı vardır. sevgiyi, dostluğu ve aşkı ele alması bakımından, saplantılı bir sahiplenmeden ziyade işlemesi oldukça değerlidir. belki de günümüzde bazı hikayelere ilham olmuştur da. üç karakterden her biri diğer ikisinin ortak sevdiği kişi. oyun, her ne kadar tiyatro tarihinde taşları yerinden oynatan ve yön veren eserler arasında anılmasa da, cyrano de bergerac karakter olarak tiyatro dünyasında hamlet veya don kişot kadar çarpıcı bir karakter olmayı başarmıştır.

klasik anlatıma dayalı olarak ilki 1950'de, yönetmenliğini michael gordon'un yaptığı, ikincisi de 1990'da , yönetmenliğini jean paul reppeneau'nun yaptığı iki film çekilmiştir.
2018'de "cyrano" adında bir müzikal sahnelemesi ve bu müzikalin sinemaya aynı adla uyarlanmış 2021 yapımı müzikal romantik dram filmi de mevcuttur.

burun tiradını da ben eklemiş olayım:*


cyrano:
"bu kadarı az delikanlı! asıl iş edada. mesela bak,
hoyratça, 'burnum böyle olsaydı mösyö, mutlak dibinden kestirirdim.'
dostça, 'yana yatmaz mı, senden önce davranıp kadehe batmaz mı?'
tarifle, 'burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!'
mütecessis, 'acaba ne işe yarar bu alet? makas kutusu mudur, divit mıdır, izah et?'
zarifhane, 'kuşları sevdiğiniz besbelli! yorulmasın diye yavrucaklar, temelli tünek kurmuşsunuz!'
pürneşe, 'birader şu koskocaman burunla tütün içince, komşu yangın var diye bağırmıyor mu?'
müdebbir, 'aman yavrum, bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!'
müşfik, 'yaptırın ona küçük bir şemsiye, yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!'
alimane, 'görmüşüm aristophanes'de belki hippocampelephantocamelos adındaki hayvanın burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?'
nobran, 'zaten bilirim, sen misafir seversin. bu, şapka aşmak için mükemmel bir icat!'
şairane, 'ey burun, bütün cihana inat, seni baştan aşağı nezle etmeye kâdir tek rüzgâr bulunamaz, karayel müstesnadır!'
hazin, 'bir de kanarsa, kızıldeniz! ne bela!'
hayran, 'lavantacıya ne mükemmel tabela!'
lirik, 'bu, tanrıların bindiği bir gemidir!'
safiyane, 'abide ne günleri gezilir?'
hürmetkârane, 'mösyö, kibarsınız muhakkak, yoksa var mı cumba sahibi olmak!'
köylü, 'vış anam! bu ne? bilmem guş mu balıh mı? yoğusa dohuma gaçmış bir salatalıh mı?'
sivri akıllı, 'bunu tombalaya koymalı! kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
ve hıçkıra hıçkıra nihayet, pyrame gibi, 'bu ne felaket! bu ne musibettir yarabbi! böyle berbat edip de yüzünü sahibinin, şimdi de utancından kızarıyor bak hain!'...
olsaydı biraz nükte, biraz malumatınız, işte karşıma geçer bunları sayardınız.

fakat sizde
nükteden eser yok zerre kadar,
neyleleyim cenab-ı hak' ihsan buyurmamışlar!
zaten bir parça icat kudreti olsa bile,
böyle seçkin, muhterem huzzar önünde hele,
bana bu şakaları yapmazdınız elbet.
agzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet,
bunlardan bir tekin'in en ufak başlangıcı,
karşınıza bergerac'ın kılıcı!
ben bunları söylerim, oldukça belagatla!
başkasından dinlemem fakat tekini bile.
devamını gör...
en sevdiğim tiradı budur:



"fakat…
şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
yapayalnız ama hür,
seyahat etmek aya,
gören gözü, çınlayan sesi,
canı istediği zaman şapkayı ters giymek,
başarıyı alnının teriyle elde edebilmek…
demek istediğim asalak bir sarmaşık olmamak!
varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar,
yaprakların bulutlara erişmezse ne zararı var? "
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"cyrano de bergerac" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim