atatürk'ün fransızca konuştuğu görüntüler
1930 yılında abd elçisi joseph grew’i çiftliğinde ağırlayan ve fox movietone film şirketinin bu ziyareti kaydetmesine izin veren atamın bütün asaletiyle döktürdüğü görüntülerdir. onun böyle renkli ve net bir görüntüsünü izlemek de içimin cız etmesine sebep olmuştur.
buradan
buradan
devamını gör...
türk uzay yolcularına isim önerileri
kaçaklar. ülkeden kaçmanın en mantıklı yolunu bulmuşlar çünkü*.
devamını gör...
geceye çocukluktan kalan bir ukde bırak
uçurtma uçuramamak.
devamını gör...
biriyle dertleştikten sonra gelen pişmanlık hissi
aslında karşıdaki kişiden reaksiyon alınmadığı zamanlar da oluyor. bomboş gözlerle sana bakıyor. söylediği sözler söylenilenlerden bağımsız, kayıtsız, kopuk. bu da dertleştiğiniz kişinin sizinle bağ kuramadığından kaynaklanıyor. siz de ufak bir bağdan nerelere gelmişsinizdir. bazen oluyor böyle alakasız serzenişler. çok manasız birine dertlenmeniz geliyor, hemen beraberinde pişmanlığınızda. dert beni buradan atar mısın lütfen diye bağırdığı için insan dengeyi şaşırabiliyor. kime denk geldiğini de bilmiyor.
zaten laf ağızdan çıktıktan sonra anlıyorsunuz. ben kime neyi söyledim diye. bazen de çok tutarsınız içinizde çatlarsınız o da iyi değildir. yani çok da pişman olmayın. insansınız, yaparsınız. pişmanlık duyduğunuz kişi de yapmıştır birilerine.
her şeyi çok büyütmesek insanlık adına büyük yollar katedeceğiz. insanların dertlerinden magazin yapmasak kendimize de baksak belki güven problemlerini de halledeceğiz. ama işte insan.. başkasının sorunlarından kendi başını dikleştirenler oluyor. derdi olana sevinenler, derdini anlattığında rahatlayanlar var. oh onda da varmış diyenler. ben bunu da anlamıyorum. bu güvensizlik hissi de çok zor. herkes kendi içine kaldı artık. şaşırıyorum.
zaten laf ağızdan çıktıktan sonra anlıyorsunuz. ben kime neyi söyledim diye. bazen de çok tutarsınız içinizde çatlarsınız o da iyi değildir. yani çok da pişman olmayın. insansınız, yaparsınız. pişmanlık duyduğunuz kişi de yapmıştır birilerine.
her şeyi çok büyütmesek insanlık adına büyük yollar katedeceğiz. insanların dertlerinden magazin yapmasak kendimize de baksak belki güven problemlerini de halledeceğiz. ama işte insan.. başkasının sorunlarından kendi başını dikleştirenler oluyor. derdi olana sevinenler, derdini anlattığında rahatlayanlar var. oh onda da varmış diyenler. ben bunu da anlamıyorum. bu güvensizlik hissi de çok zor. herkes kendi içine kaldı artık. şaşırıyorum.
devamını gör...
sait faik abasıyanık
bir insanı sevmekle başlar her şey, der sait faik ama sonra şöyle devam eder o cümleler; burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor. şüphesiz denizdeki balığı öpecek kadar ince düşünceli bir adama bu cümleleri yazdıran senin benim yaşadığımız dünya. ardından bu havada ölünür mü hiç diye söylenilen 'durgun deniz bakışlı' öykücü. yky'den çıkma şimdi sevişme vakti ve diğer şiirleri'nde o ve ben isimli bir şiiri var ki durup düşündürüyor insanı dakikalarca, umulmadık kadar korkak olan en çirkin yanımı törpüleyip sevgiye inancımı baki kılıyor; çoğu zaman insanlar sevmekten pek bir şey anlamadığımı düşünse bile. şiirden bahsedip yazmamak olmaz hem zaten şüphesiz yazmasam deli olacaktım.*
sana koşuyorum bir vapurun içinden
ölmemek, delirmemek için.
yaşamak; bütün adetlerden uzak
yaşamak.
hayır değil, değil sıcak
dudaklarının hatırası
değil saçlarının kokusu
hiçbiri değil.
dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
ben onsuz edemem.
eli elimin içinde olmalı.
gözlerine bakmalıyım
sesini işitmeliyim
beraber yemek yemeliyiz
ara sıra gülmeliyiz.
yapamam, onsuz edemem
bana su, bana ekmek, bana zehir
bana tad, bana uyku
gibi gelen çirkin kızım
sensiz edemem.
sana koşuyorum bir vapurun içinden
ölmemek, delirmemek için.
yaşamak; bütün adetlerden uzak
yaşamak.
hayır değil, değil sıcak
dudaklarının hatırası
değil saçlarının kokusu
hiçbiri değil.
dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
ben onsuz edemem.
eli elimin içinde olmalı.
gözlerine bakmalıyım
sesini işitmeliyim
beraber yemek yemeliyiz
ara sıra gülmeliyiz.
yapamam, onsuz edemem
bana su, bana ekmek, bana zehir
bana tad, bana uyku
gibi gelen çirkin kızım
sensiz edemem.
devamını gör...
rüyada pavlov’un göbeği’ni görmek
daha kötü versiyonu 'o göbeğin kaşıma hali'
günaha girmeye ve uğursuzluğun yakanızı bırakmamasına, toplum içinde fitne ve fesatlığın yayılacağına delalet eder
not: sadece kötü anlamlar seçilmiştir.
günaha girmeye ve uğursuzluğun yakanızı bırakmamasına, toplum içinde fitne ve fesatlığın yayılacağına delalet eder
not: sadece kötü anlamlar seçilmiştir.
devamını gör...
fyodor mihayloviç dostoyevski
kumar borcunu kitapla ödeyen adam gibi adamdır. kendisinin türkçe konuşup rusça alt yazı geçilen versiyonunu leyla ile mecnun adlı dizide görebilirsiniz.
devamını gör...
kendi açıklaması
hayatımda kötü kalpli dediğim, dizilerde, filmlerde karşılaşılacak türden salt kötülükten beslenen 1 tam 1 de yarım insan tanıdım. 32 senede 1.5 insan. baya az. kötülüğü anlamlandırmayı daha doğrusu insanları anlamlandırmayı, sebeplendirmeyi, netice itibariyle de affetmeyi doğru kabul eden biri olduğum için bu kadar az olabilir sayısı bilemiyorum. düşündüm de bunu ama bir şekilde hep kapatmışım galiba defterleri dolayısıyla artmadı bu sayı. neyse. 1.5 yine de iyi bir sayı.
kötülük, kötü kalpli biri olmak çok ilginç bir şey. yanından geçen lüks arabanın içindeki akranı hemcinsini kıskanıp "abi anlamıyorum, ben de çalışıyorum, bunlar bu parayı nereden buluyor ya, işallah kaza yapar" demek mesela, bunun açıklaması, anlamlandırması, sebeplendirmesi yok. varsa da formülü bende yok. pasaport kontrol sırasında, ikimiz başka sıralara girelim hangimizinki önce gelirse diğeri onun yanına gelir... inanılmaz. 2.5 dakika fazla beklesen ne olur acaba? iş arkadaşının ayağını kaydırmak için kritik bir konuda bilgi saklamak, onu hataya yönlendirmek için yalan söylemek ve üstelik bunu amaçsız yapmak. son kertede eline geçecek bir şey olsa belki bir küçük sebep bulacağım, ama yok. gerçekten yok.
zaten konu bu. hepimiz kusurlu yaratıklarız. binlerce şey yaşayıp, milyonlarca farklı kırılımla, milyarlarca farklı hayat yaşıyoruz. kaç insan varsa o kadar hayat işte. biricik. birbirimizi anlamamız da bu yüzden bu kadar zor oluyor. hele de birbirimizin kusurlarını. aslında hiçbirimiz birbirimizle tam örtüşmüyoruz. örtüşmeli miyiz gerçi, bilmiyorum da. çok anlamı olmazdı gibime geliyor bu hiçliğin o versiyonda. belirtmeden geçmeyeyim; çok emin değilim bundan. yaşanmamış şeylerin simülasyonlarını hatalı kabul etmek gerek. gerçekleşmemiş tüm versiyonlar fantezidir günün sonunda. ama yine de uğraşıyoruz istemsizce insanları "anlamayı". ben çok zorlanıyorum açıkçası bir sebep bulamadığımda veya sorularıma tatminkar cevaplar alamadığımda. isyan edesim geliyor. iki ihtimalden birine doğru evriliyor duygularım istemsizce.
1- ben salağım.
2- bir insan nasıl bu kadar anlamsız olabilir?
iki olasılık da beni eşit düzeyde rahatsız hissettiriyor.
kolay manipüle edilebilen biriyim ben. hayatımdaki insanlar benden bir şey istediğinde hayır demekte çok çok zorlanıyorum. bunu uzun zaman önce keşfettim. bunla çok savaştım. bunu değiştirmek için çok çaba sarf ettim. geçmişten gelen travmalar. sorumluluk almaya itilen bir çocuk. çok erken, baya erken birey olmaya başlamış, sistemi kendisi için epey erken bir döneminde olduğundan bir parça da hatalı kurgulamış bir küçük insan yavrusu. sorumluluk almayı, kendisinden istenen her şeyi kendisini zora sokmak pahasına kabul etmek zanneden. bazen isteneni yapıp mutlu olan bazen yapamayıp bundan deliler gibi zarar gören. istenenin ne olduğundan, gerekliliğinden, haklılığından bağımsız. hatta bazen istenmediği halde inisiyatif alan. yardımcı olacağım diye insanları kıran, inciten... evet dönüşüm hikayelerim vardır, kendimi, kabullerimi yeniden yapılandırmayı, bir şekilde yeni doğrularımla barışmayı becerebilen biriyim herkes kadar ama kemikleşmiş özelliklerimle de dövüşmemeyi öğrenecek kadar okuma yaptım psikolojiyle ilgili. hal böyle olunca da dedim ki madem ben kendimi kendimden koruyamıyorum hayatıma dahil edeceğim insanları kontrol edeyim. iyi insanlar dahil edeyim bu hikayeye. tünelin ucu bombok bir yere çıkacak yoksa. işte tam bu yüzden kötü insanlardan çok korkuyorum. bir şekilde girdiler mi hayatıma, onlar tarafından manipüle edileceğim konular ve olayların sınırları yok çünkü. deneyimledim. cidden yok.
şimdi ben bunları neden anlattım? çünkü kişinin kendine de kendine değen insanlara da ara ara hatırlatmalar yapması gerektiğine inanıyorum. ben şimdi 19 gün falan bana değen bir hikayeyi düşüneceğim. içinde olmadığım ama hissettiğim bir hikayeyi. kahramanları iyi olsun diye düşüneceğim. bu hikayenin pozitif çıktıları olsun diye umacağım. o yüzden düşünüyorum. o yüzden yazıyorum. o yüzden hatırlatıyorum. her şeyden önce insanların, bildiklerini uyguladığından emin olmak için sağlama yapması gerektiğini biliyorum. bu o kadar kolay bir şey değil. bilgi tek başına anlamlı değil. uygulamak, uygulamaya zorlamak, bu uğurda zorlanmayı göze almak lazım.
kötülük, kötü kalpli biri olmak çok ilginç bir şey. yanından geçen lüks arabanın içindeki akranı hemcinsini kıskanıp "abi anlamıyorum, ben de çalışıyorum, bunlar bu parayı nereden buluyor ya, işallah kaza yapar" demek mesela, bunun açıklaması, anlamlandırması, sebeplendirmesi yok. varsa da formülü bende yok. pasaport kontrol sırasında, ikimiz başka sıralara girelim hangimizinki önce gelirse diğeri onun yanına gelir... inanılmaz. 2.5 dakika fazla beklesen ne olur acaba? iş arkadaşının ayağını kaydırmak için kritik bir konuda bilgi saklamak, onu hataya yönlendirmek için yalan söylemek ve üstelik bunu amaçsız yapmak. son kertede eline geçecek bir şey olsa belki bir küçük sebep bulacağım, ama yok. gerçekten yok.
zaten konu bu. hepimiz kusurlu yaratıklarız. binlerce şey yaşayıp, milyonlarca farklı kırılımla, milyarlarca farklı hayat yaşıyoruz. kaç insan varsa o kadar hayat işte. biricik. birbirimizi anlamamız da bu yüzden bu kadar zor oluyor. hele de birbirimizin kusurlarını. aslında hiçbirimiz birbirimizle tam örtüşmüyoruz. örtüşmeli miyiz gerçi, bilmiyorum da. çok anlamı olmazdı gibime geliyor bu hiçliğin o versiyonda. belirtmeden geçmeyeyim; çok emin değilim bundan. yaşanmamış şeylerin simülasyonlarını hatalı kabul etmek gerek. gerçekleşmemiş tüm versiyonlar fantezidir günün sonunda. ama yine de uğraşıyoruz istemsizce insanları "anlamayı". ben çok zorlanıyorum açıkçası bir sebep bulamadığımda veya sorularıma tatminkar cevaplar alamadığımda. isyan edesim geliyor. iki ihtimalden birine doğru evriliyor duygularım istemsizce.
1- ben salağım.
2- bir insan nasıl bu kadar anlamsız olabilir?
iki olasılık da beni eşit düzeyde rahatsız hissettiriyor.
kolay manipüle edilebilen biriyim ben. hayatımdaki insanlar benden bir şey istediğinde hayır demekte çok çok zorlanıyorum. bunu uzun zaman önce keşfettim. bunla çok savaştım. bunu değiştirmek için çok çaba sarf ettim. geçmişten gelen travmalar. sorumluluk almaya itilen bir çocuk. çok erken, baya erken birey olmaya başlamış, sistemi kendisi için epey erken bir döneminde olduğundan bir parça da hatalı kurgulamış bir küçük insan yavrusu. sorumluluk almayı, kendisinden istenen her şeyi kendisini zora sokmak pahasına kabul etmek zanneden. bazen isteneni yapıp mutlu olan bazen yapamayıp bundan deliler gibi zarar gören. istenenin ne olduğundan, gerekliliğinden, haklılığından bağımsız. hatta bazen istenmediği halde inisiyatif alan. yardımcı olacağım diye insanları kıran, inciten... evet dönüşüm hikayelerim vardır, kendimi, kabullerimi yeniden yapılandırmayı, bir şekilde yeni doğrularımla barışmayı becerebilen biriyim herkes kadar ama kemikleşmiş özelliklerimle de dövüşmemeyi öğrenecek kadar okuma yaptım psikolojiyle ilgili. hal böyle olunca da dedim ki madem ben kendimi kendimden koruyamıyorum hayatıma dahil edeceğim insanları kontrol edeyim. iyi insanlar dahil edeyim bu hikayeye. tünelin ucu bombok bir yere çıkacak yoksa. işte tam bu yüzden kötü insanlardan çok korkuyorum. bir şekilde girdiler mi hayatıma, onlar tarafından manipüle edileceğim konular ve olayların sınırları yok çünkü. deneyimledim. cidden yok.
şimdi ben bunları neden anlattım? çünkü kişinin kendine de kendine değen insanlara da ara ara hatırlatmalar yapması gerektiğine inanıyorum. ben şimdi 19 gün falan bana değen bir hikayeyi düşüneceğim. içinde olmadığım ama hissettiğim bir hikayeyi. kahramanları iyi olsun diye düşüneceğim. bu hikayenin pozitif çıktıları olsun diye umacağım. o yüzden düşünüyorum. o yüzden yazıyorum. o yüzden hatırlatıyorum. her şeyden önce insanların, bildiklerini uyguladığından emin olmak için sağlama yapması gerektiğini biliyorum. bu o kadar kolay bir şey değil. bilgi tek başına anlamlı değil. uygulamak, uygulamaya zorlamak, bu uğurda zorlanmayı göze almak lazım.
devamını gör...
dediğimi yap yaptığımı yapma
doktor, öğretmen, siyasetçi gibi kişiler için gerçek olan durum.
devamını gör...
ziya selçuk'un istifa etmesi
eyvah dediğim haberdir. yine hangi vasıfsız. hangi beceriksiz. hangi torpilli kişi yerine gelecek diye düşünüp duruyorum.
hadi bakalım. torpilin çocukları yapın şovunuzu.
hadi bakalım. torpilin çocukları yapın şovunuzu.
devamını gör...
ibni battuta
ibni batuta tam ismiyle ebû abdullah muhammed bin abdullah bin muhammed bin ibrahim levâtî tancî (dedesi bu ismi kulağına fısıldarken yorulup vefat etmiştir)
kendisi ortaçağın en büyük seyyahlarından birisidir. bu abimiz hacca gitmek için memleketi fastan ayrılıyor ve 29 sene geziyor dolaşıyor.
kendisi türk tarihi hakkında çok şey anlatmıştır ve tarihçilerimiz onun eserlerinden çokça faydalanmıştır.
türklerle ilk tanışmasında bir hayvan kiralamıştır ve türkler hakkında şöyle demiştir.
huncubal'da oturan ermiş bir adamla görüşmek üzere ceravn'dan yola çıktık. denizi geçtikten sonra türkmenlerden binek hayvan kiraladık. bu bölge türkmenlerle meskûn. son derece cesur oldukları ve güzergâhı iyi bildikleri için onlar olmadan burada seyahat etmek imkânsız.
kendisi ayrıca alanya hakkında şöyle demiştir.
allah dünyanın güzelliklerini ayrı ayrı dağıtırken hepsini burada bir arada bağışlamış.
halil inalcık devlet-i aliyye kitabını okurken karşılaştım ibn-i batutayla. halil hoca sık sık kaynaklarından yararlanmış.
batuta türklerin dini inanışları hakkında şöyle bahsediyor.
halk, imam-ı a'zam ebû hanîfe hazretleri'nin mezhebindendir. hak teâlâ ondan razı olsun. hepsi ehl-i sünnet'tir. aralarında ne kaderî ne râfıdî [=râfizî] ne mu'tezilî ne hâricî ne de başka bir sapkın bulunmaktadır. yüce allah onları bu faziletleriyle diğer insanlardan üstün kılmıştır. ama haşîş [esrar] yemekten çekinmiyorlar!
ibni batuta, orhan bey hakkında aynen şunları ifade ediyor (halil inalcık devlet-i aliyye cilt-1 )
arap seyyahı ibn-i batutta, 1334'te bursa'yı ziyaret ettiğinde 2. padişah orhan'ı şöyle tanıtıyor. " bu sultan türkmen hükümdarlarının en büyüğü, servet, toprak ve askeri kuvvetler bakımından en ileride olanıdır. elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır, kendisi zamanının büyük bir kısmını devamlı bu kaleleri ziyaret edip, durumlarını gözden geçirip ıslah etmekle geçirir... babası iznik şehrini yirmi yıl abluka
altında tutmuştur, alamadan ölmüş, adı geçen
oğlu orhan, şehri 12 yıl daha kuşatarak almıştır.
kendisiyle orada buluştum, bana büyük
meblağda para gönderdi.
kendisi büyük bir gezgin olduğu kadar büyük bir hatip olmalı çünkü araştırdığım kadarıyla hep iyi bakmışlar kendisine. altınlar yemekler sofralar hep önüne konulmuş.
ibni batuta şüphesiz dünya için çok değerli bir şahsiyetmiş gezdiği yerler ve anlattıklarından bütün dünya faydalanmış.
halil inalcık kitabında tanıdığım bu gezgin abinin seyahatnamesini alıp okuyacağım sepete koydum bile.
yararlandığım kaynaklar: halil inalcık devlet-i aliyye ve buradan
kendisi ortaçağın en büyük seyyahlarından birisidir. bu abimiz hacca gitmek için memleketi fastan ayrılıyor ve 29 sene geziyor dolaşıyor.
kendisi türk tarihi hakkında çok şey anlatmıştır ve tarihçilerimiz onun eserlerinden çokça faydalanmıştır.
türklerle ilk tanışmasında bir hayvan kiralamıştır ve türkler hakkında şöyle demiştir.
huncubal'da oturan ermiş bir adamla görüşmek üzere ceravn'dan yola çıktık. denizi geçtikten sonra türkmenlerden binek hayvan kiraladık. bu bölge türkmenlerle meskûn. son derece cesur oldukları ve güzergâhı iyi bildikleri için onlar olmadan burada seyahat etmek imkânsız.
kendisi ayrıca alanya hakkında şöyle demiştir.
allah dünyanın güzelliklerini ayrı ayrı dağıtırken hepsini burada bir arada bağışlamış.
halil inalcık devlet-i aliyye kitabını okurken karşılaştım ibn-i batutayla. halil hoca sık sık kaynaklarından yararlanmış.
batuta türklerin dini inanışları hakkında şöyle bahsediyor.
halk, imam-ı a'zam ebû hanîfe hazretleri'nin mezhebindendir. hak teâlâ ondan razı olsun. hepsi ehl-i sünnet'tir. aralarında ne kaderî ne râfıdî [=râfizî] ne mu'tezilî ne hâricî ne de başka bir sapkın bulunmaktadır. yüce allah onları bu faziletleriyle diğer insanlardan üstün kılmıştır. ama haşîş [esrar] yemekten çekinmiyorlar!
ibni batuta, orhan bey hakkında aynen şunları ifade ediyor (halil inalcık devlet-i aliyye cilt-1 )
arap seyyahı ibn-i batutta, 1334'te bursa'yı ziyaret ettiğinde 2. padişah orhan'ı şöyle tanıtıyor. " bu sultan türkmen hükümdarlarının en büyüğü, servet, toprak ve askeri kuvvetler bakımından en ileride olanıdır. elinde olan kaleler yaklaşık yüz kadardır, kendisi zamanının büyük bir kısmını devamlı bu kaleleri ziyaret edip, durumlarını gözden geçirip ıslah etmekle geçirir... babası iznik şehrini yirmi yıl abluka
altında tutmuştur, alamadan ölmüş, adı geçen
oğlu orhan, şehri 12 yıl daha kuşatarak almıştır.
kendisiyle orada buluştum, bana büyük
meblağda para gönderdi.
kendisi büyük bir gezgin olduğu kadar büyük bir hatip olmalı çünkü araştırdığım kadarıyla hep iyi bakmışlar kendisine. altınlar yemekler sofralar hep önüne konulmuş.
ibni batuta şüphesiz dünya için çok değerli bir şahsiyetmiş gezdiği yerler ve anlattıklarından bütün dünya faydalanmış.
halil inalcık kitabında tanıdığım bu gezgin abinin seyahatnamesini alıp okuyacağım sepete koydum bile.
yararlandığım kaynaklar: halil inalcık devlet-i aliyye ve buradan
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
odamda, çalışma masamda oturmuş bir şeyler çiziyorum. bir yandan da müslüm gürses’ten tutamıyorum zamanı dinliyorum. kendimi öyle bir kaptırmışım ki resim çizmeye, odama annemin geldiğini fark etmedim ilk başta. daha sonra kapı sesinin açılıp kapandığını fark ettim. bir baktım annem bir şeyler soruyor, ama ne dediğini anlayamıyorum sesten. şarkı dinlediğim sayfaya döndüm, şarkıyı durdurmak için. böyle yapınca da, ne dinlediğim pekâlâ gözükmüş oluyor ‘müslüm mü dinliyorsun?’ diye soruyor. bense ‘evet’ diyorum. annem ‘tövbe yarabbim’ diyerek, odamdan çıkarken ben de ‘ama güzel’ diyorum. kadıncağız halime o kadar şaşırmış olmalı ki, böyle bir tepki verdi.*nedense bana bi gülme geldi.*
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaşları
2002 dünya kupasında hasan şaş'ın brezilya'ya attığı golü ilkokul müsamere salonunda izledim.
devamını gör...
narsisistik kişilik bozukluğu
narsizm'in genel anlamı sigmund freud dediği gibi "kendimize duyduğumuz sevgiyi anlatan bir kelime" olarak geçer.
narsist kişiler, aslında bir ikilem içinde hayatlarına devam ederler; bir yandan kendilerini çok seven ve büyüklenmeci duygular ve düşüncelere sahipken, bir yandan da sevgiye ve övgüye aç gizlenmiş zayıf bir tarafları vardır. büyüklenmeci yapıyı daha rahat gözlemlerken, bu sevgiye aç kısımları gizlenmiştir. bu zayıflık onlarda utanç duygusunu yaratmaktadır ve depresyona sebep olabilir.
narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler, ebeveynlerini genelde soğuk ve mesafeli olarak duygu ifade etmekten yoksun kişiler olarak tanımlarlar. bunun bir sonucu olarak da kendi duygularını ifade etmeyi öğrenmekten yoksun kalırlar ve deneyimsizlerdir.
narsist kişiler, aslında bir ikilem içinde hayatlarına devam ederler; bir yandan kendilerini çok seven ve büyüklenmeci duygular ve düşüncelere sahipken, bir yandan da sevgiye ve övgüye aç gizlenmiş zayıf bir tarafları vardır. büyüklenmeci yapıyı daha rahat gözlemlerken, bu sevgiye aç kısımları gizlenmiştir. bu zayıflık onlarda utanç duygusunu yaratmaktadır ve depresyona sebep olabilir.
narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler, ebeveynlerini genelde soğuk ve mesafeli olarak duygu ifade etmekten yoksun kişiler olarak tanımlarlar. bunun bir sonucu olarak da kendi duygularını ifade etmeyi öğrenmekten yoksun kalırlar ve deneyimsizlerdir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yazın sonunda ben yine aynı bankta. geldim durmaya, dinlenmeye. bank tanıdık, sorgularım da yabancı değil, kulaklığımda. asfalt değişiyor ama. karşımda yol çalışması var. kazmışlar bi’ ton kuru gürültü.
skip intro.
yazlık/kışlık ayrımında kıyıda tozlanmış müzik defterimi gördüm. sabah ki bir saniyelik duraksayışım beni tüm gün düşündürüp, yine aynı noktaya getirdi.
piyano hocamin ilk, tek ve son isteğiydi nota yazmam. son, çünkü epeydir görmedim onu. büyük ihtimalle bir daha karşılaşmayız ben aramadıkça. şuan başka arayışlardayım. hayalleri yine ittim, gerçek hayata odaklandım. ne o piyano benim evime girecek, ne ben nota yazacağım. imkansızım, imkansız kalacak bunu fark etmenin acısındayım bugün.
neyse sudoku, acıyorsa acıyodur çek elini yarayı kurcalama.
skip intro.
yazlık/kışlık ayrımında kıyıda tozlanmış müzik defterimi gördüm. sabah ki bir saniyelik duraksayışım beni tüm gün düşündürüp, yine aynı noktaya getirdi.
piyano hocamin ilk, tek ve son isteğiydi nota yazmam. son, çünkü epeydir görmedim onu. büyük ihtimalle bir daha karşılaşmayız ben aramadıkça. şuan başka arayışlardayım. hayalleri yine ittim, gerçek hayata odaklandım. ne o piyano benim evime girecek, ne ben nota yazacağım. imkansızım, imkansız kalacak bunu fark etmenin acısındayım bugün.
neyse sudoku, acıyorsa acıyodur çek elini yarayı kurcalama.
devamını gör...
karl marx
marx'a göre kapitalist sistemde özgürlükten söz etmek mümkün değildir. bu sistem sömürü ve eşitsizliklere dayanmaktadır. üretim araçlarına sahip burjuva sınıfı işçi sınıfını her anlamda sömürmektedir. kol gücü değildir sadece sömürülen; aynı zamanda zihinlerini de sömürmektedir. işçiler kendi ürünlerine yabancılaşmaktadır. genel olarak insanlar doğaya, türdeşlerine ve hatta kendilerine yabancılaşmaktadırlar. bu yabancılaşma durumu marx için çok önemlidir. bir bakıma kişinin kendi benliğini yitirmesidir. varoluşları kendi çabalarına ve eylemlerine bağlı değildir. bu durumda da gerçek bir varoluştan ve özgürlükten söz etmek imkânsızlaşmaktadır. marx prensip olarak insanların akıllı varlıklar olduğunu ve özgür olabileceklerini kabul etmektedir. ancak bunun için bazı şartların olgunlaşması gereklidir. kapitalist sistemde insanlar özgürlük vaatleri altında aslında özgürlükten mahrum bırakılmışlardır. rousseau bütün insanların özgür doğduğunu fakat her yerde zincire vurulduklarını söylemişti. marx için bu zincir kapitalizm ve onun üretim ilişkileridir. tarihsel ve toplumsal bir bakış açısına sahip olan marx özgürlüğun ancak bu sistemin sona ermesiyle mümkün olabileceğini düşünmektedir. kapitalizmde sınıf çatışmaları, özel mülkiyet, eşitsiz ve adil olmayan gelir dağılımı, üretim araçları hegemonyası ve yabancılaşma vardır. marx burjuva ahlakına ve çarpık bireysellik anlayışına karşı çıkmaktadır. ona göre gerçek bireysellik de ancak ve ancak kolektif bir yapıda mümkün olacaktır. burjuva ahlakının özgürlük anlayışı bir illüzyondan ibâretttir. insanın kendini gerçekleştirmesi ve yeteneklerini ortaya koyabilmesi anlamındaki özgürlük marx'a göre komünal bir yapıda mümkün olabilecektir.
devamını gör...
3000 tl maaş alan erkeğin utanmadan sevgili yapması
bu yıl içinmi geçerli yoksa her yıl güncellenecekmi sevgili yapabilme ücret sınırı dedirten başlık.
devamını gör...
kahramanmaraş
akdeniz bölgesi'nde olmasına rağmen, akdeniz bölgesi denilince de akla hiç gelmeyen vilayet.
devamını gör...
