elvis presley-jailhouse rock.
devamını gör...

bakıyorum da bir çok yazar hep olaya anlık bakıyor.
hayatında sözlük, forum, internet sitesi yöneten var mı desen, belki 1 kisi çıkar.
ama hep biz buna evrildik. tüketim toplumunun hızlı tüketicileri.
yazın arkadaş yazın, sizin de yazmaya hakkınız var.

benim düşüncem ise gayet normal bir gidişat olduğudur.
devamını gör...

öpüp sevip helalleşmenin ardından yanıyor olduğu görülmüstür.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

canlı kelimesinin bilimsel söylenişidir. bilimkurgu hikayelerinde sıkça geçen bir terim olmasına rağmen günlük hayatta hakaret olarak kullanımı yaygındır.
sözlüklerde ayrımcılık başlıkları ile kargaşa yaratan, beğenilmeyen, sevilmeyen troller vardır. günlük hayatta insan demeye dilimizin varmadığı yaratıklar vardır. gereksiz canlı yani yaşam formu denir bunlara.
devamını gör...

tom ve jerry'nin normalde çıplak dolaşırken denize girerken şort giymeleri.
devamını gör...

moderatörden gelen mesajlardır.
devamını gör...

ayda ortalama 210 tl sadece süte harcamaktır.
devamını gör...


eser de trenler sürekli gidip gelirken bir yolcu olan ve evren içinde nokta gibi kalan insanın dünyanın sadece kendisine sunulan bir yerinden izlemesine şahit oluyoruz... baş karakteri yedigey bağ kurduğu arkadaşına son görevini yerine getirirken kendi hayatını da film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirtiyor. yazar cengiz aytmatov birey'in içsel yolculuğunu yansıtırken aynı zamanda teknoloji'nin geleneklerle çatışmasını da ilmek ilmek işlemiş satırlarında.


sonuna kadar sıkılmadan okuyacağınız kendi hayatınız içinde dersler çıkarabileceğiniz nitelikli bir kitap.
devamını gör...

yücel'in çiçekleri'nden sadece biri; eğitimci yazar.

1926'da polatlı'ya bağlı ömerler köyünde doğar. gençliği cephelerde geçen bir çiftçinin oğludur. babası ibrahim onbaşı, suriye cephesinde hayatını kurtaran subayın adını vermiştir oğluna...

1938'de beypazarı ilkokulu'nu bitirdikten sonra; babasının topraklarında yarıcı olarak çalıştığı büyük toprak sahibi emin sazak'a çok yalvarır "ağam ayağını öpeyim beni okut, allah içki içmek dahil günahlarını bağışlasın" diye. ama cevap olumsuz olur. nihayet sınava girerek çifteler köy enstitüsü'ne kaydolur. 1943'te burayı bitirdikten sonra hasanoğlan'a yüksek köy enstitüsüne gider. 1946'da buradan da mezun olduktan sonra cılavuz köy enstitüsü'ne öğretmen olarak gider. yedi ay görev yaptıktan sonra da, köy enstitülerinde göreve başlayan tüm hasanoğlan mezunlarıyla beraber askere alınır, sakıncalı piyade çavuş olarak 2,5 yıl askerlik yapar. dönüşünde de eski görevine dönemez; tokat almus'a gezici başöğretmen olarak atanır. 1952'de ilk kitabı olan bozkırdaki günler yayınlanır.

gazi eğitim enstitüsü'nü bitirdikten sonra müzik öğretmeni olarak turhal'da, amasya ilköğretmen okulu'nda ve ankara bahçelievler ortaokulu'nda görev yaptıktan sonra 1979'da bakan müşaviri olarak emekli olur. bu yıllarda; varlık ve yeni ufuklar gibi dergilerde yayınladığı öykülerin üstüne romanlar yazmaya da başlar. ilk romanı olan sarı traktörortakçılar, yoz davar, yarbükü gibi, doğup büyüdüğü eskişehir köylerinde geçen ve köylülerin sorunlarına (toprak-su kavgaları, ağa-yarıcı ilişkileri, enstitü mezunu öğretmenlerin yaşadığı sıkıntılar, makinalaşma vs) eğilen romanları; birçok köy enstitülünün eserleri gibi kemal tahir'ce küçümsenir. "köy dediğin dört kerpiç duvar, ne olayı olacak" diyen, on yılda hapiste yattığı köylüleri ömrünün çoğunu onlarla geçirmiş bu genç yazarlardan iyi tanıdığını ifade eden kibirli kemal tahir'in, köylüleri gayet iyi tanıyan orhan kemal'le tartışmasında bulunan diğer üç romancıdan biridir talip apaydın (diğerleri fakir baykurt ve mahmut makal)*. ayrıca toz duman içinde/vatan dediler serisiyle de kurtuluş savaşı'ndaki köylüleri inceler.

birçok arkadaşı gibi ören'deki sunar sitesi'nin sakinlerinden olan talip apaydın; eylül 2014'te ankara'da vefat etti. geride eserleri kalarak...

hamiş: bu girdiyi girerken apaydın'ın otobiyografik metni "akan sulara karşı" ve fakir baykurt'un otobiyografisinin son cildi olan dost yüzleri'ndeki portreden faydalanılmıştır.

*: bu enteresan tartışma "beş romancı tartışıyor" başlığı altında pazar postası dergisinde yayınlanmış, bilahare tam metin 1960'da basılmış. bugüne hiçbir baskısı kalmayan eserden kısa bir part 2015'te t24'te yayınlanmıştır; kemal tahir egosu içerir.
devamını gör...

kurtuluş savaşından bugüne ülkenin yüz akı.
devamını gör...

gitar çalmak.
devamını gör...

günaydın,

bugün çocuklarımı iki ayrı okula ilk defa bırakacağım gün. normalde ikiside aynı yere gidiyordu. bir de uzun zamandır beklenen doktor raporu bugün geliyor, tatilim bitiyor tedirginim man. sorunsuz bir gün diliyorum hepimize.
devamını gör...

marina fiorato'nun yazdığı, 2010 yılında yayımlanan, ülkemizde arkadaş yayınları aracılığı ile elif demir'in çevirisiyle "botticelli'nin sırrı" ismiyle yayımlanmış, sanat tarihi, italya şehirleri ve katil kim kovalamacasıyla insanı hem kültür kısmıyla doyuran, hem de gerilimi daima üst kısımlarda tutarak son sayfaya kadar insanı içerisine çeken, hoş bir roman.

bu romanı spoiler vermeden anlatmamız gerekir ise, on beşinci yüzyılın italyasındayız.luciana vetra isimli yarı zamanlı model, yarı zamanlı fahişe bir ablamız, botticelli için modellik yapmak istiyor, botticelli'nin la primavera'sı için çiçek ve bahar tanrıçası flora'sı olmak adına dakikalarca botticelli'nin onu çizmesini bekliyor, lakin botticelli ile anlaşamıyor ve bir anda botticelli tarafından kovuluyor. sonrası mı? resmin eskizini alıyor ve cebine indirip kaçıyor ve işler öyle karııyor ki, gittiği her yerde birileri öldürülmeye başlıyor...

bu romanı güzel kılan kısımlardan bir tanesi, botticelli hakkında bol bol bilgi sahibi olduğumuz kalan, botticelli'nin çizdiği antik roma tanrı ve tanrıçaları hakkında da bilgi sahibi olmamız ve rönesansın en güzel şehirlerini birer birer dolaşmamız, floransa'dan siena'ya...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oğuz atay, 3 gece üst üste rüyasında hoşlandığı kadını görmüş.
ertesi gün ayıp olmasın diye takım elbiseyle uyumuş ve o gece rüyasında, sevdiği kadının nikah şahidi olarak görmüş kendisini.
ne denir ki...
devamını gör...

yanlış binildiğinde motosiklet sürücüye biniyormuş gibi hissettiren araç.

her zaman bir dört tekerden daha dikkatli kullanılması gerekir. motosiklet sürücüsü kendine ne kadar güvenirse güvensin hem diğer sürücülere hem de yola güven olmaz. raşit abi vardı zamanında, şimdi toprağa karıştı. kalkmış gitmiş bir yerlerden karate öğrenmiş. dönmüş sonra köyüne. köyde saldırgan, herkesi ürküten bir köpek var. demiş ki ben bu köpeği yenerim, köylüler demiş yenemezsin. yok demiş raşit abi, ben yenerim, karate biliyorum. ısrar kıyamet. köylüler de razı gelmiş. iyi demişler, salmışlar köpeği adamın üstüne. raşit abi karate hareketlerini yaparken bizim köpek gelmiş ısırmış adamı. köpek karate bilmiyor ki, ısıracak tabi. o hesap.

motosikletten daha önemlisi her zaman ekipmandır benim için. öğrenirken ufacık bir düşmede, devrilmede dahi morlukların, kemik ağrılarının ne kadar kolay oluşabileceğini anlıyor insan. rüzgarı yüzümde hissediyorum, çiçek kokusu alıyorum derken insan kendini diz kapağından, kolundan çakıl taşı ayıklarken bulabilir.
devamını gör...

sözleri aşık sıdkı’ya, bestesi ali ekber çiçek’e ait türkü. sözlerine bir bakalım;

“ondört bin yıl gezdim pervanelikte 

sıtk-ı ismin buldum divanelikte 

içtim şarabını mestanelikte

kırkların ceminde dara düş oldum.”


aşık burada, 14 yıl boyunca diyar diyar gezmeyi ve sonunda kendisini bulmasını anlatır. pervanelikten, bir öğreti olarak divaneliğe. sıtk-ı ismin buldum divanelikte dediği kısım, aslında aşık olarak bir olgunluğa ermesi demektir. ve kendisine “divane” mahlası verilmesidir. o güne kadar mahlas olarak “pervane” yi kullanan aşık sıdkı, artık “divane” mahlasıyla sözlerini yazacaktır. (aşık sıdkı’ya ait bir başka güzel türküde “zülfü kaküllerin amber misali” erkan oğur seslendirmiştir.)
içtim şarabını dediği kısım ise, alevi öğretisinde önemli yer olan “kırklar cemi” nde bir üzüm tanesinin kırk kişiye eşit şekilde pay edilmesidir ki, buna “dem” denir. aşık burada şarabın değil, aşkın sarhoşluğunu anlatır.

türkünün sözleri kadar ve hatta bana göre sözleri de dinamitleyen kısmı ise bestesidir. ali ekber çiçek bu beste için iki yıl çalışmıştır. besteyi tamamladığında “ben ne yaptım?” der.

sanatçı uzun saplı bağlamayı çoğur düzeniyle kullanmaktadır bu bestede. böylece şarkının temel ezgisini bir yandan verirken diğer yandan akor örgüsüyle temel ezgiyi güçlendirme fırsatı bulur. vuruşlar aranağmelerde 16 hatta 32'lik mızrap (tezene) vuruşuna kadar çıkabilmektedir. bestenin ana nağmesinde ise mızrap sert vuruşlarla tellerde gezinmekte ve bilek ise muazzam bir dengeyle inip çıkmaktadır. şarkının duraksamaları (es) da hatırı sayılır oranda müzikal beceri istemektedir. bu nedenle haydar haydar bestesinin icrası hemen her bağlama virtüözünde bir "ölçüt" sayılır.
bağlama tellerine dokunan biri olarak şunu belirteyim; bu beste bir başyapıttır.

bir çok sanatçı tarafından icra edilmiştir. benim sevdiğim yorum ise cem adrian’dır.
erdal erzincan’nın solo bağlamasıyla transa geçen cem adrian’ı dinleyin derim.

transagider
devamını gör...

"ölülere acıma, harry. yaşayanlara acı, her şeyden çok da, sevgisiz yaşayanlara" (bkz: harry potter)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim