kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

fazla söze gerek yok.
bilen biliyor, anlayan anlıyor şerefsizi.
devamını gör...

uluslararasi alanda çalışabileceğin bi meslek seç ki işler kötüye gittiğinde bulunduğun yeri terkedebilme özgürlüğün olsun.
devamını gör...

bambaşka bir halin vardı:

idealizasyon sonrası love bombing, aynalama ve türlü manipülasyonlarla istismara uğrayanın gözünde bambaşka ve muhteşem biri olunur.


fark etmeden beni sardı:

istismara uğrayan kişinin etrafı splitting ve manipülasyonlarla bir örümcek ağı gibi sarılır; hem günden güne suçlu ve değersiz hissetmeye hem de sosyopata daha da bağlanmaya ve sevgi duymaya devam eder kişi. yavaş yavaş ruhsal ölüm yaklaşmaktadır. ama bu sadece bir kere mi olacak, orası muammadır. bir insan bir insanı onlarca kere öldürebilir.

benliğimi benden aldı:

kaçınılmaz son. son tahlilde kesin bir ayrılık veya terk ediliş olur. kişinin özsaygısı, özsevgisi ve özgüveni neredeyse tamamen tükenmiş, kendilik parçalara bölünmüş ve travma sonrası stres bozukluğuna düşülmüştür. şimdi vakit migren tipi korkunç ağrılarla, zayıflayan bağışıklık sisteminin getirdiği türlü pislik hastalıklarla ve sağaltılması gereken onlarca toksik duyguyla uğraşma vaktidir. kişi kendisinden fena halde şüphe içindedir. aklını kaybettiğini düşünebilir ya da gercekten psikotik belirtiler gösterebilir.

bu kalp seni unutur mu:

travmatik bağlanma, stockholm sendromu, tssb, kin.
devamını gör...

büyükada
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öyle bir şey mi varmış,ilk defa duydum.
bileydim hiç girişmezdim zamanında bu işlere*
devamını gör...

80 darbesinden sonra komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yasaklanan şarkıdır.

"insanlar el ele tutuşsa, birlik olsa"

kaynak
devamını gör...

got dizisinde 8 sezon boyunca devamlı söylenen ama sonunda şu anlama geldiği anlaşılan söz:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aradaki benzerlik yadsınamaz gerçek. umarım bir çaylak olarak bu yorumumdan sonra uçurulmam. yaşasın düşünce özgürlüğü
devamını gör...

evimizin yakınlarında afgan bir çocuk yaşıyor. çocuk evlere şenlik, tam bir fırlama. 5-6 yaşlarında ama ele avuca sığmıyor, herkes yaka silkmiş durumda. camlara taş atmalar mı dersiniz, arabaların dikiz aynalarına asılmak mı... her şey bunda.. türkçeyi iyi de anlamıyor, söylediklerimizin, uyarılarımızın yarısı havada kalıyor, çocuk boş boş suratımıza bakıyor. şirret de bir annesi var, çocuk ile ilgili sıkıntısını anlatan herkesle kavga ediyor.

neyse efenim, çocuklar kırmızı çizgimdir. asla kötü muamele sevmem, yapanı da kim olsa uyarırım. bu sebeple, bu çocuk da hafif dışlandığı için, daha özenli davranmaya gayret ediyorum. kızımdan da özellikle rica ettim, diğer arkadaşlarından ayırma, kendine bir şey aldığında ona da ikram et ya da oyuncaklarını paylaş vs diye. bir süre sonra diğer çocuklar kızıma 'biz onunla konuşmuyoruz, sen de konuşma' filan demişler. o da beni değil arkadaşlarını dinlemiş, bunun doğru olmadığını filan anlattım ama çocuk çocuktan öğreniyor işte.

bir gün kızım balkonda, çocuk aşağıdan seslendi, 'hadi dışarı gel oyun oynayalım' diye. kızım da 'gelmeyeceğim' dedi. ben de çaktırmadan dinliyorum bu arada. çocuk dedi ki 'o zaman ben size geleyim'.kızım da 'bizim evimize gelemezsin, annelerimizin arkadaş olması gerekiyor gelebilmen için' dedi. içimden dedim, aferin kızıma * çocuk da 'annelerimiz arkadaş olsun o zaman' dedi. kızım, 'benim annem senin annenle arkadaş olmaz' dedi. eyvah dedim, bu çocuğa biz neler aşıladık da ırkçı izlenimi verdik. sonra devam etti.

'çünkü benim annem yaşlı'

gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. ölüm gibi bişey oldu hakikaten*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ozbi'nin en sevdiğim şarkılarından birini kendine mahlas edinmiş yazar kişisi.
devamını gör...

ölümcül bir yaz sıcağıyla beraber çok çılgın bi karar ile balkonda yatma kararı aldığımda başıma gelen hadisedir.
önceden uyarılsam da tecrübe edicez ya illa ansını satim. ama onlar beni soğuktan dolayı uyarmışlardı. her neyse, uykuya dalarken atmosfer müthiş... üzerimde yldızlı gök, içimde ahlak yasası hesabı. böyle self-romantic bir gecede nasıl uyanırsam beğenirsiniz. ağzımdan arı sokarak... evet ağzımdan.. evet arı.. evet sokarak...
devamını gör...

antalya’da bir barda tesadüf eseri pinhani’nin konserine denk gelmiştim.sahnenin önlerinde bir masaya oturup,bir arkadaşımla biraz takılır çıkarız demiştik.sonra sahnede grubun solisti sinan’ın çaktırmadan sürekli beni kestiğini farketmiştim. konseri bitirirken bana bakıp after party duyurusu yapması da ayrı bir olaydı tabi.
devamını gör...

hiçbir gelin robot değildir kesitini hatırlatan şeydir
devamını gör...

fransız filolog, tarihçi, filozof ve yazar ernest renan'nun 1882 yılında yayımladığı eser. friedrich nietzsche'nin kendisine duyduğu garip tiksinti ile karışık alaycı tepkisinden ötürü ilgimi çekmiş bir figür olmasına rağmen marc-aurèle et la fin du monde antique'de güzel çıkarımlarda bulunduğunu söylemek gerek. eser, hakkında historia augusta dışında pek bilgi bulunmayan titus aurelius fulvus boionius arrius antoninus pius'un ölümü ile başlar. daha sonra renan antoninus pius ile marcus aurelius'u kısaca karşılaştırır. bu karşılaştırmada ilgi çekici olan hoş bir detay mevcut. renan carl jung'ın bütün olabilmek için karanlık bir tarafa da ihtiyaç duyma düşüncesini kendince bu karşılaştırmada doğrular çünkü antoninus pius, marcus aurelius'un sürekli zihnini kemiren o karanlık ve bir çıra gibi yanmayı bekleyen tarafından yoksun olarak adlandırılır. evet, pius dürüst ve bilge bir adamdır ama renan'nun ifadesi ile pius incil'i olmayan bir mesih iken aurelius kendi incilini yazan bir isa gibidir. yine aynı paragrafta sanat hakkında da düşüncelerini aktarır renan ve sanatın koşulunun özgürlük olduğundan söz eder. bir egemen, renan'ya göre ortalama toplumun önyargılarına tabi olduğu için, insanlardan en az özgür olanıdır.

renan'ya göre, marcus aurelius'un ölüm günü, eski uygarlığın çöküşündeki belirliyici bir andır. renan, filozof- imparatorun nezaketinin, ölümünden sonra roma imparatorluğu'nun başına gelen talihsiz kaderi engelleyemeyeceğini gözlemler. ancak, marcus aurelius'un durumu; felsefenin nihayetinde feci ve onarılamaz sonuçlara yol açan gerçek ihtiyaçlara hizmet edemediğini düşüncesini besler nitelikte.


antonin aurait eu sans compétiteur la réputation du meilleur des souverains, s’il n’avait désigné pour son héritier un homme comparable à lui par la bonté, la modestie, et qui joignait à ces qualités l’éclat, le talent, le charme qui font vivre une image dans le souvenir de l’humanité. simple, aimable, plein d’une douce gaieté, antonin fut philosophe sans le dire, presque sans le savoir. marc-aurèle le fut avec un naturel et une sincérité admirables, mais avec réflexion. à quelques égards, antonin fut le plus grand. sa bonté ne lui fit pas commettre de fautes ; il ne fut pas tourmenté du mal intérieur qui rongea sans relâche le cœur de son fils adoptif. ce mal étrange, cette étude inquiète de soi-même, ce démon du scrupule, cette fièvre de perfection sont les signes d’une nature moins forte que distinguée. les plus belles pensées sont celles qu’on n’écrit pas ; mais ajoutons que nous ignorerions antonin, si marc-aurèle ne nous avait transmis de son père adoptif ce portrait exquis, où il semble s’être appliqué, par humilité, à peindre l’image d’un homme encore meilleur que lui. antonin est comme un christ qui n’aurait pas eu d’évangile ; marc-aurèle est comme un christ qui aurait lui-même écrit le sien. p.3
devamını gör...

çok zor, çok sancılı, hakikaten berbat bir durum vardır ki bir o kadar da gülünçtür ve kontrolünüzden çıkan kıkırdama ile suçluluk duygunuz eş zamanlı olarak açığa çıkar. bir anda gözünüz dolar ve kahkahayı yapıştırırsınız. bir o kadar da gerçek ve insani durumdur aslında.
devamını gör...

ismi milattan önce 10. yüzyılda burada yaşamış olan veneti halkından gelen şehir, adriyatik denizi’nde bir lagünün içinde yer alır ve veneto bölgesinin başkentidir.
sokakları birbirine bağlanıp ayrılarak bir labirente benzeyen şehirde ulaşım arabalarla değil gondol ve vaporettolar ile sağlanır. barındırdığı kanallar ve köprülerle en dikkat çeken şehirlerden biri olan venedik malesef batma tehlikesi ile karşı karşıyadır. öyle ki geçtiğimiz 100 yılda yaklaşık 23 cm kadar batmıştır. şehrin tamamen batmaması için önlem alınmaya çalışılmakta ve çeşitli yollar denenmektedir.
şehir aynı zamanda unesco dünya kültür mirası listesi’nde yer alıyor, her yıl çok fazla turisti ağırlıyor. italya'nın gözde bir şehri olduğu için de diğerlerine oranla biraz daha pahalı.
şehir içi ve evler arası ulaşım yukarıda belirttiğim üzere küçük tekne ve gondollarla sağlanıyor, insanların her şeyleri su taşımacılığı üzerine. evlerin bir kısmı suların içinde yer aldığı için sık sık rutubet sorunu yaşanıyor ve bakım gerektiriyor.
benim ziyaret etme fırsatı bulduğum bir dönemde şansıma bir ev restorasyon aşamasındaydı ve kısa süre de olsa gözlemleyebilmiştim. binayı restore eden insanlar malzemeleri minik teknelerle taşıyorlar, biz karada nasıl yaşıyorsak insanlar suyun üzerinde o kadar rahatlar. çamaşırlar nehrin üzerinde kuruyor, komşular birbirlerine evlerinin önündeki tekneleriyle ya da sallarıyla gidiyorlar.
kendi açımdan düşündüğüm zaman yaşamak için değil ancak belli aralıklar gidip havasını ve tarihini içime çekmek istediğim bir şehir diyebilirim venedik için.
son bir not, burada belli dönemlerde venedik bienali denen bir sanat etkinliği ile şehre festival havası yaşatan venedik karnavalı gerçekleştiriliyor. sanat ve karnaval severlerin dikkatine efendim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

düşündüklerimi açık açık belirtemiyorum, istediğim gibi yaşayamıyorum, giyinemiyorum. yaşım gereği zaten tamamen özgür olamayacağımın bilincindeyim ancak ben yaşadıklarımı yaşıma bağlayamıyorum maalesef. bir t-shirt giymesine bile izin verilmeyen birine kısmen dahi olsa özgür denilebilir mi? hiç sanmıyorum. hayatım yasaklarla dolu, o yasak, bu yasak. artık bu yasakları koruma içgüdüsüne de bağlayamıyorum, sadece kontrolcü bir aileye sahibim.

zaten 2 x kromozomun olunca hayata 1-0 geride başlıyorsun, bunu hepimiz biliyoruz, olaya bir de aile dahil olunca daha da geriye düşüyorum. ben de yaşıtlarım gibi deneyimlemek istiyorum bazı şeyleri, ne bileyim onlarla buluşmak istiyorum, bu bile olmuyor. aileme kızmamam gerektiğinin de farkındayım, onlar akıllarınca beni koruyorlar ama ben bu kadar da korunmak istemiyorum. rüzgarı saçlarımda hissetmek istiyorum, arkadaşlarımı toplayıp oturup onlarla beraber sohbet edebilmek istiyorum, yüz yüze.

ben dışarı çıkacağımı duyduğum zaman titremek istemiyorum mesela, bir şey giyerken 10 defa düşünmek istemiyorum. ailem bunu giyersem bana kızar mı stresini çekmek istemiyorum. çok mu şey istiyorum? balkonuma çıkmak istiyorum, onu dahi yapamıyorum. bu kadarı da abartı değil mi? akıl karı mı? bunu sorguluyorum işte, bu durum bana anormal geliyor.

vaatler havada uçuşuyor, istediğimizi yaparsan sana onu alacağım, en lüks markalardan kıyafet alacağım sana deniliyor. istemiyorum. sanki hayat lüks eşyalardan ibaret, huzurlu olmak istiyorum, isterseniz beni dünyanın en zengin insanı yapın, umurumda değil, stressiz bir hayat istiyorum ben. sadece sorguluyorum. insan evladıyla böyle bir pazarlığa girer mi, girmesi doğru mu? evladını olduğu gibi kabul etmeye çabalamak yerine onu niye manipüle etmeye çalışır insan? hiç mi düşünmez bu yaptıklarım bu çocuğu nasıl etkiliyor diye?

hep aynı şeyleri duyuyorum, ben seni yetiştirememişim, ben bunu hak edecek ne yaptım, sanki dünyanın sonu. bir örtü parçasının bu kadar umursanması beni deli ediyor. her konusu açıldığında daha az ağlamaya başladım. içime öküz oturmuş gibi hissediyorum ama artık ağlamaya bile mecalim kalmadı. hüngür hüngür ağlamak istiyorum ben oysaki, yarınlar yokmuşcasına. ama olmuyor, onu bile beceremiyorum.

özgüvenim kırılıyor, durmadan kendimi sorguluyorum. neden ben bunları yaşıyorum? hak edecek bir haltlar mı yedim? muhtemelen yemişimdir. üzgün değilim, şu an kendimi yorgun da hissetmiyorum, sadece anlam veremiyorum. ben hiçbir zaman açık giyinmedim, yaşıma uygun olmayacak davranışlarda bulunmadım, o zaman sorun ne? olduğum gibi kabul edilemeyecek miyim ben hiç?

eğer bana baş örtmek farz olduysa ne yapmak istediğime karar verebilecek yaştayımdır, değil mi? sorumluysam ne yapabileceğimi tercih edebilecek olgunluktayımdır da. ama onlar işlerine geldiklerinde 10 yaşındaymışım gibi davranıyorlar, işlerine gelmediğinde kocaman genç kız oluyorum, zannedersin 20lerimdeyim. daha reşit bile değilim neyim kocaman kız anlamıyorum. ne çocukluğumu yaşayabiliyorum, ne lise yıllarımın tadını çıkartabiliyorum, e ben ne anladım bu işten?
devamını gör...

yolun yarısına en az 5 fark atmış yazarlardır. ben de sizden sayılırım arkadaşlar, 3'ün 5'in hesabını yapmayalım. *
devamını gör...

laktozu ve benzeri şekerleri laktik asite dönüştürmesiyle bilinen bakterilerdir. probiyotik bakteri olarak adlandırılıp mide asidine, safraya karşı dirençli, zararsız ve oksijensiz ortamda yaşayabilen bakterilerdir. bağırsakta ve fermente süt ürünlerinde - kefir gibi- bulunurlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim