erkeklerin birbirlerini görünce koç gibi kafa tokuşturmaları
devamını gör...
30 bin askerin silahlarıyla firar etmesi
sakarya meydan savaşı sırasında yaşanmış olay.
30 bin asker, silahlarını da alarak savaş alanından kaçıyor.
savaşın yükü, subay ve astsubayların sırtına biniyor.
buna rağmen, 22 gün, 22 gecenin sonunda zafer, sarışın kurdun ve onun
gözü pek askerlerinin oluyor.
30 bin asker, silahlarını da alarak savaş alanından kaçıyor.
savaşın yükü, subay ve astsubayların sırtına biniyor.
buna rağmen, 22 gün, 22 gecenin sonunda zafer, sarışın kurdun ve onun
gözü pek askerlerinin oluyor.
devamını gör...
turgut uyar
edip cansever ile birlikte çağdaş türk şiirinin en yetenekli iki sairinden biri. teknik açıdan ise en iyi şairimiz olan melih cevdet anday'dan geridedirler. üretkenlik olarak, cemal süreya bu üç ismi yakalayamamistir yazık ki.
devamını gör...
terapi niteliğindeki alışkanlıklar
bulaşık yıkarken müzik dinlemek.
devamını gör...
mustafa kemal
bu sansasyonel kitabı okumadan önce yılmaz özdil’i çok severek okuduğumu itiraf etmeliyim.
ama işte, ne yazık ki bu kitaba kadardı…
sayfa sayısına bakıldığında en fazla 2 günde okumam gerekirdi, 10 günde okuyabildim. kitabı yarım bırakmamak için kendimle çok mücadele verdim. nihayetinde bitirebildim. yılmaz özdil 8-10 senelik bir araştırmanın-çalışmanın ürünü olduğunu söylediğinde merakla almıştım ama, kitap benim için tam anlamıyla fiyaskodur.
neden?
birincisi kitapta beni en çok rahatsız eden şey; gazi öldükten 27 yıl sonra doğmuş bir adamın, -di’li -du’lu zaman yani “görülen(!) geçmiş zaman” kipi ile yazması. buram buram her satırında yılmaz özdil kibri kokuyor.
ikincisi, ömrünün %60'ı cephede geçmiş bir adamın biyografisini yazıyorsun sonundaki bonus 40-50 sayfayı çıkardığında 498 sayfa atatürk anlatıyorsun ama savaşlar bunun 20 sayfası etmiyor. şaka gibi...
kaç tane zeytin yerdi, kaç fincan kahve içerdi, ekmekleri nasıl lokma lokma ayrana batırıp yerdi hepsini yazmışsın, savaş yazmamışsın kardeşim. nedir bu?
üçüncüsü, öyle detaylar var ki kitapta; okurken çıldıracak raddede düşünmeye sevk ediyor “yahu nasıl öğrendin be adam” diye. böyle düşünüyoruz sevdiğimizden ama, kaynak yok kitapta abiler, ablalar. seviyoruz diye gördüğümüz bir sıkıntıyı ört bas mı edelim ? neye dayanarak bu bilgileri bilgi diye sunuyor acaba diye düşünmekten kitabı anca 10 günde okuyabildim.
daha bir çok şey var, saatlerce konuşup bu kitabın nasıl 8-10 senelik çalışma ürünü olduğunu sorgulayabilirim ama sinirlerim o 10 günde yeterince yıprandı.
koleksiyon muhabbetine hiç girmedim bile. bu kitabın koleksiyon serisi değil 2500; 250000 e de satılsa, kaynak göstermeden sunulan bilginin tarih açısından hiçbir ehemmiyeti yoktur. öykü kitabıdır. öyle kalacaktır.
ama işte, ne yazık ki bu kitaba kadardı…
sayfa sayısına bakıldığında en fazla 2 günde okumam gerekirdi, 10 günde okuyabildim. kitabı yarım bırakmamak için kendimle çok mücadele verdim. nihayetinde bitirebildim. yılmaz özdil 8-10 senelik bir araştırmanın-çalışmanın ürünü olduğunu söylediğinde merakla almıştım ama, kitap benim için tam anlamıyla fiyaskodur.
neden?
birincisi kitapta beni en çok rahatsız eden şey; gazi öldükten 27 yıl sonra doğmuş bir adamın, -di’li -du’lu zaman yani “görülen(!) geçmiş zaman” kipi ile yazması. buram buram her satırında yılmaz özdil kibri kokuyor.
ikincisi, ömrünün %60'ı cephede geçmiş bir adamın biyografisini yazıyorsun sonundaki bonus 40-50 sayfayı çıkardığında 498 sayfa atatürk anlatıyorsun ama savaşlar bunun 20 sayfası etmiyor. şaka gibi...
kaç tane zeytin yerdi, kaç fincan kahve içerdi, ekmekleri nasıl lokma lokma ayrana batırıp yerdi hepsini yazmışsın, savaş yazmamışsın kardeşim. nedir bu?
üçüncüsü, öyle detaylar var ki kitapta; okurken çıldıracak raddede düşünmeye sevk ediyor “yahu nasıl öğrendin be adam” diye. böyle düşünüyoruz sevdiğimizden ama, kaynak yok kitapta abiler, ablalar. seviyoruz diye gördüğümüz bir sıkıntıyı ört bas mı edelim ? neye dayanarak bu bilgileri bilgi diye sunuyor acaba diye düşünmekten kitabı anca 10 günde okuyabildim.
daha bir çok şey var, saatlerce konuşup bu kitabın nasıl 8-10 senelik çalışma ürünü olduğunu sorgulayabilirim ama sinirlerim o 10 günde yeterince yıprandı.
koleksiyon muhabbetine hiç girmedim bile. bu kitabın koleksiyon serisi değil 2500; 250000 e de satılsa, kaynak göstermeden sunulan bilginin tarih açısından hiçbir ehemmiyeti yoktur. öykü kitabıdır. öyle kalacaktır.
devamını gör...
insana kendini güvende hissettiren şeyler
dolu bir banka hesabı.
devamını gör...
bildirimleri tek tek kontrol etmek
sık sık yaptığımdır. üstte bir turuncu görünce hemen tıklıyorum, kimmiş beğenen, ne yazmışım da beğenmiş, o neler yazmış, kadın mıymış, at at at mesaj at hemen.
devamını gör...
beğeni butonu
hiç kullanılmayan butondur.
rivayete göre şefkat isteyen butonmuş hiç basılmıyormuş.
rivayete göre şefkat isteyen butonmuş hiç basılmıyormuş.
devamını gör...
hokkabaz
bir cem yılmaz filmidir.
filmin yönetmenliğini ali taner baltacı ile birlikte aynı zamanda da filmin başrol oyuncusu ve senaristi olan cem yılmaz yapmıştır.

cem yılmaz’ın nedense değeri bilinmeyen filmidir bu film. küfürle güldürmek kavramı ile sürekli eleştirilen cem yılmaz küfür olmadan da güldürebileceğini çok iyi bir film yaparak göstermiş ama bu seferde kimse filmi izlemek için sinemaya gitmemiştir. ilginç bir milletiz biz.

film gösterime girdiğinde savaş ay senaryonun kendi çekeceği şeytan torbası filminde çalındığını iddia etmiş ve cem yılmaz’ı fikir hırsızlığı ile suçlamıştı. ancak şeytan torbası filminin oyuncu kadrosunda düşünülen doğa rutkay ve aynı filmin senaryosuna katkıda bulunan kıvanç baruönü iki senaryo arasında hiçbir benzerlik bulunmadığını söyleyerek savaş ay’ı yalanlamıştır. savaş ay, sihirbaz olan babasının turnelerinden hikayelerden hareket ederek yazdığını söylediği filmi ise hiçbir zaman çekememiştir.

filmin konusu ise çocukluk arkadaşı olan maradona ve iskender’in sihirbazlık konusunda bir türlü başarı elde edemeyince turneye çıkıp işleri düzeltmeye çalışmasını anlatmaktadır. cem yılmaz senaryoyu yazarken maradona karakteri için tuna orhan’ı düşünerek yazdığını söylemiştir ve tuna orhan da bu karakteri hakkıyla canlandırmıştır.

filmde ayrıca cem yılmaz’ın askeriyeden malülen emekli edilen babasını mazhar alanson ve gelin rolünü de özlem tekin layıkıyla canlandırmıştır.
filmin yönetmenliğini ali taner baltacı ile birlikte aynı zamanda da filmin başrol oyuncusu ve senaristi olan cem yılmaz yapmıştır.

cem yılmaz’ın nedense değeri bilinmeyen filmidir bu film. küfürle güldürmek kavramı ile sürekli eleştirilen cem yılmaz küfür olmadan da güldürebileceğini çok iyi bir film yaparak göstermiş ama bu seferde kimse filmi izlemek için sinemaya gitmemiştir. ilginç bir milletiz biz.

film gösterime girdiğinde savaş ay senaryonun kendi çekeceği şeytan torbası filminde çalındığını iddia etmiş ve cem yılmaz’ı fikir hırsızlığı ile suçlamıştı. ancak şeytan torbası filminin oyuncu kadrosunda düşünülen doğa rutkay ve aynı filmin senaryosuna katkıda bulunan kıvanç baruönü iki senaryo arasında hiçbir benzerlik bulunmadığını söyleyerek savaş ay’ı yalanlamıştır. savaş ay, sihirbaz olan babasının turnelerinden hikayelerden hareket ederek yazdığını söylediği filmi ise hiçbir zaman çekememiştir.

filmin konusu ise çocukluk arkadaşı olan maradona ve iskender’in sihirbazlık konusunda bir türlü başarı elde edemeyince turneye çıkıp işleri düzeltmeye çalışmasını anlatmaktadır. cem yılmaz senaryoyu yazarken maradona karakteri için tuna orhan’ı düşünerek yazdığını söylemiştir ve tuna orhan da bu karakteri hakkıyla canlandırmıştır.

filmde ayrıca cem yılmaz’ın askeriyeden malülen emekli edilen babasını mazhar alanson ve gelin rolünü de özlem tekin layıkıyla canlandırmıştır.
devamını gör...
eniştemin uzaylılar tarafından kaçırılması
devamını gör...
ekmek elden su gölden
en sevmediğim insan tipleri için kullanılan tanımlamadır.
çok yanlıştır. emek sarf etmek lazımdır.
çok yanlıştır. emek sarf etmek lazımdır.
devamını gör...
tabula rasa
lisede manyak gibi ezberlediğim şimdi başlıkta görünce neydi lan bu felsefe ile ilgili bi şeydi ama diyip başlığı açıp okuyunca ha oydu tamam dediğim terim. kapatıp ezberci eğitimimize bi ağıt yakayım
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
kuzey kutup noktasında penguenler bulunmaz. kutup ayıları ise sadece kuzeyde bulunur. dolayısıyla kutup ayısı ve penguenler birbirlerini hiç görmemiş hayvanlar olduğu söylenebilir.
devamını gör...
30 yaşını geçmiş ama hala sözlükte yazan insan
(bkz: beni tanıdılar siz kaçın)
devamını gör...
kişinin 17 yaşındaki haline vereceği öğüt
youtube'ye video yüklemeye başla. 25 yaşına gelince hayatın çoktan kurtulmuş olur. ben senin gelecekten gelen halinim. pipinle oynama beni dinle, beni dinleee..
devamını gör...
bir insanın kaybetmemesi gereken şey
vicdan
akıl ve ruh sağlığı
ağlama duygusu
gülümseme
akıl ve ruh sağlığı
ağlama duygusu
gülümseme
devamını gör...
jean baudrillard
kendisi önceden sözlükte de bahsedildiği üzere simülasyonlar ve simularklar kuramını ilk ortaya atan kişidir. bu fikirleri matrix serisine büyük bir ilham kaynağı olmuştur. kendisinin sadece imkansız takaslar kitabını okumakla beraber, bazı durumlara imkansız takas kitabındaki değerlendirmeler ışığında yaklaşırsak bizi ileriye götüreceğini düşünmekteyim.
burada bahsetmek istediğim durumları ise porno ve infinity war ile endgame filmleri olarak sıralayabilirim. imkansız takas kitabı kısaca insanoğlunun bir bedel ödemeden bir nesne, duygu, düşünce vb. takas etme isteğini ve bu istek doğrultusunda sanal ile gerçekliğin iç içe geçtiğini anlatmak istemektedir. vermiş olduğum örneklerin kendimce açıklamaları ise şöyle:
porno: bildiğiniz gibi porno izlerken bireyin herhangi bir partneri olmadan cinsel zevk almak mümkün. tabii porno da görsel bir içerik olması sebebi ile de oldukça kolay ulaşabilirdir ve gerçek seksin yerine geçmesi mümkündür ancak bu duygu sadece ilüzyondur. zannımca pornonun bu kadar yaygınlaşması sağladığı bu kolaylıktan gelmektedir. bu sebepten, pornoda sanal ve gerçeklik iç içe geçmiştir.
infinity war ile endgame filmleri: bildiğiniz gibi infinity war ile endgame filmlerinde hep iyilerin kazanması uğruna anti karakterler öldürülür veya öldürülmesi için mantık sınırları oldukça esnetilir. infinity filmini iyilerin yenilme olgusunu çok net bir biçimde gösterdiği için en sevdiğim marvel filmidir. burada yatan duygu ise insanoğlunun isteği (iyi kahramanların ölmeme durumu) bizi sanal bir duruma sevk etmesi neticesinde gerçeklik ile sanal birbirine karışmıştır.
edit: eğer bir sıkıntı görülür ise katkılarınızı beklemekteyim.
burada bahsetmek istediğim durumları ise porno ve infinity war ile endgame filmleri olarak sıralayabilirim. imkansız takas kitabı kısaca insanoğlunun bir bedel ödemeden bir nesne, duygu, düşünce vb. takas etme isteğini ve bu istek doğrultusunda sanal ile gerçekliğin iç içe geçtiğini anlatmak istemektedir. vermiş olduğum örneklerin kendimce açıklamaları ise şöyle:
porno: bildiğiniz gibi porno izlerken bireyin herhangi bir partneri olmadan cinsel zevk almak mümkün. tabii porno da görsel bir içerik olması sebebi ile de oldukça kolay ulaşabilirdir ve gerçek seksin yerine geçmesi mümkündür ancak bu duygu sadece ilüzyondur. zannımca pornonun bu kadar yaygınlaşması sağladığı bu kolaylıktan gelmektedir. bu sebepten, pornoda sanal ve gerçeklik iç içe geçmiştir.
infinity war ile endgame filmleri: bildiğiniz gibi infinity war ile endgame filmlerinde hep iyilerin kazanması uğruna anti karakterler öldürülür veya öldürülmesi için mantık sınırları oldukça esnetilir. infinity filmini iyilerin yenilme olgusunu çok net bir biçimde gösterdiği için en sevdiğim marvel filmidir. burada yatan duygu ise insanoğlunun isteği (iyi kahramanların ölmeme durumu) bizi sanal bir duruma sevk etmesi neticesinde gerçeklik ile sanal birbirine karışmıştır.
edit: eğer bir sıkıntı görülür ise katkılarınızı beklemekteyim.
devamını gör...
yazlık kışlık kıyafet değişimi
aslında tam zamanı olan, en üşendiğim eylem. daha erken bence soğur bu havalar yakında. *
devamını gör...

