sözlükte sadece kadınların takip edilmesi
beni takip edenler beni kız mı sanıyor?
üzgünüm sayın takipçilerim ama erkeğim. isteyen çıksın. birkaç kiz takip ediyor onlar da demek harun abiymis.
t:ögrendigim skandal gerçek.
edit: duygularınızla oynamadım lan kapi gibi genel bilgilere erkek yazdım.
üzgünüm sayın takipçilerim ama erkeğim. isteyen çıksın. birkaç kiz takip ediyor onlar da demek harun abiymis.
t:ögrendigim skandal gerçek.
edit: duygularınızla oynamadım lan kapi gibi genel bilgilere erkek yazdım.
devamını gör...
takip edenleri gör özelliğinin kaldırılması gerekliliği
gündemde tutulması gereken başlık. kafa store'un tamamen sınıfsal kine neden olduğu neden ısrarla görmezden geliniyor.
ya bu rozetler herkesin erişebileceği şekilde puanlandırılır yada önce yeşil mahlas olayını sonrada arkadaşın istediği takipçileri görme özelliğini kaldırırsın.
bu nasıl çark ulan!
buğday bizim, ezilen biziz
un olan biz, aç kalan hepimiz
kim ulan bu doymak bilmeyen şerefsiz
ya bu rozetler herkesin erişebileceği şekilde puanlandırılır yada önce yeşil mahlas olayını sonrada arkadaşın istediği takipçileri görme özelliğini kaldırırsın.
bu nasıl çark ulan!
buğday bizim, ezilen biziz
un olan biz, aç kalan hepimiz
kim ulan bu doymak bilmeyen şerefsiz
devamını gör...
buzağının görünen kısmı
buz dağı ayrı yazıldığı için buz dağı diye okumadığım başlık. buzağı affetsin.
devamını gör...
yazarların garip takıntıları
çamaşır asarken aynı renk mandalları bir araya getirmek, gelmiyorlarsa da asla mavi/lacivert ve sarı rengi bir araya getirmemek. acaba neden? * deli miyim ne? *
devamını gör...
devrecilik
değerli arkadaşım hialiens'in ukdesidir.
devrecilik nedir? uzun dönem askerlik yapmış olanlar bilirler bu kavramı. kara kuvvetleri komutanlığına bağlı birliklerde, en üst iki devrenin askerlerinin, diğer devre askerlerden kendilerini üstün görmeleri, koğuşun ve kışlanın bilimum angarya işlerini onların üzerine yıkmaları, kendilerine ayrı bir misyon yüklemeleri ile gerçekleşir. işin ilginç tarafı komuta kademesi de tüm bu olanlara çanak tutarlar, yeni gelen askerlerin daha az şikayete gelmeleri, kafalarının ağrımaması gibi nedenler en üst iki devrenin bu sistemi hiyerarşik bir biçimde işletmesine olanak tanır. yani aslında komutanlar istemezse o kışlada devreciliğin d'sini bile yaptırmazlar adama, yazacağı bir yazıya bakar sürüverirler allahın şey ettiği yerlere.
peki bu işler nedir? bizim emir defterimizde şöyle yazıyordu ve komutan tarafından imzalıydı; koğuşların, merdivenlerin, duşların ve tuvaletlerin temizlikleri en alt iki devre tarafından yapılır ve bir üst devreleri tarafından kontrolleri gerçekleştirilir. tabi bunların yanında telefon kullanmak zaten yok ama üst devreler kullanabilir, eğer kullanırken yakalanırsan çok ağır bir azar yeme ihtimalin mevcut, biraz diklenirsen toplu bir şekilde saldırmaları da olası. ben çektim sende çekeceksin zihniyeti yani kısaca. bu ne kadar sürüyor? benim gibi kışlaya gelir gelmez 4 gün sonra aşağıdan bir iş kaptıysanız habercilik gibi kıyak bir iş rahatsınız, kimse aşağıda devamlı duran biriyle ters düşmek istemez, zira her gün komutanınızla birlikte olduğunuz için bazı durumları daha rahat aktarabilirsiniz, o yüzden sizi görmezden gelmeyi seçerler. ama bunun dışında kalan her uzun dönem asker, bu hiyerarşik yapıda yerini alır, 3 ay sonra alt devresi gelir ve 3 ay boyunca yapılacak işleri ona anlatır, 3 ay sonra çömezleri gelir artık işi p*ç torunları gelene kadar onları göz ucuyla takip etmektir. onlarda geldikten sonra artık en kıdemli iki devreden biri olur ve bum; kahramanımızın karakter değişimi tamamlanmıştır. düşünün sivilde yüzüne tükürmeyeceğiniz adam burada kendini kral falan ilan eder, ben ne dersem o üleynn diye gezinir ortalıkta.* kendisine eziyet edilmiştir, en çok işi o yapmıştır o yaptıysa herkes yapmalıdır, ya seve seve ya okşaya okşaya ama yapacaktır. nitekim emir defterinde tam açık bu şekilde yazmasa da böyle uygulanmaktadır. tabi bunları yapan kişilerin b tertip ya da devre kaybı olmaması çok önemli, peki neden önemli onu aşağıda anlatıyorum, toplanın*
devreciliğin tanımını yaptık, peki bu sistemin kendi içinde olan açık noktaları var mı? tabii ki var onu da anlatalım.
benim vereceğim örnekler biraz absürt, kimilerine göre aşırı bile kaçabilir ama tamamı yaşanmıştır. ben askerliğimi ara bölge ya da bizim tabirimizle "sürgün yeri" diye tabir edilen bir doğu ilinde yaptım. mevcudumuz 60 kişi civarında oluyordu genel olarak. bilen bilir; 3 çeşit sülüs tarihi ya da sevk işte her neyse vardır. a, b, ve devre kaybı olarak adlandırılır. a tarihli devreler 21 ağustos sülüs tarihliyken bunların b'leri 21-30 eylül arası sülüs tarihine sahiptir, aynı devredir ama 30-35 gün arası kayıpları vardır, geç terhis olurlar. devre kaybı ise nerdeyse diğer devre ile askere gelmek üzereyken diğer devreden 1 yahut 1.5 ay kadar önce gelmiştir. yani alt devresi ile arasında 40-45 gün falan olur, ama bunlarda a ve b'ler gibi aynı tertiptir, hiyerarşide yerlerini alırlar. bunları anlattım çünkü asıl anlatacağım olaya buradan bağlayacağım mevzuyu.
yukarıda belirttiğim gibi sürgün yeri diye tabir edilen bir kışlada yaptım askerliğimi. sürgün yeri dediysem öyle şehre uzak imkanlar kısıtlı falan değil, aksine her şey mevcut, çarşıya yakın yemekler falan orta derecede güzel. sürgün yeri diye tabir edilmesinin sebebi birlikte görev alan askerlerin sivil hayatları. 60 kişilik mevcudumuzun çok rahat 40'ının bağımlılık geçmişi vardı. zaten 8 tane kısa dönem hep mevcut onları saymıyorum zira onlara kimse karışmıyordu, ki onların bile arasında dönem dönem eski eroin bağımlıları falan geliyordu.* bu bahsettiğim 40 kişinin 25 tanesi askerlik öncesi irili ufaklı suçlara karışmış, kimisi 10 ay üzeri hapis cezaları yatmış tiplerden oluşuyordu. celp değişiyordu ama bu lanet durum hiç değişmedi. şimdi düşünün; sivil hayatında herhangi bir sosyal statüye sittin sene sahip olamayacak tiplerin, burada devrecilik yaptığını ve komutanların buna müsaade ettiklerini, suistimal'e çok açık bir durum olduğu aşikar. torbacı lan adam sivilde, gasp'a falan karışmış basit yaralama falan ne dersen var yani, düşün bu adama bir rütbeli gelip koğuş size emanet biz 5'ten sonra yokuz zaten vukuat olmasın diyor, ne yapar bu adam? hayatta belki ciddiye alındığı kendinden çekinildiği tek yer burası, sağlıklı hareket etmez elbette bol bol saçmalar, kimse şikayet etmeye de gidemiyordu, zira şikayete gidiyosan ciddi bir durum olmalıydı ve yanında bir alt ve bir üst devren ile birlikte gitmeliydin, ancak o şekilde şikayetin geçerli oluyordu.
henüz kışlaya geleli 180 gün civarı bir zaman geçmişti, karargahta haberciydim kafama göre takılıyordum. üstüm başım tertemiz olmak zorundaydı temizlik vs. işlere zaten karışmıyordum bana karışan da yoktu zaten. 180 günün ardından en üst devrelerin a, b ve devre kayıpları gitmiş, bir alt devrelerinin a ve b'leri gitmiş geriye devre kaybı 3 kişi falan kalmıştı. bir gün her zamanki gibi koğuştaki koğuş defterini yenilemek için elimde yeni koğuş defteriyle girdiğimde sıradışı bir manzara ile karşılaştım. bu devre kaybı olan en üst devre arkadaşlardan biri koğuşun tam ortasında, karşısında ise alt devreleri kalabalık bir biçimde etrafını sarmış, birinin elinde su dolu bir matara var, "sen bana yaptın, operasyon çocuğu, bak şimdi sıra bende diyerek neresine denk gelirse vurmaya başladı. dövülen çocuğun adı mehmet, dayak atanın adı hakan. mehmet yalvarıyor dur mur falan ama hakan durur mu? kafa göz allah ne verdiyse yaradana sığınarak vuruyor, bildiğin matara ile dövüyor mehmet'i. kimse dokunmuyor tabii demek mehmet'in kabahati büyük, ama bir an düşündüm; lan matara ne alaka aliminyum? hani koğuşta sopa desen var, hortum desen var, atolye az ilerde zaten, levyedir anahtardır gırla yani, bunlar daha efektif aletler, mataranın tutacak yeri yok, avuçluyosun falan yorar adamı. neyse velhasıl mehmet en son bayıldı dayak yemekten, hakan'ı arkadaşları sakinleştirdi.
baba dedim iyi hoş ama bu ne olacak? sen haberci değil misin? söyle komutana zaten verecekleri bir hafta komutanlık kararıyla hapis dedi bana. şaka gibi lan adam ne olduğunu iyi biliyor askeri cezaevinin, her şeyi göze almış mataraylan öyle dövmüş bunu. nitekim indim belirttim durum böyle böyle, komutan koğuşa çıkıp biraz kızdı bağırdı falan, mehmet'i hastaneye götürdük hava değişimi aldı 35 gün zaten askerliği bitti o hava değişimiyle. hakan 1 hafta komutanlık kararıyla askeri cezaevine girdi. askeri cezaevi bu arada, "10 dönüm bostan, yan gel yat osman" tarzı bir yer kesinlikle değil, onu da kısaca anlatayım. daha girerken sigara paketini teslim ediyorsun, günde sadece 3 sigara içme hakkın var. tv izleme saatinde o tv'ye bakmak zorundasın, kitap okuma saatinde o kitabı okumak zorundasın, konuşmanın yasak olduğu saatler bile var yani, öyle illet bir yer.
neyse bir hafta geçti, bizim hakan'ı almak için transitle gittik askeri cezaevinin kapısına. çıktı geldi bu, tabi nikotin tüketiminin kısıtlanmasından kaynaklı biraz sinirli bir biçimde. hakan dedim kanka sana bir şey soracağım. sor dedi. dedim sen bu mehmet'i dövdün ya, neden sopayla, levyeyle falan değil matarayla dövdün? verdiği cevap karşısında şok olmuştum.
"bu operasyon çocuğu, gece nöbete gideceği zaman saat kaç olursa olsun beni uyandırır, hadi lan alt devre git şu matarayı doldur gel derdi. o kadar kinlendim ki ona, tüm devrelerinin gitmesini bekledim, ve tüm sonuçlarını hesaplayarak matarayla dövdüm."
haha şu lükse bir bakar mısınız baylar bayanlar? elin oğlu adıyaman'ın bozkırından çıkıp geliyor, ona buna emrediyor, su doldurtuyor, uykusunu falan bölüyor, düzen öyle bir düzen yani. tabi bu kadar aptallığı devre kaybı olduğunu bilerek yapmak, süzme gerizekalı olmayı gerektirdiğinden fazla üzülmedim. hatta hakan'a dedim ki; "lan adamın kafasına vurdun o kadar, keşke taştaşlarına vursaydın, hiç değilse üreyemezdi bir daha."* güldük falan neşemiz yerine geldi, kışlaya giderken 4 dürüm yaptırdık, ayranla gömdük şen şakrak girdik içeriye.
bu olaylar biraz daha devam etti bu şekilde, sonra tam bizim bir üst devrelerimiz mevzuyu abartıp koğuşta olaylar ayyuka çıkınca, ve bir askerin üst kademelere şikayet etmesiyle kışla geniş bir soruşturmadan geçirildi. emir defterinde yazılan absürt emirlerin ne hızla silindiğini görseniz ağzınız açık kalırdı.* daha sonrasında zaten bu tür şeyler yaşanmadı, bazı komutanlar değişti, sorun çıkaran askerlerin hepsi çeşitli kışlalara sürgün edildi. sonradan yine yaşanmış mıdır? bunu bilemiyorum. ama daha sonra askerlik falan kısaldı, üstüne bedelli çıktı, bu tip saçma salak durumlar muhtemelen o yıllarda tarihe karışmış olmalı...
devrecilik nedir? uzun dönem askerlik yapmış olanlar bilirler bu kavramı. kara kuvvetleri komutanlığına bağlı birliklerde, en üst iki devrenin askerlerinin, diğer devre askerlerden kendilerini üstün görmeleri, koğuşun ve kışlanın bilimum angarya işlerini onların üzerine yıkmaları, kendilerine ayrı bir misyon yüklemeleri ile gerçekleşir. işin ilginç tarafı komuta kademesi de tüm bu olanlara çanak tutarlar, yeni gelen askerlerin daha az şikayete gelmeleri, kafalarının ağrımaması gibi nedenler en üst iki devrenin bu sistemi hiyerarşik bir biçimde işletmesine olanak tanır. yani aslında komutanlar istemezse o kışlada devreciliğin d'sini bile yaptırmazlar adama, yazacağı bir yazıya bakar sürüverirler allahın şey ettiği yerlere.
peki bu işler nedir? bizim emir defterimizde şöyle yazıyordu ve komutan tarafından imzalıydı; koğuşların, merdivenlerin, duşların ve tuvaletlerin temizlikleri en alt iki devre tarafından yapılır ve bir üst devreleri tarafından kontrolleri gerçekleştirilir. tabi bunların yanında telefon kullanmak zaten yok ama üst devreler kullanabilir, eğer kullanırken yakalanırsan çok ağır bir azar yeme ihtimalin mevcut, biraz diklenirsen toplu bir şekilde saldırmaları da olası. ben çektim sende çekeceksin zihniyeti yani kısaca. bu ne kadar sürüyor? benim gibi kışlaya gelir gelmez 4 gün sonra aşağıdan bir iş kaptıysanız habercilik gibi kıyak bir iş rahatsınız, kimse aşağıda devamlı duran biriyle ters düşmek istemez, zira her gün komutanınızla birlikte olduğunuz için bazı durumları daha rahat aktarabilirsiniz, o yüzden sizi görmezden gelmeyi seçerler. ama bunun dışında kalan her uzun dönem asker, bu hiyerarşik yapıda yerini alır, 3 ay sonra alt devresi gelir ve 3 ay boyunca yapılacak işleri ona anlatır, 3 ay sonra çömezleri gelir artık işi p*ç torunları gelene kadar onları göz ucuyla takip etmektir. onlarda geldikten sonra artık en kıdemli iki devreden biri olur ve bum; kahramanımızın karakter değişimi tamamlanmıştır. düşünün sivilde yüzüne tükürmeyeceğiniz adam burada kendini kral falan ilan eder, ben ne dersem o üleynn diye gezinir ortalıkta.* kendisine eziyet edilmiştir, en çok işi o yapmıştır o yaptıysa herkes yapmalıdır, ya seve seve ya okşaya okşaya ama yapacaktır. nitekim emir defterinde tam açık bu şekilde yazmasa da böyle uygulanmaktadır. tabi bunları yapan kişilerin b tertip ya da devre kaybı olmaması çok önemli, peki neden önemli onu aşağıda anlatıyorum, toplanın*
devreciliğin tanımını yaptık, peki bu sistemin kendi içinde olan açık noktaları var mı? tabii ki var onu da anlatalım.
benim vereceğim örnekler biraz absürt, kimilerine göre aşırı bile kaçabilir ama tamamı yaşanmıştır. ben askerliğimi ara bölge ya da bizim tabirimizle "sürgün yeri" diye tabir edilen bir doğu ilinde yaptım. mevcudumuz 60 kişi civarında oluyordu genel olarak. bilen bilir; 3 çeşit sülüs tarihi ya da sevk işte her neyse vardır. a, b, ve devre kaybı olarak adlandırılır. a tarihli devreler 21 ağustos sülüs tarihliyken bunların b'leri 21-30 eylül arası sülüs tarihine sahiptir, aynı devredir ama 30-35 gün arası kayıpları vardır, geç terhis olurlar. devre kaybı ise nerdeyse diğer devre ile askere gelmek üzereyken diğer devreden 1 yahut 1.5 ay kadar önce gelmiştir. yani alt devresi ile arasında 40-45 gün falan olur, ama bunlarda a ve b'ler gibi aynı tertiptir, hiyerarşide yerlerini alırlar. bunları anlattım çünkü asıl anlatacağım olaya buradan bağlayacağım mevzuyu.
yukarıda belirttiğim gibi sürgün yeri diye tabir edilen bir kışlada yaptım askerliğimi. sürgün yeri dediysem öyle şehre uzak imkanlar kısıtlı falan değil, aksine her şey mevcut, çarşıya yakın yemekler falan orta derecede güzel. sürgün yeri diye tabir edilmesinin sebebi birlikte görev alan askerlerin sivil hayatları. 60 kişilik mevcudumuzun çok rahat 40'ının bağımlılık geçmişi vardı. zaten 8 tane kısa dönem hep mevcut onları saymıyorum zira onlara kimse karışmıyordu, ki onların bile arasında dönem dönem eski eroin bağımlıları falan geliyordu.* bu bahsettiğim 40 kişinin 25 tanesi askerlik öncesi irili ufaklı suçlara karışmış, kimisi 10 ay üzeri hapis cezaları yatmış tiplerden oluşuyordu. celp değişiyordu ama bu lanet durum hiç değişmedi. şimdi düşünün; sivil hayatında herhangi bir sosyal statüye sittin sene sahip olamayacak tiplerin, burada devrecilik yaptığını ve komutanların buna müsaade ettiklerini, suistimal'e çok açık bir durum olduğu aşikar. torbacı lan adam sivilde, gasp'a falan karışmış basit yaralama falan ne dersen var yani, düşün bu adama bir rütbeli gelip koğuş size emanet biz 5'ten sonra yokuz zaten vukuat olmasın diyor, ne yapar bu adam? hayatta belki ciddiye alındığı kendinden çekinildiği tek yer burası, sağlıklı hareket etmez elbette bol bol saçmalar, kimse şikayet etmeye de gidemiyordu, zira şikayete gidiyosan ciddi bir durum olmalıydı ve yanında bir alt ve bir üst devren ile birlikte gitmeliydin, ancak o şekilde şikayetin geçerli oluyordu.
henüz kışlaya geleli 180 gün civarı bir zaman geçmişti, karargahta haberciydim kafama göre takılıyordum. üstüm başım tertemiz olmak zorundaydı temizlik vs. işlere zaten karışmıyordum bana karışan da yoktu zaten. 180 günün ardından en üst devrelerin a, b ve devre kayıpları gitmiş, bir alt devrelerinin a ve b'leri gitmiş geriye devre kaybı 3 kişi falan kalmıştı. bir gün her zamanki gibi koğuştaki koğuş defterini yenilemek için elimde yeni koğuş defteriyle girdiğimde sıradışı bir manzara ile karşılaştım. bu devre kaybı olan en üst devre arkadaşlardan biri koğuşun tam ortasında, karşısında ise alt devreleri kalabalık bir biçimde etrafını sarmış, birinin elinde su dolu bir matara var, "sen bana yaptın, operasyon çocuğu, bak şimdi sıra bende diyerek neresine denk gelirse vurmaya başladı. dövülen çocuğun adı mehmet, dayak atanın adı hakan. mehmet yalvarıyor dur mur falan ama hakan durur mu? kafa göz allah ne verdiyse yaradana sığınarak vuruyor, bildiğin matara ile dövüyor mehmet'i. kimse dokunmuyor tabii demek mehmet'in kabahati büyük, ama bir an düşündüm; lan matara ne alaka aliminyum? hani koğuşta sopa desen var, hortum desen var, atolye az ilerde zaten, levyedir anahtardır gırla yani, bunlar daha efektif aletler, mataranın tutacak yeri yok, avuçluyosun falan yorar adamı. neyse velhasıl mehmet en son bayıldı dayak yemekten, hakan'ı arkadaşları sakinleştirdi.
baba dedim iyi hoş ama bu ne olacak? sen haberci değil misin? söyle komutana zaten verecekleri bir hafta komutanlık kararıyla hapis dedi bana. şaka gibi lan adam ne olduğunu iyi biliyor askeri cezaevinin, her şeyi göze almış mataraylan öyle dövmüş bunu. nitekim indim belirttim durum böyle böyle, komutan koğuşa çıkıp biraz kızdı bağırdı falan, mehmet'i hastaneye götürdük hava değişimi aldı 35 gün zaten askerliği bitti o hava değişimiyle. hakan 1 hafta komutanlık kararıyla askeri cezaevine girdi. askeri cezaevi bu arada, "10 dönüm bostan, yan gel yat osman" tarzı bir yer kesinlikle değil, onu da kısaca anlatayım. daha girerken sigara paketini teslim ediyorsun, günde sadece 3 sigara içme hakkın var. tv izleme saatinde o tv'ye bakmak zorundasın, kitap okuma saatinde o kitabı okumak zorundasın, konuşmanın yasak olduğu saatler bile var yani, öyle illet bir yer.
neyse bir hafta geçti, bizim hakan'ı almak için transitle gittik askeri cezaevinin kapısına. çıktı geldi bu, tabi nikotin tüketiminin kısıtlanmasından kaynaklı biraz sinirli bir biçimde. hakan dedim kanka sana bir şey soracağım. sor dedi. dedim sen bu mehmet'i dövdün ya, neden sopayla, levyeyle falan değil matarayla dövdün? verdiği cevap karşısında şok olmuştum.
"bu operasyon çocuğu, gece nöbete gideceği zaman saat kaç olursa olsun beni uyandırır, hadi lan alt devre git şu matarayı doldur gel derdi. o kadar kinlendim ki ona, tüm devrelerinin gitmesini bekledim, ve tüm sonuçlarını hesaplayarak matarayla dövdüm."
haha şu lükse bir bakar mısınız baylar bayanlar? elin oğlu adıyaman'ın bozkırından çıkıp geliyor, ona buna emrediyor, su doldurtuyor, uykusunu falan bölüyor, düzen öyle bir düzen yani. tabi bu kadar aptallığı devre kaybı olduğunu bilerek yapmak, süzme gerizekalı olmayı gerektirdiğinden fazla üzülmedim. hatta hakan'a dedim ki; "lan adamın kafasına vurdun o kadar, keşke taştaşlarına vursaydın, hiç değilse üreyemezdi bir daha."* güldük falan neşemiz yerine geldi, kışlaya giderken 4 dürüm yaptırdık, ayranla gömdük şen şakrak girdik içeriye.
bu olaylar biraz daha devam etti bu şekilde, sonra tam bizim bir üst devrelerimiz mevzuyu abartıp koğuşta olaylar ayyuka çıkınca, ve bir askerin üst kademelere şikayet etmesiyle kışla geniş bir soruşturmadan geçirildi. emir defterinde yazılan absürt emirlerin ne hızla silindiğini görseniz ağzınız açık kalırdı.* daha sonrasında zaten bu tür şeyler yaşanmadı, bazı komutanlar değişti, sorun çıkaran askerlerin hepsi çeşitli kışlalara sürgün edildi. sonradan yine yaşanmış mıdır? bunu bilemiyorum. ama daha sonra askerlik falan kısaldı, üstüne bedelli çıktı, bu tip saçma salak durumlar muhtemelen o yıllarda tarihe karışmış olmalı...
devamını gör...
quo fata ferunt
çok basit ve nasıl tanımlayabileceğimi bilmediğim bir kelimeyi bile o kadar etkili ve güzel tanımlıyor ki bu yazar, profilinden bir süre çıkamaz oldum. gerçekten güzel tanımları var. sevdiğim ve yeni keşfettiğim bu yazarı sizlere de heyecanla duyurmak istedim. teşekkürler..*
devamını gör...
yavru kedi bakımı
acil bilgi sahibi olmam gereken konu. bir yavrucakla tanıştık. biraz kirli. ne yer bu yavrucak? bir de elimi ısırmaya çalışması normal mi? hiç bir şey bilmiyorum. bilgisi olanlar yardım edebilirler mi?
devamını gör...
pangram
alfabedeki bütün harflerin bir cümle içinde kullanıması(bkz: pijamalı hasta yağız şoföre çabucak güvendi)
devamını gör...
domestic hıyar
iyi bir yazar, kullanıcı adı her seferinde aklıma domestos çamaşır suyunu getiriyor.*
devamını gör...
dünyanın en mantıklı sorusu
rakı içenler öldü de su içen ölmedi mi, sorusudur.
devamını gör...
psg adlı yazara passat alıyoruz kampanyası
100 lira ateşlerim dediğim başlık.
devamını gör...
kadına şiddete hayır da erkeğe evet mi sorunsalı
"şiddetin her türlüsüne hayır, ancak erkekler sistematik olarak kadınlar tarafından öldürülmüyor sayın iyi niyetli güzel kardeşimiz" şeklinde cevap verilebilir.(sözlükte küfür yasak, sayın kelimesinden sonrasını hayal gücünüze göre değiştiriniz.)
geçtiğimiz senede, 365 günde 300 erkek kadınlar tarafından öldürülmedi mesela. tersi oldu.
kadincinayetlerinidurduraca...
geçtiğimiz ayda, 31 günde 28 erkek de kadınlar tarafından öldürülmedi. yine tersi oldu.
kadincinayetlerinidurduraca...
son 11 senede erkekler tarafından;
2008'de 80,
2009'da 109,
2010'da 180,
2011'de 121,
2012'de 210,
2013'te 237,
2014'te 294,
2015'te 303,
2016'da 328,
2017'de 409,
2018'de 440,
2019'da 474 olmak üzere toplam 3.185 kadın öldürülmüştür.
2019'da işlenen 474 kadın cinayetinden 115'i şüpheli olarak kayıtlara geçmiş ve suçluları bulunamamıştır.
2020 senesinin ekim ayına kadar, 274 günde 369 kadın katledilmiştir. ortada sistematik bir katliam vardır.
istatistiklere göre her 2 günde 3 kadın öldürülüyor. bunların belki 3'de biri de medyaya yansımıyor.
her sene kaç erkek bir kadın tarafından öldürülüyor?
"ayrılmak isteyen eski erkek arkadaşını öldürdü" haberini hayatında 5 kereden fazla gördün mü?
doğa beyin vermiş. arada kullanmak lazım ki paslanmasın.
geçtiğimiz senede, 365 günde 300 erkek kadınlar tarafından öldürülmedi mesela. tersi oldu.
kadincinayetlerinidurduraca...
geçtiğimiz ayda, 31 günde 28 erkek de kadınlar tarafından öldürülmedi. yine tersi oldu.
kadincinayetlerinidurduraca...
son 11 senede erkekler tarafından;
2008'de 80,
2009'da 109,
2010'da 180,
2011'de 121,
2012'de 210,
2013'te 237,
2014'te 294,
2015'te 303,
2016'da 328,
2017'de 409,
2018'de 440,
2019'da 474 olmak üzere toplam 3.185 kadın öldürülmüştür.
2019'da işlenen 474 kadın cinayetinden 115'i şüpheli olarak kayıtlara geçmiş ve suçluları bulunamamıştır.
2020 senesinin ekim ayına kadar, 274 günde 369 kadın katledilmiştir. ortada sistematik bir katliam vardır.
istatistiklere göre her 2 günde 3 kadın öldürülüyor. bunların belki 3'de biri de medyaya yansımıyor.
her sene kaç erkek bir kadın tarafından öldürülüyor?
"ayrılmak isteyen eski erkek arkadaşını öldürdü" haberini hayatında 5 kereden fazla gördün mü?
doğa beyin vermiş. arada kullanmak lazım ki paslanmasın.
devamını gör...
anneyi üzmek
az evvel karsisinda aglayarak yaptigim hareket.
karsimda degildi elbet. telefonda olay anlatirken dayanamadim ve agladim. olayin kendisiyle hicbir alakasi yok. kendisi benim üzülmeme dayanamadigi icin üzüldü. “ama annecim sen boyle yapinca ben daha cok üzülüyorum” dedi sadece. ancak o zaman kendime gelip ne yaptigimin farkina vardim. ıstemsizce oldu ama bu sefer de ben onu uzdugum icin daha cok uzuldum. hem de degmeyecek insanlar yuzunden.
ozur dilerim sekerim. beni mutlu gormeyi istedigini biliyorum ama bazen hayat insani cok zorluyor. dayanamadigin noktada goz yaslari iniyor yer yuzune. yine de affet beni.
uzmeyin sakin annenizi. sonra isi gucu birakip vicdaniniza hesap vermekle ugrasiyorsunuz.
karsimda degildi elbet. telefonda olay anlatirken dayanamadim ve agladim. olayin kendisiyle hicbir alakasi yok. kendisi benim üzülmeme dayanamadigi icin üzüldü. “ama annecim sen boyle yapinca ben daha cok üzülüyorum” dedi sadece. ancak o zaman kendime gelip ne yaptigimin farkina vardim. ıstemsizce oldu ama bu sefer de ben onu uzdugum icin daha cok uzuldum. hem de degmeyecek insanlar yuzunden.
ozur dilerim sekerim. beni mutlu gormeyi istedigini biliyorum ama bazen hayat insani cok zorluyor. dayanamadigin noktada goz yaslari iniyor yer yuzune. yine de affet beni.
uzmeyin sakin annenizi. sonra isi gucu birakip vicdaniniza hesap vermekle ugrasiyorsunuz.
devamını gör...
harley davidson
harley-davidson amerika merkezli motorsiklet şirketi olup,
iki kurucusunun william harley ve arthur davidson'ın soy isimlerinden marka oluşturulmuştur.

merkezi milwaukee de bulunan şirket
dünyanın en büyük motor üreticisi haline gelmiştir.abd ordusuyla yapmış olduğu anlaşmalar sonucu yüksek kazançlar elde etmiştir.

şirket ceo su james l. ziemer dır.
ziemer 30 nisan 2005 tarihinde şirketin ceo'su olmuş,
görevine başlamadan önce aralık 1990'dan nisan 2005'e kadar şirketin başkan yardımcısı ve finans direktörlüğünü yapmıştır.
harley-davidson 1918'den 1920'ye kadar yıllık 20.000'in üzerinde motor üretmiş ve 1921'de 11.000'e düşen üretimini
1929 yılında 24.000'e kadar çıkarmıştır.
1936 yılında firmanın kurucuları tarafından tasarlanan 1000cc'lik el modeline
hog adı verilmiştir.

[[alıntı]]
1933 yılında kartal tasarımı, büyük benzin depolarına yapılmıştır bu, harley davidson grafik tasarımlarının başlangıcını belirledi (özel sipariş boya işçilikleri hariç olarak).
bu stil kararı, büyük buhran'ın sebep olduğu düşük satış rakamlarını canlandırmak için yapılsada
artık firmayı temsil edecek, insanlar baktıkları zaman karşısındakinin bir harley davidson olduğunu anlayacakları bir simgeye gereksinim duymaya da başlamıştı.

günümüzde harley davidson'ların ayırt edici özelliklerinden biri olan 'bar and shield' logosu, bu kurumsallaşma arayışlarının bir sonucu olarak 1910 yılında doğmuştur.
45 derecelik v-çift silindirli motor ve kendine has çalışma ritmi,
1909'dan beri firmanın imzası oldu.
1935'de sunulan knucklehead'den beri her motor,
silindir kafasının görünümüne göre isimler aldı.
bunların aralarında en bilinenleri 1952 flathead, 1957 ıronhead, 1966 shovelhead, 1984 blockhead ve 1999 fathead bulunmak.
son yılların en popüler bilgilendirmesi ise
harley-davidson, h-d1 ile kişiselleştirmeyi standartlaştırdı ve sürücülerin fabrika çıkışlı custom motosikletler alabilmesini sağladı.
eddie krawiec, 2011 sezonunda harley-davidson'un beşinci drag yarışı ünvanını kazandı.

[[/alıntı]]
kültürünü tarhini tanıtmak amacıyla
harley davidson parçaları ve eşyalarından oluşturulmuş rakipsiz bir koleksiyon meydana getirmiştir.
koleksiyon internet sitesi üzerinden de incelenebilir.
bir dönemin efsanesi olarak kalmadan her kuşağa hitap ettiği tasarımları ile özünde klasik haline gelmiş markadır.
devamını gör...
maysa
yazın açan çiçek, gururlu yürüyüş, zarif anlamına gelen kız ismi.
bir de maysa ve bulut çizgi filmindeki maysa var, küçük yörük kızı maysa.
bir de maysa ve bulut çizgi filmindeki maysa var, küçük yörük kızı maysa.
devamını gör...
döngüsel kuantum kütle çekim teorisi
kuantum fiziği ile kütle çekim kuramını birleştirmeyi amaçlayan çalışmalardan biri. ilmek ya da halka kütle çekim teorisi gibi isimlerle de anılır.
evrenin geometrisinin, şu an sahip olduğumuz bilgiler ışığında düz olduğunu tahmin ediyoruz. fakat düz dediğimizde, bir masanın pürüzsüz yüzeyi gibi dümdüz bir yapıdan bahsetmiyoruz. uzayın herhangi bir yerinde bulunan bir kütle, uzay - zaman dokusunu bozduğu/büktüğü için, evrenin yapısı inişli çıkışlı bir yapı. görelilik bu yapının dümdüz, yani kesintisiz olduğunu kabul ediyor ama bu kabul doğru değil.
kuantum kuramına göre evren sürekli değil, kesikli bir dokudan oluşur. yeterince yakından baktığımızda, yani son derece küçük bir ölçekte, evrenin dokusu öyle bir görüntü verir ki, bu görüntüyü monitörlerdeki piksellere benzetebilirsiniz. kesikli, atlamalı bir yapı... piksellere benzettiğimiz bu en küçük noktalar arasındaki mesafe de planck uzunluğu ile tanımlanır.
***
yukarıda bahsettiğim dokunun görüntüsü hemen hemen şöyledir. bu görüntüye spin ağı denir. bu ağın hareketleri zaman olarak bildiğimiz şeydir. teoriye göre, tıpkı uzay dokusu gibi zaman da kesiklidir. zamanın, aralıklı vuruşları arasında geçen süre de planck zamanı ile tanımlanır. bu yapının tamamına birden, yani hem bu halkalı doku hem de zaman ise spin köpüğü olarak anılır.
***
bu yapı kütle çekimi ile nasıl bağdaşıyor? halkaların herhangi bir yerine bir kütle koyduğunuzda, spin köpüğü deforme olur, dalgalanır. hem dokunun hem de zamanın yapısını bozduğunuzda ortaya çıkan fiziksel sonuç ise kütle çekim kuvvetidir.
***
şu ana dek gözlemlerle kanıtlama şansı bulamamış olsak da, döngüsel kuantum kütle çekim teorisi, uzlaşmayan bazı fiziksel konuları birbiriyle barıştırdığı için iyi bir teori. belki bir gün gözleme şansı da buluruz.
evrenin geometrisinin, şu an sahip olduğumuz bilgiler ışığında düz olduğunu tahmin ediyoruz. fakat düz dediğimizde, bir masanın pürüzsüz yüzeyi gibi dümdüz bir yapıdan bahsetmiyoruz. uzayın herhangi bir yerinde bulunan bir kütle, uzay - zaman dokusunu bozduğu/büktüğü için, evrenin yapısı inişli çıkışlı bir yapı. görelilik bu yapının dümdüz, yani kesintisiz olduğunu kabul ediyor ama bu kabul doğru değil.
kuantum kuramına göre evren sürekli değil, kesikli bir dokudan oluşur. yeterince yakından baktığımızda, yani son derece küçük bir ölçekte, evrenin dokusu öyle bir görüntü verir ki, bu görüntüyü monitörlerdeki piksellere benzetebilirsiniz. kesikli, atlamalı bir yapı... piksellere benzettiğimiz bu en küçük noktalar arasındaki mesafe de planck uzunluğu ile tanımlanır.
***
yukarıda bahsettiğim dokunun görüntüsü hemen hemen şöyledir. bu görüntüye spin ağı denir. bu ağın hareketleri zaman olarak bildiğimiz şeydir. teoriye göre, tıpkı uzay dokusu gibi zaman da kesiklidir. zamanın, aralıklı vuruşları arasında geçen süre de planck zamanı ile tanımlanır. bu yapının tamamına birden, yani hem bu halkalı doku hem de zaman ise spin köpüğü olarak anılır.
***
bu yapı kütle çekimi ile nasıl bağdaşıyor? halkaların herhangi bir yerine bir kütle koyduğunuzda, spin köpüğü deforme olur, dalgalanır. hem dokunun hem de zamanın yapısını bozduğunuzda ortaya çıkan fiziksel sonuç ise kütle çekim kuvvetidir.
***
şu ana dek gözlemlerle kanıtlama şansı bulamamış olsak da, döngüsel kuantum kütle çekim teorisi, uzlaşmayan bazı fiziksel konuları birbiriyle barıştırdığı için iyi bir teori. belki bir gün gözleme şansı da buluruz.
devamını gör...
ülkede soğuktan ve açlıktan insanlar ölürken kedi mamasını dert eden tip
az gelişmişlik göstergesi başlıktir. kedileri dert edinen insanlar, senden daha çok ölümleri dert ediniyordur. kedileri düşünmeyi, kediler yaşasın insanlar ölsün diye anlamlayacak ne yaşadın bu hayatta diyesi geliyor insanın. ikisi de canlı, o kediyi kurtarıyor sende adım at diyesi de geliyor insanın. aynı havayı teneffüs edip içerde ona ne yapıyorsun diyesi de geliyor insanın.
daha neler diyesi geliyor da insanin inemiyorum o seviyeye.
daha neler diyesi geliyor da insanin inemiyorum o seviyeye.
devamını gör...



