bir insandan asalet akar mi mansur yavas'tan akiyor iste. su ana kadar gereksiz hic bir diyaloga girdigi gorulmemis,tartisilir bir karari yok, gozden dusecek bir haraketi yok.farkli bir adam, yalaka degil oncelikle.
bana kalirsa turkiye'de an itibariyle bu ulke icin bir seyler yapabilecek tek adam o.

ekrem ımamoglu' na gelince, bazen sahalara oynuyor yalan degil. yaptiklarini ve yapacaklarini bir kenara birakayim, selahattin demirtas sempatizani olmasi nedeniyle benim gozumde bitmistir. birilerine yaranmak icin veya sirf birilerine karsi durmak icin birisini savunuyorsan eger o "birisinin" kim olduguna dikkat etmek gerek. belki savunulan, bu ulkenin gencecik sehitlerinin katilidir.


ı
devamını gör...

çin-yarasa adam
devamını gör...

korkanların halini görüyoruz.
devamını gör...

baslik: binary
tanim: bilgisayar dilidir. bilgisayarlar açık/kapalı 1/0'ları anlar ve buna göre işlem yapar. bit de zaten buradan gelir, binary digit. 8 bit de 1 byte eder. rusça'dan daha önemli midir? bilemem.

ceviri icin: www.rapidtables.com/convert...

biz de binary kodlamayi biliyoruz da bilinme orani %0.001* olan birseyin basligini acip da gizem yaratmak gibi aksiyonlara gerek yok bence.
devamını gör...

sözlükle beraber hayatımda iyice hissettiğim yeterince uyuyamama hali.
devamını gör...

alman yazar ve şair hugo ball'un 1919 yılında yayımladığı eser. alman dadaist ball'un flametti oder vom dandysmus der armen ve der henker von brescia'sı gibi çok göz önünde bulunmasa bile külliyatında yer alan en kayda değer eserlerinden biri şüphesiz. eser thomas müntzer'in den führern der moralischen revolution gewidmet'i ile başlıyor ki yanlış hatırlamıyorsam müntzer'in protestation oder erbietung'unda yer alıyor olması gerek ama değil ise bir portakal uzaktayım. ball eserde protestan felsefesi ve fransız devrimi'nin altında yatan özgürlük kavramını uzun uzadıya inceliyor ki ondan bir kaç bölüm öncesinde müntzer - luther karşılaştırması da yapıyor ama az buçuk müntzer'in düşüncelerine ve eylemlerine hakim olmak gerek -ki ben otuz kere farklı kitap açtım mecburiyetten- yoksa çok havada kalan bir bölüm. yine eserin bir kaç bölümünde türk-rus eğitiminin alman-fransız eğitiminden farkını da ufak bir biçimde irdeliyor ball. eserde pek çok karl marx referansına denk gelmemek şaşırtıcı olurdu ki bundan ötürü az biraz marx'a da hakim olmak gerekiyor. fransa ve rusya'da hristiyan rönesansı yine eserin başlı başına irdelediği bir diğer konu. gerçi ben bu karşılaştırmalı eleştirilerde mihail bakunin'e saplantılı bir hayranlık gösteren ball'un tarafsız kalamadığı düşüncesindeyim. özgürlük ve kutsallaştırma üzerine güzel bölümlerin olduğunu kabul etmekle beraber zihnin içi doldurulması gereken bir kap değil ateşlenmesi gereken bir çıra olduğu düşüncesinde olanlar tarafından okunması gerek bana kalırsa yoksa boş yere zihni kuru gürültü ile doldurmak olur bu.

den führern der moralischen revolution gewidmet:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

der halbgott wagner, bismarck oder hindenburg ist sie nicht eine nachwirkung des erlösergedankens? jedes einzelne glied der gesellschaft muss beurteilen können, worum es sich handelt. gebrochen muss werden mit jeder art er- lösungssystem, zeige es sich in der geheim-philosophie, der geheim-musik, der geheim-dichtung oder der geheim- diplomatie. alles das sind rudimente eines mysteriösen erlösungsgedankens und erlöseraberglaubens, der fiasko gemacht hat, in deutschland mehr als anderswo wenn etwas recht geheimnisvoll geschieht, muss es deshalb schon göttlich sein? erlösen wir uns von den erlösern! p.34
devamını gör...

karamazov kardeşler ve ince memed serisi. ama bir gün elbet okurum ya
devamını gör...

özellikle içinde yaşadığımız çağda tartışılmaz bir gerekliliktir.

elbette herkesin zevkine saygı duymak gerekliliğine dair onlarca, belki yüzlerce cümle vardır ve ben bu cümlelerin hemen hemen hiçbirine katılmıyorum. başkalarının saçma zevklerine saygı duymak zorunda değilim ama bu zevklere ilgi ya da tepki de göstermem. herkes istediği şeyi sevebilir ve bu beni hi ilgilendirmez.

ama çok uzun bir zamandır edebiyat tutkunu olduğum için bu konuda bir iki söz söyleme hakkımı da saklı tutuyorum. zira bu hakkı bana sözlük algoritması da “bibliyofil” unvanı layık görerek vermiş bulunuyor.

edebiyat konusunda en büyük sıkıntılarımızdan biri ikinci, üçüncü sınıf edebiyatın göklere çıkarılmaya başlamasıdır. siyasi amaçla yapılan bu gereksiz övmeler bir yere bırakılırsa gerçekten vasat edebiyatı öven ve övmekle kalmayıp gerçek edebiyattan çok daha yükseklere çıkarmaya, bunu yaparken de saf edebiyattan oluşan muhteşem eserleri sıkıcılık, uzunluk, anlamsızlık ve başka onlarca aptalca sıfatla yaftalamaya çalışan bir güruh var.

kendi beğenilerine göre tasarlanmış edebiyatlar okumaları ya da onlara övgüler düzmeleri beni hiç alakadar etmez. ancak korkulu düşlerden uyanıp kendini yatağında devcileyin bir böceğe dönüşmüş olan gregor samsa’yı saçma bulan insanların vampir, kurt adam, insan ve muhtemelen at arasındaki aşk köşe kapmacasını edebiyat olarak görmesi nerden baksanız tutarsızlık nerden baksanız ahmakça.

birinci yüzyılda lyon’da çıkarılan ve yarışmaya açık olmayan bir yasayla edebiyat yarışmasına katılan ve derece almayan eserleri sahipleri dilleri ile silmek zorunda bırakılmıştır. böylelikle ikinci sınıf olduğu düşünülen edebiyat sonsuza kadar silinmek istenmiştir.

bence bazı yazarcıkların edebiyata zarar vermesinin önüne geçilmesi için bu kanun bir kez daha gözden geçirilebilir.
devamını gör...

kıstırma derler buna. özellikle kakaolu pötibör arası güllü lokum denemenizi tavsiye ederim. yemeden önce lokumu iki dilim halinde ya da hafiften ezerek yerleştirmeli ki bisküvi kırılmasın.
devamını gör...

onu kendi içinde öldürmektir..
devamını gör...

1882 -1971 yılları arasında yaşamış olan yaşar nezihe bükülmez osmanlı dönemi'nin kadın şairlerinden olup 1 mayıs işçi ve emekçiler bayramı için ilk türkçe şiiri yazan kadın şair olarak da bilinmektedir.

edebi kimliğinin yanında hayat hikayesi ve aykırı kimliğiyle, dönemin kadın şairleri arasında farklı bir yer buldu. yaşamı boyunca yazdığı şiirler, yoksul ve zorlu çocukluğu, aşkları ve evlilikleri gibi hayatından temaları konu aldığı gibi, şiirlerinde yaşadığı yoksulluğu dile getirdiğinden ve çeşitli grev ve işçi hareketlerini desteklediğinden toplumcu bir şair olarak da tanındı. *

benim kendisinden (bu kadar geç olmasa ne güzel olurdu) haberdar olma sebebime gelince; okuduğum kitaptaki melal kelimesi dikkatimi çekince aşağıdaki dizeler döküldü önüme...

zeminde her şükufe * sanki hüsnünün* mealidir,
ne söylesem, ne yazsam hepsi aşkımın melâlidir*

dip not: küçükken ben mahallemizde şenol abi vardı, çok iyi birisiydi, futbolcuydu yanlış hatırlamıyorsam, havalı ve yakışıklı gelirdi bize * beni de pek severdi. şükufe derdi bana, ben de yaşıma başıma bakmadan şenoş derdim ona. o günler geldi aklıma, hey gidi günler.
tek bir kelime insanı en eskiye, çocukluğuna götürebiliyor ya da ben de bugün epey melalliyim
** düzeltme
devamını gör...

doğrusu sapere aude şeklinde olması gereken, bilmek için cesaret etmeye yönelik latince bir slogandır.
ne kadar immanuel kant'a aitmiş gibi bilinse de aslında bir horatius sözüdür.
"bilmeye cesaret et."
"kendi aklınla düşünmeye/akıllı olmaya cesaret et, başla."
anlamlarına gelir.
(bkz: sapere aude)
devamını gör...

mehmet güreli, kimse bilmez şarkısında geçen sözleri ömer hayyam'ın birkaç farklı rubaisinden alıp oluşturmuştur. şarkıyı birçoğumuz biliyoruz muhtemelen, bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye...

"bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?
ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?
aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işte."
devamını gör...

vincent van gogh'un eylül 1888'de tamamladığı tablosu.**
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sanatçı, tabloyu arles'da yaşadığı dönemde resmetti.
bu tablonun en önemli özelliği, van gogh'un çizdiği ilk yıldızlı gökyüzü olmasıdır. aynı ay çizdiği rhone üzerinde yıldızlı gece (1888) ve 1 yıl sonra tamamladığı yıldızlı gece (1889) tablolarıyla yıldızlı gökyüzü üçlemesini tamamlamış.

hepimizin en çok gördüğü tablolardan birisi zaten, biraz yakından bakalım.
''gecenin gündüzden daha canlı, daha zengin renklerle dolu olduğunu sık sık düşünmüşümdür zaten.'' diyor aynı ay theo'ya yazdığı mektubunda. eserde siyah rengini hiç kullanmamış, bunun yerine koyu tonlarla geceyi çizmiş: prusya mavisi gökyüzü ve sapsarı yıldızlar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kafede oturan insanlar, sokakta yürüyenler, ışıkları yanan evler ve gökyüzüyle sakin bir akşam resmedilmiş. bunda sarı rengin baskın olmasının da etkisi var. van gogh denilince aklımıza sarı geliyor zaten.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tablonun sakin bir akşamı anlatışının yanında dini bir mesaj içerebileceği de düşünülüyormuş. ilginç buldum, hemen anlatıyorum.
kafede oturan 12 figür son akşam yemeği'ne bir gönderme olabilirmiş. ortada garson olarak görünen beyaz giyimli figür ile solda karanlıkta kalan figür* bu fikri destekliyor gibi. van gogh'un dindar olduğunu, bir süre vaizlik yaptığını da düşününce biraz daha anlam kazanıyor bu teori.

kaynak1 kaynak2
devamını gör...

her ne olursa olsun en sevdiğim yayınevlerinin biridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1981 yılında çok sevdiğim, okumaktan büyük keyif aldığım ve gülünün solduğu akşam kitabıyla beni derinden etkilemiş olan erdal öz tarafından kurulmuş olan yayınevi yanlış bilmiyorsam eğer şu sıralar erdal öz’ün oğlu olan ve yayınevine adını veren can öz tarafından yönetilmektedir.

yıllarca beyaz kapaklı kitaplar basan ve en çok satan yayınevlerinden biri olan can yayınları türk okurları için bir alışkanlıktı. can yayınları tarafından basılan bir kitap hemen diğerlerinden ayırt edilebilirdi. ideolojik bir kavgası da vardı bir zamanlar yayınevinin.

daha sonra siyah beyaz yayından renkli televizyon yıllarına geçişimiz gibi can yayınlarının kapakları da renklendi. aynen televizyon aleminde olduğu gibi nicelik arttıkça nitelik de darbe almaya başladı. seçenekler çoğaldı ama can yayınları erdal öz’ün bıraktığı halini aratır oldu.

yine de hala ilk paragrafta da söylediğim gibi her ne olursa olsun en sevdiğim yayınevlerinden biridir. hala kütüphanemde en çok kitap can yayınlarına aittir ve her kitap alışverişlerimde mutlaka can yayınlarına uğrar bir iki kitap alırım.
devamını gör...

garez ×
garaz ✓

dört nala ×
dörtnala ✓

sezeryan ×
sezaryen ✓

hukuğu ×
hukuku ✓

usül ×
usul ✓

mümkünat × (böyle bir kelime yok)

derhal ×
derhâl ✓

zifiri ×
zifirî ✓

tirbüşon ×
tirbuşon ✓

eşdeğer ×
eş değer ✓

hıristiyan ×
hristiyan ✓

gayriresmi ×
gayriresmî ✓

ötenazi ×
ötanazi ✓

kat sayı ×
katsayı ✓

yol geçen hanı ×
yolgeçen hanı ✓

veli nimet ×
velinimet ✓

vakti zamanında ×
vaktizamanında ✓

akıl almaz ×
akılalmaz ✓

olağan üstü / olağandışı ×
olağanüstü / olağan dışı ✓

kokana ×
kokona ✓

yarım ada ×
yarımada ✓

resmî geçit / resmî kabul ×
resmigeçit / resmikabul ✓

ayriyeten ×
ayrıyeten ✓

(bütün kelimeleri tdk'nin kendi sitesinden kontrol edebilirsiniz)
devamını gör...

ışık doğudan yükselir anlamına gelen latince deyiş. yani uygarlığın temeli mezopotamya'dır.

lakin deyiş şu şekilde devam eder, ex occidente doxa. yani bilgi batıdan.

doğudan yükselen ışık, batıyı aydınlatır gibi de düşünülebilir.
devamını gör...

garson değil kons arıyordur.
yoksa 100 tl yevmiye ile sabah 10 gece 24 arası çalışan dünya genç var ülkede.
devamını gör...

ege'de bir sahil kasabasına yerleşme hayalim vardı. her 3 ün 1in de olduğu gibi. ama işte malum.

yani tutmadı.

alttaki canım yazar en az üç ülkeye gitmiştir.
devamını gör...

erken çocukluk döneminde ve gelişim psikolojisinde freud ve kuramları epeyce yer tutar. ben psikoloji okumuyorum ama benim bir ölçüye kadar bilmem gereken konular içinde bu freud, piaget, vygotsky vs var.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim