son derece zor bir durum.

hele ki anneniz babanız sağ ve sizi seviyorsa;
intihar ettiğiniz için sonsuza dek cehennemde yanacağınıza inanıyorlarsa,
"derdine deva olamadık!" diye kendilerini suçlayacaklarsa,
siz ölüp dünyevi her şeyden sıyrılmışken onlar belki üzüntüden yatalak hale gelecekse,
yaşayacak günleri belki sevecek torunları olacakken acıdan oracıkta ölebileceklerse...

konu ölmeyi istemek değil yaşamayı istememektir ya da istese bile mecali olmamaktır. bu hal yaşamın dibidir.
kendinden çoktan geçmişsindir; ama belki bir çocuğun, bir annen, baban, kardeşin vardır, bir eşin...
belki de kimsen yoktur. ama bir şey vardır belki inandığın, savunduğun, yürümeyi düşlediğin bir yol...

hiç de doğal bir durum değil zaten intiharın eşiğinde olmak, bilim var kardeşim!
her canlı hayatta kalmaya çalışmak için programlanmıştır, hayatta kalmak ve soyunu devam ettirmek.
eee? benim programıma ne oldu? ben neden istemiyorum yaşayıp çocuk yapmayı?
insanlar yüzünden!

neyse, 6-7 yıldır aklımda olsa da kıymadım canıma. güzel günlerin geleceğine ve kötü günlerin unutulacağına inandım.
ama hiç google'a "çok acı çeken kişinin intihar etmesi de mi günahtır?" yazıp, delice olmayan, yobaz ve cahil olmayan bir fetva arayacak kadar yaklaşmamıştım kendimi öldürmeye.

allah'tan kediciğim var! yıllardır en yakınım, canımın yarısı, kızım, mavim... bugün de direneceğim.

kendinizi öldürmemeye çalışın, bir gün yolunuz mutluluğa çıkabilir. bunun ihtimali bile direnmeye değer!
devamını gör...

doğum günü için ya da başka bir kutlama olayı için alınmış veya yapılmış pastadan kalan son dilimi yemek.
devamını gör...

gökyüzünün zifiri karanlığa boğulduğu, bulutların arasından tek bir yıldızın gülümsemesine izin vermediği bir gecede kapadı gözlerini kadın. dışarısı buz gibiydi. üzerine aldığı şala rağmen soğuk, hafifçe teninde geziniyor; küçük dokunuşlarla diri hissetmesini sağlıyordu. fondaki müzik, hüznü içine dolduruyordu. "... gözümü sen bürüdün ama hazan gelmemişti henüz... "
açtı gözlerini tam karşısında bir yıldız parıldamaya başlamıştı. yıldızın gülümsemesi yansıdı kadının dudaklarına. kadehinden bir yudum aldı, içi ısınıverdi birden. düşündü, hayat da böyle değil miydi? hiç beklemediğimiz bir anda bulutlar birden dağılıveriyor, bir gülümseme yüzümüzü aydınlatmıyor muydu? bir gülüş, sıcak bir ses sarmalıyor, mutluluk iliklerimize dek işlemiyor muydu? sahi neydi bu hissin adı? sonra düşündü neden her şeye bir isim, herkese neden bir rol dağıtıyorduk ki? onun bir adı olmasın da gülüşü hep yanında kalsın, onun da rolü olmayıversindi.
devamını gör...

"kızgın kumlardan serin sulara atlamak" ifadesinin sadece reklam olarak kalmasını istemeyen bir insan evladıdır. içinde bir tutam delilik olmayan hayat, eksik bir hayattır, denmiş. deliler iyidir sevin onları.
devamını gör...

tomris uyar’a platonik aşık olan sadık dost. edip cansever’in tomris uyar’a platonik aşkı hep cemal süreya ve turgut uyar’dan daha çok dikkatimi çekmiştir. karşılıksız olduğunu bile bile hem de en yakın dostunun karısına.
tomris uyar, edip cansever’in ölümünün arkasından çok etkilenmiş ve aşağıdaki sözleri itiraf etmiştir.


sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana.”


tonris uyar tanımıyla;” “daha çok anlatan, daha süslü ve imgesi bol. tekrarı seven bir şair…”

tomrisuyar’a her doğum gününde şiir yazar ve bunları yayımlayarak aşkını ilan edermiş. tam bir romeo:)

tomris uyar’a yazdığı şirinden bir bölümü alıntılıyorum aşağıya.


ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yarışırsa ancak monet’nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
devamını gör...

medeniyet dediğimiz şey o bakma süresini doğru ayarlayabilmektir.

not: bakmamak söz konusu değildir.
devamını gör...

kapının alt ve üst kilidini üçer kez kilitledi. niyeti, amaçsızca sokaklarda dolaşmaktı. asansör kullanmazdı. merdivenleri severdi, güvenirdi onlara. basamaklardan yavaşça salına salına indi. sokağa adımını atar atmaz mikrodalganın fişini çekmediği aklına geldi. bu durumlarda hemen evine kontrole giderdi. uzun süre böyle bir düşünceye katlanmak pek hoşuna gitmezdi. apartmana tekrar girdi. 6 kat merdiveni çıktı ve altı kere anahtarı çevirerek içeri girdi. her zamanki gibi fişi prizden çıkarmıştı. son kez kontrol etti tüm odaları. oturma odasının gri duvarı üzerine asılmış, kırmızı tonların hakim olduğu yağlı boya tablonun eğik olduğunu fark etti. düzeltti. yine sola doğru yatmıştı. çıkarken odadan, kitaplığının tozlandığını görmeden yapamadı. her zaman yaptığı gibi hafifçe ısladığı bez ile kitaplarını temizlemeye başladı. kitaplığının ikinci bölümüne geldiğinde bugünü yaşama arzusu isimli kitabı okuma isteği duydu. uzandı kanepeye okumaya başladı. ne zaman bu kitabı okumaya dalsa güzel bir huzur hissederdi. yine öyle oldu. gözleri kapanmaya başlamıştı ama bırakamıyordu kitabı. arada içi geçiyordu. okuduğu satırları tekrar, tekrar okumak zorunda kalıyordu. derken kitabı düştü elinden. huzurlu bir uykuya daldı. içinde bir sevinçle uyandı. varlığından doğan bir sevinçti bu. radyoyu açtı. her zamanki dinlediği kanalda dance me to the end of love şarkısı çalıyordu. şarkının eşliğinde, dans etmeye başladı yalnızlığıyla. yorulana kadar sürdü dans.

birden yürüyüş yapmak istediğini hatırladı. evin tüm odalarını tekrar kontrol ettikten sonra kapının tüm kilitlerini kilitleyip merdivenleri kullanarak dışarı çıktı. her zamanki yürüyüş güzergahından farklı bir yöne doğru gitti. ilerde bir sokak gördü oraya doğru yürümeye başladı. boş bir sokaktı. simit satan yaşlı bir adam dikkatini çekti. içinden onunla konuşmak isteği geldi. yanına gitti simit almak bahanesiyle konuşmaya başladı.

- bir tane simit alabilir miyim?
- tabi ki kızım. seni yeni görüyorum buralarda. afedersin yıllardır bu sokaktayım. benden simit alan herkesi tanırım o yüzden öyle söyledim.
- yok amca önemli değil. eliyle göstererek ben şu bloklarda oturuyorum. yürüyüş yapmak için çıkmıştım evden işte buraya kadar geldim.
- ismim rıfat kızım burada herkes tanır beni.
- ben de sanem memnun oldum. rıfat amca ama bu sokak çok boş yeteri kadar simit satabiliyor musun?
- insanlar beni burada sever kızım. az çok satıyorum işte. hem biliyor musun insanın yaşaması için öyle çok şeye ihtiyacı yok. çok şükür geçiniyorum. evde çorbamız kaynıyor bir de insanın içinde sevgi olduktan sonra hayat güzel be kızım. bana öyle geliyor ki yaşam dediğimiz şey insanın içindedir. her türlü şartta içine dönüp bakıp içine gerçeğin oralarda bir yerde olduğunu bilip ona göre yaşarsan, ha burada simit satmışsın ha hawaii adalarında tatil yapmışsın değişen pek bir şey yok demektir.
- rıfat amca kusura bakmazsan simidimi burada yemek istiyorum şuraya oturabilir miyim?
- buyur kızım ne demek.
- öyle güzel konuşuyorsun ki seni daha yakından tanımak istiyorum.
- kızım bu sokağın şimdi böyle boş olduğuna bakma. eskiden kalabalıktı buralar. burası çıkmaz bir sokak. hayat çıkmazı ismi.

20 yıl önceydi. o günlerde burada asayiş berkemal değildi. her türlü yasal olmayan işler, kavgalar, dövüşler hiç eksik olmazdı. bir gün amirim beni odasına çağırdı. işte bu sokaktan bahsetti. benim simit satmak bahanesiyle sivil polis olarak bu sokakta çalışarak, suç oranını düşürmemi istemişti. simit satmak işine aşinaydım. çocukluğumda sokaklarda taze simit ye diyerek az mı simit satmıştım.
görev aşkıyla yeni görevime hemen başladım. zamanla insanlarla yakın ilişkiler kurmaya başladım. suç oranı epey düştü. lafı fazla uzatmayayım kızım. hatta hiç suç falan kalmadı ortada tam on yıl geçmişti. bir gün merkeze gitmeye karar verdim. neden bu kadar süre bekledin dersen onlardan haber gelmesini bekledim kızım. gittim merkeze amirler falan değişmiş tabi. beni kimse tanımadı. neyse amirin odasına girdim durumumu anlattım gülmeye başladı. inanmadılar bana kızım. sicilim falan silinmiş. yokluk nedir bilir misin kızım işte o an görünmez olmanın ne demek olduğunu anladım. derdini anlatamamak kimsenin seni anlamaması boğazına kadar çaresizliğe batmak nedir bilir misin? dışarı çıktım koşturmaya başladım. deli gibi oradan oraya koştum durdum. saçlarımı tutam tutam yoldum. işte öyle şeyler yaşadım kızım. artık polis değildim. ama bu sokakta kalmaya devam ettim. seviyorum burayı.

yıllar boyunca her gün geldim işte tam bulunduğumuz bu noktaya. yağmurda çamurda karda kışta. hiç abartmıyorum gelmediğim bir gün bile olmadı kızım. o kadar görevime bağlıydım ki bir an olsun boş bırakmadım burayı. sonra beni tanımadılar da kahroldum. üzüntüden gözüme uyku girmedi günlerce. sonrası işte kızım hala bu sokakta simit satıyorum. kopamadım buradan on yılın verdiği alışkanlık var nasıl bırakırsın. halimden memnunum benim de payıma düşen buymuş kızım. şimdi, ben de onları tanımıyorum.
devamını gör...

ön koşul olarak ölmeyi gerektiren eylemdir.

ben ilk öldüğümde dirileceğime inanmıyordum. aslında her seferinde içimde yeniden dirilmeyeceğime dair bir şüphe var. ama ölümler ve dirilmeler artıkça artık ne yaşamanın ne ölmenin ne de dirilmenin eski heyecanı kaldı.

ilk seferinde biraz korktuğumu da itiraf edeyim. çünkü insan bilmediği şeyden korkar. ben de ölünce ne olacağını bilmediğim için korktum. ama asıl korkum dirileceğimi anladığım an oldu. ne olarak dirileceğimi düşündüm önce, sonra da insan olarak dirileceksem eğer kim olacaktım. eğer aranızda bunu merak eden ölüler varsa diye söylüyorum; kendiniz olarak dirileceksiniz, hem de her seferinde.

ama ölüp dirildiğinizi fark etmek için otuz dokuz yaşına kadar beklemeniz gerekecek. o zaman kadar cahil bir sisyphos olarak yaşayacaksınız hayatınızı. aynı hataları yapacak, aynı acıları çekecek, aynı şeylere gülecek, aynı yerlerde takılıp düşeceksiniz. otuz dokuz yaşına geldiğinizde aynı insana dönüşeceksiniz.

sonra ölüp dirildiğinizi anlayacak ve o yaştan sonra yeni hatalar yapmamaya, yaptıklarınızı telafi etmeye ve daha mutlu olmaya başlayacaksınız. ölene kadar bu mutluluk sürecek. ya da siz öyle sanacaksınız, yani mutlu olduğunuzu ya da mutlu olmaya başladığınızı.

defalarca ölüp dirilince anlıyor insan mutluluk diye bir şey olmadığını. çünkü mutluluk hiç ölmemiş ya da ölüp de dirilmeyi becerememiş şairlerin uydurması.

mutlu olduğunuzu sandığınız her an, mutlu olacağınıza inandığınız her saniye, mutlulukla devam ettiğini sandığınız her gün aslında buğulu bir yanılsama.

çünkü lazarus her an sizi hayal kırıklığına uğratmak üzere beklemekte. hınç dolu, onun özel biri olarak kalmasını istemeyen dirilenlere karşı. her an kırık bir ses duyup mutluluğun o kadar yakın olmadığını anlayabilirsiniz.

ölüm allah’ın emri, dirilmek olmasaydı!
devamını gör...

türkiye'dir. transferwise üzerinden yurt dışına 4750 dolar para gönderecektim. bunun için hesabımdan döviz satışını yaptım. gönderilecek ücreti türk lirası olarak yazdım. tam o sırda telefon çaldı. 10 dakika civarı görüşme yaptım. sonra para gönderme işlemine devam edecekken rakama 6 lira daha eklemek istedim çünkü masrafı 6 lira eksik hesaplamışım. tabi rakamı değiştirince yeni kur üzerinden hesaplama yaptı sistem. sonra gidecek ülkenin kurunu xe üzerinden dolara çevirdiğimde yazmış olduğum türk lirası karşılığının 15 dolar daha aşağı olduğunu farkettim. sonra kurlara baktım, dolar bu sürede 2-3 kuruş yükselmiş. dolayısıyla 15 dolar civarı zarar ettim. bu aslında yaşanılan ülke için büyük bir para. kendimi geçtim işi dolar kuru üzerine kurulmuş pek çok sektör var. şimdi gelde bu ülkeye güvenip ticaret yap, yatırım yap.
devamını gör...

lanet bir durum sonucu oluşan dramdır. en iyisi o havluyu cezalandırmak, kirli sepetine atmaktır.

bak gece gece asi ruhum canlandı.
devamını gör...

fransızcada özlemek kelimesi olmadığı için yerine kullanılan bu sözcük ;sen bende eksiksin manasına gelmektedir.düşünsenize seni özlemek beni eksiltiyor demek gibi bir şey.fransızlar gerçekten nazik insanlar.
devamını gör...

hesap vermeden ölmüştür.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

suudi arabistan amerika ne derse o ülkesi.
devamını gör...

her ihanet sevgiyle başlar
devamını gör...

şu gelen mesajdır:
-ablam, napıyorsun?
devamını gör...

öğretmen ihtiyacı bulunan okullarda, ders başı ücret alarak görev yapılan öğretmenlik.

yanlış hatırlamıyorsam ders başı 16 tl alıyorlar.
en iyi ihtimalle 40 ders alsalar aylık 2500 yapar. asgari ücret bile değil görüldüğü gibi. üstelik resmi tatillerde ders ücreti yatmaz. maaşınızdan kesilir.

asla yapmam diyordum ama ne derler bilirsiniz büyük lokma ye ama büyük söz etme. ikinci dönem için düşünüyorum.
devamını gör...

latince'de (bkz: ante meridien) yani öğleden öncesi demektir.

ayrıca anayasa mahkemesi'nin kısaltılmış halidir.

ve (bkz: amerikyum) (kimya).

son olarak kadın cinsel organıdır.
devamını gör...

çalışılan iş kolunda ki müşteriler. kibarlığınız ve gösterdiğiniz nezaket sonrası , kendilerine iltimas geçilmesini bekleyen kurnaz insanlar ve absürt istekleri.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim