pek güzel, tarihe bakarak geçmişte verdiği sözü öne çıkaran bu başlık açılmış .
ama 1994 yılında, “bütün servetim yüzüğüm”
1999 yılında, “eğer bir gün duyarsanız ki tayyip erdoğan çok zengin olmuş, bilin ki haram yemiştir!” de demişti uzun.
sazlıklardan havalanan... şarkısı eşliğinde güzel oluyor bunları anımsamak.
devamını gör...

kısaca tanrı=evren olan inanç türü. mikro ve makro boyutta sonsuzluğun var olduğu bir sistemin aslında tanrının kendisi olabileceğini belirtir.

panteistlere göre ölümden sonra yaşam, cennet,cehennem, karma diye bir şey yoktur. bir yargılama mekanizmasının olmadığına inanırlar. bu bakımdan ateizm ile benzer fikre sahiplerdir.
devamını gör...

"şairim,
zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
ayak seslerinden tanırım.
ne zaman bir köy türküsü duysam,
şairliğimden utanırım.
şairim,
şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum,
türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,
onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm."

bedri rahmi eyüboğlu'na katılarak köy türküleri diyorum ben de. mani okuyan dedeler, nineler...
devamını gör...

her şeye sizin yerinize karar vermeye çalışmaları.
devamını gör...

islâm öncesi güney arabistan'da kurulan himyeri devleti'nin son hükümdârıdır. doğu roma hıristiyanlığı ticari maksatlarla misyoner faaliyetlerini arap yarımadası'nda kullanıyordu. durum böyle olunca hristiyanlık buralarda da kökleşti, öyle ki; himyeriler arasında çokça taraftar topladı. bu topraklar aynı zamanda yahudiliğe de ev sahipliği yapıyordu. bir rivâyete göre yahudi tüccarlar sayesinde yaygınlaşmıştır.

zû nüvas bir yahudi idi, fakat yahudi bir ailede mi büyüdü yoksa sonradan mı yahudiliği seçti bilinmez. yemen'de yaşayan hıristiyanları dinlerinden vazgeçirmek için "uhdud" adı verilen ateş çukurlarında yaktı. hatta bu durum kur'an-ı kerim'de buruc suresi'de de geçer ve orada öldürülen hristiyanlar için "müminler" ifâdesi kullanılır ve kendilerinden tek olan allah'a inançlarından dolayı intikam alındığından bahseder.

bu katliamdan kurtulan kişilerden bazıları habeşistan'a kaçar ne necaşi'ye bu durumu anlatır, durum böyle olunca necaşi eryat emrinde bir ordu gönderir ve bu ordunun içinde "fil vakası" ile meşhur ebrehe'de vardır.

zû nüvas mezâlimine karşı yardıma gelen bu ordu karşısında fazla mukavemet gösteremeyen zû nüvas atını denize sürerek intihar eder.
devamını gör...

ben zaten, burada gündeme boğulmadığım için, hala burada olabildiğimi düşünüyorum. herkesin bakış açısı farklı olabilir tabii ama, bence böyle güzel.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

marksizmden yaptığı alıntılar ve çağdaş islam ile bu düşüncelerinin sentezi sonucu iran islam devriminin baş düşünürlerinden olduğu söylenir. islam'ın özüne dönüş ile ilgili tezleri vardır. islam'ın sosyolojik bir okumasını yapmıştır eserlerinde.

kendisine ait dua ile bitirelim;

ey allahım!
alimlerimize mes'uliyet,
halkımıza ilim,
dindarlarımıza din,
mü'minlerimize aydınlık,
aydınlarımıza iman,
tutucularımıza kavrayış,
kavramışlarımıza tutuculuk,
kadınlarımıza bilinç,
erkeklerimize onur,
yaşlılarımıza bilgi,
gençlerimize asalet,
öğretmenlerimize inanç,
öğrencilerimize de inanç,
uyuyanlarımıza uyanıklık,
uyanıklarımıza irade,
muhafazakarlarımıza hareket,
suskunlarımıza feryad,
yazarlarımıza güvenirlik,
sanatçılarımıza dert,
şairlerimize şuur,
araştırmacılarımıza hedef,
tebliğ edicilerimize gerçek,
kıskançlarımıza şifa,
bencillerimize insaf,
sevenlerimize edeb,
mezheblerimize vahdet,
halkımıza kendini bilme,
tüm milletimize,
samimiyet
himmet, özveri,
kurtuluşa yaraşırlık
ve izzet bağışla.
devamını gör...

bilim dünyasına bomba gibi düşecek bir iddia ile insanlığa hizmet edecek bir tespit daha yapıyorum.

şimdi, bildiğiniz gibi kadın milletinin en çekici unsurlarından biri gülümsemeleridir.

bu gülücükler, kimi zaman "okşa beni berkecan" anlamına gelebileceği, kimi zaman "ay rica ediyorum peşimden düşün," veya "bakkal bey, iki ekmek, bir kilo pirinç, 750 gram ezine peyniri be üç tane de 75 watt'lık ampül istiyorum," anlamına da gelebiliyor. zira, bizim bu kız milleti bir gülücükle her problemi halletmeyi öğrenmiş.

neyse asıl konuya gelelim.

bir asıra yayılmış olan geniş gözlemlerime ve binlerce denekle yaptığım çalışmalara dayanarak şöyle bir çıkarımda bulunabiliyorum: "gülmeyi seven kızlar aynı zamanda kavgayı da çok seviyorlar."

ne demek şimdi bu?

gülecek kadar duygularını yoğun yaşayan bir insanın, elbette istedikleri olmadığında, sözü dinlenmediğinde, arzu ettiklerine ulaşamadığında bu kez tersine duyguları çok yoğun olarak yaşaması, sinir, öfke, kin kusması, anıra anıra bağırıp çağırıp kavga etmesi de mümkün olabiliyor. zira bu kızımız, duygularını kontrol etmeyi öğrenmemiş olduğu için, yeri gelince şuh kahkahalar attığı gibi, yeri gelince de öfkesini anıra anıra, kıra döke, psikopatça, saldırganca eylemlerle ortaya dökebiliyor.

oysa, hayatın yorduğu, görmüş geçirmiş bir kadının ne gülmeye mecali vardır, ne de kızmaya, sinir yapmaya enerjisi kalmıştır. başka bir kadının çok güleceği bir duruma kuru bir tebessümle karşılık verirken, başka bir kadının sinir krizleri geçireceği durumları da, bezgin bir içgeçirişle karşılayıp yoluna gittiğini görebiliriz.

dolayısıyla, hayatında huzur arayan erkekler için, az gülen kadınların doğru bir tercih olacağını söylemek yanlış olmayabilir.

gerçi huzura değer veren bir erkek için en kesim çözüm, kadınsız bir hayattır ama sonuçta gençsiniz, şapşalsınız, aşıksınız, illa da bir kadın istiyorum diye tutturuyorsunuz; onun için söylüyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

valla benimden gözümden kaçmayandır. hadi online kişisini geçtim solda hep aynı başlıklar bir sirkülasyon sorunu aldı başını gidiyor. elimden geldiğince fikrimi süzüp işe yarar dedikçe her başlığa yazıyorum, seviyoruz bu ortamı sonuçta ama insan azcık da canlansın istemiyor değil.
devamını gör...

yeter artık dayanamıyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

toplum mühendisliği sosyolojide toplumu bir fikre veya ideolojiye göre düzenlemek, yönlendirmek anlamına gelir.
buna farklı bir bakış açısı katan (bkz: kevin david mitnick) toplumu, mühendislerin yaptığı çözümlemeler nasıl sonuca gidiyorsa, aynı şekilde çözümleyip, sonuca ulaşmasıdır. bununla alakalı yazmış olduğu (bkz: aldatma sanatı) kitabında yapmış olduğu toplum mühendisliğini ve hayatından bir kaç kesiti burada anlatmıştır.
devamını gör...

hayat hikayesini dinlemek için; dinle - izle

yeryüzünde var olan bütün dinlerin ve politik görüşlerin insanoğlunun özgür gelişmesini engellediğine ve hepsinin yıkılması gerektiğine inanan bir insan…

nietzsche 1844’te saksonya’da bir taşra papazının en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. gerek annesi, gerekte babası uzun protestan geçmişleri olan ailelerden geliyorlardı ve evlerinde sessiz, sakin, bilgili ve sıkıcı bir hava esiyordu. friedrich, gençliğinde çok zekiydi. evin ve okulun otoritesine sıkı sıkıya bağlıydı.

annesi, friedrich daha 5 yaşındayken dul kalmıştı ve sonradan olan kız kardeşleriyle birlikte komşu şehir olan naumburg’a yerleştiler. ailenin tek erkek üyesi friedrich ve burada kadınların arasında yani annesi, büyükannesi, teyzesi ve kız kardeşleri ile birlikte yaşamaya başladı.

1851 yılında weber enstitüsü’nde, eğitimine başladı. annesinin ona piyano hediye etmesiyle ilk müzik derslerini aldı. 10 yaşında ilk kompozisyon denemelerine başlayan friedrich orta öğrenimi sürecinde birkaç deneme, çok sayıda şiir ve kompozisyon kaleme aldı.

12 yaşına geldiğinde sonradan kendisinin açıkladığı üzere “olanca göz kamaştırıcılığı içinde tanrı’yı” gördü. on üç yaşında, yani 1857’de ilk otobiyografisini yazan nietzsche’nin, kafasını kötülük olgusu kurcalıyordu. “hiç bir adalete sığmayan, dünyadaki sayısız çatışma ve derin acı iyi bir tanrıya nasıl mal edilebilirdi? çocuğun küçük yaşta kaygı ile tanık olduğu, özellikle bedensel acı ve işkencelerin kaynağı neydi?” bu kuşkular nietzsche'nin bilincinde gelişecek, dört yıl sonra, 1861 yılında yazdığı ilk şiirin esin kaynağı olacaktı.

hayatını ailesinden de etkilenerek dine evrilten nietzsche, 20 yaşında bonn üniversitesinde ilahiyat eğitimi almaya başladı. fakat bu eğitim kısa sürdü ve 1 yıl sonra dillerin yapısını, tarihsel gelişimini ve birbirleri ile ilişkilerini inceleyen bilim dalı olan filoloji’de karar kıldı. bu okulda çok sıkı bir şekilde eski yunanca ve latince öğrendi. evdeki rahat ve konforlu hayattan, okulun soğuk demir yataklarına geçiş onu epey üzmüştü. fakat düşünce tarzı bundan aldığı kuvvetle daha da güçlendi. kişiliğinin ve başarısızlığın bilincine bu sayede varmıştı.

ancak bir yandan da inancını sorgulamaya devam ediyordu. nietzsche’nin keskin zekası, içinde yaşadığı dünyanın çelişkilerini görmezlikten gelmesine engeldi. bu dönemde kadınlar tarafından çevrelenmiş geçmişi ve atacağı adımlar ve yapacakları yine ailesi tarafından planlanmış geleceği ile ilgili düşünmeye başladı. huzursuzdu, bilinçsiz bir isyan dürtüsü kişiliğine etki etmeye ve onu değiştirmeye başladı.

herkesin giremediği özel öğrenci birliklerine girdi, arkadaşlarıyla içki içmeye başladı ve öğrenciler arasında yapılan eskrim düellolarına katıldı. kaçınılmaz olarak bir düelloda yara aldı. burnunun üstündeki küçük dikiş izi o günlerden kalmaydı.

bu dönemde nietzsche’nin yaşadığı iki önemli olay hayatını sonsuza kadar değiştirecekti. birincisi gittiği bir genelevde kaptığı frengi virüsüydü. o dönem frenginin tedavisi mümkün değildi ve gittiği doktor bu hastalığı ondan gizlemeye karar verdi. aslında o dönem bu uygulama sıkça yapılan bir şeydi. ikinci olay ise gittiği bir sahaf dükkânında bulduğu kitaptı. arthur schopenhauer’in istem ve tasarım olarak dünya adlı kitaptı bu. yazarın karamsarlığı onu derinden etkilemişti ve nietzsche bu tarihten sonra yazar hakkında derin araştırmalar yapmıştı.

niçe için bir diğer önemli hadise ise 8 kasım 1868 yılında vilhelm richard wagner ile tanışmasıydı. nietzsche müzisyen olan wagner’e hayranlık derecesinde ilgi duyuyordu. her ikisinin ortak özelliği hem beethoven’a hem de schopenhauer’e olan ortak hayranlıklarıydı. wagner nietzsche’nin babasıyla hemen hemen aynı yaştaydı. babasız büyüyen nietzsche için baba figürü oluyordu ve o dönem wagner’den epey etkilenmişti.

öğrenimini tamamlayan nietzsche, çok genç yaşta yani daha 24’ündeyken isviçre’nin basel üniversitesinde filoloji profesörü oldu.

basel’de nietzsche’nin bilinen değerlere karşı isyanı açığa vuruldu ve kitaplarının ilk üçünü yazdı. aynı zamanda gittikçe artan ruhsal yalnızlığının bilincine vardı. fikirlerini anlayanlar pek azdı ve bunlar da istekli görünmüyorlardı. dostluğa pek düşkün olduğu halde uzun süreli pek az dostluk kurdu. gerçekte dostluk kuracak kendi çapında zeki insan bulamıyordu. basel’de hem filoloji hem de felsefe dersleri veren niçe üniversitede epey saygınlık kazanmıştı.

hem dostoyevski hem de tolstoy gibi savaş ortamını gören yazarlar kervanına katılacağı tarih 1870 yılıydı. gönüllü olarak prusya savaşında sağlık hizmetleri birliğine er olarak katılmıştı. nietzsche’nin o dönem içinde yanan vatanseverlik alevi ancak savaşa katıldığında sönecekti ve nitekim öyle oldu. kitabını tamamlama duygusunun bile önüne geçen vatanseverliğiyle ilgili sonraları şunları söyleyecekti: “karşımızda devlet var. başlangıcı insana utanç verici. çünkü devlet insanların çoğu için korumak bilmeyen bir acı kuyusu, ikide bir buhranlara salarak onları tüketen bir alev. ne var ki, çağırmaya görsün, ruhlarımız kendilerini unutuyor; kanlı çağrısına yığınlar koşa koşa gidiyor, kahraman oluyorlar.”

cepheye giderken, frankfurt’ta, oldukça gösterişli biçimde resmi geçit yapan bir süvari birliği görmüştü. bütün felsefesini yaratacak hayalin ve görüntünün o an doğduğunu söylemiş ve bunu şu sözlerle ifade etmişti: “en güçlü ve en yüksek yaşama isteminin sefil bir var oluş mücadelesinde değil, savaş isteminde, güç isteminde, yenmek isteminde olduğunu duydum ilk defa.” bu düşünce, onun “güç istenci” kitabının tohumu olacaktı ve oluşumundaki militarist kaynağı hiçbir zaman inkar etmeyecekti.

savaş ortamında karşılaştığı acı gerçekler karşısında dehşete düşen nietzsche halihazırda kaptığı frengi virüsünden sonra çürümüş cesetler ve yaralanan askerlere yardımcı olmaya çalıştığı bu dönemde dizanteri ve difteri virüslerine de merhaba demişti. böylece sağlığı giderek bozulan nietzsche cepheden vazgeçmek zorunda kaldı.

tekrar üniversiteye dönen yazar hem denemelerine hem de kitaplarına ağırlık verdi. 1972-1978 yılları arasında toplam 6 eserini yayınlamayı başarmıştı.
1879’da uzun yıllardır sürmekte olan sağlık problemleri iyice arttı. zira çocukluğundan bu yana miyop olan filozofun bu sorunu geçici körlüğe neden oluyordu. migren ve şiddetli mide ağrılarıyla birlikte sağlığı iyice bozulduğu için üniversitedeki görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

üniversiteden istifa ettikten sonra birçok ülkeyi gezme fırsatı yakaladı ve o dönemden 1888 yılına kadar her sene yeni denemeler ve kitaplar yayınlamaya devam etti.

1882 yılında yazdığı şen bilim kitabı yayınlandıktan sonra ünlü yazar lou salome ile tanıştı. thuringia’da birlikte bir yaz geçiren ikiliye nietzsche’nin kız kardeşi elizabeth de eşlik etti. salome, nietzsche’yi bir partnerden çok öğretmen gibi görüyordu. ancak filozof salome’e aşık oldu ve onun peşinden koşmaya devam etti. salome, nietzsche’nin evlenme teklifini reddettikten sonra ilişkileri sona erdi. kardeşi elizabeth’in annesiyle birlikte sürekli olarak salome hakkında tartışmaları, tekrarlayan hastalık nöbetleri ve onu canından bezdiren intihar düşüncesi ile oldukça bunalan nietzsche, en büyük eserlerinden biri olan böyle buyurdu zerdüşt kitabının ilk bölümünü 10 günde yazacağı rapolla’ya kaçtı.

schopenhauer’e olan felsefi bağlılığını yitirdikten ve hayatını etkileyen, baba gibi gördüğü wagner ile olan ilişkisini tamamen koparması o dönem yazmaya devam ettiği böyle buyurdu zerdüşt kitabını da etkilemiş oldu. yazım tarzını değiştirmesi o dönem okuyucular tarafından fark edildi ve eserleri daha az satmaya başladı. bu dönemde yayıncısıyla sorunlar yaşamaya başlayan nietzsche’nin böyle buyurdu zerdüşt kitabının dördüncü bölümü ancak 40 kopya basıldı. bu kopyalar da sadece yakın çevresine dağıtıldı.

yaşadığı sağlık sorunlarından dolayı eskisi kadar iyi üretemiyor ve çalışmaları üzerinde uzun süreler düşünme fırsatı yakalayamıyordu. işte tam o dönemde yani 1887 yılında dostoyevski’nin kitapları eline geçmiş ve yazarı benimsemişti. bu dönemden 1889 yılına kadar kendi çabalarıyla 5 kitap daha yayınlamayı başarmıştı.
bundan sonraki yıllarda olumlu düşünce tarzını geliştirdikçe var olan nietzsche ile var olmasını istediği nietzsche arasındaki uçurum giderek daha fazla açıldı. fikirlerindeki şiddetle dost olarak yanına aldığı kadının eline bakan adam arasındaki zıtlık duygulandırıcıydı. bilinen ölçülerden kendini kurtarmak bir yana hayatında annesinin ve kız kardeşinin etkisinden bile kendisini kurtaramıyordu. kitaplarında salık verdiği gibi yüreğindeki acıma duygusunu öldürmek şöyle dursun, son derece duyarlı, içten hıristiyanlar karşısında anlaşılmamaktan korkan biri olup çıkmıştı. karşılaştığı gerçekler yüzünden yüreği beyniyle devamlı savaş halinde bir adam olup çıkmıştı.

3 ocak 1889 yılında beklenen çöküntü gelip çattı. daha önceki aylarda akıl deneyinde aksama olduğunu gösteren belirtiler ortaya çıkmıştı. çapraşık şiddet duygularını dile getiren mektuplar yazıyordu. bunlardan birinde genç kayser’i öldürmek niyetinden söz ediyor, diğerinde çarmıha gerilmiş adam diye imza atıyordu.
derken bir gün sokakta bir at arabasının sahibinin atına çok kötü davrandığını gördü. koşup hayvanın boynuna sarıldı, acıyla öpmeye başladı hayvanı. sonra hıçkıra hıçkıra ağladı. birden kendini kaybedip yere yuvarlandı.

dostoyevski’nin suç ve ceza kitabında, eserin kahramanı raskolnikov’un da gözleri önünde bir at kırbaçlanıyordu. bu durum nietzsche’nin biyografi yazarlarının gözlerinden kaçmadı. zira nietzsche dostoyevski’i çok seviyor ve onun için şöyle diyordu: “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog.”

her ne olursa olsun o an da bayılışı ve çöküşü tam oldu. bir daha aklını tam olarak kullanamadı, kitap yazamadı. hasta yatağında annesi ve kız kardeşi tarafından bakıma muhtaç bir şekilde son yıllarını geçirdi.

1900 yılında ise hayatını yalnız başına geçiren, birçok esere imza atan, herman hesse, michel foucault, albert camus, carl gustav jung gibi isimlere ilham kaynağı olmuş büyük filozof nietzsche, zaatüreden hayatını kaybetti. yıllarca hıristiyanlığa hizmet etmiş atalarının yanına gömüldü. kim bilir belki de onların yanında kendisini daha mutlu hissetmiştir.
devamını gör...

alexandre dumas tarafından kaleme alınan siyah lale tarihi bir roman niteliği taşımaktadır. " romanın orijinali , paris'de baudry tarafından tarafından 1850 yılında üç bölüm şeklinde la tulipe noire "adı altında yayınlanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

romanın kahramanı olan cornelius van baerle'nin babası tüccardı. babası yaşadığı hastalıklar ve yaşlılık sebebiyle ölüm döşeğindeydi. ölüm döşeğine oğluna " mutlu ol, her zaman mutlu olacağın işlerde çalış benim gibi tüccarlık yapmaya kalkışma" diye vasiyet etmişti.
yaşadığı yerde mutlu olan van baerle kısa bir zaman sonra sıkılır ve kendisine uğraş edinmek için büyük bahçeli bir eve taşınarak lale yetiştirmeye koyulur. cornelius kısa zamanda 3 farklı tür lale yetiştirmekte usta olmuştu. yetiştirdiği lalelerle insanları etkiliyordu.
dönemin kralı laleleri çok sevdiği için siyah lale yetiştirene 100.000 altın verecekti. cornelius katıldığı bu yarışmayı kazanmak için gecesini gündüzüne katarak çalışıyordu. cornelius'un komşusu ısaac cornelius'un çalışmalarını görünce oda yarışmaya katılmaya karar verir. ne kadar uğraşsa da asla siyah lale yetiştiremez bundan dolayı cornelius'u kıskanır. ilerki zamanlarda isaac cornelius'un yetiştirdiği siyah laleyi almak için bir plan kurarak hapse attırır. cornelius hapishanede tanıştığı rosa ile arkadaş olur ilerki zamanlarda rosa'ya aşık olur. rosa'ya güvenen cornelius ona siyah laleden bahseder. ve ona lale tohumlarını almak konusunda yardım ister.
rosa'ın büyük uğraşları ile laleyi yetiştirirler. bunları kendine yediremeyen isaac bir plan kurarak laleyi alır ve krala götürür. bunu anlayan rosa hemen atına binerek kralın yanına gider ve olan biten her şeyi anlatır.
kral rosa'yı anlar ve cornelius'u hapishaneden çıkartarak büyük ödülü onlara verir. birbirlerine aşık olan cornelius ve rosa evlenirler ve mutlu mesut yaşarlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ordu / akkuş
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dün bir mesaj aldım, taaa 99 ekim'ine götürdü beni.
deprem sonrası, deprem bölgesinde yaşayan bizim gibi ortaokul öğrencileri için düzenlenen bir öğrenci ağırlama projesine gönüllü olmuştum. neden bilmem bizim okula sadece erkek öğrencileri vermişler. hocalar "olmaz erkek çocuk rahat edemez sizde" deseler de yılmadım, ısrar kıyamet kabul ettirdim.
misafirlerimizin geleceği gün kocaman bir grup halinde bekledik. benim misafirim "kutlu"* idi ama o esnada bir öğretmen geldi. rob senin misafirini değiştiriyoruz bir kız öğrenciyi ismi sebebiyle erkek sanmışlar, seninkini alıp bunu veriyoruz dediler. * tamam, deyip aldım misafirimi. evde erkek misafir yalnızlık çekmesin diye davet ettiğimiz, alt kattaki apartman boy'umuz * ile birlikte kocaman bir grup ile ilk akşam yemeğimizi yedik.
ertesi gün kutlu gelip beni buldu, sen benim kaderim olmalıydın diyerek. güldük. üç gün boyunca koskocaman bir grup halinde yapılan etkinliklerde, akşamları kişisel zamanlarda birlikte takıldık. yirmi kişi falan dolaşıyorduk ortalıkta. şimdi siz duymuyorsunuz ama benim kulağımda kahkahalar, söylenen şarkılar var o günlerin izi olan. ve bu satırları koskocaman bir gülümseme ile yazıyorum.
üçüncü günün sonunda kutlu ve en yakın arkadaşı pucky * geldi. hadi seç birimizi, dediler. nasıl yani, dedim. çünkü bana şaka yaptıklarını düşünüyordum. biz karar veremedik, ikimiz de vazgeçmek istemiyoruz, seç birimizi dediler. ve bunu o koskocaman kalabalığın içinde yaptılar. hayır, yani seçecek olsam bile ben o kalabalığın içinde tamam sen, diyemezdim. demedim de.
sonra onlar gitti, uzunca bir süre mektup arkadaşı olduk. ve pucky ile daha çok mektup arkadaşıydık. *
aradan yıllar geçti. ben bu kez lisedeyken onların şehrine gittim. kutlu yoktu. memleketine gitmişti. ve pucky benim erkek arladaşım olmuştu. yaz sonunda da bize geldi. * ve kutlu o zamandan sonra kayboldu hayatımdan uzun bir süre. ve pucky de ayrılınca elbette.
aradan bir dört-beş yıl daha geçti. * facebook trend oldu. biz tekrar etkileşime geçtik bu sayede. uzun uzun konuştuk. ama benim bir erkek arkadaşım vardı. hasret giderdik, aradaki zamanda yaşananları paylaştık. yeni öğretmen olduğum şehirde benim için birçok düzenlemeler yaptı ve ben onun sayesinde gitmeden daha evimi, yapılacakları ayarlamıştım. * sonra hiç kopmadık. ama yüz yüze görüşme fırsatımız olmamıştı. geçen yaz tatil fotoğraflarımı görünce, şehrime gelmişsiniz *, önceden haber vermeliydin, şehir dışındayım, bekle, dedi. onun dönüşü, bizim ayrılış günümüzdü. çünkü eşimin iş başı yapması gerekiyordu. planı yaptık. ama o akşam gelmedi. aramadı da.
sonra dün bir video paylaştım instagramda, kaybolan köpeğimle, ailemin yaşadığı yerde, hüzünle.
saatler sonra girdiğimde bir mesaj gördüm.
"hem çok sevdiğim hem çok üzüldüğüm yer... bana verdiğinin değerini bilemedim." demiş.
ne kadar hüzünlü bir mesaj olmuş, geçmişin hüznüne değil de yaşanmışlıkların güzelliğine mi baksak, dedim.
" yaşanamamışların güzelliği desek?" demiş.

22 yıl sonra... yaşamadıklarımız kadar yaşadıklarımız da vardı. hem de çok neşeli, çok kahkahalı idi benim için. ikimizde farklı yer etmiş bir hikaye. ona sadece bir gülen yüz yolladım. sözün sonu idi. ama çok eskilere gittim- geldim ben bir mesajla.
devamını gör...

yeni nickinin "pandemi bittti nick degistirdim" olmasını bekledigim yazar.*
devamını gör...

adolf hitler kavgam kitabı gibi değerlenecek kitaptır.

şimdi gülüp eğleniyorsunuz ama 40 yıl sonra bu kitap çok satacak. nesilden nesile aktarılacak.
bir diktatörün başyapıtı gibi bir şey olacak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim