senden çok var
biiiir... çok sıkıldım.*
devamını gör...
nihilizm
çok büyük yanılgıdır ki nietzsche nihilist sanılır fakat nietzsche ideal belirlemiş bir insandır; ideal belirlemiş bir insan nihilist olamaz. nietzsche'ye göre nihilizm yanlızca bir aşamadır, insan önce nihilist olmalı, ardından kendi değerler sistemini oluşturmalıdır.
devamını gör...
friedrich nietzsche sözleri
-özgür mü diyorsun kendine? sana hükmeden düşünceni duymak isterim.
-beni anlamıyorlar.
ben, bu kulaklara göre ağız değilim.
-taşımak zor yaşamı.
yoksa neye yarardı sabahları gururlu olup da akşamları teslim oluşunuz?
böyle buyurdu zerdüşt.
-beni anlamıyorlar.
ben, bu kulaklara göre ağız değilim.
-taşımak zor yaşamı.
yoksa neye yarardı sabahları gururlu olup da akşamları teslim oluşunuz?
böyle buyurdu zerdüşt.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
tüm övgüleri hak eden tek büyük lider.
devamını gör...
hazall
öyle bir bildirim yağmuruna tuttu kiii. daha önce bilseydim profilimin üstüne halı atardım. koca gönüllü modumuz bizim. bildirimin ve tebessümün çok, derdin az olsun...
devamını gör...
eski sevgiliden gelen hediyeleri kullanmaya devam etmek
yaş ilerledikçe önemini yitiren durumlar.
kullanılmak için alınmış. ergen gibi çöpe mi atayım? ayrılık acısını hediyeden değil yüreğinizden çıkarın...
kullanılmak için alınmış. ergen gibi çöpe mi atayım? ayrılık acısını hediyeden değil yüreğinizden çıkarın...
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
güzelcim'in kaçırdığım tek yayını an itibariyle; live!
90'lar pop!
bir yer bulalım dünyadan uzak...**
90'lar pop!
bir yer bulalım dünyadan uzak...**
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"yaşamak, karanlık geceye rağmen buğulanmış pencere camına güneşi çizebilmektir."
devamını gör...
içinde gitme kelimesi geçen şarkı
ilkay akkaya- gitme
devamını gör...
her müslümanın her gün aklına getirmesi gereken söz
gülümsemek sadakadır hz. muhammet.
devamını gör...
kız istemenin kadınları aşağılaması
yine gelenekselciler toplanmış. kız tarafı kilo kilo altın isteyince yine en çok bunlar ağlıyor. ben anlamıyorum bu ikiyüzlülüğü.
- kızınızı oğlumuza istiyoruz.
- verdik gitti.
arkadaşlar neyi veriyorsunuz? bunun feminist olmakla ya da cihangir solcusu olmakla ilgisi yok. mal mı kadınlar?
bir kadın kiminle evleneceğine kendisi karar verir. sizlerin ya da sizlerin ailesinin o kadının kararına saygı duymuyor gibi bi de ailesinin onayını almanıza zaten gerek yoktur. kız istemiş ama o kim ya bi de size soralım istedik demeye gerek var mı? kızınız beyinsiz o yüzden bi de ailemize biz anlatalım, onun aklı yok çünkü o anlamaz, bakalım siz ne diyeceksiniz der gibi. bi de kızımıza soralım falan diyip biraz medeniyet gördüğünü sanıyor insanlar. sen kızının isteyip istemedigini bilmiyor musun da kızına soruyorsun ayrıca.
bu kadar şova gerek yok. iki aile biraraya gelip tanışabilir çiftler isterse. aileleriniz size saygı duyup oturup bir gün planlayıp yemek organize edemiyorsa ve birbirlerini bu tür cümleler olmadan tanışmıyorsa bunun adı gelenek değil, medeniyet bilmemektir.
hâlâ ben şeyi anlamıyorum. neden gidip aileler efendi gibi oturup tanışamıyor da bunu böyle gürültülü, tuzlu kahveli, gümüş tepsili falan yapıyor. sen çikolatayı gümüş tepsinin içinde götürmediğin için o aile tarafından lanetleniyorsun. bu gelenekse o zaman bu geleneği sorgulamak gerek. bu kadar şova gerek yok evlenmek için dediğim gibi.
kadınların eşlerini seçip ailelerinden izin almadan gidip evlendiği bir ailenin içinde büyüdüm. büyükannem, kızı ve birkaç farklı kadın böyle evlendi. 1980 yılında bile gayet normal görülüyormuş bu durum. hatta büyükannemden başka yılları hesaplayın. ben 5-6 yanındayken o 90 ortalarındaydı. ikinci eşiyle çok uzun yıllar flört edip evlenmiş.
ben mesela şimdi evlenmeye karar versem ailemden izin almadan gidip evlenebiliyorum ve dilersem evlendikten sonra getirip tanıştırıyorum adamı. ve o adam bana ailem seni istemeye gelecek diyor. 40 kişi eve gelecekmiş beni istemeye. ben bunu kabul etmek zorunda olmadigim gibi bir erkeğin benim kadar cesur olmasını istiyorum. benim evliliğim üzerinde herhangi bir insanın söz sahibi olmadığını, beni kimsenin kimseye veremeyeceğini, daha önemlisi bir mal gibi ailemden istenmeyecegimi düşünüyorum. bunu gelenektir diye önüme getiren insanların önüne ailem uzun bir liste koymayı konusuyor. madem gelenek al bakalım bunlar bizim göç ettiğimiz yerin adetleri diye. çünkü insanlar gelenektir geleceğiz diye tutturuyor ve başka kültürlere saygı duymuyor. saçma saçma inatlasiliyor sonra. ne gereksiz şeyler.
kendileri beni isteyince gelenek ama benim ailemin madem öyle al bakalım diyip önce sürdükleri gelenek değil. bu mantıklı geliyor mu size?
yani ikiyüzlülüğe gerek yok. bir insanla 50 yıl beraber yaşamayı planlıyorsunuz ama ailenizi her şeyin içine sokuyorsunuz. biraz dik durun, biriyle evlenmek istiyorsanız evlenin, aileleri çağırın evinize gelsin tanışsın. ailelerin anlaşması o kadar önemli değil. aşiret gibi yaşamanıza gerek yok.
valla bu gelenek diye tutturanlar sahiden az değil. kadın 18 yaşında ailesinin evinden cıkmış, kendi ailesini kurmuş, 6 çocuk doğurmuş, başka şehirde olan ailesini beş yılda bir görmüş ama kendi oğlunun aile kurmasını korku filmi gibi görüyor. gelip oğluyla yaşıyor resmen evliliği. ne kadar ucuz, ne kadar kötü şeyler. aile içinde aile. yemin ediyorum yoruyor bu ülke beni. 50 yıl önce millet görücü usulü evleniyormuş, bunların aileleri 5 yıldır sevişen çift için hâlâ böyle günler planlıyor. valla komiksiniz.
- kızınızı oğlumuza istiyoruz.
- verdik gitti.
arkadaşlar neyi veriyorsunuz? bunun feminist olmakla ya da cihangir solcusu olmakla ilgisi yok. mal mı kadınlar?
bir kadın kiminle evleneceğine kendisi karar verir. sizlerin ya da sizlerin ailesinin o kadının kararına saygı duymuyor gibi bi de ailesinin onayını almanıza zaten gerek yoktur. kız istemiş ama o kim ya bi de size soralım istedik demeye gerek var mı? kızınız beyinsiz o yüzden bi de ailemize biz anlatalım, onun aklı yok çünkü o anlamaz, bakalım siz ne diyeceksiniz der gibi. bi de kızımıza soralım falan diyip biraz medeniyet gördüğünü sanıyor insanlar. sen kızının isteyip istemedigini bilmiyor musun da kızına soruyorsun ayrıca.
bu kadar şova gerek yok. iki aile biraraya gelip tanışabilir çiftler isterse. aileleriniz size saygı duyup oturup bir gün planlayıp yemek organize edemiyorsa ve birbirlerini bu tür cümleler olmadan tanışmıyorsa bunun adı gelenek değil, medeniyet bilmemektir.
hâlâ ben şeyi anlamıyorum. neden gidip aileler efendi gibi oturup tanışamıyor da bunu böyle gürültülü, tuzlu kahveli, gümüş tepsili falan yapıyor. sen çikolatayı gümüş tepsinin içinde götürmediğin için o aile tarafından lanetleniyorsun. bu gelenekse o zaman bu geleneği sorgulamak gerek. bu kadar şova gerek yok evlenmek için dediğim gibi.
kadınların eşlerini seçip ailelerinden izin almadan gidip evlendiği bir ailenin içinde büyüdüm. büyükannem, kızı ve birkaç farklı kadın böyle evlendi. 1980 yılında bile gayet normal görülüyormuş bu durum. hatta büyükannemden başka yılları hesaplayın. ben 5-6 yanındayken o 90 ortalarındaydı. ikinci eşiyle çok uzun yıllar flört edip evlenmiş.
ben mesela şimdi evlenmeye karar versem ailemden izin almadan gidip evlenebiliyorum ve dilersem evlendikten sonra getirip tanıştırıyorum adamı. ve o adam bana ailem seni istemeye gelecek diyor. 40 kişi eve gelecekmiş beni istemeye. ben bunu kabul etmek zorunda olmadigim gibi bir erkeğin benim kadar cesur olmasını istiyorum. benim evliliğim üzerinde herhangi bir insanın söz sahibi olmadığını, beni kimsenin kimseye veremeyeceğini, daha önemlisi bir mal gibi ailemden istenmeyecegimi düşünüyorum. bunu gelenektir diye önüme getiren insanların önüne ailem uzun bir liste koymayı konusuyor. madem gelenek al bakalım bunlar bizim göç ettiğimiz yerin adetleri diye. çünkü insanlar gelenektir geleceğiz diye tutturuyor ve başka kültürlere saygı duymuyor. saçma saçma inatlasiliyor sonra. ne gereksiz şeyler.
kendileri beni isteyince gelenek ama benim ailemin madem öyle al bakalım diyip önce sürdükleri gelenek değil. bu mantıklı geliyor mu size?
yani ikiyüzlülüğe gerek yok. bir insanla 50 yıl beraber yaşamayı planlıyorsunuz ama ailenizi her şeyin içine sokuyorsunuz. biraz dik durun, biriyle evlenmek istiyorsanız evlenin, aileleri çağırın evinize gelsin tanışsın. ailelerin anlaşması o kadar önemli değil. aşiret gibi yaşamanıza gerek yok.
valla bu gelenek diye tutturanlar sahiden az değil. kadın 18 yaşında ailesinin evinden cıkmış, kendi ailesini kurmuş, 6 çocuk doğurmuş, başka şehirde olan ailesini beş yılda bir görmüş ama kendi oğlunun aile kurmasını korku filmi gibi görüyor. gelip oğluyla yaşıyor resmen evliliği. ne kadar ucuz, ne kadar kötü şeyler. aile içinde aile. yemin ediyorum yoruyor bu ülke beni. 50 yıl önce millet görücü usulü evleniyormuş, bunların aileleri 5 yıldır sevişen çift için hâlâ böyle günler planlıyor. valla komiksiniz.
devamını gör...
nazım hikmet ran
mavi gözlü dev denince akla gelen şairimiz.
devamını gör...
anadolu ajansı'nın japonya'da esnaf zor durumda haberi
halk onigiri bile yiyemiyormuş öyle diyorlar yakında ayaklanma başlar.
devamını gör...
türban tayt topuklu ayakkabı
fıtrattır. onu ilgilendirir.
devamını gör...
banucabirhayat
sevgili sınıf arkadaşım fiona,
yine başladı yüz yüze eğitim hayatımız.görüyorum yaz tatili ve uzaktan eğitim dönemi senin için güzel geçmemiş. insani ve bencil bir davranış sergileyerek önce senin yaşadıklarını sormayarak kendi yaşadıklarımı anlatarak başlayacağım yazıma. aslında bunu kompozisyon ödevi olarak yazmıştım. biliyorsun öğretmen yazın ne yaptığımızı yazmamızı isterdi hep.

annemlerin köyüne gitmiştik. arkadaşlarımla derede fazla yüzdük diye sanırım derenin debisi taştı. her yeri bir sel aldı. köyün ileri gelen sakallıları bizim suçlu olmadığımızı asıl suçlunun münafık zındıklar olduğunu söyledi.hatta 99 depremi dedikleri bir şey var onunda bu zındıklar yüzünden olduğunu söylediler.kimisi canını kimisi malını kurtarmaya çalıştığı için söylenenlere pek kulak asmadı köy ahalisi. kurtarma operasyonları falan derken köy yaşanılmaz bir duruma geldi. biz de babamların köyüne gitmeye karar verdik. babamların köyü de o kadar sıcaktı ki herkes cehennem gibi diyordu. cehennemin nasıl bir yer olduğunu nasıl biliyorlar anlayamıyorum biz niye bilmiyoruz diyebiliyorum sadece. sanırım "dante" ya da "beatrice" ile akrabalıkları var. aksi durumda zebanilerle bir bağları olduğunu düşüneceğim. cennet sanırım bu kadar sıcak bir yer değil.neyse diyorum. kısacası anlamadığım ve bilmediğim şeyleri konuşuyorlar hep. ben bu düşünceleri çözümlemeye çalışırken burnuma yanık kokusu geldi. bizim köyün çevresindeki ormanlar yanmaya başladı. öyle bir hızla büyüdü ki yangın köyü de kül etti. daha sonra öğrendik ki yangını bizim 10 yaşında iki arkadaşımız çıkarmış. ilginç. bu arada sen iki defa test yaptırdın mı bak artık okula da almayacaklar diyor annem aşı olmazsak ya da test yaptırmazsak. böyle karışık şeyler oldu benim yaz tatilimde. şimdi geleyim senin yazdıklarına.
bu yazına cevap verirken çok sevdiğim yazılara ve önerilere sahip bir abimden yardım alacağımı bilmeni istiyorum.

değerli nickaltı yazarım,
"sen hayırdır kızım" demek istiyorum. gördüğüm kadarıyla duygusal depremler yaşamışsın. bunların sonucunda oluşan tsunamilerin etkisiyle tüm hayallerin sular altında kalmış gibi görünüyor. sen en iyisi bu suların geri çekilmesini bekle ve zararın büyüklüğünü ölç. fakat bunları yaparken üzülme çünkü bu tarz şeylere üzülmek için hiç vaktin yok. bilindiği üzere yolun yarısını geçmiş bulunuyorsun cahit sıtkı tarancı'nın yazdığı gibi. zaman öyle acımasız ki senin duygularını ve yaşadıklarını önemsemez ve seni beklemez. arkasına bakmadan ilerlemeye devam eder. geçmişe dönüp bakmaya çalışırsan ya da olup bitenleri yorumlamak için duraksarsan koşuda tavşandan fark yemiş tosbağa gibi kalakalırsın zamanın peşinde. sen o tavşanı yakalayabileceğini düşünüyorsan eğer hikayede ki gibi sana bir gerçekliği hatırlatmak isterim. "hayat hikayelerdeki gibi değildir her zaman mutlu son ile bitmez." aslında mutlu son kavramı da göreceli bir kavram ya neyse çokta karıştırmamak lazım kek harcı misali.
aslında küslük dönemleri kendini bulmanı sağlar yaşın kaç olursa olsun. ruhun kendini tekrardan şarj eder bu durgunluk dönemlerinde. unutma depresyonun en güzel yanı çok harika bir şekilde dinlenebilmendir. bu sözü harry abimiz söylemiştir. ilgilenenler için
when harry met sally... ( 1989) buradan

oğlunun durumuna çok üzüldüm. umarım şimdi daha iyidir. sağlık durumu ile ilgili iletilerini de ilgi ile takip ediyorum bilgine sunulur.
esen kalın efendim.
yine başladı yüz yüze eğitim hayatımız.görüyorum yaz tatili ve uzaktan eğitim dönemi senin için güzel geçmemiş. insani ve bencil bir davranış sergileyerek önce senin yaşadıklarını sormayarak kendi yaşadıklarımı anlatarak başlayacağım yazıma. aslında bunu kompozisyon ödevi olarak yazmıştım. biliyorsun öğretmen yazın ne yaptığımızı yazmamızı isterdi hep.

annemlerin köyüne gitmiştik. arkadaşlarımla derede fazla yüzdük diye sanırım derenin debisi taştı. her yeri bir sel aldı. köyün ileri gelen sakallıları bizim suçlu olmadığımızı asıl suçlunun münafık zındıklar olduğunu söyledi.hatta 99 depremi dedikleri bir şey var onunda bu zındıklar yüzünden olduğunu söylediler.kimisi canını kimisi malını kurtarmaya çalıştığı için söylenenlere pek kulak asmadı köy ahalisi. kurtarma operasyonları falan derken köy yaşanılmaz bir duruma geldi. biz de babamların köyüne gitmeye karar verdik. babamların köyü de o kadar sıcaktı ki herkes cehennem gibi diyordu. cehennemin nasıl bir yer olduğunu nasıl biliyorlar anlayamıyorum biz niye bilmiyoruz diyebiliyorum sadece. sanırım "dante" ya da "beatrice" ile akrabalıkları var. aksi durumda zebanilerle bir bağları olduğunu düşüneceğim. cennet sanırım bu kadar sıcak bir yer değil.neyse diyorum. kısacası anlamadığım ve bilmediğim şeyleri konuşuyorlar hep. ben bu düşünceleri çözümlemeye çalışırken burnuma yanık kokusu geldi. bizim köyün çevresindeki ormanlar yanmaya başladı. öyle bir hızla büyüdü ki yangın köyü de kül etti. daha sonra öğrendik ki yangını bizim 10 yaşında iki arkadaşımız çıkarmış. ilginç. bu arada sen iki defa test yaptırdın mı bak artık okula da almayacaklar diyor annem aşı olmazsak ya da test yaptırmazsak. böyle karışık şeyler oldu benim yaz tatilimde. şimdi geleyim senin yazdıklarına.
bu yazına cevap verirken çok sevdiğim yazılara ve önerilere sahip bir abimden yardım alacağımı bilmeni istiyorum.

değerli nickaltı yazarım,
"sen hayırdır kızım" demek istiyorum. gördüğüm kadarıyla duygusal depremler yaşamışsın. bunların sonucunda oluşan tsunamilerin etkisiyle tüm hayallerin sular altında kalmış gibi görünüyor. sen en iyisi bu suların geri çekilmesini bekle ve zararın büyüklüğünü ölç. fakat bunları yaparken üzülme çünkü bu tarz şeylere üzülmek için hiç vaktin yok. bilindiği üzere yolun yarısını geçmiş bulunuyorsun cahit sıtkı tarancı'nın yazdığı gibi. zaman öyle acımasız ki senin duygularını ve yaşadıklarını önemsemez ve seni beklemez. arkasına bakmadan ilerlemeye devam eder. geçmişe dönüp bakmaya çalışırsan ya da olup bitenleri yorumlamak için duraksarsan koşuda tavşandan fark yemiş tosbağa gibi kalakalırsın zamanın peşinde. sen o tavşanı yakalayabileceğini düşünüyorsan eğer hikayede ki gibi sana bir gerçekliği hatırlatmak isterim. "hayat hikayelerdeki gibi değildir her zaman mutlu son ile bitmez." aslında mutlu son kavramı da göreceli bir kavram ya neyse çokta karıştırmamak lazım kek harcı misali.
aslında küslük dönemleri kendini bulmanı sağlar yaşın kaç olursa olsun. ruhun kendini tekrardan şarj eder bu durgunluk dönemlerinde. unutma depresyonun en güzel yanı çok harika bir şekilde dinlenebilmendir. bu sözü harry abimiz söylemiştir. ilgilenenler için
when harry met sally... ( 1989) buradan

oğlunun durumuna çok üzüldüm. umarım şimdi daha iyidir. sağlık durumu ile ilgili iletilerini de ilgi ile takip ediyorum bilgine sunulur.
esen kalın efendim.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
/ duy, artık sesimi duy
vicdanın yoksa vur, buna kabul /
vicdanın yoksa vur, buna kabul /
devamını gör...
bir yazarın cinsiyetini anlamak için gerekenler
sevimli kedi fotoğrafı atın, ay çok tatlı derse kadın, bunu niye attın şimdi birader derse erkektir.
devamını gör...


