zamanın çok hızlı geçmesi
10 dakika önce saate baktım ama üzerinden neredeyse 1 saat geçmiş, hala 10 dakika önce bakmışım gibi hatırlıyorum, arada ki 1 saatlik zaman dilimini nasıl geçti anlamadım, bu 10 dakikaya 1 saat sığdırmak gibi bir şey. zaman cidden çok hızlı geçiyor.
devamını gör...
80 tl'ye normal sözlük hesabını satan yazar
10 yıl sonra 800 liraya bile zor geri alır, en azından neden olmasındı swh.
düzeltme: 800 lira çok bir para değil artık. keza para da değil. hoş bu yazıyı yazarken de değilmiş zaten.
düzeltme: 800 lira çok bir para değil artık. keza para da değil. hoş bu yazıyı yazarken de değilmiş zaten.
devamını gör...
konstrüktivizm
fransızcada constructivisme denilmektedir. 1920-30 yılları arasında sovyet rusya'da yeşeren, ancak stalin rejiminin baskılarıyla sindirilen modern sanat ve mimarlık akımı. sanatçı vladimir tatlin'in soyut geometrik resim kabartmalarıyla başlattığı ve rus asıllı ressam ve heykelci antoine pevsner'in, kardeşi gabo ile birlikte, ilkelerini 1920'de "manifeste réaliste" (gerçekçi bildirge) ile ortaya koydukları bu estetik öğreti şöyle özetlenebilir:
a. sanat gerçek yaşama yanıt vermek üzere iki temel öğeye dayanır: zaman ve mekân.
b. hacim, mekânın yegâne anlatımı değildir.
c. gerçek zamanın anlatımı, statik ritimler dışında, kinetik ve dinamik ritimler gerektirir.
ç. kitlenin ve mekânın hacmi somut ve ölçülebilir iki ayrı malzemedir.
d. mekân yapıtın bütünleyici parçası durumundadır.
e. yeni biçimler bulmak için, sanat taklitçi olmaktan kurtulmalıdır.
tatlin'e göre, "sanatçı dünyanın değişmesine katkıda bulunacak şekilde toplumsal işlevi olan bir üretici-mühendistir."
konstrüktivizm sözcüğü mimarlıkta daha geniş bir anlamda, geometrik eğilimleri anlatmakta da kullanılmıştır. a. pevsner'in deyişiyle g. eiffel ilk konstrüktivisttir.
bir refah simgesi olarak görülen makinenin güzelliği ile mimarlığın yararlı işlevinden yola çıkan bu akımla ilgili çok sayıda proje vardır, buna karşılık uygulama azdır. yaratılan ürünlerde saf olmayan geometrik düzenler ve dışa yansıtılmış strüktürel biçimler gözlenir. sovyet konstrüktivizminin ünlü mimarları arasında golossov, guinzburg, melnikov tatlin ve vesnin kardeşler sayılabilir. 1930'dan başlayarak konstrüktivistler yabancı ideolojileri rusya'ya ithal etmekle suçlandılar ve çalışmalarını bu yolda sürdürmeleri engellendi. rus konstrüktivistlerine rus avangardistleri de denir.
a. sanat gerçek yaşama yanıt vermek üzere iki temel öğeye dayanır: zaman ve mekân.
b. hacim, mekânın yegâne anlatımı değildir.
c. gerçek zamanın anlatımı, statik ritimler dışında, kinetik ve dinamik ritimler gerektirir.
ç. kitlenin ve mekânın hacmi somut ve ölçülebilir iki ayrı malzemedir.
d. mekân yapıtın bütünleyici parçası durumundadır.
e. yeni biçimler bulmak için, sanat taklitçi olmaktan kurtulmalıdır.
tatlin'e göre, "sanatçı dünyanın değişmesine katkıda bulunacak şekilde toplumsal işlevi olan bir üretici-mühendistir."
konstrüktivizm sözcüğü mimarlıkta daha geniş bir anlamda, geometrik eğilimleri anlatmakta da kullanılmıştır. a. pevsner'in deyişiyle g. eiffel ilk konstrüktivisttir.
bir refah simgesi olarak görülen makinenin güzelliği ile mimarlığın yararlı işlevinden yola çıkan bu akımla ilgili çok sayıda proje vardır, buna karşılık uygulama azdır. yaratılan ürünlerde saf olmayan geometrik düzenler ve dışa yansıtılmış strüktürel biçimler gözlenir. sovyet konstrüktivizminin ünlü mimarları arasında golossov, guinzburg, melnikov tatlin ve vesnin kardeşler sayılabilir. 1930'dan başlayarak konstrüktivistler yabancı ideolojileri rusya'ya ithal etmekle suçlandılar ve çalışmalarını bu yolda sürdürmeleri engellendi. rus konstrüktivistlerine rus avangardistleri de denir.
devamını gör...
kadınların dert anlatan erkeklerden hoşlanmaması
eksik tespit.
kadınlar dert anlatan erkekten değil, sürekli her şeyden şikayet eden erkeklerden hoşlanmazlar. çünkü sürekli şikayet eden erkeğin sorumluluk bilinci yoktur. kendine ait hiçbir güce sahip olmadığı mesajını verir karşı tarafa.
kadınlar dert anlatan erkekten değil, sürekli her şeyden şikayet eden erkeklerden hoşlanmazlar. çünkü sürekli şikayet eden erkeğin sorumluluk bilinci yoktur. kendine ait hiçbir güce sahip olmadığı mesajını verir karşı tarafa.
devamını gör...
kocasının aldığı abur cuburları kıskanın kudurun yazarak paylaşan kadın
dünya görmemiştir.övünecek tek şeyi odur
ve o da bunu sonuna kadar kullanır .
ve o da bunu sonuna kadar kullanır .
devamını gör...
yakarım geceleri
yılmaz odabaşı şiiri, ahmet kaya şarkısı. daha önce hiç okumamış, hiç dinlememiş olan varsa şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
bir tanrıya inanmadan kutsal kitapları okumak
bir tanrıya inanıp, kutsal kitapları okumamak daha yaygın olduğu için garipsenen durum.
devamını gör...
yarın anne olacağını düşünmeden yaşayan kadın
birincisi, size her kadının anne olacağını, olmak isteyeceğini düşündüren şey nedir?
ikincisi, insanların yaşam tarzını eleştirme hakkını size kim ya da ne vermektedir?
ikincisi, insanların yaşam tarzını eleştirme hakkını size kim ya da ne vermektedir?
devamını gör...
lord of the portakals miğfer dibi
beklediğim yeni düzenleme.
izleyip geliyorum.
edit: gayet başarılı olmaya başladı bu yapımlar. yine yer yer kahkaha atıp, yazarları gördükçe gülümsediğim bir yapım.
cüce olmam ve öfkeli mizacım dışında sorun yok. * baltamı kuşanıp sol frame geliyorum. *
izleyip geliyorum.
edit: gayet başarılı olmaya başladı bu yapımlar. yine yer yer kahkaha atıp, yazarları gördükçe gülümsediğim bir yapım.
cüce olmam ve öfkeli mizacım dışında sorun yok. * baltamı kuşanıp sol frame geliyorum. *
devamını gör...
ucemak
tanıdığım en kibar insanlardan.
devamını gör...
kuran mucizeleri
dünyada meydana gelebilecek kasırga, yıldırım, çökme, obruk, deprem, tsunami, hortum vb. olayların yani bilimsel olarak kanıtlanmış ve açıklanmış tüm doğa olaylarını günümüzde hâlen dine bağlanmasına şaşırıyorum. her şeyi dine bağlaya bağlaya zaten gelişemedik. gelişmiş ülkelere ayak uyduracağız derken orta doğunun karanlığına saplanıp kaldık. önce düşünceler değişmeli ki çağdaş sisteme ve yenilikçiliğe ayak uydurabilelim. düşünceler değişmedikçe yerimizde saymaya devam edeceğiz.
devamını gör...
spontane radyo yayını
hayır ya nereye kapatıyorsunuz ben ancak yetişebildim ama. bıcır bıcır robnaja’mın enerjik, sevgili cenk’in güzel sesi ile nihayet buluştuk. süpersiniz...
devamını gör...
aynı başlık altındaki iki zıt görüşü de beğenen yazar
yahu cidden kimin neyi beğendiğine bakıyor musunuz? sadece soruyorum.
güzel ve mantıklı açıklamalar yapmışsa beğenebilirim. illa desteklemem gerekmez. fikirlerin körü körüne savunucusu değilim. belki dikkatimi çeken, farkedemediğim bir açıdan bakmıştır, hoşuma gider.
bugün fikrini beğenmediğimi yarın güzel bir şey yazar beğenebilirim.
güzel ve mantıklı açıklamalar yapmışsa beğenebilirim. illa desteklemem gerekmez. fikirlerin körü körüne savunucusu değilim. belki dikkatimi çeken, farkedemediğim bir açıdan bakmıştır, hoşuma gider.
bugün fikrini beğenmediğimi yarın güzel bir şey yazar beğenebilirim.
devamını gör...
yök anadolu projesi
bu sistem hakkari üniversitesi'ni yükseltmez, hacettepe'yi düşürür. verimli olacağına inandığım sistemi buraya yazayım da ilerde bir gün yapılırsa biz söylemiştik deriz. öncelikle küçük bir üniversitede okuyan öğrencinin büyük üniversiteden ders alabilmesi demek büyük üniversitedeki öğrencilerin başarısını ve ders verimini aşağı çeker. sen küçük üniversitedekilere büyük üniversiteden ders alabilirsin dersen o üniversite küçük olarak kalmaya devam eder. en verimli çözüm akademisyenlere ünvan alabilmeleri için bir senelik zorunlu görev yüklemektir. dr, doçent olabilmek için doçent profesör olabilmek için, profesörde görev uzatabilmek için hayatlarında bir kere kurayla belirlenecek şekilde bir anadolu üniversitesi'ne gidip iki dönem eğitim vermelidir. hem akademisyen ülkenin gerçeklerinin farkına varır hem de küçük üniversitede okuyan öğrenci büyük bir üniversiteye de gitsem zaten bu hocalardan biri gelecekti dersime diyerek kendini avutur.
devamını gör...
ağzını şapırdatarak yemek yemek
tüm iştahımı kaçıran, tabağı fırlatma isteği uyandıran eylem. yapan kişiler çoğunlukla farkında olmuyor ama efsane sinir bozucu.
(bkz: misophonia (mizofoni))
(bkz: misophonia (mizofoni))
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
güzel insan aramakla insandaki güzelliği aramak arasında derin bir fark var. “güzel insan” dediğimizde göreceli bir kavramdan bahsederken “insandaki güzellik” dediğimiz zaman iş bambaşka bir boyuta taşınıyor.
güzel insanla mı yaşanır, yoksa insandaki güzellikten mi doğar diye sorgulatır kendini aşk. kimine göre güzel insanla yaşamır kimine göre insandaki güzellikten doğar. ama bana göre insandaki güzellikten diyebilirim kuşkusuz. o insanın güzelliğinden doğan aşk zaten o kişiyi güzelleştirir de özelleştirir de. zaten bozulmayacak mı yüzümüzün ütüsü? geçmeyecek mi zaman? düşmeyecek mi saçlarımıza ak? zaman diye bir kavram varken güzellikten bahsetmek çok basit geliyor bana insandaki güzelliğe kıyasen.
birinin sen yanında yokken de seni düşünmesi ne kıymetli değil mi? güzel bir an yaşarken seni yanında düşünüyor mesela ya da bişeyleri seni düşünerek alıyor, seversin diye. ya da bişeyleri sırf seni mutlu etsin diye yapıyorsa yine sen yanında yokken, asıl güzellik bu değil midir? bu daha özel ve zamanın bile ütüsünü bozamayacağı birşey değil midir? uzak ya da yakın olmanın bir önemi kalmıyor, aynı düşüncelerde bir araya gelmek güzellik değil de nedir?
işte bu insandaki güzellikle doğan aşk sayesinde denk gelir insanlar birbirlerine. evet belki ilk başta etkilenmek için güzellik de gerekebilir ama her güzel gördüğümüzün içinde güzellik de bulamayabiliriz. o yüzden aşk denk gelmektir bana göre. “ömrünün geri kalanına denk geldiğinde hissedilecek birşeydir.” der bir yazar kitabında. ne kadar derin, içinde ne çok anlam barındıran bir cümle. bedenen yan yana olamasanız da ömrünün geri kalanına denk gelmek ne büyük bir anlam taşır, küçücük cümleye sığmayacak kadar aslında.
gerçek sevgi, gerçek aşk insanın yüreğinde saklıdır. duymadan seslenmeyi biliyorsa bir yürek, görmeden de sevmeyi ve özlemeyi de bilir elbet. o gerçek güzelliğini keşfedebileceğiniz insanlarla karşılaşırsınız umarım. o zaman bu güzel duygunun tadını bir ömür alırsınız. hayat da kimine göre uzun kimine göre kısa bir yoldur nihayetinde. yol arkadaşınızı bu yüzden iyi seçin. iyi seçin ki her nefesiniz kesildiğinde bahanelerle değil, yüreğiyle gelebilsin.
dokunmadan, dokunan cümleler biriktirebiliyoruz zaman zaman. kullanamadıktan ve aktaramadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ki?
o yüzden hani meşhur bir söz var ya;
“yüreğin yorgunluk görmesin!”
yüreğiniz yorgunluk görmesin, kalbi güzellik dolu insanlara denk gelesiniz.
ve son olarak,
oscar wilde şöyle der;
“güç erkeğe, güzellik kadına verilmiştir. ama herşeyi yenen güç bir güzelliğe yenilmiştir.”
bir kadını güzel yapan yüreğinin güzelliğidir bence.
güzel insanla mı yaşanır, yoksa insandaki güzellikten mi doğar diye sorgulatır kendini aşk. kimine göre güzel insanla yaşamır kimine göre insandaki güzellikten doğar. ama bana göre insandaki güzellikten diyebilirim kuşkusuz. o insanın güzelliğinden doğan aşk zaten o kişiyi güzelleştirir de özelleştirir de. zaten bozulmayacak mı yüzümüzün ütüsü? geçmeyecek mi zaman? düşmeyecek mi saçlarımıza ak? zaman diye bir kavram varken güzellikten bahsetmek çok basit geliyor bana insandaki güzelliğe kıyasen.
birinin sen yanında yokken de seni düşünmesi ne kıymetli değil mi? güzel bir an yaşarken seni yanında düşünüyor mesela ya da bişeyleri seni düşünerek alıyor, seversin diye. ya da bişeyleri sırf seni mutlu etsin diye yapıyorsa yine sen yanında yokken, asıl güzellik bu değil midir? bu daha özel ve zamanın bile ütüsünü bozamayacağı birşey değil midir? uzak ya da yakın olmanın bir önemi kalmıyor, aynı düşüncelerde bir araya gelmek güzellik değil de nedir?
işte bu insandaki güzellikle doğan aşk sayesinde denk gelir insanlar birbirlerine. evet belki ilk başta etkilenmek için güzellik de gerekebilir ama her güzel gördüğümüzün içinde güzellik de bulamayabiliriz. o yüzden aşk denk gelmektir bana göre. “ömrünün geri kalanına denk geldiğinde hissedilecek birşeydir.” der bir yazar kitabında. ne kadar derin, içinde ne çok anlam barındıran bir cümle. bedenen yan yana olamasanız da ömrünün geri kalanına denk gelmek ne büyük bir anlam taşır, küçücük cümleye sığmayacak kadar aslında.
gerçek sevgi, gerçek aşk insanın yüreğinde saklıdır. duymadan seslenmeyi biliyorsa bir yürek, görmeden de sevmeyi ve özlemeyi de bilir elbet. o gerçek güzelliğini keşfedebileceğiniz insanlarla karşılaşırsınız umarım. o zaman bu güzel duygunun tadını bir ömür alırsınız. hayat da kimine göre uzun kimine göre kısa bir yoldur nihayetinde. yol arkadaşınızı bu yüzden iyi seçin. iyi seçin ki her nefesiniz kesildiğinde bahanelerle değil, yüreğiyle gelebilsin.
dokunmadan, dokunan cümleler biriktirebiliyoruz zaman zaman. kullanamadıktan ve aktaramadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı ki?
o yüzden hani meşhur bir söz var ya;
“yüreğin yorgunluk görmesin!”
yüreğiniz yorgunluk görmesin, kalbi güzellik dolu insanlara denk gelesiniz.
ve son olarak,
oscar wilde şöyle der;
“güç erkeğe, güzellik kadına verilmiştir. ama herşeyi yenen güç bir güzelliğe yenilmiştir.”
bir kadını güzel yapan yüreğinin güzelliğidir bence.
devamını gör...
gümüşhane
bunu söylemek istemezdim ama hayatımda gördüğüm en çirkin şehir. iki dağın arasından geçen bir yol ve dağların önünde birkaç sıra apartmandan oluşan bir yer. ilçesi kelkit'in gölgesinde kalmıştır.
devamını gör...
1956 macaristan halk cumhuriyeti ayaklanmaları
başlığı “macaristan halk cumhuriyeti” olarak açmamın nedeni o yıllarda macaristan’ın sscb destekli sosyalist bir devlet olması ve bu ismi kullanmasıdır. bu ayaklanma ise sscb karşıtı ilk ayaklanmalardan biridir.
23 ekim günü üniversite öğrencileri şair petöfi anıtının önünde toplanıyorlar. bu şair macarların ulusal şairidir. 1848 macar devriminin önderlerindendir ve yazdığı bir şiir o zamanlar ulusal şarkılarıdır. toplanan öğrenciler 16 maddelik bir talep metni okuyor. bu maddeleri buraya eklemeyeceğim. dileyen rahatlıkla bulabilir. maddelerden biri “sovyet birliklerinin macaristan’dan çıkarılması” . ulusal şarkılarını söylüyor ve yürüyüş yapıyorlar. işçi ve halktan da destek görülünce olaylar büyüyor.
hatta askerlerin bir kısmı da isyancılar tarafına geçiyor ve taleplerinden birini elde ederek eski başbakan ımre nagy’i tekrar başbakanlık koltuğuna oturtuyorlar. bu ımre nagy yaklaşık iki sene sonra idam edilecek. çok yıllar sonra ise itibarı iade edilecek. kendisi de sosyalist bu arada. zaten bu ayaklanma sosyalizm karşıtlığından ziyade stalinist yönetime karşı bir isyan.
sovyet askerleri şehri(şimdiki budapeşte) çevirmiş fakat bir karşılık vermiş değil o anlarda. hatta çekilmeye başladıkları bile söyleniyor. fakat nagy askerlerin tam çekilmediği gerekçesiyle varşova paktı’ndan çekildiğini açıklıyor ve diğer ülkelerden yardım talep ediyor. işte ne olduysa ondan sonra oluyor. başka ülkeler yardım etmediği gibi sovyet birlikleri takviye ediliyor ve şehir işgal ediliyor. binaların ön cepheleri bombalanıyor. şehir darmaduman ediliyor. görüntülerin olduğu bir videoyu entry sonuna ekleyeceğim.
çok kısa sürede isyan bastırılıyor. 10 kasımda ise bitiyor. tabii toparlanma süreci çok zaman alıyor. uzun süre olağanüstü hal ilan edilecek ve şehir dış dünyaya kapanacak.
3 bin civarı ölüm olmuş. belki bir o kadar yurt dışına kaçan olmuş. isyanın öncüleri idam edilmiş. time dergisi 1956 yılının adamı olarak macar halkını seçmiş. bu şaşırtıcı değil zaten. sonuçta adamlar sovyet karşıtı. bizim ülke de uzaktan çok desteklemiş macar halkını. destek derken manevi destek. o dönemin gazetelerine bakarsanız göreceksiniz bunu. nihayetinde türkiye’de bir nato ülkesi ve komünizm karşıtı. bu arada bu olaylarla ilgili türkiye’de çıkan eski gazetelere bakarken “futbolcu puskas çatışmalarda öldürüldü” haberiyle karşılaştım. aslında adam 2006 da öldü. macarların efsane futbolcusu. gazeteler o zaman da bol keseden atıyor tabii.
olayların iki sembolü var diyebiliriz. biri yıkılan stalin heykeli. diğeri ise o dönemki macaristan bayrağının ortasının delinip kullanılması. ortasındaki komünizm yıldızı kesilmiş olarak.
işte stalin, işte bayrak;


komünizm yıkıldıktan sonra bu olaylar “macar devrimi” diye anılıyor.
etkileyici görüntüler içeren video
23 ekim günü üniversite öğrencileri şair petöfi anıtının önünde toplanıyorlar. bu şair macarların ulusal şairidir. 1848 macar devriminin önderlerindendir ve yazdığı bir şiir o zamanlar ulusal şarkılarıdır. toplanan öğrenciler 16 maddelik bir talep metni okuyor. bu maddeleri buraya eklemeyeceğim. dileyen rahatlıkla bulabilir. maddelerden biri “sovyet birliklerinin macaristan’dan çıkarılması” . ulusal şarkılarını söylüyor ve yürüyüş yapıyorlar. işçi ve halktan da destek görülünce olaylar büyüyor.
hatta askerlerin bir kısmı da isyancılar tarafına geçiyor ve taleplerinden birini elde ederek eski başbakan ımre nagy’i tekrar başbakanlık koltuğuna oturtuyorlar. bu ımre nagy yaklaşık iki sene sonra idam edilecek. çok yıllar sonra ise itibarı iade edilecek. kendisi de sosyalist bu arada. zaten bu ayaklanma sosyalizm karşıtlığından ziyade stalinist yönetime karşı bir isyan.
sovyet askerleri şehri(şimdiki budapeşte) çevirmiş fakat bir karşılık vermiş değil o anlarda. hatta çekilmeye başladıkları bile söyleniyor. fakat nagy askerlerin tam çekilmediği gerekçesiyle varşova paktı’ndan çekildiğini açıklıyor ve diğer ülkelerden yardım talep ediyor. işte ne olduysa ondan sonra oluyor. başka ülkeler yardım etmediği gibi sovyet birlikleri takviye ediliyor ve şehir işgal ediliyor. binaların ön cepheleri bombalanıyor. şehir darmaduman ediliyor. görüntülerin olduğu bir videoyu entry sonuna ekleyeceğim.
çok kısa sürede isyan bastırılıyor. 10 kasımda ise bitiyor. tabii toparlanma süreci çok zaman alıyor. uzun süre olağanüstü hal ilan edilecek ve şehir dış dünyaya kapanacak.
3 bin civarı ölüm olmuş. belki bir o kadar yurt dışına kaçan olmuş. isyanın öncüleri idam edilmiş. time dergisi 1956 yılının adamı olarak macar halkını seçmiş. bu şaşırtıcı değil zaten. sonuçta adamlar sovyet karşıtı. bizim ülke de uzaktan çok desteklemiş macar halkını. destek derken manevi destek. o dönemin gazetelerine bakarsanız göreceksiniz bunu. nihayetinde türkiye’de bir nato ülkesi ve komünizm karşıtı. bu arada bu olaylarla ilgili türkiye’de çıkan eski gazetelere bakarken “futbolcu puskas çatışmalarda öldürüldü” haberiyle karşılaştım. aslında adam 2006 da öldü. macarların efsane futbolcusu. gazeteler o zaman da bol keseden atıyor tabii.
olayların iki sembolü var diyebiliriz. biri yıkılan stalin heykeli. diğeri ise o dönemki macaristan bayrağının ortasının delinip kullanılması. ortasındaki komünizm yıldızı kesilmiş olarak.
işte stalin, işte bayrak;


komünizm yıkıldıktan sonra bu olaylar “macar devrimi” diye anılıyor.
etkileyici görüntüler içeren video
devamını gör...
her şeyi açıklayan en kısa söz
akıp giden zaman içinde bir kafesteyim.
her türlü amelde çok ahesteyim,
kabrim beni bekliyorken
dünyalık hevesteyim...
uyandır artık ya rab!
belkide son nefesteyim
-mevlana
*sözün kısa olup olmadığı değil, istenilen mesajı verip vermediği önemlidir.
her türlü amelde çok ahesteyim,
kabrim beni bekliyorken
dünyalık hevesteyim...
uyandır artık ya rab!
belkide son nefesteyim
-mevlana
*sözün kısa olup olmadığı değil, istenilen mesajı verip vermediği önemlidir.
devamını gör...
