sebk-i hindi akımı
sebk-i hindî; iran, hindistan, afganistan, türkiye, azerbaycan ve tacikistan gibi ülkelerin edebiyatlarında birkaç asır etkisini göstermiş bir edebî üsluptur.
sebk-i hindî, daha önceki dönemlerin üsluplarında (klasik, mahalli üslup) kullanılan çoğu unsuru da içerdiği için onlardan kesin çizgilerle ayrılamamıştır. bu sebeple de ne zaman başladığı ve ilk temsilcilerinin kimler olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
sebk-i hindî’nin ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili pek çok sosyal, siyasi ve edebî etkenden söz edilir. iran ve hindistan arasındaki tarihsel ilişkiler, safeviler dönemindeki şiilik anlayışının dışlayıcı tutumu, hindistan’daki hint ve türk yöneticilerin başta şiir olmak üzere güzel sanatlara yaklaşımı sebk-i hindî’nin gelişimini etkileyen sebepler arasında sıralanır.
sebk-i hindî’nin oluşmasına sebep olan etkenlerin en önemlisi, safeviler döneminde yöneticilerin, şiiliğin aşırı yorumunu benimseyerek diğer mezheplere mensup şairlere ilgi göstermemeleridir. bu da şairlerin kendileriyle daha fazla ilgilenen hindistan’daki türk hükümdarlarının muhitlerine göç etmeleri sonucunu doğurmuştur.
sebk-i hindî tek koldan değil üç koldan gelişmiştir. bu kollar; iran kolu, ısfahan kolu ve ifrati kol olarak isimlendirilmiştir.
sebk-i hindî, türk şairleri arasında büyük bir rağbet gör mesine rağmen iran şairleri tarafından zamanla terk edilmiş, hindistan’dan gelen yabancı bir tarz olarak değerlendirilmiştir. bu üslubun temsilcilerinden saib ve şevket, bilmece söyledikleri gerekçesiyle eleştirilmişlerdir.
iran’da doğup hindistan’da gelişen ve afganistan’da da kabul gören sebk-i hindî, xvıı. yüzyıldan iti baren anadolu’da gelişen türk edebiyatını da etkilemiştir ve pek çok şair bu üslupla şiirler yazmıştır.
türk şairle rini en çok etkileyen ve örnek alınan şairler saib-i tebrizî, şevket-i buharî, urfî-yi şirazî, talib-i amulî ve kelîm-i kâşanî’dir. hatta şevket-i buharî, iran ve hindistan’dan çok, osmanlı toprakların da tanınmıştır.
bu üslubun divan şiirindeki en önemli temsilcileri olarak da xvıı. yüzyılda nailî, neşatî ve fehim-i kadîm; xvııı. yüzyılda ise şeyh galip sayılabilir.
ancak, şiirinde hint üslubunun birkaç özelliğini toplayan her şairi sebk-i hindî’nin temsilcisi saymak yanlış olur. zira zarif, nazik, ince bir dil; anlamda derinlik, hayallerde incelik devrin genel özelliğidir. tasavvuf ve ıstırap da pek çok şairde vardır. mesela; nef’î’nin şiirlerinde bu özelliklerin çoğu vardır.
sebk-i hindî’de diğer üsluplara göre daha girift bir anlam söz konusudur. bu giriftlik ise anlamdaki derinlik ve genişlikten kaynaklanmaktadır.
ol âşık-ı pâkiz ki serâ-perde-i ismet
âlûde-i hûn-ı dil olan dâmenimüzdür
(biz, o temiz âşığız ki, günahsızlık perdesi bizim gönül kanına bulaşmış olan eteğimizdir.)
sebk-i hindî şiirinde anlam bu derece genişleyip derinleştikçe hayal unsurları önem kazanmıştır. zira anlam derine indikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış ve yeterli olmamaya başlamıştır. işte bu noktadan sonra hayal unsurları devreye girmiş ve böylece de şiirde muhayyile kuvvet kazanmıştır. soyut kavramların somut kavramlarla birleştirilmesi söz konusu olmuştur. bu da insan mantığını zorlamış ve bu şekilde kurulan hayallerin insan zihninde canlandırılması da zorlaşmıştır.
bu üslupta, yaşanılan çevreden ve günlük hayattan uzaklaşılmış; insanın dış dünyasından çok, iç dünyasına yönelinmiştir. şiirde derinleşen, genişleyen ve giriftleşen mananın altında insan ruhunun ıstırabı ortaya çıkmaktadır.
sebk-i hindî şiirinin konusu ıstıraptır. ıstırabın verdiği acı ve üzüntüler, bu üzüntülerden dolayı insan ruhunun çırpınışları ve çalkantıları hemen hemen bütün sebk-i hindî şairlerinin rağbet ettikleri ve şiirlerinde inceden inceye işledikleri konulardır. şiirde yoğun bir şekilde karamsarlık havası hissedilmektedir.
hint üslubundaki anlam derinliği ve hayal enginliği eskiden beri kullanılagelen mazmunları yetersiz kılmıştır. şiirin konusu değişip insan ruhunun derinliklerine inildikçe, muhayyile genişledikçe yeni mazmunlara ihtiyaç duyulmuştur. böylece şairler ya eskiden kullanılmış olan mazmunları biraz daha geliştirerek farklı boyutlara taşımışlar ya da yeni mazmunlar arayıp bulmuşlardır.
aşağıdaki beyitte ifade edildiği tarzda kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi nailî’ye kadar hiçbir şairde rastlanmamış bir mazmundur:
leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
(gözünün yan bakışının şuh dudağı şarkı söyleme ye başladıkça, kirpiklerinin her kıpırdanışı sihirli bir beste ortaya çıkarır.)
hint üslubunun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufun çok geniş bir şekilde yer almasıdır. şairler, ruhlarındaki ıstırap, acı ve çalkantıları dindirmek için çareyi tasavvufa sığınmakta bulmuşlar ve bu sebeple de şiirlerinde tasavvuf sembolizmini kullanmışlardır.
ancak, tasavvufu amaç olarak görmemişler, sadece söylemek istediklerini daha rahat ifade edebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. mısralar arasındaki tasavvufi örüntüyü çözmek bazen mümkün olduğu hâlde çoğu zaman oldukça zordur.
türk edebiyatında sebk-i hindî’yi şiirlerinde ustaca işleyen fehim-i kadîm’in aşağıdaki beytinde de bulunan tasavvufi özellikleri anlayabilmek ve açıklayabilmek için, tasavvuf terimlerinden biri olan “hayret” kelimesinin “şaşkınlık, müridin, sâlikin zuhur eden tecelliler karşısında düşmüş olduğu ruhi durum ve tasavvufta bir merhale” manasına geldiğini bilmek gerekir:
figân kim câme-i ömrüm kabâ-yı hayret olmışdur
girîbân-ı hayâtum çâk-i dest-i firkat olmışdur
(ömrümün elbisesi, hayret cübbesi hâline geldiği ve hayatımın yakası ayrılık eliyle yırtıldığından dolayı feryât!)
bu beyitte geçen “câme-i ömrüm, kabâ-yı hayret, girîbân-ı hayat, çâk-i dest-i firkat” tamlamalarında hint üslubunun bir başka özelliği görülür. soyut kavramlar ile somut nesneler ve varlıklar arasında ilişki kurarak imgeler oluşturmak, hint üslubunun önemli özelliklerindendir.
hint tarzında mübalağa sanatı da önemli bir yer tutar. aslında mübalağa, edebiyatta eskiden beri kullanılan bir edebî sanattır. ancak sebk-i hindî’de bunun daha fazla önem kazanması, mübalağanın hem derecesinin artmasından hem de çok fazla kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
insan mantığını zorlayan hayal genişliği ve sınırsızlığı, şairlerin mübalağa sanatını çok kullanmalarına sebep olmuştur. hayalî unsurların mübalağalı bir şekilde anlatılması, insan zihnindeki müphemliği daha da fazlalaştırmış, sebk-i hindî şiirini büsbütün anlaşılmaz hâle getirmiştir.
etdik o kadar ref’-i ta’ayyün ki neşâtî
âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânuz
(ey neşatî, biz görünmeyi, yani varlığı öylesine ortadan kaldırdık ki cilalı parlak aynada bile görünmez hâle geldik.)
sebk-i hindî şairlerinin, mübalağa sanatının yanı sıra en çok kullandıkları sanatlardan biri de tezattır. özellikle manevi tezat söz konusudur.
aşağıdaki beyitte saç, hem ayaklar altında çiğnenip yerlerde sürünmekte hem de güneş topunu yakalamaktadır. yani en alçak seviyede iken en yüksek mertebeye ulaşmaktadır.
ey nailî o turra ki çevgân-ı fitnedir
pâmâl iken rubûdesidir gûy-ı âfitâb
(ey nailî! o kıvrım kıvrım olan saç bir fitne çevgânıdır. ayaklar altında sürünürken bile güneş topunu yakalar.)
mananın çok büyük önem kazandığı sebk-i hindî şiirinde söz ikinci planda kalmıştır. şairler söz güzelliği için anlamdan feragat etmemişler; bunun aksine anlamı derinleştirmek için zaman zaman sözden feragat etmişlerdir.
hint tarzı şiirlerde dil; ince, nazik ve süslüdür. bu tarzda kelimeler özenle seçilmiş, aynı anlamı veren kelimelerin en ince ve zarif olanı tercih edilmiştir. nailî, şu beytinde ince ve süslü anlatımının güzel örneklerinden birini vermiştir:
tâ cilve-geh-i berk-ı belâ hırmenimüzdür
hâkister-i dûzah çemen-i gülşenimüzdür
(harman, bela şimşeğinin cilve ettiği yer olunca, cehennem külü bizim gül bahçemizin çimenliğidir.)
berk (şimşek), duzah (cehennem), gülşen (gül bahçesi) gibi kırmızı rengi hatırlatan kelimelerin bir arada kullanıldığı beyitte şair, çok büyük belalarla, sıkıntılarla, zorluklarla karşılaştığını, bunların yanında cehennemde karşılaşılacak azabın küçük ve ehemmiyetsiz olacağını anlatmak istemiş ve bunu da ince, zarif ve süslü bir dille ifade etmiştir.
hint üslubunda, nasıl ki hayaller genişleyip anlamlar derinleştikçe mevcut mazmunlar yetersiz kalmış ve yerine yeni mazmunlar bulmak gerekmişse, dilde de kelimelerde bir kifayetsizlik ortaya çıkmış ve yeni kelimeler arayıp bulmak lüzumu hasıl olmuştur.
bunun için de şairler ya o zamana kadar hiç kullanılmamış yeni kelimeler bulmuşlar ya da halkın günlük konuşmasında yer alıp şiirde kullanılmayan kelime ve deyimleri şiire sokmuşlardır.
yeni hayalleri dillendirmek için şairler zincirleme tamlamalar kullanmayı tercih etmişlerdir. özellikle farsça kelimelerle yapılan zincirleme tamlamalar çok kullanılmıştır.
sebk-i hindî, daha önceki dönemlerin üsluplarında (klasik, mahalli üslup) kullanılan çoğu unsuru da içerdiği için onlardan kesin çizgilerle ayrılamamıştır. bu sebeple de ne zaman başladığı ve ilk temsilcilerinin kimler olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
sebk-i hindî’nin ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili pek çok sosyal, siyasi ve edebî etkenden söz edilir. iran ve hindistan arasındaki tarihsel ilişkiler, safeviler dönemindeki şiilik anlayışının dışlayıcı tutumu, hindistan’daki hint ve türk yöneticilerin başta şiir olmak üzere güzel sanatlara yaklaşımı sebk-i hindî’nin gelişimini etkileyen sebepler arasında sıralanır.
sebk-i hindî’nin oluşmasına sebep olan etkenlerin en önemlisi, safeviler döneminde yöneticilerin, şiiliğin aşırı yorumunu benimseyerek diğer mezheplere mensup şairlere ilgi göstermemeleridir. bu da şairlerin kendileriyle daha fazla ilgilenen hindistan’daki türk hükümdarlarının muhitlerine göç etmeleri sonucunu doğurmuştur.
sebk-i hindî tek koldan değil üç koldan gelişmiştir. bu kollar; iran kolu, ısfahan kolu ve ifrati kol olarak isimlendirilmiştir.
sebk-i hindî, türk şairleri arasında büyük bir rağbet gör mesine rağmen iran şairleri tarafından zamanla terk edilmiş, hindistan’dan gelen yabancı bir tarz olarak değerlendirilmiştir. bu üslubun temsilcilerinden saib ve şevket, bilmece söyledikleri gerekçesiyle eleştirilmişlerdir.
iran’da doğup hindistan’da gelişen ve afganistan’da da kabul gören sebk-i hindî, xvıı. yüzyıldan iti baren anadolu’da gelişen türk edebiyatını da etkilemiştir ve pek çok şair bu üslupla şiirler yazmıştır.
türk şairle rini en çok etkileyen ve örnek alınan şairler saib-i tebrizî, şevket-i buharî, urfî-yi şirazî, talib-i amulî ve kelîm-i kâşanî’dir. hatta şevket-i buharî, iran ve hindistan’dan çok, osmanlı toprakların da tanınmıştır.
bu üslubun divan şiirindeki en önemli temsilcileri olarak da xvıı. yüzyılda nailî, neşatî ve fehim-i kadîm; xvııı. yüzyılda ise şeyh galip sayılabilir.
ancak, şiirinde hint üslubunun birkaç özelliğini toplayan her şairi sebk-i hindî’nin temsilcisi saymak yanlış olur. zira zarif, nazik, ince bir dil; anlamda derinlik, hayallerde incelik devrin genel özelliğidir. tasavvuf ve ıstırap da pek çok şairde vardır. mesela; nef’î’nin şiirlerinde bu özelliklerin çoğu vardır.
sebk-i hindî’de diğer üsluplara göre daha girift bir anlam söz konusudur. bu giriftlik ise anlamdaki derinlik ve genişlikten kaynaklanmaktadır.
ol âşık-ı pâkiz ki serâ-perde-i ismet
âlûde-i hûn-ı dil olan dâmenimüzdür
(biz, o temiz âşığız ki, günahsızlık perdesi bizim gönül kanına bulaşmış olan eteğimizdir.)
sebk-i hindî şiirinde anlam bu derece genişleyip derinleştikçe hayal unsurları önem kazanmıştır. zira anlam derine indikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış ve yeterli olmamaya başlamıştır. işte bu noktadan sonra hayal unsurları devreye girmiş ve böylece de şiirde muhayyile kuvvet kazanmıştır. soyut kavramların somut kavramlarla birleştirilmesi söz konusu olmuştur. bu da insan mantığını zorlamış ve bu şekilde kurulan hayallerin insan zihninde canlandırılması da zorlaşmıştır.
bu üslupta, yaşanılan çevreden ve günlük hayattan uzaklaşılmış; insanın dış dünyasından çok, iç dünyasına yönelinmiştir. şiirde derinleşen, genişleyen ve giriftleşen mananın altında insan ruhunun ıstırabı ortaya çıkmaktadır.
sebk-i hindî şiirinin konusu ıstıraptır. ıstırabın verdiği acı ve üzüntüler, bu üzüntülerden dolayı insan ruhunun çırpınışları ve çalkantıları hemen hemen bütün sebk-i hindî şairlerinin rağbet ettikleri ve şiirlerinde inceden inceye işledikleri konulardır. şiirde yoğun bir şekilde karamsarlık havası hissedilmektedir.
hint üslubundaki anlam derinliği ve hayal enginliği eskiden beri kullanılagelen mazmunları yetersiz kılmıştır. şiirin konusu değişip insan ruhunun derinliklerine inildikçe, muhayyile genişledikçe yeni mazmunlara ihtiyaç duyulmuştur. böylece şairler ya eskiden kullanılmış olan mazmunları biraz daha geliştirerek farklı boyutlara taşımışlar ya da yeni mazmunlar arayıp bulmuşlardır.
aşağıdaki beyitte ifade edildiği tarzda kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi nailî’ye kadar hiçbir şairde rastlanmamış bir mazmundur:
leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
(gözünün yan bakışının şuh dudağı şarkı söyleme ye başladıkça, kirpiklerinin her kıpırdanışı sihirli bir beste ortaya çıkarır.)
hint üslubunun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufun çok geniş bir şekilde yer almasıdır. şairler, ruhlarındaki ıstırap, acı ve çalkantıları dindirmek için çareyi tasavvufa sığınmakta bulmuşlar ve bu sebeple de şiirlerinde tasavvuf sembolizmini kullanmışlardır.
ancak, tasavvufu amaç olarak görmemişler, sadece söylemek istediklerini daha rahat ifade edebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. mısralar arasındaki tasavvufi örüntüyü çözmek bazen mümkün olduğu hâlde çoğu zaman oldukça zordur.
türk edebiyatında sebk-i hindî’yi şiirlerinde ustaca işleyen fehim-i kadîm’in aşağıdaki beytinde de bulunan tasavvufi özellikleri anlayabilmek ve açıklayabilmek için, tasavvuf terimlerinden biri olan “hayret” kelimesinin “şaşkınlık, müridin, sâlikin zuhur eden tecelliler karşısında düşmüş olduğu ruhi durum ve tasavvufta bir merhale” manasına geldiğini bilmek gerekir:
figân kim câme-i ömrüm kabâ-yı hayret olmışdur
girîbân-ı hayâtum çâk-i dest-i firkat olmışdur
(ömrümün elbisesi, hayret cübbesi hâline geldiği ve hayatımın yakası ayrılık eliyle yırtıldığından dolayı feryât!)
bu beyitte geçen “câme-i ömrüm, kabâ-yı hayret, girîbân-ı hayat, çâk-i dest-i firkat” tamlamalarında hint üslubunun bir başka özelliği görülür. soyut kavramlar ile somut nesneler ve varlıklar arasında ilişki kurarak imgeler oluşturmak, hint üslubunun önemli özelliklerindendir.
hint tarzında mübalağa sanatı da önemli bir yer tutar. aslında mübalağa, edebiyatta eskiden beri kullanılan bir edebî sanattır. ancak sebk-i hindî’de bunun daha fazla önem kazanması, mübalağanın hem derecesinin artmasından hem de çok fazla kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
insan mantığını zorlayan hayal genişliği ve sınırsızlığı, şairlerin mübalağa sanatını çok kullanmalarına sebep olmuştur. hayalî unsurların mübalağalı bir şekilde anlatılması, insan zihnindeki müphemliği daha da fazlalaştırmış, sebk-i hindî şiirini büsbütün anlaşılmaz hâle getirmiştir.
etdik o kadar ref’-i ta’ayyün ki neşâtî
âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânuz
(ey neşatî, biz görünmeyi, yani varlığı öylesine ortadan kaldırdık ki cilalı parlak aynada bile görünmez hâle geldik.)
sebk-i hindî şairlerinin, mübalağa sanatının yanı sıra en çok kullandıkları sanatlardan biri de tezattır. özellikle manevi tezat söz konusudur.
aşağıdaki beyitte saç, hem ayaklar altında çiğnenip yerlerde sürünmekte hem de güneş topunu yakalamaktadır. yani en alçak seviyede iken en yüksek mertebeye ulaşmaktadır.
ey nailî o turra ki çevgân-ı fitnedir
pâmâl iken rubûdesidir gûy-ı âfitâb
(ey nailî! o kıvrım kıvrım olan saç bir fitne çevgânıdır. ayaklar altında sürünürken bile güneş topunu yakalar.)
mananın çok büyük önem kazandığı sebk-i hindî şiirinde söz ikinci planda kalmıştır. şairler söz güzelliği için anlamdan feragat etmemişler; bunun aksine anlamı derinleştirmek için zaman zaman sözden feragat etmişlerdir.
hint tarzı şiirlerde dil; ince, nazik ve süslüdür. bu tarzda kelimeler özenle seçilmiş, aynı anlamı veren kelimelerin en ince ve zarif olanı tercih edilmiştir. nailî, şu beytinde ince ve süslü anlatımının güzel örneklerinden birini vermiştir:
tâ cilve-geh-i berk-ı belâ hırmenimüzdür
hâkister-i dûzah çemen-i gülşenimüzdür
(harman, bela şimşeğinin cilve ettiği yer olunca, cehennem külü bizim gül bahçemizin çimenliğidir.)
berk (şimşek), duzah (cehennem), gülşen (gül bahçesi) gibi kırmızı rengi hatırlatan kelimelerin bir arada kullanıldığı beyitte şair, çok büyük belalarla, sıkıntılarla, zorluklarla karşılaştığını, bunların yanında cehennemde karşılaşılacak azabın küçük ve ehemmiyetsiz olacağını anlatmak istemiş ve bunu da ince, zarif ve süslü bir dille ifade etmiştir.
hint üslubunda, nasıl ki hayaller genişleyip anlamlar derinleştikçe mevcut mazmunlar yetersiz kalmış ve yerine yeni mazmunlar bulmak gerekmişse, dilde de kelimelerde bir kifayetsizlik ortaya çıkmış ve yeni kelimeler arayıp bulmak lüzumu hasıl olmuştur.
bunun için de şairler ya o zamana kadar hiç kullanılmamış yeni kelimeler bulmuşlar ya da halkın günlük konuşmasında yer alıp şiirde kullanılmayan kelime ve deyimleri şiire sokmuşlardır.
yeni hayalleri dillendirmek için şairler zincirleme tamlamalar kullanmayı tercih etmişlerdir. özellikle farsça kelimelerle yapılan zincirleme tamlamalar çok kullanılmıştır.
devamını gör...
tanrı olmak zor iş
bir arkadi strugatski ve boris strugatski romanıdır.
tanrı olmak gerçekten zor bir iş olmalı; milyarlarca insanla uğraş, çiçekle, böcekle uğraş, sana isyan edenlerle uğraş... sürekli bir yalvarma yakarma ya da isyan ve itiraz dalgaları arasında koca evrenin dur durak bilmeyen devinimini yönetmeye çalış. gerçekten zor iş. hele de aslında tanrı değilsen.
insanları tanrı olduğuna inandırmanın uygulanabilir bir yolu var elbette. zor, meşakkatli ama eğer bu zor görevi yapmaya gönüllü iseniz denenmeye değecek bir yöntem: zaman yolculuğu.
zaman yolculuğu hala mümkün görünmediği için şöyle bir yöntem de denenebilir: bizim gezegenimizin geçmiş zamanlarını yaşayan bir gezegene yapılacak gezegenler arası bir yolculuk.
başka gezegenlerdeki hayatın bizimkinden daha üstün, daha adaletli, teknolojik olarak daha gelişmiş olması gerektiğine koşullandık ama böyle bir kesinlik yok. diğer gezegenlere bizim çoktan aşmış olduğumuz dönemleri yaşıyor olabilir.
mesela arkanar krallığı. bu krallık dünyanın küsmen çözmeyi başardığı sorunlarla baş etmeye çalışırken don rumata da dünyadan gelmiş bir gözlemci olarak sahip olduğu bileği birikimi ile bu krallığın aydınlarını kurtarmak için kolları sıvar ama önce kendisi ile ilgili sorunları çözmesi gerekecektir.
tanrı olmak gerçekten zor bir iş olmalı; milyarlarca insanla uğraş, çiçekle, böcekle uğraş, sana isyan edenlerle uğraş... sürekli bir yalvarma yakarma ya da isyan ve itiraz dalgaları arasında koca evrenin dur durak bilmeyen devinimini yönetmeye çalış. gerçekten zor iş. hele de aslında tanrı değilsen.
insanları tanrı olduğuna inandırmanın uygulanabilir bir yolu var elbette. zor, meşakkatli ama eğer bu zor görevi yapmaya gönüllü iseniz denenmeye değecek bir yöntem: zaman yolculuğu.
zaman yolculuğu hala mümkün görünmediği için şöyle bir yöntem de denenebilir: bizim gezegenimizin geçmiş zamanlarını yaşayan bir gezegene yapılacak gezegenler arası bir yolculuk.
başka gezegenlerdeki hayatın bizimkinden daha üstün, daha adaletli, teknolojik olarak daha gelişmiş olması gerektiğine koşullandık ama böyle bir kesinlik yok. diğer gezegenlere bizim çoktan aşmış olduğumuz dönemleri yaşıyor olabilir.
mesela arkanar krallığı. bu krallık dünyanın küsmen çözmeyi başardığı sorunlarla baş etmeye çalışırken don rumata da dünyadan gelmiş bir gözlemci olarak sahip olduğu bileği birikimi ile bu krallığın aydınlarını kurtarmak için kolları sıvar ama önce kendisi ile ilgili sorunları çözmesi gerekecektir.
devamını gör...
spontane radyo yayını
teşekkürler çok eğlendim.
devamını gör...
yalnız insan
delirmemek için yalnızlıktan kaçan insan. hiç kimse yalnız kalamaz, herkesin ruhu illaki birine bağlanmak ister. bazense bir şeye bağlanır, buna din, ideoloji adını veririz.
insan doğası dehşet verici bir şekilde iğrençtir. yalancıdır. başkalarına yalan söylediği gibi, kendine de yalan söyler. kendisini kandırır. muhtemelen koruma içgüdüsüdür bu. "ben kimseyi istemiyorum artık! yalnızlığım ebedi benim! ve böyle kalmalıyım!" der ve elinin tersiyle aşkına karşı gelir. halbuki içten içe biliyordur sevdiğini. ama yalnızlığa alışmıştır o ruh, ondan vazgeçemez.
yalnızlığa alışmıştır çünkü hayat böyledir belki de. ama hayır, ince bir ruh taşıyan herkes yalnızlığa mahkumdur dünyada. ve umut, sevgili sözlük, umut olmayınca bu mahkumiyetten kurtulamayız çoğunlukla. acıyı seviyoruzdur çünkü. acıya alışmışızdır. o olmadan yapamayız.
insan doğası dehşet verici bir şekilde iğrençtir. yalancıdır. başkalarına yalan söylediği gibi, kendine de yalan söyler. kendisini kandırır. muhtemelen koruma içgüdüsüdür bu. "ben kimseyi istemiyorum artık! yalnızlığım ebedi benim! ve böyle kalmalıyım!" der ve elinin tersiyle aşkına karşı gelir. halbuki içten içe biliyordur sevdiğini. ama yalnızlığa alışmıştır o ruh, ondan vazgeçemez.
yalnızlığa alışmıştır çünkü hayat böyledir belki de. ama hayır, ince bir ruh taşıyan herkes yalnızlığa mahkumdur dünyada. ve umut, sevgili sözlük, umut olmayınca bu mahkumiyetten kurtulamayız çoğunlukla. acıyı seviyoruzdur çünkü. acıya alışmışızdır. o olmadan yapamayız.
devamını gör...
ırkçılık bir çocukluk hastalığıdır
ırkçılığın ideolojiden öte patolojik olduğunu belirten yaklaşım.
albert einstein'ın bir söylemi vardır:
aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. halbuki olay bu kadar komplike değildir. insanlar sadece 2'ye ayrılırlar: iyi insanlar ve kötü insanlar…
albert einstein'ın bir söylemi vardır:
aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. halbuki olay bu kadar komplike değildir. insanlar sadece 2'ye ayrılırlar: iyi insanlar ve kötü insanlar…
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
deyil
proğram
sebeb
proğram
sebeb
devamını gör...
1 ocak 2021 normal sözlük'te patlayan havai fişekler
bir anda güldürdü. teşekkürler tebessüm için.
devamını gör...
tecessüm etmek
tdk'ye göre cisimlenmek, boyut kazanmak, görünmeye başlamak, belirmek, canlanmak gibi anlamlara gelen bir fiil. arapça kökenli cism sözcüğünden gelmektedir. birebir çevirisi cisimleşmektir. ahmed vefik paşa'nın 1876 yılında kaleme aldığı lehçe-i osmani'sinde de tam olarak cisimleşmek olarak geçer: ''cism kebetme, nazarda mücessem görünme''.
örnek cümle içerisinde kullanalım. tamamen ben uyduruyorum bu cümleyi:
''antik mısırlıların inanışına göre tanrı, firavun olarak tecessüm etmektedir.''
örnek cümle içerisinde kullanalım. tamamen ben uyduruyorum bu cümleyi:
''antik mısırlıların inanışına göre tanrı, firavun olarak tecessüm etmektedir.''
devamını gör...
mgtow
altında yatan bütün evrimsel nedenler bir yana, hayatını bir ilişkiye göre ayarlamak istemeyip farklı alanlarda tutkuları olan erkeklerin kendiliğinden hatta haberleri olmadan da dahil olabileceği akım. ayrıca cinsel dürtülerin uygun şekilde tatmin edilmesini de yasaklamadığı için öz saygısı yüksek hayatını cinsel tatmin ya da kadın arayışında heba etmeyen tüm bireyler birer mgtow sayılabilir. her ne kadar yanlış anlaşılıp kötü eleştirilse de, hayatımızdaki gereksiz zamanı faydalı işlere yönelttiğimizde neler olabileceğini en iyi şekilde gösteren akımlardan biridir.
devamını gör...
seri artı oy veren melek
okuyarak veriyorsa gerçekten melektir. bence verdiğimiz her oy o tanımın altına atttığımız imza gibi;ben bu yazıyı okudum, beğendim ve katılıyorum. verdiğim her oyu böyle düşünerek veriyorum. ha bir de bilgi tanımları oluyor, onları ayrıca okumaya çalışıyorum. çünkü her tanım bir emek olsa da bilgi tanımlarını girmek apayrı bir emektir. okumadan oy verirsem emeklerinin karşılığını tam olarak vermeyecekmişim gibi hissediyorum*. oy verdiğim tanımlar benim için değerlidir, umarım siz de oylarımı değerli görüyorsunuzdur.*
tanımımızı da yapalım şuraya:
t:okuyarak beğeni yapan bonkör yazarlara verilen sıfat.
tanımımızı da yapalım şuraya:
t:okuyarak beğeni yapan bonkör yazarlara verilen sıfat.
devamını gör...
ticari zeka
eğer böyle bir zekaya sahip değilseniz, kesinlikle ticaret yapmayın. %95 batarsınız.
tanım: ticaret konusunda başarılı olan insanlarda bulunan zeka.
tanım: ticaret konusunda başarılı olan insanlarda bulunan zeka.
devamını gör...
şebnem paker
eurivision'a önce 5 mevsim şarkısı ile katılan sonrasında dinle şarkısı ile katılan sanatçıdır.3. olmuştur.ancak bu derece sertab erener'in derecesinden de üstündür.çünkü hem bizim ezgilerimizle,dilimizle kazanılmıştır hem de jüri oyları ile kazanılmıştır.
bugünlerde istanbul da bir lisede müzik öğretmenliği yapmaktadır.ancak youtubedeki playlistinin bu denli az izlenmesi biz hayranlarını üzmektedir.
her ne kadar geç kalınmış olsa da bugün piyasaya çıksa alt üst edecek şarkıcıdır.
bugünlerde istanbul da bir lisede müzik öğretmenliği yapmaktadır.ancak youtubedeki playlistinin bu denli az izlenmesi biz hayranlarını üzmektedir.
her ne kadar geç kalınmış olsa da bugün piyasaya çıksa alt üst edecek şarkıcıdır.
devamını gör...
continue to struggle
aklıma portakallı pekin ördeğini gece gece getiren yazar arkadaş. hoşgeldin aramıza güzel mahlas tebrikler.
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
ablam bana vicdan azabı çektirmeyi çok severdi. 7 yaşında falandım bana bir hikaye anlattı. 4 yaşındayken onun yüzüne ütü basmışım, yüzü yanmış bir de beni parka götür diye ağlamışım. o da o halde dışarı çıkmak zorunda kalmış. insanlar görmesin diye yüzünün o tarafını duvarlara doğru tutarak yürümüş. liseye kadar bu olayın vicdan azabını yaşadım. hep iyi davranırdım ablama. allaha şükrederdim yüzünde iz kalmamış diye. lisede anneme sorduğumda öğrenmiştim öyle bir olay olmadığını.
devamını gör...
asansörde bir erkek varsa binmeyen kadın
kadının beyanının esas olduğu bu zamanda, az aklı olan adamın, bir kadınla asansöre binmeyip, kadını da korkmaktan kurtarması ile çözülebilen hede.
devamını gör...
hayatında hiç sevgilisi olmamış kişi
hiç sevmediyse üzülmem ona , ama hiç sevilmediyse, sarılırım ona.
devamını gör...
vazgeçmekten korktuğunuz bir şey
yaşamaktan vazgeçmek.
devamını gör...
7 ocak 2021 süleyman soylu açıklaması
melih bulu atamasını protesto eden öğrencilerle ilgili içişleri bakanı süleyman soylu’nun açıklamasıdır.
--- alıntı ---
"peki bunların yeni bir gezi çıkarma kapasiteleri var mı?" sorusuna "halep oradaysa arşın burada" ifadeleriyle yanıt verdi.
--- alıntı ---
edit: her protestoyu gezi olarak adlandıran gazetecilerin de, yasal bir hak olan protesto hakkını suçmuş gibi gösteren medyanın da diye başlayıp sonunu bağlayamadığım bir tanımım da vardı, bakın yine bağlayamadım.
--- alıntı ---
"peki bunların yeni bir gezi çıkarma kapasiteleri var mı?" sorusuna "halep oradaysa arşın burada" ifadeleriyle yanıt verdi.
--- alıntı ---
edit: her protestoyu gezi olarak adlandıran gazetecilerin de, yasal bir hak olan protesto hakkını suçmuş gibi gösteren medyanın da diye başlayıp sonunu bağlayamadığım bir tanımım da vardı, bakın yine bağlayamadım.
devamını gör...
en zevkli fizik konuları
hayat ve evren fizik demektir.
fiziği sevmeyen insan ; hayatı, dünyayı ve uzay boşluğunu sevmez.
fiziği sevmeyen insan ; hayatı, dünyayı ve uzay boşluğunu sevmez.
devamını gör...
nagehan alçı'nın öğretmenleri suçlaması
omurgasız bu kadın. gerçekten yeter yani bu kadarı da pes. senin anan suçlu ablacım insan doğurmayı unutmuş!
bu insanlar maddi problemler yüzünden atanamayıp inşaatta çalışırken, intihar ederken( sayı açıklandığı gün o kadar çok ağladım ki, annem babam sağlık olsun kızım demese kendimi atabilirdim bir yerden.) neredeydin?
bu sene yapılan etkinliklerden, eylemlerden, yaşanan mağduriyetlerin hiçbirini neden dillendirmedin?
fox tv yayınlarken yandaş medya, siz tarafsız gazeteciler.
bu insanlar maddi problemler yüzünden atanamayıp inşaatta çalışırken, intihar ederken( sayı açıklandığı gün o kadar çok ağladım ki, annem babam sağlık olsun kızım demese kendimi atabilirdim bir yerden.) neredeydin?
bu sene yapılan etkinliklerden, eylemlerden, yaşanan mağduriyetlerin hiçbirini neden dillendirmedin?
fox tv yayınlarken yandaş medya, siz tarafsız gazeteciler.
devamını gör...