whatsapp'ta sürekli sesli mesaj atan arkadaş
benimdir. bazen de kankımdır.
bu ara yoğunluktan yapamadığımız fakat lakin ama çokça yaptığımız aktivitedir.
insanın kankı kmlerce uzakta olmaya görsün.
daha sonra tekrar deneyiniz gönlüm hep seni arıyor nerdesin sen?
tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm...
not: kankacılık işte budur. çünküm 15 yıldır kankımdır kendileri. çok seviyoreee çok.*
bu ara yoğunluktan yapamadığımız fakat lakin ama çokça yaptığımız aktivitedir.
insanın kankı kmlerce uzakta olmaya görsün.
daha sonra tekrar deneyiniz gönlüm hep seni arıyor nerdesin sen?
tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm...
not: kankacılık işte budur. çünküm 15 yıldır kankımdır kendileri. çok seviyoreee çok.*
devamını gör...
the chestnut man
bir sezon ve 8 bölüm yayımlanan netflix dizisi.
danimarka'da çocukların yaptığı at kestanesi ya da tatlı kestane heykelciklerinden ismini alıyor.
iki dedektif korkunç bir cinayet mahallinde bulunan kestaneden yapılmış heykelcikten yola çıkarak bir politikacının kayıp çocuğuyla bağlantılı bir katilin peşine düşer.
başroldekiler:danica curcic,mikkel boe følsgaard,ıben dorner
yaratıcılar:søren sveistrup,dorte w. høgh,david sandreuter,mikkel serup *
danimarka yapımı +18 olarak gösterilen dizi hem senaryo ve kurgu olarak gayet başarılı,hem görsel yönden danimarka'nın sonbaharını muhteşem yansıtmış, hem de gereksiz ajitasyona kaçmadan, gerilim ve merak unsurunu canlı tutmayı başarmış.
diziyi diğer dizilerden ayıran bir başka özellik ise dedektiflerin her hangi bir konu hakkında başka bir alanın uzmanından bilgi talep etmesi ve bölüm sonunda ya da diğer bölümde bu bilgiden yola çıkılarak bu sonraki adımın atılması daha yoğun kullanılmış. yine her bölümde acaba o mu diye farklı senaryolar oluşturup katil olup olmadığını düşündüğünüz bol miktarda katil adayı da mevcut.
sorgu odası klişeleri, arama izninin son anda gelmesi, gerginlik yaratan ve şüpheleri üzerine çeken katil zanlısı gibi klişeler de bulunmuyor.
her netflix dizisinde olduğu gibi siyahi, oyuncu,türbanlı oyuncu, çocuk istismarı,özel hayatinda sorun yaşayan dedektif ise bunda da mevcut.
ımdb puanı 8.2 olarak vermiş. bence 9'u hak ediyor.
danimarka'da çocukların yaptığı at kestanesi ya da tatlı kestane heykelciklerinden ismini alıyor.
iki dedektif korkunç bir cinayet mahallinde bulunan kestaneden yapılmış heykelcikten yola çıkarak bir politikacının kayıp çocuğuyla bağlantılı bir katilin peşine düşer.
başroldekiler:danica curcic,mikkel boe følsgaard,ıben dorner
yaratıcılar:søren sveistrup,dorte w. høgh,david sandreuter,mikkel serup *
danimarka yapımı +18 olarak gösterilen dizi hem senaryo ve kurgu olarak gayet başarılı,hem görsel yönden danimarka'nın sonbaharını muhteşem yansıtmış, hem de gereksiz ajitasyona kaçmadan, gerilim ve merak unsurunu canlı tutmayı başarmış.
diziyi diğer dizilerden ayıran bir başka özellik ise dedektiflerin her hangi bir konu hakkında başka bir alanın uzmanından bilgi talep etmesi ve bölüm sonunda ya da diğer bölümde bu bilgiden yola çıkılarak bu sonraki adımın atılması daha yoğun kullanılmış. yine her bölümde acaba o mu diye farklı senaryolar oluşturup katil olup olmadığını düşündüğünüz bol miktarda katil adayı da mevcut.
sorgu odası klişeleri, arama izninin son anda gelmesi, gerginlik yaratan ve şüpheleri üzerine çeken katil zanlısı gibi klişeler de bulunmuyor.
her netflix dizisinde olduğu gibi siyahi, oyuncu,türbanlı oyuncu, çocuk istismarı,özel hayatinda sorun yaşayan dedektif ise bunda da mevcut.
ımdb puanı 8.2 olarak vermiş. bence 9'u hak ediyor.
devamını gör...
yayaya yol veren araba
normal bir davranış olsa da türkiye şaşırtan bir olaydır.
devamını gör...
akciğer
vücudun en önemli organlarından biridir. nefes alıp vermemizde bu organımızın katkısı çok büyüktür.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
...
“öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır”
...
attila ilhan - sisler bulvarı kendi sesinden
“öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır”
...
attila ilhan - sisler bulvarı kendi sesinden
devamını gör...
köy mezarlığı
trabzon'un çoğu köyünde olmayandır.
bizim orda, her ailenin kendi mezarlığı olur ve evin yakınında bulunur.
biz ölümüzü de dirimizide yakınımızda görmek isteriz.
öyle ölünce, ayrı gayri düşmek yok.
anca beraber kanca beraber.
bizim orda, her ailenin kendi mezarlığı olur ve evin yakınında bulunur.
biz ölümüzü de dirimizide yakınımızda görmek isteriz.
öyle ölünce, ayrı gayri düşmek yok.
anca beraber kanca beraber.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
alem tög olmuş sado!
devamını gör...
yazarların tam kapanmada yapacakları
bol bol kitap okumak. o kadar kitap alışverişi yaptım.
devamını gör...
otuz beş yaş
cahit sıtkı tarancı'nın 37 yaşındayken yazdığı şiirdir. ama evdeki hesap çarşıya uymamış, gariptir ki 46 yaşında vefat etmiştir kendisi. geriye de ölümün çaresizliğini anlatan bu naif ama can sıkıcı şiiri bırakmıştır.
"...hangi resmime baksam ben değilim."
"...hangi resmime baksam ben değilim."
devamını gör...
küfür ve hakaret ifade özgürlüğü müdür sorunsalı
cevabı "hayır" olan sorunsal.
defalarca yazdım, yine yazıyorum: hak ve özgürlükler başkasınınkini ihlal ettiği yerde biter.
sizin o, olduğunu iddia ettiğiniz küfür ve hakaret özgürlüğünüz bir başka insanın onur ve haysiyetini koruma hakkını ihlal ediyorsa yok hükmündedir.
sonra, dava açıldığı zaman zırlamak sizi kurtarmaz. kaldı ki, esasen suç kapsamında olan bir şeyin özgürlük olduğunun iddia edilmesi de ayrı bir ironi.
defalarca yazdım, yine yazıyorum: hak ve özgürlükler başkasınınkini ihlal ettiği yerde biter.
sizin o, olduğunu iddia ettiğiniz küfür ve hakaret özgürlüğünüz bir başka insanın onur ve haysiyetini koruma hakkını ihlal ediyorsa yok hükmündedir.
sonra, dava açıldığı zaman zırlamak sizi kurtarmaz. kaldı ki, esasen suç kapsamında olan bir şeyin özgürlük olduğunun iddia edilmesi de ayrı bir ironi.
devamını gör...
moral bozan şeyler
özenerek yapılan bir şeyin beklenilen etkiyi yaratmaması.
zamanında oldukça gür olan saçın yıllar geçtikçe seyrekleşmesi.
kendisine fazlasıyla değer verilen şahsın mesajlara geri dönmemesi.
haberlerde kadına-çocuklara şiddet ve hayvanlara yapılan eziyetleri görmek.
zamanında oldukça gür olan saçın yıllar geçtikçe seyrekleşmesi.
kendisine fazlasıyla değer verilen şahsın mesajlara geri dönmemesi.
haberlerde kadına-çocuklara şiddet ve hayvanlara yapılan eziyetleri görmek.
devamını gör...
sözlükte kendini muhabbet kuşu gibi hissetmek
akışın akmadığı zamanlarda sürekli tanım giren yazar beyanıdır.hani sabahları kuşlar kendi kendine bir şeyler konuşmaya başlar ya aynı onun gibi hissediyorum bazen.*.
cicikuş cicikuş
babacık babacık.
cicikuş cicikuş
babacık babacık.
devamını gör...
zeyilname
zeyilname kelimesi arapça'da 'eklemek, ilave etmek' anlamına gelmektedir. zeyil sigorta poliçelerinde hatalı olan bir bilgiyi güncellemek veya sigorta poliçelerine ek teminat ilave etme işlemine verilen isimdir.
devamını gör...
spagettileşme
sevgili meja’nın bilgi dolu tanımına teşekkürlerimi sunarım. ama espri olarak kullanılabilecek bir tabirmiş. okuyunca istemsiz gülümsedim.
devamını gör...
yalnız yaşayanların nedense delirmemesi
8 yıldır yalnız yaşayan biri olarak kimsenin normal olmadığını düşünüyorum. kendinle başbaşa kalmanın tek olumsuz yanı, kendine daha fazla değer veren, kibirli birine dönüşmenizdir. ego'nuzun bir çok olayda belirgin şekilde öne çıkmasıdır.
normaldir bu ama.
kimse olmadan hayatı sırtında taşıyan biri olmuşsunuzdur. birilerine ihtiyaç duymadan yapılan şey eğer -bir hayatı çekip çevirip yaşamaksa- yalnızlık sizi bu konuda yücelten yegane dayanaktır bana göre.
her zaman yalnız kalmak ile yalnız olmayı birbirine karıştırırız, doğrudur. fakat kişi hangi sebeple olursa olsun kendini yalnızlıkta bulup, içgüdüsel olarak yaşamını devam ettirdikçe daha da güçlenecektir.
kafka - mavi oktav defterleri'nde şöyle der;
''odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle. dinleme bile, sadece bekle. bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. dünya özgürce sunacaktır kendini sana.''
şimdi bu formda delirmediğimizi idda edebilir miyiz?
belki. en azından benim için.
normaldir bu ama.
kimse olmadan hayatı sırtında taşıyan biri olmuşsunuzdur. birilerine ihtiyaç duymadan yapılan şey eğer -bir hayatı çekip çevirip yaşamaksa- yalnızlık sizi bu konuda yücelten yegane dayanaktır bana göre.
her zaman yalnız kalmak ile yalnız olmayı birbirine karıştırırız, doğrudur. fakat kişi hangi sebeple olursa olsun kendini yalnızlıkta bulup, içgüdüsel olarak yaşamını devam ettirdikçe daha da güçlenecektir.
kafka - mavi oktav defterleri'nde şöyle der;
''odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle. dinleme bile, sadece bekle. bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. dünya özgürce sunacaktır kendini sana.''
şimdi bu formda delirmediğimizi idda edebilir miyiz?
belki. en azından benim için.
devamını gör...
bazı insanların sen ve siz kararsızlığı
hiç bir kararsızlığım yok bu konuda. kendimden yaşça ve kariyer olarak büyük olan herkese siz derim. yeni tanıştığım ve yakınlaşma ihtimalim olmayan herkese de siz derim. sen diyebildiklerim ya yakın aile çevresidir * ya da epeydir tanıdığım kimseler; arkadaşlarım; dostlarım; yakın görüştüklerim. genellikle "siz" diyerek ilişkiye başladığım kişiye "sen" diyerek devam etmek çok zor benim için.
sevmek bir ön koşul olmaktan çıkıyor sen demek için, insan sevdiği birine de sonuna kadar siz diyebiliyor.
sevmek bir ön koşul olmaktan çıkıyor sen demek için, insan sevdiği birine de sonuna kadar siz diyebiliyor.
devamını gör...
felemenkçe
güney afrika cumhuriyeti'nin afrikaans denilen resmi dili. beyaz ve coloured denilen melezlerin anadilidir.
devamını gör...
lev nikolayeviç tolstoy
1828 rusya doğumlu ,yetim olması sebebiyle diğer aile üyeleriyle yaşayan ve klasik yazarları (dickens pascal platon bunlardan bir kaçıdır) okumayı seven bir çocuktur. eğitimde fakülteleri yarım bırakması sebebiyle 1851'de rus ordusuna yazılmıştır. fakat yaşadığı sağlık sorunlarından dolayı psikolojisinin bundan etkilenmesi üzere kafasını dağıtmak amacıyla roman yazmaya başlamıştır. çocukluk çağı adlı yazdığı öyküsünü nekrasov beğenmiş ve bunun üzerine çağdaş dergisinde yayımlayacağını bildirmiştir. ve böylece tolstoy edebiyata ilk adımını atmıştır ve bu atılan adım eleştirmenlerce çok beğenilmiştir. 1855 yılına kadar orduda devam eden tolstoy 55'te ateş hattından kurtulmak için elinden geleni yapmıştır. verdiği bu savaşta ona büyük destek olan şey ise kırım ve sivastopol'da gördüklerini, yaşadıklarını sivastopol hikayelerine aktarabilme birikimi sağlamış olması olmuştur. savaşın kazanılmasının üzerine petersburg'un yolunu tutmuş ve yazarlığı meslek olarak yapmayı kafasına koymuştur. bu yılın sonlarına doğru turgenyevle tanışmış ve o sırada var olan iki gruptan birinde de yer almak istemediğini ikisine de uymadığını fark etmiştir. 1857'de isviçre, almanya ve fransa'yı gezmiştir fakat üzücü bir şekilde bu sırada kardeşi nikolay kollarında can vermiştir. o gezideyken 1861'de rusya'da kölelik kaldırılmıştır. o da rousseau gibi düşünüyor: "doğa iyidir, toplum kötüdür" demiştir. tolstoy, kendi bölgesinde eski kölelerle toprak sahipleri arasındaki toprak ve borç anlaşmazlıklarını çözmek üzere yargıçlık görevini üstlenmiştir. bir çiftliğin sahibinin; sulu boya yapmayı seven, hikayeler yazmayı seven 18 yaşındaki kızıyla 'sonya' ile tanışmıştır. tolstoy 34 sonya ise 18 iken 1862'de nişanlanmışlardır ve bu evlilikten on üç çocuk sahibi olmuşlardır. sonya'nın evine bağlı ve kıskanç bir kadın olması sebebiyle tolstoy büyük vaktini evde harcamıştır bu sebeple uzaklara gitmemiştir böylece elinden uzun soluklu eserler çıkmıştır. bu dönemde yazdığı savaş ve barış adını çok yükseltmiştir. hayli okunan ve ilgi gören yazar ise çocuklar için alfabe yapmak istemiştir fakat çalıştığı yayınevi onu anna karenina'yı yazması için zorlamıştır ve bunun üzerine çok zor zamanlar geçiren tolstoyun huzuru kaçmıştır. dine sığınmış ,oruç tutmuş, günah çıkarmış ,ayinlere katılmıştır ve bunların üzerine itirafları yazmıştır. bu kitap tolstoyculuğun temel taşı olarak kabul edilmiştir.
tolstoyun sofuluğu iki yıl kadar sürmüştür fakat sonrasında ortodoks kilisesini ve siyasi iktidarları kendince dışlamıştır ve kendi dinini geliştirmeye başlamıştır. düşüncelerini açıkladığı dogmatik teolojinin eleştirisi, dört incil'in çevirisi ve uzlaşması adlı kitapları büyük tepki toplamıştır. bunlardan sonra ise "sanat nedir?" adlı incelemesini yayımlamıştır. yine bu dönemde yazmış olduğu ivan ilyiç'in ölümü, kreutzer sonat, hacı murat ve son büyük romanı sayılabilecek diriliş gibi eserlerinde de, aynı manevi arayışı yansıtmıştır. sonrasında kırım'a gidip vasiyetnamesini yazdırmıştır. aile çevresinden bunalan yazar 7 kasım 1910'da ailesini, yanına en küçük kızını ve kendi doktorunu alarak terk etmiştir. yolda zatürreden dolayı fenalaşmış ve halsiz düşmüştür. astopova istasyonunda indirilmiş ve gar şefi tarafından ağırlanmıştır fakat çok hasta olmasından dolayı yemek yiyemeyen tolstoy 20 kasım sabahı hayata gözlerini yummuştur.
en çok bilinen eserleri:
insan ne ile yaşar?
itiraflarım
savaş ve barış
ivan ilyiçin ölümü
anne karenina
sivastopol
üç ölüm
diriliş
efendi ile uşağı
içimizdeki şeytan..
tolstoyun sofuluğu iki yıl kadar sürmüştür fakat sonrasında ortodoks kilisesini ve siyasi iktidarları kendince dışlamıştır ve kendi dinini geliştirmeye başlamıştır. düşüncelerini açıkladığı dogmatik teolojinin eleştirisi, dört incil'in çevirisi ve uzlaşması adlı kitapları büyük tepki toplamıştır. bunlardan sonra ise "sanat nedir?" adlı incelemesini yayımlamıştır. yine bu dönemde yazmış olduğu ivan ilyiç'in ölümü, kreutzer sonat, hacı murat ve son büyük romanı sayılabilecek diriliş gibi eserlerinde de, aynı manevi arayışı yansıtmıştır. sonrasında kırım'a gidip vasiyetnamesini yazdırmıştır. aile çevresinden bunalan yazar 7 kasım 1910'da ailesini, yanına en küçük kızını ve kendi doktorunu alarak terk etmiştir. yolda zatürreden dolayı fenalaşmış ve halsiz düşmüştür. astopova istasyonunda indirilmiş ve gar şefi tarafından ağırlanmıştır fakat çok hasta olmasından dolayı yemek yiyemeyen tolstoy 20 kasım sabahı hayata gözlerini yummuştur.
en çok bilinen eserleri:
insan ne ile yaşar?
itiraflarım
savaş ve barış
ivan ilyiçin ölümü
anne karenina
sivastopol
üç ölüm
diriliş
efendi ile uşağı
içimizdeki şeytan..
devamını gör...

