saraybosna
1.dünya savaşının başladığı, bosna savaşının ilk kurşunun atıldığı, içinden nehirler akan, tarihi (bkz: başçarşı)'sı olan avrupa' nın onda aklı kaldığı mazlum güzel (bkz: evlad-ı fatihan) olan şehir.
devamını gör...
yazarların yaptığı küçük şımarıklıkları
eve yeni kaşar peyniri alındığında açılışta kalın bir dilim kesip afiyetle yiyorum.
tanım: yaptığımız küçük şımarıklıkları paylaştığımız başlıktır.
tanım: yaptığımız küçük şımarıklıkları paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
kadir mısıroğlu
ateşi bol olsun.. yunan sevdalısı, atatürk düşmanı, din bezirganı, mendebur zındık!!!
devamını gör...
annelerin en güçlü silahı
tabiki de terlik.
devamını gör...
sıcak çikolata
genellikle evde kendime hazırladığım, çaydan sonra sevdiğim ikinci içecektir.
devamını gör...
şermin yaşar
çocukları tuna, mete ve name doğduktan sonra; çocuklara ve çocukların yapabileceği aktivitelerin azlığını fark etmiş ve onlarla yaptığı etkinlikleri oyuncu anne adıyla açtığı kişisel facebook hesabında paylaşarak genellikle çocuklu aileler tarafından tanınmaya başlanan kadın yazarımız. o zamanlar nejat çarkacı ile evli olduğu için şermin çarkacı olarak bilindi. boşandıktan sonra kendi soyadı ile şermin yaşar olarak paylaşımlarına devam etti. kısa bir araştırma ile kendisinin şu an revaçta olan instamom sayfaların oluşmasında en çok etkisi olan kişi olduğunu görebilirsiniz. fakat maalesef abartmayı sevdiğimiz için çok temiz bir niyetle çıkılan bu yolda kendisini örnek alan* diğer instamomlar çocuklarını sermaye olarak görüp, yaptıkları reklamlarla çocuk üzerinden para kazanmaktadırlar**.
yazdığı başlarım şimdi anneliğe ve ev yapımı sihirli değnek kitapları ile çocuk sahibi olmaya ve çocuklara dair kendi deneyimlerini esprili bir dille anlatmıştır.
çıkardığı oyun takvimi 2016-her güne bir oyun adlı takvim ile çocuklarla oynanabilecek en az 365 tane oyunu tanıtmıştır. devam eden yıllarda da bu takvim yenilenerek çıkmış. pandemi döneminin başında da çocuklar evde aileleri ile vakitlerini daha kaliteli geçirebilsinler diye elma yayınevi ile beraber oyun takvimini ücretsiz olarak pdf şeklinde ((link: https://www.elmayayinevi.com/indir/oyuntakvimi.pdf::bir tık uzağınızda)) paylaştılar.
cingo, abartma tozu, dedemin bakkalı yazdığı çocuk kitaplarından benim favorim olanlar.
gelirken ekmek al, tarihi hoşça kal lokantası, göçüp gidenler koleksiyoncusu ve ismini yazmadığım diğer kitapları ise öykü severlerin hoşlanacağı düşündüğüm kitaplarıdır.
artık çocuklarıyla yaptıkları etkinlikleri değil de daha çok hayata dair güzel tespitler yazdığı instagram sayfası ise bir tık uzağınızda.
youtube'da kelimenin ardı adlı seride bir tık uzağınızda günlük hayatta kullandığımız bazı kelimelerin kökenlerini, etimolojik yapılarını yalın ve güzel bir dille anlatmıştır.
ayrıca; çok uzun süredir çok severek takip ettiğim bu güzel insan, bana insanın sevince ve sevilince ne kadar da güzelleştiğini, evlendikten sadece 3 ay sonra vefat eden eşi nedim arda beyefendi ile yaşadığı aşk ile göstermiştir. insanlara göstermek, okutmak, hayatın ne kadar kısa olduğuna dair kanıt olarak sunmak istediğim çok fazla paylaşımı var ama ben buraya 2 tanesini eklemek istiyorum, varan1 varan2. buraya kadar okuyan güzel insanlar; unutmayın, hayat kısa, kuşlar uçuyor.
yazdığı başlarım şimdi anneliğe ve ev yapımı sihirli değnek kitapları ile çocuk sahibi olmaya ve çocuklara dair kendi deneyimlerini esprili bir dille anlatmıştır.
çıkardığı oyun takvimi 2016-her güne bir oyun adlı takvim ile çocuklarla oynanabilecek en az 365 tane oyunu tanıtmıştır. devam eden yıllarda da bu takvim yenilenerek çıkmış. pandemi döneminin başında da çocuklar evde aileleri ile vakitlerini daha kaliteli geçirebilsinler diye elma yayınevi ile beraber oyun takvimini ücretsiz olarak pdf şeklinde ((link: https://www.elmayayinevi.com/indir/oyuntakvimi.pdf::bir tık uzağınızda)) paylaştılar.
cingo, abartma tozu, dedemin bakkalı yazdığı çocuk kitaplarından benim favorim olanlar.
gelirken ekmek al, tarihi hoşça kal lokantası, göçüp gidenler koleksiyoncusu ve ismini yazmadığım diğer kitapları ise öykü severlerin hoşlanacağı düşündüğüm kitaplarıdır.
artık çocuklarıyla yaptıkları etkinlikleri değil de daha çok hayata dair güzel tespitler yazdığı instagram sayfası ise bir tık uzağınızda.
youtube'da kelimenin ardı adlı seride bir tık uzağınızda günlük hayatta kullandığımız bazı kelimelerin kökenlerini, etimolojik yapılarını yalın ve güzel bir dille anlatmıştır.
ayrıca; çok uzun süredir çok severek takip ettiğim bu güzel insan, bana insanın sevince ve sevilince ne kadar da güzelleştiğini, evlendikten sadece 3 ay sonra vefat eden eşi nedim arda beyefendi ile yaşadığı aşk ile göstermiştir. insanlara göstermek, okutmak, hayatın ne kadar kısa olduğuna dair kanıt olarak sunmak istediğim çok fazla paylaşımı var ama ben buraya 2 tanesini eklemek istiyorum, varan1 varan2. buraya kadar okuyan güzel insanlar; unutmayın, hayat kısa, kuşlar uçuyor.
devamını gör...
ayın en çalışkan 10 yazarı hakkında ne dediler
bunlar:
bengaripsengüzeldünyaumutlu
hobaaa3434
köylü yazardan ironiler
bal yerine reçel yapan arı
rimbaud
dondurma
domestic hıyar
elma kurdu
spawn
maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim
bengaripsengüzeldünyaumutlu
hobaaa3434
köylü yazardan ironiler
bal yerine reçel yapan arı
rimbaud
dondurma
domestic hıyar
elma kurdu
spawn
maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim
devamını gör...
facebook'un insan olduğunuzu doğrulama için video istemesi
video isteyen kişinin bir yapay zeka olması ne acı.
devamını gör...
en güzel günlerimiz
henüz yaşamadıklarımızdır.
devamını gör...
nikolay gavriloviç çernişevski
benim için çok kıymetli bir yazardır çernışevskiy. ilk gençliğimde okumuştum önce nasıl yapmalı'yı. etkilemişti ama çok iz kalmamıştı zihnimde.
derken hayat akıyordu, biz bir şeyler yapıyorduk, bir şeyler düşünüyor, kuruyorduk. aradan uzun zaman geçti, belki bir on sene, emin değilim. bir gün tekrar aldım elime kitabı. kapakta yine veroçka'nın düşünceli yüzü vardı sanıyorum. sonra, sayfaları geçtikçe hayrete düşmeye başladım. bunlar benim cümlelerimdi sanki. aradan geçen sürede kendi aklımda türettiğimi, var ettiğimi sandığım pek çok şeyi aslında önce bu kitapta hissetmiş, pek çoğunda bu kitaptan esinlenmiştim, şimdi onu anlıyordum. aklıma kazınmıştı, çünkü çok sahiciydi. yaşam yolumdaki sorularıma gerçek yanıtlar verebilmişti. üstelik bunları bir öğreti gibi tepeden sunmadan.
sonradan düşündüm de, kitabı tekrar elime almam dahi rastlantı değildi. ben aslında tekrar özümü arıyordum, yollar ona çıkıyordu, ben bileyim bilmeyeyim.
dünyaya benzer bir pencereden bakıyorsanız, işte böyle fark ettirmeden yüreğinize girebilen yazardır çernışevskıy. üstün insan olduğu için değil, en temeldeki öze, en dürüst ve hesapsız şekilde bakabildiği için becerir bunu. bana yaşamın sadece özünü verin, boşlukları bırakın ben doldurayım.
derken hayat akıyordu, biz bir şeyler yapıyorduk, bir şeyler düşünüyor, kuruyorduk. aradan uzun zaman geçti, belki bir on sene, emin değilim. bir gün tekrar aldım elime kitabı. kapakta yine veroçka'nın düşünceli yüzü vardı sanıyorum. sonra, sayfaları geçtikçe hayrete düşmeye başladım. bunlar benim cümlelerimdi sanki. aradan geçen sürede kendi aklımda türettiğimi, var ettiğimi sandığım pek çok şeyi aslında önce bu kitapta hissetmiş, pek çoğunda bu kitaptan esinlenmiştim, şimdi onu anlıyordum. aklıma kazınmıştı, çünkü çok sahiciydi. yaşam yolumdaki sorularıma gerçek yanıtlar verebilmişti. üstelik bunları bir öğreti gibi tepeden sunmadan.
sonradan düşündüm de, kitabı tekrar elime almam dahi rastlantı değildi. ben aslında tekrar özümü arıyordum, yollar ona çıkıyordu, ben bileyim bilmeyeyim.
dünyaya benzer bir pencereden bakıyorsanız, işte böyle fark ettirmeden yüreğinize girebilen yazardır çernışevskıy. üstün insan olduğu için değil, en temeldeki öze, en dürüst ve hesapsız şekilde bakabildiği için becerir bunu. bana yaşamın sadece özünü verin, boşlukları bırakın ben doldurayım.
devamını gör...
trabzon
memleketim olan güzel şehirdir.
devamını gör...
misafirinizin evinizde yaptığı bir saygısızlık bırakın
2017-2018 benim için iplerin kopma dönemleri, zor zamanlarım yani. hep evimde olsam odamdan çıkmasam kedim bile yanıma gelmese modundayım.
o dönem kısa süreliğine değişik bir itim çekim yaşadığım biriyle kısa süreli bir arkadaşlık yaşıyoruz. neyse efem ilk gün geldi bana o dönem o da kocasından ayrılıyor bari yanında durayım sana destek olayım modlarında. işte ilk gün geldi kaldı ikinci gün ortak bir arkadaşımızı çağırmak istedi. benim yok mok dememe kalmadı onu da çağırdı. oturdular bayağı falan ben ama artık gözlerine bakıyorum en son gece olmuş 00.30 ki ben o dönemler yoğun çalışıyorum ve erken yatıyorum zaten psikolojim darmaduman. bekliyorum gidecekler yok. dedim siz gitmeyi düşünmüyor musunuz? zaman geçsin yanında olalım diye geldik diyorlar ama birbirlerine kırıtıyorlar.
bir daha sordum yarım saat geçti geçmedi 'banu sen de alemsin biz olmasak ne yapacaksın? sana desteğe geldik' dedi erkek olan. 'arkadaşım siz olmasanız uyuyacağım, sabah işe gideceğim ben. erken yatıyorum biliyorsunuz bunu.neyse ben geçiyorum odama, oynaşmanız bitince kapıyı çeker çıkarsınız' dedim. nasıl dedim bilmiyorum ama o kadar sinirliyim ki yahu iyi değilim ben değil sizle mi uğraşacağım yok arkadaş yüzsüzler gitmediler.
o sıralar insan kaynaklarında personel sorumlusuyum ve çok yoğun işe alımlar var. ekip olarak pek kalabalık değiliz ve ben bile evrak işleriyle uğraşıyorum ciddi ciddi mesaiye kalıyorum yani bu işler için. saat 17.00 oluyor aramaya başlıyorlar. bir kadın arıyor bir erkek. bakın meşgule bile atmıyorum, açmıyorum direk öyle çalıyor. bir iki gün bu böyle devam etti. açtım bir gün evet dedim. 'banu ayıp ediyorsun' dedi erkek olan 'biz seni merak edip arıyoruz yanında olmaya çalışıyoruz' dedi. bakın 'ben geç saatlere kadar çalışıyor ve eve gider gitmez uyuyorum' dedim. yok inatla hala akşam gelelim bir şeyler içelim rahatlarsın diyor. kapadım suratına.
andaval mısınız evladım siz? bu nasıl bir yokluk evde ev yuh artık. yalnız yaşayanlar bilir bazıları sırf siz yalnız yaşıyorsunuz diye yanaşırlar size. değişik bir kafadır bu. evime birini atma kıvılcımını bazen görüyorum kadın olsun erkek olsun insanların gözlerinde. çok ilginç değil mi yahu? sadece bana mı denk geliyor ya bu tipler? ben evime kolay kolay kimseyi davet etmem bu yüzden. kahvemi dışarıda içer evime gelirim. biri sizin evinize girdi mi hele ki bir iki kere geldi mi değişiyor. ben bunu fark ettim. bir laubalilik, bir yılışıklık.. host neyse gece gece çok sinirlendim bak şimdi.
sonra banu insan sevmiyor açık söyleyeyim mi? gerçekten had bilmeyen, laubali insanları sevmiyorum. sınırları olmayan insanlar sizinde sınırlarınızı tanımıyorlar sonra elinize sopayı alıp kovalamak zorunda kalıyorsunuz. sınır iyidir sınır candır. *
o dönem kısa süreliğine değişik bir itim çekim yaşadığım biriyle kısa süreli bir arkadaşlık yaşıyoruz. neyse efem ilk gün geldi bana o dönem o da kocasından ayrılıyor bari yanında durayım sana destek olayım modlarında. işte ilk gün geldi kaldı ikinci gün ortak bir arkadaşımızı çağırmak istedi. benim yok mok dememe kalmadı onu da çağırdı. oturdular bayağı falan ben ama artık gözlerine bakıyorum en son gece olmuş 00.30 ki ben o dönemler yoğun çalışıyorum ve erken yatıyorum zaten psikolojim darmaduman. bekliyorum gidecekler yok. dedim siz gitmeyi düşünmüyor musunuz? zaman geçsin yanında olalım diye geldik diyorlar ama birbirlerine kırıtıyorlar.
bir daha sordum yarım saat geçti geçmedi 'banu sen de alemsin biz olmasak ne yapacaksın? sana desteğe geldik' dedi erkek olan. 'arkadaşım siz olmasanız uyuyacağım, sabah işe gideceğim ben. erken yatıyorum biliyorsunuz bunu.neyse ben geçiyorum odama, oynaşmanız bitince kapıyı çeker çıkarsınız' dedim. nasıl dedim bilmiyorum ama o kadar sinirliyim ki yahu iyi değilim ben değil sizle mi uğraşacağım yok arkadaş yüzsüzler gitmediler.
o sıralar insan kaynaklarında personel sorumlusuyum ve çok yoğun işe alımlar var. ekip olarak pek kalabalık değiliz ve ben bile evrak işleriyle uğraşıyorum ciddi ciddi mesaiye kalıyorum yani bu işler için. saat 17.00 oluyor aramaya başlıyorlar. bir kadın arıyor bir erkek. bakın meşgule bile atmıyorum, açmıyorum direk öyle çalıyor. bir iki gün bu böyle devam etti. açtım bir gün evet dedim. 'banu ayıp ediyorsun' dedi erkek olan 'biz seni merak edip arıyoruz yanında olmaya çalışıyoruz' dedi. bakın 'ben geç saatlere kadar çalışıyor ve eve gider gitmez uyuyorum' dedim. yok inatla hala akşam gelelim bir şeyler içelim rahatlarsın diyor. kapadım suratına.
andaval mısınız evladım siz? bu nasıl bir yokluk evde ev yuh artık. yalnız yaşayanlar bilir bazıları sırf siz yalnız yaşıyorsunuz diye yanaşırlar size. değişik bir kafadır bu. evime birini atma kıvılcımını bazen görüyorum kadın olsun erkek olsun insanların gözlerinde. çok ilginç değil mi yahu? sadece bana mı denk geliyor ya bu tipler? ben evime kolay kolay kimseyi davet etmem bu yüzden. kahvemi dışarıda içer evime gelirim. biri sizin evinize girdi mi hele ki bir iki kere geldi mi değişiyor. ben bunu fark ettim. bir laubalilik, bir yılışıklık.. host neyse gece gece çok sinirlendim bak şimdi.
sonra banu insan sevmiyor açık söyleyeyim mi? gerçekten had bilmeyen, laubali insanları sevmiyorum. sınırları olmayan insanlar sizinde sınırlarınızı tanımıyorlar sonra elinize sopayı alıp kovalamak zorunda kalıyorsunuz. sınır iyidir sınır candır. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
biliyorum, yuvarlak ayak başparmağımla dalga geçilmesine bozulduğumu ancak bozuntuya vermediğimi düşünüyorsunuz çoğunuz. ancak bozulmuyorum, nedenini aşağıda açıklayacağım. yine de zorbalığa nickaltımda karşı çıkan yazar arkadaşlarıma teşekkür eder ve özellikle ergenler için çok önemli bir duruş sergilediklerini tekrar vurgulamak isterim.
neden bozulmuyorum? çünkü ben kendini eleştirme konusunda dibi gördüm arkadaşlar. ben bir “penye insanı”ydım. saçım da sürekli “kendime saygım yok dağınık topuzu” modelindeydi. bacaklarımdaki tüyleri aylarca temizlemediğim oldu. nutella yiye yiye yaşlı teyze selülitleri bacaklarımı sarmıştı. çünkü ciddi bir depresyondaydım. en ciddisinden hem de. ama atlattım. güçlüydüm, desteğim de vardı atlattım.
ben de kendimi baştan yarattım. hem de burada çok azınızın göğüs gerebileceği irade sınavlarından geçerek. o gördüğünüz karnı, karnımdan ameliyat geçirdikten sonraki 3. ayda spora başlayarak yaptım. hayatımda ulaştığım en yüksek kilodan kurtuldum. berbat ötesi selülitlerimden kurtuldum. biliyor musunuz kaşımın hemen üstünde uzun bir dikişim var ve kaşımı mahvetmişti. azmettim, e vitaminiyle kaşıma sabah akşam masaj yapıp kaşımı tamamladım. gardrobumu eledim, alışveriş yaptım, saçımı kestirdim, manikür pediküre başladım.
yani hey yavrum hey. ben nerelerden geçip de nerelere geldim. varsın ayak baş parmağım kalın olsun. bu bir kusur mu allah aşkına? benim ihmalimden mi oldu sanki? bakın mesela beyaz ve yoğun spor yapmış bir kadın olarak biraz varisim de var. tedavi ettireceğim. burnum bir taraftan fındık gibi öbür taraftan hafif kemikli, hiçbir şey yapmayacağım. bendeki kusur algısını anladınız mı?
okuyup da kavrayanı tebrik ederim. haydi selametle.
son not, omza bacak yaparken ayak parmağımı yakalayıp emen adam takılmıyor da size mi kaldı yahu derdi?
neden bozulmuyorum? çünkü ben kendini eleştirme konusunda dibi gördüm arkadaşlar. ben bir “penye insanı”ydım. saçım da sürekli “kendime saygım yok dağınık topuzu” modelindeydi. bacaklarımdaki tüyleri aylarca temizlemediğim oldu. nutella yiye yiye yaşlı teyze selülitleri bacaklarımı sarmıştı. çünkü ciddi bir depresyondaydım. en ciddisinden hem de. ama atlattım. güçlüydüm, desteğim de vardı atlattım.
ben de kendimi baştan yarattım. hem de burada çok azınızın göğüs gerebileceği irade sınavlarından geçerek. o gördüğünüz karnı, karnımdan ameliyat geçirdikten sonraki 3. ayda spora başlayarak yaptım. hayatımda ulaştığım en yüksek kilodan kurtuldum. berbat ötesi selülitlerimden kurtuldum. biliyor musunuz kaşımın hemen üstünde uzun bir dikişim var ve kaşımı mahvetmişti. azmettim, e vitaminiyle kaşıma sabah akşam masaj yapıp kaşımı tamamladım. gardrobumu eledim, alışveriş yaptım, saçımı kestirdim, manikür pediküre başladım.
yani hey yavrum hey. ben nerelerden geçip de nerelere geldim. varsın ayak baş parmağım kalın olsun. bu bir kusur mu allah aşkına? benim ihmalimden mi oldu sanki? bakın mesela beyaz ve yoğun spor yapmış bir kadın olarak biraz varisim de var. tedavi ettireceğim. burnum bir taraftan fındık gibi öbür taraftan hafif kemikli, hiçbir şey yapmayacağım. bendeki kusur algısını anladınız mı?
okuyup da kavrayanı tebrik ederim. haydi selametle.
son not, omza bacak yaparken ayak parmağımı yakalayıp emen adam takılmıyor da size mi kaldı yahu derdi?
devamını gör...
uzunu makbul olan şeyler
şarj aleti, kısa oldu mu cinnet geçirtir.
devamını gör...
özdoyum
kendi kendini tatmin etme durumu. narsisizmle bağdaşabilir mi? belki, bilemiyorum altan.
devamını gör...
sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen insanlar
bu kişiler aile üyelerinizse psikolojinizi oldukça bozabilir. üzerinizde kurdukları beklentileri karşılamak için uğraşırken bir bakmışsınız hayat geçip gitmiş.
devamını gör...
6 mayıs 1972
"insanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir."
devamını gör...
erkekleri itici yapan detaylar
a'dan z'ye hangisini yazayım ki.
dişlerini fırçalamamaları,
deodorant kullanmamaları,
giyim konularında beceriksizlik.
paraya takılanlar olmuş, para itici olmasında bir kriter değil. o zaman parası olmayan kadın da iticidir.
dişlerini fırçalamamaları,
deodorant kullanmamaları,
giyim konularında beceriksizlik.
paraya takılanlar olmuş, para itici olmasında bir kriter değil. o zaman parası olmayan kadın da iticidir.
devamını gör...
iskoçya'da pedlerin bedava olması
çok mantıklı bir karar.
bizde regl derken utanmamanın yollarını arayalım hala.
bizde regl derken utanmamanın yollarını arayalım hala.
devamını gör...
