haziran sonu kanal istanbul'un temelini atıyoruz
hiç bulaşılmaması gereken zırva proje. onlar tamamlayamadan bu iktidardan gidecekler.* geriye ise yeni hükümete büyük bir enkaz ve boşa harcanan paralar kalacak.
hiç iyi anılmayacaksınız akp hükümeti.
hiç iyi anılmayacaksınız akp hükümeti.
devamını gör...
virgül
bir babanın kızına isim olarak verip devamı gelecek mesajı verdiği noktalama işaretidir.
devamını gör...
pera palas'ta gece yarısı
başrollerinde selahattin paşalı ve hazal kaya'nın olduğu zamanda yolculuk temalı netflix yapımı türk dizisi.
sürekleyici. kesinlikle izlettiriyor.
ben yayınladıktan 2 gün içinde izleyip bitirdim.
şu ara ahmet hakan tarafından "bence acımasızca" eleştiri aldığı için gündemde yankı buldu.
sevgili ahmet hakan yıllardır yazar, yıllardır medyada olan bir isim. ama eleştiri yaparken seçtiği kelimelere neden dikkat etmez? onun konumunda olan birinden hazal kaya'nın oyunculuğundan "nefret etmem" için bilmem kaç neden başlıklı yazıyı görünce çok şaşırdım. ben bile sözlüklere yazarken seçtiğim kelimelere dikkat ediyorum. beğenmeyebilirsin, eleştirebilirsin ama hayatta çok daha önemli konular var "nefret edecek".
emek verilmiş bir yapım var ortada. bir oyuncuyu hedef alarak böylesine bir yazıyı halka sunması çok yanlıştı.
bunu ahmet hakan değil de alelade yazı yazmayı bilmeyen biri dese bu kadar takılmazdım.
kaç tane zamanda yolculuk dizisi çekmişiz? söyleyin allah aşkına. klişe romantik komedilerden ve dramlardan vazgeçemiyoruz senelerdir.
bence güzel bir adım oldu bu.
selahattin paşalı yine döktürmüş. bakışları hep çok güzel ve anlamlı. hazal kaya çok iyi değil ama nefret etmedim.*
sahneler çok estetik. buram buram tarih kokuyor, eski zamanları izliyorsunuz.
ben görselliğine bayıldım.
ayrıca pera palas'ıda daha yakından görmek, odalarına girmek çok güzeldi.
zamanda yolculuk, fantastik tür sevenlere öneririm.
sürekleyici. kesinlikle izlettiriyor.
ben yayınladıktan 2 gün içinde izleyip bitirdim.
şu ara ahmet hakan tarafından "bence acımasızca" eleştiri aldığı için gündemde yankı buldu.
sevgili ahmet hakan yıllardır yazar, yıllardır medyada olan bir isim. ama eleştiri yaparken seçtiği kelimelere neden dikkat etmez? onun konumunda olan birinden hazal kaya'nın oyunculuğundan "nefret etmem" için bilmem kaç neden başlıklı yazıyı görünce çok şaşırdım. ben bile sözlüklere yazarken seçtiğim kelimelere dikkat ediyorum. beğenmeyebilirsin, eleştirebilirsin ama hayatta çok daha önemli konular var "nefret edecek".
emek verilmiş bir yapım var ortada. bir oyuncuyu hedef alarak böylesine bir yazıyı halka sunması çok yanlıştı.
bunu ahmet hakan değil de alelade yazı yazmayı bilmeyen biri dese bu kadar takılmazdım.
kaç tane zamanda yolculuk dizisi çekmişiz? söyleyin allah aşkına. klişe romantik komedilerden ve dramlardan vazgeçemiyoruz senelerdir.
bence güzel bir adım oldu bu.
selahattin paşalı yine döktürmüş. bakışları hep çok güzel ve anlamlı. hazal kaya çok iyi değil ama nefret etmedim.*
sahneler çok estetik. buram buram tarih kokuyor, eski zamanları izliyorsunuz.
ben görselliğine bayıldım.
ayrıca pera palas'ıda daha yakından görmek, odalarına girmek çok güzeldi.
zamanda yolculuk, fantastik tür sevenlere öneririm.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bir kadın düşlüyorum hep.
beni kavgalarımdan çekip alacak,
kısa saçlı kafamı göğsüne bastırıp,
her deliliğimi yaşamama bağlayacak,
dengesizliklerimden keyif alacak bir kadın,
güzel kokacak. teni mezarım olacak bir kadın. gamzesi olacak.. dudakları güzel,
öleceğim onda. nefesim kesilecek. kalbim duracak. topuklarını okşayıp. sırtını öpeceğim.
ellerini koklayacağım. parmaklarını öpüp, saçlarını okşayacağım..
bir kadın sadece. bu kadar çok dişi varken evrende, benim istediğim, arzuladığım, sadece bir kadın.
arınmış olacak tüm insani hırs ve bencilliklerden
konu ben olduğumda, yok sayacak her şeyi. gerekirse kendini. bir kadın sadece.
derdimin dermanı o çünkü. ruhumun ilacı o
ben onun ruhuna ve tenine girdiğimde, orada kalacağım.
bir daha incinmeyecek ruhum. kırılmayacak kemiklerim. etlerim dökülmeyecek.
gözlerim açılmayacak sonuna kadar. yumacağım.. ve öylece kalacağım. o'nda.
-zaman benim. geleceğe düşüyorum...
-inancım yok artık. tanrı sanırım beni yanlış anladı.
-bu kadar çok yaşamayı isterken, nedir bu ölüm sevdam. bilmiyorum. benim cehennemim de bu olsa gerek.
-"başkaları cehennemdir" demiş üstad. yanılıyor. başkaları kabir azabıdır. diş ağrısıdır. doğum sancısıdır.
-kedinin oynayıp da karman çorman ettiği bir yumağım lütfen ucumu bul ve sök beni!!
-zaman akıp geçiyor. ve ben hala önümden akıp geçen zamanla elimi yüzümü yıkayamıyorum.
-sigarayı günde 2 pakete çıkardım. elimden gelse, ekmeğin arasına azık ederim.
-şimdi yastığa kafamı koysam, geceye kadar uyurum. çok mutsuz olduğumdan olsa gerek. ya da çok yorgun. bilmiyorum.
-uykuya doymadan öleceğim ben. gözlerim şiş olacak yeniden dirildiğimde.
-kendime ait en sevdiğim özelliğim çok mutsuz olduğumda güzel şeyler yazmam olsa gerek.
-hep mutsuz olmalıyım sanırım. mutsuzken daha çok seviyorum kendimi. gözlerimden öpüyorum çaktırmadan.
elimden tutup sinemaya götürüyorum. geçenlerde bir pantolon hediye ettim kendime. sanırım şizofrenim.
-birazdan bir kase yoğurt yiyeceğim.
-çevremde, yapmam gereken şeyleri söyleyen o kadar çok insan var ki, bir tanesi bile ne yapmayı istediğimi sormuyor. annem bile.
-akşam bir filme gitmek istiyorum. tek başıma. mısırımı alıp da. gece de rakı içmek istiyorum. yine tek başıma. mum ışığı altında jeff buckley dinleyerek
-bence sizde yapmalısınız.
-ölümü çok merak ediyorum. ölene kadar ne olduğunu bilemeyeceğim ama.
-öpüşmeyi çok seviyorum. mucizevi geliyor bana.
-özlediğim tek bir insan yok. bir sürü insan bıraktım geçmişimde...
-zihnimden geçenlere yetişemiyorum.
-bir zamanlar sevdiğim kadının gecenin bir yarısı avuç içlerine bastırdığımda pilli bebekler gibi "ı love you" demişti.
belki size çok aptalca gelecek, bilmiyorum. ama ben bayılmıştım.
-jeff’i çok seviyorum. şarkı sözleri müthiş şiirler gibi geliyor bana.
-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-hayat bir iftira gibi yapışmışken yakama.
-bilmiyorum.
-varlıkla yokluk arası bir şey işte.
-belki emeklemeden yürümüşüm.bilmiyorum.
-ve avuç içlerim soyuk.
-sanırım yaşıyorum. çünkü hala kanıyor bedenim.
-sanırım ölüyüm. hala mezarda gibiyim.
-sanırım can çekişiyorum. hala ve hala ölemedim bir türlü.
-bilmiyorum.
-ölüm-kalım meselesine döndü varoluşum.
-zaman denen kavrama hapsoldum.
-çıkışım geçmişte kaldı.
-ilk önce beynim çürüsün isterdim oysa.
-tüm sanatlar ilhamını ölümden alır derler.
-ben yaşamdan besleniyorum. vitamin eksikliğimin nedeni bu.
-içerimde bu kadar çok gurur ne ara gelip de yerleşti. haberim yok.
-savaşta atını gereksiz yere yoran bir savaşçının acemiliği var ruhumda.
-ben kendimi yordum.
-tüm kadınların bana bir seviş ve sevişme borçlu olduğunu inandım hep.
-nasıl bir ahmaklıksa bu. anlamadım gitti..
-ben hiç yalnız kalmadım aslında.. hep kendimle konuştum çünkü.
-delirmemin nedeni kalabalık olmammış meğerse.
-bir yüzleşme yaşıyorum aylardır.
-bu yüzden kayıbım aynalarda.. silüetim yok. bir hayaleti tıraş ediyorum sabahları. o ise dişlerimi fırçalıyor benim.
-büyük harflerle bağırıyorum aslında.
-duyan yok..
-kayıtsız bir sırıtış var artık yüzümde.
-hıçkırık ve ağlama arası bir gülüşün dış sesi.
-sabır taşım kırıldı.
-ben taş oldum.
-artık tanrıya kafa tutmuyorum..vazgeçtikleriminin arasında yada bilmiyorum.
-bir çok kişi yazılarımda kendilerini bulduğundan bahsediyor.
-ben kayboluyorum oysa yazarken..
-kendimi bulma arayışımın satır izleri bunlar..
-sadece uyumak istiyorum..
-gözlerim yuvalarından düşecek gibi.. ellerimle yerleştiriyorum çukurlarına.
-bir insanın hissettiği tek duygu sadece "zaman" olabilir mi?
-hayat arsızı oldum.
-yaşam yüzsüzü.
-yoruldum. hayatın molası olmalı.
-çok sevdiğim bir kitabı, filmi ya da şarkıyı eskiden herkesle paylaşmak isterdim. şimdilerde sadece kendime saklıyorum. bencillik mi bu?
-bir gün bir kitap yazmak istiyorum.
bir türlü intihar etmeyi başaramayıp,
her intihar denemesinde birilerinin mükemmel hayatını allak bullak eden bir adamın hikayesini.
ve bunun filmini çekmeyi düşünüyorum. (çalmayın fikrimi)
-balık yemeye bayılıyorum.
-ızgara tavuğa.
-rakı'ya.
-artık aşık olamıyorum galiba. vazgeçmem çok kolay oluyor çünkü.
-kendimi sevmememe karşın kendimden değerli tek bir insan ya da olgu göremiyorum.
-deliriyorum.
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-babamdan hiç öyle çok dayak yemedim. ama beni hiç öptüğünü de hatırlamam. keşke dövseydi. en azından elleri yüzüme değmiş olurdu.
-tanrı benim için koca bir hayal kırıklığı. eminim ki ben de o'nun için koca bir hayal kırıklığıyım.
-hayatta en dibe vurduğum tek bir an yok. hala gidiyorum o dibe.
-keşke ölüm stilimi seçme şansım olsaydı. tıraş olup, tamamen simsiyah giyinmek isterdim.
-kulaklıkla müzik dinlemek çok güzel. dışarıdan gelebilecek her sesi bastırıyor.
-batıl inançlarım yok, ama ekmeğin ters çevrilmesi ruhumu acıtır.
-tanrı olsaydım, insanlığı kendi haline bırakıp giderdim bir gün.
-büyüyünce ne olacaksın diye bir kere sorulmadı bana. ben de bu yüzden hiçbir şey olamadım.
-artık musluk suyunu hiç kimse içmiyor.
-yapay çiçekler kadar dekorasyon ayıbı başka bir şey yok.
-kronik olabilir mutsuzluğum.. bilmiyorum.
-insanların aşktan daha önemli işleri var. garip geliyor bu bana...
-çok şey itiraf ettim kendime. bunca zaman. belki de hepsi bir iftiraydı...
kendime atıp, yüzüme ve gözüme bulaştırdığım.. bilmiyorum.
-boşvermenin ne demek olduğunu öğrendim artık.
-insanı da terbiye eden bir şey var. ve o şey, en rütbeli olan. ne mi o şey; tabi ki zaman!!
-bir kavgaya tutuşmuş gibi yaşıyorum hayatı.
-geceleri manik, gündüzleri depresifim..
-içimde koca bir adam varmış gibi hissediyorum hep..
-kendimden korkuyorum.
-zamansız terkettiğim sevgililerin ardından bağırmak istiyorum; "dön lütfen, yoksa dünyayı ters çevireceğim öfkemle.. sonunda kaçtığına toslayacaksın.."
-ilk tanışma faslında "memnun oldum" demekten daha samimiyetsiz ne var?
-beni linç etmeli birileri. ama şimdi değil. önceden. zamanda geriye dönüş yok değil mi? geç kaldınız! sizin için üzgünüm!
-geçmişte bir gün bir yazı okumuştum; 'doğuda doğmak suç olsaydı en büyük suçlu güneş olurdu' demiş birisi yüreğine hayran kalmıştım yazanın.
-bugün babama kızdım uzun bir aradan sonra."bu zamana kadar yaptığın hiçbir şey doğru değildi" dedim.
-beni duyabildi mi bilmiyorum...
-en çok ellerim üşür. eldiven takmayı hiçbir zaman sevemedim.
-şemsiye taşımayı dansevmiyorum.
-bir kadının köprücük kemiğine yuva yapmak isterdim.
-benim esaretim, özgürlüğüm.
-bugün saçlarımı kazıtmayı da düşündüm.
-dünya, üstündekileri fırlatacak kadar hızlı dönmeli ya da kendini kusturacak kadar hızlı dönmeli.
-zihnim ve ruhum uyuşuyor.
-muhteşem bir boşvermişliği yaşarken bu kadar hassas olmamın nedeni ne? sanırım buna yenilmek deniliyor.
-duvarlarında ayna olan bir mekanda çok güzel bir kadınla o aynalardan kesişmekten daha lezzetli ne olabilir?
-büyünce ölü olacağım...
-bir gün istanbul havaalanında kendi uçuş kapımı bulmak için üç kişiye bir şey sorabilir miyim dedim. üçü de aynı cevabı verdi, "hayır"
-ellerimi çok severdi sevgililerim..
-dün çok şahane bir deri mont beğendim. üzerimdekinin kahve renkli olanı.
-birisi gönüllü dinlese beni, hiçbir hastalığım olmaz ama.
-insanlara gıcık olup yalnızlıktan nefret ediyorum.
-ciğerim yanıyor.
-geberene kadar ayakta durup da öyle gebermek istiyorum. dimdik. küfür gibi.
-tıka-basa öfkeyle doluyum.
-iki gece üst üste ağladım. hayatım, zincirleme yaşam kazasına döndü.
beni kavgalarımdan çekip alacak,
kısa saçlı kafamı göğsüne bastırıp,
her deliliğimi yaşamama bağlayacak,
dengesizliklerimden keyif alacak bir kadın,
güzel kokacak. teni mezarım olacak bir kadın. gamzesi olacak.. dudakları güzel,
öleceğim onda. nefesim kesilecek. kalbim duracak. topuklarını okşayıp. sırtını öpeceğim.
ellerini koklayacağım. parmaklarını öpüp, saçlarını okşayacağım..
bir kadın sadece. bu kadar çok dişi varken evrende, benim istediğim, arzuladığım, sadece bir kadın.
arınmış olacak tüm insani hırs ve bencilliklerden
konu ben olduğumda, yok sayacak her şeyi. gerekirse kendini. bir kadın sadece.
derdimin dermanı o çünkü. ruhumun ilacı o
ben onun ruhuna ve tenine girdiğimde, orada kalacağım.
bir daha incinmeyecek ruhum. kırılmayacak kemiklerim. etlerim dökülmeyecek.
gözlerim açılmayacak sonuna kadar. yumacağım.. ve öylece kalacağım. o'nda.
-zaman benim. geleceğe düşüyorum...
-inancım yok artık. tanrı sanırım beni yanlış anladı.
-bu kadar çok yaşamayı isterken, nedir bu ölüm sevdam. bilmiyorum. benim cehennemim de bu olsa gerek.
-"başkaları cehennemdir" demiş üstad. yanılıyor. başkaları kabir azabıdır. diş ağrısıdır. doğum sancısıdır.
-kedinin oynayıp da karman çorman ettiği bir yumağım lütfen ucumu bul ve sök beni!!
-zaman akıp geçiyor. ve ben hala önümden akıp geçen zamanla elimi yüzümü yıkayamıyorum.
-sigarayı günde 2 pakete çıkardım. elimden gelse, ekmeğin arasına azık ederim.
-şimdi yastığa kafamı koysam, geceye kadar uyurum. çok mutsuz olduğumdan olsa gerek. ya da çok yorgun. bilmiyorum.
-uykuya doymadan öleceğim ben. gözlerim şiş olacak yeniden dirildiğimde.
-kendime ait en sevdiğim özelliğim çok mutsuz olduğumda güzel şeyler yazmam olsa gerek.
-hep mutsuz olmalıyım sanırım. mutsuzken daha çok seviyorum kendimi. gözlerimden öpüyorum çaktırmadan.
elimden tutup sinemaya götürüyorum. geçenlerde bir pantolon hediye ettim kendime. sanırım şizofrenim.
-birazdan bir kase yoğurt yiyeceğim.
-çevremde, yapmam gereken şeyleri söyleyen o kadar çok insan var ki, bir tanesi bile ne yapmayı istediğimi sormuyor. annem bile.
-akşam bir filme gitmek istiyorum. tek başıma. mısırımı alıp da. gece de rakı içmek istiyorum. yine tek başıma. mum ışığı altında jeff buckley dinleyerek
-bence sizde yapmalısınız.
-ölümü çok merak ediyorum. ölene kadar ne olduğunu bilemeyeceğim ama.
-öpüşmeyi çok seviyorum. mucizevi geliyor bana.
-özlediğim tek bir insan yok. bir sürü insan bıraktım geçmişimde...
-zihnimden geçenlere yetişemiyorum.
-bir zamanlar sevdiğim kadının gecenin bir yarısı avuç içlerine bastırdığımda pilli bebekler gibi "ı love you" demişti.
belki size çok aptalca gelecek, bilmiyorum. ama ben bayılmıştım.
-jeff’i çok seviyorum. şarkı sözleri müthiş şiirler gibi geliyor bana.
-itiraf edecek bir şey yok aslında.
-hayat bir iftira gibi yapışmışken yakama.
-bilmiyorum.
-varlıkla yokluk arası bir şey işte.
-belki emeklemeden yürümüşüm.bilmiyorum.
-ve avuç içlerim soyuk.
-sanırım yaşıyorum. çünkü hala kanıyor bedenim.
-sanırım ölüyüm. hala mezarda gibiyim.
-sanırım can çekişiyorum. hala ve hala ölemedim bir türlü.
-bilmiyorum.
-ölüm-kalım meselesine döndü varoluşum.
-zaman denen kavrama hapsoldum.
-çıkışım geçmişte kaldı.
-ilk önce beynim çürüsün isterdim oysa.
-tüm sanatlar ilhamını ölümden alır derler.
-ben yaşamdan besleniyorum. vitamin eksikliğimin nedeni bu.
-içerimde bu kadar çok gurur ne ara gelip de yerleşti. haberim yok.
-savaşta atını gereksiz yere yoran bir savaşçının acemiliği var ruhumda.
-ben kendimi yordum.
-tüm kadınların bana bir seviş ve sevişme borçlu olduğunu inandım hep.
-nasıl bir ahmaklıksa bu. anlamadım gitti..
-ben hiç yalnız kalmadım aslında.. hep kendimle konuştum çünkü.
-delirmemin nedeni kalabalık olmammış meğerse.
-bir yüzleşme yaşıyorum aylardır.
-bu yüzden kayıbım aynalarda.. silüetim yok. bir hayaleti tıraş ediyorum sabahları. o ise dişlerimi fırçalıyor benim.
-büyük harflerle bağırıyorum aslında.
-duyan yok..
-kayıtsız bir sırıtış var artık yüzümde.
-hıçkırık ve ağlama arası bir gülüşün dış sesi.
-sabır taşım kırıldı.
-ben taş oldum.
-artık tanrıya kafa tutmuyorum..vazgeçtikleriminin arasında yada bilmiyorum.
-bir çok kişi yazılarımda kendilerini bulduğundan bahsediyor.
-ben kayboluyorum oysa yazarken..
-kendimi bulma arayışımın satır izleri bunlar..
-sadece uyumak istiyorum..
-gözlerim yuvalarından düşecek gibi.. ellerimle yerleştiriyorum çukurlarına.
-bir insanın hissettiği tek duygu sadece "zaman" olabilir mi?
-hayat arsızı oldum.
-yaşam yüzsüzü.
-yoruldum. hayatın molası olmalı.
-çok sevdiğim bir kitabı, filmi ya da şarkıyı eskiden herkesle paylaşmak isterdim. şimdilerde sadece kendime saklıyorum. bencillik mi bu?
-bir gün bir kitap yazmak istiyorum.
bir türlü intihar etmeyi başaramayıp,
her intihar denemesinde birilerinin mükemmel hayatını allak bullak eden bir adamın hikayesini.
ve bunun filmini çekmeyi düşünüyorum. (çalmayın fikrimi)
-balık yemeye bayılıyorum.
-ızgara tavuğa.
-rakı'ya.
-artık aşık olamıyorum galiba. vazgeçmem çok kolay oluyor çünkü.
-kendimi sevmememe karşın kendimden değerli tek bir insan ya da olgu göremiyorum.
-deliriyorum.
-kendimi öldürmekten korkuyorum.
-babamdan hiç öyle çok dayak yemedim. ama beni hiç öptüğünü de hatırlamam. keşke dövseydi. en azından elleri yüzüme değmiş olurdu.
-tanrı benim için koca bir hayal kırıklığı. eminim ki ben de o'nun için koca bir hayal kırıklığıyım.
-hayatta en dibe vurduğum tek bir an yok. hala gidiyorum o dibe.
-keşke ölüm stilimi seçme şansım olsaydı. tıraş olup, tamamen simsiyah giyinmek isterdim.
-kulaklıkla müzik dinlemek çok güzel. dışarıdan gelebilecek her sesi bastırıyor.
-batıl inançlarım yok, ama ekmeğin ters çevrilmesi ruhumu acıtır.
-tanrı olsaydım, insanlığı kendi haline bırakıp giderdim bir gün.
-büyüyünce ne olacaksın diye bir kere sorulmadı bana. ben de bu yüzden hiçbir şey olamadım.
-artık musluk suyunu hiç kimse içmiyor.
-yapay çiçekler kadar dekorasyon ayıbı başka bir şey yok.
-kronik olabilir mutsuzluğum.. bilmiyorum.
-insanların aşktan daha önemli işleri var. garip geliyor bu bana...
-çok şey itiraf ettim kendime. bunca zaman. belki de hepsi bir iftiraydı...
kendime atıp, yüzüme ve gözüme bulaştırdığım.. bilmiyorum.
-boşvermenin ne demek olduğunu öğrendim artık.
-insanı da terbiye eden bir şey var. ve o şey, en rütbeli olan. ne mi o şey; tabi ki zaman!!
-bir kavgaya tutuşmuş gibi yaşıyorum hayatı.
-geceleri manik, gündüzleri depresifim..
-içimde koca bir adam varmış gibi hissediyorum hep..
-kendimden korkuyorum.
-zamansız terkettiğim sevgililerin ardından bağırmak istiyorum; "dön lütfen, yoksa dünyayı ters çevireceğim öfkemle.. sonunda kaçtığına toslayacaksın.."
-ilk tanışma faslında "memnun oldum" demekten daha samimiyetsiz ne var?
-beni linç etmeli birileri. ama şimdi değil. önceden. zamanda geriye dönüş yok değil mi? geç kaldınız! sizin için üzgünüm!
-geçmişte bir gün bir yazı okumuştum; 'doğuda doğmak suç olsaydı en büyük suçlu güneş olurdu' demiş birisi yüreğine hayran kalmıştım yazanın.
-bugün babama kızdım uzun bir aradan sonra."bu zamana kadar yaptığın hiçbir şey doğru değildi" dedim.
-beni duyabildi mi bilmiyorum...
-en çok ellerim üşür. eldiven takmayı hiçbir zaman sevemedim.
-şemsiye taşımayı dansevmiyorum.
-bir kadının köprücük kemiğine yuva yapmak isterdim.
-benim esaretim, özgürlüğüm.
-bugün saçlarımı kazıtmayı da düşündüm.
-dünya, üstündekileri fırlatacak kadar hızlı dönmeli ya da kendini kusturacak kadar hızlı dönmeli.
-zihnim ve ruhum uyuşuyor.
-muhteşem bir boşvermişliği yaşarken bu kadar hassas olmamın nedeni ne? sanırım buna yenilmek deniliyor.
-duvarlarında ayna olan bir mekanda çok güzel bir kadınla o aynalardan kesişmekten daha lezzetli ne olabilir?
-büyünce ölü olacağım...
-bir gün istanbul havaalanında kendi uçuş kapımı bulmak için üç kişiye bir şey sorabilir miyim dedim. üçü de aynı cevabı verdi, "hayır"
-ellerimi çok severdi sevgililerim..
-dün çok şahane bir deri mont beğendim. üzerimdekinin kahve renkli olanı.
-birisi gönüllü dinlese beni, hiçbir hastalığım olmaz ama.
-insanlara gıcık olup yalnızlıktan nefret ediyorum.
-ciğerim yanıyor.
-geberene kadar ayakta durup da öyle gebermek istiyorum. dimdik. küfür gibi.
-tıka-basa öfkeyle doluyum.
-iki gece üst üste ağladım. hayatım, zincirleme yaşam kazasına döndü.
devamını gör...
roman okumayı kültürlenmek zanneden tip
insanların okuduklarına dahi karışmayı bırakın dediğim başlıktır.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
cahit sıtkı tarancı - ölüm
sözünde durmadı mavi gökler;
gün kararıyor gitgide ölüm.
akşam yeli nedameti söyler;
nedamet yer etti bende ölüm.
ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce;
sudur akar kendi bildiğince,
hangi pencereye koşsam gece;
gitmiyor bu can bu tende ölüm.
ne vefasız geçmişten hayır var,
ne gelecekler imdada koşar,
çoktandır tekneyi aldı sular;
çoktandır ümitler sende ölüm...
sözünde durmadı mavi gökler;
gün kararıyor gitgide ölüm.
akşam yeli nedameti söyler;
nedamet yer etti bende ölüm.
ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce;
sudur akar kendi bildiğince,
hangi pencereye koşsam gece;
gitmiyor bu can bu tende ölüm.
ne vefasız geçmişten hayır var,
ne gelecekler imdada koşar,
çoktandır tekneyi aldı sular;
çoktandır ümitler sende ölüm...
devamını gör...
internetten para kazanmak
yeterli zamanı olanlar için mümkündür. ben kendi yaptığım bir kaç yöntemi anlatayım. içerik üreterek ve ekitap yazarak para kazanmayı anlatacağım. ben aylık 70 dolar kadar kazanıyorum. yani uğraştığıma değmez ama ben para için değil can sıkıntısından uğraşıyorum.
tıbbi bilgiler verdiğim bir youtube kanalım var. düzenli video paylaşırsanız kazanç sınırına ulaşmamak mümkün değil. 9180 takipçim vardı en son. ee ben doktor değilim nasıl olacak diyenler oluyor. açarsın iki siteyi oradaki bilgileri seslendirirsin benim yaptığım da bu.
buradan
bir kitap öykü roman yazdınız. kimseye ihtiyacınız yok bunu ekitap haline çevirmek iki dakikanızı alır. hazır sistemlerle kitap kapağı da yaparsanız tamam. bunları d&r ve idefiks de satışa çıkarıyorsunuz. her satışın yüzde 60'ı sizin. fiyatı da siz belirliyorsunuz. ben deneme amaçlı iki öykü kitabı yazdım. aylık ortalama kazancım 30 dolar civarında. daha iyi kitaplar yazarsanız hafif de reklam yapabilirseniz kazancınız artacaktır.
buradan bakabilirsiniz.
youtube ve ekitap hakkında sorusu olanları cevaplarım. bide satış olayı var. o konuda da ufak tefek denemelerim oldu ama bu konuyu daha iyi bilenler anlatsın.
ekitap konusunda şunu söyleyeyim. iki kitap yazıp günde 1 dolar kazanmak komik gelebilir ama ömür boyu bana para getirecek. ve her iki kitabı da birer hafrasonunda yazdım. asıl romanımı şimdilik ekitap yapmıyorum. her haftasonu bir kitap satışa çıkarsam ayda 4 kitabım daha olur. kitap sayım arttıkça kazancım da artar. biri tutulursa kazançlar katlanacaktır.
biraz uzadı. geveze biriyim ama şunu söyleyebilirim. internetten para kazanmak yan gelip yatma yeri değil. emek ve sabır istiyor.
tıbbi bilgiler verdiğim bir youtube kanalım var. düzenli video paylaşırsanız kazanç sınırına ulaşmamak mümkün değil. 9180 takipçim vardı en son. ee ben doktor değilim nasıl olacak diyenler oluyor. açarsın iki siteyi oradaki bilgileri seslendirirsin benim yaptığım da bu.
buradan
bir kitap öykü roman yazdınız. kimseye ihtiyacınız yok bunu ekitap haline çevirmek iki dakikanızı alır. hazır sistemlerle kitap kapağı da yaparsanız tamam. bunları d&r ve idefiks de satışa çıkarıyorsunuz. her satışın yüzde 60'ı sizin. fiyatı da siz belirliyorsunuz. ben deneme amaçlı iki öykü kitabı yazdım. aylık ortalama kazancım 30 dolar civarında. daha iyi kitaplar yazarsanız hafif de reklam yapabilirseniz kazancınız artacaktır.
buradan bakabilirsiniz.
youtube ve ekitap hakkında sorusu olanları cevaplarım. bide satış olayı var. o konuda da ufak tefek denemelerim oldu ama bu konuyu daha iyi bilenler anlatsın.
ekitap konusunda şunu söyleyeyim. iki kitap yazıp günde 1 dolar kazanmak komik gelebilir ama ömür boyu bana para getirecek. ve her iki kitabı da birer hafrasonunda yazdım. asıl romanımı şimdilik ekitap yapmıyorum. her haftasonu bir kitap satışa çıkarsam ayda 4 kitabım daha olur. kitap sayım arttıkça kazancım da artar. biri tutulursa kazançlar katlanacaktır.
biraz uzadı. geveze biriyim ama şunu söyleyebilirim. internetten para kazanmak yan gelip yatma yeri değil. emek ve sabır istiyor.
devamını gör...
yazdığın makalene atıf yapılması
makale yazmaktan daha gurur vericidir. emek vermiş bir yerlerde yayımlamışsın çalışmanı. sonra birileri bu makalenden yararlanıp kendi çalışmalarına referans olarak gösteriyor. bence harika bir duygu. geçtiğimiz günlerde başıma geldi ondan biliyorum.
devamını gör...
halk neden ayaklanmıyor sorunsalı
devamını gör...
normal sözlük’ün en zeki yazarı
benim.
onedio ıq testinde baya yüksek almıştım. o yüzden benim.
onedio ıq testinde baya yüksek almıştım. o yüzden benim.
devamını gör...
güneş almayan evde yaşamak
artık doktorlar eve girmediğinden hastane girecek olan evdir. bol bol güneşe çıkmalı, kış aylarında ayda bir devit ampul çakmalı ve o evden kurtulma yöntemleri aranmalıdır.
devamını gör...
korkuların genetik olması
iki yerde anlattım, değiştirerek burada da anlatayım;
korkularımızın bir kısmı bize atalarımızdan yadigâr; bir de en bariz şekilde kendini belli eder demiyoruz. çok farklı ancak yapısal olarak aynı şekilde de girebilir hayatımıza. misal bipolar bozukluğunuz varsa bu geçmişte dna diziliminiz benzerlik gösteren birinin baskılardan olan korkusunu size kadar taşıması demek. ha tabii gelmeyedebilir, bizim evde titizliğine hastalığa yakın bir şekilde dikkat eden sadece kız kardeşimdir ve ondan önce böyle olan babaannemdir. bu da korkudur; bakteri var, virüs var korkusu.
(bkz: korku koşullanması deneyi)
korkularımızın bir kısmı bize atalarımızdan yadigâr; bir de en bariz şekilde kendini belli eder demiyoruz. çok farklı ancak yapısal olarak aynı şekilde de girebilir hayatımıza. misal bipolar bozukluğunuz varsa bu geçmişte dna diziliminiz benzerlik gösteren birinin baskılardan olan korkusunu size kadar taşıması demek. ha tabii gelmeyedebilir, bizim evde titizliğine hastalığa yakın bir şekilde dikkat eden sadece kız kardeşimdir ve ondan önce böyle olan babaannemdir. bu da korkudur; bakteri var, virüs var korkusu.
(bkz: korku koşullanması deneyi)
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
benim tek iko hakkında fikrim var. garanti gözlüklü ve hafif göbekli. göbekli olmasının nedeni 14 yıldır tip2 diyabet olması yanlış anlaşılmasın. hatta bence gözlük çerçevesi kemik ve böyle siyah-kahve karışımı. beyaz tenli çünkü masa başında oturmaktan çok fazla güneşe çıkamıyor. hafif kilolu olmasına rağmen ince ve uzun parmakları olduğunu düşünüyorum. klavyeye daha rahat hakim olabilmesi için. kafasının üstü açılmış olabilir ama saçlarının uzun olduğunu tahmin ediyorum. bir nedeni yok. öylesine. yalnız bunların doğruluk payı yüksekse kendimden korkarım ya da gurur duyarım üstün sherlock yeteneklere sahibim diye.
devamını gör...
toy story
dünyanın en güzel animasyon film serilerinden. ilk filmi pixar'ın ilk uzun metrajlı filmi olarak 1995 yılında çıktı. 4 film de biraz bakmaya başladığınızda başından kalkamayacağınız kadar güzeldir. kaç yaşına geldim hala kardeşimi izlerken görünce yanına gidip izliyorum.
duyguları çok güzel hissettirir, karakterlerin üzüntüleri, korkuları, mutlu anları... hepsini yaşamış gibi hissedersiniz. bütün karakterler birbirinden tatlıdır.
söylemeden olmaz
-to infinity and beyond!
duyguları çok güzel hissettirir, karakterlerin üzüntüleri, korkuları, mutlu anları... hepsini yaşamış gibi hissedersiniz. bütün karakterler birbirinden tatlıdır.
söylemeden olmaz
-to infinity and beyond!
devamını gör...
yazarların zor zamanlarında sığındığı kişiler
kimse. her şeyi tek başına atlattım.
devamını gör...
gece yastığa kafasını rahat koyan yazarlar
sanırsam artık çocuk olmadığımı anlamam geceleri kafamı yastığa koymamdan sonra gelişen olaylar dahilinde gerçekleşmişti fakat herhalde herkes için böyle olmuyor. hala bazı insanları anlamakta güçlük çekiyorum. nasıl oluyor da bu kadar vurdumduymaz ve duygusuz olabiliyorlar? gerçekten akıl alır gibi değil..
devamını gör...
stagnan hipoksi
iskemik hipoksi olarak da bilinen oksijen basıncı ve hemoglobin seviyesin normal iken kan akımının yetersiz olmasına bağlı dokulara oksijen ulaşamaması ile karakterize hipoksi türüdür.
devamını gör...
birini sevince yapılanlar
şunu çok seviyorum, merak ediyorum gibi laf arasında söylediği şeylere aşırı dikkat ederim. o ince detaylarla karşımdakini mutlu etmeye çalışırım.
devamını gör...

