başarısızlıklar, hayaller, dostluk ve şarap üzerine yapılmış güzel bir filmdir. oscar ve altın küre ödüllü filmin afişini koyalım ve spoiler vermeden anlatalım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şarap şişesinin içine hapsolmuş iki arkadaşın hikayesini izleriz. ancak film şarap şişesi içerisine değil, kendi hayatlarına sıkışmış insanların hikayesidir. kahramanlarımızdan biri kısa süre sonra evlenecektir. bu evlilik öncesi iki arkadaş son kez birlikte bir gezi yapmak isterler. amaçları iyi şaraplar içip, eski günleri yad etmektir. ancak başlarına olaylar olaylar.

yazar olmak isteyen ancak başarısız bir ingilizce öğretmeni ve kendisini aktör olarak gören ancak kariyeri tv oyunculuğundan öteye gidememiş bir oyuncu. iki başarısız arkadaşın yer yer komik ama daha çok buruk hikayesidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

filme tür olarak romantik komedi denmiş ama benim görüşüm tam bir yol hikayesidir. kahramanlarımız iyi şarapların peşinden giderken, diğer taraftan kendileriyle ve geçmişleriyle hesaplaşırlar.

filmin beni etkileyen kısmı ise şarap ile insan arasında kurulan bağın iyi işlenmiş olmasıdır. ayrıca müziklerine dikkat edelim çünkü müzikleriyle altın küre kucaklamışlardır.

2004 amerika yapımı, yönetmeni alexander payne ve başrolde bana göre oscarlık oyunculuk sergileyen ancak bu filmi ile oscarı alamayan paul giamatti’yi izleriz. son söz olarak film için, düşük bütçeli ama büyük bir film derim. imdb puan 7.5 verilmiştir.

fragman ve filmin tamamı için link verelim;
fragman ve filme gider
iyi seyirler.
devamını gör...

çok iyiyiz. özellikle son zamanlarda geçmişimle yüzleştim, kendimi tanıdım ve kendime zaman tanıdım. uzun süreli bir depresyon döneminden neşeli, enerjik, kendine has bir insan olarak gururla çıktım. kendimi seviyorum. sizi de seviyorum sözlük halkı, çok hoşsunuz.
devamını gör...

boş olduğunu görünce dumura uğradığım başlık. yazalım madem, merak edene paganizm'e giriş olsun.

politeistik & panteistik doğa dinleri bütünüdür.

geneli itibariyle paganizm aslında ibrahimi olmayan her dini kapsayan bir şemsiye terimdir, ancak kendi çevrelerinde ağırlıklı olarak doğa dinleriyle anılır.

modern paganizm çok zengin ve farklı geleneklerden oluşur. burada geleneklerden kasıt, farklı dinlerdir, ancak yine alakalı çevreler içerisinde pagan dinleri gelenekler veya "yollar" olarak anılır ve birbirinden ayrılır.

(bkz: neopaganizm)

her pagan oturmuş düzene ve işleyişe sahip bir geleneği takip etmek durumumda değildir, maneviyat hakkında kendi görüşlerini takip ederek kendi yollarını çizebilirler, bu yönüyle günümüzde çoğu pagan dini öznelliği yüceltir ve kişisel deneyimi ön plana çıkartır. dolayısıyla paganizm dogmatik değildir. paganlar doğaya hürmet ederler ve pek çok tanrı & tanrıçaya tapabilirler. buna onurlandırmak veya onurlanmak denir.

paganizm'in çokça tanrısının bulunmasının sebebi, doğanın kendi içinde bulunan çeşitliliğini tanımaya dayanır. bazı paganlar, tanrı ve tanrıçaları bir bireyler bütünü olarak görür, tıpkı bir insan toplumu gibi. diğerleri, örneğin antik zamanlardan bu yana osiris ve isis'in takipçileri, günümüzün wicca temelli paganları ile birlikte, bütün tanrıçaları bir büyük tanrıça olarak görürler, bütün tanrıları ise bir bütün; birbirleriyle olan ahenk ve düzenli etkileşimleri, evrenin sırlarını yaratır ve imgeler bize.

buna rağmen de pek çok gelenekte en yüksekte yüce bir ilahi prensip olduğu düşünülür, herakleitos'un deyimiyle "zeus olarak anılmak isteyen ve istemeyen bir tanrı." gibi. bu prensip bazıları için de her şeyin büyük tanrıça ve annesi'dir. isis'in ilk yüzyıl yazarı apuleyus'a olduğu gibi, bu paragrafta ikincil olarak bahsettiğim prensip günümüzde çoğu batılı pagan tarafınca takip edilir.

ama diğerleri, hıristiyan antikliğinde paganizm'i eski haline kavuşturan imparator julian gibi, günümüz vakitlerinde bazı hindu mistikler ile birlikte, soyut bir yüce kaideye inanırlar, her şeyin kaynağı ve özü. ama bu paganlar bile, diğer ruhani varlıkların daha yüce olabileceği ihtimalini kabul etmekle birlikte, kendilerini kutsal olarak tanırlar, yanlış veya kısmi olmayan. bahsetmiş olduğum bir'e inanan paganlar henoteist olarak adlandırılırlar, bir doğru ilahiliğe inanıp diğer bütün tanrıları reddeden monoteistlerden ayrı olarak.

biraz da tanrıçaya değinmeli. bütün pagan dinleri kutsallığın feminen yüzünü tanırlar, tanrıçalar barındırmayan bir pagan dinini, pagan dini olarak tanımlamak epey zordur. odin ya da mitra kültü gibi bazı pagan yolları, bir erkek tanrıya da özel bir bağlılık sunarlar. ama monoteistlerin yaptığının aksine, diğer tanrı ve tanrıçaları reddetmezler. judaizm, islam ya da hıristiyanlık gibi pagan olmayan dinlerin dişi bir kutsallık fikrinden iğrenmesi durumunun aksine.
devamını gör...

bugünün haberleri ile ortaya çıkan durum. almanya'da erasmus öğrencisiyim. bursu geçtim burs antlaşması dahi henüz yapılmadı. internette yayınlanan bu haberlerde ulusal ajansın ancak 2.5 aylık bir para verebileceği, bunu da 2022 şubat zamanında verebileceği ihtimali itü yönetimi tarafından dillendirilmiş. benim bağlı olduğum üniversite de tarih dahi açıklamayıp bu anlaşmanın ne zaman gerçekleşeceğine dair bir fikirlerinin olmadığını söyledi.

bir yıldır çalıştım para biriktirdim, burada 2 ay yetecek para ile geldim. bakalım gerisi nasıl olacak.. iş ilanlarına bakıyorum, ders programına uyan bulursam gireceğim.
devamını gör...

beklentilerimi karşılayan bir şarkı oldu. ha yayınlandı ha yayınlanacak derken strese girmiştim. * nasıl olacak acaba? babalar çıtanın seviyesini nerede tutacaklar derken, tını anlamında bir iron maiden klasiği daha yaratmış olmaları beni ziyadesiyle tatmin etti. soloları akıcı buldum. ilk solo tabiri caizse beni hamur kıvamına getirdi. beğenmeyenleri gördüm ama bence gayet stabil. ikinci soloda ise; ''akın var güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz güneşin zaptı yakın!'' hissiyatı alıyorsunuz. girişi de yavan bulanlar olmuş ama maiden bunu bir çok parçasında yapıyor. önce yavaştan tınıya alıştırıyor sonrasında allah ne verdi ise ritmi sizin zihninize ve ruhunuza kazıyor. bu anlamda da eleştirilecek bir yön görmüyorum. zira zaten daha önce de yaptıkları bir şey bu. maiden'ın alameti farikalarından birisidir.

bruce dickinson vokaliyle ilgili olarak yolgezere kesinlikle katılıyorum. o yaşta o performansa ben şapka çıkarırım. netice olarak zaman ilerliyor, tevellüt almış başını gitmiş, elbette ilk zamanlardaki performansı beklemiyoruz ama toparlamış olmasına cidden sevindim. şarkıyı dinlerken de bir helal olsun çaktım kendisine.

ayrıca başıma bir şey gelmeyecekse klibi de beğendim. parçayla uyumlu ve izlerken keyif aldım. ha klipte babaları da gerçek anlamda görseydik iyi olurdu ama bu durum animasyonun hakkını yememize sebep olmamalı. ben sağlam bir albüm daha bekliyorum. maiden düşmanları biraz kötülemeye çalışmışlar şarkıyı ama zorlama yorumlar olmuş hepsi * siz ne söylerseniz söyleyin, maiden bu. kabul etmeseniz de itaat edeceksiniz! *

tanım: metal müzik tarihinin tartışmasız en iyi grubunun, yeni albümünün ayak seslerini duyduğumuz harikulade şarkı.

dip not: evet fanatiğiz. ama sağlam temeller üzerine kurulmuş bir fanatizm bu. maiden bir yana dünya bir yana *
devamını gör...

ta kendisiyim. açık havada kitap okumanın tadı bir başka. mis gibi hava ve kitap... daha ne olsun !
devamını gör...

aynı şeyi ben de düşünüyorum.
günaydın sözlük.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sanırım şimdiki adı yaşlı bakım evi bilmem ney olan kuruluş.
belirli bir yaşı geçtikten sonra kendi isteği ile veya çocuklarının kişiye bakamaması üzerine gönderilen kurumdur aslında. bilindiğinin aksine huzur evlerinde rahatsızlıktan çok rahatlık vardır. bu iki tarafın ortak kararı ise gönül daha bir razı olur tabi. yaşı geçmiş büyüğümüz tarafından bakacak olursak herkes kendi yaşıtlarıyla aynı ortamda bulunmak kendi zamanlarının konularını konuşmak ister, onlar da öyle. eminim ki onlar için en iyi çözüm yollarından biri odur.
devamını gör...

2013-14 senelerine kadar buraya satır satır yazacak derecede hayattan beklentim vardı. siyasi hırsımı, beklentilerimi, geleceğimi törpüleyen şahıs, başkan.
devamını gör...

kış ayından çıkışın müjdesi kiraz, vişne ağaçlarının çiçek açmasıdır kanımca. bu yazar da öyle nokta atışı artılar atıyor ki, bahar geldi sanıyorum. *

var olsun, saygılar.
devamını gör...

çok farklı telli ve yaylı çalgılara hakim bir sanatçı olsa da asıl uzmanlığı kemençe olan yunan müzisyen, kemençe virtüözü akademisyen.

mübadele döneminde yunanistan'a göç eden karadeniz asıllı bir aileden gelen, selanik yakınlarındaki karaferye şehrinde doğan bir isim matthaios tsahouridis. soyadı çakıridis şeklinde okunuyor ki, herhalde çakıroğlu falan gibi bir anlama geliyordur.

1987 yılında 9 yaşında başlamış enstrüman çalmaya. günümüzde hem yunanistan'da hem de türkiye'de en iyi kemençe sanatçısı olarak kabul ediliyor. düşünün ki türkiye'nin en büyük kemençe üstadlarından biri olan * yusuf cemal keskin bile matthaios tsahouridis için "adam kamençeyi yutmuş" diyor aşağıya linkini bırakacağım eğlence gecesinde.

çok farklı tarzlara hakimiyeti, birçok farklı ülkeden etnik sanatçılarla diyalogları ile ilginç bir sanat insanı matthaios tsahouridis. her fırsatta karadeniz'li yöresel sanatçılarla çeşitli etkinliklere, festivallere katılan, apolas lermi ile ortak çalışmalar yapan , sanki ne kadar yunan'sa bir o kadar da bizden biri gibi farklı bir sanat insanı.

şuraya yusuf cemal keskin'i mest eden kemençe show 'undan bir kesit koyalım.
biraz da levent yüksel'in → zalim'inden.
devamını gör...

boş beleş az kalır bana it kopuk daha yerinde benim için
devamını gör...

murat yalçın tarafından yazılan, 1998 baskısında anlatı, sonrasında roman olarak farklı yayınevleri tarafından yayınlanan kitap. özellikle başlangıçta parantez içine alınmış harfler, söz oyunları dikkat çekiyor ve ister istemez enis batur'u da hatırlatıyor. ki geçmişte birlikte çalıştıkları bilinen bir gerçek. ancak bu oyunları bu kitapta sevdiğimi söyleyemeyeceğim.

kitapta pek çok yazardan alıntılar mevcut, zaman zaman anlatıcı bu yazarlara da sataşmayı ihmal etmiyor, yeri geldi mi onlara hesap dahi soruyor. farklı yazarlarla tanışmak için alıntılar güzel. okuyucu olarak her birine yetişmek ve anlamak güç olsa da yazarın neyden bahsettiğini bildiği, anlatısında bir temele dayandığı açık. edebi olarak kendini ne kadar iyi beslediğini yazarı tanımadan bu kitaptan dahi görmek mümkün.

kitap boyunca üzerinde durulan birkaç imge var fakat söylemeliyim ki bende bir imgelem doğmadı. yazılan her şey ardı ardına bir karmaşa içinde adeta bir bombardımana dönüşüyor. mizahın gölgesinde güzel noktalara dokunuluyor fakat yine de bir şeylerin eksikliğini duydum bu kitapta. yine de hakkında bir karara varmak için son sayfayı bitirinceye kadar bekledim.


"dalından bu sabah düşmüş taze ceviz kokusu yaymasını, ellere kına olup yakılmasını isterdim yazdıklarımın. benimki çiğ, acı ekşi."


kaynak: hafif metro günleri, murat yalçın, can yayınları, 1. basım.
devamını gör...

satışı yapılan yerden değil, daha önce edinmiş olan kimseden ucuza alınan mal.
devamını gör...

orhan için sürüklenen uğur'un ve uğur için sürüklenen onun p*z*v**i bekir'in hikayesidir.
yönetmeni ve senaristi (bkz: zeki demirkubuz) olan, 1997 yapımı , (bkz: kader(film))'in devamı olan ama daha önce çekilen film. demirkubuz, bekir (haluk bilginer)'in yusuf(güven kıraç)'a hikayeyi anlattığı yedi dakikalık tiradı kader'e çevirmiştir.

kader ve masumiyet ile ilgili aklımda kalanlar:

-masumiyet'te , uğur'un bekir'e "s****ne ulan, s****ne!" demesi ve kader'de uğur'un bekir'e "vursana ulan, vursana!" demesi.
-kader'de, uğur'un annesini or******la suçlaması ve o***pu olması.
-kader'de, uğur'un şehre geri döndüğünde dükkana gelip bekir'den para istemesi ve bekir'in bunu arkadaşlarına çarpıta çarpıta anlatması.
-masumiyet'te, son sahnede yaşlı adamın orhan'ın babası oldugunu görmemiz .
- masumiyet'te, eniştenin yusuf'a minnettar olması, yusuf'un ablasını dilsiz bırakması, eniştesi ablasına hakaret ederken ve döverken yusuf'un hiçbir sey demeden çantasını alıp gitmesi .
- masumiyet'te , yusuf "aşık oldum"diyince, uğur'un "kime ?" demesi ve yusuf'un "sana abla, kime olacak..." demesi .
- kader'de, bekir'in çocuğu ilaç beklerken bekir'in kars'a, uğur'un yanına gitmesi...

film hakkında fikrim:
oyınculukları beğendim, senaryo gerçekçi değil ve uçuktu. bekir'in yaşadığının da uğur'un yaşadığının da aşk olduğunu düşünmüyorum.
kader'de, izmir'den sahneler görünce mutlu oldum.
devamını gör...

senaryolarında, dergi köşelerinde yazdıklarında, kitaplarında anlattıklarında, kullandığı dilde, ettiği beddua ve küfürlerde, aktarmak istediklerini anlatırken yaptığı şakalarda buram buram 90’lar kokusu aldığım ve çok fazla sevdiğim bir kalem burak aksak...

bu kitap da içinde yukarıda saydıklarımı fazlasıyla barındıran, onlarca mini öykü ve denemelerden oluşan bir öykü kitabı...

yermek için söylemiyorum fakat çıkaracağı işlerin hemen arefesinde; anlamsız bir ‘popüler kültür uğrunda yitirir miyiz’ endişesi taşıyorum.

nitekim, bu kitabında da endişelerimin yersiz olmadığını gördüğümü üzülerek belirtmek isterim.

burak aksak’ın mizahını seviyorum. gerçekten çok seviyorum.

dolandırmadan bodoslama konuya dalışını da seviyorum, absürt ve alışılagelenin çok dışında kurgusunu da...

lakin bu kitap biraz şey koktu burnuma okurken:

yazmış olmak için yazmış..

içinde çok beğendiğim hikayeler de var elbet. sizlerin de beğeneceğini öngörüyorum. lakin bazıları gerçekten okurken; “keşke yazmasaydın be abicim...” dedirtmedi desem yalan olur.

kitap kötü değil.

ama iyi de değil.

kitabın kalınlığına aldanmayın çünkü gayet büyük puntolarla basılmış.

illa ki yüreğinizde bir kaç yere dokunacak bir kaç satır barındırıyor içinde. bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama;

kurban olayım burak hoca,

zorlamayla olmuyor işte sen de farkındasın, biliyorum.

yazasın yoksa yazma n’olur.

çünkü çok belli oluyor...

yine de meraklıları okuduğuna pişman olmayacaktır.
devamını gör...

yüzme bilmeden denize atlamaktır. çırpınır durur varsa şansı biri tarafından kurtarılır yoksa boğulur. sağ salim çıktıysa deniz bugün dalgalıydı yoksa ben boğulmazdım der kurtarını pişman, kendini de maskara eder.
devamını gör...

şimdiden istekte bulunabiliyor muyuz?
yol’a düş- mavi türkü

devamını gör...

iyi dedin krali, hatta yazı yazma özelliği de kaldırılsın, mal mal ekrana bakıp çıkalım.
devamını gör...

corvoisier-terrier bulgusu olarak da bilinir.safra kesesi hidropik olup hassas değildir,yani palpe edilir ancak ağrı duyulmaz. ampulla vateri'de tıkayıcı tümör varlığına işaret eder.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim