söyleme dostuna söyler dostuna
söyleme sırrını dostuna oda söyler dostuna , uzatılmış şeklidir.
devamını gör...
kadın adı var ise ak parti sayesinde
çok haklı bir söylemdir.
hiç bu kadar kadının adı duyulmamıştı cinayet haberlerinde.
hiç bu kadar kadının adı duyulmamıştı cinayet haberlerinde.
devamını gör...
her şeye zam gelirken sigaraya gelmemesi
"sus.. sus.. duymasınlar laaannn.." bi o kaldıydı..
devamını gör...
gündemde gezerken keyfin kaçması
her seferinde başıma gelen şeydir. sadece keyif kaçması da değildir. üzüntüdür. korkudur. çaresizliktir. ne yapabiliriz ki, ne olur da değişir ki bu ülke? hoş sorun tek bizde de değil. biz sadece burayı görüyoruz diye sıklıkla buradaki olayları duyuyoruz diye tek sorun bizde zannediyoruz. sorun insanlıkta.
devamını gör...
birini çok sevdiğin halde onun seni sevmemesi
iyi bir şey değildir. (bkz: platonik aşk)
dünya küçülür, öyle dönemler gelir ki zaman, o insanı gördüğün kısa süreye; mekan, onu görebildiğin yere sıkışır. insan, kendi kendine ihanet ediyor. zamanın, hayatın değerini kaybettiği bu durumu açıklamak kolay değildir.
yalnızlar, sevgililer, nişanlılar, evliler diye sürüp giden bu dünyanın yetim çocukları platonik aşıklardır. düşünsenize, kendinizi hiçbir yere ait hissetmiyorsunuz. içinizde bitmek bilmeyen bir umut var. "ya olursa ?" şeklindeki düşünceniz, o naif umudunuz kanınızda gezip sizi her gün zehirliyor. insanın bir netice almak isteyip aynı zamanda o neticeden de en çok korktuğu durumlardan birisidir. ne olumlu bir dönüşün yaratacağı mutluluğu ne de olumsuz bir cevabın sizden koparacağı parçayı tasvir edemiyorsunuz. hayali bile müthiş bir haz veren insanın, gerçekten elini tuttuğunuzu düşündüğünüzde dünyanın en mutlu insanı olurdunuz herhalde. sizi reddettiğinde de dünyanın en sefil insanına dönüşürdünüz. böyledir hayallerde.
işi daha da zorlaştıran şeyler vardır mesela. sevmemeniz gereken birini sevdiğiniz bir hikaye, acıya acı katacaktır. ya da sevdiğiniz insanın sizi sevme ihtimalinin çok düşük olduğu bir durum düşünün. gözlerdeki umudu, yaşanılan her ana yüklenen anlamları, kendi kendine gelin güvey olmaları, üçüncü şahısların dahil olduğu durumda gözlerdeki tedirginliği. nereden bakarsanız bakın insanı eskiten bir şey.
iş sizden çıkmış; bir zayıflık, duygularınızın eline düşmüşsünüz, bir çaresizlik. iki dudak arasındasınız. insan kendine söz geçiremez mi? çok ilginç. onun adı, kokusu veya onu anımsatan bir şey söz konusu olduğu zaman hayat duruyor. önceliğiniz değişmiş. siz değilsiniz, anneniz, kardeşiniz veya arkadaşınız değil. para veya itibar da söz konusu değil. artık daha az ilgilisiniz bunlara. tüm ilginiz bir insan üzerinde toplanmış. bilinç altınız dolup taşıyor ve rüyalarınızın başrolüne sadece bir kişi hükmediyor.
bu hikaye, istisnalar dışında üzücü bitecektir. çoğunlukla gönül dünyası yıkılacaktır. platonik aşk, genellikle bir rakı sofrasında anlatılacak, hayatın, insana attığı en büyük kazıklardan biridir. lakin geçecek, geçiyor. yaşam, bir kadının yasını adam gibi tutturmuyor size. kızıyor bu şımarıklığa; size onun acısını unutturacak yenilerini gönderiyor.
dünya küçülür, öyle dönemler gelir ki zaman, o insanı gördüğün kısa süreye; mekan, onu görebildiğin yere sıkışır. insan, kendi kendine ihanet ediyor. zamanın, hayatın değerini kaybettiği bu durumu açıklamak kolay değildir.
yalnızlar, sevgililer, nişanlılar, evliler diye sürüp giden bu dünyanın yetim çocukları platonik aşıklardır. düşünsenize, kendinizi hiçbir yere ait hissetmiyorsunuz. içinizde bitmek bilmeyen bir umut var. "ya olursa ?" şeklindeki düşünceniz, o naif umudunuz kanınızda gezip sizi her gün zehirliyor. insanın bir netice almak isteyip aynı zamanda o neticeden de en çok korktuğu durumlardan birisidir. ne olumlu bir dönüşün yaratacağı mutluluğu ne de olumsuz bir cevabın sizden koparacağı parçayı tasvir edemiyorsunuz. hayali bile müthiş bir haz veren insanın, gerçekten elini tuttuğunuzu düşündüğünüzde dünyanın en mutlu insanı olurdunuz herhalde. sizi reddettiğinde de dünyanın en sefil insanına dönüşürdünüz. böyledir hayallerde.
işi daha da zorlaştıran şeyler vardır mesela. sevmemeniz gereken birini sevdiğiniz bir hikaye, acıya acı katacaktır. ya da sevdiğiniz insanın sizi sevme ihtimalinin çok düşük olduğu bir durum düşünün. gözlerdeki umudu, yaşanılan her ana yüklenen anlamları, kendi kendine gelin güvey olmaları, üçüncü şahısların dahil olduğu durumda gözlerdeki tedirginliği. nereden bakarsanız bakın insanı eskiten bir şey.
iş sizden çıkmış; bir zayıflık, duygularınızın eline düşmüşsünüz, bir çaresizlik. iki dudak arasındasınız. insan kendine söz geçiremez mi? çok ilginç. onun adı, kokusu veya onu anımsatan bir şey söz konusu olduğu zaman hayat duruyor. önceliğiniz değişmiş. siz değilsiniz, anneniz, kardeşiniz veya arkadaşınız değil. para veya itibar da söz konusu değil. artık daha az ilgilisiniz bunlara. tüm ilginiz bir insan üzerinde toplanmış. bilinç altınız dolup taşıyor ve rüyalarınızın başrolüne sadece bir kişi hükmediyor.
bu hikaye, istisnalar dışında üzücü bitecektir. çoğunlukla gönül dünyası yıkılacaktır. platonik aşk, genellikle bir rakı sofrasında anlatılacak, hayatın, insana attığı en büyük kazıklardan biridir. lakin geçecek, geçiyor. yaşam, bir kadının yasını adam gibi tutturmuyor size. kızıyor bu şımarıklığa; size onun acısını unutturacak yenilerini gönderiyor.
devamını gör...
vergi alınmayan şey
türkiye stansartlarında bu başlık için oksijen cevabını verebiliriz ama o da şimdilik .
devamını gör...
yıldız sarayı

sultan ııı. selim'in annesi mihrişah sultan için yaptırılmıştır. ıı. abdülhamid döneminde devletin ana sarayı olarak kullanılmıştır. çeşitli dönemlerde değiştirilip içerisine yeni yapılar inşa edilmiştir. bunlardan en önemlisi, sultan abdülmecid tarafından yaptırılmış olan, büyük mabeyn köşkü'dür.

yıldız sarayı, köşk ve kasırlardan meydana gelen içerisinde dokuz adet yapı bulunan bir saraydır. ıı. abdülhamid'in dolmabahçe'ye yerleşmek istememesi sonucunda tamir ettirilmiş ve yeni yapılar eklenerek ana saray haline getirilmiştir. harem binaları, marangozlar, tamirhaneler, eczaneler, çini atölyesi gibi yapıların bulunduğu oldukça kompleks bir yapıdır. büyük mabeyn köşkü, şale köşkü, malta köşkü, çadır köşkü gibi binaları da içerisinde bulundurur. ayrıca içinde bulunan yıldız sarayı bahçesi, yıldız sarayı ile çırağan sarayı'nı birbirine bağlamaktadır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dar ara sokaklar,
görüş mesafesi tanımayan binalar,
piyangodan çıkmış gibi her yerden fırlayan insanlar...
bu hengamenin içinde sakin kalabilmek, kafanın rahat olabilmesi mümkün mü?
ya da tam tersi olsa?
sokaklar geniş, gökyüzü alabildiğine açık alabildiğine mavi olsa.
kimse piyangodan çıkmasa, çıkanlar da hep bizden olsa.
o zaman sakin kalabilir miydik, kafamız rahat olur muydu?
...
yılların taksicisiydi ama istanbul işte o kadar karışıktı ki aşina olmadığınız bir muhitte sizi çaresiz bırakabiliyordu.
öyle de oldu. her zamankinden daha fazla araca ev sahipliği yapan sokağa girdi. amacı kestirmeden gitmekti.
ama hesap etmediği bir şey vardı. o gün her zamanki gibi pazar kurulmuştu. yani çıkmaz sokaktaydı.
sokağın ortasına geldiğinde ise yavaşladı. çünkü o gün zaten yer bulması zor olan sokakta bir hareketlilik vardı. yer paylaşımı önemliydi.
bazı araç sahiplerinden araçlarının yerini değiştirmeleri istenmişti. sokağınıza pazar kuruluyorsa bu tarz fedakarlıklar gerekliydi.
aracını durdurduğunda ise önündeki araçtan inen genç kendisine daha fazla ilerleyemeyeceğini, sokağın sonunun pazara çıktığını anlatmaya çalıştı. anlayamamıştı.
'gitsene işte' dedi gence.
genç, taksicinin isteğinin anlamsızlığını fark etmiş olacak ki gidecek pek bir yeri olmadığı halde diretmedi.
öyle ya burnunun ucundaki pazarı göremeyen, pazardan gelen seslere kulak tıkayan birine laf anlatamazdı.
çaresiz aracını biraz ileriye aldı. sonra indi ve taksiciye daha fazla ileri gidemeyeceğini önündeki aracın da pazarcılardan birine ait olduğunu söyledi.
aracından inme sırası taksicideydi. bir keşif çalışması işe yarayabilirdi.
bu sefer en öndeki aracın sahibi olan pazarcıyla müzakerelere başladı.
bak dedi ben yılların taksicisiyim, senin aracını çizdirmeden kaldırıma alırım. o esnada da pazar toplanmaktaydı. pazarın kestiği karşı sokaktan devam edebileceğini düşünüyordu.
pazarcı ikna olmadı. araç çekilse bile taksicinin yoluna devam edemeyeceğini öne sürdü.
hakikaten de taksici boşuna ısrar ediyordu. çünkü herkes evine dönmenin peşindeydi. bu kadar anlayışsız bir direniş onları yıpratmıştı.
sonra ne olduysa sokaktaki araçlar geri gitmek suretiyle yolu açtı.
taksici, anlamsız ısrarının sonuna gelmişti.
geri vites ve yabancısı olduğu sokaktan ayrılış.
gider gitmez pazarcı ve genç taksiciyi çekiştirmeye başladı. böyle iş olur muydu? hayret bi şeydi yani! pesti doğrusu!
sonra herkes evine gitti. fakat gencin aklına bir şey takılmıştı.
taksiciyle yüz yüze geldiği o an karşısındaki kişinin patlamaya hazır bir bomba gibi sabırsız olduğunu hissetmişti.
o an saniyeler içinde sanki bir çehov hikayesindeymiş gibi hissetmişti.
edit: anlamsal.
görüş mesafesi tanımayan binalar,
piyangodan çıkmış gibi her yerden fırlayan insanlar...
bu hengamenin içinde sakin kalabilmek, kafanın rahat olabilmesi mümkün mü?
ya da tam tersi olsa?
sokaklar geniş, gökyüzü alabildiğine açık alabildiğine mavi olsa.
kimse piyangodan çıkmasa, çıkanlar da hep bizden olsa.
o zaman sakin kalabilir miydik, kafamız rahat olur muydu?
...
yılların taksicisiydi ama istanbul işte o kadar karışıktı ki aşina olmadığınız bir muhitte sizi çaresiz bırakabiliyordu.
öyle de oldu. her zamankinden daha fazla araca ev sahipliği yapan sokağa girdi. amacı kestirmeden gitmekti.
ama hesap etmediği bir şey vardı. o gün her zamanki gibi pazar kurulmuştu. yani çıkmaz sokaktaydı.
sokağın ortasına geldiğinde ise yavaşladı. çünkü o gün zaten yer bulması zor olan sokakta bir hareketlilik vardı. yer paylaşımı önemliydi.
bazı araç sahiplerinden araçlarının yerini değiştirmeleri istenmişti. sokağınıza pazar kuruluyorsa bu tarz fedakarlıklar gerekliydi.
aracını durdurduğunda ise önündeki araçtan inen genç kendisine daha fazla ilerleyemeyeceğini, sokağın sonunun pazara çıktığını anlatmaya çalıştı. anlayamamıştı.
'gitsene işte' dedi gence.
genç, taksicinin isteğinin anlamsızlığını fark etmiş olacak ki gidecek pek bir yeri olmadığı halde diretmedi.
öyle ya burnunun ucundaki pazarı göremeyen, pazardan gelen seslere kulak tıkayan birine laf anlatamazdı.
çaresiz aracını biraz ileriye aldı. sonra indi ve taksiciye daha fazla ileri gidemeyeceğini önündeki aracın da pazarcılardan birine ait olduğunu söyledi.
aracından inme sırası taksicideydi. bir keşif çalışması işe yarayabilirdi.
bu sefer en öndeki aracın sahibi olan pazarcıyla müzakerelere başladı.
bak dedi ben yılların taksicisiyim, senin aracını çizdirmeden kaldırıma alırım. o esnada da pazar toplanmaktaydı. pazarın kestiği karşı sokaktan devam edebileceğini düşünüyordu.
pazarcı ikna olmadı. araç çekilse bile taksicinin yoluna devam edemeyeceğini öne sürdü.
hakikaten de taksici boşuna ısrar ediyordu. çünkü herkes evine dönmenin peşindeydi. bu kadar anlayışsız bir direniş onları yıpratmıştı.
sonra ne olduysa sokaktaki araçlar geri gitmek suretiyle yolu açtı.
taksici, anlamsız ısrarının sonuna gelmişti.
geri vites ve yabancısı olduğu sokaktan ayrılış.
gider gitmez pazarcı ve genç taksiciyi çekiştirmeye başladı. böyle iş olur muydu? hayret bi şeydi yani! pesti doğrusu!
sonra herkes evine gitti. fakat gencin aklına bir şey takılmıştı.
taksiciyle yüz yüze geldiği o an karşısındaki kişinin patlamaya hazır bir bomba gibi sabırsız olduğunu hissetmişti.
o an saniyeler içinde sanki bir çehov hikayesindeymiş gibi hissetmişti.
edit: anlamsal.
devamını gör...
türkler'in doğada mangal yapmayı eğlenmek zannetmesi
kendi gözünden diğer insanların hayatlarına bakıp neyin doğru neyin yanlış olduğunu kesin olarak söyleme, bir kıstas belirleme ve bununla övünme ihtiyacı...
benim eğlence anlayışım tam da budur. benim eğlence anlayışım bu olduğu için de bu doğrudur. sizin eğlence anlayışınız kılaplarda dans etmek ise sizin için odur doğrusu. başlığı görünce canım çekti yalnız. bugün çatıda bi mangal yapayım cızır cızır ohh!
benim eğlence anlayışım tam da budur. benim eğlence anlayışım bu olduğu için de bu doğrudur. sizin eğlence anlayışınız kılaplarda dans etmek ise sizin için odur doğrusu. başlığı görünce canım çekti yalnız. bugün çatıda bi mangal yapayım cızır cızır ohh!
devamını gör...
haptik algı
ellerin temas yoluyla üç boyutlu bir objeyi tanıma işlemi.
devamını gör...
iron maiden
pek sevdiğim, en sevdiğim, çok sevdiğim, yerlere göklere sığdıramadığım metal grubu.
grup basçısı steve harris* tarafından 1975'de londra'da kuruldu.
öncelikle çoğu metal grubunda olduğu gibi iron maiden'da da kadro değişiklikleri oldu. paul di'anno'nun gruptan ayrılmasıyla bruce dickinson* tam 6 ay sonra gruba dahil oldu. bruce dickinson'da evrenden mezaş alan insanlardan olduğu için taa 1980'de samson'ın vokaliyken iron maiden'ı canlı izlemesiyle bir gün bu güzide gruba ses olacağını biliyordu. grubun o an deep purple'a benzediğini düşünmüştü. tabii bruce'un gruba girmesinde clive burr'le olan ahbaplığının da rolü vardı. öte yandan steve harris' te az antenli değildi hani. paul'un günün birinde grubu yarı yolda bırakacağını hissettiğinden bir gözü hep diğer vokallerdeydi.
neyse efenim, sözün özü kader ağlarını ördü ve bruce dickinson ait olduğu yere geldi.
brucecuğumuz ilk konserinde yepyeni şarkılarla hölölölö yapanları susturduysa da dianno şarkılarını söylerken seyirciyi tamamen kazanmayı başaramamıştı.
iron maiden ilk defa albüm kaydı için şarkı yazacak olduğunda bruce samson ile yaptığı anlaşmadan dolayı albüme şarkı yazamıyordu. ilk iki albüm - iron maiden ve the number of the beast - yıllar önce yazılmış şarkıları kapsıyordu. hızlıca şarkı yazması gereken gruba bruce'un altında imzası bulunmasa bile gerek söz gerek müzik konusunda ciddi katkıları oldu. buna bir örnek prisoner olabilir. adrian smitth bu albümde farkını ortaya koysa da kulaklarımıza tatlı tatlı bağıran parçalar steve'in kaleminden çıkanlar oldu ve klasikler arasındaki yerlerini aldılar. bu klasiklerden biri de grubun en sevdiğim parçası run to the hills elbette.
grup ilerleyen zamanlarda da edebiyat, sinema ve tarihten etkilenerek söz yazmaya devam etti.
the number of the beast her ne kadar sevildiyse bir o kadar muhafazakar kesim tarafından topa tutulduğu da oldu. şeytanın sayısını barındırdığı için muhafazakarlar tepkiliydi. steve bu tepkinin onların lehine grup için bedavadan pr olduğunu düşünüyordu.
hikayeleri kaba taslak bu şekilde. tabii ben sevdiğim kısımları ekledim. dileyenlere tamamını google amca anlatır.
bu beylerin kendilerine her anlamda çok iyi baktığını ve oldukça donanımlı olduklarını da söylemeden geçmeyeyim. sağlıklarına dikkat ediyorlar ve kendilerini sürekli geliştiriyorlar. özellikle dickinson'un on parmağında on marifet var.
yeni keşfettiyseniz dinleyecek bir dünya parçaları var. hatta bir tanesini buraya bırakıp kaçayım ben*.
grup basçısı steve harris* tarafından 1975'de londra'da kuruldu.
öncelikle çoğu metal grubunda olduğu gibi iron maiden'da da kadro değişiklikleri oldu. paul di'anno'nun gruptan ayrılmasıyla bruce dickinson* tam 6 ay sonra gruba dahil oldu. bruce dickinson'da evrenden mezaş alan insanlardan olduğu için taa 1980'de samson'ın vokaliyken iron maiden'ı canlı izlemesiyle bir gün bu güzide gruba ses olacağını biliyordu. grubun o an deep purple'a benzediğini düşünmüştü. tabii bruce'un gruba girmesinde clive burr'le olan ahbaplığının da rolü vardı. öte yandan steve harris' te az antenli değildi hani. paul'un günün birinde grubu yarı yolda bırakacağını hissettiğinden bir gözü hep diğer vokallerdeydi.
neyse efenim, sözün özü kader ağlarını ördü ve bruce dickinson ait olduğu yere geldi.
brucecuğumuz ilk konserinde yepyeni şarkılarla hölölölö yapanları susturduysa da dianno şarkılarını söylerken seyirciyi tamamen kazanmayı başaramamıştı.
iron maiden ilk defa albüm kaydı için şarkı yazacak olduğunda bruce samson ile yaptığı anlaşmadan dolayı albüme şarkı yazamıyordu. ilk iki albüm - iron maiden ve the number of the beast - yıllar önce yazılmış şarkıları kapsıyordu. hızlıca şarkı yazması gereken gruba bruce'un altında imzası bulunmasa bile gerek söz gerek müzik konusunda ciddi katkıları oldu. buna bir örnek prisoner olabilir. adrian smitth bu albümde farkını ortaya koysa da kulaklarımıza tatlı tatlı bağıran parçalar steve'in kaleminden çıkanlar oldu ve klasikler arasındaki yerlerini aldılar. bu klasiklerden biri de grubun en sevdiğim parçası run to the hills elbette.
grup ilerleyen zamanlarda da edebiyat, sinema ve tarihten etkilenerek söz yazmaya devam etti.
the number of the beast her ne kadar sevildiyse bir o kadar muhafazakar kesim tarafından topa tutulduğu da oldu. şeytanın sayısını barındırdığı için muhafazakarlar tepkiliydi. steve bu tepkinin onların lehine grup için bedavadan pr olduğunu düşünüyordu.
hikayeleri kaba taslak bu şekilde. tabii ben sevdiğim kısımları ekledim. dileyenlere tamamını google amca anlatır.
bu beylerin kendilerine her anlamda çok iyi baktığını ve oldukça donanımlı olduklarını da söylemeden geçmeyeyim. sağlıklarına dikkat ediyorlar ve kendilerini sürekli geliştiriyorlar. özellikle dickinson'un on parmağında on marifet var.
yeni keşfettiyseniz dinleyecek bir dünya parçaları var. hatta bir tanesini buraya bırakıp kaçayım ben*.
devamını gör...
söylenecek çok şey varken susmayı tercih etmek
kırk cümle kuruyorsun, agzını açmadan vazgeçiyorsun. incinme değil bu, insana olan inancını yitirme...
şükrü erbaş
şükrü erbaş
devamını gör...
gecenin köründe ders çalışabilen insan
eskiden yapardım. sabah 5'e kadar oturur çalışırdım çok da verim alırdım ama artık geceleri otursam da odaklanamıyorum.** oyalanacak bir şey bulamıyorsun. güzel oluyordu.
devamını gör...
i am melting lannn melting
evet dostlar, konuşma sırası bende.
melting ya da eski nicki artık ne derseniz bu kişi ile taa sözlüğe ilk girdiğim zamanlarda kelimelik turnuvasında karşılaşmistık. çok kısa zamanda da ısındık birbirimize. o zamandan beridir de sözlükteki en yakın dostlarımdan biridir. yeri geldi kızdım, yeri geldi sinir ettim, yeri geldi trip attım ama bakın hep sevdiğimden yaptım*. kalbi çok büyüktür bu dostumuzun, kalbimi kırmaz kirarsa da vicdan azabından kıvranır** amaaa ne olursa olsun onu coook severim ve yeri bende çok ayrdir. zaten sözlükte olan eski ve yeni başarılarını söylemiyorum bile. anlatmaya gerek yok görüyorsunuz. son olarak çörek benim onu benden alamazsin ve seni seviyorum güzel dostum. yazılarının devamını büyük bir zevkle bekliyorum.
melting ya da eski nicki artık ne derseniz bu kişi ile taa sözlüğe ilk girdiğim zamanlarda kelimelik turnuvasında karşılaşmistık. çok kısa zamanda da ısındık birbirimize. o zamandan beridir de sözlükteki en yakın dostlarımdan biridir. yeri geldi kızdım, yeri geldi sinir ettim, yeri geldi trip attım ama bakın hep sevdiğimden yaptım*. kalbi çok büyüktür bu dostumuzun, kalbimi kırmaz kirarsa da vicdan azabından kıvranır** amaaa ne olursa olsun onu coook severim ve yeri bende çok ayrdir. zaten sözlükte olan eski ve yeni başarılarını söylemiyorum bile. anlatmaya gerek yok görüyorsunuz. son olarak çörek benim onu benden alamazsin ve seni seviyorum güzel dostum. yazılarının devamını büyük bir zevkle bekliyorum.
devamını gör...
yazarlardan çaylaklara tavsiyeler
kendiniz olun
özgün olun
bol bol okuyun bilgilenin
moralinizi bozmak isteyenlere takılmayın.
ne zaman derdiniz olursa yazmaktan çekinmeyin elimizden geldiğince her türlü desteği veririz.
özgün olun
bol bol okuyun bilgilenin
moralinizi bozmak isteyenlere takılmayın.
ne zaman derdiniz olursa yazmaktan çekinmeyin elimizden geldiğince her türlü desteği veririz.
devamını gör...
yazarların bırakması gereken 5 şey
sigara..
alkol..
melankoli..
kirk tilki/kırk kuyruk
beşinciyi bulamadım..
alkol..
melankoli..
kirk tilki/kırk kuyruk
beşinciyi bulamadım..
devamını gör...
kazıklı sözlük
cidden çok abartıldı. youtube yorumu gibi entry giriyorlar.
gidin okuyun son yazılanları. videonun altına yorum olarak atılacak şeyler sözlüğe tanım olarak girilmiş. kaç yıldır sözlük okuyucusuyum böyle bir şeye denk gelmedim.
gidin okuyun son yazılanları. videonun altına yorum olarak atılacak şeyler sözlüğe tanım olarak girilmiş. kaç yıldır sözlük okuyucusuyum böyle bir şeye denk gelmedim.
devamını gör...
antarktika'da doğan ilk insan
vatandaşlığının arjantin mi yoksa antarktika mı olduğunu merak ettiğim insandır.
devamını gör...
kız istemeye gidildiğinde artı puan kazandıran şeyler
damat bey olarak sizin, istenilecek kıza yani sevdiceğinize dünya ahiret bacı gözüyle bakmanız bunlardan biridir. daha evvel seviştiğiniz hissedilirse bir miktar soğuk rüzgarlar esebilir.
devamını gör...
