göz var hanende.
seni düşünen biri var
uzak yol görünüyor vb. safsatalar. hiçbirine inanmıyorum.
devamını gör...

koca bir tencere hiç üşenmeden sarar hemencecik pişirir ertesi güne kalmadan afiyetle bitiririm. valla cnm çekti yazarken hemen yapasım geldi.
devamını gör...

emily bronte - uğultulu tepeler
devamını gör...

bakış açısına göre değişir. ücra bir köyde, muhtar dolu dolu bir hayat yaşıyordur ahaliye göre. her hafta 2 kez kasabaya iniyor, şehire bile gittiği oluyordur hatta.

discovery chanel'da, "bu bataklıkta dünyanın en zehirli yılan türlerinden 6'sı popülasyonunu sürdürüyor" diyerek dağda bayırda şortla gezen manyağa göre, hobi olarak trakcking yapan tipler çok sıkıcıdır. belli bir kıstası olmamalı bu işin. öldükten sonra geride bıraktığın eserlerle doğru orantılı olması da klişeden ibaret. kime göre neye göre. einstein tırnaklarını kesmeye üşenirdi geyiği malum. gününü evinde, inandığı ve zevk aldığı şeyleri deneyerek tamamlardı. sayesinde dünya eskisi gibi değil.

ekstrem işlerle uğraşmak veya seyyahlık bu işin kriteri değil demek ki. senden sonraki kuşaklara bilim, sanat adına güzel eserler bırakmakta değil. bunların adı, güzel bir hayat yaşamak, başarılı bir hayat geçirmek, doğru bir hayat yaşamak olabilir ama dolu dolu yaşamak deyince sanki biraz haksızlık ediyormuşum gibi geliyor diğerlerine. sokaktaki tinerci de kendi çapında dolu dolu yaşıyordur. o gün 4 cüzdan yürütmüştür. sanatçının biri onun başını okşayıp 100 tl vermiştir. teoman habire sallanarak bardan çıktığı için teoman olabilir bak o.

"sabah 8 akşam 5, 2 çocuk, çocukları da evlendirdik, bir de ayvalıkta yazlık."

bu hayata da boş diyemez kimse.
başarısız olmuş, başarısızlığını kendi yaratmış insanların hayatına da boş veya dolu diyemem. acayip derecede bakış açısıyla alakalı bu. karışık işler velhasıl.
devamını gör...

yalan haber. benim 20 oldu mu başladı.
devamını gör...

sürekli kasıklarınıza bıçak saplandığını ve aynı zamanda mide bulantısıyla kabızlık sorunu yaşadığınızı düşünün. hee bir de ayağa kalkacak haliniz olmadığını da hesap ederseniz nasıl olduğunu anlarsınız. en kötüsü de üşüyerek terlemektir. bunu çekmektense git mezara gir daha iyi. hep derim zaten o gün ölelim sonra dirilelim başka çaresi yok diye.

ama bir çözümü var bitki çayları. kısa bir çözüm eğer benimki gibi güçlü bir bünyeniz varsa ama işe yarar. diğer zamanlarda da ne yapılacağını bulurum herhalde. ölsek mi ne?

edit: yazılan mesajlar üzerine bir şey açıklayayım. bu ağrıyı herkes aynı şekilde çekmiyor. gerçi açıklanmış ama bir daha açıklayayım ben. ağrıyı hiç çekmeyen, hafif çeken ya da bünyesi çok dayanıklı kadınlar da var. ama maalesef ağrıyı kötü geçirenler de var.
devamını gör...

sanat eserlerinden bağımsız bir sanat kavramı var mıdır sorusunu sormayı zorunlu kılan soru. yapılan her tanıma yönelik tanımın kapsamına uymayan bir sanat eseri örneği verebileceği için (sağolsun avangartlar) sanat nedir sorusunun "bir şey ne zaman sanat eseridir?" sorusundan itibaren şekillenen hayli analitik bir yanıtı var. (ben demiyorum, sanat teorisyenleri diyor)

"x bir sanat eseridir ancak ve ancak;
-malzemeye biçim vermek suretiyle x’i ortaya çıkartan bir fail (insan) varsa
-x, bir tavır ya da bakış açısı ortaya koyuyorsa
-x’te retorik (genellikle metaforik) eksiltmeler varsa
-bu eksiltme ve boşlukların doldurulması - yorumlanması konusunda izleyici katılımına gereksinim duyuyorsa
-x’i yorumlarken sanat tarihsel bağlama gereksinim duyuluyorsa." (noel carroll)

bu durumda tanıma uyan sanat yapıtı - sanatçı - izleyici üçgenin oluşturduğu organizasyona sanat denebilir.
devamını gör...

bence dünya yörüngesine bi camii inşa edelim. sonuçta sürekli gidip geleceğimizden namazlarımızı kaçırmayız.
devamını gör...

başta karambol reis olmak üzere tüm ankaralılara ve çevre iller halkına büyük geçmiş olsun dileklerimi gönderdiğim deprem.
devamını gör...

boğaziçi üniversitesi rektörü melih bulu'nun instagram hesabı satın aldığı anlaşılınca hesabı kapatıldı. hesabın altı farklı ismi ve silinmesi unutulan bir video mevcut.
alınan hesaptaki silinmeyen paylaşım ;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hesabın eski isimleri
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kaynak
devamını gör...

telefondayken alttaki buton kısmı yukarı zıplayıp duruyor. imdat ya yeminle sinir krizleri geçirecem artık kaç gündür. buna bi çare yokmudur sayın hekimler? bir el atsanızda üzülmesek artık. en heyecanlı yerinde reklam giren dizi gibi...
devamını gör...

yaşayanların artistlik olsun diye salladığı, yaşayamayanların kıskançlıktan salladığı,
yaşayanların ayrılmak istemediği,
yaşamayanların mutlaka gitmek istediği,
kısaca kimsenin beğenmediği , abartılıyor dediği ama herkesin de emekli olunca yerleşcem dediği yerdir. ne çektin be izmir'im.
devamını gör...

şebnem paker farkı.. kalite akıyor şarkıdan kalitee.
devamını gör...

türkiye cumhuriyeti siyasetinde muhtemelen bir örneği daha gelmeyecek olan, cesur, yiğit, delikanlı, her yerde ve her zaman, sonucu ölüm de olsa doğruları söyleyen kişilik. değeri üstteki yazar arkadaşın da dediği gibi öldükten sonra anlaşılmıştır ve hala anlaşılmaya devam ediyordur. eli kanlı hain terör örgütü fetö ile ilgili söylediklerini dikkate almayanlar, üzerine yürüyenler şimdi 'kandırıldık' naraları atmaktadırlar . ama olan olmuştur, allah bir daha öyle günler göstermesin.
devamını gör...

starbucks, çalışanlarının müşterilerle sorun yaşadıkları takdirde yeniden motive olup zihinsel olarak hazırlanmalarını sağlayacak bir yöntem sunar. bu yöntem stresli durumlarda baristalar tarafından izlenecek bir dizi adımın baş harflerinden özetleniyor:

listen- müşteriyi dinlemek
acknowledge- şikayetlerini anlamak
taking an action- gerekli adımları uygulamak
thank- müşteriye teşekkür etmek
explain- durumun yaşanmasına sebep olan şeyi açıklamak
devamını gör...

émile françois zola'nın natüralizmin babası sayılmasının nedenlerinden biri olduğuna kesin gözüyle baktığım muhteşem eseri. esere ismini vermiş olan thérèse raquin başlı başına william blake'in "he who desires, but acts not, breeds pestilence." cümlelerinin bir yansıması gibidir. çocukluğu ve gençliği boyunca tüm canlılığını yitiren thérèse'i zola o kadar incelikli aktarır ki cümlelerinde, tüm hırçınlığını, öfkesini ve gizlenmiş saldırganlığını okurun zihnine parça parça işler. cinayeti bayağı bir biçimde aşık bir adam ve kadının ellerinden çıkma göstermek yerine tüm gerçekliği ile bu cinayetin çıkarlar sonucu olduğunu satır aralarında sıklıkla gözümüze sokuyor zola. eser nefretle yoğrulan tutkunun, gülünç bir pişmanlığın ve yeri doldurulamayan bir boşluğun nahoş bir portresi. özellikle felç kalmış olan madame raquin'in oğlunu thérèse ve laurent'in öldürdüğünü öğrendiğindeki ruh hali zola tarafından o kadar etkileyici bir biçimde kağıda aktarılmış ki, bunun muhteşem bir insan doğasının tahlili olduğu yadsınamaz bir gerçek.

thérèse ve laurent'in birbirlerini suçlamalarında özenle yazılmış olan diyaloglar, laurent'in kabuslarının sarsıcı etkisini anlatmak için yazılmış betimlemeler ve hatta sanatın zola için ne ifade ettiğine dair hoş bir kaç detayla beraber kısa ama bünyeyi sarsan cinsten bir roman. laurent babasının zoru ile hukuk okuduğu yıllarda keyfine düşkünlüğünden iki sene kadar ressam bir arkadaşı ile atölyede kalıp resimler çiziyordu. thérèse ile sonunda evlendiği ve camille'in cinayetinin verdiği huzursuz edici ağırlık nedeniyle yıllar sonra yeniden kendine bir atölye kurduğu zamanlarda çizim yapmaya tekrar başladı. bu süreçte katı, umursamaz ve incelikten yoksun doğası değişmiş tıpkı eskiden heybetli duran görüntüsünün yavaş yavaş eriyip hastalıklı bir çocuksuluğa dönmesi gibi karakteri de hislerinden ötürü kırılgan bir boyut kazanmıştı. bu noktada eski ressam arkadaşı ile tekrar karşılaşan laurent onu atölyesine davet etti ve ressam laurent'in tablolarındaki mükemmelik karşısında şaşkınlıktan tutulup onun bu eserleri nasıl yapabildiğini merakla sormuş sebebini ise bu resimlerin bir sanatkârın elinden çıkma göründüğünü ama laurent'in oldum olası kaba bir sıvacıdan başka bir şey olmadığını düşündüğünü söylerek açıklamıştır. bu noktada zola'nın da sanata bakışının ufak bir parçasını yakalamış oluyoruz aslında. insansı kırılganlığın tüm parçaları eserin etrafına saçılmış gibi. okurken thérèse ve laurent'in intihara giden halet-i ruhiyeleri karşısında katı bir tiksintiden ziyade şiddetli bir acıma duygusu oluştu bende. insanın bencil ve buyurgan doğası pişmanlığını bile gölgeleyebilecek cinstendir bazen ve hatta romandaki diğer karakterler açıkça gösterir ki başkalarının hezeyanlarına ve kayıplarına duyduğumuz üzüntü bile çoğu zaman göstermelik bir oyundur. ek olarak romandaki kedi françois'nin isminin zola'nın ikinci isminden gelmesi ne zaman hatırlasam hoşuma giden bir detay.*

vernon'da halası ve onun hastalık hastası küçük oğlu camille ile geçen sıkıcı ve buhranlı bir çocukluk ve gençlikten sonra hayat hakkında hiçbir şey bilmeden henüz 20 yaşlarında camille ile evlenen ve sürekli uyumlu biri maskesi takmaya zorlanan thérèse, paris'e yeniden taşındıkları zaman sürecinde kocasının da arkadaşı olan laurent ile gizli bir ilişkinin içerisine girer fakat esasında bu ilişkinin aşk ile uzaktan yakından alakası yoktur. ikisi için de basit, içgüdüsel bir ihtiyaçtır aslında. laurent çalışmaktan hoşlanmayan tembel ve hovarda bir adamdır, beş parasız olduğundan kadınlara harcayacak beş kuruşu olmadığını düşünür ve bu yüzden ona masrafsız gelen thérèse ile vakit geçirmekten çekince duymaz. thérèse ise neredeyse ölü, mukavvadan bir kukla gibi gördüğü kocasından ve hayatından sonu gelmez bir tiksinti ile nefret etmektedir ve bu gösteremediği nefreti, yıllarca içinde gizlemek zorunda kaldığı tüm canlılığını laurent ile gösterebildiğini ve böylece gizlice intikamını aldığını düşünmektedir. bu ilişki camille'in seine nehrinin dibini laurent ve thérèse sayesinde boylamasından sonra evliliğe dönüşür fakat suçluluk ve cinayetin katı bir cisim gibi aralarına girmesi ikilinin intiharı ile son bulur.


"tous ces gens-là sont aveugles : ils n'aiment pas." (bütün bu insanların gözleri kör: çünkü sevmiyorlar.)


"ıl a raison, ils se ressemblent tous… ıls ressemblent à camille… ıl redoutait de ne plus pouvoir dessiner une tête, sans dessiner celle du noyé." (hakkı var, diye mırıldandı. hepsi birbirine benziyor... hepsi, camille'e benziyor. artık boğulmuş olan adamın suratından başka bir şey çizememekten korkuyordu.)

tu étais au bord de l’eau, tu te souviens, et je t’ai dit tout bas : je vais le jeter à la rivière. alors tu as accepté, tu es entré dans la barque. tu vois bien que tu l’as assassiné avec moi…ce n’est pas vrai, j’étais folle, c’est toi qui as assassiné camille. (sen suyun kenarındaydın, hatırlasana! ben sana yaklaşıp usulca: "onu nehire atacağım" dedim. o zaman sen bunu kabul ettin ve sandala bindin... işte görüyorsun ya, sen de benimle birlikte camille'i öldürdün!)

devamını gör...

tek elle başlık açamazsın yiğidim. öyle hebele hübele olur.

edi one: başlık başa.

büdü two: başlık adı değiştirilmiş.
devamını gör...

bir yerde imla hatası var gibi ama dur bakalım bulacak gibiyim.*
devamını gör...

hayvanlarda üzülme, utanma, pişman olma gibi duygular var. ancak onları insan toplumlarındaki ahlak anlayışıyla ele alırsak bize yokmuş gibi gelir.
bir dişi aslan için sürü lideri değiştiğinde yavruları öldürülür. bazı dişi aslanlar sürüden ayrılıp yavrularını korumak için tek başına avlanır.
bir fil sürüsünde bebek fil öldüğünde başında günlerce yas tutarlar. hortumlarıyla ölü bebek file dokunurlar.

hayvanlar hapsedildiklerinde ağır travmalar yaşıyorlar. psikolojisi bozulan hayvanların en çok gösterdiği davranış volta atmak'tır. kafes içerisinde bir sağa bir sola yürürler. bu davranışı eğitimsiz gözler fark edemez. çizgi filmlerde bile kafes içindeki kaplanlar bir sağa bir sola yürürler ve sanki bölgesini savunuyormuş gibi sert, güçlü bir sesle seslendirilirler. oysa gerçek böyle böyle değildir.

hapsedilen hayvanlarda yine en çok gözlenen travmatik davranış kafa sallamaktır.

devamını gör...

latince barba ve rosa isimlerinin sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. yani barba "sakal", rosa da "kırmızı" demektir. birleşince de kırmızı yerine kızıl sakal tabiri kullanılır.

tarihimizdeki önemli deniz paşalarından hayreddin paşa bu lakap ile anılır. bu ismi taşıyanlar da bu şanlı paşanın ismini taşıdıkları için bir anlamda gurur duyuyorlar. ama bunun "ali, mustafa, hasan" gibi özel isim değil de lakap olduğunu bilmezler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim