bir lafcadio hearn kitabıdır.

tuhaf şeylere dair öyküler alt başlığı ile yayınlanan kitap alt başlığı ile vaat ettiği her şeyi tamamen yerine getiriyor. kitabı kapattığınız an bir kandırılmışlık hissi ile baş başa kalma riskiniz yok. bu konuda size gönül rahatlığıyla garanti verebilirim.

japon edebiyatına duyduğum ilgi geç bir zamanda başladı ancak okudukça büyüleyici, sıradışı ve fantastik bir edebiyata ve bu edebiyatın gayet güzel yansıttığı yaşam tarzına hayran duymaya başladım.

kitap iki bölümden oluşmakta. ilk bölüm geleneksel japon edebiyatına ait olan fantastik öykülerin derlenip yeniden yazılmış öykülerden oluşuyor ve bence japon kültürünü anlamak için çok etkileyici metinlerle dolu öyküler bunlar.

ikinci bölümde ise dünyanın en çalışkan hayvanlarından olduğuna inanılan karıncalar, sadece bir güzellik simgesi olarak görülen ve yaşam süreleri üzerinde bir türlü kesin karara varılamayan kelebekler ve insan ırkının en büyük düşmanı olan ve yaz gecelerini dayanılmaz kılan sivrisinekler hakkında öykülerden oluşuyor.

dünyanın uzak ucunu daha iyi anlamak için muhteşem bir kaynak olan bu kitap bir oturuşta okunabilecek kitaplara da örnek sayılabilir.
devamını gör...

black rose immortal

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eğer çaylaksanız hiçbir yazarın karma puanını doğrudan etkileyemezsiniz. çünkü kafa sözlük çaylakları öbürsüleştirme konusunda yeni güncellemeleriyle karşımızda...

karma puan sisteminin en temel amacı "yazar" olmanıza etki etmesidir.

peki bunu nasıl yapıyoruz ?

mesela çaylaksınız ve belli bir puan alana kadar çaylak kalmaya devam edeceksiniz evet, ne yapmak lazım ?
ya herkesin dikkatini çekecek şeyler yazmalısınız ya mizahınızı kullanmalısınız ya bilginizi aktarmalısınız ya... ya... ya... sonsuz bir döngü ve birçok seçeneği olabilir fakat çaylaksanız ve yazdıklarınız dünyayı 2 dakika içinde bambaşka bir yere dönüştürecek olsa bile kafa sözlükteki tüm yazarlar "çaylak tanımlarını" kapatmışsa yazdıklarınız bir hiçtir...

peki karma neydi ? karma böyle bir anlam mı taşıyordu sahi ?
devamını gör...

nickaltı nedir , ne işe yarar gençler ?
böyle dilaltı gibibir şey mi ?
devamını gör...

an itibariyle yaşadığım rahatsız edici olay.

şu an bu entryi gönderebileceğimden bile şüpheliyim her neyse geldik herhalde, hoşbulduk.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arabayı ben kullanmıyorsaam zevkli olan hede. yüksek sesli bir müzik açarsın sonra yolu izler, hayallere dalarsın. arabadayken müzik dinlemek en sevdiğim şeylerdendir.
devamını gör...

servi ve kavak.

bu vesile ile:

vincent van gogh , "wheat field with cypresses", 1889.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gustav klimt, "the large poplar", (1903).
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok güzel kokan bir bitkidir. ıhlamur ağacında yetişir. çayı da yapılır ve çok faydalıdır.

fakat ağacında çok fazla böcek bulunur bu sebeple nereden alırsanız alın temiz olmasına dikkat etmeniz tavsiyemdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aslında türkler için önemli bir hayvandır. orta asya düzlüklerinde yaşayan türkler için at ne kadar önemliyse, kuzeyde sibirya bölgesinde yaşayan türkler içinde ren geyiği o kadar önemlidir. at gibi üstüne biner, taşımacılık için kullanırlar. etinden, sütünden, derisinden... faydalanırlar.
devamını gör...

özgür demirtaş'ın, "günde ne kadar uyuyorsunuz?" sorusuna verdiği cevabı içeren başlık.

3

evet arkadaşlar 3 uyuyormuş. dakika da olabilir, saat de olabilir, yıl da olabilir. fakat bence 3 nanosaniyedir o. çünkü ne kadar az uyursanız o kadar zekisiniz biliyorsunuz.
devamını gör...

çok değerli yazar arkadaşlarımızın cinler ile yaşadıkları übersonik olaylardır. ben de mahallenizin cincisi olarak sizle bu anımı paylaşmak istedim.

her neyse, geçen aradılar işte dediler "hocam biz sülalecek cinlendik"
ben de dedim ooo hemen geliyorum herkesi toplayın.
kapıyı tıklattım. kapıyı boylu boslu, esmer, kalın kaşlı 40 yaşında bir adam açtı. yerlere kadar eğildi, buyrun hocam dedi. ben de girdim işte içeriye.

içerde 10-15 kişi var büyüklü küçüklü. baktım herkes korkmuş, neyse bi çember oluşturun bakem dedim. hemen geçtiler. ben de "açılın ben doktorum" edasıyla çemberin ortasına geçtim oturdum.

başladım duaya bağıra bağıra, ciiiiin! ey yüce yaratık! baktım hafiften yer sallanıyor. gözlerini kapatmışlar enayiler. ben de çaktırmadan onları izliyorum. bizimkiler de iyice tırsmış tabii. ben de bu arada cin diye bağırıyorum.

çocuklardan biri bir anda ağlamaya başlıyor. dabbe izlemiş sanırsam geçen. yanındaki adam* sus lan diyor. ben de bağırma lan çocuğa diyorum. adam ayağa kalkıyor "sen kimsin ya?" diyor. sonra bir anda kalın ve reverblü bir ses sanane diye bağırıyor. bana bakıyorlar, benden gelmiyor. herkes kafayı sıyıracak gibi duruyor hahah. sonra cin bir anda görünür oluyor. tekrarlıyor, "sanane!" ben tamam diyorum cine, ramazan ramazan girme günaha, ayıp. sen iste diyor, hepsinin ağzından gireyim kulağından çıkayım. gerek yok canım diyorum cine. sen git orucunu aç. bir anda bir abla bayılıyor, ben de polis çağırırlarsa başım yanmasın diye tüyüyorum.

bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...

yazın yapıldığında güneş ışınlarının hepsini üzerine çekerek kavrulmanıza sebebiyet verecek eylemdir.
devamını gör...

"gnothi seauton"
"γνῶθι σεαυτόν"
"kendini tanı"
devamını gör...

günü tek parça bitirmiş olmak.
her pazartesi akşamı ya tekli koltuğuma kurulurken ya da balkonda uzanıp gökyüzünü izlerken kendi kendime "bu günü bitirdiysen diğer günleri de bitirirsin leylimley." diyorum.

he bir de tatil hayali beni her daim biraz daha dinç, diri ve iri tutuyor. *
devamını gör...

ingilizce karşılığı "scapegoat" olan benzetme, isim.
devamını gör...

bunu iğneden iplik geçirirken büzülen dudaklar takip eder
devamını gör...

oidipus kompleksinin modern zamanlar uyarlaması olarak gördüğüm filmdir.
konusu: başka hiçbir ev ile yakınlığı olmayan arsa üzerinde iki katlı taş bir eve taşınmış çift çocuk sahibi olamıyor. adam ressam, kadın sanıyorum çevirmen. evlerindeki odalardan biri bir tür lamba cini-üç boyutlu yazıcı işlevi görüyor. bu durumla eğleniyorlar fakat evin elektrik tesisatı şüpheli geliyor ve yerel bir tamirci çağırıyorlar, tamirci onlara bu evin eski sahiplerinin evde öldürüldüğünü söylüyorlar. zanlının adı john doe olarak söyleniyor. eğer bu ismin (erkek ise john doe/ kadınsa jane doe) kimliksiz ya da kimliği tanımlanamayan birine verilmiş bir etiket olduğunu bilmiyorsanız film boyunca ne oluyor diyebilirsiniz.
john doe’nun söylediği tek cümle filmi anlatmaya yeter: “hayatta hiçbir şey elde edemeyen insandan daha tehlikeli tek şey her istediğini elde eden insandır.” iktisatta bunu azalan verimler kanunu olarak tanımlarız. çok aç iken yediğiniz ilk pizza diliminin tatmini ile altıncısının tatmini aynı değildir. bir şeye hiç çabalamadan veya birden fazla sahip olmak haz duygusunu azaltır.
son olarak nietzche’nin tanrının ölümü ile özgürleşen insan atfı her ne kadar yoğunlukla işlenmese de filme derinlik katmıştır.
devamını gör...

aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
el tutmak yol açıyor diye hesapsız
susmalara kaldırdık tüm tutuşmaları
yasak kelime oyunu yapmak
yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
artık yağmur sonraları toprak kokmak yok
tomurcuklanmak günah
ve bir insan gözü yüzünden 100 gün ardarda uyumamak
kimse ölmesin diye
kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak
güneşi ayı ve hatta hiç bir tabiat olayı
şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya
ne deniyorsa onu atacak kalp
ve süresi24 saate çıkarılacak meskun mahallerde ağlamanın.
devamını gör...

emile durkheim kitabıdır. bu kitabında, küçük ölçekli toplumları, endüstrileşmiş toplumlar ile karşılaştırır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim