the last judgement
papa paul, michelangelo’nun eserlerini hem anlıyor hem de destekliyordu ama papa’nın çevresindeki birçok insan, son yargı tasvirini açıkça eleştiriyordu.
bu tasvirin korkunç olduğunu ve havariler ve meleklerin düzgün anlatılmadığını, zira havarilerin bu dünyaya ait hiçbir zaaflarının görünmediğini ve meleklerin de cennet’in güzelliklerini taşımadıklarını savunuyorlardı. hatta olayı bir boyut ileri taşıdılar. coşkunluk içerisindeki varlıkların cinsel organlarının ve uzuvlarının genelevde bile bu kadar rahatlıkla birbirinin gözlerinin içine bakarak sergilenmeyeceğini söylüyorlardı.
1555’te papalığa geçen ve son yargı tasvirine bakan papa iv.paul, michelangelo ağabeyimizde freski uygun hale getirmesini istemiş. michelangelo ağabeyimiz cevabı da, “papa’ya bunun küçük bir mesele olduğunu ve bu tasvirin kolaylıkla uygun hale getirebileceğini söyleyin; ona dünyayı uygun bir yer haline getirmesini söyleyin, böylece resim sanatı da buna uyacaktır.” olmuş…
yine de michelangelo ağabeyimizin ölümünden kısa bir süre sonra peştamallar ve başka bez parçaları eklenerek, bazı durumlarda da kasıtlı olarak resme kalıcı ararlar verilerek, freski uygun hale getirmiş vatikan.

michelangelo’nun şeytanları, işkence ettikleri sırada sadece renkleriyle ve pençeleriyle insanlardan farklı görünürler. bu görüntüdeki en mükemmel şey, lanetli kişinin kaderine boyun eğmişi görünmesidir; ilk defa lanetlendiklerinin ve karşı koyamayacaklarının farkına varıyorlar. bu ifade cehenneme doğru çekilirken yüzünü saklayan ve korkudan felç olmuş durumda olan adamda verilen ayrıntıda mükemmel bir biçimde anlatılmıştır.

michelangelo eseri tam olarak bitirmeden insanlara göstermeye niyeti yoktur, ama işler yolunda gitmez ve resmin yapılışı sırasında bir ara yapı iskeleti alçaltıldığında ayin sorumlusu biagio de cesena, göz ucuyla freski görmüş ve korkunç olduğunu düşündüğü çıplak figürleri papa’ya şikayet etmiştir… işler karışır, cesena, papa’ya michelangelo’ya figürleri değiştirtme konusunda baskılar yapar ama papa’dan aldığı cevap cehennemin yetki alanında olmadığı ve bu yüzden bunu istemeyeceği olduğunda, cesena küplere biner, ama onu asıl kızdıran şey bambaşka olacaktır…
michelangelo, cesena’yı daha da beter halde getirmiş için onu cehennem prensi minos olarak tasvir eder son yargı’da, bu da freskin sağ alt köşesinde beline yılan dolanmış bir şekilde gösterilmektedir. aklıma her gelişinde gülüyorum bu olaya ıdsıofjsddoıfjsd

mezarlarından kalkıp yargı için çağrılan bu ölü çift, yukarı çekilmek için bir tespihe tutunmaktadırlar. bu resim kiliseyi terk edip tespihi bırakan protestanlık inancının sapkınlığı yerine, kilisenin doğru öğretilerine bağlı kalmayı temsil ediyor olabilir. bu resim hem son yargı anını, hem de kiliseyi ve o dönemde reform sırasında aldığı darbelerle karşılık vermeye çalışan kötü, yozlaşmış yöntemlerini resmeden freskin verdiği mesaj için bir ipucudur.

gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere… michelangelo, kendisini genç isa’nın altında ve orta kısmın sağında bir bulutun üzerinde duran aziz bartholomew olarak resmetmiştir. bütün havariler şehitliklerini simgeleyen bir nesne tutmaktadırlar, michelangelo belki de sanatı uğruna harcadığı çabalar için acı bir şaka olarak kendi yüzülmüş derisini tutmaktadır.
bu güzel eseri üç boyutlu görmek için sizi şuaya alalım:
www.vatican.va/various/capp...
bu tasvirin korkunç olduğunu ve havariler ve meleklerin düzgün anlatılmadığını, zira havarilerin bu dünyaya ait hiçbir zaaflarının görünmediğini ve meleklerin de cennet’in güzelliklerini taşımadıklarını savunuyorlardı. hatta olayı bir boyut ileri taşıdılar. coşkunluk içerisindeki varlıkların cinsel organlarının ve uzuvlarının genelevde bile bu kadar rahatlıkla birbirinin gözlerinin içine bakarak sergilenmeyeceğini söylüyorlardı.
1555’te papalığa geçen ve son yargı tasvirine bakan papa iv.paul, michelangelo ağabeyimizde freski uygun hale getirmesini istemiş. michelangelo ağabeyimiz cevabı da, “papa’ya bunun küçük bir mesele olduğunu ve bu tasvirin kolaylıkla uygun hale getirebileceğini söyleyin; ona dünyayı uygun bir yer haline getirmesini söyleyin, böylece resim sanatı da buna uyacaktır.” olmuş…
yine de michelangelo ağabeyimizin ölümünden kısa bir süre sonra peştamallar ve başka bez parçaları eklenerek, bazı durumlarda da kasıtlı olarak resme kalıcı ararlar verilerek, freski uygun hale getirmiş vatikan.

michelangelo’nun şeytanları, işkence ettikleri sırada sadece renkleriyle ve pençeleriyle insanlardan farklı görünürler. bu görüntüdeki en mükemmel şey, lanetli kişinin kaderine boyun eğmişi görünmesidir; ilk defa lanetlendiklerinin ve karşı koyamayacaklarının farkına varıyorlar. bu ifade cehenneme doğru çekilirken yüzünü saklayan ve korkudan felç olmuş durumda olan adamda verilen ayrıntıda mükemmel bir biçimde anlatılmıştır.

michelangelo eseri tam olarak bitirmeden insanlara göstermeye niyeti yoktur, ama işler yolunda gitmez ve resmin yapılışı sırasında bir ara yapı iskeleti alçaltıldığında ayin sorumlusu biagio de cesena, göz ucuyla freski görmüş ve korkunç olduğunu düşündüğü çıplak figürleri papa’ya şikayet etmiştir… işler karışır, cesena, papa’ya michelangelo’ya figürleri değiştirtme konusunda baskılar yapar ama papa’dan aldığı cevap cehennemin yetki alanında olmadığı ve bu yüzden bunu istemeyeceği olduğunda, cesena küplere biner, ama onu asıl kızdıran şey bambaşka olacaktır…
michelangelo, cesena’yı daha da beter halde getirmiş için onu cehennem prensi minos olarak tasvir eder son yargı’da, bu da freskin sağ alt köşesinde beline yılan dolanmış bir şekilde gösterilmektedir. aklıma her gelişinde gülüyorum bu olaya ıdsıofjsddoıfjsd

mezarlarından kalkıp yargı için çağrılan bu ölü çift, yukarı çekilmek için bir tespihe tutunmaktadırlar. bu resim kiliseyi terk edip tespihi bırakan protestanlık inancının sapkınlığı yerine, kilisenin doğru öğretilerine bağlı kalmayı temsil ediyor olabilir. bu resim hem son yargı anını, hem de kiliseyi ve o dönemde reform sırasında aldığı darbelerle karşılık vermeye çalışan kötü, yozlaşmış yöntemlerini resmeden freskin verdiği mesaj için bir ipucudur.

gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere… michelangelo, kendisini genç isa’nın altında ve orta kısmın sağında bir bulutun üzerinde duran aziz bartholomew olarak resmetmiştir. bütün havariler şehitliklerini simgeleyen bir nesne tutmaktadırlar, michelangelo belki de sanatı uğruna harcadığı çabalar için acı bir şaka olarak kendi yüzülmüş derisini tutmaktadır.
bu güzel eseri üç boyutlu görmek için sizi şuaya alalım:
www.vatican.va/various/capp...
devamını gör...
tabakta yemek bırakmak
çocuklar üzerinde çeşitli baskıların oluşmasına sebebiyet veren olaydır hayır yani yiyemiyorum az koysaydın ozaman diye çocukken sürekli anneme çemkirmeme neden olan şeydir.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
-iyi oyuncu olabilirsiniz, iyi insan olmak daha önemli. { zeki alasya}
-yaşadığın hayatı sev. sevdiğin hayatı yaşa.
{bob marley}
-tıpkı bulutlar gibi şekil değiştiren, rüzgar gibi anaforlar yaratan, elle tutulup gözle görülmez bir derdi nasıl anlatır insan?
{gustave flaubert}
-yaşadığın hayatı sev. sevdiğin hayatı yaşa.
{bob marley}
-tıpkı bulutlar gibi şekil değiştiren, rüzgar gibi anaforlar yaratan, elle tutulup gözle görülmez bir derdi nasıl anlatır insan?
{gustave flaubert}
devamını gör...
1 mayıs işçi ve emekçi bayramı
yarın çalışarak kutlayacağım bayramdır. kulaklığı takıp elime kürek alıp ahde vefadan kara bulutları kaldır aradan ı açarak dans ederken toza toprağa bulanıp kendimden geçeceğim. 1 mayıııııııııs 1 mayıııııııs işçinin emekçinin bayramııııı dattararattattat....
devamını gör...
rte bir osmanlı tokadını biden’ın suratına indirmiştir
(bkz: 3 mayıs 2021 halkbank davası)
kim kime indirecek göreceğiz...
kim kime indirecek göreceğiz...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir varmış bir yokmuş, çok eski zamanlarda, uçsuz bucaksız ormanlarda, yıkık dökük bir evin içinde yaşayan büyülü bir kadın varmış. ev o kadar eski, yıkık dökük ve karanlıkmış ki herkes oraya bakarken bile ürperirmiş.
kadın ilk başlarda buna çok içerlemiş, cok üzülmüş oysa ki orman çok güzelmiş ve evinin manzarası dünyada başka hiçbir yerde olamayan bir manzaraya sahipmiş.
ama insanlar ormanın korkutucu olduğunu düşünür ve evinden hoşlanmazlarmış. ayrica kadının büyülü olduğu tüm insalar taranfindan da bilinirmiş. kadıncağaz da bir süre sonra alışmış yalnız yaşamaya. hatta o kadar alışmış ki, ormanın kenarından geçen insanların sesini bile duymak istemezmiş artık.
günlerden bir gün bu büyülü ve lanetli kadın her zamanki gibi müthiş bir manzaraya sahip evinin balkonunda güneşin doğuşunu bekliyormuş. hergün güneşin doğuşunu ve batışını izler, "insanlar bu güzelliği nasıl olur da görmek istemez?" diye düşünür ama yine de anlayamazmiş. oysa ormanda korkulacak hiçbir şey yokmuş ve evi de oldukça büyükmüş.
saatler geçmekte, güneşin doğuş saati yaklaşmaktaymış. lakin bu büyülü kadının içinde kötü bir his varmış. kadın beklemiş, beklemiş ama hiç geçmemiş bu his derkeeen kapının çaldığıni duymuş."kim olur da buraya gelir?" diye düşünmüş. korka korka merdivenlerden aşağı inmiş, kapının arkasına geçmiş ve dinlemeye başlamış. kapı çalmaya devam ediyormuş. kadın kendini tutamayıp seslenmiş yabancıya.
"kimsin sen?"
"ah çok şükür buldum birilerini. lütfen korkmayınız benden madam, yolunu kaybetmiş bir gezginim ben."
"nereden buldun burayı?" diye sertçe sormuş kadın.
"burada böyle bir yerin olduğundan bile haberim yoktu, ormanda ilerlerken yolumu kaybettim. aç ve susuzum bana yardım eder misiniz madam?" diye sormuş tüm nezaketiyle adam.
kadın hem şaşırmış, hem de korkmuş. kim büyülü ve lanetli bir kadına bu şekilde nazik davranirmiş ki? hem korkmamış mı bu evden ve kadından?
kadın yavaşça açmış kapıyı, biraz geri çekilmiş. karşısındaki adamda farklı bir şeyler varmış. kadın bu farklılığı anlayamamiş.
"buraya giremezsiniz bayım" demiş kadın. kehaneti anlatması gerekiyormuş.
"neden?" diye sormuş adam.
" yıllar yıllar önce bir kehanetin esiri oldu bu beden. eğer bu eve girersen bu kehanet ikimizi de yok eder."
"ne kehanetiymiş bu?" diye sordu adam tüm merakiyla.
"eğer bu manzarayı sonsuza kadar izlemek ve huzurlu olmak istiyorsam bu karanlık evde, sonsuza kadar tek başıma ve yalnız yasamaliyim. yoksa bu eve giren yabancı da ben de sonsuz mutsuzluğun esiri olacagız" diye açıklamış kadın.
adam buna çok şaşırmış lakin bu kadının halinden o kadar etkilenmiş ve manzarayi o kadar çok merak etmiş ki kendisine engel olamayıp içeri girmiş.
"ne yapıyorsun sen?" diye sormuş kadın. "ikimizi de mutsuz mu etmek istiyorsun?"
"hayır madam fakat bu manzarayı sizinle izlemek için tüm her şeyimi verebilirim. bırakın bu manzarayı izlerken mutsuz olalım, en fazla ne olabilir ki?"
kadının bir şey demesine gerek kalmadan adam girmiş içeri. içerisi olabildiğince karanlık ve soğukmuş. adam ürperdiğini hissetmiş.
"neden bu kadar karanlık ve soğuk burası? "diye sormuş kadına.
"çünkü buna mecburum. hem alıştım artık, seviyorum burayı." demiş kadın.
adamın şaşkınlığı ve kadına olan merakı artıyormuş.
"ne zaman görebilirim manzarayı?" diye büyük bir merakla sormuş genç adam.
"yukarı balkona geçelim, görmemiz an meselesi" diyerek merdivenlerden çıkmaya başlamış kadın. hem yıllardan sonra ondan korkmayan birileri olduğu için mutluymuş hem de olacakları bildiği için korkuyormuş bu lanetli kadın.
birlikte balkona çıkmışlar. kadın sandalyelerden birine oturmuş ve adamın da oturması için karşısındaki sandalyeyi göstermiş. adam sakin ve yavaş adımlarla ilerleyerek oturmuş kadının gösterdiği yere. kadın adama bir fincan kahve koymuş ve adamdan bir şarkı rica etmiş. iki sessiz ruh bu eşsiz manzarayı beklemeye başlamış. manzara yavaş yavaş yükselirken adam manzaraya aşık olmuş. bu ne güzel manzaraymiş böyle? kadın "çok alışmayin ve sevmeyin bu manzarayi yoksa ikimiz için de çok zor olur"demis.adam kadının bu dediklerini bir türlü anlayamıyormuş.güneş tamamen doğana kadar izlemisler bu manzarayı. kadın bir yandan çok mutlu bir yandan da çok rahatsızmış bu durumdan.
adam gün batımıni da izlemek istediğini söylemiş. kadıncagiz kıramamış ruhu güzel adamı. gün batmaya başlayana kadar sohbet etmişler, şarkılar dinlemişler, danslar etmişler ve gün batımı başladığında oturup izlemeye başlamışlar bu mükemmel manzarayı. tam o sırada adamın aklına gitmek zorunda olduğu gelmiş. adam gitmek zorundaymiş çünkü onu bekleyen küçük bir kızı ve işleri varmış. kadın da biliyormuş adamın gidecegini, çünkü belliymiş kehanetin neler getireceği.
taa en başında söylemisti bu gönlü kara kadın kehaneti ama dinlememisti adamın meraklı kalbi. iki aciz ruh, sabaha kadar ayrılacaklarini bilerek, nasıl ayrılacaklarini düşünmeye başlamışlar. adam bilmiyormuş eve girerken bu manzaraya aşık olacağını, bu kadına alışacağını. kadın ise biliyormuş olacakları fakat karşı koyamamış bu hayran olunası kişiye. zar zor gözleri buluşmuş bir anda. ağlamaya başlamış yarım olan bu ruhlar. ayrılacak olmalarına, kaderlerine, kehanete, aciz ve çaresiz olmalarına...
hiçbir şey diyemeden, sessizlikleri ile konuşarak ağlamaya başlamışlar. derken güneş aydınlatmaya başlamış etrafı lakin artık bu iki ruhun tek manzarası karşısındaki aciz bedenden başka bir sey değilmiş. birbirlerinden daha güzel bir manzara bulamayacaklarini ikisi de biliyormuş çünkü. ne adam kalkıp gidebilmiş yerinden ne de kadın kovabilmis bu adamı. sonra kader belirivermiş birden. kadını sonsuz bir uykuya yatırmış, adamı da alıp kapı dışarı etmiş ve rivayete göre bir daha hiçbir zaman orada güneş doğmamış.
kadın ilk başlarda buna çok içerlemiş, cok üzülmüş oysa ki orman çok güzelmiş ve evinin manzarası dünyada başka hiçbir yerde olamayan bir manzaraya sahipmiş.
ama insanlar ormanın korkutucu olduğunu düşünür ve evinden hoşlanmazlarmış. ayrica kadının büyülü olduğu tüm insalar taranfindan da bilinirmiş. kadıncağaz da bir süre sonra alışmış yalnız yaşamaya. hatta o kadar alışmış ki, ormanın kenarından geçen insanların sesini bile duymak istemezmiş artık.
günlerden bir gün bu büyülü ve lanetli kadın her zamanki gibi müthiş bir manzaraya sahip evinin balkonunda güneşin doğuşunu bekliyormuş. hergün güneşin doğuşunu ve batışını izler, "insanlar bu güzelliği nasıl olur da görmek istemez?" diye düşünür ama yine de anlayamazmiş. oysa ormanda korkulacak hiçbir şey yokmuş ve evi de oldukça büyükmüş.
saatler geçmekte, güneşin doğuş saati yaklaşmaktaymış. lakin bu büyülü kadının içinde kötü bir his varmış. kadın beklemiş, beklemiş ama hiç geçmemiş bu his derkeeen kapının çaldığıni duymuş."kim olur da buraya gelir?" diye düşünmüş. korka korka merdivenlerden aşağı inmiş, kapının arkasına geçmiş ve dinlemeye başlamış. kapı çalmaya devam ediyormuş. kadın kendini tutamayıp seslenmiş yabancıya.
"kimsin sen?"
"ah çok şükür buldum birilerini. lütfen korkmayınız benden madam, yolunu kaybetmiş bir gezginim ben."
"nereden buldun burayı?" diye sertçe sormuş kadın.
"burada böyle bir yerin olduğundan bile haberim yoktu, ormanda ilerlerken yolumu kaybettim. aç ve susuzum bana yardım eder misiniz madam?" diye sormuş tüm nezaketiyle adam.
kadın hem şaşırmış, hem de korkmuş. kim büyülü ve lanetli bir kadına bu şekilde nazik davranirmiş ki? hem korkmamış mı bu evden ve kadından?
kadın yavaşça açmış kapıyı, biraz geri çekilmiş. karşısındaki adamda farklı bir şeyler varmış. kadın bu farklılığı anlayamamiş.
"buraya giremezsiniz bayım" demiş kadın. kehaneti anlatması gerekiyormuş.
"neden?" diye sormuş adam.
" yıllar yıllar önce bir kehanetin esiri oldu bu beden. eğer bu eve girersen bu kehanet ikimizi de yok eder."
"ne kehanetiymiş bu?" diye sordu adam tüm merakiyla.
"eğer bu manzarayı sonsuza kadar izlemek ve huzurlu olmak istiyorsam bu karanlık evde, sonsuza kadar tek başıma ve yalnız yasamaliyim. yoksa bu eve giren yabancı da ben de sonsuz mutsuzluğun esiri olacagız" diye açıklamış kadın.
adam buna çok şaşırmış lakin bu kadının halinden o kadar etkilenmiş ve manzarayi o kadar çok merak etmiş ki kendisine engel olamayıp içeri girmiş.
"ne yapıyorsun sen?" diye sormuş kadın. "ikimizi de mutsuz mu etmek istiyorsun?"
"hayır madam fakat bu manzarayı sizinle izlemek için tüm her şeyimi verebilirim. bırakın bu manzarayı izlerken mutsuz olalım, en fazla ne olabilir ki?"
kadının bir şey demesine gerek kalmadan adam girmiş içeri. içerisi olabildiğince karanlık ve soğukmuş. adam ürperdiğini hissetmiş.
"neden bu kadar karanlık ve soğuk burası? "diye sormuş kadına.
"çünkü buna mecburum. hem alıştım artık, seviyorum burayı." demiş kadın.
adamın şaşkınlığı ve kadına olan merakı artıyormuş.
"ne zaman görebilirim manzarayı?" diye büyük bir merakla sormuş genç adam.
"yukarı balkona geçelim, görmemiz an meselesi" diyerek merdivenlerden çıkmaya başlamış kadın. hem yıllardan sonra ondan korkmayan birileri olduğu için mutluymuş hem de olacakları bildiği için korkuyormuş bu lanetli kadın.
birlikte balkona çıkmışlar. kadın sandalyelerden birine oturmuş ve adamın da oturması için karşısındaki sandalyeyi göstermiş. adam sakin ve yavaş adımlarla ilerleyerek oturmuş kadının gösterdiği yere. kadın adama bir fincan kahve koymuş ve adamdan bir şarkı rica etmiş. iki sessiz ruh bu eşsiz manzarayı beklemeye başlamış. manzara yavaş yavaş yükselirken adam manzaraya aşık olmuş. bu ne güzel manzaraymiş böyle? kadın "çok alışmayin ve sevmeyin bu manzarayi yoksa ikimiz için de çok zor olur"demis.adam kadının bu dediklerini bir türlü anlayamıyormuş.güneş tamamen doğana kadar izlemisler bu manzarayı. kadın bir yandan çok mutlu bir yandan da çok rahatsızmış bu durumdan.
adam gün batımıni da izlemek istediğini söylemiş. kadıncagiz kıramamış ruhu güzel adamı. gün batmaya başlayana kadar sohbet etmişler, şarkılar dinlemişler, danslar etmişler ve gün batımı başladığında oturup izlemeye başlamışlar bu mükemmel manzarayı. tam o sırada adamın aklına gitmek zorunda olduğu gelmiş. adam gitmek zorundaymiş çünkü onu bekleyen küçük bir kızı ve işleri varmış. kadın da biliyormuş adamın gidecegini, çünkü belliymiş kehanetin neler getireceği.
taa en başında söylemisti bu gönlü kara kadın kehaneti ama dinlememisti adamın meraklı kalbi. iki aciz ruh, sabaha kadar ayrılacaklarini bilerek, nasıl ayrılacaklarini düşünmeye başlamışlar. adam bilmiyormuş eve girerken bu manzaraya aşık olacağını, bu kadına alışacağını. kadın ise biliyormuş olacakları fakat karşı koyamamış bu hayran olunası kişiye. zar zor gözleri buluşmuş bir anda. ağlamaya başlamış yarım olan bu ruhlar. ayrılacak olmalarına, kaderlerine, kehanete, aciz ve çaresiz olmalarına...
hiçbir şey diyemeden, sessizlikleri ile konuşarak ağlamaya başlamışlar. derken güneş aydınlatmaya başlamış etrafı lakin artık bu iki ruhun tek manzarası karşısındaki aciz bedenden başka bir sey değilmiş. birbirlerinden daha güzel bir manzara bulamayacaklarini ikisi de biliyormuş çünkü. ne adam kalkıp gidebilmiş yerinden ne de kadın kovabilmis bu adamı. sonra kader belirivermiş birden. kadını sonsuz bir uykuya yatırmış, adamı da alıp kapı dışarı etmiş ve rivayete göre bir daha hiçbir zaman orada güneş doğmamış.
devamını gör...
fikret kızılok
aşık veysel şatıroğlu ve onun bakış açısını anladıktan sonra, beatles ve "rock'n'roll" temel kültürü ile beslenmiş, yıkanmış; "barış manço", "cem karaca", "erkin koray" vs gibi üyelere mensup kuşağın "öze dönüş"'ü seçenlerinden olmuş, fakat tamamen anadolu rock kulvarına geçmemeyi tercih etmiş sanatçı, müzisyen, şarkıcı.
sonraları yazdığı müzik ve sözlerde halk müziği etkileri hep sürmüştür.
(bkz: sakın gelme)
(bkz: sevda çiçeği)
(bkz: zaman zaman)
(bkz: değirmenler)
sonraları yazdığı müzik ve sözlerde halk müziği etkileri hep sürmüştür.
(bkz: sakın gelme)
(bkz: sevda çiçeği)
(bkz: zaman zaman)
(bkz: değirmenler)
devamını gör...
wilson ilkeleri
savaşa hayır amacı içeren 14 ilkedir.
1. dünya savaşı sonlandıktan sonra abd başkanı woodrow wilson bir daha böyle bir savaş yaşanmasın amacıyla bu ilkeleri yazmıştır.
mantıklı şekilde ortaya çıkıp bir dakika baba biz ne yapıyoruz ayıp değil mi ya üslubu ile hareket etmiştir. tabi dünya o kadar tatlı naif değildir insanoğlu yerler ulan senin ilkelerini diyerek hareket etmeye devam etmiştir.
sonra devletler kafasına göre yorumlayınca bu ilkeleri kılıfa uydurarak 2. dünya savaşı çıkmıştır ve bu ilkeler amacını yitirmiştir.
tabi burada wilson amcanın ne kadar samimi olduğu veya ne kadar barış içerisinde yaşamayı düşündüğü belli değildir bilemiyoruz işin içinde ameriga olabilir.
bu ilkeler şöyledir.
1. tam bir açıklık içinde varılmış barış anlaşmalarından sonra hiçbir özel uluslararası anlaşmaya gidilmemeli ve diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir.
2. denizlerin uluslararası sözleşmeler gereğince bütünüyle ya da kısmen kapatılabilmesi dışında, savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır.
3. barışı onaylayan ve korumak için anlaşan ülkeler arasındaki bütün ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı ve ticaretin eşitlik temelinde yürütülmesi sağlanmalıdır.
4. her ülkede silah gücünün iç güvenliği sağlamaya yetecek en düşük düzeye indirilmesi için yeterli güvenceler karşılıklı olarak verilmelidir.
5. sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır.
6. rusya imparatorluğu’na ait bütün topraklardan yabancı askerler çekilmeli, rusya’yı ilgilendiren bütün sorunlar, kendi siyasal gelişimini ve ulusal politikalarını bağımsızca belirlemesine olanak verecek biçimde dünyanın öbür uluslarının en uygun ve özgür işbirliğiyle çözülmeli, rusya’nın kendi belirleyeceği kurumsal yapıyla özgür uluslar topluluğuna içtenlikle kabul edimesi, hatta gereksinim duyabileceği ya da isteyebileceği her türlü yardımın yapılması sağlanmalıdır. gelecek birkaç ay içinde öbür ulusların rusya’ya karşı tutumları iyi niyetlerinin, rusya’nın gereksinimlerinin kendi çıkarlarından farklılığını kavrayıp kavramadıklarının ve bencillikten uzak, akıllı bir yaklaşımla onun sorunlarına yakınlık duyup duymadıklarının kesin göstergesi olacaktır.
7. yabancı askerler belçika’dan çekilmeli ve bu ülke hiçbir kısıtlama olmaksızın bütün öbür özgür ulusların sahip olduğu egemenlik haklarına yeniden kavuşmalıdır. bunun gerçekleşmesi, ulusların birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla koydukları kurallara duydukları güvenin yeniden sağlanmasında en önemli rolü oynayacaktır. bu düzeltme yapılmadan uluslararası hukukun yapısı ve geçerliliği örselenmiş kalacaktır.
8. bütün fransız toprakları özgürlüğüne kavuşmalı ve işgal edilen kesimler geri verilmelidir. 1871'de alsace-lorraine konusunda fransa’ya prusya tarafından yapılan ve yaklaşık elli yıldır dünyada istikrarlı bir barışın kurulmasını önleyen haksızlık, herkesin çıkarlarına olan barışın yeniden sağlanabilmesi için düzeltilmelidir.
9. italya’nın sınırları, açıkça belirlenmiş ulusal sınırlar temelinde yeniden çizilmelidir.
10. avusturya-macaristan halklarının uluslar arasındaki yeri korunmalı ve güvence altına alınmalı, bu halklara özerk gelişme olanağı tanınmalıdır.
11. yabancı askerler romanya, sırbistan ve karadağ’dan çekilmeli, işgal edilen topraklar geri verilmelidir. sırbistan’a denize serbest ve güvenli çıkış sağlanmalıdır. çeşitli balkan devletleri arasındaki ilişkiler tarihsel bağlılık ve ulusal sınırlar temelinde dostça görüşmeler yoluyla yürütülmelidir. balkan devletlerinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğüne ilişkin uluslararası güvenceler anlaşmada yer almalıdır.
12. bugünkü osmanlı imparatorluğu’ndaki türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. ayrıca çanakkale boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır.
13. polonyalıların yaşadığı tartışmasız olan toprakları içine alacak bağımsız bir polonya devleti kurulmalı, bu devletin denize serbest ve güvenli çıkışı sağlanmalı, siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğü de uluslararası sözleşmeyle güvence altına alınmalıdır.
14. büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır.
1. dünya savaşı sonlandıktan sonra abd başkanı woodrow wilson bir daha böyle bir savaş yaşanmasın amacıyla bu ilkeleri yazmıştır.
mantıklı şekilde ortaya çıkıp bir dakika baba biz ne yapıyoruz ayıp değil mi ya üslubu ile hareket etmiştir. tabi dünya o kadar tatlı naif değildir insanoğlu yerler ulan senin ilkelerini diyerek hareket etmeye devam etmiştir.
sonra devletler kafasına göre yorumlayınca bu ilkeleri kılıfa uydurarak 2. dünya savaşı çıkmıştır ve bu ilkeler amacını yitirmiştir.
tabi burada wilson amcanın ne kadar samimi olduğu veya ne kadar barış içerisinde yaşamayı düşündüğü belli değildir bilemiyoruz işin içinde ameriga olabilir.
bu ilkeler şöyledir.
1. tam bir açıklık içinde varılmış barış anlaşmalarından sonra hiçbir özel uluslararası anlaşmaya gidilmemeli ve diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir.
2. denizlerin uluslararası sözleşmeler gereğince bütünüyle ya da kısmen kapatılabilmesi dışında, savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır.
3. barışı onaylayan ve korumak için anlaşan ülkeler arasındaki bütün ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı ve ticaretin eşitlik temelinde yürütülmesi sağlanmalıdır.
4. her ülkede silah gücünün iç güvenliği sağlamaya yetecek en düşük düzeye indirilmesi için yeterli güvenceler karşılıklı olarak verilmelidir.
5. sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır.
6. rusya imparatorluğu’na ait bütün topraklardan yabancı askerler çekilmeli, rusya’yı ilgilendiren bütün sorunlar, kendi siyasal gelişimini ve ulusal politikalarını bağımsızca belirlemesine olanak verecek biçimde dünyanın öbür uluslarının en uygun ve özgür işbirliğiyle çözülmeli, rusya’nın kendi belirleyeceği kurumsal yapıyla özgür uluslar topluluğuna içtenlikle kabul edimesi, hatta gereksinim duyabileceği ya da isteyebileceği her türlü yardımın yapılması sağlanmalıdır. gelecek birkaç ay içinde öbür ulusların rusya’ya karşı tutumları iyi niyetlerinin, rusya’nın gereksinimlerinin kendi çıkarlarından farklılığını kavrayıp kavramadıklarının ve bencillikten uzak, akıllı bir yaklaşımla onun sorunlarına yakınlık duyup duymadıklarının kesin göstergesi olacaktır.
7. yabancı askerler belçika’dan çekilmeli ve bu ülke hiçbir kısıtlama olmaksızın bütün öbür özgür ulusların sahip olduğu egemenlik haklarına yeniden kavuşmalıdır. bunun gerçekleşmesi, ulusların birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla koydukları kurallara duydukları güvenin yeniden sağlanmasında en önemli rolü oynayacaktır. bu düzeltme yapılmadan uluslararası hukukun yapısı ve geçerliliği örselenmiş kalacaktır.
8. bütün fransız toprakları özgürlüğüne kavuşmalı ve işgal edilen kesimler geri verilmelidir. 1871'de alsace-lorraine konusunda fransa’ya prusya tarafından yapılan ve yaklaşık elli yıldır dünyada istikrarlı bir barışın kurulmasını önleyen haksızlık, herkesin çıkarlarına olan barışın yeniden sağlanabilmesi için düzeltilmelidir.
9. italya’nın sınırları, açıkça belirlenmiş ulusal sınırlar temelinde yeniden çizilmelidir.
10. avusturya-macaristan halklarının uluslar arasındaki yeri korunmalı ve güvence altına alınmalı, bu halklara özerk gelişme olanağı tanınmalıdır.
11. yabancı askerler romanya, sırbistan ve karadağ’dan çekilmeli, işgal edilen topraklar geri verilmelidir. sırbistan’a denize serbest ve güvenli çıkış sağlanmalıdır. çeşitli balkan devletleri arasındaki ilişkiler tarihsel bağlılık ve ulusal sınırlar temelinde dostça görüşmeler yoluyla yürütülmelidir. balkan devletlerinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğüne ilişkin uluslararası güvenceler anlaşmada yer almalıdır.
12. bugünkü osmanlı imparatorluğu’ndaki türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. ayrıca çanakkale boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır.
13. polonyalıların yaşadığı tartışmasız olan toprakları içine alacak bağımsız bir polonya devleti kurulmalı, bu devletin denize serbest ve güvenli çıkışı sağlanmalı, siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğü de uluslararası sözleşmeyle güvence altına alınmalıdır.
14. büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır.
devamını gör...
beni nasıl buluyorsun sorusuna verilecek en mantıklı cevap
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
ayrılırken ayakta 5 dakika daha konuşup ayrılamamak.
devamını gör...
otuz yaş üstü normal sözlük ablalarına bir şarkı gönder
adettir; tabak boş gönderilmez.*
küçüğüm
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün hatalarım
öğünmem bu yüzden
bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün saçmalamam
yenilmem bu yüzden
bu yüzden kendime hâlâ güvensizliğim
ne kadar az yol almışım, ne kadar az
yolun başındaymışım meğer
elimde yalandan, kocaman, rengârenk
geçici oyuncak zaferler
ne kadar az yol almışım, ne kadar az
yolun başındaymışım meğer
elimde yalandan, kocaman, rengârenk
geçici oyuncak zaferler
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün korkularım
gururum bu yüzden
bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden sonsuz endişem
savunmam bu yüzden
bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem
küçüğüm
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün hatalarım
öğünmem bu yüzden
bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün saçmalamam
yenilmem bu yüzden
bu yüzden kendime hâlâ güvensizliğim
ne kadar az yol almışım, ne kadar az
yolun başındaymışım meğer
elimde yalandan, kocaman, rengârenk
geçici oyuncak zaferler
ne kadar az yol almışım, ne kadar az
yolun başındaymışım meğer
elimde yalandan, kocaman, rengârenk
geçici oyuncak zaferler
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün korkularım
gururum bu yüzden
bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım
küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden sonsuz endişem
savunmam bu yüzden
bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem
devamını gör...
aşk acısının abartılması
bir gün allah'a ; 'n'olur al içimden bu acıyı' diye yalvarırken burada yazdıklarınızı hatırlayın.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
vaya con dios-nah neh nah.
devamını gör...
hasta ziyaretine götürülebilecek şeyler
meyva.. meyva suyu.. süt.. bisküvi..
devamını gör...
normal sözlük'te küfrün serbest olması gerekliliği
sevgili arkadaşım, bu sözlüğün farklarından biri de bu zaten. küfür olmadığı için buraya gelen bir yazar kitlemiz var, kendilerini de birazdan belli edeceklerdir. ben de bunlardan biriyim. ayrıca kafa sözlükte de bildiğim kadarıyla aynı gün içinde bir başlığa iki entry girmek yasak. kurallarımıza dikkat edelim.
son olarak sözlükte küfrün yasak olması bizleri yapmacık yapmaz. küfürle samimiyet oluyorsa ben o samimiyeti almayayım. saygı ve selamlar.
-kafası kendinden mükemmel.
son olarak sözlükte küfrün yasak olması bizleri yapmacık yapmaz. küfürle samimiyet oluyorsa ben o samimiyeti almayayım. saygı ve selamlar.
-kafası kendinden mükemmel.
devamını gör...
normal sözlük'ün gececi yazarları
gececiyiz gececi gececi gececi..
(bkz: kafa sözlük gecesever yazarlar veri tabanı)
(bkz: kafa sözlük gecesever yazarlar veri tabanı)
devamını gör...
ali
türkiye'de çok kullanılan erkek isimlerinden biri. başlığının olmaması çok şaşırttı.
benim için anlamı çok daha büyük. kendisi büyük oğlumun adıdır. hayatımda tattığım en güzel duygu olan babalığı ilk kez deneyimledim. gerçekten kelimeler ile tarif edilemezdi seni ilk gördüğüm ali'm.
adınla yaşa.
benim için anlamı çok daha büyük. kendisi büyük oğlumun adıdır. hayatımda tattığım en güzel duygu olan babalığı ilk kez deneyimledim. gerçekten kelimeler ile tarif edilemezdi seni ilk gördüğüm ali'm.
adınla yaşa.
devamını gör...
misc radyo yayını
yavru ceylanımın* yine sek sek sekserek bizi yükselteceği yeni konseptli yayını.
takın kelepçeleri pardon kemerleri, çok zevkli bir akşam sizi bekliyor.*
takın kelepçeleri pardon kemerleri, çok zevkli bir akşam sizi bekliyor.*
devamını gör...


