o kadar çok motorcuda, motosiklet kullanıcısında emeği vardır ki... kıymetli birikimleri youtube videoları aracılığıyla yol yordam göstermeye devam ediyor hala. anlatımı çok keyifli ve eğlenceli, anlattıkları ise benim için hayat kurtarıcıdır. her motosiklet kullanıcısının ve kullanıcı adayının izlemesi gerektiğini düşünüyorum kendisini.

motosiklet kullanmayı öğrenirken anlatan kişi gözümün önünde uygulayarak gösterse dahi anlamaz, altın elbiseli adam'ı izleyerek öğrenirdim. bunu neden yapıyoruz, yapmazsak ne olur, x durumunda ne yapmak gerekir gibi pek çok soruyu mantıklı bir şekilde izah edip güzel güzel çözüm yollarını anlatır. motorun yanına oturup kaç kez onun youtube videolarını izlemişimdir bilmiyorum. ondan pek çok şey öğrendim, kendisine minnet duyuyorum.
devamını gör...

benim.
ve dünya üzerinde hiçbir türün, gerek sosyo-psikolojik, gerek sosyo-fizyololojik ve gerekse anti insancıl gelişimsel sancılarında, antidepresanla ayakta kalmadığını bildiğimden, evrimsel ataklarımı antidepresanla baskılamak yerine, farkındalıkla deneyimlemek tarafında olmam dolayısıyla ve hatta ailecek karşı durduğumuz ve her birimizin tek tek, çevremizdekileri rehabilete edebilecek olgunluğa evrildiğimizi belirttiğim başlık.
bu ülke demek yerine, kutuplarda her geçen gün yaşam alanları daralan kutup ayılarının da, bu yaşamsal sancıda, antidepresanla ayakta kalması gerekirdi kanımca. *
devamını gör...

köpek balıklarının bilinen tüm hastalıklara karşı bağışıklığı vardır.
devamını gör...

yine islamcı olduğumuzu öğrendiğim başlık.
artık uğraşamayacağım yahu yeter.
evet biz modları toplayıp zikir falan çekiyoruz, abdestsiz sözlüğe girmiyoruz.
böyle yani ortam

(bkz: güzeldir kabe yolları)

bir de karar verin artık, hani kgb ajanıydık?
devamını gör...

büyük bir vicdan azabı meselesi bu dostlar. anlat anlat bitmez.
devamını gör...

özgür ruhlu kadınlar. toplumun ona dayattığı şeyleri reddeden kadınları hoş buluyorum açıkçası.

(bkz: catherine tramell)
devamını gör...

sanat için soyunurum diyen arkadaşları buraya davet ediyoruz. ama soyunup gelmemeleri reca olunur.
devamını gör...

domuzlar - yöneticiler....
devamını gör...

haluk levent..
devamını gör...

öncelikle belirtmem gerekir ki, romanı iki kez bitirmiş birisi olarak bu filmi övmekten çok yermek istiyorum.

filmin kitapla bağı olduğu kadar alakası olmayan çok fazla kısmı da mevcut. en başta film ciddi anlamda doyuymuyor, iki saati birkaç dakika geçmiş süreye sahip bu filmin daha doyurucu olmasını bekliyorsunuz ama ilk kırk dakikada zaten her şey oldu bittiye geliyor. dahası da, tiyatral olma kısmı o kadar zorlanmış ki, birçok insanın aksine gary oldman'ın drakula rolünü hiç beğenmedim. kitaptaki drakula ile filmdekinin arasında dağlar kadar büyük farklar mevcut, filmi izler iken defalarca "hani bram stoker'ın drakulasıydı lan bu?!" diye serzenişlerde bulundum.

evet sahne genişleri, gotik atmosfer, müzikler, oyuncuların kıyafetleri, şehir dekoru insanı ciddi anlamda içine çekiyor ama bu filmde nedense bir o kadar itici bir şey de mevcut idi, sanıyorum ki kitap ile olan alakasız kısımlar yüzünden istediğimi, doğrusu beklediğimi bulamadım.

bir zamandan sonra insan ister istemez, "ulan bram stoker'ın kan donduran, gerim gerim geren, bir sonraki sayfada acaba ne olacak diye fırtınalar kopardığın romanı siz nasıl olur da vıcık bir aşk filmine çevirebilirsiniz?!" diye düşünüyor, lakin ne zaman bir filmde bunun gibi bol yıldıza denk gelsem, o filmden istediğimi bulamadığımı fark ediyorum, beklediğimi alamıyorum.

en iyi uyarlanan dracula eseri olmasına ise sözüm ona gülüyorum bazen. 1958 yapım dracula çok çok çok daha iyi uyarlanmış bir eserdi, ek olarak filmi izleyenler bilirler, winona ile sinemadayken bir film izliyorlar ya, o film 1931 yapım, tod browning'in drakulası ki o en şahanesi... aynı zamanda en "doğru" uyarlananı. doğru kelimesi yanlış aslında, en "sadık" uyarlananı!

ayrıca tod browning'i nereden biliyoruz? kendisi mark the vampir isminde müthişin de ötesinde bir vampir filminin yönetmenidir. bu tarz gotik korku öykülerini sinemaya dökecek iseniz, ford coppola gibi gişe odaklı hollywood yönetmenlerini değil de, gotik korku öğeleriyle bezenmiş filmler çeken yönetmenlere vermek lazım.

şu an aşırı gaza geldim, gidip üçüncü kez romanı bitireceğim.
çok yaşa bram stoker!
allah belanı versin francis ford coppola!
devamını gör...

alkışlar onun için: daniel plainview! i drink your milkshake! i drink it up! everyday! daniel day-lewis, daniel plainview rolünde! *
kusursuzdu oyunculuklar, kusursuz.

there will be blood, günümüze ışık tutan fakat bu ışığın aslında ne kadar da karanlık olduğunu gösteren bir film. bir dram veyahut bir trajedi. din-ideoloji çatışması, kilise-devlet çatışması, yoksulluk-varsıllık, sevgi-nefret, iyilik ve kötülük! baba ve oğul! hakikat bilgisi! her şeyi anlatıyor. o halde teması nedir diye sorulabilir mi? bilemiyorum. fakat insan ruhunu duyumsuyor bu film ile birlikte. çünkü çok gerçek. hayatın kendisi. dokunaklı, nefret edilesice, sevilesice bir şey bu! kan dökülecek, kan!

düşünmek için zaman istiyorum bu tanımı yazmaya... hakkında bir şey söylemeye cesaret de etmek istemiyorum aslında. ama ilk tanımın şerefine, yazacağım yine de.

daniel plainview'da kendimi gördüğümü söyleyeceğim. herkes de bunu söyleyecektir kendi için belki. aslında onun iyi ve kötü bir insan olup olmadığını kim bilebilirdi? içten içe yalnızlığını biliyor ve çabalıyor delirmemek için. ama kötücüllüğü açığa çıkıyor. kim isterdi cinayet işlemek, tek varlığı olan sevdiğini terk etmek? kimse istemezdi. ama kendi çıkarı için yapmak zorundaydı. paul thomas anderson mükemmel bir iş çıkarmış. romanından esinlenilen upton sinclair için de söyleyebiliriz bunu. (bkz: oil!)

filmin müziklerini jonny greenwood yapmıştır. aşağıda alıntılardan sonra birkaçını paylaşacağım. müzik o kadar uygundu, o kadar güzel yedirilmişti ki filmin nasıl geçtiğini anlayamadım. buradan da magnolia (film)'ya selam olsun. alıntıları doğrudan imdb'den paylaşacağım.

henry ve daniel arasında geçen konuşma:

--- alıntı ---

plainview: are you an angry man, henry?

henry brands: about what?

plainview: are you envious? d'you get envious?

henry brands: i don't think so. no.

plainview: i have a competition in me. i want no one else to succeed. i hate most people.

henry brands: that part of me is gone. working and not succeeding- all my, uh... failures has left me, uh... i just don't... care.

plainview: well, if it's in me, it's in you. there are times when i... i look at people and i see nothing worth liking. i want to earn enough money i can get away from everyone.

henry brands: what will you do about your boy?

plainview: i don't know. uhhhh, maybe it'll change. does your sound come back to you? i don't know. maybe no one knows that. a doctor might not know that.

henry brands: where's his mother?

plainview: i don't want to talk about those things. i see the worst in people, henry. i don't need to look past seeing them to get all i need. i've built up my hatreds over the years, little by little. having you here gives me a second breath of life. i can't keep doing this on my own... with these, umm... people.

--- alıntı ---

daniel ve eli. final:

--- alıntı ---

eli sunday: why are you talking about paul?

plainview: i did what your brother couldn't.

eli sunday: don't say this to me.

plainview: i broke you and i beat you. it was paul who told me about you. he's the prophet. he's the smart one. he knew what was there and he found me to take it out of the ground, and you know what the funny thing is? listen... listen... listen... i paid him ten thousand dollars, cash in hand, just like that. he has his own company now. a prosperous little business. three wells producing. five thousand dollars a week.

[eli cries]

plainview: stop crying, you sniveling ass! stop your nonsense. you're just the afterbirth, eli.

eli sunday: no...

plainview: you slithered out of your mother's filth.

eli sunday: no.

plainview: they should have put you in a glass jar on a mantlepiece. where were you when paul was suckling at his mother's teat? where were you? who was nursing you, poor eli? one of bandy's sows? that land has been had. nothing you can do about it. it's gone. it's had.

eli sunday: if you would just take...

plainview: you lose.

eli sunday: ...this lease, daniel...

plainview: drainage! drainage, eli, you boy. drained dry. ı'm so sorry. here, if you have a milkshake, and i have a milkshake, and i have a straw. there it is, that's a straw, you see? watch it. now, my straw reaches acroooooooss the room and starts to drink your milkshake. i... drink... your... milkshake!

[sucking sound]

plainview: i drink it up!

eli sunday: don't bully me, daniel!

[daniel roars and throws eli across the room]

plainview: did you think your song and dance and your superstition would help you, eli? i am the third revelation! i am who the lord has chosen!

--- alıntı ---

prospector's arrive (soundtrack), bazı sahnelerle birlikte:



oil (soundtrack):

devamını gör...

bence her iki tarafın da eşit bir şekilde hesabı ödemesi gerekiyor..
devamını gör...

bazı bohem barlar, kadınlara marilyn monroe koyuyor erkeklere de tip bi şekil, orada yaşadığımız 10 saniyelik karmaşa bile kötü. yaz abi erkek diye oraya. bohemliğin mi gider ? goril fotosu koy. işicez altı üstü.

belirgin yapmıyorlar bunları abi. deli oluyorum, kafa zaten iyi yanlışlıkla makyaj tazeleyen kızların ortamına dalıp pardon deyip çıkıyoz. bakıyorsun, hepsi ruj yediriyor dudaklarına.

bu kadar tatlı bir cins olamaz be. erkekler tuvaletlerinde anca saçını 10 dakika ıslatan adamlar oluyo, nezaketi bozmamak için "buyur sen önden işe" muhabbeti yapıyoz.

oysa parfüm kokan wc'ler dedikodu dolu, aşk dolu, sanat dolu.
devamını gör...

memleketim..

necati cumalı yazmış ;

urla

diyelim bir masa var önümde
elimde bardak
oturmuş içiyorum
bardak mı urla mı tuttuğum?

bardağı masaya
tak!
vurdum mu vurdum
masaya dönüyorum
urla, uzak, uzak, uzak

diyelim oturmuş yazıyorum
birden duruyor kalem
bir görüntü ak kâğıtlarda
ev ev sokak sokak
yine urla oluyor konum

bir ağız mızıkam var
üflüyorum
re mi fa sol la
bir es mi giriyor araya
-ya urla?

bardak değil o baylar
tak!
masaya vurduğum
hak arıyorum
düpedüz hak!
bütün mahpus kasabalar
küçük ölü kentler
soyulan tarla tarla
onlardan biridir urla!

yavaş yavaş sarhoş oluyorum..."


ben ona yollamışım;

o cevap vermiş;

/ şiir de şiirmiş,
urla da urla,
urla şiirmiş üzerine ne söylesen mavra.
vay canına.
/

üçgenin iç açılarının toplamı bize denkmiş, masal bu ya, ya yeni başlıyormuş ya da çoktan bitmiş?
devamını gör...

gülen birine tahammül edemeyen insanlar. gülmek, güldürmek kadar güzel bir şey mi var şu hayatta? güzel gülen insanlara karşı zaafım var, ısınıyorum o'nlara.
devamını gör...

ortamlarda sorarlarsa tesettürlüyüm falan der ama sadece başı kapalıdır.
burada kapalı olmak eleştirilen şey değildir, asıl eleştirilen şey kapalı olduğu halde dikkat çekeceğini bilip o topukluları giymesi ve tak tak diye ses yaparak gezmesi.
devamını gör...

önce kendisini "diggat et bebeyim" diye uyarırım. hala devam ediyorsa hoççağalın ben ğidiyom.
devamını gör...

dört ay sonra birinin aklına gelen eylem. bakalım ahali bu işe ne diyecek. ben beğendim.

ıyyyh onlara mı benzicezz diyenler de çıkabilir tabi.

edit: portakal atmak kullanılıyordu evet. nedense benimseyememiştim. kafama portakal atabilirsiniz.
devamını gör...

saniyelerle, saliselerle yaşadığımızın farkına vardım. ölüm ile o kadar yakınız ki bunu bugün hatırladım. yaşadığıma, nefes aldığıma şükrediyorum şu anda. yaralanmadığım için o kadar mutluyum ki, yaşamak gerçekten büyük bir mucize olmalı.
bazen nefes almanın değerini bilmiyormuşum, bunu daha birkaç saat önce anlayabildim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim