fahiş fiyat zamlarına erdoğan'ın tepkisi
daha önce de yazmıştım.
1000 liralık bir cep telefonunu tüketici en az 2200 lira ödeyerek alıyor.
üstelik gümrük vergisi rakamla "0" yazıyla "sıfır" olduğu halde.
adamlar 1000 liraya telefon satıyor telefon türkiye'ye geliyor.
bu telefonu üreten qulacomm'a işlemci parası ödüyor.
s-gpu için arm mali ye para ödüyor.
ekran için lg'ye para ödüyor.
batarya için go max'a para ödüyor.
kamera için sony'e para ödüyor.
yazılım için google'a para ödüyor.
ram veya depolama ya da kaplama vb tüm bu imalat sürecinde parça yazılım malzeme lisans vb için kısaca open handset alliance gibi konsorsiyumlar yapılara şirketlere para ödüyor.
aynı zamanda güncelleme destek servis nakliye garanti hizmetleri için de para ödüyor ve 1000 liraya telefonu bize satıp para kazanıyorlar.
ama vatandaş bunu 2200'e alıyor.
bunun suçlusu bu cep telefonunu satan teknosa mı, vatan bilgisaray mı, media markt mi?
aileniz ve sizin için hem güvenli hem şehirde hem kırsalda kullanacağınız volvo'nun en ucuz araba modeli v60 cross country b5 awdmild hybrid benzin 1.969 cc.250 hp8 ileri geartronic modelini volvo üretiyor.
işçilik, mühendislik, malzeme, nakliye, km-yıl garantisi giderlerini karşılama, ar-ge bütçesi, sonra ki model için yatırım parası, hissedarların kar payı, bayi teşvikleri promosyonları, reklam vb markething giderleri, kendi kar payı lisans ücretleri vb masrafları da düşünürek aracı türkiyeye getirip 228.250 tl fiyata satıyor ve volvo para kazanıyor.
benim gibi cahil amele bu arabayı almak için kalkıp 677.238 tl ödüyor.
arada olan 438.988 lira fark için bu arabayı satan volvo bayisi otokoç mu suçlu?
bunu domates biber ayçiçek yağı vs tüm tüketim-tüketici mallarında düşünün ki etkenler değişse de sonuç fahiş fiyat ve bu durum emir denetleme ceza ile düzelmez.
ama yaklaşım tepki doğru.
sn cumhurbaşkanımız ne yapsın, bu pahalılıkta onun suçu etkisi yok.
bunlar dış güçlerin oyunu.
büyümemizi çekemiyorlar.
işlem tamam.
1000 liralık bir cep telefonunu tüketici en az 2200 lira ödeyerek alıyor.
üstelik gümrük vergisi rakamla "0" yazıyla "sıfır" olduğu halde.
adamlar 1000 liraya telefon satıyor telefon türkiye'ye geliyor.
bu telefonu üreten qulacomm'a işlemci parası ödüyor.
s-gpu için arm mali ye para ödüyor.
ekran için lg'ye para ödüyor.
batarya için go max'a para ödüyor.
kamera için sony'e para ödüyor.
yazılım için google'a para ödüyor.
ram veya depolama ya da kaplama vb tüm bu imalat sürecinde parça yazılım malzeme lisans vb için kısaca open handset alliance gibi konsorsiyumlar yapılara şirketlere para ödüyor.
aynı zamanda güncelleme destek servis nakliye garanti hizmetleri için de para ödüyor ve 1000 liraya telefonu bize satıp para kazanıyorlar.
ama vatandaş bunu 2200'e alıyor.
bunun suçlusu bu cep telefonunu satan teknosa mı, vatan bilgisaray mı, media markt mi?
aileniz ve sizin için hem güvenli hem şehirde hem kırsalda kullanacağınız volvo'nun en ucuz araba modeli v60 cross country b5 awdmild hybrid benzin 1.969 cc.250 hp8 ileri geartronic modelini volvo üretiyor.
işçilik, mühendislik, malzeme, nakliye, km-yıl garantisi giderlerini karşılama, ar-ge bütçesi, sonra ki model için yatırım parası, hissedarların kar payı, bayi teşvikleri promosyonları, reklam vb markething giderleri, kendi kar payı lisans ücretleri vb masrafları da düşünürek aracı türkiyeye getirip 228.250 tl fiyata satıyor ve volvo para kazanıyor.
benim gibi cahil amele bu arabayı almak için kalkıp 677.238 tl ödüyor.
arada olan 438.988 lira fark için bu arabayı satan volvo bayisi otokoç mu suçlu?
bunu domates biber ayçiçek yağı vs tüm tüketim-tüketici mallarında düşünün ki etkenler değişse de sonuç fahiş fiyat ve bu durum emir denetleme ceza ile düzelmez.
ama yaklaşım tepki doğru.
sn cumhurbaşkanımız ne yapsın, bu pahalılıkta onun suçu etkisi yok.
bunlar dış güçlerin oyunu.
büyümemizi çekemiyorlar.
işlem tamam.
devamını gör...
hacivat karagöz neden öldürüldü
ezel akay ve levent kazak'ın masalsı tarzının en güzel örneğidir benim için. dekorlar, makyajlar, müzikler ve tabii ki oyunculuklar senaryoyu o kadar güzel besliyor ki her izleyişimde farklı bir detaya gülümseyebilirim. sonda verdiği mizahın gücüyle ilgili mesaj da çok yerindeydi.
devamını gör...
yazarların açtığı ilk başlık
devamını gör...
zili çaldıktan sonra kim o sorusuna ben diye cevap vermek
ben ''aç aç!!'' diye kızıyorum, açıyor yine de canım ailem.
öyle de bir durumdur yani, cevabını bildiğin soruyu sorar, ne denirse kabullenirsin.
öyle de bir durumdur yani, cevabını bildiğin soruyu sorar, ne denirse kabullenirsin.
devamını gör...
mitoloji
okullarda zorunlu olması gereken bir dersin adı. mitolojinin bir diğer adı efsane bilimidir. toplumların efsanelerini araştırır.
devamını gör...
küfreden kadın
içimden bile geçirsem utanırım, hiç sevmem, kadın/erkek kimseye yakışmıyor evet, ama **ne ve **nelik (mecaz anlamda, ihanet eden, kandıran anlamında) kelimelerinin yerine koyacak başka birşey bulamıyorum, yok bence, birde bu aralar bu kelimenin karşıladığı o kadar çok şey oluyorki, baya kullanıyorum.
çok sinirlendiysem de gerizekalı diyorum, çünkü, bir insanın aptal olduğunun düşünülmesi kadar kötü birşey yoktur heralde, kullandığım en büyük hakaret bu.
çok sinirlendiysem de gerizekalı diyorum, çünkü, bir insanın aptal olduğunun düşünülmesi kadar kötü birşey yoktur heralde, kullandığım en büyük hakaret bu.
devamını gör...
quo fata ferunt
bu gün doğum günü olan,
benden iki gün gada küçük olan yazar. *
başak burcu olan yazarlar veri tabanında, yani mikemmel insanlar arasında olan yazardır.
bir başağı, bir başka başak gada kimse tanır mı tanımaz tabiki.
sever mi sevemez tabiki.
öyle böyle değil yani muhabbetimiz.
kıskanan, yükselenine baksın
başaksa beri gelsin.
*****
sevgili yazar,
bu günün mis gibi geçsin,
bu yaşın mis gibi geçsin.
benden gün olarak küçük, yaş olarak küçük olmadığını bildiğim yazarım, bu yaşın yeni yaşlarındaki idealine olan temel olsun.
mutlu yıllarrrr.
benden iki gün gada küçük olan yazar. *
başak burcu olan yazarlar veri tabanında, yani mikemmel insanlar arasında olan yazardır.
bir başağı, bir başka başak gada kimse tanır mı tanımaz tabiki.
sever mi sevemez tabiki.
öyle böyle değil yani muhabbetimiz.
kıskanan, yükselenine baksın
başaksa beri gelsin.
*****
sevgili yazar,
bu günün mis gibi geçsin,
bu yaşın mis gibi geçsin.
benden gün olarak küçük, yaş olarak küçük olmadığını bildiğim yazarım, bu yaşın yeni yaşlarındaki idealine olan temel olsun.
mutlu yıllarrrr.
devamını gör...
merve boluğur
üstüne çok gidilen kadın. bence aşırı hassas ve güçlü olmak zorunda bırakıldığı için saçmalıyor. aslında bir alsa başını gitse bir yerlere iki yıl bi görünmese sonra rahat bi tişört, kot pantolon, hafif makyaj ve spor ayakkabıyla karşımıza çıksa bir durulmuş deriz, kendine gelmiş. kendiyle baş başa kalmak yaramış. yarar çünkü bu her insana uzaklık, mesafe, yalnızlık. biz fırsatını bulup içimizden belli etmeden saçmalıyoruz o ulu orta. senin vaktin de var imkanın da. git be kadın git bi kendine gel içine dön. seni kimse unutmaz merak etme taş gibisin. sen kendini bulunca aşk da iş de hayat da sana gelir. he ben memnunum diyorsan yine git çünkü şu durumdan memnun olmamalısın.
devamını gör...
nilgün marmara'nın intihar mektubu
geçtiğimiz yıllarda yayımlanan ve nilgün marmara'nın ölümünden hemen önce kaleme aldığı mektuptur. her aklıma geldiğinde, böyle naif bir ruhu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum.
son mektup
13 ekim 1987 salı
sevgilim,
her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün çabuk unutursun. bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini sorumlu, suçlu saymasın çünkü suç yok yalnızca ırmağın akışına bir müdahale söz konusu! her anın niye’sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. yiten bu işte! bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. beni bağışlayın! bunu en çok annemden babamdan ablamdan ve kağan, senden diliyorum. dostlarımdan da!
nilgün marmara önal
seni hep sevdim kağan!
hoşça kalın!
p.s.1 cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!
p.s.2 kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara.
3. sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum.
4. kağan arzu edersen ileride, daktiloya çekilmiş olan şiirleri bastırabilirsin.
son mektup
13 ekim 1987 salı
sevgilim,
her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak artık kılgıyı gerektiriyor. sana böyle bir yük bırakmak istemezdim ama sen akıllı ve güçlüsün çabuk unutursun. bu durumdan kimse kimseyi ya da kendini sorumlu, suçlu saymasın çünkü suç yok yalnızca ırmağın akışına bir müdahale söz konusu! her anın niye’sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. yiten bu işte! bu tükenişle hiçbir yeni yaşama başlanamaz, bu nedenle tüm sevdiklerime elveda diyorum. beni bağışlayın! bunu en çok annemden babamdan ablamdan ve kağan, senden diliyorum. dostlarımdan da!
nilgün marmara önal
seni hep sevdim kağan!
hoşça kalın!
p.s.1 cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!
p.s.2 kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara.
3. sahneden çekilirken yaşamıma karışmış herkesi selamlıyorum.
4. kağan arzu edersen ileride, daktiloya çekilmiş olan şiirleri bastırabilirsin.
devamını gör...
selman-ı farisi
iranlı sahabe. en ünlü sahabelerdendir. ayrıca berberlerin piri olarak kabul edilir. bunun sebebi hz. muhammed'in berberliğini yapmasıdır. selman-ı farisi, babasının ismiyle (yani, oğul bin baba) anılmak yerine, selman ibnül-islam/selman bin islam (islam'ın oğlu selman) olarak anılmıştır. bunun sebebiyse, kendini "ben, islam'ın oğlu selman'ım" diye tanıtmasıdır. hz. selman'ın müslüman olmadan önceki ismi, mabah bin buzahşan'dı. müslüman olduktan sonra selman ismini almıştır.
hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.
hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..
hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.
hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.
hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:
fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.
hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.
hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;
allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.
hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!
hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;
ne diyor? bu haber nedir?
efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;
ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.
akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;
senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.
resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.
hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.
bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..
resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.
hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.
sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.
hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?
resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.
hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.
gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;
gel şunu taşı!
hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:
senin yükünü taşıyan bu zât validir!
adam şöyle diyerek özür diler,
seni tanıyamadım.
ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,
bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.
--
hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;
daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.
-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!
hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:
ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?
onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;
ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;
ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;
peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.
ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..
hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;
resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.
şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.
durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
hz. selman'ın babası, mecusilik yani zerdüştlüğe çok bağlı biriydi. hatta evlerinde ateşgede bile vardı ki, bu ateşin sönmemesinden hz. selman sorumluydu. babası, hz. selman'ı aşırı severdi. hatta o kadar severdi ki, evladının zarar görmemesi adına onu eve kapatmıştı. bu süre boyunca hz. selman, sorgulamaya başlar. "gerçekten mecusilik gerçek din mi?" diye.. fakat hz. selman, adeta ev hapsindeydi, bu yüzden mecusiliği diğer dinlerle kıyaslayamazdı. bir gün, babasının işleri çoğalınca, hz. selman'ı tarlalarından birine bakması için gönderdi. fakat eve çabuk dönmesini söyledi, çünkü hz. selman onun en değerlisiydi.
hz. selman'ın geldiği bu bölgede, biraz hristiyan vardı. hz. selman yola koyuldu ve bir kilise gördü. kilisede hristiyanların ibadet ettiğini gördü ve onların yaptıklarıyla ilgilenmeye başladı. onları izledi.. o, bu insanların dinleri hakkında bir şeyler bilmiyordu. hz. selman, tarlaya gitmek istemedi ve merak ettiği bu insanları akşama kadar izledi. bu dinin, yani hristiyanlığın mecusilikten daha iyi olduğu sonucuna vardı. hristiyanlara bu dinin neye dayandığını sordu. hristiyanlar da, hristiyanlık hakkında kendisine bilgi verdiler..
hz. selman eve geç kalınca babası endişelendi ve onun yanına adamlar gönderdi. hz. selman eve döndü ve olayları babasına anlattı. babası hristiyanlığın hayırsız bir din olduğunu, atalarının dininin, hristiyanlıktan daha üstün olduğunu söyledi. hz. selman babasına karşı çıktı.. hristiyanlığın zerdüştlükten daha üstün olduğunu söyledi.. ve tartışma çıktı.. babası oğlu için telaşlandı ve hz. selman'ı ayaklarından bağlayıp hapsetti.
hz. selman, hristiyanlarla bir şekilde irtibata geçti. hristiyanlar ona dinlerinin kaynağının suriye'de olduğunu söylemişlerdi. hz. selman da onlarla irtibata geçince, suriye'ye giden bir kervan hazır olunca kendisine haber vermelerini söyledi. bir kervan hazır oldu ve hz. selman bir şekilde evden kaçtı. bu kervana katılıp suriye'ye gitti.. burda rahib'e hizmet etmeye başladı ve hristiyanlık hakkında temel bilgileri öğrendi. rahib iyi bir insan değildi. insanların verdikleri sadakaları kendisi için biriktiriyordu. rahib öldü ve onun yerine başka bir rahib geçti. hz. selman, bu rahib'e de itaat etti. bu rahib iyi bir insandı, imanı tamdı. hz. selman onu çok sevdi. fakat rahib'in de ölümü yaklaşıyordu. hz. selman ona, kendisi için kimi tavsiye edebileceğini sorunca rahib, kendisine itaat edilebilecek bildiği tek kişinin musul'da olduğunu söyledi.
hz. selman, musul'a gitti ve bu kişiye itaat etti. bu kişinin de ölümü yaklaştı. hz. selman bu kişiden de kimin tabiliğine girmesi gerektiğini sordu. bu kişi, böyle bir kimse tanımadığını fakat nusaybin'deki bir alime tabi olabileceğini söyledi. hz. selman, nusaybin'e gitti. nusaybin'deki rahibin yanında bir zaman kaldı ve bu rahibin de ölümü yaklaştı. hz. selman, kime tabi olabileceğini sordu. bu rahib, tabi olunabilecek olarak bildiği tek kişinin rumların bölgesinde, ammuriye'de olduğunu söyledi. hz. selman, ammuriye'ye gitti. ammuriye'de bir zaman kaldı ve bir zaman sonra burdaki rahibin de ölümü yaklaştı. yine kime tabi olabileceğini sordu. rahib, uyulabilecek bir kimse bilmediğini söyledi. ardından da şöyle dedi:
fakat yakında bir peygamber gelecek. o, ibrahim'in dini üzerinde gönderilmiş olacak. ve kavminin arasından hicret edecek. hurma bahçelerinin bulunduğu iki harra arasındaki bir yere doğru gidecektir. onun peygamber olduğunu gösteren alametler olacak. o hediye edilen şeyleri yiyen bir kimsedir ve sadaka olarak da hiçbir şey kabul etmez. iki omuzu arasında nübüvvet mührü bulunur. görünce onu tanırsın. o ülkeye gidip ona katılabileceğine inanıyorsan, bunu yap.
hz. selman burda bir müddet kaldı. ardından büyük bir arap kabilesi olan kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. bu tüccardan ülkesi hakkında bilgiler aldı ve hakkında konuşulan nebinin bu bölgeden olan bir yerden çıkması gerektiği sonucuna vardı. bir ücret karşılığında bu kişiyle birlikte hicaz'a gitti. fakat vadilkurâ'da bu kişi hz. selman'a ihanet ederek onu bir köle olarak bir yahudi'ye sattı. hz. selman vadilkurâ'da hurmalıklar gördü. kalbi rahat olmasa bile ammuriye'deki rahibin dediği yerin burası olmasını diliyordu. vadilkurâda bir müddet kalınca, efendisi olan yahudinin kuzeni, yahudi kabilesi olan kureyzaoğullarından bir kimse tarafından satın alındı. ve burdan da medine'ye götürüldü. burda, rahibin bahsettiği beldeye geldiğini anladı.
hz. selman, hz. muhammed medine'ye hicret edene kadar bir köle olarak burda hurma bahçelerinde çalıştı. sürekli çalışmak zorundaydı, bu yüzden serbest insanlarla konuşamıyordu. bu sebepten de, hz. muhammed'in varlığını bilmiyordu. hz. muhammed kuba'ye geldiğinde, evs ve hazrec kabilelerinin ona iman etmesini yahudiler kabullenemiyorlardı. hz. selman yine hurma bahçesinde çalıştığı sırada yahudilerden biri geldi ve bir ağacın altında oturan hz. selman'ın sahibine, evs ve hazrec kabilelerini kastederek şöyle dedi;
allah, benî kayle'ye lanet etsin. vallahi onlar şu anda, mekke'den bugün gelen bir adamın etrafında toplanmışlar ve onun nebi olduğuna inanıyorlar.
hz. selman kendi kendine şöyle der; bu kimse, kesinlikle o peygamberdir!
hz. selman fena titremeye başlar, öyle bir titrer ki, ağacın altında duran sahibinin üzerine düşeceğinden korkar. hızlı bir şekilde ağaçtan iner ve şöyle sorar;
ne diyor? bu haber nedir?
efendisi, hz. selman'a sert bir yumruk atar ve şöyle bağırır; bundan sanane?! sen işinin başına dön. hz. selman ise şöyle der;
ben sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istedim.
akşam olunca hz. selman, biriktirmiş olduğu bir parça yiyeceklerini alır ve kuba'daki hz. muhammed'in yanına gider. ona şöyle der;
senin salih bir insan olduğunu duydum. yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. sizin halinizi duyduğum vakit, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm. ve ardından da getirdiklerini resulullah'ın yanına koyar.
resulullah, ashabına şöyle buyurur; yiyiniz. fakat resulullah kendisi bunlardan yemez. hz. selman, resulullah'ın sadaka kabul etmediğini gördüğü vakit kendi kendine şöyle der; işte bu alâmetlerin birindendir. daha sonra da resulullah, medine'ye geçer.
hz. selman yine bir şeyler hazırlar ve resulullah'ın yanına gider. hz. selman, kendisine hediye vermek istediğini söyler. resulullah'ın sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görür ve ikinci alametin de resulullah'da var olduğu sonucuna varır.
bir müddet sonra hz. selman, tekrar resulullah'ın yanına gider. resulullah, ashabı ile birlikte oturuyordu. hz. selman onlara selam verir ve resulullah'ın etrafında dolaşmaya başlar. resulullah, hz. selman'ın bildiği bir şeyleri araştırdığını anlar ve ridasını kaldırır. hz. selman, resulullah'ın sırtındaki mührü görür ve ammuriye'deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anlar. ve onu öperek ağlamaya başlar..
resulullah, hz. selman'ı yanına oturup halini sorar. hz. selman, oraya ulaşıncaya dek yaşadığı olayları anlatır, ve resulullah ile ordaki sahabiler hayretler içerisinde onu dinlerler. bu arada, hz. selman'ın resulullah'a geldiği zaman arapçayı maksadını anlatacak kadar bilmediği ve bu yüzden, resulullah ile farsçayı bilen bir tercüman sayesinde konuştuğu rivayet edilir. hz. selman'ın başına gelen olaylarla ilgili rivayetlerde farklılıklar vardır.
hz. selman bir süre daha köle olarak yaşadığı için, hendek savaşı öncesi gazalara katılamamıştır. uhud savaşı öncesinde resulullah, hz. selman'a efendisiyle şartlı serbest bırakma anlaşmasında bulunmasını buyurur. hz. selman efendisine gider ve serbest bırakılmasının şartı olarak, 300 hurma fidanı elde edip dikmek ve 1600 dirhem altın vermek konusunda anlaştılar. resulullah bu haberi alınca, sahabilere şöyle buyurdu: kardeşinize yardım ediniz.
sahabiler kendi güçleri ölçüsünde fidan elde ettiler ve 300 fidanı hz. selman'a verdiler. resulullah, hz. selman'a şöyle buyurdu: selman git çukurlarını kaz. dikmeye sıra gelince onları sen dikme, bana haber ver. onları kendi ellerimle yerlerine koyacağım.
hz. selman, çukurların kazılması görevini sahabilerin yardımıyla bitirir. resulullah da bahçeye gider ve bütün fidanları yerine koyar. bu fidanlardan bir tanesi bile kurumaz. ardından resulullah, hz. selman'ı çağırır ve efendisine ödemesi gerekilen 1600 dirhem altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde olan bir altın külçesi verir. hz. selman şöyle sormaktan kendini alamaz, ya resulullah, bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar?
resulullah şöyle buyurur; ey selman! allah onunla senin borcunu karşılayacaktır. hz. selman gerçekten de bu altın külçesiyle, ödemesi gereken altın miktarını öder. böylelikle hz. selman kölelikten azat edilir. hz. selman'ın azat edilmesi konusunda farklı rivayetler vardır.
hz. selman haliyle, tavırlarıyla adeta bir cazibe merkesiydi. hatta ensarlar da, muhacirler de, hep selmân bizdendir. diyorlardı. bunun üzerine resulullah buyurdu; selmân bizdendir, ehli-beyt'tendir.
gel zaman git zaman, hz. selman birgün vali olur. o sıra bir adam, yanında bir yük incirle gelir. hz. selman'ın sırtında bu sıra gösterişsiz bir aba vardı. adam, hz. selman'ı tanımamaktadır. hz. selman'ı bu hâlde görüp şöyle der;
gel şunu taşı!
hz. selman gidip yükü sırtlanır. halk hz. selman'ı görünce tanır. ve adama şöyle derler:
senin yükünü taşıyan bu zât validir!
adam şöyle diyerek özür diler,
seni tanıyamadım.
ve hz. selman'ın sırtındaki yükü almaya çalışır. hz. selman ise şöyle der,
bir zararı yok. yükü evine götürene kadar sırtımdan indirmeyeceğim.
--
hz. selman ile ilgili şöyle bir olay da anlatılır;
daha hz. muhammed'in yaşadığı dönemde, sahabeden bir grup, mescid-i nebevi'de halka kurmuş, aralarında sohbet ediyorlardı. bunlardan birisinin hz. selman ile bir problemi vardı. hz. selman, mescid-i nebevi kapısından içeri girince, hz. selman ile sorun yaşayan sahabe, hz. selman'ın duyacağı bir şekilde konuyu değiştirir ve etrafındaki arkadaşlarından kabile ve soylarını sormaya başlar. soyun nedir, sülalen nereye dayanır, hangi kabiledensin? diye sormaya başlar. herkes kendi soyunu-sopunu anlatır.
-mudar kabilesindenim, falan oğlu falanım!
-ben evs kabilesindenim, babam medinelilerin en şereflilerinden falanın oğludur. dedem şudur, dedemin babasıysa şudur! diye anlatır birisi de..
-ben de temim kabilesindenim, falanın oğlu falanım.
-ben, hazrec kabilesindenim!
-ben de kureyş kabilesindenim, insanların en şereflilerinin soyundanım!
hz. selman tüm bunları acınmayla dinler. sohbet bitince, sohbeti idâre eden zat hz. selman'a dönüp şöyle sorar:
ya selman, senin soyun-sopun nereye dayanıyor, sen nerelisin, sen hangi kabiledensin?
onlar, hz. selman'ın iranlı yani yabancı, garip, bilinen bir soyunun olmadığını düşünürler. hz. selman ise şu cevabı verir;
ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
hz. selman, gözleri dolarak şöyle devam eder;
ben delalette olan sapıtmış bir insanken, allah, hz. muhammed ile beni hidayete erdirdi. ben fakir, yoksul bir insanken, allah, beni hz. muhammed ile zenginleştirdi. ben basit bir köleyken, allah, beni hz. muhammed ile özgürlüğüme kavuşturdu. işte bu benim soyum ve ırkım. benim soyumu, sopumumu öğrenmek istiyorsunuz? ben de, islam'ın oğlu selman'ım.
bu cevap karşısında kimse bir şey diyemez, herkes donup kalır. herkesin içten-içe islam kardeşliği duyguları kabarır. hz. ömer, bütün bunları mescid'in bir yerinde dinlemekteydi. bu sözleri duyduğu an ayağa kalktı ve bu topluluğun yanına geldi. hz. ömer onlara şöyle dedi;
peki ya benim soyumu-sopumu öğrenmek ister misiniz? ben de islam oğlu ömer'im. islam oğlu selman'ın kardeşiyim.
ordaki sahabilerin hepsi birer-birer ayağa kalkıp, ben de islam'ın oğluyum demeye başlar..
hz. selman, ölüm döşeğine yattığı zaman vali sad bin malik ve sad bin mesud onun ağladığını görürler. neden ağladığını sorduklarında hz. selman şöyle cevap verir;
resulullah bizden bir ahid aldı. hiç birimiz onu koruyamadık. o bize şöyle demişti: sizin dünyadaki geçimliliğiniz, bir yolcunun azığı kadar olsun.
şiiler, hz. ali ve ehli beyt hakkındaki rivayet edilen hadislerin çoğunu hz. selman'a isnad eder. galiyye (gulat-ı şia) ekollerindeyse, hz. selman, ilahi sudur sırasındaki hz. ali'den hemen sonraki kişidir. nusayrilikte, nusayrilerin teslis akidesini ifade eden ayn, mim, sin harflerinden, ayn hz. ali'yi, mim hz. muhammed'i, sin ise hz. selman'ı ifade etmektedir.
durzîlerse, kur'an'ın hz. selman'a vahyolunduğuna ve hz. muhammed'in kur'an'ı ondan aldığına inanırlar. sufiler ise ashabul-suffe ile beraber hz. selman'ı tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler.
devamını gör...
türkiye'de vasfı olmayanların bile ünlü olması
zekayla başarının, liyakat ile kazancın doğru orantılı olarak arttığı, hak edene hak ettiğinin verildiği bir coğrafya değiliz. dünyada da bunun örnekleri mevcut olmasına karşın, bir aydınlanma çağı yaşamadığımız için şöyle bir tarihimize baktığımızda genelde bilimin, ilim ve irfanın hep ikinci plana atılışı, filozof, bilim insanı ve evrensel eserler veren sanatçı azlığı çarpıyor gözümüze.
devamını gör...
alkolik
bir zamanlar çok sevdiğim kişi bir alkolikti. gündüz gecele fark etmezdi onun için yani her an kafası dumanlıydı...
veya ayık olduğu günlerse sadece kendi duyguları varmışcasına herkesi suçlayıp dururdu..
aslında şimdi anlıyorum ne kadar güçsüz bir adam olduğunu, tüm dertlerini unutmak için elindeki şişe ona yeterdi..
gerçi bunu başından beri biliyordum ama onu iyileştireceğimi düşünmek benim cahiliğimin isabet ettiği zamana denk gelmişti.
ben de yaralar bırakmaya yeminli olanlara güvenip bana en çok güvenenleri yaraladım bir dönemler.
veya ayık olduğu günlerse sadece kendi duyguları varmışcasına herkesi suçlayıp dururdu..
aslında şimdi anlıyorum ne kadar güçsüz bir adam olduğunu, tüm dertlerini unutmak için elindeki şişe ona yeterdi..
gerçi bunu başından beri biliyordum ama onu iyileştireceğimi düşünmek benim cahiliğimin isabet ettiği zamana denk gelmişti.
ben de yaralar bırakmaya yeminli olanlara güvenip bana en çok güvenenleri yaraladım bir dönemler.
devamını gör...
sözlüğe fotoğraf yüklemek
tanımlarıma baktığımda her tanımın bir köşesine fotoğraf eklediğimi farkettiğimden beri biraz utanarak kullandığım sözlük özelliği.
devamını gör...
birhan keskin
soyadı gibi şiirleri de keskin olan kadın şair.
"anı olacak bir şeyim yok
her şeyin dünündeyim.”
"anı olacak bir şeyim yok
her şeyin dünündeyim.”
devamını gör...
plastinasyon
plastinasyon, ilk olarak 1977'de alman anatomist "gunther von hagens" tarafından geliştirilmiş bir doku koruma yöntemidir. türkiye'de ise ilk modern uygulamayı "dr. selçuk tunalı" yapmıştır. yaşamsal fonksiyonlarını kaybetmiş bir insan, hayvan veya bitkinin belirli bir dokusu veya tüm vücudu alınır, su ve yağ çekilir ve ortamdan uzaklaştırılır. yerini ise kokmayan, çürümeyen, dokunulabilen plastikler alır. böylece kadavra* veya doku uzun süre saklanabilir.
*
plastinasyon işleminde dört adım uygulanır:
1) sabitleme
2) dehidrasyon*
3) vakumda zorla emprenye etme*
4) sertleştirme
ilk adım olan fiksasyon* sürecinde çoğunlukla formaldehit bazlı olmak üzere belirli koruyucu solüsyonlarla dokunun ayrılması önlenir. bu süreç boyunca dokuda aynı zamanda sertleşme de gözlemlenebilir. bu işlem numunenin şeklini ve yapısını korumasını sağlar.
gerekli diseksiyonlar* yapıldıktan sonra numune, hacmi plastinasyon işlemi uygulanan dokunun 10 katı kadar olan asetonla doldurulmuş küvete bırakılır. aseton altı hafta boyunca sadece 2 kere yenilenir. işlemin sonunda aseton, hücreleri doldurmuş olur.
bu aşamada numune; polyester, silikon kauçuk veya epoksi reçine gibi sıvı polimerlerin içine yerleştirilir. eş zamanlı olarak vakum oluşturarak asetonun düşük sıcaklıkta kaynaması sağlanır. hücreleri terk eden asetonun yerini hızlıca sıvı polimerler doldurur.
son olarak ise plastik; gaz, ısı veya ultraviyole ışık ile sertleştirilir. bu işleme tabii tutulan numunelere şekil verilmesi oldukça kolaylaşır.
*
plastinasyon işlemi uygulanmış doku ve vücutlar sergilerde gösterime açılabiliyor. 2012 yılında türkiye'de de gerçekleştirilmiş olan "body worlds" sergisi buna bir örnektir.
kaynakça
!! yazının bu bölümünden sonra karşınıza çıkacak olan görseller bazı kişiler için rahatsız edici olabilir. hassas bir bünyeniz varsa lütfen daha fazla aşağı inmeyin. işlem hakkında tüm bilgiler üstte verilmiştir!!
*
*plastinasyon işleminde dört adım uygulanır:
1) sabitleme
2) dehidrasyon*
3) vakumda zorla emprenye etme*
4) sertleştirme
ilk adım olan fiksasyon* sürecinde çoğunlukla formaldehit bazlı olmak üzere belirli koruyucu solüsyonlarla dokunun ayrılması önlenir. bu süreç boyunca dokuda aynı zamanda sertleşme de gözlemlenebilir. bu işlem numunenin şeklini ve yapısını korumasını sağlar.
gerekli diseksiyonlar* yapıldıktan sonra numune, hacmi plastinasyon işlemi uygulanan dokunun 10 katı kadar olan asetonla doldurulmuş küvete bırakılır. aseton altı hafta boyunca sadece 2 kere yenilenir. işlemin sonunda aseton, hücreleri doldurmuş olur.
bu aşamada numune; polyester, silikon kauçuk veya epoksi reçine gibi sıvı polimerlerin içine yerleştirilir. eş zamanlı olarak vakum oluşturarak asetonun düşük sıcaklıkta kaynaması sağlanır. hücreleri terk eden asetonun yerini hızlıca sıvı polimerler doldurur.
son olarak ise plastik; gaz, ısı veya ultraviyole ışık ile sertleştirilir. bu işleme tabii tutulan numunelere şekil verilmesi oldukça kolaylaşır.
*plastinasyon işlemi uygulanmış doku ve vücutlar sergilerde gösterime açılabiliyor. 2012 yılında türkiye'de de gerçekleştirilmiş olan "body worlds" sergisi buna bir örnektir.
kaynakça
!! yazının bu bölümünden sonra karşınıza çıkacak olan görseller bazı kişiler için rahatsız edici olabilir. hassas bir bünyeniz varsa lütfen daha fazla aşağı inmeyin. işlem hakkında tüm bilgiler üstte verilmiştir!!
*
devamını gör...
68 65 78 61 64 65 63 69 6d 61 6c
72 65 79 6e 6d 65 6e 20 76 65 20 62 65 72 6b 63 61 6e 20 67 c3 bc 76 65 6e 27 69 6e 20 c5 9f 61 70 c5 9f 61 6c 20 c5 9f 61 70 c5 9f 69 6b 20 6b 6f 6e 75 c5 9f 6d 61 6c 61 72 c4 b1 20 67 65 6c 64 69 20 61 6b 6c c4 b1 6d 61 2c 20 6f 20 64 69 79 6f 72 20 22 6f 75 76 68 6f 75 66 22 20 6f 20 64 69 79 6f 72 20 22 6b 6f 71 75 72 79 66 22 20 0a 0a 76 65 6c 68 61 73 c4 b1 6c 20 65 c4 9f 6c 65 6e 63 65 6c 69 20 61 64 61 6d 6c 61 72 73 c4 b1 6e c4 b1 7a 2e 20 70 75 68 61 68 61 68 61 2e.
*
*
*
*
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
sözlüğün demirbaşlığından bazılarımız için hayatımızın demirbaşlığına evrilmiş, kendisi olmaktan ödün vermeyen, gönül almayı bilen, insansever yazar ve doom günü çocuğu. iyi ki doğmuş.
devamını gör...
atatürk ne yaptıysa doğrudur ve asla sorgulanamaz
tüm atatürkculerin katıldığı düşünce ne yazık ki budur.
atatürk dışında tarihteki hiçbir lider kanunlara tabii olmamıştır. ne hitler'e ne de stalin'e özel yasa yoktur.
dinler bile bu kadar kapalı degil be kardeşim.
dinler bile düşünmeye iter insani, sorgulamaya iter.
sonra ülke neden gelismiyor?
aynen devam böyle. soran olursa atatürkçülük bu ülkeyi 100 yıl ileri goturdu dersiniz.
edit: güzel kardeslerim atatürk de başta olmak uzere hiçbir insana düşman değilim, hiçbir insanin sahsindan da nefret etmem.
ben sadece kapalı düşüncelere dusmanim.
atatürk dışında tarihteki hiçbir lider kanunlara tabii olmamıştır. ne hitler'e ne de stalin'e özel yasa yoktur.
dinler bile bu kadar kapalı degil be kardeşim.
dinler bile düşünmeye iter insani, sorgulamaya iter.
sonra ülke neden gelismiyor?
aynen devam böyle. soran olursa atatürkçülük bu ülkeyi 100 yıl ileri goturdu dersiniz.
edit: güzel kardeslerim atatürk de başta olmak uzere hiçbir insana düşman değilim, hiçbir insanin sahsindan da nefret etmem.
ben sadece kapalı düşüncelere dusmanim.
devamını gör...
boş bir bankta saatlerce oturmak
insanlaradan uzaklaşmaya, tek başına kalıp kafa dinlemeye ihtiyacın olduğu için gidersin.
bazen de yalnız kalmak istememene rağmen gidersin...
düşürürsün, çoğu zaman hüzünlenir, taa uzaklara dalar, kendinle hesaplaşırsın...
bazen de yalnız kalmak istememene rağmen gidersin...
düşürürsün, çoğu zaman hüzünlenir, taa uzaklara dalar, kendinle hesaplaşırsın...
devamını gör...

