sevgiliyle aynı boyda olma rezaleti
benim boyum 1.58. eskiden ben de takılırdım boy muhabbetine. "1.70 den uzunu eltimdir" falan derdim. eşimin 1.85 olduğunu düşününce de fazla büyük konuşmamak lazım diyorum. nasipten öte köy yok.
devamını gör...
kahve
müptelası olduğumuz bu harika içeceğin, tarih sahnesine çıkışı 850 yılında oluyor. aslında her şeyi bir keçi sürüsüne ve çobana borçluyuz. bir kahve tiryakisi olarak, yazıma başlamadan önce burdan sonsuz teşekkürlerimi iletmek isterim. bach'ın "coffee cantata" eserini de şuraya bıraktıktan sonra başlayalım.
her şey, kaldı adındaki çobanın güttüğü keçilerin bir meyveyi yedikten sonra canlanmaları ile başlıyor. bunu gören çoban meyveyi kendisi de deniyor. kahve sevgisinin bu kadar büyüyeceğini o zaman fark etmiş midir acaba?
daha sonraki durağımız keşişler oluyor. bu gizemli meyveyi onlar da deniyor. tadı çok acı geldiği için hepsini ateşe atıyorlar. daha sonra öyle güzel bir koku yayılır ki keşişler mest olur. keşişler daha sonra bu kavrulmuş meyvelerden bir içecek hazırlamışlar. keşişler kahveyi içtikten sonra bütün gece ayık kalmışlar. daha sonra bu sihirli içecek, kısa sürede yayılmış dört bir yana. 1000 yıllarında yemen'de üretilmeye başlanmış bile.
kahvenin istanbul'a gelişi kanuni sultan süleyman döneminde gerçekleşmiş. sınırları yemen'e kadar uzayan osmanlı, yemen valisi özdemir paşa sayesinde kahve ile tanışmıştır. bu tanışıklık gittikçe ilerlemiş ve artık sarayda kırk kişilik kadrolu kahveci ustaları çalışmaya başlamış.
efendim kahvenin ünü sarayın dışına da taşmış tabii ki. 1550 yılında ilk kahvehane açılmış istanbul'da. daha sonraki her mahallede bir kahvehane olmuş. insanlar burda oturur, muhabbet eder, tartışır, iş konuşur, ticaret yapar bir yandan da kahvesini yudumlarmış.
kahve tutkunu italyanlar da kahve ile osmanlı sayesinde tanışmıştır. venedikli tacirler 1615 yılında ilk kahve tohumlarını venedik'e götürerek bu harika içeceği bir kıtaya daha taşımışlardır. 1683 viyana kuşatması sırasında osmanlı'nın kahve tohumlarını cephede bırakması ile avrupa'ya da kahvehaneler açılmaya başlamıştır. polonyalı bir girişimci bu çuvallar dolusu kahveler ile ilk kahvehaneyi açmış.
istanbul'da olduğu gibi avrupa'da da çok sevilmiş kahvehaneler. voltaire, balzac, beethoven ve mozart da bu kahvehanelerin müdavimlerinden. balzac'ın kahve tutkusunu bilmeyen yoktur zaten. günlük 50 fincan kahve içtiği söylenir.
tabii ki o zaman kahve üretimi arabistan, afrika topraklarında. avrupa'ya da yayılması ile orda da kahve bitkisi yetiştirilmeye çalışılmış. 17. yüzyılın sonlarına doğru seralarda üretilen bitkiler, çeşitli yerlere gönderilmiş. bir tanesi de paris'te xıv. louis'e hediye edilmiş. bu hediye milyonlarca kahve bitkisinin atası olmuş.
şüphesiz kahve bizim kültürümüzde bambaşka bir noktaya yerleşmiştir. telvesi ile içilen tek kahve türü olan türk kahvesi de bu kültürün çok önemli bir parçası aynı zamanda insanlığa bir hediyemiz. sabahların mutluluk sebebi kahvaltı bile kahvenin altına yenilen yemekten alır ismini. bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözü de belki de sevgimizi gösteren en büyük kanıttır.
her şey, kaldı adındaki çobanın güttüğü keçilerin bir meyveyi yedikten sonra canlanmaları ile başlıyor. bunu gören çoban meyveyi kendisi de deniyor. kahve sevgisinin bu kadar büyüyeceğini o zaman fark etmiş midir acaba?
daha sonraki durağımız keşişler oluyor. bu gizemli meyveyi onlar da deniyor. tadı çok acı geldiği için hepsini ateşe atıyorlar. daha sonra öyle güzel bir koku yayılır ki keşişler mest olur. keşişler daha sonra bu kavrulmuş meyvelerden bir içecek hazırlamışlar. keşişler kahveyi içtikten sonra bütün gece ayık kalmışlar. daha sonra bu sihirli içecek, kısa sürede yayılmış dört bir yana. 1000 yıllarında yemen'de üretilmeye başlanmış bile.
kahvenin istanbul'a gelişi kanuni sultan süleyman döneminde gerçekleşmiş. sınırları yemen'e kadar uzayan osmanlı, yemen valisi özdemir paşa sayesinde kahve ile tanışmıştır. bu tanışıklık gittikçe ilerlemiş ve artık sarayda kırk kişilik kadrolu kahveci ustaları çalışmaya başlamış.
efendim kahvenin ünü sarayın dışına da taşmış tabii ki. 1550 yılında ilk kahvehane açılmış istanbul'da. daha sonraki her mahallede bir kahvehane olmuş. insanlar burda oturur, muhabbet eder, tartışır, iş konuşur, ticaret yapar bir yandan da kahvesini yudumlarmış.
kahve tutkunu italyanlar da kahve ile osmanlı sayesinde tanışmıştır. venedikli tacirler 1615 yılında ilk kahve tohumlarını venedik'e götürerek bu harika içeceği bir kıtaya daha taşımışlardır. 1683 viyana kuşatması sırasında osmanlı'nın kahve tohumlarını cephede bırakması ile avrupa'ya da kahvehaneler açılmaya başlamıştır. polonyalı bir girişimci bu çuvallar dolusu kahveler ile ilk kahvehaneyi açmış.
istanbul'da olduğu gibi avrupa'da da çok sevilmiş kahvehaneler. voltaire, balzac, beethoven ve mozart da bu kahvehanelerin müdavimlerinden. balzac'ın kahve tutkusunu bilmeyen yoktur zaten. günlük 50 fincan kahve içtiği söylenir.
tabii ki o zaman kahve üretimi arabistan, afrika topraklarında. avrupa'ya da yayılması ile orda da kahve bitkisi yetiştirilmeye çalışılmış. 17. yüzyılın sonlarına doğru seralarda üretilen bitkiler, çeşitli yerlere gönderilmiş. bir tanesi de paris'te xıv. louis'e hediye edilmiş. bu hediye milyonlarca kahve bitkisinin atası olmuş.
şüphesiz kahve bizim kültürümüzde bambaşka bir noktaya yerleşmiştir. telvesi ile içilen tek kahve türü olan türk kahvesi de bu kültürün çok önemli bir parçası aynı zamanda insanlığa bir hediyemiz. sabahların mutluluk sebebi kahvaltı bile kahvenin altına yenilen yemekten alır ismini. bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözü de belki de sevgimizi gösteren en büyük kanıttır.
devamını gör...
rıfat ılgaz
hababam sınıfı, karartma geceleri gibi eserlerin müellifi olan yazardır.
önce şiirde sevdim kavgayı
özgürlüğü kelime kelime şiirde.
mısra mısra sevdim yaşamayı,
öfkeyi de, sevinci de…
senin ışıklı günlerin,
benim iyimser dostlarım
hepsi hepsi şiirde.
devam adlı şiir kitabından 1943 bütün şiirleri 1927-1991(çınar yayınları)
önce şiirde sevdim kavgayı
özgürlüğü kelime kelime şiirde.
mısra mısra sevdim yaşamayı,
öfkeyi de, sevinci de…
senin ışıklı günlerin,
benim iyimser dostlarım
hepsi hepsi şiirde.
devam adlı şiir kitabından 1943 bütün şiirleri 1927-1991(çınar yayınları)
devamını gör...
beğeni alınca mutlu olan yazar
ben.
devamını gör...
kısas vs idam
ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn (bakara, 179)*
allah muhammed aşkına, sadece bakara suresi 179. ayeti paylaşarak idam/kısas allah’ın emridir saçmalığını bırakın. okuduğunuz kur’an-ı kerim’i bari anlayın ya. ayetin açıklaması yapıyorum.
linç is coming.
“ey akıl sahipleri! iyi düşünecek olursanız, kısasta sizin için hayat vardır. umulur ki sakınıp korkarsınız.” ikinci cümleyi paylaşmak kimsenin işine gelmiyor nedense ama asıl mesaj orada. neyse bizim ayıbımız olsun bu da.
yani diyor ki; insan hayatını muhafaza konusunda, hayatın karşılığında hayat söz konusudur diye düşünecek olursanız; kendi hayatınızın gideceği korkusuyla başkasının hayatına kıyamazsınız! başkasını öldürmeye eliniz varmaz! buna istinaden; cinayet, öldürme konusunda islamiyet’in bu derece ağır, bu derece güçlü bir müeyyide vazetmiş olması, yani böyle ağır bir ceza koymuş olması, insan hayatını korumaya yöneliktir. öldüreni öldür, tecavüz edene tecavüz et ya da bıçaklayanı bıçakla demiyor.
insan hayatının korunmasında önemli bir ibret vardır diyor. bunu düşünürseniz bu yanlış fiillerden kendinizi alıkoyarsınız diyor. iyi düşünürseniz kurtulursunuz diyor. yani kısas derken aslında aklını kullan diyor.
hala anlamadıysan; eğer birisi birisini öldürecek olursa ve işlediği cinayetten sonra ne olacağını iyi bir muhakeme yoluyla değerlendirirse cinayet işlemekten vazgeçer diyor.
insan hayatı, kur’an-ı kerim’e göre o kadar aziz ve o kadar kutsaldır ki canı veren allah’tır. ve yine o canı sadece allah’ın alacağını bilmelidir insan diyor.
ps: ben inançsız bir adamım bana allah’ı savundurttunuz lan. böyle de bir insanım işte. allah affetsin.
allah muhammed aşkına, sadece bakara suresi 179. ayeti paylaşarak idam/kısas allah’ın emridir saçmalığını bırakın. okuduğunuz kur’an-ı kerim’i bari anlayın ya. ayetin açıklaması yapıyorum.
linç is coming.
“ey akıl sahipleri! iyi düşünecek olursanız, kısasta sizin için hayat vardır. umulur ki sakınıp korkarsınız.” ikinci cümleyi paylaşmak kimsenin işine gelmiyor nedense ama asıl mesaj orada. neyse bizim ayıbımız olsun bu da.
yani diyor ki; insan hayatını muhafaza konusunda, hayatın karşılığında hayat söz konusudur diye düşünecek olursanız; kendi hayatınızın gideceği korkusuyla başkasının hayatına kıyamazsınız! başkasını öldürmeye eliniz varmaz! buna istinaden; cinayet, öldürme konusunda islamiyet’in bu derece ağır, bu derece güçlü bir müeyyide vazetmiş olması, yani böyle ağır bir ceza koymuş olması, insan hayatını korumaya yöneliktir. öldüreni öldür, tecavüz edene tecavüz et ya da bıçaklayanı bıçakla demiyor.
insan hayatının korunmasında önemli bir ibret vardır diyor. bunu düşünürseniz bu yanlış fiillerden kendinizi alıkoyarsınız diyor. iyi düşünürseniz kurtulursunuz diyor. yani kısas derken aslında aklını kullan diyor.
hala anlamadıysan; eğer birisi birisini öldürecek olursa ve işlediği cinayetten sonra ne olacağını iyi bir muhakeme yoluyla değerlendirirse cinayet işlemekten vazgeçer diyor.
insan hayatı, kur’an-ı kerim’e göre o kadar aziz ve o kadar kutsaldır ki canı veren allah’tır. ve yine o canı sadece allah’ın alacağını bilmelidir insan diyor.
ps: ben inançsız bir adamım bana allah’ı savundurttunuz lan. böyle de bir insanım işte. allah affetsin.
devamını gör...
demokrasi
"demokrasi" kelimesinin etimolojik kökeni demos ve kratia kelimelerinin birleşimine dayanmaktadır. bu iki kelimenin anlamını da bir bütün halinde inceler isek rahatlıkla tahmin edebileceğiniz üzere "halk tarafından yönetim" sözcük öbeğine ulaşırız.
ancak hem günümüz hem de antik yunan döneminde bu tam olarak gerçekleşmemiştir. yaban otu olan funda mahlaslı yazar arkadaşımız antik yunan dönemine ait olan kısmı iyi özetlemiş. günümüzdeki süreçte daha çok önem kazanan kavramlar şu şekilde sıralanabilir:
-zaman
-para
bu iki kavramın önemi şurada ortaya çıkıyor. "demokratik" seçimle başa gelen parti* mensuplarının siyaset için harcadığı zaman veya para normal insanlara oranla daha fazla olduğundan dolayı, normal yurttaşlar ile karşılaşıtırıldığında bir siyasi eşitsizlik durumu otomatik olarak meydana gelmektedir. yani bu insanlar mecliste* normal insanlara oranla daha baskın olacaktır. ayrıca siyasi eşitlik kavramına vurgu yapmamın sebebi ise siyasi eşitliğin ideal demokrasi için oldukça önemli bir kavram olmasıdır. ayrıca yurttaş sayısının artışı ile birlikte yurttaşların mecliste karar alma yetkisi de düşmektedir.
sonuç olarak, pratik hayatta uygulanması neredeyse imkansız olan bir kavramdır.
yazdığım şeylerin çoğu robert a. dahl'a ait "siyasi eşitlik üzerine" isimli kitaba dayanmaktadır.
ancak hem günümüz hem de antik yunan döneminde bu tam olarak gerçekleşmemiştir. yaban otu olan funda mahlaslı yazar arkadaşımız antik yunan dönemine ait olan kısmı iyi özetlemiş. günümüzdeki süreçte daha çok önem kazanan kavramlar şu şekilde sıralanabilir:
-zaman
-para
bu iki kavramın önemi şurada ortaya çıkıyor. "demokratik" seçimle başa gelen parti* mensuplarının siyaset için harcadığı zaman veya para normal insanlara oranla daha fazla olduğundan dolayı, normal yurttaşlar ile karşılaşıtırıldığında bir siyasi eşitsizlik durumu otomatik olarak meydana gelmektedir. yani bu insanlar mecliste* normal insanlara oranla daha baskın olacaktır. ayrıca siyasi eşitlik kavramına vurgu yapmamın sebebi ise siyasi eşitliğin ideal demokrasi için oldukça önemli bir kavram olmasıdır. ayrıca yurttaş sayısının artışı ile birlikte yurttaşların mecliste karar alma yetkisi de düşmektedir.
sonuç olarak, pratik hayatta uygulanması neredeyse imkansız olan bir kavramdır.
yazdığım şeylerin çoğu robert a. dahl'a ait "siyasi eşitlik üzerine" isimli kitaba dayanmaktadır.
devamını gör...
erken kalkacağını bile bile uyumamak
yarın vermem gereken tahlillerin sonuçlarından tırstığım için yaptığımdır.
edit: temiz çıktı tahliller. şimdi sıra diğerlerinde. swh
edit: temiz çıktı tahliller. şimdi sıra diğerlerinde. swh
devamını gör...
hey you
"hey you,
out there on your own, sitting naked by the phone.
would you touch me?"
sözlerini aklıma kazımış pink floyd şarkısı.
out there on your own, sitting naked by the phone.
would you touch me?"
sözlerini aklıma kazımış pink floyd şarkısı.
devamını gör...
en iyi haber kanalı ödülünü a haber'in kazanması
(bkz: dünyanın en komik fıkrası)
devamını gör...
seks otobüsü
25t numaralı taksim-sarıyer hattında çalışan iett otobüsünün şoförü tarafından hayatımıza giren tabir.
(bkz: burası seks otobüsü değil)
haber linki
ekleme: bunu neden #gündem yaptınız ya hu? fi tarihinin haberi. *
ekleme 2: eski bir haber veya olay olduğunun farkındayım gençler. toplu taşıma aracında öpüşmek başlığından hareketle aklıma geldi. *
(bkz: burası seks otobüsü değil)
haber linki
ekleme: bunu neden #gündem yaptınız ya hu? fi tarihinin haberi. *
ekleme 2: eski bir haber veya olay olduğunun farkındayım gençler. toplu taşıma aracında öpüşmek başlığından hareketle aklıma geldi. *
devamını gör...
attila ilhan sözleri
sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın.
küçükse büyüğünü taşıyamazsın.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
şu an istanbul anadolu yakasında yağmur yağıyor tatlı tatlı gök gürlüyor.
balkonda kitap okuyup kahve içiyorum.
sonsuzluğa uğurladığım dostlarımı sevdiklerimi düşünüyorum...
onları çok özlediğimi en derinlerimde hissediyorum...
balkonda kitap okuyup kahve içiyorum.
sonsuzluğa uğurladığım dostlarımı sevdiklerimi düşünüyorum...
onları çok özlediğimi en derinlerimde hissediyorum...
devamını gör...
borchardt triadı
mide volvulusu'nda görülen karın ağrısı, öğürme fakat kusamama ve nazogastrik tüpün kıvrılması 3 lü semptomuna verilen özel triaddır.
devamını gör...
yarıda bırakılan kitaplar
devamını gör...
paylaştığı fotoğraflar ile fakirlik güzellemesi yapan tipler
sobalı ev, yer sofrası, közlenmiş patates vs. vazgeçilmezleridir.
devamını gör...
vezüv yanardağı
1281m yüksekliği ile napoliye 9 km uzaklıkta bulunan, hala aktif olan yanardağdır. ms.79 yılında iki gün boyunca püskürerek pompeii ve herculaneum kentlerini tamamen küller altında bırakıp iki binden fazla kişinin de ölümüne yol açmıştır. patlaması görgü tanığı ile anlatılmış ilk yanardağdır.
1995 yılında açılan vezüv ulusal parkı ziyarete açık olup yürüyüş ve tırmanış gibi aktiviteler ile turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir.

1995 yılında açılan vezüv ulusal parkı ziyarete açık olup yürüyüş ve tırmanış gibi aktiviteler ile turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir.

devamını gör...
son bakış
13 aralık 1980'de* daha 17 yaşındayken yaşı büyütülerek ankara ulucanlar ceza evinde asılarak idam edilen erdal eren'in anısına yazılmış bir şarkıdır. aysel gürel ve sezen aksu tarafından yazılmış, onno tunç tarafından bestelenmiştir.
şarkının hikayesi:
12 eylül 1980 darbesinin ardından 50 kişi idam edildi. idam edilenlerden biri de henüz 17 yaşında olan erdal eren’di.
orta doğu teknik üniversitesi öğrencisi sinan suner, 30 ocak 1980 tarihinde milliyetçi hareket parti'li bakan cengiz gökçek'in koruması süleyman ezendemir tarafından vurularak öldürüldü.
ilişkili haberler
rakamlarla 12 eylül darbesi
rakamlarla 12 eylül darbesi
12 eylül sürgünleri: 101'ler
12 eylül sürgünleri: 101'ler
ankara yapı meslek lisesi öğrencisi erdal eren, suner'in öldürülmesini protesto etmek için 2 şubat 1980 günü düzenlenen gösteride çıkan çatışmadan sonra gözaltına alınan 24 kişinin arasındaydı.
eren, çıkan çatışmada er zekeriya önge'yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra 19 mart 1980 günü hakkında idam kararı verildi.
13 aralık 1980’de ulucanlar cezaevi’nde idam edildiğinde henüz 17 yaşındaydı...
18 yaşından küçük olduğu araştırılmadı
eren'in avukatlarından ismail sami çakmak, geçen sene cumhuriyet gazetesi'ne verdiği röportajda idam kararıyla ilgili olarak şunları söyledi: "yargıtay üçüncü dairesi, kararı son derece yasal ve hukuka uygun gerekçelerle bozdu. bunlar otopsinin usul ve yasaya aykırı yapıldığı, ölenin vücudundan çıkan kurşunun erdal’ın tabancasından çıkıp çıkmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, olay yerinde keşif yapılmadığı, tanıkların dinlenilmediği erdal’ın 18'inden küçük olup olmadığının araştırılmadığı, takdir hakkının kötüye kullanıldığı gibi gerekçelerdi. gerçek de buydu. ama başsavcılık hemen harekete geçti, bozma kararına itiraz etti. dosya gitti geldi, sonunda askeri yargıtay daireler kurulu idam kararını onayladı."
bir fotoğraftan 12 eylül şarkısı
eren’i idamından on altı saat önce ziyaret eden gazeteci savaş ay, eren'in son fotoğraflarını çekti. ve o fotoğraflar bir sezen aksu şarkısına, 'son bakış'a ilham oldu.
savaş ay, 'son bakış'ın hikayesini şöyle anlatıyor:
"erdal eren'i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi sezen aksu da görmüş ve çok etkilenmiş. anlatırken, "öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... hikayesini de okudum. ama beni esas vuran o 'son bakış' fotoğrafıydı savaş.
'ağıt gibi'
aysel gürel'e gösterdim o fotoğrafı. birlikte bir şeyler yazdık. onno'ya verdik besteledi (tunç). şarkıdan çok ağıta benzedi. yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici..." dedi. ve işte o ağıtın sözleri.
"bir an duruşu gibi
ömrün gidişi gibi
veda ederken
aşk ateşi gibi söner iç çekişler
amman amman yandım aman
acı yüzler"
'o ağıt' daha sonra bir sezen aksu şarkısı 'son bakış' olarak karşımıza çıktı.
son bakış
bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
bir yaz güneşi gibi eritir hep bu terkedişler
bir an duruşu gibi ömrün gidişi gibi
veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler
aman aman yandım aman
kurşun gibi izler
son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
aman aman acı yüzler
kurşun gibi izler
son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
aman aman…
erdal eren'in son mektubu:
sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
ancak olanak yok. düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.
cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. o kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. işte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi içten bile değildir. ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
mesele benim açımdan kısaca böyle. ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.
anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
devrimci selamlar
oğlunuz erdal
kaynak: www.ntv.com.tr/turkiye/son-...
şarkının hikayesi:
12 eylül 1980 darbesinin ardından 50 kişi idam edildi. idam edilenlerden biri de henüz 17 yaşında olan erdal eren’di.
orta doğu teknik üniversitesi öğrencisi sinan suner, 30 ocak 1980 tarihinde milliyetçi hareket parti'li bakan cengiz gökçek'in koruması süleyman ezendemir tarafından vurularak öldürüldü.
ilişkili haberler
rakamlarla 12 eylül darbesi
rakamlarla 12 eylül darbesi
12 eylül sürgünleri: 101'ler
12 eylül sürgünleri: 101'ler
ankara yapı meslek lisesi öğrencisi erdal eren, suner'in öldürülmesini protesto etmek için 2 şubat 1980 günü düzenlenen gösteride çıkan çatışmadan sonra gözaltına alınan 24 kişinin arasındaydı.
eren, çıkan çatışmada er zekeriya önge'yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra 19 mart 1980 günü hakkında idam kararı verildi.
13 aralık 1980’de ulucanlar cezaevi’nde idam edildiğinde henüz 17 yaşındaydı...
18 yaşından küçük olduğu araştırılmadı
eren'in avukatlarından ismail sami çakmak, geçen sene cumhuriyet gazetesi'ne verdiği röportajda idam kararıyla ilgili olarak şunları söyledi: "yargıtay üçüncü dairesi, kararı son derece yasal ve hukuka uygun gerekçelerle bozdu. bunlar otopsinin usul ve yasaya aykırı yapıldığı, ölenin vücudundan çıkan kurşunun erdal’ın tabancasından çıkıp çıkmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, olay yerinde keşif yapılmadığı, tanıkların dinlenilmediği erdal’ın 18'inden küçük olup olmadığının araştırılmadığı, takdir hakkının kötüye kullanıldığı gibi gerekçelerdi. gerçek de buydu. ama başsavcılık hemen harekete geçti, bozma kararına itiraz etti. dosya gitti geldi, sonunda askeri yargıtay daireler kurulu idam kararını onayladı."
bir fotoğraftan 12 eylül şarkısı
eren’i idamından on altı saat önce ziyaret eden gazeteci savaş ay, eren'in son fotoğraflarını çekti. ve o fotoğraflar bir sezen aksu şarkısına, 'son bakış'a ilham oldu.
savaş ay, 'son bakış'ın hikayesini şöyle anlatıyor:
"erdal eren'i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi sezen aksu da görmüş ve çok etkilenmiş. anlatırken, "öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... hikayesini de okudum. ama beni esas vuran o 'son bakış' fotoğrafıydı savaş.
'ağıt gibi'
aysel gürel'e gösterdim o fotoğrafı. birlikte bir şeyler yazdık. onno'ya verdik besteledi (tunç). şarkıdan çok ağıta benzedi. yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici..." dedi. ve işte o ağıtın sözleri.
"bir an duruşu gibi
ömrün gidişi gibi
veda ederken
aşk ateşi gibi söner iç çekişler
amman amman yandım aman
acı yüzler"
'o ağıt' daha sonra bir sezen aksu şarkısı 'son bakış' olarak karşımıza çıktı.
son bakış
bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
bir yaz güneşi gibi eritir hep bu terkedişler
bir an duruşu gibi ömrün gidişi gibi
veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler
aman aman yandım aman
kurşun gibi izler
son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
aman aman acı yüzler
kurşun gibi izler
son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
aman aman…
erdal eren'in son mektubu:
sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemizde olmadı. zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var.
ancak olanak yok. düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.
cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. o kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. işte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi içten bile değildir. ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. bütün bu yapılanlar,başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur.
mesele benim açımdan kısaca böyle. ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.
anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar.
sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
devrimci selamlar
oğlunuz erdal
kaynak: www.ntv.com.tr/turkiye/son-...
devamını gör...


