değil kaşığı,demiri hatta çeliği bile bükerim.tıpkı zamanı ve bazı kalpleri büktüğüm gibi.bana zor gelmez.kan bağımın olması bir şeyi değiştirmez.
mizahi görselleri tebessüme neden olan,nüktedan yazar.
devamını gör...

"ya birader, kardeş, oğlum" gibi sinir bozucu sözler söyleyen tiplerin iticilikleridir.
devamını gör...

proje ne olur bilmiyorum ama şu yazar alımlarının hızlandırılması gerekiyor demeye geldiğim başlık.

aylardır kontrol ediyorum daha 6000'li sayılardan 7000 bandına yeni ulaştı. elbette ki en önemli unsur üye kalitesi ancak bu sayılarda kalırsa yerimizde saymaktan başka bir şey yapamayız maalesef.

ayrıca üye sayısına paralel olarak moderatör sayısı da artırılabilir. bu şekilde de süreç daha hızlı ve kontrollü bir şekilde işler.
devamını gör...

buradan
devamını gör...

2009 yılında londra'da bir kitap fuarında, j. k. rowling ile yaptığım bir ayaküstü sohbet esnasında öğrendiğim gerçek.

aslında kitap fikri ilk oluştuğunda harry, hermony ve ron, voldemort'un şerrini yok ederler ve hogwarts kurtarılır. fakat hogwarts yönetim konseyi, dumbledore'un voldemort'a gizliden yardım edip okuyup üfleyerek asa ürettiğini belgeleriyle ortaya koyar. bu sebeple dumbledore okuldan atılır. gittiği yerlerde iş bulamaz ve hatta kariyer net'e "emekli büyücü okulu müdürü" diye ilan açar fakat yine de ismi herkesçe kötü anıldığından iş bulamaz. ondan sonra gel zaman git zaman yolu kırşehir'in tereke köyüne düşer. burada okuyup üfler, gözlerinden ifrit kusan mazlumlara muska yazar, koca arayanlara celp duası falan hazırlar, paraya para demez.

kitabın sonunda anlattığı kadarıyla severus snape yeni müdür olur. daha böyle birkaç detay daha söyledi de hatırlamıyorum. o ara uzaktan bir tane hatunla kesişiyordum. bu dediklerini duyunca kanım çekildi "hah hah! korkmayın bay mebus. biliyorum bunlar can sıkıcı mevzular, kitabımda da yer etmedim zaten, çocuklar ürkmesin diye." dedi.

kadının içinde meğer bir hp lovecraft varmış.
devamını gör...

(bkz: hayao miyazaki) evreniyle tanışmama vesile olan ilk anime.
üniversite yıllarımdan bu yana defalarca kez izlediğim biricik animasyon filmdir de. olay örgüsünün her an farklı karakterle zenginleşmesi, hayal sınırlarını zorlayan çizimler, zıtlıklar üzerinden verdiği mesajlar ve alıp götüren müzikleriyle verdiği huzur eşsizdir. haku’ ya selam olsun.
devamını gör...

attilâ ilhan'ın kendi sesinden dinleyince daha bir güzel olan şiiri. şiir, attilâ ilhan'ın ben sana mecburum isimli şiir derlemesinin bir bölümüne de adını vermiştir. buradaki smyrne kullanımı aslında yunanistan'a kadar dayanıyor. smýrni* ve/veya smirni bizim bildiğimiz izmir. kelimenin latincesi ise smyrna ve fransızcaya yansıması smyrne olmuş bu kelimenin. attilâ ilhan neden izmir yerine smyrne kullandığını ise alaylı bir biçimde evrensel olmak için diye yanıtlamış zamanında. şiir hakkında bir yüksek lisans tezinde denk geldiğim güzel bir incelemeyi de not düşeyim:


tension a smyrne adlı şiir, bachelardcı yol arketipi üzerinden kurgulanmıştır. şair, mitik bir mekân olarak tahayyül ettiği paris’e ulaşma isteğini, çeşitli imajlar vasıtasıyla aktarır. mısralarda kodlanan yol düşlemi, campbellcı kahramanlık mitosu bağlamında da okunabilir. campbell’ın kahramanın sonsuz yolculuğu paralelinde kurguladığı formülasyon, bu şiirde, kahramanın yola dair kurduğu mitik düşlemle paris şehrine kanalize edilir.

onur tınkır - attilâ ilhan’ın şiirlerinde mitik unsurlar



tension à smyrne

kasım'da bir çarşamba çatladı
yarısını çaldılar yarısını ben çaldım
on üç gün dudak dudak yaşadım
dün gece kayboldu beni bıraktı
bir cıgara yaktım telefon ettim
ekipler on bir buçukta geldiler
gemisi on bir yirmi beşte kalktı

gözbebeklerine mızrak gibi saplı
çığlıklar götürüp getiren bir tren
dokuz gün yolculuk dedik durduk
o eksik bir çarşamba ben yolsul bir salı
armstrong'un delik deşik sesinden
otuz altı saat hayal dokuduk
çekirdekli ve mürekkep kanatlı
bir yağmur üstümüze yıkılırken
yolculuk dedik durduk yolculuk

sonra aşk sıyrılmış dört gün bir gece
iki bıçak hızıyla yaşadığımız
ateş ve barut gibi sımsıkı içiçe
birbirimizin avuçlarına kapanışımız
sabırsız dudaklarımıza değdikçe
rüzgarın sünger gibi köpürmesi
aklımıza dakar limanı geldikçe
zehirli gözlerimizin yaşarması
kaybettiğimiz kaybolduğumuz vs

yarın şafakla bir konsolosluğun kapısındayım
dakar için fransız vizesi isteyeceğim
-... pardon monsieur! je vais vous demander
un visa, si c'est possible, pour dakar


attilâ ilhan’ın kendi sesinden:

devamını gör...

eşimin ismini yanlış yazmışlardı.. r yerine p yazdılar. sonra düzeltmelerini isteyince p'yi bildiğin kazıyarak r'ye cevırdıler. boylece yeni bir nickname i dogmus oldu sdfs
devamını gör...

donald j. kessler tarafından 1978'de ortaya atılan, uzay çöpü yoğunluğunun, çöplerin birbirleri ve uzay araçlarıyla çarpışıp parçalanarak daha fazla çöp oluşturmaya neden olacağına ilişkin iddia.

simülasyonlar, bu senaryonun doğruluğunu gözler önüne sermiş durumda. bu da, çeşitli ülkeler tarafından uzay çöplerinin temizlenmesi için yapılan projeleri hızlandırıyor.
devamını gör...

bazı yazarları takibe alırsınız ve bazen bir tanım girer de acaba takipten çıksam mı ikilemine düşersiniz ya, bu ikileme hiç düşürtmemiş nadide yazarlardandır. tanımlarından yola çıkarak da ironiyi, mizahı ne kadar sevdiğini anlayabilirsiniz. takip edilip güzel güzel okunasıdır. vardır. var olsundur. *
devamını gör...

akşam yine akşam yine akşam
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazı sevdiğim yazarları rüyamda görsem de henüz başlık açma noktasına ulaşamadım.
devamını gör...

senden önce on milyarlarca insan ve senden sonra on milyarlarca insanın olacağı son belki de. muhtemel son hiçlik ise zaten evren bile günü geldiğinde hiç olacak. öyleyse bu kafaya takma niye ? yaşadığın zamanın tadını çıkarsana şapşik ihihihihi
devamını gör...

oldukça zor ve meşakkatli iş.

ayrıca yapanların çoğunluğunun farklı seviyelerde ballarının içine şeker karıştırdığı meslek. en büyük sahtekârlıklardan biri de burada dönüyor o sebepten.

bazıları da yüz liraya doğal bal aldığını zannediyor beş kilo. üzücü.
devamını gör...

günlük rutinime devam ederim diye düşünüyorum.

ee kul nasıl biliyorsa yaradan öyle değil miydi?

benim bilişim bu yönde.

madem cehennemimizi kendimiz yaratıyor, odunumuzu kendimiz taşıyoruz o tarafa eh bir zahmet ben de kendi yaşamımdan bir şeyler taşıyayım ötelere.

herkesin cehennemine kimse karışamaz.
saygılar...
devamını gör...

tam güneş tutulmaları sırasında ay'ın yüzey şekilleri nedeniyle meydana gelen doğa olayı. ay, güneş'in önünü tamamen kapatmaya yakınken veya tutulma bittiğinde ay yavaş yavaş güneş'in önünden ayrılırken görülür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ay da diğer gök cisimleri gibi tamamen pürüzsüz, bilye gibi bir küre değil. üzerindeki derin bölgeleri ve dağlık alanları tam karşıdan bakarken algılayamayabiliriz ama gökyüzünde daire gibi gördüğümüz görüntüsünün kenarlarına doğru olan bu yüzey şekilleri nedeniyle, arkasında kalan güneş'in ışıkları tam olarak aynı anda kaybolmaz. derin olan kısımlardan bir süre daha görünmeye devam eder. böylece elmas yüzüğü görebiliriz.
devamını gör...

orhan pamuk'un 1998 yılında yayımladığı bir romandır. kitabın arka kapağında "pamuk'un en en iyimser ve en renkli romanı" olarak tanıtılmış. daha önce okuduğum (bkz: kafamda bir tuhaflık), (bkz: veba geceleri), (bkz: kar (kitap)) romanları icinde gerçekten en iyimser olanı buydu.

kitabın konusu malum, osmanlı döneminde nakkaslar ve aralarında yaşanan cekismeden dolayı yaşanan cinayetler. tabi ki bu arada doğan bir aşk.

şimdi efendim, bu kitabın dış yapi özelliklerine baktığımızda ben 1998 yılında iletişim yayınevi tarafından basılan 476 sayfalık olanını okudum. sonra zamanla kapak değişmiş o da yetmemiş yayınevi değişmiş.ancak benim okuduğum basımda yazılar gerçekten çok küçük, kağıt kalitesi oldukça eskiydi ve okuma zevkini artıracak, sayfa kenarına bölüm aralarına bir kaç nakış vs konsaymış daha mı güzel olacaktı acaba diye düşündürdü.

iç yapı ozelliklerine gelince; ilginç şekilde bu kitabında ben burdayım diye bağıran dilbilgisi hataları ile yersiz uzun cümlelerin oluşturduğu anlam bozuklukları daha azdı.
yine bir orhan pamuk klasiği olarak ask ve şehvet bir arada yansıtılmışdı.

12 yıl aşkının kahrını çeken kara, sekure'yi görür görmez ilk düşündüğü şey erotik dahi olamayan acıkmış bir cinsellik oluyor !?



bilmiyorum bana mı öyle denk geliyor ama sanki orhan pamuk kitaplarında kadın karakterler kararsız, gelenekler ile hormonları arasında sıkışıp kalmış, hani nerdeyse yakaladığı avını gagası ya da pençesi ile tutup da yemeye kiyamayan yırtıcı gibi gösteriliyor. duygudan, romantizmden eser yok. yine karakterler hakkında derinlemesine bir bilgi ya da birbirinden ayırtedici bir özellik bu kitapta da bulunmamakta.

mesela biz her bir nakkaşın özelliklerini kendi agizlarindan okumuş olsak da katilin neden o diğerleri değil de o olduğuna dair bir ipucu ve sonucunda bir tatmin edici bir neden bulamıyoruz.


kitabın dili ise benim için tam bir hayalkırıklığı. bu ülkede osmanlı devleti zamanında yaşanmış bir roman yazıyorsanız bir zahmet ya iskender pala ya ihsan oktay anar tadinda bir yoldan geçmek zorundasiniz diye düşünüyorum. günümüz türkçesi ile yazılmış tarihi bir roman benim için inandırıcılığını daha ilk andan kaybediyor.hani sene 1800'ler ya da 1900'lerin başı bile degil. 1600'lu yıllarda geçen kitapda hiç mi eski kelimelere, ahenkli ve sanatsal bir dile o donemin giyim kuşamı kültür hayatına yer verilmez. bir gelin alayı ile gecistirilmis. ya hu bari muskulpesent ya da münzevi gibi bir iki kelime sıkıştır araya! yani öyle bir dil ile yazılmış ki; nakkaş başta olmak üzere kitabın konusu ile ilgili terimleri çıkaralım herhangi bir zaman ve mekâna oturtabileceğiniz hiç de siritmayacak gündelik bir roman da olabiliyor.
netice itibari ile bir daha orhan pamuk okumama gerek kalmadığına beni ikna eden roman. iki alıntı ile noktalayalım.


bazen mantıkla düşünüyorum diye haftalar, yıllar boyunca hayal kurduktan sonra, bir gün bir şey görürüz. bir yüz, bir elbise, mutlu bir insan ve bir anda hayallerimizin
gerçekleşmeyeceğini, mesela o kizı bize hiç vermeyeceklerini
mesela filanca mevkiye hiç getirilmeyeceğimizi anlayıveririz. benim adım kırmızı 145


bu kırmızının anlami nedir?" diye yine sordu ati ezberden çizmiş kör nakkaş.
"renklerin anlamı orada karşımızda olmaları ve onları görmemizdir" dedi öteki. "görmeyene kirmizi anlatılamaz."
"münkirler, zındıklar, inançsızlar da allah'i inkär etmek için onun gózükmediğini söylerler," dedi atı çizen kör nakkaş
oysa o görene gözükür," dedi öteki usta. "kuran-ı kerim bu
yuzden gorenle görmeyenin hiç bir olmayacağıni söyler."
guzel çırak, atın eğerinin örtüsüne beni yavaş yavaş sürmüştu.
güzel bir nakşın siyah beyazına kendi doluluğum, gücùm ve calılığimi yerleştirmek óyle hos bir duygudur ki, kedi kılından firça beni kagida yayarken sevinçten gidıklanırim. böylece ben renklendirdikce sanki aleme 'ol' derim ve âlem benim kan rengimden
olur. görmeye inkâr eder, ama her yerde ben varım. benim adım kırmızı 217

devamını gör...

deneme tahtasıdır. bebekliğinden evlenene kadar çoluk çocuk sahibi olana kadar her şey üzerinde denenir daha sonraki çocuklar için yapılacaklar ve yapılmayacaklar bu kişilerin üzerinde denenerek öğrenilir.
devamını gör...

üst edit: bu kitap barr’ın bilimsel materyalizm dediği şeye karşı “genişletilmiş bir saldırı” olarak tanımlanır. bunu bir kenarda aklımızda tutalım. tıpkı barr’ın katolik biliminsanları cemiyeti başkanı olması gibi.

gördüğüm kadarıyla flood şeklinde giriş yapılabiliyormuş her şeye gücü yeten tanrı adına yapılan islamcı entrylerinde.
zeus ve yahve’nin (ki bu islamcı yazarımız açısından bu allah oluyor) aynı olmadığını düşünüyor. ve kalkıp mr. barr’ı caner taslaman mı sandımığızı sorgulayıp kendisi caner taslamanlık taslıyor. shshshshs. zeus zaten kelime anlamı olarak da deus yani tanrı demektir; tanrılar tanrısı. yahve’nin bir diğer adı ki müslümanların kullandığı isim olan eluhi (allah) ise bazı yerlerde elohim olarak geçer. nedir elohim? tanrılar demek. çoğuldur. yani tanrılar tanrısı. (bu arada yahve -yhwh- de “sana ne!” ve “ben ben olanım” gibi bir anlama gelir.) bugün sizin kabul ettiğiniz son tanrı bugüne kadarki tanrıların birleşimi. hepsi aynı tanrı işin özünde. ama siz zeus’u kabul etmiyorsunuz. prometheus ile şu son “ilahi dinlerin tanrısı” insanı yaratırken nedense çamur kullanmıştır. örnekler çoğaltılabilir. öte yandan hala kendi inancına göre bir tanrı tanımı getirmeye uğraşan bir yazarın dawkins’e “cahil, bilmediğini bilmiyor” demesi bile ciddiye alınmaması gerektiğini gösterir. (mr. barr’ın tanrı inancı ile bu yazarın tanrı inancı bile aynı değil. ama aynıymış gibi davranıp kendi inancına hak devşiriyor barr’dan. barr’a sorsan isa tanrı’dır der. bu yazara sorsan “sümme haşa” diye tövbelenmeye başlar.) ayrıca çok büyük ihtimalle bir adnancı-islamcı yazarla karşı karşıyayız. richard dawkins’in web sitesine 2010 yılındaki türkiye’den erişim engeli de adnancılar tarafından aldırılmıştır.
dawkins’in aldığı ödüller için.

not: umarım moderasyon bu entry için silme işlemi uygulamaz. nasıl ki islamcı yazarımızın flood entrysini silmedilerse.
devamını gör...

uykum var.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim