sert müdahalelerde bulunan mod
pisliğin önde gidenidir ayrıca meslek lisesi bölüm öğretmeni tavrı vardır.
artık canımlı cicimli, ricalı minnetli mesaj atıp "lütfen aykırı veya aşırı başlıklar açmayın, ahlaksızlığınızı burada herkesi rahatsız edecek biçimde yapmayın" demeden direkt uzaklaştırmayı veren, ısrar halinde ise hesabı uçurmayı düşünen mod parçasıdır
özetle; gaçın bahçanın sahibisi geldi.
artık canımlı cicimli, ricalı minnetli mesaj atıp "lütfen aykırı veya aşırı başlıklar açmayın, ahlaksızlığınızı burada herkesi rahatsız edecek biçimde yapmayın" demeden direkt uzaklaştırmayı veren, ısrar halinde ise hesabı uçurmayı düşünen mod parçasıdır
özetle; gaçın bahçanın sahibisi geldi.
devamını gör...
ericsson gh 688
ilk cep telefonum, kendisi ile 1997 yılında tanışmıştık, o zaman yanlış hatırlamıyorsam 163.000.000 tl saymıştım (faturası evde bir yerdedir, aradan onca sene geçmesine rağmen atmamışımdır, hep saklarım, evet gençler o zaman paramızda bol sıfır vardı, sonra altı sıfır atıldı, gerçi atıldı da ne oldu, eskisinden daha beter oldu.)
toplum olarak hep ayrışmayı seviyoruz, bu kanımızda var, siyasiler bile bu yönde toplumu ayrıştırıyorlar. çocukluktan beri fenerbahçeliler-galatasaraylılar, renaultcular-tofaşçılar, turkcellciler-telsimciler, ericssoncular-nokiacılar, iphonecular-androidçiler gibi hep bir tarafı tutuyoruz, daha doğrusu tutmak zorunda kalıyoruz. o zamanda cep telefonu türkiye'de yeni yeni yaygınlaşmaya başlıyor, piyasada ericsson ve nokia modeller başı çekiyor. piyasada tek tük hatırladığım motorola ve başka markalarda mevcut ama o kadar azlar ki esameleri okunmuyor.
dedim ya cep telefonu yeni yeni yaygınlaşıyor. o zaman henüz yeni yeni çıkmaya başladığım şimdiki eşime hava atacağım, bir cep telefonu alayım dedim, ona da sürpriz yapacağım, düşünsenize milletin içinde al buradan arkadaşlarını ara diyeceğim. ericsson mu nokia mı diye bakıyorum. dediğim gibi ericssoncular bir yanda nokiacılar diğer tarafta, telefonu almakla bitmiyor bir de operatör seçeceksin, turkcell mi telsim mi olacak, tam çifte bela, hangi seçimi yaparsan toplumun gözünde ..... cı olacaksın.
ericsson isveç, nokia finlandiya malı. mesleğim gereği isveç teknolojisini iyi biliyorum. isveç çeliğini, volvoyu, saabı tanıyorum, finlandiyayı ise sadece kone marka asansörlerden biliyorum, finlandiya kim ola ki dedim ve ericssonda karar kıldım, o zaman ericsson'un 388 modeli çok yaygın, gh 688 yeni gelmiş:
www.eskigaste.com/efsane-er...
nokia 8110 kayar kapaklı telefonda çok afili. (aşağıdaki reklamda hamile kadın maşallah telefonu karnında gezdiriyor, o zaman demek ki normalmiş, reklamda şafak sezer ve hakan yıldız var) :
neyse telefon olarak turkcell hatlı ericsson gh 688 de karar kıldım ve aldım, telefonda istediğiniz şarkıyı notalar ile yazıp, kaydedebiliyorsunuz, o zil sesiniz olabiliyor ama çıkan ses metalik, şimdiki nesile çok garip gelir. ericsson dedim ya isveç malı, volvo araba gibi, önceden volvo 940 model arabalar vardı, duvara vursan duvarı yıkardı, ericssonda öyle çerçevesi çelikten yere düşse hiç bir şey olmuyor, nokia 8110 kayar kapaklı daha estetik ama metal çerçeveli değil. zaman benim ericssonu seçmemle ne kadar doğru tercih yaptığım konusunda beni haklı çıkardı. kaç sefer benim telefon makine tepelerinden kendini yere atarak intihar etmeye kalktı, ellerim yağlı, kir-pas içinde iken bile hep bana hizmet etti, maşallah senelerce o işkenceye dayandı, tık bile demedi.
aynı iş yerinde nokia 8110 kayar kapaklı alan arkadaşımınki ne oldu, ilk yere düşmede kapak gövdeden ayrıldı, kenardaki kızağı kırıldı. peki yaklaşık 4 sene bana sadakatle hizmet eden telefon ne oldu, yerini aşağıdaki panasonic gd 90 a bıraktı.
toplum olarak hep ayrışmayı seviyoruz, bu kanımızda var, siyasiler bile bu yönde toplumu ayrıştırıyorlar. çocukluktan beri fenerbahçeliler-galatasaraylılar, renaultcular-tofaşçılar, turkcellciler-telsimciler, ericssoncular-nokiacılar, iphonecular-androidçiler gibi hep bir tarafı tutuyoruz, daha doğrusu tutmak zorunda kalıyoruz. o zamanda cep telefonu türkiye'de yeni yeni yaygınlaşmaya başlıyor, piyasada ericsson ve nokia modeller başı çekiyor. piyasada tek tük hatırladığım motorola ve başka markalarda mevcut ama o kadar azlar ki esameleri okunmuyor.
dedim ya cep telefonu yeni yeni yaygınlaşıyor. o zaman henüz yeni yeni çıkmaya başladığım şimdiki eşime hava atacağım, bir cep telefonu alayım dedim, ona da sürpriz yapacağım, düşünsenize milletin içinde al buradan arkadaşlarını ara diyeceğim. ericsson mu nokia mı diye bakıyorum. dediğim gibi ericssoncular bir yanda nokiacılar diğer tarafta, telefonu almakla bitmiyor bir de operatör seçeceksin, turkcell mi telsim mi olacak, tam çifte bela, hangi seçimi yaparsan toplumun gözünde ..... cı olacaksın.
ericsson isveç, nokia finlandiya malı. mesleğim gereği isveç teknolojisini iyi biliyorum. isveç çeliğini, volvoyu, saabı tanıyorum, finlandiyayı ise sadece kone marka asansörlerden biliyorum, finlandiya kim ola ki dedim ve ericssonda karar kıldım, o zaman ericsson'un 388 modeli çok yaygın, gh 688 yeni gelmiş:
www.eskigaste.com/efsane-er...
nokia 8110 kayar kapaklı telefonda çok afili. (aşağıdaki reklamda hamile kadın maşallah telefonu karnında gezdiriyor, o zaman demek ki normalmiş, reklamda şafak sezer ve hakan yıldız var) :
neyse telefon olarak turkcell hatlı ericsson gh 688 de karar kıldım ve aldım, telefonda istediğiniz şarkıyı notalar ile yazıp, kaydedebiliyorsunuz, o zil sesiniz olabiliyor ama çıkan ses metalik, şimdiki nesile çok garip gelir. ericsson dedim ya isveç malı, volvo araba gibi, önceden volvo 940 model arabalar vardı, duvara vursan duvarı yıkardı, ericssonda öyle çerçevesi çelikten yere düşse hiç bir şey olmuyor, nokia 8110 kayar kapaklı daha estetik ama metal çerçeveli değil. zaman benim ericssonu seçmemle ne kadar doğru tercih yaptığım konusunda beni haklı çıkardı. kaç sefer benim telefon makine tepelerinden kendini yere atarak intihar etmeye kalktı, ellerim yağlı, kir-pas içinde iken bile hep bana hizmet etti, maşallah senelerce o işkenceye dayandı, tık bile demedi.
aynı iş yerinde nokia 8110 kayar kapaklı alan arkadaşımınki ne oldu, ilk yere düşmede kapak gövdeden ayrıldı, kenardaki kızağı kırıldı. peki yaklaşık 4 sene bana sadakatle hizmet eden telefon ne oldu, yerini aşağıdaki panasonic gd 90 a bıraktı.
devamını gör...
nymphea
nickini ilk gördüğümde bir anlık kendim sandığım ama tanımı okuyunca ben olmadığımı fark ettiğim yazar.
ayrıca nick seçimini çok başarılı buldum şahsen.*
ayrıca nick seçimini çok başarılı buldum şahsen.*
devamını gör...
the cranberries
zombie parçasını warrington bombalamasında hayatını kaybeden 2 irlandalı çocuk (3 yaşındaki jonathan ball ve 12 yaşındaki tim parry)
için yazmış olan irlandalı rock grubu (başlıkta bin kere adı geçmesine rağmen kimse hakkında doğru dürüst bir şey yazmadığı için ben yazmak istedim).
zombie bir protest şarkı. patlama 1993 yılında ira tarafından çöp kutusuna gizlenen bombanın ateşlenmesi sonucu gerçekleşmiş, 3 yaşındaki ball olay yerinde, 12 yaşındaki parry ise kaldırıldığı hastanede, babasının kollarında patlamadan 5 gün sonra hayatını kaybetmiş. grubun solisti dolores o'riordan zombie ile ilgili şöyle demiş: "there were a lot of bombs going off in london and i remember this one time a child was killed when a bomb was put in a rubbish bin – that's why there's that line in the song, 'a child is slowly taken. [ ... ] we were on a tour bus and i was near the location where it happened, so it really struck me hard – i was quite young, but i remember being devastated about the innocent children being pulled into that kind of thing. so i suppose that's why i was saying, 'it's not me' – that even though i'm irish it wasn't me, i didn't do it. because being irish, it was quite hard, especially in the uk when there was so much tension."
türkçe meali "londra'da patlayan çok sayıda bomba vardı ve bir kez çöp kutusuna bir bomba konulduğunda bir çocuğun öldürüldüğünü hatırlıyorum - bu yüzden şarkıda 'bir çocuk yavaşça alınır.' [...] tur otobüsündeydik ve olayın meydana geldiği yerin yakınındaydım, bu yüzden gerçekten beni çok etkiledi - oldukça gençtim, ama masum çocukların bu tür şeylere çekilmesinden yıkıldığımı hatırlıyorum. sanırım bu yüzden 'ben değilim' diyordum - irlandalı olsam bile ben değildim, yapmadım. çünkü irlandalı olmak, özellikle ingiltere'de bu kadar gerginliğin olduğu zamanlarda oldukça zordu."
bu şarkı bir ağıt ve bütün bunları öğrendikten sonra ortalıkta zooombiieeğğ zooombiiieeeğğ diye bağırmayı bıraktım.
için yazmış olan irlandalı rock grubu (başlıkta bin kere adı geçmesine rağmen kimse hakkında doğru dürüst bir şey yazmadığı için ben yazmak istedim).
zombie bir protest şarkı. patlama 1993 yılında ira tarafından çöp kutusuna gizlenen bombanın ateşlenmesi sonucu gerçekleşmiş, 3 yaşındaki ball olay yerinde, 12 yaşındaki parry ise kaldırıldığı hastanede, babasının kollarında patlamadan 5 gün sonra hayatını kaybetmiş. grubun solisti dolores o'riordan zombie ile ilgili şöyle demiş: "there were a lot of bombs going off in london and i remember this one time a child was killed when a bomb was put in a rubbish bin – that's why there's that line in the song, 'a child is slowly taken. [ ... ] we were on a tour bus and i was near the location where it happened, so it really struck me hard – i was quite young, but i remember being devastated about the innocent children being pulled into that kind of thing. so i suppose that's why i was saying, 'it's not me' – that even though i'm irish it wasn't me, i didn't do it. because being irish, it was quite hard, especially in the uk when there was so much tension."
türkçe meali "londra'da patlayan çok sayıda bomba vardı ve bir kez çöp kutusuna bir bomba konulduğunda bir çocuğun öldürüldüğünü hatırlıyorum - bu yüzden şarkıda 'bir çocuk yavaşça alınır.' [...] tur otobüsündeydik ve olayın meydana geldiği yerin yakınındaydım, bu yüzden gerçekten beni çok etkiledi - oldukça gençtim, ama masum çocukların bu tür şeylere çekilmesinden yıkıldığımı hatırlıyorum. sanırım bu yüzden 'ben değilim' diyordum - irlandalı olsam bile ben değildim, yapmadım. çünkü irlandalı olmak, özellikle ingiltere'de bu kadar gerginliğin olduğu zamanlarda oldukça zordu."
bu şarkı bir ağıt ve bütün bunları öğrendikten sonra ortalıkta zooombiieeğğ zooombiiieeeğğ diye bağırmayı bıraktım.
devamını gör...
anne
annesine hayran ve onu gerçekten çok seven insanları görünce ne hissedeceğimi bilmiyorum belki hüzün hissediyor olabilirim. ayriyeten sürekli anneleri melek ilan edenlere ayarım. senin annen melek olabilir ama bir başkasının annesiyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu bilmeden neden aksi bir şey duyunca sen de amma nankörsün cık cık cıkk utan annesi olmayan çocuklar napsın analar cennet bıdı bıdı güzellemeleri beni deli ediyor. anneler kutsal değildir. hepsi melek de değildir.
*sizi karnında taşıyıp doğurması sonrasında aç kalıp ölmeyesiniz diye beslemesi minnet duyulacak bir şey değildir zaten görevidir. doğurduna bakması gerekir herhangi bi akıl sorunu yoksa. aynı şekilde babanın da çocuğuyla ilgilenmesi gerekir. kısaca ana baba olmak kutsal bir şey değildir aksini iddia eden annesinin isteklerini yapabilmek için onun duygu sömürüsüne (dokuz ay karnımda taşıdım bıdı bıdı) şiddetli bir şekilde maruz kalan kişidir.
*sizi karnında taşıyıp doğurması sonrasında aç kalıp ölmeyesiniz diye beslemesi minnet duyulacak bir şey değildir zaten görevidir. doğurduna bakması gerekir herhangi bi akıl sorunu yoksa. aynı şekilde babanın da çocuğuyla ilgilenmesi gerekir. kısaca ana baba olmak kutsal bir şey değildir aksini iddia eden annesinin isteklerini yapabilmek için onun duygu sömürüsüne (dokuz ay karnımda taşıdım bıdı bıdı) şiddetli bir şekilde maruz kalan kişidir.
devamını gör...
radyo yayınlarının tanıtımında yapılan çifte standart
daddy adlı yazarın sonuna kadar haklı olduğu durum.
çok basit bir özür ile kapanabilecek konu lakin ben moderasyonun özür dilediğini hiç görmedim.
yanlış yapmışsınız işte. özür dilemek bir erdemdir.
çok basit bir özür ile kapanabilecek konu lakin ben moderasyonun özür dilediğini hiç görmedim.
yanlış yapmışsınız işte. özür dilemek bir erdemdir.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
*
auf einem gelben stück papier
grün liniert schrieb er ein gedicht
und er nannte es "chops"
denn das war der name seines hundes
und nur darum ging es
und sein lehrer gab ihm eine eins
und einen goldenen stern
und seine mutter klebte es an die küchentür
und las es seinen tanten vor
das war das jahr
als alle kinder mit father tracy in den zoo fuhren
und sie sangen mit ihm im bus
und seine schwester kam auf die welt
mit winzigen zehennägeln und kahl
und seine eltern küssten sich oft
und das mädchen um die ecke
schickte ihm eine valentinskarte mit vielen "x"-en
und er fragte seinen vater was die "x"-e bedeuteten
und sein vater brachte ihn abends ins bett
und war immer da, um das zu tun
auf einem weißen stück papier
blau liniert schrieb er ein gedicht
und er nannte es "herbst"
denn es war gerade herbst
und nur darum ging es
und sein lehrer gab ihm eine eins
und sagte, er solle präziser schreiben
und seine mutter klebte es nicht an die küchentür
denn die war frisch gestrichen
und die anderen sagten ihm
dass father tracy zigaretten rauchte
und sie in der kirche fallen ließ
und manchmal brannten sie löcher in die bänke
das war das jahr, als seine schwester eine brille bekam
mit dickem gläsern und schwarzem gestell
und das mädchen um die ecke lachte ihn aus
wenn er mit ihr auf den weihnachtsmann warten wollte
und die anderen fragten ihn, warum seine eltern sich oft küssten
und sein vater brachte ihn abends nicht mehr ins bett
und sein vater wurde wütend, wenn er ihn darum bat
auf einem blatt aus seinem notizbuch
schrieb er ein gedicht
und er nannte es "unschuld eine frage"
denn das war die frage, die seine freundin betraf
und sein lehrer gab ihm eine eins
und sah ihn lange und seltsam an
und seine mutter klebte es nicht an die küchentür
denn er zeigte es ihr nicht
das war das jahr,
als father tracy starb
und er erwischte seine schwester,
wie sie hinterm haus herumknutschte
und seine eltern küssten sich nicht mehr
und schwiegen sich an
und das mädchen um die ecke trug zu viel make - up
sodass er husten musste, wenn er sie küsste
aber er tat es trotzdem, weil es das war, was man halt tat
und um drei uhr morgens brachte er sich ins bett,
während sein vater nebenan schnarchte
auf einem stück brauner papiertüte
versuchte er sich an einem gedicht
und er nannte es "absolut nichts"
denn nur darum ging es wirklich
und er verpasste sich eine eins
und einen schnitt in jedes handgelenk
und er klebte es an die badezimmertür,
den er glaubte nicht,
dass er es noch bis zur küche schaffen würde.
- - - - -
yıllar öncesinde almanca dersi için bir kitap seçip sunum yapmam gerekiyordu. kütüphaneden seçtiğim müthiş bir kitapta* içeriğinden bağımsız bu şiiri buldum. ne kadar şanslıyım, anlatamam. şiiri kaybetmek istemedim ve kendi anı defterime yazmıştım. kitabımın sunumunu yaptım ve eleştirdik. ardından bu şiiri okudum ve tüm sınıf uzun bir sessizliğe gömüldü…
yıllardır ara sıra şiiri açıp, okur, yerine kaldırırım anı defterimi. her seferinde yoğun duygulara sürükler beni. son okuduğumda anı defterimde durmasın, göz önümde bulunsun diye buz dolabıma yapıştırmıştım kağıdı. şiiri okuyup, anlayanlar bu hareketimin önemini kavramıştır umuyorum. çok sevip, yerine başkasını koyamadığım bu şiiri artık buz dolabımda değil, burada, baş ucumda bulundurmak istiyorum.
- - -
edit: şiir stephen chbosky - ‘vielleicht lieber morgen’ kitabındanmış. ozgur1ey’e teşekkürler.
auf einem gelben stück papier
grün liniert schrieb er ein gedicht
und er nannte es "chops"
denn das war der name seines hundes
und nur darum ging es
und sein lehrer gab ihm eine eins
und einen goldenen stern
und seine mutter klebte es an die küchentür
und las es seinen tanten vor
das war das jahr
als alle kinder mit father tracy in den zoo fuhren
und sie sangen mit ihm im bus
und seine schwester kam auf die welt
mit winzigen zehennägeln und kahl
und seine eltern küssten sich oft
und das mädchen um die ecke
schickte ihm eine valentinskarte mit vielen "x"-en
und er fragte seinen vater was die "x"-e bedeuteten
und sein vater brachte ihn abends ins bett
und war immer da, um das zu tun
auf einem weißen stück papier
blau liniert schrieb er ein gedicht
und er nannte es "herbst"
denn es war gerade herbst
und nur darum ging es
und sein lehrer gab ihm eine eins
und sagte, er solle präziser schreiben
und seine mutter klebte es nicht an die küchentür
denn die war frisch gestrichen
und die anderen sagten ihm
dass father tracy zigaretten rauchte
und sie in der kirche fallen ließ
und manchmal brannten sie löcher in die bänke
das war das jahr, als seine schwester eine brille bekam
mit dickem gläsern und schwarzem gestell
und das mädchen um die ecke lachte ihn aus
wenn er mit ihr auf den weihnachtsmann warten wollte
und die anderen fragten ihn, warum seine eltern sich oft küssten
und sein vater brachte ihn abends nicht mehr ins bett
und sein vater wurde wütend, wenn er ihn darum bat
auf einem blatt aus seinem notizbuch
schrieb er ein gedicht
und er nannte es "unschuld eine frage"
denn das war die frage, die seine freundin betraf
und sein lehrer gab ihm eine eins
und sah ihn lange und seltsam an
und seine mutter klebte es nicht an die küchentür
denn er zeigte es ihr nicht
das war das jahr,
als father tracy starb
und er erwischte seine schwester,
wie sie hinterm haus herumknutschte
und seine eltern küssten sich nicht mehr
und schwiegen sich an
und das mädchen um die ecke trug zu viel make - up
sodass er husten musste, wenn er sie küsste
aber er tat es trotzdem, weil es das war, was man halt tat
und um drei uhr morgens brachte er sich ins bett,
während sein vater nebenan schnarchte
auf einem stück brauner papiertüte
versuchte er sich an einem gedicht
und er nannte es "absolut nichts"
denn nur darum ging es wirklich
und er verpasste sich eine eins
und einen schnitt in jedes handgelenk
und er klebte es an die badezimmertür,
den er glaubte nicht,
dass er es noch bis zur küche schaffen würde.
- - - - -
yıllar öncesinde almanca dersi için bir kitap seçip sunum yapmam gerekiyordu. kütüphaneden seçtiğim müthiş bir kitapta* içeriğinden bağımsız bu şiiri buldum. ne kadar şanslıyım, anlatamam. şiiri kaybetmek istemedim ve kendi anı defterime yazmıştım. kitabımın sunumunu yaptım ve eleştirdik. ardından bu şiiri okudum ve tüm sınıf uzun bir sessizliğe gömüldü…
yıllardır ara sıra şiiri açıp, okur, yerine kaldırırım anı defterimi. her seferinde yoğun duygulara sürükler beni. son okuduğumda anı defterimde durmasın, göz önümde bulunsun diye buz dolabıma yapıştırmıştım kağıdı. şiiri okuyup, anlayanlar bu hareketimin önemini kavramıştır umuyorum. çok sevip, yerine başkasını koyamadığım bu şiiri artık buz dolabımda değil, burada, baş ucumda bulundurmak istiyorum.
- - -
edit: şiir stephen chbosky - ‘vielleicht lieber morgen’ kitabındanmış. ozgur1ey’e teşekkürler.
devamını gör...
aile tarafından üzülmek
babamla temasım nadiren olan bayram el öpmeleri harici sadece dayakla olmuştur.
annem de fazla sıcak değildir, yapısı öyle. yani kaç yaşıma geldim kimse bana nasılsın diye sormadı. cebinde paran var mı diye soracaklarına nasılsını sorsalar o parayı verecek sigaraya başlamazdım belki.
aile olmak büyük mesele. neyin nasıl olmayacağın da görüp, doğrusunu yapmak lazım gelir ilerde.
evin direği olduğum evde neyin nasıl olması gerektiği hakkında fikrim var artık.
annem de fazla sıcak değildir, yapısı öyle. yani kaç yaşıma geldim kimse bana nasılsın diye sormadı. cebinde paran var mı diye soracaklarına nasılsını sorsalar o parayı verecek sigaraya başlamazdım belki.
aile olmak büyük mesele. neyin nasıl olmayacağın da görüp, doğrusunu yapmak lazım gelir ilerde.
evin direği olduğum evde neyin nasıl olması gerektiği hakkında fikrim var artık.
devamını gör...
ölümden daha beter olan şeyler
o kişinin yaşıyor ama senden uzakta olması durumu...
çok istiyorsun yanında olmak ama..ne yapsan da olmaz ya hani.ölmüş olmak daha iyi bir fikir gibi gelir.
çok istiyorsun yanında olmak ama..ne yapsan da olmaz ya hani.ölmüş olmak daha iyi bir fikir gibi gelir.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
beni beğeneni ben beğenmem
benim beğendiğim ise beni beğenmez
yoksa ben zurna mıyım?
benim beğendiğim ise beni beğenmez
yoksa ben zurna mıyım?
devamını gör...
if else koşul ifadesi
programlama dillerinde koşullu işlemleri gerçekleştirmek için kullanılan kod bloğu.
temel olarak "eğer şöyle ise bunu yap, şöyle değil de böyle ise şunu yap, hiçbiri değilse bunu yap" mantığıyla çalışır. örneğin kullanıcı bir şifre girmiş olsun. diyelim ki sadece şifrenin uzunluğu ile ilgileniyoruz, içindeki karakterler ya da karakter yapısı bizi ilgilendirmiyor. bu durumda değerlendirme şu şekilde yapılır:
şifre 8 karakterden uzun ise ekrana "şifre çok uzun" yaz,
şifre 8 karakterden oluşuyorsa "şifre kabul edildi" yaz,
bunların ikisi de değilse * "şifre çok kısa" yaz.
genel olarak yapısı yukarıdaki örneğe benzer.
if ifadesi "eğer" kısmına karşılık gelirken, else ifadesi "değilse" kısmına karşılık gelir. birlikte "else if"in kısaltması olarak "elif" şeklinde de kullanılabilir. genellikle sadece 2 koşulu kıyaslıyorsak else ve if yeterli iken, çok fazla kıyas yapılan bir durum varsa blok if ile başlar, yeterli sayıda elif ile devam eder ve son olarak else ile bitirilir.
yapı olarak aşağıdaki şekilde görünür:
if (incelenecek ilk koşul):
gereken kodlar
elif: *
gereken kodlar
elif: *
gereken kodlar
else: *
gereken kodlar
bu da mesela "ekran rengi sarıysa şunu yap, kırmızıysa bunu yap, maviyse şunu yap, bunların hiçbiri değilse şunu yap" şeklindeki çoklu karşılaştırmalarda kullanılır.
temel olarak "eğer şöyle ise bunu yap, şöyle değil de böyle ise şunu yap, hiçbiri değilse bunu yap" mantığıyla çalışır. örneğin kullanıcı bir şifre girmiş olsun. diyelim ki sadece şifrenin uzunluğu ile ilgileniyoruz, içindeki karakterler ya da karakter yapısı bizi ilgilendirmiyor. bu durumda değerlendirme şu şekilde yapılır:
şifre 8 karakterden uzun ise ekrana "şifre çok uzun" yaz,
şifre 8 karakterden oluşuyorsa "şifre kabul edildi" yaz,
bunların ikisi de değilse * "şifre çok kısa" yaz.
genel olarak yapısı yukarıdaki örneğe benzer.
if ifadesi "eğer" kısmına karşılık gelirken, else ifadesi "değilse" kısmına karşılık gelir. birlikte "else if"in kısaltması olarak "elif" şeklinde de kullanılabilir. genellikle sadece 2 koşulu kıyaslıyorsak else ve if yeterli iken, çok fazla kıyas yapılan bir durum varsa blok if ile başlar, yeterli sayıda elif ile devam eder ve son olarak else ile bitirilir.
yapı olarak aşağıdaki şekilde görünür:
if (incelenecek ilk koşul):
gereken kodlar
elif: *
gereken kodlar
elif: *
gereken kodlar
else: *
gereken kodlar
bu da mesela "ekran rengi sarıysa şunu yap, kırmızıysa bunu yap, maviyse şunu yap, bunların hiçbiri değilse şunu yap" şeklindeki çoklu karşılaştırmalarda kullanılır.
devamını gör...
en son öldüğün zaman
insan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür.18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder. ve insan 25 yaşında ölür, 75 yaşında gömülür.
tarkovski
yani dostlarım, tam da hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi anladıktan birkaç tık sonraki yaştayım. ölür müyüm bilmem de yaşamadığım kesin.
tarkovski
yani dostlarım, tam da hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi anladıktan birkaç tık sonraki yaştayım. ölür müyüm bilmem de yaşamadığım kesin.
devamını gör...
sinop
her karış toprağını ayrı sevdiğim güzel şehir.
devamını gör...
madımak anma gecesi
dimdik ayaktayız, yiten çınarlarımızın ardından.
devamını gör...
girilen küfürlü başlığın 1 dk olmadan silinmesi
hakaret saydığım başlık. 1 dakika ne yahu 10, hadi maksimum 15 saniye olmadan sildim.
(bkz: eller kadir kıymet bilmiyor anne)
(bkz: eller kadir kıymet bilmiyor anne)
devamını gör...
sözlükte online takılan yazarlar ne yapıyor sorunsalı
içimi gıcıklandırmış olan sorunsaldır. şimdi bakıyorum sol frame’de hep aynı yazarlar entry giriyor, sözlüğü ayakta tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. bir de online olup da yazmayanlar var mesela, bunlar ne yapıyor lan? hocam biz burada canla başla entry girerek mücadele edelim, diğer sözlüklere karşı kendimizi küçümsetmemek adına kendi çapımızda akış sağlayalım ama bu online takılıp da entry girmeyenler de özel mesaj aracılığıyla flörtleriyle at koştursun.
oldu mu şimdi? olmadı. herkes elini taşın altına koysun ve entry girsin, bu rezillik de burada bitsin. sizlere çağrımdır insanı sinirlendirmeyin. bak yine çarpıntım tuttu benim!
oldu mu şimdi? olmadı. herkes elini taşın altına koysun ve entry girsin, bu rezillik de burada bitsin. sizlere çağrımdır insanı sinirlendirmeyin. bak yine çarpıntım tuttu benim!
devamını gör...
ön yargı
hayata kirli camdan bakıp, herşeyi kirli bilmektir.
devamını gör...
30 yaşına gelip de dişi hiç çürümemiş insan
başlıklara "benim" yazmaktan hiç hoşlanmadığım halde, bu kez deli gibi çikolata veya herhangi bir türden tatlı yediğim halde 43 yaşla rekor kırdığım için benim diye tanımlayacağım tip.
maşallah deyin, en son bir yerde "asus iyi marka. nesini beğenmediğiniz? 8 yıldır kullanıyorum" dediğim gün pc kafayı yedi. nazar etmeyin, külahları değişmeyelim *
maşallah deyin, en son bir yerde "asus iyi marka. nesini beğenmediğiniz? 8 yıldır kullanıyorum" dediğim gün pc kafayı yedi. nazar etmeyin, külahları değişmeyelim *
devamını gör...
kalp kırmadan ter kokuyorsun deme yolları
lağımdan mı fırladın arkadaş burnumun direği kırıldı diyebilirsiniz.
devamını gör...
