huzur
romanı iki defa okudum. 3. okumam da yakın zamanda olabilir.
hakkında bir iki şey yazacağım.
öncelikle şunu söyleyebilirim ki kurgusal metinde tesadüf yoktur. yazar, yaratıcı gibi çalışıp inşa eder. dolayısıyla metinde geçen isimler de tesadüfi olarak seçilmemiştir.
romana uyarlayacak olursam.
mümtaz, nuran, fatin, ihsan bence tesadüfi seçilmemiştir.
mümtaz geçmişi çalkantılarla dolu bir hayat geçirmiştir.(babasının öldürülmesi, bir kadına aşık olması, amcası ihsanın yanına gelip farklı bir hayat tarzına geçiş yapması.)
ben mümtaz-nuran-fatin üçlüsünü şu şekilde kuruyorum. (şu anda düşündümde divan edebiyatındaki aşık, maşuk, rakip üçlüsünü andırdı.)
mümtaz kelime anlamı olarak seçkin demektir. nuran ise ışık. fatin fitne çıkaran anlamına gelmektedir. mümtaz geçmişin onca yaşanmışlığına rağmen hayatına bir ışık gibi doğan nuran ile karşılaşır. zamanın romanları gibi boğaz gezmeleri, sefaları yapılır, bir sürü mekanda bir sürü yaşanmışlık biriktirilir. ama bir süre sonra araları açılır, fatin fitne çıkararak nuru söndürür. nuran mümtaz'ın hayatından çıkarak mümtazın hayatını alt üst olmuş şekilde karanlıklar içinde bırakır.
nuran ışık getirdi aydınlattı, gitti, nur da gitti, mümtaz'ın hayatından.
söylenecek pek çok şey var ama bir şeyler elimden geldiğince çiziktirmek istedim.
edit: fatin değil fahir'miş, karakterim adı. uzun zaman önce okuyunca insanın aklından değişiveriyor.
hakkında bir iki şey yazacağım.
öncelikle şunu söyleyebilirim ki kurgusal metinde tesadüf yoktur. yazar, yaratıcı gibi çalışıp inşa eder. dolayısıyla metinde geçen isimler de tesadüfi olarak seçilmemiştir.
romana uyarlayacak olursam.
mümtaz, nuran, fatin, ihsan bence tesadüfi seçilmemiştir.
mümtaz geçmişi çalkantılarla dolu bir hayat geçirmiştir.(babasının öldürülmesi, bir kadına aşık olması, amcası ihsanın yanına gelip farklı bir hayat tarzına geçiş yapması.)
ben mümtaz-nuran-fatin üçlüsünü şu şekilde kuruyorum. (şu anda düşündümde divan edebiyatındaki aşık, maşuk, rakip üçlüsünü andırdı.)
mümtaz kelime anlamı olarak seçkin demektir. nuran ise ışık. fatin fitne çıkaran anlamına gelmektedir. mümtaz geçmişin onca yaşanmışlığına rağmen hayatına bir ışık gibi doğan nuran ile karşılaşır. zamanın romanları gibi boğaz gezmeleri, sefaları yapılır, bir sürü mekanda bir sürü yaşanmışlık biriktirilir. ama bir süre sonra araları açılır, fatin fitne çıkararak nuru söndürür. nuran mümtaz'ın hayatından çıkarak mümtazın hayatını alt üst olmuş şekilde karanlıklar içinde bırakır.
nuran ışık getirdi aydınlattı, gitti, nur da gitti, mümtaz'ın hayatından.
söylenecek pek çok şey var ama bir şeyler elimden geldiğince çiziktirmek istedim.
edit: fatin değil fahir'miş, karakterim adı. uzun zaman önce okuyunca insanın aklından değişiveriyor.
devamını gör...
hayat kalitesini yükselten alışkanlıklar
erken kalkmak.
düzenli kitap okumak.
hobi edinmek.
sürekli görüştüğümüz kişiler. yani eğer alışkanlık haline gelen birileri varsa hayatımızda; yemek yememizden tutun, girdigimiz ortamlara kadar etkileyebiliyor. seçimlerimiz önemli.
düzenli kitap okumak.
hobi edinmek.
sürekli görüştüğümüz kişiler. yani eğer alışkanlık haline gelen birileri varsa hayatımızda; yemek yememizden tutun, girdigimiz ortamlara kadar etkileyebiliyor. seçimlerimiz önemli.
devamını gör...
anayurt oteli
bir oteli yönetmek bir ülkeyi yönetmekle aynı şeydir.(anayurt oteli,yusuf atılgan).
yalnızca arkasında ki yazıyı okuduğum okumaya henüz vaktimin olmadığı kitaptır.
yalnızca arkasında ki yazıyı okuduğum okumaya henüz vaktimin olmadığı kitaptır.
devamını gör...
vücudumuzu tanıyalım
90 yıllarda trt de yayınlanan efsane çizgi film. o jenerasyonun bilgisine çok şey katmıştır.
devamını gör...
beyaz diş
“insan mıdır değiştiren yoksa çevre midir insanı değiştiren ?”
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
devamını gör...
moderatörlerin tanım beğenmesi
ensendeyim demeye çalışıyor olabilirler. moderatörlerin tanım beğenmesi ''ayağınızı denk alın görüyoruz yazdığınız her şeyi'' anlamına gelir.*
devamını gör...
hristiyanismail
dezenfektan tüketmeyi seviyor. inanılmaz komik bir de, bütün masayı kırdı geçirdi. hayır 87 kişiydik bir ara hepimiz döndük adamı dinliyoruz, düşünün öyle domine etti ortamı.
biz de dünkü çocuk değiliz bro, ayıq ol.
biz de dünkü çocuk değiliz bro, ayıq ol.
devamını gör...
bir telefonun kullanım ömrü
bozulana kadardır.
devamını gör...
kont olaf
sayın kaşkolnikov ukdesi ve talihsiz serüvenler dizi’nin kötü kalpli karakteri.
dizisi de çevrilmiş efendim ama onu daha izleyemedim; o yüzden ben film kısmına değineceğim. filmde kont olaf’ı canlandıran jim carrey gibi bir yetenekti; tam olarak kont olaf’ın kılık değiştirme ustası olması gibi, jim carrey de surat değiştirme ustası.
bir insan ne kafar kötü olabilir diye sorarsak birbirimize, kesinlikle olaf’ı örnek gösterebiliriz. önce garibim 3 çocuğu hem öksüz bırakıyor hem de sığındığı kim varsa tek tek öldürüyor. yalnız istikrarına ve servet hırsına hayran kalmamak elde değil; yılmıyor ve korkmuyor. her koşulda her yerde cee yapıyor. onu nedense her seferinde tek tanıyan çocuklar olmasına rağmen, sözlerini dinleyemiyorlar. neden? çünkü çocukların ne söylediğini kimse umursamaz. kont olaf da bu inancı kullanıp, her yerde at koşturuyor.
jim carrey’i de takdir etmek gerekiyor; karakteri öyle güzel oluşturmuş ki, karakteri izlerken bile iticiliğini hissediyorsunuz. yani izlerken gerçekten nefret ettim olaf’tan. çocuklara da yapmadığını bırakmadı zati*.
dizisi de çevrilmiş efendim ama onu daha izleyemedim; o yüzden ben film kısmına değineceğim. filmde kont olaf’ı canlandıran jim carrey gibi bir yetenekti; tam olarak kont olaf’ın kılık değiştirme ustası olması gibi, jim carrey de surat değiştirme ustası.
bir insan ne kafar kötü olabilir diye sorarsak birbirimize, kesinlikle olaf’ı örnek gösterebiliriz. önce garibim 3 çocuğu hem öksüz bırakıyor hem de sığındığı kim varsa tek tek öldürüyor. yalnız istikrarına ve servet hırsına hayran kalmamak elde değil; yılmıyor ve korkmuyor. her koşulda her yerde cee yapıyor. onu nedense her seferinde tek tanıyan çocuklar olmasına rağmen, sözlerini dinleyemiyorlar. neden? çünkü çocukların ne söylediğini kimse umursamaz. kont olaf da bu inancı kullanıp, her yerde at koşturuyor.
jim carrey’i de takdir etmek gerekiyor; karakteri öyle güzel oluşturmuş ki, karakteri izlerken bile iticiliğini hissediyorsunuz. yani izlerken gerçekten nefret ettim olaf’tan. çocuklara da yapmadığını bırakmadı zati*.
devamını gör...
kuran'ın insan yapısı olduğunun delilleri
#966683
evet, arkadaşlar siz yanlış anlamışsınız kur’an aslında öyle demiyor.
siz klasik arapçaya çok iyi hakim olmadığınız, tüm tefsirleri okuyup islam teolojisini yalayıp yutmadığınız için buradaki 70-80 ayetin her birini de yanlış yorumluyorsunuz. ama ben müslüman olduğum için kur’an-ı kerim’den tek kelime bilr okuyamasam da doğru anlıyorum(!)
aynı zamanda islam’ı tüm hocalar da müfessirler de kendine göre yorumluyor ama en doğrusu benim hocamınki. diğerleri kafir. sakın ola aklınızı falan kullanıp da dinden çıkayım demeyin, böyle mutlu mutlu daha güzel…
evet, arkadaşlar siz yanlış anlamışsınız kur’an aslında öyle demiyor.
siz klasik arapçaya çok iyi hakim olmadığınız, tüm tefsirleri okuyup islam teolojisini yalayıp yutmadığınız için buradaki 70-80 ayetin her birini de yanlış yorumluyorsunuz. ama ben müslüman olduğum için kur’an-ı kerim’den tek kelime bilr okuyamasam da doğru anlıyorum(!)
aynı zamanda islam’ı tüm hocalar da müfessirler de kendine göre yorumluyor ama en doğrusu benim hocamınki. diğerleri kafir. sakın ola aklınızı falan kullanıp da dinden çıkayım demeyin, böyle mutlu mutlu daha güzel…
devamını gör...
x mahlaslı yazar size hafiften yanık bildirimi
tam baykuşluk başlık ama bu sefer yazacağım.
online listesinde olmadığımdan bana gelmesi mümkün olmayan bildirim. ve fakat sözlük sapığı olduğumçün tam 24 dişiye böyle bildirim gitmiş; x yazar senin nickini öptü. x yazar seni şu hallerde düşündü yok efendim x yazar seninle liseli fantezisi istiyor vb. bildirimler. telegram dan mesajlar atıyorlar "ayy sen misin bu hahaha" diye. yok diyorum bu sefer de üzülüyorlar.
şu spirali kaldırın ya lütfen. bunlar nasıl bildirimler burası neresi böyle.
online listesinde olmadığımdan bana gelmesi mümkün olmayan bildirim. ve fakat sözlük sapığı olduğumçün tam 24 dişiye böyle bildirim gitmiş; x yazar senin nickini öptü. x yazar seni şu hallerde düşündü yok efendim x yazar seninle liseli fantezisi istiyor vb. bildirimler. telegram dan mesajlar atıyorlar "ayy sen misin bu hahaha" diye. yok diyorum bu sefer de üzülüyorlar.
şu spirali kaldırın ya lütfen. bunlar nasıl bildirimler burası neresi böyle.
devamını gör...
ev taşımak
ev sahipleri için de, nakliyeci için de zorlukları büyük. ev sahibi "aman eşyalar zarar görmesin" diye kılı kırk yararken, nakliyeci de onlarca hatta yüzlerce kilo ağırlıktaki eşyaları "kolayca nasıl indiririm" diye düşünüyor.
devamını gör...
saruwaka-machi'nin gece manzarası
halkın hedonistik faaliyetlerinden kaygı duyan hükümet, 1842'de şehrin gelişen eğlence endüstrisini engellemeyi amaçlayan bir dizi reform başlattı. tüm kabuki tiyatroları, şehrin kuzeydoğusundaki saruwaka-machi bölgesine taşınmak zorunda kaldı. ancak bu amaç amacının aksine daha fazla ilgi uyandırdı. insanların müstehcen performanslara katılmasını zorlaştırmaktan ziyade, bölge, kabadayı tiyatroculara hitap eden sayısız işletme ve restoran ile gelişen bir cazibe merkezi haline geldi. saruwaka-machi'nin bu tasvirinde, üç tiyatro, sağdaki çatı sırasının üzerinde yükselen taretleriyle tanımlanabilir. gösterilere sadece gün doğumu ve gün batımı arasında izin verildiğinden, gökyüzünde dolunay bulunan bu baskı eser; tiyatroların kapanmasından sonra bölgeyi gösteriyor.

yine de, insanlar hala sokakta eğlenirken, günün erken saatlerinde, gördükleri performansların bitmek bilmeyen heyecanının tadını çıkarıyorlar.
kaynak

yine de, insanlar hala sokakta eğlenirken, günün erken saatlerinde, gördükleri performansların bitmek bilmeyen heyecanının tadını çıkarıyorlar.
kaynak
devamını gör...
deli (halil cibran)
içinde çok sayıda öykü bulunduran kısacık bir halil cibran kitabı. o kadar kısa ki bir çırpıda okunuyor. barındırdığı öyküler de oldukça kısa, en fazla bir iki sayfa uzunluğundalar. hatta sadece bir paragraftan oluşan öyküler bile var. öykülerin hepsi farklı bir temayı ele alıyor. aralarında her hangi bir bağlantı ya da kronolojik bir sıra yok.
yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. yazım dilini oldukça beğendim aslında. öykülerin de bazıları oldukça güzeldi, üzerine sayfalarca konuşulabilecek oldukça derin anlamlara sahiplerdi. hatta içlerinden bazıları tek başına ayrı bir kitap olabilecek niteliktelerdi bence. fakat bazı öyküler yazılmış olmak için yazılmış gibiydi sanki. bazıları da kısacık olduğu için öyküyle bağ kuramadan bitiveriyordu hemen. çok daha uzun olması gerektiğini düşündüğüm çok öykü oldu.
özetle, yazarın dilini sevdim. öyküler de kısa olsalar da güzeldi. kitap yazarın diğer kitaplarını da yakın zamanda okuma isteği uyandırdı içimde. okumak isteyenlere de rahatlıkla önerebilirim, kısacık kitap zaten okusanız da bir şey kaybetmezsiniz
yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. yazım dilini oldukça beğendim aslında. öykülerin de bazıları oldukça güzeldi, üzerine sayfalarca konuşulabilecek oldukça derin anlamlara sahiplerdi. hatta içlerinden bazıları tek başına ayrı bir kitap olabilecek niteliktelerdi bence. fakat bazı öyküler yazılmış olmak için yazılmış gibiydi sanki. bazıları da kısacık olduğu için öyküyle bağ kuramadan bitiveriyordu hemen. çok daha uzun olması gerektiğini düşündüğüm çok öykü oldu.
özetle, yazarın dilini sevdim. öyküler de kısa olsalar da güzeldi. kitap yazarın diğer kitaplarını da yakın zamanda okuma isteği uyandırdı içimde. okumak isteyenlere de rahatlıkla önerebilirim, kısacık kitap zaten okusanız da bir şey kaybetmezsiniz
devamını gör...
öldü demenin binbir çeşidi
aramızdan ayrıldı - sosyetik hali
hakkın rahmetine kavuştu - dinci hali
ışıklar içinde uyu- sanatçı hali
toprağı bol olsun- halk hali
geberip gitti-nefret hali
hakkın rahmetine kavuştu - dinci hali
ışıklar içinde uyu- sanatçı hali
toprağı bol olsun- halk hali
geberip gitti-nefret hali
devamını gör...
duyulunca mutlu eden sözler
seni tanıdığıma çok memnun oldum.
devamını gör...
küçük iskender
tam unuttum derken.bir şey olur..
bir şarkı çalar.biri o'nun gibi güler.
biri parfümünü sıkıp o'nun gibi kokar.
insanın tüm unuttuğu boşa gider.*
bir şarkı çalar.biri o'nun gibi güler.
biri parfümünü sıkıp o'nun gibi kokar.
insanın tüm unuttuğu boşa gider.*
devamını gör...
annenin sevilmeyen huyları
küskünç olması. küsüyor ve barışmıyor arkadaş! sanırsın gavur kızıyım ben.
devamını gör...

