bahşılı sefiri
troll bile olamayacak zihniyet..
devamını gör...
sedanter
sedanter yaşam tarzı, düzensiz fiziksel aktivitenin olduğu ya da fiziksel aktivitenin olmadığı bir yaşam tarzıdır. sedanter yaşam tarzı yaşayan bir kişi halk dilinde "sersem" ya da "tembel" olarak bilinir. yaygın olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bulunurlar. sedanterlerin güçlü fiziksel aktiviteleri çok azdır veya hiç yoktur. genelde okuma, televizyon seyrederken oturma, video oyunları oynama ve bilgisayar kullanma gibi faaliyetlerde bulunurlar. sedanter yaşsm tarzı, ölümün önlenebilir sebepleri arasındadır. aşırı ekran süresi olumsuz sağlık sonuçlarına neden olur. günde 5 saatten fazla oturanlar için bu risk daha fazladır. hareketsizlik arttıkça kronik hastalıklara yakalanma riski artar.
devamını gör...
sürekli ayrılan çiftler
yakın arkadaşlarım olmakla beraber , son derece laçkalaştığını düşündüğüm ilişki çeşididir.
''bitti'' kelimesi ölümcüldür, geri dönüşü yoktur. ne zamandır kelimelerin gücü hafife alınıyor bilmiyorum ama son zamanlarda özellikle ''bitti '' kelimesi inanılmaz fazla kullanılıyor sonra çiftler birbirlerine geri dönüyorlar.ciddi bir sakillik olduğunu düşünüyorum çünkü eğer birine bitti diyorsan , kafanıda kesseler o ilişkiye geri dönmeyeceğin anlamına gelir ''bitti''.
''bitti'' dedikten sonra barışmak nedir?
tamam olabilir , asla olamaz demiyorum fakat bunun bir seviyesi ve şekli vardır.insan 2-3 günde bir ayrılır mı bitti diyerek?
günümüz insanları kelimelerin gücünü ve vurgusunuda öldürüyor..
''bitti'' kelimesi ölümcüldür, geri dönüşü yoktur. ne zamandır kelimelerin gücü hafife alınıyor bilmiyorum ama son zamanlarda özellikle ''bitti '' kelimesi inanılmaz fazla kullanılıyor sonra çiftler birbirlerine geri dönüyorlar.ciddi bir sakillik olduğunu düşünüyorum çünkü eğer birine bitti diyorsan , kafanıda kesseler o ilişkiye geri dönmeyeceğin anlamına gelir ''bitti''.
''bitti'' dedikten sonra barışmak nedir?
tamam olabilir , asla olamaz demiyorum fakat bunun bir seviyesi ve şekli vardır.insan 2-3 günde bir ayrılır mı bitti diyerek?
günümüz insanları kelimelerin gücünü ve vurgusunuda öldürüyor..
devamını gör...
gliese 581 d
insanlık tarihinin cevabını en çok merak ettiği sorulardan bir tanesi "evrende yalnız mıyız?" sorusudur. gliese 581 d yaşam olasılığı en yüksek gezegen olarak düşünülmektedir. bu gezegen dünya'dan yaklaşık 20 ışık yılı uzaklıktaki gliese 581 yıldızının etrafında dönmektedir. kaynak 1
nasa tarafından yapılan simülasyonlar bu gezegenin bir atmosfere ve yüzeyinde suya sahip olmasının olası olduğunu göstermiştir.
dr guillem anglada-escude “gelecek nesil teleskoplarla, doğrudan gliese 581 d'de yaşamı arayabileceğiz” diye açıklama yapmıştır. kaynak 2
2008 yılında gliese 581 d'ye "a message from earth" adlı mesaj gönderilmiştir. mesajın gezegene 2029 yılında ulaşması beklenmektedir. eğer gezegende yaşam varsa kibarca mı cevap verirler yoksa dünyamıza gelip keyif çayı mı içerler, kendileri bilir. *
nasa tarafından yapılan simülasyonlar bu gezegenin bir atmosfere ve yüzeyinde suya sahip olmasının olası olduğunu göstermiştir.
dr guillem anglada-escude “gelecek nesil teleskoplarla, doğrudan gliese 581 d'de yaşamı arayabileceğiz” diye açıklama yapmıştır. kaynak 2
2008 yılında gliese 581 d'ye "a message from earth" adlı mesaj gönderilmiştir. mesajın gezegene 2029 yılında ulaşması beklenmektedir. eğer gezegende yaşam varsa kibarca mı cevap verirler yoksa dünyamıza gelip keyif çayı mı içerler, kendileri bilir. *
devamını gör...
hamur işi bilen kadınların giderek azalması
poğaça yapan kadınlara azıcık yardım edilseydi,yapıldığı takdir edilseydi gelecek nesile aktarılacaktı.ama ne oldu kızlar çilekeş annelerini gördüler her gün lezzetli yemek yapan annelerine kötü davranıldığını o yüzden dediler biz ezilmiycez,sömürülmüycez yapmıycaz poğaça börek çalışıcaz para kazanıcaz.şimdilerde çalışmayan kıza aa
neden çalışmıyorsun diye soruyorlar poğaça börek yapıyormusun diye sormuyorlar.üzdünüz hamur işi bilen kadınları.
neden çalışmıyorsun diye soruyorlar poğaça börek yapıyormusun diye sormuyorlar.üzdünüz hamur işi bilen kadınları.
devamını gör...
geceye anlık dinlediğin şarkıdan bir alıntı bırak
kısa çöp uzun çöpten
hakkını alır elbette
direnmekle güvenmekle
barışla ben amenna
hakkını alır elbette
direnmekle güvenmekle
barışla ben amenna
devamını gör...
mesaja dönmeyen insan
ne olursa olsun irite harekettir.
mesaj geldiyse hemen cevap verilmelidir.
karşıdaki insana saygıdır cevap vermek.
yok işim var, çamura yattı, yok efendim birleşmiş milletler genel sekreteriyim ayakları olmaz.
mesaj geldiyse hemen bakılır ve cevap verilir.
ben öyle yapıyorum.
mesaj geldiyse hemen cevap verilmelidir.
karşıdaki insana saygıdır cevap vermek.
yok işim var, çamura yattı, yok efendim birleşmiş milletler genel sekreteriyim ayakları olmaz.
mesaj geldiyse hemen bakılır ve cevap verilir.
ben öyle yapıyorum.
devamını gör...
insanın yaşlandığını anladığı anlar
gençlikteki muhabbetlerini anımsadığı andır.
benim için bir kaç sene önceye tekabül eder.
avrupa ve asya'nın en güzide otellerinden birinde çalışıyorum... otelin personel kantinine hiç uğramadığımı farkettim. "ne yoz adammış" demesinler diye gençlerin oturduğu masaya oturdum. ooo abi hoşgeldin, beş gittin muhabbetinden sonra gençler, sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. hani diyorum "sorular bildiğim yerden gelse de ben de muhabbet etsem" . ama sorular hep bilmediğim yerlerden geliyor. "fenomen olmak, takipçi kasmak, organik fallower"... herhalde 45 dakika oturdum ama muhabbete hiç katılamadım. iki çaylarını içip ortamdan uzaklaştım. bilmediğim bir dil konuşuluyordu. hepsi de pırıl pırıl, zeki, güzel, seçmece çocuklar.
dimdik yürüyen benim, başım önüme düştü.
ırahmetli babaannem, anneannem, dedemle yaptığım muhabbetler aklıma geldi. atatürk'ün öldüğü gün nasıl ağlaştıklarını, dedemin savaş anılarını dinleyişimi anımsadım. hepsinin kemiği çoktan toz olmuştu.
lisede, üniversitede yaşıtlarımla yaptığım sohbetleri hatırladım. ne internet vardı o zamanlar ne facebook. inanır mısınız; lisedeyken fikirleri, felsefeyi tartışır, uzayan konular için birimizin evinde açık oturum tarzı toplantılar düzenlerdik. koministi, liberali, muhafazakarı saygıyla söz sırası beklerdik. "la gomünist, hooop mürteci, kafatasçı! eyyy liboş" gibi kelimelerle birbirimizi ünlesek bile kimsenin kalbi kırılmazdı. mine urgan, didem madak, ipek ongun okuyan kızlarla dalga geçerdik.*
okumak öyle mutat bir şeydi ki o zamanlar internet olsa bile o konudan bahsedilmez, kitap fotoğrafı çekilmezdi. (kitabın fotoğrafını çekmek istesek bile 24lük veya 36lık pozun dolmasını ve tab edilmesini beklemek lazımdı.
yaşım 140 falan değil gençler. 39-40 yaşındayım. aramızda çok fark yok. eskiden yüzyıllar süren kuşak farkı artık bir kaç yıla indi. tuvaletteki sifonu lüks olarak gören ben, bugün elimde akıllı telefonla entry giriyorum.
ama kabul ediyorum... (gbkz: yaşlandım)
benim için bir kaç sene önceye tekabül eder.
avrupa ve asya'nın en güzide otellerinden birinde çalışıyorum... otelin personel kantinine hiç uğramadığımı farkettim. "ne yoz adammış" demesinler diye gençlerin oturduğu masaya oturdum. ooo abi hoşgeldin, beş gittin muhabbetinden sonra gençler, sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. hani diyorum "sorular bildiğim yerden gelse de ben de muhabbet etsem" . ama sorular hep bilmediğim yerlerden geliyor. "fenomen olmak, takipçi kasmak, organik fallower"... herhalde 45 dakika oturdum ama muhabbete hiç katılamadım. iki çaylarını içip ortamdan uzaklaştım. bilmediğim bir dil konuşuluyordu. hepsi de pırıl pırıl, zeki, güzel, seçmece çocuklar.
dimdik yürüyen benim, başım önüme düştü.
ırahmetli babaannem, anneannem, dedemle yaptığım muhabbetler aklıma geldi. atatürk'ün öldüğü gün nasıl ağlaştıklarını, dedemin savaş anılarını dinleyişimi anımsadım. hepsinin kemiği çoktan toz olmuştu.
lisede, üniversitede yaşıtlarımla yaptığım sohbetleri hatırladım. ne internet vardı o zamanlar ne facebook. inanır mısınız; lisedeyken fikirleri, felsefeyi tartışır, uzayan konular için birimizin evinde açık oturum tarzı toplantılar düzenlerdik. koministi, liberali, muhafazakarı saygıyla söz sırası beklerdik. "la gomünist, hooop mürteci, kafatasçı! eyyy liboş" gibi kelimelerle birbirimizi ünlesek bile kimsenin kalbi kırılmazdı. mine urgan, didem madak, ipek ongun okuyan kızlarla dalga geçerdik.*
okumak öyle mutat bir şeydi ki o zamanlar internet olsa bile o konudan bahsedilmez, kitap fotoğrafı çekilmezdi. (kitabın fotoğrafını çekmek istesek bile 24lük veya 36lık pozun dolmasını ve tab edilmesini beklemek lazımdı.
yaşım 140 falan değil gençler. 39-40 yaşındayım. aramızda çok fark yok. eskiden yüzyıllar süren kuşak farkı artık bir kaç yıla indi. tuvaletteki sifonu lüks olarak gören ben, bugün elimde akıllı telefonla entry giriyorum.
ama kabul ediyorum... (gbkz: yaşlandım)
devamını gör...
kaliteli sandığınız kişinin tam bir mal çıkması
tum iliskilerimin ozeti
devamını gör...
flört
bu flört işleri cidden bunalttı artık tanışıyosun konuşuyosun başka biriyle daha konuşsa bir şey diyemezsin sevgilin değil karısamazsin kıskanmaya hakkın yok ne olduğu belirsiz değişik bir ilişki şekli hesap soramıyorsun en iyisi ya düzgünce sevgili olmak ya da bu işlerden uzak durmak kafa rahatlığı şart
devamını gör...
ideal genç
geleceğe umutla bakan, kendini tanıyan, kendini seven, kendini koruyan,
ailesi ile çevresi ile kültürü ile ülkesi ile
dünya ile barışık,
(bkz: sosyal beceri)ler edinmiş,
kendine hedefler koyan, onlar için çalışan,
kendine istediği gibi bir gelecek inşa etmeye çalışan genç.
her gencin ideal olduğu en az bir ortam vardır.
kimini ailesi idealize eder, kimini arkadaşları, kimini kendi.
her genç ayrı ayrı çok kıymetlidir.
yazdığım ideal genç kriterleri her gençte mevcut olan potansiyeldir.
kimi farkındadır kimi değildir.
benim ki sadece alt yazı okuma.
seviyorum sizi gençler, iyi bakın kendinize.
ailesi ile çevresi ile kültürü ile ülkesi ile
dünya ile barışık,
(bkz: sosyal beceri)ler edinmiş,
kendine hedefler koyan, onlar için çalışan,
kendine istediği gibi bir gelecek inşa etmeye çalışan genç.
her gencin ideal olduğu en az bir ortam vardır.
kimini ailesi idealize eder, kimini arkadaşları, kimini kendi.
her genç ayrı ayrı çok kıymetlidir.
yazdığım ideal genç kriterleri her gençte mevcut olan potansiyeldir.
kimi farkındadır kimi değildir.
benim ki sadece alt yazı okuma.
seviyorum sizi gençler, iyi bakın kendinize.
devamını gör...
türkiye’de asla yaşanmayacak fantastik olaylar
bir konuyu tartışırken karşı tarafın'bunun hakkında bilgim yok' demesi
devamını gör...
gurbetin alası varmak istediğin kalbe varamamakmış
rahatsız ukdesi
bu; yaşandığında çok iyi anlaşılacak, yaşanmadan önce en fazla tahmin edilebilir kursaktaki yumrunun kelimelere dökülmüş halidir.
yol yorgunsun, aradığını buldun,gitmek istiyorsun ve o kalbe varmıyorsun*, engelleniyor.bu nasıl bir acıdır!?
bu; yaşandığında çok iyi anlaşılacak, yaşanmadan önce en fazla tahmin edilebilir kursaktaki yumrunun kelimelere dökülmüş halidir.
yol yorgunsun, aradığını buldun,gitmek istiyorsun ve o kalbe varmıyorsun*, engelleniyor.bu nasıl bir acıdır!?
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
tam 8 ay önce sigarayı bıraktım ve bugün tekrar içtim. ne canım istiyordu ne yoksunluğa girmiştim. sadece metabolizmam hızlansın diye.
tam 20 kilo aldım üç kilosunu verdim ama yavaş veriyorum. herkes ama herkes müdürümden ablama ablamdan anneme annemden sevgilime kadar çevremde herkes kilo almısssin kilo ver dediği için yeter be yeter dedim ve içtim.
ne biçim bir sry bu yahu size ne benim kilomdan ben zaten yolumda gidiyorum. aldıysam aldım diyemedim. tabi ya biz kadınlar hep fit olmalıyiz. en fazla bir beş kilo fazlamız olmalı... bu nasıl bir faşizim ya...
44 yaşımdayım sıkıldım artık herkesin hwr şeye burnunu sokmasından.
bir de üstüne sevdiğim adam sen beni artik bwğenmiyorsun beni arzulamiyorsun diyince -çünkü sigarayı bırakınca çok tatlı yediğim gibi çok uyumaya başlaladım- sinirim iyice bozuldu. şu an 42 bedenim 38 bedenden çıktım. ılk defa obezlerin yaşadığı baskıyi hissediyorum. ne iğrenç bir şey bu.
neyse yarın tekrar içmeyeceğim ama istediğim herkesin ağzını kapatıp hayatını yaşaması. kaçıp gitmek isterdim sessiz bir yerlere. belki ta içlerime.
tam 20 kilo aldım üç kilosunu verdim ama yavaş veriyorum. herkes ama herkes müdürümden ablama ablamdan anneme annemden sevgilime kadar çevremde herkes kilo almısssin kilo ver dediği için yeter be yeter dedim ve içtim.
ne biçim bir sry bu yahu size ne benim kilomdan ben zaten yolumda gidiyorum. aldıysam aldım diyemedim. tabi ya biz kadınlar hep fit olmalıyiz. en fazla bir beş kilo fazlamız olmalı... bu nasıl bir faşizim ya...
44 yaşımdayım sıkıldım artık herkesin hwr şeye burnunu sokmasından.
bir de üstüne sevdiğim adam sen beni artik bwğenmiyorsun beni arzulamiyorsun diyince -çünkü sigarayı bırakınca çok tatlı yediğim gibi çok uyumaya başlaladım- sinirim iyice bozuldu. şu an 42 bedenim 38 bedenden çıktım. ılk defa obezlerin yaşadığı baskıyi hissediyorum. ne iğrenç bir şey bu.
neyse yarın tekrar içmeyeceğim ama istediğim herkesin ağzını kapatıp hayatını yaşaması. kaçıp gitmek isterdim sessiz bir yerlere. belki ta içlerime.
devamını gör...
sefamerve
numaramı nereden ellerine geçmişler bilmiyorum ama beni salın yeter lan. her hafta mesaj..
ben dinsiz bir erkeğim tesettür vb şeylerle işim olmaz.
ben dinsiz bir erkeğim tesettür vb şeylerle işim olmaz.
devamını gör...
anlam iyileşmesi
bir dönemde anlamı kötü olan bir kelimenin zamanla iyi-olumlu anlamlara gitmesi.
dilbilim konusu olan bu kavram anlam değişmeleri konusu içerisinde yer alır.
dilbilim konusu olan bu kavram anlam değişmeleri konusu içerisinde yer alır.
devamını gör...
carl sagan
tam adıyla carl edward sagan. yahudi kökenli amerikan gökbilimci.
cosmos belgeseli ile ünlenmiş bilim insanı.
astrobiyolog.
setı projesinde çok büyük desteği vardır.
bilime aşık bir insan.
kemik iliği hastalığından 62 yaşında hayata veda etmiştir. 20 aralık 1996 - seattle, washington, usa
"bir yerlerde inanılmaz bir şey keşfedilmeyi bekliyor." carl sagan
cosmos belgeseli ile ünlenmiş bilim insanı.
astrobiyolog.
setı projesinde çok büyük desteği vardır.
bilime aşık bir insan.
kemik iliği hastalığından 62 yaşında hayata veda etmiştir. 20 aralık 1996 - seattle, washington, usa
"bir yerlerde inanılmaz bir şey keşfedilmeyi bekliyor." carl sagan
devamını gör...
saygı duyulan bitkiler
annemin yıllar önce bana verdiği mor yonca.
adı nedir tam bilmiyorum. mor diye, mor yonca ilan ettim onu.
tek bakabildiğim çiçek. daha doğrusu beni terk etmeyen tek çiçek.
arada unutuyorum onu yok oluyor. iki su veriyorum saksının ortasından patlıyor.
azmine hayranım.
adı nedir tam bilmiyorum. mor diye, mor yonca ilan ettim onu.
tek bakabildiğim çiçek. daha doğrusu beni terk etmeyen tek çiçek.
arada unutuyorum onu yok oluyor. iki su veriyorum saksının ortasından patlıyor.
azmine hayranım.
devamını gör...
midnight mass
mike flanagan in mini netflix dizisi. buradan sonra anlatacaklarım spoiler içerebilir.
peder paul, yani john pruitt, hac esnasında kaybolur ve kendini bir mağarada bulur. bu mağarada ise bir vampir/iblis her neyse, karşılaşır. ancak ilahi kitaplardaki tasvirlerden yola çıkarak bu yaratığı melek sanar. vampir beyimiz pederin kanını bir güzel içer ancak kendi kanından ona vererek bir nevi onu tekrardan diriltir. bunun bir tanrı mucizesi olduğunu düşünen peder, ada halkına bunu göstermek için melek sandığı vampir amcamızı da adaya getirir. tanrı mucizesi adı altında bir sürü olay dönmeye başlar. aslında kötü olan her davranışa incilden alıntılarla bir kılıf uydurulur. insanın doğru olduğuna inandığı şeyleri meşrulaştırması ve diğer insanları da zayıf noktalarından vurarak peşinden sürüklemesi hiç de zor değil, onu görüyoruz. olayın ilginç kısmı, peder paul'un bütün bunlara içtenlikle inanması. aynı zamanda vampir beyimizi ilk gördüğümde aklıma direkt şeytan geldi, onun da önceden bir melek olduğunu düşünürsek. ancak kan içmeye başlayınca olay değişti sanki.
dizinin işlemek istediği konular bir hayli fazla olduğundan olsa gerek, bazı diyalogların gereğinden fazla uzun olduğunu düşünüyorum. izlerken zorlayan kısımları oldu. korku teması arada bir yerinizden zıplatan sahnelerden ibaret. * serilerini severek izlemis biri olarak sanırım diziyle ya da karakterlerle derinlemesine bir bağ kuramamak diziyi benim gözümde zayıflattı. yine izlenir mi, tabii ki izlenir. semavi dinlerle vampir teması çok ilginç bir şekilde işlenmiş ve olayın bütününe bakıldığında bunu iyi başarmış. sonu da ne çok beklenmedik ne de istenen son.
peder paul, yani john pruitt, hac esnasında kaybolur ve kendini bir mağarada bulur. bu mağarada ise bir vampir/iblis her neyse, karşılaşır. ancak ilahi kitaplardaki tasvirlerden yola çıkarak bu yaratığı melek sanar. vampir beyimiz pederin kanını bir güzel içer ancak kendi kanından ona vererek bir nevi onu tekrardan diriltir. bunun bir tanrı mucizesi olduğunu düşünen peder, ada halkına bunu göstermek için melek sandığı vampir amcamızı da adaya getirir. tanrı mucizesi adı altında bir sürü olay dönmeye başlar. aslında kötü olan her davranışa incilden alıntılarla bir kılıf uydurulur. insanın doğru olduğuna inandığı şeyleri meşrulaştırması ve diğer insanları da zayıf noktalarından vurarak peşinden sürüklemesi hiç de zor değil, onu görüyoruz. olayın ilginç kısmı, peder paul'un bütün bunlara içtenlikle inanması. aynı zamanda vampir beyimizi ilk gördüğümde aklıma direkt şeytan geldi, onun da önceden bir melek olduğunu düşünürsek. ancak kan içmeye başlayınca olay değişti sanki.
dizinin işlemek istediği konular bir hayli fazla olduğundan olsa gerek, bazı diyalogların gereğinden fazla uzun olduğunu düşünüyorum. izlerken zorlayan kısımları oldu. korku teması arada bir yerinizden zıplatan sahnelerden ibaret. * serilerini severek izlemis biri olarak sanırım diziyle ya da karakterlerle derinlemesine bir bağ kuramamak diziyi benim gözümde zayıflattı. yine izlenir mi, tabii ki izlenir. semavi dinlerle vampir teması çok ilginç bir şekilde işlenmiş ve olayın bütününe bakıldığında bunu iyi başarmış. sonu da ne çok beklenmedik ne de istenen son.
devamını gör...
