açtığın başlığa girilen entrylerin hepsini oylamak
ben okuduğum ve düşünce yapıma ters gelmeyen her şeyi beğenirim. ayrıştırıcı başlıklarda açmadığım için yazılan her entryi okuduktan sonra beğenirim. neden çünkü para gitmiyor cebimden. gitse hayatta beğenmezdim.
devamını gör...
orhan veli kanık
istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
önce hafiften bir rüzgar esiyor
yavaş yavaş sallanıyor yapraklar ağaçlarda
uzaklarda, çok uzaklarda
sucuların hiç durmayan çıngırakları
istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
orhan veli kanık
orhan veli kanık'ın yazdığı ve cem karaca'nın seslendirdiği bu şiiri istanbul'dan uzak kaldığım zamanlar da özlemimi gidermesi için çok dinledim. istanbul eskisi gibi sakin değil şiirlere konu olan o istanbul artık yok biliyorum ama bir gün sadece istanbul'u dinlediğinizde o şiir kokusunu tekrardan alıyorsunuz. önce laleliden tramvaya biniyoruz ilk durak eminönü galiba burası dünyaya açılan kapı olmalı. oradan kadıköy vapuruna biniyoruz. kadıköy vapurunun nostaljik bir havası var ne de olsa eskiye döneceğiz. sonrası size kalmış ne görmek istiyorsanız ne duymak istiyorsanız...gözlerinizi kapatın rüzgarın yüzünüzü sevmesine izin verin ve istanbul'u dinleyin.
önce hafiften bir rüzgar esiyor
yavaş yavaş sallanıyor yapraklar ağaçlarda
uzaklarda, çok uzaklarda
sucuların hiç durmayan çıngırakları
istanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
orhan veli kanık
orhan veli kanık'ın yazdığı ve cem karaca'nın seslendirdiği bu şiiri istanbul'dan uzak kaldığım zamanlar da özlemimi gidermesi için çok dinledim. istanbul eskisi gibi sakin değil şiirlere konu olan o istanbul artık yok biliyorum ama bir gün sadece istanbul'u dinlediğinizde o şiir kokusunu tekrardan alıyorsunuz. önce laleliden tramvaya biniyoruz ilk durak eminönü galiba burası dünyaya açılan kapı olmalı. oradan kadıköy vapuruna biniyoruz. kadıköy vapurunun nostaljik bir havası var ne de olsa eskiye döneceğiz. sonrası size kalmış ne görmek istiyorsanız ne duymak istiyorsanız...gözlerinizi kapatın rüzgarın yüzünüzü sevmesine izin verin ve istanbul'u dinleyin.
devamını gör...
durduk yere insanın aklına gelen replikler
after all this time? always
devamını gör...
kendisinden 7 yaş küçük kadınla çıkan kart eşek
başlığı ele alış biçimimi değiştirecek olursam;
on beş yaşındaki bir kızla yirmi iki yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı göze çarpar. ve erkek yargılanır. yargılayanlar haklı mıdır? kızın yaşına, yaşayacaklarına bakılırsa, evet. peki, yirmi iki yaşındaki bir kızla yirmi dokuz yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı neden göze çarpmaz? yaş farkı aynı değil mi? öyleyse burada olan şey; algı. algımız on beş yaşındaki birini henüz çocuk olarak görür fakat yirmi iki yaşındaki kız büyümüştür.
durum bundan ibaret yani, tamamen yaş algımızla alakalı. yine de yargılamak bize düşer mi? hayır.
on beş yaşındaki bir kızla yirmi iki yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı göze çarpar. ve erkek yargılanır. yargılayanlar haklı mıdır? kızın yaşına, yaşayacaklarına bakılırsa, evet. peki, yirmi iki yaşındaki bir kızla yirmi dokuz yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı neden göze çarpmaz? yaş farkı aynı değil mi? öyleyse burada olan şey; algı. algımız on beş yaşındaki birini henüz çocuk olarak görür fakat yirmi iki yaşındaki kız büyümüştür.
durum bundan ibaret yani, tamamen yaş algımızla alakalı. yine de yargılamak bize düşer mi? hayır.
devamını gör...
rahatsız (yazar)
devamını gör...
prezervatif ürünlerine büyük zam geliyor
sizlik bi durum yok.
devamını gör...
normal sözlük yönetiminin beni cehenneme yollaması
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın caağnım sözlük.
bugün yapmam gereken bir sürü iş, gitmem gereken bir sürü yer var. hepinize harika bir gün diliyorum.
gününüz çok güzel geçsin. diyelim kötü mü gidiyor? biri çıksın karşınıza ve o günü güzelleştirsin.*
bugün yapmam gereken bir sürü iş, gitmem gereken bir sürü yer var. hepinize harika bir gün diliyorum.
gününüz çok güzel geçsin. diyelim kötü mü gidiyor? biri çıksın karşınıza ve o günü güzelleştirsin.*
devamını gör...
m – eine stadt sucht einen mörder
özgün adı m olan, fritz lang'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, 1931 yılında berlin'de vizyona girmiş, türkiye'de "m - bir şehir katilini arıyor" olarak gösterilen, siyah beyaz bir film.
bu film, kara film dediğimiz film-noir akımının da öncülerinden diyebileceğimiz bir atmosfere-senaryoya sahiptir.
senaryosunu fritz lang, sevgili eşi eşi thea von harbou ile birlikte kaleme almıştır. senaryo kısmı ile döneminin yapıtlarından şıp diye sıyrılan bir filmdir, zira o dönemin analizini de öylesine güzel yapmamıza sebebiyet verir ki,yıllar sonra naziler bile böylesine bir yapıt yapan adam olan sevgili fritz lang'a devlet sinema müdürlüğü önermişlerdir, düşünün artık.
her neyse, nerede kaldık? bu filmi biraz spoiler vermeden senaryosundan bahsedelim bakalım.
filmde küçük kızları öldüren ve gazetelere mektup yazarak ünlü olmayı amaçlayan bir seri katilimiz var, bu seri katilimiz her geçen gün bir kız çocuğunu daha öldürür iken, polisin tek yapabildiği şey mesaiye kalmak oluyor. halk ayaklanıyor, polise hakaretler savurmaya başlıyor ve polis şeflerinin tam da zekalarına göre bir fikir çıkıyor ortaya; daha çok baskı, daha çok kimlik kontrolü ve her yer baskın!
e tabi, bir de şöyle düşünelim, savaştan çıkmış ve neredeyse açlıktan yok olmak üzere olan bir ülke var ortada.. bir ortam daima neye gebe oluyor? çetelere, yasa dışı işlere elbette...
yasa dışı işlerle ilgilenen bir çete bu polis baskısından oldukça hoşnutsuz olur ve polisin bu seri katili yakalayamayacağını fark eder ve bu işi kendileri bitirmek adına bir operasyona başlarlar, korkmayın spoiler değil zaten en başları bu kısımları.
sonrası mı? adeta oyunculuk kısmıyla almış götürmüş, diyalogları ile insanı yerine çivileyen ve birinci dünya savaşı sonrası insanların açlıktan ölürken birbirlerine olan nefretinden kaynaklanan linç girişimlerini öylesine güzel izliyorsunuz ki, bu film aklınızda bambaşka bir yerde aklanıyor.
bu film, kara film dediğimiz film-noir akımının da öncülerinden diyebileceğimiz bir atmosfere-senaryoya sahiptir.
senaryosunu fritz lang, sevgili eşi eşi thea von harbou ile birlikte kaleme almıştır. senaryo kısmı ile döneminin yapıtlarından şıp diye sıyrılan bir filmdir, zira o dönemin analizini de öylesine güzel yapmamıza sebebiyet verir ki,yıllar sonra naziler bile böylesine bir yapıt yapan adam olan sevgili fritz lang'a devlet sinema müdürlüğü önermişlerdir, düşünün artık.
her neyse, nerede kaldık? bu filmi biraz spoiler vermeden senaryosundan bahsedelim bakalım.
filmde küçük kızları öldüren ve gazetelere mektup yazarak ünlü olmayı amaçlayan bir seri katilimiz var, bu seri katilimiz her geçen gün bir kız çocuğunu daha öldürür iken, polisin tek yapabildiği şey mesaiye kalmak oluyor. halk ayaklanıyor, polise hakaretler savurmaya başlıyor ve polis şeflerinin tam da zekalarına göre bir fikir çıkıyor ortaya; daha çok baskı, daha çok kimlik kontrolü ve her yer baskın!
e tabi, bir de şöyle düşünelim, savaştan çıkmış ve neredeyse açlıktan yok olmak üzere olan bir ülke var ortada.. bir ortam daima neye gebe oluyor? çetelere, yasa dışı işlere elbette...
yasa dışı işlerle ilgilenen bir çete bu polis baskısından oldukça hoşnutsuz olur ve polisin bu seri katili yakalayamayacağını fark eder ve bu işi kendileri bitirmek adına bir operasyona başlarlar, korkmayın spoiler değil zaten en başları bu kısımları.
sonrası mı? adeta oyunculuk kısmıyla almış götürmüş, diyalogları ile insanı yerine çivileyen ve birinci dünya savaşı sonrası insanların açlıktan ölürken birbirlerine olan nefretinden kaynaklanan linç girişimlerini öylesine güzel izliyorsunuz ki, bu film aklınızda bambaşka bir yerde aklanıyor.
devamını gör...
erdoğan istifa
türk halkının avazının çıktığı kadar bağırmama sebebini anlayamadığım söz öbeği.
neyi bekliyorsunuz?
nasıl bir korku ki dolar 13, euro 15e giderken hala susabiliyorsunuz?
yıllardır ötv denen garabet yetmedi, trt payı vs yetmedi, ulan bu da mı yetmedi!
pakistan olmayı mı bekliyorsunuz konuşmak için!!!
ekleme: tanju özcan'ı değil bibloyu koysanız bin kat iyi yönetir. en azından "doları bilerek yükseltiyoruz, bir şey deniycez" demez!
neyi bekliyorsunuz?
nasıl bir korku ki dolar 13, euro 15e giderken hala susabiliyorsunuz?
yıllardır ötv denen garabet yetmedi, trt payı vs yetmedi, ulan bu da mı yetmedi!
pakistan olmayı mı bekliyorsunuz konuşmak için!!!
ekleme: tanju özcan'ı değil bibloyu koysanız bin kat iyi yönetir. en azından "doları bilerek yükseltiyoruz, bir şey deniycez" demez!
devamını gör...
scottish fold
çok sevimli görünen fakat içten içe acı çeken kedi ırkı. ilk scottish fold kedi, doğal bir mutasyon sonucu olarak ortaya çıkmış. ancak daha sonra insan eliyle kırık kulaklı yavrular elde edebilmek için fold-fold çiftleştirmeleri yapılmaya başlanmış. 1960 yılında dr. oliphant f jackson’ın çalışmaları; anne babada sorun gözlenmese bile fold-fold eşleştirmeleri sonucu yavrularda, osteodistrofinin (kemik dokusu bozukluğu) oluştuğunu göstermektedir. bu sebeple ingiltere başta olmak üzere birçok ülkede fold-fold eşleştirmesi yasaklanmış. fd geni olan (scottish fold geni) kedilerin öne doğru kıvrılan kulakları vardır. farklı katlanma dereceleri vardır. bu gen, kalınlaşmış kuyruk ve şişmiş ayaklar gibi kemik ve kıkırdak kusurları ile ilişkilidir. homozigot form (fdfd) ciddi osteokondrodisplaziye neden olur. bu nedenle, birçok yetiştirici homozigot foldları önlemek için foldları ayırır. bununla birlikte, heterozigot foldlar ise daha az şiddette osteokondrodisplazi de geliştirebilir. heretozigot foldlarda dahi az şiddetli bile olsa fold geni taşıyan her kedide kedilerde osteokodrodisplazi görülebilir. bu durum gen aktarımıyla ilişkilidir. buradan da anlaşılacağı gibi bu hastalığın diğer jenerasyonlara aktarılması için herhangi bir scotttish foldun çiftleşmesi yeterli. şiddeti az bile olsa olsa oluşacak lezyonlar kedinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyecektir. her türlü lezyonun ağrı yapabilme durumu söz konusudur. bu sebepten dolayı ben de bir hayvansever olarak scottish foldların çiftleştirilip, ağrılı bir hayat yaşayabilecek yavruların üretilmesini etik ve hayvan refahı açısından doğru bulmuyorum.
devamını gör...
düğün kültürünün kaybolması
iyi ki de kaybolmuş. düğün yapmak istemeyen çiftler bile ailelerinin zorlamasıyla düğün yapıyordu. tanımadığımız "akrabalarımızı" eğlendirmek için bu kadar şaşaaya gerek yok bence.
devamını gör...
stair
stanford artificial intelligence robot kelimelerinden türetilmiş olan, ofis ve ev içerisinde dolaşabilen, çeşitli nesneleri tanıyabilen, onlarla etkileşime girebilen ve insanlara ufak tefek işlerde yardım edebilen robot. ingilizcede "merdiven" anlamına gelen bir kelime.
aslında bu robotun çıkış noktası, filmlerde yahut bazılarımızın hayallerinde yer edinmiş olan, ev içerisindeki işlere yardımcı olacak bir eleman oluşturmak. yani çamaşırı bizim yerinize makineye atan, bulaşığı yıkayan ya da benzer işleri yapabilen, hatta yaşlı insanların bakımını yapabilen bir robota sahip olmayı belki birçoğumuz isterdik. işte stanford üniversitesi'ndeki araştırmacıların böyle bir robot geliştirmesindeki amaç da bunun daha ileri versiyonlarını zamanla hayatımıza dahil edebilmek. tabii ki aslında hâlihazırda hayatımızı kolaylaştıran çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi aletler de birer robot ama burada insan benzeri, daha komplike hareket edebilen bir araçtan söz ediyoruz.
stair, algılama ve manipülasyon algoritmaları denilen yöntemlerle geliştirildi. bu yöntemler onun herhangi bir cismi tanıyarak onu diğer cisimlerden ayırt edebilmesini, onu tutup kaldırabilmesini , hatta konuşmaları tanıyabilmesini sağlıyor. bu sayese eğer ona bir kahve kupasını yukarıya kaldırmasını söylerseniz stair bunu yapabilir. eğer masa üzerindeki başka cisimlerin arasına kupayı koyarak yine onu kaldırmasını isterseniz, masadaki tüm cisimleri sensörleri yardımıyla tarar, kupayı tanır ve onu kaldırır. hatta robot kol aracılığıyla kaldırıp daha iyi inceledikten sonra o şeyin istediğiniz şey olup olmadığını çok daha net algılayabilir.
uzak bir gelecekte stair benzeri, çok daha gelişmiş robotlar günlük hayatlarımızda ev ve ofis işlerine yardımcı olarak yerlerini alabilecek gibi görünüyor.

görselin kaynağı
aslında bu robotun çıkış noktası, filmlerde yahut bazılarımızın hayallerinde yer edinmiş olan, ev içerisindeki işlere yardımcı olacak bir eleman oluşturmak. yani çamaşırı bizim yerinize makineye atan, bulaşığı yıkayan ya da benzer işleri yapabilen, hatta yaşlı insanların bakımını yapabilen bir robota sahip olmayı belki birçoğumuz isterdik. işte stanford üniversitesi'ndeki araştırmacıların böyle bir robot geliştirmesindeki amaç da bunun daha ileri versiyonlarını zamanla hayatımıza dahil edebilmek. tabii ki aslında hâlihazırda hayatımızı kolaylaştıran çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi aletler de birer robot ama burada insan benzeri, daha komplike hareket edebilen bir araçtan söz ediyoruz.
stair, algılama ve manipülasyon algoritmaları denilen yöntemlerle geliştirildi. bu yöntemler onun herhangi bir cismi tanıyarak onu diğer cisimlerden ayırt edebilmesini, onu tutup kaldırabilmesini , hatta konuşmaları tanıyabilmesini sağlıyor. bu sayese eğer ona bir kahve kupasını yukarıya kaldırmasını söylerseniz stair bunu yapabilir. eğer masa üzerindeki başka cisimlerin arasına kupayı koyarak yine onu kaldırmasını isterseniz, masadaki tüm cisimleri sensörleri yardımıyla tarar, kupayı tanır ve onu kaldırır. hatta robot kol aracılığıyla kaldırıp daha iyi inceledikten sonra o şeyin istediğiniz şey olup olmadığını çok daha net algılayabilir.
uzak bir gelecekte stair benzeri, çok daha gelişmiş robotlar günlük hayatlarımızda ev ve ofis işlerine yardımcı olarak yerlerini alabilecek gibi görünüyor.

görselin kaynağı
devamını gör...
evlilik
girerken han kapısı, çıkarken iğne deliğidir.
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona tipsiz olduğunu söylemek
bu hadsizliği yapacaksanız, sende kendimi görüyorum diyebilirsiniz.
devamını gör...
insanın zoruna giden şeyler
sevdiğim kişilerden aynı değeri görmemek. belki ben fazla hassasımdir bilmiyorum ama eğer ben bir kişiyi seviyorsam en küçük şeylere bile dikkat ederim. karşımdaki kişinin umursamazlıģını görünce zoruma gidiyor sonra da o kişiden soğuyorum bir şekilde.
devamını gör...
ilk kez deniz görüldüğünde hissedilenler
bebekken gördüğüm için hatırlamıyorum.. sanki hep deniz vardı ve ben de ona aittim.
devamını gör...
adalar mimarisi
bugün 19. yüzyıl avrupa mimarisinin çeşitli üsluplarını barındıran bir açık hava müzesi gibidir. yanıbaşındaki binlerce yıllık istanbul'da geleneksel ahşap konut dokusunu büyük ölçüde kaybetmiş, yapılarını zar zor korurken, adalar'ın konutlarının zamana inat ayakta durmaları büyük bir mucizedir.
devamını gör...
