karanlıkta uyumak vs loş ışıkta uyumak
zifiri karanlık lütfen.
hep şu mutluluk hormonu şeysi.
ışık sevmiyor garibim.
sonra da gelsin,
mutluyum
mutlusun
mutlu.
hep şu mutluluk hormonu şeysi.
ışık sevmiyor garibim.
sonra da gelsin,
mutluyum
mutlusun
mutlu.
devamını gör...
11.22.63
jfk suikastini konu alan, fantastik bir tek sezonluk dizidir.
bir issizlik ornegi olarak, kitabinda da dizide de gecen mandal sahnesini aydinlatmak istiyorum.
izkemeyenler icin asagida yazdiklarim spoiler icermektedir.
sadie hanimefendinin eski ile cinsel iliskisini anlattigi bir sahne var. bu sahnede "bir de baktim ki cinsel organinda mandal takili. bana bu sekilde sahip oldu. sonra git yikan kirlendin dedi." diyor. bu sahne kafami cok kurcaladi. ceviri hatasi degildi cunku. baya baya sadie hanim esinin cinsel organinda mandal takili oldugunu soylemisti.
belki dizide repligi degistirdiler diye dusunup kitabini okudum. ancak kitabinda da bu sahnede esinin cinsel organinda mandal takili oldugunu soyluyordu. evet bildigimiz camasir mandalindan bahsediyordu. clothes pegs diye geciyordu.
boylece bunun ne oldugunu anlamak icin caba gostermeye basladim. fantazi miydi? hayir degildi. forumlara yazdim. bircok izleyicinin bu sahne dikkatini dahi cekmemisti.
kanadada yasayan bir saglik calisani ile konustum. buralarda boyle bir fantezi yok amerikayi bilemem dedi. iyice delirmistim artik, redditte de sonuc alamiyordum. cinsel organa clothes pegs takilir miydi? acimaz miydi? kafamda deli sorular donuyordu.
turkce sonuclara bakmamaya karar verdim ve yabanci bir forumda mandal konusuna benim kadar takilan bir beyefendi cesaret edip annesine sormustu ve o muhtesem sorumun cevabini bulmustu.
1960'li yillarda amerikadaki ergen erkekler, masturbasyon yapip ailesine yakalandigi zaman ailesi cezalandirmak amacli cinsel organina camasir mandali takarmis. iste sadie hanimefendinin esi ergenliginde masturbasyon yaptigi icin, ailesi tarafindan clothes pegs ile cezalandirilmis ve bu travma ile cinsel organina mandal takmaya devam etmis.
tanim bu kadar. alin bu bilgiyle naparsaniz yapin..
bir issizlik ornegi olarak, kitabinda da dizide de gecen mandal sahnesini aydinlatmak istiyorum.
izkemeyenler icin asagida yazdiklarim spoiler icermektedir.
sadie hanimefendinin eski ile cinsel iliskisini anlattigi bir sahne var. bu sahnede "bir de baktim ki cinsel organinda mandal takili. bana bu sekilde sahip oldu. sonra git yikan kirlendin dedi." diyor. bu sahne kafami cok kurcaladi. ceviri hatasi degildi cunku. baya baya sadie hanim esinin cinsel organinda mandal takili oldugunu soylemisti.
belki dizide repligi degistirdiler diye dusunup kitabini okudum. ancak kitabinda da bu sahnede esinin cinsel organinda mandal takili oldugunu soyluyordu. evet bildigimiz camasir mandalindan bahsediyordu. clothes pegs diye geciyordu.
boylece bunun ne oldugunu anlamak icin caba gostermeye basladim. fantazi miydi? hayir degildi. forumlara yazdim. bircok izleyicinin bu sahne dikkatini dahi cekmemisti.
kanadada yasayan bir saglik calisani ile konustum. buralarda boyle bir fantezi yok amerikayi bilemem dedi. iyice delirmistim artik, redditte de sonuc alamiyordum. cinsel organa clothes pegs takilir miydi? acimaz miydi? kafamda deli sorular donuyordu.
turkce sonuclara bakmamaya karar verdim ve yabanci bir forumda mandal konusuna benim kadar takilan bir beyefendi cesaret edip annesine sormustu ve o muhtesem sorumun cevabini bulmustu.
1960'li yillarda amerikadaki ergen erkekler, masturbasyon yapip ailesine yakalandigi zaman ailesi cezalandirmak amacli cinsel organina camasir mandali takarmis. iste sadie hanimefendinin esi ergenliginde masturbasyon yaptigi icin, ailesi tarafindan clothes pegs ile cezalandirilmis ve bu travma ile cinsel organina mandal takmaya devam etmis.
tanim bu kadar. alin bu bilgiyle naparsaniz yapin..
devamını gör...
x mahlaslı yazar sizi gözledi bildirimi
bu yalan haber mi diye deneyebileceğim sözlük arkadaşım olmadığını fark ettim.
edit: arkadaşı olmayan yazarlara amme hizmeti yalan haber.
edit: arkadaşı olmayan yazarlara amme hizmeti yalan haber.
devamını gör...
sönmez karakurt
sabah gazetesinin enstantaneler köşesini çizdiği zamandan beri takip ettiğim tespitlerin üstadı çizerdir(2000li yılların başları). bir köşesinde kazma sol bek tespiti vardı (adam saha boyu topu sürmüş kazma gibi bir orta yapmış, sonra ben daha napıyım yaa bakışıyla geri koşuyordu. ismail köybaşı'nı daha futbola başlamadan çizmiş eleman). hatta en son köşesinde kendi gidişini çizmişti diye hatırlıyorum.
çeşitli konularda çizimden çok kargacık burgacık küçük yazıları okurduk.
bu köşede çizdiklerinin derlendiği "hayatı erteleyen adam" kitabı çıkmıştı.
daha sonra servet gürbüz'le beraber hazırladıkları "genco'nun yalan dünyası" penguen dergisinde çıkmaya başladı. sonra servet gürbüz'le yolları ayırdılar. genco'nun son haftalardaki çiziminden ve biraz üstün körü apar topar konuyu bağlamasından belli oluyordu.
bir kaç hafta bağımsız tespitler yapmaya devam etti, sonradan "ortam, dünyanın en telmaşa adamı"nı tamamen kendisi çizmeye başladı ve halen devam ediyor. sanırım 10 sene filan olacak. (penguen kapandıktan sonra uykusuz'da devam etti çizmeye)
bana göre genco'nun hikayesi, ortam'dan daha iyiydi gibi. tabii bu, ortam'ın kötü olduğu anlamına gelmiyor. iki hikaye de bol bol tespit barındırdığı için okurken tadından yenmiyorlar.


çeşitli konularda çizimden çok kargacık burgacık küçük yazıları okurduk.
bu köşede çizdiklerinin derlendiği "hayatı erteleyen adam" kitabı çıkmıştı.
daha sonra servet gürbüz'le beraber hazırladıkları "genco'nun yalan dünyası" penguen dergisinde çıkmaya başladı. sonra servet gürbüz'le yolları ayırdılar. genco'nun son haftalardaki çiziminden ve biraz üstün körü apar topar konuyu bağlamasından belli oluyordu.
bir kaç hafta bağımsız tespitler yapmaya devam etti, sonradan "ortam, dünyanın en telmaşa adamı"nı tamamen kendisi çizmeye başladı ve halen devam ediyor. sanırım 10 sene filan olacak. (penguen kapandıktan sonra uykusuz'da devam etti çizmeye)
bana göre genco'nun hikayesi, ortam'dan daha iyiydi gibi. tabii bu, ortam'ın kötü olduğu anlamına gelmiyor. iki hikaye de bol bol tespit barındırdığı için okurken tadından yenmiyorlar.


devamını gör...
3alp
kırşehir çiçekdağı doğumlu duran alp , ahmet alp ve seyit alp isimli üç kardeşten oluşan müzik grubu.
gelenekselle sıkı sıkıya bağlı icraları , genç yaşlarına rağmen sazlarındaki başarıları ile dikkat çeken kardeşlerin emanet isminde bir de albümleri bulunuyor.
yöre müziklerini başarılı icraları dışında halka mal olmuş büyük ozanların türkülerini de kendi tarzlarıyla seslendiren grup 2018 yılından bu yana hızlı bir ivme kazanmıştır.
grubun solisti ve abisi olan duran alp müzik bilimi üzerine yüksek lisans yapmaktadır.
sesiyle ve tavrıyla ustalara göz kırpan duran ağır başlı tavrıyla da dinleyicinin kalbini çalmıştır.
grubun bağlama icracısı olan ahmet alp tavırlı çalmadaki ve mızrap kullanımındaki yeteneği ile göz doldurmakta, devlet konservatuarı temel bilimler bölümünde lisans eğitimi almaktadır.
grubun en küçüğü ve kabak kemane icracısı olan seyit alp ise genç yaşına rağmen sazındaki hakimiyeti ile dikkat çekmektedir. devlet konservatuarında halk müziği üzerine lisans eğitimi almaktadır.
grup yöresel ezgileri “havalandırması” dışında , yerel sanatçılarla ortak çalışmalar da yaparak , köklerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını göstermiştir.
bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm :
emirdağı birbirine ulalı :
çubuk uzun:
bu da benim en sevdiğim : ayaş yolları:
müthiş başarılılar.. dinleyiniz efendim.
gelenekselle sıkı sıkıya bağlı icraları , genç yaşlarına rağmen sazlarındaki başarıları ile dikkat çeken kardeşlerin emanet isminde bir de albümleri bulunuyor.
yöre müziklerini başarılı icraları dışında halka mal olmuş büyük ozanların türkülerini de kendi tarzlarıyla seslendiren grup 2018 yılından bu yana hızlı bir ivme kazanmıştır.
grubun solisti ve abisi olan duran alp müzik bilimi üzerine yüksek lisans yapmaktadır.
sesiyle ve tavrıyla ustalara göz kırpan duran ağır başlı tavrıyla da dinleyicinin kalbini çalmıştır.
grubun bağlama icracısı olan ahmet alp tavırlı çalmadaki ve mızrap kullanımındaki yeteneği ile göz doldurmakta, devlet konservatuarı temel bilimler bölümünde lisans eğitimi almaktadır.
grubun en küçüğü ve kabak kemane icracısı olan seyit alp ise genç yaşına rağmen sazındaki hakimiyeti ile dikkat çekmektedir. devlet konservatuarında halk müziği üzerine lisans eğitimi almaktadır.
grup yöresel ezgileri “havalandırması” dışında , yerel sanatçılarla ortak çalışmalar da yaparak , köklerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını göstermiştir.
bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm :
emirdağı birbirine ulalı :
çubuk uzun:
bu da benim en sevdiğim : ayaş yolları:
müthiş başarılılar.. dinleyiniz efendim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yarın ilk defa yanına çok normal bir şekilde geleceğim, öncesini, konuştuklarımızı, hayallerimizi unutarak geleceğim; sıradan iki arkadaşmışız gibi. oturacağım seninle kahvaltı yapacağım, kahve içeceğim, sohbet edeceğim, anlatacağım, dinleyeceğim ama öncesini unutarak, sadece seni bilerek yapacağım bunları. biliyorum zorlanacaksın buna alışmakta, bunu beklemiyorsun ama başka türlü de olmuyorsun, karar veremiyorsun. sen karar veremediğin için ben verdiğim kararı sana da uygulatıyorum böylece.
hem zaten önümüzde aynı şehirde geçireceğimiz en fazla 5 ayımız kaldı, sonrasında ben hiç olmayacağım, bu ülkede bile yaşamayacağım.
hem zaten önümüzde aynı şehirde geçireceğimiz en fazla 5 ayımız kaldı, sonrasında ben hiç olmayacağım, bu ülkede bile yaşamayacağım.
devamını gör...
huzursuz bacak sendromu
uyku ile ilişkili olan, istirahat anında ayak ve bacaklarda rahatsız edici bir his ortaya çıkar. bu his, hastada bir hareket bozukluğuna sebep olur.
hastalığın emareleri, akşam olduktan sonra oturur veya yatar pozisyonda ortaya çıkıyor ve daha çok da uykunun yoğun olduğu saatlerde artıyor . hastalık, ileri aşamaya geldiğinde günün öteki saatlerine de yayılıyor. daha çok bacaklarda, sık bir biçimde diz aşağısı ve baldırlarda, bazen de diz üstünde ve arkasında, hatta ayaklara doğru farklı bir his oluşuyor.
nörolojik kaynaklı bir hastalık olmasına karşın, hastaların şikayetleri dinlenerek tanı konulmaktadır. hastalar, bu hissi tarif ederken zorlanıyorlar. ağrı değil ama bacakların içinde solucan dolaşıp huzursuz ettiği, bacakların çekildiği, bacaklarda titreme olduğu gibi şikayetlerde bulunuyorlar. bu da hastanın bacaklarını hareket ettirme gereksinimine yol açıyor. çare olarak, yataktan kalkıp evin içinde yürüyüş yapıyorlar, bazen de sıcak veya soğuk suyu bacaklarına tutarak rahatlamaya çalışıyorlar. hareket ve masaj yoluyla rahatsızlık veren bu his tamamen veya bir nebze de olsa uzaklaşıyor.
hastalığın emareleri, akşam olduktan sonra oturur veya yatar pozisyonda ortaya çıkıyor ve daha çok da uykunun yoğun olduğu saatlerde artıyor . hastalık, ileri aşamaya geldiğinde günün öteki saatlerine de yayılıyor. daha çok bacaklarda, sık bir biçimde diz aşağısı ve baldırlarda, bazen de diz üstünde ve arkasında, hatta ayaklara doğru farklı bir his oluşuyor.
nörolojik kaynaklı bir hastalık olmasına karşın, hastaların şikayetleri dinlenerek tanı konulmaktadır. hastalar, bu hissi tarif ederken zorlanıyorlar. ağrı değil ama bacakların içinde solucan dolaşıp huzursuz ettiği, bacakların çekildiği, bacaklarda titreme olduğu gibi şikayetlerde bulunuyorlar. bu da hastanın bacaklarını hareket ettirme gereksinimine yol açıyor. çare olarak, yataktan kalkıp evin içinde yürüyüş yapıyorlar, bazen de sıcak veya soğuk suyu bacaklarına tutarak rahatlamaya çalışıyorlar. hareket ve masaj yoluyla rahatsızlık veren bu his tamamen veya bir nebze de olsa uzaklaşıyor.
devamını gör...
mandarin
''çince'' dendiğine aklımıza gelen dil. putonghua denen bir dilin pekin ağzından gelmektedirç. abd'de ve kanada'da, özellikle çinli diasporasının yaşadığı yerlerde, çinceye nadiren ''chinese'' denir (örn: 'i'm learning mandarin''). çin ve tayvan'ın resmî dili olup malezya'da, singapur'da, filipinler'de , tayland'da; ezcümle tüm güneydoğu asya yaygın bir şekilde konuşulur ve bu bölgelerin lingua franca'sıdır. abd'de, kanada'da ve arnavutluk'ta da konuşuru çoktur.
''çince'' dendiğinde akla gelen bir diğer dil ise kantonca'dır. ancak mandarin ile kantonca ingilizce ile almanca gibi, italyanca ile ispanyolca gibi farklı iki dildir ve birini konuşan diğeriyle anlaşamaz. zaten kantonca pek yaygın dil değil, yetmiş milyon civarında insan konuşuyor. hon kong'un anadili kantonca'dır.
''çince'' dendiğinde akla gelen bir diğer dil ise kantonca'dır. ancak mandarin ile kantonca ingilizce ile almanca gibi, italyanca ile ispanyolca gibi farklı iki dildir ve birini konuşan diğeriyle anlaşamaz. zaten kantonca pek yaygın dil değil, yetmiş milyon civarında insan konuşuyor. hon kong'un anadili kantonca'dır.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
pekâlâ azizim
fehmettik elbet
değilmiş zatı âlîn ekseriyetle sathî
dizmişsin art arda kelimeleri
diyorsun, lak lak eder kendileri
e pek tabii bahsettiğim işte budur
anlayana sivrisinek saz
anlamayana davul zurna az
kesemem muhabbeti âbâd ile
susmak değil sükût etmek, yeni yazdım bir şiirde
hangi ilim hangi fen hangi tefekkür
hayat kısa elbet, sükût ederse bilmeyen kadar bilen de
cihandaki namımı anlatacak değilim
okudukça okur, öğrendikçe eğilirim
pekâlâ azizim ben senin ehlinim
diyenlere de aldırmam
kibrimi okşamana muhtaç da değilim
fehmettik elbet
değilmiş zatı âlîn ekseriyetle sathî
dizmişsin art arda kelimeleri
diyorsun, lak lak eder kendileri
e pek tabii bahsettiğim işte budur
anlayana sivrisinek saz
anlamayana davul zurna az
kesemem muhabbeti âbâd ile
susmak değil sükût etmek, yeni yazdım bir şiirde
hangi ilim hangi fen hangi tefekkür
hayat kısa elbet, sükût ederse bilmeyen kadar bilen de
cihandaki namımı anlatacak değilim
okudukça okur, öğrendikçe eğilirim
pekâlâ azizim ben senin ehlinim
diyenlere de aldırmam
kibrimi okşamana muhtaç da değilim
devamını gör...
sertab erener'in artık doğurmamamız gerekiyor sözleri
ne olacağını düşünmeden yaşıyoruz"yeni asır'da yer alan habere göre, bodrum belediyesinin düzenlediği atık toplama, ayrıştırma ve geri dönüşüm konulu basın toplantısında konuşma yapan sanatçı sertap erener, şunları söyledi: "bireysel olarak o kadar çok şeyi bilinçsizce tüketip sonradan ne olacağını düşünmeden yaşıyoruz ki bununla ilgili keskin bir bilince ve birlikteliklere ihtiyacımız var."

"fareden beter olduk, onlar bizden az ürüyor""ben her gün yola çıktığımda sağa sola bakmamaya çalışıyorum çünkü gerçekten çok acıklı. en temel sorunumuzda çoğuz, milyarlarca insanız ve artık çocuk doğurmamamız gerekiyor. biraz duralım gerçekten, çoğalmamamız gerekiyor. fareden beter olduk, onlar bizden az ürüyor olabilirler."
buradan
devamını gör...
kerte
belli olsun diye yapılan çentik, iz.
devamını gör...
doksan beşe doğru
tevfik fikret şiiri.
bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler;
çiğnendi, yazık, milletin ümmid-i bülendi!
kanun diye topraklara sürtündü cebinler;
kanun diye, kanun diye kanun tepelendi...
bihude figanlar yine, bihude eninler.
eyvah! otuz üç yıl o zehir giryeleriyle,
hüsranları, buhranları, ehvali, melali,
amal-ü devahisi ve sulh-ü seferiyle
bir sel gibi akmış, mütevekkil, mütehali.
yazsın bunu tarih-i iber hatt-ı zeriyle!
ey bir dem-i rüya gibi geçmiş kara günler,
bir lahza edin seyr-i cahiminizi tekrar,
dönsün bize o derin nazra-i muğber.
heyhat! otuz üç yıl, otuz üç yıl bütün ekdar
heyhat! ne bir ders, ne bir fikr-i mukarrer
silmez fakat elvahını tarih-i muanit,
doksan beşi aç! gölgesi bir tac-ı harisin
saklar mütelaşi, mütereddit, mütemerrit
evca-ı şebengizini bir yevm-i habisin.
hala o vesavis, o desayis, o mefasit.
hala o şebin zeyl-i temadisi bu ezlam,
hala o cehalet, o tecahül ve o techil,
hala vatan hissesi bir tude-i alam,
hala düşünen başlara hep latme-i tenkil,
hala sırıtan dişlere hep lokma-i inam!
hala tarafiyyet, hasebiyyet, nesebiyyet,
hala: ‘bu senindir, bu benim! ’ kısmeti cari,
hala gazap altında hakikatle hamiyyet.
hep dünkü terennüm, sayıdan, saygıdan ari;
son nağmesi yalnız: yaşasın sevgili millet!
millet yaşamaz, hakka tahassürle solurken
sussun diye vicdanına yumruklar inerse;
millet yaşamaz, meclisi müstahkar olurken
iğfal ile, tehdit ile titrer ve sinerse;
millet yaşamaz maşer-i millet boğulurken!
kanun diyoruz; nerde o mescud-i muhayyel?
düşman diyoruz nerde bu? hariçte mi, biz mi?
hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı, mübeccel,
düşman bize kanun mu? ya hürriyetimiz mi?
bir hamlede biz bunları, kahrettik en evvel.
bir hamle-i mahnum-i tagallüple değiştik
hürriyeti şahsiyyete, kanunu gurura,
heyhat! otuz üç yıl geri düştük ve mühlik
yoldan şu nedametli ve gafletli mürura
bişüphe o humma-yi cünun oldu muharrik.
ey millete bir sille olan darbe-i münker,
ey hürmeti kanunu tepen sadme-i bidad,
milliyeti, kanunu mukaddes tanıyan her
vicdan seni lanetle, mezelletle eder yad...
düşsün sana meyyal-i tahakküm eğilen ser
kopsun seni –bir hak diye- alkışlıyan eller
devamını gör...
rock hudson vakası
1995 yılının soğuk bir ocak ayı...
istanbul kurtuluş'daki, türkiye'nin ilk kadın meyhanecisi madam despina'nın açtığı ünlü despina meyhanesinde sıradan bir gece...
vahan kevork kartallıoğlu, nişan serapyan, ishak benlioğlu isimli ermeni kökenli üç türk iş insanı ,üç eski dost...
meyhane hoparlörlerinden kâh nihavend, kâh rast makamı ezgileri çalarken, bu seslere masalarındaki iki kadının şen kahkahaları eşlik ediyordu.
rakı şişede durduğu gibi durmuyordu elbette.bir anda beklenmedik bir olay oldu. konfeksiyoncu ishak benlioğlu ayağa kalktı ve masanın bir ucundan diğerine doğru gidip gelmeye ve homurdanmaya başladı. ''nasıl? !! nasıl böyle dersiniz ? !! ben onun gibi miyim ?? ''
ishak benlioğlu birden elini beline attı ve tehlikeyi sezip aynı anda silahını kavrayan nişan serapyan'dan hızlı davranarak, 7.65 mm çapında mermi atan siyah fransız beretta mod 70 marka tabancasını arkadaşlarına doğrultup peş peşe tetiğe bastı.
başlarından ve boyunlarından yaralanan maktullerin son duydukları ses tok bir şekilde patlayan fişeklerin ve türk sanat müziğinin birbirine giren sesleriydi.
benlioğlu kasa tarafına geçip tabancayı başına dayadı ve ahşap filtresine geçirdiği sarı filtre sigaralarını arka arkaya yakmaya başladı. olay yerine tgrt muhabiri ve kameramanıyla beraber dönemin asayiş şube müdür yardımcısı ve polisleri intikal etti.ikna çalışmaları sonuç vermiyordu.sürgüsü çekilip atım yatağına fişek sürülen tabancaların tetikleri hassastır,istinat boşluğu alınmıştır,hani rüzgar değse patlayacak durumdadır.hele ki bu tabanca bir sarhoşun elindeyse, benlioğlu ve orada bulunanlar açısından tehlikenin boyutunu siz düşünün.
elinde başına dayalı tuttuğu tabancası ve sol elinde filtreli sigarasıyla mikrofonlara konuşan benlioğlu şunları söylüyordu:
'bunlar türk düşmanı g...veren lerdir. biri oto tamirci biri apikoğullarından.'
cinayetin nedenine gelince...
serapyan, benlioğlu'na rock hudson'a benziyorsun demişti.yakışıklı ve döneminin popüler bir figürüne benzetilmek iki insanı öldürmek için yeterli sebep değildi.ancak rock hudson aids hastalığına yakalanmış ve bu hastalık yüzünden ölmüştü. benlioğlu dostlarının kendisine eşcinsel olduğu imâsında bulunduğunu düşünmüş ve onları öldürmüştü.
sesin tam gelmediği gerekçesiyle kendisine uzatılan mikrofonu eline alan benlioğlu o arada diğer eliyle ağzından sigarasını alınca, fırsattan yararlanan asayiş müdür yardımcısı, benlioğlu'nun eline sarıldı,kısa bir mücadelenin ardından tabancayı aldı ve ona sarılarak geçmiş olsun abi dedi. olay yerine cumhuriyet savcısı geldi ve cesetler daha sonra olay yerinden kaldırıldı.benlioğlu olay sonrası şu açıklamaları yaptı:
”olay anlatılacak bir şey değil. ben bir şey hatırlamıyorum. çok karıştırdık. içkili bir insan başka içkisiz bir insan başka. sapıtmıştım kardeşim. kendimde değildim. hatırlamıyorum birçok şeyi. attıkları kazık… affedersiniz masada bilmem ne yaptılar. kadınların önünde homo diye alay ettiler. aklım ayıkmaya başlıyor. çok pişmanım. şekerim var tansiyonum var keşke ölsem de kurtulsam.” ifadeler buradan alıntıdır

bu, ishak abi.

bu da benzetildiği ünlü aktör rock hudson *
kaynaklar:
youtube uyarı : video +18 ögeler içerir. maktullerin görüntüleri sansürsüz verilmiştir.hassasiyeti olanların izlememesi rica olunur
sözcü gazetesi haberi
istanbul kurtuluş'daki, türkiye'nin ilk kadın meyhanecisi madam despina'nın açtığı ünlü despina meyhanesinde sıradan bir gece...
vahan kevork kartallıoğlu, nişan serapyan, ishak benlioğlu isimli ermeni kökenli üç türk iş insanı ,üç eski dost...
meyhane hoparlörlerinden kâh nihavend, kâh rast makamı ezgileri çalarken, bu seslere masalarındaki iki kadının şen kahkahaları eşlik ediyordu.
rakı şişede durduğu gibi durmuyordu elbette.bir anda beklenmedik bir olay oldu. konfeksiyoncu ishak benlioğlu ayağa kalktı ve masanın bir ucundan diğerine doğru gidip gelmeye ve homurdanmaya başladı. ''nasıl? !! nasıl böyle dersiniz ? !! ben onun gibi miyim ?? ''
ishak benlioğlu birden elini beline attı ve tehlikeyi sezip aynı anda silahını kavrayan nişan serapyan'dan hızlı davranarak, 7.65 mm çapında mermi atan siyah fransız beretta mod 70 marka tabancasını arkadaşlarına doğrultup peş peşe tetiğe bastı.
başlarından ve boyunlarından yaralanan maktullerin son duydukları ses tok bir şekilde patlayan fişeklerin ve türk sanat müziğinin birbirine giren sesleriydi.
benlioğlu kasa tarafına geçip tabancayı başına dayadı ve ahşap filtresine geçirdiği sarı filtre sigaralarını arka arkaya yakmaya başladı. olay yerine tgrt muhabiri ve kameramanıyla beraber dönemin asayiş şube müdür yardımcısı ve polisleri intikal etti.ikna çalışmaları sonuç vermiyordu.sürgüsü çekilip atım yatağına fişek sürülen tabancaların tetikleri hassastır,istinat boşluğu alınmıştır,hani rüzgar değse patlayacak durumdadır.hele ki bu tabanca bir sarhoşun elindeyse, benlioğlu ve orada bulunanlar açısından tehlikenin boyutunu siz düşünün.
elinde başına dayalı tuttuğu tabancası ve sol elinde filtreli sigarasıyla mikrofonlara konuşan benlioğlu şunları söylüyordu:
'bunlar türk düşmanı g...veren lerdir. biri oto tamirci biri apikoğullarından.'
cinayetin nedenine gelince...
serapyan, benlioğlu'na rock hudson'a benziyorsun demişti.yakışıklı ve döneminin popüler bir figürüne benzetilmek iki insanı öldürmek için yeterli sebep değildi.ancak rock hudson aids hastalığına yakalanmış ve bu hastalık yüzünden ölmüştü. benlioğlu dostlarının kendisine eşcinsel olduğu imâsında bulunduğunu düşünmüş ve onları öldürmüştü.
sesin tam gelmediği gerekçesiyle kendisine uzatılan mikrofonu eline alan benlioğlu o arada diğer eliyle ağzından sigarasını alınca, fırsattan yararlanan asayiş müdür yardımcısı, benlioğlu'nun eline sarıldı,kısa bir mücadelenin ardından tabancayı aldı ve ona sarılarak geçmiş olsun abi dedi. olay yerine cumhuriyet savcısı geldi ve cesetler daha sonra olay yerinden kaldırıldı.benlioğlu olay sonrası şu açıklamaları yaptı:
”olay anlatılacak bir şey değil. ben bir şey hatırlamıyorum. çok karıştırdık. içkili bir insan başka içkisiz bir insan başka. sapıtmıştım kardeşim. kendimde değildim. hatırlamıyorum birçok şeyi. attıkları kazık… affedersiniz masada bilmem ne yaptılar. kadınların önünde homo diye alay ettiler. aklım ayıkmaya başlıyor. çok pişmanım. şekerim var tansiyonum var keşke ölsem de kurtulsam.” ifadeler buradan alıntıdır

bu, ishak abi.

bu da benzetildiği ünlü aktör rock hudson *
kaynaklar:
youtube uyarı : video +18 ögeler içerir. maktullerin görüntüleri sansürsüz verilmiştir.hassasiyeti olanların izlememesi rica olunur
sözcü gazetesi haberi
devamını gör...
hobi önerileri
etamin.ben pixel fotoğraflardan yararlanarak yapıyorum. küçük 1 uyarı iplerinin tanesi 9tl.
devamını gör...
kıskanmak ve özel alana saygının farkı
"kıskanma ve özel alana saygı"da kıyaslanabilme potansiyeli gören yazarın başlığı. kafam karıştı açıkçası, doğru kelimeler kullanılmamış gibi.
devamını gör...
mimoza'da elli gram
bir cemil kavukçu kitabıdır.
çok farklı bir kitaptır benim için mimozada elli gram. öykü kitabıymış gibi yapan bir roman ya da romana benzemeye çalışan bir öykü kitabıdır. birbirine bağlı on beş öyküden oluşan kitabı ben bir öykü kitabı olarak okudum, siz isterseniz roman deyin.
mimoza bursa’da bir göl kenarı meyhanesi, adını bir çiçekten değil çiçeğe hiç benzemeyen bir kadının adından almakta.
müdavimleri olan bir meyhaneden bahsediyoruz kitap boyunca. ve bu müdavimleri tek tek tanıyoruz öyküler ilerledikçe. azbulunur ender’in meyhanesi az bulunur bir aşkın adını taşıdığı içindir ki hep biraz hüzünlüdür.
ressam rasim huzur peşinde ve üretim sancılarında olan bir adamdır ve öyküler boyunca o taşır bizi. onun deyişiyle bir ölüm istasyonudur bu meyhane. yarasını beresini toplayıp gelmiş taşralı adamların ölmek için çile doldurduğu bir istasyon.
karakterler o kadar gerçektir ki her birinin hikayesini bizzat yaşamış gibi hisseder okuyanlar. sanki mimoza meyhanesinde oturup tutunamayanlarla hemhal olmuş gibi hissedersiniz okuyup bitirince.
bize bir mimoza meyhanesi lazım, biz de tutunamadık.
çok farklı bir kitaptır benim için mimozada elli gram. öykü kitabıymış gibi yapan bir roman ya da romana benzemeye çalışan bir öykü kitabıdır. birbirine bağlı on beş öyküden oluşan kitabı ben bir öykü kitabı olarak okudum, siz isterseniz roman deyin.
mimoza bursa’da bir göl kenarı meyhanesi, adını bir çiçekten değil çiçeğe hiç benzemeyen bir kadının adından almakta.
müdavimleri olan bir meyhaneden bahsediyoruz kitap boyunca. ve bu müdavimleri tek tek tanıyoruz öyküler ilerledikçe. azbulunur ender’in meyhanesi az bulunur bir aşkın adını taşıdığı içindir ki hep biraz hüzünlüdür.
ressam rasim huzur peşinde ve üretim sancılarında olan bir adamdır ve öyküler boyunca o taşır bizi. onun deyişiyle bir ölüm istasyonudur bu meyhane. yarasını beresini toplayıp gelmiş taşralı adamların ölmek için çile doldurduğu bir istasyon.
karakterler o kadar gerçektir ki her birinin hikayesini bizzat yaşamış gibi hisseder okuyanlar. sanki mimoza meyhanesinde oturup tutunamayanlarla hemhal olmuş gibi hissedersiniz okuyup bitirince.
bize bir mimoza meyhanesi lazım, biz de tutunamadık.
devamını gör...
şu an sözlükte kadın olması
her yerdeyiz.
devamını gör...
kitap alıntıları
bir çiçeği büyüten sevgi, insanı değiştirmez mi sanıyorsun ?...
küçük prens
küçük prens
devamını gör...
milyarlarca sperm içinden galip gelmek
belki de diğer spermler bu yarışa girmeyecek kadar zekidir diye düşündüğüm tartışmaya açık galibiyet.
devamını gör...
her
hayatın gerçek ilişkilerle daha sağlıklı olduğunu gösteren ve sanal dünyanın tüm her şeyi kolaylaştırdığı halde ne kadar yetersiz kaldığını çok güzel bir şekilde anlatan başarılı bir film.
devamını gör...