ne diyordu şükrü erbaş? şöyle diyordu: kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?*
bu söze ilk temas ettiğimde açıkçası çok sarsıcıydı benim için. yine bu geceye benzer bir gece yarısıydı, yalnızdım, sıkılıyor ve en kötüsü uyuyamıyordum da. durup bu sözün üzerine düşünmeye başladım. öyle ya düşünmek için biraz durmalı derler.*
evet, durup düşündüm. şimdiye kadar kimlerin derinliğini görebildim, en azından bir kez olsun? ya kim benim derinliğimi görebildi? peki derinlik dediği şey neydi erbaş’ın? en basit haliyle ben kendi derinliğimde hangi bastırılmış hisleri muhafaza ediyordum? benim derinliğimde ne vardı? bir insanın derinliğini görürsek ne olurduk, nesi olurduk? daha kötüsü, her şeyi geçip de ben en azından kendi derinliğimi görecek göze sahip miydim?

haklısınız. hiçbir soruya cevap veremedim. fakat bu, bu cümlenin bende yarattığı etkinin sebebini de açıklıyordu. sebebi buydu, buradaydı, bu kadardı işte: bu derinlik; çoğu zaman görülemeyen, anlaşılamayan, izah edilemeyen soru işaretleri barındıran bir düğümler yumağıydı. derinliğin içini/muhtevasını görmekten ziyade bize düşen derinliğin varlığını idrak edebilmekti. bize kalan orada bir derinlik olduğunun ayırdına varmaktı, hepsi bu. en korkağımız, en cimrimiz, en telaşlımız, en talihsizimiz, en yalnız en aşağılık ve en iyi hasletlere sahip diğerlerimiz. her birimiz kıymetli bir derinliğe sahip benlikleri taşıyorduk içimizde. ve sadece bunu bilmek birçok şeye yarıyordu aslında: çabucak yargılamanın, kınamanın, hor görmenin önüne geçebilirdi mesela bu farkındalık. karşımızdakinin içinde bulunduğu durumu hesap ederek sözlerimizi sarf etmemizi sağlayabilirdi.* bizi empati yapabilen, daha anlayışlı, daha iyi seven, daha güzel kollayan kimselere dönüştürebilirdi. iyi kimselere.

yine de belki bazımız o derinliği görmek mutluluğuna erişmiştir. hatta bazımızın derinliği de görülmüştür ki onlar bizden hayli mutlu olmalılar, böylesi insanlara sahip oldukları için. diğerlerimiz, ötekilerinde sadece bir derinlik olduğunun ayırdına vardıksa ne mutlu bize. ya da bu mesele bu kadar alengirli değildir de ben tüm bunları yine zorlayarak çıkarıp sözlüğe üfürüyorumdur? öyle ya her şeyin olabileceği saatler bunlar.

velhasılı şu cümleye vardım, tüm düşündüklerimin sonunda: ‘kim kimin derinliğinin ayırdına varabilir, hem hangi kavrayışla?’
bizi bir kavrayış sahibi kıl.
devamını gör...

(bkz: e biz çıkalım madem siz devam edin)
devamını gör...

3 harfliler biziz hepimiziz dediğim şahıs zamirleridir.

ben.
sen.
biz.
siz.

hep 3 harfliyiz. (bir tek o farklı)
devamını gör...

zamansız saat durağı diye bir kitap çıktı. böyle bir kitap olduğunu bilmiyordum.
devamını gör...

memleket.
devamını gör...

kalan her daim acı çeken olacağı için ve olduğu yerde kalacağı için kalmak zordur. giden kendine yeni bir yol çizmiştir. kalanın yolu da evi de eskidir.
devamını gör...

ancak yüzüklerine baktıktan sonra adamın kim olduğunu anlayabildiler.
dorian gray'in portresi
devamını gör...

duru, temiz, aydınlık, pırıl pırıl anlamlarındadır.
devamını gör...

eleştirdiğimiz insana dönüşmek değilde, aslında eleştirdiğimiz şeyi bizimde yaptığımız gerçeğini kabul etmemiz lazım..
hiçbirşeyi beğenmediğim çok söylendiği için, kendimi geliştirmek adına eleştirdiğim şeyleri bende yapıyormuyum diye düşünmeye başladım, çok kızdığım ve ben hiç yapmıyorum dediğim (hatta, bi insan bunu nasıl yapar yeaa, aptal filan olması lazım, bu kadar basit bi işi yaani bile dediğim hemde) bazı şeyleri benimde yaptığımı farkettiğim oldu, bunu düşünmeye başlamak önemli birşey bence, çünkü bir şekilde kendi kendinizi takip ediyorsunuz heralde, ve başkası yaptığında kızdığınız şeyi, kendinizinde yaptığını, en kötüsü istemeyerek yapılabildiğini görüyorsunuz, o insana kızarken, kasıtlı yaptığını zannedip kızıyorsunuz, ama kendiniz yapınca aslında onunda istemeyerek yapmış olabileceğini, o insanı anlıyorsunuz..
zor ama çok eğitici bir durum, tabi bunu istemeniz lazım önce..

*bunu yaptığınızı birine söylerseniz, hemen size kendi eleştirdiği şeyleri kabul ettirmeye çalışır, çünkü herkes buna can atıyor, istiyorki o herkesi eleştirsin.. ama kimse bi dakka ya ben çok mu doğruyum sanki diyip, aynı gözle bi kendine bakmıyor.. bir insanın herşeyin doğrusunu bilmesi mümkün mü, buna nasıl inanıyoruz.. kendimi de katıyorum.. birde bunu yapana kızıyoruz, aynı şeyi yapıyoruz halbuki..
devamını gör...

insanı bu kadar rahatlatan başka birşey daha yoktur bence, birikmiş bişeylerin çıkması gitmesidir. mutluluktan da oluyor ve umarım üzüntü uğramaz size. mustafa kemal kitabını okurken hiç tutamadım kendimi hep yanında olmak istedim.
devamını gör...

eminim sen de üzülmüşsündür ama benim saçlarım ağardı.
devamını gör...

insanların kendileriyle bile iletişimde olmadıkları dönemler de, (bkz: hasan sabbah) terörist yetiştirmiş, daha doğrusu kiralık katiller. saygı duyarak okuduğum kitaplardandır, insanoğlu böylesine zeki ve böylesine de aptaldır işte..

tarikat, biat, fedai..
bu durum ne yazıktır ki, günümüze çok uzak değil..

kitabın yorumu için sözlük çok uygun bir yer değil benim için.
(bkz: silivri soğuktur şimdi)
devamını gör...

cahil egosuna sahip olmasıdır.
devamını gör...

nedense yıllardır dönüp dönüp tekrar okuduğum kısa bir mihail bulgakov romanı. her okuduğumda tadı farklı oluyor.

sistemlerin adı değişiyor hatta sığındıkları ideolojiler birbirinin zıttı; ama aslında hepsi aynı sistem. inanmazsanız köpeklerin, kedilerin ve insanların haline bakın.

--- alıntı ---

ah, siz insanlar yok musunuz...

--- alıntı ---
devamını gör...

1980'li yıllardan itibaren iç anadolu'da en fazla gelişme gösteren il merkezidir. kent, anadolu'nun kesişme noktasında bulunuyor. ankara - adana gidişinin kavşak noktasındadır.

geçmişte, büyük karaman ( konya) vilayetinin sancaklığını yapmıştır. daha sonra konya'nın önemli bir bölümü niğde vilayeti haline gelince, aksaray için niğde aksarayı denildi.
devamını gör...

şikayet etmek, yakınmak anlamlarına gelir.
devamını gör...

ben zaten öyle başladım bu hayata alüminyum!
devamını gör...

her durumla empati kurabilme yeteneği..
devamını gör...

benzerini ama daha kötüsünü 2017 yılında mengen’deki bolurail etkinliğinde gördüğüm olay. olaydan önceki sohbetimizde kalburüstü iki üniversitede akademisyen olarak görev yaptıklarını söyleyen iki kişi kamp ateşi olarak ağaç yakmaya kalkışmışlardı. bildiğiniz ağacı kesmeden gövdesini tutuşturdular bütün gece yansın diye. çevreden yükselen aşırı tepki sayesinde yangın söndürüldü ama ağacın gövdesi de küle döndü.
devamını gör...

kafa sözlük erkekleri allahınız varsa bu başlığa fikir belirtmezsiniz..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim