ivanmilinski
8 yıllık kadim dostum. çoğu şeyimiz beraber geçer. okumayı çok sever. onun kadar hızlı olamasam da bende okuma konusunda kovalıyorum arkasından. buralara da kendisi alıştırdi beni.
devamını gör...
ellerim böyle boş mu kalacaktı
nesrin sipahi'nin efsane parçasıdır.
bizde mi böyle böyle olacaktık
bu en güzel çağda yas mı tutacaktık
ah be sanki bu zamanları anlatıyor.
bizde mi böyle böyle olacaktık
bu en güzel çağda yas mı tutacaktık
ah be sanki bu zamanları anlatıyor.
devamını gör...
hayata dair ilginç tespitler
dünyada belli ve sabit miktarda mutluluk vardır. bu yüzden birinin mutluluğu kesinlikle bir başkasının mutsuzluğudur.
devamını gör...
ismail
bu ne perhiz?
what is this?
aman ismail
can't touch this
what is this?
aman ismail
can't touch this
devamını gör...
geceye hayatta öğrendiğin bir şey bırak
görünen köy uzakta değildir?
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
mevsim geçer, ağaçların dalları kurur,
sabır taşar, canın sevgilin el olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür
sabrın taşar, düşman kalkar dost olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
nihayetinde insaniz her zaman her sey bizler için..
sabır taşar, canın sevgilin el olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür
sabrın taşar, düşman kalkar dost olur.
düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
en garibi de budur ya
öldüm der yine de yaşarsın.
nihayetinde insaniz her zaman her sey bizler için..
devamını gör...
anın fotoğrafı
biz yolculuğa hazırız. casper şok.

şöförün arkasını kaptık.

bu arada maske kalktı mı?
şöför dahil araçta kimse de maske yok.
şimdi bir adam bindi o ve biz dışındakilerin kolunda bile yok maske.
bir de bize bakıyorlar garip garip.
yoksa tüm yaşananlar benim kabusum muydu? sadece rüya mıydı?
sürekli haber izleyip gündemi takip eden abime mesaj attım. 'yoo kalkmadı' dedi.
neysem biz veterinere gidiyoruz. maskeli ve mesafeli püff..

şöförün arkasını kaptık.

bu arada maske kalktı mı?
şöför dahil araçta kimse de maske yok.
şimdi bir adam bindi o ve biz dışındakilerin kolunda bile yok maske.
bir de bize bakıyorlar garip garip.
yoksa tüm yaşananlar benim kabusum muydu? sadece rüya mıydı?
sürekli haber izleyip gündemi takip eden abime mesaj attım. 'yoo kalkmadı' dedi.
neysem biz veterinere gidiyoruz. maskeli ve mesafeli püff..
devamını gör...
barış manço


her sanat dalında, o dala büyük katkılarda bulunmuş , ona değişik bir anlayış kazandırmış, farklı güzellikler katmış, kendine özgü bir tarz geliştirmiş, o sanat dalıyla bütünleşmiş, yerleri kolay kolay doldurulamayacak sanatçılar vardır. barış manço’ da onlardan biriydi. o türk hafif müziği’nde bir ekoldü. 60 lı yıllardan gümnüze kadar devam eden kendine özgü bir çizgiyi başarıyla devam ettirmişti, barış manço. kırk yıl süreyle başarısını arttırarak devam ettiren, hiçbir zaman gözden düşmeyen, her yaştan, her sosyal çevreden, her dünya görüşünden insanın gönlünde taht kuran, öldüğünde gözyaşlarının ardından bir sevgi seli olup aktığı kaç sanatçı vardır, türkiye’de.
barış manço ismini ilk defa ilkokul yıllarımda duymuştum. ilkokul öğrenciliğim sırasında radyolardan, teyplerden plakçı dükkanlarından sürekli duyduğum bir şarkının nameleri beni kendine çeker, güzel bir duygu atmosferine götürürdü. o günlerin bu popüler şarkısının adı dağlar dağlar, söyleyen ise barış manço’ydu. uzun saçları, ayağındaki çizmeleri, parmaklarındaki yüzükleri, ilginç kıyafetleri ile sıra dışı, farklı bir görüntüye sahip olan bu genç adamın yaptığı müzik ise bize hiç yabancı değildi.
barış manço’nun ilkokul yıllarımıza damgasını vuran dağlar dağlar, lambaya püf de, işte hendek işte deve, kol düğmeleri gibi şarkılarını defalarca dinlemiştik, radyodan. sonraki yıllarda barış manço’nun halk müziğimize ve sanat müziğimize ait eserleri değişik bir tarzda yorumlamasına şahit olduk. dere boyu kavaklar, gönül dağı, bir bahar akşamı rastladım size gibi türkü ve şarkıları hafif müzik tarzında dinledik, barış manço’dan. 70’li yılların sonları 76-77’lerden itibaren ise barış manço’ nun kendi güfte ve besteleriyle yaptığı o dillerden hiç düşmeyecek olan şarkılarının dönemi başlıyordu. hemen aklıma ben bilirim geliyor. 1977 yılında bir yabancı şarkı da yapmıştı: nick the chopper. sonra , 80’lerde nazan şoray’ın da yorumladığı hal hal ve sonra unutamadım. 85 lerde, ayşegül aldinç’in söylediği kara sevda.
sonra o hoş çocuk şarkıları. aslında çocuk şarkıları demek de biraz yanlış olur. büyükler de ilk çıktıklarından beri severek dinlemişlerdi çünkü bu şarkıları. arkadaşım eşek, ve ayı nın o neşeli ritmik sözlerine tempo tutmuşlardı, biraz olsun çocuklaşmışalardı. az kalsın gülpembe’yi unutuyordum. barış manço’nun hemen akla gelivermeyecek, bir çırpıda sayılamayacak kadar çok şarkısı var ve hepsi ayrı güzellikte. ancak gülpembe’nin ayrı ve özel bir yeri var, barış manço’nun eserleri arasında. barış manço ismiyle bütünleşmiş bir şarkı adeta, gülpembe. gülpembe’nin güz yağmurlarıyla ansızın gidişinden bahseden bu şarkıda kendisinin de bir kış rüzgarıyla aniden aramızdan ayrılacağının mesajını veriyordu sanki, barış manço.
1943 yılında üsküdar’ da dünyaya gelmiş, istanbul’un en lüks semtlerinde yetişmiş, galatasaray lisesi’ni bitirmiş, belçika kraliyet akademisi’nde yüksek öğrenim görmüş, yaklaşık otuz yılını fransızca konuşarak geçirmiş, dünyada gezip görmediği hemen hemen hiçbir ülke kalmamış, hayatının büyük bir kısmı yurt dışında geçmiş bir insandı, barış manço. ancak o böyle bir hayat çizgisine inat türkiye’nin, türklerin ve türkçe’nin güzelliğine inanmıştı. türk milletine özgü değerleri benimsemişti. türk kültüründen aldığı ilhamla müzik yapmıştı. bu yüzden onun şarkıları her yaştan insanı kendine çekiyordu, onun şarkılarında kendimizi buluyor, kendimizi dinliyorduk. barış manço doğu kültürünü de batı kültürünü de iyi tanıyordu. o her iki kültüre ait engin bilgisini ve birikimini ustalıkla bizim gelenek ve göreneklerimize uygun bir kalıba döküyor ve bize aktarıyordu.


sanatçı adı altında ortaya çıkan ancak sanatçılıkla uzaktan yakından bir ilgisi olmayan bir yığın insan arasında az sayıdaki gerçek sanatçılardan biriydi, barış manço. özellikle müzik alanında ne kadar çok isim ortaya çıkıyor, takip etmekte bile zorlanıyoruz. yeni ortaya çıkan isimlerin bir çoğu da kısa sürede unutuluveriyor. onlar gönüllerden çok gözlere hitap ediyorlar, çünkü. göze hitap edenler de çabucak gözden düşüveriyorlar. barış manço ise şarkılarını gönülden söylüyordu ve gönüllere hitap ediyordu. bu yüzdendir ki o otuz yıl önce “dağlar dağlar” ın sihirli namelerinin açtığı kapılardan türk halkının gönlüne girdi ve ölünceye kadar da çıkmadı.
barış manço’nun şarkılarında insan sevgisi, kardeşlik, adalet, yardımlaşma, doğruluk ön plandadır, hep. iyiliklerle, kötülüklerin, doğrularla yanlışların, güzelliklerle çirkinliklerin iç içe olduğu bir dünyada, iyilikleri, doğruları ve güzellikleri anlatmakla görevli bir elçiydi sanki, barış manço. o sanatını, müziğini, ülkemizin dirliği düzeni, insanlarımızın kardeşliği ve günlük hayatımızın güzelliği için kullanan bir müzisyen bilgeydi, adeta. onun şarkılarını dinlerken önce tarihimizi, medeniyetimizi ve kültürümüzü kuşandığımız sonra da modern bir yolda milletçe el ele romantik bir yolculuğa çıktığımız duygusuna kapılmışımdır, hep. o şarklarında bizi bize anlatıyordu; hem de en hoş, en kolay ve en doğru biçimde. sokak satıcılarından yüzlerce kez duymuşuzdur ama “domates, biber, patlıcan “ sözleri barış manço’nun ağzından daha bir hoş, daha bir sevimli gelmiştir, bizlere. çocuklarımızın çoğu “sarı çizmeli mehmet ağa” yı, “halil ibrahim sofrası” nı, hatmi çiçeği” ni onun şarkılarında duymuşlardır belki de ilk kez. barış manço güler yüzü, alçak gönüllülüğü, insan sevgisi, çocuklarla kurduğu iletişimi, düzenli hayatı ile bizden, içimizden biriydi. o öldüğünde yakın bir dostumuzu kaybetmişçesine üzüldük, evimizden bir cenaze çıkmışçasına yasa boğulduk.
evet çocuklarımızın masal dünyasının uzun saçlı, çizmeli, iyi yürekli prensi, sevgi adına en güzel şarkıları söyleyen gençliğin romantik sesi, müziğiyle, sanatıyla insanımıza iyilikleri, doğruları ve güzellikleri anlatan ülkemizin müzisyen bilgesi ve dünyayı bir baştan bir başa dolaşarak insanların dostluğu ve kardeşliği için çabalayan dünyamızın modern evliya çelebi’si hayata gözlerini yumalı tam yirmi üç yıl olmuş. 1 şubat 1999’ ta aramızdan ayrılan barış manço’ yu bir kez daha sevgi, özlem, şükran ve rahmetle anıyoruz.
devamını gör...
29 mart 2021 galatasaray üyelerinin istanbul sözleşmesine destek ilanı
geçtiğimiz günlerde fenerbahçe kurumsal hesaplarından istanbul sözleşmesine destek mesajı yayınlamış, diğer spor kulüpleri buna destek vermemişti. şimdi de, galatasaray yönetiminden iş çıkmayacağını anlayan galatasaray spor kulubü üyeleri, kendi emekleri ile gazeteye böyle bir ilan vererek, insanlığın gereğini yerine getirmişlerdir. bir fenerbahçeli olarak onurlu galatasaraylıları yürekten tebrik ediyor, beşiktaş kulubünden ya da üyelerinden de böyle bir hareketi bekliyorum.
ülkemizin çağdaş çizgisine ve saygınlığına zarar vereceğini düşündüğümüz bu kararın, yeniden gözden geçirilmesini rica ederiz.
ülkemizin çağdaş çizgisine ve saygınlığına zarar vereceğini düşündüğümüz bu kararın, yeniden gözden geçirilmesini rica ederiz.
devamını gör...
kızların espri yapmayı becerememesi
dilim döndüğünce kendi adıma ben yapıyorum efenim. anlayana yaparım anlamayıp yüzüme bakanlara bir daha yapmam, zorlamam. belki seviyelerimiz farklıydı olabilir. belki o kişinin zeka seviyesi benim yanımda daha yüksek veya düşük olabilir.
velhasıl çok güzel geyik yapan hanımefendiler de var beyler - beyler diyorum çünkü genellikle bu kalıbı sevgili beylerimiz kullanıyor-ama siz çatala odaklandığınız için belki ağzından çıkanları duyamamış olabilirsiniz
öpüldünüz :dd
velhasıl çok güzel geyik yapan hanımefendiler de var beyler - beyler diyorum çünkü genellikle bu kalıbı sevgili beylerimiz kullanıyor-ama siz çatala odaklandığınız için belki ağzından çıkanları duyamamış olabilirsiniz
öpüldünüz :dd
devamını gör...
skyler white
sözlük formatı gereği tanımsız kalacak başlık.
neyse. kibarca walter white'ın karısı diyelim.
neyse. kibarca walter white'ın karısı diyelim.
devamını gör...
fatma
başrollerini (bkz: burcu biricik) ile (bkz: uğur yücel)'in üstlendiği türk yapımı tek sezonluk 6 bölümlük netflix dizisi.
konu temelinde kayıp koca zafer'in üzerinde durulsa da deştikçe ve izledikçe bambaşka konulara ve karekterlere değiniyor ve ilk bölümde sizi etkisi altına alıyor.
burcu biricik rolünü çok iyi oynamış ve yansıtmış fakat yukarıdaki yazarların da dediği gibi dizide bazı mantık hataları var. fatma'nın gereksiz bir hızda ortadan kaybolması, kamera kayıtları neden kadını sadece arkası dönükken çekiyor? onca delil vs, kurgu hataları, bazı yan rollerin oynamasaydık da olurmuş tavırları...
diziyi ilk açtığımda evet whis bittin sen,çok ağlayacaksın, ağır drama geçiş yaptın demiştim. fakat milim gözümden yaş gelmedi. bunu dizinin yorumlarını okurken farkettim. herkes ağlamış nedense, bi bana etki etmedi herhalde. neyse arkamdan biri falan itekler susayım en iyisi *
bir daha izleyecek olsam izler miyim? evet hem de sonuna kadar. yukarı da ne anlattın o zaman kızım saatlerce de diyeceksiniz. olumluya olumlu, olumsuza da olumsuz derim ben. sırf burcu biricik'in (fatmanın) oyunculuğu için bile izlenir. izlerken bu kadar da olmaz denilen her şeyin olduğunu göreceksiniz.
dizi de insanın içini sızlatan bazı replikler de var;
günah bende değildi, günah bilipte susandaydı, görüpte ses etmeyendeydi 5.bölüm
en zor olanı ne biliyor musun fatma? insanın kendi hikayesini anlatması.
aslında hikayeler bambaşka olsa da insan, kendini ikna edebilecek kısmı alıyor, onu hatırlıyor 6. bölüm
fatma karakteri için h.g wells'in görünmez adam kitabında geçen şu sözleri söylesek sırıtmaz.
"görünmez biriydim ve görünmezliğin bana verdiği olağanüstü avantajları daha yeni yeni fark etmeye başlıyordum.şimdiden kafamın içi artık özgürce yapabileceğim tüm o çılgınca ve müthiş şeyleri planlarıyla doluydu"
konu temelinde kayıp koca zafer'in üzerinde durulsa da deştikçe ve izledikçe bambaşka konulara ve karekterlere değiniyor ve ilk bölümde sizi etkisi altına alıyor.
burcu biricik rolünü çok iyi oynamış ve yansıtmış fakat yukarıdaki yazarların da dediği gibi dizide bazı mantık hataları var. fatma'nın gereksiz bir hızda ortadan kaybolması, kamera kayıtları neden kadını sadece arkası dönükken çekiyor? onca delil vs, kurgu hataları, bazı yan rollerin oynamasaydık da olurmuş tavırları...
diziyi ilk açtığımda evet whis bittin sen,çok ağlayacaksın, ağır drama geçiş yaptın demiştim. fakat milim gözümden yaş gelmedi. bunu dizinin yorumlarını okurken farkettim. herkes ağlamış nedense, bi bana etki etmedi herhalde. neyse arkamdan biri falan itekler susayım en iyisi *
bir daha izleyecek olsam izler miyim? evet hem de sonuna kadar. yukarı da ne anlattın o zaman kızım saatlerce de diyeceksiniz. olumluya olumlu, olumsuza da olumsuz derim ben. sırf burcu biricik'in (fatmanın) oyunculuğu için bile izlenir. izlerken bu kadar da olmaz denilen her şeyin olduğunu göreceksiniz.
dizi de insanın içini sızlatan bazı replikler de var;
günah bende değildi, günah bilipte susandaydı, görüpte ses etmeyendeydi 5.bölüm
en zor olanı ne biliyor musun fatma? insanın kendi hikayesini anlatması.
aslında hikayeler bambaşka olsa da insan, kendini ikna edebilecek kısmı alıyor, onu hatırlıyor 6. bölüm
fatma karakteri için h.g wells'in görünmez adam kitabında geçen şu sözleri söylesek sırıtmaz.
"görünmez biriydim ve görünmezliğin bana verdiği olağanüstü avantajları daha yeni yeni fark etmeye başlıyordum.şimdiden kafamın içi artık özgürce yapabileceğim tüm o çılgınca ve müthiş şeyleri planlarıyla doluydu"
devamını gör...
emre fel
anadolu rock tarzı ile keşfedilmesi, şarkılarının dilden dile dolaşması, hak ettiği değeri görmesini dilediğim şarkıcı.
merhabalar
yar bensiz
öleceksek ölürüz
merhabalar
yar bensiz
öleceksek ölürüz
devamını gör...
efsun
2021 ekim’de, daha yepisyeni, taze taze, sıcacık yayımlanmış olan (bkz: selahattin demirtaş) kitabıdır.
açıkçası şunu söylemeliyim, bu kitabı okuduktan sonra, selahattin demirtaş politikayla ilgilenmese idi şayet, çok iyi bir edebiyatçı olabilirmiş diye düşünüyorum. yahut edebiyatı iyi olduğu için politikacı olmuştur belki, mümkün… *
öncelikle kitap öykü kitabı. kitap bölümleri, kitaptaki karakterlerin, kitap içerisindeki olayları kendi ağızlarından anlatmaları/yorumlamaları üzerinden ilerliyor…
selahattin demirtaş kitabı yazarken çok zorlamamış, kasmamış. tüy gibi hafif bir hikaye. tüy gibi hafif derken, fazla sarmal bir hikaye. tuhaf rastlantılar, değişik kurgular barındırıyor. yani içerik değil, akıcılık açısından çok hafif bir kitap demek istiyorum. böyle biranın yanına açtığınız tuzlu fıstık hiç dokunulmamış gibi durur uzun süre ama bir anda zönkk diye biter de nasıl bittiğini anlayamazsınız ya; işte öyle akıp gidiyor.
bir iki detay vermek istiyorum fakat hikayenin en baştan çok belli olacağını düşündüğüm için durduk yere spoiler küfrü yemeyi göze almamak en doğrusuymuş gibime geliyor.
mesela kitap içerisinde bir şarkı var, daha önce dinlememiştim hiç. bu kitaptan öğrenip merakla dinledim ve hemen ‘ege meyhane’ isimli spotify listeme ekledim. *
feyruz – ana la habibi şuradan tıklayarak ulaşabilir ve belki dinledikten sonra siz de benim gibi sevebilirsiniz.
hikaye güzel, kurgu güzel, kullanılan dil sade, azıcık mizahla tatlandırılmış falan enfes bir kitap. 2-3 saatlik bir okuma ile rahatlıkla bitirebileceğinizi söyleyebilirim…
birkaç ağır okumayı yaptıysanız bu aralar, bu kitabı dondurmalı irmik helvası tadında ayaküstü okuyabilirsiniz. bence bir şansı gerçekten hak edecek kadar iyi kitap…
açıkçası şunu söylemeliyim, bu kitabı okuduktan sonra, selahattin demirtaş politikayla ilgilenmese idi şayet, çok iyi bir edebiyatçı olabilirmiş diye düşünüyorum. yahut edebiyatı iyi olduğu için politikacı olmuştur belki, mümkün… *
öncelikle kitap öykü kitabı. kitap bölümleri, kitaptaki karakterlerin, kitap içerisindeki olayları kendi ağızlarından anlatmaları/yorumlamaları üzerinden ilerliyor…
selahattin demirtaş kitabı yazarken çok zorlamamış, kasmamış. tüy gibi hafif bir hikaye. tüy gibi hafif derken, fazla sarmal bir hikaye. tuhaf rastlantılar, değişik kurgular barındırıyor. yani içerik değil, akıcılık açısından çok hafif bir kitap demek istiyorum. böyle biranın yanına açtığınız tuzlu fıstık hiç dokunulmamış gibi durur uzun süre ama bir anda zönkk diye biter de nasıl bittiğini anlayamazsınız ya; işte öyle akıp gidiyor.
bir iki detay vermek istiyorum fakat hikayenin en baştan çok belli olacağını düşündüğüm için durduk yere spoiler küfrü yemeyi göze almamak en doğrusuymuş gibime geliyor.
mesela kitap içerisinde bir şarkı var, daha önce dinlememiştim hiç. bu kitaptan öğrenip merakla dinledim ve hemen ‘ege meyhane’ isimli spotify listeme ekledim. *
feyruz – ana la habibi şuradan tıklayarak ulaşabilir ve belki dinledikten sonra siz de benim gibi sevebilirsiniz.
hikaye güzel, kurgu güzel, kullanılan dil sade, azıcık mizahla tatlandırılmış falan enfes bir kitap. 2-3 saatlik bir okuma ile rahatlıkla bitirebileceğinizi söyleyebilirim…
birkaç ağır okumayı yaptıysanız bu aralar, bu kitabı dondurmalı irmik helvası tadında ayaküstü okuyabilirsiniz. bence bir şansı gerçekten hak edecek kadar iyi kitap…
devamını gör...
geceye ingilizce bir söz bırak
me come back for you.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

ciddi ciddi bukalemun sahiplenmek istediğim bir an olmuştu. (bkz: ilk görüşte aşk) ancak onu doğal yaşam alanından koparacak kadar yoğun bir istek değildi.*

sanırım duygularımız karşılıklıydı.
ek: şaka şaka. kısa süre önce taze çekirgelerle beslenmiş. mutluluğunun kaynağı o.
devamını gör...
rebel in the rye
dünyaca ünlü yazar j. d. salinger'ın anlatıldığı film gerçekten etkileyici ve ilham verici. yazar olmak isteyen, bir şeyler -birkaç satır dahi olsa- karalayan, yazı yazmanın ruha etkisinin farkında olan biri için gerçekten etkileyici ve ilham verici.
film bir hayat hikayesi anlatırken biyografik bir sıralama yerine psikolojiyi de işin içine katarak sizi karaktere, yazara çekiyor. sadece yaşananları görmekle kalmıyor, izlerken yaşamış kadar oluyorsunuz. konu ile ilgili kimselerin kesinlikle izlemesi gerektiğini düşünüyorum. biraz spesifik bir kitlesi olduğu düşüncesindeyim fakat insana bir şeyler katabilecek bir yapıt. iyi seyirler
film bir hayat hikayesi anlatırken biyografik bir sıralama yerine psikolojiyi de işin içine katarak sizi karaktere, yazara çekiyor. sadece yaşananları görmekle kalmıyor, izlerken yaşamış kadar oluyorsunuz. konu ile ilgili kimselerin kesinlikle izlemesi gerektiğini düşünüyorum. biraz spesifik bir kitlesi olduğu düşüncesindeyim fakat insana bir şeyler katabilecek bir yapıt. iyi seyirler
devamını gör...
doğa kültü
genlerimde olan kült.
tapacak olsam doğa yegane tapılacak şey olurdu.
tapacak olsam doğa yegane tapılacak şey olurdu.
devamını gör...

