boş bakınızı tanım diye vermek
aslında çokta mantıksız değildir.
bazen öyle başlıklar, öyle tanımlar görüyoruz ki ne yazsan israf olacak gibi geliyor.
bu durumda boş bakınız vermek idealdir, sen de yazında boş meali taşır.
bazen öyle başlıklar, öyle tanımlar görüyoruz ki ne yazsan israf olacak gibi geliyor.
bu durumda boş bakınız vermek idealdir, sen de yazında boş meali taşır.
devamını gör...
kutsi
kutsi değildir o, leventtir levent.
devamını gör...
slow food
italyan yazar carlo petrini tarafından fitili ateşlenen harekettir. 1986 yılında roma'da piazza di spagna'da açılan mcdonalds'ı protesto ederek insanları eyleme çağırdı. fast food yerine slow food hareketini böylece başlatmış oldu. bu hareketin savunucuları hızlı yaşamanın yarattığı hızlı yemek sektörünü eleştiriyorlar ve yerel, organik olana dönüşü, tarım üretimini iyileştirmeyi ve biyoçeşitliliği amaç ediniyorlar. aslında slow food hareketi bilerek yavaş yapmak değil gereken hızında yapmayı amaçlıyor. bu yüzden bu hareketin sembolü olan salyangoz gibi yavaş yavaş yemek yiyorlar. yiyecek sektöründeki bu hareket hayatın tümüne entegre edilerek slow movementhareketini ortaya çıkarıyor.
devamını gör...
kanat biti
güvercin, tavuk,hindi ve kaz gibi bilimum kümes hayvanlarında genel olarak kümes temizliğine bağlı olarak görülebilen bir tür dış parazit. kümesin çok basık olması, metrekare başına düşen canlı sayısı'nın fazlalığı bu soruna yol açar.
tavuk besleyenler bilirler, yaz günleri tavuklar kendini toprağa çok fazla buluyorsa mutlaka kanat biri mevcuttur.
önlem olarak kümesin tamamen temizlenmesi, önce ilaçlanıp ardından dip bucak yanmamış kireç atılması çok önemlidir.
gerekli önlemler alınmadığı takdirde tavuklarda hızlı biçimde zayıflama ve yumurta verimliliğinde düşüş stres,kavgacı tutum ve yamyamlık görülebilir.
tavuklarda ki bitleri nasıl giderebiliriz peki birde ona değinelim; hemen olup bitecek birşey değil öncelikle yaz aylarını beklememiz gerekiyor. öyle üstlerinden yapılan bir iki fıs ilaçla bitecek bir illet değil. sıcak suya hazırlanan ilaçlardan alıp bir tavuğun girebileceğinden büyük bir kuvet oluşturmamız gerekiyor. ardından ilaç hazırlanıp her bir tavuk bu solüsyonun içine kanatları açık olacak şekilde sokuluyor. işlemi 15 gün sonra tekrarlıyoruz ve bitlerin yumurtalarıda ölmüş oluyor.
edit; bu arada yazmayı unuttuğum birşey var, korkmayın kanatlılarda ki bitler insanlara geçmiyor.
tavuk besleyenler bilirler, yaz günleri tavuklar kendini toprağa çok fazla buluyorsa mutlaka kanat biri mevcuttur.
önlem olarak kümesin tamamen temizlenmesi, önce ilaçlanıp ardından dip bucak yanmamış kireç atılması çok önemlidir.
gerekli önlemler alınmadığı takdirde tavuklarda hızlı biçimde zayıflama ve yumurta verimliliğinde düşüş stres,kavgacı tutum ve yamyamlık görülebilir.
tavuklarda ki bitleri nasıl giderebiliriz peki birde ona değinelim; hemen olup bitecek birşey değil öncelikle yaz aylarını beklememiz gerekiyor. öyle üstlerinden yapılan bir iki fıs ilaçla bitecek bir illet değil. sıcak suya hazırlanan ilaçlardan alıp bir tavuğun girebileceğinden büyük bir kuvet oluşturmamız gerekiyor. ardından ilaç hazırlanıp her bir tavuk bu solüsyonun içine kanatları açık olacak şekilde sokuluyor. işlemi 15 gün sonra tekrarlıyoruz ve bitlerin yumurtalarıda ölmüş oluyor.
edit; bu arada yazmayı unuttuğum birşey var, korkmayın kanatlılarda ki bitler insanlara geçmiyor.
devamını gör...
sevilen şarkının en vurucu sözleri
meyilliyiz olmazlara isabetsiz çıkmazlara
o yüzdendir halim toz duman!
sıla - ziyan.
o yüzdendir halim toz duman!
sıla - ziyan.
devamını gör...
son gün fetişizmi
sevgililik müessesesinde de vardır karşılığı.
son bir sigara içelim öyle git gideceksen.
son bir sigara içelim öyle git gideceksen.
devamını gör...
intihar etmemek için sebepler
kedilerim ve annem bensiz ne yaparlar?
başkaları üzülmesin diye yaşamaya devam ediyoruz.
gayet de yaşamaya devam ederler. hiçbir şey olmaz. bu sebep benim için geçerliliğini yitirdi. herkes bir şekilde bir şeylere alışıyor sonuçta.
başkaları üzülmesin diye yaşamaya devam ediyoruz.
gayet de yaşamaya devam ederler. hiçbir şey olmaz. bu sebep benim için geçerliliğini yitirdi. herkes bir şekilde bir şeylere alışıyor sonuçta.
devamını gör...
kafa sözlük
hemen en sevdiğim bkz ile entryme giriş yapıyorum:
(bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya)
cidden neler oluyor böyle yahu bir an için elf gözlerim halis mi görüyor, bu yazılanlar bu kaos gerçek olamaz diye kuşkuya düştüm. resmen şansa yaşıyoruz...
allahtan yalnızca kaliteli içerik paylaşan sevdiğim yazarlarla iletişim halindeyiz. kenardan kendilerince tanımlar girmeye devam ediyorlar zaten. takip sekmeme bakılırsa kuşlar, cıvıltılar sükunet var, akışa ya da gündeme geçince mahşer yeri. tc sınırları içerisine hapsedilmiş işviçre gibiler canlarım...
10milyonuncu kere yazılmış ama eklemeden edemeyeceğim; sözlük iletişimi sözlükte kalmalı fazlası zarar, yapman guzum.
(bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya)
cidden neler oluyor böyle yahu bir an için elf gözlerim halis mi görüyor, bu yazılanlar bu kaos gerçek olamaz diye kuşkuya düştüm. resmen şansa yaşıyoruz...
allahtan yalnızca kaliteli içerik paylaşan sevdiğim yazarlarla iletişim halindeyiz. kenardan kendilerince tanımlar girmeye devam ediyorlar zaten. takip sekmeme bakılırsa kuşlar, cıvıltılar sükunet var, akışa ya da gündeme geçince mahşer yeri. tc sınırları içerisine hapsedilmiş işviçre gibiler canlarım...
10milyonuncu kere yazılmış ama eklemeden edemeyeceğim; sözlük iletişimi sözlükte kalmalı fazlası zarar, yapman guzum.
devamını gör...
öğrenci yurdunda kalmanın insana kazandırdıkları
gelecek hayat için bir çok ipuçları... sizinle tamamen ters karakterde insanlarla bir arada yaşayabilme, baş edebilme becerisi kazandırır. öğrenciyken umursamayıp, görüşmezsiniz olur biter, ama anlaşamayacağınız türde insanlar iş hayatınızda da karşınıza çıkacak, belki müdürünüz olacaktır. kaçma imkanınız olmadığında, yurtta edindiğiniz becerileri artık kullanabileceksiniz.
devamını gör...
lucifer denilen herifi dövdüreceğim
(bkz: ağzı kokan iri popolu kadınlardan hoşlanıyorum)
yukarıdaki hikayede anlatılan "sevgili" bu katagoriden sanırım.*
yukarıdaki hikayede anlatılan "sevgili" bu katagoriden sanırım.*
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
programı en azından bir kaç hafta sonra istisnai olarak ''cuma'' gününe alırsanız büyük hayır işlemiş olursunuz. zira başından, sonundan, ortasından yakalamak durumunda kalıyorum ki o da yakalamak olmuyor. halen bengaripsengüzeldünyaumutlu'nun bir programını bile tam olarak dinleme fırsatı bulamadım. bakın çok şey istemiyoruz. sadece bir cumanızı bize ayıracaksınız o kadar. kaza programı gibi bir şey yapın rica edeceğim * yapmazsanız öte tarafta vebalini siz çekersiniz. benden söylemesi.
devamını gör...
çocukluğu hatırlatan yiyecekler
rahmetli anneannemin yaptığı ekmekarası zeytinyağlı soğanlı domates.
*
*
devamını gör...
çocuğunu vegan büyüten doktor çift
hiçbir ebeveyn kendi dünya görüşünü, felsefesini çocuğuna dikte etmemeli
devamını gör...
her müslümanın her gün aklına getirmesi gereken söz
din imanla pek alakam yok ama bence "ey müminler! kul hakkı yemeyin!" dir
devamını gör...
işçisin sen işçi kal
cem karaca nın tamirci çırağı adlı şarkısındaki statü ayrımını gözümüze açıkça sokan cümledir, hem klibiyle hem de sözleri hem de o güzel sesiyle iliklerinize kadar da bunu hissettirir. günümüzde de anlayana sıkça kullanılan bir cümledir.
devamını gör...
çay bitkisi
bir çin efsanesine göre, milattan önce çin imparatorunun tesadüfen önündeki kaynayan suya kurutulmuş çay yaprağı düşerek içeceğe dönüştüğünü söylüyor. buna dair bir kanıt yok ama inanmak da inanmamak da serbest. ama çin'den çıkma olduğu kesin. çünkü çin'in güneyi myanmar, tayland, vietnam gibi güneydoğu asya ülkeleri, çay bitkisinin anavatanı. bölge çok yağışlı, nemli, aşırı soğuk olmayan, belirli güneş ışığı alan bir iklime sahip. bu özellikler de ülkemizde doğu karadeniz bölümünde bulunduğu için, çay bitkisi burada da var. bu iklimin dışındaki yerlerde o yüzden çay bitkisi yetişemiyor. daha önce bursa havalisinde ekimi yapılmış denemek için ama iklim koşullarından dolayı tutmamış.
devamını gör...
baba
dün gece ailemin yanında çocukluğumun geçtiği evde, kapaklarında kalp kırıklarımı ve isyanlarımı anlatan sözlerin yazdığı bir dolabın karşısında sesini duymayı huzur bildiğim birinle telefonda konuşurken salondan bir ses yükseldi 'rooooob', geliyorum diye yanıtladım ve içeriye geçtim.
çocukluğumdan beri babam ne zaman adımı seslense ve içeriye çağırsa hafif bir telaş ya da korku kaplar içimi. çünkü pek ele avuca sığmayan bir çocuk ve komşuları tarafından sürekli ispiyonlanan bir ergen olmuştum. yaşadığımız küçük ilçenin ahlak sınırlarında ben hep ya kıyıda köşede ya da bu sınırların dışında kalıyordum. bu yüzden ara ara kızmak ara ara da akıl vermek için babam tarafından böyle çağrıldığımda toplumun geneline aykırı bir durum yaşamışımdır. dün babam içeriden seslenince bir an aklımdan bu geçti. babam her ne kadar çevresinin tesirinde kalsa da genellikle bizi sırtlamış ve destek olmuştur elinden geldiğince. kendi yetiştirilme tarzının ve öğretilerinin de dışına çıkmıştır. ve bunu "biz okuyamadık ama sizi kendi yetiştiğimizden daha iyi yetiştirmeye çalıştık. siz de çocuklarınızı bizden iyi yetiştirin." diyerek kelama dökmüştür.
o iyi bir baba aynı zamanda da iyi bir abi'dir. çünkü babası ona "bana bir şey olursa kardeşlerine sen babalık edeceksin." diye vasiyet etmiştir. bu yüzden de defalarca ve defalarca düşen kardeşlerinin elinden tuttuğuna hep beraber şahitlik ettik. ki çoğu zaman bu destek kendini dara sokmak pahasına bile olsa yapılmıştır. ki dedemi kaybedeli çok, babaannemi kaybedeli ise birkaç yıl oluyor. bu yüzden artık o hem bize hem de yaşı elliyi geçmesine rağmen hâlâ bir şekilde kendi ihmalleri yüzünden hem kendi hayatına hem de babamın hayatına hüznü gark eden amcama babalık ediyor. amcam ailenin genetik mirası olan diyabetten muzdarip. ama bu hastalık bizim için öğrenilmiş ve de kontrol altında tutulabilir bir hastalık. ancak amcam bir kez kör olmasına, bir kez tüm vücudunu zehirlemesine rağmen ben iyiyim diyerek ilaçlarını düzenli kullanmadığı için son üç ay içinde önce parmağını, sonra ayağını, sonra dizinden altını, en sonda kalçasının altından tüm bacağını kaybetti. ve bu süreçte her ameliyat onunla birlikte bizim de hayatımıza travmaları soktu.
en son ameliyat öncesi covid de kapan amcama bulaşıcı hastalıklar servisinde iki gün refakat etmek zorunda kalan babam yaklaşık beş gündür kulubesinde tek başına karantinaydı - ki kendi hayatını riske atıp bu refakati yapmak zorunda kaldı çünkü kendisi de hem diyabet hem de kalp hastası-. cuma akşamı çok sıkıldığı ve belirti göstermediği için eve yemeğe geldi. cumartesi çok halsiz olduğunu, sürekli uyuduğunu ve de eklemlerinin ağrıdığını söylediğinde hemen onu test için hastaneye yolladık. ve bu esnada yine kulubeye geri döndü. çünkü evde annemin bakımını üstlendiği yaşlı anneanne vardı ki covidi atlatma olasılığı çok düşüktü. akşama dek kendimizce çeşitli endişelere gark olduk. mesela annem, babam hastalanırsa diye çok korkarken; ozi arkadaşı tatilde onlarda kalamayacak diye hüzünleniyordu. babam ise kulubesinde bir başınaydı ve ben nedense kendi dünyevi hallerim yüzünden onun da bu durumdan çok korkabileceğini hesaba bile katmamıştım. *
akşam ablam test sonucunun negatif olduğu müjdesini verince babamı akşam yemeğine çağırdık. rahat bir nefes ve huzurla yemeğimizi yedik. yemek sonrası ablam biz eve gidelim siz de erkenden yatıp dinlenin dediğinde babam, yok gitmeyin rob zaten yarın sabah gidecek ben sizinle oturmak istiyorum dediği için çayımızı demledik. o esnada ben de eşyalarımı toplayıp bir yandan da telefondaydım ki babamın sesini duydum. "roooob!'
çayımı alıp içeriye geçtiğimde babam konuşmaya başladı.
" çocuklar ben babamın beni çok sevdiğini biliyordum ama bana hiç seni seviyorum oğlum, demedi. artık yaşlandım. belki bir daha fırsatım olmaz. bunu söylemeden ölmek istemiyorum sizi çok seviyorum kızlarım, iyi ki varsınız." dedi.
ben her zaman ailenin temas bağımlısı olduğum için hemen sarılıp, gülümseyerek " biz de seni çok seviyoruz baba." dedim. ablam da gelip sarıldı, sevgisini dile getirdi buğulu gözleriyle ve biz bir yumak halindeyken annemin hıçkırıklarını duydum. babasına çok düşkün olduğu için dedem mi, diye sordum. yok şimdi niye böyle konuştu bu adam öleceğini mi hissetti, dedi. yine birkaç insan bir cümleden bambaşka birçok anlam çıkarmış ve her birimiz bambaşka duygular içine girmiştik. benim için defalarca "paşa kızlarım benim, benim kızlarım bir tanedir, iyi ki siz benim çocuklarımsınız..." söz öbeklerindeki sevginin başka kelimelere dökülüşüydü sadece. ve burada bugünü hiç unutmayayım diye not düşüldü.
çocukluğumdan beri babam ne zaman adımı seslense ve içeriye çağırsa hafif bir telaş ya da korku kaplar içimi. çünkü pek ele avuca sığmayan bir çocuk ve komşuları tarafından sürekli ispiyonlanan bir ergen olmuştum. yaşadığımız küçük ilçenin ahlak sınırlarında ben hep ya kıyıda köşede ya da bu sınırların dışında kalıyordum. bu yüzden ara ara kızmak ara ara da akıl vermek için babam tarafından böyle çağrıldığımda toplumun geneline aykırı bir durum yaşamışımdır. dün babam içeriden seslenince bir an aklımdan bu geçti. babam her ne kadar çevresinin tesirinde kalsa da genellikle bizi sırtlamış ve destek olmuştur elinden geldiğince. kendi yetiştirilme tarzının ve öğretilerinin de dışına çıkmıştır. ve bunu "biz okuyamadık ama sizi kendi yetiştiğimizden daha iyi yetiştirmeye çalıştık. siz de çocuklarınızı bizden iyi yetiştirin." diyerek kelama dökmüştür.
o iyi bir baba aynı zamanda da iyi bir abi'dir. çünkü babası ona "bana bir şey olursa kardeşlerine sen babalık edeceksin." diye vasiyet etmiştir. bu yüzden de defalarca ve defalarca düşen kardeşlerinin elinden tuttuğuna hep beraber şahitlik ettik. ki çoğu zaman bu destek kendini dara sokmak pahasına bile olsa yapılmıştır. ki dedemi kaybedeli çok, babaannemi kaybedeli ise birkaç yıl oluyor. bu yüzden artık o hem bize hem de yaşı elliyi geçmesine rağmen hâlâ bir şekilde kendi ihmalleri yüzünden hem kendi hayatına hem de babamın hayatına hüznü gark eden amcama babalık ediyor. amcam ailenin genetik mirası olan diyabetten muzdarip. ama bu hastalık bizim için öğrenilmiş ve de kontrol altında tutulabilir bir hastalık. ancak amcam bir kez kör olmasına, bir kez tüm vücudunu zehirlemesine rağmen ben iyiyim diyerek ilaçlarını düzenli kullanmadığı için son üç ay içinde önce parmağını, sonra ayağını, sonra dizinden altını, en sonda kalçasının altından tüm bacağını kaybetti. ve bu süreçte her ameliyat onunla birlikte bizim de hayatımıza travmaları soktu.
en son ameliyat öncesi covid de kapan amcama bulaşıcı hastalıklar servisinde iki gün refakat etmek zorunda kalan babam yaklaşık beş gündür kulubesinde tek başına karantinaydı - ki kendi hayatını riske atıp bu refakati yapmak zorunda kaldı çünkü kendisi de hem diyabet hem de kalp hastası-. cuma akşamı çok sıkıldığı ve belirti göstermediği için eve yemeğe geldi. cumartesi çok halsiz olduğunu, sürekli uyuduğunu ve de eklemlerinin ağrıdığını söylediğinde hemen onu test için hastaneye yolladık. ve bu esnada yine kulubeye geri döndü. çünkü evde annemin bakımını üstlendiği yaşlı anneanne vardı ki covidi atlatma olasılığı çok düşüktü. akşama dek kendimizce çeşitli endişelere gark olduk. mesela annem, babam hastalanırsa diye çok korkarken; ozi arkadaşı tatilde onlarda kalamayacak diye hüzünleniyordu. babam ise kulubesinde bir başınaydı ve ben nedense kendi dünyevi hallerim yüzünden onun da bu durumdan çok korkabileceğini hesaba bile katmamıştım. *
akşam ablam test sonucunun negatif olduğu müjdesini verince babamı akşam yemeğine çağırdık. rahat bir nefes ve huzurla yemeğimizi yedik. yemek sonrası ablam biz eve gidelim siz de erkenden yatıp dinlenin dediğinde babam, yok gitmeyin rob zaten yarın sabah gidecek ben sizinle oturmak istiyorum dediği için çayımızı demledik. o esnada ben de eşyalarımı toplayıp bir yandan da telefondaydım ki babamın sesini duydum. "roooob!'
çayımı alıp içeriye geçtiğimde babam konuşmaya başladı.
" çocuklar ben babamın beni çok sevdiğini biliyordum ama bana hiç seni seviyorum oğlum, demedi. artık yaşlandım. belki bir daha fırsatım olmaz. bunu söylemeden ölmek istemiyorum sizi çok seviyorum kızlarım, iyi ki varsınız." dedi.
ben her zaman ailenin temas bağımlısı olduğum için hemen sarılıp, gülümseyerek " biz de seni çok seviyoruz baba." dedim. ablam da gelip sarıldı, sevgisini dile getirdi buğulu gözleriyle ve biz bir yumak halindeyken annemin hıçkırıklarını duydum. babasına çok düşkün olduğu için dedem mi, diye sordum. yok şimdi niye böyle konuştu bu adam öleceğini mi hissetti, dedi. yine birkaç insan bir cümleden bambaşka birçok anlam çıkarmış ve her birimiz bambaşka duygular içine girmiştik. benim için defalarca "paşa kızlarım benim, benim kızlarım bir tanedir, iyi ki siz benim çocuklarımsınız..." söz öbeklerindeki sevginin başka kelimelere dökülüşüydü sadece. ve burada bugünü hiç unutmayayım diye not düşüldü.
devamını gör...
sezenler olmuş
bu şarkı adeta mideme yumruk yemiş etkisi ile gözlerimde mazinin özlemi...
çok özledim seni anneannem...*
çok özledim seni anneannem...*
devamını gör...

