e vitamini
bir antioksidandır. vücudun bağışıklık sistemini destekler ve hücrelerin yenilenmesine yardımcı olur. e vitamini bulunan bazı besinler; ayçiçek yağı, badem, fındık, yerfıstığıdır.
devamını gör...
türban tayt topuklu ayakkabı
size ne? istediğini giyer size ne? başındakinden size ne, altındakinden size ne? kadından size ne? bir gün sizinde çekilen fotoğrafınız sözlüklerin birinde umarım böyle başlık açılarak yorumlanır.
bir insana, bir kadına yaptığınız şu durum benim anlayış çerçevemde büyük terbiyesizliktir. adınıza utandım. şu kadınların ne giydiğine sokmayın artık burnunuzu.
edit: zihniyeti eleştirecekseniz zihniyet başlığı açarsınız. kafa sözlüğe bir kadın fotoğrafı koyarak kıyafeti üzerinden zihniyet eleştirisi yapamazsınız. bu kadının zihniyetini kaçınız/kaçımız biliyor? ben bu kadının yerinde olsam habersiz bir sözlükte fotoğrafım yayınlanıp üzerimden ideolojik konuşmalar yapıldığı için hakkımı arardım. tekrar yazıyorum bu büyük bir terbiyesizliktir. yarın bir gün buraya bambaşka bir konu üzerinden açık giyimli bir kadının fotoğrafı koyulup zihniyet (!) edebiyatı yapılırsa yine aynı tepkiyi vereceğim. umarım siz veya bir yakınınız bir gün böyle saçma bir şekilde saçma insanların klavyesine malzeme olmazsınız. canım ülkemde ağzı olup konuşanlar yetmiyormuş gibi klavye konuşanları da adalet dağıtıyor kendince. yazık.
bir insana, bir kadına yaptığınız şu durum benim anlayış çerçevemde büyük terbiyesizliktir. adınıza utandım. şu kadınların ne giydiğine sokmayın artık burnunuzu.
edit: zihniyeti eleştirecekseniz zihniyet başlığı açarsınız. kafa sözlüğe bir kadın fotoğrafı koyarak kıyafeti üzerinden zihniyet eleştirisi yapamazsınız. bu kadının zihniyetini kaçınız/kaçımız biliyor? ben bu kadının yerinde olsam habersiz bir sözlükte fotoğrafım yayınlanıp üzerimden ideolojik konuşmalar yapıldığı için hakkımı arardım. tekrar yazıyorum bu büyük bir terbiyesizliktir. yarın bir gün buraya bambaşka bir konu üzerinden açık giyimli bir kadının fotoğrafı koyulup zihniyet (!) edebiyatı yapılırsa yine aynı tepkiyi vereceğim. umarım siz veya bir yakınınız bir gün böyle saçma bir şekilde saçma insanların klavyesine malzeme olmazsınız. canım ülkemde ağzı olup konuşanlar yetmiyormuş gibi klavye konuşanları da adalet dağıtıyor kendince. yazık.
devamını gör...
unutulmak mı isterdiniz yoksa hatırlanmak mı sorusu
aslında ben de başlığa entry girmiş yazarlarla aynı noktadayım biraz.** daha net bir cevap için soruyu biraz özele indirgemek gerektiğini düşünüyorum. mesela, yaşarken hatırlanmak veya unutulmak mı yoksa ölümden sonra hatırlanmak veya unutulmak mı? öte yandan nasıl hatırlanacağı da var. nitekim iyi de hatırlanabilir insan, lanetler de yağdırılabilir arkasından. yani sanıyorum ki kolay kolay kimse kötü hatırlanmak istemez, öyle değil mi? nasıl hatırlanacağı umurunda olmayabilir ama yine de bu, kötü hatırlanmak istediği anlamına gelmez diye düşünüyorum. aynı şekilde ben de ne yaşarken ne de ölümümden sonra kötü hatırlanmak istemem. kötü hatırlanmaktansa bir hiç olmayı tercih edebilirim. zaten biraz da yaşarken de bir hiçiz, ölümümüzden sonra neden olmayalım? işte, biraz ne alâkadır fakat şükrü erbaş'ın 'yaşıyoruz sessizce' adlı şiir kitabının ismi dahi başlı başına çok derin gelir bana bu yüzden. aslında birçoğumuz yaşıyoruz işte sessizce. bir hiçiz. öyle çok da önemli değiliz. hatta hiç önemli değiliz.
sorunun bir de yaşarken veya ölümden sonra hatırlanmak veya unutulmak kısmı var, yazının başında da değindiğim gibi. şahsen ben, yaşarken hatırlanmak isterdim. neyi kastediyorum peki bununla? yıllarca arkadaşlık yaptığınız biriyle artık arkadaş olmadığınızda mesela veya bir zamanlar romantik anlamda sevdiğiniz/sevildiğiniz bir insanın* sizi hatırlaması.* burada hatırlanmaktan kastım, o insana acı, dert, hüzün olmak değil de eğer beni hiçbir şekilde, hiçbir zaman hatırlamıyorsa benim bir birey, bir insan olarak herhangi bir anlam taşımadığımı gösterir bence bu. en azından ben böyle düşünüyorum.
ölümden sonra hatırlanmak kısmına gelirsek şayet, dipsiz bir kuyu. daha önce de bahsettiğim gibi ben, ölümümden sonra da bir hiç olmayı tercih edebilirim kesinlikle. aslında hatırı sayılır bir süredir yaşarken de bir hiçim çünkü ve bunun o kadar da kötü bir durum olmadığını düşünüyorum ve hissediyorum tüm içtenliğimle. inanılmaz bir rahatlığı var çünkü bir hiç olmanın. sevdiğinin olmamasının, seveninin olmamasının, dünyada bir yerinin olmamasının, varlığın ile yokluğunun bir olmasının inanılmaz bir rahatlığı var.* ancak benim için 'ölümden sonra hatırlanmak kısmının' dilemması, kararsızlığı, cevabı net olmayan soru bölümü biraz burada başlıyor. nitekim ölümümden sonra bir hiç olmayı isteyeceğim kadar fikirlerimle, duygularımla hatırlanmayı da isterim. fakat bence burada bireyselliğimin çok bir önemi yok, en azından ön planda olmamalı, assolist o olmamalı. zübde, fikirlerim ve duygularım olmalı. ne demek istiyorsun derseniz, dostoyevski gibi hatırlanmak isterdim mesela, george orwell gibi, chester bennington gibi, kurt cobain gibi, vincent van gogh gibi, pablo picasso gibi... örnekler sonsuza kadar çoğaltılabilir. tabii işin bu kısmına geldiğimizde, sen veya ben bu şekilde hatırlanmayı hak ediyor muyuz, bu şekilde hatırlanacak melekelerimiz, yeteneklerimiz veya imkanlarımız var mı konusu apayrı bir derya. oraya girmiyorum. öte yandan 'ölümden sonra hatırlanmak kısmının' yakınlarımız tarafından, hayatımıza girip çıkan insanlar veya bizim hayatına girip çıktığımız insanlar tarafından hatırlanma veya unutulma bölümü var ki ben, işin bu kısmının gayet yüzeysel olduğunu düşünüyorum. ölümünden sonra bir insanı gerçekten, hakikaten hatırlayacak çok az sayıda insanı olur insanın. annesi olur babası olur, eşi olur çocuğu olur, belki çok çok yakın bir arkadaşı olur ki bu sayılanlar da hatırlamayabilir veya hatırlamak istemeyebilir şayet ortada gerçek ve sağlıklı bir ilişki yoksa. bunun dışında herkes unutulur gider, herkes unutur ve hayatına devam eder. kabullenmek istemesek de kimi zaman adil gelmese de bu iş böyledir.
son olarak, ne yazdın be kardeş, özet geç p.. diyenler olabilir. hak veriyorum. ben de bilmiyorum, yazasım varmış. ama başlık da güzel, hakkını vermek gerek. açan yazara da teşekkür ediyorum. pek nitelikli başlıklar açılmadığı da aşikar sonuçta.* öte yandan, başlık ile unforgiven'ın piyano coverı bir olunca deyişik* kafalar yaşandığı da bir gerçek, inkar edemeyeceğim.
sorunun bir de yaşarken veya ölümden sonra hatırlanmak veya unutulmak kısmı var, yazının başında da değindiğim gibi. şahsen ben, yaşarken hatırlanmak isterdim. neyi kastediyorum peki bununla? yıllarca arkadaşlık yaptığınız biriyle artık arkadaş olmadığınızda mesela veya bir zamanlar romantik anlamda sevdiğiniz/sevildiğiniz bir insanın* sizi hatırlaması.* burada hatırlanmaktan kastım, o insana acı, dert, hüzün olmak değil de eğer beni hiçbir şekilde, hiçbir zaman hatırlamıyorsa benim bir birey, bir insan olarak herhangi bir anlam taşımadığımı gösterir bence bu. en azından ben böyle düşünüyorum.
ölümden sonra hatırlanmak kısmına gelirsek şayet, dipsiz bir kuyu. daha önce de bahsettiğim gibi ben, ölümümden sonra da bir hiç olmayı tercih edebilirim kesinlikle. aslında hatırı sayılır bir süredir yaşarken de bir hiçim çünkü ve bunun o kadar da kötü bir durum olmadığını düşünüyorum ve hissediyorum tüm içtenliğimle. inanılmaz bir rahatlığı var çünkü bir hiç olmanın. sevdiğinin olmamasının, seveninin olmamasının, dünyada bir yerinin olmamasının, varlığın ile yokluğunun bir olmasının inanılmaz bir rahatlığı var.* ancak benim için 'ölümden sonra hatırlanmak kısmının' dilemması, kararsızlığı, cevabı net olmayan soru bölümü biraz burada başlıyor. nitekim ölümümden sonra bir hiç olmayı isteyeceğim kadar fikirlerimle, duygularımla hatırlanmayı da isterim. fakat bence burada bireyselliğimin çok bir önemi yok, en azından ön planda olmamalı, assolist o olmamalı. zübde, fikirlerim ve duygularım olmalı. ne demek istiyorsun derseniz, dostoyevski gibi hatırlanmak isterdim mesela, george orwell gibi, chester bennington gibi, kurt cobain gibi, vincent van gogh gibi, pablo picasso gibi... örnekler sonsuza kadar çoğaltılabilir. tabii işin bu kısmına geldiğimizde, sen veya ben bu şekilde hatırlanmayı hak ediyor muyuz, bu şekilde hatırlanacak melekelerimiz, yeteneklerimiz veya imkanlarımız var mı konusu apayrı bir derya. oraya girmiyorum. öte yandan 'ölümden sonra hatırlanmak kısmının' yakınlarımız tarafından, hayatımıza girip çıkan insanlar veya bizim hayatına girip çıktığımız insanlar tarafından hatırlanma veya unutulma bölümü var ki ben, işin bu kısmının gayet yüzeysel olduğunu düşünüyorum. ölümünden sonra bir insanı gerçekten, hakikaten hatırlayacak çok az sayıda insanı olur insanın. annesi olur babası olur, eşi olur çocuğu olur, belki çok çok yakın bir arkadaşı olur ki bu sayılanlar da hatırlamayabilir veya hatırlamak istemeyebilir şayet ortada gerçek ve sağlıklı bir ilişki yoksa. bunun dışında herkes unutulur gider, herkes unutur ve hayatına devam eder. kabullenmek istemesek de kimi zaman adil gelmese de bu iş böyledir.
son olarak, ne yazdın be kardeş, özet geç p.. diyenler olabilir. hak veriyorum. ben de bilmiyorum, yazasım varmış. ama başlık da güzel, hakkını vermek gerek. açan yazara da teşekkür ediyorum. pek nitelikli başlıklar açılmadığı da aşikar sonuçta.* öte yandan, başlık ile unforgiven'ın piyano coverı bir olunca deyişik* kafalar yaşandığı da bir gerçek, inkar edemeyeceğim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından tavsiyeler
hiçbir şeyi kafaya takmayın. önem vermeyin anlamında değil bu; sadece kafaya takıp kendinize eziyet etmeyin. insan dünyaya bir kere geliyor ve zaman çok değerli.
ben mi?
(bkz: başaramadı)
ben mi?
(bkz: başaramadı)
devamını gör...
sözlüğün eleştiriye tahammülü olmaması
bazı başlıkların sol frame'den kaldırılması ile ilgili eleştiri.
başlıkları kaldıran kişi ya da sistem ben değilim ama tahminimi yazmak istedim sadece. öyle sanıyorum ki bu tür başlıklarda ya insanlar birbirleriyle kutuplaşma yaşıyor ya da yönetim ve onun tarafını tutanlarla, eleştiren kişi ve onun tarafını tutanlar arasında bir gerginlik oluyor. insanın olduğu her yerde var olan bu olayı engellemenin pek yolu yok. bir de başlığı tamamen silmemiş olmaları, hareketin eleştiriye tahammülsüzlükten daha farklı bir düşünceyle yapılmış olması ihtimalini akla getiriyor. o yanından da düşünmek gerek sanırım biraz.
bir de -bu kısmı şahsi görüşüm- sözlük sahibi olsam ve bu tür bir şikâyet olsa, benimle irtibata geçilip bunun neden böyle olduğunun sorulmasını, başlık açılmasına tercih ederim. belki alacağınız yanıt sizi ikna etmeye yeterli olur ve başlık açmaya da gerek kalmaz o durumda. bilemiyorum altan... herkes benim gibi düşünmek zorunda değil tabii. her yiğidin yoğurt yiyişi farklı.
kaldırılan başlığın içeriğine gelince; orada black rose ile aynı fikirdeyim. kuralları başından bilerek geldiğimiz bir yerde o kuralların değişmesini istemek, oraya tam da o kurallar nedeniyle gelmiş olanlara haksızlık diye düşünüyorum. şahsen burada olma nedenim tam olarak sözlüğün küfürsüz olması. bunun değişmesini de -en azından kendi adıma- istemem. o yüzden eleştirimizi yaparken ortamın genelini düşünerek yaparsak daha olumlu sonuç alırız gibi görünüyor.
edit: sol frame'den kaldırılan başlığa tekrar baktım ve #sözlük kategorisinde olduğunu gördüm. arkadaşlar, bu kategorideki başlıklar sol frame'de yer almıyor. geçen sözlük radyosu başlığına yazdım, başlık görünmedi. oysa sadece program önerisi yapmıştım. yani kategorisi nedeniyle otomatik olarak gelmiyor sol tarafa. bunu da bilgi olarak eklemek istedim buraya.
başlıkları kaldıran kişi ya da sistem ben değilim ama tahminimi yazmak istedim sadece. öyle sanıyorum ki bu tür başlıklarda ya insanlar birbirleriyle kutuplaşma yaşıyor ya da yönetim ve onun tarafını tutanlarla, eleştiren kişi ve onun tarafını tutanlar arasında bir gerginlik oluyor. insanın olduğu her yerde var olan bu olayı engellemenin pek yolu yok. bir de başlığı tamamen silmemiş olmaları, hareketin eleştiriye tahammülsüzlükten daha farklı bir düşünceyle yapılmış olması ihtimalini akla getiriyor. o yanından da düşünmek gerek sanırım biraz.
bir de -bu kısmı şahsi görüşüm- sözlük sahibi olsam ve bu tür bir şikâyet olsa, benimle irtibata geçilip bunun neden böyle olduğunun sorulmasını, başlık açılmasına tercih ederim. belki alacağınız yanıt sizi ikna etmeye yeterli olur ve başlık açmaya da gerek kalmaz o durumda. bilemiyorum altan... herkes benim gibi düşünmek zorunda değil tabii. her yiğidin yoğurt yiyişi farklı.
kaldırılan başlığın içeriğine gelince; orada black rose ile aynı fikirdeyim. kuralları başından bilerek geldiğimiz bir yerde o kuralların değişmesini istemek, oraya tam da o kurallar nedeniyle gelmiş olanlara haksızlık diye düşünüyorum. şahsen burada olma nedenim tam olarak sözlüğün küfürsüz olması. bunun değişmesini de -en azından kendi adıma- istemem. o yüzden eleştirimizi yaparken ortamın genelini düşünerek yaparsak daha olumlu sonuç alırız gibi görünüyor.
edit: sol frame'den kaldırılan başlığa tekrar baktım ve #sözlük kategorisinde olduğunu gördüm. arkadaşlar, bu kategorideki başlıklar sol frame'de yer almıyor. geçen sözlük radyosu başlığına yazdım, başlık görünmedi. oysa sadece program önerisi yapmıştım. yani kategorisi nedeniyle otomatik olarak gelmiyor sol tarafa. bunu da bilgi olarak eklemek istedim buraya.
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
40-45 yaşları arasında olması tahmin edilen yazardır. sözlükte yaşlı denilesi yaşlarda insanların olması, bir açıdan bakıldığında güzel bence. bu insanların hayat adına edinmiş olduğu tecrübeler, biz gençler için büyük önem taşıyor.
devamını gör...
alçakgönüllü bir öneri
bir jonathan swift hikayesidir.
aslında hikayeden çok çok ötesidir. bu öykü ingiltere parlamentosuna sunulan bir tekliftir. irlandanın yüz aklarından biri olan; edebiyat dünyasında var olduğu, bize yazdığı mükemmellikleri okuma fırsatı sunduğu, bu teklifi yaparak zulme başkaldırının ne kadar gerekli olduğunu tüylerimizi diken diken ederek bize hatırlattığı için minnettar olduğumuz bir edebiyat tanrısı olan swift irlandalıdır.
bu teklifin parlamentoya sunulduğu esnada irlanda 500 yıldır ingiltere’nin yönetimi altında inim inim inleyen insanlarla doludur. swift defalarca ingiltere’ye kafa tutmuş ama istediği ve beklediği tepkiyi ancak bu teklifle alabilmiştir.
kıtlık ve kuraklık yüzünden yerle yeksan olan insanlar, bir de ingiltere’nin insanlık dışı baskıları ile uğraşmaktadır. fakirlikten kırılmaktadır halk. tam da bu anda jonathan swift’in aklına sadece jonathan swift’in aklına gelebilecek bir çözüm önerisi gelir.
parlamentoya kıtlık sorununu çözmek için, nüfus planlamasına katkıda bulunmak için, fakir insan sayısını azaltmak ve üretimi arttırmak için öyle bir öneri sunar ki insanın tüyleri hep teklifin şiddetinden hem swift’in dehasından ötürü diken diken olur.
bu teklifi okuyup değerlendirin bence ve büyük ustanın zekası ve hiciv yeteneği karşısında saygıyla eğilin.
aslında hikayeden çok çok ötesidir. bu öykü ingiltere parlamentosuna sunulan bir tekliftir. irlandanın yüz aklarından biri olan; edebiyat dünyasında var olduğu, bize yazdığı mükemmellikleri okuma fırsatı sunduğu, bu teklifi yaparak zulme başkaldırının ne kadar gerekli olduğunu tüylerimizi diken diken ederek bize hatırlattığı için minnettar olduğumuz bir edebiyat tanrısı olan swift irlandalıdır.
bu teklifin parlamentoya sunulduğu esnada irlanda 500 yıldır ingiltere’nin yönetimi altında inim inim inleyen insanlarla doludur. swift defalarca ingiltere’ye kafa tutmuş ama istediği ve beklediği tepkiyi ancak bu teklifle alabilmiştir.
kıtlık ve kuraklık yüzünden yerle yeksan olan insanlar, bir de ingiltere’nin insanlık dışı baskıları ile uğraşmaktadır. fakirlikten kırılmaktadır halk. tam da bu anda jonathan swift’in aklına sadece jonathan swift’in aklına gelebilecek bir çözüm önerisi gelir.
parlamentoya kıtlık sorununu çözmek için, nüfus planlamasına katkıda bulunmak için, fakir insan sayısını azaltmak ve üretimi arttırmak için öyle bir öneri sunar ki insanın tüyleri hep teklifin şiddetinden hem swift’in dehasından ötürü diken diken olur.
bu teklifi okuyup değerlendirin bence ve büyük ustanın zekası ve hiciv yeteneği karşısında saygıyla eğilin.
devamını gör...
normal sözlük'e giriş serüveni
çok sevdiğim bir blog hesabı sayesinde olmuştur. keza onu hala burada bulamadım.
devamını gör...
hoşlanılan kızı beypazarı içip geğirirken hayal etmek
kızdan gerçekten hoşlanıp hoşlanmadığınızı test etmenizi sağlayan, yıllardır uyguladığım taktik.
bilen bilir, ilişki koçuyum ve normalde insanlara danışmanlık harici tavsiyede bulunmam. az sonra söyleyeceğimi genellikle "bize bir iki taktik versene ya" diyen tanıdıklara bedavadan söylüyorum.
taktik şu. gözlerinizi kapatıyorsunuz. derin derin nefes alıp vererek kendinizi kızla hoş bir restoranda date'e çıktığınızı hayal ediyorsunuz. etraf hoş.. granada ya da ibiza fark etmez. hafif rüzgarlı bir yaz akşamı... kızın da gözleri hoş, şuh bir şekilde size bakıyor. sohbetin en romantik anlarında kızın masada duran bir beypazarı içtiğini hayal ediyorsunuz. adeta hamamdan çıkan dayılar gibi lokur lokur içiyor maden suyunu. sonra "böğüüürssttt" diye tam geğirmek ile yarım açık geğirmek arası (biz ona böğürmek diyelim) bir ses çıkarıyor. sonra bir yudum daha alarak bu sefer nispeten daha nazik bir geğirme biçimi olan "bırrıssst" yapıyor eliyle ağzını hafif kapatarak.
eğer karnınızda uçuşan kelebek popülasyonunda herhangi bir 'düşüş' olduğunu hissederseniz, bu hoşlaşma durumunun ilerlemeyeğini söyleyebilirim. diğer türlüsünde bir sıkıntı yok zaten.
bilen bilir, ilişki koçuyum ve normalde insanlara danışmanlık harici tavsiyede bulunmam. az sonra söyleyeceğimi genellikle "bize bir iki taktik versene ya" diyen tanıdıklara bedavadan söylüyorum.
taktik şu. gözlerinizi kapatıyorsunuz. derin derin nefes alıp vererek kendinizi kızla hoş bir restoranda date'e çıktığınızı hayal ediyorsunuz. etraf hoş.. granada ya da ibiza fark etmez. hafif rüzgarlı bir yaz akşamı... kızın da gözleri hoş, şuh bir şekilde size bakıyor. sohbetin en romantik anlarında kızın masada duran bir beypazarı içtiğini hayal ediyorsunuz. adeta hamamdan çıkan dayılar gibi lokur lokur içiyor maden suyunu. sonra "böğüüürssttt" diye tam geğirmek ile yarım açık geğirmek arası (biz ona böğürmek diyelim) bir ses çıkarıyor. sonra bir yudum daha alarak bu sefer nispeten daha nazik bir geğirme biçimi olan "bırrıssst" yapıyor eliyle ağzını hafif kapatarak.
eğer karnınızda uçuşan kelebek popülasyonunda herhangi bir 'düşüş' olduğunu hissederseniz, bu hoşlaşma durumunun ilerlemeyeğini söyleyebilirim. diğer türlüsünde bir sıkıntı yok zaten.
devamını gör...
3 ocak 2022 emekli ve memurlara verilen zam oranı
önce bir çay kaşığı alıyoruz sonra bütçenin içine daldırıp çay kaşığının aldığı kadarını..
çok oldu değil mi?
kaşığı geri döküyoruz.
üzerine ne kadar yapıştıysa, hahh işte o.
çok oldu değil mi?
kaşığı geri döküyoruz.
üzerine ne kadar yapıştıysa, hahh işte o.
devamını gör...
kalifat
başrolünde türk kökenli oyuncu gizem erdoğan'ın, pervin rolünde oynadığı, isveç yapımı bir dizi.
ön not: gizem erdoğan'ın oyunculuğunu ilk ve tek bu dizide izledim ve çok beğendim.
diziye başlarken, beklentisiz ve hatta islamın kötülenmiş olabileceğini düşünerek başladım. fakat böyle bir düşüncesi olan varsa diye diyorum, eğer objektif izlemeyi başarırsanız, yok öyle bir şey.
çünkü zaten bunlar bizim halihazırda bilmediğimiz şeyler değil. radikal islam ve işid'i islamdan ayırabilecek olgunlukta olduğumuzu düşünüyorum. o yüzden bunu izleyen bir avrupalı belki islama ve müslümanlara bir tık daha uzak kalmayı tercih edebilir ama bunlar bizim yıllardır farkında olup, yaşadığımız şeyler. tabii, neden müslüman olmayan insanlara da bu önyargı oluşturuluyor ki, gibi yorumlar gördüm. o da, kusura bakılmasın ama yalan hiçbir şey anlatılmamış. o yüzden kuru kuru din sömürüsü yapılmasın bir zahmet.
işid'in isveç'te beyni yıkanmaya musait kızlara nasıl yaklaşıp, islamla pek alakaları olmasa da kendi saflarına çekip, rakka'ya götürülüşlerini ve daha önceden aynı yöntemle rakka'ya gitmiş olan türk kökenli, isveçli müslüman kızın oradan kurtulmaya çalışma hikayesi.
kurgu başarılı. oyunculuklar başarılı. isveç'in kısmen kendini eleştiriyor oluşu başarılı.
spoiler vermemek için direnmekle birlikte, neden bu kadar beceriksiz bir karakter yaratılmış aklım almadı. başka türlü olabilirdi. hangi karakter olduğunu sonunda anlayacaksınız zaten.
muhtemelen 2. sezonu da olacak gibi görünüyor. umarım kısa zamanda gelir.
ön not: gizem erdoğan'ın oyunculuğunu ilk ve tek bu dizide izledim ve çok beğendim.
diziye başlarken, beklentisiz ve hatta islamın kötülenmiş olabileceğini düşünerek başladım. fakat böyle bir düşüncesi olan varsa diye diyorum, eğer objektif izlemeyi başarırsanız, yok öyle bir şey.
çünkü zaten bunlar bizim halihazırda bilmediğimiz şeyler değil. radikal islam ve işid'i islamdan ayırabilecek olgunlukta olduğumuzu düşünüyorum. o yüzden bunu izleyen bir avrupalı belki islama ve müslümanlara bir tık daha uzak kalmayı tercih edebilir ama bunlar bizim yıllardır farkında olup, yaşadığımız şeyler. tabii, neden müslüman olmayan insanlara da bu önyargı oluşturuluyor ki, gibi yorumlar gördüm. o da, kusura bakılmasın ama yalan hiçbir şey anlatılmamış. o yüzden kuru kuru din sömürüsü yapılmasın bir zahmet.
işid'in isveç'te beyni yıkanmaya musait kızlara nasıl yaklaşıp, islamla pek alakaları olmasa da kendi saflarına çekip, rakka'ya götürülüşlerini ve daha önceden aynı yöntemle rakka'ya gitmiş olan türk kökenli, isveçli müslüman kızın oradan kurtulmaya çalışma hikayesi.
kurgu başarılı. oyunculuklar başarılı. isveç'in kısmen kendini eleştiriyor oluşu başarılı.
spoiler vermemek için direnmekle birlikte, neden bu kadar beceriksiz bir karakter yaratılmış aklım almadı. başka türlü olabilirdi. hangi karakter olduğunu sonunda anlayacaksınız zaten.
muhtemelen 2. sezonu da olacak gibi görünüyor. umarım kısa zamanda gelir.
devamını gör...
yayın önerisi
gündem hakkında iki kişinin karşılıklı diyalogları şeklinde bir program olsa ne güzel olurdu.
hatta interaktif olması için o iki kişi mesaj kutularından diğer radyoyu dinleyen dinleyicilerle iletişime geçip sadece iki kişiyle sınırlandırmaya bilirler.
hatta interaktif olması için o iki kişi mesaj kutularından diğer radyoyu dinleyen dinleyicilerle iletişime geçip sadece iki kişiyle sınırlandırmaya bilirler.
devamını gör...
florence nightingale
florence nightingale (1820-1910), ingiliz sosyal reformcu, istatistikçi ve hemşiredir. hemşireliğe son derece olumlu bir itibar kazandırmış ve viktorya kültüründe bir ikon olmuştur. kırım savaşı'nda yaralanan askerlerle ilgilenmek için 1854'te istanbul'a, üsküdar'daki selimiye kışlası'na gelmiştir. gece gündüz demeden elinde lamba ile yaralı askerlere baktığı için kendisine "lambalı kadın" denmiştir.
döneminde hastaneler hijyenik olmadığından ailesi bir hastanede çalışma isteğine karşı çıktı ama o pes etmedi. hastaneleri dolaşıp hastaları gözlemleyerek şartların iyileştirilmesi ile ilgili çalışmalar yaptı. mesleğine duyduğu aşk öyle büyüktü ki zerafeti ve güzelliğine karşı koyamayan pek çok erkeğin evlilik teklifini reddetti ve mesleğine idealist biri olarak devam etti.
1860 yılında nightingale, londra'da st thomas' hospital'da kendi hemşirelik okulunun kurulmasıyla profesyonel hemşireliğin temellerini atmıştır. 1907 yılında ingiliz liyakat nişanı alan ilk kadındır.
britanya halkı, askerlere gönderilmek üzere, gemiler dolusu çarşaf, bandaj ve yiyecek bağışladı. ne var ki beceriksiz sağlık memurları bunların dağıtılmasını engelliyorlardı. florence nightingale malzeme depolarının kapaklarını çekiçle kırarak açmış ve gelen malzemeyi hastalara dağıtarak çekiçli kadın ünvanını da almıştır.
yeni hemşireler nightingale andı ile onurlandırılmaktadır. doğum günü olan 12 mayıs tüm dünyada hemşireler günü olarak kabul edilir. florence nightingale madalyası 1912'de uluslararası kızılhaç komitesi tarafından kuruldu. hemşirelere verilen en yüksek uluslararası ödüldür.
"bırakın her bir kişi kendi deneyimlediğinden çıkardığı gerçekliği açıklasın."
tanrının en değerli armağanı olan hayat, çok defa hemşirenin ellerine terk edilmiştir.
"ben hastabakıcı olmak istiyorum, kimsesi olmayan insanların kimsesi olmak istiyorum."
döneminde hastaneler hijyenik olmadığından ailesi bir hastanede çalışma isteğine karşı çıktı ama o pes etmedi. hastaneleri dolaşıp hastaları gözlemleyerek şartların iyileştirilmesi ile ilgili çalışmalar yaptı. mesleğine duyduğu aşk öyle büyüktü ki zerafeti ve güzelliğine karşı koyamayan pek çok erkeğin evlilik teklifini reddetti ve mesleğine idealist biri olarak devam etti.
1860 yılında nightingale, londra'da st thomas' hospital'da kendi hemşirelik okulunun kurulmasıyla profesyonel hemşireliğin temellerini atmıştır. 1907 yılında ingiliz liyakat nişanı alan ilk kadındır.
britanya halkı, askerlere gönderilmek üzere, gemiler dolusu çarşaf, bandaj ve yiyecek bağışladı. ne var ki beceriksiz sağlık memurları bunların dağıtılmasını engelliyorlardı. florence nightingale malzeme depolarının kapaklarını çekiçle kırarak açmış ve gelen malzemeyi hastalara dağıtarak çekiçli kadın ünvanını da almıştır.
yeni hemşireler nightingale andı ile onurlandırılmaktadır. doğum günü olan 12 mayıs tüm dünyada hemşireler günü olarak kabul edilir. florence nightingale madalyası 1912'de uluslararası kızılhaç komitesi tarafından kuruldu. hemşirelere verilen en yüksek uluslararası ödüldür.
"bırakın her bir kişi kendi deneyimlediğinden çıkardığı gerçekliği açıklasın."
tanrının en değerli armağanı olan hayat, çok defa hemşirenin ellerine terk edilmiştir.
"ben hastabakıcı olmak istiyorum, kimsesi olmayan insanların kimsesi olmak istiyorum."
devamını gör...
neşet ertaş
ah yalan dünya.
devamını gör...
kadınların kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanması
önce prim veriyorsunuz, göklere çıkarıyorsunuz. sonra kadının özgüven ve ego patlamasını görünce de yerin dibine sokuyorsunuz. verme o zaman kardeşim sen de prim.
devamını gör...
yardıma muhtaç yazarımıza destek oluyoruz
umarım gerekli yardım bulunur.
başa sabitlenmesi çok iyi olacak olan başlıktır.
başa sabitlenmesi çok iyi olacak olan başlıktır.
devamını gör...
normal sözlük web view
gerekir. twitter'dan giriyorum hoş değil
devamını gör...
#türkiyedinsizleşiyor
(bkz: ay hadi inş)
devamını gör...
sözlük trollerine yürüyen kadın yazarlar
(bkz: komiklikler şakalar) bile olamayan başlık ve tanım ikilisi.
devamını gör...