the clue
bir judie feenstra kısa filmidir.

dünya makinesi bizi tekdüze insanlara dönüştürmek için tasarlanmış mekanik bir aygıt. her sabah aynı şeyleri yapmak için uyanmaya, aynı eylemleri gerçekleştirmeye, günü aynı anlamsız yorgunlukla bitirmeye ve ertesi gün bir öncekinin aynısını yaşamak için gözlerimizi açmaya mahkum edilmişiz bu makine tarafından.
ancak hayat dediğimiz yazılım bize sürekli ipuçları göndermekte hayatımızı dünya makinesinde geçirdiğimiz bu zamanı daha katlanır ve daha anlamlı kılmak için. sadece bir tek sefer bakmayı bırakıp görmeye başlasak belki de o saklı hazine ortaya çıkacak.
aramadığımız halde karşımıza çıkan ipuçlarını takip edecek cesareti bulmak için bakmamız gereken yer çok klişe bir yer. o yüzden söylemeye, adını anmaya bile gerek yok. artık bu matrix’in içinden çıkıp beyaz tavşanı takip etmenin zamanı geldi, belki de geçiyor bile. herkes biraz macerayı hak eder, yeter ki bu eylem için gerekli cesareti bulmak için bakması gereken yeri bilsin. aynadaki nesneler göründüklerinden daha yakın olabilirler bunu asla ve asla unutmayın.
o zaman load me up.
the clue

dünya makinesi bizi tekdüze insanlara dönüştürmek için tasarlanmış mekanik bir aygıt. her sabah aynı şeyleri yapmak için uyanmaya, aynı eylemleri gerçekleştirmeye, günü aynı anlamsız yorgunlukla bitirmeye ve ertesi gün bir öncekinin aynısını yaşamak için gözlerimizi açmaya mahkum edilmişiz bu makine tarafından.
ancak hayat dediğimiz yazılım bize sürekli ipuçları göndermekte hayatımızı dünya makinesinde geçirdiğimiz bu zamanı daha katlanır ve daha anlamlı kılmak için. sadece bir tek sefer bakmayı bırakıp görmeye başlasak belki de o saklı hazine ortaya çıkacak.
aramadığımız halde karşımıza çıkan ipuçlarını takip edecek cesareti bulmak için bakmamız gereken yer çok klişe bir yer. o yüzden söylemeye, adını anmaya bile gerek yok. artık bu matrix’in içinden çıkıp beyaz tavşanı takip etmenin zamanı geldi, belki de geçiyor bile. herkes biraz macerayı hak eder, yeter ki bu eylem için gerekli cesareti bulmak için bakması gereken yeri bilsin. aynadaki nesneler göründüklerinden daha yakın olabilirler bunu asla ve asla unutmayın.
o zaman load me up.
the clue
devamını gör...
ilk buluşmada 5 lahmacun gömen hatun
mideye değil işkembeye sahip olan hatundur.
edit: belki fındık lahmacun.
edit: belki fındık lahmacun.
devamını gör...
kitaplarla ilgili takıntılar
okunmamış kitap okumak tercihimdir. asla kütüphane okuyucusu olmayı sevmedim.
abim, kaptan, cano hariç kimseye kitaplarımı vermem; bunlara dahil kuzenlerim hariç kimseden kitap almam.
kenarı, köşesi, kıvrılmasın diye ihtimam gösteririm.
alper canıgüz'ün kitapları en değerlilerim. kimseye koklatmam bile.
abim, kaptan, cano hariç kimseye kitaplarımı vermem; bunlara dahil kuzenlerim hariç kimseden kitap almam.
kenarı, köşesi, kıvrılmasın diye ihtimam gösteririm.
alper canıgüz'ün kitapları en değerlilerim. kimseye koklatmam bile.
devamını gör...
anneannenin öğrettikleri
iki tanesini bırakayım buraya.
- evde yapmayacağın hiçbir şeyi dışarıda yapma. (yere sigara söndürmek, yere tükürmek vb.)
- tanımadığın kimsenin yanında meyve, sebze soyma. (ince soyduysan pinti görür, kalın soyduysan müsrif görür)
- evde yapmayacağın hiçbir şeyi dışarıda yapma. (yere sigara söndürmek, yere tükürmek vb.)
- tanımadığın kimsenin yanında meyve, sebze soyma. (ince soyduysan pinti görür, kalın soyduysan müsrif görür)
devamını gör...
scott pilgrim vs the world
öncelikle edgar wright filmi olmasından dolayı ve sonralıkla da ramona flowers gibi bir karakteri barındırmasından dolayı övgüleri hak eden çizgi roman uyarlaması bir filmdir. film bizlere bu scott pilgrim isimli arkadaşımızın bir hanımefendiyi kazanmak uğruna o hanımefendinin eski sevgilileri ile* verdiği savaşı anlatıyor.
film başrolünde michael cera var, süper bir oyunculuğu yok ama bu rol için yeterince uygun biri. ama en en güzel oyuncu tabii ki ilk satırda da söylediğim gibi ramona flowers*. o rengarenk saçları bile yeterli filmi sevmek için. başrol olayını geçip filmin en başarılı kişisini söylemek gerekirse bence wallace*.
kurgu güzel ama efektler ve müzikler ayrıca güzel, sırf onlar için bile izlenebilir. dövüş sahnelerinde gülümsetiyor, gülmekten yerlere yatırmasını bekleyerek izlerseniz hata etmiş olursunuz. herkes koşup izlesin demiyorum elbette ama çerezlik film diye gidip saçma sapan romantik komedileri izleyeceğime bunu izlerim çok daha iyi.
bu arada çizgi roman ile ilgili bir fikrim yok ama onu bilip de izleyenler ikisinin benzemediğini söylüyor, bu da ayrıca bir bilgi olsun.
film başrolünde michael cera var, süper bir oyunculuğu yok ama bu rol için yeterince uygun biri. ama en en güzel oyuncu tabii ki ilk satırda da söylediğim gibi ramona flowers*. o rengarenk saçları bile yeterli filmi sevmek için. başrol olayını geçip filmin en başarılı kişisini söylemek gerekirse bence wallace*.
kurgu güzel ama efektler ve müzikler ayrıca güzel, sırf onlar için bile izlenebilir. dövüş sahnelerinde gülümsetiyor, gülmekten yerlere yatırmasını bekleyerek izlerseniz hata etmiş olursunuz. herkes koşup izlesin demiyorum elbette ama çerezlik film diye gidip saçma sapan romantik komedileri izleyeceğime bunu izlerim çok daha iyi.
bu arada çizgi roman ile ilgili bir fikrim yok ama onu bilip de izleyenler ikisinin benzemediğini söylüyor, bu da ayrıca bir bilgi olsun.
devamını gör...
anosognosia
türkçe karşılığı geçici unutkanlık.
60 yaş üzerindeki insanlarda rastlanan bir durum. yani beyni bilgisayar gibi var sayarsak, bilgi her zaman beyinde kayıtlı, ama işlemcide sorun var. arada sırada görevini tam yerine getiremiyor.
eğer ki bu yaşlarda birinde rastlarsanız yani unuttuğunun farkındaysa fazla endişelenmeye gerek yok, çünkü alzheimer değil. mesela seyahate giderken bavuluna pantolonunu koymayı unuttuysa ve bunu unuttuğunu sonradan hatırladıysa sorun değil, kişi unuttuğunun ve bilincinin farkında. ama öteki türlü düşünülürse, yani pantolonu giymeyi unutur ve unuttuğunun hiç farkında olamazsa o zaman sorun başlıyor demektir.
60 yaş üzerindeki insanlarda rastlanan bir durum. yani beyni bilgisayar gibi var sayarsak, bilgi her zaman beyinde kayıtlı, ama işlemcide sorun var. arada sırada görevini tam yerine getiremiyor.
eğer ki bu yaşlarda birinde rastlarsanız yani unuttuğunun farkındaysa fazla endişelenmeye gerek yok, çünkü alzheimer değil. mesela seyahate giderken bavuluna pantolonunu koymayı unuttuysa ve bunu unuttuğunu sonradan hatırladıysa sorun değil, kişi unuttuğunun ve bilincinin farkında. ama öteki türlü düşünülürse, yani pantolonu giymeyi unutur ve unuttuğunun hiç farkında olamazsa o zaman sorun başlıyor demektir.
devamını gör...
tayyip erdoğan'ın hayvan öldürdün mü sorusu
kötü kalpli insanların sorabileceği bir sorudur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
(bkz: benimkini duymadın galiba delikanlı)
valla benim dışımda herkes trt spikeri ile okan bayülgen kırması maaşallah, hayır rabbim başka taraflara da yüklenmemiş ki napalım, zalımsın dünya.
valla benim dışımda herkes trt spikeri ile okan bayülgen kırması maaşallah, hayır rabbim başka taraflara da yüklenmemiş ki napalım, zalımsın dünya.
devamını gör...
yiğit özgür'ün karikatürlerine telif atması
ilk başta kaldırması için uyarı yapması gerekiyor. polislerinde ifadeye falan alması şaka gibi gerçekten. görmemişin karikatürü olmuş diyesi geliyor insanın. gece gece günaha sokacaklar.*
devamını gör...
dom za vesanje
şaheser.
emir kusturica tarafindan, tamamı çingenece çekilen ilk filmdir. orjinali 270 dakika ama internetten 140 dakikalik bi kısmı mevcut.
beni hüngür hüngür ağlatan aynı zamanda da en sevdiğim filmdir. oyunculuklar, müzikler (bkz: ederlezi)her şeyiyle harikadır.
goran bregoviç'i hala dinlerim hatta.
perhan karakterinin "kendime yalan söylemeye basladigimdan beri kimseye inanmiyorum" repliğiyle de karsınıza çıkma olasılığı yüksek olan filmdir aynı zamanda.
emir kusturica tarafindan, tamamı çingenece çekilen ilk filmdir. orjinali 270 dakika ama internetten 140 dakikalik bi kısmı mevcut.
beni hüngür hüngür ağlatan aynı zamanda da en sevdiğim filmdir. oyunculuklar, müzikler (bkz: ederlezi)her şeyiyle harikadır.
goran bregoviç'i hala dinlerim hatta.
perhan karakterinin "kendime yalan söylemeye basladigimdan beri kimseye inanmiyorum" repliğiyle de karsınıza çıkma olasılığı yüksek olan filmdir aynı zamanda.
devamını gör...
kill bill
quentin tarantino gibi kendine has stili olan bir ustanın çıtayı arşa çıkarttığı filmdir.
giriş sekansından son saniyesine kadar bir film ancak bu kadar özenle çalışılmış ve estetik olabilirdi.her sahne kendi başına ayrı bir olay.
tabii ki tarantino her filminde bolca çizgi roman ,anime ,uzak doğu dövüş sporları ve her zamanki gibi western kalıplarını kullanıyor.kısacası b film olmayan b film yapıyor.zaten adam kendi tarzının herkese hitap etmesini beklemiyor.öyle filmler yapıyor ki bir kesim hiç sevmezken bir kesim de hayranı oluyor filmlerinin.
filmde sevmediğim veya sıkıcı bulduğum hiç bir yer yoktu. vol 1'de özellikle o-ren ıshii ve bride'nin vs yaptığı sahne efsaneydi . tokyo'ya gelip gogo yubari ve crazy 88 ile dövüştüğü sahneler bir sinema şöleniydi. o-ren ıshii gibi bir karakterin hikayesinin de anime şeklinde anlatılması ayrıca güzel bir detaydı.
("that really was a hattori hanzo sword.'')
vol2'de daha çok bride'nin flashbacklerini ve bill ile yüzleşmesini izliyoruz.
elle driver'in budd'a parayı götürüp yılanın onu soktuktan sonra ölmesini beklerken black mamba yılanının özelliklerini okuduğu sahneler kan dondurucuydu ama bir o kadar estetikti. tiksindiğim tek sahne bride'ın driver'ın diğer gözünü çıkartıp ezdiği sahne olabilir.böyle yaparak driver'i öldürmekten beter ediyor ablamız.
en sonunda ise filmin adı olan eylemi gerçekleştiriyor bride fakat bu yaptığı şeyden dolayı mutlu olmuyor.sadece intikamını alıyor.
kill bill filmi gerek akla kazınan sahneleri, oyunculukları ve konusuyla bir efsane olmuştur. yıllar geçse de hiç bir sahnesini unutamazsınız.
özellikle ölüm sahnelerinin hepsi çok yaratıcıdır.(five point palm exploding heart technique)
soundtrackleri zaten bir tarantino filminden bekleyeceğiniz gibi efsanedir.
anlamadığım iki şey var; 1. si bride buck'ı öldürdükten sonra 12 saat boyunca otoparktaki arabasında kalıyor ama hiç kimse buck'ın öldüğünü fark etmiyor mu?
2. si b.b nasıl bir çocuksun ananla baban birbirini öldürmeye çalışıyor o kadar ses çıkıyor insan bi dışarı çıkmaz mı ?
ve son olarak...intikam hiçbir zaman düz bir çizgi değildir... bir ormandır... ve ormanda olduğu gibi yolunu kaybetmek kolaydır. kaybolmak geldiğin yolu unutmaktır...
giriş sekansından son saniyesine kadar bir film ancak bu kadar özenle çalışılmış ve estetik olabilirdi.her sahne kendi başına ayrı bir olay.
tabii ki tarantino her filminde bolca çizgi roman ,anime ,uzak doğu dövüş sporları ve her zamanki gibi western kalıplarını kullanıyor.kısacası b film olmayan b film yapıyor.zaten adam kendi tarzının herkese hitap etmesini beklemiyor.öyle filmler yapıyor ki bir kesim hiç sevmezken bir kesim de hayranı oluyor filmlerinin.
filmde sevmediğim veya sıkıcı bulduğum hiç bir yer yoktu. vol 1'de özellikle o-ren ıshii ve bride'nin vs yaptığı sahne efsaneydi . tokyo'ya gelip gogo yubari ve crazy 88 ile dövüştüğü sahneler bir sinema şöleniydi. o-ren ıshii gibi bir karakterin hikayesinin de anime şeklinde anlatılması ayrıca güzel bir detaydı.
("that really was a hattori hanzo sword.'')
vol2'de daha çok bride'nin flashbacklerini ve bill ile yüzleşmesini izliyoruz.
elle driver'in budd'a parayı götürüp yılanın onu soktuktan sonra ölmesini beklerken black mamba yılanının özelliklerini okuduğu sahneler kan dondurucuydu ama bir o kadar estetikti. tiksindiğim tek sahne bride'ın driver'ın diğer gözünü çıkartıp ezdiği sahne olabilir.böyle yaparak driver'i öldürmekten beter ediyor ablamız.
en sonunda ise filmin adı olan eylemi gerçekleştiriyor bride fakat bu yaptığı şeyden dolayı mutlu olmuyor.sadece intikamını alıyor.
kill bill filmi gerek akla kazınan sahneleri, oyunculukları ve konusuyla bir efsane olmuştur. yıllar geçse de hiç bir sahnesini unutamazsınız.
özellikle ölüm sahnelerinin hepsi çok yaratıcıdır.(five point palm exploding heart technique)
soundtrackleri zaten bir tarantino filminden bekleyeceğiniz gibi efsanedir.
anlamadığım iki şey var; 1. si bride buck'ı öldürdükten sonra 12 saat boyunca otoparktaki arabasında kalıyor ama hiç kimse buck'ın öldüğünü fark etmiyor mu?
2. si b.b nasıl bir çocuksun ananla baban birbirini öldürmeye çalışıyor o kadar ses çıkıyor insan bi dışarı çıkmaz mı ?
ve son olarak...intikam hiçbir zaman düz bir çizgi değildir... bir ormandır... ve ormanda olduğu gibi yolunu kaybetmek kolaydır. kaybolmak geldiğin yolu unutmaktır...
devamını gör...
narsisistik kişilik bozukluğu
kişinin, kendisini diğer insanlardan üstün görmesi, sürekli beğenilme ve ilgi beklentisi içinde olma ile karakterize bir kişilik bozukluğudur.
narsisizmin çok ciddi seviyelerde seyretmesi olarak da tanımlanabilir. yani kişinin kendi bedensel ve zihinsel durumuna karşı duyduğu hayranlık, kendini üstün görme, sadece kendi ile meşgul olup kendisine ve başkalarına verdiği yıkıcı zararı fark edememe olarak da ifade edebiliriz.
bu kişiler bulundukları her ortamda özel bir ilgi göreceğini düşünür, en üstün yerleri onun hak ettiğine inanır. kendilerini üstün göstermek için başkalarını kullanmaktan da asla çekinmezler. kuracakları ilişkiler de bencil ve sadece ben merkezlidir.
bu kişilik bozukluğuna sahip kişiler, özel bir insan olduklarını, bu yüzden sürekli ilgi görmeleri gerektiğini, sürekli övülmelerini, başkalarından ayrıcalıklı olmaları gerektiğini düşünürler. eleştiriye tahammülleri yoktur çünkü kendileri en üstün kişi oldukları için hata yapacaklarına asla inanmazlar. diğer insanların kendisinin isteklerini karşılamaları gerektiğini düşünürler. eğer bu gerçekleşmez ise cezalandırılması isterler.
bilindiği üzere bebeklik ve çocukluk dönemi bireyin kişiliğinin gelişiminde çok ama çok önemlidir. bu kişilik bozukluğunun temelinde de erken çocukluk dönemindeki yanlış ebeveyn davranışları yatmaktadır. ebeveynin çocuğun özelliklerini aşırı derecede yüceltmesi, sürekli övülmesi, gerçek hayatın düş kırıklıklarından uzak bir gelişim göstermesi çocukta gereksiz büyüklenen bir özbenlik oluşturur. çocuk her istediğinin gerçekleşmesi ile tüm hayatı boyunca böyle olması gerektiğini hisseder. bunun da narsisizmin oluşumunda büyük bir payı vardır.
narsisizmin çok ciddi seviyelerde seyretmesi olarak da tanımlanabilir. yani kişinin kendi bedensel ve zihinsel durumuna karşı duyduğu hayranlık, kendini üstün görme, sadece kendi ile meşgul olup kendisine ve başkalarına verdiği yıkıcı zararı fark edememe olarak da ifade edebiliriz.
bu kişiler bulundukları her ortamda özel bir ilgi göreceğini düşünür, en üstün yerleri onun hak ettiğine inanır. kendilerini üstün göstermek için başkalarını kullanmaktan da asla çekinmezler. kuracakları ilişkiler de bencil ve sadece ben merkezlidir.
bu kişilik bozukluğuna sahip kişiler, özel bir insan olduklarını, bu yüzden sürekli ilgi görmeleri gerektiğini, sürekli övülmelerini, başkalarından ayrıcalıklı olmaları gerektiğini düşünürler. eleştiriye tahammülleri yoktur çünkü kendileri en üstün kişi oldukları için hata yapacaklarına asla inanmazlar. diğer insanların kendisinin isteklerini karşılamaları gerektiğini düşünürler. eğer bu gerçekleşmez ise cezalandırılması isterler.
bilindiği üzere bebeklik ve çocukluk dönemi bireyin kişiliğinin gelişiminde çok ama çok önemlidir. bu kişilik bozukluğunun temelinde de erken çocukluk dönemindeki yanlış ebeveyn davranışları yatmaktadır. ebeveynin çocuğun özelliklerini aşırı derecede yüceltmesi, sürekli övülmesi, gerçek hayatın düş kırıklıklarından uzak bir gelişim göstermesi çocukta gereksiz büyüklenen bir özbenlik oluşturur. çocuk her istediğinin gerçekleşmesi ile tüm hayatı boyunca böyle olması gerektiğini hisseder. bunun da narsisizmin oluşumunda büyük bir payı vardır.
devamını gör...
suriyeliler
şaka maka deli gibi çocuk yapıyorlar.bu gidişle kendi ülkemizde azınlık haline geleceğiz ben ondan korkuyorum.
devamını gör...
il olması gereken ilçeler
şehir merkezinden daha çok gelişmiş ilçelerdir.
fethiye, doğubayazid, alanya, edremit, çorlu'yu örnek verebilirim.
fethiye, doğubayazid, alanya, edremit, çorlu'yu örnek verebilirim.
devamını gör...
bir yazar ile karşılıklı artı oy vermek
iade-i ziyaret.
devamını gör...
tası tarağı toplayıp banyoya girmek
maksimum gidebileceğim yerdir, başka yere de gidemem dediğim başlıktır.
devamını gör...
reklamlardaki kızların gerçek hayatta olmaması
reklamdaki erkeklerlede gerçek hayatta karşılaşılmaması durumuyla eş değerdir.güzel ve yakışıklı oldukları için reklamdalar.
devamını gör...
turgut uyar
gazeteci- yazar tomris uyar ile büyük bir aşk ile evlenen ve bu evlilikten bir çocukları olan, ikinci yeninin kurucularından, en sevdiğim şiirini aşağıya bıraktığım şair.
çünkü herkesin bir gideni vardır
"herkesin
bir umudu vardır,
bir savaşı,
bir kaybedişi,
bir acısı,
bir yalnızlığı,
bir hüznü…
çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurlayamadığı…“
çünkü herkesin bir gideni vardır
"herkesin
bir umudu vardır,
bir savaşı,
bir kaybedişi,
bir acısı,
bir yalnızlığı,
bir hüznü…
çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurlayamadığı…“
devamını gör...
iyice eğil hepsini alırsın
bu da geri zekalılıkta kaçıncı level artık bilmiyorum ama, içinde hdp'nin h'si geçmeyen başlıkla ilgili bir entry yazdığınızda eleştirinizin dikkate alınması için teröre lanet etmek ön koşulu var herhalde! geri zekalısınız anlıyorum ama aşağıdaki paragrafta bir davranışın yanlışlığıyla ilgili yazılan entryden nasıl hdpli kadın olduğu için savunduğum kanısına vardınız! ya siz komple şaka mısınız? yahu bu sözlük okuma yazma bilmeyen insanları yazar mı yapıyor!?
hakikaten geri zekalı mısınız? yanlış bir sözün, tavrın, yaklaşımın kime yöneldiğiyle ne ilgisi var! yanlış, yanlıştır arkadaş ya, sana da yapılsa yanlış ona da.
zaten bu yüzden sıra sana geldiğinde senin için de itiraz edecek kimse kalmayacak!
hakikaten geri zekalı mısınız? yanlış bir sözün, tavrın, yaklaşımın kime yöneldiğiyle ne ilgisi var! yanlış, yanlıştır arkadaş ya, sana da yapılsa yanlış ona da.
zaten bu yüzden sıra sana geldiğinde senin için de itiraz edecek kimse kalmayacak!
devamını gör...
