kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

patagonya cumhuriyetinde sıradan bir olaydır. bu ülkede yürümek, hak aramak, gösteri düzenlemek maalesef yasak. umarım tutuklama olmaz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...
kelimelere sığdıramıyorum halimi...
ruhu kırılır mı insanın hiç?
...
boşluk dolu içim...
yokluk dolu...
hissetmiyorum artık; ne özlemi ne hüznü, nede düşüncelerimdeki yaraları...
sahi ben öldüm mü?
ruhumu bedenimden önce toprağa gömdüm mü?
...
kalbinizin çirkinliği yüzünüze bulaşmış!
dilinize yapışmış vicdanınızın karası...
acımıyor mu hiç içiniz ?
...
ben olsam üşürdüm. buz keserdi yüreğim...
...
ahlarım var pek bir derinde ve malesef bu sefer merhametimin çok ötesinde. yinede...
size merhamet diliyorum, yüreğinize biraz sevgi, biraz akıl, biraz fikir, biraz insanlık, biraz vicdan... bolca uzaklık diliyorum benden, bedenimle ruhum birleşse bile değişmemesi için dua edeceğim bir uzaklık... ...
evet anlaşılmazım...
anlayanlar, anlamak isteyenler zaten bu cümlelere hiç ihtiyaç duymayacaklar...
...
ruhumu öldürenlerin, ruhları canlansın!...
devamını gör...

merhabalar sevgili yazarlar.

şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.

sabarların devamı olarak bilinen hazarlar, önceleri karadeniz’in kuzeyi ile kafkaslar arasında 1. göktürk devleti’ne bağlı olarak yaşamışlardır.

bu devletin yıkılmasıyla 630 yılında hazar kağanlığı’nı kurmuşlardır.

göktürkler ile aynı soydan gelmektedirler.

bizans, sasani ve araplarla ilişkiler kurmuşlar; bizans- sasani savaşlarında bizans devleti’ni destekleyerek sasani devleti’nin zayıflamasında ve yıkılmasında etkili olmuşlardır.

üçüncü halife hz. osman dönemi’nde araplarlarla savaşmışlar ve arapları yenilgiye uğratmışlardır. arapları yenilgiye uğratmalarrı sonucu islamiyet’in kafkasya bölgesinde yayılmasını engellemişlerdir.

işlek ticaret bölgelerinin merkezlerinde yer almaları hazarların ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesini sağlamıştır.

diğer dinlere mensup insanlar ile kurdukları ilişkiler sonucu ülkelerinde hristiyanlık, museveilik ve islamiyet dinleri yayılan hazarlar; musevilik dinini benimseyen ilk türk devleti olma özelliine sahiptirler.

dinlere karşı oldukça hoşgörülüdürler hatta halkın farklı dinlere bağlı insanları arasındaki davalara iki müslüman, iki musevi, iki hristiyan ve bir şamanist’ten oluşan yedi kişilik hakimler kurulu bakmıştır.

oldukça güçlü orduya sahip olduklarından dolayı 7. ve 9. yüzyıllar arasında bulundukları bölgede huzuru, barışı ve güvenliği sağladıkları için bu dönem ‘’hazar barış çağı’’ olarak adlandırılmıştır.

rusların devlet teşkilatlanmalarında ve ordu teşkilatlanmalarında etkili olmuşlardır.

10. yüzyılda peçenek akınlarıyla zayıflamışlar ve rus knezliği tarafından yıkılmışlardır.

edit: ayrıca hazarlar, ordularında paralı asker bulunduran ilk türk devletidir.


edit: sayın is düşüm'ün uyarısı üzerine "diğer dinlerle kurdukları ilişkiler" ifadesi değiştirildi.
devamını gör...

bir koşuşturma, bir heyecan. herkesin yüzünde benzer bir gerginlik vardı o akşamüstü. tedirginlik, her yerden bir tehlike gelebileceği ihtimali, belirsizlik. kalabalık bir masada oturuyorlardı. kimse çantasını kucağından indirip sandalyeye bile asmamıştı. telefonlar elde. şarjlar azalmış. nöbetleşe camdan sokağa bakıp duran 9 kişiydiler. ışık'ın telefonu çaldı. arayan iş arkadaşı joseph'ti. murat'tan belgeyi alıp almadığını sordu. saatlerdir bu anın gelmesini bekliyordu ışık. derin bir iç çekti. aldım dedi. korkma dedi joseph hissetmiş gibi. "senden kimse şüphelenmez."

ışık kalktı oturdukları kahveden. ufak tefek çelimsiz bir kızdı. üniversiteye yeni başlamıştı. 2 sene önce gelmişti bu şehre, havasına suyuna bile henüz alışamamıştı. okulun ilk senesi bir hocasının yönlendirmesiyle saat ücretli olarak çalışmaya başladığı, okul ve cafe'den arta kalan zamanlarında veri girişi yaptığı, işini doğru yaptığı taktirde kimsenin kaçta gediğine kaçta gittiğine karışmadığı bu araştırma enstitüsünde, idari işler departmanında asistan olarak çalışan joseph başta olmak üzere herkes onu çok sıcak karşılaşmıştı. yabancılarla çalışmak ne güzel diye düşünmüştü ışık daha ilk haftadan. kesinlikle mezun olduğunda çokuluslu bir yerde çalışması gerektiğine ikna olmuştu çabucak. belçika tarafından fonlanan bu enstitüde neredeyse her milletten 21 tam zamanlı, ışık'ın sayısını bilmediği kadar da yarı zamanlı ya da saat ücretli personel çalışıyordu. ışık çok şanslı görüyordu kendini. onu bu işe yönlendiren hocasına da defalarca kez söylediği gibi hayatı, bakış açısı tamamen değişmişti bu işe başladığından beri.

hiç anlamadığı şeyler olup bitiyordu ama. korkuyordu ışık. ilk defa 3 ay önce enstitünün araştırmacılarından biri tutuklandığında, hemen akabinde de adalet bakanlığı'ndan enstitünün tüm yazışmalarının asıllarının taraflarına ivedilikte teslim edilmesi istendiğinde bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı. joseph, ona nerede çalıştığından en yakınları haricinde pek kimseye söz etmemesi gerektiğini söylediğinde didikleme ihtiyacı duymuştu ışık. öğrendiği bilgi kırıntıları bile kanını dondurmaya yetmişti. enstitü'nün üzerinde çok baskı vardı. belçika ile ülke arasında da haber bültenlerine bile yansıyan cinsten çok ciddi bir diplomatik kriz...

joseph 3 gün önce ışık'a muratla görüşmesinin mümkün olup olmadığını sordu. ışık'ın işe girişinden 7 ay sonra direktör yardımcılığından istifa eden, 32 yaşında profesörlüğünü almış murat ve ışık hiçbir diyalog geçmişine sahip değillerdi. ışık anlamamış, nedenini sorma gereği duymuştu. joseph üstü kapalı bir şekilde cevap verdi. ışık çok kurcalamaması gerektiğini ancak bu evrakı almasının ve joseph'e teslim etmesinin ne kadar önemli olduğunu sezmişti. kabul etti. joseph'e, onu bile isteye tehlikeye atmayacağını bilecek kadar güvenirdi. yine de sorma ihtiyacı duydu. "endişelenecek bir şey yok ışık. bunu enstitüde tam zamanlı çalışan biri yapmamalı sadece, durumları biliyorsun az çok." murat ve ışık laleli'de buluşmuşlardı. saati ve yeri joseph haber vermişti ışık'a. ayaküstü bir sohbet, kapalı bir zarf ve bu kadar. 3 dakika bile sürmemişti. her zamanki gibi işe gidecek, 4. kata çıkıp bunu joseph'e verecek ve çıkacaktı. en kötü ne olabilir ki diye düşündü enstitünün bulunduğu sokağa girerken. yokuşu çok hızlı tırmanıyordu, nefes nefese kalmıştı. neredeyse koşar adım yürüdüğünü, kan ter içinde kaldığını enstitünün tam karşısındaki polis kalabalığını fark etmesiyle eş zamanlı kavradı. birden durdu yolun ortasında. ondan tarafa bakan polislerden biriyle göz göze geldi. kafasını önüne eğdi ve yürümeye devam etti. bu defa normal hızda. bahçe kapısına geldiğinde tekrar baktı polislerden tarafa. neredeyse 30 kişilerdi. 4 normal polis otosu, 4 de zırhlı araç vardı. polisler ağır silahlıydı. özel bir ekip olduklarını düşündü ışık. terörle mücadele mi acaba, onların üniforma renkleri böyle mi oluyordu diye düşündü. aynı polis gözlerini dikmiş ışık'a bakıyordu. bir an ne yapacağını bilemedi kadın. kafasını çevirdi hızla, çantasının ön gözünde olması gereken personel kimlik kartını bulamıyordu bir türlü. sinirlenmişti, göz ucuyla sağa, yokuşun yukarısına baktı yeniden. polisin ona doğru yürümeye başladığını gördü. hızla arkasına döndü, yere çömelip çantasını açtı, kimliği yoktu! beyni patlayacak gibiydi. arkasına dönüp baktı, polis ona yürümeye devam ediyordu. galiba gülümsüyordu da. sinirleri bozuldu. kalbi yerinden çıkacak bir hızda atıyordu. kalktı yerden ışık, hızla yokuş aşağı yürümeye başladı. neredeyse koşuyordu. çok yanlış bir şey yaptığını fark etti ama artık çok geçti. polisten kaçıyordu! köşeyi döner dönmez karşısına çıkan, daha önceden dükkan olan ama sonrasında ön ve arka duvarları yıkılarak bir yaya alt geçidine çeviren binanın tam altında polisin kendisine "bayan" diye seslendiğini duydu. zaten burada da bir grup polis olduğunu gördü. hatta bir de masa. kimlik kontrolü yapan, ağır silahlı olmayan polisler ve geçip gitmekte olan insanlar. durdu ışık. kendisini sakinleştirmeye çalıştı ve arkasına döndü. en sakin olmaya çalışan yüz ifadesiyle;

-buyrun memur bey?
-nereye böyle koşa koşa hanfendi?! kimlik göreyim.
-kimlik mi? ha normal kimlik mi? bir saniye. hemen.

polis 27-28 yaşlarında dev gibi bir adamdı. 1.90'ın üzerinde boylu, büyük suratlı, esmer. küçücük bir kadın olan ışık kendini olduğundan da küçük hissetti bu adam karşısında. ellerinin titrediğini fark ettirmemeye çalışarak sırt çantasında cüzdanını aradı. kimliğini verdi. polis elindeki telefondan bir şeylere baktı. kimliği geri verirken konuştu;

-ne aradın öyle yere oturup sen?
-personel kimliğimi aradım da. evde bırakmışım herhalde. bulamadım. bugün ben çalışmıyorum normalde, zaten defterimi alacaktım, unutmuşum dün, önemli bir şey değil. bugün işim bu taraflarda olunca uğrayıp onu alayım dedim ama kimlik yok. (güldü) bulamadım, eve dönüyorum.
-ne iş yapıyorsun sen?
-stajyerim ben. öğrenciyim normalde.
-neden koşarak uzaklaştın peki?
-memur bey, size açık konuşcam, ben hayatımda polis görmüş insan değilim. sizi öyle görünce korktum açıkçası. ne yapacağımı bilemedim. size çok komik gelecek belki ama durum bu. korktum, bir an önce de uzaklaşmak istedim, yemin ederim.
-etme yemin ışık hanım. hem biz korkulcak insanlar mıyız? bak bana... ben ne yapayım senin yeminini. ama gel biraz yürüyelim senlen.
-aslında acelem var benim memur bey. ben gitsem?
-bir öpücük vermeden nereye ışık hanım?
güldü polis.
-anlamadım, ne öpücüğü?
-hadi hadi uzatma, ver bir öpücük bakayım.
öne doğru eğildi. itti ışık polis'i. dehşete kapılmıştı. "ne yapıyorsunuz siz!" dedi, etrafta bir sürü polis, bir sürü insan daha varken bu hadsizlik onu şok etmişti. polisin böyle bir şeye nasıl cesaret edebildiğine anlam verememişti.

-gel bakalım ışık hanım o zaman, merkezde bir ifadenizi alalım sizin.

ne olduğunu anlamadan polis bileklerine kelepçeyi takmıştı genç kadının. inanamıyordu olanlara ışık. tarifsiz bir şekilde korkuyordu. hayatında böyle bir dehşet anı daha yaşamamıştı. bayılacak gibiydi. sürükleyerek götürüyordu onu polis. arkasına baktı. tanıdık bir yüz arıyordu. enstitünün sokağına geri döndüler. yokuşu tırmanırlarken ilerde polisin müdahaleye başladığını gördüler. her yer gazdı. göremedikleri yerleri hedef alan polisler vardı! polis ışık'a baktı, arkalarından gelen polislere belli belirsiz bir işaret yaptı ve koşar adım ışık'ın yanından uzaklaştı. kadın elleri kelepçeli vaziyette sokağın ortasında kalakaldı. arkasına döndü, sokaktaki herkesin müdahale alanına bakmakta ya da koşmakta olduğunu gördü. bir sürü insan ve polis vardı. gerisin geri yokuş aşağı koşmaya başladı. sokağı bitirip binanın altına yöneldi. hızla geçti geçitten, onunla ilgilenen kimse yoktu. incecik bileklerinden düştü düşecek kelepçeden de kurtulabilirse bu kabustan kaçabileceğini düşünürken sokağın köşesinde julio'yu gördü. çok rahatladı. julio enstitüye yeni gelen misafir araştırmacılardan biriydi. onu bu kaostan kurtarabileceğini düşündü ışık. tek derdi şu kelepçeydi. ışık'a gel diye işaret ediyordu julio. ışık ona doğru koşmaya devam etti. arkasına baktı, kendisini takip eden bir polis olup olmadığını anlayamadı. her yerdeydiler! burası kaosun tam merkeziydi. julio ışık'ın elini tuttu, ışık ona "beni bırakma" dedi. enstitünün iki arka sokağındaki depo binasına girdiler, açık plan bu apartmanda her kat ayrı bir daireydi. dış cephesi yarı cam yarı duvar olan tüm bu daireler ortadaki avluya bakacak şekilde, kare düzendeydi. 3. kata çıktılar. arşiv olarak kullanılan bu dairenin kapısının anahtarını verdi julio ışık'a. titreyen kelepçeli elleriyle kapıyı açmaya çalışırken merdivenlerden iki polisin koşarak çıktığını gördü ışık. julio bir üst kata çıkmak için merdivene yönelmişti bu esnada. ışık kapıyı açmayı başarıp içeri girdiğinde hala titriyordu. önce banyoya girdi, camlar sonuna kadar açıktı. camın önündeki mermerde kocaman büyük bir sarı kedi vardı. yangın merdiveninden polislerin çıkıp ona yakalayabileceğini fark ettiği için hızla banyodan çıktı, odalardan birine girip yere çömeldi. polisler bu esnada arşiv katına ulaşmıştı. ışık olduğu yere çömeldi. önünde bir çalışma masası vardı. küçücük olan bedenini bile saklayamayacak kadar küçük olan bu masaya ve banyoda kalmamaya karar veren aklına lanet etti. "o yangın merdivenlerinden onlar gelmeden sen de kaçabilirdin ışık, aptalsın sen" diye düşündü. polisler yere çömelip camdan içeri baktılar. biri öbür yana bakıyordu da bu kumral olan onun olduğu tarafa doğru çeviriyordu kafasını işte. saniyeler sonra görüleceğini fark eden ışık gözlerini sıkı sıkı yumdu.

ve miko uyandı. bir daha da uyuyamadı sabah'ın 3 buçuğundan beri.**
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: terörist)
devamını gör...

eşşek hoş laftan ne anlar diyerek silinen tanımlardır. sözlükte arada sırada yapılır.
devamını gör...

"yarhekumullah" çok yaşa yerine kullanılmaz yalnız. önce hapşuran elhamdülillah der. sonra karşısındakiler yarhekumullah der. ikisini birden yapabilirsiniz yani hapşıran kişi elhamdülillah demiyorsa yarhekumullah demek çok saçmadır.
devamını gör...

boyuna deyince sürekli dövme yaptırmak anlamına da gelir, ben başlığı görünce öyle anladım. ünlü düşmelerini sevin; tutmaya çalışmayın, bırakın düşsünler.

ik uzmanının, kim aldı bu serseriyi içeri diye sekretere doğru bağırmasına sebep olabilir "boyuna" dövme.
devamını gör...

benim pek değer verdiğim, bir derdim olduğunda beni dinleyeceğini ve benden desteğini asla esirgemeyeceğini bildiğim canım venüsümün doğum günü bugün, kutlu olsunn. * yüz yüze tanışıp bir sohbet edememiş olmama rağmen, o güzel kalbinin sıcaklığını kilometrelerce öteden hissedebiliyorum. içi de yüzü, gözü gibi çok çok güzeldir venüsümün, kimseye zararı dokunmaz, çok temiz kalpli ve iyi niyetlidir biricik arkadaşım. onu iyi ki tanımışım.

umuyorum ki geleceği de kendi gibi güzel, karşısına çıkan insanların kalbi onunki gibi kocaman olur. verdiği emeklerin karşılığını alır, mutlu mesut yaşayıp gider. onda onun bende bıraktığı gibi güzel bir etki bırakabildiysem benim için ne mutlu, bir gün iletişimimiz kopsa bile ileride onu tüm güzellikleriyle hatırlayacağıma eminim. bana ablalık yaptığı için minnettarım. her şey için çok teşekkür ederim tatlım. imkanım oldukça yüzünü güldürebilmek için elimden geleni ardıma koymayacağım, ümit ediyorum ki doğum günü dileklerim de seni memnun etmiştir, amacıma ulaşabilmişimdir. bir tanesin. iyi ki doğmuşsunn. *
devamını gör...

birbirinden ayrılmasında sıcaklık, yağış miktarı ve yağış rejimi göz önüne alınan iklim grubudur.

oluşumunda etkili olan faktörler şunlardır:

1) genel hava dolaşımı.

2) karasallık ve denizellik.

3) okyanus akıntıları.

4) güneş ışınlarının düşme açısı.

5) hava kütleleri.

6) basıncın genel dağılışı.
devamını gör...

bu ukdeyi doldurmak bana kısmet oldu. etnosentrik bakış açısını en basit haliyle ben-merkezciliktir ya da başka bir deyişle kültürel narsisizm olarak tanımlayabiliriz. bu bakış acısında ki bireyler kendi kültürel yapılarını diğer tüm kültürlerden üstün ve doğru kabul ederek hareket ederler - ki çoğu zaman diğer kültür yapılarını tanımaya dahi gerek görmeden- günümüz dünyasında ise bu bakış açısı başka bir yere evrilerek avrupa merkezciliği yani eurosantrizmi doğurmuştur. avrupa standartlarına uymayan kültürleri aşağı görme kültü böyle böyle dünya toplumlarına işlenmiştir.
ayrıca geçmişten günümüze uzanan oryantalizmin temeli yine bu bakış açılarının bir sonucu olarak var olmuştur.
devamını gör...

ihtimal değil cidden nefreti hak eden bir yazardır. 2 gün önce bir teşebbüsüm oldu ve ailem olarak gördüğüm sözlüğe #1038230 bir elveda mesajı yazdım. kendisi büyük oyunu gördüğünü ve benim trolluk yaparak şakadan yazdığımı ima etti pardon direk öyle dedi*. nickaltımda yazdığı dünyada gerçekten kötü insanların olduğunu hatırlattı bana. #1042768 senin gibi insanlardan ve o yazdığın tanımı beğenen insanlardan nefret edeceğim. yalan ve dikkat çekme dedin ya. gerçekten senin gibi insanlar yüzünden kendimi inandırmaya çalışmam dünyanın geldiği noktadır.#1043397 inanmıyorum ya cidden inanmıyorum ne biçim bir dünya.

bilmeden yargılayan ve insan canı gibi bir konuda boş boş konuşan sen ve senin gibi insanlardan uzak duracağım. bu mesajım beni düşünen değerli yazarlarımızadır. her zaman beni iyi anlayan güzel yazarlarla olacağım.
devamını gör...

burcu güneş-çile bülbülüm.
devamını gör...

arada kaynayıp gitmemesi gereken şaheser.

ben bi' beyaz türk'üm yasalarım anglosakson ama kafam ortadoğulu
apolitik büyüdüm, hiç oy vermedim
kafamı tatile, gezmeye, borca yordum
adalet öldü, ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum
şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum
kendi ülkemin polisinden korkar oldum
üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi! sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil
senin, senin eserin, senin eserin bu korkunç resim bu yorgun sesim
fakirin vergisiyle yatına, katına katana salak haşere geri yolsuz vekil seni, senin eserin!
sen hiç yıkanmadın ölümle bi' kez bile tıkanmadın elinde 3. dalga karton bardak kahve
tek derdin o özenti "start-up"ın
şimdi kapını kollaması gereken adalet gelir acımaz vurur kırar kapını çünkü çocuk öldü vuran memurdu diye "haklıdır" dedin sesini çıkarmadın, yani suçlusun!
çünkü iki gün üzülüp sonra gözündeki nehri kuruttun
tuğçe ve büşra'nın katilini serbest bırakan hakimin adı neydi unuttun!
şimdi başına bi' şey gelse şeh'rin hukuk mu?
bi' gece haksızca alsalar içeri seni
bunu haber yapıcak gazeteci bile bulamazsın hepsi tutuklu!
devamını gör...

nereden baksan kral hareket.*

macaristan'ın başkenti budapeşte'nin liberal görüşlü belediye başkanı, kentte çin fudan üniversitesi'nin yapmayı planladığı kampüs bölgesindeki bir caddeye "şehit uygurlar caddesi" adını verdi.

ayrıca belediye aldığı kararla, üniversitenin yapılması planlanan kampüs bölgesindeki diğer bazı cadde isimlerini, "şehit uygurlar caddesi", "özgür hong kong caddesi", "dalai lama caddesi" ve pekin yönetimi tarafından cezaevine konulan katolik piskoposun adına atıfla "xie shiguang caddesi" olarak değiştirdi.

kampüsün yapılması planlanan 9. bölge belediye başkanı baranyi krisztina da facebook hesabından yaptığı paylaşımda, "planlanan çin üniversitesinin çevresindeki kamusal alanlara güzel yeni isimler verdik." ifadesini kullandı.

başbakan yardımcısı zsolt semjen, belediyenin kararını eleştirdi.

buradan
devamını gör...

opeth’in 12 mart 2001’de çıkarmış olduğu şahane bir progresif metal tadında olan albümdür ve aynı zamanda muazzam ritmi bol, akıcılığı can alıcı şarkılarından birisidir. albüm hakkında aslında söylenecek çok şey var. albüme ait her şarkı birbirinden güzel, birbirinden etkileyici.

misal albümden bazı şarkıların güzelliklerinden bahsedelim. the drapery falls şarkısı albümün kralı gibidir. brutalı bol, enstrüman kalitesi şahane ve de ahengi on numara beş yıldızdır. onun ardından da dirge for november gelir. bu şarkının başlangıcı sakindir lakin ortalarına doğru coşkuyu verir, insanı adeta şahlandırır, kulakların pasını siler.

bleak diye de bir efsane vardır. bu şarkı adeta beni progresif metale doyuruyor o derece enstrüman kalitesi mevcuttur. pek brutal olmasa da şarkıyı söyleyen vokal adeta şarkının kalitesine kalite katıyor. bir de harvest var tabi. duygusal bir opeth eseridir. bu şarkıyı dinlerken de uzaklara dalıp gidersiniz o derece güzeldir. soft, sakin, akıcı…

the funeral portrait şarkısı benim yine bu albüme ait olan favori şarkılarımdan birisidir. brutali, ahengi, ritmi ve ses kalitesi oldukça yüksektir. blackwater park albümü aslında opeth’in çıkarmış olduğu still life albümünün devamı gibi bir şey. severiz ve keyifle de dinleriz. yalnız bu albümünün yeri ben de başkadır her zaman. opeth yapar da olmaz mı kardeşim? olmuş işte…
devamını gör...

26 şubat 1954, kasımpaşa.
devamını gör...

tuketilen gidalarin ne kadar hormonlu hale geldigini alenen yuzumuze carpan kusak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim