17. yüzyıl divan şairleri
1) nefi:
asıl adı ömer'dir.
‘’yararlı, faydalı’’ anlamlarına gelen ‘’nef’i’’ mahlasını kullanmıştır.
tasavvuftan etkilenmemiştir.
‘’sebkihindi’’ akımından etkilenen ilk şairdir.
mesnevi yazmamıştır.
edebiyatımızda hiciv türünün en önemli temsilcisidir.
‘’fahriye (yazılan kişiye övgü)’’ bölümünü kasidenin vazgeçilmez bir bölümü haline getirmesinden dolayı ‘’fahriye şairi’’ olarak da bilinmektedir.
kaside türünün yapısını değiştirmiş, kasidelerine fahriye ve tegazzülle başlamıştır.
gazellerinde sade, kasidelerinde ise ağır ve süslü bir dil kullanmıştır.
‘’siham-ı kaza (kaza okları)’’ isimli eserinde hicivlerini toplamıştır.
‘’tuhfetü’l uşşak (aşıkların armağanı)’’ isimli kasidesi de önemlidir.
2) nabi:
asıl adı yusuf’tur.
hikemi (öğretici-didaktik) şiirin edebiyatımızdaki en önemli temsilcisidir.
nabi ekolü’nün kurucusudur (hikemi şiir akımı olarak bilinen akım).
devrinde ‘’şeyhü’l şuara’’ ve ‘’melikü’l şuara’’ olarak nitelendirilmiştir.
‘’hayriyye’’ isimli eserinde oğlu ebü’l hayr mehmed çelebi’ye öğütler yazmıştır.’’
şiirlerinde sade, nesirlende (düzyazı) ise ağır bir dil kullanmıştır.
‘’tuhfetü’l harameyn’’ isimli eseri edebiyatımızda süslü nesirin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir.
‘’hayrabad’’ ve ‘’münşeat’’ isimli eserleri de önemlidir.
3) nevizade atai:
şair nevi’nin oğludur.
hamse (beş mesnevi) sahibidir.
mesnevilerinde didaktik (öğretici) bir üslup kullanmıştır.
atasözü, deyim ve kalıplaşmış sözlere sıkça yer vermiştir.
4) şehülislam yahya:
gazel şairlerinden biridir.
mahallileşme akımından etkilenmiştir.
şiirlerinden bazıları bestelenmiştir.
gazelde rubai veznini kullanan ilk şairdir.
5) naili (naili-i kadim):
sebkihindi akımının kurucularından ve ilk temsilcilerinden biridir.
şiirlerinde farsça kelimelere ve ağır tamlamalara bolca yer vermiştir.
telmih, mübalağa ve tezat sanatlarını sıkça kullanmıştır.
şarkılarında ise sade bir dil kullanmıştır, mahalli (yerel) söyleyişlere yer vermiştir.
6) neşati:
mevlevi şeyhi olmasından dolayı ‘’neşati dede’’ olarak da bilinmektedir.
sebkihindi akımının en önemli temsilcilerinden biridir.
gazelleriyle ünlenmiştir.
gazellerinde naili-i kadim’den, kasidelerinde ise nef’i’den etkilenmiştir.
7) azmizade haleti:
rubaileriyle tanınmıştır.
‘’divan şiirinin ömer hayyam’ı’’ olarak anılmaktadır.
‘’rubaiyyat (rubaiyyat-ı haleti)’’ isimli eserinde rubailerini bir araya getirmiştir.
tanım: 17. yüzyıl divan şairleri hakkında yükseköğretim kurumları sınavı'na yönelik bilgi içeren başlıktır.
kaynak: edebiyat notlarım.
asıl adı ömer'dir.
‘’yararlı, faydalı’’ anlamlarına gelen ‘’nef’i’’ mahlasını kullanmıştır.
tasavvuftan etkilenmemiştir.
‘’sebkihindi’’ akımından etkilenen ilk şairdir.
mesnevi yazmamıştır.
edebiyatımızda hiciv türünün en önemli temsilcisidir.
‘’fahriye (yazılan kişiye övgü)’’ bölümünü kasidenin vazgeçilmez bir bölümü haline getirmesinden dolayı ‘’fahriye şairi’’ olarak da bilinmektedir.
kaside türünün yapısını değiştirmiş, kasidelerine fahriye ve tegazzülle başlamıştır.
gazellerinde sade, kasidelerinde ise ağır ve süslü bir dil kullanmıştır.
‘’siham-ı kaza (kaza okları)’’ isimli eserinde hicivlerini toplamıştır.
‘’tuhfetü’l uşşak (aşıkların armağanı)’’ isimli kasidesi de önemlidir.
2) nabi:
asıl adı yusuf’tur.
hikemi (öğretici-didaktik) şiirin edebiyatımızdaki en önemli temsilcisidir.
nabi ekolü’nün kurucusudur (hikemi şiir akımı olarak bilinen akım).
devrinde ‘’şeyhü’l şuara’’ ve ‘’melikü’l şuara’’ olarak nitelendirilmiştir.
‘’hayriyye’’ isimli eserinde oğlu ebü’l hayr mehmed çelebi’ye öğütler yazmıştır.’’
şiirlerinde sade, nesirlende (düzyazı) ise ağır bir dil kullanmıştır.
‘’tuhfetü’l harameyn’’ isimli eseri edebiyatımızda süslü nesirin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir.
‘’hayrabad’’ ve ‘’münşeat’’ isimli eserleri de önemlidir.
3) nevizade atai:
şair nevi’nin oğludur.
hamse (beş mesnevi) sahibidir.
mesnevilerinde didaktik (öğretici) bir üslup kullanmıştır.
atasözü, deyim ve kalıplaşmış sözlere sıkça yer vermiştir.
4) şehülislam yahya:
gazel şairlerinden biridir.
mahallileşme akımından etkilenmiştir.
şiirlerinden bazıları bestelenmiştir.
gazelde rubai veznini kullanan ilk şairdir.
5) naili (naili-i kadim):
sebkihindi akımının kurucularından ve ilk temsilcilerinden biridir.
şiirlerinde farsça kelimelere ve ağır tamlamalara bolca yer vermiştir.
telmih, mübalağa ve tezat sanatlarını sıkça kullanmıştır.
şarkılarında ise sade bir dil kullanmıştır, mahalli (yerel) söyleyişlere yer vermiştir.
6) neşati:
mevlevi şeyhi olmasından dolayı ‘’neşati dede’’ olarak da bilinmektedir.
sebkihindi akımının en önemli temsilcilerinden biridir.
gazelleriyle ünlenmiştir.
gazellerinde naili-i kadim’den, kasidelerinde ise nef’i’den etkilenmiştir.
7) azmizade haleti:
rubaileriyle tanınmıştır.
‘’divan şiirinin ömer hayyam’ı’’ olarak anılmaktadır.
‘’rubaiyyat (rubaiyyat-ı haleti)’’ isimli eserinde rubailerini bir araya getirmiştir.
tanım: 17. yüzyıl divan şairleri hakkında yükseköğretim kurumları sınavı'na yönelik bilgi içeren başlıktır.
kaynak: edebiyat notlarım.
devamını gör...
tunceli
yazin cay kenarinda insanlarin bikinileriyle guneslenebildigi en ufak bir rahatsızlık, kötü bakış hissetmediği ilimiz.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
kitap olmak isterdim birilerine iz bırakma, insanlara faydalı olmak isterdim .
devamını gör...
lise son en arka sıra
eğitim hayatım boyunca hiç oturmadığım sıradır.
pek arkadaşım yoktu benim. genelde önde otururdum.
pek arkadaşım yoktu benim. genelde önde otururdum.
devamını gör...
ayasofya'da atatürk için mevlit okutma talebinin reddedilmesi
ayasofyada atatürk için mevlit okunması talebinde bulunmak nedense bana daha komik geldi.
devamını gör...
sözlüğe 90'lardan bir şarkı bırak
efsane 90'lar türkçe pop müzik şarkılarından ben bir tane değil de birkaç tane bırakıyım şuraya.
bu arkadaşlarda ayrıca çok iyi söylüyorlar.
her izledigimde bu videoyu o masada bende olmak istiyorum.
bu arkadaşlarda ayrıca çok iyi söylüyorlar.
her izledigimde bu videoyu o masada bende olmak istiyorum.
devamını gör...
izmirlilerin kendilerini üstün görme çabası
üstün görmüyorlar sadece şehirlerine çok sahip çıkıyorlar ki haklılar da bence. ülkede en güzel, en rahat edebileceğiniz, belki de en özgür olabileceğiniz şehirdir izmir.
devamını gör...
sadece cahillerin kuracağı cümleler
yoksulluk var diyolla hergezin gapısında igi tane araba, elinde agıllı telefon.
devamını gör...
birinden hoşlandığında yaptığın en saçma hareketler
yaptığım en saçma hareket birinden hoşlanmak oluyor zaten. bu zamanda birinden hoşlanılabilir mi? herkes manyak olmuş, deli olmuş...
devamını gör...
şizofren
john katzenbach’a ait roman.
john katzenbach’ın şu ana kadar 2 kitabını okudum. farklı bir tür deneme maksatlı , kitapçımın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum kitaplardan biri. öncelikle , bu türden kitapları çok sevmiyorum. yazarın aynı türden psiko analist kitabı daha başarılı olsa da bu kitabı da okunur kitaplardan. daha önce bu türe yakın okuduğum kitaplardan , bu yazarın bu iki kitabını bir üste koyabilirim.
adı üstünde kitabımızda bir şizofren var. ismi de francis petrel. konuya girmeden, şizofren karakteri yaratmanın gerçekten zor olduğunu ve özellikle kitaplarda bunun bir misli zor olduğunu belirteyim. filmlerde, şizofrenin o anlık düşüncelerine çok odaklanmadığı ve direkt hayal dünyası yansıtıldığı için daha kolay karakter oluşturulabiliyor. ama romanlarda,hikayelerde bu gerçekten zor. daha önce gogol’un şizofren karakterinde de bu zorluk anlaşılıyor. karakteri sırf şizofren diye saçma sapan komik düşüncelerin içine atabiliyorlar. bu kitapta da biraz öyle ama gogol’dan daha iyi bir karakter oluşturduğunu söylemeliyim. tabi sayfa sayısı , gogol’un kısa öyküsüne göre daha fazla; bu nedenle katzenbach daha avantajlı oluyor. yine de yazar, gerçek-hayal geçişlerini iyi yapmış. hatta francis’i neredeyse normalleştirmiş.
konusu ise, kafasında seslerle mücadele etmekte ve kimi zaman da saldırganlık göstermektedir. ailesinin zoruyla akıl hastanesine yatırılır. buradaki alışma süreci sonrası hastaneye yeni bir hasta gelir: itfaiyeci peter. aslında peter hasta değildir, sadece hasta numarası yapmaktadır. o da mantıksız geldi, hasta olmadığı alenen ortada. doktorlar hasta olmadığını biliyorlar ve neden görüş bildirmiyorlar ilgili birimlere o da anlaşılmıyor. neyse efendim, bizim peter aslında iyi bir adam, bakmayın böyle yazdığıma. kilisede çıkardığı yangından ve bir rahibin ölümüne neden olmaktan orada. ama yangını neden çıkardığını okuyacaklara bırakıyorum.
neyse efendim, hastanede bir cinayet işleniyor. katilin seçtiği kurbanlar da sarışın kısa saçlı. bir hemşire öldürülünce hastaneye bir dedektif gönderiliyor. bu dedektif de bu katilin kurtulan kurbanlarından. sonra melek adını verdikleri katili bulmaya çalışıyorlar.
kitap aslında beni ters köşe yaptı. katili hep tanıdık biri diye düşünmüştüm. ama sonu sürpriz oldu. belki yazar da şaşırtmak, tahmin edilebilirlikten sıyrılmak istemiştir.
bu türü sevenler bu kitabı da severler diye düşünüyorum. dediğim gibi beni çok etkileyen bir kitap değildi ama merak uyandırıyor ve okutuyor kendini.
katzenbach’ın bir kaç kitabı sinemaya uyarlandı. bu da uyarlanır mı bilemem.
john katzenbach’ın şu ana kadar 2 kitabını okudum. farklı bir tür deneme maksatlı , kitapçımın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum kitaplardan biri. öncelikle , bu türden kitapları çok sevmiyorum. yazarın aynı türden psiko analist kitabı daha başarılı olsa da bu kitabı da okunur kitaplardan. daha önce bu türe yakın okuduğum kitaplardan , bu yazarın bu iki kitabını bir üste koyabilirim.
adı üstünde kitabımızda bir şizofren var. ismi de francis petrel. konuya girmeden, şizofren karakteri yaratmanın gerçekten zor olduğunu ve özellikle kitaplarda bunun bir misli zor olduğunu belirteyim. filmlerde, şizofrenin o anlık düşüncelerine çok odaklanmadığı ve direkt hayal dünyası yansıtıldığı için daha kolay karakter oluşturulabiliyor. ama romanlarda,hikayelerde bu gerçekten zor. daha önce gogol’un şizofren karakterinde de bu zorluk anlaşılıyor. karakteri sırf şizofren diye saçma sapan komik düşüncelerin içine atabiliyorlar. bu kitapta da biraz öyle ama gogol’dan daha iyi bir karakter oluşturduğunu söylemeliyim. tabi sayfa sayısı , gogol’un kısa öyküsüne göre daha fazla; bu nedenle katzenbach daha avantajlı oluyor. yine de yazar, gerçek-hayal geçişlerini iyi yapmış. hatta francis’i neredeyse normalleştirmiş.
konusu ise, kafasında seslerle mücadele etmekte ve kimi zaman da saldırganlık göstermektedir. ailesinin zoruyla akıl hastanesine yatırılır. buradaki alışma süreci sonrası hastaneye yeni bir hasta gelir: itfaiyeci peter. aslında peter hasta değildir, sadece hasta numarası yapmaktadır. o da mantıksız geldi, hasta olmadığı alenen ortada. doktorlar hasta olmadığını biliyorlar ve neden görüş bildirmiyorlar ilgili birimlere o da anlaşılmıyor. neyse efendim, bizim peter aslında iyi bir adam, bakmayın böyle yazdığıma. kilisede çıkardığı yangından ve bir rahibin ölümüne neden olmaktan orada. ama yangını neden çıkardığını okuyacaklara bırakıyorum.
neyse efendim, hastanede bir cinayet işleniyor. katilin seçtiği kurbanlar da sarışın kısa saçlı. bir hemşire öldürülünce hastaneye bir dedektif gönderiliyor. bu dedektif de bu katilin kurtulan kurbanlarından. sonra melek adını verdikleri katili bulmaya çalışıyorlar.
kitap aslında beni ters köşe yaptı. katili hep tanıdık biri diye düşünmüştüm. ama sonu sürpriz oldu. belki yazar da şaşırtmak, tahmin edilebilirlikten sıyrılmak istemiştir.
bu türü sevenler bu kitabı da severler diye düşünüyorum. dediğim gibi beni çok etkileyen bir kitap değildi ama merak uyandırıyor ve okutuyor kendini.
katzenbach’ın bir kaç kitabı sinemaya uyarlandı. bu da uyarlanır mı bilemem.
devamını gör...
sarhoşken kafa store'da karma puanı sıfırlamak
gözü gibi baktığı karma puanları bir anlık gafletle harcayan yazardır. alkolün etkisindeyse, en azından ‘alkollüydüm hatırlamıyorum’ diyebilecekken , benim gibi ayık kafayla yaptıysa sığınacak dalı da kalmaz.
devamını gör...
evde beslemek istenilen yabani hayvanlar
aslan.
devamını gör...
depresyona giren kişiye söylenmemesi gerekenler
bunları söyleyen insanla ilişiğinizi kesin. çünkü net cahildir.
- haline şükret
- seninki de dert mi?
- psikiyatrinin verdiği ilaçlar işe yaramaz.
- haline şükret
- seninki de dert mi?
- psikiyatrinin verdiği ilaçlar işe yaramaz.
devamını gör...
kedisi olan yazarlar birliği
9 adet tuxedo ile bu birliğin içinde olmaktan gurur duyuyorum.*
devamını gör...
uyumayıp sonra pişman olmak
şuan uyumayan benim sabah yaşıyacağım muhtemel pişmanlık
devamını gör...
şeyhlerinin dışkısını yiyip idrarını içen 11 kişinin ölmesi
üzülmedim. yani insan hayatta kalmaya yetecek kadar asgari düzeyde beynini kullanamıyorsa yapacak bir şey yok. şunu kendine yapan bir insan yaşasaydı insanlığa ne gibi bir katkısı olacaktı?
devamını gör...
geç kalmışlık hissi
otobüse yetişmek üzere iken, onun önünden geçip gittiğini görürsün ya, işte o anki his tam olarak bu his. ama bu his sadece ulaşım araçlarında meydana gelmez, hayatının her evresinde karşılaşırsın. söylemek istediğini söylemeye geç kalırsın bazen, yakalamak istediğin fırsatlara, bazen bi karara, bazen sadece durmaya. insan bilinmezliğin içinde kör ebe oynarcasına el yordamı ile yön tain etmeye çalışırken, sıksık bu duyguya düşer. bazen gerçekten geç kalmış olur, bazen hiç yetişmeye çalışmamış. dünya hayatının özeti sanırım.
devamını gör...
varoluşsal sancı hikâyeleri
yoğun sis altında ilerliyor; belli belirsiz görünen bir yolda yönünü kaybetmemeye çalışarak, hızlı adımlarla sisi yararcasına gidiyordu. kendine kızıyor; sabah kalktığında ilk iş hava durumunu kontrol etmek olmalıydı. ne diye çıktı apar topar sanki yetiştirmesi gereken önemli bir işi varmış gibi. ömrü boyunca önemli bir işi olmadı ki..
-yürürken aklına geçen gün katıldığı bir davet geldi-
o girdiği sahte topluluklarda en nefret ettiği şey; insanların kendileriyle ilgili konuştukları yerde tanrımsı ifadelerde bulunmalarıydı. bu insanlar çıldırmış olmalı! delirircesine, aşırı öfke uyandıran bir megolamanlık bu. işte o toplulukların birinde eski bir tanıdığa denk gelmişti. dünyayı kurtarıyormuş gibi tavır aldığı şekilsiz duruşu aslında ne kadar çirkin ve vasat duruyordu. ah keşke kendi gözlerimi çıkarıp ona verebilseydim! keşke içinin boşluğuna benim gördüğüm yerden bakabilseydi diye düşündü.
-acı veren düşünceleriyle ilerlemeye devam etti-
ben her sabah bu gözlerle kendi vasatlığımı görebiliyorum ama o? ben bu kadar net görebiliyorken sisler görme alanımı tamamen kapatıyordu. biri şaka yapıyor olmalı ona, başka açıklaması olamaz.. sislerin dağılmadığı gitgide daha da çok yoğunlaştığı bir zaman dilimine girmişti. olduğu yerde beklemekten başka çaresi yoktu. o zavallı tanıdık, keşke o da burada olsaydı? tek başına bunları yaşamayı haketmiyordu. o toplulukların bulunduğu yerlere fırtınalar ulaşmalı o zaman. bu sisin altında yapayalnız kaldıysam hepsi onların yüzünden.

belki de durmanın verdiği o çaresizlik duygusunu benimseyemeyecek, çarpa çarpa bir yola girecekti. cesaretini çağırırken şimdilik öylece duruyordu.
-yürürken aklına geçen gün katıldığı bir davet geldi-
o girdiği sahte topluluklarda en nefret ettiği şey; insanların kendileriyle ilgili konuştukları yerde tanrımsı ifadelerde bulunmalarıydı. bu insanlar çıldırmış olmalı! delirircesine, aşırı öfke uyandıran bir megolamanlık bu. işte o toplulukların birinde eski bir tanıdığa denk gelmişti. dünyayı kurtarıyormuş gibi tavır aldığı şekilsiz duruşu aslında ne kadar çirkin ve vasat duruyordu. ah keşke kendi gözlerimi çıkarıp ona verebilseydim! keşke içinin boşluğuna benim gördüğüm yerden bakabilseydi diye düşündü.
-acı veren düşünceleriyle ilerlemeye devam etti-
ben her sabah bu gözlerle kendi vasatlığımı görebiliyorum ama o? ben bu kadar net görebiliyorken sisler görme alanımı tamamen kapatıyordu. biri şaka yapıyor olmalı ona, başka açıklaması olamaz.. sislerin dağılmadığı gitgide daha da çok yoğunlaştığı bir zaman dilimine girmişti. olduğu yerde beklemekten başka çaresi yoktu. o zavallı tanıdık, keşke o da burada olsaydı? tek başına bunları yaşamayı haketmiyordu. o toplulukların bulunduğu yerlere fırtınalar ulaşmalı o zaman. bu sisin altında yapayalnız kaldıysam hepsi onların yüzünden.

belki de durmanın verdiği o çaresizlik duygusunu benimseyemeyecek, çarpa çarpa bir yola girecekti. cesaretini çağırırken şimdilik öylece duruyordu.
devamını gör...
ülkü ocakları ne işe yarıyor sorunsalı
döğüşte adam toplanılan yer.
devamını gör...