albastı (albız) ile ilgili en enteresan yönlerden birisi. onun kan içen bir yaratık olarak betimlenmesidir.

misal; tatar türklerinin inanışına göre albastı cüsseli ve kilolu bir yaratık olarak tasvir edilmiştir. genelde uyuyan insanlara musallat olur. onların göğüslerini ezer ve boğar. gece vakti ortaya çıktığına inanılır. insanları boğmasının yanında, onların kanını da içer. bu noktadan baktığınızda batıda ki ''vampir miti'' ile benzerlik gösterir ki, bu inanışın temeli çok daha eskilere dayanır.

iğne mevzusu ile ilgili de, göğsünün haricinde gözüne iğne saplanması halinde de yakalandığından bahsedilir. ancak yine temel olarak göğse iğne saplanmasından bahsedecek olursak, vampir mitinde göğse kazık sapladığınızda vampiri yok edersiniz. albızın ise göğsüne iğne sapladığınızda onun artık size musallat olmasını engellersiniz. burada da ilginç bir benzerlik var. yani iki mistik ögenin de, en zayıf noktaları göğüsleri ve her ikisi de kan içiyor.

abdulhakim mehmet’in ''çın tömür batur'' adlı eserinde albastı ile ilgili şöyle iki hikaye var mesela;


albastı yaşlı bir nine kılığındadır, ateş aramaya gelen kadına bir köz verir ve kadının eteğine kül koyar. kadın giderken küller dökülür ve albastı bu külleri takip ederek kadının evine gelir. büyük, beyaz bir köpeğe biner. elinde bir yalak vardır. birisi büyük, ikisi küçük olmak üzere üç başlıdır, korkunç ve sert suratlıdır. eve girip kadının karşısına oturur ve gözlerini kapattırır. saçından bir iğne çıkarıp kadının alnına ve kollarına batırır. açtığı deliklerden üç başındaki üç ağzıyla kadının kanını emer. kadın bayılır. albastı kadının ayaklarına iğne batırıp yalağı kan doldurur ve köpeğine de kan içirir.



albastı insan eti yiyerek ve insan kanı içerek beslenir. bembeyaz bir nine kılığındadır, çadırda yaşar ve siyah beyaz bir köpeği vardır. üç başlıdır ve dudağından çıkan bir dişi vardır. kadının başından bir tabakla yarım tabak kan alıp içer, ayağından yarım tabak kan alıp köpeğine içirir ve öbür ayağından da yarım tabak kan alıp yere döker, çadırına geri döner. her gün gelip kadının kanını içer.


görüldüğü üzere bu hikayelerde de kan içtiğinden bahsediliyor.

karadeniz'de, çepni anlatılarında da bu hikayelere yakın söylemler mevcuttur.

bir başka benzerlik bağını da şekil değiştirme üzerinden kurabiliriz. albız'ın farklı şekillere girerek insanlara zarar verdiğinden bahsedilir. vampirler de, farklı şekillere girebilir ki en bilineni yarasaya dönüşmeleridir.

ikisinin de gece vakti ortaya çıktığını unutmamak gerek.

tabi şunun altını çizmek lazım; albız köken olarak çok daha eski ve mitolojik bir varlıktır. çıkış noktasını erlik han'a dayandırabiliyorsunuz ve türk mitolojisinin temel yaratıklarından bir tanesi olduğunu biliyorsunuz. vampir mitinin dayandığı kökler ise daha yakın zamanlara denk gelir. bu sebeple ortada bir esinlenme var ise; bu esinlenme tamamen batı dünyası kaynaklıdır.

şimdi vampir severler düşünsün*
devamını gör...

"bunaa inanabiliyor musun sevinç"
"allahım çıldıracağım, yetmeyecek üzerine delireceğimmm"
repliklerini bize kazandırmış, haluk bilginer'in yine harika olduğu, zaman zaman açıp izleyip bir doz neşe alarak hayata devam edilesi dizidir.
devamını gör...

1954 doğumlu yeni zelanda'lı yönetmen. müthiş bir kariyeri var. anlatayım;

efendim bu ablamız the piano isimli bir şaheser çekti 1993 yılında. yönetmenin 3. uzun metrajlı filmi olan bu çok çok iyi film bir aşk hikayesinin o kadar başarılı bir sunumu ki filme eşlik eden muhteşem müzikler, erotizm, oyunculuk gibi baskın unsurlar bile gölgede kalıyor. filmi izledikten sonra aklınızda kalan sahnelerden hangisinin diğerinden daha iyi olduğuna, incelikle yazılmış hangi diyalogun bir öbüründen daha fazla alt metin içerdiğine, sembolik anlatımın doruklarında gezen hangi nesnenin diğerinden daha iyi kullanıldığına karar veremiyorsunuz. benim gibi dönem filmlerinde hikaye anlatıcılığını çok da sevmeyen bir insana bile filmini birden fazla kez izletebilmiş bir yönetmen jane campion. palme d'or da alan bu filmin en iyi senaryo dahil 3 de oscar'ı bulunuyor.
iyi dönem filmi çekmek zordur ama bu ablamız yemiyor içmiyor araya aldığı birkaç deneysel işten sonra yine bir 19. yüzyıl hikayesi çekiyor; bright star. yine bir aşk hikayesinin işlendiği bu film the piano kadar olmasa da yine son derece etkili bir film. cannes'da yarışıyor ama rakip das weiße band-eine deutsche kindergeschichte. yapacak da çok bir şey yok malumunuz.

neyse efendim jane ablamız 2021 yılını 12 dalda oscar adaylığı almaya başaran netflix yapımı the power of the dog filmiyle kucaklıyor. cannes ve dijital platformlar arasında yıllardır sürmekte olan soğuk savaşın kurbanı olan bu film için söylenecek çok şey var aslında. ben çok gıcık bir sinema severim. çok fazla film izliyorum bunların arasından armudun çöpü, üzümün çekirdeği diye diye pek azını beğenebiliyorum. benim için esas olan ne anlatıyor olursa olsun filmde net bir yönetmen tavrı görüp görmediğim oluyor günün sonunda. the power of the dog yine bir dönem filmi. iç ve dış mekan kullanımı son derece dengeli. iyi çalışılmış dekorlu sahneler, plato aydınlatmaları perdeye çok güzel kareler şeklinde yansımış. tamam bunlar büyük bütçe ve özenli yönetmenler söz konusu iken bahse çok da değmeyen şeyler ama hep söylediğim gibi tepkilerimizi bastıramayacağınız kadar ustalıklı çekimler eklenince buna, iş başka bir noktaya doğru tırmanmaya başlıyor. the power of the dog 2021 senesinin en iyi sinema filmi mi henüz buna net bir cevabım yok ama en iyilerinden biri olduğu kesin. jane campion çok yetenekli bir yönetmen. respekt.

ha bu arada daha önce de bahsetmiştim ama altını tekrar çizmek istiyorum. akademinin en iyi yönetmen dalında ikinci kez adaylık bahşettiği ilk kadın yönetmen aynı zamanda. sene olmuş 2022.*
devamını gör...

bu üslübu diğer üsluplardan ayırmak için resime, heykele bakın,
eğer; insan vücudunu en güç hareketlerde bulyorsanız ve mükemmel kaslar ön plandaysa maniyerizm'dir.
resim hareketli görünür arkadaşlar. yada heykel
aşağıdaki; sabinli kadınların kaçırılışıbuna en iyi örnektir.
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

soru cevap şeklinde ilerleyen, okuyucuya pek bir şey katmayan tanımlara veya başlığa verilen cevaplardır.
genelde işte adres, yetkili servis, fiyat sormak için forum sitelerinde kullanılır.
devamını gör...

sahil kenarında ilkbaharda bisiklete biniyorsun. hafif ve tatlı tatlı bahar meltemi esiyor. saçların uçuşuyor. ciğerlerin biraz tuzlu deniz kokusu biraz da çiçek kokularından nasipleniyor. bundan âlâ yaşadığımı iliklerime kadar hissedip keyif aldığım bir an yok.
devamını gör...

çok kaliteli bir bilim insanı. insan beyni ile ilgili mükemmel görüşleri vardır efendim. kısa özgeçmişi ise şöyle hocamızın:
dr. sinan canan 1972 yılında ankara’da doğdu. ilk, orta ve üniversite eğitimini ankara’da tamamlayarak 1995 yılında hacettepe üniversitesi fen fakültesi biyoloji bölümü’nden mezun oldu. ardından ondokuz mayıs üniversitesi tıp fakültesi histoloji-embriyoloji anabilim dalı’nda yüksek lisans, aynı kurumun fizyoloji anabilim dalı’nda ise doktora eğitimini tamamladı. bu süreçte sinirbilimleri ve deneysel epilepsi konuları üzerinde çalıştı. dr. sinan canan, 2010 yılında fizyoloji doçenti ünvanını aldı ve ankara başkent üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 5 yıl; ankara turgut özal üniversitesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 1 yıl; ankara yıldırım beyazıt üniversitesi tıp fakültesi fizyoloji anabilim dalı‘nda 4 yıl öğretim üyesi olarak çalıştı. bilimsel araştırmalarını son yıllarda sinir sisteminde kaotik ve fraktal özellikler konularında yoğunlaştıran dr. sinan canan aynı zamanda kaos teorisi, karmaşıklık, fraktal geometri, doğadaki biçimler, öğrenme, lisan ve afazi, zihin ve beyin gibi konularda ülke çapında genel dinleyiciye yönelik konferans ve programlar da düzenlemektedir. dr. sinan canan’ın “kimsenin bilemeyeceği şeyler” ve değişen be(y)nim adlı kitapları da bulunmaktadır. 2013 yılında bir bilimsel anları ve araştırma merkezi olan [n]beyin‘i kurmuştur ve halen [n]beyin’de bilimsel kurul başkanlığı görevini sürdürmektedir. dr. sinan canan, bige canan ile evli; aybike, metehan ve melike canan’ın da babasıdır. sinan canan, “hayatın, tek bir işle uğraşmak için fazla uzun; insanın ise, tek bir işle ömrünü tüketmek için fazla karmaşık olduğuna” inanmakta ve bu yönde çalışmalarına elinden geldiğince devam etmektedir. kaynak .
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dr. jack karizması. ilk sezon aşıktım kendisine.*
devamını gör...

ona kötü bir şey olsun istedim, bana aşık olsun istedim.

lale müldür.
devamını gör...

yerküreden kaçış noktalarından biri olan sahaf.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanımam, etmem...
donanımlıdır değildir, bilmem, ilgilenmem...
ideolojisi, dini, ırkı umrumda değil. istediğine inansın, istediğini savunsun...
benim insan anlayışım nettir.
iyi insan, kötü insan.
birkaç tanımında ırkçı, seksist, faşist hatta bana göre yobazlığa varacak fikirleri cansiperane savunduğuna tanıklık ettim. ama çoğu fikri şeylerdi. kötülük kıstasımı yeterince doldurmuyordu. kötü bir insan olduğu beklentisindeydim, ama bundan emin değildim.

ama #1095747 entrisi ile kötü bir insan olduğuna kanaat getirdim. bir gün dönerse mümkün mertebe uzak dururum kendisinden...
devamını gör...

louvre müzesinde sergilenen, 203 cm yüksekliğinde ve mermerden yapılmış aşk tanrıçası afrodit'in simgesi heykel. antik yunan heykel sanatının en ünlü eserlerinden biri sayılan bu heykel kadın vücudunun taş üzerindeki zarafetine ve büyüsüne bir örnektir. 1820 yılında kiklad yunan takımadalarından biri olan melos adasında bir köylü tarafından bulunmuştur. kolları kopmuş ve kaybolmuştur. arkeologlar eksik kolları yerine koymaya çalışsa da ne pozda yapıldığını bilememişlerdir ve heykelin kolları olmadan daha güzel duracağına karar vermişlerdir.

milattan önce 2. yüzyılda yapılan eser büyük yunan heykeltıraşpraksiteles'in bir eserinden kopya edilmiş veya onun etkisi altında oluşturulmuş olarak düşünülmüştü. ona atfedilen bu heykelin bir kaideden yola çıkarak yunan heykeltıraş alexandros of antioch'a ait olduğu kabul edildi.

heykel 1821'de fransa'nın istanbul büyükelçisi tarafından gizli olarak satın alınmış ve kral 18. louis'e sunulmuştur. heykelin adlandırmasında karışıklıklar olduğu gibi, temsil ettiği kişi hakkında da farklı görüşler bulunur. heykele afrodit de milos adı da verilir. bazı akademisyenler de heykelin, milos'da saygı duyulan deniz tanrıçası amphitrite'i temsil eden bir sunum olduğunu öne sürer.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

"buradaki renkli ve ışıltılı dönme dolap memlekettekinden daha cümbüşlüydü; hızı daha delice, daha nefes kesiciydi. ama o bu dönme dolabın yanında duruyordu yalnızca, binemiyordu."
devamını gör...

canım miko'm *, yine yeniden sabırsızlıkla! *
yayın esnasında darlamamak adına şimdiden ve bir kez de buradan iyi yayınlar diliyorum. koskocaman kalpler ve sevgiler. *
devamını gör...

çelme takın.
devamını gör...

durdurulamıyordu...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu şey gibi mi ki her şeyin her şeyini bil, her şeyin aslında hiçbir şey olmadığını belli etme.
devamını gör...

bar mı kaldı alüminyum, barda bardağı ağzımıza götürmeyi unuttuk muhabbeti kusur kalsın dediğim klişelerdir.
devamını gör...

yıllar sonranın bilimine katkı ??? sağlayabilmek için kobay olduğumuzu zaten biliyorduk aslında ama açıklaması da yapılmış ek olarak. kadavra gibi düşünüyorum kendimizi zaten, çip takılsa daha mantıklı olabilirdi...
devamını gör...

san marino milli futbol takımı tarihinin özeti
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim