sma
omurilikte bulunan sinir hücrelerini etkileyerek hücrelerin görevini yerine getirmesini engelleyen ve buna bağlı olarak zayıflık ve kas güçsüzlüğüne neden olan bir kas hastalığı.
hastalığın görülme sıklığı dünya genelinde 1/10000 iken, türkiye’de 1/6000.
tedavisini devlet karşılamadığı için son günlerde tedavi kampanlarına oldukça sık rastlıyoruz. aileler, maddi imkansızlık yüzünden tedavi ettiremedikleri ve küçücük bedenleriyle bu hastalığa direnmeye çalışan evlatlarının sesini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalışıyorlar. sayısı net olarak bilinmese de türkiye’de 3000 civarında sma hastası çocuğun olduğu tahmin ediliyor. tedavisi için gerekli parayı toplayabilenlere bir umut, peki ya toplayamayanlar?
sma hastalığının şu an için bilinen kesin bir tedavisi yok fakat anne baba adaylarına doğumdan önce yapılacak testler aracılığıyla hastalık tespit edilebiliyor. * en azından adayların bu geni taşıyıp taşımadığı tespit edilebiliyor. o yüzden lütfen anne baba olmadan önce gerekli testleri yaptırın, ihmal etmeyin.
edit: robins'in çocuk doktoru bir arkadaşından aldığı bilgiye göre; etkisi kanıtlanmış tedaviler devlet tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktaymış fakat şu an yürütülen kampanyalar gen tedavisi amaçlı olduğundan ve bu tedavinin etkisi henüz kesin olarak kanıtlanmadığından devlet tarafından karşılanmıyormuş.
hastalığın görülme sıklığı dünya genelinde 1/10000 iken, türkiye’de 1/6000.
tedavisini devlet karşılamadığı için son günlerde tedavi kampanlarına oldukça sık rastlıyoruz. aileler, maddi imkansızlık yüzünden tedavi ettiremedikleri ve küçücük bedenleriyle bu hastalığa direnmeye çalışan evlatlarının sesini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalışıyorlar. sayısı net olarak bilinmese de türkiye’de 3000 civarında sma hastası çocuğun olduğu tahmin ediliyor. tedavisi için gerekli parayı toplayabilenlere bir umut, peki ya toplayamayanlar?
sma hastalığının şu an için bilinen kesin bir tedavisi yok fakat anne baba adaylarına doğumdan önce yapılacak testler aracılığıyla hastalık tespit edilebiliyor. * en azından adayların bu geni taşıyıp taşımadığı tespit edilebiliyor. o yüzden lütfen anne baba olmadan önce gerekli testleri yaptırın, ihmal etmeyin.
edit: robins'in çocuk doktoru bir arkadaşından aldığı bilgiye göre; etkisi kanıtlanmış tedaviler devlet tarafından ücretsiz olarak sağlanmaktaymış fakat şu an yürütülen kampanyalar gen tedavisi amaçlı olduğundan ve bu tedavinin etkisi henüz kesin olarak kanıtlanmadığından devlet tarafından karşılanmıyormuş.
devamını gör...
döneminin lise akımları
ülkü ocaklarına gidip şu reisi tanıyorum, bu abiyi çağırırım diye ciğeri 5 para etmez adamların ismini zikrederek dayılık yapmak.
devamını gör...
muharrem ince’nin yeni parti logosu
milliyetçi demokrasi partisi'nin logosundan bu yana gördüğüm en ilginç logo bu oldu. es kaza muharrem bey'in partisine oy verecek olsam, gülerken mührü kesin yanlış yere vururum ve oyum geçersiz sayılır. bu riske giremeyeceğim için muharrem bey beni affetsin. bir oyum var onu da kabinde gülerken zayi etmek istemiyorum.
devamını gör...
genç yaşta emekli olmak
muhtemelen malulen bir emeklilik olabilir. yinede ne şekilde olursa olsun çok genç yaşta boşa çıkmayı emekli olmayı doğru bulmuyorum. 36 çok erken ama 65'te çok fazla. 50-53 bandı idealdir diye düşünüyorum.
devamını gör...
barış akarsu
ne ağlamıştım ölümünden sonra, yıllar yıllar sonra da. ölümünü içime hiçbir zaman sindiremediğim şarkıcı, rockcı, müzisyen ama en önemlisi yüreği güzel pırıl pırıl bi insan.
içinin temizliği yüzüne vuranlardandı. insanın baktıkça bakası gelirdi. gülen gözleri, başka bi karizması vardı..
sesine, müzik yeteneğine zaten diyecek bi şey yok benim nezdimde. mükemmel bi ses, yorumladığı her şarkı bambaşka bi havaya bürünüp yeniden doğuyo âdeta.
yaptığı iyilikler, dernekler için verdiği konserler, yardımlar zaten biliniyodu yaşarken. ama öldükten sonra bilinmeyen bir sürü nice güzellikleri, iyilikleri de çıktı ortaya. yüreği tertemiz, içi sıcacık neşeli bi insan. dokunduğu her şeyi güzelleştirebilen biriydi, çok belli. kelimeler bile yetersiz bendeki hissettirdiklerini, izlenimlerimi tarif etmek için. koca bi kayıp bu dünya için.
şu dünyada bizzat tanımadığım hâlde en sevdiğim, ölümü en çok koyan insan. hep öyle kalıcak.
beni bu dünyada karşılıksız iyiliğin varlığına inandıran insan, her şeyin anahtarının sevgi olduğuna inanan insan ; sevgin bu dünyada eminim ki ebedî kalıcak.
bir röportajı
içinin temizliği yüzüne vuranlardandı. insanın baktıkça bakası gelirdi. gülen gözleri, başka bi karizması vardı..
sesine, müzik yeteneğine zaten diyecek bi şey yok benim nezdimde. mükemmel bi ses, yorumladığı her şarkı bambaşka bi havaya bürünüp yeniden doğuyo âdeta.
yaptığı iyilikler, dernekler için verdiği konserler, yardımlar zaten biliniyodu yaşarken. ama öldükten sonra bilinmeyen bir sürü nice güzellikleri, iyilikleri de çıktı ortaya. yüreği tertemiz, içi sıcacık neşeli bi insan. dokunduğu her şeyi güzelleştirebilen biriydi, çok belli. kelimeler bile yetersiz bendeki hissettirdiklerini, izlenimlerimi tarif etmek için. koca bi kayıp bu dünya için.
şu dünyada bizzat tanımadığım hâlde en sevdiğim, ölümü en çok koyan insan. hep öyle kalıcak.
beni bu dünyada karşılıksız iyiliğin varlığına inandıran insan, her şeyin anahtarının sevgi olduğuna inanan insan ; sevgin bu dünyada eminim ki ebedî kalıcak.
bir röportajı
devamını gör...
askıda iyi geceler mesajı
iyi geceler, ihtiyacı olan alsın, deyip terk ettiğim başlık...
devamını gör...
bir insana hak ettiğinden fazla değer vermek
hak edip etmediğini çoğunlukla düşünmem. ben bir kişiyi ne kadar çok seviyor ve değer veriyorsam o şekilde davranır, sözümü söylemekten de çekinmem. he karşımdaki kişi eğer verdiğim değeri kaldıramıyorsa ya da bu değere karşılık veremiyorsa da yapacağım bi şey kalmamıştır zaten. ben yapacağımi yaptım, diyeceğimi dedim diyerek kenara çekilirim. bu konuları fazla büyutmeye gerek yok dostlar çünkü bir kişi ile diyalog halindeyken ya da olaylar yaşanırken bazı şeylerin farkına varamayabiliyoruz. daha sonra da bunun üzerine düşünüp, "ah keske bu kadar deger vermseydim, bu kadar sevmeseydim" diyerek üzülmeye gerek olduğunu düşünmüyorum çünkü tamamen kendinizi yıprattığımız ile kalıyoruz. ben yapacağımı yaptım diyerek kenara çekilmek en iyisi.
devamını gör...
fear of the dark
korku filmleri izlediği ve esrarengiz olayları incelediği için karanlıktan birisinin ya da bir şeyin çıkacağından sürekli korkan paranoyak bir adamı anlatan şarkıdır. sözlerde "i have a constant fear that something's always near" ve "i have a phobia that someone's always there" mısraları buna vurgu yapar.
grubun frontmani bruce dickinson bu albümden sonra gruptan ayrılmış, yerine blaze bayley geçmiş, 2000 yılında yayınlanan (bkz: brave new world) albümüne kadar dickinsonsuz iron maiden dönemi yaşanmıştır.
genelde bruce bey şarkı çalınacağı zaman fear of the dargggghhhhh der ve baterist mr. nicko mcbrain zile dört kere tısss, tısss, tısss, tısss diye vurur, gitarlar girer ve seyirci ooooooo ile şarkıya katılır.
şarkının bana göre en güzel konser yorumu şudur , aslında donington park konseri genel olarak daha iyidir. ama donington parkta tam 1:43 te "hey" diyor makbul olanı rio konserinde 1:55 te dediği gibi "you" olanıdır.
bu şarkı 90 lu yılların ikinci yarısından itibaren gittiğimiz taksim caravan rock bar da kronik grubu tarafından bayağı güzel yorumlanırdı. bilmiyorum o devirlere yetişen var mı ama kronik grubu sahneye çıkar ilk şarkıyı bitirdikten sonra sürekli şarkı aralarında "fiyır ov dı darggggh" diye bağırılır ve şarkı istenirdi, yerin müdavimi olan herkes bu şarkının hangi şarkıdan sonra çalınacağını adı gibi bilirdi ama mutlaka her şarkı sonunda bu şekilde bağırılırdı. yanlış hatırlamıyorsam judas priest - breaking the law, manowar - hail and kill ve bu şarkıyı çalıp milleti iyice azdırıp sonra araya giderlerdi. şimdi caravanın adı v herton rock bar olmuş, en son 2008 de gitmiştim.
bilmiyorum başka yerde bu laf geçiyor mu ama ben kalıtımsal değil "katılımsal şarkı" diye bir laf uydurmuştum, google a şimdi baktım öyle bir laf yok demek ki ben bulmuşum (çokta önemli sanki) . seyircinin şarkının bir veya bir kaç yerinde şarkıya katılmasını ifade eder bana göre. bu şarkı katılımsal şarkıların başında gelir, çünkü seyirci olduğu gibi şarkıya eşlik eder. diğer örnekleri için bkz1 , metal olmayanı için bkz2
not 1:
karanlık korkusunun bilimsel adı niktofobi imiş, orjinal adı nyctophobia olarak geçiyormuş. çocukluktan itibaren insanlarda oluşur bazen kazık kadar olduğunuzda bile bu korku devam edermiş. bende de çocukken vardı, gece karanlıkta mutfağa bile gidemezdim, sonradan geçti ama ancak kim karanlık bir yere girdiğinde hala tedirgin olmaz ki?
not 2:
bu şarkı ile şöyle bir anım vardır, en sona bıraktım. bu şarkı çalındığı zaman caravanda alt katta masanın üstüne çıkardım. caravanın tavanı alçaktır, kafam tavana değerdi normalde, dizlerimi hafif kırarak masanın üstünde headbang yapardım. hanımla tanıştığım zaman arkadaşlarla oraya gitmiştik bana hadi masanın üstüne çıksana demişlerdi. benim hatun o zaman nasıl yani diye çok şaşırmıştı, çünkü normalde ağır abi gözükürüm hep, benden hiç böyle bir şey beklememişti, sonra alıştı zaten, ikizler burcu erkeğine:)
grubun frontmani bruce dickinson bu albümden sonra gruptan ayrılmış, yerine blaze bayley geçmiş, 2000 yılında yayınlanan (bkz: brave new world) albümüne kadar dickinsonsuz iron maiden dönemi yaşanmıştır.
genelde bruce bey şarkı çalınacağı zaman fear of the dargggghhhhh der ve baterist mr. nicko mcbrain zile dört kere tısss, tısss, tısss, tısss diye vurur, gitarlar girer ve seyirci ooooooo ile şarkıya katılır.
şarkının bana göre en güzel konser yorumu şudur , aslında donington park konseri genel olarak daha iyidir. ama donington parkta tam 1:43 te "hey" diyor makbul olanı rio konserinde 1:55 te dediği gibi "you" olanıdır.
bu şarkı 90 lu yılların ikinci yarısından itibaren gittiğimiz taksim caravan rock bar da kronik grubu tarafından bayağı güzel yorumlanırdı. bilmiyorum o devirlere yetişen var mı ama kronik grubu sahneye çıkar ilk şarkıyı bitirdikten sonra sürekli şarkı aralarında "fiyır ov dı darggggh" diye bağırılır ve şarkı istenirdi, yerin müdavimi olan herkes bu şarkının hangi şarkıdan sonra çalınacağını adı gibi bilirdi ama mutlaka her şarkı sonunda bu şekilde bağırılırdı. yanlış hatırlamıyorsam judas priest - breaking the law, manowar - hail and kill ve bu şarkıyı çalıp milleti iyice azdırıp sonra araya giderlerdi. şimdi caravanın adı v herton rock bar olmuş, en son 2008 de gitmiştim.
bilmiyorum başka yerde bu laf geçiyor mu ama ben kalıtımsal değil "katılımsal şarkı" diye bir laf uydurmuştum, google a şimdi baktım öyle bir laf yok demek ki ben bulmuşum (çokta önemli sanki) . seyircinin şarkının bir veya bir kaç yerinde şarkıya katılmasını ifade eder bana göre. bu şarkı katılımsal şarkıların başında gelir, çünkü seyirci olduğu gibi şarkıya eşlik eder. diğer örnekleri için bkz1 , metal olmayanı için bkz2
not 1:
karanlık korkusunun bilimsel adı niktofobi imiş, orjinal adı nyctophobia olarak geçiyormuş. çocukluktan itibaren insanlarda oluşur bazen kazık kadar olduğunuzda bile bu korku devam edermiş. bende de çocukken vardı, gece karanlıkta mutfağa bile gidemezdim, sonradan geçti ama ancak kim karanlık bir yere girdiğinde hala tedirgin olmaz ki?
not 2:
bu şarkı ile şöyle bir anım vardır, en sona bıraktım. bu şarkı çalındığı zaman caravanda alt katta masanın üstüne çıkardım. caravanın tavanı alçaktır, kafam tavana değerdi normalde, dizlerimi hafif kırarak masanın üstünde headbang yapardım. hanımla tanıştığım zaman arkadaşlarla oraya gitmiştik bana hadi masanın üstüne çıksana demişlerdi. benim hatun o zaman nasıl yani diye çok şaşırmıştı, çünkü normalde ağır abi gözükürüm hep, benden hiç böyle bir şey beklememişti, sonra alıştı zaten, ikizler burcu erkeğine:)
devamını gör...
hoşlandığın kişiyi görünce dönmeyen dil bozulan diksiyon
ben acccayip saçmalıyorum zaten normalde de heyecanlı bir insanım daha da heyecanlanıp rezil rüsva oluyorum. beni o rezilliklerime rağmen hala seviyorsa helal.
devamını gör...
gustav klimt
en çok kiss adlı eserine bayıldığım ressam. diğer eserleri de oldukça iyi, kendine özgü çizim tarzı ile insanları büyüleyen ressamlardan biridir kendisi.
devamını gör...
ekmeğin 2.5 tl olması
2,5 lira olmasa da yakında küçüle küçüle hap şeklinde satılacak.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
yokluğunu hissettiğim yazarımız. an itibariyle kafa izni bitmiş ve dönmüş. çok mutlu oldum..
yeniden hoş gelmiş... iyi ki gelmiş...
yeniden hoş gelmiş... iyi ki gelmiş...
devamını gör...
yüksek yastık vs alçak yastık
hem yüksek hem alçak yastığım var. ikisini üst üste koyup öyle yatmayı tercih ediyorum genelde.*
devamını gör...
seni sen yapan cümlelerin
ay + nesne+ zarf + ya.
devamını gör...
istanbul
uğruna şiirler yazılıp kitaplar basılan aşık olunası şehir. ancak bir sis şiirini görmezden gelmek olmaz. insanı boğanda o yaşatanda. sanırım hayat istanbul gibi o yüzden seviyoruz ve sarılıyoruz
devamını gör...
berserk_gloria
aktif ve güzel tanımlar yazan yazarımız. sağ olsun bildirim turuncumu yakıyor hep..
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
(bkz: icat çıkarma)
devamını gör...
boney m
bet sesli playback kralı (bkz: bobby farrel)'ın genellikle göğsü açık ispanyol paça ilginç sahne kıyafetleri ve dansları ile zihinlere kazınan über grup. böyle bir efsaneyi 90larda odtü bahar şenliği konserinde ve bir tenis kortunda 40 dakika da olsa izlemiş olmak? tarif edilemez...
keyifli bir yazı için tık.
keyifli bir yazı için tık.
devamını gör...
