ben eski kecilerdenim..
hem gezerim.. hem yazarım..
afilli olmaz belki manim..
ama yine de denerim..
devamını gör...

kulaktan dolma bilgilerle ,okumadan , düşünmeden, araştırmadan konuşmaları.bilim,ilim ve insana değer vermemeleri.
devamını gör...

bence edis olabilirdi veya aleyna tilki.
devamını gör...

annesi olmayanı daha çok tercih ediyorlar. malum gelin-kaynana meseleleri...
devamını gör...

o şarkı hep çalar, dinle müziğin sesini
sende eşlik et müziğe, hatırla sevdiğini
sevmek güzeldir, sakın vazgeçme ondan
okuruz, hatta severiz yazanı, burda gezeni
devamını gör...

türk kadınlarını bi rahat bırakın. sözlükte bari nefes alsınlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
fotoğrafçılık yapcam da makineyi taşımaya üşeniyorum.
devamını gör...

en sevdiği yatakta, göğsümde!!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eski mısırlılar kedileri öldüğünde kaşlarını kökünden kazıyarak yas tutuyorlarmış.
devamını gör...

twitter yetkililerinin ekşi sözlük ergenleri gibi aptal olmadığının kanıtı. yerinde bir karar. korkmayın hacı, bunun ırkçılık olduğunu yazınca arapçı ya da çomar olmuyorsunuz.
devamını gör...

uykumdan feragat ettim bence fazla bile.
devamını gör...

futbol liginde takımların sayısının tek sayıya denk gelmesi halinde takımlar karşılaşma için eşleşecek rakipler bulurken, takımın biri rakipsiz kalır. rakipsiz takımın durumunu ifade etmek için de bay geçmek tanımı kullanılır.
devamını gör...

etkileyici bir yasmin levy şarkısı.

devamını gör...

erkeğin kadından daha üstün olduğu ve kadına göre daha dayanıklı olduğu kabulüyle erkeklerin kadınları koruması ve sevmesi gerektiğini öne süren bir düşüncedir. toplumsal cinsiyet eşitliğini destekler gibi görünsede kadına yönelik ayrımcı tutumların devamını sağlamaktadır.
edit: türkçesi korumacı cinsiyetçiliktir.
birde öyle okuyun,
uzun bir paragraf sorusunu okuyup, anlamayıp, soruyu okuyup, tekrar baştan okumak gibi olacak ama işte, bende böyle olmasını istemezdim.
literatürmüş canımın içleri, bende bu gün öğrendim.
literatürü değil, ingilizcesini.*
devamını gör...

john cusack ve samuel jackson’ın rol aldığı 2007 yapımı korku-gerilim türü film.

film aklıma geldiğinde dedim ki şimdi sayfalarca şey yazılmıştır. ama görünen o ki ya izlenmemiş ya da unutulmuş bir film.

konusu ise mike enslin çocuğunu kaybetmiş ve eşiyle ayrılmış yani kısaca dibe vurmuş biri. işi de hayaletli olduğu söylenen yerleri gezmek ve bu gezdiği yerler hakkında kitap yazmak. ama tabi hayalettir tanrıdır inandığı yok. haliyle korku da yok. bir gün bir kart alıyor ve kartta dolphin otel var ve arkasında da 1408 numaralı odaya girme yazılı. malum yasaklar cazip geliyor. girme diyorsa insanın o odaya giresi geliyor. sonra oteli arıyor ve diyorlar ki o oda dolu. araştırıyor ki oda boş. kanun da varmış bu konuyla ilgili, oda boşsa vermek zorundasın. samuel otel müdürü olarak allem ediyor kallem ediyor ve ikna edemiyor onu. sonrası ise korku dolu bir gece.

öncelikle john cusack gerçekten çok başarılı. korkuyu, şaşkınlığı çok güzel yansıtmış . kendisini bu tür filmlerde çok başarılı olduğunu düşünüyorum. karakteri yansıtmakta çok başarılı.

film aslında belli korkulara hitap ediyor; klostrofobik ve çıkış yolu olmaması.


en çok korktuğum rüyalar,kaçtığımı zannedip kaçamadağım ve kabustan kurtulamadığım rüyalar. burada da bu korku var işte. kaçtığını ve kurtulduğunu zannediyor ve bakıyor ki aynı yerde. o sahne gerçekten mükemmeldi. o şaşkınlık, o inanamama hali.


sevdiğim diğer sahne de ‘isterseniz ekspress çıkış yolunu kullanabilrisiniz’ dendiği sahne. biraz mizahla gerilimin dengesi iyi ayarlanmış. korkutucu sahneler yok. zaten başta oda ile ilgili argümanlarda izleyici hafiften geriliyor zaten. sonraki gerilimin dozu iyi ayarlanmış ve bu nedenledir ki etkisinde kalıyorsunuz.

benim sevdiğim bir film. başkası beğenir beğenmez bilemem , kendi zevkime göre değerlendirdim filmi. başkası yerden yere vurur bilemem.
devamını gör...

durumun turizm sezonuyla alakalı olduğunu düşünenler hem haklılar hem de haksızlar.
turizmciyim, 2019 kasım ayından beri sadece 60 gün çalıştık. diğer tüm sektörler ya full çalıştılar ya da aralıklı çalıştılar ama çalıştılar ve sofralarına yemek koyabildiler.
bizler kredi dahi alamıyoruz, bankalar yüksek risk grubunda görüyorlar. hibeler ise komedi gibi. para lazım, para için aşılanma lazım, aşılanma yoksa turist yok.

gelelim yanıldıkları kısma. ruslar şu an için gelmeyecek, birleşik krallıktan turist gelmesi ise şu an için imkansız. ruslar hem covid hem de politik sebeplerle ambargo uyguluyorlar. 9 milyon rus turiste elveda dedik diyeceğiz, bu durum otelcileri zor duruma sokacaktır. diğer esnaf için olsa da olur olmasa da olur.

birleşik krallıktan gelecek turistler için durum biraz vahim, birleşik krallığın bizi seyahat edilebilir ülkeler listesine alabilmesi için haftalık vaka sayısının yüzbin kişide, altmış beş kişinin altında olması gerekir (yanılmıyorsam). ingilterede bilim kurulu gibi bir kurul var, bunlar haftalık toplanıp yeşil ülkeler listesi hazırlıyorlar ve bu listeye bizim ağustostan önce girebilme şansımız yok.

gelelim turizm politikasında yaptığımız hataya. tüm ülkeyi aşıladığımızı varsayalım. gelen turistten aşı kartı ve pcr testi istemiyoruz. işte dananın kuyruğu burada kopuyor. biz covid çorbası bir ülke haline geliyoruz.
gelen turist, süper yayıcı mı, hasta mı, değil mi bilmiyoruz. varsayalım x ülkesindem süper yayıcı bir turist geldi. 1000 yataklı bir otelde konaklıyor, otelde de ingiliz, alman, hollandalı, ukraynalı, polonyalı, slovak turistler olsun.
bu x turist diğer turistlerle restoranda yemek yiyecek, aynı havuza girecek, aynı barda içecek, aynı şezlonga yatacak.
tamam türkü aşıladın biz yırttık varsayalım.
diğer turistler ne olacak?
hepsi birbirinden kapıp ülkesine taşıyacak.
sen daha sezonu açtım dediğin gün geri dönen ilk turist kafilesi içerisindeki bir tek covidli çıkması halinde herkes ülkelerini türkiyeye kapatacak.

turizm işi ciddi iştir, lakin bizim bakanlıklar sadece vatandaşı aşılayarak problemi çözeceğini zannedecek kadar sığ düşünüyorlar.

gelen turisten aşı kartı ve pcr testi istemek akıllarına gelmiyor.

çok basit bir örnek de vereyim, birleşik krallık hindistan varyantı için bizi suçluyor.
haklılar. neden haklılar?
mart nisan aylarında ingiltereden hindistana giden hint vatandaşlarına ingiltere dönüşte karantina uyguluyordu ama türkiyeden dönenlere karantina uygulanmıyordu. hintli de klasik kurnazlığını yapıyor, hindistandan dönerken türkiyede 10 gün konaklıyor, türkiyeden ingiltereye uçuyordu. dolayısıyla karantinaya girmeden ingiltereye giriyorlardı. böylece hindistan varyantını hem ülkemize taşıdık hem de ingiltere ile arasında köprü kurduk.
ingilterenin uyarısıyla hindistandan gelenlerden pcr testi istemeye başladık.

yani işler turizm için kötü, sığ adamlar önünü arkasını düşünmeden kararlar alıyorlar ve bu nedenle turizm falan olur mu bu sene kimse bilmiyor.
benim oyum bu önlemlerle turizm falan olmayacağı.
turizm için vatandaşları aşılıyorlar derken bir kez daha düşünün.
devamını gör...

beni eskiye götüren hafif tatlımsı hamur işi.

eskiye götürme derinliğine bakacak olursak taaa çocukluğuma inebiliriz. çocukluğumda her bayram babaanne evinde toplanılırdı. babaannem de her bayram bu çörekten yapardı. eski köy evine girince mis gibi kokan ekmek, yerini mis gibi kokan anasona bırakırdı. burun deliklerinizden giren koku başınızı döndürürdü. elbette çöreklerin yeri belli. üzerine bez örtülmüş tepsiler, kapının girişinde bulunan masanın üzerinde olurdu. çöreklerin yerinin belli olduğu ölçüde o çörekleri kimlerin yiyeceği de belliydi. bunların başında; büyük amcamın eşi ve çocukları, küçük halam ve diğerleri. yani bir bakıma çörekler onlar için özel yapılırdı. küçük halam istanbul'dan geldiği için, büyük amcam da genç yaşında vefat ettiği için bu iki hususa hep bi özen gösterilirdi. biz de babaanne evine gittiğimizde çörek yerdik; ama kimin için yapıldığının bilincinde olarak yerdik. bunu düşününce insan biraz hüzünleniyor.

gün geçti, devran döndü. babaannem vefat etti. eskisi gibi bayram günü toplaşmaları kalmadı. ama çörek özlemi her daim devam etti. özlem olunca çörek yapma işini annem üstlendi. babaannemin yaptığından da güzel oldu. tabii ben de gözlemci olarak her daim annemin yanında oldum, oluyorum, olacağım. * şimdi de bu güzelliği sizinle paylaşıyorum.

malzemeler

* yoğurmak isterseniz un, su, tuz ile bir hamur oluşturacağız. böyle biraz sert oluyor. sert olmasını engellemek için bu üçlünün içine ;
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 su bardağı ılık süt ekleyebiliriz. ( eğer yoğurmaya üşenirsek fırından hazır yoğurulmuş ekmek hamuru da alabiliriz, tercih bizim, keyif bizim swh.)
* 1 küp yaş maya
* 1 - 2 çorba kaşığı anason
* şeker
* 2 su bardağı iri kıyılmış ceviz
* sıvı yağ

yapılışı:

öncelikle hamurumuzu güzelce yoğuralım. biraz ele yapışan bir hamur olacak. bu kısım biraz sinir bozucu olsa da hamuru açmak için kullanacağımız sıvı yağ ile o yapışkanlığı hissetmeyeceğiz. hamur yoğrulunca mayalanması için bir kenarda bekletelim. bu sırada cevizleri iri iri kıyalım, anasonu bir havanda dövelim. dövelim ki yağı çıksın. kokusu evin içine yayılsın. döverken sizi yıpratan olayları düşünüp daha da kuvvetli olabilirsiniz. *

tüm bunları yaptıktan sonra hamurumuz mayalanmış olacaktır. hamurumuzdan irice bir parça koparalım ve sıvı yağ ile hamuru tezgahın üzerinde açalım. mayalı bir hamur olduğu için, hamuru açmaya çalıştıkça hamur küçülecek, adeta bizimle inatlaşacak.bu inatlaşmanın sonunda biz kazanacağız tabii ki. * yağla iyice incelmiş hamura dövülmüş anasonu ve iri kıyılmış cevizi güzelce serpiştirelim. anasonun acılığını kırmak için hamurun üzerine 1-2 yemek kaşığı şeker serpiştirelim ve bu üçlüyü -hamura iyice yapışması için- elimizle iyice bastıralım. bir ucundan rulo şeklinde sarmaya başlayalım. hamuru sarmayı bitirince kalın bir rulo olacak ve bu kalın hamuru tezgaha vura vura inceltelim. üç parmak genişliğinde keselim ve hamur kısımları yukarı bakacak şekilde tepsiye dizelim. içli kısım yukarı bakarsa cevizler yanabilir ve tadı hoş olmaz. hamur kısımları yukarı bakınca ser olabiliyor bazen. tepsiyi bu şekilde doldurduktan sonra önceden ısıtılmış 180-200 derece fırında çöreklerin üzeri kızarana kadar pişirelim. çörek pişerken evin içini anason kokutup kendimizden geçebiliriz.

bu da çöreğimizin pişmiş hâlidir.
devamını gör...

şu anda trt 2'de sidney konserleri yayınlanan müzik grubu. pazartesi sendromunuzu yıkayıp, çitileyebilirsiniz.
devamını gör...


bana öyle geliyor ki milen kundera'nın, kadın ruhundan anlama konusunda tanrı vergisi bir yeteneği var. avuçları içinde çaresizce yatan biz kadınların ruhunu kalemiyle didik didik ediyor, içimizdeki derin arzuları, ümitsizliği, yaşama ya da yaşamama isteğini görüyor. çoğu erkek için kadınlar hep aynıdır, aynı şekilde düşünür , aynı şeyleri ister vs... ama o bunun doğru olmadığını romanlarında o kadar güzel inceliyor ki , üstelik kadınlara düşman ya da kadınlardan kaçan bir yazar değil, aksine romanlarında kadın karakter sayısı daha fazla, onlar üzerinden kadına ve insana dair düşüncelerini aktarması daha yoğun. bir yazının ona ait olup olmadığını anlamak ise hiç güç değil, tema hep aynı, mekan ve zaman bile değişmiyor. zaten amacının da bir olayı anlatmak olduğunu düşünmüyorum. normal,sıradan ve kısa olaylar üzerinden hayata ve insana dair evrensel gerçekler. onun kitaplarını okumak, sanki senden daha olgun olan iç sesinle sohbet etmek gibi bir duygu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim