insana mutluluk veren sıradan olaylar
yürürken tanımadığım küçük bir çocuğun el sallaması. bir anda aşırı pozitif hissediyorum.
devamını gör...
sevdiğiniz filmi en sıkıcı haliyle anlatmak
bir twitter akımı. dün karşıma çıktı, bayıldım. sözlükte de olmasın mı?
twitterda yazmak isteyenler olursa diye linki şuraya bırakıp başlıyorum müsaadenizle;
iki kardeş var çok belalı tipler banka falan soyuyolar yanlarında rehine bi aileyle kaçıyolar sonra olaylar olaylar... bi de yılanlı garip bi kadın var. çok anlamadım.
twitterda yazmak isteyenler olursa diye linki şuraya bırakıp başlıyorum müsaadenizle;
iki kardeş var çok belalı tipler banka falan soyuyolar yanlarında rehine bi aileyle kaçıyolar sonra olaylar olaylar... bi de yılanlı garip bi kadın var. çok anlamadım.
devamını gör...
en gereksiz icatlar
kesinlikle ütüdür. düzen iyidir elbet ama insanları gereksiz bi standarda bağlamıştır ütü. herkesin buruşuk kıyyafetlerle gezdiği bi ortamda, düzen ütüsüzlüktür. dolayısıyla göze hoş gelmeyen bi durumda yoktur. halbuki şu an ütü ciddi zaman alan, özellikle çalışanlar için olmazsa olmaz bi meseledir. öyle ki, sosyal statü belirler. bu kadar çok ütü diyerek kafa ütülediğim için ütü dilerim sizlerden.
devamını gör...
damnatio memoriae
roma hukuku açısından birinin bu cezaya çarptırılması için ya vatana ihanet * etmiş olması gereklidir ya da durumunun devlete karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi lazımdır. kuvvetle muhtemel bu kişi zaten ölüm cezası ile cezalandırılır. ceza yargılaması bitmeden önce ölse dahi bu ceza uygulama alanı bulurdu. tabi burada şu noktayı da atlamamak lazım. bu bir itibarsızlaştırma ve toplumsal bellekten silme kararı olduğu için kişinin aynı zamanda yaptığı tüm hukuki işlemler de bu durumdan etkileniyordu. mesela yaşarken yaptığı bağışlama akdi ölümü sonrası oluşacak tereke vesaire ortadan tamamen kalkıyordu. yani mevzu sadece heykeller, anıtlar, kendisi ile ilgili verilen eserler, tabloların yok edilmesi değildi. geriye dönük olarak hak ve fiil ehliyeti de elinden alınıyordu. tabi birde bu mevzunun politik bir yanı var özellikle bu cezaya çarptırılan imparatorların ve ailelerinin infamis olarak ilan edilmeleri ve mallarına çökülmesi, senatonun bu cezayı bir korkutma ve tehdit aygıtı olarak kullanmasını da beraberinde getirdi. ayrıca mevzunun toplumsal bellek açısından da değerlendirilmesi lazım ki, o da uzun uzadıya ayrı bir tartışma konusu.
devamını gör...
siren
veya sirena adıyla da bilinen, görünüş itibariyle deniz kızına benzeyen antik yunan mitolojisine ait bir ırk. rivayetler odur ki: denizciler izmir foça yakınlarında gece vakti yol alırken, kulağı büyüleyen cinsten, kadın sesinden hoş şarkılar duyarlar. sesin kaynağını merak eden denizcilerin gemileri alabora olur, ne gemi kalır, ne mürettebat. hâlâ unesco dünya mirası listesinde yer alan siren kayalıkları da adını bu hikayeden alırlar.
esasen, rüzgarın kayalardan çıkardığı uğultu, denizciler için bir kadın sesine benzetilmiştir. dünya, sirenleri daha çok, hollywood'un yadsınamaz gücüyle karayip korsanları film serisinde, sesiyle denizcileri dibe çeken denizkızına benzer figürler olarak bilir. ve evet, son olarak ambulanslara, itfaiyelere, alarmlara adını veren siren sesi de bu sesin yüksek volümünden kaynaklıdır.
esasen, rüzgarın kayalardan çıkardığı uğultu, denizciler için bir kadın sesine benzetilmiştir. dünya, sirenleri daha çok, hollywood'un yadsınamaz gücüyle karayip korsanları film serisinde, sesiyle denizcileri dibe çeken denizkızına benzer figürler olarak bilir. ve evet, son olarak ambulanslara, itfaiyelere, alarmlara adını veren siren sesi de bu sesin yüksek volümünden kaynaklıdır.
devamını gör...
yazarlara göre iyiliğin tanımı
zorda olana yardım etmektir.
devamını gör...
hayatı güzel kılan detaylar
t: hâlâ yaşamak için bir neden.
beklenmedik anlarda kendi kendime mutlu olmam bu hayatı güzel kılan detaylardan.
beklenmedik anlarda kendi kendime mutlu olmam bu hayatı güzel kılan detaylardan.
devamını gör...
persona
akışa ne zaman baksam 'persona' demek izlemeliyim hımmm.*
başkalarına karşı sen ile yalnızken ki sen arasındaki uçurum…
ne izliyorum hissiyatına kapıldığım, kafamı karman çorman eden film. kafayı karıştırmadan izleyene aşk olsun. burada bir şey anlatılıyor ama ne? baştaki bombastik birbirinden tuhaf görüntülere rağmen filmin korku temalı olmadığını belirtmek isterim. bir de filmi bitirdikten sonra analizlerine bakıp onun üzerinden analiz yapabilirsiniz.*
türü dram ve gerilim olarak geçse de bana daha çok gizem temalı geldi. psikolojik-gizem diye uydurmasyon bir türe bağlarım burayı neyse, en baştaki sözü de bir yere bağlamalıyım askıda kalmasın. o zaman başlayayım; elisabet (hasta), anna (hemşire). elisabet konuşamıyor. doktoru elisabet'in bilinçli olarak konuşmadığını düşünüyor. anna'da bunun farkında. elisabet tiyatro sanatçısıdır. çeşitli rollere girer. buradaki temsil: toplum tarafından bize dayatılan roller. bu rolleri ne kadar isteyerek yaptığımız. elizabet rolünü oynamak istemeyince susuyor. daha fazla yalan söylememek için olabilir. gerçek benliğinin ağır bastığı yerde bırakıyor oynamayı. kilitleniyor bir nevi. gerçekler canını yakıyor. mesela; çocuğunu sahiplenemeyen benliği ile savaşıyor. toplumun her kadını anne olarak görmek istemesi gibi. anne olmayı sorgulamadan bilinçsizce atılan adımlardan bahsedilebilinir. eğer bir kadın hazır değilse bu role ve her koşulda girilmesi bekleniliyorsa, o rolün hakkı verilmeyebilir. yani benlik buna müsade etmiyor ama toplumdaki statü kılıfları için ayak uyduruluyorsa, elizabet gibi narsist, duygusuz, tepkisiz bir varlık olabiliyorsunuz. bir de anna'ya bakalım: (spoiler vermeden bakılmıyor)
filmin ilk başlarında anna'nın 25 yaşındayım, iyi bir işim var, nişanlıyım ve ona itaatkarım. çocuklarımız olacak, bu bana güven veriyor sözlerini işitiyoruz. daha sonra elizabet'in tüm dikkatle dinlediği o sözlerini.. nişanlısını aldattığı deniz kenarındaki anna için utandırıcı olayı. nişanlı olduğu halde başka birinden hamile kalıp çocuğu aldırmasını duyuyoruz. elizabet'te çocuğu olacağını öğrendiğinde onu doğurmak istememişti. peki anna çoçuğunu öldürdü, elizabet yaşattı diyebilir miyiz? sanırım hayır. her ikisinde de çocuk öldü.

(filmin başında iç içe geçmiş iki kadın suretine dokunan çocuğu görüyoruz.)
biri gerçekten diğeri de anne sevgisini alamayan her bireyin ölümcül tramvalarıyla yok oluyor. yönetmeninde böyle bir tramvası olduğunu duymuştum doğru kaynak mı tam bilemiyorum. ama bu konu üzerinde yoğunlaşması böyle bir şeyi yaşamış olabileceğine dair ip ucu veriyor sanki.
iki kadının kıyaslaması, maskelerin atıldığındaki azap verici sesleri ve suskunluğu, dışa vurulan zıt tepkilerin çakışmasını siyah ve beyazlar içinde izlemek keyifliydi.

zıtlıklar iç içe geçti..
başkalarına karşı sen ile yalnızken ki sen arasındaki uçurum…
ne izliyorum hissiyatına kapıldığım, kafamı karman çorman eden film. kafayı karıştırmadan izleyene aşk olsun. burada bir şey anlatılıyor ama ne? baştaki bombastik birbirinden tuhaf görüntülere rağmen filmin korku temalı olmadığını belirtmek isterim. bir de filmi bitirdikten sonra analizlerine bakıp onun üzerinden analiz yapabilirsiniz.*
türü dram ve gerilim olarak geçse de bana daha çok gizem temalı geldi. psikolojik-gizem diye uydurmasyon bir türe bağlarım burayı neyse, en baştaki sözü de bir yere bağlamalıyım askıda kalmasın. o zaman başlayayım; elisabet (hasta), anna (hemşire). elisabet konuşamıyor. doktoru elisabet'in bilinçli olarak konuşmadığını düşünüyor. anna'da bunun farkında. elisabet tiyatro sanatçısıdır. çeşitli rollere girer. buradaki temsil: toplum tarafından bize dayatılan roller. bu rolleri ne kadar isteyerek yaptığımız. elizabet rolünü oynamak istemeyince susuyor. daha fazla yalan söylememek için olabilir. gerçek benliğinin ağır bastığı yerde bırakıyor oynamayı. kilitleniyor bir nevi. gerçekler canını yakıyor. mesela; çocuğunu sahiplenemeyen benliği ile savaşıyor. toplumun her kadını anne olarak görmek istemesi gibi. anne olmayı sorgulamadan bilinçsizce atılan adımlardan bahsedilebilinir. eğer bir kadın hazır değilse bu role ve her koşulda girilmesi bekleniliyorsa, o rolün hakkı verilmeyebilir. yani benlik buna müsade etmiyor ama toplumdaki statü kılıfları için ayak uyduruluyorsa, elizabet gibi narsist, duygusuz, tepkisiz bir varlık olabiliyorsunuz. bir de anna'ya bakalım: (spoiler vermeden bakılmıyor)
filmin ilk başlarında anna'nın 25 yaşındayım, iyi bir işim var, nişanlıyım ve ona itaatkarım. çocuklarımız olacak, bu bana güven veriyor sözlerini işitiyoruz. daha sonra elizabet'in tüm dikkatle dinlediği o sözlerini.. nişanlısını aldattığı deniz kenarındaki anna için utandırıcı olayı. nişanlı olduğu halde başka birinden hamile kalıp çocuğu aldırmasını duyuyoruz. elizabet'te çocuğu olacağını öğrendiğinde onu doğurmak istememişti. peki anna çoçuğunu öldürdü, elizabet yaşattı diyebilir miyiz? sanırım hayır. her ikisinde de çocuk öldü.

(filmin başında iç içe geçmiş iki kadın suretine dokunan çocuğu görüyoruz.)
biri gerçekten diğeri de anne sevgisini alamayan her bireyin ölümcül tramvalarıyla yok oluyor. yönetmeninde böyle bir tramvası olduğunu duymuştum doğru kaynak mı tam bilemiyorum. ama bu konu üzerinde yoğunlaşması böyle bir şeyi yaşamış olabileceğine dair ip ucu veriyor sanki.
iki kadının kıyaslaması, maskelerin atıldığındaki azap verici sesleri ve suskunluğu, dışa vurulan zıt tepkilerin çakışmasını siyah ve beyazlar içinde izlemek keyifliydi.

zıtlıklar iç içe geçti..
devamını gör...
fidel castro
selam sana fidel.
büyük devrimcinin bugün ölüm yıldönümü.
yakılan bedeninin külleri, bir kutu içerisinde, hawana'dan doğduğu yer olan santiago de cuba' ya, önde bir arkada bir araba eşliğinde, tam 1.000 kilometre boyunca götürülmüştü.
tüm halk, köylüler, yola dizilip onu alkışlıyor ve gözyaşı döküyordu.
o gün kötü lakin tarihi bir gündü.

saygıyla... vas bien fidel...
büyük devrimcinin bugün ölüm yıldönümü.
yakılan bedeninin külleri, bir kutu içerisinde, hawana'dan doğduğu yer olan santiago de cuba' ya, önde bir arkada bir araba eşliğinde, tam 1.000 kilometre boyunca götürülmüştü.
tüm halk, köylüler, yola dizilip onu alkışlıyor ve gözyaşı döküyordu.
o gün kötü lakin tarihi bir gündü.

saygıyla... vas bien fidel...
devamını gör...
samsun’da sokak ortasında eşi tarafından şiddete uğrayan kadın
bu nasıl bir ruh halidir, bir insan çocuğunun yanında nasıl bu kadar vahşi olabilir ?
görüntüler yürek parçalayıcı, çevredekilerin çaresizliği yine öyle. toplumsal bir cinnet krizinin eşiğindeyiz. tüm tarafların birbiriyle didişmeyi bırakıp acilen bu konuda fikir birliği yapmaları lazım. çok üzücü, çok.
buradan
uyarı: görüntüler hassas içerik barındırmaktadır.
ek: olay samsun belediye önünde yaşanmış. kadının hayati tehlikesi var.
ek 2: annenin durumu iyi ve bilinci açıkmış.
görüntüler yürek parçalayıcı, çevredekilerin çaresizliği yine öyle. toplumsal bir cinnet krizinin eşiğindeyiz. tüm tarafların birbiriyle didişmeyi bırakıp acilen bu konuda fikir birliği yapmaları lazım. çok üzücü, çok.
buradan
uyarı: görüntüler hassas içerik barındırmaktadır.
ek: olay samsun belediye önünde yaşanmış. kadının hayati tehlikesi var.
ek 2: annenin durumu iyi ve bilinci açıkmış.
devamını gör...
jack london’ın beyaz diş hariç dişe dokunur romanı olmaması
vahşetin çağrısı adlı muhteşem eseri okumamış yazar beyanı diyecektim, denmiş.
devamını gör...
beyin yakan tramvay ikilemi
bu ikilem özünde eylemin ahlaki değerinin, yalnızca sonuçları tarafından belirlenip belirlenmediğini dikkate almamızı sağlar.
çoğu insan 5 kişiyi kurtarmak için kolu çekecektir ancak bu düşünce deneyinin devamında tek bir ray var, tramvay gelmekte ve rayda 5 kişi durmakta. siz bir üstgeçittesiniz ve yanınızda şişman bir insan var. bu şişman birey, üstgeçitten raylara itmeniz halinde tramvayı durduracak bir cüsseye sahip. 5 kişiyi kurtarmak için şişman bireyi raylara iter miydiniz? önceki düşünce deneyinde çoğunluk kolu çekmesine rağmen çok az sayıda kişi şişman bireyi raylara itmeyi tercih etmektedir. bu durum, ahlaki sezilerimizin her zaman mantıklı ve tutarlı olmadığı, güvenilir olmadığı anlamına mı geliyor? esas ikilem budur.
çoğu insan 5 kişiyi kurtarmak için kolu çekecektir ancak bu düşünce deneyinin devamında tek bir ray var, tramvay gelmekte ve rayda 5 kişi durmakta. siz bir üstgeçittesiniz ve yanınızda şişman bir insan var. bu şişman birey, üstgeçitten raylara itmeniz halinde tramvayı durduracak bir cüsseye sahip. 5 kişiyi kurtarmak için şişman bireyi raylara iter miydiniz? önceki düşünce deneyinde çoğunluk kolu çekmesine rağmen çok az sayıda kişi şişman bireyi raylara itmeyi tercih etmektedir. bu durum, ahlaki sezilerimizin her zaman mantıklı ve tutarlı olmadığı, güvenilir olmadığı anlamına mı geliyor? esas ikilem budur.
devamını gör...
thor
thor, gök gürültüsü ve şimşek tanrısıdır. tanrıların en önemlisidir. ona "aesir’in thor’u" ya da "savaşçı thor" da denir. tüm tanrıların en önemlisi olması yanında tüm tanrıların ve insanların en güçlüsüdür.
bereket sağlama, şifa verme ve onurlandırma gibi güçlere sahip olan thor'un düşmanları ise ve aynı zamanda tanrıların da düşmanı olan devler, canavarlar ve tarih öncesi güçlerdir.
eski nors dilinde "şimşek fırtına" anlamına gelen, aesir tanrıları arasında en güçlü silah olarak bilinen ve sadece silah olarak değil aynı zamanda kutsama törenlerinde de kullanılan mjolnir isimli kudretli çekice sahiptir. thor bu çekici resmi törenlerde, evlilik kutlamalarında, doğumlarda hatta cenazelerde bile kullanılırdı.
thor'un tangrisnir (hırlayan) ve tanngnjóstr (diş öğütücü) isimli iki keçisi vardır. bu keçiler thor'un arabasını çekmekle görevilerdir.
snorri sturluson'un prose edda kitabında şöyle bir bölüm yer almaktadır: "thor bir gün kendi keçisini öldürüp yemiştir, daha sonra keçisinin kemiklerini bir araya getirmiş ve mjolnir ile onu tekrar hayata döndürmüştür." aynı kaynakta ise şöyle bir bilgi de vardır: thor'un thjalfi ve röskva isimli ölümlü hizmetkarı vardır. midgard'a yaptığı bir gezide thor bu çocukların ailesine misafir olmuş ve uçan arabasını keçilerini kesmelerine izin vermiştir. bu keçiler ertesi gün kemikleri ve postu bir araya getirince yeniden dirilmektedirler. thor'un etlerden diledikleri gibi yiyebileceklerini ama kesinlikle kemikleri kırmamaları konusunda ev halkını uyarmasını rağmen evin oğlu thjalfi bir kemiğin iliğini emmek için bir kemiği kırar. ertesi sabah dirilttiği keçilerinden birinin bir bacağının topalladığını gören thor çok sinirlenir ve ancak iki çocuğun onun hizmetine girmeyi önermesi karşılığında ailenin canını bağışlar.
thor'un ahip olduğu üç tane değerli eşya vardır. bunlardan ilki "parçalayıcı" anlamına gelen mjolnir isimli çekicidir. diğeri ise megingjard adındaki güç kemeridir. thor bu kemeri taktığında sahip olduğu tanrısal gücünü ikiye katlar. son olarak sahip olduğu en değerli eşyası olan, demirden eldivenlerdir. bu eldivenler olmazsa kudretli mjolnir'i savuramaz.
thor, vikingler için özellikle saygı gösterilmesi gerekilen bir tanrıydı. eğer ki salgın hastalık veyahut kıtlık baş gösterecek olursa, kurban adanacak ilk tanrı thor olurdu. thor, adı viking çağında hem kadın (thorgerðr ve thorgunnr) hem erkek (thorsteinn ve thorfinnr) kişi adlarında kullanılabilen yegane tanrıydı.
thor, kurnazlık ve kötülük tanrısı olan kardeşi loki'nin üç çocuğundan birisi olan ve dünya yılanı olarak bilinen jörmungandr ile ragnarok geldiğinde savaşacak ve jörmungandr'ı öldürecek fakat yılanın zehrinden dolayı da kendisi ölecektir.
thor'un sahip olduğu değerli eşyaları ve keçileriyle beraber karşımıza çıkan en uygun görsel işe şudur:
bereket sağlama, şifa verme ve onurlandırma gibi güçlere sahip olan thor'un düşmanları ise ve aynı zamanda tanrıların da düşmanı olan devler, canavarlar ve tarih öncesi güçlerdir.
eski nors dilinde "şimşek fırtına" anlamına gelen, aesir tanrıları arasında en güçlü silah olarak bilinen ve sadece silah olarak değil aynı zamanda kutsama törenlerinde de kullanılan mjolnir isimli kudretli çekice sahiptir. thor bu çekici resmi törenlerde, evlilik kutlamalarında, doğumlarda hatta cenazelerde bile kullanılırdı.
thor'un tangrisnir (hırlayan) ve tanngnjóstr (diş öğütücü) isimli iki keçisi vardır. bu keçiler thor'un arabasını çekmekle görevilerdir.
snorri sturluson'un prose edda kitabında şöyle bir bölüm yer almaktadır: "thor bir gün kendi keçisini öldürüp yemiştir, daha sonra keçisinin kemiklerini bir araya getirmiş ve mjolnir ile onu tekrar hayata döndürmüştür." aynı kaynakta ise şöyle bir bilgi de vardır: thor'un thjalfi ve röskva isimli ölümlü hizmetkarı vardır. midgard'a yaptığı bir gezide thor bu çocukların ailesine misafir olmuş ve uçan arabasını keçilerini kesmelerine izin vermiştir. bu keçiler ertesi gün kemikleri ve postu bir araya getirince yeniden dirilmektedirler. thor'un etlerden diledikleri gibi yiyebileceklerini ama kesinlikle kemikleri kırmamaları konusunda ev halkını uyarmasını rağmen evin oğlu thjalfi bir kemiğin iliğini emmek için bir kemiği kırar. ertesi sabah dirilttiği keçilerinden birinin bir bacağının topalladığını gören thor çok sinirlenir ve ancak iki çocuğun onun hizmetine girmeyi önermesi karşılığında ailenin canını bağışlar.
thor'un ahip olduğu üç tane değerli eşya vardır. bunlardan ilki "parçalayıcı" anlamına gelen mjolnir isimli çekicidir. diğeri ise megingjard adındaki güç kemeridir. thor bu kemeri taktığında sahip olduğu tanrısal gücünü ikiye katlar. son olarak sahip olduğu en değerli eşyası olan, demirden eldivenlerdir. bu eldivenler olmazsa kudretli mjolnir'i savuramaz.
thor, vikingler için özellikle saygı gösterilmesi gerekilen bir tanrıydı. eğer ki salgın hastalık veyahut kıtlık baş gösterecek olursa, kurban adanacak ilk tanrı thor olurdu. thor, adı viking çağında hem kadın (thorgerðr ve thorgunnr) hem erkek (thorsteinn ve thorfinnr) kişi adlarında kullanılabilen yegane tanrıydı.
thor, kurnazlık ve kötülük tanrısı olan kardeşi loki'nin üç çocuğundan birisi olan ve dünya yılanı olarak bilinen jörmungandr ile ragnarok geldiğinde savaşacak ve jörmungandr'ı öldürecek fakat yılanın zehrinden dolayı da kendisi ölecektir.
thor'un sahip olduğu değerli eşyaları ve keçileriyle beraber karşımıza çıkan en uygun görsel işe şudur:
devamını gör...
sözlükte herkesin birbirinin sesine düşmesi
düşmek değil efendim. insanların sesleri tatlıysa yorum yapamayacak mıyız? övemeyecek miyiz?
devamını gör...
imei kayıt bedeli
ben devletim.
neden üreteyim canım!
dünyada bunu yapanlardan alıp kendi vatandaşımın poposundan kan alırım.
anasından emdiği sütü, ağzından burnundan getirmek benim işim.
sen kimsin ki yurtdışından telefon getirirsin?
getirirsen eğer paşa paşa gidip vergi dairesine bu parayı ödeyeceksin.
bu bedelde her iki ayda yüzde 40 artış gösteriyor.
çok değiş iki yıl önce 180 tl idi.
dolardan bile daha hızlı yükseliyor.
hem öyle kendime alayım, anama da alayım olmaz!
o pasaporta iki yılda sadece bir kere kayıt işlemi yapacaksın!
rabbena hep bana!!!
vergilerle geçinen bir ülke düşünün ve bu vergileri sadece orta sınıftan kesintisiz bir şekilde alan ülke....
neden üreteyim canım!
dünyada bunu yapanlardan alıp kendi vatandaşımın poposundan kan alırım.
anasından emdiği sütü, ağzından burnundan getirmek benim işim.
sen kimsin ki yurtdışından telefon getirirsin?
getirirsen eğer paşa paşa gidip vergi dairesine bu parayı ödeyeceksin.
bu bedelde her iki ayda yüzde 40 artış gösteriyor.
çok değiş iki yıl önce 180 tl idi.
dolardan bile daha hızlı yükseliyor.
hem öyle kendime alayım, anama da alayım olmaz!
o pasaporta iki yılda sadece bir kere kayıt işlemi yapacaksın!
rabbena hep bana!!!
vergilerle geçinen bir ülke düşünün ve bu vergileri sadece orta sınıftan kesintisiz bir şekilde alan ülke....
devamını gör...
oruç tutmayacak yazarlar
tutanlara kolaylıklar dilerim. ve dışarda umarım erzurumlu bir dayıya sigara içerken yakalanmam. durduk yere başına bela almasın.
devamını gör...
sigara ve alkolün dünya çapında tamamen yasaklanması gerekliliği
insanların daha yüksek zevkler yaşamasına olanak yaratılırsa bunlar azalır zaten.
uyuşturucuyu, tacizi, cinayeti yasakladın da ne oldu?
uyuşturucuyu, tacizi, cinayeti yasakladın da ne oldu?
devamını gör...


