makinist ile son istasyon radyo yayını
bu akşam, saat 23:00 da canlı olarak sizlerle..
müzikler iyidir.
muhabbet de fena değil.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours.
müzikler iyidir.
muhabbet de fena değil.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours.
devamını gör...
at eti
kazakistanlı vatandaşların çokça tükettikleri et.
normal dana ya da kuzu etine göre biraz daha sert ve ekşimsi bir tadı var.
nerden mi biliyorum, çünkü yedim.*
normal dana ya da kuzu etine göre biraz daha sert ve ekşimsi bir tadı var.
nerden mi biliyorum, çünkü yedim.*
devamını gör...
günün sosyal medya ünlüsü
28 ocak 2021 günün ünlüsü yazarımız haklıyım ama mutlu değilim oluyor.
instagram postumuz
twitter postumuz
instagram postumuz
twitter postumuz
devamını gör...
dudak yemekten kurtulamamak
dudakları mahveden eylem. pudra şekeri bağımlıları gibi ben de dudak yeme bağımlısıyım.*
devamını gör...
karakteri oturmamış insan
sıvılar gibi girdiği kabın şeklini alandır.
döneklik konusunda masterı vardır.
ya da sadece karakterini arayan, yavaş yavaş oturacağını bilen, hayatı ve kendini tanımaya çalışan genç bireyler de olabilir ancak bu arkadaşlarımız en azından iskeleti oturtmuş oluyorlar şekillenme kısmı biraz afilendirme istiyor sadece.
üstteki gibi insanımsılarla allah karşılaştırmasın dediğimdir.
döneklik konusunda masterı vardır.
ya da sadece karakterini arayan, yavaş yavaş oturacağını bilen, hayatı ve kendini tanımaya çalışan genç bireyler de olabilir ancak bu arkadaşlarımız en azından iskeleti oturtmuş oluyorlar şekillenme kısmı biraz afilendirme istiyor sadece.
üstteki gibi insanımsılarla allah karşılaştırmasın dediğimdir.
devamını gör...
konfor alanı
bireyin kendisini korunaklı, güvenli, rahat hissettiği, bu aralar adının sık sık kulağımıza çalındığı davranışsal ruh halidir.
göründüğü kadar masum olmayan bu alan; sınırlarından uzaklaşınca insanı huzursuzluk, stres ve rahatsızlık gibi duygulara sürükler. kendimizi hayata karşı pozitif hissettiğimiz her an konfor alanındayız demektir. lakin bu alan egomuzu okşadığı için, beynimiz alanı terk etmek istemez. bu durumda takılı kalmak, tabir-i caizse paslanmak ve zamanla mutsuz olmak kaçınılmazdır. kişinin hayatı monoton hale gelir. ilerleme, değişiklik olmaz.
eğer konfor alanındaymış gibi hissediyorsanız veya takılı kalmışsanız; sürekli yeni şeyler hayal edin, fikirler üretin, hayal dünyanızın sınırlarını genişletin. "güvenli alanımın dışına çıkarsam ne olur? ne kazanırım/kaybederim?" diye düşünün. mümkünse bunları yazın. yazmak bir nevi beyni şartlandıracağı için alanı terk etmek daha kolay olacaktır.
devamını gör...
herkes doğduğu ilde yaşasaydı ne olurdu sorunsalı
parallel evrende hala doğduğum yerde yaşıyorum zaten.
devamını gör...
vladimir lenin
rusya'daki sankt-peterburg şehrine, anısı yaşasın diye ölümünden 3 gün sonra ismi verilen lider. 1924-1991 yılları arasında sankt-peterburg, leningrad olarak anılmıştır. 1991'de sovyetler'in dağılması esnasında şehrin ismi (bkz: boris yeltsin) tarafından yine sankt-peterburg'a döndürülmüştür.
tanım 2: (bkz: leningrad)
tanım 3: (bkz: world of warships)'te 1936 yılındaki proje 21'e göre tasarlanmış ama hayata geçirilmemiş nelson sınıfı savaş gemisine ismi verilen lider. proje hayata geçseydi ortaya şöyle bir gemi çıkacaktı:
tanım 2: (bkz: leningrad)
tanım 3: (bkz: world of warships)'te 1936 yılındaki proje 21'e göre tasarlanmış ama hayata geçirilmemiş nelson sınıfı savaş gemisine ismi verilen lider. proje hayata geçseydi ortaya şöyle bir gemi çıkacaktı:
devamını gör...
alt sınıfın ayaklanmasını engellemenin yolu
din ile uyutarak ve hapis cezası ile korkutarak toplumu kontrol altında tutarlar.
devamını gör...
birisi
birisi
bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden.
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
gülüşerek başlıyoruz söze.
bir şey var aramızda.
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda,
senin gözlerinde ışıldıyor.
benim dilimin ucunda.
-nahit ulvi akgün
nahit ulvi akgün türk öğretmen ve şairdir. bu şiiri de en sevdiğimdir.
bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden.
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
gülüşerek başlıyoruz söze.
bir şey var aramızda.
onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramızda,
senin gözlerinde ışıldıyor.
benim dilimin ucunda.
-nahit ulvi akgün
nahit ulvi akgün türk öğretmen ve şairdir. bu şiiri de en sevdiğimdir.
devamını gör...
ruhların kaçışı
hayao miyazaki tarafından yazılıp yönetilen animasyon filmi. 2003'te "uzun metrajlı en iyi animasyon filmi" oscar'ını alarak ilk kez ödül kazanan anime olmuştur. aile, kahramanlık, macera konularında söyleyeceklerini kaliteli bir görsellikle ve güzel müziklerle söylüyor. 10 yaşındaki chihiro ile fantastik bir dünyada korku, heyecan ve arayış... altın ayı ödülü sahibi film türkçe'ye ruhların kaçışı olarak çevrilmiş.
devamını gör...
yazarların çocukken en sevdiği oyuncakları
bir kız çocuğu olarak kamyonum ve kepçem desem.
ailede hatta aile dışından bile herkes bebek alırdı. peluş ayılar, tavşanlar, ördekler...
benim gözümse komşunun oğlunun kamyonundaydı hep. bir gün balkonda onları izlerken abim geldi yanıma 'ne oldu yine neden astın suratını?' dedi. 'ben de kamyon istiyorum' dedim. 'ama banucum biliyorsun çok fazla erkek çocuğu gibi davrandığın için babam artık o tarz şeylere izin vermiyor' dedi. içime ağladım ben de peki dedim.
sonra abim salona geçti. içeriden minik minik sesler duyulmaya başladı. babamın 'iyi madem alın' dediğini duydum.
kalbim nasıl güm güm olabilir miydi acaba izin vermiş olabilir miydi?
kafasını uzattı kapıdan iki gözümün çiçeği 'hadi kaptan gidiyoruz' dedi. kocaman kırmızı kasalı bir kamyon ve sarı bir kepçe aldık. uça uça geldim eve. sokaktaki oğlanlarda bile yok böylesi. nasıl mutluyum nasıl.
çocukken top oynar, çete kurar ona buna sataşır (o zaman için hak ettiklerini düşünüyordum. sıkıntılı çocuklardı hep.), inşaat tepelerinden kumlara atlar, ağaçlara tırmanır oramı buramı yırtardım... mahalleden minik minik şikayetler geliyor babam da çok dikkat çekiyorum, sürekli şikayet alıyorum diye bana erkeklerle ve erkek oyuncaklarıyla oynamayı yasaklamıştı. ilk direnişimi o zaman gerçekleştirmiş ne sokağa çıkmış ne evde gülmüş ne huzur vermiştim. adamcağız napsın kıyamamış 15 gün dayanabilmişti. kendi gibi asi, dik başlı bir çocuğu olunca başını eğdiremeyeceğini biliyordu sanırım.
abimin katkısı büyük gerçi. her zaman her koşulda beni koruyup, kollamıştı. ne yaparsam yapayım 'çocuk yahu hem bizle büyüdü erkek gibi yetişti. napalım bırakın o da böyle olsun' derdi.
hiç unutmam 16 yaşındayım saçlarımı gidip saçma sapan bir şekilde kestirmiştim. kısacık bazı yerleri uzun abidik gubidik bir şey. babam gördüğünde yüreğine inecekti adamın. 'napmış bu hayır napmış yani' bu nidalarını duydum sonra kaçtım odama. akşama kadar çıkmadım odamdan. akşam abim geldi vne yaptın yine sen?' dedi.' 'napmışım hayır napmışım hemen asıyor kesiyor' diye efelendim 'sakin ol küçük hanım bu ne hal? babamı bilmiyor musun? niye üzüyorsun adamı' dedi. biliyordum ama işte kafam nereye ben oraya.
annem anlettı sonra abim gidip bırak baba bu bizim gibi değil kime çektiyse işte dediğim dedik çaldığım düdük havalarında boşver biraz daha büyüsün toparlar demiş. babam da homurdanmış tabi.
bir iki gün gözükmedim gözüne gördüğü yerde ters ters baktı. sonra ona bile alıştı canım adam. imtihanı mıydım neydim adamın? 6 çocuğu misler gibi yetiştir en küçüğü çamur çıksın.
ailede hatta aile dışından bile herkes bebek alırdı. peluş ayılar, tavşanlar, ördekler...
benim gözümse komşunun oğlunun kamyonundaydı hep. bir gün balkonda onları izlerken abim geldi yanıma 'ne oldu yine neden astın suratını?' dedi. 'ben de kamyon istiyorum' dedim. 'ama banucum biliyorsun çok fazla erkek çocuğu gibi davrandığın için babam artık o tarz şeylere izin vermiyor' dedi. içime ağladım ben de peki dedim.
sonra abim salona geçti. içeriden minik minik sesler duyulmaya başladı. babamın 'iyi madem alın' dediğini duydum.
kalbim nasıl güm güm olabilir miydi acaba izin vermiş olabilir miydi?
kafasını uzattı kapıdan iki gözümün çiçeği 'hadi kaptan gidiyoruz' dedi. kocaman kırmızı kasalı bir kamyon ve sarı bir kepçe aldık. uça uça geldim eve. sokaktaki oğlanlarda bile yok böylesi. nasıl mutluyum nasıl.
çocukken top oynar, çete kurar ona buna sataşır (o zaman için hak ettiklerini düşünüyordum. sıkıntılı çocuklardı hep.), inşaat tepelerinden kumlara atlar, ağaçlara tırmanır oramı buramı yırtardım... mahalleden minik minik şikayetler geliyor babam da çok dikkat çekiyorum, sürekli şikayet alıyorum diye bana erkeklerle ve erkek oyuncaklarıyla oynamayı yasaklamıştı. ilk direnişimi o zaman gerçekleştirmiş ne sokağa çıkmış ne evde gülmüş ne huzur vermiştim. adamcağız napsın kıyamamış 15 gün dayanabilmişti. kendi gibi asi, dik başlı bir çocuğu olunca başını eğdiremeyeceğini biliyordu sanırım.
abimin katkısı büyük gerçi. her zaman her koşulda beni koruyup, kollamıştı. ne yaparsam yapayım 'çocuk yahu hem bizle büyüdü erkek gibi yetişti. napalım bırakın o da böyle olsun' derdi.
hiç unutmam 16 yaşındayım saçlarımı gidip saçma sapan bir şekilde kestirmiştim. kısacık bazı yerleri uzun abidik gubidik bir şey. babam gördüğünde yüreğine inecekti adamın. 'napmış bu hayır napmış yani' bu nidalarını duydum sonra kaçtım odama. akşama kadar çıkmadım odamdan. akşam abim geldi vne yaptın yine sen?' dedi.' 'napmışım hayır napmışım hemen asıyor kesiyor' diye efelendim 'sakin ol küçük hanım bu ne hal? babamı bilmiyor musun? niye üzüyorsun adamı' dedi. biliyordum ama işte kafam nereye ben oraya.
annem anlettı sonra abim gidip bırak baba bu bizim gibi değil kime çektiyse işte dediğim dedik çaldığım düdük havalarında boşver biraz daha büyüsün toparlar demiş. babam da homurdanmış tabi.
bir iki gün gözükmedim gözüne gördüğü yerde ters ters baktı. sonra ona bile alıştı canım adam. imtihanı mıydım neydim adamın? 6 çocuğu misler gibi yetiştir en küçüğü çamur çıksın.
devamını gör...
saruwaka-machi'nin gece manzarası
halkın hedonistik faaliyetlerinden kaygı duyan hükümet, 1842'de şehrin gelişen eğlence endüstrisini engellemeyi amaçlayan bir dizi reform başlattı. tüm kabuki tiyatroları, şehrin kuzeydoğusundaki saruwaka-machi bölgesine taşınmak zorunda kaldı. ancak bu amaç amacının aksine daha fazla ilgi uyandırdı. insanların müstehcen performanslara katılmasını zorlaştırmaktan ziyade, bölge, kabadayı tiyatroculara hitap eden sayısız işletme ve restoran ile gelişen bir cazibe merkezi haline geldi. saruwaka-machi'nin bu tasvirinde, üç tiyatro, sağdaki çatı sırasının üzerinde yükselen taretleriyle tanımlanabilir. gösterilere sadece gün doğumu ve gün batımı arasında izin verildiğinden, gökyüzünde dolunay bulunan bu baskı eser; tiyatroların kapanmasından sonra bölgeyi gösteriyor.

yine de, insanlar hala sokakta eğlenirken, günün erken saatlerinde, gördükleri performansların bitmek bilmeyen heyecanının tadını çıkarıyorlar.
kaynak

yine de, insanlar hala sokakta eğlenirken, günün erken saatlerinde, gördükleri performansların bitmek bilmeyen heyecanının tadını çıkarıyorlar.
kaynak
devamını gör...
sizden hoşlanan birini kırmadan ondan uzaklaşmak
(bkz: kızlarsoruyor.com)
devamını gör...
ilk dinleyişte aşık olunan şarkılar
fikrimin ince gülü'dür efendim. keşke insan olsa da karşımda dursa dediğim bir çeşit şarkıdır. atatürk için de yeri ayrı olduğundan mütevellit hep duygu dolu gelir.
devamını gör...
yapılan en güzel kahvaltı
köyde yapılan kahvaltıdır.
devamını gör...




