unutkanlık
her insanın bazı şeyleri, özellikle kısa süreli belleğe attığı şeyleri, unutması doğaldır.
nedir bu kısa süreliği belleğimize attığımız şeyler?
- telefonumuza gelen kodu hatırlama süremiz
- belli kelime dizesini hatırlama süremiz
- bir şiirin birkaç dizesini hafızamızda tutmamız...
bunlar kısa süreli hafızada oldukları için kolayca unutulabilir. tabii ne kadar sıklıkla düşünürsek veya tekrarlarsak, bu, uzun süreli belleğe aktarılacağından, telefon numaramızı ezbere bilmemiz gibi, unutmanın da önüne geçmiş olur.
tabii ki unutkanlık bununla sınırlı kalmaz. stres, depresyon, travma sonrası, yaşa bağlı ya da uykusuzluktan dolayı da insanlar unutkanlık yaşayabilir. travma sonrası unutkanlığı ele alacak olursak, kişinin kendine acı veren olaya dair şeyleri belleğinin karanlık yerlerine atması, hatırlamaması durumu. hatırlayınca acı çekecek, savunma mekanizması gibi bile görülebilir bu durum.
stresten oluşan unutkanlık için örnek vermek hiç de zor değil, 21. yüzyıl türkiye stresinde yaşayıp unutkanlık çekmeyen yoktur bence*
bunların dışında, b12 eksikliği gibi faktörler de unutkanlık yapar. her şeye kolay ulaşmamız ve hazıra alışmamız da aynı şekilde.
nedir bu kısa süreliği belleğimize attığımız şeyler?
- telefonumuza gelen kodu hatırlama süremiz
- belli kelime dizesini hatırlama süremiz
- bir şiirin birkaç dizesini hafızamızda tutmamız...
bunlar kısa süreli hafızada oldukları için kolayca unutulabilir. tabii ne kadar sıklıkla düşünürsek veya tekrarlarsak, bu, uzun süreli belleğe aktarılacağından, telefon numaramızı ezbere bilmemiz gibi, unutmanın da önüne geçmiş olur.
tabii ki unutkanlık bununla sınırlı kalmaz. stres, depresyon, travma sonrası, yaşa bağlı ya da uykusuzluktan dolayı da insanlar unutkanlık yaşayabilir. travma sonrası unutkanlığı ele alacak olursak, kişinin kendine acı veren olaya dair şeyleri belleğinin karanlık yerlerine atması, hatırlamaması durumu. hatırlayınca acı çekecek, savunma mekanizması gibi bile görülebilir bu durum.
stresten oluşan unutkanlık için örnek vermek hiç de zor değil, 21. yüzyıl türkiye stresinde yaşayıp unutkanlık çekmeyen yoktur bence*
bunların dışında, b12 eksikliği gibi faktörler de unutkanlık yapar. her şeye kolay ulaşmamız ve hazıra alışmamız da aynı şekilde.
devamını gör...
yazarların kötü olduklarında aradıkları ilk kişi
kimse. ketumluktan acı çekerek ölüyorum.
devamını gör...
çevrim içi görünüp mavi tik vermeyen sevgili
belki bir işi olan müsait olmayan sevgilidir.
sevgiliniz diye her saniye sizinle ilgilenemez değil mi.
sevgiliniz diye her saniye sizinle ilgilenemez değil mi.
devamını gör...
sadece namaz kılarak cennete gideceğine inanan insan
bu başlığı en iyi tanımlayan sözler, yunus emre’nin kaleminden çıkmış sanırım.
“bir gez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil
yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.”
“bir gez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil
yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.”
devamını gör...
doğum yapan kadının erkeği artık umursamaması
umursamamak değilde doğal bir süreçtir bu. bizim ülkemizde cinsellik eğitimi yok,bireyler kendi vücudunu tanımıyor. bugün klitoris nerede diye sorsam o ne diyecek kişiler var. kadınların masturbasyon yapması bile ayıp sayılıyor,ülkemizde ‘hymen’ yani halk arasında kızlık zarı tartışması var ki böyle bir şeyin varlığı bile şüpheli. bu tarz ortamlarda büyüyen kişiler için ‘ayy kapat ışığı utanıyorum’ erkeğin haldır küldür içeri girmeye çalışmasını saymıyorum bile. taraflardan biri cinsel eğitim alsa tamam diyeceğim ama iki tarafda da olmayınca sorun yaşanıyor. bir kadının hamile kalması,yada kalabilmesi çok zorlu bir süreç. vajinusmus diye birşey var belli bir tabu içinde büyüyen kişilerin ilişkiden korkması ki bugün 10 kadından 5i bu korkuyu yaşıyor, herhangi bir destek de almıyor. erkek için ise evlilik tamamen kendi üzerine binen bir yük olduğu için sevişmeyi bir görev gibi biliyor. bugün boşanma davalarının çoğu erkeğin aleyhine sonuçlanıyor ve bu durumun %80 sebebi ‘erkeğin kocalık görevini yerine getirmemesi’ kocalıktan kasıt birlikte olmak. neyse fikir firar etmesin,bir kadının hamile kalabilmesi için ayda minimum 15-18 kez ilişkiye girmesi lazım. bunu bir düşünün türkiye şartlarında ? kadının çocuk isteyip,erkeğin çocuk istememesi yada tam tersi durumlarda ailelerin devreye girmesi,kuvvet macunları falan.
herşeyi geçtik ve kadın hamile kaldı diyelim asıl süreç burda başlıyor. hormonlar değişiyor,vücut değişiyor,bu da kadını doğal olarak da erkeği etkiliyor. bugün kadınların bile yanlış bildiği bir bilgi var ‘hamilelikte ilişkiye girersem çocuk zarar görür,yada düşük olur’ bu yanlış, erken düşük genel olarak kromozom anomalileri ya da gelişmekte olan bebekte görülen sağlık sorunlarına bağlı olarak ortaya çıkar. yani bu dönemde cinsel ilişki düşüğe etki etmez. fakat bu dönemde gebelik belirtileri yoğun olarak yaşandığı için çiftlerin geneli ilişki yaşamaz. (3 ay) herşeyi yolunda giden bir hamilelikte son 4 haftaya kadar ilişki yaşanabilir. hamilelik zaten başlı başına zor bir süreç, aş ermeler,sürekli değişen hormon değişiklikleri bla bla bla insanı yıpratır. herşey yolunda gitti ve bu 9 aylık süreci atlattınız lohusalık dönemi başlar. doğum eylemi bittikten sonra plasenta ve zarlarının ayrılmasından sonraki 6-8 (42 gün) haftalık dönemi kapsar. bu sürenin sonunda gebelikte meydana gelen tüm değişiklikler gebelik öncesine döner. lohusalık döneminde anne ve bebeğin hastalıklardan korunması için özenli bir bakıma ihtiyacı bulunmaktadır. çiftlerin çoğu için bu zor bir süreçtir. çünkü erkek,artık karısını ‘anne’ rolünde gördüğü için ilişkiden uzaklaşır ve ‘anne’ görür artık. yani aslında yaratılış amacı estetik kaygılardan ziyade çocuğu beslemek olan bir organ (bkz: ğöğüs) içinden süt çıktığını ve çocuğu emzirdiğini görünce erkek doğal olarak uzaklaşıyor,yaklaşırsam incitirim diye düşünüyor. kadınların çoğu, forumlarda bu durumdan şikayetçi, ‘kocam doğum yaptıktan sonra benimle ilişkiye girmiyor’ minvalinde bir çok şikayet mevcut. eğer destek alınmazsa bu durum ilerliyor ve çiftler boşanıyor, kaldı ki çocuk doğduktan sonra da ‘aman çocuk uyanacak,aman çocuk görür’ diye ilişki sürekli ertelenir. standart ilişki haftada 2 defadır,uzmanlar tarafından önerilen fakat bugün çoğu çift ayda 1 bile zor oluyor diyorlar. bu 5-10 yılı aşkın evliliklerde daha da artıyor. yani aslında bir canlının,içinde başka bir canlıyı barındırması,doğurması,büyütmesi bana göre mükemmel birşey,sırf şu olay bile kadınlara hayran bırakıyor beni ama bu durum herkes için geçerli değil. evlilik-çocuk-çocuk sonrası bunların hepsi yıpratıcı bir süreç. kısaca evlilik insanı yıpratır,arkadaşlar. duygusal aforizmaları bırakıp gerçeklerle yüzleşin.
herşeyi geçtik ve kadın hamile kaldı diyelim asıl süreç burda başlıyor. hormonlar değişiyor,vücut değişiyor,bu da kadını doğal olarak da erkeği etkiliyor. bugün kadınların bile yanlış bildiği bir bilgi var ‘hamilelikte ilişkiye girersem çocuk zarar görür,yada düşük olur’ bu yanlış, erken düşük genel olarak kromozom anomalileri ya da gelişmekte olan bebekte görülen sağlık sorunlarına bağlı olarak ortaya çıkar. yani bu dönemde cinsel ilişki düşüğe etki etmez. fakat bu dönemde gebelik belirtileri yoğun olarak yaşandığı için çiftlerin geneli ilişki yaşamaz. (3 ay) herşeyi yolunda giden bir hamilelikte son 4 haftaya kadar ilişki yaşanabilir. hamilelik zaten başlı başına zor bir süreç, aş ermeler,sürekli değişen hormon değişiklikleri bla bla bla insanı yıpratır. herşey yolunda gitti ve bu 9 aylık süreci atlattınız lohusalık dönemi başlar. doğum eylemi bittikten sonra plasenta ve zarlarının ayrılmasından sonraki 6-8 (42 gün) haftalık dönemi kapsar. bu sürenin sonunda gebelikte meydana gelen tüm değişiklikler gebelik öncesine döner. lohusalık döneminde anne ve bebeğin hastalıklardan korunması için özenli bir bakıma ihtiyacı bulunmaktadır. çiftlerin çoğu için bu zor bir süreçtir. çünkü erkek,artık karısını ‘anne’ rolünde gördüğü için ilişkiden uzaklaşır ve ‘anne’ görür artık. yani aslında yaratılış amacı estetik kaygılardan ziyade çocuğu beslemek olan bir organ (bkz: ğöğüs) içinden süt çıktığını ve çocuğu emzirdiğini görünce erkek doğal olarak uzaklaşıyor,yaklaşırsam incitirim diye düşünüyor. kadınların çoğu, forumlarda bu durumdan şikayetçi, ‘kocam doğum yaptıktan sonra benimle ilişkiye girmiyor’ minvalinde bir çok şikayet mevcut. eğer destek alınmazsa bu durum ilerliyor ve çiftler boşanıyor, kaldı ki çocuk doğduktan sonra da ‘aman çocuk uyanacak,aman çocuk görür’ diye ilişki sürekli ertelenir. standart ilişki haftada 2 defadır,uzmanlar tarafından önerilen fakat bugün çoğu çift ayda 1 bile zor oluyor diyorlar. bu 5-10 yılı aşkın evliliklerde daha da artıyor. yani aslında bir canlının,içinde başka bir canlıyı barındırması,doğurması,büyütmesi bana göre mükemmel birşey,sırf şu olay bile kadınlara hayran bırakıyor beni ama bu durum herkes için geçerli değil. evlilik-çocuk-çocuk sonrası bunların hepsi yıpratıcı bir süreç. kısaca evlilik insanı yıpratır,arkadaşlar. duygusal aforizmaları bırakıp gerçeklerle yüzleşin.
devamını gör...
yazarların en nefret ettiği batıl inançlar
doğum yaptıktan sonra densizin birisi 'lohusanın mezarı kırk gün açık olur dikkat et' demişti. nasıl bir batıl inançtır, nasıl bir ruh hastalığıdır ki bu gelip utanmadan söyleyebiliyorsunuz.
devamını gör...
yalnız çok yalnız yapayalnız biri olmak
o kadar da yalnız değilim, 29 tane harf arkadaşım var.
devamını gör...
tarihte bugün
anadolu'da ve istanbul'da çoğu lisenin yıllarca mezun verememesine sebep olan
her günü acı hikayelerle dolu olan
aydın olan olmayan osmanlı'nın varlığını sürdürdüğü her yerden gelen gençlerinin azimli mücadelesi sonunda kazanılan
18 mart çanakkale zaferi günü.
allah onlardan razı olsun.
her günü acı hikayelerle dolu olan
aydın olan olmayan osmanlı'nın varlığını sürdürdüğü her yerden gelen gençlerinin azimli mücadelesi sonunda kazanılan
18 mart çanakkale zaferi günü.
allah onlardan razı olsun.
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
tebrik ediyorum onları. yaşıtları facebook’ta takılırken onlar sözlükte yazıyor.*
neyse şaka bir yana yaşa takılmamak lazım önemli olan burda insanların ne yazdığı.
neyse şaka bir yana yaşa takılmamak lazım önemli olan burda insanların ne yazdığı.
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
hayatını kaybeden iki tanıdığımın ölmeden uzun süre önce nasıl öldüklerini rüyamda görmem. ikisi de art arda olunca beni bir korku almıştı da iki ile sınırlı kaldı neyse ki. korkunç günlerdi.
devamını gör...
imamoğlu’nun ellerini bağlaması bana göre suçtur
ulan derdinizi seveyim be! yahu bre adam utanmıyor musun? millet acından canına kıyıyor, adı üstünde iç işleri bakanı çıkıp iki kelam etsene bu iç iş değil mi? ha pardon bu sadece egonomi bakanının sorunu değil mi pardon! türbede el bağlamışmış, yahu o türbedekine sorsan bırakın bu işleri der.
devamını gör...
bu kadar online yazar sadece okuyacaksa neden yazar oldu sorunsalı
bu kadar insan ateist olacaksa tanrı neden var oldu? gibi.
yazacak bir şeyi olmayanlar, yazılanı okurlar. oldular işte.
yazacak bir şeyi olmayanlar, yazılanı okurlar. oldular işte.
devamını gör...
inançla alay etmek
ahlaksızlık, şerefsizlik, cibilliyetsizlik örneğidir.
devamını gör...
ilk buluşmada hesabı kim öder sorunsalı
her buluşmamızda manit ödüyor. adam tutturmuş centilmen olacağım diye. ne gerek var? bırak bir sen bir ben ödeyelim, ne sana ne bana yük olmasın bu durumlar. vallahi bana batıyor elimi cebime attırmaması. eşitlik olmalı kardeşlerim.
devamını gör...
öldüğümüzde arkamızdan en çok kim ağlar sorunsalı
ben öldükten sonra umrumda olmayan durumdur.
devamını gör...
insanı mutlu eden bedava şeyler
bedava yaşıyoruz, bedava;
hava bedava, bulut bedava;
dere tepe bedava;
yağmur çamur bedava;
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava;
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava.
hava bedava, bulut bedava;
dere tepe bedava;
yağmur çamur bedava;
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava;
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava.
devamını gör...
antimilitarizm
savaş, ordu ve bilimum silahlı eylem karşıtlığı. benimseyene de antimilitarist denir.
devamını gör...


