gidip gelen beğeni:yapılan beğeninin geri alınıp, siz online olduğunuzda tekrarlanmasi ve bildirim gelmesi sureti ile "bak ben de cevrimiçiyim"
mesajı vermek için yapılan beğeni çeşididir. tanım yapan kişi de sen zaten bunu daha önce beğenmiştin ? diye düşünmesine ve bildirim ekranı geçmişini kontrol etmesine sebep olur.

favori ile aynı anda gelmeyen beğeni: favoriden bağımsız farklı bir sürede gelip, (bkz: selam yine ben) mesajı vermek isteyen beğenidir.

pusuda bekleyen beğeni : tanım yapıp profilinize girip kontrol ettiğiniz anda gelen ve ulan hangi ara okudun anladın da beğeni yaptın? diye sormaniza sebep olan beğenidir.
devamını gör...

aynı zamanda doppler etkisinin bir sonucudur.
(bkz: doppler etkisi)

eğer uzayda gözlemlenen bir ışık kaynağı, gözlemciden uzaklaşıyorsa, gözlemcinin bu ışık kaynağının rengini kızılımsı olarak görmesine sebep olan etkidir.

tam tersi, eğer gözlemlenen cisim, gözlemciye yakınlaşıyorsa bu durumda da maviye kayma durumu görülür. ışığın aynı zamanda bir dalga formunda enerji olması sebebi ile görece harekete göre açılması veya sıkışması şeklinde de ifade edilebilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yapılan çoğu gözlemde kızıla kayma etkisinin gözlemlenmesi sonucunda, her şeyin bir birinden uzaklaştığı ve evrenin aslında her yöne doğru genişlediği tespit edilmiştir.
devamını gör...

evet birkaç sene önce oldu böyle bir durum. biraz umutlanmasını bekledim sonra uzatmadan geri gönderdim.

kimsenin oyuncağı veya b planı olmayın yazar kardeşlerim.

edit: bu geri dönüşçü tayfa hiç utanmaz mı? anladık muhatabına saygın yok da kendine de mi saygın yok?
devamını gör...

ev gibi değilde dükkanım gibi desem daha doğru olur. sabah 6 da gelip kepenkleri açıyorum gece 00:00 a kadar takılıp görevi gece vardiyasına devrediyorum.
devamını gör...

öldürme yetkisine sahip olup da öldürmüyorsan, güçlüsündür.
(bkz: schindler's list)
devamını gör...

sevgiliye bile söylenmemesi gereken
yeri geldiginde terapi gibi de kabul edildiginden bu mecranın kendimce;
cümlelerin özneleri hep gizli kalmalıdır. çok haklı bir başlıktır.
devamını gör...

yaklaşık 380 saat oynadığım bir oyundur kendileri. bu saatleri gerçekten zevk alarak geçirdiğimi söylemek istiyorum ama oyunda bazı şeyler var ki beni hafiften oyunu bırakmaya itti. uzun bir süredir de oynamadım.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
devamını gör...

(bkz: pot).

farkında olmadan bir hata yapmak, yanlış bir laf söylemek anlamına gelen deyimdir.
devamını gör...

olduğunda güncellemek dileğiyle..
devamını gör...

iyi ki söylememiş senin gibi homofobik birine hatta başta senle arkadaş olarak yapmış hatayı. ayrıca sen arkadaşıysan arkadaş olarak bakmıştır neden seni arzulasın.
devamını gör...


yumurtalıklarda küçük ve iyi huylu çok sayıda kistin oluşumu şeklinde gelişen polikistik over, adet düzensizliği ile birlikte kendini belli eden, buna ek olarak kilo artışı, vücut genelinde tüylenme, sivilce oluşumu gibi pek çok şikayetin oluşumuna neden olan bir kadın hastalığıdır. yumurtalıklarda oluşan kistler nedeniyle yumurtlama düzeninin bozulması nedeniyle bu hastalığa sahip olan kadınlarda çocuk sahibi olamama sorunu sıklıkla gözlenir. yumurtalıklardaki çok sayıdaki kist, hormonal yapıyı bozarak tüylenmeye ve sivilce oluşumuna neden olur. dış görünüşü bozarak yaşam kalitesini ve dış görünüşü olumsuz yönde etkileyen bu hastalık, psikolojik sorunları da beraberinde getiren ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık türüdür.

ciddi bir hastalık olan polikistik over sendromu uzun bir süre boyunca tedavi edilmez ise karaciğer yağlanması, diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom, kısırlık, depresyon ve anksiyete bozuklukları, hipertansiyon, uyku apnesi gibi pek çok önemli soruna yol açabilir. bu nedenle bu hastalığa sahip olan kişilerde tedavi sürecinin derhal başlatılarak hızlı bir şekilde kilo kaybının sağlanması ve hormon seviyelerinin kontrol altına alınması gerekir.

hastalık başlangıç döneminde çoğunlukla belirti vermez ve süreç ilerledikçe birtakım semptomlar ile kendini göstermeye başlar. semptomlar kişiye bağlı olarak değişse de çoğu kadında görülen ortak belirtiler şu şekilde sıralanabilir:
adet düzensizliği
kilo artışı
tüylenme
2 adet döngüsü arasında görülen kanamalar
kilo alma
çocuk sahibi olamama
yüz ve sırtta sivilcelenme
seste kalınlaşma
göğüslerde büyüme, küçülme ve hassasiyet
saç dökülmesi
ciltte lekelenmeler
pkos hastalığında yumurtlamanın olmamasının (anovülasyon) temel nedeni, yumurtaların bozulmuş hormon seviyelerinden dolayı olması gerektiği gibi gelişemeyerek yumurtalık çeperinde birikmesi ve kistleşmesidir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

birçok olumsuz özellikleri sayılabilir fakat daha insancıl, ayrım yapmayan, açık fikirli olduklarını düşündüğüm kuşak.
devamını gör...

ruh sağlığım açısından, yaptığım eylem. aynı şekilde depresif erkek görünce de topuklarım. hayat zaten yeterince zor, sıkıcı, lanet bir de başkasının yaydığı negatif enerjiyle ruhumu solduramam.
herkesin mutsuz zamanları olabilir tabii fakat bazıları mutsuzluğu seviyor ve bunu hayatına entegre ediyorlar.
sürekli mızık mızık yıldırıyorlar insanı.
edit: başlıkta erkek diyormuş. tersten anlamışım. ya da hiç anlamamışım. olsundur hepimiz insanız.*
devamını gör...

psikolojide narsizm(özseverlik), makyavelizm(manipülasyon) ve psikopatinin(empati yoksunluğu) bir araya gelmesidir. karanlık üçlü(the dark triad) özellikle psikoloji, klinik psikoloji ve işletme yönetimi alanlarında kullanılır.

2010 yılında iki psikolog "karanlık düzine ölçeği" adlı bir ölçek geliştirmişler. kendimiz üzerinde uygulamamız da mümkün.


1. istediğimi elde etmek için başkalarını parmağında oynatırım.
2. istediğimi elde etmek için başkalarına yalan söylemişliğim ve onları aldatmışlığım olmuştur.
3. istediğimi elde etmek için dalkavukluk ve yağcılık yaptığım olmuştur.
4. amacıma ulaşmak için başkalarını sömürürüm, başkalarını kendi çıkarım için kullanırım.
5. vicdan azabı çekmem, pişmanlık duymam.
6. törel (ahlaki) değerlerle ya da giriştiğim eylemlerin törel boyutuyla pek ilgilenmem.
7. duygusuz ve duyarsızımdır.
8. iyiliğe inanmam.
9. başkalarının beni çok beğenmelerini, bana hayran olmalarını isterim.
10. herkesin bana ilgi göstermesini isterim.
11. toplumda büyük bir saygınlık ve yüksek bir konum elde etme arayışındayımdır.
12. başkalarının beni hep kayırmasını beklerim.

her madde için 1 ve 7 arasında değer veriliyor. toplam 12 ve 84 arasında bir puan elde ediliyor. puan ne kadar yüksekse karanlık üçlü'ye sahiplik de o kadar yüksek oluyor. 45 puan ve üstü yüksek kabul ediliyor.

alt gruplar olarak: 1,5,7 ,10 makyavelcilik, 2,4,6,9 psikopatizm, 3,8,11,12 narsistlik ile ilgili maddeler oluyor.


kaynaklar:
wiki
blog
dergipark
devamını gör...

uzaklardayım. çok uzaklarda, elimde harita dahi yok. gerçi buraların bir haritası var mı ondan da şüpheliyim. nerede olduğumu inanın hiç bilmiyorum. kimsecikler de yok burada. nereye, nasıl gidilir kestiremiyorum. bazen kendi etrafımda dönüyorum, bazen de ağaçların etrafında. bazen koşuyor, bazen yürüyorum.

çok güçlü rüzgarlar esiyor burada. ayakta durmakta çok zorlanıyorum da bir köşeye geçip oturmuyorum. deliler gibi oradan oraya koşturup duruyorum.

şu an, yanı başımdaki ağaçları bir görseniz, göğü deliyor sanırsınız. sarı yabani orkideler var bir de. çok güzeller. havası bir garip gri.

bir şekilde ormandan çıkıyorum. azıcık sakinleşip, nefes kesen manzarayı hissetmeye çalışıyorum.
ama ne mümkün. kaç gündür buradayım bilmiyorum. suyum bitmek üzere. su bulabirdim ama yiyecek bir şey bulabilir miydim bilmiyorum. açlıktan ölmek üzereyim.
bir süre daha yürüdükten sonra kendimi kaybetmiş olacağım ki, bir ses beni kendime getirdi.

bu ses patagonyalının sesiydi. kibar ve naif bir sesti.
ondan patagonya topraklarında olduğumu öğreniyorum.
oracıkta yemem için bir şeyler verip, kendime gelmemi sağlıyor.

doğruca yaşadığı yere götürüyor beni.
ben böyle dost canlısı bir insan görmemiştim. yaptığımız sohbetlerden onun görmüş geçirmiş, hoşgörülü ve cömert bir insan olduğunu öğreniyorum.
çok iyi bir dinleyen, seninle kederlenen, seninle mutlu olabilen bir kardeş olabileceğini hissedebiliyordum.

ha birde adını tam hatırlayamadığım bir sözlükte yazarlık yapıyormuş.
ama sahibi koldaş yazarlara bayadır maaşlarını veremiyormuş. bundan çok dert yanıyor patagonyalı.

yürürken anlatıyor patagonyalı yaşadığı toprakları.

patagonya, şili ve arjantin'in güneyindeki bölgedir. çok az yerleşim alanı vardır.
darwin’in patagonya ve çevresindeki adalarda beş yıl süren bir inceleme gezisi yaptığından, burada çok sayıda değişik canlı türüne rastladığını, “evrim” teorisinin temellerini burada atıldığından bahsediyor.

unesco doğal ve tarihi miras listesi’ndeki buzullar parkı nın bulunduğunu,
kutuplardan sonraki yeryüzünün en büyük buzul alanları burada olduğunu,
çok sayıda gölleri, yeşil vadileri ve şelalariyle cennetten bir köşe olduğunu,
güneyinde yarı antarktika ikliminin hüküm sürdüğü dünyanın sonu olarak adlandırılan ateş topraklarının bulunduğunu söylüyor.

sonra maradona’dan bahsediyor patagonyalı. onu çok sevdiğini anlatıyor.

ama asla patagonyalı, tanrı nın bir eli olamazdı.

seni tanıdığım için mutluyum dostum.
devamını gör...

bu başlığa girmisken annemin odaya gelip iyi geceler annem demesiyle hüngür hüngür ağlayarak uykuya dalacagim sozluk. iyi geceler.
devamını gör...

13 yılı beraber devirdiğim sevdiceğimdir kendisi. 7 yıldır da evliyiz. söylendiği gibi her zaman gelip geçici değildir.
devamını gör...

yusuf atılgan'ın tarzını ve hissettirmek istediği bilinç karmaşasını başlarda hazmetmek zor olsa da zamanla akıcı bir okuma sağlayan kaliteli bir kitaptır.

c.'de gördüğüm şey onun çocukluk travmasıyla karışık oedipus kompleksinin, c.'nin yaşam tarzını ve yaşama bakış açısını ne denli belirlediğiydi. c., pek ortalıkta görünmeyen, göründüğü zaman da sıkıcı bir sessizliğin sebebi olan, şefkatin ve huzurun kaynağı olan c.'nin teyzesini kendisinden uzaklaştıran babasını sevmiyordu. kulak olayı da cabası. c.'nin aylaklığının sebebi bana göre babasıydı. bu aylaklık, frank underwood'un babasının mezarına işemesinin c.'nin yaşam tarzında karşılığıydı. c.'ye ne iş yaparsın diye sorduklarında bir keresinde "aylakım ben, çalınmış paraları yerim." demişti. topluma karşı izleyici tavrını, yabancılığını ve hoşnutsuzluğunu da göz önüne alırsak babasından kaynaklı bu aylaklık c.'nin işine geliyordu.

belirsizliğin içinde türlü senaryolar kurup "nedir bana acı çektiren? ne istiyorum? kimim ben?" sorularını aşmış bay c.; her şeyin farkındaydı, kim olduğunu ve ne istediğini çok iyi biliyordu. belirsizliğin ne denli acı çektirici olduğunu bilirim, midem bulanır belirsizlikten. bay c. bana kesinliğin daha acı çektirici olduğunun çıkarımını yapmamı sağladı. insanların tutunduğu unsurları gülünç bulan c.; bir kurguya, bir arzuya tutunmuştu. c, ayşe'nin günlüğünde 23 temmuzun yanına yazılmış "onu seviyorum" cümlesini okuduğunda içinden "yalan! beni sevseydin o günün 23 temmuz olduğunu bilmezdin" demişti. yusuf atılgan'ın aşka bakış açısı mıdır yoksa insanlarda sık rastlanılan şu arzuya ve kurguya bilinçsizce düşkünlüğe dikkat çekmek istemesi midir bilinmez. oscar wilde ne güzel söylemiş; "hayatta iki türlü trajedi vardır: biri istediğini elde edememek, diğeriyse istediğini elde etmektir."
devamını gör...

kahve yaparken bile elimden düşürmediğim son derece hızlı süratlı bir kitaptır.
iştahlı bir okuma ile elinizde eriyip tükenecek bir kitaptır okunması tavsiye edilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim