normal sözlük yazarlarının çizimleri
kafa sözlük discord kanalında yarışmalarının düzenlendiği çizimler!
resimler bahane, sohbet şahane mottosuyla hareket edilen kanalda, muhabbete doyum olmuyor efenim.
muhabbetime doyum olmaz, yarışmaya katılırım ama resimde olmasada muhabbette iddalıyım diyen arkadaşlar keşki uğrasa!
aşağıdaki resim bir arkadaşın sultan sazlığı'nda çekilmiş bir fotoğrafının kopyasıdır. özellikle gökyüzü -güneş bileşimi çamurlaşmadan, kirli renklenmeden dolayı, ağzımın payını aldığım bir boyama çalışması olmuştu benim için....
siz siz olun hocalarınızın sözünden çıkmayın. yapma dediyse yapmayın arkadaşım... yılların ressamı dinle yani kadını dimi ama!
resimler bahane, sohbet şahane mottosuyla hareket edilen kanalda, muhabbete doyum olmuyor efenim.
muhabbetime doyum olmaz, yarışmaya katılırım ama resimde olmasada muhabbette iddalıyım diyen arkadaşlar keşki uğrasa!
aşağıdaki resim bir arkadaşın sultan sazlığı'nda çekilmiş bir fotoğrafının kopyasıdır. özellikle gökyüzü -güneş bileşimi çamurlaşmadan, kirli renklenmeden dolayı, ağzımın payını aldığım bir boyama çalışması olmuştu benim için....
siz siz olun hocalarınızın sözünden çıkmayın. yapma dediyse yapmayın arkadaşım... yılların ressamı dinle yani kadını dimi ama!
devamını gör...
en sevilmeyen insan tipi
dünya onun etrafında dönüyor sanan insan
devamını gör...
ekmekle yenilmesi gereken yemekler
(bkz: çorba)
devamını gör...
hıdırellez
baharın yeniden canlanması ile yaşam döngüsünün başlangıcını temsil eden manevi bir bayramdır. inanan kişilerin sıkıntılı anlarında el uzattığı ve şifa olduğu bilinen hz. hızır (a.s)'ın adından gelir namı. hıdırellezin başladığı tarihlerde insanlar dua ve dileklerini dile getirir ve medet umar. bu istek ritüelleri çeşitli yöntemlerle gerçekleşmektedir:
- dilekleri bir kağıda yazıp gül ağacının altına gömmek.
- gül ağacının dibine isteğini resmetmek*.
- yatırları ziyaret etmek.
- ateş yakıp üstünden atlamak*.
- taze kuzu eti yemek*.
- yeşil* ve mavinin* olduğu ortamlarda dilekleri dile getirmek*.
hıdırellez'in ilk günlerinde rüzgar hızı ve miktarı arttığı için çiçeklenme de fazla olur; polenler havada uçuşur. alerjisi olanlar için her ne kadar karanlık günler niteliğinde olsa da, yeniden doğuş için mühim bir hadisedir. mayıs ayı bu yüzden özeldir.
- dilekleri bir kağıda yazıp gül ağacının altına gömmek.
- gül ağacının dibine isteğini resmetmek*.
- yatırları ziyaret etmek.
- ateş yakıp üstünden atlamak*.
- taze kuzu eti yemek*.
- yeşil* ve mavinin* olduğu ortamlarda dilekleri dile getirmek*.
hıdırellez'in ilk günlerinde rüzgar hızı ve miktarı arttığı için çiçeklenme de fazla olur; polenler havada uçuşur. alerjisi olanlar için her ne kadar karanlık günler niteliğinde olsa da, yeniden doğuş için mühim bir hadisedir. mayıs ayı bu yüzden özeldir.
devamını gör...
alt üst soy bilgisindeki tuhaf isimler
(bkz: döndü durmaz): anneannemin annesinin babaannesiymiş.
devamını gör...
yusuf göbbels
mahlasını oldukça karizmatik bulduğum yazar.
devamını gör...
normal sözlük’te tanıdık birilerine rastlamak
elimden geldiği kadarıyla anonim kalmayı tercih ediyorum, tavsiye ederim.
devamını gör...
ilk sigara tüttürülen an
askerde yoğun ısrar ve sigaranın bedava oluşu nedeniyle gece er gazinosunda ilk defa deneyimlemiştim. ama iğrençti tabiki. çünkü olabilecek en kalitesiz sigaraydı. prestige markaydı galiba. kaçakçılardan toplayıp toplayıp getiriyorlardı.
devamını gör...
yaşını söylemek yerine doğum tarihini söyleyen insan
insanlar ikiye ayrılır:
kaç yaşındasın sorusuna doğum yılı ile cevap veriyorsa; 90 öncesi
yaşını söyleyerek cevap veriyorsa 2000 sonrası doğanlar olarak.
kaç yaşındasın sorusuna doğum yılı ile cevap veriyorsa; 90 öncesi
yaşını söyleyerek cevap veriyorsa 2000 sonrası doğanlar olarak.
devamını gör...
sinirli kadını sakinleştirmenin yolları
susun ve hayat üçgeni pozisyonunda birkaç gün bekleyin.
devamını gör...
tayyip erdoğan'ı sevmeyip ülkesinde gezmek
tabi zaten babası'nın malı değil mi? ayrıca gitme imkanım olsa 5 dakika durmam yani açık net. jurassic park'a döndü güzelim ülke iyice.
devamını gör...
rahatsız (yazar)
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yavaştan hızlandık sanki. güzel başladı, güzel devam ediyor. *
devamını gör...
cobol
urlalı isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
cobol (common business oriented language),
bir programlama dili.
cobol (common business oriented language),
bir programlama dili.
devamını gör...
kategorize etmese ölecek hastalığı
genel olarak sözlüklerde görmeye alışkın olduğumuz bir olayı ya da ortak fikre sahip olan yazarları tanımlamak için yapılan kategorize etme girişimidir. ancak bazen bunun aşırı derecede abartıldığını düşünüyorum.
mesela sözlüğe kısa sürede çok tanım girmek ya da bunu alıntı paylaşarak yapmak illa ki tanım sayısı çok olsun diye yapılmaz.
ya da bir yazar sadece belli konularda tanım giriyorsa bu onu cahil yapmaz, onun bu konuda bilgisi olduğunu bunu paylaşarak kendini ifade ettiğini gösterir.
hadi bunları da geçtim tanımı sağ elle yapıyor diye bile eleştirecek kategorize edecek düzeye geldik.
gidip bu yazarları kategorize edip
"hep aynı konuda tanım giren yazar"
"sağ elle tanım girmesi gerekirken sol elle tanım giren yazar"
"az kelime ile tanım paylaşan yazar"
"masal gibi yazan yazar"
"entel olmasından rahatsız olduğum yazar" şeklinde sınıflandırmak bize ne katıyor mesela? neden sürekli bir ötekileştirme ayrıştırma çabası? bu hastalıktan en kısa zamanda kurtuluruz umarım.
mesela sözlüğe kısa sürede çok tanım girmek ya da bunu alıntı paylaşarak yapmak illa ki tanım sayısı çok olsun diye yapılmaz.
ya da bir yazar sadece belli konularda tanım giriyorsa bu onu cahil yapmaz, onun bu konuda bilgisi olduğunu bunu paylaşarak kendini ifade ettiğini gösterir.
hadi bunları da geçtim tanımı sağ elle yapıyor diye bile eleştirecek kategorize edecek düzeye geldik.
gidip bu yazarları kategorize edip
"hep aynı konuda tanım giren yazar"
"sağ elle tanım girmesi gerekirken sol elle tanım giren yazar"
"az kelime ile tanım paylaşan yazar"
"masal gibi yazan yazar"
"entel olmasından rahatsız olduğum yazar" şeklinde sınıflandırmak bize ne katıyor mesela? neden sürekli bir ötekileştirme ayrıştırma çabası? bu hastalıktan en kısa zamanda kurtuluruz umarım.
devamını gör...
müzik
anlı şanlı jaws. bütün karizması ne biliyor musunuz? müziği... meşhur jaws filminden müziği çıkart, dandirikten bi’ köpekbalığı kalıyor geriye. karizma sıfır. filmlerin olmazsa olmazı; müzikler. sadece filmler için geçerli değil. her alanda gerekiyor. atatürk, müziksiz devrim olmaz diyor.
hakikaten; kulaklığı takıp, 15 – 20 dakika mehter marşı dinleyin. sonra aniden sakarya marşı’na geçin. hani kış günü hamamdan çıkınca suratınıza bir serinlik çarpar ya... o tarz bir değişim oluyor mehter sonrası sakarya marşı’nda... her neyse biz filmlere dönelim.
en sevdiğiniz film hangisi? atalım kafadan godfather. çıkarın meşhur müziğini? ne kaldı geriye?
“a man who doesn’t spend time with his family; can never be a real man!”
güzel metin; afferim.
meşhur çağrı filmi vardır; anthony quinn’in hz. hamza rolünü canlandırdığı. o rolle o kadar bütünleşmiştir ki, türk halkı anthony quinn’in hakkaten hz. hamza olduğuna inanmıştır uzun bir süre. hatta zorba isimli filmde anthony quinn’i gören türk halkı şöyle demiştir:
“ana?! ne işi var lan hz. hamza’nın bu filmde?!”
çağrı isimli filmde savaş müziği sahnesi vardır. bedir savaşı kazanılmak üzere, müslümanlar mekkeliler’i tepeliyorlar, fona müzik girer. çıkar müziği, kuru gürültü. kılıç ve kalabalık insan sesleri.
gerçek hayatta da öyle... malazgirt savaşı’nda duyulan sesler; kılıç, nara ve feryat seslerinden ibaretti. masalsı bir müzik yoktu ortada. osmanlı’nın mehter’i biraz kafa yormuş üzerinde, ama o da hep aynı; hücum marşı. her filme aynı müziği koymak gibi. yeniçeri epey sıkılmış olsa gerek.
gladyatör isimli film var mesela. baba oğul arasında geçen sahne. hani öz evladı tarafından öldürülen imparator var ya...
“commodus; your faults as a son, is my faillure as a father.”
çıkar o sahneden müziği, so what der adam babasına. zaten gerçek hayatta fonda müzik falan çalmadığı için, commodus da so what diyerekten gırtlaklamış babasını; gavat!
enteresan yapısı var müziğin. kitleleri motive ediyor. hayal satıyor belki; bilemiyorum. din kitaplarını düşünün. allah kelamı sözler, hep belli bir ezgiyle söyleniyor. herhalde allah, o sözleri ezgiyle bildirmedi peygamberlere. ve lakin tanrının, ya da tek tanrılı dinlerden önce tanrıların, müzik sevdiğine dair yaygın bir inanış var insan türü arasında. şamanizm’de de ritim eşliğinde ayin yapılıyor misal. dinden bahsetmişken, misal, kandil günlerinde camide kur’an okunurken, hocanın belli bir ezgiyle islam hukuku’nda miras sisteminden bahsettiği bir sırada, ağlamaklı bir ifadeyle “allaaaaah!” çeken arkadaşın gözünden süzülen yaşın sebebi de ezgi. arapça bilmemesi ikincil bir etken. çünkü aynı hoca, söz konusu bilgileri ezgi olmaksızın okusa, onu dinleyen kişi ağlamak yerine amin diyerek geçiştiriyor durumu.
bilim dünyası son yıllarda bebeklerin gelişimiyle ilgili de enteresan şeyler söylüyor. anne karnında müzik dinleyen bebeğin gelişimi daha sağlıklı oluyormuş. doğduktan sonra bebek, odasında çalacak olan müzik eşliğinde uyursa, beyni daha iyi gelişiyormuş vs...
sevgilisinden ayrılanlar teselliyi müzikte buluyorlar, yeni ilişkiye başlayanlar müzikle coşuyorlar... sevgilisinden özür dileyen bazıları, müzik ya da şarkı ile özür diliyor. serenatlar apayrı dünya...
ülkemiz insanı, bir arkadaşını telefonda işletirken sadece müzik dinletebiliyor; çok zekice olduğunu düşünerek.
belki de dinden sonra en büyük motivasyon aracı müzik; toplumsal motivasyon için.
“music; makes the people, come together”
diyor madonna hazretleri... türkiye’den örnek vermek gerekirse, milli marşlar gösterilebilir. mesela futbolda milli marşlar, sadece milli maçlardan önce söylenir. ve lakin pkk terörü nedeniyle, bir milli motivasyon unsuru olarak her maçtan önce istiklal marşı söylenir olmuştur ülkemizde. mazisi çok değil; 20 – 30 sene...
emekli tümgeneral osman pamukoğlu’nun unutulanlar dışında yeni bir şey yok isimli, pkk ile ilgili anılarını anlattığı kitabında da müzik unsuruna rastlıyoruz. paşa, dev amfiler getirtmiş hakkari’nin dağına vs... elalem ne yapacak diye beklerken, büyük bir çatışma anında, dev kolonlardan 10. yıl marşını çaldırmış. arazi yapısı nedeniyle, yankılana yankılana ses çıkarmış dev kolonlar. paşa, pkk’nın bu sebeple epey motivasyon kaybına uğradığını anlatıyor kitabında; telsiz istihbaratından hareketle.
sadece müzik de yetmiyor. iyi müzik yapmak lazım. mesela heavy metal türü müzik kaliteli değilse, saçını uzatmış kurabiye canavarlarına saçlarını sallatamıyorsunuz. türk sanat müziği kaliteli değilse, göbekli kellere rakı içirtip şarkıya eşlik ettiremiyorsunuz. kemençe dandikse, horon teptiremiyorsunuz. söyleyen kargaysa, zeybek’e eşlik eden çıkmıyor. filmde de geçerli. öyle ya, jaws diye girdik tanıma; köpekbalığının yüzgeci göründüğü an fonda “ran ran! ran ran!” diye müzik çalmasa; yerine “sabahtan gördüm seni, çok beyaz geldin bana. boyaya mı büründün, oy oy emine?” diye müzik girse, jaws isimli film, ne kadarlık bir gişe hasılatı elde ederdi dersiniz?
müziğin emperyal bir tarafı da var. kültür yayıyor müzik dediğiniz. hem de işin ustasıysanız, çaktırmadan yapıyor sunu. misal we are the world isimli meşhur parça.
beste çok güzel di’ mi? hele ki sözleri... ne diyor özet olarak? mahsun kırmızıgül söylese yüzüne bakmayacağınız sözler; hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye. inanalım, başarırız gardaşlar; keza tanrı taşı ekmeğe dönüştürerek bize göstermedi mi bazı şeyleri alla’ sen?! inanırsan her şey olur, inanmazsan nah olur. dünyanın öte ucundaki insanları mutlu et; bak allah ad verdim.
eee? dünyanın geri kalanı niye aç? rahmetli michael jackson ve ray charles... rahmetsiz tina turner, steve wonder; şarkıyı söylerken insanları duygulandırdılar da, esasında adama demezler mi dünyanın geri kalanını senin ülken sömürdü de ondan açlar diye? müzik başarılı olunca, işin beri tarafını sorgulamıyorsunuz işte. abd “we are the world” kampanyasıyla 1 koyduysa, 1500 aldı ülke tanıtımı ve kültür emperyalizmi açısından. dünya da alkışladı.
düşünün; cadde ortasında, pamuk isminde beyaz bir kediyi boğazlıyorsunuz. sonra başına geçip “kar beyazdır ölüm” diye şarkı çığırıyorsunuz ve caddeden geçenler sizi alkışlıyor. peh...
aç parantez, bestekarlık kadar zor bir meslek yok. tabi yeteneği olmayana göre... hep onu derim; allah göstermesin, shawshank hapishanesine düşsem ve tahliye şartı olarak benden beste isteseler, 40 yıl aslanlar gibi yatarım. o kadar da saygın tarafı var bestekarlığın. karizmatik tarafı da yok değil. büyük bestekar hacı arif bey, o karizma sayesinde padişahın hareminden hatun ayartmış. dönemden bahseden yazılar, gayet masumane şöyle der:
“padişah, hacı arif bey ile cariyeyi derhal evlendirmiş ve kendisine maaş bağlayarak saraydan çıkartmış...”
onun açıklaması şu: padişah, namusuna göz koyan hacı arif bey’i, ana avrat küfrederek saraydan kovmuş, ve lakin cariyesi aç açıkta kalmasın diye hacı arif bey’e maaş bağlamıştır.
yani “aaa sen benim hanımıma göz mü koydun; ah seni kerata; al peki senin olsun” durumu yok. padişahın karısını araklıyorsun; olay bu kadar hardcore. tabi söz konusu padişah, osmanlı’nın gerileme dönemine denk gelen bir padişah. aynısı fatih’in ya da yavuz’un ya da kanuni’nin cariyelerinden birini yaptığını düşünsene. idam kurtuluş olur. nasıl bir kreativiteyle işkence edilirdi tahmin bile edemiyorum. hacı arif bey, olurdu size hacı ayfer bey...
işin felsefi boyutunu da irdelemiş insanoğlu. bir yandan tekerleği icat ederken, diğer yandan hayatın ritmi var demiş. ritim bozulunca hayat bitiyor. güneş dan diye doğuyor, dun diye batıyor. dan dun dan dun... tık diye bahar geliyor, trak diye yaz; sonra yine tık diye sonbahar ve trak diye kış. tık trak tık trak... düm diye hayat başlıyor, tek diye hayat bitiyor kalbin teklemesinden. düm tek düm tek düm teke tek tek...
tabi dünyevi dertler bitmeyince, insan felsefi konuların derinlerine inecek motivasyona sahip olamıyor. mesela takılmış plak benzetmesi var insanların müzikle ilgili. daha doğrusu tekrar eden bir sözle ilgili olarak bu benzetme yapılır.
ne alaka derseniz... türkiye’nin son yıllardaki ritmi, takılmış plağa benziyor:
“fetö – suriyeliler – ekonomi”
bazen kanal değiştiresi geliyor insanın ama...
bütün kanallar aynı be.
hakikaten; kulaklığı takıp, 15 – 20 dakika mehter marşı dinleyin. sonra aniden sakarya marşı’na geçin. hani kış günü hamamdan çıkınca suratınıza bir serinlik çarpar ya... o tarz bir değişim oluyor mehter sonrası sakarya marşı’nda... her neyse biz filmlere dönelim.
en sevdiğiniz film hangisi? atalım kafadan godfather. çıkarın meşhur müziğini? ne kaldı geriye?
“a man who doesn’t spend time with his family; can never be a real man!”
güzel metin; afferim.
meşhur çağrı filmi vardır; anthony quinn’in hz. hamza rolünü canlandırdığı. o rolle o kadar bütünleşmiştir ki, türk halkı anthony quinn’in hakkaten hz. hamza olduğuna inanmıştır uzun bir süre. hatta zorba isimli filmde anthony quinn’i gören türk halkı şöyle demiştir:
“ana?! ne işi var lan hz. hamza’nın bu filmde?!”
çağrı isimli filmde savaş müziği sahnesi vardır. bedir savaşı kazanılmak üzere, müslümanlar mekkeliler’i tepeliyorlar, fona müzik girer. çıkar müziği, kuru gürültü. kılıç ve kalabalık insan sesleri.
gerçek hayatta da öyle... malazgirt savaşı’nda duyulan sesler; kılıç, nara ve feryat seslerinden ibaretti. masalsı bir müzik yoktu ortada. osmanlı’nın mehter’i biraz kafa yormuş üzerinde, ama o da hep aynı; hücum marşı. her filme aynı müziği koymak gibi. yeniçeri epey sıkılmış olsa gerek.
gladyatör isimli film var mesela. baba oğul arasında geçen sahne. hani öz evladı tarafından öldürülen imparator var ya...
“commodus; your faults as a son, is my faillure as a father.”
çıkar o sahneden müziği, so what der adam babasına. zaten gerçek hayatta fonda müzik falan çalmadığı için, commodus da so what diyerekten gırtlaklamış babasını; gavat!
enteresan yapısı var müziğin. kitleleri motive ediyor. hayal satıyor belki; bilemiyorum. din kitaplarını düşünün. allah kelamı sözler, hep belli bir ezgiyle söyleniyor. herhalde allah, o sözleri ezgiyle bildirmedi peygamberlere. ve lakin tanrının, ya da tek tanrılı dinlerden önce tanrıların, müzik sevdiğine dair yaygın bir inanış var insan türü arasında. şamanizm’de de ritim eşliğinde ayin yapılıyor misal. dinden bahsetmişken, misal, kandil günlerinde camide kur’an okunurken, hocanın belli bir ezgiyle islam hukuku’nda miras sisteminden bahsettiği bir sırada, ağlamaklı bir ifadeyle “allaaaaah!” çeken arkadaşın gözünden süzülen yaşın sebebi de ezgi. arapça bilmemesi ikincil bir etken. çünkü aynı hoca, söz konusu bilgileri ezgi olmaksızın okusa, onu dinleyen kişi ağlamak yerine amin diyerek geçiştiriyor durumu.
bilim dünyası son yıllarda bebeklerin gelişimiyle ilgili de enteresan şeyler söylüyor. anne karnında müzik dinleyen bebeğin gelişimi daha sağlıklı oluyormuş. doğduktan sonra bebek, odasında çalacak olan müzik eşliğinde uyursa, beyni daha iyi gelişiyormuş vs...
sevgilisinden ayrılanlar teselliyi müzikte buluyorlar, yeni ilişkiye başlayanlar müzikle coşuyorlar... sevgilisinden özür dileyen bazıları, müzik ya da şarkı ile özür diliyor. serenatlar apayrı dünya...
ülkemiz insanı, bir arkadaşını telefonda işletirken sadece müzik dinletebiliyor; çok zekice olduğunu düşünerek.
belki de dinden sonra en büyük motivasyon aracı müzik; toplumsal motivasyon için.
“music; makes the people, come together”
diyor madonna hazretleri... türkiye’den örnek vermek gerekirse, milli marşlar gösterilebilir. mesela futbolda milli marşlar, sadece milli maçlardan önce söylenir. ve lakin pkk terörü nedeniyle, bir milli motivasyon unsuru olarak her maçtan önce istiklal marşı söylenir olmuştur ülkemizde. mazisi çok değil; 20 – 30 sene...
emekli tümgeneral osman pamukoğlu’nun unutulanlar dışında yeni bir şey yok isimli, pkk ile ilgili anılarını anlattığı kitabında da müzik unsuruna rastlıyoruz. paşa, dev amfiler getirtmiş hakkari’nin dağına vs... elalem ne yapacak diye beklerken, büyük bir çatışma anında, dev kolonlardan 10. yıl marşını çaldırmış. arazi yapısı nedeniyle, yankılana yankılana ses çıkarmış dev kolonlar. paşa, pkk’nın bu sebeple epey motivasyon kaybına uğradığını anlatıyor kitabında; telsiz istihbaratından hareketle.
sadece müzik de yetmiyor. iyi müzik yapmak lazım. mesela heavy metal türü müzik kaliteli değilse, saçını uzatmış kurabiye canavarlarına saçlarını sallatamıyorsunuz. türk sanat müziği kaliteli değilse, göbekli kellere rakı içirtip şarkıya eşlik ettiremiyorsunuz. kemençe dandikse, horon teptiremiyorsunuz. söyleyen kargaysa, zeybek’e eşlik eden çıkmıyor. filmde de geçerli. öyle ya, jaws diye girdik tanıma; köpekbalığının yüzgeci göründüğü an fonda “ran ran! ran ran!” diye müzik çalmasa; yerine “sabahtan gördüm seni, çok beyaz geldin bana. boyaya mı büründün, oy oy emine?” diye müzik girse, jaws isimli film, ne kadarlık bir gişe hasılatı elde ederdi dersiniz?
müziğin emperyal bir tarafı da var. kültür yayıyor müzik dediğiniz. hem de işin ustasıysanız, çaktırmadan yapıyor sunu. misal we are the world isimli meşhur parça.
beste çok güzel di’ mi? hele ki sözleri... ne diyor özet olarak? mahsun kırmızıgül söylese yüzüne bakmayacağınız sözler; hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye. inanalım, başarırız gardaşlar; keza tanrı taşı ekmeğe dönüştürerek bize göstermedi mi bazı şeyleri alla’ sen?! inanırsan her şey olur, inanmazsan nah olur. dünyanın öte ucundaki insanları mutlu et; bak allah ad verdim.
eee? dünyanın geri kalanı niye aç? rahmetli michael jackson ve ray charles... rahmetsiz tina turner, steve wonder; şarkıyı söylerken insanları duygulandırdılar da, esasında adama demezler mi dünyanın geri kalanını senin ülken sömürdü de ondan açlar diye? müzik başarılı olunca, işin beri tarafını sorgulamıyorsunuz işte. abd “we are the world” kampanyasıyla 1 koyduysa, 1500 aldı ülke tanıtımı ve kültür emperyalizmi açısından. dünya da alkışladı.
düşünün; cadde ortasında, pamuk isminde beyaz bir kediyi boğazlıyorsunuz. sonra başına geçip “kar beyazdır ölüm” diye şarkı çığırıyorsunuz ve caddeden geçenler sizi alkışlıyor. peh...
aç parantez, bestekarlık kadar zor bir meslek yok. tabi yeteneği olmayana göre... hep onu derim; allah göstermesin, shawshank hapishanesine düşsem ve tahliye şartı olarak benden beste isteseler, 40 yıl aslanlar gibi yatarım. o kadar da saygın tarafı var bestekarlığın. karizmatik tarafı da yok değil. büyük bestekar hacı arif bey, o karizma sayesinde padişahın hareminden hatun ayartmış. dönemden bahseden yazılar, gayet masumane şöyle der:
“padişah, hacı arif bey ile cariyeyi derhal evlendirmiş ve kendisine maaş bağlayarak saraydan çıkartmış...”
onun açıklaması şu: padişah, namusuna göz koyan hacı arif bey’i, ana avrat küfrederek saraydan kovmuş, ve lakin cariyesi aç açıkta kalmasın diye hacı arif bey’e maaş bağlamıştır.
yani “aaa sen benim hanımıma göz mü koydun; ah seni kerata; al peki senin olsun” durumu yok. padişahın karısını araklıyorsun; olay bu kadar hardcore. tabi söz konusu padişah, osmanlı’nın gerileme dönemine denk gelen bir padişah. aynısı fatih’in ya da yavuz’un ya da kanuni’nin cariyelerinden birini yaptığını düşünsene. idam kurtuluş olur. nasıl bir kreativiteyle işkence edilirdi tahmin bile edemiyorum. hacı arif bey, olurdu size hacı ayfer bey...
işin felsefi boyutunu da irdelemiş insanoğlu. bir yandan tekerleği icat ederken, diğer yandan hayatın ritmi var demiş. ritim bozulunca hayat bitiyor. güneş dan diye doğuyor, dun diye batıyor. dan dun dan dun... tık diye bahar geliyor, trak diye yaz; sonra yine tık diye sonbahar ve trak diye kış. tık trak tık trak... düm diye hayat başlıyor, tek diye hayat bitiyor kalbin teklemesinden. düm tek düm tek düm teke tek tek...
tabi dünyevi dertler bitmeyince, insan felsefi konuların derinlerine inecek motivasyona sahip olamıyor. mesela takılmış plak benzetmesi var insanların müzikle ilgili. daha doğrusu tekrar eden bir sözle ilgili olarak bu benzetme yapılır.
ne alaka derseniz... türkiye’nin son yıllardaki ritmi, takılmış plağa benziyor:
“fetö – suriyeliler – ekonomi”
bazen kanal değiştiresi geliyor insanın ama...
bütün kanallar aynı be.
devamını gör...
31 temmuz 2021 erdoğan'ın suçu thk'ya atması
partili cumhurbaşkanı erdoğan'ın beyanıdır. yangına müdahale edilememesinin nedeni thk'ymış. sanırım thk'yı yıllardır kayyum ile yönettiğini ve onursal başkanının kendisi olduğunu unutmuş olmalı.
cumhurbaşkanı ve akp genel başkanı tayyip erdoğan, orman yangınlarının sürdüğü ve 5 kişinin hayatını kaybettiği antalya'da yaptığı açıklamada, yangın uçakları konusunda yaşanan sıkıntıların ana sebebinin, türk hava kurumu'nun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasından kaynaklandığını söyledi.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi, uzun yıllardır bu görevi yürüten türk hava kurumunun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasıdır." dedi.

kaynak
cumhurbaşkanı ve akp genel başkanı tayyip erdoğan, orman yangınlarının sürdüğü ve 5 kişinin hayatını kaybettiği antalya'da yaptığı açıklamada, yangın uçakları konusunda yaşanan sıkıntıların ana sebebinin, türk hava kurumu'nun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasından kaynaklandığını söyledi.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi, uzun yıllardır bu görevi yürüten türk hava kurumunun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasıdır." dedi.

kaynak
devamını gör...


