10 ocak 2021 ankara depremi
az önce ciddi anlamda sallandık. epey uzun sürdü ve korkuttu gerçekten.. herkese geçmiş olsun..
devamını gör...
insanın yapmaktan bıkmayacağı şey
yatmak , insan oğlu yatmaktan bıkmaz.
devamını gör...
matematik yapamıyorsan çöpsün
temel matematik ilgi alanım değil diye hiç bir prens ve prensesin mazeret üretip savsaklayabileceği bir konu değil, olamaz. zorlanması gerekiyorsa zorlanacak.
neden mi? çünkü matematik diğer bütün bilim dallarının temelindeki çimento.
fizik, kimya, biyoloji, resim, heykelcilik, müzik, hatta belli ölçülerde şiir vs. analiz edebilme ve rasyonel karar verebilme yetisinin olmazsa olmazı.
neyse ben susayım sarı mikrofon konuşsun.
15-(8-3)
neden mi? çünkü matematik diğer bütün bilim dallarının temelindeki çimento.
fizik, kimya, biyoloji, resim, heykelcilik, müzik, hatta belli ölçülerde şiir vs. analiz edebilme ve rasyonel karar verebilme yetisinin olmazsa olmazı.
neyse ben susayım sarı mikrofon konuşsun.
15-(8-3)
devamını gör...
normal sözlük'te çıkacak ilk tartışma
üsluba uygun olursa keyifli bile olabilir dediğim, merakla beklediğimiz hadise.
devamını gör...
kadın cinayetlerinde yanlış tercih gerçeği
tek taraflı bakış açısının insanı çok yanlış yerlere götüreceğini görmek istemeyenlerin ısrarcı olduğu konu. şöyle ki;
bir insanın bir başka insanı tercih etmekteki motivasyonunu bilmeden bu konular üzerinde konuşamazsınız. melek gibi görünüp sonradan psikopat çıkanları bir kenara bırakıyorum. onu anlamak mümkün olmayabilir (ki bazı psikologlar da bunu onaylıyor. bazıları kendilerini iyi saklar, anlayamazsınız.)
öncelikle, dışarıdan bakıldığında "ne salak kadınlar var! gitmiş bile bile lades demiş" dediğiniz kadınların hatırı sayılır bir kısmı hibristofiliden muzdarip. illa ki tıklayıp da okumaya üşenenler olacaktır. hibristofili, suç geçmişi olan insana karşı duyulan istek hastalığıdır.
---caps on---
bu bir hastalık
---caps off---
doğuştan kanser olan çocuklara "oh olmuş!" demek gibi bir şeydir bu kadınlara "o da doğru adam seçseymiş. başına geleni hak etmiş" demek. bunların tedavi edilmesi gerek.
***
gelelim gece hayatında çalışan kadınlara. bu kadınların zaten efendi adam tercih etmek gibi bir şansı yok gibi bir şey. o alemde takılan efendi erkek diye bir şey büyük ihtimalle olmadığı gibi, o alemde takılmayıp da o kadına namussuz gözüyle bakmadan sahip çıkacak efendi erkek de hemen hemen yok gibidir. o kadınlar, birilerinin korumasına muhtaç oldukları ortamlarda çalıştıklarından, önlerine gelen herhangi birine "evet" demek durumunda kalabilirler. bulabilecekleri en iyi seçenek "daha az belalı" olandır ki öyle alemlerde de bu aslında "iyi bir şey değildir".
***
üçüncü grup, yaşı ve tecrübe eksiliği nedeniyle başına gelecekleri kestiremeyen, doğru kararlar verebildiğini zanneden ergenlik dönemindeki kızlardır. o dönemde kızlar da erkekler de son derece dengesiz olabilir gönül işleri konusunda ve hemen hemen her konuda. burunlarının dikine giderler. evden kaçanların başına neler neler geldiğini gördükleri halde evden kaçarlar mesela çünkü kafaları, aynı şeyin kendi başlarına da gelebileceğine basmaz. "ben farklıyım" ya da "bana kıyamaz" gibi aptalca düşüncelerle kendilerini kandırırlar. bunlar daha sadece birer çocuktur. kimilerinin vücudu çok gelişmiş olabilir ama kafaları henüz reşit olmamıştır. 10 yaşında bir çocuğu nasıl bazı şeylerden sorumlu tutup ona ceza kesmez, ailesini suçlarsınız, bu kızların durumu da odur. onları yetiştiren ailededir sorumluluk.
***
son grup, ailesinin zoruyla evlendirilenler. bunlar kocalarının ne halt olduğunu görse bile ailenin baskısı nedeniyle o evliliklere mecbur kalıyorlar. bir gün boşanmaya kalktıklarında da sırf bunu istediler diye öldürülüyorlar.
***
geriye kaldı sizin "bile bile tercih etmiş" dediğiniz kadınlar ki bunların sayısı yukarıdaki grubun toplamından büyük ihtimalle çok daha az.
bu nedenlerledir ki insanları tercihleri yüzünden suçlamadan önce o insanların içinde bulundukları koşulları bilmek ve sonrasında da her yanlış tercih yapanın ölümü hak etmediğini anlamak gerekir.
burada yazanların hepsi hatasız, suçsuz, günahsız mı? ilk hatanızda "hata yaptın" diye öldürülmek ister miydiniz? o kadınlar da istemezdi. ne kendi aileleri, ne devlet tarafından korunmuşlar ve birilerinin kucağına itilmişler diye cezaları bu kadar ağır olmamalıydı.
bir insanın bir başka insanı tercih etmekteki motivasyonunu bilmeden bu konular üzerinde konuşamazsınız. melek gibi görünüp sonradan psikopat çıkanları bir kenara bırakıyorum. onu anlamak mümkün olmayabilir (ki bazı psikologlar da bunu onaylıyor. bazıları kendilerini iyi saklar, anlayamazsınız.)
öncelikle, dışarıdan bakıldığında "ne salak kadınlar var! gitmiş bile bile lades demiş" dediğiniz kadınların hatırı sayılır bir kısmı hibristofiliden muzdarip. illa ki tıklayıp da okumaya üşenenler olacaktır. hibristofili, suç geçmişi olan insana karşı duyulan istek hastalığıdır.
---caps on---
bu bir hastalık
---caps off---
doğuştan kanser olan çocuklara "oh olmuş!" demek gibi bir şeydir bu kadınlara "o da doğru adam seçseymiş. başına geleni hak etmiş" demek. bunların tedavi edilmesi gerek.
***
gelelim gece hayatında çalışan kadınlara. bu kadınların zaten efendi adam tercih etmek gibi bir şansı yok gibi bir şey. o alemde takılan efendi erkek diye bir şey büyük ihtimalle olmadığı gibi, o alemde takılmayıp da o kadına namussuz gözüyle bakmadan sahip çıkacak efendi erkek de hemen hemen yok gibidir. o kadınlar, birilerinin korumasına muhtaç oldukları ortamlarda çalıştıklarından, önlerine gelen herhangi birine "evet" demek durumunda kalabilirler. bulabilecekleri en iyi seçenek "daha az belalı" olandır ki öyle alemlerde de bu aslında "iyi bir şey değildir".
***
üçüncü grup, yaşı ve tecrübe eksiliği nedeniyle başına gelecekleri kestiremeyen, doğru kararlar verebildiğini zanneden ergenlik dönemindeki kızlardır. o dönemde kızlar da erkekler de son derece dengesiz olabilir gönül işleri konusunda ve hemen hemen her konuda. burunlarının dikine giderler. evden kaçanların başına neler neler geldiğini gördükleri halde evden kaçarlar mesela çünkü kafaları, aynı şeyin kendi başlarına da gelebileceğine basmaz. "ben farklıyım" ya da "bana kıyamaz" gibi aptalca düşüncelerle kendilerini kandırırlar. bunlar daha sadece birer çocuktur. kimilerinin vücudu çok gelişmiş olabilir ama kafaları henüz reşit olmamıştır. 10 yaşında bir çocuğu nasıl bazı şeylerden sorumlu tutup ona ceza kesmez, ailesini suçlarsınız, bu kızların durumu da odur. onları yetiştiren ailededir sorumluluk.
***
son grup, ailesinin zoruyla evlendirilenler. bunlar kocalarının ne halt olduğunu görse bile ailenin baskısı nedeniyle o evliliklere mecbur kalıyorlar. bir gün boşanmaya kalktıklarında da sırf bunu istediler diye öldürülüyorlar.
***
geriye kaldı sizin "bile bile tercih etmiş" dediğiniz kadınlar ki bunların sayısı yukarıdaki grubun toplamından büyük ihtimalle çok daha az.
bu nedenlerledir ki insanları tercihleri yüzünden suçlamadan önce o insanların içinde bulundukları koşulları bilmek ve sonrasında da her yanlış tercih yapanın ölümü hak etmediğini anlamak gerekir.
burada yazanların hepsi hatasız, suçsuz, günahsız mı? ilk hatanızda "hata yaptın" diye öldürülmek ister miydiniz? o kadınlar da istemezdi. ne kendi aileleri, ne devlet tarafından korunmuşlar ve birilerinin kucağına itilmişler diye cezaları bu kadar ağır olmamalıydı.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
sürekli parayı düşünmek, daha ötesi var mı?
devamını gör...
maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim
daha tanımlarını okumadan mahlasıyla dikkat çeken. tanımlarını okudukça da güldüren ve kendini sevdiren yazarımızdır. on numara beş yıldız yazar yapmışlar işte daha ne diyeyim.
devamını gör...
kafa sözlük
ilk günlerden itibaren büyük bir hevesle tanım girdiğim ve içerisinde bulunmaktan mutluluk duyduğum sözlüktür. son zamanlarda ise ne yazma hevesim var, ne de tanım girme.
bilgi içerikli ya da kayda değer bir başlık giriyorsun, pek umursanmıyor. başlık altına girilen tanım oranı ise gerçekten çok düşük. goygoy üzerine bir başlık olduğunda ise altı pek de bir dolu oluyor. sitem falan etmiyorum lütfen yanlış anlaşılmasın. fakat genel olarak tanım oranının düşük olması, entrylerin altındaki tanım oranının azlığı, goygoy üzerine başlıkların pek bir tutması beni sözlükten soğutmuştur.
bilgi içerikli ya da kayda değer bir başlık giriyorsun, pek umursanmıyor. başlık altına girilen tanım oranı ise gerçekten çok düşük. goygoy üzerine bir başlık olduğunda ise altı pek de bir dolu oluyor. sitem falan etmiyorum lütfen yanlış anlaşılmasın. fakat genel olarak tanım oranının düşük olması, entrylerin altındaki tanım oranının azlığı, goygoy üzerine başlıkların pek bir tutması beni sözlükten soğutmuştur.
devamını gör...
nocturnal animals
başrollerini amy adams ve jake gyllenhaal'ın oynadığı senaryosu ve yönetmenliğini stilist, yönetmen tom ford'un üstlendiği gerilim-gizem türü filmdir. stilist bir yönetmenin elinden çıkan bu işte sanatsal karelere çok rastlıyoruz. filmin giriş kısmı bu estetiğe karşı tavır alınan algı yanılsaması gibiydi rahatsız edici ve aykırı.
iç içe geçmiş iki hikayeyle başlıyorsunuz. labirent havası katılmış, parçaları yavaş yavaş birleştiriyorsunuz.diken üzerinde izleyip, psikolojik savaş veriyorsunuz.
otobandaki aracın diğer arabanın üzerine sürmesi, araca kaza yaptırması sahne gerilimini üzerinize bırakıyor resmen. aracın zorla kapılarının açılması, belalı tiplerin saldırısı oldukça gerçekci yansıtılmış. yer yer izlerken zorluyor.çaresizliği dibine kadar hissettiriyor.
yaratılan iki dünya simgelerle anlatılmış. bazen bu semboller tek bir görüntüyle karşınıza çıkıyor. filmin sonuna doğru kafanızda oturuyor bazı şeyler. sürekli anlatılan bu iki durum arasında bağ kurmaya çalışılması merak uyandırtıyor. sonlara doğru can sıkıcı klişeler olsada sonunun izleyeciye bırakılmış olması güzeldi.
genel hatlarıyla aşk,acımasızlık,intikam duygularına yer verilmiş. bir çok kişi'nin eleştirmesine rağmen çekimi bana göre dikkat çekiciydi. kasvetli bir tablo izlenimi yaratılmış.
amy adams'ın soğuk ve çekici havası olan susan rolüne uygunluğu tartışılmaz. psikolojik gerilim filmlerinde donukluğuyla ayrı bir hava katıyor bu oyuncu. jake gyllenhall'in iki rol için kullanılması zekiceydi. susan'ın kocası edward'ı iyi oynadığını ama diğer hikayedeki rolü için duygu geçisini tam yansıtamadığını düşünüyorum. belki de öyle olması gerekiyordu bilemiyorum.
bazı görüntülerin akıllara kazınacağı bir ruh'un acı çekmesi tasvirinin iyi yapıldığı izlenebilinirliği olan bir film. farklı bir tür izlemek istiyorsanız bence değer.
iç içe geçmiş iki hikayeyle başlıyorsunuz. labirent havası katılmış, parçaları yavaş yavaş birleştiriyorsunuz.diken üzerinde izleyip, psikolojik savaş veriyorsunuz.
otobandaki aracın diğer arabanın üzerine sürmesi, araca kaza yaptırması sahne gerilimini üzerinize bırakıyor resmen. aracın zorla kapılarının açılması, belalı tiplerin saldırısı oldukça gerçekci yansıtılmış. yer yer izlerken zorluyor.çaresizliği dibine kadar hissettiriyor.
yaratılan iki dünya simgelerle anlatılmış. bazen bu semboller tek bir görüntüyle karşınıza çıkıyor. filmin sonuna doğru kafanızda oturuyor bazı şeyler. sürekli anlatılan bu iki durum arasında bağ kurmaya çalışılması merak uyandırtıyor. sonlara doğru can sıkıcı klişeler olsada sonunun izleyeciye bırakılmış olması güzeldi.
genel hatlarıyla aşk,acımasızlık,intikam duygularına yer verilmiş. bir çok kişi'nin eleştirmesine rağmen çekimi bana göre dikkat çekiciydi. kasvetli bir tablo izlenimi yaratılmış.
amy adams'ın soğuk ve çekici havası olan susan rolüne uygunluğu tartışılmaz. psikolojik gerilim filmlerinde donukluğuyla ayrı bir hava katıyor bu oyuncu. jake gyllenhall'in iki rol için kullanılması zekiceydi. susan'ın kocası edward'ı iyi oynadığını ama diğer hikayedeki rolü için duygu geçisini tam yansıtamadığını düşünüyorum. belki de öyle olması gerekiyordu bilemiyorum.
bazı görüntülerin akıllara kazınacağı bir ruh'un acı çekmesi tasvirinin iyi yapıldığı izlenebilinirliği olan bir film. farklı bir tür izlemek istiyorsanız bence değer.
devamını gör...
normal sözlük’te 6 kişi kalmak
devamını gör...
yazarların içinde oldukları yaş ile ilgili fikirleri
40+ olarak harika bence. akıllıyım, deneyimliyim, bir çok şey benim için açık kitap gibi*, oldukça başarılı oldum, istediğim şeylerin çoğuna sahibim, hayallerimi büyük ölçüde gerçekleştirdim, hiç fena görünmüyorum, enerjim hevesim yerinde, sadece kendi keyfim için ayırabileceğim daha çok zamanım ve kaynağım var, her şeyi nasıl yönetebileceğimi biliyorum, hayatımdaki öncelikler net, gerçekleşmesi büyük ihtimal olan kısa ve uzun vadeli planlarım var. tek derdim uzun vadede enerjimi ve hevesimi koruyabilmek. diğerleri ardından gelir zaten.
aslında siz değerlendirmelisiniz: karşıdan nasıl durduğumuzu.
aslında siz değerlendirmelisiniz: karşıdan nasıl durduğumuzu.
devamını gör...
bir dergiye yazı yollamış yazarlar veri tabanı
askerlik yaptığım dönemde mesaiden sonra asteğmen arkadaşlarla dışarı çıkıp bir arkadaşın evinde toplanmıştık. playstation oynayıp efendi efendi alkol alırken bir anda telefonum çaldı.
alay komutanının habercisi komutanın beni acilen birlikte beklediğini söylediğinde saat akşam dokuz civarı idi. hemen bir taksiye atlayıp gittim ve komutana tekmilimi verdim. bana, “sabah ilk iş olarak bu gece yazmak zorunda olduğum harp teknikleri konulu makaleyi okuyacağını söyledi.” emrederdi komutanım, hemen odaya gidip yazmaya başladım.
işin tuhaf yanı ben bir asker değildim, askeri bir eğitimim yoktu ve bilgisayar oyunları konusunda da zırcahildim. yabancı birkaç kaynak buldum, birkaç türkçe kaynak buldum. yabancı olanları çevirdim, türkçe olanlarla harmanlayıp bir makale yazdım. alkolün verdiği özgüven de etkili oldu elbette bu yazının yazılmasında.
yazıyı komutana verdikten bir hafta sonra komutan beni yeniden odasına çağırıp kara kuvvetleri dergisinde çıkan makaleyi gösterdi gururla ancak altında topçu kurmay albay bilmemkim şeklinde kendi ismi yazmaktaydı.
t: askerdeyken ismini vermek istemeyen seyirci olarak yazı gönderen yazarlardan biri olarak dahil olduğum veri tabanıdır.
alay komutanının habercisi komutanın beni acilen birlikte beklediğini söylediğinde saat akşam dokuz civarı idi. hemen bir taksiye atlayıp gittim ve komutana tekmilimi verdim. bana, “sabah ilk iş olarak bu gece yazmak zorunda olduğum harp teknikleri konulu makaleyi okuyacağını söyledi.” emrederdi komutanım, hemen odaya gidip yazmaya başladım.
işin tuhaf yanı ben bir asker değildim, askeri bir eğitimim yoktu ve bilgisayar oyunları konusunda da zırcahildim. yabancı birkaç kaynak buldum, birkaç türkçe kaynak buldum. yabancı olanları çevirdim, türkçe olanlarla harmanlayıp bir makale yazdım. alkolün verdiği özgüven de etkili oldu elbette bu yazının yazılmasında.
yazıyı komutana verdikten bir hafta sonra komutan beni yeniden odasına çağırıp kara kuvvetleri dergisinde çıkan makaleyi gösterdi gururla ancak altında topçu kurmay albay bilmemkim şeklinde kendi ismi yazmaktaydı.
t: askerdeyken ismini vermek istemeyen seyirci olarak yazı gönderen yazarlardan biri olarak dahil olduğum veri tabanıdır.
devamını gör...
kasksız motorsiklet kullanmak
pekmezi akitmakla sonuclanacak tehlikeli eylem. motosikleti gectim bisiklet surerken bile ihmal edilmemesi gereken birsey kask.
devamını gör...
29 nisan 17 mayıs arası tam kapanma
(bkz: kapanak şövalyeleri)
lebaleb kongrelerle övünen adamın 10 saat konuştuktan sonra açıkladığı karar. senin yatacak yerin yok yerin. öyle kin doluyum ki...
lebaleb kongrelerle övünen adamın 10 saat konuştuktan sonra açıkladığı karar. senin yatacak yerin yok yerin. öyle kin doluyum ki...
devamını gör...
6 kelimelik hikayeler
yarınları kuran cümleler,
şimdi;
geçmişi özlüyor..
şimdi;
geçmişi özlüyor..
devamını gör...
karambol (yazar)
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
aslinda cok var da beni biraz daha rahatlatan bu:
"beni yaratan elbet yolumu gösterir.."
- şuara suresi, 78. ayet
"beni yaratan elbet yolumu gösterir.."
- şuara suresi, 78. ayet
devamını gör...
