lucifer (yazar)
#291033 artık gece 03:30 sularında üstüne bı soğuk su içer. trollerin kralı lucifer.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
anonsumun olmadığı ve dinleyemediğim o meşhur ilk yayının tekrarını dinlediğimiz radyo yayını*.
tam kabus görüyordum, nefes nefese uyandım hem ses olsun hem de o sırada toparlanayım derken radyoyu açtım. bir de baktım ki o da ne, en sevdiğim yazarın anonsu*.
tam kabus görüyordum, nefes nefese uyandım hem ses olsun hem de o sırada toparlanayım derken radyoyu açtım. bir de baktım ki o da ne, en sevdiğim yazarın anonsu*.
devamını gör...
isim ile kaydolup herkeste nick olduğunu fark etmek
bu acı deneyimi lise yıllarımda inciye ismim ve soyismimle üye olarak yaşamıştım, ilerleyen zamanlar da beynimi kullanmama izin veren rabbime şükürler olsun.
devamını gör...
çürümenin kitabı
sahip olduğum metis yayınlarına ait basımının kapağında yer alan portakal illüstrasyonuna okumadan önce uzun uzun bakarım. huzursuzluk taa kitabın kapağından göz kırpar aslında.
okuması çok zordur.
hazmetmesi daha da zordur.
haykırdığı gerçeklik alt üst eder insanı.
koca bir boşluktur bu eser, boşluğunda kaybolmadığınızda anlamanız neredeyse imkansızdır.
popüler olmamasının sebebi; belki de, önüne geçen her insana dahil olamayışındandır veya dahil olduklarının ise dönüşümüne sebep olmasındandır.
"“yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil insanlar arasında acı çekendir.”
(“edep kaygısı” sayfa 49)
okuması çok zordur.
hazmetmesi daha da zordur.
haykırdığı gerçeklik alt üst eder insanı.
koca bir boşluktur bu eser, boşluğunda kaybolmadığınızda anlamanız neredeyse imkansızdır.
popüler olmamasının sebebi; belki de, önüne geçen her insana dahil olamayışındandır veya dahil olduklarının ise dönüşümüne sebep olmasındandır.
"“yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil insanlar arasında acı çekendir.”
(“edep kaygısı” sayfa 49)
devamını gör...
hiçbir kulübe katılmayan asosyal kafa sözlük yazarı
o tarz şeyleri sevmiyor olabilirim ve bu yüzden hiçbir kulübe katılmamış olmam asosyal olduğum anlamına gelmez öncelikle burada bir anlaşalım.
devamını gör...
2. nesil yazarlara bulaşık yıkatmak
başlık gibi başlık. tanımlama yapamayacağım kadar muazzam bir başlık! (bkz: yaratıcı başlıklarda bugün)...
düşünmeden, alternatiflerini açmaya soyunacak olan müthiş yazarlara birkaç öneri;
(bkz: 2. nesil yazarlara kahve yaptırmak)
(bkz: 2. nesil yazarlara yemek yaptırmak)
(bkz: 2. nesil yazarlara çay demletmek)
(bkz: 2. nesil yazarlara püskevit yedirmek)
kolay gelsin.
düşünmeden, alternatiflerini açmaya soyunacak olan müthiş yazarlara birkaç öneri;
(bkz: 2. nesil yazarlara kahve yaptırmak)
(bkz: 2. nesil yazarlara yemek yaptırmak)
(bkz: 2. nesil yazarlara çay demletmek)
(bkz: 2. nesil yazarlara püskevit yedirmek)
kolay gelsin.
devamını gör...
allah'ın sadece arap yarımadasının tanrısı olması
ben demiyorum kendileri diyor. allah'ın arap yarımadasının tanrısı olduğunu. zaten ismi arapça, gönderdiğine inanılan kitap arapça, elçisi de araptır. tamamen araplar tarafından var edilmiştir.
mahlasını paylaşmaya gerek görmediğim bir yazarın tanımı:
cahiller zannediyorlar ki islam geldi ortaya “allah” çıktı.
allah zaten arap yarım adasında bilinen en yüce ilahtır.
yani burada diyor ki araplar islam gelmeden önce de zaten yarattıkları tanrıya inanıyordu.
tanımda değişiklik yapsa dahi ekran görüntüsü ile sabitlenmiştir.
mahlasını paylaşmaya gerek görmediğim bir yazarın tanımı:
cahiller zannediyorlar ki islam geldi ortaya “allah” çıktı.
allah zaten arap yarım adasında bilinen en yüce ilahtır.
yani burada diyor ki araplar islam gelmeden önce de zaten yarattıkları tanrıya inanıyordu.
tanımda değişiklik yapsa dahi ekran görüntüsü ile sabitlenmiştir.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
makinist'in az önce domatesten özür dilediği yayın.
bayıldım yayına.
ben de daha önce yayını dinlemediğim için senden özür dilerim.
bayıldım yayına.
ben de daha önce yayını dinlemediğim için senden özür dilerim.
devamını gör...
ülkeler hakkında ilginç bilgiler
- turks ve caicos adaları ismini adada "fes giyiyormuş" gibi görünen kaktüslerden alır.
- lihtenştayn 2. dünya savaşında gönderdiği askerden fazla askerle dönmüştür.
- lihtenştayn 2. dünya savaşında gönderdiği askerden fazla askerle dönmüştür.
devamını gör...
feminizmin erkek düşmanlığı olduğu gerçeği
kesinlikle sonuna kadar katıldığım başlık.
mağdur bir kadınsa, kimse kusura bakmasın kadınlardan daha fazla erkekler tepki gösteriyor. sosyal medya istatistiklerinden bakabilirsiniz.
lakin mağdur erkek oldu mu, hiçbir feminist sayfanın paylaştığını görmedim.
en yakın zamandan olan bir olayı hatırlatmak isterim.
15 yaşında bir kız erkek arkadaşına bana tecavüz etti diye iftira atıyor.
kızın babası genci öldürüyor.
daha sonra öyle bir şey olmadığı ve iftira olduğu kanıtlanıyor.
kız sadece onu korkutmak istemiştim diyor.
kızın yaşı küçük olduğu için ceza almıyor.
bir iftira, bir babayı oğlundan ayırdı.
hiç tepki görmedim bu olayda.
ve şu bir gerçek, bu durumu kullanan çok kadın var. yürüyorsun evine doğru gidiyorsun. kavga ettiğini eski sevglin veya buni zevkine yapacak bir kadına denk geliyorsun. taciz ediyorlar diye bağırıyor. linç ediliyorsun.
böyle bir tehlikenin farkında olunca istemsiz kadınlardan soğuyabiliyor insan.
mağdur bir kadınsa, kimse kusura bakmasın kadınlardan daha fazla erkekler tepki gösteriyor. sosyal medya istatistiklerinden bakabilirsiniz.
lakin mağdur erkek oldu mu, hiçbir feminist sayfanın paylaştığını görmedim.
en yakın zamandan olan bir olayı hatırlatmak isterim.
15 yaşında bir kız erkek arkadaşına bana tecavüz etti diye iftira atıyor.
kızın babası genci öldürüyor.
daha sonra öyle bir şey olmadığı ve iftira olduğu kanıtlanıyor.
kız sadece onu korkutmak istemiştim diyor.
kızın yaşı küçük olduğu için ceza almıyor.
bir iftira, bir babayı oğlundan ayırdı.
hiç tepki görmedim bu olayda.
ve şu bir gerçek, bu durumu kullanan çok kadın var. yürüyorsun evine doğru gidiyorsun. kavga ettiğini eski sevglin veya buni zevkine yapacak bir kadına denk geliyorsun. taciz ediyorlar diye bağırıyor. linç ediliyorsun.
böyle bir tehlikenin farkında olunca istemsiz kadınlardan soğuyabiliyor insan.
devamını gör...
hayat nasıl yaşanmalı sorunsalı
herkes istediği gibi yaşamalı. elalem ne der diye düşünmeden, içinden geldiği gibi. keşkelerin yerini iyikilerin aldığı bir hayatınız olmalı. eğer bir gün pişman olacaksak bu yaptığımız bir şey için olsun, yap(a)madıklarımızdan dolayı pişman olmak içimizde bir burukluk bırakıyor.
yaşamak korkularak yapılan bir şey değil. pişman olacaksan yaptın diye ol, yapmadın diye değil.
yaşamak korkularak yapılan bir şey değil. pişman olacaksan yaptın diye ol, yapmadın diye değil.
devamını gör...
üniversiteye hazırlananlara tavsiyeler
ben, olaya biraz daha farklı bir açıdan bakmak istiyorum. size üniversite okumayın falan demeyeceğim. eğer hayaliniz bu yöndeyse ve bu hayalinizi çalışıp elde edecekseniz hiç durmayın, koşun peşinden. sadece o mesleği edinmeyin, o mesleğin en iyisi olun. dil öğrenin, okurken yok pahasına da olsa mesleğinizin stajını yapın, mesleğinizle alakalı gerek türkçe gerek yabancı dillerde makaleler okuyun.
ancak bir hayaliniz varsa onu bırakıp üniversite okumayın. veya ikisini birden yapın, şayet yapabiliyorsanız, o daha da güzel. üniversitede öğretim görmeseniz en azından eğitim görürsünüz. üniversite illa ki insana bir şeyler katar. dokunabileceğim biri var mıdır, bilmiyorum fakat bu tanımı şu yüzden yazıyorum aslında: ben zamanında hayallerimi bırakıp üniversiteye gittim. beş yıllık bir üniversiteyi dördüncü senesinde terk ettim, daha sonra başka bir bölüm daha kazandım, o da bir köşede duruyor öyle. kaydım var sadece.
demem o ki benim canım yandı sizin yanmasın. müziktir, resimdir, sanattır böyle hayalleriniz varsa peşinden gidin. ha para meselesine gelirse iş, ya çok kazanırsınız ya biraz aç kalırsınız muhtemelen ama gönlünüzdeki tutkuyu kovalarsınız. eğer gönlünüzde varsa zaten o tutku, işinizi iyi yapınca para arkanızdan gelir. tabii sanatın da okulları var elbet; konservatuarı, resim okulları, karşılaştırmalı edebiyatı... bunları da okuyabilir, peşi sıra koşabilirsiniz.
kendiniz olunuz. toplumun, ailenizin, bilmem neyin, bilmem kimin dediklerine kulak asmayınız. size uygun olanı, sizi mutlu edecek olanı seçiniz. yoksa bu sözlükdaşınız* gibi mutsuz bir adam olursunuz. üniversite okumadınız diye cahil falan olmazsınız. hiçbir şey olmazsınız. ben ne ilkokul mezunları gördüm.* bir insanda karakter olmadıktan sonra sekiz tane de üniversite okusa yine cahildir yine cahildir.
ancak bir hayaliniz varsa onu bırakıp üniversite okumayın. veya ikisini birden yapın, şayet yapabiliyorsanız, o daha da güzel. üniversitede öğretim görmeseniz en azından eğitim görürsünüz. üniversite illa ki insana bir şeyler katar. dokunabileceğim biri var mıdır, bilmiyorum fakat bu tanımı şu yüzden yazıyorum aslında: ben zamanında hayallerimi bırakıp üniversiteye gittim. beş yıllık bir üniversiteyi dördüncü senesinde terk ettim, daha sonra başka bir bölüm daha kazandım, o da bir köşede duruyor öyle. kaydım var sadece.
demem o ki benim canım yandı sizin yanmasın. müziktir, resimdir, sanattır böyle hayalleriniz varsa peşinden gidin. ha para meselesine gelirse iş, ya çok kazanırsınız ya biraz aç kalırsınız muhtemelen ama gönlünüzdeki tutkuyu kovalarsınız. eğer gönlünüzde varsa zaten o tutku, işinizi iyi yapınca para arkanızdan gelir. tabii sanatın da okulları var elbet; konservatuarı, resim okulları, karşılaştırmalı edebiyatı... bunları da okuyabilir, peşi sıra koşabilirsiniz.
kendiniz olunuz. toplumun, ailenizin, bilmem neyin, bilmem kimin dediklerine kulak asmayınız. size uygun olanı, sizi mutlu edecek olanı seçiniz. yoksa bu sözlükdaşınız* gibi mutsuz bir adam olursunuz. üniversite okumadınız diye cahil falan olmazsınız. hiçbir şey olmazsınız. ben ne ilkokul mezunları gördüm.* bir insanda karakter olmadıktan sonra sekiz tane de üniversite okusa yine cahildir yine cahildir.
devamını gör...
nickaltına tanım gelince korkmak
aynen öyle oluyor bende. diyorum kızım millete arada artiz artiz cevap veriyorsun biri bastı küfrü kesin nickaltına. sonra korkarak giriyorum ve kısa bir korkunun ardından rahatlıyorum. tamam diyorum. bugünü de atlattık...
devamını gör...
düşün ki o bunu yazıyor
bir çoğumuz, kalbimizi sarsarak sona eren bir ilişkiyi yaşamışızdır. o bitişin ilk anlarında kalbimiz acıyarak o’nun bize bir şeyler yazmasını arzu ederiz. ben de bundan aylar aylar önce böyle bir ilişkinin artık benim asla yazamayacağım bitmiş bir evresinde o’nun yazmasını ummuş, dahası yazarsa ne yazardı veya ben ne yazmasını umuyorum diye düşünmüştüm.
o gün ne yazabileceğini düşündüm veya umdum bilmiyorum. zaten hiçbir zaman yazmadı. inceldiği yerden koparmakta mahirdi. elimde kalan ipi boynuma geçirmemeye yeminli olduğum için toparlanmak hususunda dirayetliydim. aynaya baktığımda kendime urganları yakıştıramadığımdan ya da belki her neyse. ama işte insanoğlu arada düşünüyor. bu gece de eğer kafasına bir saksı düşseydi veya hasbelkader kendi elinde kalan ipi boynuna geçirmeye karar verip de son kez bana da bir şey yazmak isteseydi ne yazardı acaba diye düşündüm:
“salvadore.* ikimizin de haklı olduğu taraflar vardı, haksız olduğumuz taraflar da. ben daha fazlasının olmayacağını anladığım için bana kızma. olmazdı, yapamazdık. daha keskin ve daha net olduğum için beni yargılama. zamam zaman yüzüme istemeyerek vurduğun bir sürü ayıbım var, yargılayacaksan onlarla yargıla. ama bitirmek ikimizi iyi edecek tek şeydi. çok üzüldüğünü gördüm, senden farksız değildim.* ama geri dönseydim daha çok acı çekeceğimizi biliyordum. bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü seni tanıyorum, için soğuduğunda dünyanın en makul insanlarından birine* dönüşebilir ve beni anlayabilirsin. kendine iyi bak. hoşçakal.”
alternatif son* “bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü biliyorsun kafamda cevaplayamadığım binlerce soru var. senle senden önce senden sonra. bunlara cevap verememek beni halen uyutmuyor. annemin yokluğu beni binlerce soru barındıran bir boşluğa bıraktı. artık oradan çıkamayacağımı kesinkes anladım. sana yazdım çünkü o boşlukta en iyi seninle debelendim. bana yazılanın sonundayım. gökyüzüne bakamadığım için beni affet. mutlu ol. beni unutma. hoşçakal.”
o gün ne yazabileceğini düşündüm veya umdum bilmiyorum. zaten hiçbir zaman yazmadı. inceldiği yerden koparmakta mahirdi. elimde kalan ipi boynuma geçirmemeye yeminli olduğum için toparlanmak hususunda dirayetliydim. aynaya baktığımda kendime urganları yakıştıramadığımdan ya da belki her neyse. ama işte insanoğlu arada düşünüyor. bu gece de eğer kafasına bir saksı düşseydi veya hasbelkader kendi elinde kalan ipi boynuna geçirmeye karar verip de son kez bana da bir şey yazmak isteseydi ne yazardı acaba diye düşündüm:
“salvadore.* ikimizin de haklı olduğu taraflar vardı, haksız olduğumuz taraflar da. ben daha fazlasının olmayacağını anladığım için bana kızma. olmazdı, yapamazdık. daha keskin ve daha net olduğum için beni yargılama. zamam zaman yüzüme istemeyerek vurduğun bir sürü ayıbım var, yargılayacaksan onlarla yargıla. ama bitirmek ikimizi iyi edecek tek şeydi. çok üzüldüğünü gördüm, senden farksız değildim.* ama geri dönseydim daha çok acı çekeceğimizi biliyordum. bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü seni tanıyorum, için soğuduğunda dünyanın en makul insanlarından birine* dönüşebilir ve beni anlayabilirsin. kendine iyi bak. hoşçakal.”
alternatif son* “bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü biliyorsun kafamda cevaplayamadığım binlerce soru var. senle senden önce senden sonra. bunlara cevap verememek beni halen uyutmuyor. annemin yokluğu beni binlerce soru barındıran bir boşluğa bıraktı. artık oradan çıkamayacağımı kesinkes anladım. sana yazdım çünkü o boşlukta en iyi seninle debelendim. bana yazılanın sonundayım. gökyüzüne bakamadığım için beni affet. mutlu ol. beni unutma. hoşçakal.”
devamını gör...
çok tanım girdirecek başlık önerileri
geceye bir “geceye bir x bırak” başlığı bırak.
devamını gör...
evli çiftlerin itici davranışları
ortak facebook ya da instagram hesabı açmaları.
birbirine güvenmeyen bu çiftler aynı zamanda evliliği gerçekleştirilmesi zorunlu bir toplumsal görev olarak gören kişisel gelişimini tamamlamamış tiplerdir. aşağılık kompleksine sahip olduklarından sürekli diğer çiftlerin yaşantısını eleştirip dedikodusunu yaparlar.
birbirine güvenmeyen bu çiftler aynı zamanda evliliği gerçekleştirilmesi zorunlu bir toplumsal görev olarak gören kişisel gelişimini tamamlamamış tiplerdir. aşağılık kompleksine sahip olduklarından sürekli diğer çiftlerin yaşantısını eleştirip dedikodusunu yaparlar.
devamını gör...
içinde gitme kelimesi geçen şarkı
o zamaaan sezen ablamızdan
"gitme dur ne olursun, gitme kaal yalan söylediiiim"
"gitme dur ne olursun, gitme kaal yalan söylediiiim"
devamını gör...
sarsıntı
t: bir thomas bernhard eseri. orijinal adı verstörung. yayın evi yapı kredi yayınları çevirmeni esen tezel.
anlatı iki bölümden oluşuyor: birincisi anlatıcımız ve doktor olan babasının karşılaştığı birtakım olaylardan ve hasta ziyaretlerinden, ikincisi ise muhtemelen insomniac bir prens'in* 100 sayfalık bir monoloğundan. ilk bölümü ben tamamen prens saurau'nun monoloğuna hazırlık olarak anladım, sanıyorum ki doğru anlamışım.
ilk bölümde doktorun ve anlatıcının yaptığı yer yer derinlikli fakat çoğunlukla yüzeysel olan çıkarımlar ve düşünceler, prens bölümünde arşa çıkar. bernhard'ın halka ve vasatlığa karşı olan öfkesi prensin monoloğunda bol bol yer bulur. aslında, her eseri gibi bunda da otobiyografik ögeler vardır, şeklinde yorumlamak lazım. bernhard'ın yazdıkları hayatından bağımsız olamaz.
üsluba gelecek olursak, klasik bernhard üslubu; uzun girift cümlelerden oluşan paragraflar(özellikle prens bölümü), sık sık tekrarlar...
işlenen konular da klasik bernhard konuları.* fakat ek olarak baba-oğul çatışmasını ilk defa bu kadar yoğun işlediğini gördüm.
daha önce ilk bölümden şurada #512100 alıntılar yapmıştım. asıl sarsıcı bölüm ikincisi:
"hakikat şu ki gitgide her şey olduğuma inanıyorum, çünkü gerçekte artık hiçbir şey değilim ve dolayısıyla insani olan, insan için mümkün olan her şeyi, insan için mümkün olan her şeyi,' dedi prens, 'utanç verici buluyorum. oyundan sonra bu durumu,' dedi prens, 'özellikle şimdiye kadar algı özürlüler şeklinde nitelediğim akrabalarımla ilişkili olarak bütünüyle idrak ettim."*
"teselliyi, buna gülebilirsiniz doktor, çoğu zaman sadece tesellisizlikte buluyorum. yalnız olduğumda insan içine çıkmak istiyorum, insan içine çıktığımda yalnız olmak istiyorum. ayrıca,' dedi, 'kendi kafamdan başka kafaları anlayamıyorum. esasında yoksulum."*
anlatı iki bölümden oluşuyor: birincisi anlatıcımız ve doktor olan babasının karşılaştığı birtakım olaylardan ve hasta ziyaretlerinden, ikincisi ise muhtemelen insomniac bir prens'in* 100 sayfalık bir monoloğundan. ilk bölümü ben tamamen prens saurau'nun monoloğuna hazırlık olarak anladım, sanıyorum ki doğru anlamışım.
ilk bölümde doktorun ve anlatıcının yaptığı yer yer derinlikli fakat çoğunlukla yüzeysel olan çıkarımlar ve düşünceler, prens bölümünde arşa çıkar. bernhard'ın halka ve vasatlığa karşı olan öfkesi prensin monoloğunda bol bol yer bulur. aslında, her eseri gibi bunda da otobiyografik ögeler vardır, şeklinde yorumlamak lazım. bernhard'ın yazdıkları hayatından bağımsız olamaz.
üsluba gelecek olursak, klasik bernhard üslubu; uzun girift cümlelerden oluşan paragraflar(özellikle prens bölümü), sık sık tekrarlar...
işlenen konular da klasik bernhard konuları.* fakat ek olarak baba-oğul çatışmasını ilk defa bu kadar yoğun işlediğini gördüm.
daha önce ilk bölümden şurada #512100 alıntılar yapmıştım. asıl sarsıcı bölüm ikincisi:
"hakikat şu ki gitgide her şey olduğuma inanıyorum, çünkü gerçekte artık hiçbir şey değilim ve dolayısıyla insani olan, insan için mümkün olan her şeyi, insan için mümkün olan her şeyi,' dedi prens, 'utanç verici buluyorum. oyundan sonra bu durumu,' dedi prens, 'özellikle şimdiye kadar algı özürlüler şeklinde nitelediğim akrabalarımla ilişkili olarak bütünüyle idrak ettim."*
"teselliyi, buna gülebilirsiniz doktor, çoğu zaman sadece tesellisizlikte buluyorum. yalnız olduğumda insan içine çıkmak istiyorum, insan içine çıktığımda yalnız olmak istiyorum. ayrıca,' dedi, 'kendi kafamdan başka kafaları anlayamıyorum. esasında yoksulum."*
devamını gör...

