marmara üniversitesi
benim üniversitem. eğer benim göztepe kampüsündeyseniz , büyük ihtimalle siz de her çıkışta, dostlarla beraber kadıköy'e inersiniz. kampüsü pek de güzel olmadığından pek de orada durmak istemezsiniz.
devamını gör...
the veils
yeni zelandalı müzisyen finn andrews* tarafından 2000'li yıllarda londrada kurulan, indie rock ve alternatif müzik yapan gruptur.
2004 yılında çıkardıkları ilk albümleri the runaway found* içerisindeki 3. parça olan lavinia ile kısa sürede adlarını duyurmuşlardır.
2004 yılında çıkardıkları ilk albümleri the runaway found* içerisindeki 3. parça olan lavinia ile kısa sürede adlarını duyurmuşlardır.
devamını gör...
süper ince siyah külotlu çorap
çorap kalınlığı "denye" ile ölçülür. kullanılan ipliğin kalınlığı demektir. normal ince çoraplar 15 denye iken süper ince çoraplar 5 denyeye kadar iner. kışın kullandığımız ince gibi görünen ama kalın külotlu çoraplar ise 70-100-150 denyeye kadar çıkar. süper ince siyah külotlu çorap; yok gibi hissedilen, bacağa siyah yansımalarla renk veren 5 denye çoraptır.
devamını gör...
direksiyon sınavından üç kez kalmak
trafiğe çıkmaya hazır olunmadığını gösteren, ve ciddi bir sermaye isteyen durum.
ama ne olursa olsun bir direksiyon sınavından 4 kere kalmak değildir, bir kere daha kalınmaması temenni edilir.
ama ne olursa olsun bir direksiyon sınavından 4 kere kalmak değildir, bir kere daha kalınmaması temenni edilir.
devamını gör...
saygı hakkında dile getirilmeyenler
saygı kaybedilir bence. başta hiç tanımadığın bir insana dahi olsa saygın vardır. fakat zaman ilerledikçe ya da bir şekilde yanlış hareket gördüğünde saygını da kaybedersin.
devamını gör...
struma gemisi
titanik başlığını görünce aklıma gelen bir başka gemidir. savaşa yakın sıralarda yahudiler gemi aracılığıyla ülkeden çıkmak istiyor.hiçbir ülkede yaşamasına müsade edilmeyen bu insanlar karadeniz açıklarında hayatını kaybediyor.
(bkz: serenad)
(bkz: serenad)
devamını gör...
depresyon belirtileri
bir saattir kulağımda kulaklık, çalmayan şarkıyı dinliyorum.
devamını gör...
sivas katliamı

katliamın olacağı gün, sivas'ta bir yerel gazetenin attığı başlık. katledilen aydınları provokasyonla suçlayan, hatta bunu hak ettiklerini söyleyecek kadar alçalanlar iyi baksın buna. katliam böyle adım adım geldi işte. önce gazeteye başlıklar atıldı, daha sonra cuma namazından çıkan halk madımak otelinin önüne yönlendirildi. katliamın arkasında sebep arayacaksanız katledilen insanlara değil bu gazete başlıklarına bakacaksınız.
devamını gör...
13 nisan 2021 paris sg bayern münchen maçı
bayern adeta versay antlaşmasına kafa tutan, nazi almanyası ruhu ile sahaya çıktı, ölümüne mücadele ediyor.
alman disiplini ve inancını izledik resmen.
neymar'ın ve mbappe'nin devre arasında boy abdesti almaları gerekiyor. izlerken ben delirdim, kendilerine şans diliyorum.
ikinci yarıdan umutluyum. sonuçta versay antlaşması, paris barış konferansı'ndan çıkmış bir antlaşmadır. ve antlaşma ismini fransa'nın versailles , şehrinden almaktadır.
bayern'a mail atıp, fahrettin altun'u , goebbelsolarak kilitleyebilirz arkadaşlar*.
alman disiplini ve inancını izledik resmen.
neymar'ın ve mbappe'nin devre arasında boy abdesti almaları gerekiyor. izlerken ben delirdim, kendilerine şans diliyorum.
ikinci yarıdan umutluyum. sonuçta versay antlaşması, paris barış konferansı'ndan çıkmış bir antlaşmadır. ve antlaşma ismini fransa'nın versailles , şehrinden almaktadır.
bayern'a mail atıp, fahrettin altun'u , goebbelsolarak kilitleyebilirz arkadaşlar*.
devamını gör...
tebessüm-i elem
hüseyin rahmi gürpınar romanı, 1920 yılında ıstanbul'da basılıyor ki, ben bu baskısını okudum. evet kitabın dili ağır, eski türkçe bütün baskısını hissettiriyor.
burada sonra yazdıklarım spoiler içerebilir.
eksi sozluk'te dahi sadece üzerine tek bir yazı olan, 500 yakın sayfa sayısıyla aslında geniş hacimli bir romandan bahsediyoruz. klasik olarak, tüm osmanlı son dönemi romanlarında gördüğümüz gibi, modernizm ile klasik dönemin arasında kalan bir karakter söz konusu. kenan, son derece modern batı eğitimi almış ve tüm fikriyatını bunun üzerine kurmuş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. aynı şekilde kenan gibi eğitim almış, bir başka karakter ise ragıbe. bir başka karakter ise, eğitimle betimlemenin kabil olmadığı, vuslat adlı kerhanede çalışan bir kadın. roman aslında bu üç karakter üzerinden ilerliyor.
ragıbe ile kenan istanbul'un dönemin anlayışına uygun bir şekilde, parkta tesadüf ederek karşılaşıyorlar. evlilik çağında olan ragıbe, kapıya gelen damat adaylarını bir şekilde, defediyor. hüseyin rahmi istemeye gelen bir takım kadınları beyinsizlikle itham ediyor, çünkü sadece bir duyum üzerine kapı çalıp, "evde gelinlik kız varmış, bir görelim" diye gelenler var. ragıbe, dediğim gibi batı eğitimi almış, görücü usulü bir evliliğe mesafeli yaklaşıyor. hüseyin rahmi bu tür yüksek eğitim almış, kadınların cemiyet hayatında, iş bulmak yerine evde koca bekleyerek sisteme kanalize olmaya çalışmalarını ciddi eleştiri getirerek sistemi suçluyor. aslında, ileride tüm kıyametin kopacağı nokta, burası oluyor. çünkü aslında romanda ağırlık merkezi kenan'ın "sapkınlığı, düşkünlüğü" iken, aynı kafa yapısıyla yola çıkan iki karakter var. nedir bu kafa yapısı? ikisi de, artık dönemin değiştiğini, modernizmin vazgeçilmez bir olgu olduğunu, dönemin ruhunun dışında kalmanın mümkün olmadığına inanan iki karakter. bir romanda, çok fazla altını çizmek huyum olmasa da, buranın ve dahi birçok yerin altını çizmiş bulunuyorum çünkü dönem romanları, benim gibi tarihçiler için bulunmaz bir nimet olabilir.
yukarıda bahsettiğim gibi kenan ile ragıbe bir parkta tesadüf edip tanışıyorlar, elbette bu tanışma dönemin ruhuna göre uzun süre sadece bakışmalar ve selamlasmalar ile ilerliyor. dönemin romanlarında okuyanlar bilir, bir husus dikkat çekiyor, evlerin içinde bugün bile
bahsettiğim satırlar, şudur
" kadınlarımızın dimağları beyhude sıkletletden, çocuklarımız kundaklar dan azat edilmelidir. avrupa'daki feminizm cüretlerini, savletlerini görüyor musunuz? bugün cins-i latif, kütle-i ricale karşı yumruklarını göstererek" biz insaniyetin nısfıyız. hukukta istisna olmaz. biz de doğduğumuz memleketin hava-yi hürriyetini tamamıyla teneffüs hakk-ı tabiisine malikiz. musavat ancak bu tatbik-i kamili ile tazannum-ı ma'na edebilir. yoksa boş bir söz olur. bir milletin nısfı hür, nısfı esir olamaz. esir analardan hür çocuk doğmaz. hürriyet inkisama, inhisara uğrayınca muzır olur. hürriyet-i asliyye mutegallibenin hürriyeti demek değildir. biz artık, münhasıran sizin dest-i lutfunuzla yaşamak istemiyoruz. çekiliniz, menabi-i ma'iset bizim için de açılsın. biz de avukat, tabip, muntehab, mebus, nazır olmak istiyoruz, diyorlar. dava'yı insaniyet ediyorlar. bizdeki kadınlar, niçin kabiliyet-i beserriyelerini göstermekten men edilsin? rical ve nisvan el ele verelim. sema-yi terrakinin guneslerine doğru koşalım. yaşamak çalışmak demektir. mesaisiz hayat, ölümün sekl-i dunyevisidir."
kenan ragıbe ile tanıştığı dönemde, henüz ilk görüşmelerde yukarıda alıntıladıgım görüşlere sahip bir muptezel. kadın haklarından, hürriyetten, çalışmaktan bahseden kenan, ragıbe ile bir süre sonra evlenince romanın ikinci boyutu giriyor devreye. hüseyin rahmi burada, türk insanı paradoksunu, iki yüzlülüğünü özgün bir hikaye ile ortaya koyuyor. son derece özgürlükçü ve kadın hakları savunucusu kenan, evlilikten sonra, eğitimsiz fakat ragıbe'den çok daha güzel bir kadına tutuluyor. kenan bu uğurda o kadar rezil bir duruma düşüyor ki, zeki demirkubuz'un masumiyet filmindeki haluk bilginer ile aynı duruma geliyor. o kadar çok benzerlik car ki, zeki'nin arakladığını bile düşündüm.
ancak, mesele bu değil. kenan evlilikten sonra, vuslat adlı karaktere tutulunca, tamamen doğulu bir prototipe bürünüyor. ragibe'yi bosamiyor, aylarca eve uğramıyor. ragibe'nin aile gelirlerini, vuslat uğruna harcıyor. sorun şu, bu donemde kadınların boşanma hakkı yok, o yukarıdaki kenan gidiyor, yerine geleneksel tavra bürünen başka bir adam geliyor. ragıbe bir yerde, "artık yenicerilik döneminde değiliz, bosayacaksın" diyor. en nihayetinde, roman o kadar iyi ki, ragıbe vuslat ile kenan kaldığı yeri basıp silah çekerek, boşanıyor.
yıl 1912, çarşaflı peçeli bir genç kız, fesli çağdaş eğitim alan bir entelektüel erkek. zerre eğitimi olmayan, bütün işi düşkün erkekleri yolmak olan bir kadın. üçünün yolu kesismeden önce, diğer iki karakter son derece ilerici fikirlerle evleniyor. feminizm, özgürlük. erkek 6 ay sonra sıkılıyor, geleneksel tavra dönüyor, başka kadınların peşinden koşuyor. burada ragıbe vnin eğitimli olmasına rağmen, kadınlar cemiyet hayatında henüz olmadıkları için, mecbur ev hayatını tercih ediyor. sonra vuslat ile tanışıyor kenan, kadın kenan'ı avucunun içine alıp, soyup soğana çeviriyor. ragıbe gidiyor, kenan en son dövülüp sokağa atılıyor. türk insanı dusunce ile gerçek arasında sallanıp duruyor.
en nihayetinde cumhuriyetin ayak sesleri isitiliyor, romanın bence en iyi yanı buydu.
burada sonra yazdıklarım spoiler içerebilir.
eksi sozluk'te dahi sadece üzerine tek bir yazı olan, 500 yakın sayfa sayısıyla aslında geniş hacimli bir romandan bahsediyoruz. klasik olarak, tüm osmanlı son dönemi romanlarında gördüğümüz gibi, modernizm ile klasik dönemin arasında kalan bir karakter söz konusu. kenan, son derece modern batı eğitimi almış ve tüm fikriyatını bunun üzerine kurmuş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. aynı şekilde kenan gibi eğitim almış, bir başka karakter ise ragıbe. bir başka karakter ise, eğitimle betimlemenin kabil olmadığı, vuslat adlı kerhanede çalışan bir kadın. roman aslında bu üç karakter üzerinden ilerliyor.
ragıbe ile kenan istanbul'un dönemin anlayışına uygun bir şekilde, parkta tesadüf ederek karşılaşıyorlar. evlilik çağında olan ragıbe, kapıya gelen damat adaylarını bir şekilde, defediyor. hüseyin rahmi istemeye gelen bir takım kadınları beyinsizlikle itham ediyor, çünkü sadece bir duyum üzerine kapı çalıp, "evde gelinlik kız varmış, bir görelim" diye gelenler var. ragıbe, dediğim gibi batı eğitimi almış, görücü usulü bir evliliğe mesafeli yaklaşıyor. hüseyin rahmi bu tür yüksek eğitim almış, kadınların cemiyet hayatında, iş bulmak yerine evde koca bekleyerek sisteme kanalize olmaya çalışmalarını ciddi eleştiri getirerek sistemi suçluyor. aslında, ileride tüm kıyametin kopacağı nokta, burası oluyor. çünkü aslında romanda ağırlık merkezi kenan'ın "sapkınlığı, düşkünlüğü" iken, aynı kafa yapısıyla yola çıkan iki karakter var. nedir bu kafa yapısı? ikisi de, artık dönemin değiştiğini, modernizmin vazgeçilmez bir olgu olduğunu, dönemin ruhunun dışında kalmanın mümkün olmadığına inanan iki karakter. bir romanda, çok fazla altını çizmek huyum olmasa da, buranın ve dahi birçok yerin altını çizmiş bulunuyorum çünkü dönem romanları, benim gibi tarihçiler için bulunmaz bir nimet olabilir.
yukarıda bahsettiğim gibi kenan ile ragıbe bir parkta tesadüf edip tanışıyorlar, elbette bu tanışma dönemin ruhuna göre uzun süre sadece bakışmalar ve selamlasmalar ile ilerliyor. dönemin romanlarında okuyanlar bilir, bir husus dikkat çekiyor, evlerin içinde bugün bile
bahsettiğim satırlar, şudur
" kadınlarımızın dimağları beyhude sıkletletden, çocuklarımız kundaklar dan azat edilmelidir. avrupa'daki feminizm cüretlerini, savletlerini görüyor musunuz? bugün cins-i latif, kütle-i ricale karşı yumruklarını göstererek" biz insaniyetin nısfıyız. hukukta istisna olmaz. biz de doğduğumuz memleketin hava-yi hürriyetini tamamıyla teneffüs hakk-ı tabiisine malikiz. musavat ancak bu tatbik-i kamili ile tazannum-ı ma'na edebilir. yoksa boş bir söz olur. bir milletin nısfı hür, nısfı esir olamaz. esir analardan hür çocuk doğmaz. hürriyet inkisama, inhisara uğrayınca muzır olur. hürriyet-i asliyye mutegallibenin hürriyeti demek değildir. biz artık, münhasıran sizin dest-i lutfunuzla yaşamak istemiyoruz. çekiliniz, menabi-i ma'iset bizim için de açılsın. biz de avukat, tabip, muntehab, mebus, nazır olmak istiyoruz, diyorlar. dava'yı insaniyet ediyorlar. bizdeki kadınlar, niçin kabiliyet-i beserriyelerini göstermekten men edilsin? rical ve nisvan el ele verelim. sema-yi terrakinin guneslerine doğru koşalım. yaşamak çalışmak demektir. mesaisiz hayat, ölümün sekl-i dunyevisidir."
kenan ragıbe ile tanıştığı dönemde, henüz ilk görüşmelerde yukarıda alıntıladıgım görüşlere sahip bir muptezel. kadın haklarından, hürriyetten, çalışmaktan bahseden kenan, ragıbe ile bir süre sonra evlenince romanın ikinci boyutu giriyor devreye. hüseyin rahmi burada, türk insanı paradoksunu, iki yüzlülüğünü özgün bir hikaye ile ortaya koyuyor. son derece özgürlükçü ve kadın hakları savunucusu kenan, evlilikten sonra, eğitimsiz fakat ragıbe'den çok daha güzel bir kadına tutuluyor. kenan bu uğurda o kadar rezil bir duruma düşüyor ki, zeki demirkubuz'un masumiyet filmindeki haluk bilginer ile aynı duruma geliyor. o kadar çok benzerlik car ki, zeki'nin arakladığını bile düşündüm.
ancak, mesele bu değil. kenan evlilikten sonra, vuslat adlı karaktere tutulunca, tamamen doğulu bir prototipe bürünüyor. ragibe'yi bosamiyor, aylarca eve uğramıyor. ragibe'nin aile gelirlerini, vuslat uğruna harcıyor. sorun şu, bu donemde kadınların boşanma hakkı yok, o yukarıdaki kenan gidiyor, yerine geleneksel tavra bürünen başka bir adam geliyor. ragıbe bir yerde, "artık yenicerilik döneminde değiliz, bosayacaksın" diyor. en nihayetinde, roman o kadar iyi ki, ragıbe vuslat ile kenan kaldığı yeri basıp silah çekerek, boşanıyor.
yıl 1912, çarşaflı peçeli bir genç kız, fesli çağdaş eğitim alan bir entelektüel erkek. zerre eğitimi olmayan, bütün işi düşkün erkekleri yolmak olan bir kadın. üçünün yolu kesismeden önce, diğer iki karakter son derece ilerici fikirlerle evleniyor. feminizm, özgürlük. erkek 6 ay sonra sıkılıyor, geleneksel tavra dönüyor, başka kadınların peşinden koşuyor. burada ragıbe vnin eğitimli olmasına rağmen, kadınlar cemiyet hayatında henüz olmadıkları için, mecbur ev hayatını tercih ediyor. sonra vuslat ile tanışıyor kenan, kadın kenan'ı avucunun içine alıp, soyup soğana çeviriyor. ragıbe gidiyor, kenan en son dövülüp sokağa atılıyor. türk insanı dusunce ile gerçek arasında sallanıp duruyor.
en nihayetinde cumhuriyetin ayak sesleri isitiliyor, romanın bence en iyi yanı buydu.
devamını gör...
ludwig wittgenstein
“kafatası açılan her insanın bir beyninin olması ne tuhaf rastlantı.”
demiş. doğru da söylemiş.
demiş. doğru da söylemiş.
devamını gör...
adem'den önce
eşsiz bir jack london romanıdır. dönemin şartlarına göre düşünüldüğünde, london'ın zaten evrimbilimci olmadığı; aksine büyük bir hayalperest olduğu göz önünde tutulursa herkesin okuması gereken bir kitaptır.
kitapta, uykuya dalınca rüyasında bir maymun olduğunu gören, maceradan maceraya koşturan bir çocuk konu alınır. london, sonsözde bunun atalarının anısının depreşmesi olarak dile getirse de bilimsel olarak kanıtlanmış genlerle kalıtsal bilgi aktarımından başka bir şey değildir.
kitap, edebi bir eser olmasına rağmen yer yer çoğu şeye anlamlı bir vizyon katabiliyor. içinde hatalar yok mu? elbette var.
özellikle insana yakın, ilkel ve orta halli maymun karakterlerin yaşadığı tahmin edilen zamanların birbirleri arasında binlerce yıl fark olduğu düşünülüyor. bunun yanında coğrafi olarak hatalı olduğu kısımlar da mevcut. ancak, tekrar belirtmeliyim;
london, hayalperest bir sanatçıydı. bir bilim adamı değildi. tıpkı, babasının onu kilitlediği odasında, hiç gökyüzü görmeden ay'a yolculuk (kitap)'u yazan jules verne gibi...
kitapta, uykuya dalınca rüyasında bir maymun olduğunu gören, maceradan maceraya koşturan bir çocuk konu alınır. london, sonsözde bunun atalarının anısının depreşmesi olarak dile getirse de bilimsel olarak kanıtlanmış genlerle kalıtsal bilgi aktarımından başka bir şey değildir.
kitap, edebi bir eser olmasına rağmen yer yer çoğu şeye anlamlı bir vizyon katabiliyor. içinde hatalar yok mu? elbette var.
özellikle insana yakın, ilkel ve orta halli maymun karakterlerin yaşadığı tahmin edilen zamanların birbirleri arasında binlerce yıl fark olduğu düşünülüyor. bunun yanında coğrafi olarak hatalı olduğu kısımlar da mevcut. ancak, tekrar belirtmeliyim;
london, hayalperest bir sanatçıydı. bir bilim adamı değildi. tıpkı, babasının onu kilitlediği odasında, hiç gökyüzü görmeden ay'a yolculuk (kitap)'u yazan jules verne gibi...
devamını gör...
osmanlıca bilen yazarlar
dede mezarı okunur.
devamını gör...
rati
hinduların aşk, şehvet, ihtiras ve cinsel zevk tanrıçası olarak adlandırılır. tanrıça rati'nin adı sanskritçe "keyif almak, haz almak" anlamına gelen "ram" kökünden gelmektedir. rati aynı zamanda "dişi tohumu" anlamına da gelir.
rati genellikle cinsel uyarılma, ihtiras ve haz ile ilişkilidir. ancak rati'nin cinsel aktivitenin sadece zevk kısmı ile bağlantısı vardır ve çocuk doğurma ile annelik kısmıyla herhangi bir bağlantısı yoktur.

rati'nin adından birçok sanskritçe sözcük türemiştir. örneğin; kama rati (tutkudan aptala dönmüş adam), rati karman (cinsel birleşme), rati laksha (cinsel birleşme), rati bhoga (cinsel haz), rati shakti (cinsel güç), rati jna (aşk sanatında becerikli), ve rati yuddha (seks savaşı) bu kelimelere örnek olarak verilebilir.
rati, genellikle prajapati dakşa'nın kızı olarak tanımlanır ve aşk tanrısı kama'nın eşidir. rati, kama'nın yalnızca eşi değil aynı zamanda onun yardımcısıdır ve sürekli yanında olduğu için cinsel duyguları azdırır. kama genellikle yanında rati ile resmedilmektedir.
kama ile birlikte rati'ye de ibadet edilir.
kama'ya adanan bayram geleneklerinde de aynı zamanda rati'ye de ibadet edilir.
kitabe ve tapınak heykellerinde genellikle eşi kama ile birlikte tasvir edilir.
hindu metinlerinde rati'nin güzelliğini ve şehvetini vurgulayan metinlere sıklıkla rastlanır. rati, aşk tanrısını büyüleyecek güce sahip bir genç kız olarak betimlenmektedir. rati'nin vahanası da eşi kama gibi papağandır ve rati sıklıkla bir kılıç ile birlikte resmedilmektedir.
rati genellikle cinsel uyarılma, ihtiras ve haz ile ilişkilidir. ancak rati'nin cinsel aktivitenin sadece zevk kısmı ile bağlantısı vardır ve çocuk doğurma ile annelik kısmıyla herhangi bir bağlantısı yoktur.

rati'nin adından birçok sanskritçe sözcük türemiştir. örneğin; kama rati (tutkudan aptala dönmüş adam), rati karman (cinsel birleşme), rati laksha (cinsel birleşme), rati bhoga (cinsel haz), rati shakti (cinsel güç), rati jna (aşk sanatında becerikli), ve rati yuddha (seks savaşı) bu kelimelere örnek olarak verilebilir.
rati, genellikle prajapati dakşa'nın kızı olarak tanımlanır ve aşk tanrısı kama'nın eşidir. rati, kama'nın yalnızca eşi değil aynı zamanda onun yardımcısıdır ve sürekli yanında olduğu için cinsel duyguları azdırır. kama genellikle yanında rati ile resmedilmektedir.
kama ile birlikte rati'ye de ibadet edilir.
kama'ya adanan bayram geleneklerinde de aynı zamanda rati'ye de ibadet edilir.
kitabe ve tapınak heykellerinde genellikle eşi kama ile birlikte tasvir edilir.
hindu metinlerinde rati'nin güzelliğini ve şehvetini vurgulayan metinlere sıklıkla rastlanır. rati, aşk tanrısını büyüleyecek güce sahip bir genç kız olarak betimlenmektedir. rati'nin vahanası da eşi kama gibi papağandır ve rati sıklıkla bir kılıç ile birlikte resmedilmektedir.
devamını gör...
kafamda bir tuhaflık
(bkz: orhan pamuk)'un bir dönem eleştirisini hissettirmekle beraber, istanbul'un farklı bir açıdan panoramik fotoğrafını çektiği eserdir. bedrettin dalan dönemi talan politikalarına, cumhuriyet dönemi iskan politikalarına da göndermeler bolca bulunmaktadır. şahsıma göre pamuk'un siyasi düşüncesini en çok işlediği romanlarındandır. doğrudur, yanlıştır tartışılır ama kurgu olarak enfes bir kitaptır. hemen her kitabında olduğu gibi bu eserinde de dil kullanımı yönünden türkçe'nin birçok yanlış ifadesine bolca rastlanır ve bunu bilinçli olarak yaptığı da göz önüne alındığı zaman çok sırıtmamaktadır. özetle, bir dönem eseridir; iyisiyle, kötüsüyle toplumu, inşaat sektörünün ne şekilde bugünlere geldiğini pasaj pasaj anlatan, kıymetli bir kitaptır.
devamını gör...
sismik izolasyon
deprem dalgalarının etkisinin, binaların üst katlarına yayılımını azaltmak amacıyla uygulanan ve depremin etkilerini minimuma indiren metot. az katlı binalarda kullanılır.
--- alıntı ---
1 - önemli yapılarda deprem sarsıntısı kaynaklı, hizmetlerin duraksaması ya da durması engellenir. sarsıntı ve dinamik etkilerden zarar alacak hassas cihazların arızalanması ya da elektrik, sıhhi, gaz tesisatlarının hizmetlere, yapıya ve çevreye vereceği zarar engellenir.
2 - sismik izolatörler yapıyı kalıcı ve büyük hasarlara karşı korur.
3 - iç ve dış mekanlarda araç, gereç, makine, mobilya gibi eşyaların düşmesi ve devrilmesini engeller ve bu sebeple oluşacak can ve mal hasarlarının önüne geçer.
4 - sismik izolatörlü binalar büyük depremlerden sonra dahi ayakta kalabilmektedir.
5 - deprem sonrası, yaraların sarılması ve acil durum işlemlerinin güvenli bir ortamda sürdürülebilmesini sağlar. aynı zamanda deprem korkusu ve psikolojik travmalara karşı güven hissi verme etkisiyle destek olur.
6 - yapıda mesnet izolatör - sismik izolatörlerin kullanılmasıyla üst yapıya daha düşük deprem kuvvetlerinin etkimesi sağlanacağından, daha düşük boyutlarda yapı eleman boyutlarına ihtiyaç duyulur. bu da malzeme ve işçilik giderlerinden tasarruf edilmesi manasına gelmektedir.
7 - olası bir hasar durumunda, izolatörsüz binalara oranla çok daha düşük boyutta hasarlarla karşılaşılacağından, deprem sonrası onarım ve güçlendirme işlemleri ile bu işlemlerin maliyetleri kısıtlı olacaktır.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
1 - önemli yapılarda deprem sarsıntısı kaynaklı, hizmetlerin duraksaması ya da durması engellenir. sarsıntı ve dinamik etkilerden zarar alacak hassas cihazların arızalanması ya da elektrik, sıhhi, gaz tesisatlarının hizmetlere, yapıya ve çevreye vereceği zarar engellenir.
2 - sismik izolatörler yapıyı kalıcı ve büyük hasarlara karşı korur.
3 - iç ve dış mekanlarda araç, gereç, makine, mobilya gibi eşyaların düşmesi ve devrilmesini engeller ve bu sebeple oluşacak can ve mal hasarlarının önüne geçer.
4 - sismik izolatörlü binalar büyük depremlerden sonra dahi ayakta kalabilmektedir.
5 - deprem sonrası, yaraların sarılması ve acil durum işlemlerinin güvenli bir ortamda sürdürülebilmesini sağlar. aynı zamanda deprem korkusu ve psikolojik travmalara karşı güven hissi verme etkisiyle destek olur.
6 - yapıda mesnet izolatör - sismik izolatörlerin kullanılmasıyla üst yapıya daha düşük deprem kuvvetlerinin etkimesi sağlanacağından, daha düşük boyutlarda yapı eleman boyutlarına ihtiyaç duyulur. bu da malzeme ve işçilik giderlerinden tasarruf edilmesi manasına gelmektedir.
7 - olası bir hasar durumunda, izolatörsüz binalara oranla çok daha düşük boyutta hasarlarla karşılaşılacağından, deprem sonrası onarım ve güçlendirme işlemleri ile bu işlemlerin maliyetleri kısıtlı olacaktır.
--- alıntı ---
devamını gör...
araba koltuklarındaki başlık neden var sorunsalı
öncelikle işin anatomik yapısını açıklayalım efendim. boyun omurlarında birinci omur(bkz: atlas) ve ikinci omur(bkz: axis) birbiriyle eklem yüzü oluşturur bu ekleme de anatomide atlantoaksiyal eklem denir. bu eklem şöyle bir şekilde birbirine bağlıdır.

görüldüğü üzere axiste dişe benzer bir yapı vardır ve bu yapı atlas ile eklem yüzü oluşturmaktadır. bu eklemin hemen arkasından ise omurilik geçmektedir. şimdi ben bunları neden anlattım ? sebebiyle beraber bu koltuk başlığının neden olduğunu algılayabilmemiz için. sizler arabada iken varsayalım ki arkadan bir araç süratli bir şekilde size çarptı. çok aşırı şiddetli çarpmalarda kafanız adeta bir kırbaç misali önce geriye sonra ise öne doğru sallanır. bu aşırı şekilde oluşan sallantıdan dolayı axis'te bulunan diş benzeri çıkıntı sizin omuriliğinize zarar verebilir hatta boyundan aşağısının felç kalmasına neden olabilir. sizi bu tür yaralanmalardan koruyabilmek için araçlarınızdaki koltuk başlıklarınız vardır. eğer aracınızda koltuk başlığınız yoksa mutlaka taktırmanızı öneririm.

görüldüğü üzere axiste dişe benzer bir yapı vardır ve bu yapı atlas ile eklem yüzü oluşturmaktadır. bu eklemin hemen arkasından ise omurilik geçmektedir. şimdi ben bunları neden anlattım ? sebebiyle beraber bu koltuk başlığının neden olduğunu algılayabilmemiz için. sizler arabada iken varsayalım ki arkadan bir araç süratli bir şekilde size çarptı. çok aşırı şiddetli çarpmalarda kafanız adeta bir kırbaç misali önce geriye sonra ise öne doğru sallanır. bu aşırı şekilde oluşan sallantıdan dolayı axis'te bulunan diş benzeri çıkıntı sizin omuriliğinize zarar verebilir hatta boyundan aşağısının felç kalmasına neden olabilir. sizi bu tür yaralanmalardan koruyabilmek için araçlarınızdaki koltuk başlıklarınız vardır. eğer aracınızda koltuk başlığınız yoksa mutlaka taktırmanızı öneririm.
devamını gör...
keyif pezevengi
keyfinden ödün vermeyen kişilere karşı "sefa pezevengi" olarak da kullanılan ama sefa isimli insanlara karşı saygısızlık olduğunu düşündüğüm sözcük grubu.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
her sözlüğün sahip olması gereken moderatör ve diğer törler.*
en sevdiğim yanı, sorun çözme becerisi.
tam, moderatöre yakışan türden.
radyo programında belirttiğim üzere, sevgim aşikar sayın bengarip.
burdan böyle devam et lütfennn.
en sevdiğim yanı, sorun çözme becerisi.
tam, moderatöre yakışan türden.
radyo programında belirttiğim üzere, sevgim aşikar sayın bengarip.
burdan böyle devam et lütfennn.
devamını gör...
