güne bir özdemir asaf şiiri bırak
sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.
sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.
sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.
sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia
devamını gör...
gelecek nesillere atasözü yazıyoruz
sakla bitcoini gelir zamanı.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
yine her şeyden habersiz birasını içerken sözlük işleyişinden bir haber kimseler tarafından linç edilen sözlük kurucusu şahıs.
yılların sözlük yazarı olarak gelin size bir açıklamaya çalışayım moderatör kimdir kurucu kimdir? bu adamları deli mi dürttü nedir bu tantana.
kurucu şahıs işin yalnızca yatırımcısıdır. işten çok iyi anlamak zorunda değildir. işin yönetim kısmını üstlenmek zorunda değildir. -ki bilse dahi dahil olmaması, girişimin sosyal, siyasi veya kişisel taraf olmaktan kurtarır-
sözlükte yazmayı seven üç beş arkadaş toplanıp kendilerinin yazıp okuyacağı bir site kurması demek; bu işi yıllardır yapan insanlarla aynı politik doğrucu söylemlerle aynı şekilde yapmak zorunda oldukları anlamına da gelmez.
sözlük radyosu ilk açıldığı zaman burada bir kaç yayıncı yüzünden günlerce sol frame okunmaz hale geldi herkes her derdini başlık açarak çözmeye çalıştı yoldaş nickli kurucu ise her söyleme kişisel cevap vermeye kalktı ve o dönem anladık ki bu sözlükte olaylar yoldaş'ın taraf yada hakem olmasıyla çözülmüyor. olayların en adil şekilde çözülmesinin en doğru yönteminin bu işi moderatörlerin üstlenmesi olduğunu düşündük.
inanmayana aha kanıt; #469005 sağolsun kurucu ekip ve moderasyon yazarların bu isteğini geri çevirmedi ve sözlük içi yönetim işini moderasyon üstlendi. ve böylece kurucu kişiler üstlerine düşen yeni sözlük girişimlerine daha çok vakit ayırma fırsatı buldu. sözlüğe daha hızlı yeni fasiliteler eklendi biz de bu sayede daha çok yeni imkandan faydalanma fırsatı bulduk.
bu süreçlerin nasıl geliştiğini bilmeyen herkes kafasına göre eleştirme hakkına sahip olduğunu düşünüyor. hayır değilsiniz arkadaş! kafanıza göre her şeye ve herkese önünü ardını bilmeden sallama hakkına sahip değilsiniz. bu kadar adam eşekte değil. deneye yanıla öğreniyorlar. iyi bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. herkeste tüm bu süreçleri göz önüne alarak 1 yıldır var olan bir sözlüğün kervanı yolda düzme serüvenine anlayış göstermek zorunda.
şahsi eyyorlamam bu kadar. hadi bana eyw.
yılların sözlük yazarı olarak gelin size bir açıklamaya çalışayım moderatör kimdir kurucu kimdir? bu adamları deli mi dürttü nedir bu tantana.
kurucu şahıs işin yalnızca yatırımcısıdır. işten çok iyi anlamak zorunda değildir. işin yönetim kısmını üstlenmek zorunda değildir. -ki bilse dahi dahil olmaması, girişimin sosyal, siyasi veya kişisel taraf olmaktan kurtarır-
sözlükte yazmayı seven üç beş arkadaş toplanıp kendilerinin yazıp okuyacağı bir site kurması demek; bu işi yıllardır yapan insanlarla aynı politik doğrucu söylemlerle aynı şekilde yapmak zorunda oldukları anlamına da gelmez.
sözlük radyosu ilk açıldığı zaman burada bir kaç yayıncı yüzünden günlerce sol frame okunmaz hale geldi herkes her derdini başlık açarak çözmeye çalıştı yoldaş nickli kurucu ise her söyleme kişisel cevap vermeye kalktı ve o dönem anladık ki bu sözlükte olaylar yoldaş'ın taraf yada hakem olmasıyla çözülmüyor. olayların en adil şekilde çözülmesinin en doğru yönteminin bu işi moderatörlerin üstlenmesi olduğunu düşündük.
inanmayana aha kanıt; #469005 sağolsun kurucu ekip ve moderasyon yazarların bu isteğini geri çevirmedi ve sözlük içi yönetim işini moderasyon üstlendi. ve böylece kurucu kişiler üstlerine düşen yeni sözlük girişimlerine daha çok vakit ayırma fırsatı buldu. sözlüğe daha hızlı yeni fasiliteler eklendi biz de bu sayede daha çok yeni imkandan faydalanma fırsatı bulduk.
bu süreçlerin nasıl geliştiğini bilmeyen herkes kafasına göre eleştirme hakkına sahip olduğunu düşünüyor. hayır değilsiniz arkadaş! kafanıza göre her şeye ve herkese önünü ardını bilmeden sallama hakkına sahip değilsiniz. bu kadar adam eşekte değil. deneye yanıla öğreniyorlar. iyi bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. herkeste tüm bu süreçleri göz önüne alarak 1 yıldır var olan bir sözlüğün kervanı yolda düzme serüvenine anlayış göstermek zorunda.
şahsi eyyorlamam bu kadar. hadi bana eyw.
devamını gör...
sokağa çıkma kısıtlamasına uyulmaması
sokak yasak ama poşet serbest. hal böyle olunca poşeti kapan kendini sokağa atıyor. al pacino'nun (bkz: şeytanın avukatı) filmindeki : bak ama dokunma, dokun ama tatma, tat ama sakın yutma sözleri gibi. birbiriyle ara sıra çelişen ve esneklikler gösteren kurallar bütünü.
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
hiç bir şey ailesiz olmaktan zor değildir.
kesinlikle bu her insanın acı da olsa tadacağı vahim bir durumdur. ailesiz olmak bir aileye mensup olmamak çok üzücüdür. kanatsız kalmaktır. aile derken kan bağı olmak zorunda değildir. aileniz gibi gördüğünüz insanlarla olmaktır.
sizi akşam yemeğine bekleyen bir aileniz olması çok büyük şanstır.
sizi aile gibi gören dostlara sahip olmanız büyük şanstır.
ne kadar zorluk görürseniz görün aile sizin her şeyin üstesinden gelmenizi sağlayacaktır.
kesinlikle bu her insanın acı da olsa tadacağı vahim bir durumdur. ailesiz olmak bir aileye mensup olmamak çok üzücüdür. kanatsız kalmaktır. aile derken kan bağı olmak zorunda değildir. aileniz gibi gördüğünüz insanlarla olmaktır.
sizi akşam yemeğine bekleyen bir aileniz olması çok büyük şanstır.
sizi aile gibi gören dostlara sahip olmanız büyük şanstır.
ne kadar zorluk görürseniz görün aile sizin her şeyin üstesinden gelmenizi sağlayacaktır.
devamını gör...
yaşadığını hissettiğin anlar
-ılık bir bahar sabahında rüzgarın yüzünü yumuşacık okşaması
- açık hava da bulunmak doğayla olup bol oksijenli havayla ciğerlerinin bayram etmesi
- açık hava da bulunmak doğayla olup bol oksijenli havayla ciğerlerinin bayram etmesi
devamını gör...
şarkılarda geçen şiir tadında cümleler
"dün bugün yarın,
umut eder bir yanım
bu son değil başlangıç,
biliyorum.
yağmurun sesi anlatıyor bize her şeyi,
yüzümde bir tebessüm dinliyorum"
umut eder bir yanım
bu son değil başlangıç,
biliyorum.
yağmurun sesi anlatıyor bize her şeyi,
yüzümde bir tebessüm dinliyorum"
devamını gör...
mutlu olma yolunda en büyük engel
insanın kendisidir. insan kendinin hem en büyük desteği hem de en büyük engelidir maalesef.
devamını gör...
kürtleri sevmemek
biz kürtler kimseyle var olmadık, yok da olmayız şükür.çok da umrumuzda olmayan durumdur açıkçası.
devamını gör...
dikiş kutusu
dikiş yapmak için kullanılan; iğne, iplik, makas, yüksük, mezura, çizgi taşı, iplik sökücü, düğmeler, iğnelik gibi gibi malzemeleri saklamak, bir arada tutmak için evde bulundurulan kutudur.
henüz çok küçükken anneme ağlaya zırlaya kendime dikiş kutusu hazırlatmıştım. aile hobisi diyebiliriz bizde dikiş. annemler ve ablamların eli hep yatkındır. sanırım bende onlara hevesleniyordum. barbie bebeklerime kıyafet dikiyor bunu bir başarı olarak görüyordum.
üniversite yıllarıma kadar pek geçerli bir kutum olduğu söylenemez. ünide işte etek boyu, pantolon boyu kes yok elbise, gömlek daralttır derken terzinin her seferinde kıyafetlerimi berbat etmesiyle hemen kendime bir dikiş kutusu edinip kendi kendime yetmeye başlamıştım. ilk zamanlar zor geliyordu tabi ama zamanla hem keyif almaya hemde daha iyi işler çıkarmaya başlamıştım.
sonraki yıllar sıfırdan dikişi de öğrendim hatta kendime bir şeyler diktim ama tabi çok profesyonel değil. bir dönem terzi yamaklığı da yaptım hatta hah. ablamla atölye açmıştık bende ona yardım ediyordum. o hala devam ediyor ama ben hobi şeklinde devam etmeye karar verdim.
keyifli işler bu işler. ciddi kafa dağıtıyor. neysem işte tavsiye edilir yani.
henüz çok küçükken anneme ağlaya zırlaya kendime dikiş kutusu hazırlatmıştım. aile hobisi diyebiliriz bizde dikiş. annemler ve ablamların eli hep yatkındır. sanırım bende onlara hevesleniyordum. barbie bebeklerime kıyafet dikiyor bunu bir başarı olarak görüyordum.
üniversite yıllarıma kadar pek geçerli bir kutum olduğu söylenemez. ünide işte etek boyu, pantolon boyu kes yok elbise, gömlek daralttır derken terzinin her seferinde kıyafetlerimi berbat etmesiyle hemen kendime bir dikiş kutusu edinip kendi kendime yetmeye başlamıştım. ilk zamanlar zor geliyordu tabi ama zamanla hem keyif almaya hemde daha iyi işler çıkarmaya başlamıştım.
sonraki yıllar sıfırdan dikişi de öğrendim hatta kendime bir şeyler diktim ama tabi çok profesyonel değil. bir dönem terzi yamaklığı da yaptım hatta hah. ablamla atölye açmıştık bende ona yardım ediyordum. o hala devam ediyor ama ben hobi şeklinde devam etmeye karar verdim.
keyifli işler bu işler. ciddi kafa dağıtıyor. neysem işte tavsiye edilir yani.
devamını gör...
zartoşt
yazdıklarını değerli ve dikkate alınası bulduğum yazar. çoğunluğun üç maymunu oynadığı bir zamanda cesaretiyle gönlümde taht kurmuştur.
devamını gör...
işaret memuru
bir charles dickens kitabıdır.
can yayınlarının kısa klasikler dizisinin yirminci kitabı olan bu eser üç öyküden oluşmaktadır. romanlarıyla daha çok öne çıkan charles dickens’in iyi bir kısa öykü yazarı olduğunun da net bir göstergesidir bu kitap.
bu kitaptaki üç öykü de olağan dışı olaylarla ilgili. insanın gerçeklikle bağdaştıramadığı ama mantıklı bir açıklama da bulamadığı için derin bir huzursuzluk, rahatsız edici bir tedirginlik ve uzun süreli bir korku duyduğu bu olaylar öyle ya da böyle herkesin hayatında bir kez de olsa gerçekleşmiştir.
ve herkes bire bin katarak anlatmayı sever bu öyküleri. hele de geceleri. ben de böyle bir olaya şahit oldum ve bu beni hala tedirgin eder. bir gün, benim küçük bir çocuk olduğum bir gün bir hikaye anlattılar evde kadınlar. annem ve teyzemler idi anlatanlar sanırım. benim küçük bir çocuk olarak dinlememem gerekiyordu ama elbette ben dinledim. hikayede bir eve yeni gelin olarak gelen bir kasının öldürülüp evin temeline gömüldüğünü anlatılar. o günden sonra akşamları camda bir el görünüp cama vurarak kaybolurmuş her akşam. sizin de anlayacağınız üzere ben bu görüntüyü kafamda canlandırırken bir el camdan görünüp cama tıkladı. hayatımın en büyük korkusunun altında diğer teyzem çıkmış olsa da hala birisi cama vursa irkilirim.
işte böyle böyle üç hikaye var bu kitapta.
can yayınlarının kısa klasikler dizisinin yirminci kitabı olan bu eser üç öyküden oluşmaktadır. romanlarıyla daha çok öne çıkan charles dickens’in iyi bir kısa öykü yazarı olduğunun da net bir göstergesidir bu kitap.
bu kitaptaki üç öykü de olağan dışı olaylarla ilgili. insanın gerçeklikle bağdaştıramadığı ama mantıklı bir açıklama da bulamadığı için derin bir huzursuzluk, rahatsız edici bir tedirginlik ve uzun süreli bir korku duyduğu bu olaylar öyle ya da böyle herkesin hayatında bir kez de olsa gerçekleşmiştir.
ve herkes bire bin katarak anlatmayı sever bu öyküleri. hele de geceleri. ben de böyle bir olaya şahit oldum ve bu beni hala tedirgin eder. bir gün, benim küçük bir çocuk olduğum bir gün bir hikaye anlattılar evde kadınlar. annem ve teyzemler idi anlatanlar sanırım. benim küçük bir çocuk olarak dinlememem gerekiyordu ama elbette ben dinledim. hikayede bir eve yeni gelin olarak gelen bir kasının öldürülüp evin temeline gömüldüğünü anlatılar. o günden sonra akşamları camda bir el görünüp cama vurarak kaybolurmuş her akşam. sizin de anlayacağınız üzere ben bu görüntüyü kafamda canlandırırken bir el camdan görünüp cama tıkladı. hayatımın en büyük korkusunun altında diğer teyzem çıkmış olsa da hala birisi cama vursa irkilirim.
işte böyle böyle üç hikaye var bu kitapta.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
bir araştırmaya göre; insan mutluluğunun %50'si genlere, %40'ı hayata bakış açısına, %10'u ise dış koşullara bağlıymış.
devamını gör...
1984
george orwell'ın yazdığı, distopya türündeki kült kitap. nedir bu distopya: üçüncü dünya savaşı sonrası 3'e bölünen dünyada okyanusya'da diktatör egemenliğinin toplum üzerindeki etkisi diyelim. yazar da ileride bu ve buna benzer toplumlar olabileceğini yazıyor açıkçasıkitapla ilgili en bilinen şey big brother (büyük birader) tarafından izleniyor oluşumuz. hatta yıllar sonra biri bizi gözetliyor programları çıktığında işte orwell'ın yazdıkları falan diye geyik konusu olmuştu. bir iktidarın kendi çıkarları için neler neler yapabileceğini orwell yıllar yıllar önce yazmış ve şimdi yapılan en büyük geyiklerden biri kitabı okurken "yaa abi aynı şey şuan ülkemizde oluyor yaaa" geyiği. bir diktatör nasıl oluyor görüyoruz işte. black mirror'da da gördüğümüz televizyon (şimdilerde akıllı telefonlar) tarafından izleniyor oluşumuz ve televizyon tarafından sistemin propagandasının yapılıyor oluşu, her şeyin ama her şeyin yani iktidarın tersine giden her şeyin yasaklanması gibi konular günümüzle neredeyse bire bir örtüşüyor. distopya severler için müthiş bir kitap, distopya eserleri okumak istiyorum diyenler için de ideal bir başlangıç kitabı diyebilirim. orwell'ın diğer kitabı (bkz: hayvan çiftliği) , aldous huxley 'in (bkz: cesur yeni dünya), yevgeni zamyatin'in (bkz: biz) kitapları da yine distopik kitaplar arasında tavsiye edeceklerim arasındadır.
orwell'ın 2021'de telif hakklarının bitmesi sebebiyle 1984'ü bir çok yayın evi basmaya başladı. o yüzden şuan küçük marketlerde bile karşınıza çıkıyor. çeviriler farklı olabilir. iyi bir çeviri için can yayınları yine tavsiyemdir.
orwell'ın 2021'de telif hakklarının bitmesi sebebiyle 1984'ü bir çok yayın evi basmaya başladı. o yüzden şuan küçük marketlerde bile karşınıza çıkıyor. çeviriler farklı olabilir. iyi bir çeviri için can yayınları yine tavsiyemdir.
devamını gör...
final haftası
sıraya, dağa, taşa, duvara kopya yazan öğrenciler için saygı duruşunda durmamız gerek. bu büyük neferde allah onlardan razı olsun.
çok yorucudur. insanın üstünden tır geçmiş etkisi yaratır. insana sözlüğü ve kutsallığını özleten haftadır. burnumda tütüyor sözlük.*
çok yorucudur. insanın üstünden tır geçmiş etkisi yaratır. insana sözlüğü ve kutsallığını özleten haftadır. burnumda tütüyor sözlük.*
devamını gör...
yaşar kemal
bir yörük kızı olarak yaşar kemal'i saygıyla anıyorum.
bugün ölüm yıl dönümü. sonsuz saygıyla...
çok öfkeli insanlarız. eskiden bizimkiler daha da öfkeli insanlarmış ya… neden bu kadar öfkeliyiz, neden bu kadar gözü dönmüş kişileriz, soğukkanlılıkla bir işe sarılıp onu niçin sonuna kadar vardırmıyoruz? bir arkadaşım var, çok uzun zamandır öfke üstüne konuşuyoruz onunla.
günlerdir, şu öfke duygusunun altından girdik, üstünden çıktık. diyor ki, öfke bir kendine güvensizliktir. öfke çaresizliğin arkasından gelir. daha da ağır konuşuyor, öfke dünyayı tanımamaktan, bilgisizlikten gelir. ben burada öfkeyi savunacak, kutsallaştıracak değilim… bazı yerlerde arkadaşımın düşüncesine katılıyorsam da, bazı yerlerde onunla birlik olamıyorum. öfke büyük bir inancın sonucu da olabilir gibime geliyor. öfke, kör bir duvarla karşılaşan, aydınlığı görmüş insanın öfkesi de olabilir.
öfke, karmakarışıklıktan da gelebilir.
her neyse, bizim bugünlerde işimiz öfke. öfkeyi neredeyse kutsal bir hale getireceğiz. öfke, işin kötüsü, moda olmaya doğru gidiyor. öfkeli adam diye, bazı kişileri hoş görüyorlar, zıpırlıklarına sünger de çekiyorlar.
bana kalırsa öfkemizin sebebini araştırmamız gerek.
….
türk halkı tembel, köylüsü, işçisi yeteri kadar çalışmıyor diyorlar. basını yetersiz, her şey yetersiz. geri kalmış bir memleketiz, elbette birçok yönümüz yetersiz olacak.
bu köylü niçin yetersiz? işçisinin derdi ne?
tembeldir, deyip işin içinden çıkıyoruz.
bu tembelliğin, varsa, sebebini bize bilim adamları niçin söylemiyorlar? besin yetersizliğinden mi, kötü bir gelenekten mi, toprağın yetersizliğinden mi?
bilim adamlarının tembelliğinden deyiveririz… peki bilim neden yetersiz, neden tembel?
sanatçımız neden taklitçi? tembelliğinden mi? kendisini yaratma, bulma çabasına varmadan, batıdan hazırlop!
aydına, köylüye, bilim adamına, bilim adamlarını uzaklaştıranlara veryansın ediyoruz.
belki bu haklı bir öfke. bir bozukluk olduğu belli.
öfkeyi bir yana atıp da şöyle bir düşünsek…
bir kısımları diyor ki, bu toplum toptan bozuk. bu, gemisini kurtaran kaptandır düzeni, bu altta kalanın canı çıksın düzeni, bu temeli sömürme olan düzen… bütün kötülüklerin temeli bu düzendir, diyorlar. suçu tüm düzene yüklüyorlar.
bana öyle geliyor ki, öfkeyi bıraksak da, düşünüp taşınsak da, gerçekten kötü olan bu düzenden yakayı kurtarsak… ne dersiniz, geç kalmadan bu işe hemen başlasak mı?
ucuz öfkelerden, ucuz yüklenmelerden, gününü gün etme yoksulluğundan, ucuz ünlerden vazgeçsek de… bence vakit kalmadı… hiç mi hiç kalmadı… yirminci yüzyıla gülünç olmayalım.
ucuz kazanç, ucuz bilim, ucuz sanat, ucuz ün… her şey ucuza…
yaşar kemal, 4 nisan 1962
bugün ölüm yıl dönümü. sonsuz saygıyla...
çok öfkeli insanlarız. eskiden bizimkiler daha da öfkeli insanlarmış ya… neden bu kadar öfkeliyiz, neden bu kadar gözü dönmüş kişileriz, soğukkanlılıkla bir işe sarılıp onu niçin sonuna kadar vardırmıyoruz? bir arkadaşım var, çok uzun zamandır öfke üstüne konuşuyoruz onunla.
günlerdir, şu öfke duygusunun altından girdik, üstünden çıktık. diyor ki, öfke bir kendine güvensizliktir. öfke çaresizliğin arkasından gelir. daha da ağır konuşuyor, öfke dünyayı tanımamaktan, bilgisizlikten gelir. ben burada öfkeyi savunacak, kutsallaştıracak değilim… bazı yerlerde arkadaşımın düşüncesine katılıyorsam da, bazı yerlerde onunla birlik olamıyorum. öfke büyük bir inancın sonucu da olabilir gibime geliyor. öfke, kör bir duvarla karşılaşan, aydınlığı görmüş insanın öfkesi de olabilir.
öfke, karmakarışıklıktan da gelebilir.
her neyse, bizim bugünlerde işimiz öfke. öfkeyi neredeyse kutsal bir hale getireceğiz. öfke, işin kötüsü, moda olmaya doğru gidiyor. öfkeli adam diye, bazı kişileri hoş görüyorlar, zıpırlıklarına sünger de çekiyorlar.
bana kalırsa öfkemizin sebebini araştırmamız gerek.
….
türk halkı tembel, köylüsü, işçisi yeteri kadar çalışmıyor diyorlar. basını yetersiz, her şey yetersiz. geri kalmış bir memleketiz, elbette birçok yönümüz yetersiz olacak.
bu köylü niçin yetersiz? işçisinin derdi ne?
tembeldir, deyip işin içinden çıkıyoruz.
bu tembelliğin, varsa, sebebini bize bilim adamları niçin söylemiyorlar? besin yetersizliğinden mi, kötü bir gelenekten mi, toprağın yetersizliğinden mi?
bilim adamlarının tembelliğinden deyiveririz… peki bilim neden yetersiz, neden tembel?
sanatçımız neden taklitçi? tembelliğinden mi? kendisini yaratma, bulma çabasına varmadan, batıdan hazırlop!
aydına, köylüye, bilim adamına, bilim adamlarını uzaklaştıranlara veryansın ediyoruz.
belki bu haklı bir öfke. bir bozukluk olduğu belli.
öfkeyi bir yana atıp da şöyle bir düşünsek…
bir kısımları diyor ki, bu toplum toptan bozuk. bu, gemisini kurtaran kaptandır düzeni, bu altta kalanın canı çıksın düzeni, bu temeli sömürme olan düzen… bütün kötülüklerin temeli bu düzendir, diyorlar. suçu tüm düzene yüklüyorlar.
bana öyle geliyor ki, öfkeyi bıraksak da, düşünüp taşınsak da, gerçekten kötü olan bu düzenden yakayı kurtarsak… ne dersiniz, geç kalmadan bu işe hemen başlasak mı?
ucuz öfkelerden, ucuz yüklenmelerden, gününü gün etme yoksulluğundan, ucuz ünlerden vazgeçsek de… bence vakit kalmadı… hiç mi hiç kalmadı… yirminci yüzyıla gülünç olmayalım.
ucuz kazanç, ucuz bilim, ucuz sanat, ucuz ün… her şey ucuza…
yaşar kemal, 4 nisan 1962
devamını gör...
yazarlara göre uzaktan eğitim
eğitimle uzaktan yakından alakası yoktur.
devamını gör...


