sarhoş eden sesinden
yudum yudum içiyorum
aman allahım nedir bu böyle
bir şiir bu kadar güzel olabilir mi?
ithaf edilen bu güzel şiir
sesinle can bulmuyor mu yani
kuşlar susup, yağmurlar dinmiyor mu
dünya durup dinlemiyor mu sesini?

sevdiğim insandır. sesini, nefesini duyduğum; şiirleri en ücra köşelerimde hissettiğimdir. okuduğu şiirlerde, öptüğü yazılarda saklıdır sesi.
devamını gör...

"devletin;vay moruk, lüks takılıyoruz ha cukka sağlam demek ki attır ordan kardeşine bi özel tüketimin kdv'sinide dostluğumuz pekişsin" deme şeklidir tam olarak. hayır ötv olarak susuz sabunsuz hunharca geçirdin zaten, bide niye kulak arkası istiyosun?
devamını gör...

çiçek sulamaca.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu şehire aşina olanların bildiği kurallardır.

*kadıköy boğa heykelinde buluşacaksanız asla heykelin yanında durmamalısınız. iki tarafta heykeli gören bir yere geçer ve orada birbirlerini görüp buluşurlar.

*kadıköy, taksim, beşiktaş tarzı insanların kalabalık olduğu yerlerde mutant tipli bir ayakkabı boyacısı size yaklaşıp ayakkabınızı "içinden geldiği için" boyamak istiyorsa boyatmayın. para alana kadar bırakmaz.

*sahilde elinde tavşan olan garip birisini görürseniz uzaklaşın. tavşanı sevdiğiniz için sizden para isteyebilir.

*çok kısa vaktinizi alabilir miyim? diye soran birine asla var demeyin. sizden ya para istiyordur ya da dolaylı yoldan para istiyordur.

*bildiğiniz bir ürünü farklı bir yerden alacaksanız ya da bilmediğiniz bir ürünü yine aşina olmadığınız bir yerden alacaksanız "bu ne kadar?" gibi bir soru sormayın. az çok fiyatını biliyorsanız; "bunun fiyatı şu muydu?" ya da "bu ne kadardı?" gibi bildiğinizi varsayan şekilde sorun. yoksa iki katı fiyatına kitlerler.

*moda sahile giderken 2 bira mı alsam 3 mü? diye düşünmeyin. 3 alın.

*maç günleri olabildiğince yer üstü ulaşımdan uzak durun.

*bir yerde robocop gibi polisler görürseniz orada ya bir olay olmuştur ya da olacaktır ona göre hazırlıklı olun.

*karşıdan karşıya geçerken minibüsçü ve taksilere güvenmeyin. yavaşlamazlar.

*sarı dolmuşlara biner binmez (ilk duraktan biniyorsanız) şoför koltukta yoksa şoför geldiğinde hemen parayı uzatmayın özellikle arkada oturuyorsanız. çünkü öndeki de henüz uzatmamıştır ve uyuz olur. fakat bana ne diyorsanız devam edin.

*otobüse ilk bindiğinizde bir yer boşaldıysa daha siz binerken hemen geçip oraya oturmayın. sizden önce ayakta olanların oturmasını bekleyin. bu aslında çok basit, yazılı olmayan bir görgü kuralı fakat çoğu öküz buna uymaz. siz öküz olmayın.

*dükkanın önünde sığır gibi bağıran gıda işletmelerine girmeyin. hem yemekleri kötüdür hem de çomarlardır.

*kampanya yazan her hangi bir şeyden uzak durun.

*fazla akbili olan var mı? sorusuna kayıtsız kalmayın. yarın sizin ki bitecek. az insan olun.

*minibüse (özellikle sabah) asla ama asla 200 tl vermeyin.

*otobüse at sokmayın. çünkü sığmazlar. binin.

*taksim'e gitmeyin. oranın istanbul ile bir alakası kalmadı.

*galata kulesi ve kız kulesi tamamen overrated'dır. boşuna gitmeyin.

*midyeci ahmet overrated.

*taksiye biniyorsanız kesinlikle ama kesinlikle telefondan harita açın. çünkü asla gidecekleri yeri bilmezler. geçen gün kadıköy'de bir taksici "ortaköy neredeydi? mecidiyeköy'ün altı mı?" dedi. 70 iq'larıyla sizi kandırmaya çalışırlar. bir de asla bilmiyorsanız bile gideceğiniz yeri biliyormuş gibi bir hava takının.

*bilmediğiniz bir yere gidiyorsunuz ve minibüçüye söylediniz. o size hatırlatacağını söyledi diye güvenmeyin. yolculardan birine sorun daha sorumlu hissederler kendilerini. minibüsçüye kaldıysanız da shrek gibi minibüsçüyü delirtene kadar defalarca sorun. geldik mieeeee?

*bir şeyin önünde sıra varsa sosyal medyada popüler olmuştur ve yüzeysel bir yerdir. asla oraya girmeyin. sıraya da girmeyin komik gözüküyor.

*adalarda'ki faytonlara asla binmeyin.

*tanımadığınız insanlara asla güvenmeyin. her bok çıkabilir.

*birisi yolunuzu kesip "yanlış anlama dilenci değilim" ile cümleye giriş yapıyorsa sinyalcidir. bu da dilenci olduğunu gösterir. çelişki dolu insanlarla muhattap olmayın.

*yürürken önünüze bakın malak gibi yürümeyin her yer insan.

*anadolu yakasında e5 yakayı sosyoekonomik olarak bıçak gibi ikiye böler. 500 metrede çevrenizin nasıl değiştiğine şaşırırsınız. gezilecek, gidilecek yerler sahile bakan taraftadır. oturulacak yerlerde tabii ki. paranız yeterse...

*dudullu'ya gitmeyin.

*yağmurlu günlerde kaldırımın yola bakan tarafından yürümeyin.

*kimseyle gereksiz muhabbete girmeyin deli dolu.

*bir deli görürseniz de sizin de deli olduğunuzu ona hissettirin. tırsak durmayın. ağzınıza sıçar.

*arabanız varsa başkasının evinin önüne park etmeyin. olay çıkar.

*kadıköy rıhtım tarafında yemek yemeyin. çok sarhoş değilseniz :)

*gece içtikten sonra ayık 24'e gidebilirsiniz. çorbaları güzeldir. (lokasyon kadıköy)

*karaköy'deki hipster kafelere gitmeyin. bohem adı altında özenti dolu leş gibi bir ortamda bir çay ve tatlıya 50 tl verip götünüze baka baka çıkarsınız.

* her yerden benzin almayın.

*sahilde bisiklet yolundan yürümeyin. üsküdar'dakine bakmayın o göstermelik. orada asla bisiklete binmeyin. hatta üsküdar'a gitmeyin bile bence.

*marmaray'da, sirkeci'de indiyseniz asla merdivenleri kullanmayın. khazad-dumgibi kazmışlar. asansörü kullanın.

*öğleden sonra simit alacaksanız asla "simitler taze geldi, akşam simidi" gibi teranelere inanmayın. yok öyle bir şey.

*kadıköy osmanağa camiinin oradaki durakların arkasında oturmayın. orada hep sapık amcalar oturur.

*aynı şekilde semtin yabancısıysanız haldun taner'in çaprazındaki tuvaletin olduğu parktan geçecekseniz olabildiğince hızlıca geçin. haldun taner yanındaki heykelin yanındaki parkta da oturmayın.

*içip içip sokaklara işemeyin diyecem ama yapacaksınız.
devamını gör...

yukarıdaki düşüncemden vazgeçiren tablo. özellikle şu anki sıralamaya baktığımızda takipçi, tanım ve beğeni sayısının konuyla hiç ilgisi olmadığı görülüyor.

yanlış anlaşılma olmasın, ben sıramı zaten savdım, hediyemi de devrettim. fakat sistemi anlamaya çalıştığımdan özellikle ilk birkaç sıradaki arkadaşın arayı hangi tanımlarla bir anda açtığını merak edip inceliyorum. takip etmelik yazarları tespit etmek için de iyi bir yol olduğunu düşünüyordum ama şu an yaptığım inceleme sonucunda şaşırmadım diyemeyeceğim. ekşi'nin çaylak algoritması gibi, nasıl olduğu belirsiz demek ki bu sıralamanın. üstelik demek ki ben de yazdıklarımla değil, tesadüfen 1. olmuşum diye düşünüyorum şu an.

ilginç...

edit: az önce bir arkadaşla konuşurken verilen oyların daha etkili olduğunu söyledi. bence o da değil çünkü ben beğendiğim tanımları bolca oyluyorum. cimri değiliz o kadar *
devamını gör...

an itibariyle başlattığım kampanya.
şimdi efendim zamanında almışız birkaç rozet. evet birkaç, çünkü pahalı. kullandık biraz, e sonra sıkıldık. değiştirelim diyorsun, dükkan ateş pahası. ciģerci kedisi gibi bakıp bakıp çıkıyoruz. bu kullanıp, sıkıldığımız rozetler de kalıyor öylece. kullanmak istemiyoruz haliyle. ne olacak o güzelim rozetler? dolapta çürüyecek. ben diyorum ki bunlar çürümesin, geri verelim. puanları geri alalım. yerine yenilerini alalım. ölü yatırım olmaktan çıksın bu iş. alalım verelim ekonomiye can verelim.
devamını gör...

werner herzog kitabıdır.

tanıyanlar bilir werner herzog aslında bir yönetmendir. müthiş filmlerle bizi şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleyen, gerim gerim gerilmemize neden olan büyük bir yönetmendir hem de. ‘ aguirre, tanrının gazabı’ filmini izlerken o kadar sıkmıştım ki kendimi bu film nasıl çekilmiş diye meral etmekten kendimi alıkoyamadım ve bir araştırma yaptım.

herzog, oyuncuları o kadar zorlar ki başta filmin başrol erkek oyuncusu klaus kinski olmak üzere bütün oyuncular çekimlerin kesilmesini ister. kinski, herzog’un karşısına çıkar ve filmi bırakacağını söyler. herzog da bir silah çıkartıp kinski’nin kafasına dayar ve eğer filmi bırakmayı düşünüyorsa o an onu öldüreceğini söyler. kinski, herzog’un dediğini yapacağını bildiği için filme devam eder ve ortaya muazzam bir yapıt çıkar.

işte bahsettiğimiz herzog yakın bir arkadaşının ölmek üzere olduğunu öğrenince münih’ten paris’e yürüyerek arkadaşının yanına gitmeye karar verir. eğer bunu başarırsa arkadaşı ölmeyecektir herzog’un labirentlerle dolu zihnine göre. işte bu kitap bu yolculuğu anlatır.

okumazsanız bu kitabı bir şey eksilmez hayatınızdan ama eğer okursanız çok şey katarsınız kendinize.
devamını gör...

evin en küçüğü olup sürekli bakkala ekmek almaya gönderilmek.
devamını gör...

ingiliz yönetiminin, irlanda katoliklerine uyguladığı baskı ve eziyetlerin iyice arttığı 70’ li yıllarda, ira safında mücadele veren irlanda direnişinin tüm dünyaca tanınan sembollerinden biridir.
kuzey irlanda’ dan bağımsız milletvekili olarak ingiltere parlamentosu’na seçilmesine rağmen tutukluydu ve ölüm orucundaydı. papa bile ölüm orucunu sonlandırmasını istedi. fakat dönemin ingiltere başbakanı, işçi hakları ve dış siyasette uyguladığı çok cevval politikalarla hatırladığımız (!) margaret thatcher “suç, suçtur” dedi ve geri adım atmadı.
sands, 66 günlük açlık grevinin sonunda, 5 mayıs 1981 yılında, 27 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.
ölümünün ardından belfast’ ta tabutunun arkasından binlerce insan yürüdü. dünyanın çeşitli yerlerinde eylemler yapıldı. bence en manidarı iran’ ın yaptığıydı. tahran’ da ingiliz elçiliğinin bulunduğu sokağa, bobby sands’ in adını verdi.
...ki neden vermesindi ? 1900’ lerin başında kurulan, “anglo-persian oil company” (apoc) adlı ingiliz petrol şirketi, iran petrolünü yıllarca neredeyse gasp etmişti. petrolünü millileştirmek isteyen muhammed musaddık ’ ı devirmişti. yani iran, ingiliz emperyalizmine olan öfkesini bir anlamda bobby sands’ in ismiyle de somutlaştırdı.

hapisanede yazmış olduğu şiirinden bir alıntıyla;
“ve rüzgar barut kokusunu götürür, kar kan izlerini temizler elbet,
ama özgürlük ruhu ölmez, ne de çürüyüp gider.”
bobby sands
devamını gör...

kıyısından köşesinden az buçuk kırılmış olan insan, sahici bir yürek taşıyorsa kırılmanın kalpte yarattığı sarsıcı durumun farkındadır. zaten bu durumun farkında olmasına rağmen kırmaya devam etmesi, kötülüğün bir başka yorumu olarak düşünülebilir. bu, kırılmış olmanın tecrübesiyle kırıcı olmaktan korkmak durumu. bunu tecrübe etmeden, yalnız ve sadece insan yüreğinin yüceliğini kavradığı için kırmaktan çekinenler ise bize çok uzaktan selam dururlar.
t: karşısındaki insanın da kendisininki gibi ponçik bir kalbi olduğunu kavramış olma durumu.
devamını gör...

dara dustugunde hatirlayacagin uc eylem: yapmak, gelmek, olmak.

olmayacak dualara amin demeyi kes, karalar baglama raddesine gelmeden gerceklikle yuzles.
silkelen ve kendine gel, yeter.

coreycim taylor’in dedigi gibi; waiting in the dark for miracles, but miracles don’t happen here.
devamını gör...

bir idam mahkumunun ölümü beklediği hücresinden çıkıp idam edileceği noktaya gidişi esnasında değer mahkumlara bu idamın duyurulması için yapılan bir uyarı ve tehdit niteliğindeki sözdür.

bunu birçok filmde izledik aslında. iki gardiyanın arasında kelepçelerle yürüyen idam mahkumu. en önde bir başka kıdemli gardiyan “dead man walking” diye bağırmakta. mahkum bazen soğukkanlı bazen korkudan ayaklarını sürümekte.

çok merak ettiğim bir duygu durumu bu. düşünsenize siz artık ölmüş bir adamsınız. ve bu yüksek sesle herkese duyurulmakta. vicdansız ve de insafsız schrödinger’in kedisinin farklı bir versiyonu haline gelmişsiniz. hem kanlı canlı yürümektesiniz hem de diğer insanlar için çoktan ölüsünüz.

o arada, o yürüyüş esnasında, o geçen zaman diliminde ne hisseder insan? ölü bir adam olarak yürümek insanı ne kadar zorlar? ne kadar zor bir andır yaşanılan!

aslında ben biraz biliyorum bu durumu. uzun bir dönem ölü bir adam olarak yürüdüm. hiçbir his olmuyor insanın içinde sadece yürüyüşe ve yürüyüşün sonunda sizi bekleyen ölüme odaklanıyorsunuz.

o zaman kenara çekilen mahkumlar, ölü adam yürüyor!
devamını gör...

ülkemizde bulunan çoğu şoförün kullanmayı bilmediği işaret.
devamını gör...

bir topluma okunan şiirlerde dinleyicilerin bilgilenmesi için "şu yazardan şu adlı şiiri okunacaktır." falan denebilir ama normal zamanlarda şiirin başlığı okunmaz, diye eski hocamız söylüyordu.
eski hocamızın kendisi mükemmel olsa bile şimdiki hocamın yaptığına zıt olduğu için ikileme düşmekteyim.
o yüzden bu başlık altında sizlere sormak istedim.
devamını gör...

eşcinsel biri aşı yaptırınca o zaman hetero mu oluyor dediğim durum.
devamını gör...

ölümün en iyi tanımını yarım kalmış hayatlar tanımlar, yarım kalmış hayalleriyle.
devamını gör...

cocukken her seyin daha kolay, daha saf, daha mutlu, daha temiz oldugunu belirten soz kumesi.
belli bir olgunluga gelmis her kisinin cocukluguna ozlem duymasinin sebebi belki bu; belki de dunyayi kirleten, safligini koruyamayan insanoglu.

bu cumlenin gectigi sahane bir yeni türkü sarkisi vardir; melodisiyle sizi mutlu eder, sozleri de murathan mungan’a aittir.

dinlemek isteyene tik tik
devamını gör...

birçok olumsuz özellikleri sayılabilir fakat daha insancıl, ayrım yapmayan, açık fikirli olduklarını düşündüğüm kuşak.
devamını gör...

bezgin, yılgın, motivasyonsuz hissetmeye verilen genel isim. her şeyi çabucak tüketen günümüz insanının artık tüketecek bir şeyi kalmadığında yaşama devam etmenin manasız olduğu fikrine kapılmasıdır. genelde kısa sürer fakat, belirtiler devam ederse ilerleyen süreçte depresyon ve daha sonra major depresyona kadar uzanabilir. çağımızın bireyi niçin yaşadığı gibi temel bir soruya dahi cevap üretemeyince yabancılaşma ve boşluk duyguları da kaçınılmaz oluyor tabii.
devamını gör...

theodore kaczynski'nin serhat elfun demirkol tarafından çevrilmiş metni. çeviri son derece başarılı, metin hakkında söyleyecek birşey yok, kısaca 'kaczynski' deyip konuşmayı kesebiliriz.

burada:


bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.

gemi daha yüksek enlemlere ulaştıkça, yolcular ve mürettebat giderek rahatsız oldu ve aralarında tartışmaya, içerisindeki bulundukları koşullar hakkında şikayet etmeye başladılar.

“titriyorum” dedi usta gemici, “bu kadar kötü bir yolculukta daha önce hiç bulunmamıştım. güverte buzla kaplı; gözetleme yerindeyken rüzgar ceketimi bıçak gibi kesiyor; ön yelkene camadana vururken neredeyse parmaklarım donuyor; ve tüm bunlar için ayda 5 şilin alıyorum.”

“bunun kötü olduğunu mu düşünüyorsun!” dedi kadın yolcu. “soğuktan geceleri uyuyamıyorum. bu gemideki kadınlar erkekler kadar battaniye alamıyor. bu adil değil!”

meksikalı gemici sözü kesip konuşmaya katıldı: “¡chingado! ben, ingiliz gemicinin aldığı maaşın sadece yarısını alıyorum. bu iklimde kendimizi sıcak tutmak için bol yiyeceğe ihtiyacımız var ve ingilizler daha çok alıyor. en kötüsü, zabitler sürekli emirlerini ispanyolca yerine ingilizce olarak veriyor.”

“herkesten daha çok şikayet edecek nedenim var.” dedi amerikan yerlisi gemici. “eğer soluk benizliler atalarımın topraklarını yağmalamasaydı, bu gemide, buzdağlarının ve kutup rüzgârlarının arasında olmayacaktım. hoş, sakin bir gölde kanoyla gezinecektim. tazminatı hak ediyorum. en azından, kaptan bana barbut oynatmam için izin vermeli ki biraz para kazanabileyim.”

lostromo söz aldı: “dün, birinci zabit bana “ibne” dedi. isimler takılmadan eşcinsel ilişkiye girme hakkım var.”

bu gemide kötü davranılan sadece siz insanlar değilsiniz,” diyerek yolcuların arasındaki hayvansever araya girdi. sesi öfkeyle titriyordu. “geçen hafta ikinci zabiti geminin köpeğini iki kere tekmelerken gördüm!”

yolculardan biri üniversite profesörüydü. ellerini ovuşturarak hiddetle söylendi, “bunların hepsi korkunç! ahlaksız! ırkçılık, seksizm, türcülük, homofobi, işçi sınıfının sömürülmesi! ayrımcılık! toplumsal adalete sahip olmalıyız: meksikalı gemici için eşit maaş, bütün gemiciler için yüksek maaş, amerikan yerlisi için tazminat, kadınlar için eşit battaniye, eşcinsel ilişki hakkı ve köpeği daha fazla tekmelemek yok!”

yolcular “evet, evet!” diye bağırdı. mürettebat “hay hay!” diye bağırdı. “ayrımcılık! haklarımızı talep etmeliyiz!”

kamarot boğazını temizledi.

“hepinizin şikayet etmek için iyi nedenleri var. fakat bana göre gerçekten yapmamız gereken şey gemiyi döndürmemiz ve güneye doğru gitmemiz, çünkü eğer kuzeye gitmeye devam edersek er geç batacağız. sonra maaşlarınızın, battaniyelerinizin, eşcinsel ilişki haklarınızın size yararı olmayacak, çünkü hepimiz boğulacağız.”

fakat kimse onu dinlemedi, çünkü o sadece bir kamarottu.

kaptan ve zabitler, kıç güvertedeki makamlarından tartışmayı izliyor ve dinliyordu.
birbirlerine gülümsediler ve göz kırptılar. kaptanın el hareketiyle üçüncü zabit kıç güverteden indi. yolcular ve mürettebatın toplandığı yere ağır adımlarla yürüdü ve onların arasında durdu. çok ciddi bir ifade takınarak konuştu:

“biz kaptanlar kabul etmeliyiz ki bu gemide mazur görülemez şeyler olmakta. şikayetlerinizi duyana kadar bu kadar kötü bir durum olduğunu anlayamadık. bizler iyi niyetli insanlarız ve sizler için en iyisini yapmak istiyoruz. ancak kaptan oldukça eski kafalı ve kendi bildiği yolda ilerler. somut değişiklikler yapmadan önce biraz kışkırtılması gerekebilir. benim şahsi fikrim, eğer gayretle protesto ederseniz – fakat her zaman barışçıl ve geminin kurallarını ihlâl etmeden – kaptanın ataletini sarsar ve gayet haklı olarak şikayet ettiğiniz problemlere çözüm getirmeye zorlarsınız.

bunu söyledikten sonra üçüncü zabit kıç güverteye doğru yol aldı. gider gitmez yolcular ve mürettebat arkasından, “orta yolcu! reformcu! liberal! kaptanın yardakçısı!” diye bağırdı. fakat yine de söylediği gibi yaptılar. kıç güvertenin önünde buluştular. kaptanlara hakaretler savurdular ve haklarını talep ettiler: usta gemici “daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları istiyorum,” diye haykırdı. kadın yolcu “kadınlar için eşit battaniye” diye haykırdı. meksikalı gemici “emirleri ispanyolca olarak almak istiyorum.” diye haykırdı. amerikan yerlisi gemici “barbut oynatma hakkı istiyorum.” diye haykırdı. lostromo “ibne olarak adlandırılmak istemiyorum.” diye haykırdı. hayvansever “köpeğin daha fazla tekmelenmesine hayır.” diye haykırdı. profesör “devrim, hemen şimdi.” diye haykırdı.

kaptan ve zabitler aceleyle bir araya toplandı ve birkaç dakika görüştü. bütün bu süre boyunca birbirlerine göz kırptılar, gülümsediler ve birbirlerini doğrularcasına kafalarını öne eğdiler. daha sonra kaptan kıç güvertenin önünde durdu ve büyük bir cömertlik göstererek, usta gemicinin maaşının ayda 6 şiline yükseltileceğini; meksikalı gemicinin maaşının ingiliz gemicinin üçte ikisi kadar olacağını, ve ön yelkene camadana vurma emrinin ispanyolca verileceğini; kadın yolcuların bir battaniye daha alacağını; amerikan yerlisi gemicinin cumartesi akşamları barbut oynatabileceğini; lostromonun gizlice eşcinsel ilişkiye girdiği sürece ibne olarak anılmayacağını ve mutfaktan yemek çalmak gibi gerçekten ahlaksız şeyler yapmadığı sürece köpeğin tekmelenmeyeceğini duyurdu.

yolcular ve mürettebat bu imtiyazları büyük bir zafer olarak kutladı. fakat ertesi sabah, tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler.

usta gemici “ayda altı şilin çok düşük bir ücret ve hâlâ ön yelkene camadana vururken parmaklarım donuyor” diyerek homurdandı. meksikalı gemici “hâlâ ingilizlerle aynı maaşı veya bu iklim için yeterli yiyeceği alamıyorum” dedi. kadın yolcu “biz kadınlar hâlâ kendimizi sıcak tutacak kadar battaniyeye sahip değiliz” dedi. diğer yolcular ve mürettebat da benzer şikayetlerde bulundu. profesör onları kışkırttı.

konuşmalarını bitirdiklerinde, kamarot, bu sefer diğerlerinin duymamazlıktan gelemeyeceği kadar yüksek bir sesle konuştu:

“köpeğin mutfaktan bir parça ekmek çaldığı için tekmelenmesi, kadınların eşit battaniyeye sahip olmaması, usta gemicinin parmaklarının donması gerçekten korkunç; ve lostromonun istediği halde neden erkeklerle ilişkiye giremediğini anlamıyorum. fakat buzulların şu an nasıl kalın olduklarına ve rüzgârın nasıl daha fazla sert estiğine bakın! bu gemiyi geriye, güneye doğru çevirmemiz gerekiyor. eğer kuzeye gitmeye devam edersek, buzullara çarpacak ve batacağız.

“ah, evet,” dedi lostromo, “kuzeye doğru gitmeye devam etmemiz gerçekten korkunç bir şey. fakat neden tuvalette sevişmek zorundayım? neden ibne olarak anılmam gerekiyor? diğer herkes gibi iyi biri değil miyim?”

“kuzeye doğru ilerlemek korkunç” dedi kadın yolcu. “fakat görmüyor musun? tam da bu nedenle kadınların kendilerini sıcak tutmak için daha çok battaniyeye ihtiyacı var. hemen şimdi kadınlar için eşit battaniye talep ediyorum!”

“tamamen doğru” dedi profesör, “kuzeye doğru yol almak hepimiz için büyük sıkıntılar yaratıyor. fakat yönümüzü güneye doğru çevirmek gerçekçi olmaz. zamanı geri çeviremezsin. durumumuzun üstesinden gelmek için iyi hazırlanmış bir yol bulmalıyız.”

“bak” dedi kamarot, “kıç güvertedeki bu dört kaçık adamın yollarına devam etmesine izin verirsek, hepimiz batacağız. eğer gemiyi tehlikeden uzaklaştırırsak, daha sonra çalışma koşulları, kadınlar için battaniye ve eşcinsel ilişki hakkı için endişelenebiliriz. ama önce bu gemiyi çevirmemiz gerekiyor. eğer bir kısmımız birlik olur, bir plan yapar ve biraz cesaret gösterirsek, kendimizi kurtarabiliriz. çok fazla insana gerek yok – yedi veya sekizimiz yeterli. kıç güverteye saldırabilir, bu delileri gemiden atabilir ve gemiyi güneye çevirebiliriz.”

profesör sesini yükseltti ve sert bir şekilde “şiddete inanmıyorum. ahlaksızca.” dedi.

lostromo “şiddet kullanmak etik değil” dedi.

kadın yolcu “şiddetten çok korkuyorum” dedi.

kaptan ve zabitler herşeyi izliyor ve dinliyordu. kaptanın bir işaretiyle üçüncü zabit ana güverteye indi. yolcuların ve mürettebatın arasına kadar geldi ve gemide hâlâ bir takım sıkıntılar olduğunu söyledi.

“epey ilerleme kaydettik” dedi. “fakat daha fazlası gerçekleşmeyi bekliyor. usta gemicinin çalışma koşulları hâlâ sert, meksikalı hâlâ ingiliz ile aynı maaşı alamıyor, kadınların hâlâ erkekler kadar battaniyesi yok, amerikan yerlisi’nin cumartesi geceleri oynattığı barbut ellerinden alınan toprakları için değersiz bir karşılık, lostromonun eşcinsel ilişkiye tuvalette girmesi adil değil ve köpek hâlâ kimi zaman tekmeleniyor.

“bence kaptanın yeniden harekete geçirilmeye ihtiyacı var. eğer hep birlikte başka bir protesto gerçekleştirirseniz işe yarayacaktır – şiddetsiz olduğu sürece.”

üçüncü zabit geminin kıç tarafına doğru ilerlerken, yolcular ve mürettebat arkasından hakaretler yağdırdı. ama yine de ne dediyse yaptılar ve başka bir protesto için geminin kıç güvertesi önünde toplandılar. çılgınca bağırıp çağırdılar, yumruklarını savurdular ve hâttâ kaptana çürük yumurta attılar (ustalıkla yana çekildi).

kaptan ve zabitler şikayetleri dinledikten sonra aceleyle bir araya toplandı. konuşmaları süresince birbirlerine göz kırptılar ve sırıttılar. daha sonra kaptan kıç güvertenin önüne geldi ve usta gemiciye parmaklarını sıcak tutsun diye bir eldiven verileceğini, meksikalı gemicinin ingiliz gemicinin dörtte üç maaşı kadar maaş alacağını, kadınlara bir battaniye daha verileceğini, amerikan yerlisi gemicinin cumartesi ve pazar geceleri barbut oynatabileceğini, lostromonun karanlıktan sonra alenen eşcinsel ilişkiye girebileceğini ve kimsenin kaptanın özel izni olmadan köpeği tekmeleyemeyeceğini söyledi.

yolcular ve mürettebat bu büyük devrimci zafer karşısında çok mutluydu. fakat ertesi günle birlikte tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler ve aynı eski sıkıntılar hakkında söylenmeye başladılar.

kamarot bu sefer sinirleniyordu.

“sizi ahmaklar!” diye bağırdı. “kaptanın ve zabitlerin neler yaptıklarını görmüyor musunuz? bu gemiyle ilgili yanlışın ne olduğunu düşünemeyesiniz diye battaniyeler, maaşlar ve köpeğin tekmelenmesi hakkındaki saçma şikayetlerinizle sizleri meşgul etmeyi sürdürüyorlar – gemi kuzeye doğru daha da ilerliyor ve hepimiz boğulmuş olacağız. eğer sadece bir kaçınız aklını başına toplar, bir araya gelir ve kıç güverteyi basarsak, bu gemiyi çevirebilir ve kendimizi kurtarabiliriz. fakat tüm yaptığınız, çalışma koşulları, barbut oynatma ve eşcinsel ilişki hakkı gibi önemsiz küçük konular hakkında ağlaşmak.”

yolcular ve mürettebat öfkelendi.

“önemsiz!!” diye ağladı meksikalı, “ingiliz gemicinin sadece dörtte üçü kadar maaş almam sence adil mi? önemsiz mi?”

“benim sıkıntıma nasıl saçma diyebiliyorsun?” diye bağırdı lostromo. “ibne olarak anılmanın küçük düşürücü olduğunu bilmiyor musun?”

“köpeği tekmelemek ‘önemsiz küçük bir konu’ değil!” diye haykırdı hayvansever. “zalimce, insafsızca, vahşice!”

kamarot, “pekâlâ” dedi. “bu konular önemsiz ve saçma değil. köpeği tekmelemek insafsız ve vahşice. ibne olarak anılmak küçük düşürücü. fakat gerçek sorunumuzla karşılaştırıldığında – geminin hâlâ kuzeye gidiyor olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında – sizin şikayetleriniz önemsiz ve saçma, çünkü eğer bu gemiyi derhal çeviremezsek hepimiz boğulacağız.

“faşist!” diye haykırdı profesör.

“karşı devrimci!” dedi kadın yolcu. tüm yolcular ve mürettebat birbirlerinin ardından konuşmaya katıldı. kamarotu faşist ve karşı devrimci olarak suçladılar. onu bir kenara itip maaşlar, kadınlar için battaniye, eşcinsel hakları ve köpeğe nasıl davranılması gerektiği hakkında söylenmeye devam ettiler. gemi kuzeye doğru yol almaya devam etti. bir süre sonra iki buzdağı arasında parçalandı ve herkes boğuldu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim