simyacı
simyacı hakkında çalıntı olduğuyla ilgili birkaç iddia okumuştum fakat mesnevi'den çalındığını az önce kendi elimle teyit etmiş oldum. belki aynı oykü farklı kaynaklarda da mevcuttur ve mesnevi de onlardan beslenmiştir, bir fikrim yok fakat eserin orijinal olmadığı açık. sonuç olarak, ötüken neşriyat'ın altı ciltlik mesnevi basımında, altıncı cildin 320'nci sayfasında aynı hikayenin okunabileceği kitap.
devamını gör...
piromani
amaçlı ve planlı bir şekilde yangın çıkartma dürtüsüdür.
bu hastalarda obsesif kompulsif bozukluk da görülebilmektedir.
kişi eylemin yanlış olduğunu bilir ancak engel olamaz.
örnek olarak bu video verilebilir.*
bu hastalarda obsesif kompulsif bozukluk da görülebilmektedir.
kişi eylemin yanlış olduğunu bilir ancak engel olamaz.
örnek olarak bu video verilebilir.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük fobisi
yükseklik fobisi.hiç olmamasını isterdim ama yukardaysam aşağı bakınca başım dönüyor.hayatta ki tek korkum bu ne yazık ki.
devamını gör...
kürt kadınlarını evlatlarının yanında soyuyorlardı
bu ülkenin diyarbakır cezaevi diye bir gerçeği var. üstünün örtülmesi yerine yüzleşilmesi gerekilen bir gerçektir. şimdi bunu dedik diye ajitasyon yapıyorsunuz diyenler de olur.
psikolojisi sağlam olanlara birkaç sahne bırakıyorum.
sorgu sahnesi
türkçe konuş çok konuş
hatırlatma üzerine türkçe konuş çok konuş'un daha detaylı kısmı
psikolojisi sağlam olanlara birkaç sahne bırakıyorum.
sorgu sahnesi
türkçe konuş çok konuş
hatırlatma üzerine türkçe konuş çok konuş'un daha detaylı kısmı
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
buradan
que tu m'aimais encore,
c'est quelqu'un qui m'a dit que tu m'aimais encore,
serait-ce possible alors..?
que tu m'aimais encore,
c'est quelqu'un qui m'a dit que tu m'aimais encore,
serait-ce possible alors..?
devamını gör...
uzak durulması gereken insanlar
sevgisiz, sevgiyi bir çıkar ilişkisiyle örtüştürmüş insanlardan uzaklaşmak gerekir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının dizi önerileri
spotless. 2015 ingiliz yapımı dizi.sezonda açık kapı bırakmışlardı netflix'te görünce heyecanlanmadım değil.halen yeni sezönu bekliyorum,çok akıcı bir dizi değerlendirdiğinize pişman olmazsınız.bir diğer dizi önerimde banshee.15 yıl hapiste kaldıktan sonra çıkınca eski sevgilisinin olduğu kasabaya hesap sormaya gelen bir adamın hikayesi.barda otururken kasabaya henüz atanmış olan şerif,çıkan kavgada gangsterler tarafından öldürülünce,kahramanımız diğer adamı haklayıp şerifin yerine geçiyor ve olaylar gelişiyor.başrolde oynayan abimiz antony starr,izlerseniz kesinlikle pişman olmazsınız..
devamını gör...
survivor barış ile nisa'nın öpüşmesi
aklıma gdo karakedi filmindeki komşu kızı kardeştir ile başlayan absürd espriyi getiren olay.
devamını gör...
temassız var mı sorusu
eskiden temassız çekmek için yalvarırdık, şimdi kartta temassız yoksa surat yiyoruz kasiyerden.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hiç öfkelenemediğiniz için ağlamak istediğiniz oldu mu? benim birkaç kez oldu.*
benim binlerce sınavımın içinde bir sınavım var ki her seferinde beni kahrediyor. belki bin cezadan bir ceza bu da. dünyanın yapılmış bütün esprilerini, şakalarını, komikliklerini bir kenara bırakarak söylüyorum*: bir dağın tepesine çıkıp yeter* diye bağırmak istiyorum bunu yaşadığımda.
nedir bu cezam? doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye öfkelenmeyi asla başaramıyorum. işte bu. katiyen başaramıyorum. sahici öfkelerimin hiçbiri doğru değil. tüm sahici öfkelerim bana elimi ayağımı titreten pişmanlıklar olarak geri döndü. neredeyse hepsi. galiba hepsi.
yapım gereği sakin bir insanım. daima orta yolcu makul bir insan olduğumu düşünürüm. bunu farklı insanlardan ve dahası en yakınımdaki insanlardan duymuş olmanın rahatlığı ve biraz da övüncüyle söylüyorum, doğrusu bu yönümü seviyorum. düşünce dünyamınn öbür ucundaki insanlarla rahatça iletişim kurmamı sağlıyor bu. gel gelelim insan bu ya öfkelenmek de icap eder yeri gelince kinlenmek de belki. ikincisine zamanım yok ancak ilki gerekiyor bazen. ben de ayda yılda bir sahiden bir öfke boşalması yaşıyorum*. ama hep yanlış zamanda, yanlış kişiye, yanlış yerde. halen düşündükçe kahrolduğum iki meseleyi kısaca anlatmak istiyorum:
birincisi bundan aylar aylar öncesi. bir müşteri temsilcisi ile. mesleğim icabı insanların dertleri, sıkıntıları, öfkelerine şahit olduğumdan muhatabının doğrudan insan olmasının zorluğunu çok iyi bilirim. dolayısıyla bu insanlara çok saygım var. ömrümde bir kez öfkelendim bir müşteri temsilcisi ile konuşurken. o da işte bu aylar önceki mevzu idi. neden öfkelendim mevzu neydi hiç hatırlamıyorum bile. ancak karşımdaki hanımefendiye birkaç kez yükseldiğimi hatırlıyorum. ilk kez bir müşteri temsilcisine yükseliyordum*. ve bu müşteri temsilcisinin birden benle konuşurken sesi titriyor. fark edince neyse hanımefendi bir ara bayiye uğrar bir bakarım iyi günler dilerim deyip kapatıyorum. telefonu duvara çarpmamak için nasıl kendimi tuttuğumu, sol ayağımın nasıl titrediğini anlatamam. yani bir kez öfkelendim. bir kerecik. yok ömrümde başka hatırlamıyorum. anlaşamayacağımızı anlarsam neyse deyip kapatıyorum. müşteri temsilcisiyle konuşurken bir kez öfkelenesim tutmuş ve karşımda sesi titreyen bir kadın. aylar geçti ancak titreyen o sesi unutamıyorum. halen ayaklarına kapanıp af dilenesim geliyor. ama beyhude artık. kırılan kırıldı. kırdığımla geçiştirdim bir öfke nöbetini daha.
bir diğer mevzu: bilenler var sözlükte, avukatım. henüz yeniyiz diyelim ama çevremiz fena değil. ne müvekkillerim ne karşı tarafla öyle hır gürümüz çok olmadı arada sesler yükselir bazen o kadar. birkaç hafta önce cezaevindeki bir müvekkilimizin babası ile telefonda tartıştık. dahası ortağımla görüştükten sonra aramam icap etti, biraz da doldurmuştu benim ortak. neyse aradım, sakince bir mesele varmış diye sorup dinlemeye başlarken beyefendi dakka bir gol bir hemen damarıma basmaz mı benim. detayı lüzumsuz ancak çok ağırıma gitti. alttan almaya çalıştım yine halen basıyor aynı damara, patlayacak. dayanamadım. karşımda iki katım yaşımda adam. tamamen küfürsüz argosuz. ne kadar damarı varsa hepsine bastım. nerdeyse onbeş dakika. yahu adam, bana allah aşkına söv, küfret, tehdit et, ofisine gelecem, seni bulacam, sağ komayacam de allah aşkına. iki katım yaşımda adam, babam yaşında. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı telefonda. dakikalarca. belki on belki onbeş dakika. artık abi tamam dert etme bunları, içini ferah tut, rahat ol diye teselli seansları. güç bela kapadım telefonu. yahu diyorum kendi kendime, olmuş neredeyse iki yıl ilk kez bu kadar öfkeleniyorsun ve baban yaşında adam tutup ağlıyor. böylesi bir adama denk geliyorsun. olacak iş mi bu? oluyor işte.
bu benim cezam mı imtihanım mı bilmiyorum. belki de nasıl öfkelenmem gerektiğini bilmiyorum. çok saldırganlaşıyorum belki. belki öfkeden farklı bir şey yaptığım. ama neden ayniyle karşılık alacağım birine yönelmiyor bu öfke asla? şöyle dönüp adam akıllı ne zaman öfkelenmişim diye düşününce aklıma bunlar geliyor. daha eskisini pek hatırlamıyorum da. ama artık anladım. sahiden öfkelendiysem hiçbir zaman oh be içimi boşalttım rahatladım diyemeyeceğim.
insan bazı bazı içten bir öfke diler. öyle ki öfkeyi doğru yere sarf edebilmek de büyük meziyet. öyle değil mi? bir gün başarabilsem ben de anlayacağım. şimdilik sahici öfkelerimden bana kalan günlerce geçmeyen pişmanlık ve öfke fobisi.*
benim binlerce sınavımın içinde bir sınavım var ki her seferinde beni kahrediyor. belki bin cezadan bir ceza bu da. dünyanın yapılmış bütün esprilerini, şakalarını, komikliklerini bir kenara bırakarak söylüyorum*: bir dağın tepesine çıkıp yeter* diye bağırmak istiyorum bunu yaşadığımda.
nedir bu cezam? doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye öfkelenmeyi asla başaramıyorum. işte bu. katiyen başaramıyorum. sahici öfkelerimin hiçbiri doğru değil. tüm sahici öfkelerim bana elimi ayağımı titreten pişmanlıklar olarak geri döndü. neredeyse hepsi. galiba hepsi.
yapım gereği sakin bir insanım. daima orta yolcu makul bir insan olduğumu düşünürüm. bunu farklı insanlardan ve dahası en yakınımdaki insanlardan duymuş olmanın rahatlığı ve biraz da övüncüyle söylüyorum, doğrusu bu yönümü seviyorum. düşünce dünyamınn öbür ucundaki insanlarla rahatça iletişim kurmamı sağlıyor bu. gel gelelim insan bu ya öfkelenmek de icap eder yeri gelince kinlenmek de belki. ikincisine zamanım yok ancak ilki gerekiyor bazen. ben de ayda yılda bir sahiden bir öfke boşalması yaşıyorum*. ama hep yanlış zamanda, yanlış kişiye, yanlış yerde. halen düşündükçe kahrolduğum iki meseleyi kısaca anlatmak istiyorum:
birincisi bundan aylar aylar öncesi. bir müşteri temsilcisi ile. mesleğim icabı insanların dertleri, sıkıntıları, öfkelerine şahit olduğumdan muhatabının doğrudan insan olmasının zorluğunu çok iyi bilirim. dolayısıyla bu insanlara çok saygım var. ömrümde bir kez öfkelendim bir müşteri temsilcisi ile konuşurken. o da işte bu aylar önceki mevzu idi. neden öfkelendim mevzu neydi hiç hatırlamıyorum bile. ancak karşımdaki hanımefendiye birkaç kez yükseldiğimi hatırlıyorum. ilk kez bir müşteri temsilcisine yükseliyordum*. ve bu müşteri temsilcisinin birden benle konuşurken sesi titriyor. fark edince neyse hanımefendi bir ara bayiye uğrar bir bakarım iyi günler dilerim deyip kapatıyorum. telefonu duvara çarpmamak için nasıl kendimi tuttuğumu, sol ayağımın nasıl titrediğini anlatamam. yani bir kez öfkelendim. bir kerecik. yok ömrümde başka hatırlamıyorum. anlaşamayacağımızı anlarsam neyse deyip kapatıyorum. müşteri temsilcisiyle konuşurken bir kez öfkelenesim tutmuş ve karşımda sesi titreyen bir kadın. aylar geçti ancak titreyen o sesi unutamıyorum. halen ayaklarına kapanıp af dilenesim geliyor. ama beyhude artık. kırılan kırıldı. kırdığımla geçiştirdim bir öfke nöbetini daha.
bir diğer mevzu: bilenler var sözlükte, avukatım. henüz yeniyiz diyelim ama çevremiz fena değil. ne müvekkillerim ne karşı tarafla öyle hır gürümüz çok olmadı arada sesler yükselir bazen o kadar. birkaç hafta önce cezaevindeki bir müvekkilimizin babası ile telefonda tartıştık. dahası ortağımla görüştükten sonra aramam icap etti, biraz da doldurmuştu benim ortak. neyse aradım, sakince bir mesele varmış diye sorup dinlemeye başlarken beyefendi dakka bir gol bir hemen damarıma basmaz mı benim. detayı lüzumsuz ancak çok ağırıma gitti. alttan almaya çalıştım yine halen basıyor aynı damara, patlayacak. dayanamadım. karşımda iki katım yaşımda adam. tamamen küfürsüz argosuz. ne kadar damarı varsa hepsine bastım. nerdeyse onbeş dakika. yahu adam, bana allah aşkına söv, küfret, tehdit et, ofisine gelecem, seni bulacam, sağ komayacam de allah aşkına. iki katım yaşımda adam, babam yaşında. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı telefonda. dakikalarca. belki on belki onbeş dakika. artık abi tamam dert etme bunları, içini ferah tut, rahat ol diye teselli seansları. güç bela kapadım telefonu. yahu diyorum kendi kendime, olmuş neredeyse iki yıl ilk kez bu kadar öfkeleniyorsun ve baban yaşında adam tutup ağlıyor. böylesi bir adama denk geliyorsun. olacak iş mi bu? oluyor işte.
bu benim cezam mı imtihanım mı bilmiyorum. belki de nasıl öfkelenmem gerektiğini bilmiyorum. çok saldırganlaşıyorum belki. belki öfkeden farklı bir şey yaptığım. ama neden ayniyle karşılık alacağım birine yönelmiyor bu öfke asla? şöyle dönüp adam akıllı ne zaman öfkelenmişim diye düşününce aklıma bunlar geliyor. daha eskisini pek hatırlamıyorum da. ama artık anladım. sahiden öfkelendiysem hiçbir zaman oh be içimi boşalttım rahatladım diyemeyeceğim.
insan bazı bazı içten bir öfke diler. öyle ki öfkeyi doğru yere sarf edebilmek de büyük meziyet. öyle değil mi? bir gün başarabilsem ben de anlayacağım. şimdilik sahici öfkelerimden bana kalan günlerce geçmeyen pişmanlık ve öfke fobisi.*
devamını gör...
bitcoin için insanın ailesini öldürmesi
''yeğenimi bitcoin yaktı'' demiş halası. bence bitcoin değil de bencillik ve düşüncesizlik yakmış. kendini de değil tüm aileyi yakmış.
t: üzücü olay.
t: üzücü olay.
devamını gör...
28 mart 2021 süleyman soylu açıklaması
uyuşturucu satanların bacakları kırılıyordu hani? sen kefildin? eminim yanında çalışanlar satıcı hükmü yiyecek kadar zula yapıyorlardır. kırdıracak mısın bacaklarını? yoo. bikaç savcıya talimat verirsiniz önce, salınıverir. baktınız medya çok üstüne gidiyor, biraz tatil yapar gelir içeride. içeride de bakan olur nasılsa. keyif.
tanım: sırma saçlı kel aka soysuzun suçu kendinden atmaya çalışan açıklamaları.
tanım: sırma saçlı kel aka soysuzun suçu kendinden atmaya çalışan açıklamaları.
devamını gör...
liberal demokrat parti
liberal demokrat parti (kısaca ldp), 26 temmuz 1994 tarihinde besim tibuk liderliğinde kurulan türk siyasi partisidir.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
uzun süre görmediği birine rastladığı zaman oooo diye yarı uluması sırasınsa adınızı hatırlamaya çalışması.
devamını gör...
güzel bir kadını çirkin gösteren detaylar
sadece kadını değil erkeği de çirkin gösteren ortak 3 detay var. üslubu, abartılı giyinmesi ve bilmediği şey hakkında çok biliyormuş gibi konuşması.
devamını gör...
ev ve araba almanın artık çok kolaylaştığını anlatacağız
para varsa kolay tabiki.
geçen gün söylediler, para sahibi bir vatandaşın kendine aldığı lüks bir araçtan bahsettiler.
araç kendi değeri, 600 bin tl, lakin faturasındaki vergiler toplami ile tutarı 1.700.0000 tl. ne kadar kolay değil mi? böyle her şeyde devasa vergiler varken ne kadar da kolay.
kırk kapıdan maaş alana kolay tabi.
geçen gün söylediler, para sahibi bir vatandaşın kendine aldığı lüks bir araçtan bahsettiler.
araç kendi değeri, 600 bin tl, lakin faturasındaki vergiler toplami ile tutarı 1.700.0000 tl. ne kadar kolay değil mi? böyle her şeyde devasa vergiler varken ne kadar da kolay.
kırk kapıdan maaş alana kolay tabi.
devamını gör...
lümen
ışık akısı birimi.
devamını gör...
durakta inecek var mı diye soran dolmuş şoförü
ve o dolmuşta bunu duymayıp, az ilerde inceeeeekkk vaaarrrr diye bağıran bir denyo hep çıkar.*
devamını gör...

