bir kadın bir erkek
başrollerini demet evgar - zeynep yıldırım ve ozan karaman- emre karayel'in canlandırdığı ilk sezonun ve bölümlerin önce türkmax'da sansürsüz yayınlandığı dizidir. yönetmen koltuğunda ise leyla yaman oturmuştur.

dizi türkmax ekranlarında 2008 yılında başlamıştır. dizinin bu kadar tutulup sevilmesini sağlayan ise sansürsüz şekilde her konunun işlenmesidir. ilk bölümlerinde ozan ve zeynep'in tanışması, sevgili olması, nişanlanması, aynı evde yaşamaya başlamaları ve bu süreçte başlarından geçen olayların anlatıldığı olaylardan oluşmaktadır. ilk 4 sezonu ve 237 bölümden oluşan dizi her gece türkmax ekranlarında yayınlanmıştır.

dizi oldukça tutulup sevilince geri kalan bölümler ve tabiki sansürlü ve bölümlerin süzgeçten geçirilmesi 2012 yılında star tv ekranlarında 40-45 dakikalık bölümler ile yayınlanmaya başlamıştır. fakat bir erkek bir kadın ile yola çıkan yapım ekibi star tv'ye geçince dizinin adını 1 erkek 1 kadın ve 2 çocuk olarak değiştirmiştir. rtük'ün "evlilik dışı ilişkiyi özendirmesi"ile suçladığı dizinin senaryosu da değişmiştir. zeynep ve ozan nişanlılık evresinden, evlilik evresine geçen ve çocuk sahibi olan zeynep ve ozan'ın hayatına tek yumurta ikizleri ömer ve melike dahil olmuştur. bebekleri görünce gerçekten ikiz sandım ama bebekler ikiz değilmiş * melike, demet evgar'a o kadar çok benziyor ki kendi doğursa bu kadar benzemez. 1 senelik yayının ardından dizi toplam da 375. fakat star tv ekranlarında 41. bölümünde final yapmıştır.
2013 yılında star tv'de biten fakat daha sonra yapım ekibi fox tv ile anlaşınca tekrardan ekranlara gelmiştir. fakat kanal dizinin sürekli gününü ve saatini değiştirince reyting kurbanı olmuş 416. bölümde yine final yapmak zorunda kalmıştır.

prezervatif sahneleri, meme kanserine dikkat çekmek amaçlı yayınlanan o sahne buradan zeynep'in bol küfürlü doğum sahnesi (küfürlü olduğu için linki koyamıyorum) fakat 23. bölüm izlemek isteyenler için, düğün günleri halay sahnesi ve ozan'ın fenerbahçe maçlarında güldüren komik totemleri adeta hafızalara kazınmıştır. tanrısını yedirdik çocuğa skeçini de unutmayalım lütfen buradan
karakterlerden bahsetmem gerekirse,
zeynep yıldırım; süslü, yemek yapmayı seven ve hayatında istediği tek şey 9 yıllık uzun bir birliktelik yaşadığı ozan'la evlenmektir. kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan zeynep yeri gelir rehberlik öğretmenliği yapmaya başlar. en sonunda da kendi kafesini/ pastanesini açar. dergi okumayı ve arada blog yazıları yazar. galatasaraylı'dır. ozan'ın kredi kartlarıyla alışveriş yapmayı sever. her ne kadar dostu olarak görse de leyla ve derya en büyük düşmanlarıdır* zeynep'in annesi sağdır ve arada bölümlere konuk olur.
ozan karaman; zeynep'in sürekli öküz diye seslendiği, fanatik fenerbahçeli, en yakın arkadaşı mahir ile takılmayı seven fakat zeynep kadar evlilik düşünmeyen bir karakterdir. kendisine ait yazılım firması vardır. zeynep'in annesi gibi ozan'ında babası ve halası bölümlerde görünür.
mahir rolünü bülent şakrak canlandırmaktadır.
hasan can kaya dizinin senaristliğini üstlenmiştir.
zeynep'in blog yazıları yazdığı ve twitter hesabı açtığı zamanlarda kullandığı twitter hesabı sayısız takipçiye ulaşmıştır. zeynep'in bölümlerde de sıkça taktığı renkli bandanaları bile dizinin resmi sayfalarında satılmaya başlanmıştır.
dizinin uyarlama versiyonu un gars, une fille 1997 yılında kanada'da fransızca olarak yayınlanmaya başlamıştır.
birkaç sene önce emre karayel'in bir röportajında "zeynep ile ozan'ın yaşlandığı zamanları çekebiliriz belki" dese de yapım ekibinden herhangi bir açıklama gelmemiştir.
beyaz show programına konuk olan demet evgar ve emre karayel olmuş, karayel "artık karı koca gibi olmuştuk, ailem dizi bitince gerçekten demet ile evleneceğimizi düşündü fakat aramızda hiç bir yakınlaşma olmadı, olsaydı dizi bu noktaya gelmezdi" demiştir. yakın zamanda baba olan emre karayel'in fotoğrafının altına seyirci "eee hani demet evgar'a benzemiyor " diyerek tatlı bir gönderme yapmıştır.

dizi türkmax ekranlarında 2008 yılında başlamıştır. dizinin bu kadar tutulup sevilmesini sağlayan ise sansürsüz şekilde her konunun işlenmesidir. ilk bölümlerinde ozan ve zeynep'in tanışması, sevgili olması, nişanlanması, aynı evde yaşamaya başlamaları ve bu süreçte başlarından geçen olayların anlatıldığı olaylardan oluşmaktadır. ilk 4 sezonu ve 237 bölümden oluşan dizi her gece türkmax ekranlarında yayınlanmıştır.

dizi oldukça tutulup sevilince geri kalan bölümler ve tabiki sansürlü ve bölümlerin süzgeçten geçirilmesi 2012 yılında star tv ekranlarında 40-45 dakikalık bölümler ile yayınlanmaya başlamıştır. fakat bir erkek bir kadın ile yola çıkan yapım ekibi star tv'ye geçince dizinin adını 1 erkek 1 kadın ve 2 çocuk olarak değiştirmiştir. rtük'ün "evlilik dışı ilişkiyi özendirmesi"ile suçladığı dizinin senaryosu da değişmiştir. zeynep ve ozan nişanlılık evresinden, evlilik evresine geçen ve çocuk sahibi olan zeynep ve ozan'ın hayatına tek yumurta ikizleri ömer ve melike dahil olmuştur. bebekleri görünce gerçekten ikiz sandım ama bebekler ikiz değilmiş * melike, demet evgar'a o kadar çok benziyor ki kendi doğursa bu kadar benzemez. 1 senelik yayının ardından dizi toplam da 375. fakat star tv ekranlarında 41. bölümünde final yapmıştır.
2013 yılında star tv'de biten fakat daha sonra yapım ekibi fox tv ile anlaşınca tekrardan ekranlara gelmiştir. fakat kanal dizinin sürekli gününü ve saatini değiştirince reyting kurbanı olmuş 416. bölümde yine final yapmak zorunda kalmıştır.

prezervatif sahneleri, meme kanserine dikkat çekmek amaçlı yayınlanan o sahne buradan zeynep'in bol küfürlü doğum sahnesi (küfürlü olduğu için linki koyamıyorum) fakat 23. bölüm izlemek isteyenler için, düğün günleri halay sahnesi ve ozan'ın fenerbahçe maçlarında güldüren komik totemleri adeta hafızalara kazınmıştır. tanrısını yedirdik çocuğa skeçini de unutmayalım lütfen buradan
karakterlerden bahsetmem gerekirse,
zeynep yıldırım; süslü, yemek yapmayı seven ve hayatında istediği tek şey 9 yıllık uzun bir birliktelik yaşadığı ozan'la evlenmektir. kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan zeynep yeri gelir rehberlik öğretmenliği yapmaya başlar. en sonunda da kendi kafesini/ pastanesini açar. dergi okumayı ve arada blog yazıları yazar. galatasaraylı'dır. ozan'ın kredi kartlarıyla alışveriş yapmayı sever. her ne kadar dostu olarak görse de leyla ve derya en büyük düşmanlarıdır* zeynep'in annesi sağdır ve arada bölümlere konuk olur.
ozan karaman; zeynep'in sürekli öküz diye seslendiği, fanatik fenerbahçeli, en yakın arkadaşı mahir ile takılmayı seven fakat zeynep kadar evlilik düşünmeyen bir karakterdir. kendisine ait yazılım firması vardır. zeynep'in annesi gibi ozan'ında babası ve halası bölümlerde görünür.
mahir rolünü bülent şakrak canlandırmaktadır.
hasan can kaya dizinin senaristliğini üstlenmiştir.
zeynep'in blog yazıları yazdığı ve twitter hesabı açtığı zamanlarda kullandığı twitter hesabı sayısız takipçiye ulaşmıştır. zeynep'in bölümlerde de sıkça taktığı renkli bandanaları bile dizinin resmi sayfalarında satılmaya başlanmıştır.
dizinin uyarlama versiyonu un gars, une fille 1997 yılında kanada'da fransızca olarak yayınlanmaya başlamıştır.
birkaç sene önce emre karayel'in bir röportajında "zeynep ile ozan'ın yaşlandığı zamanları çekebiliriz belki" dese de yapım ekibinden herhangi bir açıklama gelmemiştir.
beyaz show programına konuk olan demet evgar ve emre karayel olmuş, karayel "artık karı koca gibi olmuştuk, ailem dizi bitince gerçekten demet ile evleneceğimizi düşündü fakat aramızda hiç bir yakınlaşma olmadı, olsaydı dizi bu noktaya gelmezdi" demiştir. yakın zamanda baba olan emre karayel'in fotoğrafının altına seyirci "eee hani demet evgar'a benzemiyor " diyerek tatlı bir gönderme yapmıştır.
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
rahatlamak ve bazı konularda derinlemesine düşünerek bir karara varmak istendiği zaman yapıldığında gayet güzel sonuçlar doğururken, dozu kaçırıldığında hatta kişinin kendini dünyadan soyutlayarak, kendine özel bir dünya kurmasına kadar giden ve hastalık halini alan durum.
devamını gör...
kimseye anlatamadıklarımız
alber camus şey demiş bu konuda;
"bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. söyleyemeyeceğim çok şey var."
"bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. söyleyemeyeceğim çok şey var."
devamını gör...
insan acıyı seviyor mu sorunsalı
biz kadınlar için topuklu ayakkabıları örnek vereceğim başlık.
devamını gör...
731. birim
tarih okumaları ve garip belgelere rast gelen birileri tarafından çok da garipsenmeyen birim ve hadisesidir.
zira bunun bir benzerini, birinci dünya savaşı sırasında, suriye kamplarında görürsünüz. ne hikmetse herkes bir şekilde, ucundan bucağından şöyle böyle şehir efsanesi olarak duymuştur ama gerçekliği yoktur, değil mi? yok işte. işin aslı öyle değil!.. söz konusu kamplarda yapılan deneylerde, ermeni doktorlar vasıtasıyla kurbanların canlı canlı gözleri kör edilir. bunda kullanılan damlalar bizzat ermeni doktorlar aracılığıyla seçilir. bacağınız ağrıyor örneğin, yok gözdendir o gözden, canlı canlı göz ameliyatına girersiniz. kolunuz kopmuştur yine göz ameliyatı....
yapılan diğer uygulamaları anlatmaya, benim dilim varmıyor.
bilhassa aile kütüğünüze bakarak, o kamplarda kalmış, mağdur olmuş hatta diri diri öldürülmüş dedeleriniz olup olmadığını öğrenebilirsiniz. örneğin yemen'e trablus'a ya da doğrudan dünya harbinde gitmiş ve geri dönmemiş bir dedeniz mi var? muhtemelen kendisi, suriye'de göstermelik tedavi amaçlı kurulan bir kampta, bu tür bir sona maruz bırakılmıştır.
devlet nerede mi dediniz? devlet mi? hangi osmanlı'dan bahsediyorsunuz o dönemde allah aşkına?
her neyse tarihin daha anlatması gereken, böyle yüzlerce hadisesi var.
zira bunun bir benzerini, birinci dünya savaşı sırasında, suriye kamplarında görürsünüz. ne hikmetse herkes bir şekilde, ucundan bucağından şöyle böyle şehir efsanesi olarak duymuştur ama gerçekliği yoktur, değil mi? yok işte. işin aslı öyle değil!.. söz konusu kamplarda yapılan deneylerde, ermeni doktorlar vasıtasıyla kurbanların canlı canlı gözleri kör edilir. bunda kullanılan damlalar bizzat ermeni doktorlar aracılığıyla seçilir. bacağınız ağrıyor örneğin, yok gözdendir o gözden, canlı canlı göz ameliyatına girersiniz. kolunuz kopmuştur yine göz ameliyatı....
yapılan diğer uygulamaları anlatmaya, benim dilim varmıyor.
bilhassa aile kütüğünüze bakarak, o kamplarda kalmış, mağdur olmuş hatta diri diri öldürülmüş dedeleriniz olup olmadığını öğrenebilirsiniz. örneğin yemen'e trablus'a ya da doğrudan dünya harbinde gitmiş ve geri dönmemiş bir dedeniz mi var? muhtemelen kendisi, suriye'de göstermelik tedavi amaçlı kurulan bir kampta, bu tür bir sona maruz bırakılmıştır.
devlet nerede mi dediniz? devlet mi? hangi osmanlı'dan bahsediyorsunuz o dönemde allah aşkına?
her neyse tarihin daha anlatması gereken, böyle yüzlerce hadisesi var.
devamını gör...
grey turner belirtisi
ingiliz cerrah george grey turner tarafından tanımlanmış olan akut hemorajik pankreatit tablosunda görülen
lomber bölgedeki ekimoza verilen özel isimdir.
bu görünüme cullen belirtisi eşlik edebilir.
görüntü aşağıdaki gibidir.
lomber bölgedeki ekimoza verilen özel isimdir.
bu görünüme cullen belirtisi eşlik edebilir.
görüntü aşağıdaki gibidir.
devamını gör...
muhteş ikiliyle kafa rock radyo yayını
güzel şeyler neden erken son bulur ki? tadının damağımızda kalmamasını diliyorum. kafadandeniz'in istirahatinden bomba gibi dönmesini dört (rakam ile 4) gözle bekleyeceğim!
devamını gör...
kinizm
günümüz dünyasında kinikleri ve kinizm akımını, başka insanların yaşadığı acı ve kötü olaylara karşı üç maymunu oynama yani duyarsız olan ve bu duyarsızlık hali olarak tanımlayabiliriz. yani dünyanın bir tarafı, açlık ve sefaletle çevriliyken diğer tarafının, varlık ve obeziteyle semrilmesine karşı duyarsız kalınması durumu... dünyanın bir bölgesinde savaşlar ve silahlar konuşurken diğer kısmının, mutluluk, heyecan ve havai fişeklerle donatılması, ilk kısmın ikinci kısma karşı üç maymunu oynayıp, görmeyip, duymayıp bilmiyor oluşu. ..
ancak kinizm kökeninde, bu galatı meşhurluğundan çok farklı olmak suretiyle; dünyadan el, etek çekmek manasında bir felsefi akımdır. m. ö. 400 yılı civarında sokrates'in öğrencisi antisthenes tarafından ortaya atılmıştır. başlangıcıyla ilgili anlatılan anekdot ise sokrates'e atfedilir. şöyle ki; sokrates, bir gün pazarda gezerken çok bunalmış ve birden pazarın orta yerinde burada ihtiyacım olmayan ne çok şey var?.. diye bağırmıştır. ancak o sustuğunda hayat yine kaldığı yerden devam etmiştir. ta ki antisthenes'e kadar.
antisthenes bu akımı başlattığında, mutluluğun, maddi anlamda lüks kavramından, siyasetten, iktidardan ve iktidar olmaktan hatta hatta sağlıktan bile bağımsız olduğunun altını çizmiştir. onun öğrencisi diogenes ise en ünlü kiniktir ve bu akımın duyulmasını sağlayan filozoftur. sahip olduğu bir fıçı, bir hırka, ekmek torbası ve bir değnek dışında hiçbir şeyi yoktur. ancak çok da mutludur.
hakkında anlatılan birçok anekdot olmakla birlikte onu anlamamızı sağlayan en ünlü anekdot* şudur: bir gün ünlü komutan büyük iskender bu garip ama mutlu adamı ziyarete gelir ve bir ihtiyacı olup olmadığını sorar. diogenes'in cevabı ise tam da beklendiği şekilde güneşimden çekil olur. onun bu tavrı da gösteriyor ki koskaca komutan ve büyük bir kral olan iskender'den daha mutlu olmak için ihtiyacı olan hiçbir şey yoktur. hatta buradan hareketle gölge etme başka ihsan istemez sözünün doğduğu rivayet olunur. bu anlamda bu kinik yaşamını bizdeki tasavvuf ehlinin yaşadığı zühd hayatına benzetebiliriz.
kiniklere göre; insan mutlu olma yolunda sağlık konusunu da dert etmemeli, ağrılara aldırmamalıdır. hatta buradan hareketle en başta anlattığım duyarsız olma durumu da ortaya çıkmış ve başka insanların yaşadığı olumsuzluk ve acılara da aldırış etmemeyi geliştirmişlerdir. bu da zamanla üç maymunu oynamak ve sessiz kalıp hayata devam etmek olarak karşımızda bir ayna gibi dikilmiştir.
işte bu noktada da tasavvuf ehlinin yaşadığı zühd hayatından ayrılır ve hatta tasavvuf düşüncesiyle taban tabana zıttır.
ancak kinizm kökeninde, bu galatı meşhurluğundan çok farklı olmak suretiyle; dünyadan el, etek çekmek manasında bir felsefi akımdır. m. ö. 400 yılı civarında sokrates'in öğrencisi antisthenes tarafından ortaya atılmıştır. başlangıcıyla ilgili anlatılan anekdot ise sokrates'e atfedilir. şöyle ki; sokrates, bir gün pazarda gezerken çok bunalmış ve birden pazarın orta yerinde burada ihtiyacım olmayan ne çok şey var?.. diye bağırmıştır. ancak o sustuğunda hayat yine kaldığı yerden devam etmiştir. ta ki antisthenes'e kadar.
antisthenes bu akımı başlattığında, mutluluğun, maddi anlamda lüks kavramından, siyasetten, iktidardan ve iktidar olmaktan hatta hatta sağlıktan bile bağımsız olduğunun altını çizmiştir. onun öğrencisi diogenes ise en ünlü kiniktir ve bu akımın duyulmasını sağlayan filozoftur. sahip olduğu bir fıçı, bir hırka, ekmek torbası ve bir değnek dışında hiçbir şeyi yoktur. ancak çok da mutludur.
hakkında anlatılan birçok anekdot olmakla birlikte onu anlamamızı sağlayan en ünlü anekdot* şudur: bir gün ünlü komutan büyük iskender bu garip ama mutlu adamı ziyarete gelir ve bir ihtiyacı olup olmadığını sorar. diogenes'in cevabı ise tam da beklendiği şekilde güneşimden çekil olur. onun bu tavrı da gösteriyor ki koskaca komutan ve büyük bir kral olan iskender'den daha mutlu olmak için ihtiyacı olan hiçbir şey yoktur. hatta buradan hareketle gölge etme başka ihsan istemez sözünün doğduğu rivayet olunur. bu anlamda bu kinik yaşamını bizdeki tasavvuf ehlinin yaşadığı zühd hayatına benzetebiliriz.
kiniklere göre; insan mutlu olma yolunda sağlık konusunu da dert etmemeli, ağrılara aldırmamalıdır. hatta buradan hareketle en başta anlattığım duyarsız olma durumu da ortaya çıkmış ve başka insanların yaşadığı olumsuzluk ve acılara da aldırış etmemeyi geliştirmişlerdir. bu da zamanla üç maymunu oynamak ve sessiz kalıp hayata devam etmek olarak karşımızda bir ayna gibi dikilmiştir.
işte bu noktada da tasavvuf ehlinin yaşadığı zühd hayatından ayrılır ve hatta tasavvuf düşüncesiyle taban tabana zıttır.
devamını gör...
hakkınızda çıkan dedikodular
üniversite bittikten sonra benim için 3-4 kez "nişanlanıyor" diye dedikodu çıkmıştı.
devamını gör...
sonradan zengin vs doğuştan zengin
doğuştan zengin olan kişi çocukluğunda her imkana sahip olup daha iyi eğitim alır. genelde sanata, hobilere daha çok önem verir.
sonradan zengin olan kişiler için ise başarı öyküsü denmiş ancak bu başarı para kazanma başarısıdır. parayı nasıl harcadığına da bakmak gerekir. (bkz: pudra şekeri)
ne demişler para kazanmak beceri ister, para harcamak ise kültür.
sonradan zengin olan kişiler için ise başarı öyküsü denmiş ancak bu başarı para kazanma başarısıdır. parayı nasıl harcadığına da bakmak gerekir. (bkz: pudra şekeri)
ne demişler para kazanmak beceri ister, para harcamak ise kültür.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan gittiğinde yerine gelecek kişi
devamını gör...
gördüğünüzde aklınıza bir film veya dizi getiren nesneler
ben ne zaman rulo yapılmış bir halı görsem aklıma hep mavi boncuk filmi gelir. içinden her an emel sayın çıkacak gibi gelir hep.
devamını gör...
incendies
finaliyle insana oha ne izledim az önce ben dedirten ve tek bir sahnesinin bile atlanmadan izlenmesi gereken bir film.
birkaç kez izledim. beni en çok etkileyen filmler listesinde ilk sırada. gerçek bir hayat hikayesi mi değil mi bilmiyorum ama bir iç savaş sırasında böyle bir acı yaşanmış olması muhtemel midir? bence muhtemeldir.
film, lübnan iç savaşını konu alsa da esas olarak bu savaş sırasında bir kadının yaşadığı korkunç ve sarsıcı olayları anlatıyor. ama konusunun çarpıcılığı dışında, devamında kafamda yaratmış olduğu sorular nedeniyle de çok etkiledi beni. bir anne, neden evlatlarına böyle bir gerçeği öğrenmelerini vasiyet eder? peki doğru olan bu mudur? ben olsam ne yapardım? çocuklarına böyle bir vasiyet bırakan annenin aslında çocuklarına karşı hissettiği duygu nedir? nefret mi? annem bana böyle bir bilgiyi öğrenmeyi vasiyet etseydi eğer öğrendiğimde ben ne hissederdim ona karşı?
yani filmdeki ana karakterlerle empati dahi yapamadığım ve kafamda oluşan bu soruların doğru cevaplarına defalarca izlememe rağmen bir türlü karar veremediğim çok acı bir hayatın hikayesi incendies. naval'ın kendisinin yaşadığı ve ölene kadar çocuklarına hissettirmediği ama ölümünden sonra çocuklarını da dahil ettiği acı bir hayat.
birkaç kez izledim. beni en çok etkileyen filmler listesinde ilk sırada. gerçek bir hayat hikayesi mi değil mi bilmiyorum ama bir iç savaş sırasında böyle bir acı yaşanmış olması muhtemel midir? bence muhtemeldir.
film, lübnan iç savaşını konu alsa da esas olarak bu savaş sırasında bir kadının yaşadığı korkunç ve sarsıcı olayları anlatıyor. ama konusunun çarpıcılığı dışında, devamında kafamda yaratmış olduğu sorular nedeniyle de çok etkiledi beni. bir anne, neden evlatlarına böyle bir gerçeği öğrenmelerini vasiyet eder? peki doğru olan bu mudur? ben olsam ne yapardım? çocuklarına böyle bir vasiyet bırakan annenin aslında çocuklarına karşı hissettiği duygu nedir? nefret mi? annem bana böyle bir bilgiyi öğrenmeyi vasiyet etseydi eğer öğrendiğimde ben ne hissederdim ona karşı?
yani filmdeki ana karakterlerle empati dahi yapamadığım ve kafamda oluşan bu soruların doğru cevaplarına defalarca izlememe rağmen bir türlü karar veremediğim çok acı bir hayatın hikayesi incendies. naval'ın kendisinin yaşadığı ve ölene kadar çocuklarına hissettirmediği ama ölümünden sonra çocuklarını da dahil ettiği acı bir hayat.
devamını gör...
ukde doldurmak asil bir davranıştır
asillikten geberiyorum!
*
*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının maaşları
maaşlarda ciddi bir düzenlemeye gidilmesi gerekiyor. özellikle insan yazarlara iltimas geçildiğini duyuyoruz. bizim üç dört katımız maaş aldıklarını beyan ediyorlar.
oysa bu sözlükte porsuk, yılan, panda, tosbağa ve bilumum farklı evrenlerden bir sürü canlı var, onu bunu bırakın sütün kaymak tabakası bile var.
eşit muamele görmek istiyoruz.
insan yazarlar ne alıyorsa, aynısını bize de ödemek zorundasınız.
emeğimizi sömürmeyiniz rica ederim.
oysa bu sözlükte porsuk, yılan, panda, tosbağa ve bilumum farklı evrenlerden bir sürü canlı var, onu bunu bırakın sütün kaymak tabakası bile var.
eşit muamele görmek istiyoruz.
insan yazarlar ne alıyorsa, aynısını bize de ödemek zorundasınız.
emeğimizi sömürmeyiniz rica ederim.
devamını gör...
z kuşağının siyasi tercihinin ak parti olması
anket cami çıkışında mı yapılmış?
devamını gör...





