kulağa hoş gelen futbolcu isimleri
hernan jorge crespo.
fernando cavenaghi.
gaizka zabala mendiata.
claudio pizarro.
alessandro del piero.
aitor lopez rekarte.
valeri karpin.
pavel nedved.
fernando cavenaghi.
gaizka zabala mendiata.
claudio pizarro.
alessandro del piero.
aitor lopez rekarte.
valeri karpin.
pavel nedved.
devamını gör...
gölge boyunun sıfır olması
madem güneş tepeden vurdu, gölge ayağımızın altıdır !
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bakın mesele ne biliyor musunuz?
hepimizin bireyselleştiği, yalnızlaştığı, en yakınlarından bile istemsizce korktuğu, içindeki hayvanı susturamayarak yaşamaya değil salt hayatta kalmaya odaklandığı ve dahi buna itildiği bir dönemde hayatımıza hiç tanımadığımız, muhtemelen tanışmayacağımız ama buna rağmen bizi kapsayan, yansıtan, birlikteliğinden, eşliğinden haz duyduğumuz bir grup insanla mutlu ve pozitif bir iletişim zemini sundu kafa sözlük. kendimizi o insanlarla mutlu olurken, o insanları mutlu etmeye çalışırken, onlardan bize yansıyanlarla yükselirken falan bulduk birden bire. çok acayip. ben şimdi uzun bir entry yazıcam. typo yapabilirim, editle falan da uğraşmayacağım için dahi anlamındaki -de'yi falan ayırmayı gözümden kaçırabilirim. ama hiçbirinizin umurunda olmayacak bu biliyorum. az kelimeyle çok şey anlatacağım aforizmalara da kasmama gerek yok. istediğim gibi, içimden geldiği gibi, uzun uzun yazabilirim, hatta saçmalayabilirim.
çünkü neden yazmayayım.
çünkü beni yükselten bir şeyi neden onamayayım?
biliyorum ki bu entryi birçoğunuz okuyacaksınız. hatalarını, anlatım bozukluklarını falan da umursamayacaksınız. okumayacaklarınız arasında kafasından eskiden kalma alışkanlıkları ile "özet geç lan p.ç" falan demek geçecekler olacak. ama yapamayacaksınız! neden? buranın ruhu size bunu yapamayacağınız bir aidiyet duygusu kattı çünkü. toplumsal baskıysa toplumsal baskı. gözünü sevdiğimin gelişkin toplumların bireyler üzerindeki yüceltici baskısı. deal with it! etmeyini ettirirler annem.
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak da buranın bu kapsayıcı, birleştirici, hepimizin gözünden kalkpler fışkırtıcı tandansının radyo programı hali. kadın artık yediğinden içtiğinden midir, yetiştiği aileden mi, aldığı eğitimden mi bilmiyorum, havayı kokladı, yahu ben burada mutluyum dedi, durumu çözümledi ve dedi ki ben neden böyle bir konsept yaratıp insanlara da bu duyguyu geçirmeyeyim? hepimiz iple çekiyoruz perşembe gününü sayesinde. iyi ki de dedin kadın.
daim olsun programın.
var olsun.
dünyadan uzaklaştırmaya devam et bizi. dünya bok gibi.
hepimizin bireyselleştiği, yalnızlaştığı, en yakınlarından bile istemsizce korktuğu, içindeki hayvanı susturamayarak yaşamaya değil salt hayatta kalmaya odaklandığı ve dahi buna itildiği bir dönemde hayatımıza hiç tanımadığımız, muhtemelen tanışmayacağımız ama buna rağmen bizi kapsayan, yansıtan, birlikteliğinden, eşliğinden haz duyduğumuz bir grup insanla mutlu ve pozitif bir iletişim zemini sundu kafa sözlük. kendimizi o insanlarla mutlu olurken, o insanları mutlu etmeye çalışırken, onlardan bize yansıyanlarla yükselirken falan bulduk birden bire. çok acayip. ben şimdi uzun bir entry yazıcam. typo yapabilirim, editle falan da uğraşmayacağım için dahi anlamındaki -de'yi falan ayırmayı gözümden kaçırabilirim. ama hiçbirinizin umurunda olmayacak bu biliyorum. az kelimeyle çok şey anlatacağım aforizmalara da kasmama gerek yok. istediğim gibi, içimden geldiği gibi, uzun uzun yazabilirim, hatta saçmalayabilirim.
çünkü neden yazmayayım.
çünkü beni yükselten bir şeyi neden onamayayım?
biliyorum ki bu entryi birçoğunuz okuyacaksınız. hatalarını, anlatım bozukluklarını falan da umursamayacaksınız. okumayacaklarınız arasında kafasından eskiden kalma alışkanlıkları ile "özet geç lan p.ç" falan demek geçecekler olacak. ama yapamayacaksınız! neden? buranın ruhu size bunu yapamayacağınız bir aidiyet duygusu kattı çünkü. toplumsal baskıysa toplumsal baskı. gözünü sevdiğimin gelişkin toplumların bireyler üzerindeki yüceltici baskısı. deal with it! etmeyini ettirirler annem.
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak da buranın bu kapsayıcı, birleştirici, hepimizin gözünden kalkpler fışkırtıcı tandansının radyo programı hali. kadın artık yediğinden içtiğinden midir, yetiştiği aileden mi, aldığı eğitimden mi bilmiyorum, havayı kokladı, yahu ben burada mutluyum dedi, durumu çözümledi ve dedi ki ben neden böyle bir konsept yaratıp insanlara da bu duyguyu geçirmeyeyim? hepimiz iple çekiyoruz perşembe gününü sayesinde. iyi ki de dedin kadın.
daim olsun programın.
var olsun.
dünyadan uzaklaştırmaya devam et bizi. dünya bok gibi.
devamını gör...
günün sözü
- sensiz yaşayamam.
- yaşarsın. herkes herkessiz yaşayabilir.
tezer özlü
- yaşarsın. herkes herkessiz yaşayabilir.
tezer özlü
devamını gör...
yazarların kitaplıklarının fotoğrafları
bazı arkadaşların yanlış anlamalarından mütevellit bu başlığı fesh ediyorum.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sanırım hayatımda ilk defa bu kadar içtim, içmek istedim ve unutmak, her şeyi...
başta plan biraz çakır keyif olup güzel bir gün geçirmekti ama günün sonunda çok farklı bir yerde buldum kendimi.
en son aklımda can yakan bir şarkının melodileri, elimde yol parasından arta kalan parayla alınmış kalitesiz ve en ucuzundan bir şarap, gözlerimde yaşla
bilekliğime bakarak oturuyordum halının üzerinde. hala deli gibi başım ağrıyor, midem bulanıyor ve her şey kaldığı yerden devam ediyor. bile bile lades olmaktı bugünkü sarhoşluğum, bir o kadar da gereksiz.
gecenin sonunda ise hala bulgur pilavı kaşıklarken beklemeye devam ediyorum. bir cuma gecesi dediğim gibi. ben hep beklerim ki...*
başta plan biraz çakır keyif olup güzel bir gün geçirmekti ama günün sonunda çok farklı bir yerde buldum kendimi.
en son aklımda can yakan bir şarkının melodileri, elimde yol parasından arta kalan parayla alınmış kalitesiz ve en ucuzundan bir şarap, gözlerimde yaşla
bilekliğime bakarak oturuyordum halının üzerinde. hala deli gibi başım ağrıyor, midem bulanıyor ve her şey kaldığı yerden devam ediyor. bile bile lades olmaktı bugünkü sarhoşluğum, bir o kadar da gereksiz.
gecenin sonunda ise hala bulgur pilavı kaşıklarken beklemeye devam ediyorum. bir cuma gecesi dediğim gibi. ben hep beklerim ki...*
devamını gör...
tanrı
tanrının varlığı ya da yokluğu benim en çok merak ettiğim şeydir. hatta hayatımdaki en önemli sorudur. yaşayacağımız hayat kaç sene ki? yetmiş, seksen, yüz sene olsa ne olur? öleceğimiz, toprağa karışacağımız kesindir.
öldükten sonra yaşam var mı? ya da hepten yok mu olacağız?
yaşamak, var olmak en temel güdümüz. yok olmayı kim ister ki? bu durumda ölümden sonra yaşamaya başka formda da olsa devam edip etmeyeceğim merakını hiç bir dürtü bastıramaz.
bu merakı giderecek kesin bilgi tabi ki kimsede yok. evet tanrıya işte bu noktada inanmak istiyorum. inanç meselesi. tanrıya isteyen inanır isteyen inanmaz derler. iş okadar basit değil. bir şeye inanman için kıymetli delil lazım. istemekle olmuyor.
dinin kanaat önderleri, tanrının yollamış olduğu mesajı dünyevi çıkarları uğruna eklemelerle, saptırmalarla yozlaştırmış olsa da, nakledilmiş bu uydurma öğretileri ana akım topluluklar sorgulamadan kabul etmiş olsa da bu beni ilgilendirmez. beni bir kalıba sokamaz.
tüm ön kabüllerden arınıp, tanrının varlığını ve indirdiği kitabı kendimce biriktirdiğim deliller ile kabul ediyor, inanıyorum.
karşısına çıktığım zaman ona diyeceğim şey şu, kitabını okudum bana verdiğin şuur ile doğru bulduğum yöne gittim.
öldükten sonra yaşam var mı? ya da hepten yok mu olacağız?
yaşamak, var olmak en temel güdümüz. yok olmayı kim ister ki? bu durumda ölümden sonra yaşamaya başka formda da olsa devam edip etmeyeceğim merakını hiç bir dürtü bastıramaz.
bu merakı giderecek kesin bilgi tabi ki kimsede yok. evet tanrıya işte bu noktada inanmak istiyorum. inanç meselesi. tanrıya isteyen inanır isteyen inanmaz derler. iş okadar basit değil. bir şeye inanman için kıymetli delil lazım. istemekle olmuyor.
dinin kanaat önderleri, tanrının yollamış olduğu mesajı dünyevi çıkarları uğruna eklemelerle, saptırmalarla yozlaştırmış olsa da, nakledilmiş bu uydurma öğretileri ana akım topluluklar sorgulamadan kabul etmiş olsa da bu beni ilgilendirmez. beni bir kalıba sokamaz.
tüm ön kabüllerden arınıp, tanrının varlığını ve indirdiği kitabı kendimce biriktirdiğim deliller ile kabul ediyor, inanıyorum.
karşısına çıktığım zaman ona diyeceğim şey şu, kitabını okudum bana verdiğin şuur ile doğru bulduğum yöne gittim.
devamını gör...
arkadaşın ölmesi
sabah haberini duyar duymaz kendimi mezarlıkta buldum. gün boyu filmi geriye sarıp yaşadıklarımız güzel günleri düşünmeye çalıştım. etkilenmemek elde değil, alışması zor.
devamını gör...
güneşin oğlu
2008 yapımı kara mizah tarzındaki onur ünlü filmidir. oyuncu kadrosu adeta şampiyonlar ligi gibidir: haluk bilginer, özgü namal, ahmet kural, bülent emin yarar, tansu biçer, köksal engür, hümeyra, serkan keskin gibi isimleri barındırır.
--! spoiler !--
haluk bilginer'in metresi özgü namal'a okuduğu ülkü tamer'den konuşma şiirinin geçtiği sahneyi hangimiz unutabilirizki?
"çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen..."
--! spoiler !--
--! spoiler !--
haluk bilginer'in metresi özgü namal'a okuduğu ülkü tamer'den konuşma şiirinin geçtiği sahneyi hangimiz unutabilirizki?
"çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen..."
--! spoiler !--
devamını gör...
yks sonrası normal sözlük’te kafa dağıtacak insan veri tabanı
tam olarak beni anlatan başlık*.zaten sözlüğün ilk zamanlarından beri burdayım ama sınav için kısa bi ara vermek zorunda kalmıştım*. herkesin de bildiği gibi çok zor bi sınavdı ama sınav geçti ve sonunda özgürüz*.belki mezuna kalacağız,bi süre daha bu çileyi çekeceğiz; belki de hayalimize, gerçekten güzel bi üniversiteye kavuşacağız ama iki ihtimalde de önümüzde 1-2 ay gibi bi süre için mola verme şansımız var.yks’ye giren her öğrenci için çok zor bi yıldı o yüzden de dinlenmeyi hak ettik bence. 1-2 ay kendinize izin verin,önünüzde sizi bekleyen olasıklara karşı daha güçlü durabilmek için yapın bunu en azından.ben bu dinlenmeyi hak ettiğimizi düşünüyorum ya*.
devamını gör...
siyasiler normal sözlük'te yazar olsa alacakları nickler
bana ne amerikadan (bkz: necmettin erbakan)
devamını gör...
bir idam mahkumunun son günü
kafa sözlük kitap kulübü sayesinde okuma fırsatı bulduğum victor hugo kitabı. 1829 senesinde yayınlanmış bu kitap romantizm akımının etkisinde yazılmış ve bu akımın iki önemli unsurları olan ölüm ve din konuları işlenmiştir.
konu olarak, adından da anlaşılacağı üzere bir idam mahkumunun son günlerinde düşündükleri, yaşadıkları, pişmanlıkları ve anıları işlenmiş. kitap hugo’nun 1932 senesinde yazdığı önsöz ile başlıyor. bu önsöz’de genel hatlarla hugo’nun idam hakkındaki düşüncelerini, dönemin siyasi gereksinim ve oluşumlarını, sınıfsal yapıları ve halkın genel durumunu okuyoruz.
şunu belirteyim, hugo bu önsöz’de idama komple karşı çıkmamıştır. yine de uygulanma tarzını ve uygulayıcıların genel etik anlayışını fazlaca eleştirmiştir. bu eleştirinin en öncül ve simgesel hedefi ise giyotin olmuştur.
önsöz’den sonraki kısımda ise kitap hakkında tartışan, dönemin asillerinin kendi aralarında geçen bir konuşmaya şahit oluyoruz. bu konuşmalar bize, kitap ilk yayınlandığında yüksek çevrelerde bıraktığı etkiyi anlatmakta.
genel anlamda baya olumsuz eleştirilerdir aynı zamanda. kimisi adını bile duymaktan iğrenirken, kimileri okuyup yarım bıraktıklarını söylüyor. çok az kısmı ise sonuna kadar okuduğunu ve topluma karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirtiyor.
sonrasında kitap başlıyor ve son anlarına kadar bir idam mahkumunun hayatını kısaca okuyoruz. bu mahkuma ait çok şey bilinmiyor maalesef. tek bildiğimiz, birini öldürdüğü, bir ailesi olduğu ve idama mahkum edildiği.
kitap ile ilgili düşüncelerime gelecek olursam, ben bu kitapta idam karşıtlığından öte otoriteye bir başkaldırı gördüm. yöneticiler için düşük kesimdekilerin pek bir anlam ifade etmediğini, ve yine bu yöneticilerin ağzından çıkan bir lafla bu zavallıları idama sürükleyebildikleri ve yine başka bir lafla o giyotin’den kurtarabildikleri, tabiri caise oyuncaklaşmış bir halk gördüm. yazarın bize bu gerçekleri, kolayca empati kurabileceğimiz bir idam mahkumunun ağzıyla anlatmasını ise çok mantıklı buldum. ve yine bu empatinin kolayca kurulabilmesi adına, bu mahkumun suçluluk veya suçsuzluğuna değinilmemesini de akıllıca bir hareket olarak aldım.
yazar bize diyor ki; haklılık veya haksızlık kavramlarını bir kenara bırakarak, idam gibi önemli kararların kimler tarafından ne şartlarda alındığına bakın ve yine kimler tarafından bu kararların göz ardı edilebildiğini görün.
bir diğer ironik unsur ise; kitabın yayınlandığı sene(1828) ile giyotin cezasının son kez uygulandığı sene(1977) arasındaki zaman farkıdır. sanki hiç kimsenin umrunda olmamış. yahut olmuş da elden bişey gelmemiş.
son olarak, kitabı beğendim ben. türünün sıkı takipçisi olmadığım halde çok kısa zamanda sıkılmadan bitirdim. okunması gereken bir kitap bence.
konu olarak, adından da anlaşılacağı üzere bir idam mahkumunun son günlerinde düşündükleri, yaşadıkları, pişmanlıkları ve anıları işlenmiş. kitap hugo’nun 1932 senesinde yazdığı önsöz ile başlıyor. bu önsöz’de genel hatlarla hugo’nun idam hakkındaki düşüncelerini, dönemin siyasi gereksinim ve oluşumlarını, sınıfsal yapıları ve halkın genel durumunu okuyoruz.
şunu belirteyim, hugo bu önsöz’de idama komple karşı çıkmamıştır. yine de uygulanma tarzını ve uygulayıcıların genel etik anlayışını fazlaca eleştirmiştir. bu eleştirinin en öncül ve simgesel hedefi ise giyotin olmuştur.
önsöz’den sonraki kısımda ise kitap hakkında tartışan, dönemin asillerinin kendi aralarında geçen bir konuşmaya şahit oluyoruz. bu konuşmalar bize, kitap ilk yayınlandığında yüksek çevrelerde bıraktığı etkiyi anlatmakta.
genel anlamda baya olumsuz eleştirilerdir aynı zamanda. kimisi adını bile duymaktan iğrenirken, kimileri okuyup yarım bıraktıklarını söylüyor. çok az kısmı ise sonuna kadar okuduğunu ve topluma karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirtiyor.
sonrasında kitap başlıyor ve son anlarına kadar bir idam mahkumunun hayatını kısaca okuyoruz. bu mahkuma ait çok şey bilinmiyor maalesef. tek bildiğimiz, birini öldürdüğü, bir ailesi olduğu ve idama mahkum edildiği.
kitap ile ilgili düşüncelerime gelecek olursam, ben bu kitapta idam karşıtlığından öte otoriteye bir başkaldırı gördüm. yöneticiler için düşük kesimdekilerin pek bir anlam ifade etmediğini, ve yine bu yöneticilerin ağzından çıkan bir lafla bu zavallıları idama sürükleyebildikleri ve yine başka bir lafla o giyotin’den kurtarabildikleri, tabiri caise oyuncaklaşmış bir halk gördüm. yazarın bize bu gerçekleri, kolayca empati kurabileceğimiz bir idam mahkumunun ağzıyla anlatmasını ise çok mantıklı buldum. ve yine bu empatinin kolayca kurulabilmesi adına, bu mahkumun suçluluk veya suçsuzluğuna değinilmemesini de akıllıca bir hareket olarak aldım.
yazar bize diyor ki; haklılık veya haksızlık kavramlarını bir kenara bırakarak, idam gibi önemli kararların kimler tarafından ne şartlarda alındığına bakın ve yine kimler tarafından bu kararların göz ardı edilebildiğini görün.
bir diğer ironik unsur ise; kitabın yayınlandığı sene(1828) ile giyotin cezasının son kez uygulandığı sene(1977) arasındaki zaman farkıdır. sanki hiç kimsenin umrunda olmamış. yahut olmuş da elden bişey gelmemiş.
son olarak, kitabı beğendim ben. türünün sıkı takipçisi olmadığım halde çok kısa zamanda sıkılmadan bitirdim. okunması gereken bir kitap bence.
devamını gör...
poker face (yazar)
galiba nicki bir tek bana itici geldi. şimdi biz bu arkadaşa ne diyeceğiz? muşmula surat mı?
güncelleme: beğenmiş ama cevap vermemiş. oysa ben ciddi ciddi sormuştum. hey yeni yazar arkadaş! * biz sana ne diyeceğiz?
güncelleme: beğenmiş ama cevap vermemiş. oysa ben ciddi ciddi sormuştum. hey yeni yazar arkadaş! * biz sana ne diyeceğiz?
devamını gör...
17 nisan 2021 göztepe galatasaray maçı
ibrahimoviç'in ruhu, astral seyahatle diabate'nin bedenine girmiş.
devamını gör...
göze çay sürmek
özellikle göz kaşıntısı, sulanma ve iltihap gibi durumlarda etkili olan yöntem.
devamını gör...




