o zaman kusura bakılmasın.*

tanım: sözlüğe gece gece hareket gelmesine vesile olan moderasyon başı.
devamını gör...

devalüasyon sonucu döviz kurunun yükseltilmesine karşılık, ülkenin net ihracat gelirlerinin önce azalacağını ve belli bir dönemden sonra (genellikle 2 yılın üzerinde) artacağını gösteren eğridir.
devamını gör...

saygıyla takip ettiğim yazardır.
devamını gör...

destek olduğu kampanya ve düzenleyeceği etkinliklerle kalbimizi kazanmıştır. iyi ki geldin kafa sözlük!
devamını gör...

twitter'da bir veteriner hekim tarafından başlatılan tag.


herifin biri, 6 tane yavrusu olan köpeği yavrularının yanından alıyor. boynuna ip bağlayıp arabaya bindiriyor 1 saat boyunca bir yere götürüyor. tecavüz mü ediyor, işkence mi ediyor bilinmiyor.
bunu fark eden bir veteriner hekim, o herifin hayvana ne yaptığının aydınlatılması için twitter’dan bu şekilde bir tag açıyor ve insanların bu taga destek olmasını istiyor.
taga destek olmak istiyorsanız kesinlikle küfür etmemeniz gerekiyormuş, çünkü hayvana ne olduğu bilinmiyor.

ekşi'den alıntı

veteriner hekimin paylaştığı video;


twitter kullanan arkadaşlar mümkün mertebe destek olsunlar lütfen.

edit: annenin yanına gitmişler bugün. anneden örnek alınmış ve ankara üniversitesi veteriner fakültesi'nden sonuç bekleniyormuş.


şu anda da dobida kanalı canlı yayında.

devamını gör...

düşüncelerinin ve devrimlerinin vadesi hiç dolmasın.
seni seviyorum.
devamını gör...

arkasindan yaktigimiz agitlara dayanamayip, sozluk'teki brutal eksikligini gidermek adina aramiza geri donmus yazar tanesi.

tek tek basaraktan hos gelmis be*.

yok mu soyle karsilikli bi' bogurmemiz ya, hurgeneralim?*

devamını gör...

''bütün zayıflıklarınızı bilen ama onları asla size karşı kullanmayan insan, doğru insandır.''
devamını gör...

kendini sevmek, kendinin ne sevdiğini öğrenmek, kendinin nasıl öğrendiğini öğrenmek. akışa direnmemek.
devamını gör...

(bkz: açacak başlık bulamamak)
devamını gör...

"ana babababababa nihal hanıma bak hele."
devamını gör...

uyumak..
devamını gör...

dario argento'nun yönetmen koltuğunda bulunduğu, thomas de quincey ağabeyimizin suspiria de profundis isimli öyküsünden uyarladığı suspiria filminin devam filmi.

1980 yılında yayınlanan bu fantastik korku filmi, ilk film olan suspiria'dan renk konusunda bir farkı yok, fazlası var. suspiria'yı izleyenler hatırlayacaklardır, öylesine güzel renk cümbüşü ve öylesine hoş görüntülere ev sahipliği yapıyordu ki, insanı korkutup gerdiği kadar büyüleyen bir filmdi, insanın hayal gücü gibi bir sinema anlayışı sunuyordu bizlere, sevgili dario argento ağabeyimiz bu filminde yine aynı şekilde devam etmiş, renkler daha rüyasal, daha hoş ve daha büyüleyici olmuş.

sevgili dario argento, giallo isimli yarattığı tür ile suspiria serisiyle sadece kendi çağdaş yönetmen dostlarına değil, bugünün sinema anlayışına da çok büyük katkıda bulunmuş olsa gerek ki, filmi izler izlemez bunu fark ediyor insan.
nedir bu giallo? sahaflarda 4-5 liraya bulabileceğiniz oldukça ucuz, çok dikkat çekici kapağa sahip olmayan, oldukça klişeleşmiş kurgulara sahip romanlar vardır ya, insanları kovalayan katiller, psikopatlar vardır, tüm kitap boyunca canın için kaç repliği ile kaçan karakterlrer falan... hah işte o da öyle romanları oldukça hoş görüntüler ile süsleyip önümüze koymuş ve buna giallo demiş ve neredeyse slasher filmlerin öncüsü olmuş, bu filmde öncünün öncüsü gibi bir detaya sahip sayılabilir.

sadece renkleri ile mi harika sayılacak bir film bu? yoo.

müzikleri de alıp götürüyor insanı, müzikleri kadar oyunculukları ve senaryosu da insanı çiviliyor yerine.

kısaca konusundan da bahsedip kapatalım girdiyi.

filmde genç bir ablamız, oldukça tozlu raflara sahip bir sahaftan latince bir kitap alır, kitabı okudukça içerisinde yaşadığı evin cadılar tarafından yapılmış bir yer olduğunu fark eder ve erkek kardeşi mark'ı kendisiyle kalması için evine davet eder. sonrası mı? mark kız kardeşinin evine gider ve kız kardeşinin öldüğünü öğrenir...
devamını gör...

hemcinslerim cidden bu sağlıksız, anlamsız ve itici hediyeden mutlu oluyor musunuz?
buradan
devamını gör...

n. h. kleinbaum kitabıdır.

yıllardır sadece yabancı dil sınıfı öğrencilerini üniversiteye hazırlamakla meşgulüm. ama öğrencilerin hayatlarını bir sınava bağlayıp sonra da üniversiteye bomboş gitmelerine gönlüm razı gelmediği için standartın dışına çıkmayı tercih ediyorum her zaman.

sene başlarken öğrencilere izlemelerini zorunlu tuttuğum ve her sene ufak tefek yenilemelerle gelişen bir film ve kitap listem var. ilk hafta sadece bu kitaplar ve filmler üzerine konuşmayı tercih ediyorum. listenin güncel hali aşağıdaki gibidir:

1. dead poets society ( (gbkz: ölü ozanlar derneği) )
2. arrival ( (gbkz: varış) )
3. the professor and the madman ( (gbkz: deli ve dahi))
4. stand and deliver ( (gbkz: kalk ve diren))
5. pursuit of happyness ( (gbkz: umudunu kaybetme))

ölü ozanlar derneği listenin başında çünkü daha önce öğretmeler odası başlığında yazdığım öğretmen tiplerine karşı duran bir öğretmenin öğrencileri nasıl olumlu yönde değiştireceğini anlatan bir kitap/filmdir.

öğrencilere öğretilmesi gereken ilk şey özgürce düşünmek ve bunu ifade edebilecek yeterliliğe sahip olmaktır. test çözmek manasızca düşünce yitimine neden olan mekanik bir etkinliktir ve kimseye bir şey kazandırmaz.

bay keating örnek alınacak bir öğretmen olmakla birlikte ölü ozanlar derneğinin de kurucuları arasındadır.

edebiyatın ve sanatın insanları aslında olmak istedikleri kişilere çevirebileceğini ama bunun için aşılaması gereken önyargıların büyüklüğünü de görürüz kitapta üzülerek.

siz yine de aklınızda tutun “ sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirebilir. “
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: zimbardo deneyi)olarakta bilinir.
tanrının bir mesleği olsa ne olurdu diye bir anket başlık açsam herhalde psikologlar veya psikiyatristler derdim. dünyamızı baştan aşağı değiştirebilirler.
bu deneyin filmi de yapılmıştır efem...ekranı sarsıp ''olm bunlar sadece deney'' demek istiyorsunuz izlerken... öyle bir etki bırakıyor bünyede..
www.imdb.com/title/tt0997152/
devamını gör...

heves.
devamını gör...

eski toplumlarda, insanlar yıl boyunca işledikleri 'günah'ları bir keçiye yüklerlermiş. rivayete göre, her sene sonunda da onu çöle salar, sıcak, susuzluk ve vahşi hayvanların varlığı sayesinde ölmesini beklerlermiş. böylelikle, keçi öldüğünde, kendi günahlarının da yok olduğunu düşünürlermiş.. bu da zamanla günah keçisi deyiminin doğmasına yol açmış.

muhtemelen uydurma olan bu ansiklopedik bilgiden sonra, modern günah keçilerine gelelim biraz, realite konuşsun bu satırlarda..

1999 'da ülke tarihinin en büyük felaketlerinden biri oldu. onbinlerce insan gölcük 'teki depremde ya hayatını kaybetti, ya da evsiz kaldı, yakınlarını kaybetti. facianın bu kadar büyük olmasında, yapıların maliyeti düşürmek amacıyla, depreme dayanıksız olarak yapılması gösterildi. ve günah keçisi; veli göçer. bu adamın yaptığı birçok bina çöktü ve kendisi açılan davalar sonucunda hapis yatan tek müteahhit oldu bu felaket sonrasında. bütün kötü yapılaşma, malzemeden çalma, bilinçsiz kentleşme günahları bu adamın üzerine atıldı. peki, depremde yıkılan bütün binaları bu adam mı yapmıştı? tabi ki hayır. diğer müteahhitler hapis yattı mı, ceza aldı mı? tabi ki hayır..

mehmet ali erbil, ülkenin en çok izlenen televizyon insanıydı bir zamanlar. sunduğu programlar reyting, oynadığı filmler seyirci rekoru kırıyordu. para üstüne para kazanıyor, arsız esprileri, muhafazakar türk toplumuna hiç de rahatsız edici gelmiyordu. adeta şeytan tüyü vardı kendisinde, hastalandığında hastanenin önünde insanlar dua ediyor, her hareketi olay yaratıyordu. sonra bir gün, bilerek veya bilmeyerek, alevilerle ilgili kırıcı bir 'mumsöndü' esprisi yaptı. o güne kadar, alevilere yapılan 3. sınıf insan muamelesinin, mumsöndü gibi aşağılık bir hikayenin uydurulmasının' günahı mehmet ali erbil 'e yüklenmiş oldu. sanki bu söylemi literatüre kazandıran adam mehmet ali erbilmiş gibi, kendisi bir anda televizyon dünyasında aforoz edildi. filmlerde oynayamaz oldu, 3. sınıf tv kanallarının en az izlenen kuşaklarında ucuz prodüksiyonlar sunmaya başladı. tek suç onun muydu? hayır.. peki bu olay sonrasında alevilere normal insan muamelesi yapılıyor mu artık? tabi ki kocaman bir hayır..

son günlerde, bir seda sayan 'dır gidiyor. eskiden 2 eşini öldürmüş bir insanı canlı yayına çıkartıp onu masumlaştırma çabasından bahsediliyor. seda sayan kimdir? kadırgalı aysel. sivri dilli. mehmet ali erbil 'in poposunu ellemesine ses çıkarmayan, sahneye dekolte kıyafetlerle çıktıktan sonra ramazan ayında, türbana girip program sunan, şarkıcı desen değil, oyuncu desen değil, sunucu desen hiç değil bir insan. 2 eşini öldüren adamın 3-4 ay önce başka bir programa canlı yayına çıktığını unutan halk, şimdi kadına şiddet, adaletsiz yargılamalar, toplumsal vicdan eksikliği gibi günahları seda sayan 'a yüklemeye çalışıyor. evet suçlu bulundu : kadırgalı aysel.. bu olaydan sonra, kadına şiddet vakalarında önemli bir düşüş olacak mı? güldürmeyin beni..

toplumsal bilincin gelişmediği bizim gibi toplumlarda, günah keçiliği haddinden de fazla bir yüktür. toplumun asla uzlaşmayacak kesimleri bu günah keçileri üzerinde mutabakata varır ve bir sonra toplumsal travma için yeni bir günah keçisi aramaya koyulurlar, el birliğiyle..
devamını gör...

tanrılarla ve dinlerle uğraşmaz, ilgilenmez. çok rahat insanlardır, dinsel bir kimliğe hapsolmazlar. kafası ideolojik fikirlerle dolu insanlara göre daha rahat ve keyfine düşkündür. kendine dinsel kimlik alanlara göre dinsel hiçbir düşünce için kendini yormaz, adeta yıpratmaz. bu konulardan aşırı derece de uzak dururlar ve hayatı sadece kendisine, ailesine, işlerine ve geleceğine ayırırlar. bu akıma dahil insanlar geçmişten günümüzde görüp görebileceğiniz en rahat insanlardır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim