jethro tull
grup adını, aslında avukat olan 1674-1741 tarihleri arasında yaşamış ingiltere' de icat ettiği insan gücüne dayanmayan mekanik tarım aletleri ile yeni tarım teknikleri geliştiren jethro tull isimli ingiliz tarım öncüsünden alır. tohum delici ve atlı çapa gibi icatları ile modern ve çok daha verimli ingiliz tarımının temellerini atmıştır. geliştirdiği tarım yöntemini, 1731 yılında yayımlanan atla çapalama tarımcılığı adındaki kitabında anlatmıştır.
grubun beyni ian anderson adı nereden aldıklarını meşhur olduktan sonra şöyle anlatmış:
1968 yılının şubatında londra’da değişik barlar ve klüplerde sahne alarak kendimizi ispatlamaya, ünlü ve zengin olmaya çalıyorduk. o kadar kötüydük ki aynı mekanda iki kez üst üste çıkabilmek için grubumuzun adını hemen hemen her hafta değiştirmek zorunda kalıyorduk. londra’daki ünlü marquee club’dan ikinci kez sahneye çıkma teklifini aldığımız performansımızda grubumuzun adı jethro tull idi ve artık bu ismi değiştirmek için çok geçti. jethro tull ismini daha önce tarih eğitimi almış o dönemki menejerimiz teklif etmişti.
grubun beyni ian anderson adı nereden aldıklarını meşhur olduktan sonra şöyle anlatmış:
1968 yılının şubatında londra’da değişik barlar ve klüplerde sahne alarak kendimizi ispatlamaya, ünlü ve zengin olmaya çalıyorduk. o kadar kötüydük ki aynı mekanda iki kez üst üste çıkabilmek için grubumuzun adını hemen hemen her hafta değiştirmek zorunda kalıyorduk. londra’daki ünlü marquee club’dan ikinci kez sahneye çıkma teklifini aldığımız performansımızda grubumuzun adı jethro tull idi ve artık bu ismi değiştirmek için çok geçti. jethro tull ismini daha önce tarih eğitimi almış o dönemki menejerimiz teklif etmişti.
devamını gör...
sözlükteki enteresan sessizlik
sözlükte üniversite öğrencileri epey fazla. şimdilerde sınav moduna girmişler harıl harıl ders çalışıyorlar.
sözlüklerin ilk zamanlarında tanım girenler çok olur, bir müddet sonra forum ve anketler ağırlık kazanır. tanım yazarken sözlükte daha çok online kalınırken, anket ve forumlarda birkaç kelime yazılıp çıkılır.
troller sözlüğü karıştırmak için ellerinden gelen yapıyordu, moderasyon onları yıldırmış gibi.
yazarlar da artık trollere cevap vermemeye başladı, yazar engelle seçeneği sayesinde artık trolleri görmüyoruz.
günlük hayatta ezik insanlar vardır, sözlükte klavye delikanlısı kesilip ona buna sataşırlar. yazarlığa yeni başlamış insanların hevesini kırarlar.
açılan başlıkları eleştirme, tanımları eleştirme, her şeyi eleştirme, sürekli negatif enerji yayma…
hevesi kırılan arkadaşlar unutmayın ki…
cahil insanlarla tartışmayın, zaman kaybı.
vezirin biri şair eşref’e gelir. “şair oldum, bir mısra yazdım gerisini sen tamamla” diye bir kese altın verir.
şair eşref bakar kağıda “yağdı yağmur, çaktı şimşek” yazıyor. o da kafiyeli tamamlar “sen de mi şair oldun be eşşo*şek”.
kimse sözlüğe yazarlık sertifikası ile üye olmadı ki...o yüzden genç arkadaşlarımız her olumsuz eleştiride bulunanı ciddiye almasınlar.
…usta bir ressamın çaylak öğrencisi eğitimini tamamlamış. usta ressam, öğrencisine
”yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın? resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. insanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” demiş.
öğrenci, ustasının dediğini yapmış, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş.
resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.
üzüntüyle ustasının yanına dönmüş.
usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş. fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. öğrenci denileni yapmış.
birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. sevinçle ustasına koşmuş.
usta ressam şöyle demiş:
“ilkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
ikincisinde, onlardan yapıcı olmalarını istedin. yapıcı olmak eğitim gerektirir. hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
kıssadan hisse sizi eleştiren yazar kim bir bakın.
ıvanmılınskı, zülal_kalender1, örnek vatandaş , freud purosu, mahlassızım, tenturdiyot gibi adlarını yazsam onlarca satır tutacak usta yazarlar mı eleştiriyor ya da “kendi himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayriye himmet ede!” tarzında olanlar mı?
birçok yetenekli yazar görüyorum, güzel yazıyorlar ama henüz keşfedilmedikleri için az beğeni alıyorlar, ileride belki nick altı günleri düzenleriz.
ağanın eli tutulmaz derler, yoldaş benjamin franklin nick altı günlerinde kim bilir kaç puan takar çiçeği burnunda yazarlara, sözlük de canlanır.
sözlüklerin ilk zamanlarında tanım girenler çok olur, bir müddet sonra forum ve anketler ağırlık kazanır. tanım yazarken sözlükte daha çok online kalınırken, anket ve forumlarda birkaç kelime yazılıp çıkılır.
troller sözlüğü karıştırmak için ellerinden gelen yapıyordu, moderasyon onları yıldırmış gibi.
yazarlar da artık trollere cevap vermemeye başladı, yazar engelle seçeneği sayesinde artık trolleri görmüyoruz.
günlük hayatta ezik insanlar vardır, sözlükte klavye delikanlısı kesilip ona buna sataşırlar. yazarlığa yeni başlamış insanların hevesini kırarlar.
açılan başlıkları eleştirme, tanımları eleştirme, her şeyi eleştirme, sürekli negatif enerji yayma…
hevesi kırılan arkadaşlar unutmayın ki…
cahil insanlarla tartışmayın, zaman kaybı.
vezirin biri şair eşref’e gelir. “şair oldum, bir mısra yazdım gerisini sen tamamla” diye bir kese altın verir.
şair eşref bakar kağıda “yağdı yağmur, çaktı şimşek” yazıyor. o da kafiyeli tamamlar “sen de mi şair oldun be eşşo*şek”.
kimse sözlüğe yazarlık sertifikası ile üye olmadı ki...o yüzden genç arkadaşlarımız her olumsuz eleştiride bulunanı ciddiye almasınlar.
…usta bir ressamın çaylak öğrencisi eğitimini tamamlamış. usta ressam, öğrencisine
”yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın? resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. insanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” demiş.
öğrenci, ustasının dediğini yapmış, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş.
resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.
üzüntüyle ustasının yanına dönmüş.
usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş. fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. öğrenci denileni yapmış.
birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. sevinçle ustasına koşmuş.
usta ressam şöyle demiş:
“ilkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
ikincisinde, onlardan yapıcı olmalarını istedin. yapıcı olmak eğitim gerektirir. hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
kıssadan hisse sizi eleştiren yazar kim bir bakın.
ıvanmılınskı, zülal_kalender1, örnek vatandaş , freud purosu, mahlassızım, tenturdiyot gibi adlarını yazsam onlarca satır tutacak usta yazarlar mı eleştiriyor ya da “kendi himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayriye himmet ede!” tarzında olanlar mı?
birçok yetenekli yazar görüyorum, güzel yazıyorlar ama henüz keşfedilmedikleri için az beğeni alıyorlar, ileride belki nick altı günleri düzenleriz.
ağanın eli tutulmaz derler, yoldaş benjamin franklin nick altı günlerinde kim bilir kaç puan takar çiçeği burnunda yazarlara, sözlük de canlanır.
devamını gör...
o eski halinden eser yok şimdi dediğimiz şeyler
salam, sucuk, et ürünleri..
eskiden bakkallardan macar salam alırdık ya hani, kağıdıyla birlikte incecik keser öyle tartardı bakkal amca. onun tadı efsaneydi. şimdi hangi markanın alırsam alayım o tat yok.
yani onca şey varken ilk aklıma niye bu geldi ki şimdi. az biraz açım galiba.
eskiden bakkallardan macar salam alırdık ya hani, kağıdıyla birlikte incecik keser öyle tartardı bakkal amca. onun tadı efsaneydi. şimdi hangi markanın alırsam alayım o tat yok.
yani onca şey varken ilk aklıma niye bu geldi ki şimdi. az biraz açım galiba.
devamını gör...
kanada
geleceğin ülkesi derdi coğrafya hocamız, küresel ısınma ilerleyince değerlenecek topraklar yani
devamını gör...
çocukları can kulağıyla dinlemek
dinlerken başka bir iş yapmamaya ve göz temasına gayret ediyorum ancak her zaman değil. yıllarca bize okullarda çocuklarla konuşurken amerikan sit-com dizilerde olduğu gibi el ele göz göze oturup etkin bir dinleme yapmamızı öğrettiler. bu bir yere kadar doğru. göz teması ve uygun bedensel temas çocuğun rahatlaması kendine ve bana güven duyması kendini rahat ifade etmesi için çok anlamlı gerçekten ama arkadaş ben de o sırada gerçekten yetiştirmek zorunda olduğum bir işle uğraşıyorum. sınıfta isem bir başka cocuga yardım ediyor ya da bir sonraki etkinlik için malzeme hazırlıyorum. evde isem birazdan aç kurtlar gibi üstüme saldirmasinlar diye yemek hazırlıyorum falan. bu yüzden konusmaya başladığında dürüstçe söylüyorum. "eğer anlatacağım şey çok önemli ve uzun bir konu ise biraz sabret önce işimi bitireyim. ya da sen konuş ben hem işimi yapıp hem seni dinlemeye calisayim." burada karar ona ait. ancak her istediğinde karşısında onu dinleyecek birisi olmayabileceğini de bilmek zorunda. arkadaşları onu hep göz teması ve etkin şekilde dinlemeyecek çünkü.
dinlerken yorum yapmak yerine "hmm"
"anladım"
"..... oldu demek."
"sen bu konuda ne hissettin?"
"sence nasıl olmalıydı?"
"sonra ne oldu?" gibi sorularla konuşmaya ve duygu düşüncelerini anlatmaya teşvik etmek benim altın kuralım. ben genelde konuşma bitince "benimle paylaştığın icin teşekkür ederim. ne kadar güzel anlattın. çok iyi anladım."
diyor ve bekliyorum. genelde " sen ne diyorsun bu konuda ?" minvalinde bir soru gelene kadar yorum yapmıyorum. çunku çocuk benden yardım istemiyor sadece paylaşmak istiyor böylece çocuk başka zaman tekrar gelip benimle konuşmak için güven duyuyor. konu ciddi ve önemli ise o zaman elbette "bu konuda ben de kendi düşüncemi söyleyeyim ama karar sana ait" diyerek fikrimi ya da kuralını belirtiyorum.
çocukları dinlemek kolay değil. konudan sapmadan, kekelemeden, dürüst ve adil şekilde bir şey anlatmaları gerçekten zor, çok zor. hatta anlamlı ve gerekli bir şey anlatma olasılıkları da düşük. yalnız bazen o ciddiye almadığınız absurd hikayelerin içinden bilinçaltının kosesinde kıvrılıp kalmış bir canavar da çıkabiliyor.
insanı anlamanin en basit ve iyi yolu onu dinlemek. yüz hatlarını, ses tonunu, el kol hareketlerini, kelimelerini seçerken koyduğu tavrı dinlemek belki de anlattıklarından bile değerli.
dinlerken yorum yapmak yerine "hmm"
"anladım"
"..... oldu demek."
"sen bu konuda ne hissettin?"
"sence nasıl olmalıydı?"
"sonra ne oldu?" gibi sorularla konuşmaya ve duygu düşüncelerini anlatmaya teşvik etmek benim altın kuralım. ben genelde konuşma bitince "benimle paylaştığın icin teşekkür ederim. ne kadar güzel anlattın. çok iyi anladım."
diyor ve bekliyorum. genelde " sen ne diyorsun bu konuda ?" minvalinde bir soru gelene kadar yorum yapmıyorum. çunku çocuk benden yardım istemiyor sadece paylaşmak istiyor böylece çocuk başka zaman tekrar gelip benimle konuşmak için güven duyuyor. konu ciddi ve önemli ise o zaman elbette "bu konuda ben de kendi düşüncemi söyleyeyim ama karar sana ait" diyerek fikrimi ya da kuralını belirtiyorum.
çocukları dinlemek kolay değil. konudan sapmadan, kekelemeden, dürüst ve adil şekilde bir şey anlatmaları gerçekten zor, çok zor. hatta anlamlı ve gerekli bir şey anlatma olasılıkları da düşük. yalnız bazen o ciddiye almadığınız absurd hikayelerin içinden bilinçaltının kosesinde kıvrılıp kalmış bir canavar da çıkabiliyor.
insanı anlamanin en basit ve iyi yolu onu dinlemek. yüz hatlarını, ses tonunu, el kol hareketlerini, kelimelerini seçerken koyduğu tavrı dinlemek belki de anlattıklarından bile değerli.
devamını gör...
iticilikte çığır açan sözcükler
laps
boş yapma
ok
efso
kanka
kanks
sis (sister demeye çalısıyor)
bro
boş yapma
ok
efso
kanka
kanks
sis (sister demeye çalısıyor)
bro
devamını gör...
cesur yeni dünya
yıllar sonra tekrar okunduğunda etkileri farklılık gösteren muazzam distopik roman. 20. yüzyıl kurgu romanlarının en başarılısı ve yanılmıyorsam 1932 senesinde yazılmış. huxley, birinci dünya savaşında yaşananlar ve savaş sonrasındaki belirsizlikten o kadar etkilenmiştir ki başta devlet, ekonomi ve ekonomi eksenli değişen siyasal-sosyolojik travmalara şahane eleştiriler getirmiştir.
ahlak, yalnızlık, doğa, teknoloji, endüstri, birey-toplum ikilisi ve bağı, tanrı, üreme, yaradılış, duygu, bilim, bilinç, hipnopedya, sorgusuz sualsiz ifadeler, hizmet, sınıf gibi daha birçok, bize biç yabancı olmayan meseleye getirdiği eleştiriler sebebiyle tekrar tekrar okunmaya değer bir kurgu.
-- spo --
kitabı daha önce hiç okumayanlar için, hollywood filmlerinden aşina olduğumuz bir kurtarıcı, bir büyük kahraman bulamamak hayal kırıklığı oluşturabilir. ancak zaten amaç bir çıkmaz, bir anti-ütopya yaratmak olduğundan o hayal çok da kırılıyor denmez. bernard marx karakterinden daha sert, daha gerçek çıkışlar bekliyorsunuz ama olmuyor. helmholtz, gereğinden fazla arka planda kalıyor. lenina'dan beklenen o aydınlanma anı hiç yaşanmıyor. soma'yı ve etkilerini birebir yaşamak istiyorsunuz. vahşi'yi kurtarmak... kurgunun yönünü komple değiştirmek, insanları uyandırmak... ama hiçbiri olmuyor. çünkü distopya olmak bunu gerektirir.
romanın sonlarına doğru vahşi ve mustafa mond arasındaki diyalog tekrar tekrar okunasıdır. o bölüm bana matrix serisinin ikinci filmindeki neo-mimar diyaloglarını anımsattı tekrar okuyunca.
-- spo --
huxley, distopyasını yazarken içinde bulunduğu çelişkiyi oldukça dürüst aktarmıştır. yani yarattığı evrendeki distopik gidişatın aslında mümkün, yaşanabilir ve haklı yanları olduğunu yansıtmayı başarmıştır. bazı noktalarda her şeye rağmen okuyucuda da "acaba"lar oluşmuyor değil.
ilgili olarak (bkz: soma)
ahlak, yalnızlık, doğa, teknoloji, endüstri, birey-toplum ikilisi ve bağı, tanrı, üreme, yaradılış, duygu, bilim, bilinç, hipnopedya, sorgusuz sualsiz ifadeler, hizmet, sınıf gibi daha birçok, bize biç yabancı olmayan meseleye getirdiği eleştiriler sebebiyle tekrar tekrar okunmaya değer bir kurgu.
-- spo --
kitabı daha önce hiç okumayanlar için, hollywood filmlerinden aşina olduğumuz bir kurtarıcı, bir büyük kahraman bulamamak hayal kırıklığı oluşturabilir. ancak zaten amaç bir çıkmaz, bir anti-ütopya yaratmak olduğundan o hayal çok da kırılıyor denmez. bernard marx karakterinden daha sert, daha gerçek çıkışlar bekliyorsunuz ama olmuyor. helmholtz, gereğinden fazla arka planda kalıyor. lenina'dan beklenen o aydınlanma anı hiç yaşanmıyor. soma'yı ve etkilerini birebir yaşamak istiyorsunuz. vahşi'yi kurtarmak... kurgunun yönünü komple değiştirmek, insanları uyandırmak... ama hiçbiri olmuyor. çünkü distopya olmak bunu gerektirir.
romanın sonlarına doğru vahşi ve mustafa mond arasındaki diyalog tekrar tekrar okunasıdır. o bölüm bana matrix serisinin ikinci filmindeki neo-mimar diyaloglarını anımsattı tekrar okuyunca.
-- spo --
huxley, distopyasını yazarken içinde bulunduğu çelişkiyi oldukça dürüst aktarmıştır. yani yarattığı evrendeki distopik gidişatın aslında mümkün, yaşanabilir ve haklı yanları olduğunu yansıtmayı başarmıştır. bazı noktalarda her şeye rağmen okuyucuda da "acaba"lar oluşmuyor değil.
ilgili olarak (bkz: soma)
devamını gör...
abidin dino
nazım hikmet'in "bana mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?" sorusuna bir şiir ile cevap vermiş çok yönlü bir insan.
kokusu buram buram tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında varna’nın tozu
yüreğinde ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza bassaydık seni nazım,
yapardım mutluluğun resmini
başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler…
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.
ve dolaşsaydık türkiye’yi
bir baştan bir başa.
yattığımız yerler müze olmuş,
sürgün şehirler cennet.
işte o zaman nazım,
yapardım mutluluğun resmini
buna da ne tuval yeterdi;
ne boya…
kokusu buram buram tüten
limanda simit satan çocuklar
martıların telaşı bambaşka
işçiler gözler yolunu.
inebilseydin o vapurdan
ayağında varna’nın tozu
yüreğinde ince bir sızı.
mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
bağrımıza bassaydık seni nazım,
yapardım mutluluğun resmini
başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
bahriyeli adımlarla düşüp yola
gidebilseydik meserret kahvesine,
ilk karşılaştığımız yere
ve bir acı kahvemi içseydin.
anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
ne günler biterdi,
ne geceler…
dinerdi tüm acılar seninle
bir düş olurdu ayrılığımız, anılarda kalan.
ve dolaşsaydık türkiye’yi
bir baştan bir başa.
yattığımız yerler müze olmuş,
sürgün şehirler cennet.
işte o zaman nazım,
yapardım mutluluğun resmini
buna da ne tuval yeterdi;
ne boya…
devamını gör...
yeraltından notlar
tekrar tekrar okunabilecek güzel bir kitap. şöyle bir alıntıyla destekleyeyim =>
ne ben kimseye benziyordum ne de herhangi biri bana. " tek başımayım, ama onlar hep birlik."
ne ben kimseye benziyordum ne de herhangi biri bana. " tek başımayım, ama onlar hep birlik."
devamını gör...
kalender (yazar)
her gördüğümde "ben kalender meşrebim"şarkısını aklıma getiren yazar.
devamını gör...
anti savar
kafası mı iyi yoksa ironi yapmaya mı çalışıyor anlamış değilim. yaptığı ironi değil de, trollük de değil. dikkat çekmek için insanların damarına basmaktan başka çaresi olmayan biri gibi yazıyor bugün. bakalım nereye kadar izin verilecek.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
uçurulmasına sevindiğim yazar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının benzetildiği ünlüler
benzeyen bir ünlü çıkana kadar şimdilik örnek vatandaş'a benziyorum.
devamını gör...
kitaplardaki cümlelerin altını çizmek
yapmaya kıyamacağım türden bi alışkanlık. geri dönüp bakmak ve o zaman nelere dikkat ettiğinizi ya da takıldığınızı görmek açısından güzel bir şey ama ben yapamam ya. onun yerine okurken onunlaymışım ve düşüncelerini paylaşıyormuşum gibi hissettireceği için hediye gelen bir kitapta altı çizili cümleler görmek çok daha mutlu ederdi beni.
devamını gör...
23 ocak 2021 nijeryalıların türk gemisini rehin alması
ülke ismi ve mürettebat can güvenliği için üzüldüğüm ama! firmaya zerre üzülmediğim olay.
ordudan tasfiye edilmiş veya emekli olmuş genelde (özel kuvvetler)de görev almış şahısların kurdukları güvenlik şirketleri, genelde bu tarz gasp ve saldırılara karşı gemi güvenliğini üstlenirler.
maalesef sadece köklü ve vizyon sahibi bir kaç firma dışında bu kurumlara başvuran yok.
3-5 bin dolar ceplerinde kalsın diye gemiyi ve mürettebatı resmen canı ağzında sefere yolluyor.
ordudan tasfiye edilmiş veya emekli olmuş genelde (özel kuvvetler)de görev almış şahısların kurdukları güvenlik şirketleri, genelde bu tarz gasp ve saldırılara karşı gemi güvenliğini üstlenirler.
maalesef sadece köklü ve vizyon sahibi bir kaç firma dışında bu kurumlara başvuran yok.
3-5 bin dolar ceplerinde kalsın diye gemiyi ve mürettebatı resmen canı ağzında sefere yolluyor.
devamını gör...
birisinin arkasından konuşup yüzüne gülmek
çok irite olduğum insan tipidir. tamam birisini sevmezsin, sevmediğin için de arkasında konuşursun ki ben bunada karşıyım iyi ihtimalle diyelim ama konuştuğunuz arkadaşlık ettiğiniz birisinin arkasından konuşup sonra hiçbir şey olmamış gibi arkadaşlığa devam etmek nedir arkadaş. böyle iki yakın arkadaşı birbirine kırdıran çok fazla insan var. yani bu tür şeyler yapınca ellerine ne geçiyor anlamıyorum.
devamını gör...
limonluekşilisalata
ooo bir ana.
oo bir neşe kaynağı.
o onu nasıl anlatayım bilemedim.*
ortak özelliğimiz var kendisiyle her ne kadar besleyici olsakta ekşiyiz biz. ee hep tatlı olacak değiliz. salata'dan bir kaşık da ben almaya geldim. yavaş yavaş yazdıklarını tatmaya geldim.
oo bir neşe kaynağı.
o onu nasıl anlatayım bilemedim.*
ortak özelliğimiz var kendisiyle her ne kadar besleyici olsakta ekşiyiz biz. ee hep tatlı olacak değiliz. salata'dan bir kaşık da ben almaya geldim. yavaş yavaş yazdıklarını tatmaya geldim.
devamını gör...
hasan ali toptaş
ipliği pazara çıkmış kişidir. detaylı ve ayrıntılı suçlamalara karşılık röportajda pişkince kendini savunmuştur. insana sorarlar; madem iftiraydı, neden en başta özür diledin? madem bilmeden eril şiddet uyguladın, neden şimdi bilerek ve isteyerek bunu devam ettiriyorsun? cancel culture benim de karşı olduğum bir durum, ama burada öyle bir şey söz konusu değil, bana sosyal medya linci yapılıyor diyerek geçiştirmeye çalışması aymazlık. kitaplarını severek okumuştum, ama şimdi tiksintiyle bakıyorum kapaklarına. kendisine son sözüm nazım hikmet'in şiirinden:
"kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin."
"kalbime baktım da işte iyice
anladım ki sen de herkes gibisin."
devamını gör...
yazarı yazara şikayet eden yazar
manasız işler.
kimse kimseyi şikayet etmese keşke.
kimse kimseyi şikayet etmese keşke.
devamını gör...