müzelerde bulunan tabelaların içinde benim için açık ara en efsane olanı bolu müzesi girişinde bulunan; tarihi eserlere oturmayınız tabelasıdır. *

gülmekten kurabiyeler boğazıma takıldı, herkesin kafasına benden kalp* bu ikiliye kurabiye**
devamını gör...

ceza evine daha yeni girmiş bir adamın bu kadar kolay intihar edebilmesi şaşırtıcı gerçekten. birileri kendi adaletini mi sağlıyor acaba diye düşündürüyor insanı.
devamını gör...

kıçını yıkamayı bilmeyenlerinde atamla uğraşması sıktı artık. bu insandaki beyinse atamdaki neydi sorusunu sorgulamaktan bıhtım sözlük.
devamını gör...

"kafayı duvarlara vurmak" deyiminin kanlı canlı örneği.
devamını gör...

ismi güzel bir moderatör olup oradaki ing ifadesine kafam takılıyor. bu "ing" ingilizcede fiilde yer alan bir durum ortacına mı işaret ediyor? yahut bu eyluling isimli kişinin "dokuz eylül üniv ingilizce" bölümünden mezun olduğunu mu ifade ediyor? ya da ilgili şahsın eylül ayında ingiltere'ye vardığına mi delalet etmekte? yoksa ismi eylül olup ingiliz kültürüne hayranlığına selam mı çakmakta? belki eylül ayında bu arkadaş "ing bank" isimli hollandalı kapitalist sermayenin tapınaklarından birinde işbaşı yaptığını mı göstermekte? bu da değilse istanbul civarındaki illerde eylül ayının ingiltere'deki sonbaharlara benzediğini mi bize ima etmekte. sherlock gibi kafamdaki sorulara cevaplar arıyor ve sanki buldum gibi. eee ne de olsa arayanlar bulamazken bulanların da hep arayanlar olduğunu da biliyoruz.
devamını gör...

bir versus

geçmişte özlem duyduğumuz kişiler ve anılar .gelecekte ise insanlığın hayalleri mevcuttur .karar vermek zor olur ancak geçmişte özlem duyduğum insanları görmek güzel olurdu.
devamını gör...

toplumsal başarım insan kalmayı başarabilmek; bireysel olarak ise kendime ait bir yaşam kurmaktır.
devamını gör...

kendimi kandırmam için hiç bir sebep yok, çünkü herşeyi gerçekliğine inandığım kadar kabul eder yaşarım.
irrasyonal hiç bir şey ile, ne kendimi kandırırım ne de zihnimi meşgül ederim.
devamını gör...

tanrı kelimesi düşmanlığı yıllarca izlediğimiz dublajlı filmlerdeki ''aman tanrım, oh tanrım, tanrı aşkına!'' gibi replikleri duyunca ''la demek ki bu tanrı gevurların allah'ı'' diye çıkarım yapabilenler yüzündendir.
devamını gör...

dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünün ismi ihsan'dır. ihsan, mümtaz'ın ağabeyi, amcasının oğludur. bu bölümde mümtaz karakterinin ayaklarını bastığı yer anlatılır. mümtaz'ı bu güne getiren arka plan göz önüne serilir. anlatıcı bu bölümde mümtaz ile arasında bir cam yerleştirmiştir ve bu camın ilerleyen bölümlerde gittikçe inceldiğini ve "o'nun" "biz" olduğunu hiddetli anlarda görmek mümkündür. fakat şimdilik anlatıcı ile mümtaz bütünleşik olamaz. asli görevi mümtaz'ın gerçeklerini anlatmaktır. diğer karakterlerin neden ve nasıl'ını anlamak için de bu bölüm önemlidir. mümtaz'ın düşünce dünyasını bu bölümde anlatır. geçmiş ve gelecek arasında bir sarkaçtır huzur. "ilk defa doğuracak bir kedi yavrusunun sancılı telaşıyla * , okunur bu bölüm. pek çok şey insan'ın rahatsızlığı etrafında çerçevelenir. toplumsal meselelere giriş niteliğinde bir altyapı oluşturulur.

ikinci bölüm nuran'dır. "bu, dünyanın en basit, adeta bir cebir muadelesini hatırlatacak kadar basit bir aşk hikayesidir." cümlesiyle başlar ikinci bölüm. tanpınar'ın musiki bilgisini gözler önüne serer, bir kilim gibi dokur tanpınar romanında musikiyi. insan ilişkilerini özenle inceler. tabiatımızın anlatmaktan yoksun olunan yönlerini su akar yolunu bulur misali anlatır. tanpınar'ın betimlemelerinin zirveye ulaştığı nokta benim için insan ilişkileri ve insan doğası hususundadır. bir nakış gibi. tanpınar bunu nasıl yapıyorsa okuduğum her eserinde hayret ederim. insan ilişkilerini de memleket meselelerini de bu bölümde okuyucunun zihninde yapılandırmaya başlar. dostları ile bir masa etrafında tartışmaya giren mümtaz, günümüzün memleket problemlerine sığlığını gösterir. a, b, c partilerini tartışmanın çok ötesindedir bu tartışma. insan ilişkileri konusundaki betimlemeleri sırlı bir kalem gibidir. tanpınar'ın dili başka bir evren. dili günümüz insanının da yazarı ve hata entelektüel kimliğinin de ne denli fakir bir biçimde kullandığı tanpınar'ın tek cümlesiyle bir fotoğrafa dönüşür. büyük küçük yok diyor tanpınar, her şey ve herkes var.

bu her şeyin ve herkesin mekan edindiği istanbul, bir çağlayan gibi akıyor bu esere. bazen mekan insanla bazen de insan mekan ile var oluyor. nuran hayaletinde kadını anlatıyor tanpınar. bir kadının hayatını çoğu zaman nasıl kendi seçimlerine aykırı şekillendirdiğini gösteriyor nuran. eski kocası ve kendi hayatı göz önüne alındığında bu adaletsizlik daha da belirgin hale geliyor. nuran aydın bir kadın olmasına rağmen, kendi hayatının iplerini tutuyor olmasına rağmen yılıyor. nuran, nuran'ı değil nuran olmamayı gösteriyor. bunun yanında önemsiz veya sevimli bir adam olan suat'ın mümtaz için nasıl korkunç bir adama dönüştüğünü görürüz. mümtaz tereddütleriyle, iç sıkıntısıyla o kadar meşguldür ki aşkının yerini bu tereddütleri almaktadır.

üçüncü bölüm suat'tır, mümtaz bu bölümün başlangıcında tereddütlerinin yersizliğiyle rahatlar. umduğu nuran'a ve "huzur"a kavuşmasına ramak kalmıştır. romanın ismi olan huzur sözcüğünün ne kadar kıt kullanïldığı, adeta harcanmaktan sakınıldığı dikkate değer olsa benim için bunun bir adım fazlası romanda dikkatimi çeken tek huzur sözcüğüdür. anlatıcı mümtaz'ın hayatında öyle bir çaba huzur'u eklemiştir ki bu dikkat ve ihtimam insanı çarpar. oysa defalarca tadarız bu huzuru. nuran mümtaz'ın kollarında veya ağaçların ismini sayarken kokusu gelir. hayır, tanpınar huzur'u bu biçimde konumlandırmıştır. huzur, hakiki huzur yalnız o anadır veya o andan sonra başlar huzur'un yokluğu. mümtaz aldığı kararı, bu sert duvarı tek bir cümleyle ifade eder. oysacbiz günlerce senin nuran'a dair şüphelerini, heyecanlarını paylaşmadık mı mümtaz?

tanpınar'ın zamanla ilişkisi bir acayiptir. bu bölümde de en sıradan görünen anların içine zamanla ilgili ipuçları bırakmıştır. ikinci bölümde olduğu gibi yine yaşam, zaman, ölüm konuları iç içe geçmiş durumdadır. mümtaz'ın, zamanla bir derdi vardır. bu derdin tek sahibinin mümtaz olmadığı ise gün gibi ortadadır. ses, musiki, an! yine de bu bölüm için bunları söylemekle yetinmek esere büyük bir haksızlık. üstelik bu yalnız bu bölüme has değil. insan tanpınar okumadan kendine ve insana nasıl yaklaşabilir şaşarım bazen. suat ile mümtaz'ın karşı karşıya geldiği bu bölümde benim için bir iç muhasebedir. mümtaz ve suat taban tabana iki zıt karakter ve yaşam adamıdır. ne yazık ki suat, nuran ve mümtaz'ın ayrılığını ölümüyle sağlayacak ve geride bir mektup bırakacaktır.

dördüncü bölüm ise nihayet mümtaz'dır. bize suat'ın mektubundan bir bölümden bahsedildiğinde suat'ın hayaletinin mümtaz'ın yakasına yapıştığı ve bırakamadığı anlaşılır. koskoca bir an içinde geçen zaman, ihsan'ın yatağı başında oturur. artık türkiye değil, dünyadır mesele. suat bir hayalettir mümtaz'ın yanında. bir zihinde yaşadığı için artık daima güzel kalacaktır, zihinde yaşayanlar bu biçimde kalırlar.
devamını gör...

bölücü hainlere hadlerini bildirmiş olan göklerin kahraman kızı.
devamını gör...

muz kabız yapacağından zor tabi böyle şeyler, mermer gibi hacet giderirsin o kadar muz yersen diyerek karşı çıktığım diyettir.
devamını gör...

bildiğim birkaç yazar var. tanımlarının çoğu copy/paste. önce kontrol ediyorum sonra moderatörlere şutluyorum.
devamını gör...

kitap ayracı.
devamını gör...

istiklal ve hürriyet benim karakterimdir.
devamını gör...

öncelikle saat başları garip bir tabir gibi dursa da yanlış bir ifade olmadığını düşünüyorum.

tembel ve harekete geçmekte zorlanan insanların kendilerine sunduğu işlevsiz kural. bir bakarsın dakikalar 13ü gösteriyor, 47 dk sonra mı başlasam o zaman düşüncesi zaten hazırda bekliyordur, hemen parlar. o yüzden saate bakmadan işe koyulmak gerek.
devamını gör...

mutluluğa bir adım kala yaşıyoruz… ama neden kala da mutlu değil ?

günler akıp gidiyor. zaman anlayamadığımız kadar hızlı. bu tempoya ayak uydurmak için elimizden geleni yapıyoruz. koşturma içerisinde gözden kaçırdığımız aslında fark etsek hayatımızı güzelleştirecek öyle güzel sırlar var ki. hepimiz biliyoruz bunları. yapıyor muyuz? muallak. bazen gözden kaçıyor, bazen önemsenmiyor, bazen hayatın ağır yükü altında aklımıza bile gelmiyor bunların bize katacakları.

gülümsemiyoruz mesela doyasıya… neden? o mucizevi tılsımı yaysak ya etrafımıza. sabah kalktığımızda yüzümüzü yıkarken tebessüm etsek ya aynaya, ev halkına, ekmek aldığımız bakkal amcaya, kedilere, köpeklere, kuşlara, bindiğimiz dolmuşun şoförüne, yanımıza oturan yaşlı teyzeye, mesai arkadaşlarımıza… bütün bir günü kurtarabilir o aynada gördüğünüz tebessüm ve işin ilginci sadece sizinkini değil. gülümsemek bulaşıcıdır unutmayın ve etkisi buzları eritebilir.

hoş görsek! bırakın çocuğunuz çocukluğunu yapsın, kızmayın hemen. yıkmayın o minnacık yüreğin sizin merhametinize olan inancını. arkadaşınız boşboğazlık mı yaptı, çatın kaşlarınızı belki ama uzatmayın. zedelemeyin arkadaşlığın görünmez bağlarını. eşiniz, sevgiliniz sizi üzecek bir davranışta mı bulundu alın karşınıza konuşun. atmayın içinize, büyütmeyin olayları, derin yaralara çevirmeyin. sevgiden daha yüksek çıkmasın o sorunun sesi. köprüleri atacak kıvama gelmeden bakın gözlerine ilk günkü kadar çok seviyorsunuz yine… insanlardan hoş görüyü esirgemeyin. gereksiz tatsızlıklar ilk önce sizin canınızı sıkar. sonra yine sizin… kin tutmayın. içinizde biriktirdiğiniz bu duygu sizi günden güne kemirir. insanlar için besleyeceğiniz güzel duyguların da önüne geçer. affedin, affetmenin verdiği o huzura erişin. gerektiğinde özür dileyin. korkmayın, küçültmez sizi. değer verdiğinizi gösterin onlara. özür dilemenin verdiği hazzı ilk siz yaşayın ,pişmanlığı karşıdakine bırakın. teşekkür edin. yanınızda oldukları için, sizi sevdikleri için, destek oldukları için… gösterin minnetinizi ,yeri geldiğinde taktir edin. taktir edilmenin verdiği duyguyla daha da sağlamlaşacaktır o dostluk, arkadaşlık ,sevgi ,saygı…

ön yargılarınızı saklayın sandıklara. bu bir erdem değil. sizin sandığınızdan çok başka çıkabilir her şey. her zaman bir örneğiyle karşılaşmışsınızdır. ‘işe yaramaz’ dediğiniz gelir en zor anınızda size destek olur. ‘vay be adam gibi adam’ dersinizde akşamına kalmaz soytarılığının ilanı. herkese bir şans verin. kimseden selamınızı esirgemeyin. selam muhabbetin başlangıcıdır. kalpteki sevgiyi ateşler. kalbinizde biriktirdiğiniz her sevgi kötü duyguların kalpten tasfiyesini sağlar. kalbi temizler.

yardım sevin! evet doğru anladınız. gerektiğinde yardım edilmesine izin verin. her şeyi bilmek zorunda değilsiniz, bilmeyin zaten. küçük dağları ben yarattım edasıyla, her şeyi ben bilirim moduyla konuşmayın insanlarla. insan yalnız bir varlık değil, bu doğasına uygun değil. bırakın size de yardım etsinler. hem emin olun bu sizi insanların gözünde daha da yüceltecektir. insanlarla konuşun, paylaşın, yardım isteyin, sorun, girmek isteyenleri hayatınıza buyur edin. duvarlar, ben biliyorumlar sizi çok daha yorar. eğer bir kabuğa ihtiyacımız olsaydı çekilmemiz gereken, bir ksmlumbağa gibi kabuklu doğardık. biz sosyal bir varlığız. paylaştıkça mutlu olur. yardım aldıkça yardım etmenin güzelliğine varırız. yardım ettikçe insanlığımızla gurur duyar iç huzura yavaş yavaş yaklaşırız.


kendiniz olun. birileri için eğilip bükülmeyin. ya da birilerine benzemeye çalışmayın, herkes kendi kabında güzeldir. kıyaslamayın kendinizi başkalarıyla. ailelerin, çevrenin başlattığı ‘şu şöyle oldu sen hala bir baltaya sap olamadın’ saplığından kurtarın kendinizi. bir kıyas yapacaksanız sizden daha zor durumda olanları düşünün. itilen kakılan en yakınları tarafından bile sevilmeyenleri getirin gözünüzün önüne. bir eviniz, bir aileniz, bir işiniz olduğunu sağlıklı bir ömre sahip olduğunuzu görün.


‘ne demek istedi?’, ‘neden öyle baktı?’ lardan kurtarın kendinizi. bırakın ne demek istediğini siz ne hissediyorsunuz nasıl mutlusunuz ona bakın. size iyi gelmeyen insanlarla ilişkinizi bir kez daha gözden geçirin. haset, kıskanç, çıkarcı, kendinden başka kimseye yararı olmayan ve her fırsatta laflarıyla karşısındakini iğneleyen insanlardan imkan buldukça uzak durun. selamdan öteye geçmemeye çalışın. kendi ruh sağlığınızı ruh sağlığı sağlam olmayan insanlar için bozmayın. hayır demeyi öğrenin. her şeye evet demek, her söyleneni kabul etmek sizi mutlu etmez aksine bir süre sonra mutsuzluğa kapılar açar. içinizde tarifi zor bir tatminsizlik oluşur. ortayı bulmaya çalışsanız da bunu kendinize zarar vermeden yapmaya çalışın.


açık arayıp sürekli hata kollayan insanlar bir süre sonra hiçbir şekilde memnun olmamaya başlar. bunu alışkanlık haline getiren insanlar iç huzurlarını kaybederler. psikiyatrist martin seligman’a göre örneğin vergi müfettişleri günlerini evrakların aralarında açık arayarak geçirdiklerinden evlerine dönünce de özel hayatlarında açık aramaya başlarlar. aynı durum avukatlarda da vardır. bazen bazı durumlarda açıkları görüp insanları eleştirebiliyoruz fakat zamanla bu durum alışkanlık halini alabilir ve insanlar tarafından sevilmeyen ve insanları sevemeyen bir insana dönüşürüz.


evet bir idealiniz olsun ama o ideal olmazsa olmazınız olmasın. gelecek kaygısıyla korkusuyla anı yaşamaktan alı koymasın bizleri. sahip olmak istediklerinize odaklanıp sahip olduklarınızı göz ardı etmeyin o ideal uğruna. sahip olduğunuz her neyse sarılın sıkı sıkı. kıymet bilin. ben içimden seviyorum demeyin, karşınızdakine de yansıtın bunu. durup dururken seni seviyorum, iyi ki varsın deyin ve yaşatın bunu hareketlerinizle. güçlendirin ilişkinizi. çevresindekilerle ilişkileri iyi olan insanlar daha çok mutludurlar. daha çok sevilirler. hayatının her anına her yerine yansır bu durum.


başka uğraşlar bulun kendinize. iş ev arasında mekik dokurken hayatın güzelliklerinden uzaklaşırsınız. negatif enerjinizi atamazsınız. örneğin evde olan bir olay işinize, işte olanda evinize yansır. sizi oyalayacak, kafanızı meşgul edecek, negatif enerjinizi atacak ,hayata daha pozitif bakmanızı sağlayacak bir hobi edinin kendinize. kitap okuyun, başka dünyaların kaplarını açın. yazı yazın, içinizdeki tüm duyguları buna yansıtın, dışarıya taşmasın. kurslara gidin. sosyal etkinliklere katılın. dünyanızı ve bakış açınızı küçültmeyin. hayatımız zaten çok fazla stresli ve sıkıntılı. bunun farkında olup daha eğlenceli tercihlerde bulunun. misal dram filmlerini bırakın bir kenara, entrikalı dizilerle meşgul etmeyin kafanızı, içinizi karartan müzikleri silin gitsin. keyif almak için yaptıklarınız içinizi bulandırmasın bari. mutlu bir yaşam sizi mutlu eden uğraşlardan geçer hüzünlendirenlerden değil.


dua edin. ya da iyi dilekler sunun inandığınız her neyse ona. içinize dolan huzuru o zaman görün işte. mutluluğun asıl kaynağına yönelin. kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz açın ellerinizi silinsin o kimsesizlik duygusu. konuşun anlatın içimizi dökün.


baharın rehaveti mi sardı bilinmez herkeste bir huzursuzluk herkeste bir mutsuzluk. sağım solum solgun yüzler… mutlu olduğumuzu bilmediğimiz için mutsuzuz aslında çoğu zaman. hayat o kadar hızlı akıyor ki koşturmacada kendimizi unutuyoruz. sonrası ani bir patlama. ‘neden mutsuzum? , aslında hiçte mutsuz değildim, ne oldu birden?’ söylemleri. yol alırken yaptıklarımıza ya da yapmadıklarımıza dikkat etmeyip sonradan geldiğimiz noktaya şaşırıyoruz. geri dönüş ise bayağı meşakkatli ya kendimizden ya da çevremizden taviz veriyoruz eskiye dönebilmek için. tüm tabiat yenileniyor şimdilerde. ağaçlar filizleniyor, çiçekler tomurcuklanıyor, hayvanlar daha bir neşeli koşturuyor sanki biz neden yenilenmeyelim? neden atmayalım üzerimizde ki ölü toprağı? haydi sıvayın kolları! güzel düşünün, güzeli düşünün tüm mutluluklar sizin olsun… bu bahar yeni bir ‘mutluluk’ olsun…

05.04.2015
bir yerel gazetede yayınlanan köşe yazım.
sonra anlaşamam bazı nedenlerden iptal oldu ve tüm yazılarımı kaldırtmıştım. arvişde buldum az önce. aslında biraz sevindim ve güldüm halime. nasıl sevgi pıtırcığı bir kalple yazılmış ah canım kendim.

neysem zaten yeterince uzun okunacak mı o bile meçhul. daha fazla uzatmayalım.
devamını gör...

alakası bile yok hatta tam tersi. özellikle yeni nesilde deist/ateist çok fazla. misal benim çevremde müslüman olan 1-2 arkadaşım var sadece.
devamını gör...

nida ateş sesi, yâre yakılan nağme, duyulmayan ses, bitmeyen özlem..

"bir mendil aldım aldım dereden (şeherden)
yolum geçmez yar buradan
binbir derdim var yaradan

güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim

bahar çiçek açar dalda
ömür geçer hep bu yolda
benim gözüm değil malda

güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim

selam gelir mektup ile
mektup değil bu bir sille
sever isen beni dinle

güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim(şikayettir)"


spotify
devamını gör...

gerçek ismiyle mişel avn, lübnan cumhurbaşkanıdır. ama kendisinin bahçeli ve erdoğan ile akrabalığı olsa gerek. yoksa bu kadar benzemesine imkan yok.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim