güzelliğin on para etmez
--- alıntı ---
aşık veysel'i 25 yaşındayken köylerindeki en güzel kız olan esma ile evlendirmişlerdi. aşık veysel evli olduğu zamanlarda eşi, hüseyin adındaki komşusuna gönlünü kaptırıp adama aşık olur ve kaçmaya karar verir. gece uyumak için yataklarına girdikten sonra eşi kalkar, bohçasını da aldıktan sonra ayakkabılarını giyer ve ardına bakmadan kaçar. kaçarken ayağını bir şeyin vurduğunu fark eder. ayakkabılarını çıkarttığında aşık veysel’in kendisine bütün parasını verdiğini görür. kaçacağını anlayıp sahip olduğu her şeyi eşine bırakmış. ayakkabının içinde bir de not yazılı bir kağıt parçası bulur. kağıtta şu yazar: ”al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun, gittiğin yerde kendini ezdirme. bir de güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa..”
--- alıntı ---
aşık veysel'i 25 yaşındayken köylerindeki en güzel kız olan esma ile evlendirmişlerdi. aşık veysel evli olduğu zamanlarda eşi, hüseyin adındaki komşusuna gönlünü kaptırıp adama aşık olur ve kaçmaya karar verir. gece uyumak için yataklarına girdikten sonra eşi kalkar, bohçasını da aldıktan sonra ayakkabılarını giyer ve ardına bakmadan kaçar. kaçarken ayağını bir şeyin vurduğunu fark eder. ayakkabılarını çıkarttığında aşık veysel’in kendisine bütün parasını verdiğini görür. kaçacağını anlayıp sahip olduğu her şeyi eşine bırakmış. ayakkabının içinde bir de not yazılı bir kağıt parçası bulur. kağıtta şu yazar: ”al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun, gittiğin yerde kendini ezdirme. bir de güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa..”
--- alıntı ---
devamını gör...
sakın yatağın altına bakma
“bir kundura dünyanın en tuhaf formudur.”
j.jose millas’ın yazdığı bu olağan dışı roman seni ummadığın yerlere götürecek.
evet,dünyada yalnız değiliz ama millas’a göre bu dünyada bizimle birlikte yaşayanlar ne uzaylılar ne de hayaletler. bizim cansız varlıklar olarak nitelediğimiz ayakkabılar, askılıklar, terlikler, çoraplar… bunlar kendi aralarında bir topluluk oluşturan yarı canlı varlıklar. bitki mi hayvan mı olduğu tam olarak belirlenemeyen deniz yıldızı gibi canlı ile cansız arasındaki yaşam formları.
“sakın yatağın altına bakma”da iki roman okuyacaksınız. biri romanın adı olan, diğeri ise bu romanı okuyanların yaşamlarını anlatan.romandaki herkes takıntılı insanlar. savcı elena rincon ölmüş olan babasıyla telefon konuşmaları yapmakta, yasak aşk yaşadığı adli tabip dünyanın sonuna takıntılı, vicente holgado ayaklarla kafayı bozmuş, holgado’nun masör sevgilisi teressa dolabında yaşayan bir canavarın varlığına inanmakta, teressa’nın annesi hastalık belirtileriyle babası ise alet edrevatla meşgul…
romandaki insanların yolları kıyısından köşesinden kesişmekte. ama asıl dünya yatağın altında dönmektedir. holgado’nun ayakkabıları ayakları kandırarak fare formunda yaratıklara dönüşebilme umudu taşıyan bireysellik peşinde koştukları için birbirlerinden ayrı hareket etme hevesinde olan varlıklardır. amaçları üzerlerinde taşıdıkları bedenden kurtulup özgürlüklerini ilan etmektir.
yukarıda da benzer bir mücadele sürmektedir. vicente ve teressa bir arada oldukları halde birbirlerinden bağımsızdırlar. tıpkı savcı ve adli tabip gibi. vicente teressa’nın ailesiyle yediği bir yemekten sonra ordan koşarak uzaklaşır ve yatağının altına girer. orda bulunduğunda artık ölüdür ve adli tabibe göre korkudan ölmüştür. zira orası hem ayakkabıların vatanıdır, hem de holgado kendini bir yatak altı canavarı olarak görür. bu da demektir ki holgado ölmek için başlangıç noktasına dönmüştür.
holgado’nun ölümüyle ilgili asıl ilginç olan şey ise ayaklarının olamamasıdır. ayaklar holgado’nun ölümünü fırsat bilip ayakkabılarla birlikte özgürlüklerini yaşamaya başlamışlardır. adli tabipse kendini siyah beyaz gören, televizyonunu şöminenin içine koyup asla kapatmayan savcı’nın evinde, yatakta iken savcı’nın korkması üzerine yatağın altına bakmak için eğildiğinde kalp krizi geçirip ölür. savcı’ya göre yatağın altında yatak altı canavarı holgado bulunmaktadır. adli tabibin ölümünde ilginç olan şeyse adli tabibin bir ayağı ile savcı’nın bir ayağının yer değiştirmiş olmasıdır. bunu kimse fark etmez ama savcı bu olaydan sonra topal kalır ve bu onu daha güçlü ve farklı bir insan yapar. artık holgado’dan korkmamaktadır. ayakkabılar ve ayaklar ne yapmıştır bu olaylardan sonra bilinmez ama adli tabibin ayakkabılarından biri savcı’nın balkonunda sokaktan topladığı dul ayakkabılarla sohbet ederek ve en sevdiği yiyecek olan çorapları yiyerek hayatını sürdürür.
“sakın yatağın altına bakma” romanını okuyan herkes 147. sayfada bırakmaktadır okumayı. bir kez de sen dene bakalım.
bu gece yatmadan hemen önce ayakkabılarına iyi geceler dile ya da sakın yatağın altına bakma…
devamını gör...
yazarların yaşlandıklarını hissettiği ilk an
çok iş yapmak için kalkıp az iş yapıp oturduğum an. dağı kazıp devirecek istek var ama kazma küreği sallayacak güç yok. * işte bu yüzden hissettiğin yaş, ruhum genç benim söylemleri var’mış.
devamını gör...
cesur yeni dünya
yıllar sonra tekrar okunduğunda etkileri farklılık gösteren muazzam distopik roman. 20. yüzyıl kurgu romanlarının en başarılısı ve yanılmıyorsam 1932 senesinde yazılmış. huxley, birinci dünya savaşında yaşananlar ve savaş sonrasındaki belirsizlikten o kadar etkilenmiştir ki başta devlet, ekonomi ve ekonomi eksenli değişen siyasal-sosyolojik travmalara şahane eleştiriler getirmiştir.
ahlak, yalnızlık, doğa, teknoloji, endüstri, birey-toplum ikilisi ve bağı, tanrı, üreme, yaradılış, duygu, bilim, bilinç, hipnopedya, sorgusuz sualsiz ifadeler, hizmet, sınıf gibi daha birçok, bize biç yabancı olmayan meseleye getirdiği eleştiriler sebebiyle tekrar tekrar okunmaya değer bir kurgu.
-- spo --
kitabı daha önce hiç okumayanlar için, hollywood filmlerinden aşina olduğumuz bir kurtarıcı, bir büyük kahraman bulamamak hayal kırıklığı oluşturabilir. ancak zaten amaç bir çıkmaz, bir anti-ütopya yaratmak olduğundan o hayal çok da kırılıyor denmez. bernard marx karakterinden daha sert, daha gerçek çıkışlar bekliyorsunuz ama olmuyor. helmholtz, gereğinden fazla arka planda kalıyor. lenina'dan beklenen o aydınlanma anı hiç yaşanmıyor. soma'yı ve etkilerini birebir yaşamak istiyorsunuz. vahşi'yi kurtarmak... kurgunun yönünü komple değiştirmek, insanları uyandırmak... ama hiçbiri olmuyor. çünkü distopya olmak bunu gerektirir.
romanın sonlarına doğru vahşi ve mustafa mond arasındaki diyalog tekrar tekrar okunasıdır. o bölüm bana matrix serisinin ikinci filmindeki neo-mimar diyaloglarını anımsattı tekrar okuyunca.
-- spo --
huxley, distopyasını yazarken içinde bulunduğu çelişkiyi oldukça dürüst aktarmıştır. yani yarattığı evrendeki distopik gidişatın aslında mümkün, yaşanabilir ve haklı yanları olduğunu yansıtmayı başarmıştır. bazı noktalarda her şeye rağmen okuyucuda da "acaba"lar oluşmuyor değil.
ilgili olarak (bkz: soma)
ahlak, yalnızlık, doğa, teknoloji, endüstri, birey-toplum ikilisi ve bağı, tanrı, üreme, yaradılış, duygu, bilim, bilinç, hipnopedya, sorgusuz sualsiz ifadeler, hizmet, sınıf gibi daha birçok, bize biç yabancı olmayan meseleye getirdiği eleştiriler sebebiyle tekrar tekrar okunmaya değer bir kurgu.
-- spo --
kitabı daha önce hiç okumayanlar için, hollywood filmlerinden aşina olduğumuz bir kurtarıcı, bir büyük kahraman bulamamak hayal kırıklığı oluşturabilir. ancak zaten amaç bir çıkmaz, bir anti-ütopya yaratmak olduğundan o hayal çok da kırılıyor denmez. bernard marx karakterinden daha sert, daha gerçek çıkışlar bekliyorsunuz ama olmuyor. helmholtz, gereğinden fazla arka planda kalıyor. lenina'dan beklenen o aydınlanma anı hiç yaşanmıyor. soma'yı ve etkilerini birebir yaşamak istiyorsunuz. vahşi'yi kurtarmak... kurgunun yönünü komple değiştirmek, insanları uyandırmak... ama hiçbiri olmuyor. çünkü distopya olmak bunu gerektirir.
romanın sonlarına doğru vahşi ve mustafa mond arasındaki diyalog tekrar tekrar okunasıdır. o bölüm bana matrix serisinin ikinci filmindeki neo-mimar diyaloglarını anımsattı tekrar okuyunca.
-- spo --
huxley, distopyasını yazarken içinde bulunduğu çelişkiyi oldukça dürüst aktarmıştır. yani yarattığı evrendeki distopik gidişatın aslında mümkün, yaşanabilir ve haklı yanları olduğunu yansıtmayı başarmıştır. bazı noktalarda her şeye rağmen okuyucuda da "acaba"lar oluşmuyor değil.
ilgili olarak (bkz: soma)
devamını gör...
duracell ayısı
aşırı sevimli ayıdır. yumoş ayısı gibi el bebek gül bebek büyümemiştir. reklamlarda sürekli alın teriyle para kazanmış yumoş ve haribo ayıları gibi rahata alışmamıştır.
devamını gör...
erdoğan değil intihar eden vatandaşlar suçludur
sözün bittiği yerdeyim.
devamını gör...
anlayışlı kadın
aynı zamanda anlayış da gösterilmesi gereken kadındır.
devamını gör...
uçurum kenarından atlayacak kişiye söylenecek son söz
elimi tut.
devamını gör...
ihmal sendromu
neglect sendromu olarak da bilinen posterior parietal kortekste hasar sonucu oluşan rahatsızlığa verilen isimdir.
bu hastalarda hasarlı tarafın karşı tarafındaki kısmını ihmal eder.
örneğin;
sol elini,sol kolunu,vücudunu kullanmaktan kaçınır.
tıraş olduğu zaman sol tarafını tıraş etmez veya yıkamaz.
ancak dokunma duyusu kaybolmaz yani sol tarafında bir yere iğne batırıldığı takdirde hasta onu hissedebilir.
bu hastalarda hasarlı tarafın karşı tarafındaki kısmını ihmal eder.
örneğin;
sol elini,sol kolunu,vücudunu kullanmaktan kaçınır.
tıraş olduğu zaman sol tarafını tıraş etmez veya yıkamaz.
ancak dokunma duyusu kaybolmaz yani sol tarafında bir yere iğne batırıldığı takdirde hasta onu hissedebilir.
devamını gör...
klasik müziği sevdirecek eserler
klasik müziği sıkıcı olduğu için sevmeyen insanlar var. bu kişilere klasik müziği sevdirmeyi kendime görev bildim* ve bildiğim biraz daha hareketli klasik müzikleri paylaşmaya karar verdim.
offenbach-can can(kadınların eteklerini kaldırdığı bir çeşit dans çeşididir ayrıca)
in the hall of the mountain king
ride of the valkyries
9. senfoni
ronda alla turca
offenbach-can can(kadınların eteklerini kaldırdığı bir çeşit dans çeşididir ayrıca)
in the hall of the mountain king
ride of the valkyries
9. senfoni
ronda alla turca
devamını gör...
türk halk müziği
aldigi batı muzigi egitimleriyle ve bas bariton sesiyle, turk halk müziğinin çağdaş yorumlanmasinda öncülük eden ruhi su'nun katkisini unutmamak gerekir.
devamını gör...
kısası makbul olan şeyler
boy. ben kısa olduğum için demiyorum*yani gerçekten kızların kısası makbuldür bence. hem zaten ben kısa değilim ki*, sizler çok uzunsunuz.*
devamını gör...
allah'a inanmıyorum mavisi
alakayı kuramadığım 2 özelliği kendince alakalandıran başlık.
bir ara benim saçlarım da koyu maviydi ama dinle imanla hiçbir sorunum yok. mavi olmasının tek nedeni en sevdiğim rengin o olmasıydı. hatta biraz uzasın, tekrar mavi olacak.
zaten sözlüklere bakılırsa imansız da oldum, hafif meşrep de oldum, olmadığım her şeyi oldum. biri de kalkıp sormaz "saç rengin bana bunu çağrıştırıyor ama gerçekte nasıl birisin acaba?" diye.
bu saatten sonra sormayın da zaten. tersim pistir.
bir ara benim saçlarım da koyu maviydi ama dinle imanla hiçbir sorunum yok. mavi olmasının tek nedeni en sevdiğim rengin o olmasıydı. hatta biraz uzasın, tekrar mavi olacak.
zaten sözlüklere bakılırsa imansız da oldum, hafif meşrep de oldum, olmadığım her şeyi oldum. biri de kalkıp sormaz "saç rengin bana bunu çağrıştırıyor ama gerçekte nasıl birisin acaba?" diye.
bu saatten sonra sormayın da zaten. tersim pistir.
devamını gör...
daha neler
hayatımda yaşanan nerdeyse her olaya “yok artık” dedikten sonra kullandığım söz öbeği.
devamını gör...
en iyi zombi filmi
videosunu aşağıya bıraktığım filmdir.
geriye kalanlar anca kendi aralarında yarışır.
adeta bir başyapıt.
geriye kalanlar anca kendi aralarında yarışır.
adeta bir başyapıt.
devamını gör...
mesut özil'in fenerbahçe'ye transfer olması
jübile öncesi kolay, temiz para ülkesi. 5 sene sonra messi'yi antep'te sabah ciğer yerken çekip haber yapacaklardır.
devamını gör...
hoşlanılan kızla otobüse binmek
ne var ki bunda? fakirin yüzü hiç gülmesin zaten.
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
yeğenimin annesine kumbarasından 50 tl verip kağıda anne 50 tl borç yazması! korkuyorum sözlük.(bkz: swh)
devamını gör...

