her düşünceye saygı duyulur mu sorunsalı
homofobi, ırkçılık, dincilik vb. bir düşünceyse eğer saygı falan duyulmaz.
devamını gör...
8 şubat 2021 alaattin çakıcı'nın boğaziçi tweet'i
büyük resmi görüp, küçük bağlaçları ve ekleri karıştıran mektup içeren bir tweet...
devamını gör...
hayatı tek kelime ile anlat
biri de çıkıp kısacala ne ola dememiş.
devamını gör...
sözlükte popüler olmanın bedelini ödemek
devamını gör...
muhteş ikiliyle kafa rock radyo yayını
evimde mutlu mesut islerimi yaparken, bir aydinlanma geldi; "bir dk. bugun havuç canavarımın* ve yoldasi kafadandeniz'in radyo programi olmasi gerekti" diye aklimdan gecirdim* ve bingo! radyo basligi önume düstü... ben simdiden dinleyici koltuguna yerimi ayirtmis bulunuyorum efendim, gelmeyenin koltuguna da ayaklarimi uzatirim, cantami koyarim, montumu firlatirim banane!*
devamını gör...
ayrı dünyaların insanıyız
çoğu film ve dizi sahnesinde bu sözü duymuşuzdur.
-anlamıyorsun aytenn biz.. biz ayrı dünyaların insanıyız o yüzden buseyle aldattım seni.. *
çocukken anlamazdım. nasıl yani birden fazla dünya var biri orda biri burda mı diye düşünürdüm.*
ayrı yaşanmışlığımız var, ayrı bir yetiştirilme tarzımız, ayrı kültürlerimiz var demekmiş.
sen çay içersin ben mocha içerim demekmiş.
sen tatile köye yaylaya gidersin ben italya'da tur yaparım demekmiş.
sen ekmek bandırırsın yemeğe benim için ise üç çeşit tatlı çatalı vardır demekmiş.
(bkz: burası tozludere değil)
ne olursa olsun işitildiğinde insanı bir parça kırabilir.
-anlamıyorsun aytenn biz.. biz ayrı dünyaların insanıyız o yüzden buseyle aldattım seni.. *
çocukken anlamazdım. nasıl yani birden fazla dünya var biri orda biri burda mı diye düşünürdüm.*
ayrı yaşanmışlığımız var, ayrı bir yetiştirilme tarzımız, ayrı kültürlerimiz var demekmiş.
sen çay içersin ben mocha içerim demekmiş.
sen tatile köye yaylaya gidersin ben italya'da tur yaparım demekmiş.
sen ekmek bandırırsın yemeğe benim için ise üç çeşit tatlı çatalı vardır demekmiş.
(bkz: burası tozludere değil)
ne olursa olsun işitildiğinde insanı bir parça kırabilir.
devamını gör...
hayvanları koruma kanunu taslağının hazırlanması
muhteşem bir gelişme. başta sokak hayvanları olmak üzere, tüm canlıların yaşama hakkının olduğunu savunanlardanım. umarız gelecek olan yaptırımlar, kişileri hayvanlara karşı kötü davranmaktan alıkoyacak şekilde olur.
devamını gör...
kara murat'a sırayla saldıran haçlı askeri kıvamındaki sözlük trolleri
kara murat filmlerinin vazgeçilmez sahneleri vardır. bitmek tükenmek bilmeyen ve vazgeçmeyen haçlı askerleri... kara murat öldürür, yaralar bunları, kamera arkasında biraz dinlenip tekrar gelirler. göynekleri de önceden yırtılmıştır kara murat'ı yormayalım diye. son zamanlarda da benzer durum sözlükte karşımıza çıkıyor. bir troll gidiyor, hop diğeri geliyor. sözlüğün etrafını çember gibi sarıp, tek tek saldırıyorlar. helal olsun diyorum.
devamını gör...
i am melting lannn melting
az önce artı oyuyla beraber “yesss dönmüş” dediğim yazardır. hoşgeldin dostum.
devamını gör...
yaş ve karakter ilişkisi
gerçekten bir insan 7'sinde neyse 70'inde de o mudur? işbu tanım, bunu tartışmak üzere girilmektedir.
evet. yaşlanmanın getirdiği çeşitli fiziksel değişiklikleri hepimiz biliyoruz.* peki yaş almanın psikoloji üzerine etkisi nasıl oluyor? yapılan uzun süreli araştırmalar yaş alındıkça daha az nevrotik, daha vicdanlı ve daha komik olduğumuzu göstermiş.*
araştırmalar, insanın özünün aynı kaldığını ama karakterinde duygusal bir değişim görüldüğünü ortaya koymuş. yani eğer siz 8 yaşındayken nevrotik özellikler taşıyorsanız, 80 yaşında da diğer yaşıtlarınıza göre daha nevrotiksinizdir. lakin;
kişilik olgunlaşması denen evrensel bir durum var. bu olgunlaşma genetik özelliklere, sosyal baskılara ve evrimsel dönüşümlere göre şekilleniyor. yani insan her saniye değişim içinde. bu hem hücresel bazda hem de bilişsel bazda böyle. bizler aslında 1 saniye önceki biz değiliz. ben mesela 10 saniye önceki halimden daha lanetli gibiyim.*
kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkabilmek için sürekli değişim gösteriyor.* tecrübe dediğimiz kavram da buradan çıkıyor olabilir. yaşlanmanın bilincinde olmak, belki de kendimizi daha güzel yönde şekillendirmemiz için bir fırsat olabilir.
evet. yaşlanmanın getirdiği çeşitli fiziksel değişiklikleri hepimiz biliyoruz.* peki yaş almanın psikoloji üzerine etkisi nasıl oluyor? yapılan uzun süreli araştırmalar yaş alındıkça daha az nevrotik, daha vicdanlı ve daha komik olduğumuzu göstermiş.*
araştırmalar, insanın özünün aynı kaldığını ama karakterinde duygusal bir değişim görüldüğünü ortaya koymuş. yani eğer siz 8 yaşındayken nevrotik özellikler taşıyorsanız, 80 yaşında da diğer yaşıtlarınıza göre daha nevrotiksinizdir. lakin;
kişilik olgunlaşması denen evrensel bir durum var. bu olgunlaşma genetik özelliklere, sosyal baskılara ve evrimsel dönüşümlere göre şekilleniyor. yani insan her saniye değişim içinde. bu hem hücresel bazda hem de bilişsel bazda böyle. bizler aslında 1 saniye önceki biz değiliz. ben mesela 10 saniye önceki halimden daha lanetli gibiyim.*
kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkabilmek için sürekli değişim gösteriyor.* tecrübe dediğimiz kavram da buradan çıkıyor olabilir. yaşlanmanın bilincinde olmak, belki de kendimizi daha güzel yönde şekillendirmemiz için bir fırsat olabilir.
devamını gör...
walkabout
aynı isimli romandan uyarlanan 1971 yapımı nicolas roeg filmi. film türkçeye sonsuz çöl adıyla çevrilmiş. walkabout bir aborjin geleneğidir. erkeklerin ergenlik döneminde çıktığı ve altı ay boyunca vahşi doğada tek başına yaşayarak manevi ve fiziksel olarak kendini kanıtladığı bir geçiş ritüelidir.
filmde çölde kaybolan ve medeniyete dönmek için çabalayan iki kardeş bu ritüeli gerçekleştirmekte olan bir aborjin ile karşılaşıyor ve o andan itibaren film, modern insanla ilkel insanın manevi bakımdan birbirinden ne kadar uzaklaştığını bir bir seyircinin yüzüne çarpmaya başlıyor. film boyunca aborjindeki saf insani ve ahlaki anlayışın bir çocukla eşdeğer olduğunu anlıyorsunuz. büyümenin ondaki bu saflığı değiştirmediğini, modern insanın ise büyüdükçe kendi saf halinden yavaş yavaş toplumun dayattığı karmaşık ve kurallarla bezenmiş ahlak anlayışına geçmeye zorlandığını anlıyorsunuz. aynı hisleri bu yoğunlukta olmasa da dersu uzala filminde hissettiğimi hatırlıyorum.
filmde modern insan ile ilkel insana dair o kadar çok gönderme ve karşılaştırma var ki sahne sahne analiz etmek gerekir. öyle derin metaforlar, gizli anlamlar aramanıza da gerek yok her sahnesi derdini doğrudan anlatıyor, modern insan bu, ilkel insan ise bu diye ayırıyor.
sırf avustralya'nın doğal güzelliklerini, hayvan çeşitliliğini uzun uzun seyretmek için bile defalarca izlenebilir.
filmde çölde kaybolan ve medeniyete dönmek için çabalayan iki kardeş bu ritüeli gerçekleştirmekte olan bir aborjin ile karşılaşıyor ve o andan itibaren film, modern insanla ilkel insanın manevi bakımdan birbirinden ne kadar uzaklaştığını bir bir seyircinin yüzüne çarpmaya başlıyor. film boyunca aborjindeki saf insani ve ahlaki anlayışın bir çocukla eşdeğer olduğunu anlıyorsunuz. büyümenin ondaki bu saflığı değiştirmediğini, modern insanın ise büyüdükçe kendi saf halinden yavaş yavaş toplumun dayattığı karmaşık ve kurallarla bezenmiş ahlak anlayışına geçmeye zorlandığını anlıyorsunuz. aynı hisleri bu yoğunlukta olmasa da dersu uzala filminde hissettiğimi hatırlıyorum.
filmde modern insan ile ilkel insana dair o kadar çok gönderme ve karşılaştırma var ki sahne sahne analiz etmek gerekir. öyle derin metaforlar, gizli anlamlar aramanıza da gerek yok her sahnesi derdini doğrudan anlatıyor, modern insan bu, ilkel insan ise bu diye ayırıyor.
sırf avustralya'nın doğal güzelliklerini, hayvan çeşitliliğini uzun uzun seyretmek için bile defalarca izlenebilir.
devamını gör...
bilinmeyene olan korku
insanın beynindeki kalıplara sığdıramadığı, çekmecelere yerleştiremediği, anlam çerçevesine oturtamadığı her şeye karşı içinde oluşan tedirginlikle bezeli korkudur. ki sen bunu zaten biliyorsun.
bilmediğin şeyden korktuğunu biliyorum. ama bu güne gelene kadar bildiğin şeyler de zarar vermedi mi sana? sadece bilmediklerin yüzünden mi yara aldın? canını yakan şeyler daha önce karşılaşmadıkların mıydı sadece? beni bilmediğini düşünüyorsun zaman zaman. ileride ne olacağına dair hayalden öte geçmeyen hisler olduğuna inanıyorsun bazen. o yüzden bozulmaya başlıyorsun. tamir olacağına inanmadığın zamanlar bile oluyor. biliyorum.
başka bir açıdan baksak mı bu korkuya? evet, bilmediğin bir durum bu. ama şunu hissediyorsun derinden; senin içine korku veren o ejderha yavaş yavaş evcilleşmekte. artık nefesi o kadar kükürtlü değil, yaşlanıp elden ayaktan düşmeye başladı. çünkü içine çöreklenen korkular annenin olmayan kollar tarafından yok edilebilir artık. biliyorsun.
senin burnundaki acı, yanlışlıkla aldığın o darbe başka birinin canını yakabiliyor mesela. sana belli etmeden canı yanıyor, çok çok uzak diyarlarda arpa boyu yollar aşmaya çalışan bir masal kahramanının. senin tek çizgili korkuların elini ayağını titretebiliyor bu kahramanın. kendi başına ne geleceğini düşündüğü için değil hem de, sensizliğin nasıl bir duygu olduğunu bildiği halde buna alışamamış olmasından bu sarsıntılı duygu. sen bunu da biliyorsun.
iki oda bir salon bir ikili yalnızlıktan kaçıp tek başına daha geniş antreli bir ev hayal ederken bu özgürlüğe ortak olacak birini düşünmek zor elbette. nasıl bir hayat seni bekliyor bilmiyorsun ve bu seni korkutuyor. ama balkonu mutfağa katmayı düşünmeden, çok eşyayla kişisel alanları daraltmadan seninle yaşamayı isteyen bir insanın, senin aile evin olacağını da en derinden hissediyorsun, bu hissin gerçek olduğunu da biliyorsun.
daha çok gençken yaşadığın şeyleri sen anlatmadan anlayabilen, bunları sana sormayı aklından bile geçirmeyen, sadece yaraları sağaltmaya talip olan ve bundan büyük mutluluk duyan bir saat tamircisi var karşında. içinde hiç korku olmasın diye kendi bilmediklerinden korkmayı bir yana bırakıp senin her şeyi öğrenmen için çabalayan, bir yandan da durmasın diye evdeki bütün saatleri düzenli olarak kuran bir saatçi. sen artık saatin kaç olduğunu da biliyorsun.
her koku güzel değildir elbette. kimya da önemli bir bilim dalıdır. merakın korkuya dönüşmesin. “ya olmazsa” değildir düşünmen gereken şey. çünkü sen birini seversen kokusu güzel olacaktır doğal olarak. ve kimyada bilmediğin soruları boş bırak. zaman kalırsa dönüp birlikte bakarız. ve zamanımızın kalacağını biliyorsun.
bu yazıyı okuyup bitirince paragraf sonlarında her sorunun cevabının seni beklediğini göreceksin. bilmediğin bir şey kalmadı artık. korkma. biliyorsun.
bilmediğin şeyden korktuğunu biliyorum. ama bu güne gelene kadar bildiğin şeyler de zarar vermedi mi sana? sadece bilmediklerin yüzünden mi yara aldın? canını yakan şeyler daha önce karşılaşmadıkların mıydı sadece? beni bilmediğini düşünüyorsun zaman zaman. ileride ne olacağına dair hayalden öte geçmeyen hisler olduğuna inanıyorsun bazen. o yüzden bozulmaya başlıyorsun. tamir olacağına inanmadığın zamanlar bile oluyor. biliyorum.
başka bir açıdan baksak mı bu korkuya? evet, bilmediğin bir durum bu. ama şunu hissediyorsun derinden; senin içine korku veren o ejderha yavaş yavaş evcilleşmekte. artık nefesi o kadar kükürtlü değil, yaşlanıp elden ayaktan düşmeye başladı. çünkü içine çöreklenen korkular annenin olmayan kollar tarafından yok edilebilir artık. biliyorsun.
senin burnundaki acı, yanlışlıkla aldığın o darbe başka birinin canını yakabiliyor mesela. sana belli etmeden canı yanıyor, çok çok uzak diyarlarda arpa boyu yollar aşmaya çalışan bir masal kahramanının. senin tek çizgili korkuların elini ayağını titretebiliyor bu kahramanın. kendi başına ne geleceğini düşündüğü için değil hem de, sensizliğin nasıl bir duygu olduğunu bildiği halde buna alışamamış olmasından bu sarsıntılı duygu. sen bunu da biliyorsun.
iki oda bir salon bir ikili yalnızlıktan kaçıp tek başına daha geniş antreli bir ev hayal ederken bu özgürlüğe ortak olacak birini düşünmek zor elbette. nasıl bir hayat seni bekliyor bilmiyorsun ve bu seni korkutuyor. ama balkonu mutfağa katmayı düşünmeden, çok eşyayla kişisel alanları daraltmadan seninle yaşamayı isteyen bir insanın, senin aile evin olacağını da en derinden hissediyorsun, bu hissin gerçek olduğunu da biliyorsun.
daha çok gençken yaşadığın şeyleri sen anlatmadan anlayabilen, bunları sana sormayı aklından bile geçirmeyen, sadece yaraları sağaltmaya talip olan ve bundan büyük mutluluk duyan bir saat tamircisi var karşında. içinde hiç korku olmasın diye kendi bilmediklerinden korkmayı bir yana bırakıp senin her şeyi öğrenmen için çabalayan, bir yandan da durmasın diye evdeki bütün saatleri düzenli olarak kuran bir saatçi. sen artık saatin kaç olduğunu da biliyorsun.
her koku güzel değildir elbette. kimya da önemli bir bilim dalıdır. merakın korkuya dönüşmesin. “ya olmazsa” değildir düşünmen gereken şey. çünkü sen birini seversen kokusu güzel olacaktır doğal olarak. ve kimyada bilmediğin soruları boş bırak. zaman kalırsa dönüp birlikte bakarız. ve zamanımızın kalacağını biliyorsun.
bu yazıyı okuyup bitirince paragraf sonlarında her sorunun cevabının seni beklediğini göreceksin. bilmediğin bir şey kalmadı artık. korkma. biliyorsun.
devamını gör...
kulüp muhabbetinin gübresinin çıkması
(bkz: bok)
bok serbest arkadaşlar, bakın yazıyorum bok. b-o-k - b o k.
tanım : aslında doğal olan hadise, henüz çok taze.
bok serbest arkadaşlar, bakın yazıyorum bok. b-o-k - b o k.
tanım : aslında doğal olan hadise, henüz çok taze.
devamını gör...
diyetisyen
en çok para yedirdiğim sağlık çalışanı gurubu.
devamını gör...
katar
şu günlerde ülkemizin sözde tek dostu olan ülkedir.
güvenmemek lazımdır.
biraz ırkçı bir söz olacak ama "domuzdan post, araptan dost olmaz" demiştir atalarımız.
güvenmemek lazımdır.
biraz ırkçı bir söz olacak ama "domuzdan post, araptan dost olmaz" demiştir atalarımız.
devamını gör...
17 ağustos 1999 gölcük depremi
enkazdan çıktım, daha ötesi ölmekti galiba…
devamını gör...
tatbilir
türk dil kurumunun yabancı bir kelime için uydurduğu kelime. tahmin edebilirsiniz belki, tatmayı seven, tat bilen adama ne denir, tabii ki gurme denir. gurme kelimesi için uydurulmuş ve tdk sözlüğüne girmiş bir kelimedir.
devamını gör...
vay arkadaş
bir miko ukdesidir.
senaryosunu caner güler ve cüneyt inay'ın yazdığı, kemal uzun'un yönettiği, 2010 yılında gösterime giren yerli aksiyon/komedi filmidir.
demet evgar, ali atay, mete horozoğlu ve fırat tanış'ın oynadığı bu filmde tikli *, manik * ve dildo * lakaplı, çeşitli illegal işlerle haşır neşir olmuş ve son işlerinden ötürü de hapisle tanışıp bu işlere tövbe eden 3 çocukluk arkadaşının, ellerinde büyüdükleri dildo'nun babası efendi’nin * tedavisi için gerekli parayı bulmak adına tövbe sonrası yaptıkları ilk araba hırsızlıkları üzerine gelişen olaylar silsilesi anlatılmaktadır.
öncelikle belirtmek isterim ki, bu kadar sıradan bir konuyu cast seçimi ve seçilen oyuncuların üstün performansları ile gayet de izlenebilir bir hale getirmeleri açısından gerçekten çok başarılı bulduğum bir filmdir vay arkadaş. üçü de problemli çocukluk dönemleri geçirmiş üç arkadaşın birbirlerinden çok farklı kişilikleri beni çok güldürdü gerçekten…
tikli’nin içine kapanık ve garip tikli halleri,
dildo’nun isminden de anlaşılacağı üzre karşı cinsle olan münasebeti ve kendine güvenden kaynaklı egosu,
manik’in patlamaya her an hazır bir dinamiti içinde taşıyarak serseri mayın gibi oradan oraya dolaşması ve bu dolaşmanın içinde nil ile atışmaları gerçekten izletiyor kendisini…
film içerisinde yeterli miktarda küfür ve argo barındırmaktadır. bu küfür ve argo kullanımı da bana göre kurgudaki karakterlerin ağızlarına ve hayatlarına cuk oturmaktadır. hiç sırıtmıyor, olağan bir akışta kütür kütür gidiyor küfürler…
yani çok sıradan, içerisinde klişeler olan bir senaryosu var evet, ama ben gerçekten oyunculukları çok iyi buldum ve izlerken de büyük keyif aldım.
yani sansürsüzünü bulamadım internette, yine de çıtır çerez niyetine izleyebilirsiniz. güldüreceğini düşünüyorum…
senaryosunu caner güler ve cüneyt inay'ın yazdığı, kemal uzun'un yönettiği, 2010 yılında gösterime giren yerli aksiyon/komedi filmidir.
demet evgar, ali atay, mete horozoğlu ve fırat tanış'ın oynadığı bu filmde tikli *, manik * ve dildo * lakaplı, çeşitli illegal işlerle haşır neşir olmuş ve son işlerinden ötürü de hapisle tanışıp bu işlere tövbe eden 3 çocukluk arkadaşının, ellerinde büyüdükleri dildo'nun babası efendi’nin * tedavisi için gerekli parayı bulmak adına tövbe sonrası yaptıkları ilk araba hırsızlıkları üzerine gelişen olaylar silsilesi anlatılmaktadır.
öncelikle belirtmek isterim ki, bu kadar sıradan bir konuyu cast seçimi ve seçilen oyuncuların üstün performansları ile gayet de izlenebilir bir hale getirmeleri açısından gerçekten çok başarılı bulduğum bir filmdir vay arkadaş. üçü de problemli çocukluk dönemleri geçirmiş üç arkadaşın birbirlerinden çok farklı kişilikleri beni çok güldürdü gerçekten…
tikli’nin içine kapanık ve garip tikli halleri,
dildo’nun isminden de anlaşılacağı üzre karşı cinsle olan münasebeti ve kendine güvenden kaynaklı egosu,
manik’in patlamaya her an hazır bir dinamiti içinde taşıyarak serseri mayın gibi oradan oraya dolaşması ve bu dolaşmanın içinde nil ile atışmaları gerçekten izletiyor kendisini…
film içerisinde yeterli miktarda küfür ve argo barındırmaktadır. bu küfür ve argo kullanımı da bana göre kurgudaki karakterlerin ağızlarına ve hayatlarına cuk oturmaktadır. hiç sırıtmıyor, olağan bir akışta kütür kütür gidiyor küfürler…
yani çok sıradan, içerisinde klişeler olan bir senaryosu var evet, ama ben gerçekten oyunculukları çok iyi buldum ve izlerken de büyük keyif aldım.
yani sansürsüzünü bulamadım internette, yine de çıtır çerez niyetine izleyebilirsiniz. güldüreceğini düşünüyorum…
devamını gör...

