otobüste sigara içilen yıllar
istanbul'dan balıkesir - burhaniye'ye kadar, şoför bir yandan, arkadaki bir yandan, öndeki bir yandan 8 saat boyunca içeriyi barbut masasına çevirmişti.
daha 8 yaşındaydım. ömrümde böyle işkence görmemiştim.
daha 8 yaşındaydım. ömrümde böyle işkence görmemiştim.
devamını gör...
ben onsuz yaşayamam
karıma mektup'dan;
yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
devamını gör...
normal sözlük kulüpsüzler kulübü
tam benlik kulüpmüş diyerek bir an cazibesine kapılmakla birlikte atayiz tosbağanın da dediği gibi şükürler olsun ki bir aydınlanma yaşayarak kararımdan vazgeçmiş bulunuyorum. kandıramazsın bizi domestic. *
devamını gör...
yalnız yaşamak
bulunmaz bir nimet.
şu hayattaki en büyük arzum. yalnız olayım ben, kendi kendimle mutlu olurum kafasındayım. ederim de. yıllarca ettim yine ederim. ne aile,eş dost vs hiçbir şey umurumda değil. yalniz kalayım kafamı dinleyeyim, canımın istediğini yapayım. ınzivama çekileyim. mis gibi ya mis gibi.
şu hayattaki en büyük arzum. yalnız olayım ben, kendi kendimle mutlu olurum kafasındayım. ederim de. yıllarca ettim yine ederim. ne aile,eş dost vs hiçbir şey umurumda değil. yalniz kalayım kafamı dinleyeyim, canımın istediğini yapayım. ınzivama çekileyim. mis gibi ya mis gibi.
devamını gör...
ülke ekonomisinin temmuz'da sıçrama yapacak olması
dikkat et de sana sıçramasınlar dediğim beyandır. adamın kıçında boz ayı bağırıyor adam hala umut tacirliği peşinde!
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
pandeminin bana kazandırdığı tek ve belki de en güzel alışkanlık günlük hayatta ziyaret etmeyi sevdiğim her yerin sanalını bulup buralara dadanmak oldu diyebilirim. bu nedenle ne kadar tarihi ve mimari yapı, resim sergisi, fotoğraf galerisi, online tiyatro vs varsa hepsine sarmış durumdayım.
eskiden bakıp geçtiğim resimlerin her bir ayrıntısının aslında ne kadar ince anlamları olduğunu keşfettikçe sanata olan saygım artıyor. işte şimdi yine minik ayrıntıların ince anlamlar barındırdığı bir resmi bırakıyorum buraya.
eserin ismi falcı, ressamı ise georges de la tour

bu eser aslında 1630 yılında tamamlanmış ancak taa 1960 yılında keşfedilerek metropolitan müzesi koleksiyonuna dahil edilmiştir. sağ üst köşede görmüş olduğunuz imza ressamın adını ve yerini söyler bize.
resmimizin baş karakteri fal baktıran ve muhtemelen burjuva sınıfına dahil olan çok genç bir adamdır. yanındaki çingene kadına el falı baktırmakta ve bu esnada yüz ifadesinden anladığımız kadarıyla temkinli ve tedirgin davranmaktadır.
el falı bakan çingene kadının elinde genç adamdan aldığı madeni para bulunmaktadır. birazdan fal bakmaya başlayacak olan yaşlı kadın ve fal baktıracak olan genç adamın çevresindeki kadınlara dikkat edersek genç adamın talihsiz bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. çünkü genç adam soyulmak üzeredir.
en soldaki kadın genç adamın cebinden para kesesini çekmeye çalışmakta, el falı bakan çingenenin yanındaki kadın ise genç adamın madalyonunu kesmeye çalışmaktadır. madalyonu keserken bir yandan genç adamı izlemekte ve asla renk vermemektedir.
resim sanki bir resim değil de bir tiyatro sahnesinden alıntılanan bir görüntüyü andırmaktadır. öyle ki herhangi bir aksilikte her şeyin büyüsü bozulacak genç adam içinde bulunduğu tuzağı anlayacaktır. karakterlerin içinde bulundukları rolleri bu kadar güzel taşımaları resmi ayrı güzel kılmaktadır.
bu ve bunun gibi bir sürü resmin detaylı analizi için şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz: sanata gider
eskiden bakıp geçtiğim resimlerin her bir ayrıntısının aslında ne kadar ince anlamları olduğunu keşfettikçe sanata olan saygım artıyor. işte şimdi yine minik ayrıntıların ince anlamlar barındırdığı bir resmi bırakıyorum buraya.
eserin ismi falcı, ressamı ise georges de la tour

bu eser aslında 1630 yılında tamamlanmış ancak taa 1960 yılında keşfedilerek metropolitan müzesi koleksiyonuna dahil edilmiştir. sağ üst köşede görmüş olduğunuz imza ressamın adını ve yerini söyler bize.
resmimizin baş karakteri fal baktıran ve muhtemelen burjuva sınıfına dahil olan çok genç bir adamdır. yanındaki çingene kadına el falı baktırmakta ve bu esnada yüz ifadesinden anladığımız kadarıyla temkinli ve tedirgin davranmaktadır.
el falı bakan çingene kadının elinde genç adamdan aldığı madeni para bulunmaktadır. birazdan fal bakmaya başlayacak olan yaşlı kadın ve fal baktıracak olan genç adamın çevresindeki kadınlara dikkat edersek genç adamın talihsiz bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. çünkü genç adam soyulmak üzeredir.
en soldaki kadın genç adamın cebinden para kesesini çekmeye çalışmakta, el falı bakan çingenenin yanındaki kadın ise genç adamın madalyonunu kesmeye çalışmaktadır. madalyonu keserken bir yandan genç adamı izlemekte ve asla renk vermemektedir.
resim sanki bir resim değil de bir tiyatro sahnesinden alıntılanan bir görüntüyü andırmaktadır. öyle ki herhangi bir aksilikte her şeyin büyüsü bozulacak genç adam içinde bulunduğu tuzağı anlayacaktır. karakterlerin içinde bulundukları rolleri bu kadar güzel taşımaları resmi ayrı güzel kılmaktadır.
bu ve bunun gibi bir sürü resmin detaylı analizi için şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz: sanata gider
devamını gör...
sorgu meleğine öyle bir şey söyle ki seni cennete alsın
türkiye'den geliyorum.
devamını gör...
2000 sonrası doğup ruhu 80’lere ait insan
bilmiyorum şimdi bu yazdıklarımı kendini ne sanıyor diye okuyacak birileri vardır belki ama çok erken büyüdüm ben yaşadıklarımızla. hiçbir zaman çok fazla yaşıtlarımdan arkadaşım olmadı. annem babam yaşında insanlarla sohbet beni daha çok eğlendirirdi.
o yüzden ben de ruhumun o zamanlara ait olduğunu düşünüyorum. şarkıların daha bi yoğun,aşkların daha bi heyecanlı,ailelerin daha bi sıcak olduğu yıllarmış bence. keşke o zamanlar bu dünyayı görme, birine aşık olup şarkılarıyla hayallere dalma imkanım olsaydı .
o yüzden ben de ruhumun o zamanlara ait olduğunu düşünüyorum. şarkıların daha bi yoğun,aşkların daha bi heyecanlı,ailelerin daha bi sıcak olduğu yıllarmış bence. keşke o zamanlar bu dünyayı görme, birine aşık olup şarkılarıyla hayallere dalma imkanım olsaydı .
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
sarılmak
araştırmalara göre insan vücuduna hem fizyolojik hem de psikolojik faydası olduğu ispatlanmış eylem. candan bir sarılma bağlanmayı, sevgiyi arttırır, kötü düşünceleri engeller ve güven sağlar. *
devamını gör...
normal sözlük teyzeleri
teyzeler harçlık vermez. mendile sarılı kesme şeker verir. afiyet olsun, iyi kıtlamalar.
devamını gör...
the walking dead
daha 2.sezonunu yeni bitirebildiğim uzun metrajlı bir dizidir. gerilim, aksiyon ve korku dolu sahneleriyle âdeta insanın heyecanını doruk noktasına ulaştırıyor.
açıkçası bazı yerlerde duygusallaştığım da oldu diyebilirim. ne yazık ki, ölüm kimin başına gelecek, ne zaman gelecek bilinmez. sevdiklerimizin değerini bir kez daha anladığımız ve onlarla geçen bir saniyenin bile ne kadar önemli olduğunu hissettiğimiz bir dizidir.
dizinin konusu ise; dünya genelinde insanların beynin bir kısmında hastalık olarak ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alarak, herkesi ölüm- kalım savaşına sürükleyen ve aynı zamanda aynı adla çizgi romandan uyarlanan bir gerilim - aksiyon dizisidir. sadece insanların zombilerle savaşından ibaret olmayan, yer yer duygusal sahnelerle de yüzümüzü düşüren ve sevdiklerinin de hayata karşı nasıl bir amaç içinde kalacakları anlatılır.
eğer gerçekten böyle bir durum bizim yaşadığımız dünyada da meydana gelirse, birçok ölümün olacağı kaçınılmaz.
ilk başlarda zombileri öldürmek ne kadar korkutucu olsa da, dizi ilerledikçe karakterler bununla yüzleşmeye alışıyorlar ve öldürdükçe de insani duyguları - merhametleri, yardımseverlikleri, hoşgörüleri - azalıyor. bunu izledikçe görebilirsiniz.
son olarak dizide geçen insanlığımızı ve hayatımızı sorgulatacak replikleri sizin için bırakıyorum.
eski hayatımız yok olmuş olabilir. ama insanlığımızı kaybetmek, bizim seçimimizdir.
her zaman umut vardır. belki sende yok, belki burada yok ama birilerinde, bir yerde mutlaka var.
insanlar değişir, kurallar da...
keşke her şeyin sonu iyi olacak diyebilseydim sana… olmayacak. ama şu anı iyi kılabiliriz.
açıkçası bazı yerlerde duygusallaştığım da oldu diyebilirim. ne yazık ki, ölüm kimin başına gelecek, ne zaman gelecek bilinmez. sevdiklerimizin değerini bir kez daha anladığımız ve onlarla geçen bir saniyenin bile ne kadar önemli olduğunu hissettiğimiz bir dizidir.
dizinin konusu ise; dünya genelinde insanların beynin bir kısmında hastalık olarak ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alarak, herkesi ölüm- kalım savaşına sürükleyen ve aynı zamanda aynı adla çizgi romandan uyarlanan bir gerilim - aksiyon dizisidir. sadece insanların zombilerle savaşından ibaret olmayan, yer yer duygusal sahnelerle de yüzümüzü düşüren ve sevdiklerinin de hayata karşı nasıl bir amaç içinde kalacakları anlatılır.
eğer gerçekten böyle bir durum bizim yaşadığımız dünyada da meydana gelirse, birçok ölümün olacağı kaçınılmaz.
ilk başlarda zombileri öldürmek ne kadar korkutucu olsa da, dizi ilerledikçe karakterler bununla yüzleşmeye alışıyorlar ve öldürdükçe de insani duyguları - merhametleri, yardımseverlikleri, hoşgörüleri - azalıyor. bunu izledikçe görebilirsiniz.
son olarak dizide geçen insanlığımızı ve hayatımızı sorgulatacak replikleri sizin için bırakıyorum.
eski hayatımız yok olmuş olabilir. ama insanlığımızı kaybetmek, bizim seçimimizdir.
her zaman umut vardır. belki sende yok, belki burada yok ama birilerinde, bir yerde mutlaka var.
insanlar değişir, kurallar da...
keşke her şeyin sonu iyi olacak diyebilseydim sana… olmayacak. ama şu anı iyi kılabiliriz.
devamını gör...
varlığım alman varlığına armağan olsun
mesele varlığınızın neye armağan olduğu değil. mesele 7 yaşındaki bir sabiye varlığını armağan etmesi gerektiğinin her sabah dikte edilmesi. bu tür yeminler ancak askeri diktatörlüklerde görülebilecek, militarizm kokan yeminlerdir.
ekleme: #562580 no’lu tanımla ilgili arkadaşımız kısmen haklı. haklı olduğu kısım bahsettiği şeylerin hakikaten birer sembol olması. ancak ıskaladığı şey her sembolün zararsız olmadığı gerçeği. örnek vermek gerekirse almanya bugün nazi dönemine ait gelenekleri devam ettirmek istese ve gelen eleştirilere bunların yalnızca birer sembol olduğu savunmasını geliştirse ne ölçüde makul ve mantıklı olur. ramazan davulculuğu bir sembol, ancak bu sembol çocukların pedagojik eğitimini sarsıcak boyutta zararlı değil. ingiliz kraliyet ailesi topluma militarizm pompalamıyor.
ekleme: #562580 no’lu tanımla ilgili arkadaşımız kısmen haklı. haklı olduğu kısım bahsettiği şeylerin hakikaten birer sembol olması. ancak ıskaladığı şey her sembolün zararsız olmadığı gerçeği. örnek vermek gerekirse almanya bugün nazi dönemine ait gelenekleri devam ettirmek istese ve gelen eleştirilere bunların yalnızca birer sembol olduğu savunmasını geliştirse ne ölçüde makul ve mantıklı olur. ramazan davulculuğu bir sembol, ancak bu sembol çocukların pedagojik eğitimini sarsıcak boyutta zararlı değil. ingiliz kraliyet ailesi topluma militarizm pompalamıyor.
devamını gör...
güneş dil teorisi
sanıldığının aksine tüm dillerin türkçeden kaynaklandığının değil, türkçenin en eski dillerden biri olduğunun iddia edildiği teoridir. türkçenin latinceyle, sümerceyle ve dahi birçok dille olan benzerliğinin bir sözcük alışverişi olmadığını, hepsinin ortak bir atadan geldiğini savunur. bu benzerlikler doğrultusunda latince, yunanca, türkçe, arapça ve farsça gibi kök dillerin ortak bir dilden ya da dillerden günümüzdeki hale geldiklerini iddia eder. tüm dillerde birincil kişiyi tanımlayan sözcüğün benzer olması (ben, men, me, mne, moi, mou) iddiayı destekleyen kanıtlardan biridir. (bkz: eleştirel bakışla güneş-dil kuramı ve ilk güneş-dil sözlüğü)
devamını gör...
srpski film
orijinal adı srpski film'dir. tanım bu kadar. şimdi durduk yere atılmayalım sözlükten.
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
beğenilen her yazara 3 oy verip başa dönüp
bir dakika sonra 3 oy daha verilip çözülebilecek durum.
az daha zahmetli.
değen yazara yapılır.
bir dakika sonra 3 oy daha verilip çözülebilecek durum.
az daha zahmetli.
değen yazara yapılır.
devamını gör...
nazik insan
gün içinde hem kazanır hem de kaybeder.
beni hizmet sektöründe çalışan çoğu arkadaş çok sever. garsona, müşteri temsilcisine ya da market çalışanı arkadaşlara mutlaka nasılsınız diye sorarım çünkü. cevap aldıktan sonra sipariş verir ya da çözüm için konu hakkında bilgi veririm. şartları zorlamam. konu bellidir, onu söylerim, sonra uzun uzun dinlerim. onlarda sağ olsun hem işimi sahiden çözmeye çalışır hem de ara ara ikramlarda bulunurlar. hatta çoğu ile sonra arkadaş oluruz. buraya kadar sorun yok.
ancak bu arkadaşlar dışında bi de bir kesim var, nezaketi aranmak zannediyor. bunları vahşileşsin diye sanıyorum 20 sene boyunca karanlık odaya kapatıp çiğ et ile besliyorlar ve şehir yaşamına gönderiyorlar zamanı gelince. en ufak kibarlığı adamın algılama şekli şu. bu kadın benimle konuştu o zaman benimle sevişecek.
artık eve kadar mı takip eder yoksa bir anda samimiyet kurup yavrum ile başlayan cümleler mi kuracak o tamamen karşı tarafın boş zamanı ile ilgili bir konu. sokakta adres sorup cevap verilmesine şaşırıp bir insan 20 dakika boyunca takip eder mi? bu ona göre hadi bize gidelim anlamına geliyor. ona göre kendi evinin açık adresini veriyorsun. müthiş bir sapıklık. erişilmesi zor bir kafa.
sonra türk kadınları neden suratsız diye soruyorlar. yok gülmüyorlar, adres soruyorsun cevap bile vermiyorlar, hepsi kezban, bak rus kızlarına ilik gibi neşeli diye geziyorlar sonra bizimkiler.
arkadaş nezaket bu topraklarda çoğunluk tarafından cilveleşmek olarak görülüyorsa sahiden kabalığı nereye kadar eleştirebiliriz. çok gerildim. pof.
beni hizmet sektöründe çalışan çoğu arkadaş çok sever. garsona, müşteri temsilcisine ya da market çalışanı arkadaşlara mutlaka nasılsınız diye sorarım çünkü. cevap aldıktan sonra sipariş verir ya da çözüm için konu hakkında bilgi veririm. şartları zorlamam. konu bellidir, onu söylerim, sonra uzun uzun dinlerim. onlarda sağ olsun hem işimi sahiden çözmeye çalışır hem de ara ara ikramlarda bulunurlar. hatta çoğu ile sonra arkadaş oluruz. buraya kadar sorun yok.
ancak bu arkadaşlar dışında bi de bir kesim var, nezaketi aranmak zannediyor. bunları vahşileşsin diye sanıyorum 20 sene boyunca karanlık odaya kapatıp çiğ et ile besliyorlar ve şehir yaşamına gönderiyorlar zamanı gelince. en ufak kibarlığı adamın algılama şekli şu. bu kadın benimle konuştu o zaman benimle sevişecek.
artık eve kadar mı takip eder yoksa bir anda samimiyet kurup yavrum ile başlayan cümleler mi kuracak o tamamen karşı tarafın boş zamanı ile ilgili bir konu. sokakta adres sorup cevap verilmesine şaşırıp bir insan 20 dakika boyunca takip eder mi? bu ona göre hadi bize gidelim anlamına geliyor. ona göre kendi evinin açık adresini veriyorsun. müthiş bir sapıklık. erişilmesi zor bir kafa.
sonra türk kadınları neden suratsız diye soruyorlar. yok gülmüyorlar, adres soruyorsun cevap bile vermiyorlar, hepsi kezban, bak rus kızlarına ilik gibi neşeli diye geziyorlar sonra bizimkiler.
arkadaş nezaket bu topraklarda çoğunluk tarafından cilveleşmek olarak görülüyorsa sahiden kabalığı nereye kadar eleştirebiliriz. çok gerildim. pof.
devamını gör...
natüralizm
19. yüzyılın ikinci yarısında (1870'lerde) ortaya çıkan realizmin ileri aşaması bir edebiyat akımı.
doğalcılıkda denen akımın oluşmasında bu yüzyıldaki çeşitli buluşların, fizik, kimya, biyoloji, fizyoloji alanındaki gelişmelerin de etkisi olmuştur.
naturalizmin özelliklerine maddeler halinde değinirsek:
*tarafsız bir gözleme ve ön yargısız bir deneye dayanır
*olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurulur (determinizm)
*kişiliğin oluşumunda çevrenin yanı sıra soyaçekimin de etkisine inanılır. (mendel)
*sanatçı bir bilim adamı, doğa bir laboratuvar, insan da bir denek yahut deney aracıdır edebiyat ise bir ameliyat masasıdır
*kişiler yetiştikleri çevreye ve aldığı eğitime uygun konuşturulur
*yazar, kişiliğini gizleyip tutanak yazar gibidir
*iğrenç ve kötü olaylar olduğu gibi aktarılır.
*”sanat toplum içindir” ilkesi hakimdir (realizmden bir farkı da budur)
*daha çok olumsuz çevre ve tipler ele alındığı için dile baya bir argo sözcük hakimdir.
temsilcilerine gelirsek;
fransa'da: emile zola, g. de maupassant, goncourt kardeşler , alphonse daudet
amerika: john steinbeck
türk edebiyatında bu edebiyatın etkisi görülenlerin birkaçı: nabizade nazım, ahmet mithat efendi, beşir fuat, hüseyin rahmi gürpınar
doğalcılıkda denen akımın oluşmasında bu yüzyıldaki çeşitli buluşların, fizik, kimya, biyoloji, fizyoloji alanındaki gelişmelerin de etkisi olmuştur.
naturalizmin özelliklerine maddeler halinde değinirsek:
*tarafsız bir gözleme ve ön yargısız bir deneye dayanır
*olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurulur (determinizm)
*kişiliğin oluşumunda çevrenin yanı sıra soyaçekimin de etkisine inanılır. (mendel)
*sanatçı bir bilim adamı, doğa bir laboratuvar, insan da bir denek yahut deney aracıdır edebiyat ise bir ameliyat masasıdır
*kişiler yetiştikleri çevreye ve aldığı eğitime uygun konuşturulur
*yazar, kişiliğini gizleyip tutanak yazar gibidir
*iğrenç ve kötü olaylar olduğu gibi aktarılır.
*”sanat toplum içindir” ilkesi hakimdir (realizmden bir farkı da budur)
*daha çok olumsuz çevre ve tipler ele alındığı için dile baya bir argo sözcük hakimdir.
temsilcilerine gelirsek;
fransa'da: emile zola, g. de maupassant, goncourt kardeşler , alphonse daudet
amerika: john steinbeck
türk edebiyatında bu edebiyatın etkisi görülenlerin birkaçı: nabizade nazım, ahmet mithat efendi, beşir fuat, hüseyin rahmi gürpınar
devamını gör...
cheddarkız
sözlüğe değer katan,samimi yazar arkadaşımız.
devamını gör...
