pandeminin ilk ayında ev ekmeği yapan güruha ne oldu sorunsalı
o akımdakiler 'ekmek bize çok kilo yaptı ya ekmeği kestik' şekline evrildi.
not: ekmeği her zaman fırından alırım.
konu ile alakası var mı bilmiyorum ama söylemeden geçmeyeceğim:
şairler ekmek yiyor, fırıncılar şiir okumuyor.
not: ekmeği her zaman fırından alırım.
konu ile alakası var mı bilmiyorum ama söylemeden geçmeyeceğim:
şairler ekmek yiyor, fırıncılar şiir okumuyor.
devamını gör...
kedilere sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi
-miyaav.
+come here damn cat.
-miyav miyav miyav.
+shut the fuck up and dont move.
-miyaaaaaav.
+come here damn cat.
-miyav miyav miyav.
+shut the fuck up and dont move.
-miyaaaaaav.
devamını gör...
6 kelimelik otobiyografi
sözde ben bir insan olmaya geldim.
devamını gör...
800 tanıma kitap kampanyasını sosyal yardım kampanyasına dönüştürelim
800 tanım girememiş ve kara listede adı olmayan bir yazar olarak bende ek olarak kampanya gerçekleşirse havale/ eft yoluyla belirlenen okula çam sakızı çoban armağanı niteliğinde bağış yapmak isterim. eminim benim gibi düşünen yazar arkadaşlar da vardır.
devamını gör...
neron
m.s. 37 ve 68 yılları arasında yaşamış, roma’nın beşinci imparatoru.***
çocukluğu akli dengesinin bozukluğu ile bilinen imparator caligula’nın yanında geçmiştir. caligula’nın ölmesinden sonra tahta claudius geçince neron’un annesi agrippina kocasını zehirleyerek öldürmüş, amcası claudius’la evlenmiştir. sonrasında claudius’un öz oğlu britannicus’un da kuyusunu kazmış ve claudius’un kızı ile oğlu neron’un evlenmesini sağlamıştır. böylece neron roma imparatorluğunun yasal varisi haline gelmiştir.
imparatorluk yaptığı ilk yıllarda herkes onun ne kadar iyi ve hoşgörülü olduğundan bahsetmiştir. öyle ki neron arenada kan dökücü yarışmalar düzenlenmesini yasaklamış, ölüm cezasını kaldırmış, vergileri düşürmüş ve kölelerin haksızlığa uğramaları durumunda mahkemelere başvurabilmelerini sağlamıştır. senatonun bağımsız karar verme yetkisi artırılmış, atletizm, şiir ve tiyatro yarışmaları düzenlenmeye başlanmıştır. ancak annesinin ölümünden üç sene sonra karısını öldürtmüş ve yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.
roma’yı yaktığı söylenir; ama yakmamıştır. tarihçi tacitus’a göre yangın sırasında neron, roma’ya elli altı kilometre uzaklıktaki antium’dadır. ama yangını bir fırsat olarak görmüş, küle dönen roma şehrini yunan mimari anlayışına göre yeniden kurmuş; bu sırada da roma’nın üçte birini kaplayan bir altın ev* yaptırmıştır. bu sarayın yapımı için hem halkın bazı bölümünün topraklarına el konulmuş hem de halktan ağır vergiler toplanmıştır.
kendisine karşı çıkarılan ayaklanmalar sonucu aralarında seneca, lucanus ve petronius’un da olduğu 18 kişiyi ölüme göndermiştir. ancak bir yerden sonra bu ayaklanmaları durduramaz hale gelmiştir. hatta ayaklanmalara gülüp geçmiştir çünkü önceliği her zaman tiyatroda oyunlar oynayıp kendini alkışlatmak, yarışmalarda boy göstermek olmuştur.
68 yılında senato tarafından galba imparator, neron ise halk düşmanı ilan edilmiş, neron da roma’dan kaçmak zorunda kalmıştır. ölümü hakkında kendisini azatlı bir köleye öldürttüğü veya kendisini öldürdüğü iddiaları olsa da net bir şey söylenememektedir.
çocukluğu akli dengesinin bozukluğu ile bilinen imparator caligula’nın yanında geçmiştir. caligula’nın ölmesinden sonra tahta claudius geçince neron’un annesi agrippina kocasını zehirleyerek öldürmüş, amcası claudius’la evlenmiştir. sonrasında claudius’un öz oğlu britannicus’un da kuyusunu kazmış ve claudius’un kızı ile oğlu neron’un evlenmesini sağlamıştır. böylece neron roma imparatorluğunun yasal varisi haline gelmiştir.
imparatorluk yaptığı ilk yıllarda herkes onun ne kadar iyi ve hoşgörülü olduğundan bahsetmiştir. öyle ki neron arenada kan dökücü yarışmalar düzenlenmesini yasaklamış, ölüm cezasını kaldırmış, vergileri düşürmüş ve kölelerin haksızlığa uğramaları durumunda mahkemelere başvurabilmelerini sağlamıştır. senatonun bağımsız karar verme yetkisi artırılmış, atletizm, şiir ve tiyatro yarışmaları düzenlenmeye başlanmıştır. ancak annesinin ölümünden üç sene sonra karısını öldürtmüş ve yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.
roma’yı yaktığı söylenir; ama yakmamıştır. tarihçi tacitus’a göre yangın sırasında neron, roma’ya elli altı kilometre uzaklıktaki antium’dadır. ama yangını bir fırsat olarak görmüş, küle dönen roma şehrini yunan mimari anlayışına göre yeniden kurmuş; bu sırada da roma’nın üçte birini kaplayan bir altın ev* yaptırmıştır. bu sarayın yapımı için hem halkın bazı bölümünün topraklarına el konulmuş hem de halktan ağır vergiler toplanmıştır.
kendisine karşı çıkarılan ayaklanmalar sonucu aralarında seneca, lucanus ve petronius’un da olduğu 18 kişiyi ölüme göndermiştir. ancak bir yerden sonra bu ayaklanmaları durduramaz hale gelmiştir. hatta ayaklanmalara gülüp geçmiştir çünkü önceliği her zaman tiyatroda oyunlar oynayıp kendini alkışlatmak, yarışmalarda boy göstermek olmuştur.
68 yılında senato tarafından galba imparator, neron ise halk düşmanı ilan edilmiş, neron da roma’dan kaçmak zorunda kalmıştır. ölümü hakkında kendisini azatlı bir köleye öldürttüğü veya kendisini öldürdüğü iddiaları olsa da net bir şey söylenememektedir.
devamını gör...
dönüşüm
garip, kafka'nın en meşhur kitabının bir başlığı vardır diye düşünüyordum. ama öyle değilmiş. neyse;
kafka sanıldığı gibi bu kitapla normal yaşantının zorluklarından sıkılan bir adamın varlığını anlatmaz, dünyanın acayipliğe uğramasına rağmen hem karakterin, hem de karakterin çevresindeki kişilerin, bununla beraber evrenin değişiminin insanları etkilememesinden bahseder. soru "nasıl?" değildir, bir insanın böceğe nasıl dönüştüğü önemli değildir, soru da yoktur aslında. sadece olduğudur.
"dünyanın nasıl olduğu değil, olduğudur gizem." —wittgenstein(yeter be)
huzursuz rüyalarınızdan uyanıp kendinizi bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunuzda yaşadığınız kaygının tarifi yapılamaz elbette, kendinizi bir kabusun ortasında görmeniz kaçınılmazdır. korkuya kapılır, ne yapacağınızı bilmez ve uyanmanın yollarını ararsınız ama kitabın karakteri gregor samsa bir türlü uyanamaz. işine gidemeyeceğ için endişelidir çünkü sorumlu olduğu insanlar vardır, ailesi onu sürekli yoklar ve bir yanıt alamaz, onun böceğe dönüşmüş olması da olsa olsa bir hastalıktır, böylesine biçim bozukluğu yani devasa insanın minik böceğe dönüşmesi sorun değildir. bu yüzden dönüşüm katmanlıdır, kendi içinde dante'nin cehennemi gibi katlar barındırır. gerçekliği tırmanırız.
sahi, neden kimse şaşırmıyor samsa'nın böceğe dönüşmesine? hatta neden samsa suçlanıyor? sanki hasta olmayı o seçmiş, sanki bu durumu kendisi kabullenmiş gibi. hayır, böyle değil. kafka'nın diğer yapıtları gibi dünya kendini boşluğa bırakır, anlamsız olan şey anlamsız değildir sadece bir bahanedir. karakter başına ne geldiğini açıklamanın yolunu bulamadığı gibi kimse de ona ne olduğunu, neye dönüştüğünü söylemez çünkü böylesine bir şey gerçek hayatta mümkün görünür. her en azından kafka'nın gerçekliğinde.
neden ya da nasıl sorusu bir kenara bırakıldığında ve biz bir katman daha tırmandığımızda bu anlamsız dünyanın bir parçası olarak hissetmeye başlarız, bir böcek olmuşuzdur, karakterle kendimizi özdeştirmek bir saçmalıktır tabi ki ama yapmışızdır, bir böcek olmanın nasıl bir his olacağını çevirilen sayfalarla beraber güçlü bir şekilde hissetmişizdir ve sonunda karakterin sonuna bizde ailesi, kendisi gibi sevinmişizdir çünkü böcek olmak bir ağırlıktır. ama katman bundan ibaret değildir, bir katman daha yukarı çıktığımızda ve kendi kimliğimize geri döndüğümüzde burada neler oluyor, neden kimse bu tuhaf durumu normal gibi görüyor diyebildiğimizde kendimize tanıdık olmayan dünyanın yapısından irkiliriz. iç dünyamızda tanıdık olmayan bu dünyanın odasının fotoğrafını bulundurmaya başlamışızdır artık. etrafta gezinen, duvarlara tırmanan, ürken, kaçan böceğin hareketlerini görürüz. belki de içimizden onu ezmek ya da serbest bırakmak geliyordur ama bunu bir türlü yapamıyoruzdur çünkü orada olan hiçbir şey aslında bizi ilgilendirmez.
bu tuhaf dünyanın içinde yer alan herkesin kendine ait bir fikri, bununla beraber verdiği bir tepki olması muhtemeldir, tasarımları benzerlikleriyle aynı gibi görünse de imgeler her zaman tuhaftır. dünyayı yaratan bizizdir, kafka ise bu dünyanın yaratımı için taslağı sunan mimardır. böylece tıpkı ailenin davrandığı gibi bizler de orada olacak olanları ya da olmuş olanları umursamayız. sadece görevimiz olan inşayı gerçekleştiririz. böcek ölür ölmesine ama ölen böcek gregor samsa mıdır? yoksa tıpkı bizim dünyamızda ölen ve hiç haberimiz olmadığı biri midir? bu hikayeye bir şekilde dahiliz ama yapabileceğimiz hiçbir şey yok. dünya ne kadar tuhaf olursa olsun, anlamsız dönüşümler bile, tuhaf olaylar bile kendine bir oda bulmayı beceriyor.
kafka sanıldığı gibi bu kitapla normal yaşantının zorluklarından sıkılan bir adamın varlığını anlatmaz, dünyanın acayipliğe uğramasına rağmen hem karakterin, hem de karakterin çevresindeki kişilerin, bununla beraber evrenin değişiminin insanları etkilememesinden bahseder. soru "nasıl?" değildir, bir insanın böceğe nasıl dönüştüğü önemli değildir, soru da yoktur aslında. sadece olduğudur.
"dünyanın nasıl olduğu değil, olduğudur gizem." —wittgenstein(yeter be)
huzursuz rüyalarınızdan uyanıp kendinizi bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunuzda yaşadığınız kaygının tarifi yapılamaz elbette, kendinizi bir kabusun ortasında görmeniz kaçınılmazdır. korkuya kapılır, ne yapacağınızı bilmez ve uyanmanın yollarını ararsınız ama kitabın karakteri gregor samsa bir türlü uyanamaz. işine gidemeyeceğ için endişelidir çünkü sorumlu olduğu insanlar vardır, ailesi onu sürekli yoklar ve bir yanıt alamaz, onun böceğe dönüşmüş olması da olsa olsa bir hastalıktır, böylesine biçim bozukluğu yani devasa insanın minik böceğe dönüşmesi sorun değildir. bu yüzden dönüşüm katmanlıdır, kendi içinde dante'nin cehennemi gibi katlar barındırır. gerçekliği tırmanırız.
sahi, neden kimse şaşırmıyor samsa'nın böceğe dönüşmesine? hatta neden samsa suçlanıyor? sanki hasta olmayı o seçmiş, sanki bu durumu kendisi kabullenmiş gibi. hayır, böyle değil. kafka'nın diğer yapıtları gibi dünya kendini boşluğa bırakır, anlamsız olan şey anlamsız değildir sadece bir bahanedir. karakter başına ne geldiğini açıklamanın yolunu bulamadığı gibi kimse de ona ne olduğunu, neye dönüştüğünü söylemez çünkü böylesine bir şey gerçek hayatta mümkün görünür. her en azından kafka'nın gerçekliğinde.
neden ya da nasıl sorusu bir kenara bırakıldığında ve biz bir katman daha tırmandığımızda bu anlamsız dünyanın bir parçası olarak hissetmeye başlarız, bir böcek olmuşuzdur, karakterle kendimizi özdeştirmek bir saçmalıktır tabi ki ama yapmışızdır, bir böcek olmanın nasıl bir his olacağını çevirilen sayfalarla beraber güçlü bir şekilde hissetmişizdir ve sonunda karakterin sonuna bizde ailesi, kendisi gibi sevinmişizdir çünkü böcek olmak bir ağırlıktır. ama katman bundan ibaret değildir, bir katman daha yukarı çıktığımızda ve kendi kimliğimize geri döndüğümüzde burada neler oluyor, neden kimse bu tuhaf durumu normal gibi görüyor diyebildiğimizde kendimize tanıdık olmayan dünyanın yapısından irkiliriz. iç dünyamızda tanıdık olmayan bu dünyanın odasının fotoğrafını bulundurmaya başlamışızdır artık. etrafta gezinen, duvarlara tırmanan, ürken, kaçan böceğin hareketlerini görürüz. belki de içimizden onu ezmek ya da serbest bırakmak geliyordur ama bunu bir türlü yapamıyoruzdur çünkü orada olan hiçbir şey aslında bizi ilgilendirmez.
bu tuhaf dünyanın içinde yer alan herkesin kendine ait bir fikri, bununla beraber verdiği bir tepki olması muhtemeldir, tasarımları benzerlikleriyle aynı gibi görünse de imgeler her zaman tuhaftır. dünyayı yaratan bizizdir, kafka ise bu dünyanın yaratımı için taslağı sunan mimardır. böylece tıpkı ailenin davrandığı gibi bizler de orada olacak olanları ya da olmuş olanları umursamayız. sadece görevimiz olan inşayı gerçekleştiririz. böcek ölür ölmesine ama ölen böcek gregor samsa mıdır? yoksa tıpkı bizim dünyamızda ölen ve hiç haberimiz olmadığı biri midir? bu hikayeye bir şekilde dahiliz ama yapabileceğimiz hiçbir şey yok. dünya ne kadar tuhaf olursa olsun, anlamsız dönüşümler bile, tuhaf olaylar bile kendine bir oda bulmayı beceriyor.
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
market sırasına ilerlerken bir anda minik adımlarını hızlandırıp önüme geçen 70 yaşlarındaki teyze :) ben poşet almaya gitmiştim gibi bir şey söyledi bir de önüme geçerken :) o kadar minnoştu ki gülmemek için zor tuttum kendimi :)
devamını gör...
13 mayıs türk dili bayramı
''bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda, türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.''
(13 mayıs 1277)
karamanoğlu mehmet bey 'in bu fermanıyla türkçe, anadolu'da ilk kez bir devletin resmi dili olarak kabul edilmiştir.
bu yıl ayrı bir tesadüfle iki güzel bayramımız bir arada.
ramazan bayramınız kutlu olsun,
744. yılında türk dil bayramınız kutlu olsun.
(13 mayıs 1277)
karamanoğlu mehmet bey 'in bu fermanıyla türkçe, anadolu'da ilk kez bir devletin resmi dili olarak kabul edilmiştir.
bu yıl ayrı bir tesadüfle iki güzel bayramımız bir arada.
ramazan bayramınız kutlu olsun,
744. yılında türk dil bayramınız kutlu olsun.
devamını gör...
özel teknesi olanların kapanmadan muaf olması
zenginler her seyden her türlü muaf zaten
devamını gör...
yalakalık
daha birkaç yıl önce kızılderili topraklarına gelen beyaz adamlar, 1867'de kabilelere ulaklar gönderdiğinde tosawi, comanche kabilesinin reisiydi. bu ulaklar dediki, gelip teslim olmayan herkesi düşman sayıp, saldıracağız. bazı kabileler bunu umursamadı, çünkü asırlardır kendi ülkelerinde barış içinde yaşıyorlardı ve niye gidip beyazlara teslim olsunlardıki. ama tosawi onlar gibi değildi, kabilesini alıp beyazların kalesine götürdü. generalin karşısına çıkarıldığında, hemen gelip teslim olduğu için beğenileceğinden emindi ve yalakalığını yaptı. kırık dökük bir ingilizce ile "ben tosawi, iyi kızılderili" dedi. tosawi'nin bu yalaka sözlerine rağmen general sheridan "gördüğüm en iyi kızılderili, ölü kızılderilidir" dedi. bu olay o kadar meşhur oldu ki, başka ülkelerdeki ırkçılar bile kendi ülkelerinin etnik halkları için kullandı.
devamını gör...
sivas katliamı
zamanında pir sultan abdal'ın ölümüne sebep olan zihniyet ile madımak katliamını yapan zihniyet aynıdır! failleri hâlâ aramızda olan ve ülkemizde derin izler bırakan bu katliamı unutma!
devamını gör...
bak bir varmış bir yokmuş
fecri ebcioğlu'nun yazdığı türkçe sözler ile 60'lı yılların başında ilham gencer tarafından seslendirilmiş, "boğaziçi'nde güzel bir kızın yaşadığını" rivayet eden müzikal tadında, masalsı şarkı.
devamını gör...
nil desperandum
asla ümitsizliğe düşme anlamına gelen latince bir kelimedir.
devamını gör...
müze
tarihsel, kültürel, bilimsel veya sanatsal varlıkların sergilendiği ve korunduğu halka açık kurum. müzenin kökeni çok eksilere kadar gider. roma'da üstü kapalı portiko' larda ve kütüphane girişlerinde sergilemeler yapılırdı. modern manada bildiğimiz müzeciliğin kökeni ise 18.yy'da özel koleksiyonların kamulaştırılması ile başladı. british museum ve louvre müzesi bu yöntemle kurulmuşlardır.
devamını gör...
anın fotoğrafı
bir bitki çayı poşetinin tam da sallama kısmındaki mesajdan hayat dersi çıkar mı?
gerçekten iyi hissetmek bizim elimizde mi?
yani hayatta mutlu olmak bu kadar kolay mı?
beklediklerimiz var mesela olmayan, bu benim elimde mi?
bizi sevsin diye beklediklerimiz,
anlasın diye beklediklerimiz,
bizi arasın diye beklediklerimiz,
merak etsin istediklerimiz...
sonra
şans kapıyı kırsın değil de nazikçe çalsın ve niyetini açık açık söylesin dediklerimiz...
sahiden bu kadar kolay olabilir mi?
gerçekten iyi hissetmek bizim elimizde mi?
yani hayatta mutlu olmak bu kadar kolay mı?
beklediklerimiz var mesela olmayan, bu benim elimde mi?
bizi sevsin diye beklediklerimiz,
anlasın diye beklediklerimiz,
bizi arasın diye beklediklerimiz,
merak etsin istediklerimiz...
sonra
şans kapıyı kırsın değil de nazikçe çalsın ve niyetini açık açık söylesin dediklerimiz...
sahiden bu kadar kolay olabilir mi?
devamını gör...
realist otobüs şoförüne sür realist diye bağıran yolcu
anlam karmaşası yaşatan yolcudur.
devamını gör...
normal sözlük'teki kaos ortamı
başlık sahibinin tanımındaki küfür kısmı hariç büyük oranda katıldığım önerme. bu kadar negatif olması benim için de can sıkıcı. ama çok güzel, kaliteli yazarlara olan saygımdan ve de güneşli günlere inancımdan buradayız!
not: eklemeyi unutmuşum, yoldaş'ın ve tüm ekibin emeği için de buradayız.
not: eklemeyi unutmuşum, yoldaş'ın ve tüm ekibin emeği için de buradayız.
devamını gör...
srebrenitsa katliamı
salı akşamı girift radyo yayınında dile getirilecek olan katliamdır.
yıl dönümü hasebiyle elemle anılacaktır.
bu hususta bahsedilmesini istediğiniz şeyler için veya katkılarınız için aykut'la iletişime geçebilirsiniz.
yıl dönümü hasebiyle elemle anılacaktır.
bu hususta bahsedilmesini istediğiniz şeyler için veya katkılarınız için aykut'la iletişime geçebilirsiniz.
devamını gör...

