atiye
çok çok kötü diziler var izleniyor,atiye onların arasından sıyrılıp gayet güzel izlenilebilir.gizemli atmosferi yeterince yansıtmışlar bence.
devamını gör...
efsane kitapların ilk cümleleri
ben hasta bir adamım.
yeraltından notlar. dostoyevski .
yeraltından notlar. dostoyevski .
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
sadece bir aptal taşlara ya da insanlara takılır.
devamını gör...
nesin matematik köyü
devamını gör...
kardeşlerle girilen ilginç diyaloglar
kardeşimin* bana borcu var. öyle miniş bir şey de değil. 2000, boru gibi yani. neyse yakında ise başlayacağım için heyecanla maaş hesaplaması yapmaya çalışıyor. şöyle harcarız böyle bana para verirsin gibi.*
-sanırım 3200 falan alacağım.
+tamam o arada benim borcumu da silsene abla.
-lan düdük, senin borcunu kendime ödemek için mi çalışıyorum ben.*
yazarken kendime üzüldüm.*
-sanırım 3200 falan alacağım.
+tamam o arada benim borcumu da silsene abla.
-lan düdük, senin borcunu kendime ödemek için mi çalışıyorum ben.*
yazarken kendime üzüldüm.*
devamını gör...
bir yazar bir alıntı
tarihteki en önemli ölüm, insanın ölümüdür.
özdemir asaf
özdemir asaf
devamını gör...
la double vie de veronique
vizelerin bitişini kutlamak için izlediğim müthiş bir eserdir.
garip gelecek ama bana bazen geliyorlar. içimde sanat aşkı tutuşuyor. bir şeyler izlemek veya bir şeyler okumak istiyorum. sanat diye bağırıyorum. evde şu şekil takılıyorum.
yine böyle hissettiğim bir gün dedim ki film izleyeyim. vizeler bitti keyif yapayım. sanat açlığımı doyuracak film arayışına girmişken bu filmi buldum.
açtım izledim ve çok keyif aldım. işte sinema budur dedim.
film bir krzysztof kieslowski filmi. 1991 yapımı olan bu film iki farklı veronika'nın hayatını anlatıyor. biri polonya'da diğeri fransa'da yaşayan veronikaları izliyoruz.
ben bu filmi konusu olmasa bile izleyebilirdim. altyazısı olmasa da izlerdim. görüntüler, renkler, kostümler, müzikler hepsi tam anlamıyla muhteşemdi. yönetmen yapmak istediği her şeyi kendi tarzıyla anlatmış. görüntülere ve yaratılan atmosfere bayıldım. kesinlikle gelecekte tekrar izleyeceğim bir film oldu. sağa sola önermeye başladım bile.
bu filmi harika yapan bir diğer detay ise kesinlikle müzikleri. filmin müziklerini zbigniew preisner yapmış. sahnelerle uyumu ve filmin etkisi tartışılmaz derecede muhteşem olmuş.
herkese tavsiye edebileceğim şiir gibi bir film. çiçek gibi film. müthiş film.
ayrıca çok fazla görüntüleri övdüm ama üzerine düşünülecek bir film. kukla sahnesi ise uzun yıllar hafızamdan çıkmayacak.
garip gelecek ama bana bazen geliyorlar. içimde sanat aşkı tutuşuyor. bir şeyler izlemek veya bir şeyler okumak istiyorum. sanat diye bağırıyorum. evde şu şekil takılıyorum.

yine böyle hissettiğim bir gün dedim ki film izleyeyim. vizeler bitti keyif yapayım. sanat açlığımı doyuracak film arayışına girmişken bu filmi buldum.
açtım izledim ve çok keyif aldım. işte sinema budur dedim.
film bir krzysztof kieslowski filmi. 1991 yapımı olan bu film iki farklı veronika'nın hayatını anlatıyor. biri polonya'da diğeri fransa'da yaşayan veronikaları izliyoruz.
ben bu filmi konusu olmasa bile izleyebilirdim. altyazısı olmasa da izlerdim. görüntüler, renkler, kostümler, müzikler hepsi tam anlamıyla muhteşemdi. yönetmen yapmak istediği her şeyi kendi tarzıyla anlatmış. görüntülere ve yaratılan atmosfere bayıldım. kesinlikle gelecekte tekrar izleyeceğim bir film oldu. sağa sola önermeye başladım bile.
bu filmi harika yapan bir diğer detay ise kesinlikle müzikleri. filmin müziklerini zbigniew preisner yapmış. sahnelerle uyumu ve filmin etkisi tartışılmaz derecede muhteşem olmuş.
herkese tavsiye edebileceğim şiir gibi bir film. çiçek gibi film. müthiş film.
ayrıca çok fazla görüntüleri övdüm ama üzerine düşünülecek bir film. kukla sahnesi ise uzun yıllar hafızamdan çıkmayacak.
devamını gör...
dark city
blade runner gibi sapına kadar bilim-kurgu özellikleri taşıyan, ancak sin city kadar karanlık, insanı düşünmeye iten, dönüp dolaşıp "insan" ve "ruh" kavramının üzerinden çıkarımlar yapan harika bir yapım... hayatınızın merkezinde, sizi yöneten neler var hiç düşündünüz mü? dark city bambaşka yaklaşıyor bu olaya..
rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...
karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.
dark city hakkında ne düşünüyorum...
en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..
kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.
bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)
çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..
hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.
bizi insan yapan neydi?
farklı olmamızı sağlayan şey?
hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,
onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..
hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?
belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?
bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;
eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,
izlemeye değerdir bu film.
rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...
karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.
dark city hakkında ne düşünüyorum...
en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..
kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.
bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)
çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..
hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.
bizi insan yapan neydi?
farklı olmamızı sağlayan şey?
hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,
onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..
hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?
belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?
bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;
eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,
izlemeye değerdir bu film.
devamını gör...
zartoşt
ne zaman pkk ve dhkp c başlığına entry girilirse hemen başlık altlarında ağlayıp savunmaya geçen şalvarlı keko. dikkat et devletin gücünü göreceksin yoksa!
devamını gör...
casa vicens
barselona gibi ünlü bir şehrin kimliğinin oluşmasında önemli bir rol oynayan ve antoni gaudi tarafından tasarlanan ilk evdir.
gaudi aslında bu evi henüz 30’lu yaşlarındayken iş verenine yazlık olarak tasarlamış. ancak mimari ve sanat tarihi açısından bu hiç de sıradan bir yazlık ev olarak kalmamış elbette.

öncelikle bu ev gaudi'nin çalışma tarzı ve modern mimarlık tarihinin başlangıcı hakkında bilgi verir. aynı zamanda art nouveau’nun ilk yapılarından biri olarak kabul görür.

casa civens'te endülüs kültürü, neoklasik, katalan modernizmi ve art nouveau mimari özellikleri adeta birleşmiş ve gaudi'nin kendine has iç dünyasını dışarı vurmuştur. çünkü gaudi için önemli olan farklı stilleri bir araya getirip farklı malzemelerle özgün bir ürün ortaya koymaktı.

gaudi’nin yaptığı ilk başyapıt sayılan casa vicens, yukarıdaki saydığımız özelliklerle 6 gaudi imzalı yapıyla birlikte unesco dünya mirası listesi’ne dâhil edilmiştir.
şimdilerde müze-ev olarak hizmet veren yapının içinde gaudi'nin mobilya koleksiyonu ile ispanyol ressam francesc torrescassana i sallares'in tabloları yer almaktadır.
daha detaylı bilgi ve görseller için aşağıdaki kaynakları ziyaret edebilirsiniz;
casa vicens'e gideeer
casa vicens'e gider
gaudi aslında bu evi henüz 30’lu yaşlarındayken iş verenine yazlık olarak tasarlamış. ancak mimari ve sanat tarihi açısından bu hiç de sıradan bir yazlık ev olarak kalmamış elbette.

öncelikle bu ev gaudi'nin çalışma tarzı ve modern mimarlık tarihinin başlangıcı hakkında bilgi verir. aynı zamanda art nouveau’nun ilk yapılarından biri olarak kabul görür.

casa civens'te endülüs kültürü, neoklasik, katalan modernizmi ve art nouveau mimari özellikleri adeta birleşmiş ve gaudi'nin kendine has iç dünyasını dışarı vurmuştur. çünkü gaudi için önemli olan farklı stilleri bir araya getirip farklı malzemelerle özgün bir ürün ortaya koymaktı.

gaudi’nin yaptığı ilk başyapıt sayılan casa vicens, yukarıdaki saydığımız özelliklerle 6 gaudi imzalı yapıyla birlikte unesco dünya mirası listesi’ne dâhil edilmiştir.
şimdilerde müze-ev olarak hizmet veren yapının içinde gaudi'nin mobilya koleksiyonu ile ispanyol ressam francesc torrescassana i sallares'in tabloları yer almaktadır.
daha detaylı bilgi ve görseller için aşağıdaki kaynakları ziyaret edebilirsiniz;
casa vicens'e gideeer
casa vicens'e gider
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
çok sevdiğim kitabın, insan neyle yaşar'ın baş karakteri.
devamını gör...
her başlığa salça olan yazar
benimdir, ama öncü biber salçası kalitesinde salça olurum öyle boş beleş değil yani!
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
(bkz: eyluling)
(bkz: hi my i run)
biri ayran hopurdetirken digeri havuc kemiriyor, moderator de olsalar yazarlar nihayetinde.
keske modlari engelleyebilsek*.
(bkz: hi my i run)
biri ayran hopurdetirken digeri havuc kemiriyor, moderator de olsalar yazarlar nihayetinde.
keske modlari engelleyebilsek*.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
tanımlarda denk geldiğimde nedense içimi ısıtan yazar.
devamını gör...
bir öğrencinin gece 12'de öğretmenine soru sorması
daha kibar bir şekilde cevaplayabilirdi, müsait olmadığını ve o saatte mesaj atmanın uygun olmadığını düzgün bir dille anlatırken hem de öğrencisine farkındalık aşılamış olurdu ama yazdığı cümlelere bakınca, insanın gözü kanar o yazışmalardan, dil bilgisi, güzel konuşma, yazım kuralları hak getire.
öğretmene notumuz yazı ile sıfır.
öğretmene notumuz yazı ile sıfır.
devamını gör...
bedava yaşıyoruz bedava
fakirliğim arttıkça müşfik kenter'den dinlediğim orhan veli şiiri.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
ne şair yaş döker ne aşık ağlar tarihe karıştı eski sevdalar
devamını gör...
karşı cinste hayran olunan özellik
her şeyden önce zeki olması,
kendini geliştirmeyi ilke edinmesi,
vicdanlı olması.
kendini geliştirmeyi ilke edinmesi,
vicdanlı olması.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
merhabalar saat 20.00 civarı kaçak yayın yapıyoruz. biraz kafa dağıtıp sohbet edip ucundan da sevgililere günü hakkında konuşabiliriz. şarkı isteklerinizi elimden geldiğince çalmaya çalışıyor olucağım.
devamını gör...