kendisiyle aynı milletten biri tarafından öldürülen ve ölümü mülteci karşıtlığını faşizme çeviren yerli çomarlarca kutlanan zavallı çocuğun canice katledilmesi olayı.

"taşla ezerek öldürme" ifadesi zaten küçük bir ipucu veriyor aslında. bu toksik yaratıklar kendi milletlerime karşı bile bu kadar zararlı ve acımasız iken ileride nüfusları çoğaldığında neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. zaten bunu benim değil, göndermeyeceğiz diyen tatlı su muhalifi siyasetçilerin düşünmesi gerekiyor ilk önce.
devamını gör...

peygamberimiz maa'r-refîkil-a'lâ" (en yüce dosta) demiştir. umarım ağlayarak geldiğim bu dünyaya mesut bir şekilde veda ederim. söze gelince hiç bir şeyi sona bırakmayın arkadaşlar.
devamını gör...

o plaj çantasına 10 bin krem, bir kitap bir de pandeminin geçen seneden bıraktığı alışkanlık örgü torbamı dahil ediyorum.
bazen o çanta hiç açılmadan geri çıkıyor, döndüğümde omuzlarımdan özür diliyorum.
devamını gör...

patlıcanı asla yemem diyordum fakat sonradan bir alıştım ve patlıcan bağımlısı oldum.

edit: karnıyarık favori yemeklerim arasına bile girdi.
devamını gör...

kim diyorsa halt etmiş gayet de gencim güzelim
devamını gör...

falcıya gidilen an.

adamın biri falcıya gider. falcı başlar çıkarımlar yapmaya. bir süre "hmmm"ladıktan sonra "siz" der, "40 yaşınıza kadar çok fakir yaşayacaksınız".

adam bir umut sorar heyecanla: "ya 40'tan sonra?"

falcı cevap verir: "o hayata alışmış olacaksınız".
devamını gör...

ay sevdim ben bu programı. şarkılar çok güzeeell. iyi yayınlar dilerim efenimm.
devamını gör...

çok yorgunum, hem de çok. ama bu yorgunluk bedenen değil sevgili okur, ruhen bir yorgunluk. ruhum o kadar yorgun ki bunu asla anlayamazsınız, evet asla.
zihnim çok karışık, hep bir düşüncelerin en derinlik noktalarında. sürekli düşünüyor, düşünüyor ama bir sonuca varamıyor bu zihin. bir sonuca varamadığının da farkında ama kendini bir yalana inandırmış işte, bir zamanlar sadece yalandan ibaret olduğunu düşünmüş olduğu bu “hastalıklı düşünce” artık hayatının merkezine kon(ul)muş bir gerçekliğe dönüşmüştü.
bir nevi kendini kandırmaktı belki de bu, kendimi kandırdığımın farkındayım. bazılarınız “kendini kandırdığının farkında olduğunu söylüyorsun, o zaman kendini kandırmamış oluyorsun” şeklinde bana söylevler çekebilir ama hayır hayır işte, bu gözüktüğü gibi değil. içinde bulunduğum durum bir çıkmaz sokaktan ibaret ve buradan çıkmam çok zor, belki bir ihtimal çıkabilirim ama çıkabileceğim noktaya gelene kadar epey daha acı çekeceğim-bunu da gayet aklı başında bir şekilde biliyorum- neyse, bu yazdıklarımın hiçbir manası yok aslında, çünkü beni anlayamayacaksınız. siz sevgili asilzade beyefendiler, hanımefendiler beni anlamanız çok düşük bir ihtimal, ben artık anlaşılma inancımı çoktan yitirdim sadece bunu kendime itiraf etmek kaldı. bir gün, bir gün bunu sizler ne dersiniz ne söylersiniz diye düşünmeden kendime itiraf edeceğim.

ek olarak; koca bir ağız dolusu yetersiz kelimelerden, düşük cümlelerden oluşan koca bir metin, yazı, tanım var karşınızda adını ne derseniz deyin, bu sefer dediklerinizi umursamayacağım -aslında umursuyorum da- neyse…
devamını gör...

evde bile istediği kadar rahat giyinememek.
devamını gör...

1920-1984
yarı kızılderili yarı portekizli kanı taşıyan, dünya çapında ünlü brezilyalı yazar. kayığım rosinha (1961) onu üne kavuşturdu. ama onun bütün dünyada tanınmasını kendi hayat hikayesini bir üçlemeyle anlattığı kitap serisinin birincisi olan şeker portakalı sağladı. şeker portakalı'nda yazar, çok sade ve dokunaklı bir dille, kendini, ailesini ve kardeşlerini anlatır bize. ama öyle bir anlatır ki, kitabı okuyan herkes romanın başkahramanı olan zeze'de (yani jose: kendisi) kendisinden bir parça bulur. zeze'nin yaşadıklarını ta yüreğinde hisseder.

'aydın emeç’in çevirisiyle yüz binlerce adet basılan şeker portakalı’nı, ilk defa 1975 yılında aydın emeç kurucusu olduğu e yayınları yayınladı. daha sonra 1983 yılında can yayınları kitabın yazarı olan josé mauro de vasconcelos’un haklarını devralıp şeker portakalı’nı aydın emeç çevirisiyle basmaya devam etti. asıl adı “o meu pé de laranja lima” yani “benim portakal ağacım” olan, diğer dillerde de “benim tatlı portakal ağacım” ya da “benim güzel portakal ağacım” gibi isimleri olan ancak aydın emeç tarafından “şeker portakalı” olarak adlandırılan kitabı, can yayınları 35 yıl boyunca yayınlamayı sürdürdü.

can yayınları, 130 baskı yaptıktan sonra ana dilden çeviri kaygısı gerekçesiyle çevirmeni değiştirmeye karar verdi. aydın emeç’in çevirisinin kullanılmadığı eserde, aydın emeç’in yarattığı özgün adın da kullanılmamasını (fikir ve sanat eserleri kanuna aykırı) talep eden oğlu ali selim emeç, can yayınları’nın kitabı aydın emeç’in yaratıcısı olduğu şeker portakalı adını kullanarak basması ve buna devam etmesi sonucu dava açtı." (24 mayıs 2019 tarihli gazete duvar'dan alıntılanmıştır.)

"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."

"uzun uzun burnumu çektim.
-önemi yok, onu öldüreceğim!"
=ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?"
-evet yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, buck jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... ve bi gün büsbütün ölecek."

''sessizlik içindeydi her yer, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. ve ben, yaşamaya hükümlüydüm; yaşamaya!''

"- nen var zeze?
= hiç. şarkı söylüyordum.
- şarkı mı söylüyordun?
= evet.
- öyleyse ben sağır olmalıyım.
insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? bir şey demedim. bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."

"-neden benim gibi yapmayı öğrenmiyorsun?"
=sen ne yapıyorsun ki?"
-kimseden hiçbir şey beklemiyorum. böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum..."


''destedeki bütün kartları öğrenmiştim. ama valeleri pek sevmiyordum. nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!''

''hayata uzaktan bakarak ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.''

''-xururuca!
=ne var?
-ağlamak kötü bir şey mi?
=ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. neden sordun?
-bilmiyorum, bir türlü alışamadım. sanki yüreğim boş bir kafes...''

"uyuyalım. insan uyudu mu her şeyi unutur."
devamını gör...

köylü kurnazlığıdır. yatırım tavsiyesi değildir.
devamını gör...

depresyonda olan kişinin, depresyonda olmasına sebebiyet veren şeyleri de kendisiyle beraber hava aldırmaya çıkaracağını unutan kişi beyanı.

unutmayın ki; dertleriniz eviniz içinde, ofiste, dışarıda vs değil. tam burada, kafatası dediğimiz yerin içerisinde.
devamını gör...

takımyıldız olmadığı halde öyleymiş gibi desen oluşturan ve bu özelliğiyle tanınan yıldız grubu.

takımyıldızlardan farkı, resmi olarak isimlendirilip kataloglanmamış olması ve insanların gökyüzüne baktığında iyi kötü yön belirlemede kullandıkları genel bir kavram olmasıdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

silahı seviyorum gercekten seviyorum. hatta bir ciddi ciddi aldım alıyordum, model bile belirledim ama bir anlık öfkeyle kullanma ihtimalimden çekindiğim için bu ihtimalin önünü kesebilmek adına edinme fikrinden vazgeçtim. çünkü huyumu da biliyorum. o tetiğe bastıktan sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
silah, çok geçerli nedenler dışında kullanıldığında, sonradan pişmanlığın fayda etmeyeceği sakinleşince insanı "ulan ne halt ettim ben" diye pişman edecek bir alettir.
o tetiğe basmanın dönüşü yok.
devamını gör...

yenidoğan ve erken çocukluk döneminde görülen kas koordinasyonunda, dengede ve harekette kalıcı deformitelere yol açan bir grup bozukluktur. beş tipte serebral palsi vardır bunlar:

1) spastik tip
2) diskinetik tip
3) ataksik tip
4) hipotonik tip
5) karışık tip

-bu hastalığın anlatıldığı cammie mcgovern'ın yazdığı "kalbinden geçeni söyle" isimli kitabı okumanızı da tavsiye ederim.
devamını gör...

zamanı geçmiş bir başlıktır. kezban muhabbeti 2000'li yıllarda kalmadı mı artık? insanları gereksiz kategorilere sokmaktan vazgeçin, işinize bakın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

biraz daha uğraşılırsa türksat 4a’ya bağlanıp farklı frekansları çekme poransiyeline sahip, mutfaktan su açılınca daha da bir zorlaşan durumun süresi.*
devamını gör...

128 milyar dolarlı madonna.
128 milyar dolar ve kayra.
128 milyar dolar ve mecnun.
128 milyar dolar kulübü.
128 milyar dolar çiftliği.
128 milyar dolar ve ceza.
128 milyar doların tanrısı.
128 milyar dolar neyle yaşar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim