can yakan cümle
çoğunlukla beklenilmeyen bir anda, beklenilmeyen bir kişiden sarf edilen ve insanın en derin, en hassas yarasına iğneler batıran cümle.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
fikret kızılok& bülent ortaçgil- olmasın varsın
devamını gör...
el kalkar yer kalkmaz
mahallede toprak üzerinde misket oynarken kullanılan ve kuralları belirleyen bir sözdür.
çocukken mahallede misket oynadığında her zaman eve ütülerek dönmüş bir olarak bu konuda bilgi vermek bana ne kadar düşer bilemiyorum ama yine de bir deneyeceğim şansımı.
başlığa adını veren söz değişik şekillerde söylenebilir ve farklı versiyonları atıcı işin kuralları her seferinde yeniden oluştururdu.
el kalkar yer kalkmaz dendiğinde atış yapacak olan oyuncu atış yapacağı elini kaldırıp öyle yapabilir ama vurmayı planladığı misketin yolundaki taşı toprağı temizleyemezdi.
aynı söz el kalkmaz yer de kalkmaz, el kalkar yerde kalkar ve el kalkmaz yer kalkar şeklinde söylendiğinde de bir üst paragrafta anlattığım mantığa göre uygulama değişiklik gösterirdi.
kuralları belirleyen bu sözü söylemek için oldukça hızlı olmak gerekirdi çünkü her an birisi sizden önce davranıp sizi zor durumda bırakacak sözlerden birini söyleyip oyunu kaybedecek bir aksaklığa neden olabilirdi.
misket alemi acımasızdı ve söz ağızdan bir kere çıkardı. misketlerimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz de yoktu o zamanlar.
çocukken mahallede misket oynadığında her zaman eve ütülerek dönmüş bir olarak bu konuda bilgi vermek bana ne kadar düşer bilemiyorum ama yine de bir deneyeceğim şansımı.
başlığa adını veren söz değişik şekillerde söylenebilir ve farklı versiyonları atıcı işin kuralları her seferinde yeniden oluştururdu.
el kalkar yer kalkmaz dendiğinde atış yapacak olan oyuncu atış yapacağı elini kaldırıp öyle yapabilir ama vurmayı planladığı misketin yolundaki taşı toprağı temizleyemezdi.
aynı söz el kalkmaz yer de kalkmaz, el kalkar yerde kalkar ve el kalkmaz yer kalkar şeklinde söylendiğinde de bir üst paragrafta anlattığım mantığa göre uygulama değişiklik gösterirdi.
kuralları belirleyen bu sözü söylemek için oldukça hızlı olmak gerekirdi çünkü her an birisi sizden önce davranıp sizi zor durumda bırakacak sözlerden birini söyleyip oyunu kaybedecek bir aksaklığa neden olabilirdi.
misket alemi acımasızdı ve söz ağızdan bir kere çıkardı. misketlerimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz de yoktu o zamanlar.
devamını gör...
erkek yazar seri oylayınca gelinlik modellerine bakan kadın
gencecik, heyecanlı, aradığı kısmeti sözlükte bulacağına dair güçlü bir inancı olan kızceğizdir.
devamını gör...
suriyelilerin türk kadınlarına sarkıntılık yapması
türklerin türk kadınlarına sarkıntılık yapması gibi rezalet bir durumdur.
sarkıntılık rezalet bir olay. her zaman öyleydi.
suriyeliler yapınca iyice tepemiz atıyor. buraya terbiyesizlik yapmaya mı geldin deyyus deme ihtiyacı duyuyoruz.
sarkıntılık rezalet bir olay. her zaman öyleydi.
suriyeliler yapınca iyice tepemiz atıyor. buraya terbiyesizlik yapmaya mı geldin deyyus deme ihtiyacı duyuyoruz.
devamını gör...
normal sözlük belgesel veri tabanı
mada der geçerim. türkiyede en çok ödül almış belgeseldir. sayın hocam musa ak yönetmenliğini yapmış olup müthiş bir iş çıkarmıştır.
beyşehir gölü üstünde yaşayan insanların hayatını konu alan kısa bir belgesel.
linki de budur sayın kafacılar, saygılarımla.
beyşehir gölü üstünde yaşayan insanların hayatını konu alan kısa bir belgesel.
linki de budur sayın kafacılar, saygılarımla.
devamını gör...
33 yaşında olmak
yaşların bir önemi yok,o yaşta neler yaşadığının önemi var.herkesin zamanı algılayış biçimi başka.herkes kendi zamanını yaşıyor.o yüzden ne diyoruz her yaşın bir güzelliği var en güzel çağımdayım...
devamını gör...
tam da şu an yazarların hissettiği şey
21 yaşındayım. 21 diye belirtiyorum çünkü gençliğimin baharında 70'lerine merdiven dayamış birinin ruh haline sahibim. dışım gülse bile iç sesim "hadi ya, gerçekten yine gülümseyecek misin?" diyor. dışım da sırf birilerine açıklama yapmayayım, aman soru sormasınlar diye bu halde.
devamını gör...
neom
suudi arabistan'ın çılgın projesi. tebük civarlarında yapılacak* olan fütüristik bir şehir ve hatta belki de şehir devleti. projenin fikir babası ise meşhur reformist (?) veliaht muhammed bin selman.
gelin biraz anlatayım.
öncelikle, tam olarak nerede olduğunu tahayyül edebilmek için harita şöyle:

görüldüğü üzere, projenin göze çarpan ilk özelliği mükemmel bir konumun seçilmiş olması. bu bölge, iklimi ve doğal güzellikleri bakımından, suudi arabistan'ın neredeyse en güzel ve en yaşanabilir bölgesi. hatırlatayım, suudi arabistan'ın coğrafyası özelinde konuşuyoruz, anadolu topraklarını görmüş olan bizlere "bu ne ya böyle, her yer dağ toprak?" dedirtebilir elbette ama malzeme de ortada sonuçta. ayrıca bu konumun çok büyük bir avantajı daha var: dünya nüfusunun %70'i sadece 8 saatlik bir uçuş mesafesinde yaşıyor. yani hemen hemen her yere yakın bir yer neom.
peki, anladık, lokasyonu güzel. tamam da nedir bu neom?
neom her anlamda gelecek düşünülerek tasarlanan bir şehir. robotlar ve yapay zekâlar tarafından sürdürülecek olan; bütün iş kollarının, sektörlerinin ve bunlarda çalışacak olan iş gücünün; bilimin, sporun, sanatın ve bunları icra edecek olan bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların geleceği tahayyül edilerek geliştirilen bir proje. mevzubahis insanların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle buraya beyin göçü çekilmesi ve bu şekilde de neom'un, tabiri caizse, "yeni dünyanın bilim, kültür, sanat ve spor başkenti" yapılması ön görülüyor.
peki, bütün bunlar ne için?
size bir sır vereyim mi? dünyanın petrol rezervi, her geçen yıl artan taleple birlikte, 2034 yılında tükenecek olabilir. yani sadece 13 yıl sonra. tesadüf budur ki, neom da suudi arabistan'ın saudi vision 2030 ismini verdiği hedefleri çerçevesinde gerçekleştiriliyor.* bu vizyonun en büyük görüşü ise petrole olan bağımlılığı azaltma üzerine. yine tesadüfe bakın ki, neom'un geliştirilme sürecinin neredeyse her alanında yenilenebilir enerji kavramı ön plana çıkıyor.
örneğin dubai kadar ve hatta hizmet sektörünün gelişkinliğiyle ondan daha da fazla turist çekecek bir bölgeye her türlü maddi ve manevi üretimi de eklerseniz ne olur? neom olur.
bilim insanlarına refah bir yaşam alanı sunarsanız, sanatçılara özgür bir ortam yaratırsanız, sporculara verilebilecek en geniş imkanları verirseniz ne olur? o insanlar harika şeylere imza atarlar. bütün bunları da sizin adınızın altında yaptıkları için, ister istemez sizin reklamınızı yapmış olurlar. böylece nur topu gibi yeni şehrinize nüfus yaratmış olmakla kalmaz, üzerine, daha çok turist çekmiş de olursunuz. bütün bu insanlar, yarattığınız refahın da etkisiyle, deliler gibi tüketirler ve siz de deliler gibi para kazanırsınız. ayrıca yeni yerli nüfusunuz da tükettikçe üreteceklerdir. ve bingo! sonsuz döngü.
işte böyle. teoride her şey çok güzel. fakat pratikte ne kadar başarılı olabilir ki neom? sonuçta suudi arabistan'dan bahsediyoruz. herhalde sizin de aklınıza takılıyordur. işte tam da bu yüzden, henüz söyleyeceklerimi bitirmedim.
öncelikle bu projenin her anlamda uluslararası düşünülerek tasarlanan ve geliştirilen bir proje olduğunu bilmek gerek. yani aslında bütün bunlar arap vatandaşları için değil, dünya vatandaşları için yapılıyorlar. new world order'cı komplo teorisyenlerine de gün doğdu, hadi yine iyisiniz. ama herhalde siz de böyle olması gerektiğini kabul edersiniz. takdir edersiniz ki, böylesine büyük bir projeye ancak küresel düşünerek imza atılabilir. bakın, yalnızca yerel bir vizyonla geliştiriliyor olsaydı şimdiye kadar kimsenin dikkati çekmeyecek olan bir şey hakkında ben yazıyorum ve siz okuyorsunuz bile. ayrıca, 34 milyon kişilik suudi nüfusuna hitap etmek yerine 7,5 milyar insana hitap etmek çok daha mantıklı değil mi? böylelikle yukarıda bahsettiğim kalifiye insanlara ulaşma ihtimali kat kat artmaz mı?
ve "last but not least"... hatta en güzel şeyi de sona sakladım. neom'da şeriat yok! vay efendim şu kadın şunu giymiş, şu erkek şunla zina etmiş, şu kafirmiş... yok! neom kendi insanları tarafından geliştirilecek evrensel bir hukukla, kendi insanlarının seçtiği yöneticiler tarafından yönetilecek. "şehir devleti" dememin sebebi de bu işte. suudi arabistan'a bağlı fakat kendi içinde özgür bir siyasi yapıdan bahsediyoruz çünkü.
biraz ırkçı kaçacak ama, vallahi söylemesem olmaz, elin arap'ındaki vizyona bakar mısınız? bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.
tabii ki bütün bunlar şimdilik yalnızca kâğıt üzerindeler. ileride ne olacağını, nasıl olacağını kimse bilemez. ama şimdiye kadar bu konularda çok büyük bir farkındalık sezinlediğimi söylemeliyim.
peki, suudi arabistan'dan bile böyle bir vizyon örneği çıkabiliyorken, bizim insanımızın vizyonu ne durumda? malum, artık dünyanın düşünsel açıdan geri kalmış medeniyetleri bile yapay zekâdan, robotikten, yenilenebilir enerjiden bahsediyor. bizim insanımız nasıl bakıyor bu olaya? şöyle (aynen başlıklarıyla):
"deccal'in devleti neom !!"
"deccal'in robot devleti: neom"
"neom, arabistan da kuruluyor. robot sayısı insandan fazla olacak! kıyamet gibi proje. neom şehri..."
"yecüc-mecüc istilasının içinde miyiz? yapay insanlar mı geliyor?"
deccal? kıyamet? yecüc-mecüc? pardon? ne alaka? ne diyorsunuz siz? kimsenin mi ağzından çıkanı kulağı duymuyor ya?
vay be!
---
ayrıca:
resmi internet sitesi
ve: (bkz: the line).
gelin biraz anlatayım.
öncelikle, tam olarak nerede olduğunu tahayyül edebilmek için harita şöyle:

görüldüğü üzere, projenin göze çarpan ilk özelliği mükemmel bir konumun seçilmiş olması. bu bölge, iklimi ve doğal güzellikleri bakımından, suudi arabistan'ın neredeyse en güzel ve en yaşanabilir bölgesi. hatırlatayım, suudi arabistan'ın coğrafyası özelinde konuşuyoruz, anadolu topraklarını görmüş olan bizlere "bu ne ya böyle, her yer dağ toprak?" dedirtebilir elbette ama malzeme de ortada sonuçta. ayrıca bu konumun çok büyük bir avantajı daha var: dünya nüfusunun %70'i sadece 8 saatlik bir uçuş mesafesinde yaşıyor. yani hemen hemen her yere yakın bir yer neom.
peki, anladık, lokasyonu güzel. tamam da nedir bu neom?
neom her anlamda gelecek düşünülerek tasarlanan bir şehir. robotlar ve yapay zekâlar tarafından sürdürülecek olan; bütün iş kollarının, sektörlerinin ve bunlarda çalışacak olan iş gücünün; bilimin, sporun, sanatın ve bunları icra edecek olan bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların geleceği tahayyül edilerek geliştirilen bir proje. mevzubahis insanların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle buraya beyin göçü çekilmesi ve bu şekilde de neom'un, tabiri caizse, "yeni dünyanın bilim, kültür, sanat ve spor başkenti" yapılması ön görülüyor.
peki, bütün bunlar ne için?
size bir sır vereyim mi? dünyanın petrol rezervi, her geçen yıl artan taleple birlikte, 2034 yılında tükenecek olabilir. yani sadece 13 yıl sonra. tesadüf budur ki, neom da suudi arabistan'ın saudi vision 2030 ismini verdiği hedefleri çerçevesinde gerçekleştiriliyor.* bu vizyonun en büyük görüşü ise petrole olan bağımlılığı azaltma üzerine. yine tesadüfe bakın ki, neom'un geliştirilme sürecinin neredeyse her alanında yenilenebilir enerji kavramı ön plana çıkıyor.
örneğin dubai kadar ve hatta hizmet sektörünün gelişkinliğiyle ondan daha da fazla turist çekecek bir bölgeye her türlü maddi ve manevi üretimi de eklerseniz ne olur? neom olur.
bilim insanlarına refah bir yaşam alanı sunarsanız, sanatçılara özgür bir ortam yaratırsanız, sporculara verilebilecek en geniş imkanları verirseniz ne olur? o insanlar harika şeylere imza atarlar. bütün bunları da sizin adınızın altında yaptıkları için, ister istemez sizin reklamınızı yapmış olurlar. böylece nur topu gibi yeni şehrinize nüfus yaratmış olmakla kalmaz, üzerine, daha çok turist çekmiş de olursunuz. bütün bu insanlar, yarattığınız refahın da etkisiyle, deliler gibi tüketirler ve siz de deliler gibi para kazanırsınız. ayrıca yeni yerli nüfusunuz da tükettikçe üreteceklerdir. ve bingo! sonsuz döngü.
işte böyle. teoride her şey çok güzel. fakat pratikte ne kadar başarılı olabilir ki neom? sonuçta suudi arabistan'dan bahsediyoruz. herhalde sizin de aklınıza takılıyordur. işte tam da bu yüzden, henüz söyleyeceklerimi bitirmedim.
öncelikle bu projenin her anlamda uluslararası düşünülerek tasarlanan ve geliştirilen bir proje olduğunu bilmek gerek. yani aslında bütün bunlar arap vatandaşları için değil, dünya vatandaşları için yapılıyorlar. new world order'cı komplo teorisyenlerine de gün doğdu, hadi yine iyisiniz. ama herhalde siz de böyle olması gerektiğini kabul edersiniz. takdir edersiniz ki, böylesine büyük bir projeye ancak küresel düşünerek imza atılabilir. bakın, yalnızca yerel bir vizyonla geliştiriliyor olsaydı şimdiye kadar kimsenin dikkati çekmeyecek olan bir şey hakkında ben yazıyorum ve siz okuyorsunuz bile. ayrıca, 34 milyon kişilik suudi nüfusuna hitap etmek yerine 7,5 milyar insana hitap etmek çok daha mantıklı değil mi? böylelikle yukarıda bahsettiğim kalifiye insanlara ulaşma ihtimali kat kat artmaz mı?
ve "last but not least"... hatta en güzel şeyi de sona sakladım. neom'da şeriat yok! vay efendim şu kadın şunu giymiş, şu erkek şunla zina etmiş, şu kafirmiş... yok! neom kendi insanları tarafından geliştirilecek evrensel bir hukukla, kendi insanlarının seçtiği yöneticiler tarafından yönetilecek. "şehir devleti" dememin sebebi de bu işte. suudi arabistan'a bağlı fakat kendi içinde özgür bir siyasi yapıdan bahsediyoruz çünkü.
biraz ırkçı kaçacak ama, vallahi söylemesem olmaz, elin arap'ındaki vizyona bakar mısınız? bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.
tabii ki bütün bunlar şimdilik yalnızca kâğıt üzerindeler. ileride ne olacağını, nasıl olacağını kimse bilemez. ama şimdiye kadar bu konularda çok büyük bir farkındalık sezinlediğimi söylemeliyim.
peki, suudi arabistan'dan bile böyle bir vizyon örneği çıkabiliyorken, bizim insanımızın vizyonu ne durumda? malum, artık dünyanın düşünsel açıdan geri kalmış medeniyetleri bile yapay zekâdan, robotikten, yenilenebilir enerjiden bahsediyor. bizim insanımız nasıl bakıyor bu olaya? şöyle (aynen başlıklarıyla):
"deccal'in devleti neom !!"
"deccal'in robot devleti: neom"
"neom, arabistan da kuruluyor. robot sayısı insandan fazla olacak! kıyamet gibi proje. neom şehri..."
"yecüc-mecüc istilasının içinde miyiz? yapay insanlar mı geliyor?"
deccal? kıyamet? yecüc-mecüc? pardon? ne alaka? ne diyorsunuz siz? kimsenin mi ağzından çıkanı kulağı duymuyor ya?
vay be!
---
ayrıca:
resmi internet sitesi
ve: (bkz: the line).
devamını gör...
dinlene dinlene dövmek
ıslak havlularla, kauçuk sopalarla... çılgınlar gibi, umarsızca dövmek... insanın içine sular serpen, kızgın kumlardan serin sulara atlıyormuş hissi veren rahatlama yöntemidir.
devamını gör...
zühre
bildiğimiz ismiyle venüs gezegeni.
erkekler mars'tan kadınlar venüs'ten diye bir söz de vardır bununla ilgili.
tahir ile zühre de buna örnek ve bu ismin seçilmesi oldukça manidar.
erkekler mars'tan kadınlar venüs'ten diye bir söz de vardır bununla ilgili.
tahir ile zühre de buna örnek ve bu ismin seçilmesi oldukça manidar.
devamını gör...
meddah
senaryo yazarı ve yönetmeni batur emin akyel olan 2013 yapımı filmdir. benim biraz geç fark ettiğim ancak nahif ve gerçekçi bir film olması nedeniyle beğendiğim bir yapımdır. imdb puanı 6.1
özellikle aziz rolüyle oyuncu münir canar tek başına filmi sırtlamış diyebiliriz. konusuna gelmeden, film içerisinde müthiş tiratların olduğunu belirteyim.

spoiler vermeden konusu;
gençlik yıllarında şöhretli bir oyuncu olan aziz, artık yaşlanmış ve o ünü kaybetmiştir. meddahlık yaparak geçimini sağlamaya çalışır. bir turne ile yolculuğa çıkar. bu aslında kendisiyle olan hesaplaşmasıdır. içinde bir baba ve kızın dramatik hikayesinin de anlatıldığı filmi izlemenizi öneririm.
tabi ki her film, o filmi izleyen açısından ne anlam taşıyorsa, ana fikri odur. benim bu filmi izlediğimde çıkardığım sonuç ise, “hayatta neye öncelik vermemiz gerekir sorusuna yanıttır” diyebilirim.
yitmekte olan bir tiyatro geleneğini tekrar hatırlatması açısından da önemlidir.
vizyona girdiği tarihte pek gündem olamamış bir film. sinemalarda gişe rekorları kıran filmleri düşünürsek, bu anlamıyla gerçekten yazık olmuş. filmi youtube’dan izleyebilirsiniz. ben kısa bir tiradı bırakayım.
iyi seyirler.
özellikle aziz rolüyle oyuncu münir canar tek başına filmi sırtlamış diyebiliriz. konusuna gelmeden, film içerisinde müthiş tiratların olduğunu belirteyim.

spoiler vermeden konusu;
gençlik yıllarında şöhretli bir oyuncu olan aziz, artık yaşlanmış ve o ünü kaybetmiştir. meddahlık yaparak geçimini sağlamaya çalışır. bir turne ile yolculuğa çıkar. bu aslında kendisiyle olan hesaplaşmasıdır. içinde bir baba ve kızın dramatik hikayesinin de anlatıldığı filmi izlemenizi öneririm.
tabi ki her film, o filmi izleyen açısından ne anlam taşıyorsa, ana fikri odur. benim bu filmi izlediğimde çıkardığım sonuç ise, “hayatta neye öncelik vermemiz gerekir sorusuna yanıttır” diyebilirim.
yitmekte olan bir tiyatro geleneğini tekrar hatırlatması açısından da önemlidir.
vizyona girdiği tarihte pek gündem olamamış bir film. sinemalarda gişe rekorları kıran filmleri düşünürsek, bu anlamıyla gerçekten yazık olmuş. filmi youtube’dan izleyebilirsiniz. ben kısa bir tiradı bırakayım.
iyi seyirler.
devamını gör...
rögar kapağı
bir ülkenin gelişmişlik düzeyini anlamak için nelere bakmak gerekir?
önemsiz bir gösterge olarak düşünülse de rögar kapaklarının da kesinlikle bir kıstas olduğu düşüncesindeyim.

kendi gözlerimle rögar kapağı çıkıntısını farkedemeyen motosiklet sürücüsünün düşüşüne tanık olduğum için bu tanımı girmek istedim. belediyelerimiz malesef futbol kulüpleri, konser gibi işler peşinde koşuyor. asıl böyle meselelere eğilmesi gerekmektedir.

8 milyon üniversite öğrencimiz var diye övünüyoruz fakat rögar kapağını düzgün takabilecek kadar kalifiye değiliz. rögar kapaklarının yol ile aynı seviyede yapılabildiği zaman ülkemin iyiye gittiğine kanaat getireceğim.
önemsiz bir gösterge olarak düşünülse de rögar kapaklarının da kesinlikle bir kıstas olduğu düşüncesindeyim.

kendi gözlerimle rögar kapağı çıkıntısını farkedemeyen motosiklet sürücüsünün düşüşüne tanık olduğum için bu tanımı girmek istedim. belediyelerimiz malesef futbol kulüpleri, konser gibi işler peşinde koşuyor. asıl böyle meselelere eğilmesi gerekmektedir.

8 milyon üniversite öğrencimiz var diye övünüyoruz fakat rögar kapağını düzgün takabilecek kadar kalifiye değiliz. rögar kapaklarının yol ile aynı seviyede yapılabildiği zaman ülkemin iyiye gittiğine kanaat getireceğim.
devamını gör...
dizi izleyen insan zekası
ödünç almayın ondan zeka.
kendinizinki ile idare edin.
yok dizi izleyen, yok instagrama giren vb. hep oyun oynayalım beraber en dijitalinden de mi?
bi siz biliyosunuz her şeyi.
ufkum tavan yaptı şu an, aydın aydın aydınlandım.
kendinizinki ile idare edin.
yok dizi izleyen, yok instagrama giren vb. hep oyun oynayalım beraber en dijitalinden de mi?
bi siz biliyosunuz her şeyi.
ufkum tavan yaptı şu an, aydın aydın aydınlandım.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yalnızca tek bir şey rica ettiğim, dünyanın en özverili, en yardımsever radyo programcılarından, fevkalade başarılı ve bizleri her hafta sevince boğan programlarını hazırlamak için çok değerli mesaisinden saatlerini ayırdığını bildiğim sevgili bengaripsengüzeldünyaumutlu'dan, hiçbir eleştiriye itibar etmemesini istediğim, sağlığını ve mutluluğunu hiçbir şeyin etkilememesini dilediğim, gerek tekrar, gerekse bomba gibi yeni bölümleriyle de bizi yine bulutların tepesine çıkaracak efsane yayın.
* *
* *
devamını gör...
koku hafızası
duygusal yönü güçlüdür çünkü hafızaya daha spesifik ve belirgin veriler sunar. aniden duyumsadığımız bir koku bizi seneler önceki hatıralarımıza doğru güzel ya da acı bir yolculuğa çıkarabilir. kokuyla özdeşleşen hisler, hafızada diğer duyularla işlenen anılara göre oldukça yüksek bir yoğunluğa sahiptir. işte buna, yani kokuların anılarımızı yeniden canlandırabilmesine proust fenomeni adı verilir.
marcel proust 9 yaşındayken astım hastalığı yüzünden ailesi tarafından illiers şehrine gönderilir. burada annesinin onun için yapmış olduğu kurabiyeleri yerken, kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. yıllar sonra proust tesadüfen bu kokuyu yeniden duyduğunda çocukluk günlerinin o anlarına dair her ayrıntıyı anımsadığını fark eder. bu kokuya bağlı anılarını deşen proust, yine bu anılardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık kayıp zamanın izinde adlı romanını yazar. proust, kaleminin gücünü kokuyla anıları arasındaki etkileşimi çözme yeteneğine bağlamıştır. koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de proust’a ithafen proust fenomeni olarak anılmaya başlanır.
marcel proust 9 yaşındayken astım hastalığı yüzünden ailesi tarafından illiers şehrine gönderilir. burada annesinin onun için yapmış olduğu kurabiyeleri yerken, kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. yıllar sonra proust tesadüfen bu kokuyu yeniden duyduğunda çocukluk günlerinin o anlarına dair her ayrıntıyı anımsadığını fark eder. bu kokuya bağlı anılarını deşen proust, yine bu anılardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık kayıp zamanın izinde adlı romanını yazar. proust, kaleminin gücünü kokuyla anıları arasındaki etkileşimi çözme yeteneğine bağlamıştır. koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de proust’a ithafen proust fenomeni olarak anılmaya başlanır.
devamını gör...
maşuk

aşık seven, maşuk sevilen anlamına gelir.
"biz sevdik aşık olduk, sevildik, maşuk olduk." -yunus emre.
devamını gör...
hintlerin ineğe olan saygısı
hintliler ve genel olarak hindistan, öyle kolayca kavranacak bir ülke değil. ineğe saygı gösterenler ve tapanların dışında o kadar çok ırk, dil, din, tanrı, efsane mevcut ki, bunları kavrayabilmek zaman istiyor. ülkede tapınılan tanrı sayısı 300 bin civarında. neredeyse her köyün bir tanrısı var. bunu kavrayabilmeye ömür yetmez.
devamını gör...
türkiye'den kaçırılan tarihi eserler
(bkz: istanbul arkeoloji müzesi eserlerinin havaalanına taşınması) başlığını görünce uzun yıllardır türkiye'den tarihi eser kaçırılıp başta amerika ve avrupa ülkelerinde açık arttırma usulü satışı yapıldığını hatırladım. bu başlık altında malum hükümet döneminde kaçırılan yada daha önceden kaçırılmış ancak türkiye'ye iadesi sağlanmadığı için yakın dönemde satılmış eserleri derleyeceğim.
guenoll yıldız avcısı heykeli
14,5 milyon dolara satışa çıkarılmış.
limada lahdi ve kağnı heykeli
2019 yılında satılacağı açıklanmış ama fiyat belirtilmemiş.
bronz at arabası
43.750 sterline satılmış.
dipnot: bu başlık zaman içinde kendini editleyecek ve daha fazla link eklenecektir.
guenoll yıldız avcısı heykeli
14,5 milyon dolara satışa çıkarılmış.
limada lahdi ve kağnı heykeli
2019 yılında satılacağı açıklanmış ama fiyat belirtilmemiş.
bronz at arabası
43.750 sterline satılmış.
dipnot: bu başlık zaman içinde kendini editleyecek ve daha fazla link eklenecektir.
devamını gör...

