salih kalyon
sayısız sinemada ve televizyon yapımlarında rol almış bununla da yetinmeyip sahne tozunu da iliklerine kadar işlemiş değerimizdir. "yakışıklı serdar" karakterine de hayat vermiştir, ezel dizisinde. bir demet tiyatro'da da sahneye çıkmıştır. vizontele, organize işler gibi filmlerde de kendisini görme şansı elde etmiştik.
74 yaşında olup, ağrı'da doğmuştur. asıl memleketi trabzon'dur.
alıntının kaynağı.
74 yaşında olup, ağrı'da doğmuştur. asıl memleketi trabzon'dur.
alıntının kaynağı.
devamını gör...
kafa dengi arkadaş bulmanın zorluğu
cidden ya bulmak da zor arkadaş olmak da, arkadaş olalım mı diye sorabilsek keşke
devamını gör...
normal sözlük'ün kadın yazarları
sayıları %65 kadar olduğunu tahmin ettiğim benim de aralarında bulunduğum güzel kadınlardır.
öyle iki kuru merhabaya da kanmazlar ayrıca.
öyle iki kuru merhabaya da kanmazlar ayrıca.
devamını gör...
içinde doktor geçen şarkılar
erol köse-dr.erol bey.
devamını gör...
ankara
türkiye cumhuriyeti başkenti, soğuk ve ayazı ile meşhur ilimiz.
devamını gör...
mide yakma garantili yiyecek ve içecekler
sade poğaça+vişne suyu
devamını gör...
hamile karısının karnını açarak poz veren adam
hamile olmakta ve bunu belirtmekte ayıp veya mahrem bir şey göremiyorum. gayet mutlu duruyorlar, zihniyetinizi değiştirmenin tam zamanı mı desek?
devamını gör...
geceye ingilizce bir söz bırak
be happy and leave everything behind.
devamını gör...
kanguru
avustralya nüfusu güncel verilere göre 25 milyon kadardır. fakat buna karşın avustralya'da 50 milyon civarı kanguru yaşamaktadır.
devamını gör...
kırık kalpler müzesi
hırvatistan'da biten ilişkilerden kalma eşyaların sergilendiği bir müzedir.
devamını gör...
yağmurda gözlük takmak
lanet bir şeydir. markete kadar gideyim dedim maskemi taktım gidiyorum gözlüğümün camları hem yağmur taneleriyle hem de maskeden dolayı buharlaştığından 5 dakikalık yolu 20 dakikada gittim. gözlüğü çıkartsam önümü göremiyorum çıkartmasam sinir krizi geçirecem eşiğindeyken çıkartmamayı tercih edip kaymamak için penguen gibi yürüyüp eve başarılı bir şekilde görevimi tamamlayıp döndüm.
devamını gör...
baba
çok özledim. çok. kelimelerle tarif edemem. o yüzden uğraşmayacağım boşuna.
nereye gitti bilmiyorum. bir yere gitti mi onu da bilmiyorum. bu dünyada olmadığını, bir daha onunla olamayacağımı artık alıyor aklım. ne kadar zamanım kaldıysa geriye, yanımda, yöremde olmayacağını artık, biliyorum. onu bir daha göremeyeceğimi, ne kadar özlersem özleyeyim ona bir daha sarılamayacağımı, bir daha onunla tartışamayacağımı, her defasında yemek arasında almak zorunda olduğu ilacı unutması yüzünden ona yarı şaka yarı ciddi takılamayacağımı, şarkı söylemesini, kuran okumasını dinleyemeyeceğimi, spor müsabakalarında çocuk gibi heyecanlanmasını izleyemeyeceğimi, kokusunu duyamayacağımı kabul ettim. ettim etmesine ama içimdeki boşluğu neyle dolduracağımı hala bilmiyorum. bu boşlukla yaşamıma devam etmek zorundaysam buna nasıl alışacağımın, bunun alışılabilir bir şey olup olmadığının cevabını hala arıyorum.
fotoğraflarına baktım bugün. moralim bozuktu, modum düşüktü. bir iki video var. son zamanlarından. onlara bakmadım bilerek. eski fotoğraflarına, kocaman gülümsemesine, herkese neşe saçan, herkesi yükselten hallerine baktım. iyi gelmedi. yokluk, hiçlik, bir daha asla durumu öyle anılarla, fotoğraflarla falan hafifleyen bir şey değil. değilmiş. zamanla zaten anılar da silinecek kafamdan biliyorum. sesini, kokusunu, mimiklerini, teninin dokusunu unutacağım. belki zorlayacak buna rağmen hatırlayamayacak kadar uzun süre yaşayacağım.
ya boşluk? boşluğunu da unutabilecek miyim? bu boşlukla barışabilecek miyim?
nereye gitti bilmiyorum. bir yere gitti mi onu da bilmiyorum. bu dünyada olmadığını, bir daha onunla olamayacağımı artık alıyor aklım. ne kadar zamanım kaldıysa geriye, yanımda, yöremde olmayacağını artık, biliyorum. onu bir daha göremeyeceğimi, ne kadar özlersem özleyeyim ona bir daha sarılamayacağımı, bir daha onunla tartışamayacağımı, her defasında yemek arasında almak zorunda olduğu ilacı unutması yüzünden ona yarı şaka yarı ciddi takılamayacağımı, şarkı söylemesini, kuran okumasını dinleyemeyeceğimi, spor müsabakalarında çocuk gibi heyecanlanmasını izleyemeyeceğimi, kokusunu duyamayacağımı kabul ettim. ettim etmesine ama içimdeki boşluğu neyle dolduracağımı hala bilmiyorum. bu boşlukla yaşamıma devam etmek zorundaysam buna nasıl alışacağımın, bunun alışılabilir bir şey olup olmadığının cevabını hala arıyorum.
fotoğraflarına baktım bugün. moralim bozuktu, modum düşüktü. bir iki video var. son zamanlarından. onlara bakmadım bilerek. eski fotoğraflarına, kocaman gülümsemesine, herkese neşe saçan, herkesi yükselten hallerine baktım. iyi gelmedi. yokluk, hiçlik, bir daha asla durumu öyle anılarla, fotoğraflarla falan hafifleyen bir şey değil. değilmiş. zamanla zaten anılar da silinecek kafamdan biliyorum. sesini, kokusunu, mimiklerini, teninin dokusunu unutacağım. belki zorlayacak buna rağmen hatırlayamayacak kadar uzun süre yaşayacağım.
ya boşluk? boşluğunu da unutabilecek miyim? bu boşlukla barışabilecek miyim?
devamını gör...
yazarların en son ağladığı zaman
5 dakika önce.
bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. senelerdir bu evde olduğumuzdan elimizde büyüdü gibi bir şey. kökleri duvara zarar veriyormuş da bilmem neymiş... gitti canımın içi; yerinde çekilmiş bir yirmilik dişin oyuğu gibi kocaman bir boşluk kaldı.
kesileli birkaç gün oluyor aslında ama demin, bulunduğu yerdeki boşluğu akşam karanlığında görünce fena koydu bana bu iş. salya sümük oldum. hayvanlara da bitkilere de hiç kıyamıyorum.
insanlara gelince; gebersin p*ç kuruları! aldığımız her nefes dünyaya zarar resmen...
bahçede kocaman bir çam ağacı vardı. senelerdir bu evde olduğumuzdan elimizde büyüdü gibi bir şey. kökleri duvara zarar veriyormuş da bilmem neymiş... gitti canımın içi; yerinde çekilmiş bir yirmilik dişin oyuğu gibi kocaman bir boşluk kaldı.
kesileli birkaç gün oluyor aslında ama demin, bulunduğu yerdeki boşluğu akşam karanlığında görünce fena koydu bana bu iş. salya sümük oldum. hayvanlara da bitkilere de hiç kıyamıyorum.
insanlara gelince; gebersin p*ç kuruları! aldığımız her nefes dünyaya zarar resmen...
devamını gör...
iş hayatının ilk kuralı
çok çalışan değil yaptığı her işi avaz avaz reklam eden başarılı sayılır.
devamını gör...
reddettiği erkeğe nasılsın diye mesaj atan kadın
bu mesajı atan hanım ablamızın morali bozuk, canı sıkkın ve çikolata yemekten sıkılmış durumda olma ihtimali %80'dir. kendi egosunu ve varlığının değerli olduğunu hissettirecek karşı cins arayış eylemidir.
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
öncelikle dergi çok şık hareket. üzerinde çalışanları ve yazarlarını kutlamalıyım. ellerinize, emeğinize sağlık. elimden geldiğince her bir yazıyı tek tek okuyacağım. her birinin özenle seçilen şahane şeyler olduğuna neredeyse eminim (zaten yazan isimlerin çoğu da tanıdık isimler) ve bunun için yazarlarına topluca bir teşekkürü de böylece etmiş olayım.
normalde ben de katkıda bulunmak isterim ama şu anda tarih kategorisinin yokluğu sebebiyle dombra melodisi eşliğinde hıçkırarak ağlıyorum. tarihle alakalı tek bir içeriğe rastladım şimdilik (crimson'ın kaleme aldığı türk mitolojisi üzerine olan yazı), o da "kültür - sanat" başlığı altında sıralanmış. aslında bu kategori yanlış değil elbette, ama eksik bence. nihayetinde tarihle ucundan kıyısından ilgili ve bu da ayrıca belirtilmeli herhâlde.
bu sebepten, aklıma takılan soru şu: derginin sorumluları ve özellikle de sözlük yazarları, bu dergide tarih içerikleri görmeyi isterler mi? bana kalsa ben yazarım ama bu konuda şimdiye kadar görüş belirten birine de rastlamadım. sıkıcı mı olur, ilgi çekici mi olur bilemiyorum. açıkçası o kadar yazıp ettikten sonra birinin çıkıp, "ya sen ne anlattın şimdi iki harfli malum yerine üç harfli malum eylemi icra ettiğimin denyosu" demesini istemiyorum. ayrıca bu son derece kaba olur bak, şimdiden söyleyeyim, bozuşuruz.*
yazacak olsam bile, bütün bu insanların ilgisi sorunu üzerine, var mıdır bana merak ettiği herhangi bir tarihi meseleyi ulaştıracak yüce gönüllü? her şey olabilir. "ya una nocte, ömür geldi geçti şu abdülhamid iyi mi kötü mü anlamadım" ya da "deli petro'ya neden deli diyorlar?" filan gibi mesela. yazacak olursam diye, aklımda bulunsun.
ayrıca, mekân ve zaman anlamında osmanlı ve osmanlı geç modern dönemi ile uğraştığımı ve bunun getirisi olarak devrimlere, modernleşmeye ve azınlıklara* olan meyyalimi herhâlde belirtmeliyim. neden? çünkü takdir edersiniz ki, sözgelimi bir kızılderili kabilesinin tarihini benden değil, oglalalakota'dan okumak istersiniz. anladınız işte.
normalde ben de katkıda bulunmak isterim ama şu anda tarih kategorisinin yokluğu sebebiyle dombra melodisi eşliğinde hıçkırarak ağlıyorum. tarihle alakalı tek bir içeriğe rastladım şimdilik (crimson'ın kaleme aldığı türk mitolojisi üzerine olan yazı), o da "kültür - sanat" başlığı altında sıralanmış. aslında bu kategori yanlış değil elbette, ama eksik bence. nihayetinde tarihle ucundan kıyısından ilgili ve bu da ayrıca belirtilmeli herhâlde.
bu sebepten, aklıma takılan soru şu: derginin sorumluları ve özellikle de sözlük yazarları, bu dergide tarih içerikleri görmeyi isterler mi? bana kalsa ben yazarım ama bu konuda şimdiye kadar görüş belirten birine de rastlamadım. sıkıcı mı olur, ilgi çekici mi olur bilemiyorum. açıkçası o kadar yazıp ettikten sonra birinin çıkıp, "ya sen ne anlattın şimdi iki harfli malum yerine üç harfli malum eylemi icra ettiğimin denyosu" demesini istemiyorum. ayrıca bu son derece kaba olur bak, şimdiden söyleyeyim, bozuşuruz.*
yazacak olsam bile, bütün bu insanların ilgisi sorunu üzerine, var mıdır bana merak ettiği herhangi bir tarihi meseleyi ulaştıracak yüce gönüllü? her şey olabilir. "ya una nocte, ömür geldi geçti şu abdülhamid iyi mi kötü mü anlamadım" ya da "deli petro'ya neden deli diyorlar?" filan gibi mesela. yazacak olursam diye, aklımda bulunsun.
ayrıca, mekân ve zaman anlamında osmanlı ve osmanlı geç modern dönemi ile uğraştığımı ve bunun getirisi olarak devrimlere, modernleşmeye ve azınlıklara* olan meyyalimi herhâlde belirtmeliyim. neden? çünkü takdir edersiniz ki, sözgelimi bir kızılderili kabilesinin tarihini benden değil, oglalalakota'dan okumak istersiniz. anladınız işte.
devamını gör...
tanımlarını birleştirip bir yazarı tanımlama
binlerce tanım girmişiz sözlüğe. üşenmeden bakıldığında girilen tanımlardan yaşadığımız yerden yaşımıza, mesleğimizden nelerden hoşlandığımıza kadar pek çok şey ortaya çıkabilir. hatta psikolojik hallerimiz bile tahlil edilebilir. hal böyle olunca da bir yazarın tanımlarını birleştirip onu tanımlayabilirsiniz. bazen diyoruz ya anonim olmak iyidir diye. sanki yalnızca ismimiz anonimmiş gibime geliyor. onun dışında tüm yansımalarımızla buradayız aslında.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
tevafuk; birbirine uyma, uygun düşme anlamına geliyormuş.*
yani anlamlı bir birleşme söz konusuymuş.rastgele olan bir şey değilmiş tesadüf gibi.
bu iki kelime bana göre aynı demiştim bir tanımda. yanılmışım.
şiir okuyan biri değilim ben aslında. bugüne kadar okuduğum bir orhan veli bir de sizin paylaştıklarınız.
ama nasıl oluyor ben de bilmiyorum. bir şeyler karalıyorum. kayboluyorum imgelerde. güzel yazıyorsun diyorlar. umarım öyledir. ama ne fark eder değil mi?
kimse beğenmese ne olur ki?

mavi bir elbise
maviye dönen bir göz
özgür bir bakış
gökyüzümde mutluluk
hiç bitmesin diyor
temiz bir kalpten gelen dilek
nasıl da tevafuk oluyor
insan hayret ediyor
kaybediyor yolunu
anlatamıyor...
yani anlamlı bir birleşme söz konusuymuş.rastgele olan bir şey değilmiş tesadüf gibi.
bu iki kelime bana göre aynı demiştim bir tanımda. yanılmışım.
şiir okuyan biri değilim ben aslında. bugüne kadar okuduğum bir orhan veli bir de sizin paylaştıklarınız.
ama nasıl oluyor ben de bilmiyorum. bir şeyler karalıyorum. kayboluyorum imgelerde. güzel yazıyorsun diyorlar. umarım öyledir. ama ne fark eder değil mi?
kimse beğenmese ne olur ki?

mavi bir elbise
maviye dönen bir göz
özgür bir bakış
gökyüzümde mutluluk
hiç bitmesin diyor
temiz bir kalpten gelen dilek
nasıl da tevafuk oluyor
insan hayret ediyor
kaybediyor yolunu
anlatamıyor...
devamını gör...
