normal sözlük yazarlarının şiirleri
çakallığa övgü
ordasın işte;
sıkıştın aynı köşeye
kişilik bölünmesisin hayata
emeğin paydasında esaslı yerin olmayacak asla
it gibi korkuyorsun
tanrı’nın cennetinden kovulmuşçasına titrek
soluğun kendine zarar
tavaf ediyorsun cesaretsizliğin er meydanını!
ordasın işte,
bildiğim sağ köşende!
serseridir artık tüm ayak sesleri,
cümleleriyle orgazm olanların
sağıra yatırsan da sesli zinalarını
parmaklarında bir küfür gibi dolanır adın
ayyaşların şizofren alfabelerinde oksijen almaz
acil şifalı
büzüşen yaraların!
suskunluğuna sarılıp asosyal düşlerdi dileğin
kaldırımlarda fare leşlerine benziyordu
lağımların dibinde boğulan harflerin
birbirinden düzenbaz
bağlaçlarında ağır roman havası
yüklemlerinde gözyaşı
burada dur!
timsaha kestiğin sağanaklarını sol lobum umursamaz!
uzun yolculuklara demlesen de gelmişini geçmişini
dik durmaz kırmızı şeritli sokaklarda
göz teması can yakar
ödün bokuna karışıyor
kedinin teki,
uzun bakarken
zamanın soysuzluğuna asılıyor kafiyelerin
takla atıyor karşında karanlıkta attığın zarlar
yalnız değilsin bahislerinde
oh çekiyorsun
ego krizcilerinin kabilesinde!
acemi makyajlı kalabalıklarda
masallarından kalma üç melek düşer gökten
ikizin sandığın
beceriksiz yazgıları arşınlıyorsun
marifet bilecek kadar katilliklerini
tepeden tırnağa mundar
baştan aşağı cenabet
koşar adım kaçıyorsun
dönekliğin dinini yazıyorsun, eksiksiz!
kadınlar görüyorsun
yalana meyilli sözlerine kurban
dilindeki et parçası hepsi
mangalda kül bırakmıyorsun
bol manzaralı sevişmelerin sonrası
nutuklarının nefsi tükenmiyor
geviş getirenlerin kalp odacıklarında!
düşeş!
acayip naraların vardı icabında
konu asalet olunca
toz kondurmazdın apoletlerinin üzerine
akıl tutulması yaşıyordu ahlakın
açtı şehvetlerin
orospuluk ruhunda vardı
tükürdüm yüzüne
dalkavukluğa örgütlenmiş ortaoyununun!
ben bu sahnenin şairi değilim,
şimdi eller yukarı kalpazan!
yerinden oynuyor gölgelerin
peydahlanıyor ayaklanmasız mırıldanmalar
öznelerinde kusursuz çakal sürüleri
mübarek olsun azizliğiniz
cins çocukların alkışlarında patladıkça
faşizminiz!
taşlansın kokuşmuş tarihiniz!
ordasın işte;
sıkıştın aynı köşeye
kişilik bölünmesisin hayata
emeğin paydasında esaslı yerin olmayacak asla
it gibi korkuyorsun
tanrı’nın cennetinden kovulmuşçasına titrek
soluğun kendine zarar
tavaf ediyorsun cesaretsizliğin er meydanını!
ordasın işte,
bildiğim sağ köşende!
serseridir artık tüm ayak sesleri,
cümleleriyle orgazm olanların
sağıra yatırsan da sesli zinalarını
parmaklarında bir küfür gibi dolanır adın
ayyaşların şizofren alfabelerinde oksijen almaz
acil şifalı
büzüşen yaraların!
suskunluğuna sarılıp asosyal düşlerdi dileğin
kaldırımlarda fare leşlerine benziyordu
lağımların dibinde boğulan harflerin
birbirinden düzenbaz
bağlaçlarında ağır roman havası
yüklemlerinde gözyaşı
burada dur!
timsaha kestiğin sağanaklarını sol lobum umursamaz!
uzun yolculuklara demlesen de gelmişini geçmişini
dik durmaz kırmızı şeritli sokaklarda
göz teması can yakar
ödün bokuna karışıyor
kedinin teki,
uzun bakarken
zamanın soysuzluğuna asılıyor kafiyelerin
takla atıyor karşında karanlıkta attığın zarlar
yalnız değilsin bahislerinde
oh çekiyorsun
ego krizcilerinin kabilesinde!
acemi makyajlı kalabalıklarda
masallarından kalma üç melek düşer gökten
ikizin sandığın
beceriksiz yazgıları arşınlıyorsun
marifet bilecek kadar katilliklerini
tepeden tırnağa mundar
baştan aşağı cenabet
koşar adım kaçıyorsun
dönekliğin dinini yazıyorsun, eksiksiz!
kadınlar görüyorsun
yalana meyilli sözlerine kurban
dilindeki et parçası hepsi
mangalda kül bırakmıyorsun
bol manzaralı sevişmelerin sonrası
nutuklarının nefsi tükenmiyor
geviş getirenlerin kalp odacıklarında!
düşeş!
acayip naraların vardı icabında
konu asalet olunca
toz kondurmazdın apoletlerinin üzerine
akıl tutulması yaşıyordu ahlakın
açtı şehvetlerin
orospuluk ruhunda vardı
tükürdüm yüzüne
dalkavukluğa örgütlenmiş ortaoyununun!
ben bu sahnenin şairi değilim,
şimdi eller yukarı kalpazan!
yerinden oynuyor gölgelerin
peydahlanıyor ayaklanmasız mırıldanmalar
öznelerinde kusursuz çakal sürüleri
mübarek olsun azizliğiniz
cins çocukların alkışlarında patladıkça
faşizminiz!
taşlansın kokuşmuş tarihiniz!
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
arkadaşımın boyadığı bir adet peçete.
ortaokul tübitak etkinliğinden kalma yaka kartlarım.
lisenin son senesinde dershaneyi/okulu ekip kafelere gittiğimiz o güzel günlerden kalma nargile sipsileri.
ortaokul tübitak etkinliğinden kalma yaka kartlarım.
lisenin son senesinde dershaneyi/okulu ekip kafelere gittiğimiz o güzel günlerden kalma nargile sipsileri.
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
gelmesi.
devamını gör...
güne bir söz bırak
“en çok sevdiğin insana, herkesten çok sinirlenirsin.”
sigmund freud.
sigmund freud.
devamını gör...
ailenin en küçük çocuğu
aile bireyleri genellikle disiplin, kontrol ve diğer kuralları büyük çocuklar üzerinde tatbik edip, kendileri de belirli bir olgunluğa ilk çocuk ile ulaştığı için, ikinci çocukları ya da evin küçüğünü biraz daha rahat ve özgür büyütmeye meyillidir.
bu durum ailenin küçük çocuğu için çoğu zaman avantajlı bir durum yaratır.
bu durum ailenin küçük çocuğu için çoğu zaman avantajlı bir durum yaratır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başına gelmiş trajikomik olaylar
11. sınıftayız, müzik dersindeyiz. sınıfın tüm kızları resim dersini seçmiş, müziğe duyarsız 15 erkek oturuyoruz. hocamız geldi bir gün dedi ki "çocuklar 10 kasım törenleri olacak izmir marşı çalmamız lazım çalmak isteyen var mı?" tabii kimse yanaşmadı çünkü müziği seçmemizin tek nedeni derste hiç bir şey yapmıyor oluşumuz. hoca hafiften ısrar etti. geçen derste de fülüt getirin demişti iki kişi ciddiye almış. ben fülüt arkadaş da melodika getirmiş. tamam hocam biz yaparız dedik bir özgüvenle. hoca notaları verdi dedi ki çalışın.
aradan haftalar geçti ara ara çalışıyorum çalmaya, neyse artık oturdu güzelce çalıyorum tek başınayken. arkadaş da aynı tek başına çalıyor.
çalıyoruz ama kendi başımıza çalıyoruz.
ay oldu bizi kimse çağırmıyor. ya bunun bir provası olmaz mı, hiç değilse bir yoklayın bakalım bizi çalabiliyor muyuz.
10 kasım'dan bir hafta önce çağırdılar bizi. gittik konferans salonuna, baktık ki organizasyon bizden ibaret değil. gitarı var korosu var hocaların biri keman biri yan fülüt çalacak. neyse çaldık bir iki kere ama uyuşamıyoruz haliyle. hoca da dedi
" biraz sıkıntılı ama olsun."
ikinci gün dedik herhalde bugün de bir prova alırlar ama yok. üçüncü gün yok. dördüncü gün yok. derken 10 kasım geldi. okulun bahçesinde, hava güzel. hafta sonu, 40 50 kişi de gelmiş allah bereketini artırısn.
geçtik sahneye son ki üç dört bismillah diyip başladık çalmaya.
ama ne çalmak.
ben fülütle bastım gaza gidiyorum izmirindağlarındaçiçekleraçar, gitarı çalan kız arkadaşımız çok yavaştan çalıyor iiizmiiirin daaağlarında, melodika çalan arkadaş bambaşka bir yerden girdi müziğie, hocaları zaten duyamıyoruz.
gitarcı kız müziğin ortasında bıraktı çalmayı , döndü bana dedi:
"ne yapıyorsunuz siz, çok hızlı gidiyorsunuz yavaş biraz."
ben çaresiz döndüm, kıza bakarak çalıyorum hala. yavaşlayamam çünkü bir kere bırakırsam nefesi daha giremem müziğe, zaten neresinde olduğumuz da belli değil.
acıklı acıklı baktım gözlerine "anla beni hanımabla ne olur "diye.
en nihayetinde hepimiz müziği alakasız yerlerde bitirdik. kocaman alkışlar ve kapanış.
iki şansımız vardı. biri sahnedeki tek mikrofonun koronun önünde olması diğeri de havanın güzel olması. yoksa küçücük, mikrofona gerek dahi olmayan bir salonda çalacaktık.
her ne kadar başarısız bir girişim olsa da iyi ki yapmışım dediğim ve her aklıma geldiğinde güldüğüm bir anıydı. aslında o an da içten içe eğleniyordum.
suç bizde değildi en nihayetinde. suç, prova cimrisi ama pek sevgili müzik hocalarımızdaydı.
aradan haftalar geçti ara ara çalışıyorum çalmaya, neyse artık oturdu güzelce çalıyorum tek başınayken. arkadaş da aynı tek başına çalıyor.
çalıyoruz ama kendi başımıza çalıyoruz.
ay oldu bizi kimse çağırmıyor. ya bunun bir provası olmaz mı, hiç değilse bir yoklayın bakalım bizi çalabiliyor muyuz.
10 kasım'dan bir hafta önce çağırdılar bizi. gittik konferans salonuna, baktık ki organizasyon bizden ibaret değil. gitarı var korosu var hocaların biri keman biri yan fülüt çalacak. neyse çaldık bir iki kere ama uyuşamıyoruz haliyle. hoca da dedi
" biraz sıkıntılı ama olsun."
ikinci gün dedik herhalde bugün de bir prova alırlar ama yok. üçüncü gün yok. dördüncü gün yok. derken 10 kasım geldi. okulun bahçesinde, hava güzel. hafta sonu, 40 50 kişi de gelmiş allah bereketini artırısn.
geçtik sahneye son ki üç dört bismillah diyip başladık çalmaya.
ama ne çalmak.
ben fülütle bastım gaza gidiyorum izmirindağlarındaçiçekleraçar, gitarı çalan kız arkadaşımız çok yavaştan çalıyor iiizmiiirin daaağlarında, melodika çalan arkadaş bambaşka bir yerden girdi müziğie, hocaları zaten duyamıyoruz.
gitarcı kız müziğin ortasında bıraktı çalmayı , döndü bana dedi:
"ne yapıyorsunuz siz, çok hızlı gidiyorsunuz yavaş biraz."
ben çaresiz döndüm, kıza bakarak çalıyorum hala. yavaşlayamam çünkü bir kere bırakırsam nefesi daha giremem müziğe, zaten neresinde olduğumuz da belli değil.
acıklı acıklı baktım gözlerine "anla beni hanımabla ne olur "diye.
en nihayetinde hepimiz müziği alakasız yerlerde bitirdik. kocaman alkışlar ve kapanış.
iki şansımız vardı. biri sahnedeki tek mikrofonun koronun önünde olması diğeri de havanın güzel olması. yoksa küçücük, mikrofona gerek dahi olmayan bir salonda çalacaktık.
her ne kadar başarısız bir girişim olsa da iyi ki yapmışım dediğim ve her aklıma geldiğinde güldüğüm bir anıydı. aslında o an da içten içe eğleniyordum.
suç bizde değildi en nihayetinde. suç, prova cimrisi ama pek sevgili müzik hocalarımızdaydı.
devamını gör...
felsefeden anlayan kadın vs mantı yapabilen kadın
ikisini birden yapabilen kadın sayısı azımsanmayacak kadar çok.
devamını gör...
sesinde ne var biliyor musun
cemal süreya'nın 8.10 vapuru şiirinde geçen tılsımlı, romantik bir cümle:
"sesinde ne var biliyor musun
bir bahçenin ortası var
mavi ipek kış çiçeği
sigara içmek için üst kata çıkıyorsun"
"sesinde ne var biliyor musun
bir bahçenin ortası var
mavi ipek kış çiçeği
sigara içmek için üst kata çıkıyorsun"
devamını gör...
zihni sinir
zihni sinir, karikatürist irfan sayar tarafından 1977 yılında gırgır dergisi'nde dünyaya gelen pratik zekalı, meraklı ve mizahi bir bilim insanı karikatür karakteridir. tübitak’ın bile dikkatini çekmeyi başarmış, popüler bilim kitapları arasında albümü yayınlanmıştır. bilim ve teknik dergisi'nin arka sayfasında yaklaşık beş yıl buluşlarını okurlarıyla paylaşmıştır. milli eğitim bakanlığı talim terbiye kurulu teknoloji tasarım dersi hazırlığı yaparken onunla ilişkiye geçmiştir. kolay çözülmesi gereken problemlerin çözülmemesinden dolayı biraz sinirlidir. herkesin yaratıcılığını harekete geçirebileceğini vurgular. 3.000’den fazla buluşu vardır.


devamını gör...
uzun entrylerin okunmaması
bazen yazının sığlığı anlaşılmasın diye dolambaçlı cümlelere başvurulur. belki de o yazılar derin mana taşır, biz anlayamayız. uzun ya da kısa, en güzeli anlaşılır cümlelerle yazabilmek ve okuyabilmektir.
devamını gör...
buddenbrooklar
olay örgüsünde bulunan bir kırılma anından ziyade her bölümünde yavaş yavaş çatlayan ve hanno'nun ölümü ile tamamen tuzla buz olan bir cam etkisi bırakan thomas mann eseri. mann oldukça genç yaşta yazmaya başlıyor bu yarı otobiyografik eseri. esasında yarı otobiyografik denmesinin sebebi eserde mann ailesinin köklü geçmişinin ve yaşantısının yansımaları olması ama birebir olduğunu da söylemek doğru sayılmaz. titizlikle işlenmiş karakterleri ile sakince okunup herhangi bir aksiyon beklemeden dönemi ve getirilerini anlamaya yönelik bir roman esasında buddenbrooks. burjuvazinin keskin bir yansıması ve kimine göre yıkılışı kimine göre başkalaşımının iyi birer örneği. türk edebiyatı'na kadar uzanan bir etkisi var eserin edebiyat dünyasında. sadece burjuvazinin başkalaşımı değil alman edebiyatının da değiştiği dönemlere denk geliyor eser. 1830'ların ortalarına ve 1870'lerin sonlarına doğru kronolojik bir biçimde ilerliyor bu yüzden bu döneme ilgi duyan insanlar için kaynak görevi görecek kadar iyi bir dönem tasviri var eserin ki zaman zaman daha eski dönemlere de ufak geri dönüşler yapılıyor. mekan tasvirleri, karakterlerin her birinin titizlik ile yazılması ve her karakterin kitabın sonundan başına burjuvazinin bir yönünü temsil etmesi o kadar genç yaşta bir yazar için üst düzey bir kabiliyetin ürünü. zaten oldukça temiz bir zaman akışı olduğu için karakterlerden başka bir şeye odaklanmaya izin vermiyor mann ve belki de bu yüzden zaten eser boyunca belirli bir kırılma anı yaşamaktansa bütünün çatırdamalarını duyuyoruz sadece.
"wußtest du nicht, daß man auch in einer kleinen stadt ein großer mann sein kann? daß man ein cäsar sein kann an einem mäßigen handelsplatz an der ostsee? freilich, dazu gehört ein wenig phantasie, ein wenig ıdealismus… und den besaßest du nicht, was du auch von dir selbst gedacht haben magst." (küçük bir kentte bile büyük bir adam olunabileceğini bilmiyor muydun? baltık denizi kıyısında sıradan bir ticaret firmasında da sezar olunabileceğini hiç düşünmedin mi? elbette bunun için biraz hayalgücü biraz da idealistlik gerekirdi... ne düşünürsen düşün, sen bunlara sahip değilsin.) p. 216
"wußtest du nicht, daß man auch in einer kleinen stadt ein großer mann sein kann? daß man ein cäsar sein kann an einem mäßigen handelsplatz an der ostsee? freilich, dazu gehört ein wenig phantasie, ein wenig ıdealismus… und den besaßest du nicht, was du auch von dir selbst gedacht haben magst." (küçük bir kentte bile büyük bir adam olunabileceğini bilmiyor muydun? baltık denizi kıyısında sıradan bir ticaret firmasında da sezar olunabileceğini hiç düşünmedin mi? elbette bunun için biraz hayalgücü biraz da idealistlik gerekirdi... ne düşünürsen düşün, sen bunlara sahip değilsin.) p. 216
devamını gör...
normal sözlük 1. istanbul zirvesi
bir daha davos'a gelmem diyenlerin mutlaka çıkacağı zirve.*
devamını gör...
apati
edip cansever, ''gelmiyor içimden hüzünlenmek bile'' der. insanın bu kadar kayıtsız kalması, herhangi bir his duymayacak konuma gelmesidir apati.
devamını gör...
kedi seviyorum samimiyetsizliği
siz sussanıza artık. troll olacağım diye saçmalıyorsunuz.
devamını gör...
johann wolfgang von goethe
'ah, birazcık kaygısızlık beni dünyanın en mutlu insanı yapabilirdi'
bir aforizma bırakalım hatrı kalmasın.
soru şu: en iyi devlet nedir?
goethe'nin cevabı: bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.
baskı ve öfke yalnızlıktan doğar...
bazı yazarlar öyle şeyler bırakmış ki acaba yaşamın sırrını çözmüş olabilir mi diye düşündürür. kendinden sonra gelmiş yazarlara ilham kaynağı olmuş biri. hemen her yerde önünüze çıkacak haber, goethe türk müdür, müslüman mıdır? soyu selçuklu beylerine uzarmış derler. bilemem. ben daha çok aforizmalarına denk gelip ah be derim. bilmem nerenin dergisinde dâhi kişilik seçilmiştir. doğru seçim tasdiklerim. sadece almanya ya değil tüm dünya ya armağandır kendisi. vee yeri gelmişken o efsane sözü bırakalım sonu böyle olsun..
dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir
öyledir.
bir aforizma bırakalım hatrı kalmasın.
soru şu: en iyi devlet nedir?
goethe'nin cevabı: bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.
baskı ve öfke yalnızlıktan doğar...
bazı yazarlar öyle şeyler bırakmış ki acaba yaşamın sırrını çözmüş olabilir mi diye düşündürür. kendinden sonra gelmiş yazarlara ilham kaynağı olmuş biri. hemen her yerde önünüze çıkacak haber, goethe türk müdür, müslüman mıdır? soyu selçuklu beylerine uzarmış derler. bilemem. ben daha çok aforizmalarına denk gelip ah be derim. bilmem nerenin dergisinde dâhi kişilik seçilmiştir. doğru seçim tasdiklerim. sadece almanya ya değil tüm dünya ya armağandır kendisi. vee yeri gelmişken o efsane sözü bırakalım sonu böyle olsun..
dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir
öyledir.
devamını gör...
sözlükte hiçbir kadın yazara yürümemiş yazar
ben kendime yürüyorum, hele aynaya bakınca koşuyorum. uzaklara tabii.
devamını gör...



