normal sözlük yazarlarının tanım girerken düşündükleri
(bkz: şimdi onlar düşünsün)
devamını gör...
iorek byrnison (yazar)
takipçilerine pek tabii destek olan, okuduğum kadarıyla kafa yapısı ve düşüncelerini kendiminkilerle bağdaştırdığım, tatlı mı tatlı bir yazar olur kendileri.
devamını gör...
kendi klonunuzla dövüşür müydünüz sorunsalı
ağzını burnunu kırardım. pis herif...
devamını gör...
oyunbozan
zeki alasya'nın metin akpınar'sız ilk filmi, ayrıca bir nesli çölgeçen filmi. belki de eksiği doldurmak için olacak, filmdeki diğer erkek başrolün* adı da metin olmuştu.
filmdeki ikisi kadın üç önemli rolü de (kötü adam, kötü adamın sevgilisi ve zeki abinin kızı) yunanlı oyuncuların oynaması da ilginç bir nokta.
istanbul'un bir kenar mahallesinde oturan metin*, taksicilik yapan ve nişanlısıyla çeyiz düzmeye çalışan bir mahalle delikanlısıdır. sekiz yıldır, cezaevinden kanser hastalığı nedeniyle tahliye edilen şair kemal yılmaz'ı* her sabah evinden hastaneye götürür ve aralarında böyle bir ahbaplık doğar. yine her sabah, aynı noktada beklemesine aynı trafik polisi* engel olur.
bir gün metin, yine "burda bekleme yapma" diyen polise "abi üşümüşsün, sabah ayazında burda dikilmek de kolay değil, gel içeriye bin, termosum dolu çay da içersin" diye zarf atarak onu arabasına alır. tam bu esnada önlerinden hızlıca bir mercedes geçince polisin fbı aşkı tutar, metin'e "takip et şunu" der. mercedes'ten adını film boyunca öğrenemedimiz bir mafya babası, babanın metresi ve iki de koruma inerek infaz yaparlar, tam bu esnada yetişen polis "atın lan silahları" diye bağırınca elemanlar onu da öldürür. şehit cenazesini arabasına alan metin hızla bir karakola sığınsa da takip eden çete "deli bu deli" diye onu kaçırır, arabayı da içindeki cesetle birlikte yakarak metin'in cenazesini kaldırırlar.
diğer taraftan metin, sürekli adı sanı belirsiz kendisi çok şişman büyük patrondan (gıdığı buldog gibi sallanan bir soner ağın) emirler alan adsız baba tarafından denenir. önce kendisine cinayet silahı elletilir, sonra da "artık parmak izin bir suç aletinin üstünde, bu cinayeti yatmak istemiyorsan bizim için adam öldüreceksin" denilir. ilk görevi de kemal yılmaz'ı öldürmektir. ama metin yüz yüze geldiği abonesini vuramaz. kemal amcayla ikisi mafyanın elinden kaçarak kartalkaya'da saklanmaya başlarlar.
diğer taraftan, metin'i elinden kaçırdığı gibi şişko patrondan da fırçayı yiyen adsız reis, metin'in ailesini sorgulayarak izini arar. neden sonra kartalkaya'da saklandığı yeri bulur, adamları ve metresiyle gelir, kavgada tüm mafya elemanları ölürken polis metin'i gözaltına alır, kemal amca "teslim oluyorum" diye suçu üstlenmeye çalışsa da o bir ambulansla aşağı indirilir...
aksiyon sahneleri, kovalamacalar gayet iyi çekilmiş olsa da filmde bir şeyler yerine oturmamış. eksik nedir bilemedim.
son olarak, filmin müziklerini nadir göktürk yapmış. final şarkısında da, sakallı nadir'in grubunun* o dönemki kadın vokali feyza erenmemiş mikrofonlara geliyor. şarkının güftesi şöyle:
deniz gider tuzu kalır,
aşk biter sızı kalır,
söz uçar yazı kalır,
onu da eskiciler alır.
gül kokar sevda yakar,
su akar deli bakar,
şu dünyanın seyrine doyum olmaz hiç,
dönsün dönebildiği kadar...
ah aman aman bu ne oyunmuş?
kedi kuyruğundan korkmuş
ah aman aman bu ne oyunmuş?
bülbülün dili tutulmuş
ah aman aman aşk yalanmış?
dilimize nerden dolanmış?
ah aman aman hayat ne hoşmuş?
ama bir varmış bir yokmuş
filmdeki ikisi kadın üç önemli rolü de (kötü adam, kötü adamın sevgilisi ve zeki abinin kızı) yunanlı oyuncuların oynaması da ilginç bir nokta.
istanbul'un bir kenar mahallesinde oturan metin*, taksicilik yapan ve nişanlısıyla çeyiz düzmeye çalışan bir mahalle delikanlısıdır. sekiz yıldır, cezaevinden kanser hastalığı nedeniyle tahliye edilen şair kemal yılmaz'ı* her sabah evinden hastaneye götürür ve aralarında böyle bir ahbaplık doğar. yine her sabah, aynı noktada beklemesine aynı trafik polisi* engel olur.
bir gün metin, yine "burda bekleme yapma" diyen polise "abi üşümüşsün, sabah ayazında burda dikilmek de kolay değil, gel içeriye bin, termosum dolu çay da içersin" diye zarf atarak onu arabasına alır. tam bu esnada önlerinden hızlıca bir mercedes geçince polisin fbı aşkı tutar, metin'e "takip et şunu" der. mercedes'ten adını film boyunca öğrenemedimiz bir mafya babası, babanın metresi ve iki de koruma inerek infaz yaparlar, tam bu esnada yetişen polis "atın lan silahları" diye bağırınca elemanlar onu da öldürür. şehit cenazesini arabasına alan metin hızla bir karakola sığınsa da takip eden çete "deli bu deli" diye onu kaçırır, arabayı da içindeki cesetle birlikte yakarak metin'in cenazesini kaldırırlar.
diğer taraftan metin, sürekli adı sanı belirsiz kendisi çok şişman büyük patrondan (gıdığı buldog gibi sallanan bir soner ağın) emirler alan adsız baba tarafından denenir. önce kendisine cinayet silahı elletilir, sonra da "artık parmak izin bir suç aletinin üstünde, bu cinayeti yatmak istemiyorsan bizim için adam öldüreceksin" denilir. ilk görevi de kemal yılmaz'ı öldürmektir. ama metin yüz yüze geldiği abonesini vuramaz. kemal amcayla ikisi mafyanın elinden kaçarak kartalkaya'da saklanmaya başlarlar.
diğer taraftan, metin'i elinden kaçırdığı gibi şişko patrondan da fırçayı yiyen adsız reis, metin'in ailesini sorgulayarak izini arar. neden sonra kartalkaya'da saklandığı yeri bulur, adamları ve metresiyle gelir, kavgada tüm mafya elemanları ölürken polis metin'i gözaltına alır, kemal amca "teslim oluyorum" diye suçu üstlenmeye çalışsa da o bir ambulansla aşağı indirilir...
aksiyon sahneleri, kovalamacalar gayet iyi çekilmiş olsa da filmde bir şeyler yerine oturmamış. eksik nedir bilemedim.
son olarak, filmin müziklerini nadir göktürk yapmış. final şarkısında da, sakallı nadir'in grubunun* o dönemki kadın vokali feyza erenmemiş mikrofonlara geliyor. şarkının güftesi şöyle:
deniz gider tuzu kalır,
aşk biter sızı kalır,
söz uçar yazı kalır,
onu da eskiciler alır.
gül kokar sevda yakar,
su akar deli bakar,
şu dünyanın seyrine doyum olmaz hiç,
dönsün dönebildiği kadar...
ah aman aman bu ne oyunmuş?
kedi kuyruğundan korkmuş
ah aman aman bu ne oyunmuş?
bülbülün dili tutulmuş
ah aman aman aşk yalanmış?
dilimize nerden dolanmış?
ah aman aman hayat ne hoşmuş?
ama bir varmış bir yokmuş
devamını gör...
mustafa kemal şimşek
ankara’ya bağlı çubuk ilçesinin emirler köyü doğumlu saz sanatçısı ve bozlak icracısı.
kendisi trt ankara radyosu ses sanatçısı olur.
hem bağlama çalmadaki doğallığı hem de bozlak söylerkenki rahatlığı ciddi ölçüde dikkat çekici.
gırtlağını fevkalade kullanmakla beraber , elleri cebinde vaziyette otoritelerce zor tabir edilen bozlakları havalandırması ilgiyi üzerine toplamasını sağlamıştır.
birçok dinleyicinin genel yorumu ; bu kadar zor bir işi nasıl dünyanın en kolay işi gibi yapıyor, olmuştur.
sanatçı trt kadrosunda sanatına devam ederken bir yandan da sahne performanslarına , organizasyonlara , anma törenlerine , konserlerine de devam etmektedir.
özellikle ulusal ve yerel derneklerin (bkz: ankara’da birlik derneği) , (bkz: ankara kulübü derneği) konserlerinde yoğun ilgi görmektedir.
sadece neşet ertaş , hacı taşan , muharrem ertaş, çekiş ali gibi ustaların eserlerini seslendirmekle kalmayan sanatçı , her ne kadar bozlak tarzı ile öne çıkmış ve bozlağın yeni temsilcisi gibi görünse de aynı zamanda farklı yörelere ve ustalara ait eserleri de seslendirerek , halk müziğindeki yerini günden güne sağlamlaştırıyor.
sanatçının bir de kendine ait internet sitesi bulunmakta.yazılarını , mektuplarını , başarılarını inceleyebileceğiniz bu siteye buradan ulaşabilirsiniz.
haydi bize biraz bu adamdan örnekler ver kebapçığım diyenler için :
kendisi trt ankara radyosu ses sanatçısı olur.
hem bağlama çalmadaki doğallığı hem de bozlak söylerkenki rahatlığı ciddi ölçüde dikkat çekici.
gırtlağını fevkalade kullanmakla beraber , elleri cebinde vaziyette otoritelerce zor tabir edilen bozlakları havalandırması ilgiyi üzerine toplamasını sağlamıştır.
birçok dinleyicinin genel yorumu ; bu kadar zor bir işi nasıl dünyanın en kolay işi gibi yapıyor, olmuştur.
sanatçı trt kadrosunda sanatına devam ederken bir yandan da sahne performanslarına , organizasyonlara , anma törenlerine , konserlerine de devam etmektedir.
özellikle ulusal ve yerel derneklerin (bkz: ankara’da birlik derneği) , (bkz: ankara kulübü derneği) konserlerinde yoğun ilgi görmektedir.
sadece neşet ertaş , hacı taşan , muharrem ertaş, çekiş ali gibi ustaların eserlerini seslendirmekle kalmayan sanatçı , her ne kadar bozlak tarzı ile öne çıkmış ve bozlağın yeni temsilcisi gibi görünse de aynı zamanda farklı yörelere ve ustalara ait eserleri de seslendirerek , halk müziğindeki yerini günden güne sağlamlaştırıyor.
sanatçının bir de kendine ait internet sitesi bulunmakta.yazılarını , mektuplarını , başarılarını inceleyebileceğiniz bu siteye buradan ulaşabilirsiniz.
haydi bize biraz bu adamdan örnekler ver kebapçığım diyenler için :
devamını gör...
cahil kesimin aşırı anlam yüklediği şeyler
düğün.
özellikle bizim kültürümüz özelinde değerlendirirsek düğün denen şey anne ve babalar için konu komşuya, eşe dosta ve akrabalara gösteriş yapmak ve “kızına/oğluna bir düğün yapamadı dedirtmem” mantığıyla gerçekleştirilen bir eylemken gelin ve damat içinse artık sevişmelerinin ve beraber yaşamalarının önünde bir engel olmadığını topluma ilan etme şekildir.
sevişmek, beraber bir hayat sürmek ve mutlu olmak için iki kişinin rızasından başka hiçbir şeye ve kimseye ihtiyaç yoktur. hayatımızın bir başkasını ilgilendirmediği gibi bir başkasının hayatının da bizi ilgilendirmediğini anlayana dek düğün gibi varoş ritüellere yüklenen ilkel anlamlar toplumumuzun kanayan yarası olmaya devam edecektir.
özellikle bizim kültürümüz özelinde değerlendirirsek düğün denen şey anne ve babalar için konu komşuya, eşe dosta ve akrabalara gösteriş yapmak ve “kızına/oğluna bir düğün yapamadı dedirtmem” mantığıyla gerçekleştirilen bir eylemken gelin ve damat içinse artık sevişmelerinin ve beraber yaşamalarının önünde bir engel olmadığını topluma ilan etme şekildir.
sevişmek, beraber bir hayat sürmek ve mutlu olmak için iki kişinin rızasından başka hiçbir şeye ve kimseye ihtiyaç yoktur. hayatımızın bir başkasını ilgilendirmediği gibi bir başkasının hayatının da bizi ilgilendirmediğini anlayana dek düğün gibi varoş ritüellere yüklenen ilkel anlamlar toplumumuzun kanayan yarası olmaya devam edecektir.
devamını gör...
sumak'ın aşağı bakamıyoruz karikatürü
bir görsel efekt artisti olarak baktım.
bunu yapmak photoshop'ta tahminen yarım saatimi almaz.
çok kötü bir iş olmuş. zihniyet yönünden zaten tartışılacak bir değer yok.
10 üzerinden 1 veriyorum her yönden.
çok bağnaz bir karikatürdür.
bunu yapmak photoshop'ta tahminen yarım saatimi almaz.
çok kötü bir iş olmuş. zihniyet yönünden zaten tartışılacak bir değer yok.
10 üzerinden 1 veriyorum her yönden.
çok bağnaz bir karikatürdür.
devamını gör...
erdener abi
kaan ertem'in yarattığı gelmiş geçmiş dünyanın en aksi karekteridir.
devamını gör...
oy birliği ile yazar uzaklaştırma
(bkz: sözlüğe çık tepin istersen)
devamını gör...
güne ingilizce bir söz bırak
ı wish you're fish in my dish.
devamını gör...
türkiye'de gençlerin yüzde 77'sinin işinden memnun olması
yahu he he ...
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
entel dantel sen bunları boşver
selam melam bunlar boş işler
herkes yazar, herkes kasa
fırlatılır atılır en nihayetinde bir kenera
selam melam bunlar boş işler
herkes yazar, herkes kasa
fırlatılır atılır en nihayetinde bir kenera
devamını gör...
babanın senden iğreniyorum demesi
babam bana senden iğreniyorum demedi ama beni görünce camiye kaçtı.
kendimi bok böceği gibi hissettim ama olsun. bazı babalar, bazen babalar..
kendimi bok böceği gibi hissettim ama olsun. bazı babalar, bazen babalar..
devamını gör...
hannes wader
alman müzisyen ve besteci. 60’lı yıllarda dünyada gelişen öğrenci hareketlerinden etkilenmiş ve bunu yaptığı bestelere yansıtmıştır. 79 yılında almanya kömünist partisine katılmıştır. ancak siyaset pek ona göre değildir. 80’li yıllarda ünlü şairlerin şiirlerini bestelemiştir. hayatı boyunca insan hakları için mücadele etmiş, şarkılarında farklı dilleri bir araya getirmiş, bana göre müzisyenliğinin yanında kişiliği de güzel bir insandır.
bir röportajında sorulur;
-neden farklı dilleri bir şarkı içerisinde kullanıyorsunuz?
-ben uluslararası bir dil kullanıyorum. bu dilin adı “insanlık” der.
bu söz bile kişiliğini ortaya koymaya yeter.
2017 yılında berlin tempodrom’da (acaaaayip bir konser alanıdır, bana göre daha iyisi yoktur. google’dan aratın ve görsellere bir bakın derim. bizden de bir isim burada konser vermiştir. ben minik diyeyim, siz serçe anlayın) veda konserini vermiştir. en sevilen şarkılarını seslendirdiği son konseri bir albüm olarak çıkar ve albümün adı “macht’s gut hannes wader” (kendine iyi bak)
şimdi gelin herkesin o çok sevdiği ve son zamanlarda bir dizide tekrar gündem olan italyan halk şarkısını eski bir konser kaydında almanca ve italyanca olarak hannes wader’den dinleyelim.
bellayagider
bir röportajında sorulur;
-neden farklı dilleri bir şarkı içerisinde kullanıyorsunuz?
-ben uluslararası bir dil kullanıyorum. bu dilin adı “insanlık” der.
bu söz bile kişiliğini ortaya koymaya yeter.
2017 yılında berlin tempodrom’da (acaaaayip bir konser alanıdır, bana göre daha iyisi yoktur. google’dan aratın ve görsellere bir bakın derim. bizden de bir isim burada konser vermiştir. ben minik diyeyim, siz serçe anlayın) veda konserini vermiştir. en sevilen şarkılarını seslendirdiği son konseri bir albüm olarak çıkar ve albümün adı “macht’s gut hannes wader” (kendine iyi bak)
şimdi gelin herkesin o çok sevdiği ve son zamanlarda bir dizide tekrar gündem olan italyan halk şarkısını eski bir konser kaydında almanca ve italyanca olarak hannes wader’den dinleyelim.
bellayagider
devamını gör...
evdeki en hüzünlü eşya
(bkz: çorap)
çünkü biçare eşini arar....
çünkü biçare eşini arar....
devamını gör...
sözlükte yaşlılara saygının kalmamış olması
yaşlı olduğu için kendini tanrı statüsüne koyup önüne gelenden saygı dilenen güruhun savunduğu bir görüş.
saygı hak edilen bir davranıştır. kimse kimseye sırf yaşından dolayı saygı göstermek zorunda değil. kaldı ki saygı, sadece büyüklere gösterilmesi gereken bir şey değil. hepiniz ergenlere, gençlere fütursuzca saldırıyorsunuz. yok saygı, yok terbiye yine aynı terane. hep sizden sonraki nesile laf söylüyorsunuz? onları et beyinli ilan ediyorsunuz? her türlü hakareti ediyorsunuz? bu mudur saygı?
bir de utanmadan saygı bekliyorsunuz. çok beklersiniz! sizin saygı anlayışınızı da iyi biliyorum ben, size boyun eğmemizi, susup oturmamızı, kafamızı sizin gibi kuma gömmemizi bekliyorsunuz değil mi? sizin saygı anlayışınız bu. siz git deyince biz gideceğiz; gel deyince geleceğiz. siz bize her türlü lafı söyleyeceksiniz, biz sesimizi çıkarmayacağız.sürekli sizden korkarak geçireceğiz hayatımızı. size itaat edeceğiz. neden? çünkü siz büyüksünüz, siz yaşlısınız değil mi? ne yapsanız yeridir.
her yerde saygı dinlenmeyi bırakın da saygıyı hak etmek için çaba gösterin. her fırsatta yeni nesili kötülemeyin. biraz gençlerin halinden anlayın.
buraya da dadandınız sonunda ya, kendimizi özgürce ifade etmeye çalıştığımız bu yere de dadandınız, helal olsun!
not: bu gönderi, her fırsatta sözlükte ya da diğer mecralarda yeni nesile tü kaka muamelesi yapan insanlara hitaben yazılmıştır.
saygı hak edilen bir davranıştır. kimse kimseye sırf yaşından dolayı saygı göstermek zorunda değil. kaldı ki saygı, sadece büyüklere gösterilmesi gereken bir şey değil. hepiniz ergenlere, gençlere fütursuzca saldırıyorsunuz. yok saygı, yok terbiye yine aynı terane. hep sizden sonraki nesile laf söylüyorsunuz? onları et beyinli ilan ediyorsunuz? her türlü hakareti ediyorsunuz? bu mudur saygı?
bir de utanmadan saygı bekliyorsunuz. çok beklersiniz! sizin saygı anlayışınızı da iyi biliyorum ben, size boyun eğmemizi, susup oturmamızı, kafamızı sizin gibi kuma gömmemizi bekliyorsunuz değil mi? sizin saygı anlayışınız bu. siz git deyince biz gideceğiz; gel deyince geleceğiz. siz bize her türlü lafı söyleyeceksiniz, biz sesimizi çıkarmayacağız.sürekli sizden korkarak geçireceğiz hayatımızı. size itaat edeceğiz. neden? çünkü siz büyüksünüz, siz yaşlısınız değil mi? ne yapsanız yeridir.
her yerde saygı dinlenmeyi bırakın da saygıyı hak etmek için çaba gösterin. her fırsatta yeni nesili kötülemeyin. biraz gençlerin halinden anlayın.
buraya da dadandınız sonunda ya, kendimizi özgürce ifade etmeye çalıştığımız bu yere de dadandınız, helal olsun!
not: bu gönderi, her fırsatta sözlükte ya da diğer mecralarda yeni nesile tü kaka muamelesi yapan insanlara hitaben yazılmıştır.
devamını gör...
insanların oynadıkları oyunlar
çocukken oynadığımız bir oyun vardı. adı fırdöndü.
günün konusu olan ve bu başlığa sözlüğün radyo programcısı makinist tarafından o kadar güzel bir tanım girilmiş ki, okuyunca bu oyun aklıma geldi.
o zamanlar genelde yılbaşlarında oynanan bu masum oyun, bazı insanların belleğine nasıl işlemişse, oyunun adını kendilerine kişilik, hayat prensibi olarak almışlar.
etrafımızda ne kadar da çok var değil mi? fır fır dönen insanlar. omurgasını yitirmiş, kaç yüz sahibi olduğunu bilmediğimiz.
bizim için bu oyun çocuklukta kalsın, omurgamızla yaşamaya devam edelim. fırıldakları hayatımızdan çıkararak.
günün konusu olan ve bu başlığa sözlüğün radyo programcısı makinist tarafından o kadar güzel bir tanım girilmiş ki, okuyunca bu oyun aklıma geldi.
o zamanlar genelde yılbaşlarında oynanan bu masum oyun, bazı insanların belleğine nasıl işlemişse, oyunun adını kendilerine kişilik, hayat prensibi olarak almışlar.
etrafımızda ne kadar da çok var değil mi? fır fır dönen insanlar. omurgasını yitirmiş, kaç yüz sahibi olduğunu bilmediğimiz.
bizim için bu oyun çocuklukta kalsın, omurgamızla yaşamaya devam edelim. fırıldakları hayatımızdan çıkararak.
devamını gör...
para mutluluk getirmez muhabbeti
sebebinin "para yönetimi" kavramında gizli olduğu muhabbet.
para yönetimi her zaman stresli bir iştir; magazinden tut, siyaset, sanat, sosyal politika vs her şeyden biraz anlamak gerektirir. falcı gibi geleceği öngörerek hareket etmek esastır.
öyle ki; şirketlerde en çok "finans müdürleri" yaşlanır, saçı da seyrelir. 1 senede gözlüğü takar ve ya görevine son verilir, ya da başka bir şirket tarafından kapılır.
para bu sebeple mutluluk getirmez. nereye veya nasıl harcandığı için değil; nasıl muhafaza edilip, nasıl arttırılması gerektiği konusu yüzünden.
ve tabi ne kadar çok meblağ, o kadar çok derttir. atalarımızın da dediği gibi, "büyük başın ağrısı büyük olur."
para yönetimi her zaman stresli bir iştir; magazinden tut, siyaset, sanat, sosyal politika vs her şeyden biraz anlamak gerektirir. falcı gibi geleceği öngörerek hareket etmek esastır.
öyle ki; şirketlerde en çok "finans müdürleri" yaşlanır, saçı da seyrelir. 1 senede gözlüğü takar ve ya görevine son verilir, ya da başka bir şirket tarafından kapılır.
para bu sebeple mutluluk getirmez. nereye veya nasıl harcandığı için değil; nasıl muhafaza edilip, nasıl arttırılması gerektiği konusu yüzünden.
ve tabi ne kadar çok meblağ, o kadar çok derttir. atalarımızın da dediği gibi, "büyük başın ağrısı büyük olur."
devamını gör...
anasayfada kendi entryne rastlamak
bugün iki kere yaşadığım. daha öncede yaşadım da, üstüne başlığı görünce yazayım dedim.
benim sözlükte huyum nicklere bakmadan okumak. uzun yazıysa, beğendiysem beğenisi verir öyle en son görürüm nicki. kısa yazıysa, cümlenin sonuna doğru görürüm.
şimdi kendi yazılarımı görüp, başkasının gibi okumaya başladım. ne güzel yazmış, aynı benim gibi düşünüyor, vayy be ne süper yazar, bunun gibisi zor bulunur falan diyerek (tabii ki böyle şeyler demedim(u: swh) sadece fikri bana yakın yazarmış dedim) okuyup, bir yerden sonra ya da sonunda nicki görüp, "aa benmişim ya" diyip gülümsetti. hoş bir durum.
benim sözlükte huyum nicklere bakmadan okumak. uzun yazıysa, beğendiysem beğenisi verir öyle en son görürüm nicki. kısa yazıysa, cümlenin sonuna doğru görürüm.
şimdi kendi yazılarımı görüp, başkasının gibi okumaya başladım. ne güzel yazmış, aynı benim gibi düşünüyor, vayy be ne süper yazar, bunun gibisi zor bulunur falan diyerek (tabii ki böyle şeyler demedim(u: swh) sadece fikri bana yakın yazarmış dedim) okuyup, bir yerden sonra ya da sonunda nicki görüp, "aa benmişim ya" diyip gülümsetti. hoş bir durum.
devamını gör...
