nickaltı girmek
başarısız olduğum olay.
giremiyorum arkadaş şöyle yanar dönerli, okudukça hem o yazarı hem de diğer yazarları büyüleyebilecek bi nickaltı. göz bebekleriniz büyüsün istiyorum. badem sütü kreması gibi ağzınızın içi tatlansın diyorum. ama tıhh olmuyor. eve gelip haz etmediğim komşu çocuğunu yalandan seviyor gibi oluyorum. "yiaa çok tatlı bu şey, iyi ki var, hep yazsındır" falan bakın olmuyor.
ben de isterim herkesin nickaltını dilediğim gibi güzel düşüncelerimle doldurayım ama pat x yazarın nickaltına bi gireyim diyorum. neler yazılmış neler. tabi diyorum sen yazamazsın, senin nickaltında böyle güzel yazılar yok whis, beni çıldırtmak mı istiyorsun? senin nickaltında yoook!
çık bu x yazarın nickaltından, senin neyine nickaltı girmek? diyorum. sen samimiyetle yazarsın ama okuyana samimiyetsiz gelir diyorum. gözümden bir damla yaş düşüyor o sıra. ben de hiçbir şey yazamadığım için bari x yazarın nickaltındaki güzel tanımları beğeneyeyim diyorum. öyle de yapıyorum.
her nickaltınıza yazılmış tanımda bir beğenim var benim.
giremiyorum arkadaş şöyle yanar dönerli, okudukça hem o yazarı hem de diğer yazarları büyüleyebilecek bi nickaltı. göz bebekleriniz büyüsün istiyorum. badem sütü kreması gibi ağzınızın içi tatlansın diyorum. ama tıhh olmuyor. eve gelip haz etmediğim komşu çocuğunu yalandan seviyor gibi oluyorum. "yiaa çok tatlı bu şey, iyi ki var, hep yazsındır" falan bakın olmuyor.
ben de isterim herkesin nickaltını dilediğim gibi güzel düşüncelerimle doldurayım ama pat x yazarın nickaltına bi gireyim diyorum. neler yazılmış neler. tabi diyorum sen yazamazsın, senin nickaltında böyle güzel yazılar yok whis, beni çıldırtmak mı istiyorsun? senin nickaltında yoook!
çık bu x yazarın nickaltından, senin neyine nickaltı girmek? diyorum. sen samimiyetle yazarsın ama okuyana samimiyetsiz gelir diyorum. gözümden bir damla yaş düşüyor o sıra. ben de hiçbir şey yazamadığım için bari x yazarın nickaltındaki güzel tanımları beğeneyeyim diyorum. öyle de yapıyorum.
her nickaltınıza yazılmış tanımda bir beğenim var benim.
devamını gör...
bilmediğimiz veya kurgularımızdan birkaçı
ben ıspanağın ismini duymuştum. pastasını, böreğini yemiştim ama cismen şeklini şemalini bilmiyordum, 18 yıllık yaşamımda ikinci buluşmamız dün oldu. daha bu yıl tanıştık, memnun oldum.
...
7. sınıfa kadar erkeklerin müzik dinlemeyeceğini düşünürdüm, 7. sınıftaki sıra arkadaşım erkekti ve müzik dinlediğini söylediği zaman içten içe şok olmuştum.
...
herkeste doğuştan ya da kadınlarda diyelim vicdan, merhamet var sanırdım, hatta hep öyle devam eder diye düşünürdüm, öyle değilmiş.
insanlık tüm insan adıyla dediğimiz canlılarda bulunmuyormış.
...
7. sınıfa kadar erkeklerin müzik dinlemeyeceğini düşünürdüm, 7. sınıftaki sıra arkadaşım erkekti ve müzik dinlediğini söylediği zaman içten içe şok olmuştum.
...
herkeste doğuştan ya da kadınlarda diyelim vicdan, merhamet var sanırdım, hatta hep öyle devam eder diye düşünürdüm, öyle değilmiş.
insanlık tüm insan adıyla dediğimiz canlılarda bulunmuyormış.
devamını gör...
ahmed arif
23 nisan 1923 diyarbakır doğumludur. asıl adı ahmet hamdi önal'dır. türk edebiyatının güzide şairlerindendir. 2 haziran 1991 tarihinde kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. bugün ölüm yıl dönümü olan değerli şairimizi hasret, sevgi ve saygıyla anıyorum.. ruh'u şad olsun.
hasretinden prangalar eskittim
seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana.
ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan,
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
hasretinden prangalar eskittim
seni, anlatabilmek seni.
iyi çocuklara, kahramanlara.
seni anlatabilmek seni,
namussuza, halden bilmeze,
kahpe yalana.
ard-arda kaç zemheri,
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana...
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara,
akan yıldıza,
bir kibrit çöpüne varana,
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne.
yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
yitirmiş öpücükleri,
payı yok, apansız inen akşamdan,
bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
seni anlatabilsem seni...
yokluğun, cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini...
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
eskiden biri benden su isteyince ilk yudumu içip öyle veriyordum. bunu yapmazsam kendimi eksik hissediyordum. neyse ki zor oldu ama aştım.
devamını gör...
nefi
yaptığı hiciv aynı zamanda ölümüne sebep olmuştur. dördüncü murat tarafından hapse atıldığında nef'i'yi seven bir zenci nef'i adına padişaha mektup yazmaya karar verir. mektubu yazarken kağıda bir damla mürekkep damlar. nef'i bunu görünce dayanamaz ve onu ölüme götürecek son sözlerini söyler.
"efendim, mübarek teriniz kağıda damladı."
bunun üzerine kızan zenci, mektubu göndermez. nef'i akşamına kementle boğularak öldürülür.
"efendim, mübarek teriniz kağıda damladı."
bunun üzerine kızan zenci, mektubu göndermez. nef'i akşamına kementle boğularak öldürülür.
devamını gör...
yabancı uyruklu biriyle evlenmek
köken, din, kültür benim için önemli değildir. sevgi varsa gerisi küçük şeyler.
devamını gör...
bana ne lan diyen psikolog (yazar)
fikirlerini sevdiğim meslektaş yazar.
devamını gör...
büyük iskender
büyük iskenderin hayatını okur iken beni en çok etkilemiş kısım kesinlikle kleitos olayı ve iskender'in acılar çekmesidir.
nedir bu kleitos olayı anlatalım o halde.
kleitos, bizim iskender'in çok yakın bir arkadaşı ve orduda büyük bir komutan. granikos savaşında bizim iskender'i öldürmek üzere olan düşman askerlerini bertaraf ederek iskender'in hayatını kurtarıyor, normalde daha iyi olması gereken arkadaşlık illişkileri daha da kötü bi hale bürünüyor bu olay sonrası.
çünkü bizim iskender, komutanların baskısını hissetmeye başlıyor ensesinde.
sahi, neden böyle bir şey oluyor? onu da açıklayayım, komutanlar, savaşta mağlup edilmiş olanları bir köle olarak görür iken, iskender onlara bir şans vererek onları bünyesine katmak ve onlara asla köle gözüyle bakmak istemiyor idi... e durum böyle olunca, iskender ve komutanlar arasında büyük bir görüş ayrılığı çıkıyordu ortaya, en büyük görüş ayrılığı ise, iskender'in en yakın dostu kleitos'a aitti.
sonrası mı? iskender bunu sezerek, onu devam ettiği seferlerden uzaklaştırmak amacı ile başka işlere yönlendirince, bir anda kıyamet koptu ve sevgili iskender ile, minnoş dostu kleitos ana bacı küfürler ederek birbirlerine girdiler. tabi diğer komutanlar ve askerler olayı ayırdılar, ama iş burada bitti mi? hayır.
çok yakın zamanda, bir gece eğlence sofrası kuruldu, içkiler içilliyor, yemekler yeniyor ve büyük ihtimalle "tek başıma 10 kişinin arasına daldım, göreceksin" gibi absürt sohbetler de dönüyordu muhakkak.
o sırada, sarhoş olan kleitos, iskender'e dönerek "bak bu sağ elim seni kurtardı..." dedikten hemen sonra, "senin baban zeus değil, zeus-amon" diyerek, kendi çapında "sen saf yunan değilsin, asya genlerin de var ahauha" gibi espriler yapmaya başlamış.
e koskoca iskender bu aşağılamaların altında kalır mı? "bak güzel kardeşim, terbiyeli takın, yoksa..." diye devam etmiş söze, ama kleitos zil zurna sarhoş, durdurabilir misin onu? iskender'e dönerek, "asyalılara davrandığımız gibi davranmamız lazım sana, sen burada bizimle aynı sofrada olmak yerine köleler ile oturmalıydın." deyince, işler korkunç bi hale bürünmüş ve iskender eline geçirdiği mızrağı, bizim kleitos'un boğazına saplamış.
olaylar durulmuş ama iskender'in canı daha da çok yanmaya başlamış, en yakın dostunu, onu savaşta kurtarmış bir yiğidi öldürdüğünü düşünüyormuş, birkaç kez intihar girişimleri olmuş ama en yakınındakiler bunu engellemeyi başarmışlar. iskender çadırından hiç çıkmaz, uyumaz ve yemek yemez olmuş, baya adam depresyona girmiş... sonra da bir akşam çadırından çıkıp, makedonya savaş meclisi'nin kendisini adil bir biçimde yargılamasını istemiş.
başarmış da, adil bir şekilde yargılamışlar onu ama kleitos'ta suç bulunmuş, olay kapanmış gitmiş gündemden, ama iskender'in eminim ki son nefesine kadar aklında kalmıştır.
nedir bu kleitos olayı anlatalım o halde.
kleitos, bizim iskender'in çok yakın bir arkadaşı ve orduda büyük bir komutan. granikos savaşında bizim iskender'i öldürmek üzere olan düşman askerlerini bertaraf ederek iskender'in hayatını kurtarıyor, normalde daha iyi olması gereken arkadaşlık illişkileri daha da kötü bi hale bürünüyor bu olay sonrası.
çünkü bizim iskender, komutanların baskısını hissetmeye başlıyor ensesinde.
sahi, neden böyle bir şey oluyor? onu da açıklayayım, komutanlar, savaşta mağlup edilmiş olanları bir köle olarak görür iken, iskender onlara bir şans vererek onları bünyesine katmak ve onlara asla köle gözüyle bakmak istemiyor idi... e durum böyle olunca, iskender ve komutanlar arasında büyük bir görüş ayrılığı çıkıyordu ortaya, en büyük görüş ayrılığı ise, iskender'in en yakın dostu kleitos'a aitti.
sonrası mı? iskender bunu sezerek, onu devam ettiği seferlerden uzaklaştırmak amacı ile başka işlere yönlendirince, bir anda kıyamet koptu ve sevgili iskender ile, minnoş dostu kleitos ana bacı küfürler ederek birbirlerine girdiler. tabi diğer komutanlar ve askerler olayı ayırdılar, ama iş burada bitti mi? hayır.
çok yakın zamanda, bir gece eğlence sofrası kuruldu, içkiler içilliyor, yemekler yeniyor ve büyük ihtimalle "tek başıma 10 kişinin arasına daldım, göreceksin" gibi absürt sohbetler de dönüyordu muhakkak.
o sırada, sarhoş olan kleitos, iskender'e dönerek "bak bu sağ elim seni kurtardı..." dedikten hemen sonra, "senin baban zeus değil, zeus-amon" diyerek, kendi çapında "sen saf yunan değilsin, asya genlerin de var ahauha" gibi espriler yapmaya başlamış.
e koskoca iskender bu aşağılamaların altında kalır mı? "bak güzel kardeşim, terbiyeli takın, yoksa..." diye devam etmiş söze, ama kleitos zil zurna sarhoş, durdurabilir misin onu? iskender'e dönerek, "asyalılara davrandığımız gibi davranmamız lazım sana, sen burada bizimle aynı sofrada olmak yerine köleler ile oturmalıydın." deyince, işler korkunç bi hale bürünmüş ve iskender eline geçirdiği mızrağı, bizim kleitos'un boğazına saplamış.
olaylar durulmuş ama iskender'in canı daha da çok yanmaya başlamış, en yakın dostunu, onu savaşta kurtarmış bir yiğidi öldürdüğünü düşünüyormuş, birkaç kez intihar girişimleri olmuş ama en yakınındakiler bunu engellemeyi başarmışlar. iskender çadırından hiç çıkmaz, uyumaz ve yemek yemez olmuş, baya adam depresyona girmiş... sonra da bir akşam çadırından çıkıp, makedonya savaş meclisi'nin kendisini adil bir biçimde yargılamasını istemiş.
başarmış da, adil bir şekilde yargılamışlar onu ama kleitos'ta suç bulunmuş, olay kapanmış gitmiş gündemden, ama iskender'in eminim ki son nefesine kadar aklında kalmıştır.
devamını gör...
hani iyiler hep kazanırdı
yukarıda bir arkadaşımızın da değindiği gibi, kavram kargaşasından kaynaklanan bir sorgulamadır.
öncelikle, "kazanmak" nedir? birisine kazık atarak cebine bir miktar para atan kişi kazanmış mı olur örneğin? yoksa onurunu, yaşam amacını, benlik bütünlüğünü yitirdiği için asıl kaybeden midir? onur, direngenlik, mertlik, gönül ferahlığı; asıl bunlar değil midir insana kazandığını, mutlu olduğunu hissettiren? spartaküs mü kazandı, onu çarmıha gerenler mi? bunu düşününüz.
ikincisi, "kazanmak" denen şeyi hangi vadede değerlendirmek gerekir? beş bin metre yarışında dört bininci metreyi geride geçen yarışçı kaybetmiş denebilir mi? hadi onu da geçelim, bu yarışı kaybetse bile, yarışçının önünde daha onlarca yarış yok mudur? kazanmak denen şey, illaki girilen her yarışı kazanmak mıdır, yoksa belirlenmiş bir amaca doğru yene yenile ilerlemek midir?
üçüncüsü, "iyi" kimdir? işte bu soruya, epey kaba bir tarzda da olsa, brecht "iyi adama bir iki soru" şiiriyle yanıt vermiştir. bunu da düşününüz.
öncelikle, "kazanmak" nedir? birisine kazık atarak cebine bir miktar para atan kişi kazanmış mı olur örneğin? yoksa onurunu, yaşam amacını, benlik bütünlüğünü yitirdiği için asıl kaybeden midir? onur, direngenlik, mertlik, gönül ferahlığı; asıl bunlar değil midir insana kazandığını, mutlu olduğunu hissettiren? spartaküs mü kazandı, onu çarmıha gerenler mi? bunu düşününüz.
ikincisi, "kazanmak" denen şeyi hangi vadede değerlendirmek gerekir? beş bin metre yarışında dört bininci metreyi geride geçen yarışçı kaybetmiş denebilir mi? hadi onu da geçelim, bu yarışı kaybetse bile, yarışçının önünde daha onlarca yarış yok mudur? kazanmak denen şey, illaki girilen her yarışı kazanmak mıdır, yoksa belirlenmiş bir amaca doğru yene yenile ilerlemek midir?
üçüncüsü, "iyi" kimdir? işte bu soruya, epey kaba bir tarzda da olsa, brecht "iyi adama bir iki soru" şiiriyle yanıt vermiştir. bunu da düşününüz.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
en yakın iki arkadaşım ile pop şarkılar eşliğinde araba yolculuğu yapiyor olmam.
devamını gör...
edgar allan poe
amerikalı şair ve yazar edgar allan poe'nun yazdığı son şiiri "annabel lee"dir. 1849 yılında yazılmıştır. poe'nun ölümünün hemen ardından şiir yayınlanmıştır.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
benim varlığım. kimin çevresinde olursam olayım kahkaha ve ürpertiyle beraber ruh yorgunluğu getiriyorum.
devamını gör...
carl von clausewitz
1 haziran 1780, burg - 16 kasım 1831. kendisi savaşı "çok geniş bir düellodan başka bir şey değildir" olarak tanımlar ve magnum opus'u olan "savaş üzerine" eseri okuması ve anlaması bir hayli ilgi isteyen bir iş olsada, günümüzde neredeyse her ordunun akademik açıdan temelini oluşturur. büyük moltke (bkz: büyük moltke helmuth von), erich ludendorrf, gibi kişileri etkilemiş ve alman ordularını buna göre reform ettirmiştir. kendiside napolyon savaşlarında yer almış bir subay olarak, prusya ordusunun 1806 jena-auerstedt muharebesinde aşşağılayıcı bir yenilgiye uğramasını görmüş ve ayrıca bu muharebede fransızlara esir düşmüştür. prusya'ya geri döndükten sonra kendisini diğer reformcu generaller (yakın arkadaşı ve öğretmeni olan scharnhorst göz önünde bulundurlması gereken bir kişidir) ile prusya ordusunu reform etmeye adamıştır. 1812'de prusya napolyon'un rusya işgaline fransız tarafında katılmak zorunda kalınca, clausewitz vatanseverliğinden dolayı prusya ordusundan istifa etmiştir ve rus ordusuna napolyona karşı savaşmak için katılmış ve borodino muharebesinde yer almıştı hatta savaş ve barışta bile söz edilir. napolyon rusyadan geri çekilirken grand armée'ye dahil olan prusya krallığının gönderdiği prusyalı kolordusu, tauroggen antlaşması ile savaştan çekilmesinde clausewitz'in rolü büyüktür. napolyon rusya'dan geri çekilince rus-prusyalı lejyonu prusya ordusuna 1815'de entegre olunca prusya ordusuna albay olarak yeniden girmiştir. 1815 seferinde thielmann'ın kurmayı olmuş ve wavre muharebesinde bulunmuştur. 1818'de generalliğe terfi etmiştir. hayatının geri kalanın'da savaş üzerine eserini tamamlamıştır ama bu eserin ölümünden sonra karısı marie von clausewitz tarafından düzenlenip yayımlanmasını istemiştir. çağdaşlarından antoine henri jomini fransız ordusunun clausewitz'i olarak görülebilir ve bu iki kişi kitaplarında birbirlerinin teorilerine değinir ve eleştirirler. jomini'nin baş yapıtı olan savaş sanatı, clausewitz'in savaş üzerine eseriyle karşılaştırıldığında, jomini, genellikle orduya taktik ve kendisinin ortaya attığı grand taktik düzeyinde tavsiyeler verirken clausewitz'in eseri, savaşı felsefi açıdan inceler ve savaşa her türlü savaş biçimine uyarlanabilecek bir sistem vermeye çalışır.
devamını gör...
siddhartha
gerçeği, bilgeyi, tanrıyı arayan bir genç siddharta. ama aslında kitapta gerçeği bulmak isteyenin onu amansız aramasına gerek olmadığına bir nehrin bile insana rehberlik edebileceğine dikkat çekiyor. insanın içinde var olan iyilik ve kötülükten bahsediyor. işte siddharta gerçeği o kadar yıl arıyor ve bir nehirde buluyor.
devamını gör...
ucuz şarap
köpek öldüren derler.
gazoz ile karıştırıp içenleri çok gördüm.
ayrıca neyin kalitesi anasını satayım? üzümün suyunu çıkarmışlar, biraz alkol karıştırmışlar, al sana köpek öldüren.
kendine saygısı olan içmez.
gazoz ile karıştırıp içenleri çok gördüm.
ayrıca neyin kalitesi anasını satayım? üzümün suyunu çıkarmışlar, biraz alkol karıştırmışlar, al sana köpek öldüren.
kendine saygısı olan içmez.
devamını gör...
silah taşıyan yazarlar
silah çok tehlikeli bir alettir. en ufak hatanızda asla geri dönülemeyen sonuçlar doğurabilir. silahını temizlerken bile kendisini veya başkasını vuranlar var. bir anlık dalgınlıkta hayatınız kararabilir. silahı övmek bir psikolojik rahatsızlıktır ayrıca.
benim babam polisti, çocukluğumdan beri silah evimizin bir aksesuarıydı. ama asla merak edipte elime almadım, babam artık büyüdüğüme karar verip atış talimi yaptırana kadar.
babam vefat ettikten sonra silahını bana verdiler, ne yapacağım sordu emniyet satarım dedim ve sattım. babam da satın silahımı demişti zaten. çünkü evimde silah bulundurmam, bunun şakası bile olmaz.
benim babam polisti, çocukluğumdan beri silah evimizin bir aksesuarıydı. ama asla merak edipte elime almadım, babam artık büyüdüğüme karar verip atış talimi yaptırana kadar.
babam vefat ettikten sonra silahını bana verdiler, ne yapacağım sordu emniyet satarım dedim ve sattım. babam da satın silahımı demişti zaten. çünkü evimde silah bulundurmam, bunun şakası bile olmaz.
devamını gör...
güneş enerjisi
ilk yatırım maliyeti yüksek ve amortisman süresi uzundur. o yüzden üçüncü dünya ülkelerinde tercih edilmez çünkü yarın ne olacağı belli değildir.
devamını gör...
amel defterimiz kaybolursa ne olacak sorunsalı
bizim sorumluluğumuzda olmadığı için kaybedenler düşünsün.
devamını gör...
umutsuzluk
tdk tarafından anlamına bakıldığında umutsuz olma durumudur.
-suz ve ardından -luk yapım eklerini alarak umut kelimesinden türemiştir. türemiş bir kelimedir.
umut kelimesi de eski türkçeden olan -um kökünden gelir. fiilden isim yapan yapım eki alarak umut olmuştur.
umut ile ümit ya da ümitsizlik ile umutsuzluk aynı dil kökünden gelmez ama benzerlikleri vardır. ümit, farsça kökenli bir kelimedir.
umutsuzluğa dair:
“umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” mustafa kemal atatürk.
(bkz: betonu yarıp çıkan bitkiler)
-suz ve ardından -luk yapım eklerini alarak umut kelimesinden türemiştir. türemiş bir kelimedir.
umut kelimesi de eski türkçeden olan -um kökünden gelir. fiilden isim yapan yapım eki alarak umut olmuştur.
umut ile ümit ya da ümitsizlik ile umutsuzluk aynı dil kökünden gelmez ama benzerlikleri vardır. ümit, farsça kökenli bir kelimedir.
umutsuzluğa dair:
“umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” mustafa kemal atatürk.
(bkz: betonu yarıp çıkan bitkiler)
devamını gör...
patellofemoral ağrı sendromu
patellofemoral ağrı sendromu'nun etyolojisi ve patogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte, yakınlaştırıcı bazı faktörler üzerine durulmaktadır.ağrı, imbalans, veya dizin ekstensör mekanizmasındaki instabilite sonucu ortaya çıkar.bu durum konjenital, travmatik veya mekanik streslere bağlı olarak ortaya çıkabilir.oluş mekanizmasını açıklamaya çalışayım.öncelikle patellofemoral eklemin stabilizasyonu iki şekilde sağlanır.birincisi dinamik stabilizatörler, ikincisi ise statik stabilizatörlerdir.
1-dinamik stabilizatörler:patellayı etkileyen kaslardır.en önemli komponenti vastus medialis obliquus(vmo) kasıdır.patellanın medidalindeki tek dinamik kastır.kas liflerindeki dizilim problemi olanlarda vmo'nun kas lifleri ancak patellaya ulaşabilir ve normalde oblik açıda seyredeceğine vertical seyreder.burada oluşabilecek atrofi veya dizilim bozukluğunda patella laterale yani dış tarafa doğru çekilecektir.bu da dizin ektansör mekanizmasında bozukluğa yol açarak ağrıya neden olur.
2-statik stabilizatörler:iliotibial band, lateral femoral ligament, lateral retinaculum ve kapsülden oluşur.bu yapılar vmo kasının medial yani iç taraftaki bağlarının oluşturdukları çekim kuvvetini dengeler.
şimdi risk faktörlerimiz nedir dersek? sıralayalım;
-anatomik anormallikler
-kas disfonsiyonu(quadriceps kası zayıflığı)
-patellanın hipermobil olması
-uyluk çevresi kaslarının esnekliğindeki kayıp
-geçirilmiş cerrahi
-travma
-overuse(aşırı kullanma örneğin bir futbolcu)
semptomları nelerdir?
-diz önünde veya arkasında ağrı
-uzun süreli oturma, yürüme veya koşmada ağrı
-dizde şişlik
-dizde krepitasyon ve kayma hissi
-diz önü ağrısı uzun süreli diz fleksiyonda iken artar(sinema bulgusu).genellikle bilateraldir yani her iki dizde de görülür.özellikle merdiven inip-çıkma, yokuş aşağı inmede ağrı oluşabilir.
1-dinamik stabilizatörler:patellayı etkileyen kaslardır.en önemli komponenti vastus medialis obliquus(vmo) kasıdır.patellanın medidalindeki tek dinamik kastır.kas liflerindeki dizilim problemi olanlarda vmo'nun kas lifleri ancak patellaya ulaşabilir ve normalde oblik açıda seyredeceğine vertical seyreder.burada oluşabilecek atrofi veya dizilim bozukluğunda patella laterale yani dış tarafa doğru çekilecektir.bu da dizin ektansör mekanizmasında bozukluğa yol açarak ağrıya neden olur.
2-statik stabilizatörler:iliotibial band, lateral femoral ligament, lateral retinaculum ve kapsülden oluşur.bu yapılar vmo kasının medial yani iç taraftaki bağlarının oluşturdukları çekim kuvvetini dengeler.
şimdi risk faktörlerimiz nedir dersek? sıralayalım;
-anatomik anormallikler
-kas disfonsiyonu(quadriceps kası zayıflığı)
-patellanın hipermobil olması
-uyluk çevresi kaslarının esnekliğindeki kayıp
-geçirilmiş cerrahi
-travma
-overuse(aşırı kullanma örneğin bir futbolcu)
semptomları nelerdir?
-diz önünde veya arkasında ağrı
-uzun süreli oturma, yürüme veya koşmada ağrı
-dizde şişlik
-dizde krepitasyon ve kayma hissi
-diz önü ağrısı uzun süreli diz fleksiyonda iken artar(sinema bulgusu).genellikle bilateraldir yani her iki dizde de görülür.özellikle merdiven inip-çıkma, yokuş aşağı inmede ağrı oluşabilir.
devamını gör...