bu başlıkla fark ettim ki, entryler gibi başlıklar da oylanabilmeli. çok güzel tanımlanmış, ifade edilmiş. rahatsız'ın ukdesine sağlık.

bu herkes için geçerli olmayan bir durum arkadaşlar. olmalı falan gibi beylik bir şey söyleyecek değilim. herkesin hayatına kimse karışamaz neticede ne var ki geçerli olan bir iki insan tanıyorum. birinin adı senem mesela. namıdiğer miko.

miko insanı, insanlara yüzde yüz güvenle başlıyor hikayelerine. karşısındakiyle kurduğu ilişkinin türünden bağımsız olarak herkese, ağızlarından çıkanın ne eksik ne fazla doğruluğuna, inanıyor. inanmamak için bir sebep yaratılana kadar da inanmaya devam ediyor. işlenebilecek data diyor bunlara. anlamlı ve tanımlı aktları referans alıyor, sonra da buna göre değerlemeler ve/dahi değerlendirmeler yapıyor. matematikçi de değil ama insan ilişkilerinde rasyonel olmayı konforlu buluyor. paranoya bambaşka bir şey millet. hatta o kadar başka ki tam olarak paranoya yapmamak için uygulanan bir yöntem bu.
sık sık "ona inanmamak için elimde bir done var mı?" diye soruyor kendine mesela. varsa ne kadar bu konuyla ilintili diye devam ediyor sorularına. elma ile armut farklı meyveler neticede. bilelim.

hiç kimse kusursuz değil. hiçbir ikili ilişkide güven yüzde yüzde kalamaz. önemli olan kabul edilebilir hata düzeyinin üzerinde kalmak, çabada olmak. vice versa.
devamını gör...

son 1 aydır genel durumum. aynı zamanda ilgili yazarın* 2 hafta sonraki modu olmayacaktır. ne dediğim hakkında en ufak bir fikri olan var mı? benim de yok, evet.

ayrıca çok sevdiğimiz ve nickaltını böyle böyle kirlettiğimiz yazar. sever, severiz.
devamını gör...

resimde oryantalizm, doğu'nun her yönüyle resmedildiği sanat hareketidir. batılı sanatçılar, doğu şehirlerine yaptıkları seyahatler sonrasında şehirlerin günlük hayatını, camileri ve namaz kılan insanları, harem ve hamamları ve toplumdan farklı figürleri resmetmişlerdir.
sevgili yazar kuzguncuktaki vişne'nin paylaştığı eserleri çok beğendim ve ben de oryantalizmin en önemli temsilcilerinden jean-léon gérôme'dan bahsetmek isterim. 19. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan sanatçı, osmanlı topraklarına, mısır'a, suriye ve filistin'e seyahat etmiş. bu bölgeleri anlattığı 200'den fazla oryantalist tablosu var.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel prayer in cairo (1865)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel harem women feeding pigeons in a courtyard
devamını gör...

halk arasında "sanat zehirlenmesi" anlamına da gelen psikoloji alanında “hiperkültüremi” olarak bilinen bu rahatsızlık, farklı kültürlerdeki sanat eserlerin gezen insanlarda görülüyor. bu insanlar tek başlarına ziyaret eden, o yörenin dilini bilmeyen turistler oluyor genellikle.bu sendroma yakalanan insanlar, gezdikleri sırada sanat eserlerinin güzelliği, ihtişamı karşısında kalp hızları artıyor.baş dönmesi, yoğun şaşkınlık, baygınlık gibi durumları yaşıyorlar.
devamını gör...

mikis theodorakis ve maria farantouri
o antonis
muazzam şarkıdır.

devamını gör...

içmemek, pişirmemek, o tozumsu karışımı hiç hazırlamamak.
devamını gör...

zaten hayvanlar aleminde bu köhne düzene isyan edecek bir tür varsa, o da ancak asya filleri olurdu. malum bunlar kıllı mamutların akrabası. senden benden zeki hayvanlar. dünyanın gidişatını iyi görmedikleri ortada. yeter artık söz fillerin deyip, yola çıkmışlar. bir nevi adalet yürüyüşü başlatmış olabilirler. şöyle bir bakındım da çinlilere hayret ettim. muazzam önemler almışlar. fillerin rahatsız edilmemesi için ellerinden geleni yapmışlar. tebrik etmek lazım. çinlileri tebrik edeceğim cidden aklımın ucundan geçmezdi. yalnız bu çin topraklarında özel bir durum var sanırım. malum mao'da milliyetçi çin güçlerinin kuşatmasını 9600 km'lik yürüyüş ile aşmıştı. sonrasında da başkomutan huang mevzuyu rapor ederken, önemli bir sıkıntı yok, hattı sadece bir avuç asker geçti diyerek felaketin fitilini ateşlemişti. şimdi ister misiniz aynısı filler için olsun? *

neyse işin latifesi bir yana olayın üzerini kapatmak isteyenler ihaleyi sürü liderinin üzerine yıkmaya çalışıyor gibi duruyor. yok efendim sürü lideri tecrübesizmiş de ondan yaşanmış bu olaylar. halt etmişsiniz siz! bu hayvanlardaki genetik miras bizdeki genetik ifrazata benzemez. biz asırlardır dünyanın içine etmek için 40 bin takla atıyoruz. bu abilerin/ablaların tek derdi, kendi yaşam alanlarında huzur içinde yaşamak. başka dertleri yok. ve bu hareketleri de kuvvetle muhtemel o temel dürtü ile ilintilidir. diğer yazar arkadaşların da söylediği gibi bu yaptıklarının vardır mutlaka bir kıymet-i harbiyesi.

filler görünen o ki, bir özgürlük mücadelesi başlattılar. doğal yaşam parkları falan kesmiyor artık onları. asıllarına rücu etmek istiyorlar ve genetik olarak içten içe hissettikleri, özlemini çektikleri mekâna doğru gidiyorlar. inşallah oralar şehir merkezi falan olmamıştır. zira mekânın sahibi geldi mi, raconu bozmamak lazım. usulca yerinizden kalkıp, mekânı sahibine bırakmanız gerek. bu arada iki fil bu kutlu yürüyüş esnasında firar etmiş. her zaman çürük yumurtalar çıkar. bunu kafaya takmamak lazım. hortumları yere düşürmeden dik bir şekilde ilerlemeye devam! bizim çok alışkın olduğumuz ihanet duygusu ile yüzleşmeleri nasıl olacak işte onu çok merak etmekteyim. bakalım bu illetle nasıl başa çıkacaklar? yürüye durun be dumbolar...
devamını gör...

en ucuzu bin tl olduğundan mütevellid evimize gelemediği için ayağımıza gelmesi gereken hizmetin anonsudur.ama olsun ben genede bime gelmesini bekleyip 6 taksitle alıp keyfime bakacağımdır.*
devamını gör...

oğuz atay'ın yazdığı ama kendisinden sonra daha iyi anlaşıldığı kitabı. olric'le geçen konuşmaların sosyal medyalarda paylaşılarak suyu çıkarılmış olsa da bu kitap herkesten bir parça taşır.
devamını gör...

1830-1896 yılları arasında yaşamış akademizm temsilcilerinden, ingiliz heykeltıraş ve ressam.
erken yaşta resim eğitimi almaya başlayan ressamın yükselişi 1855'te eserlerinden birinin kraliçe victoria tarafından satın alınmasıyla başlamış ve 1878'de kraliyet akademisi'nin başkanlığına yükselmiştir. lord ünvanını alan tek ingiliz ressamdır, ünvanı aldıktan bir gün sonra vefat etmiştir.
eserlerinde yunan-roma mitolojisinden sahneler daphnephoria (1876), greek girls picking up pebbles by the sea (1871)
ya da kadın portreleri görüyoruz. güzel kıyafetler içindeki güzel kadınları anlamlı anlamlı bakarken pavonia (1859), ya da tavus kuşlarını beslerken görebiliriz. a girl feeding peacocks (1863).
bana biraz (bkz: john william godward)'ı anımsatan bir ressam kendisi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
flaming june (1895)
normalde tabloda deniz manzarasına karşı uyuyan, ince kıyafetler giymiş bir kızı görüyoruz. ancak zakkum çiçeği detayı (sağ üstte), zehirli bir çiçek olduğu için uykuyu ve ölümü sembolize ediyor. tabloyla ilgili güzel bir yazı okumak için buradan

eserlerini görmek için buradan
kaynak
devamını gör...

küçücük bir kaktüsüm var; on santim civarında çok dallı müthiş bir kaktüs. kaktüsleri çok severim. kendimi de nedense kaktüslere benzetirim. çocukluğumdan beri saçma bi ilgim var kendilerine. sevilmemeyi değil de sevilememeyi böylesine içselleştirmiş bir mahluk olamaz. bütünüyle güzeldir ve fakat güzelliğini herhangi bir üstün referansa bağlamaz. gül gibi değildir yani. renk kusmaz. şov yapmaz. "bakın bakın nasıl da güzelim" bile demez. kaktüsle aşk ilan edilmez. yatağa kaktüs serpiştirilmez. kaktüs reçeli? hayır olmaz. kaktüs demetini kimse bağrına ah neşeyle falan basmaz. yerde, orada burada, sıradan, renksiz ama gerçekliğin çok içindedir. kaktüs en gerçek şeydir. yamuk yumuk, çarpık, üst üste, dikenli, basit, girintili çıkıntılı garip bir yırtıktır. kristaldeki parmak izi gibi. bütünü bozar. az ilgi ister, az su ister, az ışık ister. doğanın evlatlık çocuğu gibi ihtişamlı çiçeklerin arasında öylece durmayı kaktüs yadırgamaz hiç. o yüzden bana büyüleyici gelirler. çok severim. evde benimle birlikte yaşayan tek canlı o. bikaç saat önce bir kısmının kökü böyle yumuşamış ve o kısmı taşıyan bölüm toprağa düşmüş. yeni fark ettim. çok üzüldüm. kopmamış, o kısım kökte hala ama dik durmuyor. bir kısmı çok güçlenmiş bir kısmıysa aynı kökten beslenmelerine rağmen gücünü kaybetmiş. koparmaya kıyamadım ama ne yapacağımı da bilmiyorum. öylece bıraksam kendine gelse. keşkeler, keşkeler.
devamını gör...

(bkz: kocişko)
devamını gör...

boş vakit aktivitem sözlüğe gelmek zaten...
devamını gör...

üst edit: normal sözlük kitap edebiyat kulübü ile toplantımızı gerçekleştirdiğimiz ikinci kitap.

victor hugo'nun o meşhur 'sefil' kelimesini ilk kullandığı romanı olduğu söylenmektedir. romantizm akımı'nın çok önemli eserlerinden biridir. romantizm akımından da kısaca bahsedecek olursam, duygu ve düşüncelerin akımıdır. fransız ihtilaliyle gündem bulan hürriyet ve eşitlik kavramları edebiyata da yansımış, bir idam mahkumunun son günü'nde eşitlik, insan hakları, adalet gibi konulara değinilerek ses bulmuştur.

kitap, adına biraz zıt olarak bir idam mahkumunun son gününe giden son 6 haftayı anlatıyor. anlatım o kadar güçlü ki, insan sanki o kişi kendisiymiş gibi ya da o anlara tanıklık ediyormuş gibi hissediyor. sanki o kişinin gölgesi gibisiniz, her olaya, mahkumun her düşüncesine ve hareketine şahit oluyor gibi...

idamın zevkle karşılandığı bir dönemde müthiş bir eleştiri kitabı. halk bu kitabı okumaya hazır olmadığından en başta victor hugo kendi ismiyle yayınlamıyor. zaten kitapta idam cezalarını zevkle izleyen halka değinilmesi sebepsiz değil. çünkü eserin yazıldığı dönemin insanı da tam olarak öyle.

victor hugo'nun haddim olmayarak müthiş zeki biri olduğunu söyleyebilirim. mahkumun isminin, mesleğinin ve en önemlisi suçunun ne olduğunu bilmememiz bunun en büyük kanıtı. victor hugo şunun mesajını veriyor: suçluyu ortadan kaldırmak yerine suçu ortadan kaldırın. suçluyu ortadan kaldırmak suçu ortadan kaldırmıyor.

edebi açıdan tek kelimeyle muazzam. romantizm akımının müthiş bir temsili. fakat elbette victor hugo'yu kitleleri ikna etmeye çalıştığı için eleştirenler de var. öyleyse bugünkü toplantıda canım dostum ve başkanım aziz varvara alekseyevna tarafından yapılan tespiti hemen bırakayım ''victor hugo da olsan insanları memnun edemezsin!''

kitabın en sevdiğim yanını toplantıda da bahsetmiştim fakat burada da bahsedip tanımımı sonlandırayım:

bizler bir hata yaptığımızda kendimizi haklı çıkaracak sebepler bulmaya veya dış etmenleri suçlamaya çalışırız. fakat bir başkasının hatasında o kişiyi sorumlu tutarız. buna sosyal psikolojide self-serving bias yani kendine hizmet eden ön yargı diyoruz. kitabın sevdiğim yönü, hatası için kendisini sorumlu tuttuğumuz kişinin duygu ve düşüncelerine bu denli gerçekçi tanıklık edebilmemizdi. işte bu yüzden edebi açıdan fikrimce mükemmel bir eser diyebilirim.

ve son olarak* kafa sözlük kitap edebiyat kulübü'ne kitap hakkında farklı yönlerden de bakmamı sağladıkları, bilgi dolu yorumları ve aslında insanın ruh halini olumsuz etkileyebilecek bir kitabı bu kadar neşeyle tartışmamızı sağladıkları için teşekkürü borç bilirim.
devamını gör...

kesinlikle az miktarda( dilim başına iki küp şeker kadar olsa kâfi) tereyağında kızartılmalıdır.
sıvı yağda olunca tuhaf bir kokusu oluyor. üstelik çok yağ emiyor.
devamını gör...

bir sözlüğün olmazsa olmazlarından olan eylem. sözlüklerin herkesin erişimine açık olması ve farklı insanların bakış açılarından, hayat öğretilerinden, birikimlerinden kesitler sunabilmesi nedeniyle bilgi içerikli tanım girmenin önemli olduğunu düşünüyorum. bir başlık altında o konunun uzmanının görüşüne rastlamak da mümkün, dedikodulara ya da meraklısının ulaştığı bilgilere de. başka bir şekilde oluşturulması neredeyse imkansız bir bilgi ve iletişim ağı bu. benim, x, y ve z yazarının ulaştığı bir bilgiyi, değerlendirmeyi, yargıyı kişi, birkaç dakika içinde bir başlık altında okuyabiliyor.
devamını gör...

neyin yeterli olduğunu bilmektir.
devamını gör...

cem yılmaz’ın yazıp ömer faruk sorak’ın yönettiği ve komedi yapımları arasında kült mertebesine eriştiğini söyleyebileceğimiz g.o.r.a filminden bir karakterdir. karakter muhittin korkmaz tarafından canlandırılmıştır.

filmin en başından en sonuna kadar zırt pırt ortaya çıkarak gereksiz gerilim veren bızdık en sonunda körün taşı gibi denk getirir kehanetini. en olmayacak yerlerde ortaya çıkarak “ komutan logar, bir cisim yaklaşıyor efendim” diyerek sinirli ve psikopat olan komutan logar’ın sabrını zorlar.

filmin hemen başında komutan logar güzel bir iniş istediğinde gördüğümüz tihulu’ya filmin sonunda montaj kasedini almak için çoluğu ve de çocuğundan medet umarken rast geliriz.

tihulu’nun performansının zirvesine çıktığı an ise sonunda logar’ı delirtip kendisini ekipler amiri yaptığı sahnedir. bu sahnenin montaj olduğu iddia edilse de hepimiz görmüşüzdür montajı. kuna’nın da dahil olduğu rütbe takma seremonisinin ardından içilen şampanya yürekleri serinletmiştir.

gora’yı gök haritasından silmek üzere gelen ve maalesef hiperoptik vasküler dondurucu işe yaramadığı için yok edilmesi için kutsal taşların kullanılması gereken alev topu sahnesinde repliği ile taşı gediğine koymuş olan tihulu’nun canı ceku tarafından bağışlanır.

tihulu unutulmaz bir karakterdir, nerde olduğunu bilmiyoruz artık tihulu’nun ama ona ulaşmak istiyorsanız havalandırmayı bir deneyin.
devamını gör...

anlam veremediğim sorunsal. çok sakinler.çok anlayışlılar. uslu uslu duruyorlar. işkilleniyorum.saygılar.
devamını gör...

belirsizlik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim