#1120199 cevap verme olayını pek sevmemekle birlikte cevap verme gerekliliği doğmuş gibi.

okuyorum ardaşlar. bizzat kendim ilkokul 2 olmadığımdan hızlı okuyorum. bazı kişileri* okumadanda beğendiğim oluyor. o mevzu başka ama zaten özelden o kişilere bu durumu mesajla bildiriyorum. nadir kişiler az kişiler öz kişiler. ama özellikle yeni tanıştığım biriyse okumadan beğenmiyorum.

yani bunu bile açıklatıyorsunuz pes. neyse efem kusura bakmayınız bir daha olmaz. hee yine de teşekkürler. sevgiler...
devamını gör...

(bkz: bana silivri yolları)
devamını gör...

uzun bir aradan sonra yeğenimi görüp onla vakit geçirmek.
devamını gör...

hemen yazıyorum.

duş bizi temizliyor, doğru.

ancak insan her geçen gün ölüyor.

insan vücudu kendini 7 yılda bir yeniliyor.

evdeki "toz" dediğimiz şey aslında bizim ölü derilerimiz.

bu nedenle banyodan sonra kullandığımız havluları en az sıklıkla, haftada bir değiştirmeliyiz.

diğer bir ek örnek, sevmem ama, neyse.

yaşlı kokusu vardır. yaşlı arkadaşlarımızın yanında bulunanlar bilir o konuyu.

yaşlı kokusu ise, çürüyen, ölen ve yeteri hızlıkta yenilenemeyen deri kokusudur.

sende bende hızlıkla yenilendiğinden kokmaz. bi de yıkanıyoruz tabii.

neyse.

olm anlatattırmayın şöyle şeyler burnuma geldi.
devamını gör...

duydum ki bu akşam ıvanmılınskı övüyormuşuz, kaçırır mıyım diyip geldim ben de övmeye...

tanım: 8 ağustos 2021 itibariyle övülmelere boğulan yazar.
devamını gör...

başından beri gözüm tutmadı derler ya o hislerimin olduğu bir insandı, başka mecralarda da kendisini az daha tanıma fırsatım oldu. doğru karardır hele ki bugün ki tanımlardan sonra. yolu açık olsun.. ha ben dömisek olarak geri geleceğini tahmin ediyorum ya o ayrı.(bkz: swh)
devamını gör...

sims 2 oynamak. yaşımın ve vaktimi öldürdüğümün farkında olsam da seviyorum.
devamını gör...

özgüvenimin az biraz yükselmesi için kayda değer başarı isteyen zihnim, düşmesi için en ufak rüzgarı yeterli görüyor.
ama rüzgardan bol ne var ki şu hayatta? stabil bir özgüvenle dümdüz yaşayıp gitmek için ne olması lazım? mucize mi bekliyorsun, gelmeyecek. seni çekip çıkaracak insan mı bekliyorsun? gelmeyecek.
gel sevgili özgüvenim sen gel.. düşme bu kadar kolayca, sen düştükçe yaşamak nasıl da zorlaşıyor. gereksiz olsun yükselişin, manasız olsun, hatta isterse kibirlice olsun ama yüksel... yeter ki düşme.

yüksel, yüksel ki iyi kötü idame ettireyim şu hayatı. yüksel ki bir yerlere dikiş tutturayım. yüksel ki insanlara katlanabileyim, aralarına karışıvereyim sanki hep aralarındaymışımcasına.

sen varoluşuna anlam ararsın, bu bilmediğin yolculukta da kendine yoldaşlar ararsın. kim bilir belki de varoluş amacın çöp tenekesinde ağzı kapalı poşetten çıkamayan arı için elini çöpe sokup poşedi yırtmaktı, veya otobüste telefonuna dalmış taklidi yapmaktan vazgeçip yorgun adama yer vermekti.
kendine büyük misyonlar yüklemek.

kim dedi ki var oluş anlamın kitleleri etkileyecek diye? sen de devasa çarkların yanında küçük dişlisindir belki de.
minik eylemler, anlık işe yarayışlar gene de yadsınamaz küçük etkiler.

düşme sevgili özgüvenim bakma sen ne geçmişe ne geleceğe ne mistik anlamlara. oralardan almak zorunda değilsin motive edicini, ellerin ayakların beynin de yeterli. küçük dişli ol, olmayıversin ulvi amaçların, büyük şeyler başaramayıver, sen de günü kurtar. ve doğanın bir parçası olarak kalabildiğin kadar hayatta kal.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

orijinal adı “catacombes de paris“ olan paris yeraltı mezarlığı, 1700’lü yılların sonunda salgın hastalıklar yüzünden ölen insanları gömmek için inşa edilmiş yapıdır. 250 km uzunluğunda tünellerden oluşan bu mezarlığa 6 milyondan fazla insanın gömüldüğü tahmin edilmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bende pastafaryanizme inanıyorum başımın üstünde ketçaplı makarna var beğenmeyen duruşmalarıma gelmesin;yıl olmuş 2020 hala insanları giyinişine veya inancına göre yargılıyorsanız ortaçağla olan bağlantılarınızı sorgulayın derim. (sizler bu dünyanın insanı değilsiniz) kılıçdaroğluna katılıyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
trabzonlu rum kızı, 1890 yılından.*

biri vardı, kızınca bana, sen rumsun derdi, hiç kızmazdım. daha da diyemez.*
rum olmak, türk olmak değil mesele, mesele insan olmak.
devamını gör...

zamanında psikolojik şiddet uyguladığım topluluktur.

üniversitenin ilk yılında 6 ay yurtta kalmıştım. 4 kişi kaldığımız odada bir adet gey vardı. ismi berktuğ (gerçek ismi bir peygamer, birde halife isminden oluşuyor. berktuğ kendine taktığı bir isimdi o yüzden bu ismi kullanacağım). kendisi o zamanlar benim gibi ekşi sözlük yazarıydı. benim gibi buraya geldiyse veya gelecekse bu başlığa gireceğini biliyorum. kendisine özür niyetiyle bunları anlatıyorum. umarım bir gün okursun.

küçük bir şehirden hafif çomar versiyonum ile metropole giriş yaptım ve üniversitenin ilk yılında kendimi yurtta buldum. yurt odasına son giren ben olmuştum. ilk üç kişi bir hafta önceden gelmiş. girdiğim ilk saat arkadaşlardan biri ''iyi bari sen normal birine benziyorsun'' dedi. o zaman anlamamıştım ne olduğunu. daha sonra durumun farkına vardım.

berktuğ'nun gey olduğunu bir hafta içinde anladım. zaten saklamıyordu. çok açık feminen davranışları vardı. konuşmasını geç yürümesi bile bir kadını andırıyor. ilk haftalar bir gözü açık uyudum ''bana mı bakıyor'' ''bir şey mi düşünüyor'' diye kafamda deli sorular. zamanın biraz ilerlemesiyle odadaki diğer iki elemanla çok sıkı arkadaş olduk. durumu birbirimize açtık. herkes aynı düşünüyor. içlerinden 'süper zeka' olan kardeşimizin aklına bir fikir geldi. bence berktuğ'u korkutalım gerçekten gey mi yoksa numaram mı yapıyor anlarız dedi.(bak bak kafalara bak pırıl pırıl maşallah zeka akıyor) tamam dedik nasıl yapacağız. bana bırakın dedi.

oda karanlık berktuğ yemeğe gitmiş, süper zeki arkadaşım karanlıkta kapının arkasında bekliyor. elinde bir deodorant diğer elinde çakmak. berktuğ odaya giriyor. süper zeki elaman berktuğ'a doğru mini bir alev yaklaştırıyor. berktuğ çığlık atıyor. o çığlıktan sonra bizim küçük beynimizde taşlar ufaktan oturuyor. kısaca anlatmak gerekirse bir erkeğin atamayacağı derecede tiz bir çığlık.

beynimiz daha gelişimini tamamlayamadığı için çocuğa baskı yapmaya devam ediyoruz. bu seferde konu banyoda (ortak) bırakılan tüy dökücü kremler vs. bizden uzak tut görmeyelim muhabbeti yapıyoruz. tamam diyor berktuğ dolabına koyuyor.

her gün odaya bir yurt dolusu adam toplayıp sabahlara kadar kağıt oynayıp hiç konuya ilgisi olmayan berktuğ'un varlığına saygı göstermiyoruz.

aynı yemek masasına oturmayı tercih etmiyoruz. (kendimden nefret ettim şuan) denk gelirse çok ses etmiyoruz.

bizim süper zeki arkadaş ile büyük bir kavga ediyorlar. konuda berktuğ'un sabah banyoda çok vakit geçirmesi. küfürler havada uçuşuyor. en son benim arkadaş. ''sana küfür etmiyorum gerçek neyse onu söylüyorum'' diyor. ben hiç karışmıyorum olaya ama yıllardır arkadaşımın ettiği son sözü aklımdan çıkaramıyorum. berktuğ çok mutsuz tabi ki.

o selam vermedikçe vermiyoruz. konuşmadıkça konuşmuyoruz. (lan sana ne *mk sana ne sana ne! gider istediğini yapar sana giren çıkan ne ? ben onu anlamıyorum. 10 metrekarede odada 4 kişi yaşıyorsun zaten sen kimsin de kime tavır yapıyorsun. hayır niye niye ? gerçekten geçmişime gitsem ilk yapacağım iş kendimi tokatlamak)

böyle onlarca olay sayabilirim. halbuki iyi bir insandı lan. akşam meyve soyardı bize çocuk, karşılık beklemezdi. ben kız arkadaşımla buluşacağım zaman ''nefret o gömlek sana hiç olmamış beyaz olan daha iyi onu giy'' gibi ürpertici yorumları olsa da niyeti iyiydi. zaten erkek arkadaşı vardı. ben kısa sürede yurttan apar topar ayrıldığım için kendisiyle vedalaşamadım. keşke o vedayı yapsaydım. yıllardır unutamıyorum.

berktuğ senden özür dilerim. senin kiminle ne yaptığın beni ilgilendirmez. istersen git ağaçla seviş saygı duyarım. o zaman çomarmışım bunu şimdi dönüp bakınca anlıyorum. günah çıkarmak için yazmıyorum bu yazıyı gerçekten pişman olduğum için yazıyorum. elimden gelen tek şey senden özür dilemek. her tavrım için, her ön yargım için, her sözüm için, her sana haksızlık ettiğim an için özür dilerim.
devamını gör...

başlığı okuyunca gece gece içim acıdı be.
devamını gör...

yaygara:önemsiz şeyleri bahane ederek bağırıp çağırmak demektir.

insanın olduğu yer yerde mutlaka bulunur bu çığırtkanlardan.istemesen de sırf sussun diye istediği şeyi verirken bulursun kendini.

rahatsız ukdesi.*
devamını gör...

an itibarı ile içindeki şarkıları full dinlediğim iron maiden adındaki yüce metal grubunun albümü...

albüm ile alakalı diyeceğim ilk şey, ''olmuş''. şüphesi olan beyaz şov izlesin burda dikiş var dikiş... neyse şaka bir yana, albümde babalar enteresan bir kompozisyon izlemişler dolar misali kademeli olarak bir artış var albümün hızı ve temposunda... özellikle 2. disk ile beraber artık o daha alışık olduğumuz ultra melodik maiden havasını iyiden iyiye hissediyoruz. the time machine'i kesinlikle book of souls zamanı kaydetmişler midyenin yarısıyla tereyağında book of souls bestelenmiş kalanını da deep freeze'e atıp paneleriz deyip senjutsu'ya the time machine olarak eklemişler...

albümde ağır derecede bir smith/harris etkisi mevcut. gitar partisyonlarında artık adrian smith balıktan arta kalan zamanında daha değişik neler besteleyebilirim diye aksonometrik şeyler falan denemiş solo bestelerken dsfjgh zaten iron maiden'ın en güzel şeylerinden birisi de hangi soloyu kimin attığını anlıyorsunuz. adrian smith teknik solo atar. kolay görünür çalması adamı çıldırtan şeyler dener falan... murray harmonik şeylerin adamıdır melodik solo bundan sorulur. janick gers ise tam manası ile gitar çalan bir eddie... alabildiğine dağınık bir tarzı var. tıpkı eddie gibi...

allah'tan burda görmedim ancak bazı malum yeşil damla logolu yerlerde falan albümü beğenmeyen paşalar çıkmış gep gep yazmış... bu heriflerin yaşına geldiğinde hayatındaki en büyük atraksiyonu ziraat bankamatiğinde sıra bekleyip otobüste oturabilmek için gençleri spamleyecek adamlar iron maiden eleştiriyor... ahlaksız mankurt münafıklar sizi...

albüm güzel. book of souls'a göre çok daha oturaklı bir albüm olmuş ki book of souls'e de zaten bir şey diyemem adamın sağlık sorunu falan vardı...

ha maiden nerd'ü intibası verdik negatif eleştiri de yapmalıyız. albümdeki konsept danışmanları ya da illüstratörleri kimse bence değiştirmeliler... book of souls'da da aynı adamla çalışmışlardı... albüm kapağı ve concept art kısımları çok cılız kalıyor. iron maiden'ın albüm kapağı van gogh ya da ne bileyim goya tablosu gibi olur. iki albümdür kimse o zırtapoz siyah plan önüne eddie çiziyor. çok canım isterse ben de yeniçeri eddie ya da ne bileyim harbiyeli eddie falan çizebilirim... mevcut albüm kapağı çok cılız... samuray temasına ama hiçbir şey diyemem. sengoku jidai, şogunluk veya meiji restorasyonu dönemleri falan çok severim feodal japonya'yı...

editjutsu:

albümden öne çıkan parçaları yazıyorum:

stratego: nakaratı tam konserlik. biraz da kendimle özdeştirme fırsatım oldu son 6-7 senelik geçmişim sağ olsun

the writing on the wall: klasik orthodoks maiden fanları çok beğenmeyebilir ama ben klibiyle beraber özellikle bayıldım. arka planda belshazzar'a yapılan atıf falan çok hoş nüanslar

lost in a lost world: sonundaki epik outrosu çok güzel. tabi eğer ingilizce biliyorsanız dsfkljgh

days of future past: bildiğiniz iron maiden işte yani çogzel

death of the celts: yine bir harris epiği ile karşı karşıyayız.

the parchment: çok dark bir havası var. şarkının yarısı da solo... tabi üç lead gitarlı bir grup olduklarını düşünürsek de ha-ri-ka

son not: bu albümü beğenmeyen kendini bilmez münafıklar; sizin layığınız ben fero ya da ne bileyim kibariye falan. gidin onları dinleyin. biz metalciler olarak mutluyuz. 30 senelik hayatımda sevdiğim iki yüce şey var zaten. biri atatürk diğeri de iron maiden. kalbinizi kırarım. ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın ''iron maiden'' demeden önce...
devamını gör...

izmir’de yaşayan biri olarak deprem mi olmuş dediğim başlıktır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu şişko kedi bihter. aa hiç şişko görünmüyor demeyin 7 kilo oldu hala doyuramıyoruz.
devamını gör...

kimsenin hayatını bilmeden sürekli kendini yorum yapmak zorunda hissedenlerden nefret ediyorum.

ortada bir ölüm haberi var, eleman akıl veriyor. herkesin yaşadığı hayatı ve kişiliğini aynı zannediyor.
tuzu kuru olanların nasihat vermesi kolay oluyor.

intihar edecek kadar baskı altında olan birisi serkan beyin dediklerini düşünmeyecek öyle mi? çaresi olsa böyle mi olurdu. neyse. hassas konu bir tane eleman yüzünden yanlış şeyler yazmak istemiyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim