bir gün elbet okurum diye kitaplıkta bekleyen kitaplar
öyle bir kitap yok. gidip geri gelmeyenler var ama.
isteyemiyorsun da. yemedik ya kitabını diyip çıkıyor adam.. belki bir bağ var aramızda nerden biliyorsun ?
isteyemiyorsun da. yemedik ya kitabını diyip çıkıyor adam.. belki bir bağ var aramızda nerden biliyorsun ?
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
bir liberteryen için tutarlı talep. ancak böyle bu ilişki türü yaygınlaşmayacak, kabul görmeyecek ve marjinal olarak kalacaktır.
kongo havzasında avcı toplayıcı kabileler eş bulmak için belli dönemlerde belli yerlerde bir araya geliyorlar. kendi grupları içinden birisiyle eşleşmiyorlar (endogami), başka gruptan eş buluyorlar (egzogami). bunu içgüdüsel olarak yapıyorlar. çünkü bu şekilde soylarını devam ettirme şansları daha fazla. bunu içgüdüsel olarak biliyorlar.
anne ve babadan gelen gen çiftlerinden baskın olanın özelliğini gösteririz. bir ebeveynden gelen ve hastalık yapıcı gen eğer çekinikse, diğer ebeveynden gelen sağlıklı gen sayesinde hastalık ortaya çıkmaz, ancak çocuklara bu gen aktarılabilir. iki taraftan da hastalık geni gelirse, çekinik bile olsa iki taraftan da geldiği için hastalık ortaya çıkar. her ailede bir takım hastalık genleri çekinik de olsa olabileceği ve çocuklara aktarıldığı için eşleşmeleri halinde o hastalığın ortaya çıkma ihtimali, genetik yapısı çok farklı bir bireyle eşleşmesi halinde ortaya çıkma ihtimalinden çok daha fazla olur.
genetik olarak bize uzak bireyleri çekici buluruz. çocukluğumuzu beraber geçirdiğimiz ve genetik olarak bize yakın bireylere içgüdüsel olarak çekim hissetmeyiz (birbirlerinden uzak büyüyen ikizlerle ilgili tersini de okudum ama güvenilir bir araştırma mı bilemiyorum). insanlar akraba evliliklerinde bunun sakıncalarını görmüş olmalılar ki bu konu tabu haline gelmiş ve bazı derecelere kadar evlilikler hukuken de yasaklanmış.
toplum kendi sağlığını ve devamlılığını “düşünür” ve kuralları buna göre oluşur. bireylerin “ama biz birbirimizi seviyoruz” gibi bir gerekçesini kabul etmez. çünkü bir kez bu normalleşirse, çocukların istismarının önü açılır, yaş sınırı 18’den yavaş yavaş 13-15’e iner, artık devlet çocukları kendi ailelerine teslim edemez. bu tür evliliklere, düşünce deneyi bu ya, izin verilse, ilk başta çocuk doğurma izni verilmese bile sonradan taleplerle çocuk yapma izni verilmek zorunda kalınır, hadi genetik test sonuçlarına göre hastalıklı embriyonun alınması şartıyla çocuk izni verildi diyelim, bir süre sonra hastalıklı olacağı bilinse de doğurmak isteyenler çıkar. kısacası ensest ilişkinin önü açılırsa yavaş yavaş çocuk yapmanın da önü açılır ve bu durum normalleşir. anne baba çocuk için güvenli olmaktan çıkar ve çocukların yetiştirilmesi için başka bir sistem kurulur (çocuk yetiştirme evleri gibi). sağlıksız genetik yapıda bireyler artıp topluma yük olmaya başlayınca da herhalde hukuki düzenlemelerle yasaklanmaya çalışılır ve başa döneriz.
ben deneme yanılma yoluyla toplumların ideal düzenlere erişeceğine inanıyorum.
yeterince zeki olduğumuz için bazı şeyleri öngördüğümüzden, yaşayıp bunları görmeye gerek var mı? cinsel ilgiyi yöneltecek insan mı kalmadı çevrede? insan içinden gelse bile bunu bastıramaz mı? hayvan değiliz ya bedenimizin her istediğinin peşinden gidelim.
kongo havzasında avcı toplayıcı kabileler eş bulmak için belli dönemlerde belli yerlerde bir araya geliyorlar. kendi grupları içinden birisiyle eşleşmiyorlar (endogami), başka gruptan eş buluyorlar (egzogami). bunu içgüdüsel olarak yapıyorlar. çünkü bu şekilde soylarını devam ettirme şansları daha fazla. bunu içgüdüsel olarak biliyorlar.
anne ve babadan gelen gen çiftlerinden baskın olanın özelliğini gösteririz. bir ebeveynden gelen ve hastalık yapıcı gen eğer çekinikse, diğer ebeveynden gelen sağlıklı gen sayesinde hastalık ortaya çıkmaz, ancak çocuklara bu gen aktarılabilir. iki taraftan da hastalık geni gelirse, çekinik bile olsa iki taraftan da geldiği için hastalık ortaya çıkar. her ailede bir takım hastalık genleri çekinik de olsa olabileceği ve çocuklara aktarıldığı için eşleşmeleri halinde o hastalığın ortaya çıkma ihtimali, genetik yapısı çok farklı bir bireyle eşleşmesi halinde ortaya çıkma ihtimalinden çok daha fazla olur.
genetik olarak bize uzak bireyleri çekici buluruz. çocukluğumuzu beraber geçirdiğimiz ve genetik olarak bize yakın bireylere içgüdüsel olarak çekim hissetmeyiz (birbirlerinden uzak büyüyen ikizlerle ilgili tersini de okudum ama güvenilir bir araştırma mı bilemiyorum). insanlar akraba evliliklerinde bunun sakıncalarını görmüş olmalılar ki bu konu tabu haline gelmiş ve bazı derecelere kadar evlilikler hukuken de yasaklanmış.
toplum kendi sağlığını ve devamlılığını “düşünür” ve kuralları buna göre oluşur. bireylerin “ama biz birbirimizi seviyoruz” gibi bir gerekçesini kabul etmez. çünkü bir kez bu normalleşirse, çocukların istismarının önü açılır, yaş sınırı 18’den yavaş yavaş 13-15’e iner, artık devlet çocukları kendi ailelerine teslim edemez. bu tür evliliklere, düşünce deneyi bu ya, izin verilse, ilk başta çocuk doğurma izni verilmese bile sonradan taleplerle çocuk yapma izni verilmek zorunda kalınır, hadi genetik test sonuçlarına göre hastalıklı embriyonun alınması şartıyla çocuk izni verildi diyelim, bir süre sonra hastalıklı olacağı bilinse de doğurmak isteyenler çıkar. kısacası ensest ilişkinin önü açılırsa yavaş yavaş çocuk yapmanın da önü açılır ve bu durum normalleşir. anne baba çocuk için güvenli olmaktan çıkar ve çocukların yetiştirilmesi için başka bir sistem kurulur (çocuk yetiştirme evleri gibi). sağlıksız genetik yapıda bireyler artıp topluma yük olmaya başlayınca da herhalde hukuki düzenlemelerle yasaklanmaya çalışılır ve başa döneriz.
ben deneme yanılma yoluyla toplumların ideal düzenlere erişeceğine inanıyorum.
yeterince zeki olduğumuz için bazı şeyleri öngördüğümüzden, yaşayıp bunları görmeye gerek var mı? cinsel ilgiyi yöneltecek insan mı kalmadı çevrede? insan içinden gelse bile bunu bastıramaz mı? hayvan değiliz ya bedenimizin her istediğinin peşinden gidelim.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin'e soru sor
sözlükle ilgili en büyük keşkeniz nedir?
devamını gör...
erkekler neye aşık olur sorunsalı
genelleme yapamam, zaten kesinlikle doğru da olmaz anca yaşadıklarımdan çıkarım yapabilirim, ben sesine aşık olmuştum, yüzü, fiziği, zekası, sıcakkanlılığı, esprili ve hazırcevap olmasından önce / ki onları da ayrı ayrı çok sevdim / sesini ilk duyduğumda sesi beni o kadar etkilemişti ki anlatamam. kendi kendime "ya saçmalama, ses bu hiçbir şeyin ölçüsü olamaz" dedim ama şimdi durup senelerce önce geriye baktığımda yine aynı şeyi söyleyebilirim, ilk önce sesine aşık olmuştum ve hep de öyle kalacağım.
devamını gör...
imamoğlu'nun tanju özcan eleştirisi
evet sosyal demokratlarda bir eleştiri kültürü vardır. malum siyasi oluşum bilmez bunu.
devamını gör...
karl dönitz
nazi almanyası'nın büyük amirali ve deniz kuvvetleri komutanıdır. enteresan bir çardır kendisi... çoğu insan bilmez ama kendisi birinci dünya savaşında goeben'de teğmen olarak görev almıştır. hatta eşi ile de istanbul'da tanışıp evlenmiştir. hatta ölmeden evvel şahsi anılarını türkçe'ye çevirterek türk deniz kuvvetleri'ne vermiştir.
prusya ekolü ile yetişmiş olan dönitz nazi almanyası zamanında u bot filo komutanlığı ve deniz kuvvetleri kriegsmarine'de alt komutanlık olan u boat komutanlığı yaptıktan sonra savaş sırasında deniz kuvvetleri komutanı ve büyükamiral olmuştur. nazilerin en fazla yuvalandığı yer olan luftwaffe'nin aksine kriegsmarine daha böyle kanım canım almanya modunda savaşmıştır, ss ve luftwaffe'nin yaptığı türden katliamlara pek bulaşmamıştır.
dönitz ise moderate nazi modunda takılmıştır. şöyle tarif edersem anlarsınız herhalde, ''aman canım işimiz bozulmasın diye kafa sallayıp öyleymiş gibi takılıyoruz'' anladınız siz onu kıps sdkjlgh herneyse; tabi moderate nazi dediysem de, her nazi gibi museviler ve bolşeviklerden ölesiye nefret eden bir çardı kendisi... savaş sırasında 2 oğlu da kendisi gibi u boat subayıydı ve her ikisini de savaşta kaybetmiştir. dönitz ile alakalı en tartışmalı konulardan birisi ise, sebep olduğu laconia faciasıdır ki kendisi de bu facia sonrasında ne şartla olursa olsun düşmana ait hiçbir sivil ve savaş esirinin denizden canlı kurtarılmaması emrini vermiştir. laconia faciasında da almanlar yanlışlıkla sivil ingiliz gemisini vuruyorlar daha sonra ingiliz sivilleri kurtarıp denizaltıya alıp güvertesine kızılhaç seriyorlar. bu esnada onları gören bir amerikan b24 liberator üzerinde ingilizlerin de olduğu kızılhaç serili alman denizaltılarını vuruyor falan... e ardından da almanlar ''s*kerim insanlığını da yapacağınız işi de'' deyip filikalara ingilizleri bindirip açıkdenizde bırakıyorlar falan... dönitz ise bu olayın ardından işte o meşhur laconia kararlarını alıyor. bu sebepten ötürü de savaştan sonra nürnberg'de 10 sene yatıyor...
savaştan sonra tonton dede modunda takılıp batı almanya'da uzuuunca bir süre yaşadıktan sonra da 1981'de vefat etmiştir. cenazesine aslında yasak olmasına rağmen alman deniz kuvvetleri üniformalı tam kadro olarak katılmıştır. kazandığı alman madalyalarının yanında ek olarak kendisi de subay sınıfı osmanlı gelibolu kıta harp madalyası sahibidir..
dügüdüt: yazarken ''lan goeben miydi breslau mu ?'' diye ikilemde kalmıştım altta arkadaşım düzeltmiş sağolsun. breslau'da teğmendi sözlük...
prusya ekolü ile yetişmiş olan dönitz nazi almanyası zamanında u bot filo komutanlığı ve deniz kuvvetleri kriegsmarine'de alt komutanlık olan u boat komutanlığı yaptıktan sonra savaş sırasında deniz kuvvetleri komutanı ve büyükamiral olmuştur. nazilerin en fazla yuvalandığı yer olan luftwaffe'nin aksine kriegsmarine daha böyle kanım canım almanya modunda savaşmıştır, ss ve luftwaffe'nin yaptığı türden katliamlara pek bulaşmamıştır.
dönitz ise moderate nazi modunda takılmıştır. şöyle tarif edersem anlarsınız herhalde, ''aman canım işimiz bozulmasın diye kafa sallayıp öyleymiş gibi takılıyoruz'' anladınız siz onu kıps sdkjlgh herneyse; tabi moderate nazi dediysem de, her nazi gibi museviler ve bolşeviklerden ölesiye nefret eden bir çardı kendisi... savaş sırasında 2 oğlu da kendisi gibi u boat subayıydı ve her ikisini de savaşta kaybetmiştir. dönitz ile alakalı en tartışmalı konulardan birisi ise, sebep olduğu laconia faciasıdır ki kendisi de bu facia sonrasında ne şartla olursa olsun düşmana ait hiçbir sivil ve savaş esirinin denizden canlı kurtarılmaması emrini vermiştir. laconia faciasında da almanlar yanlışlıkla sivil ingiliz gemisini vuruyorlar daha sonra ingiliz sivilleri kurtarıp denizaltıya alıp güvertesine kızılhaç seriyorlar. bu esnada onları gören bir amerikan b24 liberator üzerinde ingilizlerin de olduğu kızılhaç serili alman denizaltılarını vuruyor falan... e ardından da almanlar ''s*kerim insanlığını da yapacağınız işi de'' deyip filikalara ingilizleri bindirip açıkdenizde bırakıyorlar falan... dönitz ise bu olayın ardından işte o meşhur laconia kararlarını alıyor. bu sebepten ötürü de savaştan sonra nürnberg'de 10 sene yatıyor...
savaştan sonra tonton dede modunda takılıp batı almanya'da uzuuunca bir süre yaşadıktan sonra da 1981'de vefat etmiştir. cenazesine aslında yasak olmasına rağmen alman deniz kuvvetleri üniformalı tam kadro olarak katılmıştır. kazandığı alman madalyalarının yanında ek olarak kendisi de subay sınıfı osmanlı gelibolu kıta harp madalyası sahibidir..
dügüdüt: yazarken ''lan goeben miydi breslau mu ?'' diye ikilemde kalmıştım altta arkadaşım düzeltmiş sağolsun. breslau'da teğmendi sözlük...
devamını gör...
türk dizi tarihinin en orijinal karakteri
devamını gör...
yazarların en çok para harcadığı şeyler
kitaplarım. hiç acımam, aç yatar, yine de alırım o kitapları.
devamını gör...
iz bırakan kitap karakterleri
puslu kıtalar atlası- ebrehe
notre dame' in kamburu- quasimido
oblomov- oblomov
bulantı-roquentin
otomatik portakal- alex
mai ve siyah- ahmet cemil
suç ve ceza- raskolnikov
beyaz geceler- nastenka
anna karanina- anna karanina
karamazov kardeşler- aleksey
satranç- dr.b
çalıkuşu- feride
sefiller- jean valjean
ölü ozanlar derneği- neil perry
beyaz gemi- çocuk
şeker portakalı- zeze
ince memed- ince memed
notre dame' in kamburu- quasimido
oblomov- oblomov
bulantı-roquentin
otomatik portakal- alex
mai ve siyah- ahmet cemil
suç ve ceza- raskolnikov
beyaz geceler- nastenka
anna karanina- anna karanina
karamazov kardeşler- aleksey
satranç- dr.b
çalıkuşu- feride
sefiller- jean valjean
ölü ozanlar derneği- neil perry
beyaz gemi- çocuk
şeker portakalı- zeze
ince memed- ince memed
devamını gör...
normal sözlük’te tanıdık birilerine rastlamak
tanıdıklarıma duyurudur. "beni bu sitelerde çok yanlış tanıtıyorlar" sizleri çok seviyorum lütfen yazdıklarıma itibar etmeyiniz.
devamını gör...
asla mutlu olamayacak insanlar
geçmişte takılı kalıp kalan,
hep olumsuz anıları kafalarında tekrar tekrar canlandırırken anı kaçırıp bugününü de yarınını da kısır döngü içinde yaşayan insanlardır.
elindeki artıları görmezden gelen eksikliklere odaklanıp, evrenine daha da negatiflik çekenlerdir.
hayatının hakimiyeti elinde olmayan çevre faktörlü kendini şekillendiren insanlardır.
ruhsal açıdan aç ve acı dolu aslaa kendini iyileştirmeyi mod etmemiş kişilerdir.
mutluluğu kendinde, kalbinde aramayan insanlardır.
hep olumsuz anıları kafalarında tekrar tekrar canlandırırken anı kaçırıp bugününü de yarınını da kısır döngü içinde yaşayan insanlardır.
elindeki artıları görmezden gelen eksikliklere odaklanıp, evrenine daha da negatiflik çekenlerdir.
hayatının hakimiyeti elinde olmayan çevre faktörlü kendini şekillendiren insanlardır.
ruhsal açıdan aç ve acı dolu aslaa kendini iyileştirmeyi mod etmemiş kişilerdir.
mutluluğu kendinde, kalbinde aramayan insanlardır.
devamını gör...
türk gencinin ömrünü mahveden üç şey
1- sosyal medya
2- zamanını iyi değerlendirememe
3- hedefsizlik/kararsızlık
2- zamanını iyi değerlendirememe
3- hedefsizlik/kararsızlık
devamını gör...
bir evin huzurlu olduğunu gösteren detay
zili çaldığınızda ne kadar hızlı kapı açılırsa o kadar huzurludur.
devamını gör...
tutunamayanlar
oğuz atay'ın ilk romanı olup 1970 yılında trt roman ödülü'nü kazanmıştır. oğuz atay'ın 20. ölüm yıldönümünde unesco tarafından 20. yy türk edebiyatı'nın en seçkin eseri olarak seçilmiştir. hürriyet pazar tarafından oluşturulan yüz kişilik jüri tarafından belirlenen "türk edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi 100 romanı" listesinde ikinci sıraya yer almıştır.
kullanılan dil, anlatım tarzı ve biçimsel özellikleri ile türk edebiyatı'nda bir devrim olma özelliği taşımaktadır.
devamını gör...
hacı arif bey
oluşturduğu kürdilihicazkar makamı ve düzenlediği müsemmen usulüyle bilinen 19. yüzyıl klasik türk müziği bestekarı.
devamını gör...
20 mart 2021 türkiye'nin istanbul sözleşmesi'nden ayrılması
içinde hala yarınlara dair umut taşıyanlarınız varsa eğer.. sizi gerçekten kutluyorum.
ben tükettim.
bünyem bütün bu olanları kaldırmıyor.
yazıklar olsun size. başka sözüm yok.
ben tükettim.
bünyem bütün bu olanları kaldırmıyor.
yazıklar olsun size. başka sözüm yok.
devamını gör...
esnaf lokantası sözlük olsa alınabilecek nickler
abime bi buçuk kıymalı.
devamını gör...
geceye neşeli bir şarkı bırak
daha neşelisine rastlamadım.
devamını gör...
12 ocak 2021 eren operasyonu
(bkz: tribüne oynamak)
devamını gör...
atalar mirası gönül yarası türküler
(bkz: ismail bingöl) tarafından kaleme alınmış, ülke kitapları tarafından ilk baskısı 2014'te yapılmış türküler üzerine bir kitap. kitaptaki türküleri okurken büyük bir kısmını hiç bilmediğimi üzülerek fark ettim.
yazar, genel olarak türküler üzerine duygularını, düşüncelerini ve türkülerin ne kadar kıymetli olduğunu ifade etmiş. kültür için türkülerin ehemmiyeti üzerinde durulmuş.
türküler üzerine birkaç akademik çalışmadan, bazı gazetelerde yayımlanmış köşe yazılarından, röportajlardan ve kıymetli şahsiyetlerin türküler üzerine söylediklerinden, türkü konulu şiirlerden çeşitli alıntılar mevcut. bu alıntılardan türkülerle ilgili düşüncelerimi yeniden şekillendirirken oldukça faydalandım.
dörtlük olarak veya tamamıyla birçok türküye yer verilmiş ancak birkaç türkünün ortaya çıkış öyküsünden de söz ediliyor.
"her derdi çekmeye razıyım ama
takılmasaydı keşki dudaklarıma
bu isimsiz, paramparça türküler..."
-yavuz bülent bakiler
yazar, genel olarak türküler üzerine duygularını, düşüncelerini ve türkülerin ne kadar kıymetli olduğunu ifade etmiş. kültür için türkülerin ehemmiyeti üzerinde durulmuş.
türküler üzerine birkaç akademik çalışmadan, bazı gazetelerde yayımlanmış köşe yazılarından, röportajlardan ve kıymetli şahsiyetlerin türküler üzerine söylediklerinden, türkü konulu şiirlerden çeşitli alıntılar mevcut. bu alıntılardan türkülerle ilgili düşüncelerimi yeniden şekillendirirken oldukça faydalandım.
dörtlük olarak veya tamamıyla birçok türküye yer verilmiş ancak birkaç türkünün ortaya çıkış öyküsünden de söz ediliyor.
"her derdi çekmeye razıyım ama
takılmasaydı keşki dudaklarıma
bu isimsiz, paramparça türküler..."
-yavuz bülent bakiler
devamını gör...
