mahşerde normal sözlük yazarları şu tarafa ayrılsın anonsu
görmedim duymadım bilmiyorum. anında satarım sizi. öyle.
devamını gör...
bizans kralının macar kralına türk ülkesinin kralı demesi
bizans tarihçileri açısından,- ki bu isimler bu alanın en büyük isimleri- macarlarin türk veya hun olduğu üzerinde duruluyor. hunlar türk değil mi? diye itiraz edecek arkadaşlar olabilir, hunlar türk olabilir fakat kesin bir şey yok. hunların hangi dili konuştuğu bilinmiyor, yazılı bir şey bırakmamışlar ancak turk'ten cok moğol oldukları görüşü hakim.
bu noktada tartışma götürmez bir gerçeklik var ki, o da bulgarların türk olmasıdır. bizans kaynakları açık bir şekilde, bulgarlardan türk diye bahseder. fakat hala benim için büyük bir muamma olan nokta, nasıl olur da bu şekilde slavlasırlar aklım almıyor. bulgarlara türk denmesi, bizim türkçü tayfanın uydurması sanıyordum fakat değilmiş. gerçekten türkler. bu dönemde doğu avrupa'da boy gösteren diğer türk gruplar, peçenekler, avarlar - bulgarlarla akraba olduğu yönünde iddialar var- ve kumanlardır.bunlar hristiyan türk gruplar. diğer yandan, malazgirt savaşında bu türk gruplar savaş esnasında taraf değiştirip selçuklu tarafına geçmiştir ki, türk olgusunun dönem dönem belirleyici olduğu yönünde fikir verebilir bu. aynı zamanda, aldığım bir duyuma göre, potnus rum devletinin askeri aristokrasisi türklerin elinde, bir araştırmacı orduyu incelendiğinde, komutanların hepsinin isminin türkçe olduğuna dikkat etmiş, fakat kendim görüp dogrulayamadım. yalnız bu ihtimal kuvvetlidir çünkü benzer bir durum abbasiler için de geçerli, abbasi ordusu da türk askeri aristokrasisinin elinde ve müthiş bir kast sistemi kurup kimseyi bu yapının içine almıyorlar.
edit, diğer yandan kral değil imparatordur o, ya da kayzer. kral, avrupa toplumuna germenlerle birlikte giren bir kelime. sanırım uzun sürede sadece germen kökenli, liderler kullandı.
bu noktada tartışma götürmez bir gerçeklik var ki, o da bulgarların türk olmasıdır. bizans kaynakları açık bir şekilde, bulgarlardan türk diye bahseder. fakat hala benim için büyük bir muamma olan nokta, nasıl olur da bu şekilde slavlasırlar aklım almıyor. bulgarlara türk denmesi, bizim türkçü tayfanın uydurması sanıyordum fakat değilmiş. gerçekten türkler. bu dönemde doğu avrupa'da boy gösteren diğer türk gruplar, peçenekler, avarlar - bulgarlarla akraba olduğu yönünde iddialar var- ve kumanlardır.bunlar hristiyan türk gruplar. diğer yandan, malazgirt savaşında bu türk gruplar savaş esnasında taraf değiştirip selçuklu tarafına geçmiştir ki, türk olgusunun dönem dönem belirleyici olduğu yönünde fikir verebilir bu. aynı zamanda, aldığım bir duyuma göre, potnus rum devletinin askeri aristokrasisi türklerin elinde, bir araştırmacı orduyu incelendiğinde, komutanların hepsinin isminin türkçe olduğuna dikkat etmiş, fakat kendim görüp dogrulayamadım. yalnız bu ihtimal kuvvetlidir çünkü benzer bir durum abbasiler için de geçerli, abbasi ordusu da türk askeri aristokrasisinin elinde ve müthiş bir kast sistemi kurup kimseyi bu yapının içine almıyorlar.
edit, diğer yandan kral değil imparatordur o, ya da kayzer. kral, avrupa toplumuna germenlerle birlikte giren bir kelime. sanırım uzun sürede sadece germen kökenli, liderler kullandı.
devamını gör...
dış görünüşe önem vermiyorum diyen insan
kendisi de tipsizdir.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
mahlasına karar veremeyip sonrasında sözlük hayatına kaymak olarak devam eden yazardır kendisi. mahlasıyla beni güldürmüştür. kalemine ilham dokunsun, sözlüğü bilgiye doyursun.
devamını gör...
bursa'ya gideceklere tavsiyeler
beni bulun ve yemek ısmarlayın ben sizi gezdiririm
devamını gör...
şebnem ferah
ben şarkımı söylerken şarkısı hayatımda hiç aldatılmama rağmen (henüz hiç sevgilim olmadı zaten) bana o duyguyu yaşatabilen şarkıdır, çok çok güzeldir. buradan dinleyebilirsiniz, dinlemelisiniz.
devamını gör...
sözlükteki tüm inançsızları engellemek
gerçekten iğrençsiniz.
devamını gör...
bir ünlüye aşık olmak
küçükken bir dizideki ünlüye aşık oldum. kızın yaşı benimle aynıydı. sene 1999. çekimler istanbul'da diye istanbullu bir arkadaşımdan yardım istedim. dedim ki paralar benden kılavuzluk senden. beni trenle istanbul'a götüreceksin. kızın setine gideceğiz ve ben kıza bir mektup vereceğim. ciddi ciddi planlar yapıldı. güne bile karar verdik. neyse son bir kez dedim ki dizinin çekildiği ajansı arayayım. o an şok oldum. çünkü söz konusu dizi önceden çekilmiş. bizim izlediklerimiz eski bölümlermiş. yani kız benden 5 yaş falan büyükmüş. çok üzülmüştüm. şimdi diyorum ki iyi ki öyleymiş. istanbul'da başımıza gelmeyen kalmazdı yoksa.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
denizde yüzerken bir anda büyük bir fırtına çıktı. kıyıdan epey uzaklaşmış olan ben geri dönmeye çalışırken, arkamdan gelen dev dalgalar da beni adeta dövüyordu. arada bir dalgaların altına sürüklüyor, yüzeye çıkmamı da zorlaştırırken, aynı zamanda nefesinin gitgide tükenmesine ve su yutmama neden oluyordu.
böyle bir vaziyet altında iken, bir de üstüne hiç istemeyeceğim türden bir olay geldi: vefat etmiş dedemden kalma antika bir para kolyesi boynumdan kurtulup suyun dibine düştü. şans getirsin diye zamanında kolye yapmıştım ve hep boynumda taşırdım. o benim için çok önemli bir parçaydı. asla ve asla onu almadan gidemezdim. dalgalar bir yandan beni döverken, azıcık kalan son nefesimle suya daldım. neyse ki daldığım yer çok derin olmamakla birlikte 5 metreden biraz daha derindi. ancak yine de deniz gözlüğüm yoktu ve suyun dibini göremiyordum. yaklaşık 30 saniye boyunca kolyeyi bulmak için kumu eşeleyip durdum. ancak bir türlü elim ona çarpmıyordu ve nefesim de halim de hiç yoktu. o yüzden bir süreliğine yüzeye çıkmaya karar verdim. nefes nefese olmama rağmen, o panik içinde sadece birkaç saniye soluklandım, ve tekrar daldım. ikinci dalışımda son nefesime kadar o kolyeyi arıyordum. diyaframım daha önce hiç bu kadar sıkışmamıştı ve öleceğimi düşünüyordum. en sonunda, elim o metal hissiyatını aldı ve kolyeyi de buldum. suyun altında iken hemen boynuma taktım, ve boynumdan bir daha düşmeyecek şekilde kolyeyi boynuma doğru gerdim.
ancak, kolyeyi bulmanın mutluluğunu fazla yaşayamadım. birkaç kulaç daha attıktan sonra yorgunluktan bayılmışım. bu andan sonra, artık kıyıya çıplak göz ile görülebilecek kadar yaklaşmıştım. balıkçı abilerimden biri olan kemal abi de, çok şanslıyım ki beni görmüş ve kurtarmış. uyandığım zaman onun teknesi de kıyının dibine vurmuştu ve o an denizde yüzen tüm ahali etrafımda toplanmıştı. sağolsun oradaki herkes de sonrasında bana yardımcı olup beni evime kadar götürecekti. böyle uzaktan söyleyince karizmatik olmuyor biliyorum ama; eğer kemal abi olmasa orada boğularak çoktan ölmüş tüm bile. kendisine olan borcum ödenmez gerçekten. işte böyle, benim de mucizevi hikayem budur...
böyle bir vaziyet altında iken, bir de üstüne hiç istemeyeceğim türden bir olay geldi: vefat etmiş dedemden kalma antika bir para kolyesi boynumdan kurtulup suyun dibine düştü. şans getirsin diye zamanında kolye yapmıştım ve hep boynumda taşırdım. o benim için çok önemli bir parçaydı. asla ve asla onu almadan gidemezdim. dalgalar bir yandan beni döverken, azıcık kalan son nefesimle suya daldım. neyse ki daldığım yer çok derin olmamakla birlikte 5 metreden biraz daha derindi. ancak yine de deniz gözlüğüm yoktu ve suyun dibini göremiyordum. yaklaşık 30 saniye boyunca kolyeyi bulmak için kumu eşeleyip durdum. ancak bir türlü elim ona çarpmıyordu ve nefesim de halim de hiç yoktu. o yüzden bir süreliğine yüzeye çıkmaya karar verdim. nefes nefese olmama rağmen, o panik içinde sadece birkaç saniye soluklandım, ve tekrar daldım. ikinci dalışımda son nefesime kadar o kolyeyi arıyordum. diyaframım daha önce hiç bu kadar sıkışmamıştı ve öleceğimi düşünüyordum. en sonunda, elim o metal hissiyatını aldı ve kolyeyi de buldum. suyun altında iken hemen boynuma taktım, ve boynumdan bir daha düşmeyecek şekilde kolyeyi boynuma doğru gerdim.
ancak, kolyeyi bulmanın mutluluğunu fazla yaşayamadım. birkaç kulaç daha attıktan sonra yorgunluktan bayılmışım. bu andan sonra, artık kıyıya çıplak göz ile görülebilecek kadar yaklaşmıştım. balıkçı abilerimden biri olan kemal abi de, çok şanslıyım ki beni görmüş ve kurtarmış. uyandığım zaman onun teknesi de kıyının dibine vurmuştu ve o an denizde yüzen tüm ahali etrafımda toplanmıştı. sağolsun oradaki herkes de sonrasında bana yardımcı olup beni evime kadar götürecekti. böyle uzaktan söyleyince karizmatik olmuyor biliyorum ama; eğer kemal abi olmasa orada boğularak çoktan ölmüş tüm bile. kendisine olan borcum ödenmez gerçekten. işte böyle, benim de mucizevi hikayem budur...
devamını gör...
mesajı kelime kelime gönderen arkadaş
serçe parmağınıza allah rahmet eylesindir.
devamını gör...
rui-katsu
japonya' da insanlara ağlamayı öğreten yani "gözyaşı öğretmeni" olarak bilinen hidefumi yoshida tarafından ortaya çıkarılmış bir uygulamadır. bu uygulama ile insanların hayatlarında gülme gibi ağlamanın da var olması gerektiğini, daha sağlıklı ve mutlu bir yaşam için duygularımızı özgürce yaşamayı yani ağlamaktan utanmamak gerektiğini insanlara anlatmak istenmiş. korkularımız ve üzüntülerimizi içimizde tutmayıp ağlayarak ifade etmemizi ilke edinmiştir. özellikle erkeklerin ağlamasının gayet doğal olduğunu ve "erkekler ağlamaz" baskısını yenmek için oluşturulduğu da söyleniyor. tabi öğretmenimiz bunu bazen film izleterek bazen duygusal şarkılar dinleterek, bazen de alıntılar ve sohbetler ederek gerçekleştiriyor. toplu ağlama seansları düzenleniyor ve insanlar başkalarını da ağlarken görünce daha doğal hissediyor. birbirlerinin gözyaşlarını siliyorlar ve yalnızlık duygularını da biraz olsun hafifletiyorlar. çekincelerinden kurtuluyor ve duygusal olarak kendini rahatlatıyor. ilginç bir girişimcilik örneği. japonya'da binlerce insan bu uygulamayı gerçekleştiriyor, parasıyla ağlıyor ve rahatlıyor. ülkemizde bu sektörün tutacağından pek emin değilim.* yine de gençler için denenebilecek bir sektör. belki tutabilir.
devamını gör...
gavur
gavur aslında farsçadan geçen bir kelime olup ateşe tapan, zerdüşt dinine bağlı olan demektir.
devamını gör...
günde 10 entry giren yazarın onlarca kez oylanması
katılıyorum kesinlikle kankacılık sektörünü çökertmemiz lazım... mesela ben günde sekiz yüz doksan beş entry girdiğim için favlarken şey diyorlar büyük ihtimalle neyse bu entrysini favlamıyım sonra başka entrysini favlarım. seç beğen al. zaten hep güzel yazıyo bu kız... ama asla kanka değiliz hiç kanka değiliz kimse sevmiyo beni herkes nefretimsin diye mesajlar atıyo.
devamını gör...
başladım yürümeye
sene 1998. mavi sakal, kan kokusu albümünü çıkarmış. bir şekilde kaseti aldım. tabi bir şekilde derken illegal yollardan bahsetmiyorum elbette.* cebimdeki harçlığı son kuruşuna kadar verip almıştım kaseti. o sebeple de üzerimde hatırı sayılır bir gerginlik vardı. albüm kötü çıkarsa ölü yatırım yapmış olacaktım, okuldaki ekmek arası patates keyfinden de mahrum kalacaktım. yani mevzu sıkıntılıydı. kalmıştım iki arada bir derede. bir heyecan açtım kasetin kapağını, çıkardım ve yerleştirdim walkman'e...
tabi çoklarınız bilmez o muhteşem teknolojiyi. japonlar yapmıştı yine yapacağını ve teknolojiyi kulaklarımıza getirmişti. zaten teknolojinin geldiği en son seviye walkman'dir benim gözümde, sonrasında çok bozdu. bozuk teknoloji ile aram bozuk anlayacağınız.
neyse efendim, taktım kulaklıkları. ve başladım yürümeye... albüm üvertür adlı parça ile başlıyor. hımm tamam derken arkadan ikinci şarkı girdi; balta! şarkıya resmen bayılmıştım. içimden helal olsun size tüm harçlığım diyerek yürümeye devam ediyorum. balta bitiyor, ne kadar başlıyor, o şarkının da farklı bir tadı var. ama enteresan bir şey oluyor o noktada, eve dönüş yolunda yol ayrımımız vardı bizim, tam o yol ayrımının başına geldiğimde iki yol adlı şarkı çalmaya başlamasın mı? işte orada ruhani bir şeylerden şüpheleniyorum.* şarkının girişi de çoğunuzun bildiği gibi şöyle; ''neden soruyosun, nereye gideyim, iki yol var demiştin, hangisini seçeyim?'' elbette eve gideni seçeceğim bu da soru mu yahu? falan derken 8. şarkıya kadar geldim. işte o anda başladım yürümeye adlı şarkıya geçiş yaptık. ben zaten yürümeye başlamıştım ama yol bir türlü bitmiyordu. albümü dinleyeceğim diye yürümeyi tercih etmiştim ve işte bu şarkının girişi ile birlikte tabiri caizse gaza geldim. enerji ile doldum.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
birden bire her şey,
her şey iyi, her şey güzel
geldi bana...
başladım isyana
bir de baktım yine baştayım,
baştayım.
birden bire her şey,
her şey yazık, her şey değmez
geldi bana...
ne için?
kim için ?
ne için
sözler benim için muazzam. basit ama derin. müziğin de tadından yenmiyor. ritimler, riffler içimi kıpır kıpır ediyor. çalarım ben bunu deyip gazlanmış kendime iyice gaz veriyorum. elektro gitar sevdasına yeni kapılmışız, çocuk yaşta sayılırız, malum her şeyi yapmak çok basit o yaşlarda(!) o özgüvenle şarkıyı bitiriyorum. sonrasında 9. şarkıya geçmiyorum, şarkıyı başa sarıyorum. zira tekrar dinlemem lazım. ''başladım tekrar yürümeye, bir de baktım yine baştayım...'' derken sesim biraz yüksek çıkmış olmalı, çevremde olup bitenin farkında değilim, kafamı hafif hafif sallayarak ilerliyorum. işte olan da o anda oluyor. enseme bir şaplak yiyiveriyorum. lan ne oluyor? kim bu derken, kulaklık çıkartılıyor kulaklarımdan... ''başlarım senin yürümene ''diye bir ses işitiyorum. dönüyorum bakıyorum ki, rahmetli babam gülümseyerek beni sarsıyor. sonra kakara kikiri beraberce eve doğru ilerliyoruz.
işte bu yüzden en sevdiğim şarkılardan birisi olan ''başladım yürümeye'' isimli şarkı, rahmetli babam sayesinde, benim için ''başlarım senin yürümene'' adını almış oldu. hala severek dinler ve söylerim. kendisini kaybettikten sonra da, başka bir anlamlı geliyor artık...
işte böyle. eh o halde dinleyiverin gari;
tabi çoklarınız bilmez o muhteşem teknolojiyi. japonlar yapmıştı yine yapacağını ve teknolojiyi kulaklarımıza getirmişti. zaten teknolojinin geldiği en son seviye walkman'dir benim gözümde, sonrasında çok bozdu. bozuk teknoloji ile aram bozuk anlayacağınız.
neyse efendim, taktım kulaklıkları. ve başladım yürümeye... albüm üvertür adlı parça ile başlıyor. hımm tamam derken arkadan ikinci şarkı girdi; balta! şarkıya resmen bayılmıştım. içimden helal olsun size tüm harçlığım diyerek yürümeye devam ediyorum. balta bitiyor, ne kadar başlıyor, o şarkının da farklı bir tadı var. ama enteresan bir şey oluyor o noktada, eve dönüş yolunda yol ayrımımız vardı bizim, tam o yol ayrımının başına geldiğimde iki yol adlı şarkı çalmaya başlamasın mı? işte orada ruhani bir şeylerden şüpheleniyorum.* şarkının girişi de çoğunuzun bildiği gibi şöyle; ''neden soruyosun, nereye gideyim, iki yol var demiştin, hangisini seçeyim?'' elbette eve gideni seçeceğim bu da soru mu yahu? falan derken 8. şarkıya kadar geldim. işte o anda başladım yürümeye adlı şarkıya geçiş yaptık. ben zaten yürümeye başlamıştım ama yol bir türlü bitmiyordu. albümü dinleyeceğim diye yürümeyi tercih etmiştim ve işte bu şarkının girişi ile birlikte tabiri caizse gaza geldim. enerji ile doldum.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
birden bire her şey,
her şey iyi, her şey güzel
geldi bana...
başladım isyana
bir de baktım yine baştayım,
baştayım.
birden bire her şey,
her şey yazık, her şey değmez
geldi bana...
ne için?
kim için ?
ne için
sözler benim için muazzam. basit ama derin. müziğin de tadından yenmiyor. ritimler, riffler içimi kıpır kıpır ediyor. çalarım ben bunu deyip gazlanmış kendime iyice gaz veriyorum. elektro gitar sevdasına yeni kapılmışız, çocuk yaşta sayılırız, malum her şeyi yapmak çok basit o yaşlarda(!) o özgüvenle şarkıyı bitiriyorum. sonrasında 9. şarkıya geçmiyorum, şarkıyı başa sarıyorum. zira tekrar dinlemem lazım. ''başladım tekrar yürümeye, bir de baktım yine baştayım...'' derken sesim biraz yüksek çıkmış olmalı, çevremde olup bitenin farkında değilim, kafamı hafif hafif sallayarak ilerliyorum. işte olan da o anda oluyor. enseme bir şaplak yiyiveriyorum. lan ne oluyor? kim bu derken, kulaklık çıkartılıyor kulaklarımdan... ''başlarım senin yürümene ''diye bir ses işitiyorum. dönüyorum bakıyorum ki, rahmetli babam gülümseyerek beni sarsıyor. sonra kakara kikiri beraberce eve doğru ilerliyoruz.
işte bu yüzden en sevdiğim şarkılardan birisi olan ''başladım yürümeye'' isimli şarkı, rahmetli babam sayesinde, benim için ''başlarım senin yürümene'' adını almış oldu. hala severek dinler ve söylerim. kendisini kaybettikten sonra da, başka bir anlamlı geliyor artık...
işte böyle. eh o halde dinleyiverin gari;
devamını gör...
how i met your mother
eğer hayatınızda bir ted mosby yoksa, muhtemelen bu kişi sizsiniz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının içini ısıtan şeyler
termal içlik.
devamını gör...



