1.
harf devrimi 1928’de yapılmıştır. arap harflerinin yerine latin harfleri kabul edilmiştir. 1935’de ise dil devrimi gerçekleştirilmiştir. ikisi birbirinden tamamıyla farklı hadiselerdir. ilkinde alfabe değiştirilmiş ve istanbul ağzı esas alınıp harf sayısı belirlenerek fonetik yapı oluşturulmuştur.
dil devrimiyle amaçlan şey ise: ölçünlü türkiye türkçesine yabancı dillerden girmiş olan tüm sözcüklerin ayıklanarak onların yerine türetilen yeni sözcüklerin geçirilmesiydi. geçmişten günümüze “öztürkçecilik” olarak anılan akım böyle başlamıştır.
dili saflaştırma, öze dönme, tektipleştirme çalışmaları bize özgü bir cereyan değildi.
o dönemlerde tüm dünyada milliyetçilik yükseliyor hatta faşizmin ayak sesleri net bir şekilde duyuluyordu.
osmanlı imparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanarak devletleşen yunanistan’da hükümet, dil meselesini ortadan kaldırmak için bizdekinden daha radikal bir uygulamayı hayata geçirmişti. buna göre, modern yunanca terk edildi ve yerine antik yunanca getirildi.
antik yunanca’nın önce romeika lehçesi daha sonra başka lehçeleri kullanıma sokulmaya çalışıldı. batı uygarlığının kurucu unsuru olarak felsefeyi, matematiği, geometriyi icat eden (mısırlılardan, şunlardan bunlardan esinlenmişler olsalar da bu alanları sistematik hale getiren ve onları standardize eden antik dönem düşünürleridir) filozofların kullandığı dile dönmek istediler. bu çabaları sonuç vermedi ve bir müddet sonra modern yunanca yeniden yürürlüğe girdi. ancak, antik dili kullanmaya devam edememiş olsalar da, yeni yunan diline türkçeden geçmiş olan birçok sözcüğü atıp yerlerine yenilerini koydular.
mısır dil kurumu da aynı yıllarda, kullandıkları arapçaya yabancı dillerden girmiş olan on binlerce sözcüğün yerine icat ettikleri arapça sözcükleri geçirme kararı almıştır. kısacası dili saflaştırma ve köklere dönme arzusu ile dış etkilerden sakınma refleksi yukarıda da söylediğim gibi bize özgü bir şey değildi.
osmanlı türkçesinin söz dağarcığının kahir ekseriyetini arapça, farsça ve fransızca sözcükler oluşturuyordu. 19. yüzyıla kadar arapçanın ve farsçanın dil üzerindeki etkisi daha fazlayken, özellikle tanzimatla beraber fransızcanın etkisi de hissedilir ölçüde artmaya başlamıştır.
dolayısıyla “latin” harflerinin kabul edilmesi görünürde bir değişiklik yaratmışsa da dilin mevcut söz dağarcığı üzerinde esaslı bir değişime neden olmamıştır. arapça, farsça ve fransızcanın belirgin etkileri kırılmamıştır.
bu atılım aslında daha önce planlanmıştır. 1935’teki ilandan üç yıl önce, yapılacak çalışmaların belli bir düzen içerisinde inkişaf etmesi için türk dili tetkik cemiyeti (bugünkü adıyla türk dil kurumu) kurulmuştur.
cemiyetin ilk genel sekreteri, osmanlı vatandaşı bir ermeni dilbilimci olan agop martayan dilaçar’dır. “dilaçar” soyadı yine 1935’te yürürlüğe giren “soyadı kanunuyla” beraber, türk diline sunduğu katkılardan ötürü kendisine “m.kemal paşa” tarafından verilmiştir.
öztürkçeleştirme çalışmalarına, türkçeye on binlerce sözcük vermiş olan arapça, farsça ve fransızcaya cephe alarak başlamışlardır.
fakat “arapça ve farsça” sözcüklere karşı duyulan nefret, fransızca sözcüklere duyulan nefret kadar yoğun değildir. osmanlı türkçesinden devralınan arapça - farsça - fransızca sözcüklerin yerlerine yeni türettikleri “türkçe” sözcükleri geçirmeye başlamışlardır. özellikle bu üç dilden ödünç alınan sözcükleri mümkün olduğunca kullanmamaya, onların yerlerine yeni sözcükleri kullanmaya özen göstermiştirler.
öyle ki, m.kemal paşa’nın “nutuk” kitabının “söylev” adını taşıyan öztürkçe versiyonunu bile hazırlamışlardır.
öztürkçeleştirme hareketi bir müddet sonra çılgınlığa varmış, yeni sözcüklerin de yeterince türkçe olup olmadıkları tartışılmaya başlanmıştır. gidişatı gören kemal paşa, günün birinde falih rıfkı atay’a: “dil meselesini bir çıkmaza soktuk” cümlesini kurmuştur. yine de, kemal atatürk’ün ölümünden sonra da öztürkçeleştirme gayreti hız kazanarak devam etmiştir. bunun neticesinde türkiye türkçesi binlerce yeni sözcük kazanmıştır.
onlardan bazıları: cevap/yanıt, sual/soru, muallim/muallime/öğretmen, mektep/okul, mihrak/odak, kelime/sözcük, hissiyat/duygu, madde/özdek, merkez/özek, ihtimam/özen, tenezzüh/gezinti, tahassür/özlem, talebe/öğrenci, talim terbiye/eğitim öğretim, kıstas/mîzan/ ölçü - ölçüt, müphem/belirsiz, diğerkâmlık/özgecilik, hodbinlik/bencillik, bedbinlik/kötümserlik, nikbinlik/iyimserlik, meyyal/teşne/eğilim/yatkın, mümtaz/seçkin…
dil devrimiyle amaçlan şey ise: ölçünlü türkiye türkçesine yabancı dillerden girmiş olan tüm sözcüklerin ayıklanarak onların yerine türetilen yeni sözcüklerin geçirilmesiydi. geçmişten günümüze “öztürkçecilik” olarak anılan akım böyle başlamıştır.
dili saflaştırma, öze dönme, tektipleştirme çalışmaları bize özgü bir cereyan değildi.
o dönemlerde tüm dünyada milliyetçilik yükseliyor hatta faşizmin ayak sesleri net bir şekilde duyuluyordu.
osmanlı imparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanarak devletleşen yunanistan’da hükümet, dil meselesini ortadan kaldırmak için bizdekinden daha radikal bir uygulamayı hayata geçirmişti. buna göre, modern yunanca terk edildi ve yerine antik yunanca getirildi.
antik yunanca’nın önce romeika lehçesi daha sonra başka lehçeleri kullanıma sokulmaya çalışıldı. batı uygarlığının kurucu unsuru olarak felsefeyi, matematiği, geometriyi icat eden (mısırlılardan, şunlardan bunlardan esinlenmişler olsalar da bu alanları sistematik hale getiren ve onları standardize eden antik dönem düşünürleridir) filozofların kullandığı dile dönmek istediler. bu çabaları sonuç vermedi ve bir müddet sonra modern yunanca yeniden yürürlüğe girdi. ancak, antik dili kullanmaya devam edememiş olsalar da, yeni yunan diline türkçeden geçmiş olan birçok sözcüğü atıp yerlerine yenilerini koydular.
mısır dil kurumu da aynı yıllarda, kullandıkları arapçaya yabancı dillerden girmiş olan on binlerce sözcüğün yerine icat ettikleri arapça sözcükleri geçirme kararı almıştır. kısacası dili saflaştırma ve köklere dönme arzusu ile dış etkilerden sakınma refleksi yukarıda da söylediğim gibi bize özgü bir şey değildi.
osmanlı türkçesinin söz dağarcığının kahir ekseriyetini arapça, farsça ve fransızca sözcükler oluşturuyordu. 19. yüzyıla kadar arapçanın ve farsçanın dil üzerindeki etkisi daha fazlayken, özellikle tanzimatla beraber fransızcanın etkisi de hissedilir ölçüde artmaya başlamıştır.
dolayısıyla “latin” harflerinin kabul edilmesi görünürde bir değişiklik yaratmışsa da dilin mevcut söz dağarcığı üzerinde esaslı bir değişime neden olmamıştır. arapça, farsça ve fransızcanın belirgin etkileri kırılmamıştır.
bu atılım aslında daha önce planlanmıştır. 1935’teki ilandan üç yıl önce, yapılacak çalışmaların belli bir düzen içerisinde inkişaf etmesi için türk dili tetkik cemiyeti (bugünkü adıyla türk dil kurumu) kurulmuştur.
cemiyetin ilk genel sekreteri, osmanlı vatandaşı bir ermeni dilbilimci olan agop martayan dilaçar’dır. “dilaçar” soyadı yine 1935’te yürürlüğe giren “soyadı kanunuyla” beraber, türk diline sunduğu katkılardan ötürü kendisine “m.kemal paşa” tarafından verilmiştir.
öztürkçeleştirme çalışmalarına, türkçeye on binlerce sözcük vermiş olan arapça, farsça ve fransızcaya cephe alarak başlamışlardır.
fakat “arapça ve farsça” sözcüklere karşı duyulan nefret, fransızca sözcüklere duyulan nefret kadar yoğun değildir. osmanlı türkçesinden devralınan arapça - farsça - fransızca sözcüklerin yerlerine yeni türettikleri “türkçe” sözcükleri geçirmeye başlamışlardır. özellikle bu üç dilden ödünç alınan sözcükleri mümkün olduğunca kullanmamaya, onların yerlerine yeni sözcükleri kullanmaya özen göstermiştirler.
öyle ki, m.kemal paşa’nın “nutuk” kitabının “söylev” adını taşıyan öztürkçe versiyonunu bile hazırlamışlardır.
öztürkçeleştirme hareketi bir müddet sonra çılgınlığa varmış, yeni sözcüklerin de yeterince türkçe olup olmadıkları tartışılmaya başlanmıştır. gidişatı gören kemal paşa, günün birinde falih rıfkı atay’a: “dil meselesini bir çıkmaza soktuk” cümlesini kurmuştur. yine de, kemal atatürk’ün ölümünden sonra da öztürkçeleştirme gayreti hız kazanarak devam etmiştir. bunun neticesinde türkiye türkçesi binlerce yeni sözcük kazanmıştır.
onlardan bazıları: cevap/yanıt, sual/soru, muallim/muallime/öğretmen, mektep/okul, mihrak/odak, kelime/sözcük, hissiyat/duygu, madde/özdek, merkez/özek, ihtimam/özen, tenezzüh/gezinti, tahassür/özlem, talebe/öğrenci, talim terbiye/eğitim öğretim, kıstas/mîzan/ ölçü - ölçüt, müphem/belirsiz, diğerkâmlık/özgecilik, hodbinlik/bencillik, bedbinlik/kötümserlik, nikbinlik/iyimserlik, meyyal/teşne/eğilim/yatkın, mümtaz/seçkin…
devamını gör...
2.
dil devrimi komplike bir hadise. fransız ihtilali'nin en önemli isimlerinden biri saint just abinin de dediği gibi yenileşme dönemlerinde eski olan her şey kötüdür. atatürk'ün fitiliğini yaktığı tüm devrimler için de aynı söz geçerlidir. bunlar kurucu insanlar, yeni yapı için eskinin defolunmasına şart olarak bakarlar çünkü en ufak bir antik sızıntı onun antik'in tekrar doğması demek olur, ki bu da devrimciler açısından en istemeyendir.
dil devrimi eskiye nazaran tartışabilir bir hale geldi artık. karşıargüman, yani antiinkılapçınların dediği, oturmuş bir osmanlı türkçesi geleneğinin yok edildiği ve düşünsel manada türkçenin canına okunduğu. bu düşüncelerinde pek bir beis yok ama sorunları şu ki devrimlerin doğasında bu var, eskiyi yıkmak zorundasın. bu yunanistan'da da oldu, almanya'da da, macaristan'da da. kaldı ki dil sürekli üreticisi ve tüketicisi olan bir toplumsal kurgu. hayıflanıp dilimiz mahvoldu demek yerine oluşmuş olan koşullar altında şikayetçi olunan duruma karşı yeni bir mücadele oluşturmakta. bunu pek beceremiyorlar çünkü eski dilin alıcısı pek yok, azınlık arasında çekici geliyor sadece. osmanlı türkçesi yüksek bir dildi, doğal şartlar altında, yani imparatorluğun gerektirdiği şekilde soyutlamacı bir yolla oluştu fakat cumhuriyet tam tersini istiyordu, oldu ve bitti.
objektif dışı şahsi görüşüm ise türkçe bu haliyle daha güzel. fonetiği ünlü uyumundan ötürü hoş bir dil, bu şekilde devam etmeli. nurullah ataç okurken aşırı cringe dozunu bugün ortalama bir tc vatandaşı bile fark eder ama o uç bir nokta. ha aynı zamanda okulların müfredatında osmanlı türkçesi olabilir miydi, orası tartışılır ama dediğim gibi devrimlerde eski olan her şey kötüdür bakış açısı hakimdir çoğun.
dil devrimi eskiye nazaran tartışabilir bir hale geldi artık. karşıargüman, yani antiinkılapçınların dediği, oturmuş bir osmanlı türkçesi geleneğinin yok edildiği ve düşünsel manada türkçenin canına okunduğu. bu düşüncelerinde pek bir beis yok ama sorunları şu ki devrimlerin doğasında bu var, eskiyi yıkmak zorundasın. bu yunanistan'da da oldu, almanya'da da, macaristan'da da. kaldı ki dil sürekli üreticisi ve tüketicisi olan bir toplumsal kurgu. hayıflanıp dilimiz mahvoldu demek yerine oluşmuş olan koşullar altında şikayetçi olunan duruma karşı yeni bir mücadele oluşturmakta. bunu pek beceremiyorlar çünkü eski dilin alıcısı pek yok, azınlık arasında çekici geliyor sadece. osmanlı türkçesi yüksek bir dildi, doğal şartlar altında, yani imparatorluğun gerektirdiği şekilde soyutlamacı bir yolla oluştu fakat cumhuriyet tam tersini istiyordu, oldu ve bitti.
objektif dışı şahsi görüşüm ise türkçe bu haliyle daha güzel. fonetiği ünlü uyumundan ötürü hoş bir dil, bu şekilde devam etmeli. nurullah ataç okurken aşırı cringe dozunu bugün ortalama bir tc vatandaşı bile fark eder ama o uç bir nokta. ha aynı zamanda okulların müfredatında osmanlı türkçesi olabilir miydi, orası tartışılır ama dediğim gibi devrimlerde eski olan her şey kötüdür bakış açısı hakimdir çoğun.
devamını gör...
3.
dil devrimi; mustafa kemal atatürk'ün ulusçuluk ve halkçılık ilkesi ile bağlantılı olup türkçe'nin çeşitli yabancı sözcüklerden ve tamlamalardan arındırılmasını amaçlayan bir devrimdir, öz türkçecilik yani. dil devrimi'nin amacı, konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkları ortadan kaldırmaktır. 1928'de harf devrimi'nin yapılması, 1932'de türk dil kurumu'nun kurulması gibi olaylar; dil devrimi ile bağlantılıdır. hatta bununla alakalı olarak bizzat ulu önder atatürk tarafından çeşitli tarihlerde ve belirli aralıklarla dil kurultayları yapılmıştır. 12 eylül 1980 darbesi'nden sonraki süreçte, atatürk'ün dil devrimi'ni sürdürmek için 1987'de dil derneği kurulmuştur.
dil devrimi sayesinde türkçe, eski canlılığına yeniden kavuşmuştur. yaşa, var ol başbuğ atatürk!..
atatürk'ün dil devrimi hakkındaki 2 eylül 1930 tarihli bir el yazısı
dil devrimi sayesinde türkçe, eski canlılığına yeniden kavuşmuştur. yaşa, var ol başbuğ atatürk!..
atatürk'ün dil devrimi hakkındaki 2 eylül 1930 tarihli bir el yazısı
devamını gör...
4.
bugün 500- 600 kelime ile düşünüp, yazan nesillerin temellerinin atıldığı devrim.
ne ingiliz'i ne fransız'ı diline girmiş hiçbir kavramı kendi diline çekmek için uğraşmamıştır.
bu ergenler ne zaman okulda öğrendikleri ideolojiyi sahada ölçecekler?
ne ingiliz'i ne fransız'ı diline girmiş hiçbir kavramı kendi diline çekmek için uğraşmamıştır.
bu ergenler ne zaman okulda öğrendikleri ideolojiyi sahada ölçecekler?
devamını gör...
5.
turkce eski canliligina yeniden kavusmustur diyen tiplemeleri gordugumuz baslik.
ulan kullandigimiz kelimelerin yarisi arapca zaten. neyin canliligi, neyin ozu. deyin ki arapcadan falanca dillerden kelimlerin turkcelestirilmis halini kullaniyoz diye.
basarisiz 1 "devrim".
ulan kullandigimiz kelimelerin yarisi arapca zaten. neyin canliligi, neyin ozu. deyin ki arapcadan falanca dillerden kelimlerin turkcelestirilmis halini kullaniyoz diye.
basarisiz 1 "devrim".
devamını gör...
6.
atam keşke ülkenin bir kısmını test ortamında bırakıp orada hiçbir devrim yapmasaydı da bu örümcek ağı tutmuş zihinler görseydi bu işler olmadan modern dünyaya ne kadar ayak uydurabileceklerini. hoş bunlar gözleriyle görseler de anlamazlardı yine bir kılıf bulmaya çalışırlardı gericilik sevdalarına
devamını gör...