dungeons & dragons serisinin ikinci ve 2000 tarihli ilkinin konusal olarak da devam filmi olan, aynı adlı rol yapma oyunundan temeli alınan, senaryosu brian rudnick ile robert kimmel tarafından yazılıp yönetmen koltuğunda gerry lively'yi gördüğümüz, bruce payne'i ilk filmdeki damodar karakteriyle yeniden seyrettiğimiz 2005 abd yapımı, direct-to-video formatında çekilse de tv ile birlikte avrupa ve amerika'nın çeşitli yerlerindeki sinemalarda da gösterilmiş, 2006'da ise dvd formatında satışa sunulmuş olan fantastik macera filmidir.
yapımın konusu ilk filmin bıraktığı yerin/zamanın 100 yıl sonrasında geçer: damodar, eski efendisi profion tarafından lanetlenmiş ancak bir undead (yaşayan ölü) olarak da olsa onu yenilgiye uğratanların torunlarından intikam almak için geri dönmüştür ve faluzure'un küresini ele geçirerek bu lanetten kurtulur ve umduğu neticesinin bu ejderha tanrının oraları yakıp yıkması olduğu kötücül planını gerçekleştirmek üzere harekete geçer. ancak bir grup kahraman da bu planı bozabilmek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmayacaktır. kazanan hangi taraf olacaktır?
yapımın konusu ilk filmin bıraktığı yerin/zamanın 100 yıl sonrasında geçer: damodar, eski efendisi profion tarafından lanetlenmiş ancak bir undead (yaşayan ölü) olarak da olsa onu yenilgiye uğratanların torunlarından intikam almak için geri dönmüştür ve faluzure'un küresini ele geçirerek bu lanetten kurtulur ve umduğu neticesinin bu ejderha tanrının oraları yakıp yıkması olduğu kötücül planını gerçekleştirmek üzere harekete geçer. ancak bir grup kahraman da bu planı bozabilmek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmayacaktır. kazanan hangi taraf olacaktır?
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "dahlvier" tarafından 28.02.2025 22:36 tarihinde açılmıştır.
1.
2023'te gelen ve toplamda 4. official d&d filmi olan dungeons and dragons: honor among thieves ile birlikte bu 70'lerden gelen harikalık yeniden gündeme geldi. hatta netflix, forgotten realms setting'i bazlı bir dizisini de çıkartacak gibi görünüyor: #3399656
başlığın konusu olan yapım ise 2. d&d filmi. 2000'lerin başında gelen ilk film... anlatıldığı kadar da kötü değildi bence aslında. imdb'de edindiği rating ortalaması çok gülünç bence. hatta wotdg*'nin aldığı rating de öyle. bunun nedenini çok iyi biliyorum: frp'ciler çok zor beğenir. çok acımasızdır. d&d'deki amansız ve merhametsiz savaş lord'ları gibidirler. eğer ki d&d değil de başka şeylerin temel alındığı fantastik filmler olsalardı bunlar, frp'cilerin bu kadar gazabına uğramazdı. örneğin, başlığın konusu olan filmin imdb'deki rating ortalaması 4.6. bu en az 5.4 olurdu, bu bir dungeons and dragons filmi olmasaydı. haha.
hat*'in şimdiye kadar çıkan en iyi/kaliteli d&d filmi olduğunu ben de herhalde çoğu kişi gibi kabul ediyorum ama bu ikinci film ve dungeons & dragons: the book of vile darkness adlı 3. d&d filmi de gayet güzeldi bence. bunların bütçeleri belli tabii, 4. filmle kıyaslanamaz, ki zaten bovd* ve wotdg* doğrudan video formatında piyasaya sürülen filmler diye biliyorum. 3. filmin bütçesi daha düşüktür gibi bir izlenimim olmuştu izledikten sonra, başlığın konusu olan filmden. neyse... dediğim gibi, ilk filmi bile o kadar kötü bulmamıştım ben ki 4. film dışındakilerin en yüksek bütçelisi de oydu ve oradaki baş kötü olan büyücü profion, favori aktörlerimden biri olan jeremy irons tarafından canlandırılıyordu. bir tane aşşşırı saçma şey vardı ilk filmde gerçi. yani alelade bir karakter için "hoop, ben o über staff'ı kullanabiliyorum/kullanabilirim" olmaz d&d'de ama filmde oluyordu. 4. filmi ben en çok ilkine benzetmiştim zira ikisi de eğlenceli, daha az karanlık fantastik filmlerdi. ancak, honor among thieves elbette ki çook daha iyi bir filmdi.
the book of vile darkness'ın bakınız'ını vermiştim. ilk d&d filminin de bakınızını vereyim zira günün birinde ben veya başka biri bunların başlığını açabilir. (bkz: dungeons & dragons (film))
wotdg, yani başlığın konusu olan filme tam olarak geçelim artık madem. yazının geri kalanında spoiler'lar olacak ama çok önemli spoiler'lar vermekten kaçınacağım.
öncelikle, yazıda d&d'yi bilmeyenler için epey anlaşılması zor kısımlar yer alabilir ama anlaşılmasının önemli olduğu kısımları anlaşılır hale getirmeye çalışacağım.
ilk d&d filmindeki kötücül büyücü profion, damodar'a bayağı zalimce davranmıştı ve onu piyonu gibi kullanmıştı. bir de sonra onu bir undead* haline getiren bir büyü yapmış, ancak kendisi* öldüğü için bu bu lanet/curse'ü kaldırabilme olasılığı ortadan kalkıyor ve bunu damodar'ın ağzından dinliyoruz zaten bu ikinci filmde. ilk filmdeki olaylardan 100 yıl sonrasında geçiyor bu 2. d&d filmi. ama aslında 3.000 sene öncesinden de bir şeyler öğreniyoruz ki filmin zaman diliminde yaşananlar bu kadim zamanlarla bağıntılı. d&d'de normalde böyle büyülü orta çağ gibi bir hava/anlayış vardır ve d&d'ye pek hakim olmayıp filmi izleyenler bunu aklında tutsun öncelikle. gerçi the lord of the rings'i bilmeniz de zaten bunu normal/doğal karşılamanızı kolaylaştırır kanaatindeyim. orada orta dünya denmiş ama d&d'de bunu diyemeyeceğimiz için ben büyülü bir orta çağ benzeri setting filan diyorum.
neyse... filmdeki baş kötümüz damodar olsa da 3.000 yıl öncesine gittiğimizde faluzure adlı ejderha tanrının, turanian'lar denen kudretli bir antik medeniyetin mensupları—herhalde büyücüleridir—tarafından hapsedildiğini öğreniyoruz. faluzure bir d&d tanrısı/deity olsa da bir lesser deity, yani d&d'de tanrılar da kudretlerine göre kategorilere ayrılıyor ve faluzure güçlü sayılabilecek deity'lerden biri değil. yine de bir deity... yani tanrı... ve elbette ki çok güçlü. ona özgürlüğünü verebilmenin bir yolu da varmış ve baş kötümüz bunun için sabırla, inatla uğraşıyor ve aradığı, bunu gerçekleştirebilecek orb'a bir şekilde ulaşabiliyor. zaten bu anlattığım yerler filmin hemen başında, hoş bir narration tekniğiyle anlatılıyor. bu küreyi elde etmesi onun üzerindeki "undead curse"ü de kaldırıyor ama tam da değil galiba. yani vücuduna garip bir sıvı döktürüp "ecstasy of life" diyordu ve bir replikte de kendisinin hala "yaşayan" bir varlık olmadığını söylüyordu galiba. ama tabii o filmin başlarında gördüğümüz undead halindense "insana benziyor" bu orb'u ele geçirdikten sonra. haha.
damodar'ın amacı izmir'i yerle bir etmek. burada tipik bir, kendisine bu lanetin gelmesine sebep olanların torunlarından intikam alma teması var. yani böyle fantastik filmlerde yaygın görebileceğimiz bir konu elementidir bu. onun kini 100 yıllıksa, faluzure'un ise 3.000 senelik! gerçi mışıl mışıl uyumuş bu süreçte ama sonuçta bu onun tercihi değildi ve bir tanrıya bunu yaparsanız torunlarınızın torunları, onların da torunları... yani işte tehlikeli sular bunlar arkadaşlar. haha. bu filmdeki izmir, şu anda sınırları içinde olduğum izmir değil ama. fantastik bir yer. ilk filmde direkt "izmir" diye de telaffuz ediyorlardı diye aklımda kalmış ama bu filmdeki telaffuzu "işşmiğr" şeklinde. ekstra bilgi, komiktir ki metropia adlı modern distopya filminde de bir izmir vardı. ne istiyorlar güzel izmir'den bu gavurlar allasen? ehehe. neyse... esasen damodar güçlü bir villain olsa da tek başına bu fantastik izmir'i öyle taş üstünde taş kalmayacak hale getiremez elbette. yani falazure isimli ejderha tanrıyı uyandırıp, o izmir'i yok ederken kenardan izleme hayalleri kuruyor damodar. peki işi kolay mı?..
hiç de değil. onun bo orb'u ele geçirdiği bilgisi izmir'e bir şekilde ulaşıyor. burada bir büyücüler konseyi gibi bir şey var ama bunlarda pek iş yok gibi. film boyunca melora adlı çaylak olmasa da düşük seviyede sayılacak büyücü, koca koca archmage'leri falan afallatacak şeyler yapabiliyor ve düşünebiliyor. bu council of mages'ın baş büyücüsü oberon isimli biri. pek bir karizmatik. sanırım robe of eyes da giyiyor ki bu gayet üst level bir item'dır. archmage falan değilseniz kolay kolay bulamazsınız bunlardan. ama bir baş büyücü bu kadar mı aymaz olabilir... sonunda da hak ettiğini buluyor bence. millet kan ter içinde şehri kurtarmaya çalışsın, sen küvette olmayan aklınla kıymetli kitapları ıslatma riskini doğur. haha. ya cidden intelligence score'unu merak ettim kendisinin. bence kesin diploması da sahtedir. * bu arada spoiler vermiyorum bence. mesela oberon sonunda vezir olmuyor, bu belli bir spoiler olabilir ama rezil mi oluyor yoksa sonu trajik mi oluyor... onu söylemem işte!
melora'nın eşi, yani yavuklusu veya kocası (tam anlayamadım ama kesin sevgililer), tip olarak futbol insanı önder özen'in daha genç bir haline benzeyen berek de aslında başta yetiştirdiği bir savaşçı karşısında rezil oluyor ama bana göre iyi çizilmiş bir karakter. yani gayet iyi bir lider. bir fighter olarak belki kadın barbarian lux kadar epik olaylara girişmiyor ama en azından iyi bir lider figürü bence kesinlikle. elf bir kadın wizard olan ormaline'i de beğendim ben. çok pratik kararlar alabiliyor ve yapımdaki kudretli kötüler arasındaki, bir lich olan klaxx the malign'dan party'sini o kurtarmıştı ve başka kritik yerlerde de hızlı ve doğru kararlar aldı kendisi. yani o lich kadar üst level bir wizard olmasa da (en azından henüz) gene de aferin denilesi bir karakter. ring of the ram'i de kaptı, artık daha mutlu. * bu adventurer'lardan diğerleri de usta bir thief olan ve yine ekip arkadaşlarını bazı kritik durumlarda kurtaran nim—ki o da bir gem of true seeing bulunca sevindirik olmuştu— ve obad-hai'nin bir cleric'i olan dorian. bu son eleman... bilemedim, şimdi ne desem spoiler olabilir ama lich'in ormanda onun illüzyonunu yaratması sahnesi filmin az sayıda komik sahnesindendi bence. soğuk bir espri yapıp spoiler mı versem?.. dediğim gibi, bu epey karanlık bir film, bundan bir sonraki d&d filmi kadar olmasa da; ilk ve şimdilik son d&d filmlerindeki gibi çok da komedik şeyler beklemeden seyretmek lazım tanıttığım filmi.
dorian'ın taptığı obad-hai da bir tanrı/deity (yoksa niye tapsın, swh) ve filmde önemli bir rolü var. yani filmdeki tek deific varlık faluzure değil. burada faluzure'un bir nevi anti'si olarak bu greyhawk deity'sinin seçilmesi elbette tesadüf olamaz: faluzure, yaşayan ölülüğün, çürümenin falan tanrısıyken obad-hai ise bir doğa tanrısı. acaba hangisi kazanacak?.. gerçi bu tanrılar kapışmıyor aslında zira obad-hai'ı göremiyoruz ama işte üstte bahsettiğim melora bir haltlar karıştırıyor ve olaylar gelişiyor... bu melora'ya dikkat edin bakın.
filmdeki kötülerden damodar zaten en çok gördüğümüz olanı ama lich klaxx da cidden farklı farklı sahnelerde çok önemli roller oynuyor konuda. dizaynı biraz garip olmuş. o postürü, dişleri, plastik makyajı falan... gene de bence okey verilebilir. kurnazlıkta da master level diyebiliriz kendisine sanırım, ki filmi sonuna kadar izlediğinizde bunu kendiniz de görebilirsiniz. ve elbette, ormaline'in, klaxx'ı görür görmez "the lich is too powerful" demesi de kendisinin kudret level'ını idrak edebilmemiz için yeterli. kahramanlarımız onun alanına geldiğinde lich'in onlara kurduğu tuzak gayet iyiydi ve orada, disintegrate büyüsü üzerinde çalıştığını görebiliyoruz kendisinin. peki bu büyüsünü bir kahramanımızın üzerinde kullanabilecek mi?.. işte bunu söylersem önemli bir spoiler olur. ama başarılı bir paralyze büyüsü yapabiliyordu ilgili karaktere. işte bundan sonrasını görebilmek için filmi izleyin. *
yalnız yazı çok uzayacak böyle giderse... yani bu konulara girdiğim zaman duramayabiliyorum ve midnight chronicles'ın başlığındaki tanımım 10.000 kelimeyi geçmişti. bunda öyle abartmayayım diye düşünüyorum. hehah.
hatta ufaktan sadede geleyim artık.
filmdeki oyunculuklar bence yeterli derecede tatmin edici. midnight chronicles'ı tanıtırken de söylemiştim galiba; böylesi fantastik işlerde alışılandan farklı oyunculukların olması benim için genelde daha ideal oluyor. yani ben gerçek bir "drama" görmek istemiyorum böylesi fantezi filmlerinde. karakterlerin renkli olması, sahnelerin çok dandik olmaması falan yeterli geliyor bana normalde. gönül ister ki bu gibi konularda her fantastik film, 2023'te çıkan şimdilik son d&d filmindeki gibi en üst seviyelerde olsun. ama olmuyorsa da elimizdekinden zevk alıp almamak da bize kalmış. ben bu 2. d&d filmini gayet seviyorum ve son d&d filmine verdiğim notun aynısını vereceğim: 8.5/10
bu arada filmdeki cgi kullanımı gibi şeyler beni tatmin etti. majör battle'lardan birinde yer alan ice dragon'ın, faluzure'un falan başka şekilde yaratılmasının/canlandırılmasının zaten hala başka bir yolu yok sanırım. herhalde artık yapay zekayla bunlar çok daha iyi yapılabiliyordur ama filmleri de dönemlerine göre, yapıldığı zamandaki teknolojilere göre değerlendirmek gerekir. fazla gerçekçilik aramıyorum ben şahsen böyle sahnelerde ve beklediğimi buldum diyebilirim bu bakımdan.
aslında 9 da verebilirdim ama... birkaç tane yuh artık dediğim şey vardı filmde. öncelikle melora'nın, sevdiceği berek'e "there are two forms of magic. i, myself study the arcane, clerics study the divine" falan demesi... kelimeler farklıdır da yani bu minvalde bir şeyler söylüyordu. yahu "gocan" bir captain. üst level bir fighter. kaz kafalı bir barbarian falan da değil. ve uzun süredir sevgilisiniz de, belli ki. o ayrımı bilsin bir zahmet. karşında 1. seviye bir fighter yok ki. işte seyircilere biraz bilgi tepikleyelim demişler ama bu diyalog o iki karakterin arasında geçmemeliydi ya. ahahaha. bir de, "fire, earth, water, air; the four elements..." falan. işte cidden bir de böyle sanki anca bir grand mage'in nail olabildiği bilgilerden bahsediyorlarmış gibi heyecanla falan söylemiyorlar mıydı. lakjdlskjadlkasjd
neyse... valla seviyorum ben bu filmi cidden. çıktığı sene falan izlemişimdir. toplamda da 5-10 kez seyretmişimdir. ileride de izlerim sanırım. size de izlemenizi salık veririm, fantastik filmlerden hoşlanıyor iseniz.
başlığın konusu olan yapım ise 2. d&d filmi. 2000'lerin başında gelen ilk film... anlatıldığı kadar da kötü değildi bence aslında. imdb'de edindiği rating ortalaması çok gülünç bence. hatta wotdg*'nin aldığı rating de öyle. bunun nedenini çok iyi biliyorum: frp'ciler çok zor beğenir. çok acımasızdır. d&d'deki amansız ve merhametsiz savaş lord'ları gibidirler. eğer ki d&d değil de başka şeylerin temel alındığı fantastik filmler olsalardı bunlar, frp'cilerin bu kadar gazabına uğramazdı. örneğin, başlığın konusu olan filmin imdb'deki rating ortalaması 4.6. bu en az 5.4 olurdu, bu bir dungeons and dragons filmi olmasaydı. haha.
hat*'in şimdiye kadar çıkan en iyi/kaliteli d&d filmi olduğunu ben de herhalde çoğu kişi gibi kabul ediyorum ama bu ikinci film ve dungeons & dragons: the book of vile darkness adlı 3. d&d filmi de gayet güzeldi bence. bunların bütçeleri belli tabii, 4. filmle kıyaslanamaz, ki zaten bovd* ve wotdg* doğrudan video formatında piyasaya sürülen filmler diye biliyorum. 3. filmin bütçesi daha düşüktür gibi bir izlenimim olmuştu izledikten sonra, başlığın konusu olan filmden. neyse... dediğim gibi, ilk filmi bile o kadar kötü bulmamıştım ben ki 4. film dışındakilerin en yüksek bütçelisi de oydu ve oradaki baş kötü olan büyücü profion, favori aktörlerimden biri olan jeremy irons tarafından canlandırılıyordu. bir tane aşşşırı saçma şey vardı ilk filmde gerçi. yani alelade bir karakter için "hoop, ben o über staff'ı kullanabiliyorum/kullanabilirim" olmaz d&d'de ama filmde oluyordu. 4. filmi ben en çok ilkine benzetmiştim zira ikisi de eğlenceli, daha az karanlık fantastik filmlerdi. ancak, honor among thieves elbette ki çook daha iyi bir filmdi.
the book of vile darkness'ın bakınız'ını vermiştim. ilk d&d filminin de bakınızını vereyim zira günün birinde ben veya başka biri bunların başlığını açabilir. (bkz: dungeons & dragons (film))
wotdg, yani başlığın konusu olan filme tam olarak geçelim artık madem. yazının geri kalanında spoiler'lar olacak ama çok önemli spoiler'lar vermekten kaçınacağım.
öncelikle, yazıda d&d'yi bilmeyenler için epey anlaşılması zor kısımlar yer alabilir ama anlaşılmasının önemli olduğu kısımları anlaşılır hale getirmeye çalışacağım.
ilk d&d filmindeki kötücül büyücü profion, damodar'a bayağı zalimce davranmıştı ve onu piyonu gibi kullanmıştı. bir de sonra onu bir undead* haline getiren bir büyü yapmış, ancak kendisi* öldüğü için bu bu lanet/curse'ü kaldırabilme olasılığı ortadan kalkıyor ve bunu damodar'ın ağzından dinliyoruz zaten bu ikinci filmde. ilk filmdeki olaylardan 100 yıl sonrasında geçiyor bu 2. d&d filmi. ama aslında 3.000 sene öncesinden de bir şeyler öğreniyoruz ki filmin zaman diliminde yaşananlar bu kadim zamanlarla bağıntılı. d&d'de normalde böyle büyülü orta çağ gibi bir hava/anlayış vardır ve d&d'ye pek hakim olmayıp filmi izleyenler bunu aklında tutsun öncelikle. gerçi the lord of the rings'i bilmeniz de zaten bunu normal/doğal karşılamanızı kolaylaştırır kanaatindeyim. orada orta dünya denmiş ama d&d'de bunu diyemeyeceğimiz için ben büyülü bir orta çağ benzeri setting filan diyorum.
neyse... filmdeki baş kötümüz damodar olsa da 3.000 yıl öncesine gittiğimizde faluzure adlı ejderha tanrının, turanian'lar denen kudretli bir antik medeniyetin mensupları—herhalde büyücüleridir—tarafından hapsedildiğini öğreniyoruz. faluzure bir d&d tanrısı/deity olsa da bir lesser deity, yani d&d'de tanrılar da kudretlerine göre kategorilere ayrılıyor ve faluzure güçlü sayılabilecek deity'lerden biri değil. yine de bir deity... yani tanrı... ve elbette ki çok güçlü. ona özgürlüğünü verebilmenin bir yolu da varmış ve baş kötümüz bunun için sabırla, inatla uğraşıyor ve aradığı, bunu gerçekleştirebilecek orb'a bir şekilde ulaşabiliyor. zaten bu anlattığım yerler filmin hemen başında, hoş bir narration tekniğiyle anlatılıyor. bu küreyi elde etmesi onun üzerindeki "undead curse"ü de kaldırıyor ama tam da değil galiba. yani vücuduna garip bir sıvı döktürüp "ecstasy of life" diyordu ve bir replikte de kendisinin hala "yaşayan" bir varlık olmadığını söylüyordu galiba. ama tabii o filmin başlarında gördüğümüz undead halindense "insana benziyor" bu orb'u ele geçirdikten sonra. haha.
damodar'ın amacı izmir'i yerle bir etmek. burada tipik bir, kendisine bu lanetin gelmesine sebep olanların torunlarından intikam alma teması var. yani böyle fantastik filmlerde yaygın görebileceğimiz bir konu elementidir bu. onun kini 100 yıllıksa, faluzure'un ise 3.000 senelik! gerçi mışıl mışıl uyumuş bu süreçte ama sonuçta bu onun tercihi değildi ve bir tanrıya bunu yaparsanız torunlarınızın torunları, onların da torunları... yani işte tehlikeli sular bunlar arkadaşlar. haha. bu filmdeki izmir, şu anda sınırları içinde olduğum izmir değil ama. fantastik bir yer. ilk filmde direkt "izmir" diye de telaffuz ediyorlardı diye aklımda kalmış ama bu filmdeki telaffuzu "işşmiğr" şeklinde. ekstra bilgi, komiktir ki metropia adlı modern distopya filminde de bir izmir vardı. ne istiyorlar güzel izmir'den bu gavurlar allasen? ehehe. neyse... esasen damodar güçlü bir villain olsa da tek başına bu fantastik izmir'i öyle taş üstünde taş kalmayacak hale getiremez elbette. yani falazure isimli ejderha tanrıyı uyandırıp, o izmir'i yok ederken kenardan izleme hayalleri kuruyor damodar. peki işi kolay mı?..
hiç de değil. onun bo orb'u ele geçirdiği bilgisi izmir'e bir şekilde ulaşıyor. burada bir büyücüler konseyi gibi bir şey var ama bunlarda pek iş yok gibi. film boyunca melora adlı çaylak olmasa da düşük seviyede sayılacak büyücü, koca koca archmage'leri falan afallatacak şeyler yapabiliyor ve düşünebiliyor. bu council of mages'ın baş büyücüsü oberon isimli biri. pek bir karizmatik. sanırım robe of eyes da giyiyor ki bu gayet üst level bir item'dır. archmage falan değilseniz kolay kolay bulamazsınız bunlardan. ama bir baş büyücü bu kadar mı aymaz olabilir... sonunda da hak ettiğini buluyor bence. millet kan ter içinde şehri kurtarmaya çalışsın, sen küvette olmayan aklınla kıymetli kitapları ıslatma riskini doğur. haha. ya cidden intelligence score'unu merak ettim kendisinin. bence kesin diploması da sahtedir. * bu arada spoiler vermiyorum bence. mesela oberon sonunda vezir olmuyor, bu belli bir spoiler olabilir ama rezil mi oluyor yoksa sonu trajik mi oluyor... onu söylemem işte!
melora'nın eşi, yani yavuklusu veya kocası (tam anlayamadım ama kesin sevgililer), tip olarak futbol insanı önder özen'in daha genç bir haline benzeyen berek de aslında başta yetiştirdiği bir savaşçı karşısında rezil oluyor ama bana göre iyi çizilmiş bir karakter. yani gayet iyi bir lider. bir fighter olarak belki kadın barbarian lux kadar epik olaylara girişmiyor ama en azından iyi bir lider figürü bence kesinlikle. elf bir kadın wizard olan ormaline'i de beğendim ben. çok pratik kararlar alabiliyor ve yapımdaki kudretli kötüler arasındaki, bir lich olan klaxx the malign'dan party'sini o kurtarmıştı ve başka kritik yerlerde de hızlı ve doğru kararlar aldı kendisi. yani o lich kadar üst level bir wizard olmasa da (en azından henüz) gene de aferin denilesi bir karakter. ring of the ram'i de kaptı, artık daha mutlu. * bu adventurer'lardan diğerleri de usta bir thief olan ve yine ekip arkadaşlarını bazı kritik durumlarda kurtaran nim—ki o da bir gem of true seeing bulunca sevindirik olmuştu— ve obad-hai'nin bir cleric'i olan dorian. bu son eleman... bilemedim, şimdi ne desem spoiler olabilir ama lich'in ormanda onun illüzyonunu yaratması sahnesi filmin az sayıda komik sahnesindendi bence. soğuk bir espri yapıp spoiler mı versem?.. dediğim gibi, bu epey karanlık bir film, bundan bir sonraki d&d filmi kadar olmasa da; ilk ve şimdilik son d&d filmlerindeki gibi çok da komedik şeyler beklemeden seyretmek lazım tanıttığım filmi.
dorian'ın taptığı obad-hai da bir tanrı/deity (yoksa niye tapsın, swh) ve filmde önemli bir rolü var. yani filmdeki tek deific varlık faluzure değil. burada faluzure'un bir nevi anti'si olarak bu greyhawk deity'sinin seçilmesi elbette tesadüf olamaz: faluzure, yaşayan ölülüğün, çürümenin falan tanrısıyken obad-hai ise bir doğa tanrısı. acaba hangisi kazanacak?.. gerçi bu tanrılar kapışmıyor aslında zira obad-hai'ı göremiyoruz ama işte üstte bahsettiğim melora bir haltlar karıştırıyor ve olaylar gelişiyor... bu melora'ya dikkat edin bakın.
filmdeki kötülerden damodar zaten en çok gördüğümüz olanı ama lich klaxx da cidden farklı farklı sahnelerde çok önemli roller oynuyor konuda. dizaynı biraz garip olmuş. o postürü, dişleri, plastik makyajı falan... gene de bence okey verilebilir. kurnazlıkta da master level diyebiliriz kendisine sanırım, ki filmi sonuna kadar izlediğinizde bunu kendiniz de görebilirsiniz. ve elbette, ormaline'in, klaxx'ı görür görmez "the lich is too powerful" demesi de kendisinin kudret level'ını idrak edebilmemiz için yeterli. kahramanlarımız onun alanına geldiğinde lich'in onlara kurduğu tuzak gayet iyiydi ve orada, disintegrate büyüsü üzerinde çalıştığını görebiliyoruz kendisinin. peki bu büyüsünü bir kahramanımızın üzerinde kullanabilecek mi?.. işte bunu söylersem önemli bir spoiler olur. ama başarılı bir paralyze büyüsü yapabiliyordu ilgili karaktere. işte bundan sonrasını görebilmek için filmi izleyin. *
yalnız yazı çok uzayacak böyle giderse... yani bu konulara girdiğim zaman duramayabiliyorum ve midnight chronicles'ın başlığındaki tanımım 10.000 kelimeyi geçmişti. bunda öyle abartmayayım diye düşünüyorum. hehah.
hatta ufaktan sadede geleyim artık.
filmdeki oyunculuklar bence yeterli derecede tatmin edici. midnight chronicles'ı tanıtırken de söylemiştim galiba; böylesi fantastik işlerde alışılandan farklı oyunculukların olması benim için genelde daha ideal oluyor. yani ben gerçek bir "drama" görmek istemiyorum böylesi fantezi filmlerinde. karakterlerin renkli olması, sahnelerin çok dandik olmaması falan yeterli geliyor bana normalde. gönül ister ki bu gibi konularda her fantastik film, 2023'te çıkan şimdilik son d&d filmindeki gibi en üst seviyelerde olsun. ama olmuyorsa da elimizdekinden zevk alıp almamak da bize kalmış. ben bu 2. d&d filmini gayet seviyorum ve son d&d filmine verdiğim notun aynısını vereceğim: 8.5/10
bu arada filmdeki cgi kullanımı gibi şeyler beni tatmin etti. majör battle'lardan birinde yer alan ice dragon'ın, faluzure'un falan başka şekilde yaratılmasının/canlandırılmasının zaten hala başka bir yolu yok sanırım. herhalde artık yapay zekayla bunlar çok daha iyi yapılabiliyordur ama filmleri de dönemlerine göre, yapıldığı zamandaki teknolojilere göre değerlendirmek gerekir. fazla gerçekçilik aramıyorum ben şahsen böyle sahnelerde ve beklediğimi buldum diyebilirim bu bakımdan.
aslında 9 da verebilirdim ama... birkaç tane yuh artık dediğim şey vardı filmde. öncelikle melora'nın, sevdiceği berek'e "there are two forms of magic. i, myself study the arcane, clerics study the divine" falan demesi... kelimeler farklıdır da yani bu minvalde bir şeyler söylüyordu. yahu "gocan" bir captain. üst level bir fighter. kaz kafalı bir barbarian falan da değil. ve uzun süredir sevgilisiniz de, belli ki. o ayrımı bilsin bir zahmet. karşında 1. seviye bir fighter yok ki. işte seyircilere biraz bilgi tepikleyelim demişler ama bu diyalog o iki karakterin arasında geçmemeliydi ya. ahahaha. bir de, "fire, earth, water, air; the four elements..." falan. işte cidden bir de böyle sanki anca bir grand mage'in nail olabildiği bilgilerden bahsediyorlarmış gibi heyecanla falan söylemiyorlar mıydı. lakjdlskjadlkasjd
neyse... valla seviyorum ben bu filmi cidden. çıktığı sene falan izlemişimdir. toplamda da 5-10 kez seyretmişimdir. ileride de izlerim sanırım. size de izlemenizi salık veririm, fantastik filmlerden hoşlanıyor iseniz.

devamını gör...
2.
ikincisini bilmem de yani izlemedim ama bunun bir önceki filmi herhalde gördüğüm en kötü fantastik kurgu yapımıydı. frp filmi demeye dilim varmıyor o derece berbattı... kraliçeyi görünce t.bitch diye okuduğum t.birch'e aa american beauty'deki sosyopat kız demiştim. thief eleman tek başına koskoca mage gebertti ona yuhela demiştim bir de efektler ne kadar berbattı be yıldırım efekti ejderhalar hepsi gerçekten çok kötüydü. bir de film o kadar uzun vizyonda da kalmadı bariz lord of the rings üçlemesini de yapan new line cinema ertesi sene gene o sıralarda fellowship of the ring'i vizyona sokmuştu o gelene kadar böyle zaman geçsin millet idare etsin şimdilik esas performansı lotra saklıyoruz niteliğinde yapılmış çabuk tüketilen unutulan yapımlar gibiydi.
devamını gör...