41.
elimi nereye koysam içime değiyor..
kırılgan bir cam gibi.. dokunsam çatlayacak, dokunmasam kendi kendine parçalanacak..
içimde bir sessizlik var, gürültüden yapılma..
kimse duymuyor ben her an onunla yaşıyorum..
zaman omuzlarımda duruyor,
ne ileri gidiyor ne geri..
nefeslerim sayılı değil, dağınık..
odanın ortasında bırakılmış bir sandalye gibiyim,
yerini bilen ama neden orada olduğunu unutan..
düşüncelerim pencere önünde birikiyor,
açılmayan bir hava gibi..
kalbim arada duraksıyor, her kelimeyi unutmuş gibi..
ışık geliyor, yerleşmiyor..
kalp dolu, taşmıyor..
ve gece..
her gece..
üstüme örtülen bir örtü gibi herşeyi kapatıyor..
kırılgan bir cam gibi.. dokunsam çatlayacak, dokunmasam kendi kendine parçalanacak..
içimde bir sessizlik var, gürültüden yapılma..
kimse duymuyor ben her an onunla yaşıyorum..
zaman omuzlarımda duruyor,
ne ileri gidiyor ne geri..
nefeslerim sayılı değil, dağınık..
odanın ortasında bırakılmış bir sandalye gibiyim,
yerini bilen ama neden orada olduğunu unutan..
düşüncelerim pencere önünde birikiyor,
açılmayan bir hava gibi..
kalbim arada duraksıyor, her kelimeyi unutmuş gibi..
ışık geliyor, yerleşmiyor..
kalp dolu, taşmıyor..
ve gece..
her gece..
üstüme örtülen bir örtü gibi herşeyi kapatıyor..
devamını gör...
42.
içimde uzun bir koridor var..
kapıları aralık, odaları sessiz..
her kapının ardında başka bir “ben” oturuyor..
hiçbiri konuşmak istemiyor..
sabahları uyanıyorum, bu bile bir tür cesaret gibi.. yatağın kenarında oturup dünyaya karışmadan önce kalbimi yokluyorum..
hâlâ burada mı?
yoksa dün gece başka bir düşüncenin içinde mi unuttum?
insan bazı geceler biraz fazla fark ediyor..
perdenin kıpırtısını, bir bardaktaki suyun ağırlığını, karşıdan gelen bakışın içindeki boşluğu..
fazla fark etmek yoruyor..
gülüyorum elbette..
sofraya oturuyor, çay koyuyor,
“iyiyim” diyorum..
oysa iyilik dediğin ince bir cam tabaka..
altında derin bir su var, kimse eğilip bakmıyor..
kendimi hep biraz kenarda hissediyorum.. sanki dünya bir cümle kurmuş da ben virgül olarak kalmışım..
akşamları gökyüzüne bakıyorum.. siyah ağırlaşıyor..
bir renk bu kadar nasıl yük olabilir?
bazen düşünüyorum uzun uzun.. mesele kaybolmak değil, fazla görünmek belki de..
yorgun değilim..
bir defter açıyorum..
yazıyorum.. hep yazıyorum..
kelimeler su gibi akmıyor..
daha çok cam kırıkları gibi düşüyor sayfaya..
parlıyorlar, ama tutulmuyorlar..
hayatla aramda ince bir mesafe var..
ne uzaklaşabiliyorum
ne tam yaklaşabiliyorum..
iki adım atsam değişecek gibi, ama ayaklarım hep düşüncelere batıyor..
ve yine de.. sabah olacak..
ben pencereyi açacağım..
hava içeri dolacak..
yine hiçbir şey düzelmeyecek..
ama içimde bir yer,
inatla atmaya devam edecek..
kapıları aralık, odaları sessiz..
her kapının ardında başka bir “ben” oturuyor..
hiçbiri konuşmak istemiyor..
sabahları uyanıyorum, bu bile bir tür cesaret gibi.. yatağın kenarında oturup dünyaya karışmadan önce kalbimi yokluyorum..
hâlâ burada mı?
yoksa dün gece başka bir düşüncenin içinde mi unuttum?
insan bazı geceler biraz fazla fark ediyor..
perdenin kıpırtısını, bir bardaktaki suyun ağırlığını, karşıdan gelen bakışın içindeki boşluğu..
fazla fark etmek yoruyor..
gülüyorum elbette..
sofraya oturuyor, çay koyuyor,
“iyiyim” diyorum..
oysa iyilik dediğin ince bir cam tabaka..
altında derin bir su var, kimse eğilip bakmıyor..
kendimi hep biraz kenarda hissediyorum.. sanki dünya bir cümle kurmuş da ben virgül olarak kalmışım..
akşamları gökyüzüne bakıyorum.. siyah ağırlaşıyor..
bir renk bu kadar nasıl yük olabilir?
bazen düşünüyorum uzun uzun.. mesele kaybolmak değil, fazla görünmek belki de..
yorgun değilim..
bir defter açıyorum..
yazıyorum.. hep yazıyorum..
kelimeler su gibi akmıyor..
daha çok cam kırıkları gibi düşüyor sayfaya..
parlıyorlar, ama tutulmuyorlar..
hayatla aramda ince bir mesafe var..
ne uzaklaşabiliyorum
ne tam yaklaşabiliyorum..
iki adım atsam değişecek gibi, ama ayaklarım hep düşüncelere batıyor..
ve yine de.. sabah olacak..
ben pencereyi açacağım..
hava içeri dolacak..
yine hiçbir şey düzelmeyecek..
ama içimde bir yer,
inatla atmaya devam edecek..
devamını gör...
43.
herkes konuşuyor..
caddede, sokakta, evde, işte..
televizyonda birileri bağırıyor, telefonda birileri anlatıyor..
her köşeden bir ses yükseliyor..
kapı aralıklarından sızan kırgınlıklar, balkonlardan dökülen şikayetler, meydanlarda çoğalan iddialar..
herkes anlatıyor..
başından geçenleri, inandıklarını, kızdıklarını, haklı olduklarını.. kimse duymuyor..
bitmek bilmeyen cümleler var..
noktasız, virgülsüz, nefessiz..
anlam kısa.. sabır daha kısa.. zihinler o kadar dolu ki, kimse sabredemiyor artık..
insanlar konuşarak yaklaşacaklarını sanıyor.. oysa çoğu zaman kelimeler araya duvar örüyor..
peki..
insanlar konuşmayı sevdiği için mi konuşuyor, yoksa sessizlikten korktuğu için mi?
belki de asıl eksik olan şey
bir anlık gerçek sessizliktir.. telefonun susması, televizyonun kapanması, zihnin durulması.. birinin cümlesi bitince hemen cevap yetiştirmemek.. araya girip kendimizi anlatmaya başlamamak..
gürültü çağında en radikal eylem belki de susmaktır..
caddede, sokakta, evde, işte..
televizyonda birileri bağırıyor, telefonda birileri anlatıyor..
her köşeden bir ses yükseliyor..
kapı aralıklarından sızan kırgınlıklar, balkonlardan dökülen şikayetler, meydanlarda çoğalan iddialar..
herkes anlatıyor..
başından geçenleri, inandıklarını, kızdıklarını, haklı olduklarını.. kimse duymuyor..
bitmek bilmeyen cümleler var..
noktasız, virgülsüz, nefessiz..
anlam kısa.. sabır daha kısa.. zihinler o kadar dolu ki, kimse sabredemiyor artık..
insanlar konuşarak yaklaşacaklarını sanıyor.. oysa çoğu zaman kelimeler araya duvar örüyor..
peki..
insanlar konuşmayı sevdiği için mi konuşuyor, yoksa sessizlikten korktuğu için mi?
belki de asıl eksik olan şey
bir anlık gerçek sessizliktir.. telefonun susması, televizyonun kapanması, zihnin durulması.. birinin cümlesi bitince hemen cevap yetiştirmemek.. araya girip kendimizi anlatmaya başlamamak..
gürültü çağında en radikal eylem belki de susmaktır..
devamını gör...
44.
ne zamandan sonra usulca ellerimizi gevşetip, tutunduğumuz her şeyi ardımızda bırakmamız gerektiğini anlarız.. zamanın suskun bakışında gizli olan o eşiğe varınca..
devamını gör...
45.
hepimiz dünyaya gösterdiğimiz yüzlerimizin ardına saklanıyoruz.
insan, en savunmasız yerini herkesin önüne bırakacak kadar cesur değil.. kimse tam görünmüyor.. kimse tam dokunmuyor..
gün içinde güçlü olanı seçiyoruz..
akıllı olanı.. soğukkanlı olanı..
oysa içimizde daha sessiz bir yüz var..
çabuk incinen, çabuk yorulan,
bazen sebepsiz yere kararan..
birine “iyiyim” diyoruz, “dağılıyorum” demek fazla çıplak..
“güçlüyüm” diyoruz, “yoruldum” demek sanki yenilmişlik gibi..
psikoloji buna “persona” diyor.. insanın toplumsal hayatta taktığı uyumlu yüz..
bazılarımız neşeyi zırh gibi kuşanıyor..
bazıları mesafeyi..
bazıları zekâyı..
anlıyoruz ki, makyaj sadece yüze değil karaktere de yapılıyor...
insan herkese değil belki ama en az bir kişiye maskesiz kalabilmeli..
yoksa hayat, iyi oynanmış ama hiç yaşanmamış bir rol olarak kalabilir..
insan, en savunmasız yerini herkesin önüne bırakacak kadar cesur değil.. kimse tam görünmüyor.. kimse tam dokunmuyor..
gün içinde güçlü olanı seçiyoruz..
akıllı olanı.. soğukkanlı olanı..
oysa içimizde daha sessiz bir yüz var..
çabuk incinen, çabuk yorulan,
bazen sebepsiz yere kararan..
birine “iyiyim” diyoruz, “dağılıyorum” demek fazla çıplak..
“güçlüyüm” diyoruz, “yoruldum” demek sanki yenilmişlik gibi..
psikoloji buna “persona” diyor.. insanın toplumsal hayatta taktığı uyumlu yüz..
bazılarımız neşeyi zırh gibi kuşanıyor..
bazıları mesafeyi..
bazıları zekâyı..
anlıyoruz ki, makyaj sadece yüze değil karaktere de yapılıyor...
insan herkese değil belki ama en az bir kişiye maskesiz kalabilmeli..
yoksa hayat, iyi oynanmış ama hiç yaşanmamış bir rol olarak kalabilir..
devamını gör...
"gece yazıları" ile benzer başlıklar
duvar yazıları
157