orijinal adı: ensaio sobre a lucidez
yazar: jose saramago
yayım yılı: 2004
körlük (kitap)'ının devamı niteliğindedir. seçim günü önce kimsenin oy atmaya gitmediği sandıklar, zaman geçince bir anda dolmuş lakin oylar açıldığında büyük bir oranının boş oy olduğu anlaşılmıştır. bunun arkasında körlük kitabındaki salgından kurtulan kişinin olduğu düşünülür.
yazar: jose saramago
yayım yılı: 2004
körlük (kitap)'ının devamı niteliğindedir. seçim günü önce kimsenin oy atmaya gitmediği sandıklar, zaman geçince bir anda dolmuş lakin oylar açıldığında büyük bir oranının boş oy olduğu anlaşılmıştır. bunun arkasında körlük kitabındaki salgından kurtulan kişinin olduğu düşünülür.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "insan olun biraz" tarafından 14.05.2021 13:36 tarihinde açılmıştır.
1.
josé saramago tarafından yazılmış kitap. körlük kitabının devamı olarak görülmektedir. körlük ve görmek kitapları içerik olarak bağlantılı olmasalar da görmek kitabını daha iyi anlayabilmeniz için öncesinde körlüğü okumuş olmanız gerekmektedir. körlük kitabını okumak aşırı bir kültür birikimi gerektirmese de görmek kitabı derin bir kitap kültürü, felsefe, sosyoloji vb. alanlardaki genel geçer kavramları bilmenizi gerektirmekte. bir kitap sever için bile okuması kolay olmayan bir kitap. ağır bir dili olması sebebiyle kitap hızlı ilerlemez, bazen anlatılan sembolü anlamak için sizin de ağırdan alarak okumanız gerekebilir. kitabın politik ve karanlık bir duruşu olduğu için çoğu kişi tarafından sevilmemekte.
körlük kitabının devamı diye okuyayım derseniz aradığınızı bulamayacağınızı söyleyebilirim. benim gibi seriyi bitirmek için okursanız, sanırım kitabı bitirmekte zorlanmazsınız.
körlük kitabının devamı diye okuyayım derseniz aradığınızı bulamayacağınızı söyleyebilirim. benim gibi seriyi bitirmek için okursanız, sanırım kitabı bitirmekte zorlanmazsınız.
devamını gör...
2.
jose saramago’nun devam kitabıdır.
görmeye başlamak yeniden; bembeyaz bir körlükten kurtulup yeniden tüm renkleriyle dünyayı seyredalabilmek değildir aslında. saramgo’nun körlük romanında bir anda körlük salgınına tutulan şehre geri döneriz ancak “demokrasi”nin rafa kaldılırıldığı, anarşinin hüküm sürdüğü o dönemin üzerinden dört yıl geçmiştir.şehir olağan durumuna dönmüştür, hatta demokrasinin bizlere sunduğu en büyük “özgürlük”lerden biri olan seçim zamanı bile gelmiştir.
kör olduktan sonra yeniden görmeye başladığı yanılgısına kapılan şehir sakinleri asıl uyanışı bu seçim esnasında yaşayacaktır. şehrin hala bir ismi yoktur, bilinmeyen bir kentin başkentidir orası ve doktorun karısı hala orada yaşamaktadır. seçim günü bastıran ve muson yağmurlarını andıran şiddetli yağmur oy sandıkları başında bekleyen insanları önce sıradan bir doğa olayının etkileyeceği kadar etkiler.
ama saatler ilerledikçe ve oy kullanmaya bir avuç insandan fazlsı gelmeyince arada bir görevlilerden biri kafasını uzattıp merak ve endişeyle gelip giden var mı diye bakmak için kapıya yönelir ancak gelen yoktur. saat 4 olduğunda, yani sandıkların kapanmasına 1 saat kala insanlar oy kullanmaya gelir ve merak ve endişe böylelikle giderilmiş olur.
ancak bu rahatlama sadece oy sayımı başlayana kadar süre zira kullanılan oyların %70’i boş çıkmıştır. hükümet, devlet aciln toplantılar yapar ve bunun bir komplo olduğuna hükmettikleri için de seçimleri yenilerler ancak bu sefer alınan sonuç daha vahimdir, zira oyların %83’ü boş çıkmıştır.
bunun üzerine önce sorumlular aranmaya başlanır ve şüphelilerin başında 4 sene önce kör olmayan tek kişi olan doktorun karısı vardır. sorguya alınır ancak 4 sene önce kargaşa esnasında olanlarla ilgili yapılan tehditlere rağmen bir sonuç çıkmaz. hiçbir sonuç elde edemeyeceğine inanan hükümet kenti yalnız bırakmaya karar verir. bu, şehrin sonu olacak ve anarşiyle başa çıkamayan şerhir yola girecektir. manasızlığı kendinden menkul bir olağanüstü hal ilan edilir. medya her zaman yaptığı gibi çarptırılmış haberler sunar. suç yaratarak kendine durumdan vazife çıkartan polis ve asker şehri terk etme hazırlıklarına başlar. hükümetin bir gece yarısı sessizce şehri terk etme planı şehir sakinlerinin “ışıkları” ile sekteye uğratılsa da şehirden ayrılmayı başarırlar.
ancak umdukları olmaz ve şehir devlet ve hükümet olmadan da kendi kendini idare etmeye devam eder hem de eskisinden daha iyi bir şekilde.
saramago,devleti, hükümetleri, polisi, askeri ve medyayı, yani iktidarın elebaşlarını bize umut verecek şekilde ve alabildiğine sertçe eleştirir bu romanında ve bizler anlarız ki körlükten kurtulmanın yolu sadece görmek değildir, körlük illeti ancak ve ancak “görmek”le alt edilebilir.
görmeye başlamak yeniden; bembeyaz bir körlükten kurtulup yeniden tüm renkleriyle dünyayı seyredalabilmek değildir aslında. saramgo’nun körlük romanında bir anda körlük salgınına tutulan şehre geri döneriz ancak “demokrasi”nin rafa kaldılırıldığı, anarşinin hüküm sürdüğü o dönemin üzerinden dört yıl geçmiştir.şehir olağan durumuna dönmüştür, hatta demokrasinin bizlere sunduğu en büyük “özgürlük”lerden biri olan seçim zamanı bile gelmiştir.
kör olduktan sonra yeniden görmeye başladığı yanılgısına kapılan şehir sakinleri asıl uyanışı bu seçim esnasında yaşayacaktır. şehrin hala bir ismi yoktur, bilinmeyen bir kentin başkentidir orası ve doktorun karısı hala orada yaşamaktadır. seçim günü bastıran ve muson yağmurlarını andıran şiddetli yağmur oy sandıkları başında bekleyen insanları önce sıradan bir doğa olayının etkileyeceği kadar etkiler.
ama saatler ilerledikçe ve oy kullanmaya bir avuç insandan fazlsı gelmeyince arada bir görevlilerden biri kafasını uzattıp merak ve endişeyle gelip giden var mı diye bakmak için kapıya yönelir ancak gelen yoktur. saat 4 olduğunda, yani sandıkların kapanmasına 1 saat kala insanlar oy kullanmaya gelir ve merak ve endişe böylelikle giderilmiş olur.
ancak bu rahatlama sadece oy sayımı başlayana kadar süre zira kullanılan oyların %70’i boş çıkmıştır. hükümet, devlet aciln toplantılar yapar ve bunun bir komplo olduğuna hükmettikleri için de seçimleri yenilerler ancak bu sefer alınan sonuç daha vahimdir, zira oyların %83’ü boş çıkmıştır.
bunun üzerine önce sorumlular aranmaya başlanır ve şüphelilerin başında 4 sene önce kör olmayan tek kişi olan doktorun karısı vardır. sorguya alınır ancak 4 sene önce kargaşa esnasında olanlarla ilgili yapılan tehditlere rağmen bir sonuç çıkmaz. hiçbir sonuç elde edemeyeceğine inanan hükümet kenti yalnız bırakmaya karar verir. bu, şehrin sonu olacak ve anarşiyle başa çıkamayan şerhir yola girecektir. manasızlığı kendinden menkul bir olağanüstü hal ilan edilir. medya her zaman yaptığı gibi çarptırılmış haberler sunar. suç yaratarak kendine durumdan vazife çıkartan polis ve asker şehri terk etme hazırlıklarına başlar. hükümetin bir gece yarısı sessizce şehri terk etme planı şehir sakinlerinin “ışıkları” ile sekteye uğratılsa da şehirden ayrılmayı başarırlar.
ancak umdukları olmaz ve şehir devlet ve hükümet olmadan da kendi kendini idare etmeye devam eder hem de eskisinden daha iyi bir şekilde.
saramago,devleti, hükümetleri, polisi, askeri ve medyayı, yani iktidarın elebaşlarını bize umut verecek şekilde ve alabildiğine sertçe eleştirir bu romanında ve bizler anlarız ki körlükten kurtulmanın yolu sadece görmek değildir, körlük illeti ancak ve ancak “görmek”le alt edilebilir.
devamını gör...
3.
açıkcası görmek kitabını körlük kitabından önce duymamıştım. körlük beklediğimden akıcı ve güzel bir kitap olunca peşinden görmek kitabını da okumak istedim. başlarda yavaş ilerlese de ortalarından sonra akıp giden bir konusu vardı.
yazar körlük kitabındaki gibi görmek kitabında da yine adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen kişileriyle bu kez siyaset üzerinden anlatıyor anlatacaklarını. beyaz körlüğün yerini beyaz oy alıyor. seçimlerde başkentin çoğunluğu boş oy kullanınca bu durum siyasileri tedirgin ediyor ve başkent karantinaya alınıp halk kendi haline bırakılıyor. okurken bu kısma kadar seçimlerde boş oy çokluğunun tedirgin edişi ve karantinya alınan başkentte kaosun çıkıp çıkmayacağı okura düşündürtülürken beklenmedik ya da benim beklemediğim şekilde konu körlük kitabındaki olay ve kişilere bağlanıyor. daha doğrusu bir algı değiştirme durumu isteniyor. zaten bundan sonrası benim kitabı hemen okuyup bitirmeme sebep oldu.
"umut tuz gibidir. insanı doyurmaz ama ekmeğe tat verir."
yazar körlük kitabındaki gibi görmek kitabında da yine adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen kişileriyle bu kez siyaset üzerinden anlatıyor anlatacaklarını. beyaz körlüğün yerini beyaz oy alıyor. seçimlerde başkentin çoğunluğu boş oy kullanınca bu durum siyasileri tedirgin ediyor ve başkent karantinaya alınıp halk kendi haline bırakılıyor. okurken bu kısma kadar seçimlerde boş oy çokluğunun tedirgin edişi ve karantinya alınan başkentte kaosun çıkıp çıkmayacağı okura düşündürtülürken beklenmedik ya da benim beklemediğim şekilde konu körlük kitabındaki olay ve kişilere bağlanıyor. daha doğrusu bir algı değiştirme durumu isteniyor. zaten bundan sonrası benim kitabı hemen okuyup bitirmeme sebep oldu.
"umut tuz gibidir. insanı doyurmaz ama ekmeğe tat verir."
devamını gör...
4.
körlük kitabından sonra devam kitabı diye başlanılıp bambaşka bir konuyla insanı tokatlayan kitap. ben cok etkileyici buldum. kitaplar hangi dönemde yazılırsa yazılsın nasıl oluyorda tam da bugünü anlatıyor ben bu sihri çözebilmis degilim. büyük yazar ve düsünürler olmasa bizim gözümüzü kim açardı acaba.
devamını gör...
5.
jose saramago’nun körlük kitabının devamı niteliğindeki kitabı.
körlük hastalığının geçmesiyle, tüm insanlar görmeye başlamış ve hayat normale dönmüştür. ta ki seçimlere kadar. yağmurlu bir gündür. seçim sandığı başında bekleyen görevliler, herkesin oy vermek için kuyruğa gireceğini beklerken, tek tük insanın gelmesi herkesi şaşırtmıştır. seçim tekrar düzenlenir ve herkes sanki anlaşmış gibidir ve yine tek tük insan oy kullanmaya gelir. insanlar karanlığı görüp aydınlığa çıkmıştır artık;çünkü görmeye başlamışlardır. bu aslında bir toplumun aydınlanmasını sembolize eder.
şehrin karantinaya alınıp tüm bağların kesilmesi ile direniş kırılacak zannedilmiştir. halbuki bu organize bir direniş değildir. aydınlanmanın verdiği bireysel direniştir. şehir , yalnız bırakılmakla yıldırılmaya çalışılmış ama her birey kendi çöpünü toplamış, birbirine destek olmuş ve yönetilmeye gerek görmeden de örnek bir toplum olabileceğini göstermiştir. yazar,aydınlanmış ve farkında olan bireylerin olduğu toplumlarda , yönetilmeden de düzenli bir toplum kurulabileceğini göstermek istemiş.
yani düzen için illa devlete ihtiyaç yoktur; yeterki insanlar bilinçli olsunlar.
bu ‘direnişi’ kırmak için kullandığı yöntemi ise çok güzel simgeleştirmiş yazar. ‘ilk kör’ yoluyla. ilk kitapta , körlüğün ilk bulaştığı kişi, cahilliği simgeleyen kişi tarafından. onun ihaneti, kör olmayan tek kişiye yöneliktir: aydınlanmış kişi. yani karanlığın aydınlığa galip gelmesidir bir nevi.
şunu da belirtmek isterim ki, yukarıda bahsettiğim simgeler, sadece kitabı kendi açımdan yorumlamamdan ibarettir. farklı okuyucular, farklı şekillerde yorumlayabilir tabi.
herkesin aynı şekilde anlamasını isteseydi saramago, sanırım sembol kullanmazdı.
körlük kitabı kadar etkileyici olmasa da, yine okutan ve dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayacak bir kitap.
körlük hastalığının geçmesiyle, tüm insanlar görmeye başlamış ve hayat normale dönmüştür. ta ki seçimlere kadar. yağmurlu bir gündür. seçim sandığı başında bekleyen görevliler, herkesin oy vermek için kuyruğa gireceğini beklerken, tek tük insanın gelmesi herkesi şaşırtmıştır. seçim tekrar düzenlenir ve herkes sanki anlaşmış gibidir ve yine tek tük insan oy kullanmaya gelir. insanlar karanlığı görüp aydınlığa çıkmıştır artık;çünkü görmeye başlamışlardır. bu aslında bir toplumun aydınlanmasını sembolize eder.
şehrin karantinaya alınıp tüm bağların kesilmesi ile direniş kırılacak zannedilmiştir. halbuki bu organize bir direniş değildir. aydınlanmanın verdiği bireysel direniştir. şehir , yalnız bırakılmakla yıldırılmaya çalışılmış ama her birey kendi çöpünü toplamış, birbirine destek olmuş ve yönetilmeye gerek görmeden de örnek bir toplum olabileceğini göstermiştir. yazar,aydınlanmış ve farkında olan bireylerin olduğu toplumlarda , yönetilmeden de düzenli bir toplum kurulabileceğini göstermek istemiş.
yani düzen için illa devlete ihtiyaç yoktur; yeterki insanlar bilinçli olsunlar.
bu ‘direnişi’ kırmak için kullandığı yöntemi ise çok güzel simgeleştirmiş yazar. ‘ilk kör’ yoluyla. ilk kitapta , körlüğün ilk bulaştığı kişi, cahilliği simgeleyen kişi tarafından. onun ihaneti, kör olmayan tek kişiye yöneliktir: aydınlanmış kişi. yani karanlığın aydınlığa galip gelmesidir bir nevi.
şunu da belirtmek isterim ki, yukarıda bahsettiğim simgeler, sadece kitabı kendi açımdan yorumlamamdan ibarettir. farklı okuyucular, farklı şekillerde yorumlayabilir tabi.
herkesin aynı şekilde anlamasını isteseydi saramago, sanırım sembol kullanmazdı.
körlük kitabı kadar etkileyici olmasa da, yine okutan ve dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayacak bir kitap.
devamını gör...
