1.
kazuo ishiguro
uzak tepeler kitabıyla tanıştığım yazar. kendisi bir ingiliz beyfendisi inceliğiyle yazıp bir japon edebiyatçısı sadeliğiyle sunuyor eserlerini. sanırım tüm eserlerinde yanınızda bir kutu mendil bulundurmanızda fayda var. arka arkaya okumaya başlamıştım ki ağlamaktan duygu durumum çok değişiyor diye başka yazarlara geçtim.
eserleri genelde yalın bir karamsarlık, depresiflik içeriyor. öyle ki başta günlük hayattan bahsettiğini düşünürken birden kendinizi ruhunuz daralırken buluyorsunuz. öyle sade, sakin ve süssüz bir anlatım mevcut ki hep iyi bir şeyler olacak gibi beklediğiniz kitapların hepsini içinizde bir hüzünle okuduğunuzu fark ediyorsunuz.
bana sorarsanız tüm kitapları birbirine çok benziyor. çevirmen hatası mıdır bilmiyorum ama tüm kitapları birbirinin başka bir benzeri gibi geldi okurken. belli bir noktadan sonra kitapta ne olacağını tahmin etmek eğlenceliden ziyada sıkıcı bir hale getirdi yazarı benim için. bu sebeptendir ki tarzı ve dili hep aynı olan bir yazara neden nobel vermişlerdir sorusunu kedime sormadan edemiyorum. değindiği konular vs. evet çok güzel ama gerçekten "vay be" diye bitirdiğim bir kitabı olmadı.
kendisi nobel ödüllü ancak bunun tek sebebi kalemi midir sorusu tartışmalı. esasen japon olup başka ülkede yaşadığı için japonlar tarafından sevilmez. edebiyatlarında bahsetmiyorlar bile diye biliyorum. en sinir oldukları şey de eserlerini ingilizce yazıyor oluşu. aynı dışlanmayı haruki murakamide yaşamaktadır. tüm eserlerini japonca yazmasına, tüm karakteri japon kültürü ve japon kişiliklerine sahip olmasına, kitapları japonyada yayınlanmasına rağmen amerikada yaşadığı ve eserlerini orda yazdığı için murakami yi de sevmezler. bu sebepten nobel ödülü şaibeli olarak görülmekte. hatta murakami'nin ödül alamayışının sebebi de bu olarak gösterilmektedir.
eserleri genelde yalın bir karamsarlık, depresiflik içeriyor. öyle ki başta günlük hayattan bahsettiğini düşünürken birden kendinizi ruhunuz daralırken buluyorsunuz. öyle sade, sakin ve süssüz bir anlatım mevcut ki hep iyi bir şeyler olacak gibi beklediğiniz kitapların hepsini içinizde bir hüzünle okuduğunuzu fark ediyorsunuz.
bana sorarsanız tüm kitapları birbirine çok benziyor. çevirmen hatası mıdır bilmiyorum ama tüm kitapları birbirinin başka bir benzeri gibi geldi okurken. belli bir noktadan sonra kitapta ne olacağını tahmin etmek eğlenceliden ziyada sıkıcı bir hale getirdi yazarı benim için. bu sebeptendir ki tarzı ve dili hep aynı olan bir yazara neden nobel vermişlerdir sorusunu kedime sormadan edemiyorum. değindiği konular vs. evet çok güzel ama gerçekten "vay be" diye bitirdiğim bir kitabı olmadı.
kendisi nobel ödüllü ancak bunun tek sebebi kalemi midir sorusu tartışmalı. esasen japon olup başka ülkede yaşadığı için japonlar tarafından sevilmez. edebiyatlarında bahsetmiyorlar bile diye biliyorum. en sinir oldukları şey de eserlerini ingilizce yazıyor oluşu. aynı dışlanmayı haruki murakamide yaşamaktadır. tüm eserlerini japonca yazmasına, tüm karakteri japon kültürü ve japon kişiliklerine sahip olmasına, kitapları japonyada yayınlanmasına rağmen amerikada yaşadığı ve eserlerini orda yazdığı için murakami yi de sevmezler. bu sebepten nobel ödülü şaibeli olarak görülmekte. hatta murakami'nin ödül alamayışının sebebi de bu olarak gösterilmektedir.
devamını gör...