kuro neko yazar profili

kuro neko kapak fotoğrafı
kuro neko profil fotoğrafı
rozet
karma: 3800 tanım: 170 başlık: 14 takipçi: 97
Yanılmak ve hayal kurmak cüretini göster.

son tanımları


kazuo ishiguro

uzak tepeler kitabıyla tanıştığım yazar. kendisi bir ingiliz beyfendisi inceliğiyle yazıp bir japon edebiyatçısı sadeliğiyle sunuyor eserlerini. sanırım tüm eserlerinde yanınızda bir kutu mendil bulundurmanızda fayda var. arka arkaya okumaya başlamıştım ki ağlamaktan duygu durumum çok değişiyor diye başka yazarlara geçtim.
eserleri genelde yalın bir karamsarlık, depresiflik içeriyor. öyle ki başta günlük hayattan bahsettiğini düşünürken birden kendinizi ruhunuz daralırken buluyorsunuz. öyle sade, sakin ve süssüz bir anlatım mevcut ki hep iyi bir şeyler olacak gibi beklediğiniz kitapların hepsini içinizde bir hüzünle okuduğunuzu fark ediyorsunuz.
bana sorarsanız tüm kitapları birbirine çok benziyor. çevirmen hatası mıdır bilmiyorum ama tüm kitapları birbirinin başka bir benzeri gibi geldi okurken. belli bir noktadan sonra kitapta ne olacağını tahmin etmek eğlenceliden ziyada sıkıcı bir hale getirdi yazarı benim için. bu sebeptendir ki tarzı ve dili hep aynı olan bir yazara neden nobel vermişlerdir sorusunu kedime sormadan edemiyorum. değindiği konular vs. evet çok güzel ama gerçekten "vay be" diye bitirdiğim bir kitabı olmadı.
kendisi nobel ödüllü ancak bunun tek sebebi kalemi midir sorusu tartışmalı. esasen japon olup başka ülkede yaşadığı için japonlar tarafından sevilmez. edebiyatlarında bahsetmiyorlar bile diye biliyorum. en sinir oldukları şey de eserlerini ingilizce yazıyor oluşu. aynı dışlanmayı haruki murakamide yaşamaktadır. tüm eserlerini japonca yazmasına, tüm karakteri japon kültürü ve japon kişiliklerine sahip olmasına, kitapları japonyada yayınlanmasına rağmen amerikada yaşadığı ve eserlerini orda yazdığı için murakami yi de sevmezler. bu sebepten nobel ödülü şaibeli olarak görülmekte. hatta murakami'nin ödül alamayışının sebebi de bu olarak gösterilmektedir.
devamını gör...

boşanma artışı

kadının çalışıyor ve okumuş olması. temel sebep bu. kadının çalışması tek başına yeterli değil. aynı zamanda okuyup aydınlanmış olması gerek.
eve dönünce erkekler "çok yorgunum" diye ayak uzatıyor. kadın da işten dönüyor ama "yemek", "çamaşır", "bulaşık","ütü","çocuk" ve daha bir çok sorumluluk aynı mesai saatini yaşayan biriyle evli olmasına rağmen kadına kalıyor. geçmişten gelen aile yapısı artık işlemiyor. kadına robot muamelesi yapan bir toplum oluşmuş durumda. bir de bakım bekleyen kocaya kimse ihtiyaç duymuyor. büyümüş, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen, bağımsız erkek arıyor kadınlar.* annesinin evinde hizmet, bakım gören çocuk değil. bu sebepten kadınlar kendime zaten bakabiliyorum diyip boşanıyor.
yeni nesil bekar erkek sayısı bu sebepten çokmuş ve sürekli yaşam şekillerinin güzellemesini yapıyorlar. on yıl sonra aile evinde hala mutlu olacaklar mı merak ediyorum? ya da kişiliklerinde olumlu bir değişiklik yapmayı hiç bir zaman kabul etmemekten pişman olacaklar mı? ama daha da garibi yeni nesil kadınlar öyle bıkmış ki bunlardan kendilerini kariyer yapmaya vermiş. çoğu iş yerinde yönetici pozisyonları kadınlara geçmeye başladı. kadınlar önümüzdeki yıllarda bir de burunlarından kıl aldırmayan bu yeni nesil erkeklerden daha fazla para kazanmaya başlayınca esas o zaman toplumsal değişiklikleri daha iyi göreceğiz.
tabii ki kadınlarında çekilmez, sorunlu olduğu evlilikler vardır. ancak yapılan araştırmalar kadınların gelişip değişirken, erkeklerin geri kalmalarının sonucu boşanmaların artmasının korkutucu olduğunu belirtiyor.
ben 21 yaşımda tek başıma yaşamaya başlamıştım. bir sebep olmaksızın hala aile evinde yaşayan erkeklerin, kendi sorumluluğunu dahi almaktan aciz davranırken, bir de evlilik ve çoluk çocuk sorumluluğu beklendiği dönemler geçti. kadınlar artık yetişkin olamamış erkekleri istemiyorlar. kadınlar her şeyin sorumluluğunu yüklendikleri evlilikler de istemiyor. bir insan, bir birey olarak özgür, mutlu, seçtiği hayatı yaşamak istiyor.
devamını gör...

kedilere selam vermek

çok sık yaparım. kedi severlerin kendine has selamla biçimleri var. genelde "kawaiii" desem de "hiiii neko-chan", "miyav", "nekota", "miyav miyav" gibi, daha yazsam "ne manyaklar var?" diyeceğiniz yüzlerece selamlama biçimim var. selam verip geçmediğimden devamında "çikiletam", "aşkım", "böcüğüm" gibi söylemlerim oluyor ve sevme kısmına geçiyorum.

eşimin iddiası kendisini asla böyle güzel sevmediğim ve seslenmediğim yönünde. bol bol "keşke kedi olsam da beni de böyle sevsen." demekte. **
devamını gör...

17 şubat 2026 yeni lgbt yasa tasarısı

devletler her zaman bireyden daha fazla bilgi ve ilgi sahibi. dünyanın bu döneminde, özgür bireylerin olduğu söylendiği bu döneminde devletler giderek daha da fazla bilgi ve ilgi sahibi olmaya başladılar.

bir kişinin cinsel yönelimi bir başka kişinin özgürlüğünü kısıtlamıyor, zarar vermiyor, engel olmuyorsa hukuk karşısında bir sorun teşkil etmiyor. cinsel yöneliminizin hukuken ve genel geçer etik için suç olduğu manipülasyonu doğru ve mantıklı mıdır? gerçekten çok ama çok hassas ve çok dikkat edilmesi gereken durumlar bunlar. psikolojik etkiler noktasına girmiyorum bile. bu durum kaşının altında gözün var gibi bir durum.

hırsızlık etik olarakta hukuken de suçtur. ama aç olduğun için çaldığın ortaya çıktığında hukuken suçlu olmaya devam etsen de genel geçer etik durumu yanlış görse de, ihtiyaç sonucu yapılan bir eylem olduğu için toplumsal/bireysel sempati/af kazanmasına sebep olacaktır.

etik keşke okullara ders olarak konulsa, her bireye zorunlu öğretilse. devletler laik olarak yönetilse. bu vesileyle, nurlu yolların rehberi olduğuna inanılan insanların tecavüz ettiği çocuklarımızın aileleri cennet için çocuklarının tecavüzcülerini affetmese. keşke bunların yasa tasarılarını da görsek.
devamını gör...

düğün yapmak istemeyen gelin

o kadar garip bir toplumsal yapımız var ki senin bireysel düşüncen, isteğin hiç bir şey ifade etmiyor.
başlığa yorum olarak bile yazılmış "sebebi araştırılsın". cidden mi? cidden bu derece sığ olmayı devam ettirmemiz mi gerekli?

"sen ikinci defa mı evleniyorsun?"
"biz dul gelin mi alıyoruz?"
"yoksa hamile misin?"
"neden gizli kapaklı evleniyorsunuz?"

bakın söylemlerin çoğu da kadın üzerinden genelde. bir kadın olarak sessiz, sakin, aile arasında ya da sadece eşiniz olacak kişi ile nikah-tören yapmak isteyebilirsiniz. paranız olmayabilir, sadelikten hoşlanıyor olabilirsiniz, müsriflik bile görüyor olabilirsiniz. kimseyi ilgilendirmez. bırakınız insanlar istediği gibi yaşasın.
devamını gör...

mail atmak

resmi evrak yazma, okuma konusunda başarılı olduğuma inanan biriyim.
yine de ben gibi mail atmaktan nefret mi ediyorsunuz?

son bir haftadır akademik düzeyde mail ve mesaj göndermekten gerçekten strese girdim. bir proje ödevi yapacağım, o da benim istediğim konu olsun dedim ama burnumdan henüz gelmese de o yola girdi. konuyla ilgili ölçek buldum maili nasıl atılır diye saatlerce düşünüp yazıyorum. cidden bu sene canım sıkılıyor, beni oyalasın diye başladığım yüksek lisans ruhumu emmeye başladı.

bu arada üç hafta önce gönderdiğim maillere de hala cevap alamadım. nasıl lanetli bir şeysin sen mail? normalde ihtiyacım yokken mail dili ve edebiyatı hakkında da bilgi sahibi olduk çok şükür.

son bir aydır beynimde dönen şener şen'in bir filmde sevdiğim, şiveli söylediği bir repliği var:

- allah kahretsin bu işleri. inanır mısın bir gün rahat edemez oldum. ulan ben bu dünyaya eşek gibi çalışmaya mı geldim? istemiyorum çalışmak, bende yaşamak istiyorum. buradan
devamını gör...

rusty lake

2015 yılında kurulmuş olan oyun geliştirme şirketi. kendilerini şirket olarak gördüklerinden emin değilim. oldukça eğleniyor görünüyorlar.
twin peaks dizisinden ilham alarak point and click tarzında oldukça eğlenceli oyunlar tasarlamaktalar. ilk oyunlarını çıkardıklarında ücretsiz sunarken şimdilerde satın alma ile hizmet vermekteler. geçen yıl 10. yıllarını kutladıkları ücretsiz bir oyun çıkardılar. eskiden türkçe dil desteği olmayan oyunlarında şimdi türkçe dil desteğinin de gelmesiyle ulaşabilecekleri kitle sayısını arttırdıklarını düşünüyorum. oyunlara gelirsek:

cube escape collection
samsara room
the white door
the past within
underground blossom
mitoza
rusty lake series
the mr.rabbit magic show*

hayatımda oynadığım en eğlenceli point and click oyunlarına sahipler. renk kullanımları, çizimler, hikayeler, sahneler arası geçişler gerçekten çok güzel. oyunun telefonda rahatça oynanabilir olması, sürekli bir yerde sizi dönüp dolaştırmaması, bıktırmadan sona ulaşmanız, oynarken düşündürmesi, kendi içerisinde mantıklı olan ipuçlarının olması, kendi alanında bana göre kalite diyebileceğimiz bir noktaya getiriyor şirketi. aynı zamanda oyunlarının çözümlerini de kendileri video çekerek, video izleme platformlarına yüklemekteler. oyunu oynamak için indirdiğinizde takılıp kaldığınız yerler için çözüm videolarını izleyebileyeceğiniz sitelere yönlendirecek yardım/çözüm içeriği bile mevcut. sanırım bu iş böyle yapılmalı diye dünyaya anlattılar. bence çok başarılılar.
düşürken eğlenmeyi sevenlere tavsiye ederim.
devamını gör...

duygusal istismar

ülkemizde ve özellikle asya ülkelerinde geleneksel kalıplar olarak önümüze çıkan davranış kalıplarına sahip istismar türüdür. kişinin duygusal istismara maruz kaldığını anlaması yıllarını alabilir. duygusal istismar yapan kişi bile yaptığının farkında olmayabilir. öyle keskin çizgileri yoktur ki eyleminizi toplumsal, ahlaki, bireysel olarak sorgularken kendinizi bulursunuz. #3864654 buradaki arkadaşın yazdığı gibi kesin çözüm yoktur gibi bir durum yok. kesin çözümü vardır. insanlarla aranıza sınırlar koymak. burada sorun sizin bu sınırı koyarken karşıdaki kişinin sizde yaratacağı/ yaratmak isteyeceği/ yaratmayı planlayacağı stres, gerilim, ahlaksal sorgulama, suçluluk duygusunu tetikleme davranış ve isteğiyle nasıl başa çıkacağınız? ya da çıkmak isteyip istemeyeceğiniz. çatışmadan kaçınmanın daha fazla soruna yol açması da mümkündür.

en bilinen örneklerden birini veriyorum, annelerin "sana sütümü helal etmem!" sözü. yapmanızı istediği, yapmak zorunda bırakmak istediği, yapmamanızı istediği şeyler için oldukça sık kullanılan bir duygusal istismar yoludur. verdiğiniz tepki ve cevaba göre annenizin tepkisi değişecektir. annem ilk bana söylediğinde suçlu hissetmiş ve kırılmamak için bana böyle bir cümle kurduğunu düşünerek "istediği olsun, benim istediğimin ne önemi var. "demiştim. oysa ben önemsiz miydim? hayır. ama kendimi hem kendi hem annemin gözünde daha önemsiz hale getirmiştim. bu arada annem her sıkıştığında bana duygusal istismar uygulamaya başlamıştı. ilk söylediği cümlenin üstünden çok zaman geçmemişti ki sürekli baş vurduğu bu cümleyi söylediği günlerden birinde anneme "cahil cahil konuşuyorsun. olayın sütünle ne alakası var? hem sütü ben mi istedim? bebektim, haberim bile yok. hem beni aç mı bırakacaktın? talep etmediğim bir şey için sürekli beni tehdit ediyorsun. doğmayı bile ben seçmedim, neyi haram edersen et." dedim. annem şok oldu dememi bekliyorsunuz ama olmadı. annem söylemini başka bir duygusal istismar yöntemine çevirdi anında "tansiyonum çıkıyor." odayı terk ettim. sakinleştiğinde geri döndüm. uzun bir konuşma yaptım ve duygusal istismarlarından rahatsız olduğumu anlattım.

bu arada annem okumuş, emekli olmuş, her yıl benden daha fazla kitap okuyan bir kadın. beni manipüle edebileceği en zahmetsiz yolu denediği için kendisini her zaman takdir edeceğim. çabaları devam etmektedir. **

şu an aklıma gelen kalıplaşmış toplumsal istismar cümleleri:

- elin çocuğuna bak ne güzel çalışıyor/ annesine-babasına bakıyor/ tarla işi yapıyor
- ben hastayım, beni doktora götürmeyecek misin? /ben hastayken bana sen bakacaksın tabi ki!
- karın/kocan bize laf söylüyor. eşin bizi sevmiyor.
- beni sevsen arardın.
- (tartışma anı) ay bana bir şeyler oluyor vb. *
devamını gör...

happy meal

her ülkede hediyesi farklı olan menü. okumuş-yazmış kitlenin bulunduğu ülkelerde oyuncak değil eğlenceli bilgi kitapçıkları dağıtmaktalar. bu sebepten aynı hafta, gittiğiniz farklı ülkelerde farklı hediyelerini alabilirsiniz.
devamını gör...

yemek yemenin vakit kaybı olduğunu düşünen insan

hem yemek yemeyi hem yemek yapmayı zaman kaybı olarak düşünen biri olarak tüm yemeklerimi evde yapıp işe bile götürüyorum. dışarıda yapılan hiç bir yemek sizin yaptığınız hijyen ve kaliteyi bulamaz ultra zengin değilseniz. bir de böyle düşünmem eylemimin de böyle olacağı anlamına gelmez.
açlık son 2-3 yıldır hissetmeye başladım. sabahları uyandıktan 2-3 saat sonra ancak yiyebiliyorum. bende normalim demiyorum ama duygusal yemekten iyidir diye düşünüyorum.

yemek yemekten aşırı keyif almak duygusal açlıktır. güzellemesini yapmalıyım.

bu durumumu düşünürken hep aklıma uykuyu gereksiz gördüğünden, geceleri uyumamak için kusana kadar yemek yiyen antik çağ filozofu gelir**
devamını gör...

japonya'da pitbull ile halkı korkutan kürtler

japonya dünyada yazılı kuralları olmadan kurallarıyla yaşayan bir ülke. adam diyor ki bunun doğrusu bu ve böyle davranılmalı. bu sebepten yıllardır kapalı toplum olarak yaşayan ülke dışarıdan gelenlerden nefret ediyor. bir çok toplumsal kural o kadar katı ki yasal olarak bir cezası bile yok. dışarıdan gelen yabancılar kültürlerini anlamadıkları için bile sinirlenen bir toplumda türk pasaportu gördüklerinde tüyleri diken diken oluyor. sonrasında size "türk'e benzemiyorsunuz." diyorlar. onların yaptığı gibi sadece gülümsüyorum. neden mi? çünkü bir japonun böyle bir cümle kurması "seni ve türk pasaportuna sahip kişileri burada istemiyoruz." anlamına geliyor.

pasaport bu sebepten eskiden herkese verilmiyordu. pasaport eski zamanlarda ülkesini yurt dışında düzgün bir şekilde temsil edebilecek kişilere veriliyordu. ırkınızın bir önemi yok, eğitim ve ahlakınızın bir önemi var diye düşünüyorum.
orada şu an bulunan türk pasaportlu kürt guruplar büyük siyasi ve toplumsal sorunlara yol açıyor. ama kendileri vaktinde terör suçlusu olan kişilere kucak açtığı için çok da dertlenmemeliler diye düşünüyorum. yerlere tükürmeyin diye türkçe tabelalar asmışlardı her yere. güldüğümü hatırlıyorum, acaba tabelada yazanı sığınmacıların kaçı okuyabiliyor diye düşünmüştüm. köpek sorunu falan bunlar dışarıya görünenleri. içeride çok daha büyük bir kaos yaşıyorlar.

yeşil pasaportum var, japonya'ya zorla girdim. mesleğimi görünce adam bana "senin işinin başında olman lazım buraya tatile gelemezsin." dedi. öyle şok oldum ki eşim bir süre gümrük memuruna pasaportu devletin başarılarım sonucu verdiği ve izin hakkımı kullandığımı anlatmasına rağmen "benden bir geç bakalım, diğerleri ne diyecek." diye gönderdi beni. orada sığınmacı olarak yaşayan türk pasaportlu kişilerin biz gibi okumuş-yazmış, tatil yapayım diye düşünen kişilere de etkisi bu.
devamını gör...

neo

dördüncü filmi hariç tutarak söylüyorum çok sevdiğim bir film karakteri. bir yandan da yanlış bulduğum bir karakter. bir kere karakteri anlamanız için bir çok felsefe kitabı okumanız gerekmekte. sembol alanına ait bilgi birikimine de ihtiyacınız var.
neo filmde başlangıçtır, her şey onla başlar, ona döner, onda biter, itme - çekme gücü ona aittir, tektir, her şeyi bilir ama bilgisizdir, aydınlandıkça güçlenir, cesurdur, meraklıdır, sorgulayıcıdır, korkaktır, kurtarıcıdır v.b. işte sanırım neo'da ilk olarak etkilendiğim ve sonradan rahatsız olduğum özelliği kurtarıcı olması. kurtarıcı tanımı öyle sıkıntılı ki, güç sadece onun elinde, paylaşamıyor, dağıtamıyor, koca bir yük omuzlarında, hep dertli, hep düşünceli, hep matematik yapıp çözümler üretmeye çalışıyor. film kurtarıcıya biraz fazla yüklenmiyor mu? yanında olan kişiler hem yükü hem destekçisi hem derdi. bana göre çok zor bir konumda. ilk izlediğim zamanlar kurtarıcı olmasını seviyordum çünkü kendinizi neo'nun yerine koyduğunuzda durduğu yer başta çok özel hissettiriyor. ama filmi dört-beş kere falan izlediğinizde görüyoruz ki durduğu yer çok ağır ve aslında seçmiş olduğu bir şey bile değil. seçeneğiniz bile olmayan görevi üstlenmiş olmanız ve herkesin hayatının buna bağlı olduğu gerçeğini omuzlarınızda taşıyarak davranmanız gerekmesi. gerçi benim anlattığım bu karakter taşıdığı ağrılığın farkında olduğu için kendisine üzülüyor ve kurtarıcı rolünü yanlış buluyorum. kendisine seçilen görevi yapmamayı da seçebilirdi ama o zaman film çıkmazdı.
ilham aldığım bir karakter olduğu gibi, fazla ilham aldığım için kendimden vererek "imkansızı da başarırım yea" moduna geçmeme sebep olan aşık olunası kurgu karakteri.
devamını gör...

koşmasaydım yazamazdım

bana ilham vermiş olan kitap. ilginçtir okuduğum tüm murakami kitapları içerisinde de en çok bu kitabı severim. sevgili çevirmen hüseyin can erkinin çevirisiyle okuduğumuz bu kitap bana çok samimi, içten, sıcak, kendim gibi hissettirdi okurken. o kadar eğlenerek okumuştum ki zamanı yavaşlaşmıştım kitapta. normalde 170 sayfa civarı olan kitabı on beş günde bitirerek keyfini çıkararak okumuştum.
kitapta murakami'nin kitap yazmaya başlamadan öncek yaşantısını, alışkanlıklarını, rutinlerini ve bunların hayatına olan etkilerini, zevklerini, ilgilerini, kitap yazmaya başladıktan sonraki hayatını ve kitapları nasıl bir süreçte yazdığına dair bilgiler öğrendiğimiz gibi bir yandan okurken aklında ne varsa yazmış da rahatlamış hissiyatı da yaşatmadan geçmemiştir.
japon ikigai kavramı bana göre bu kitapta muhteşem bir şekilde dolaylı olarak bize sunulmaktadır. okuduğumda bir huzur kaplamıştı içimi. murakami'ni yaşam şekli, yaşama bakışı, okuyucuya geçen stressiz ve sakin hayat tanımlamaları bana göre ilham vericiydi ve hayatımı gözden geçirmem için vesile oldu. koşturduğum hayatımın anlamsızlığını bir kere daha anlamamı sağlamış güzel bir deneme. okuyun, okutun derim. tavsiyem bir kaç murakami kitabı okumadan bu kitabı okumamamız. yazara bakış açısınızı etkileyecektir.
devamını gör...

öğretmene aşık olmak

küçük yaş grubu giderek çığır açıyor bu konuda. okula asla gelmeyen eş sınıfa girmek durumunda kalmıştır. öğrencilere sınıfa giren erkek hakkında bir bilgi verilmemiştir:
: merhaba çocuklar, ben şurada sessizce oturucam.
öğretmen: çocuklar yakında ders bitecek zaten biraz bizimle oturacak.
erkek öğrenci: öğretmenim sen ben büyüyünce bunu boşa, ben daha genç ve yakışıklı olacağım. biz evlenelim.
kısa bir sessizlik, sınıftaki diğer bebelerin onaylar bakışları.
öğretmen: oğlum sen büyüdüğünde bende yaşlı olacağım, şimdiki gibi güzel olmayacağım.
öğrenci: yine de bu abiyi boşa, ben seni her halinle sever, her türlü evlenirim.
eş sessizce sınıfı terk ederek gülme krizini sınıfın dışında gerçekleştirir. akşamına veliden "hocam bizim oğlan eşinizi çok kıskanmış, yarın okula gelmek istemiyor." mesajı alınmasıyla kahkahalar seriye bağlamıştır.
devamını gör...

bugonia

yorgos abimizin çektiği tüm filmleri izleyen biri olarak 5 puan verdiğim film. 10 üzerinden 5 puan. gerçekten normalde tüm filmelerini beğenmiş ben bu sefer olmamış dedim. hakkında fazlaca dedikodu var bu film için. güya üç film çekeceğine söz vermiş o sözünü tutmuş yatırımcılara. kimisi diyor ki hayır son üç film üçleme. ben oyuncuların aynı olması dışında fimlerde bir alaka kuramadım. yorgos ise geçenlerde yaptığı açıklamada uzun bir süre dinleneceğini ve film çekmeyeceğini, yorulduğunu söyledi. işin aslını bilemiyorum ve sanki film çekmeye zorlandığı için böyle bir film çıktı diye düşünüyorum.
ben gibi sanatsal filmleri seviyorsanız, burada sanatsal derken konusu değil çekim şeklinden de bahsediyorum. film inanılmaz güzel, renk geçişleri, renk bütünlükleri, sahnelerin güzelliği, çekim açıları, kıyafetler, makyaj, oyunculuklar vs. açısından çok çok sanatsal ve estetik diyebiliriz.
konuya gelirsek bu filmde sonuna kadar iyi bir konu görüyoruz ama mind fuck film çekicem derken bu sefer bana göre eline yüzüne bulaştırmış. tüm filmlerinde hiciv ve kara mizah olmadan kendi ciddiyetiyle eleştirmesi, yargılaması, aşağılaması, semboller kullanması ve akıllarla oynaması her zaman hoşuma gitse de bu film olmamış bence. bence diyorum zira imdb de puanı 7,5.
sevdiğiniz bir yönetmense bence yine de izleyin derim.
devamını gör...

213.000 tl değerinde klozet olması

oturmaya karar verdiğim eve alacağım tuvalet. 20 gün japonyada gezdim. halk tuvaletleri bile bunlardan, hayret etmiştim başta. bu arada her adım başı halk tuvaleti var. tapınağa gidiyorsun, metroya gidiyorsun, otele gidiyorsun, en dandik restorandan, en dandik kafede bu tuvaletten var. demek ki bazı şeyler lüks değil, bazı şeyler istenirse ihtiyaç olarak karşılanıyor. bizler kendimize kıymet vermiyoruz.
devamını gör...

time is running out

muse grubana ait ama arkadaşımın efsane söylediği şarkı. muse'un söylediği versiyonu dinlesem de bazen uykularımdan arkadaşımın söylediği versiyonla uyanıyorum. arkadaşım öyle efsane söylüyor ki hem kayıt versiyonunu hem canlı dinlemiş biri olarak şarkı bittikten sonra kafama tetiği dayayıp çeksem hissiyatına kapılıyorum ki inanılmaz ponçik bir tipimdir. şarkının en çok sevdiğim kısmının ooooooohhh yeah yeah yeah yeah kısmı olması gibi absürd bir durum yaşasam da kendi içimde depresifliğini inanılmaz sevmekteyim. bu şarkıyı bağırarak söylemek için konserlerine gitmeyi istiyorum.
devamını gör...

eğer istersen

nükleer başlıklı kız grubuna ait şarkı. aynı zamanda bir dizide kullanılmış sanırım ama ben bilmiyorum. underground rock, alternatif rock dinlemeyi sevenlere önerceğim bir şarkı buradan

"yine durgun bir savaşsın
sen onunla arkadaşsın
bekle o sana yanaşsın
ben varım eğer istersen
ben varım eğer istersen
ben varım eğer istersen
ben varım
"
devamını gör...

kaç kere

nükleer başlıklı kız gruba ait enfes parça buradan

"kaç kere düştün sen
kaç kere yenildin daha
kaç kere düşündün sen
kaç kere üzüldün daha
kaç kere sevildin sen
kaç kere yitirdin daha
kaç kere yoruldun sen
kaç kere dahaaaaa
"
devamını gör...

madenci

japon edebiyatını her ne kadar çok sevsem de ataerkilliğin yoğun olduğu kitapları sevmiyorum. zaten dünyada edebiyat uzun süre erkek yazarların tekelinde olduğu ve erkek bakış açısıyla yazıldığı için okuduklarımdan da çok şikayet etmemem gerek diye düşünerek kitap hakkında yorumlarıma geçeceğim.
öncelikle yazarın çok eserini okumadığım için kalemini çok iyi bilmiyorum. kitabı okumadan önce belli seviyede japon tarihi ve japon kültürü bilmeniz gerekmekte. dönemine göre muhteşem bir kitap olduğunu söyleyebilirim. o zamanki gelişmişlikten çıkıp şimdinin gözüyle yorumlayacağım için öznel bir yorum yacağımı belirtmeliyim.
eserinde japonyada mandecilik yapmak zorunda kalan bir gencin gözünden yaşananları anlatıyor. adı mandenci olsa da anlatmak istediği konu kesinlike bu değil. toplumsal, siyasal, bireysel mesajlar vermek kaygısıyla yazılmış kitap eski bir döneme ait olduğu için inanılmaz seviyede aristokrasiyi övmekte ve avama alttan altta yerini bil mesajı da vermekte bence. bu kitabı belli seviyede rahatsız edici buluyorum. japonyada siyasi değişim rüzgarlarının olduğu dönemde had bildirmek için yazılmış gibi. imparatorluk, shogunluk, daimyoluk gibi diktatör sınıfarı övmektedir.
kitap boyunca kadını insan olarak bile görmeyen, yüzyıllar boyunca "şey" diye adlandırılmış japon kadınını aşağılanmasını okuyorsunuz. kitabı okuduğum süre boyunca bu kadar zeki kadınların böyle bir muameleye kalmış olması beni çileden çıkardı.
kitapta benim için en ilgi çekici olan kısma gelirsem madencilik hakkında öğrendiklerim oldu. pek aşina olmadığım bir meslek hakkında oldukça güzel bilgiler edindim.
bu arada kitapta asıl anlatılmak istenenin madencilik olmadığını da belirtmeden geçmeyeyim. okuyalı beş yıl olmuş kitabı görünce hala rahatsızlık hissi yaşarım.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim