kuro neko yazar profili

kuro neko kapak fotoğrafı
kuro neko profil fotoğrafı
rozet
karma: 3980 tanım: 185 başlık: 14 takipçi: 98
Yanılmak ve hayal kurmak cüretini göster.

son tanımları


yoga

sağlık sorunum nedeniyle hangi doktora gitsem tavsiye ediliyor.
son 10 yıldır yaptığım pilates ve ondan önce 3 yıl boyunca yaptığım yüzmeden de çok memnumdum. lakin zihinsel bir rahatlama da iyi gelecektir tavsiyesi fazlaca alıyorum.
bana bunu bir din, bir tarikat değil de bir felsefe olarak anlatabilecek dersler arıyorum. ntcde olanları yaptım ve memnun kaldım diyebilirim ama uygulamada yeterli yoga dersi yok. bana bunun zihni rahatlatma, stresi azaltma hatta okuduğum kadarıyla insanların deyimiyle şarteli kapatma işlevi lazım.
dersleri türkçe arıyorum. konuya vakıf arkadaşlar bana mesajla ulaşabilirse mutlu olurum.
devamını gör...

avokadonun yumuşamasını bekleyen erkek

eşimdir. sağolsun sabah kahvaltı yapmakta zorlanan ben için pazardan aldığımız avokadolar olgunlaştıkça akşamdan hazırlayıp işe götürebileceğim şekilde buzdolabına bırakır. hatta sabahları da almış mıyım diye kontrol eder. işteyken arayıp yemem için de hatırlatır. * sayılarının çoğalması dileğiyle.

ayrıca hala daha mamutların olduğu dönemdeki gibi davranan erkeklerin övüleceğine inandığım başlık. umarım zamanla gelişmeyi de kabul edip bunun bir ılıklık ya da gaylik olmadığını da algılayabilir bu kişiler. bu arada gay olmak aşağılayıcı bir şey değildir, onu da belirtmek istedim. geri kalmışlık seviyesini belirtmek için kullandığım bir kelime oldu ister istemez.
devamını gör...

supernatural

doğaüstü yaratıklardan, üç harfli denilen canlılardan korkuyor musun? bu dizi korkun için ilaç gibi gelecek*. bu cümleyi ciddi manada diyorum. bu diziyi ilk izlemeye başladığımda yalnız yaşıyordum, hatta 3+1 bir evde yalnız yaşıyordum. başta korkarak izlemeye başlasam da sonradan öyle alıştım ki hala daha arada crowley'i * arayabilsem derim.
kısaca anlatmak istediğim dizi geren ya da korkutan bir yapıya sahip değildir değil. dizi o kadar çok doğaüstü anlatıma sahip ki belli bir noktadan sonra bu durum sizi germiyor. aksine ilgi çekici, merak uyandırıcı hale geliyor.
korkanlar için tavsiyem başta gündüz izlemeleri, sonradan zaten gece de otururken izlemeye başlıyorsunuz.
bana göre 4. sezondan sonra sıkıcılaşan dizi. ama sonuna kadar izleme sabrı da gösterdim. doğaüstü olaylar durumlar ilginizi çekiyorsa bence eğlenebilir hatta yer yer bilgilenebilirsiniz. dizi impala* aşığı olmanızı da sağlayabilir.*
devamını gör...

yenilmek

bakış açınıza bağlı bir kelime sanırım. acaba birisi size "yenildin" dediğinde siz çok fazla şey başardığınız için gurur duyuyor olabilir misiniz?
birine karşı yenilmek belki hiç bir zaman umurunuzda olmadı çünkü yarışta değildiniz. tek istediğiniz kendi sınırlarınızı aşmaktı. kendimi aşmaya çalışıyor ve kimseyle yarış yapmıyorsam kendim dışında kimseye yenilmem. yani bir çok kişinin bahsettiği kıskançlık, dibi görme aslında senin için yok. dibi göründüğünü düşündüğünde bile "buradan aşağısı yok" diyip kendini aşmak için verdiğin mücadelelere devam edersin. bir başkası ile mücadele etmek bana yorucu ve boş geliyor. benim için her zaman kendimin daha iyi formuna ulaşmak önemli. kendime de yenildiğimi düşünmem bu arada. kendimi olduğu gibi kabul eder ve "şimdilik iyim bu, daha iyisi için çabalamaya devam" diye düşünürüm.
yani demem o ki sizin hedefiniz birileri oldukça yenilebilirsiniz. bu normal bir durumdur. kendinizi tanıyıp, zamanla gelişmek, durduğun yerden yavaşça ilerlemek hiçbir zaman yanlış değildir.
devamını gör...

gratis kızı vs kant okuyan kız

günümüz türkiyesinde erkeklerin hala daha geçmişten gelen ataerkil bakış açısıyla yaşamak istediğinin bile farkında olmadığını düşününce gülmekten kendimi alamıyorum.
okumuş kıza kaba tabirle sözünüzü geçiremezsiniz, istediklerinizi kabul ettiremezsiniz hatta okumuş kız isteyen beyniniz belli bir yerden sonra bu derece de okumuş olacağını hayal etmemiştim diyecek. bakış açısı, özgür düşüncesi, boyun eğmeyişi, sürekli sorguluyor oluşu, senin düşüncelerini eleştirmesi seni rahatsız edecek.
sen kant okuyup kişisel olarak geliştin mi mesela? yoksa sadece kant mı okudun önemli olan bu. kant okumak zor bir şey değil. zor olan okuduğunu kadının yaptığı gibi kendini değiştirmek ve geliştirmek için kullanıp kullanamayacağın.
erkeklerin kitap okuyan kadın güzellemelerini bu sebepten hep komik buluyorum. kişisel olarak gelişmeyip sadece olaya düz bir bilgi bakış açısıyla baktığı sürece gratis kızlarıylarıyla görüşmeye devam edeceklerdir. ayrıca böyle bir erkek olmayı da eleştirdiğim düşünülmesin. her topalın bir kör alıcısı vardır. ben burda üstesinden gelemeyeceği istekleri olan erkek bireyleri eleştirmekteyim.
devamını gör...

ikinci el kitap

#3943999 mizofobisi hala geçmemiş biri olarak bu arkadaşın yazdığını her ikinci el kitap aldığımda düşünürüm.
lakin almak zorundayım, bir kere 1930-1970 arası basılmış varlık yayınlarının kitaplarını koleksiyon yapıyorum. ayrıca o dönemde basılıp şu an basılmayan çok fazla kitap var. okuma şansımı kaçırmak ile mizofobim arasında bir seçim yapmam gerektiğinde ikinci el kitabı seçiyorum. bu durum beni bazen geriyor.

kitapları almadan detaylı incelediğim için tiksinip bıraktığım fazlaca da kitap vardır. daha temizini bulurum diye almadığım. çünkü insanların kitap okuması hijyen kurallarına da uyduklarını gösteren bir durum değil.
ne yazık ki son zamanlarda ikinci el kitap bile bulmak zor oldu. temizini aramak sanırım daha da zorlu bir mücadele.

ikinci el kitaplarda da en nefret ettiğim şey yanına notlar alınmış olması, kitabın çizilmiş olması, kitabın aşırı hor kullanış olması, içerisinde herhangi bir not-para-çiçek vs. çıkması. kimsenin tarihi, geçmişi beni ilgilendirmiyor. kitaba saygı duy ve temiz kullanıp, temiz sat arkadaşım. "kitabı okuduğum belli olmalı." romantizmini boş buluyorum. bu zamana kadar bir tek içlerinden çıkan ex-libris lere saygı duydum. bu bana kitabın sahibi değil de mirasçısı satmış hissi uyandırıyor çünkü. mümkünse de kitaplarımla gömülmek istiyorum. mirasçılarımın hiç biri onların kıymetini bilmeyeceği gibi kıymetinde de satamaz. kendim satıp yemediğim parayı gömmeyi tercih ederim. bu daha huzur verici olacak benim için.
devamını gör...

dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz

inan ki özel bir şey yazmıyor. kendi adı, baba adı, varsa ünvanı bazen lakabı, el fatiha. meraklısı için bin tane osmanlı türkçesi kaynağı var. ayrıca ülkede öğrenmenizin yasak olduğu da bir dil değildir. dil de değildir de neyse.
devamını gör...

okul okumak şart mı

yüksek lisans ödevlerimden biri bu konuyla ilgili ve eğitim camiasında giderek artan bir düşünce haline gelmekte.

okul okumak şu an ki dünya düzeni için zorlunu. bir kere devletler kendi istedikleri özelliklerde bireyler yetiştirmek için devlet temelli eğitim vermekte, vatanına-milletine hayırlı vatandaşlar yetiştirmek istemekte. okullar size nasıl bir vatandaş, insan olmanız gerektiğini anlatır. toplumsal kuralları, gelenekleri görenekleri anlatır. böyle yazınca yanlış gibi gelmiyor değil mi? devam ediyorum, yazımın sonunda ne açıdan yanlış olduğunu da anlatacağım.

aynı zamanda devletler devamlılığını sağlayabilmek için üreten insan gücüne ihtiyaç duymakta. yine bunu vatandaşlarını okullarda eğiterek sağlayabilmekte. yine bu kurumlarda ürettiklerini de nasıl tüketmesi gerektiği öğretilmektedir.

sanayi toplumlarına baktığımızda aradığı işçi özelliklerine sahip kişileri okullarına ve diplomalarına göre seçmekte. yani şunu diyebilir miyiz? ülkede sanayi eğitime yön vermektedir?

dünya genelinde çalışabilmeniz de diplomanız hatta bazen mezun olduğunuz okula bağlıdır. çoğu ülke diplomanızı beğenmeyip kendi ülkelerinde bir üniversite mezuniyeti isteyebilir sizden. hani okullar ve diplomalar çok önemliydi?

modern dünyada anne babalar çalışmakta. bu durumda çocuklarla ilgilenecek aile yapıları giderek çözülmekte ve çocuğu bırakacak bir yer ihtiyacı doğmakta. o da ne? aaa okul? okullar aynı zamanda ailelerin çocuklarını bırakmaktan rahatsız olmadıkları bir yer. kitlesel olarak bir hareket yanlış kabul edilmez, hatalı olamaz. aynı zamanda çocuğun başarısı toplumlarda ebeveynin başarısı olarak görüldüğü için örgün eğtimdeki öğrenci sayıları her geçen gün artmaktadır. yetişkinlerin egolarını besleyen çocukların duygu, düşünce ve istekleri önemli değildir.

toplumda mezuniyetiniz çok büyük önem arz eder. bu sizin için "ye kürküm, ye" etiketini sağlayabilmektedir. bir çöpçü bizim gibi ülkelerde hor görülürken bir mühendis inanılmaz saygı görür. peki mühendis şeytan gibi bir karakterken çöpçü melek gibi biriyse? diploma ne açıdan işe yarar? ama unutmayın ki bir çok kuruma da diplomasız giremezsiniz. ehliyet için bile örgün eğitimi belli seviyede tamamlamış olmanız gerekmektedir.

şu an aklıma gelmeyen binlerce açıdan okulun, okul siteminin, okulun yarattığı sanayi ve küresel çarkların; bu çarklardan faydalanan, kaymağını yiyen elit kısmın yarattığı okulla ilgili eğitim camiasında konuşulan fikirler bulunmakta.

örgün sistem küçüklükten itibaren etrafınızda size bir sosyal ortam oluşturur ve bu ortamı koruyarak "torpil" bile yapar, yaptırır hale gelebilirsiniz. etrafınızdaki insanları kullanabilirsiniz. çünkü yıllarınız geçmiştir. okul size bu imkanı da sağlar.

okul temelde bireyi tek tip yetiştiren, bir insan prototipi olan ve gelen herkesi o şekide yetiştiren bir kurumdur günümüzde. bunun tek suçlusu okul değil tabii ki. devletler, kültürler, toplumlar, sanayiciler, küreselleşme v.b.

okul kişinin özgür olduğu, özgürlüğünü yaşayabileceği, istediklerini öğrenirken istemediklerini göz ardı edebileceği, kendi kendine öğreneceği, kendi kendine keşfedeceği, kimsenin baskısı yönlendirmesi olmadan "ben" olabileceği bir yer olmalıdır diyor bazı eğitim bilimciler. diyor ki toplum , kültürler, gelenek görenekler, devletler değil kişi kendi kendini eğitirse o zaman insan olabilir, özgür olabilir, eğitilmiş olabilir.

şimdi bir düşünün, en son kaç yaşında bir şeyi sorguladınız? sorguladığınız için azarlamaktan bıkıp düşünmekten vaz geçtiniz? insanlar garip bulsa bile "ben böyleyim." demekten utanmadınız? standart sosyal ve toplumsal davranışlara uymadığınız için kendinizi en son ne zaman suçlu hissettiniz? kişiliğiniz normal olarak adlandırılmadığı için en son ne zaman insan içine çıktınız?

yaşadığınız toplumu bile şekillendirip sizi ayrık hale getiren bir şeydir okul. sizin duygu, düşünce ve isteklerinizi önemsemez. önemli olan devletlerin sadece devamıdır.

işte bazı eğitim bilimleri uzmanları son zamanlarda diyor ki: kişinin kendisi olabilip, kimseye zarar vermediği, kimsenin kimseyi varlığı ve kişiliği sebebiyle kınamayı-eleştirmediği, istediği işi yapıp, istediği şeyden para kazabildiği ve devletlerin de istekleri devamlılığını sağlayabildiği bir eğitim sistemi mümkün değil midir? diplomalar, binalar, öğretmenler olmadan eğitim olamaz mı?

ve eski eğitim bilimciler bu duruma şöyle bakıyor: kişi birey olamaz. toplum gelenekler-göreneklerden ibarettir. toplum bireyden önemlidir. birey topluma, devlete göre şekillenmelidir. diplomalar bu sebepten herkesin yerini bilmesi için önemlidir.

örgün eğitim almış olmama rağmen toplumun normlarından farklı kişilik geliştirmiş bir birey olarak diyebilirim ki eski eğitim bilimciler haklı. çok fazla dışlandım. otobüste kitap okuyorum diye kınandım. tv izlemiyorum diye "sen yaşıyor musun?" gibi cümleler duydum. doğru olduğum ve doğrumdan vaz geçmediğim için "savaşçı ruhlu olmak sana zarar verir, herkes gibi itaatkar ol." da denildi. arkadam konuştukları için insanlarla görüşmüyorum diye asosyal oldum. oysa böyle bir insan olmak bir başarısızlık ya da bir hata değil. o zaman neden eleştiriliyorum?
yani "ben" olmak ,var olan düzende çok fazla size bir şey getirmiyor. "ben" olabilmeniz için önce durumu fark etmeniz, istemeniz, sistemin aykırısı olmanız, doğrunun bir tane olmadığını anlamanız ve anlatmanız gerekir. işte bu da bizi yeni eğitim bilimcilerin "okul eğitiminin iflası" olarak adlandırdığı duruma getiriyor. şu anki sistemde "ben" olmak yıpratıcı bir şey.
biraz uzun oldu değil mi? aslında sistemle ilgili yazacak çok şey var ama birilerinin aklında bir miktar şüphe uyandırabildiysem ne mutlu bana.
devamını gör...

alerji ilaçlarının yan etkileri

kendi adıma sayacağım, o hap kutularından çıkanlar herkeste olmuyor. bu arada ülkede bulabileceğiniz en ağır versiyonu içiyorum yaklaşık 20 yıldır. son iki yıldır içmeden ağır alerjime sabrederek atlatmaya çalışıyorum.

- sindirim sistemi problemleri. mide ağrısı, bağırsak ağrısı, bağırsak hareketleri, mide hastalıkları, bağırsak hastalıkları
- magnezyum başta olmak üzere düzenli kullanım nedeniyle mineral boşalması
- uykusuzluk (şaşırdınız değil mi?)
- migren
- duygu durumu bozukluğu
- sisli beyin
- fibromiyalji ağrılarına çok güzel destek veriyor. adım bile atmak zül geliyor.
- vücutta ödem birikmesi

aklıma gelenler bunlar. son iki yıldır hapı içmeden spreylerle atlatmaya çalışıyorum. destek vitaminler, hava temizleyici cihazlar, hava nemlendiren cihazlar ve yer yer maske takarak alerji mevsimini atlatmaya çalışıyorum. ilaçlar artık çile olmaya başladı. herkese şifa diliyorum.
devamını gör...

paşabahçe

hayatınızda bu kadar tarih kokup bu kadar boş beleş tipin bir arada bulunduğu bir semt bulamazsınız. sokakları temiz, caddeleri eski istanbul. denize nazır, doğası korunmuş ve en güzeli de koruma altında olan bir çok yapısı olduğu için avm yok, zincir dükkanlar yok. esnaf var, o da küçük esnaf. yine gel gör ki sokaklarına çıktığınız zaman nezih bir ortam yok. kısa etekli, makyajlı kızlara bön bön bakılır. küpeli, uzun saçlı erkekler kınanır. öyle tutucu bir bölgedir ki deniz kenarındaki tüm mekanlar alkolsüzdür. sanki ülkenin gelişmemiş bölgelerinden biri gibidir. giderek pahalılaştığı için zamanla yaşayan insan kitlesinin elitleşeceğine inanıyorum. o zaman tekrar taşınabilirim. *
devamını gör...

astigmat

asla geçmeyeceği söylenen göz bozukluğu. ilk tespit edildiğinde kitap okumayı ve bilgisayara bakmamı 2-3 ay süreyle bırakmamı söylemişti doktor. öyle şiddetli bir ağrısı vardı. yine de bendeki geçti. tespit eden doktor bile geçtiğini görünce o zamanlar hata yaptım sanırım dedi. hadi sen hata yaptın senden sonra kontrole gittiklerim de astigmatı tespit etti. bilemiyorum. bu konuyu detaylı araştırmadım ama yaklaşık on yıllık astigmatlı hayattan sonra görebiliyor olmak güzel geliyor. ki yaşım ilerledikçe bozulması gerekirken iyileşmiş olması mutlu etti.
iki sene önce net görmeye başladığımı düşünüyordum. kontrolde hem miyop hem astigmat olmama rağmen hiç bir bozukluk çıkmadı. şaşkına döndüm. ama bu sene de aynı şekilde sorunsuz çıktı gözlerim. düzenli olarak numaralı ve filtreli gözlüğümü kullanmam mı fayda etti yoksa başka bir sebebi mi var bilmiyorum. yabancı tıp kaynaklarında nadiren böyle durumlara rastlandığını da okudum.
artık numaralı gözlük kullanmıyorum ve gözlükle bile başım ağrırken şimdi ağrımıyor. ışık hassasiyeti hala devam etmekte ama hayat kalitemi düşürür seviyede değil.
kitap okurken, bilgisayara bakarken dinlendirici ve filtreli gözlükle hayatıma devam ediyorum.
devamını gör...

bence hamburger sağlıklı çünkü içinde et var

aklıma okuduğum mangadaki bir bölüm geldi:

- çöp yemeyip*, sağlıklı besleneceğine söz vermiştin.
+ zaten öyle yaptım!
- ne yedin?
+ marul, domates, soğan, turşu, köfte, ekmek...
- hamburger yedin yani?!

içeriği ayrı ayrı sayınca sağlıklı gibi geliyor. arkadaşın tespitinde genelgeçer olarak bir hata yok.
devamını gör...

ambu

doğrusu için: anbu
anime severlerin gözü yaşlı...
devamını gör...

e-kitap vs normal kitap

otobüste giderken, hastanede beklerken, dışarda tek başıma bir şeyler yer içerken kitap okuyan bir insanım. yani yanımda kitapla gezen bir insanım. bu sebepten e-kitap. anna karenina gibi kitapları yanınızda gezdirmek pek akıl işi değil çünkü.
devamını gör...

hesabı erkek öder bu bir görgü kuralıdır söylemi

yemek yemek için buluşmuş ve karşınızdaki kişi "ısmarlıyorum" dememişse herkes kendi ödemeli.
x görgü kuralına göre şöyle y görgü kuralına göre böyle gibi söylemler saçma geliyor.

sevdiğini iddia ettiğin kişi her gün karnını doyurmak gibi bir görevle de başlamadı ilişkiye. erkek-kadın fark etmez hesabınızı kendiniz ödeyin ve sizi bankamatik gibi gören biriyle de görüşmeyin.
devamını gör...

kazuo ishiguro

uzak tepeler kitabıyla tanıştığım yazar. kendisi bir ingiliz beyfendisi inceliğiyle yazıp bir japon edebiyatçısı sadeliğiyle sunuyor eserlerini. sanırım tüm eserlerinde yanınızda bir kutu mendil bulundurmanızda fayda var. arka arkaya okumaya başlamıştım ki ağlamaktan duygu durumum çok değişiyor diye başka yazarlara geçtim.
eserleri genelde yalın bir karamsarlık, depresiflik içeriyor. öyle ki başta günlük hayattan bahsettiğini düşünürken birden kendinizi ruhunuz daralırken buluyorsunuz. öyle sade, sakin ve süssüz bir anlatım mevcut ki hep iyi bir şeyler olacak gibi beklediğiniz kitapların hepsini içinizde bir hüzünle okuduğunuzu fark ediyorsunuz.
bana sorarsanız tüm kitapları birbirine çok benziyor. çevirmen hatası mıdır bilmiyorum ama tüm kitapları birbirinin başka bir benzeri gibi geldi okurken. belli bir noktadan sonra kitapta ne olacağını tahmin etmek eğlenceliden ziyada sıkıcı bir hale getirdi yazarı benim için. bu sebeptendir ki tarzı ve dili hep aynı olan bir yazara neden nobel vermişlerdir sorusunu kedime sormadan edemiyorum. değindiği konular vs. evet çok güzel ama gerçekten "vay be" diye bitirdiğim bir kitabı olmadı.
kendisi nobel ödüllü ancak bunun tek sebebi kalemi midir sorusu tartışmalı. esasen japon olup başka ülkede yaşadığı için japonlar tarafından sevilmez. edebiyatlarında bahsetmiyorlar bile diye biliyorum. en sinir oldukları şey de eserlerini ingilizce yazıyor oluşu. aynı dışlanmayı haruki murakamide yaşamaktadır. tüm eserlerini japonca yazmasına, tüm karakteri japon kültürü ve japon kişiliklerine sahip olmasına, kitapları japonyada yayınlanmasına rağmen amerikada yaşadığı ve eserlerini orda yazdığı için murakami yi de sevmezler. bu sebepten nobel ödülü şaibeli olarak görülmekte. hatta murakami'nin ödül alamayışının sebebi de bu olarak gösterilmektedir.
devamını gör...

boşanma artışı

kadının çalışıyor ve okumuş olması. temel sebep bu. kadının çalışması tek başına yeterli değil. aynı zamanda okuyup aydınlanmış olması gerek.
eve dönünce erkekler "çok yorgunum" diye ayak uzatıyor. kadın da işten dönüyor ama "yemek", "çamaşır", "bulaşık","ütü","çocuk" ve daha bir çok sorumluluk aynı mesai saatini yaşayan biriyle evli olmasına rağmen kadına kalıyor. geçmişten gelen aile yapısı artık işlemiyor. kadına robot muamelesi yapan bir toplum oluşmuş durumda. bir de bakım bekleyen kocaya kimse ihtiyaç duymuyor. büyümüş, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen, bağımsız erkek arıyor kadınlar.* annesinin evinde hizmet, bakım gören çocuk değil. bu sebepten kadınlar kendime zaten bakabiliyorum diyip boşanıyor.
yeni nesil bekar erkek sayısı bu sebepten çokmuş ve sürekli yaşam şekillerinin güzellemesini yapıyorlar. on yıl sonra aile evinde hala mutlu olacaklar mı merak ediyorum? ya da kişiliklerinde olumlu bir değişiklik yapmayı hiç bir zaman kabul etmemekten pişman olacaklar mı? ama daha da garibi yeni nesil kadınlar öyle bıkmış ki bunlardan kendilerini kariyer yapmaya vermiş. çoğu iş yerinde yönetici pozisyonları kadınlara geçmeye başladı. kadınlar önümüzdeki yıllarda bir de burunlarından kıl aldırmayan bu yeni nesil erkeklerden daha fazla para kazanmaya başlayınca esas o zaman toplumsal değişiklikleri daha iyi göreceğiz.
tabii ki kadınlarında çekilmez, sorunlu olduğu evlilikler vardır. ancak yapılan araştırmalar kadınların gelişip değişirken, erkeklerin geri kalmalarının sonucu boşanmaların artmasının korkutucu olduğunu belirtiyor.
ben 21 yaşımda tek başıma yaşamaya başlamıştım. bir sebep olmaksızın hala aile evinde yaşayan erkeklerin, kendi sorumluluğunu dahi almaktan aciz davranırken, bir de evlilik ve çoluk çocuk sorumluluğu beklendiği dönemler geçti. kadınlar artık yetişkin olamamış erkekleri istemiyorlar. kadınlar her şeyin sorumluluğunu yüklendikleri evlilikler de istemiyor. bir insan, bir birey olarak özgür, mutlu, seçtiği hayatı yaşamak istiyor.
devamını gör...

kedilere selam vermek

çok sık yaparım. kedi severlerin kendine has selamla biçimleri var. genelde "kawaiii" desem de "hiiii neko-chan", "miyav", "nekota", "miyav miyav" gibi, daha yazsam "ne manyaklar var?" diyeceğiniz yüzlerece selamlama biçimim var. selam verip geçmediğimden devamında "çikiletam", "aşkım", "böcüğüm" gibi söylemlerim oluyor ve sevme kısmına geçiyorum.

eşimin iddiası kendisini asla böyle güzel sevmediğim ve seslenmediğim yönünde. bol bol "keşke kedi olsam da beni de böyle sevsen." demekte. **
devamını gör...

17 şubat 2026 yeni lgbt yasa tasarısı

devletler her zaman bireyden daha fazla bilgi ve ilgi sahibi. dünyanın bu döneminde, özgür bireylerin olduğu söylendiği bu döneminde devletler giderek daha da fazla bilgi ve ilgi sahibi olmaya başladılar.

bir kişinin cinsel yönelimi bir başka kişinin özgürlüğünü kısıtlamıyor, zarar vermiyor, engel olmuyorsa hukuk karşısında bir sorun teşkil etmiyor. cinsel yöneliminizin hukuken ve genel geçer etik için suç olduğu manipülasyonu doğru ve mantıklı mıdır? gerçekten çok ama çok hassas ve çok dikkat edilmesi gereken durumlar bunlar. psikolojik etkiler noktasına girmiyorum bile. bu durum kaşının altında gözün var gibi bir durum.

hırsızlık etik olarakta hukuken de suçtur. ama aç olduğun için çaldığın ortaya çıktığında hukuken suçlu olmaya devam etsen de genel geçer etik durumu yanlış görse de, ihtiyaç sonucu yapılan bir eylem olduğu için toplumsal/bireysel sempati/af kazanmasına sebep olacaktır.

etik keşke okullara ders olarak konulsa, her bireye zorunlu öğretilse. devletler laik olarak yönetilse. bu vesileyle, nurlu yolların rehberi olduğuna inanılan insanların tecavüz ettiği çocuklarımızın aileleri cennet için çocuklarının tecavüzcülerini affetmese. keşke bunların yasa tasarılarını da görsek.
devamını gör...

düğün yapmak istemeyen gelin

o kadar garip bir toplumsal yapımız var ki senin bireysel düşüncen, isteğin hiç bir şey ifade etmiyor.
başlığa yorum olarak bile yazılmış "sebebi araştırılsın". cidden mi? cidden bu derece sığ olmayı devam ettirmemiz mi gerekli?

"sen ikinci defa mı evleniyorsun?"
"biz dul gelin mi alıyoruz?"
"yoksa hamile misin?"
"neden gizli kapaklı evleniyorsunuz?"

bakın söylemlerin çoğu da kadın üzerinden genelde. bir kadın olarak sessiz, sakin, aile arasında ya da sadece eşiniz olacak kişi ile nikah-tören yapmak isteyebilirsiniz. paranız olmayabilir, sadelikten hoşlanıyor olabilirsiniz, müsriflik bile görüyor olabilirsiniz. kimseyi ilgilendirmez. bırakınız insanlar istediği gibi yaşasın.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim