kuro neko yazar profili

kuro neko kapak fotoğrafı
kuro neko profil fotoğrafı
rozet
karma: 3553 tanım: 160 başlık: 13 takipçi: 94
Yanılmak ve hayal kurmak cüretini göster.

son tanımları


japonya'da pitbull ile halkı korkutan kürtler

japonya dünyada yazılı kuralları olmadan kurallarıyla yaşayan bir ülke. adam diyor ki bunun doğrusu bu ve böyle davranılmalı. bu sebepten yıllardır kapalı toplum olarak yaşayan ülke dışarıdan gelenlerden nefret ediyor. bir çok toplumsal kural o kadar katı ki yasal olarak bir cezası bile yok. dışarıdan gelen yabancılar kültürlerini anlamadıkları için bile sinirlenen bir toplumda türk pasaportu gördüklerinde tüyleri diken diken oluyor. sonrasında size "türk'e benzemiyorsunuz." diyorlar. onların yaptığı gibi sadece gülümsüyorum. neden mi? çünkü bir japonun böyle bir cümle kurması "seni ve türk pasaportuna sahip kişileri burada istemiyoruz." anlamına geliyor.

pasaport bu sebepten eskiden herkese verilmiyordu. pasaport eski zamanlarda ülkesini yurt dışında düzgün bir şekilde temsil edebilecek kişilere veriliyordu. ırkınızın bir önemi yok, eğitim ve ahlakınızın bir önemi var diye düşünüyorum.
orada şu an bulunan türk pasaportlu kürt guruplar büyük siyasi ve toplumsal sorunlara yol açıyor. ama kendileri vaktinde terör suçlusu olan kişilere kucak açtığı için çok da dertlenmemeliler diye düşünüyorum. yerlere tükürmeyin diye türkçe tabelalar asmışlardı her yere. güldüğümü hatırlıyorum, acaba tabelada yazanı sığınmacıların kaçı okuyabiliyor diye düşünmüştüm. köpek sorunu falan bunlar dışarıya görünenleri. içeride çok daha büyük bir kaos yaşıyorlar.

yeşil pasaportum var, japonya'ya zorla girdim. mesleğimi görünce adam bana "senin işinin başında olman lazım buraya tatile gelemezsin." dedi. öyle şok oldum ki eşim bir süre gümrük memuruna pasaportu devletin başarılarım sonucu verdiği ve izin hakkımı kullandığımı anlatmasına rağmen "benden bir geç bakalım, diğerleri ne diyecek." diye gönderdi beni. orada sığınmacı olarak yaşayan türk pasaportlu kişilerin biz gibi okumuş-yazmış, tatil yapayım diye düşünen kişilere de etkisi bu.
devamını gör...

neo

dördüncü filmi hariç tutarak söylüyorum çok sevdiğim bir film karakteri. bir yandan da yanlış bulduğum bir karakter. bir kere karakteri anlamanız için bir çok felsefe kitabı okumanız gerekmekte. sembol alanına ait bilgi birikimine de ihtiyacınız var.
neo filmde başlangıçtır, her şey onla başlar, ona döner, onda biter, itme - çekme gücü ona aittir, tektir, her şeyi bilir ama bilgisizdir, aydınlandıkça güçlenir, cesurdur, meraklıdır, sorgulayıcıdır, korkaktır, kurtarıcıdır v.b. işte sanırım neo'da ilk olarak etkilendiğim ve sonradan rahatsız olduğum özelliği kurtarıcı olması. kurtarıcı tanımı öyle sıkıntılı ki, güç sadece onun elinde, paylaşamıyor, dağıtamıyor, koca bir yük omuzlarında, hep dertli, hep düşünceli, hep matematik yapıp çözümler üretmeye çalışıyor. film kurtarıcıya biraz fazla yüklenmiyor mu? yanında olan kişiler hem yükü hem destekçisi hem derdi. bana göre çok zor bir konumda. ilk izlediğim zamanlar kurtarıcı olmasını seviyordum çünkü kendinizi neo'nun yerine koyduğunuzda durduğu yer başta çok özel hissettiriyor. ama filmi dört-beş kere falan izlediğinizde görüyoruz ki durduğu yer çok ağır ve aslında seçmiş olduğu bir şey bile değil. seçeneğiniz bile olmayan görevi üstlenmiş olmanız ve herkesin hayatının buna bağlı olduğu gerçeğini omuzlarınızda taşıyarak davranmanız gerekmesi. gerçi benim anlattığım bu karakter taşıdığı ağrılığın farkında olduğu için kendisine üzülüyor ve kurtarıcı rolünü yanlış buluyorum. kendisine seçilen görevi yapmamayı da seçebilirdi ama o zaman film çıkmazdı.
ilham aldığım bir karakter olduğu gibi, fazla ilham aldığım için kendimden vererek "imkansızı da başarırım yea" moduna geçmeme sebep olan aşık olunası kurgu karakteri.
devamını gör...

koşmasaydım yazamazdım

bana ilham vermiş olan kitap. ilginçtir okuduğum tüm murakami kitapları içerisinde de en çok bu kitabı severim. sevgili çevirmen hüseyin can erkinin çevirisiyle okuduğumuz bu kitap bana çok samimi, içten, sıcak, kendim gibi hissettirdi okurken. o kadar eğlenerek okumuştum ki zamanı yavaşlaşmıştım kitapta. normalde 170 sayfa civarı olan kitabı on beş günde bitirerek keyfini çıkararak okumuştum.
kitapta murakami'nin kitap yazmaya başlamadan öncek yaşantısını, alışkanlıklarını, rutinlerini ve bunların hayatına olan etkilerini, zevklerini, ilgilerini, kitap yazmaya başladıktan sonraki hayatını ve kitapları nasıl bir süreçte yazdığına dair bilgiler öğrendiğimiz gibi bir yandan okurken aklında ne varsa yazmış da rahatlamış hissiyatı da yaşatmadan geçmemiştir.
japon ikigai kavramı bana göre bu kitapta muhteşem bir şekilde dolaylı olarak bize sunulmaktadır. okuduğumda bir huzur kaplamıştı içimi. murakami'ni yaşam şekli, yaşama bakışı, okuyucuya geçen stressiz ve sakin hayat tanımlamaları bana göre ilham vericiydi ve hayatımı gözden geçirmem için vesile oldu. koşturduğum hayatımın anlamsızlığını bir kere daha anlamamı sağlamış güzel bir deneme. okuyun, okutun derim. tavsiyem bir kaç murakami kitabı okumadan bu kitabı okumamamız. yazara bakış açısınızı etkileyecektir.
devamını gör...

öğretmene aşık olmak

küçük yaş grubu giderek çığır açıyor bu konuda. okula asla gelmeyen eş sınıfa girmek durumunda kalmıştır. öğrencilere sınıfa giren erkek hakkında bir bilgi verilmemiştir:
: merhaba çocuklar, ben şurada sessizce oturucam.
öğretmen: çocuklar yakında ders bitecek zaten biraz bizimle oturacak.
erkek öğrenci: öğretmenim sen ben büyüyünce bunu boşa, ben daha genç ve yakışıklı olacağım. biz evlenelim.
kısa bir sessizlik, sınıftaki diğer bebelerin onaylar bakışları.
öğretmen: oğlum sen büyüdüğünde bende yaşlı olacağım, şimdiki gibi güzel olmayacağım.
öğrenci: yine de bu abiyi boşa, ben seni her halinle sever, her türlü evlenirim.
eş sessizce sınıfı terk ederek gülme krizini sınıfın dışında gerçekleştirir. akşamına veliden "hocam bizim oğlan eşinizi çok kıskanmış, yarın okula gelmek istemiyor." mesajı alınmasıyla kahkahalar seriye bağlamıştır.
devamını gör...

bugonia

yorgos abimizin çektiği tüm filmleri izleyen biri olarak 5 puan verdiğim film. 10 üzerinden 5 puan. gerçekten normalde tüm filmelerini beğenmiş ben bu sefer olmamış dedim. hakkında fazlaca dedikodu var bu film için. güya üç film çekeceğine söz vermiş o sözünü tutmuş yatırımcılara. kimisi diyor ki hayır son üç film üçleme. ben oyuncuların aynı olması dışında fimlerde bir alaka kuramadım. yorgos ise geçenlerde yaptığı açıklamada uzun bir süre dinleneceğini ve film çekmeyeceğini, yorulduğunu söyledi. işin aslını bilemiyorum ve sanki film çekmeye zorlandığı için böyle bir film çıktı diye düşünüyorum.
ben gibi sanatsal filmleri seviyorsanız, burada sanatsal derken konusu değil çekim şeklinden de bahsediyorum. film inanılmaz güzel, renk geçişleri, renk bütünlükleri, sahnelerin güzelliği, çekim açıları, kıyafetler, makyaj, oyunculuklar vs. açısından çok çok sanatsal ve estetik diyebiliriz.
konuya gelirsek bu filmde sonuna kadar iyi bir konu görüyoruz ama mind fuck film çekicem derken bu sefer bana göre eline yüzüne bulaştırmış. tüm filmlerinde hiciv ve kara mizah olmadan kendi ciddiyetiyle eleştirmesi, yargılaması, aşağılaması, semboller kullanması ve akıllarla oynaması her zaman hoşuma gitse de bu film olmamış bence. bence diyorum zira imdb de puanı 7,5.
sevdiğiniz bir yönetmense bence yine de izleyin derim.
devamını gör...

213.000 tl değerinde klozet olması

oturmaya karar verdiğim eve alacağım tuvalet. 20 gün japonyada gezdim. halk tuvaletleri bile bunlardan, hayret etmiştim başta. bu arada her adım başı halk tuvaleti var. tapınağa gidiyorsun, metroya gidiyorsun, otele gidiyorsun, en dandik restorandan, en dandik kafede bu tuvaletten var. demek ki bazı şeyler lüks değil, bazı şeyler istenirse ihtiyaç olarak karşılanıyor. bizler kendimize kıymet vermiyoruz.
devamını gör...

time is running out

muse grubana ait ama arkadaşımın efsane söylediği şarkı. muse'un söylediği versiyonu dinlesem de bazen uykularımdan arkadaşımın söylediği versiyonla uyanıyorum. arkadaşım öyle efsane söylüyor ki hem kayıt versiyonunu hem canlı dinlemiş biri olarak şarkı bittikten sonra kafama tetiği dayayıp çeksem hissiyatına kapılıyorum ki inanılmaz ponçik bir tipimdir. şarkının en çok sevdiğim kısmının ooooooohhh yeah yeah yeah yeah kısmı olması gibi absürd bir durum yaşasam da kendi içimde depresifliğini inanılmaz sevmekteyim. bu şarkıyı bağırarak söylemek için konserlerine gitmeyi istiyorum.
devamını gör...

eğer istersen

nükleer başlıklı kız grubuna ait şarkı. aynı zamanda bir dizide kullanılmış sanırım ama ben bilmiyorum. underground rock, alternatif rock dinlemeyi sevenlere önerceğim bir şarkı buradan

"yine durgun bir savaşsın
sen onunla arkadaşsın
bekle o sana yanaşsın
ben varım eğer istersen
ben varım eğer istersen
ben varım eğer istersen
ben varım
"
devamını gör...

kaç kere

nükleer başlıklı kız gruba ait enfes parça buradan

"kaç kere düştün sen
kaç kere yenildin daha
kaç kere düşündün sen
kaç kere üzüldün daha
kaç kere sevildin sen
kaç kere yitirdin daha
kaç kere yoruldun sen
kaç kere dahaaaaa
"
devamını gör...

madenci

japon edebiyatını her ne kadar çok sevsem de ataerkilliğin yoğun olduğu kitapları sevmiyorum. zaten dünyada edebiyat uzun süre erkek yazarların tekelinde olduğu ve erkek bakış açısıyla yazıldığı için okuduklarımdan da çok şikayet etmemem gerek diye düşünerek kitap hakkında yorumlarıma geçeceğim.
öncelikle yazarın çok eserini okumadığım için kalemini çok iyi bilmiyorum. kitabı okumadan önce belli seviyede japon tarihi ve japon kültürü bilmeniz gerekmekte. dönemine göre muhteşem bir kitap olduğunu söyleyebilirim. o zamanki gelişmişlikten çıkıp şimdinin gözüyle yorumlayacağım için öznel bir yorum yacağımı belirtmeliyim.
eserinde japonyada mandecilik yapmak zorunda kalan bir gencin gözünden yaşananları anlatıyor. adı mandenci olsa da anlatmak istediği konu kesinlike bu değil. toplumsal, siyasal, bireysel mesajlar vermek kaygısıyla yazılmış kitap eski bir döneme ait olduğu için inanılmaz seviyede aristokrasiyi övmekte ve avama alttan altta yerini bil mesajı da vermekte bence. bu kitabı belli seviyede rahatsız edici buluyorum. japonyada siyasi değişim rüzgarlarının olduğu dönemde had bildirmek için yazılmış gibi. imparatorluk, shogunluk, daimyoluk gibi diktatör sınıfarı övmektedir.
kitap boyunca kadını insan olarak bile görmeyen, yüzyıllar boyunca "şey" diye adlandırılmış japon kadınını aşağılanmasını okuyorsunuz. kitabı okuduğum süre boyunca bu kadar zeki kadınların böyle bir muameleye kalmış olması beni çileden çıkardı.
kitapta benim için en ilgi çekici olan kısma gelirsem madencilik hakkında öğrendiklerim oldu. pek aşina olmadığım bir meslek hakkında oldukça güzel bilgiler edindim.
bu arada kitapta asıl anlatılmak istenenin madencilik olmadığını da belirtmeden geçmeyeyim. okuyalı beş yıl olmuş kitabı görünce hala rahatsızlık hissi yaşarım.
devamını gör...

3 aralık dünya engelliler günü

kutlu olacak günlerden değil. sosyal medyada kutlandığını görmem akıl tutulması gibi geliyor. bu günü hatırlarsın, anarsın, güne dikkat çekersin ama kutlanacak günlerden değil.
geçtiğimiz 6 ay engelli birey olarak yaşamış biri olarak yeni yürümeye başladığım bu dönemde yürüyememek, tekerlekli sandalye ile gezebilmek, walker ile yürümek, koltuk değneği ile yürümek gibi aşamalardan geçip günümüze ulaşabildim. ki ben bu ürünleri maddi imkanım olduğu için alabildim, benim için inanılmaz bir konfordu. ancak bir çok engelli birey bu kadar şanslı değil. herhangi bir engelinizin olması hayatınıza devam etmeniz için ufak bir zorluk çıkarmak dışında büyük bir sorun yaratmasa da ülkemiz ne yazık ki hiç bir açıdan engelli bireylere uygun değil.
hastanelerde engelli yerine park eden yüzlerce sağlam insan gördüm, kesinlikle utanma, sıkılmaları yok. ben engelliyim buraya park edemiyorum diyorum, yürümeye devam ediyor. nerdeyse hiç bir binada engelli rampası yok, olan rampalarda tekerlekli sandalye ya da koltuk değnekli kişi için kesinlikle uygun değil. gezmek isteyeceğin hiç bir yer sahil olsun, çarşı içi olsun engelli bireylere uygun değil. tekerlekli sandalyemle arnavut kaldırım olan yerlerde gitmem mümkün değildi. inanılmaz zor sürülüyordu ve yaram titremeler yüzünden sürekli olarak sancıyordu. kısaca ülkemiz yerel yönetimleri ve merkezi yönetimleri engelli birey evde otursun, biz ona göre bu ülkeyi inşaa etmiyoruz diyor. gittiğim restoranlar, cafeler engelli tuvaleti olmadığı için eziyet haline geliyordu. hatta çoğu mekanda masaya yanaşmak bile çok zordu.
halk nasıl derseniz inanılmaz yardımcıydı insanlar. eşimin beni tek bırakıp bir yerlere gitmesi, arabayı park etmesi gerektiği durumlarda hemen birisi yanıma koşup size nasıl yardım edebilirim diyordu. sanırım ülkedeki insanlardan ümidini kesmiş ben için güzel bir cevap oldu bu durumlar.
yaşadığım tek sorun engelli olsam da dışarıya çıktığımda insanların bana sürekli acıyarak bakmasıydı. defalarca "ay çok gençmiş, halimize şükür" denildiğini duydum. engelli olduğum dönem boyunca durumumu hiç garipsemedim. insanlardan sürekli yardım istedim, sürekli dışarı çıktım. gittiğim yerler engelli bir bireye uygun olmadığı için söylendim. söylenmeye de devam edeceğim.
devamını gör...

abur cubur yemeyi bırakmak

10 yıldır abur cubur yemiyorum. hatta cola, fanta gibi gazlı içecekleri de 18 yıldır falan tüketmiyorum. marketteki paketli çoğu yiyeceğin tadını bilmiyorum ya da hatırlamıyorum. iş yerime evde yaptığım yemekleri götürüyorum. bunu deneyimleyen ben ne kadar faydasını gördüm bilemem ama bir dolu alerjisi ve hastalığı olan biri olarak çoğu hastalığım ya geçti ya hafifledi diyebilirim. yine de insan bünyesi bu derece sağlıklı beslenmeye uyumlu mu diye sorarsanız benim bünyem bağımlısı diyebilirim, öyle ki bana zarar veren bir noktaya gelebiliyor.

şöyle açıklayayım şeker ve gluten de tüketmeyen ben sadece toprakta yetişen, pazardan aldığım besinleri o kadar katı bir şekilde tükettim ki 2 yıl önce arkadaşımın doğum gününde onu kırmamak için yediğim pasta yüzünden alerjik atak geçirdim. doktora gittim ve kardeşi gibi üzerime titreyen doktor bana arada alerjin olan yiyecekleri tüket yoksa bir gün alerjiden tak diye gidebilirsin dedi. şimdi ara ara içeriği temiz gibi görünen çikolata, gofret yiyerek anaflaktik şok riskini düşürmeye çalışıyorum.

abur cubur yiyenler size sesleniyorum. bu kadar yapay, bu kadar kimyasal tadı gelen şeyleri nasıl tüketebiliyorsunuz? lütfen bana da anlatın. inanın midem kaldırmıyor. afedersiniz "insanlara bu pisliği nasıl satabiliyorlar?" diye düşünüyorum.
devamını gör...

bebek ölümlerinin araştırılması

bu yazıda kasti ölümler, kazalar dışındaki durumlardan bahsedeceğim.

ülkemizde kanunen çocuk 2 ya da 3 yaşına gelene kadar* başına gelebilecek ölüm, kaza gibi durumların birinci sorumlusu anne sayılıyor biliyor muydunuz? anne bu sebepten ceza alırken babanın sorumluluğu olmadığı için ceza almayabiliyor. anne çocuğun açlıktan ölmesinden dahi sorumluyken baba bu konuda birinci sorumlu değildir. yemek bulamadığınız için çocuğunuz ölüp siz ölmediğiniz için hukuk devletinde yargılanırsınız. hukuk sizin duygusal durumunuzla ilgilenmez. sadece bebeğin ölüp ölmemesi ile ilgilenir ki sanırım bir kadın için yaşayabileceği en ağır şeyi defalarca yüzüne vurmak insanlık dışı bir eylemdir.
devamını gör...

dudullu otogarı

ülkedeki gerçek hayatı gözlemleyip, deneyimleyebileceğiniz bir otogar. bana göre esenler otogarı ile kapışır.
son yıllarda otobüsle şehirler arası yolculuk yapmayan ben acil bir durum için bu otogardan kalkışlı bilet aldım. yazın ortası cehennem sıcağının olduğu bir gün. yazıhaneye girdim midem o ter kokusunu kaldırmadı, dışarı çıktım ama otogar hindistan otogarlarıyla da yarıştığı için bırakın oturacak ayakta duracak yer yok gölgede. sonrasında bir amca bana iyi gözükmediğim için yer verdi ki doğruydu ayakta zor duruyordum. saatlerce araba sürmekten bitmiştim. yarım saat kadar yaşımı da göstermememin etkisiyle yaşlılara yer vermediğim için kınandıktan sonra zorla yürüyen yaşlı bir teyze yaklaştı bana. oturmakta olan 3-4 kişi aynı anda kalktık teyzeye yer vermek için. genç bir kız vardı, abla sen otur ben yer veririm dedi . teyze geldi, çantasını koltuğa koydu, kendisi taş zemine oturdu. kıza dönüp teşekkür etti. kendisine koltuğa oturması için ısrar ettiğimizde ben yerde rahatım ama çantam koltukta kalsın dedi.
otobüsüm iki saat kadar geç geldi, teyze o süre boyunca yerde oturmaya devam ederken yer veren kızla olan bakışmamızı unutmam.
devamını gör...

anizium.co

yasal olarak bir satış sunmuyorlar, korsan içeriği parayla sunuyorlar. korsan derken çeviri orijinal falan değil, tamamen fansub gibi çalışan bir grup çeviriyor muhtemelen. bu arada fansub çevirse daha iyi, en azından izleyenlere ücretsiz bir sunum yapıyorlar.
reklam izleme işine gelirsek, bir çok ücretsiz reklam engelleyici var ve çok da iyi çalışıyorlar. bendekine bakıyorum ad blocker. kolay kolay hiç bir reklamı da görmüyorum.
kısaca demek istediğim buraya para verip korsan ve kötü çevireye para vereceğinize gönüllü bir fansub'ın çevirisini izlemek bana daha mantıklı geliyor.
myanimelist.net/profile/1st... bu kadar animeyi hiç para vermeden izlemiş biri olarak söylemek istedim.
bu arada henüz korsan olmayan türkçe anime izleme sitesi ülkemizde bulunmamakta.
devamını gör...

ales

yarın benim de gireceğim sınav. ösym sınavlarını her daim komik buluyorum. son yıllarda sadece ekys sınavlarına giren biri olarak bu sınavında saçma sapan olacağından yüzde yüz eminim. uzun bir süreden sonra matematik çalışmak eğlenceli geldi, sadece bu açıdan beni mutlu etmiş olabilir. yoksa ölçme değerlendirme, soru çalınmaları falan hak getire.
devamını gör...

elon musk

twitter'da* engelledim kendisini. hayatımda gördüğüm en narsist sosyal platform sahibi kendisi. adamı takip etmiyorum ama sürekli paylaşımları önüme düşüyordu. bir süre sonra ilgimi çekmiyor diye belirtmeme rağmen daha fazla yazısı önüme düşmeye başladı. öyle bir hal aldı ki "manipüle olacaksın dedim sana!" moduna geçti. kendisi bizlerin tabiri ile "zengin olunca yapılacak ufak şımarıklar" hayalini gerçekleştirmekte.
kendisini engelleyenleri incelediğine dair de bir yorum okudum geçen aylarda. umarım o da beni engellemiştir. *
devamını gör...

flying tiger copenhagen

yurt dışında euro ile almak isterseniz dehşetengiz bir fiyata geliyor. türkiyeye geldiler ama kawaii ürün düşkünü ben bir türlü fırsat bulup alamadım. sevimli şeyleri seviyorsanız kaçırmayın.
devamını gör...

uyuyamayan insanlar ne yaparlar sorusu

genelde yataktan kalkmıyorum, beynim dinlenmese de bedenim dinlenebilir.
yatmaktan başım ağrımaya başlamışsa kalkıyorum, genelde manga okuyorum. eskiden kitap okurdum, bazen anime izliyorum. ev işi yaptığım da olur.
ama son 5-6 yıldır uyuyamadığım için deli olmuyorum, sakince uyumaya çabalıyorum.
devamını gör...

ölmek iyi midir kötü müdür sorunsalı

bilinmeyene çoğunlukla kötü bakan ben için kötüdür. bilinmeyen derken beni ürküten bir bilinmeyen.

ölüp bir yerlere gidiyorsam, gittiğim yer mutlu ya da mutsuz edebilir. bilemiyorum, yok olmaktan daha iyi bir seçenek gibi geliyor. alternatif bir yaşam sürebileceğim bir yerlerin olması fikri cazip ama gerçek mi ispatı yok. dünyadaki hayatımı sevdiğim için buraya geri dönmeyi isteyeceğim bir yere gidersem peki? ya da dünyada zaman kaybetmişim diye hayıflanırsam?

ölüp sadece yok oluyorsam zaten ölüm benim için kötü bir şeydir. bireysel varlığım dünyaya bir anlam ifade etmeyebilir ama ben sonsuzluğa ulaşma hakkım olmadan yok oluyorum. hiçlik bile değil, anlatabiliyor muyum?

ölmek, yaşadığım son deneyimden anladığım kadarıyla bazen bir süreç ve çok zorlu. çektiğim acıyla geceleri baş başa kaldığımda aklımdan sürekli geçen şey "ölmek çok zor" oldu. ki ölmedim, yaşıyorum. yaşamak güzel geliyor. hayat güzel geliyor.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim