1.
bu sözlüğe tüm katkılar katharsis içindir. izler, okur, güler ve ağlarız. tıpkı antik roma'da bir tiyatro sahnesinin karşısında oturan bir vatandaş gibi.
devamını gör...
2.
aynı isimde bir eğlence teknesi vardır.
devamını gör...
3.
purification (saflaştırma) and purgation (tasfiye) of the emotion olarak tanımlanabilir katharsis. yani "ağla ağla açılırsın" halk arasındaki tabirle.
şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.
yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).
misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte.
bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...
işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.
işte katharsis budur.
"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.
yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).
misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte. bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...
işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.
işte katharsis budur.
"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
devamını gör...
4.
sanat yoluyla arınma.
devamını gör...
5.
sanat yoluyla arınma.
devamını gör...
6.
sanat yoluyla arınma.
devamını gör...
7.
aristoteles, poetica'da bu kavramı tiyatro-izleyici ilişkisi örneğiyle anlatmaya çalışır. seremonik bir arınma etkinliği değil, algılama etkileşiminin geliştirici yaratıcılığına dikkat çekerek tartışır. (biraz netameli karmaşık bir 'şey' diyelim keselim.)
devamını gör...
8.
bazı kelimeler vardır, dilin derinliklerinden çıkıp gelir ve birden içindeki eski bir yarayı, adı konmamış bir fırtınayı işaret eder. katharsis tam da öyle bir kelime benim için. dışarıdan bakınca basitçe “arınma” diyorlar. ama bu, sabah duş alıp gününe temiz başlamak gibi masum bir temizlik değil. daha çok, ruhunun bodrum katında yıllardır biriken suyun, bir gün kapıyı zorlayıp taşması gibi. o taşma anında her şey biraz dağılıyor, biraz karışıyor ama sonunda geriye tuhaf bir hafiflik kalıyor. sanki göğsündeki o sıkı düğüm, bir nefeslik olsun gevşemiş gibi.
aristoteles bunu tragedyada görmüştü ilk kez. sahnedeki kahramanlar acıyla kıvranırken, korku ve acıma duyguları içimizde kabarıyor. ama garip bir şekilde, o kabarma bizi boğmuyor aksine boşaltıyor. başkasının acısına tanık olurken kendi sessiz yaralarımız da bir anlığına nefes alıyor. sanki tiyatro perdesi, kendi iç dünyamızın aynası oluyor. günlük hayatta da aynı şey oluyor, sadece sahne değişiyor.
bir şarkı açıyorsun. sözleri senin ağzından çıksa belki kekelerdin, ama o ses, o riff, o haykırış tam senin anlatamadığın şeyi yakalıyor. gözlerin doluyor, boğazın düğümleniyor. aslında o film sahnesine ya da şarkı sözüne ağlamıyorsun o sadece bir anahtar. kapıyı açıyor ve içeride uzun zamandır kapalı tuttuğun odanın havası dışarı çıkıyor.
ben bunu en çok ağır, karanlık müzikte yaşıyorum. black metalin o buz gibi rüzgârında, dsbm’in dipsiz kuyusuna dalarken… dışarıdan bakan “bu müzik insanı ezer geçer” diyor. haklı da görünüyor. ama içeride, tam tersi oluyor. o çığlıklar, o yavaş yavaş çöken melodiler seni aşağı çekmiyor. zaten senin içinde bir yerlerde çökmüş, birikmiş ne varsa onu dışarı çekiyor.
öfkeyi, yalnızlığı, o anlatılmaz sıkışmışlığı biri senin yerine haykırıyor. ve sen o haykırışın içinde ilk defa “evet, bunu ben de taşıyorum” diyebiliyorsun. biraz boşalıyorsun. tamamen kurtulmuyorsun belki, ama omuzlarındaki ağırlık bir parça eriyor.
katharsis her zaman sıcak bir kucaklaşma gibi gelmiyor. bazen gözyaşıyla, bazen öfkeyle, bazen de derin bir boşluk hissiyle vuruyor. bazen sadece “hiçbir şey hissetmiyorum” diye bir ferahlık bırakıyor arkasında. ama o ferahlığın içinde önemli bir şey oluyor yüzleşiyorsun. bastırdığın, unuttuğunu sandığın, “bunu yaşamamalıydım” dediğin şeylerle kısa bir an göz göze geliyorsun.
en güzel, en insani yanı da şu o anda anlıyorsun ki, bu acı, bu karanlık, bu sıkışmışlık sadece sana ait değil. başkaları da aynı kuyuda boğulmuş. başkaları da aynı sessiz çığlığı atmış. ve biri çıkmış, o çığlığı müziğe, söze, görüntüye dökmüş. sen de o ifadede kendine bir yer buluyorsun. “yalnız değilim” hissi, en saf haliyle orada beliriyor.
katharsis seni onarmaz, düzeltmez, “her şey yoluna girecek” diye yalan söylemez. sadece boşaltır. içindekileri dışarı bırakmana izin verir. ve bazen, tam da ihtiyacımız olan şey, işte bu kadar çıplak ve dürüst bir boşalmadır. bırak taşsın. bırak aksın. çünkü ancak boşaldığında, yeniden dolacak yer açılır içinde.
aristoteles bunu tragedyada görmüştü ilk kez. sahnedeki kahramanlar acıyla kıvranırken, korku ve acıma duyguları içimizde kabarıyor. ama garip bir şekilde, o kabarma bizi boğmuyor aksine boşaltıyor. başkasının acısına tanık olurken kendi sessiz yaralarımız da bir anlığına nefes alıyor. sanki tiyatro perdesi, kendi iç dünyamızın aynası oluyor. günlük hayatta da aynı şey oluyor, sadece sahne değişiyor.
bir şarkı açıyorsun. sözleri senin ağzından çıksa belki kekelerdin, ama o ses, o riff, o haykırış tam senin anlatamadığın şeyi yakalıyor. gözlerin doluyor, boğazın düğümleniyor. aslında o film sahnesine ya da şarkı sözüne ağlamıyorsun o sadece bir anahtar. kapıyı açıyor ve içeride uzun zamandır kapalı tuttuğun odanın havası dışarı çıkıyor.
ben bunu en çok ağır, karanlık müzikte yaşıyorum. black metalin o buz gibi rüzgârında, dsbm’in dipsiz kuyusuna dalarken… dışarıdan bakan “bu müzik insanı ezer geçer” diyor. haklı da görünüyor. ama içeride, tam tersi oluyor. o çığlıklar, o yavaş yavaş çöken melodiler seni aşağı çekmiyor. zaten senin içinde bir yerlerde çökmüş, birikmiş ne varsa onu dışarı çekiyor.
öfkeyi, yalnızlığı, o anlatılmaz sıkışmışlığı biri senin yerine haykırıyor. ve sen o haykırışın içinde ilk defa “evet, bunu ben de taşıyorum” diyebiliyorsun. biraz boşalıyorsun. tamamen kurtulmuyorsun belki, ama omuzlarındaki ağırlık bir parça eriyor.
katharsis her zaman sıcak bir kucaklaşma gibi gelmiyor. bazen gözyaşıyla, bazen öfkeyle, bazen de derin bir boşluk hissiyle vuruyor. bazen sadece “hiçbir şey hissetmiyorum” diye bir ferahlık bırakıyor arkasında. ama o ferahlığın içinde önemli bir şey oluyor yüzleşiyorsun. bastırdığın, unuttuğunu sandığın, “bunu yaşamamalıydım” dediğin şeylerle kısa bir an göz göze geliyorsun.
en güzel, en insani yanı da şu o anda anlıyorsun ki, bu acı, bu karanlık, bu sıkışmışlık sadece sana ait değil. başkaları da aynı kuyuda boğulmuş. başkaları da aynı sessiz çığlığı atmış. ve biri çıkmış, o çığlığı müziğe, söze, görüntüye dökmüş. sen de o ifadede kendine bir yer buluyorsun. “yalnız değilim” hissi, en saf haliyle orada beliriyor.
katharsis seni onarmaz, düzeltmez, “her şey yoluna girecek” diye yalan söylemez. sadece boşaltır. içindekileri dışarı bırakmana izin verir. ve bazen, tam da ihtiyacımız olan şey, işte bu kadar çıplak ve dürüst bir boşalmadır. bırak taşsın. bırak aksın. çünkü ancak boşaldığında, yeniden dolacak yer açılır içinde.
devamını gör...
9.
insan kendi duyguları ile yüzleşme niyetine düşüp de o duyguların içinden geçmek istediğinde olanlar.
bazen nefessiz kalana kadar ağlamak, bazen öfke.. nedense bu duyguları hep bir yerde dondurmuş oluyoruz çünkü. biriktikçe ağırlığı da yük oluyor bırakması da zor.
bazen nefessiz kalana kadar ağlamak, bazen öfke.. nedense bu duyguları hep bir yerde dondurmuş oluyoruz çünkü. biriktikçe ağırlığı da yük oluyor bırakması da zor.
devamını gör...