1.
yazı sanatının belli başlı ürünü olan el yazması kitaplara metni aydınlatmak üzere yerleştirilen açıklayıcı resimlerdir. ortaçağ islam çevrelerinin kitap süslemeleriyle gelişmiştir. minyatürlerde perspektif ve mantık aranmaz. maiyetler, aynı yüz ifadeleri ve biçimleriyle minyatüre aktarılırlar.
devamını gör...
2.
göze hitap ettiği kadar, düşünceye de hitap eden, ışıklandırma ve gölgelendirme tekniği olmaksızın oluşturulmuş bir resim ve çizim sanatıdır.
devamını gör...
3.
ressamın pösteki sayanıdır bunu yapan. (bkz: şahsım) benim kadar tez canlı birini dahi muma çevirendir. sessizlik ister, sabır ister, göz ister, bilek ister. derler ki en büyük usta namzetlerinden "kör olamadıklarına" yanıp canlarına kıyanlar olmuş, tam mertebesine eremediklerinden. ömür yetmez öğrenmeye.
devamını gör...
4.
perspektif, derinlik unsurları gözetilmeden yapılan ilk örnekleri 8. yüzyılda orta asya da ortaya çıkmış resim sanatıdır.
devamını gör...
5.
kucuk heykel, maket, resim tarzi seyler. bizim evde bulunmaz.
devamını gör...
6.
özellikle osmanlı döneminde, hat, ebru ve tezhib kadar önem kazanmış, üzerinde durulmuş olan, kağıt, parşömen, fildişi, hint kağıdı, aharlı kağıt v.b. malzemeler üzerine, perspektif yani derinlik kaygısı güdülmeden, boyut, gölge, ışık verilmeden, farklı boyutlarda fırçalar kullanılarak, kök boyalar ve yaldızlarla çok ince işlenmiş küçük boyutlu resimler yapma sanatıdır. islâm’da resmin ve suretin yasak oluşu inancından dolayı, resim sayılmadığından osmanlı coğrafyasında gelişme imkânı bulmuştur. ortaçağ islam coğrafyasında kitap süslemeciliği ile birlikte gelişmiştir.
latince kırmızıya boyamak ve minorare yani küçültmek köklerine bağlı italyanca miniatura sözünden fransızcaya oradan da dilimize geçmiş, minyatür olmuştur. osmanlı dönemine ait kayıtlar incelendiğinde ise bu terimin yerine “tasvir” veya “nakış” sözcüklerinin tercih edildiği görülmektedir. bu sanatı icra edenler de genellikle “musavvir” ya da “nakkaş” olarak adlandırılmışlardır.
bazı uzmanlar, perspektifin olmadığı, çizgiselliğin ön planda olduğu, mağara duvarlarına çizilen resimleri ilk minyatür çizimleri olarak kabul ederler. ilk örneklerine de uygurlarda rastlandığı ve minyatürün türklerle ortaya çıktığı söylenir. ancak dünya sanat tarihine bakıldığında, mısır ve çin’de de minyatürün çok güzel örneklerine rastlarız. minyatür, 15. yüzyılda, bağdat, tebriz, isfahan, şiraz, herat okulu gibi okullarda altın çağını yaşamıştır.
minyatürlerde, gerçek ya da anlatılmak istene konu olduğu gibi yansıtılır. bu nedenle perspektif kullanılmaz. uzaklık ve boy, renk veya gölgelerle ifade edilmez. minyatürler kitabın sayfa oranına uygun, geometrideki “altın dikdörtgen” içinde kendine özgü “dikine” veya “yığma perspektif” denen bir teknikle resimlenirken; kişilerin büyüklüğü, kişilerin makamına göre değişir; kişi makam olarak ne kadar büyükse diğer kişilere göre büyüklüğü de fazla olur. bu, kâğıt üzerinde ön planda olanların alt tarafa, geridekilerin ise üst tarafa yerleştirilmesiyle gerçekleşir. figürler birbirlerini tümü ile kapatmayacak şekilde düzenlenir. konu mesafe farkı gözetmeksizin en ince ayrıntılara kadar işlenir.
dini inançlar yüzünden islâm coğrafyasında derinlik içeren çizimlerin, resimlerin yasak olmasından dolayı daha çok tasvir amaçlı çizilen minyatürler aynı zamanda arşivcilik düşüncesiyle de kullanılmışlardır. bu nedenle tarihsel kaynak özelliği de taşırlar.
fatih döneminde (1451-1481), padişahın resmini de yapmış olan sinan bey adlı bir nakkaş, ıı. bayezid döneminde (1481-1512) de baba nakkaş diye tanınan bir sanatçı,16. yüzyılda reis haydar diye tanınan nigarî, nakşî, şah kulu, mustafa çelebi, selimiyeli reşid, süleyman çelebi ve levnî, osmanlı döneminin ünlü nakkaşlarıdır. bunlardan levnî, türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. levnî, geleneksel anlayışın dışına çıkmış ve kendine özgü bir biçim geliştirmiştir.
bazı minyatür sanatçılarınca fizik ile metafiziğin birleştiği noktada bulunan bir sanat olarak nitelendirilen minyatür, 18.yüzyılın başlarından itibaren batılılaşma akımı sonucunda, avrupa resmi kurallarının değerlendirilmesiyle hızlı bir değişim sürecine girmiştir. geleneksel teknikle gölgeli boyanan hacimli nesneler ve derinlik kazandırılmış unsurlarla, üç boyutlu tasarımlar ortaya çıkarılmıştır. aynı asrın sonlarına doğru tutkallı toprak boyanın, guvaş ve suluboya ile yer değiştirmesiyle birlikte yazmalar geleneksel minyatür sanatını sonlandıran tekniklerle resmedilmiştir. bu dönemde tasvir, kitap sayfalarından duvar ve tuval yüzeylerine taşmıştır. 19. asrın başında ise osmanlı minyatürü’nün artık önemini yitirdiğini görüyoruz. bu dönem sanatçıları, geleneklerden kopmaksızın ortaya koydukları eserlerde, batı etkilerini yeniden yorumlama çabalarıyla, tanzimat sonrası açılan okullarda başlatılan batı resmi eğitimiyle yaygınlaşacak olan yeni resim geleneğinin öncüleri olmuşlardır.
latince kırmızıya boyamak ve minorare yani küçültmek köklerine bağlı italyanca miniatura sözünden fransızcaya oradan da dilimize geçmiş, minyatür olmuştur. osmanlı dönemine ait kayıtlar incelendiğinde ise bu terimin yerine “tasvir” veya “nakış” sözcüklerinin tercih edildiği görülmektedir. bu sanatı icra edenler de genellikle “musavvir” ya da “nakkaş” olarak adlandırılmışlardır.
bazı uzmanlar, perspektifin olmadığı, çizgiselliğin ön planda olduğu, mağara duvarlarına çizilen resimleri ilk minyatür çizimleri olarak kabul ederler. ilk örneklerine de uygurlarda rastlandığı ve minyatürün türklerle ortaya çıktığı söylenir. ancak dünya sanat tarihine bakıldığında, mısır ve çin’de de minyatürün çok güzel örneklerine rastlarız. minyatür, 15. yüzyılda, bağdat, tebriz, isfahan, şiraz, herat okulu gibi okullarda altın çağını yaşamıştır.
minyatürlerde, gerçek ya da anlatılmak istene konu olduğu gibi yansıtılır. bu nedenle perspektif kullanılmaz. uzaklık ve boy, renk veya gölgelerle ifade edilmez. minyatürler kitabın sayfa oranına uygun, geometrideki “altın dikdörtgen” içinde kendine özgü “dikine” veya “yığma perspektif” denen bir teknikle resimlenirken; kişilerin büyüklüğü, kişilerin makamına göre değişir; kişi makam olarak ne kadar büyükse diğer kişilere göre büyüklüğü de fazla olur. bu, kâğıt üzerinde ön planda olanların alt tarafa, geridekilerin ise üst tarafa yerleştirilmesiyle gerçekleşir. figürler birbirlerini tümü ile kapatmayacak şekilde düzenlenir. konu mesafe farkı gözetmeksizin en ince ayrıntılara kadar işlenir.
dini inançlar yüzünden islâm coğrafyasında derinlik içeren çizimlerin, resimlerin yasak olmasından dolayı daha çok tasvir amaçlı çizilen minyatürler aynı zamanda arşivcilik düşüncesiyle de kullanılmışlardır. bu nedenle tarihsel kaynak özelliği de taşırlar.
fatih döneminde (1451-1481), padişahın resmini de yapmış olan sinan bey adlı bir nakkaş, ıı. bayezid döneminde (1481-1512) de baba nakkaş diye tanınan bir sanatçı,16. yüzyılda reis haydar diye tanınan nigarî, nakşî, şah kulu, mustafa çelebi, selimiyeli reşid, süleyman çelebi ve levnî, osmanlı döneminin ünlü nakkaşlarıdır. bunlardan levnî, türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. levnî, geleneksel anlayışın dışına çıkmış ve kendine özgü bir biçim geliştirmiştir.
bazı minyatür sanatçılarınca fizik ile metafiziğin birleştiği noktada bulunan bir sanat olarak nitelendirilen minyatür, 18.yüzyılın başlarından itibaren batılılaşma akımı sonucunda, avrupa resmi kurallarının değerlendirilmesiyle hızlı bir değişim sürecine girmiştir. geleneksel teknikle gölgeli boyanan hacimli nesneler ve derinlik kazandırılmış unsurlarla, üç boyutlu tasarımlar ortaya çıkarılmıştır. aynı asrın sonlarına doğru tutkallı toprak boyanın, guvaş ve suluboya ile yer değiştirmesiyle birlikte yazmalar geleneksel minyatür sanatını sonlandıran tekniklerle resmedilmiştir. bu dönemde tasvir, kitap sayfalarından duvar ve tuval yüzeylerine taşmıştır. 19. asrın başında ise osmanlı minyatürü’nün artık önemini yitirdiğini görüyoruz. bu dönem sanatçıları, geleneklerden kopmaksızın ortaya koydukları eserlerde, batı etkilerini yeniden yorumlama çabalarıyla, tanzimat sonrası açılan okullarda başlatılan batı resmi eğitimiyle yaygınlaşacak olan yeni resim geleneğinin öncüleri olmuşlardır.
devamını gör...
7.
ya zaten telegramda arkasından demediğinizi bırakmadınız bari bu konudan gol atmasaydınız*
devamını gör...