“hayır, kanımda böylesine hararetle mayalanan şey utanç değildi, öfke değildi, kendimden tiksinme değildi; içimde tutuşan, taşkınlığın parlak, harlı alevleriyle kıvılcımlanan şey sevinçti, esrik bir sevinç; çünkü yıllar, yıllar sonra ilk kez o dakikalarda yeniden gerçek anlamda yaşadığımı, duygularımın felçleşmiş, ama henüz ölmemiş olduklarını, tutkunun o sıcak kaynağının her şeye rağmen kayıtsızlığımın pas tutmuş yüzeyinin altında bir yerlerde gizlice akmayı sürdürmüş olduğunu hissettim ve şimdi rastlantının sihirli değneği dokununca yüreğime kadar ulaşmıştı.”

herkesin; duygusal bir boşluğa düştüğü, hayatının gün geçtikçe anlamsızlaştığını fark ettiği ve artık ne olursa olsun bu durumdan çıkamayacakmış gibi hissettiği zamanları olmuştur. umut tükenir, kalp ve ruh sonsuz bir karanlığa gömülür. yalnızlık ve çaresizlik, adeta bir sarmaşığın duvarı kapladığı gibi yüreğinizi sarar; çabaladıkça bir bataklıktaymışçasına daha da dibe battığınızı hissedersiniz. kısaca yaşıyormuş gibi hissetmezsiniz. işte kitabımızın ana karakteri baron friedrich michael von r. da kendini böyle bir boşlukta buluyor ama dışarıdan bakıldığında mutsuz olmaması için hiçbir nedeni yok gibi: viyana’nın üst sınıflarından, ömrünü zenginlik ve bolluk içinde geçiriyor ve istediği hemen hemen her şeye sahip olabiliyor. karakterimizin hayatının bu akışı sıradan bir günde birbirinden farklı olaylarla değişiyor.

kitabı okurken aklıma maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi geldi. maslow’un oluşturduğu bu hiyerarşiye göre alt düzeydeki ihtiyaçlar karşılanmadan üst düzeydeki ihtiyacın karşılanması anlamsızdır ve her yeni ihtiyacın giderilmesi yeni bir ihtiyacı da beraberinde getirir ama yeni bir ihtiyacın ortaya çıkması için öncekinin tamamen giderilmiş olmasına gerek yoktur. bu ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst düzeydeki ihtiyaçlar, kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarıdır ve kitaptaki karakterimiz de kendini bir şekilde tatmin etme, gerçekleştirme çabası içindeydi ve buna adım adım ulaşıyordu. üstelik bu kitap maslow’un kuramından -1943- çok önce, 1922’de yazıldı ve bence bu bile stefan zweig’a, onun kitaplarındaki derin psikolojik analizlere hayran olmak için yeterli bir sebep.
her bir satırını, her bir sayfasını yüreğimde hissettiğim bir kitabı okumayalı uzun bir süre olmuştu ve sizlere de tavsiye ederim.
devamını gör...
"eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"
devamını gör...
"bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."

ailesinden kalan miras ile sıradan ve sıkıntısız bir hayat süren kahramanımızın kendine olan yolculuğunu ele alıyor kitap. burjuva olarak adlandırılan kahramanımız, kendisine yabancılaşmış, hayata karşı son derece duyarsızlaşmış, duygularını yitirmiş ve hissetmeyi unutmuştur. bu şekilde devam ettirdiği hayat kendisi için adeta bir ızdıraptır. kitap tam da bu noktada, kahramanın işlediği bir suç ile içindeki duygu patlamasını, insan olmanın hissiyatını ve heyecanını tüm benliğinde yaşamasını anlatıyor. alt tabaka olarak nitelendirilen mahallede geçirmiş olduğu bir gecede, kendi benliğine yapmış olduğu yolculuğu, duyguları ve hisleri ile tekrar barışmasını harika bir şekilde ele alıyor yazar. işte bu olağanüstü gece adeta kahramanın tekrar doğuşudur. hissiz, duyarsız, duyarsız bir hayata, yaşamak denilebilir mi?
stefan zweig'ın harika psikolojik tespitleri ile dolu, mükemmel bir içsel yolculuk.
devamını gör...
*kimse kırlarda dolaşmıyordu. insanlar sanki konsolun üstüne bırakılan birer biblodan farksızdı.
* gülen, sohbet eden binlerce insanın içinde ben kendi içimdeki o kayıp insanı arıyordum.
devamını gör...
duygularımı yavaş yavaş yitirdiğimi ve donuklaştığımı, hiçbir şeyden eskisi kadar zevk alamadığımı düşündüğüm yani hüzünlenmenin bile içimden gelmediği bir dönemde tanıştım zweig'in olağanüstü bir gece'si ile. içimde bir şeyler yapma isteği varsa bile, yani o ışık varsa bile bir türlü karanlığa süzülmeyi başaramamıştı. karşıma olağanüstü bir gece çıksın istiyordum, beni eski duygulu zamanlarıma götürmesi için. hiçbir şey hissetmemek öyle korkunç bir durumdu ki...

"bu olağanüstü gecenin ansızın karşıma çıkarttıkları, kapanıp kalmış ruhumun birdenbire açılması, geçmişimin en karanlık yanlarının, en gizli dürtülerimin şimdi apaçık karşımda duruyor olması tuhaftı." diyor kitap karakteri. kitabın başından itibaren o geceyi merak ediyorsunuz elbette. fakat o geceye kadar karakterimiz kendisinden bahsediyor. zweig'in psikolojik, nahif ve yerinde betimlemeleri o kadar kalbime dokundu ki. ve karakterle ortak yönlerimiz olduğunu görünce daha bir bağlandım kitaba.

kısa bir kitap olduğundan bir oturuşta bitecek olsa da sonrasında insanı düşünceler ve sorularla baş başa bırakıyor. bazen kısa kitaplar birçok uzun kitaptan daha uzun olabiliyor. olağanüstü bir gece tam olarak öyle bir kitap. bir insanın iç dünyasını bu kadar ayrıntılarıyla işleyip zihnimde müthiş bir canlandırma uyandırdığı için rahatlıkla önerebilirim.
devamını gör...
stefan zweig'in yazmış olduğu güzel bir eser.
aldığımda büyük umutlarla almıştım. umutlarımı da karşıladı zaten*
zannettiğimin aksine çok daha kısa bir zaman dilimini anlatan bir kitap.
okuma listelerinize bir an önce ekleseniz iyi ederseniz. bookstagram'ların gözünden kaçamayacak gibi duruyor.
devamını gör...
1 günde bitirdiğim stefan zweig kitabı. kitabın stefan zweig tarafından yazılmadığını, sadece kendisi tarafından yayımlandığını okudum birkaç yerde fakat bu bilginin doğruluğundan emin değilim zira yaptığım araştırmalarda bu konuyla ilgili kesin ve net ifadelere ulaşamadım. (konuyla ilgili bilgisi olan biri beni aydınlatırsa sevinirim.) fakat kendisi tarafından yazılmasa bile kitabın stefan zweig havası taşıdığı bir gerçek zira kitapta detaylı psikolojik analizlere, başarılı zaman ve mekan tasvirlerine rastlıyorsunuz tıpkı bir stefan zweig kitabı okurken olduğu gibi. kitaptaki karakterin iç dünyası ve yaşadığı duygu değişimleri o kadar başarılı bir şekilde ve o kadar güzel cümlerle aktarılıyor ki okura kendinizi karakterin yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz ve karakeri rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. kitapta hayata ve etrafına karşı son derece duyarsızlaşmış, yaşama olan tutkusunu yitirmiş, sadece kendisine verilen rolü oynaması gerektiğini düşünen ve yalnızlaşmış bir karakterin birtakım olaylar silsilesi sonucu kendisine verilen rolden sıyrılıp kendi benliğini yeniden keşfetmesini ve yaşama olan tutkusunu tekrardan kazanmasını okuyoruz. bütün bu olaylar sadece bir günde gerçekleşiyor ve bu süreci adım adım oldukça detaylı bir şekilde anlatıyor yazar. fakat bu süreçten sonrasını fazla detaya girmeden kısa bir şekilde geçiyor, şahsen ben bu süreçten sonrasına dair biraz daha fazla detay görmek isterdim. kitapta karakter tasviri kadar detaylı bir zaman ve mekan tasviri yapılmıyor, yani bazı yazarların yaptığı gibi zaman ve mekana dair en ufak bir ayrıntı bile verilmiyor ama yazarın verilmesi gereken en önemli ayrıntıları vermesiyle ortamın gözünüzde rahatlıkla canlandırabiliyorsunuz. şahsen benim severek okuduğum bir kitap oldu, okumak isteyen olursa da rahatlıkla önerebilirim
devamını gör...
hayattan duyarsızlaştığı için haz alamayan bir burjuvanın tekrar yaşadığını hissedebilmek adına sınıfına oldukça ters bir biçimde heyecan peşinde koşmasının anlatıldığı bir stefan zweig kitabı.

stefan zweig'ın amok koşucusu, satranç... gibi eserlerini soluksuz tamamlayıp çok beğenmeme rağmen bu kitabını ilk okuduğumda tamamlayamayıp yarım bıraktım sonrasında ise söylene söylene, kalan sayfaları hesaplaya hesaplaya zorla bitirebildim.bu tamamen konusunun bana hitap etmemesi kaynaklı bir durumdur.
devamını gör...
okumuştum bana olağanüstü gelmedi.
devamını gör...
(bkz: stefan zweig) tarafından yazılmış mükemmel kitap. öncelikle şunu söylemem lazım ki iş bankası kültür yayınları modern klasikler serisinden okudum. ilk düştüğüm şey ise kapak tasarımıydı. tabi ki zweig'in hemen hemen bütün kitaplarını okumuşumdur. en beğendiğim kitabı (bkz: vicdan zorbalığa karşı ya da castellio calvin'e)
olağanüstü bir gece'ye dönecek olursak, evet zwieg'ın uzun öykülerinden birisi. sayfa sayısı az ve muhteşem akıcı anlatımından mütevellit tek seferde okunabilecek ve herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. kitap kalabalıklar içindeki yalnızlığı, aslında her şeyi olan zengin bir adamın dışarıdan bakıldığında mutlu gibi görünen hayatının pek de öyle olmadığını anlaması üzerine kurulu. yani diyor ki zweig her şey para pul zenginlik, partiler, danslar, eğlence değil. yaşamanın başka anlamları da var. ve kahramanımız bu anlamı kendince tarif ettiği o olağanüstü gecede fark ediyor. yine yeniden bütün büyük eserlerde ve yazarlarda olduğu gibi bu kitapta da varoluşçuluğun izlerini görüyoruz. yine konformist yaşam ve otantik yaşam arasındaki farkı görüyoruz. ve çıkardığımız anlam şu: bize sunulan hayatı yaşamak zorunda değiliz, bize sunulan senaryoya mahkum değiliz. konfor alanımızdan çıkmamız lazım. kendi tercihlerimizi kendi özgür irademizle yapmamız ve sorumluluğunu da kendimiz almamız lazım. kahramanımız da o yaşadığı olağanüstü geceden sonra yani konformizden kurtulduktan sonra o zamana kadarki bastırılmış duygularını özgürleştiriyor adeta zincirlerini kırıyor ve daha mutlu daha anlamlı bir hayat yaşamaya başlıyor. okuduğumuzda özdeşlik kurabileceğimiz bir hikaye. biz de kendi bastırılmış duygularımızı özgürleştirmek istiyoruz bu özdeşleşme üzerine. zweig en sevdiğim yazarlardan biri ve olağanüstü gece en iyi uzun öykülerinden biri
devamını gör...
akıcı bir dil ve anlatımiyla bir stefan zweig kitabi.

kitabi okurken hatırladığım kadarıyla sürekli bir sey olmasını bekleyerek okuyordum. kitabin sonuna doğru ilginc bir şeyler olsa da maalesef beni o kadar tatmin etmedi. kitaptaki karakter için hayatın anlamını bulacak kadar ilginc bir olay olunca bir okuyucu olarak kabul etmekten başka bir çare kalmıyor.

stefan zweig kitaplarını çevirisini yapanlarin hakkini vermek gerekiyor. gerçekten başarılılar.
kitapta olay örgüsü pek olmasa da akıcı bir anlatımı bile kitabi okumak için yeter dedigim eser.
devamını gör...
stefen zweig'in en güzel eserlerinden biridir olağanüstü bir gece. bugün dünya kitapsever günü olduğundan geceye bu güzel kitabı bırakıyorum*.

ben canım kitabımı her zaman ki gibi iş bankasından okudum. çeviri gayet güzel, akıcı bir kitaptı. okurken bende biraz büyülendim diyebilirim akıcılığına. onun dışında üslubunu, kahraman anlatımını daha doğrusu kahramanın bizimle konuşuyormuş gibi olmasını çok sevdim.

gelelim içeriğimize; kitabımız bize aslında bakış açısı kazandırıyor. şöyle ki başkahramanımız burjuva sınıfından, kendi giyimine önem gösteren, gezintilere çıkan, arada nadir parçalar koleksiyonu yapan, kah o tiyatro benim kah bu sinema senin diyen şık bir beyefendi. her gece olmasa da hep dışarda davetlerde takılan onun dışında pek de bir işe yaramayan sevgili kahramanımızın olayı yaşadığı o olağan üstü gece yani 7 haziran gününün akşamını anlatır. bu olağan üstü gecede kahramanımız eğlencesine gitti yarışlarda bir kadın sesi ilişir kulağına bir kahkaha sesi. kendi kendine tahmin etmeye çalışır görüntüsünü fakat tahmin ettiği gibi çıkmaz ve onlar gözleriyle anlaştıkları bir oyuna girer. bu oyun nasıl ilerler bilemem ama* kahramanımız kendini bir suçun içinde buluverir. onun yarattığı vicdan azabı daha büyük hatalara götürür ama yine bu hataları temizlemek onun elindedir.
bu olağanüstü bir gece aslında ona bomboş tatsız tuzsuz geçen hayatında aslında değerli bir şeyler olduğunu ve kim olduğunu gösterir.
o günden sonra kahramanımız hayata daha farklı yaklaşır, daha hislidir etrafa neşe saçar, gençleşir ve yaşamı daha anlamlı kılar.
kendi yorumuma geçecek olursam;

ovovovovov kitabın anlatımı gerçekten güzeldi. aslında kitap güzeldi. kahramanımızın yaşadığı şeyler ona kendini buldurdu, bize de bir yaşamın aslında hiç de dışardan göründüğü gibi sorunsuz geçmediğini gösterdi.
kahramanımız bile isteye düştüğü çukurdan kendi başına kurtuldu. hayatı canlandı, renklendi. kendini buldu.
aslında bize anlattığı şey yalnızlık evet güzel ama bir süre sonra sıradan fakat bir şeyleri paylaşınca, kendinden başkasını mutlu edince bir yararı dokununca aslında yaşama değer bir şeyler kattığıydı.

son olarak ben kitabı genel anlamda beğendim. bakış açısı geliştiren kısa çerezlik minnoş bir kitap. okumamış herkese tavsiye ediyorum.
devamını gör...
son derece akıcı, betimlemesi bol, kısa bir stefan zweig kitabı. kitap okuma alışkanlığı olmayıp kazanmak isteyenlerin başlayabileceği bir kitap.
devamını gör...
bomboş bir kitap. halen stefan zweig konuşuyorlar hey allam ya. adamda felsefi derinlik merinlik hiçbir şey yok! anca kısa kitap. öf. baydınız.
devamını gör...
kitabı kendisi yazmamıştır. içeriği bir alman(bu kısımdan tam emin değilim ingiliz de olabilir) subayın defterini karıştırırken bulmuştur. kendi ifadeside bulunuyor.
devamını gör...
Bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

"olağanüstü bir gece" ile benzer başlıklar

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.