1.
1844 yılında doğan ve hamlet'i canlandıran ilk kadın oyuncu olan fransız tiyatrocu, yazar, yönetmen.

portrait of sarah bernhardt
19. yüzyılın ikinci yarısında paris’te sahneye çıkan sarah bernhardt, modern anlamda “ünlü” kavramının henüz oluşmadığı bir dönemde, sahne sanatlarının en tanınan figürlerinden biri hâline gelmiştir. yaşadığı dönemde ona verilen "la divine sarah" (ilahi sarah) lakabı, yalnızca oyunculuk yeteneğine değil, yarattığı etkiye de işaret eder. bernhardt, tiyatro oyuncusunun toplum içindeki konumunu kökten dönüştüren isimlerden biridir.
ancak bu ün, bugünden bakıldığında sanıldığı kadar sorunsuz değildi. 19. yüzyıl fransası’nda oyunculuk, saygın bir meslek olarak kabul edilmiyordu. oyuncuların sabit bir sosyal sınıfa ait olmaması, turne hayatı, gece çalışmaları ve kamusal görünürlükleri, onları ahlâken “şüpheli” bir yere yerleştiriyordu. buna karşılık, hayat kadınlığı, paradoksal biçimde daha tanımlı ve dolayısıyla daha tolere edilebilir bir alan olarak görülüyordu. bu bağlamda sarah bernhardt, iki dünyanın da sınırlarında dolaşan bir figürdür.
tiyatro eğitimini aldığı, fransa'nın en itibarlı tiyatrosu comédie française'ın en dikkat çeken ismi olmuştur. ilerleyen yıllarda ise kendi tiyatrosunu kurup birçok öğrenci yetiştirmiştir.
bernhardt’ın etkisi tiyatroyla sınırlı kalmamıştır. fotoğrafın ve afiş sanatının yaygınlaşmasıyla birlikte, yüzü ve bedeni bir ikon hâline gelmiş, özellikle art nouveau afişleriyle tanınmış ve görsel sanatlarda da kalıcı bir iz bırakmıştır. turnelerle avrupa’yı, amerika’yı ve hatta güney amerika’yı dolaşarak sahneye çıktı; bu yönüyle, tiyatro oyuncusunu yerel bir figür olmaktan çıkarıp uluslararası bir sanatçı konumuna taşıyan ilk isimlerden biri oldu. alexandre dumas, oscar wilde gibi önemli yazarlara ilham kaynağı olmuştur.
hayatının ilerleyen dönemlerinde bacağının kesilmesine rağmen sahneden kopmaması, çoğu zaman romantik bir “direnç” hikâyesi olarak anlatılır. oysa bu tutum, bernhardt’ın bedeni idealleştirmek yerine olduğu hâliyle sahnenin parçası kabul eden yaklaşımının doğal sonucudur. sahneyi bırakmak ya da vücudunu idealize etmek yerine, sahnenin sınırlarını yeniden tanımlamayı tercih etmiş ve vücudunu oyunun bir parçası haline getirmeyi bilmiştir. ölene kadar sahneye çıkmış ve 1923'te, sahnede ölmüştür.
sarah bernhardt’ı bugün hâlâ ilgi çekici kılan, yalnızca kazandığı ün ya da canlandırdığı roller değildir. tiyatro, opera, görsel sanatlar ve yazı arasında dolaşan üretimiyle, 19. yüzyılın katı sınıflandırmalarına tam olarak sığmayan bir insan olmasıdır. onu çekici ve kalıcı kılan; sahne ile hayat, kabul ile kuşku arasındaki dar alanda, uzun süre dengede kalabilmiş olması.
kendisi ile ilgili, kaynağı kesinleşmemiş hikayeler de anlatılır. örneğin; evinde bir tabut bulundurduğu ve bu tabutun içinde uyuduğu söylenir. tabutun sebebini soranlara da "prova yapıyorum" dediği anlatılır. doğruluğu ispatlanmamış başka bir söylentiye göre; sarah, yaşlandıktan sonra çok katlı bir apartmanın en üst katına yerleşir. etrafında bulunan insanlar bu durumun onun için zor olup olmayacağını sorduğunda ise şöyle cevap verir: "artık erkekleri nefes nefese bırakmamın başka yolu yok." bu anekdotlar da bize sarah'ın nüktedanlığı, hayata bakış açısı, öz farkındalığı ve hakkında ne konuşulacağını aslında onun yönettiği gibi ipuçları verir.

portrait of sarah bernhardt
19. yüzyılın ikinci yarısında paris’te sahneye çıkan sarah bernhardt, modern anlamda “ünlü” kavramının henüz oluşmadığı bir dönemde, sahne sanatlarının en tanınan figürlerinden biri hâline gelmiştir. yaşadığı dönemde ona verilen "la divine sarah" (ilahi sarah) lakabı, yalnızca oyunculuk yeteneğine değil, yarattığı etkiye de işaret eder. bernhardt, tiyatro oyuncusunun toplum içindeki konumunu kökten dönüştüren isimlerden biridir.
ancak bu ün, bugünden bakıldığında sanıldığı kadar sorunsuz değildi. 19. yüzyıl fransası’nda oyunculuk, saygın bir meslek olarak kabul edilmiyordu. oyuncuların sabit bir sosyal sınıfa ait olmaması, turne hayatı, gece çalışmaları ve kamusal görünürlükleri, onları ahlâken “şüpheli” bir yere yerleştiriyordu. buna karşılık, hayat kadınlığı, paradoksal biçimde daha tanımlı ve dolayısıyla daha tolere edilebilir bir alan olarak görülüyordu. bu bağlamda sarah bernhardt, iki dünyanın da sınırlarında dolaşan bir figürdür.
tiyatro eğitimini aldığı, fransa'nın en itibarlı tiyatrosu comédie française'ın en dikkat çeken ismi olmuştur. ilerleyen yıllarda ise kendi tiyatrosunu kurup birçok öğrenci yetiştirmiştir.
bernhardt’ın etkisi tiyatroyla sınırlı kalmamıştır. fotoğrafın ve afiş sanatının yaygınlaşmasıyla birlikte, yüzü ve bedeni bir ikon hâline gelmiş, özellikle art nouveau afişleriyle tanınmış ve görsel sanatlarda da kalıcı bir iz bırakmıştır. turnelerle avrupa’yı, amerika’yı ve hatta güney amerika’yı dolaşarak sahneye çıktı; bu yönüyle, tiyatro oyuncusunu yerel bir figür olmaktan çıkarıp uluslararası bir sanatçı konumuna taşıyan ilk isimlerden biri oldu. alexandre dumas, oscar wilde gibi önemli yazarlara ilham kaynağı olmuştur.
hayatının ilerleyen dönemlerinde bacağının kesilmesine rağmen sahneden kopmaması, çoğu zaman romantik bir “direnç” hikâyesi olarak anlatılır. oysa bu tutum, bernhardt’ın bedeni idealleştirmek yerine olduğu hâliyle sahnenin parçası kabul eden yaklaşımının doğal sonucudur. sahneyi bırakmak ya da vücudunu idealize etmek yerine, sahnenin sınırlarını yeniden tanımlamayı tercih etmiş ve vücudunu oyunun bir parçası haline getirmeyi bilmiştir. ölene kadar sahneye çıkmış ve 1923'te, sahnede ölmüştür.
sarah bernhardt’ı bugün hâlâ ilgi çekici kılan, yalnızca kazandığı ün ya da canlandırdığı roller değildir. tiyatro, opera, görsel sanatlar ve yazı arasında dolaşan üretimiyle, 19. yüzyılın katı sınıflandırmalarına tam olarak sığmayan bir insan olmasıdır. onu çekici ve kalıcı kılan; sahne ile hayat, kabul ile kuşku arasındaki dar alanda, uzun süre dengede kalabilmiş olması.
kendisi ile ilgili, kaynağı kesinleşmemiş hikayeler de anlatılır. örneğin; evinde bir tabut bulundurduğu ve bu tabutun içinde uyuduğu söylenir. tabutun sebebini soranlara da "prova yapıyorum" dediği anlatılır. doğruluğu ispatlanmamış başka bir söylentiye göre; sarah, yaşlandıktan sonra çok katlı bir apartmanın en üst katına yerleşir. etrafında bulunan insanlar bu durumun onun için zor olup olmayacağını sorduğunda ise şöyle cevap verir: "artık erkekleri nefes nefese bırakmamın başka yolu yok." bu anekdotlar da bize sarah'ın nüktedanlığı, hayata bakış açısı, öz farkındalığı ve hakkında ne konuşulacağını aslında onun yönettiği gibi ipuçları verir.
devamını gör...