normal sözlük
aziyla coguyla, iyi günüyle kötü günüyle, yazariyla yönetimiyle ilmek ilmek islenmis emegin ta kendisisin sözlük.
bugun de birinci yas gunun, daha nice yil donumlerini gorecegimiz gunlere. hayatimizin bir köşesinde hep var olman dilegiyle...
bugun de birinci yas gunun, daha nice yil donumlerini gorecegimiz gunlere. hayatimizin bir köşesinde hep var olman dilegiyle...
devamını gör...
bahçeli ev
böyle bir eve sahip olmadım ama avlusunda rengarenk çiçeklerin açtığı, ağacında dört beş kuşun cıvıldadığı, bahçesinde tavuk ve kedilerin dolaştığı mütevazi ev ortamı göze, yüze, kalbe ve ruha huzur veriyor, terapi ediyor.
devamını gör...
ilişkilere dair acı gerçekler
hep giderler.
devamını gör...
mutluluğu kendine fazla gören insan
mutsuzluğa alışmış insandır.
hani eski bir değiş vardır " alışmadık g*tte don durmaz" diye.
aynı o misal işte, mutsuzluk öyle bir hale bürünmüştür ki, mutluluğa yer kalmamıştır bünyede.
konunun ilginç tarafı ise, bu insanlara mutluluk fırsatı bir çok kez gelir. fakat o kadar yabancı bir şeydir ki onlar için bu, ne yapacaklarını bilemezler. zaten çok kırılgan olur bu insanların mutluluğu. bu yüzden de kırarlar bir noktada. sağlam tutmayı beceremezler.
fakat sanmayın ki bu insanlar mutlu olmayı istemez. tabi ki isterler. belki de en büyük fantazileri, arzuları mutlu olmaktır. ama bu gerçekten elde edinceye kadardır maalesef. çünkü gerçekten ellerine geçince mutluluk fırsatı, korkarlar ondan. onu koruyamamaktan, kayıp etmekten ya da daha kötüsü birinin gelip ellerinden alacağında korkarlar.
asyalıların da eski bir değişi vardır "hayat karşısına çıkardığı fırsatları değerlendirmeyenlerin yüzüne gülmez" şeklinde.
dediğim gibi mutluluk fırsatı çıkar karşılarına ama saydığım sebeplerden beceremezler. her şey yolunda gitse, bu sefer de kendilerini sabote ederler.
bilinçli de yapmazlar bunu. zaten budur ya en acısı. hem mutlu olmak istemek, hemde kendine çok görmek.
bir de şu var ki, mutsuzluk kolaydır aslında. çok çalışma gerektirmez. fakat mutluluk/mutlu olmak cesaret işidir. dik duruş gerektirir, emek gerektirir.
hayat senden ne alırsa alsın, yüzüne o gülümsemeyi takınabilmek, buruk bir gülümseme olsa bile. işte mutluluk budur.
nietzsche ne derse dersin, asıl üstün insan işte budur.
her şeye rağmen mutlu olabilen.
herkese saygılar...
hani eski bir değiş vardır " alışmadık g*tte don durmaz" diye.
aynı o misal işte, mutsuzluk öyle bir hale bürünmüştür ki, mutluluğa yer kalmamıştır bünyede.
konunun ilginç tarafı ise, bu insanlara mutluluk fırsatı bir çok kez gelir. fakat o kadar yabancı bir şeydir ki onlar için bu, ne yapacaklarını bilemezler. zaten çok kırılgan olur bu insanların mutluluğu. bu yüzden de kırarlar bir noktada. sağlam tutmayı beceremezler.
fakat sanmayın ki bu insanlar mutlu olmayı istemez. tabi ki isterler. belki de en büyük fantazileri, arzuları mutlu olmaktır. ama bu gerçekten elde edinceye kadardır maalesef. çünkü gerçekten ellerine geçince mutluluk fırsatı, korkarlar ondan. onu koruyamamaktan, kayıp etmekten ya da daha kötüsü birinin gelip ellerinden alacağında korkarlar.
asyalıların da eski bir değişi vardır "hayat karşısına çıkardığı fırsatları değerlendirmeyenlerin yüzüne gülmez" şeklinde.
dediğim gibi mutluluk fırsatı çıkar karşılarına ama saydığım sebeplerden beceremezler. her şey yolunda gitse, bu sefer de kendilerini sabote ederler.
bilinçli de yapmazlar bunu. zaten budur ya en acısı. hem mutlu olmak istemek, hemde kendine çok görmek.
bir de şu var ki, mutsuzluk kolaydır aslında. çok çalışma gerektirmez. fakat mutluluk/mutlu olmak cesaret işidir. dik duruş gerektirir, emek gerektirir.
hayat senden ne alırsa alsın, yüzüne o gülümsemeyi takınabilmek, buruk bir gülümseme olsa bile. işte mutluluk budur.
nietzsche ne derse dersin, asıl üstün insan işte budur.
her şeye rağmen mutlu olabilen.
herkese saygılar...
devamını gör...
fahrettin altun'un tweet'lerini rt'leyen hesaplar

şahsen kendisini ve çalışmalarını pek beğendiğim, görüntü olarak da inanılmaz yakışıklı bulduğum hatta daniel radcliffe'e benzettiğim sayın fahrettin altun beyfendinin attığı bir tweet'i beğenen hesaplardır. hesapları bir hayırsever vatandaşımız incelemiş ve profil fotoğraflarının buyer network adlı sosyal paylaşım sitesindeki kullanıcılara ait olduğunu tespit etmiş. başkalarının profil fotoğrafıyla hesap açmak ve etkileşime girmek kul hakkına girmez mi?
twitter.com/farkob/status/1...
devamını gör...
şahsiyet
senaryosunu ünlü yazar hakan günday’ın kaleme aldığı, onur saylak’ın kamera arkasına geçtiği, haluk bilginer, cansu dere, metin akdülger, necip memili, müjde ar, şebnem bozoklu başta gelmek üzere sağlam bir oyuncu kadrosuna sahip olan dizidir.
ben insanlarla nasıl yaşanır bilmiyorum. yani insanlarla nasıl konuşulur, onlarla nasıl vakit geçirilir, biriyle arandaki mesafe nasıl ayarlanır. bunların hiçbirini bilmiyorum.
ne güzel olurdu, değil mi? yanlış bildiğimiz her şeyi unutsak, sadece doğrular kalsa.”
yaşıyorsun ama yoksun. insan nasıl dayanır buna
nasıl korktun kim bilir? zaten başımıza gelen her şeyi hatırlıyor olsak deliririz, değil mi? ama bazen de delirmemek için hatırlamak gerekiyor işte böyle. neyse... madem hatırladın artık, ben de gönül rahatlığı ile unutabilirim.”

şahsiyeti hatırla!
ben insanlarla nasıl yaşanır bilmiyorum. yani insanlarla nasıl konuşulur, onlarla nasıl vakit geçirilir, biriyle arandaki mesafe nasıl ayarlanır. bunların hiçbirini bilmiyorum.
ne güzel olurdu, değil mi? yanlış bildiğimiz her şeyi unutsak, sadece doğrular kalsa.”
yaşıyorsun ama yoksun. insan nasıl dayanır buna
nasıl korktun kim bilir? zaten başımıza gelen her şeyi hatırlıyor olsak deliririz, değil mi? ama bazen de delirmemek için hatırlamak gerekiyor işte böyle. neyse... madem hatırladın artık, ben de gönül rahatlığı ile unutabilirim.”

şahsiyeti hatırla!
devamını gör...
mizojinist
kadınlardan nefret eden, kadınlara düşman olan anlamındaki yunanca kökenli kelime. temelinde anne ile sağlıklı kurulamamış ilişki yahut ilk gençlik yıllarındaki reddedilmişliklerin yatabildiğini okumuştum.
devamını gör...
fatma şahin'in rte'yi başöğretmen ilan etmesi
sonuna kadar haklıdır.
yalan söylemenin ve manipülasyonun nasıl yapılacağını, algı yönetimini, dinin nasıl kullanılacağını, torpilin ve kayırmanın nasıl yapılacağını kendisinden öğrenmiştir.
malum kişi negatif kutbun başöğretmenidir.
konu tartışmaya kapalıdır.
yalan söylemenin ve manipülasyonun nasıl yapılacağını, algı yönetimini, dinin nasıl kullanılacağını, torpilin ve kayırmanın nasıl yapılacağını kendisinden öğrenmiştir.
malum kişi negatif kutbun başöğretmenidir.
konu tartışmaya kapalıdır.
devamını gör...
erdal bakkal
dünyaya fatura ödemek için geldiğimiz kendisine daha önceden söylenseydi gelmeyecek olan , süper marketlere karşı direnen , patavatsız ve bir o kadar da paragöz olan şimbilli.
devamını gör...
kısa şiirler
birbirimizle dost olamadık
ama yine de birlikte olduk.
birbirimizin kollarındayken bile
yıldızlar kadar uzaktık.
şimdi yolda karşılaşsak
bir hiç için dövüşebiliriz.
birbirimizle dost olamadık
birbirimizin kollarındayken bile.
bertolt brecht
ama yine de birlikte olduk.
birbirimizin kollarındayken bile
yıldızlar kadar uzaktık.
şimdi yolda karşılaşsak
bir hiç için dövüşebiliriz.
birbirimizle dost olamadık
birbirimizin kollarındayken bile.
bertolt brecht
devamını gör...
anlık mutluluk veren şeyler
sokakta bir çocuğun gülüşüne denk gelmek. o gülümsemenin altında nice umutlar vardır.
devamını gör...
normal sözlük'ten kız düşmemesi
kızların yere sağlam bastıklarını gösterir.
uyarı: dikkat kaygan temin
uyarı: dikkat kaygan temin
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok küçükken babamın cebinden böyle goccaman bi 50 bin çarpmıştım.düşünsene minicik ellerin var içinde de kocaman bir bozukluk.
hatırlayanlar vardır şu anki bir liradan daha büyük ve cüsseli olduğunu.
demem o ki büyümemle beraber bunun için hep pişmanlık duydum.
yerine çokk çokkk daha fazlasını koydum koyuyorum ama gözümde haala o 50 bin kadar etmedi etmiyor..
hatırlayanlar vardır şu anki bir liradan daha büyük ve cüsseli olduğunu.
demem o ki büyümemle beraber bunun için hep pişmanlık duydum.
yerine çokk çokkk daha fazlasını koydum koyuyorum ama gözümde haala o 50 bin kadar etmedi etmiyor..
devamını gör...
acem bahçesi
iran'ın yüksek duvarlarla çevrili, ortası havuzlu, güllerle donatılmış ünlü bahçelerine türkler tarafından verilen isim. halk öykülerinde, divan edebiyatında yer alan yaygın motiflerdendir.
devamını gör...
yazarların isimlerinin anlamı
bal arısıymış. yeni öğrendim.*
devamını gör...
oyun terapisi
oyun çağındaki çocuklar için kullanılan bir terapi şeklidir. çocuklar kendi duygularını kolayca açıklayamadıkları için bu yönteme başvurulur. bu sayede çocukların bastırılmış duyguları, eğer varsa psikolojik sorunları ve başa çıkmakta güçlük çektiği şeyler ortaya çıkmış olur.
terapide kural veya sınırlamalar mümkün olduğunca azdır. çocukların kendilerini rahat hissedecekleri bir alanın tasarlanmış olması önemlidir.
oyun terapisi, yönlendirici oyun terapisi ve yönlendirici olmayan oyun terapisi olmak üzere iki yaklaşıma sahiptir.
yapılan araştırmalarda oyun terapisi uygulanan çocukların %71'inde olumlu yönde bir değişim gözlemlenmiştir. başta tereddüt yaşansa da, çocuklar terapistleriyle daha fazla vakit geçirip iletişim kurdukça yani aralarındaki bağ güçlendikçe oyunlarda daha aktif ve konuşkan hale gelmektedir.
bir hocamız, çocukların oyun oynadıktan sonraki oyun alanını bir sonraki gelişlerinde aynı bulmaları için terapi sonrası farklı açılardan o alanın fotoğrafını çektiğinden, bir de terapi öncesinde tekrardan oyuncakları aynı şekilde yerlerine yerleştirdiğinden bahsetmişti. çocuklar o kadar zeki ki, hiçbir şeyi unutmuyorlar ve doğal olarak bir sonraki gelişlerinde kaldıkları yerden oyuna devam etmek istiyorlar.
terapide kural veya sınırlamalar mümkün olduğunca azdır. çocukların kendilerini rahat hissedecekleri bir alanın tasarlanmış olması önemlidir.
oyun terapisi, yönlendirici oyun terapisi ve yönlendirici olmayan oyun terapisi olmak üzere iki yaklaşıma sahiptir.
yapılan araştırmalarda oyun terapisi uygulanan çocukların %71'inde olumlu yönde bir değişim gözlemlenmiştir. başta tereddüt yaşansa da, çocuklar terapistleriyle daha fazla vakit geçirip iletişim kurdukça yani aralarındaki bağ güçlendikçe oyunlarda daha aktif ve konuşkan hale gelmektedir.
bir hocamız, çocukların oyun oynadıktan sonraki oyun alanını bir sonraki gelişlerinde aynı bulmaları için terapi sonrası farklı açılardan o alanın fotoğrafını çektiğinden, bir de terapi öncesinde tekrardan oyuncakları aynı şekilde yerlerine yerleştirdiğinden bahsetmişti. çocuklar o kadar zeki ki, hiçbir şeyi unutmuyorlar ve doğal olarak bir sonraki gelişlerinde kaldıkları yerden oyuna devam etmek istiyorlar.
devamını gör...
israil denilince akla gelenler
iş ahlakı ve dürüstlük.
devamını gör...
efsane dizi replikleri
abla valla işi biliyon sen. yani eviriyon çeviriyon lafı çaktırmadan istediğin yere getiriyon. altı sene boşuna okunmuyor demek.
devamını gör...
bir şehri sevmemek için sebepler
şehrin ortak sosyal alanlarında kadın sayısının çok az olup erkek sayısının görece daha fazla olması.
kadınların özgürce sokağa çıkmaya çekindiği bir şehri sevmek için hiçbir sebep yok.
kadınların özgürce sokağa çıkmaya çekindiği bir şehri sevmek için hiçbir sebep yok.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
küçük kardeşe büyük bir hayat dersi!
küçük bir çocukken abim radyodan dinlediği bir olayı anlatmıştı. bir genç otobüste yolculuk yaparken yanına orta yaşlı bir kadın oturur. bir süre sonra gence saati sorar. saati söyledikten sonra gencin gözü kadının kolundaki saate takılır. kadın fark eder ve saatinin yanlış olduğunu ayarlamayı bilmediğini söyler. genç şaşırır. ‘ama nasıl olur, saat ayarlamayı herkes bilir’ der ve hafiften kadını küçümser bir gülücük atar. kadın mahçup bir edayla ‘ona henüz sıra gelmedi’ der. sohbete başlarlar genç artık daha çok şaşkındır. kadının çok iyi bir üniversitede profesör olduğunu öğrenir. ve ekler kadın; ‘o kadar yoğun bir hayatım oldu ki böyle ufak ayrıntıları öğrenmeye zamanım olmadı. bunlara kafa yoramadım. evdeki tv’yi açamıyorum. telefonumun bazı ayarlarını beceremiyorum hala. aile toplantılarında anlatılan uzaktan akrabanın kızının, oğlunun maceraları ilgimi çekmiyor. kazara gittiğim düğünlerde ki kıyafet şaşasına yetişemiyorum. işin özü ufak şeylere yetişemiyorum. geri kalıyorum. o kadar yıl okudum, o kadar kitap yazdım, onca derse girdim, konferans verdim… gel gelelim hayatın detaylarına yetişemedim…’
abim bu hikayeyi bana ben çok ufakken anlatmıştı. daha o yaşta anlamamı istiyordu. küçük insanların küçük olaylarla ilgileneceğini. eğer büyük insan olmak istiyorsan hedeflerin büyük olsun diyordu. bazen rastgele bir hikaye, bir mimik, bir hareketin nasihatten daha çok işe yarayacağını biliyordu. gözlerimin içine bakıp ‘ya gördün mü koca prof. saat ayarlayamıyor’ diyordu. ayıplamıyor özendiriyordu. tabi bu şu demek değil. bırakın saatler ayarsız kalsın, tv’ler açılmasın bu işin özünü kavramak amaçlı anlatılmış bir hikaye . asıl mesele şuydu. küçük olayların gölgesinden sıyrılırsan büyük insan olursun. ya da o büyük saydığın hedeflere ulaşırsın.
birde işin küçük insanlar boyutu var. tabi ben şimdi kimseye küçük insan yaftası vurmayacağım. biliyorum ki küçük insan yok. küçük hedefler, küçük amaçlar, küçük uğraşlar, küçük dünyalar var… bunları küçük kılan düşüncelerimiz. kendi hayatımızı kendimiz küçültüyoruz çoğu zaman. bir arkadaşımız iş hayatında bir başarımı elde etmiş onunla mutlu olmak yerine onu delice kıskanmak küçüklük. komşumuz bir araba mı almış hayırlı olsun komşum demek yerine ala ala şu kıytırık arabayı almış bizim jep’in çeyreği bile etmez demek küçüklük. iş yerinizde yeni başlayan iş arkadaşınıza işi öğretmek, destek olmak yerine bilgi saklamak açık aramak küçüklük. akrabalarla, komşularla iyi geçinip aile gibi olmak varken onun lafını buna bununkini şuna taşımak küçüklük. herkesle anlaşamazsın tabi, bunu kimse beceremez ama senin düşmanın bellediğinin dostunun aklını çelmeye çalışmak, düşmanının düşmanıyla dost olmaya çalışmak küçüklük.
bile isteye niyetliyse bir insan küçük davranmaya yapacak bir şey yoktur. ama bazen insan tamamıyla içten taşan duygularla hareket eder işte buradaki büyüklük bunu fark edip duygularına hakim olup doğruyu fark etmektir. duygular bizi değil biz onları yönetmeliyiz. kontrol bizde olmazsa duygu yoğunluğu ve karışıklığıyla baş edemeyip hem kendi canımızı hem de çevremizdekilerin canlarını fena yakabiliriz.
abim büyüdüğümde küçük heveslere, küçük hesaplara, küçük duygulara kapılabileceğimi düşünmüş ya da çevremdekilerin bu tarz yönelişlerde bulunup beni üzebileceklerini hissetmiş olmalı. erken bir uyarıyla beni gerçek dünyaya hazırlamaya çalıştığı çok açık.
aldanma! aldırma! sen hedefini belirle koş koşabildiğin kadar. yanında olanlar seninle, olmayanlar geride kalır… büyük ol! büyüklük yap! belki dünyayı değiştiremezsin. ama dünyanı ve çevrendekilerin dünyasını değiştirebilirsin. tıpkı abimin kendi dünyasını ve benim dünyamı değiştirdiği gibi. teşekkürler abim. güzel uyu…
05.15.2015 yerel bir gazetedeki köşe yazım.
şuan yayında değil.
küçük bir çocukken abim radyodan dinlediği bir olayı anlatmıştı. bir genç otobüste yolculuk yaparken yanına orta yaşlı bir kadın oturur. bir süre sonra gence saati sorar. saati söyledikten sonra gencin gözü kadının kolundaki saate takılır. kadın fark eder ve saatinin yanlış olduğunu ayarlamayı bilmediğini söyler. genç şaşırır. ‘ama nasıl olur, saat ayarlamayı herkes bilir’ der ve hafiften kadını küçümser bir gülücük atar. kadın mahçup bir edayla ‘ona henüz sıra gelmedi’ der. sohbete başlarlar genç artık daha çok şaşkındır. kadının çok iyi bir üniversitede profesör olduğunu öğrenir. ve ekler kadın; ‘o kadar yoğun bir hayatım oldu ki böyle ufak ayrıntıları öğrenmeye zamanım olmadı. bunlara kafa yoramadım. evdeki tv’yi açamıyorum. telefonumun bazı ayarlarını beceremiyorum hala. aile toplantılarında anlatılan uzaktan akrabanın kızının, oğlunun maceraları ilgimi çekmiyor. kazara gittiğim düğünlerde ki kıyafet şaşasına yetişemiyorum. işin özü ufak şeylere yetişemiyorum. geri kalıyorum. o kadar yıl okudum, o kadar kitap yazdım, onca derse girdim, konferans verdim… gel gelelim hayatın detaylarına yetişemedim…’
abim bu hikayeyi bana ben çok ufakken anlatmıştı. daha o yaşta anlamamı istiyordu. küçük insanların küçük olaylarla ilgileneceğini. eğer büyük insan olmak istiyorsan hedeflerin büyük olsun diyordu. bazen rastgele bir hikaye, bir mimik, bir hareketin nasihatten daha çok işe yarayacağını biliyordu. gözlerimin içine bakıp ‘ya gördün mü koca prof. saat ayarlayamıyor’ diyordu. ayıplamıyor özendiriyordu. tabi bu şu demek değil. bırakın saatler ayarsız kalsın, tv’ler açılmasın bu işin özünü kavramak amaçlı anlatılmış bir hikaye . asıl mesele şuydu. küçük olayların gölgesinden sıyrılırsan büyük insan olursun. ya da o büyük saydığın hedeflere ulaşırsın.
birde işin küçük insanlar boyutu var. tabi ben şimdi kimseye küçük insan yaftası vurmayacağım. biliyorum ki küçük insan yok. küçük hedefler, küçük amaçlar, küçük uğraşlar, küçük dünyalar var… bunları küçük kılan düşüncelerimiz. kendi hayatımızı kendimiz küçültüyoruz çoğu zaman. bir arkadaşımız iş hayatında bir başarımı elde etmiş onunla mutlu olmak yerine onu delice kıskanmak küçüklük. komşumuz bir araba mı almış hayırlı olsun komşum demek yerine ala ala şu kıytırık arabayı almış bizim jep’in çeyreği bile etmez demek küçüklük. iş yerinizde yeni başlayan iş arkadaşınıza işi öğretmek, destek olmak yerine bilgi saklamak açık aramak küçüklük. akrabalarla, komşularla iyi geçinip aile gibi olmak varken onun lafını buna bununkini şuna taşımak küçüklük. herkesle anlaşamazsın tabi, bunu kimse beceremez ama senin düşmanın bellediğinin dostunun aklını çelmeye çalışmak, düşmanının düşmanıyla dost olmaya çalışmak küçüklük.
bile isteye niyetliyse bir insan küçük davranmaya yapacak bir şey yoktur. ama bazen insan tamamıyla içten taşan duygularla hareket eder işte buradaki büyüklük bunu fark edip duygularına hakim olup doğruyu fark etmektir. duygular bizi değil biz onları yönetmeliyiz. kontrol bizde olmazsa duygu yoğunluğu ve karışıklığıyla baş edemeyip hem kendi canımızı hem de çevremizdekilerin canlarını fena yakabiliriz.
abim büyüdüğümde küçük heveslere, küçük hesaplara, küçük duygulara kapılabileceğimi düşünmüş ya da çevremdekilerin bu tarz yönelişlerde bulunup beni üzebileceklerini hissetmiş olmalı. erken bir uyarıyla beni gerçek dünyaya hazırlamaya çalıştığı çok açık.
aldanma! aldırma! sen hedefini belirle koş koşabildiğin kadar. yanında olanlar seninle, olmayanlar geride kalır… büyük ol! büyüklük yap! belki dünyayı değiştiremezsin. ama dünyanı ve çevrendekilerin dünyasını değiştirebilirsin. tıpkı abimin kendi dünyasını ve benim dünyamı değiştirdiği gibi. teşekkürler abim. güzel uyu…
05.15.2015 yerel bir gazetedeki köşe yazım.
şuan yayında değil.
devamını gör...