güne bir şarkı bırak
devamını gör...
hate (yazar)
en şirin modlarımızdan biri olduğunu ispat etti, kamera arkası görüntüleriyle. konuşamıyor demeyin üzülür, zeka küpüdür. sözlüğün çalışkan modlarındandır komiktir ayrıca güldürür bizi baya. var ol hate..
(bkz: aşırı övdüm ver paramı ulen)
(bkz: aşırı övdüm ver paramı ulen)
devamını gör...
geert wilders'in erdoğan hakkındaki tweet'i
şahsen ülke olarak diktatör diye nitelendiriyoruz bizde kendisini, güzel olmuş işçilik sağlam.
ben şahsen bu geert wilders'ın hollanda da iktidara gelmesini çok istiyorum.
orada sol, burada sağ partiye oy veren kanser gurbetçi güruhu'nun, sağ iktidarı ile tanışması açısından.
ben şahsen bu geert wilders'ın hollanda da iktidara gelmesini çok istiyorum.
orada sol, burada sağ partiye oy veren kanser gurbetçi güruhu'nun, sağ iktidarı ile tanışması açısından.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
uzun zamandır sözlükte pek aktif olmadığımdan geçtiğimiz gün şöyle “tüm sohbetler” sekmesine tıklayıp bir bakayım dedim kimlerle konuşmuşum. aşağılara doğru inerken hatırlayamadığım bazı nicknamelerle karşılaşıp bir tıklayayım dedim bu kimmiş ne konuşmuşuz filan diye. işte onlardan biri. nickini değişmiş bir yazar. bir dönem çok sık konuştuğumuz, birbirimize dair çok şey paylaştığımız, çok güldüğümüz, çok içlendiğimiz, epeyce zaman konuştuğumuz, sahiden çok değer verdiğim bir insan. öylece kopuverdik sonra. kim bilir ne zaman değişti nickini. kim bilir ne zaman değiştik.
burdan üzerine düşünülecek iki mevzu çıkardım kendime. düşünmezse çıldıran, düşündükçe çıldıran garip bir varlığa dönüşüyorum böylece her neyse.
birincisi; ne kadar alelade bakarsam bakayım sözlüğe burası gerçek hayattan bir yer artık benim için. içimizden bir yer burası. o bahsettiğim yazarı asla görmedim ama o mesaja tıklayıp da bir zamanlar çok fazla şey paylaştığım insan olduğunu fark ettiğimde gerçek hayatta bir dostumun yarattığı boşluktan nasıl düşüyorsam öylece düşüverdiğimi hissettim. bana yaşattığı hisler sahiciydi. birbirimizle paylaştıklarımız sahiciydi. birbirimizi bulmamız ve kaybetmemiz sahiciydi. ne kadar girmezsek girmeyelim sözlüğe, ne kadar uzak kalırsak kalalım. eğer bir zamanlar aktif olup insanlarla temas kurduksa artık buraya bizden çok uzak bir yermiş gibi bakmak mümkün değildi. evet, sözlük artık içimizde bir yerde konuşlanmış vaziyette. bunu kabulleniyorum.
bir diğer mesele. yanıtını daha evvelki bazı ilişkilerimde de arayıp bulamadığım mevzu.
bir soru: insanlarla tam olarak nerede kopuyoruz? ne zaman kopuyoruz? bir gün her şeyin artık bitmiş olduğu gerçeğini soğuk bir tokat gibi yüzümüzde hissettiğimizde garip bir soru geçiyor içimizden: ne ara? bazı ilişkiler bir anlık hata bir anlık öfke veya bir anlık başka şeylerle bitebilir, onlardan bahsetmiyorum. bazısı yavaş yavaş son buluyor, ara yavaş yavaş açılıyor, verilen değer gösterilen ilgi ve müsamaha ağır ağır azalıyor. her şeyin ağır ağır nihayete erdiği o ilişkilerden bahsediyorum. iki insanın bir daha asla görüşemeyecekleri zemine ağır ağır ilerledikleri o kopuş ilk ne zaman başlıyor? belki ilk tanıştıkları akşam. her şeye rağmen birlikte yaşadığımız zamana küfretmeyecek kadar birbirimize değer verdik ve birbirimizi anladıksa yine de umut var demektir bazı güzel şeyler için. şimdilik bununla avunalım. insan, her şey bittikten sonra avunacak bir şey bulamazsa daha çok çıldırıyor.
işte böyle. bir gün alelade bir şekilde mesaj sekmesine basıyor ve sonra oturup düşünüyorsun. hatta bir de cigara yakıyorsun haftalar sonra. hayatına giren çıkan bütün insanlar gözlerinin önünden geçiyor. limoni olduklarını düşünüyorsun, bir daha görüşmemen muhtemel kimseleri. onla bağımızı asla koparmayız diye düşündüğün kimseleri de. hepsini şöyle bir yokluyorsun. sanki bütün ilişkilerin ipi senin elindeymiş gibi. oysa birileriyle çoktan kopmaya başladın belki. sadece farkında değilsin.
içimizde yer eden sözlük ve içimizde yer eden insanlar. her ayrılık biraz kırar kalbini insanın. öyle ya, yok saymakla yok edemez insan içindekini. artık daha iyi biliyorum. bir gün son kez gireceğiz buraya. bir gün son kez konuşacağız o insanla. sonun hüznü ancak sona varmadan bastırılır. son kez olmadan biraz vakit ayıralım.
burdan üzerine düşünülecek iki mevzu çıkardım kendime. düşünmezse çıldıran, düşündükçe çıldıran garip bir varlığa dönüşüyorum böylece her neyse.
birincisi; ne kadar alelade bakarsam bakayım sözlüğe burası gerçek hayattan bir yer artık benim için. içimizden bir yer burası. o bahsettiğim yazarı asla görmedim ama o mesaja tıklayıp da bir zamanlar çok fazla şey paylaştığım insan olduğunu fark ettiğimde gerçek hayatta bir dostumun yarattığı boşluktan nasıl düşüyorsam öylece düşüverdiğimi hissettim. bana yaşattığı hisler sahiciydi. birbirimizle paylaştıklarımız sahiciydi. birbirimizi bulmamız ve kaybetmemiz sahiciydi. ne kadar girmezsek girmeyelim sözlüğe, ne kadar uzak kalırsak kalalım. eğer bir zamanlar aktif olup insanlarla temas kurduksa artık buraya bizden çok uzak bir yermiş gibi bakmak mümkün değildi. evet, sözlük artık içimizde bir yerde konuşlanmış vaziyette. bunu kabulleniyorum.
bir diğer mesele. yanıtını daha evvelki bazı ilişkilerimde de arayıp bulamadığım mevzu.
bir soru: insanlarla tam olarak nerede kopuyoruz? ne zaman kopuyoruz? bir gün her şeyin artık bitmiş olduğu gerçeğini soğuk bir tokat gibi yüzümüzde hissettiğimizde garip bir soru geçiyor içimizden: ne ara? bazı ilişkiler bir anlık hata bir anlık öfke veya bir anlık başka şeylerle bitebilir, onlardan bahsetmiyorum. bazısı yavaş yavaş son buluyor, ara yavaş yavaş açılıyor, verilen değer gösterilen ilgi ve müsamaha ağır ağır azalıyor. her şeyin ağır ağır nihayete erdiği o ilişkilerden bahsediyorum. iki insanın bir daha asla görüşemeyecekleri zemine ağır ağır ilerledikleri o kopuş ilk ne zaman başlıyor? belki ilk tanıştıkları akşam. her şeye rağmen birlikte yaşadığımız zamana küfretmeyecek kadar birbirimize değer verdik ve birbirimizi anladıksa yine de umut var demektir bazı güzel şeyler için. şimdilik bununla avunalım. insan, her şey bittikten sonra avunacak bir şey bulamazsa daha çok çıldırıyor.
işte böyle. bir gün alelade bir şekilde mesaj sekmesine basıyor ve sonra oturup düşünüyorsun. hatta bir de cigara yakıyorsun haftalar sonra. hayatına giren çıkan bütün insanlar gözlerinin önünden geçiyor. limoni olduklarını düşünüyorsun, bir daha görüşmemen muhtemel kimseleri. onla bağımızı asla koparmayız diye düşündüğün kimseleri de. hepsini şöyle bir yokluyorsun. sanki bütün ilişkilerin ipi senin elindeymiş gibi. oysa birileriyle çoktan kopmaya başladın belki. sadece farkında değilsin.
içimizde yer eden sözlük ve içimizde yer eden insanlar. her ayrılık biraz kırar kalbini insanın. öyle ya, yok saymakla yok edemez insan içindekini. artık daha iyi biliyorum. bir gün son kez gireceğiz buraya. bir gün son kez konuşacağız o insanla. sonun hüznü ancak sona varmadan bastırılır. son kez olmadan biraz vakit ayıralım.
devamını gör...
evdekilere küsüp kızınca yapılanlar
küçükken kendime bi çanta hazırlar sadece en sevdiğim eşyaları koyar ve evi terk edeceğimi söylerdim. çocuklar için olan çadırım vardı onu da evin önüne kurup orda yaşayacağımı düşünürdüm. yanii 7 yaşındaysanız evi o kadar terk edebilirsiniz.
devamını gör...
sarı saçlım mavi gözlüm
sana hasret sana vurgun gönlümüz neredesin mavi gözlüm nerde bu gemi bu karadeniz sarı saçlım mavi gözlüm nerde nerde nerdesin dost
19 mayıs atatürk’ü anma gençlik ve spor bayramımız kutlu olsun *
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaptığı mesleğin en zor yanı
sürekli yabancılarla muhattap olmak zorunda olmak. sanıyorum 72 milletin en yabanileri buraya geliyo.
devamını gör...
türklerin hesap ödeme takıntısı
şu ülkede en nefret ettiğim durumdur herhalde. nasıl gelişti bu kültür, kimler sebep oldu bilmiyorum ama tam bir saçmalık olduğu kesin. arkadaşınla veya aile yakınlarınla market kasasına gidersin "ben öderim" diyince, "ya ben ödüyorum işte" dersin", sonra karşı taraf " olmaz öyle şey gücenirim bak" vs. şeklinde şeyler söyleyip insana öf çektirir. sevgiliyle buluşmaya gidersin yok efendim ilk erkeğin ödemesi gerekiyormuş hesabı. aile yemeğine gidersin yok hesap 3'e 4'e bölünürmüş de falan filan. kardeşim, ne yediysen öde işte, bu kadar zor mu ya? diye sormak istiyorum. cidden niye bu kadar gereksiz üzerinde tartışılıyor bu konu. gayet basit yani, eğer iddia kaybetme veya ısmarlama gibi bir durum söz konusu değilse adam gibi kendi yediğin kadarını öde işte yahu!
devamını gör...
we can do it
kadınlar her şeyi yapabilir. insan cinsiyetine ve cinsel kimliğine bağlı olmadan istediği her şeyi yapabilir. feminizm kadının üstünlüğünü ya da fiziksel anlamda eşitlik karşılaştırması yapmaz. cinsiyetler arasında sosyal-ekonomik adaletin sağlanmasını savunur.
fiziksel güçte cinsiyet rol oynamakla birlikte nihai belirleyici değildir.
yıllar boyunca savaş bölgelerinde çalıştım, günlük hayatımda ağır işler yaptım ve kadınlığım esnemedi. 40 derece afganistan sıcağında 40+ kilo sırtımda bir hafta süren yürüme devriyesine çıktım, dasht-i layla çölünü geçtim ve hindi kuştan selam verdim. suriye, ırak, bosna, kosova dahil olmak üzere pek çok çatışma bölgesinde çalıştım. kimileri ikinci günde annelerine koşarken ben kaldım.
çocukluğumdan beri evdeki tüm kavanozları ben açtım, beraber olduğum erkeklerin hepsinden fiziksel olarak benden daha iri olanlarda dahil olmak üzere iş ağır bir eşya taşımaya, erkek işi görülen şeyleri yapmaya geldiğinde ben yaptım. bunların hiçbiri ne benim kadınlığımı etkiledi ne de beraber olduğum erkeklerin erkekliğini. erkekliği bu tür şeylere bağlı olan ufak akıllı, korkak ve kompleksliler her şeyi yapabilenlerin yanına yaklaşamaz zaten.
bu arada amele örneği veren kişi hayatında ameleyle eşdeğer olacak bir iş yapmışımdır merak ederim.
siz erkeklere takılmayın kızlar, erkekler ve tüm cinsel tanımlamalar. insan aklına koyduğu her şeyi yapar. evet, we can do it... in fact we already did it!
kimsenin size ne yapabileceğinizi ve ne yapamayacağınız söylemesine izin vermeyin.
fiziksel güçte cinsiyet rol oynamakla birlikte nihai belirleyici değildir.
yıllar boyunca savaş bölgelerinde çalıştım, günlük hayatımda ağır işler yaptım ve kadınlığım esnemedi. 40 derece afganistan sıcağında 40+ kilo sırtımda bir hafta süren yürüme devriyesine çıktım, dasht-i layla çölünü geçtim ve hindi kuştan selam verdim. suriye, ırak, bosna, kosova dahil olmak üzere pek çok çatışma bölgesinde çalıştım. kimileri ikinci günde annelerine koşarken ben kaldım.
çocukluğumdan beri evdeki tüm kavanozları ben açtım, beraber olduğum erkeklerin hepsinden fiziksel olarak benden daha iri olanlarda dahil olmak üzere iş ağır bir eşya taşımaya, erkek işi görülen şeyleri yapmaya geldiğinde ben yaptım. bunların hiçbiri ne benim kadınlığımı etkiledi ne de beraber olduğum erkeklerin erkekliğini. erkekliği bu tür şeylere bağlı olan ufak akıllı, korkak ve kompleksliler her şeyi yapabilenlerin yanına yaklaşamaz zaten.
bu arada amele örneği veren kişi hayatında ameleyle eşdeğer olacak bir iş yapmışımdır merak ederim.
siz erkeklere takılmayın kızlar, erkekler ve tüm cinsel tanımlamalar. insan aklına koyduğu her şeyi yapar. evet, we can do it... in fact we already did it!
kimsenin size ne yapabileceğinizi ve ne yapamayacağınız söylemesine izin vermeyin.
devamını gör...
fırından yeni çıkmış ramazan pidesine tereyağı sürmek
kalp damar hastalıklarına "gel oğlum gel, pılını pırtını toplamadan gel" demektir.
devamını gör...
anneanne ve dedenin mezarına kenevir ekmek
afyonkarahisar'da gerçekleşendir. 29 yaşındaki ç.g. ile 56 yaşındaki babası g.g. çocuğun anneanne ve dedesinin mezarına kenevir ekmiş. fark edilince gözaltına alınmışlar, evden de uyuşturucu çıkmış.

buradan

buradan
devamını gör...
katma değer şaban
yönetmenliğini kartal tibet'in üstlendiği, başrollerinde kemal sunal, filiz ersürer, reha yurdakul, dinçer çekmez, eray özbal 'ın yer aldığı bir 1985 yapımı bir komedi filmi. kemal sunal'ın punkçı kılığında rol aldığı bol kahkahalı film, bir yandan da kültür yozlaşması eleştirisi yapıyor.
film, üzerine atılan bir iftiradan kurtulmak için almanya'da yaşayan oğlunu yanına çağıran bir adamın hikayesini ele almaktadır. kemal sunal, bu filminde de her zamanki rolünde olduğu gibi saf bir delikanlı rolünü sergiliyor. almanya'da farklı bir kültür edinen delikanlı türkiye'de garip giyimleri, saç şekli, gitarı ve aksesuarlarıyla herkesin ilgisini çeker ama kendisini havaalanında karşılayan ve hiç böyle beklemeyen babasının da epey bir tepkisini çeker. tam bu zamanda üzerinde bulunan alıcı bir cihaz sayesinde gayrımeşru işler çeviren bir çetenin konuşmalarına tanık olur. çeteyi dinlemeye devam eden saf kahraman, bu sırada ünlü bir şarkıcı olacak. her geçen gün çetenin karanlık işlerini daha çok öğrenen delikanlı, diskotekte tanıştığı ve yakınlaştığı kız arkadaşının da yardımıyla onları oyuna getirip adalete teslim edecektir.
film, üzerine atılan bir iftiradan kurtulmak için almanya'da yaşayan oğlunu yanına çağıran bir adamın hikayesini ele almaktadır. kemal sunal, bu filminde de her zamanki rolünde olduğu gibi saf bir delikanlı rolünü sergiliyor. almanya'da farklı bir kültür edinen delikanlı türkiye'de garip giyimleri, saç şekli, gitarı ve aksesuarlarıyla herkesin ilgisini çeker ama kendisini havaalanında karşılayan ve hiç böyle beklemeyen babasının da epey bir tepkisini çeker. tam bu zamanda üzerinde bulunan alıcı bir cihaz sayesinde gayrımeşru işler çeviren bir çetenin konuşmalarına tanık olur. çeteyi dinlemeye devam eden saf kahraman, bu sırada ünlü bir şarkıcı olacak. her geçen gün çetenin karanlık işlerini daha çok öğrenen delikanlı, diskotekte tanıştığı ve yakınlaştığı kız arkadaşının da yardımıyla onları oyuna getirip adalete teslim edecektir.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
aşırı nostaljik aşırı tatlı bir yayın oluyoor.
devamını gör...
21 ocak 2021
21. yüzyılın 21. yılının 21. günü
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
ilginç olacak ama aklıma çözmeli kedi filminden bir replik getiren başlık.
tüylü ispanyol dostumuz erkek sanıp düelloya giriştiği maskeli kedi tarafından bir güzel yenilince çakallık yapıp yerden bulduğu bir gitarı hanımefendinin kafasına geçirir.
dakikalar sonraki bir sahnede:
-hem bana borçlusun unuttun mu?
-borç mu? sana?
-kafama gitarla vurdun.
-gitara yazık oldu...
...
tüylü ispanyol dostumuz erkek sanıp düelloya giriştiği maskeli kedi tarafından bir güzel yenilince çakallık yapıp yerden bulduğu bir gitarı hanımefendinin kafasına geçirir.
dakikalar sonraki bir sahnede:
-hem bana borçlusun unuttun mu?
-borç mu? sana?
-kafama gitarla vurdun.
-gitara yazık oldu...
...
devamını gör...
norveç deyince akla gelenler
(bkz: norveç orman kedisi)
devamını gör...



