nickaltı kilitleme hakkı
her ne kadar ilk duyulduğu an "iyi fikir" dedirtse de, biraz düşününce, nickaltı giremeyenlerin kişiye özel başlıklar açarak yapacağını yine yapması ve artı olarak sol frame'i iyice kirletmesi ile sonuçlanacağını fark ettiğim öneri.
devamını gör...
tanımlarını okuyarak bir yazara aşık olmak
inkar edilemez bir gerçektir, insanın önce gözü ile beğendiği.
bunu destekler bilimsel araştırmalarda vardır.
örnek olarak, iş görüşmesinde, mülakatı yapan kişinin yargıya varma süresi 3 saniyedir.
3 saniyede bir fikir alışverişi olamayacağından ötürü, yargının sebebi dış görünüştür.
insan kesinlikle gözü ile beğenir fakat, sevgi tanıdıkça gelişir.
bu noktada sözlük işleri değiştiriyor, burada kişinin yazdıkları aracılığı ile iç dünyası, düşünme şekli ve hayat görüşü hakkında fikir sahibi olunup bu fikirlerden etkilenilebilir. hayranlık duyulabilir.
aşk da zaten hayranlıktır en temelinde. bu yüzden fazlası ile mümkün durumdur.
bunu destekler bilimsel araştırmalarda vardır.
örnek olarak, iş görüşmesinde, mülakatı yapan kişinin yargıya varma süresi 3 saniyedir.
3 saniyede bir fikir alışverişi olamayacağından ötürü, yargının sebebi dış görünüştür.
insan kesinlikle gözü ile beğenir fakat, sevgi tanıdıkça gelişir.
bu noktada sözlük işleri değiştiriyor, burada kişinin yazdıkları aracılığı ile iç dünyası, düşünme şekli ve hayat görüşü hakkında fikir sahibi olunup bu fikirlerden etkilenilebilir. hayranlık duyulabilir.
aşk da zaten hayranlıktır en temelinde. bu yüzden fazlası ile mümkün durumdur.
devamını gör...
yazarların kendinde en nefret ettiği özellik
kendim icin bisey yapmayi istemeyi olmamasi gereken bisey olarak gormek. ayipmis gibi sucmus gibi normal degilmis gibi.. baskalarina kosarken hep kendimi ertelemek.
devamını gör...
zübeyde hanım
oğlu hakkında "idam fermanı "çıktığında üzüntüsünden kısmı felç geçirdi,bacakları tutmaz oldu.
sürekli baskıya maruz kalıyordu.
işgal kuvvetleri sık sık evi basıyordu.
öyle olmadığını bildikleri halde, sanki mustafa kemal orada saklanıyormuş gibi arama yapıyolardı.
sarı ali diye meşhur bir muhbir vardı,
24 saat zübeyde hanımın evini gözlüyordu.
gelip gidenlerin listesini ingilizlere gammazlıyordu.
zübeyde hanım tüm bunlara rağmen geri durmuyordu.
oğlunun arkasında kapı gibi duruyordu.
mayıs 1921 istanbul 'da ki yurtsever kadınlar yetimhane yararına kermes düzenledi.
bu etkinlik vesilesiyle padişaha verilen mesaj gayet açıktı "milli mücadelede şehit düşen kahraman babaların evlatlarına sahip çıkıyoruz"
zübeyde hanım felçli bacağını sürükleye sürükleye kermese geldi.
yemenilerle dolu bir masanın başına oturdu.
bizzat satış yaptı.
mustafa kemal atatürk'ün annesi...
tüm şehit çocuklarının annesi olduğunu gösteriyordu..
mekanı cennet olsun.
ikizkare.com/makale/zubeyde...
sürekli baskıya maruz kalıyordu.
işgal kuvvetleri sık sık evi basıyordu.
öyle olmadığını bildikleri halde, sanki mustafa kemal orada saklanıyormuş gibi arama yapıyolardı.
sarı ali diye meşhur bir muhbir vardı,
24 saat zübeyde hanımın evini gözlüyordu.
gelip gidenlerin listesini ingilizlere gammazlıyordu.
zübeyde hanım tüm bunlara rağmen geri durmuyordu.
oğlunun arkasında kapı gibi duruyordu.
mayıs 1921 istanbul 'da ki yurtsever kadınlar yetimhane yararına kermes düzenledi.
bu etkinlik vesilesiyle padişaha verilen mesaj gayet açıktı "milli mücadelede şehit düşen kahraman babaların evlatlarına sahip çıkıyoruz"
zübeyde hanım felçli bacağını sürükleye sürükleye kermese geldi.
yemenilerle dolu bir masanın başına oturdu.
bizzat satış yaptı.
mustafa kemal atatürk'ün annesi...
tüm şehit çocuklarının annesi olduğunu gösteriyordu..
mekanı cennet olsun.
ikizkare.com/makale/zubeyde...
devamını gör...
pasifik ateş çemberi
pasifik okyanusu'nun kıyılarını takip eden, dünyadaki en büyük depremlerin %80'inin gerçekleştiği, volkanik aktivitelerin ise %75'ine ev sahipliği yapan, at nalı benzeri hat. ring of fire ya da ateş çemberi olarak da bilinir. uzunluğu hemen hemen ekvatorun uzunluğuna, yani 40.000 km'ye eşit.
bölgedeki sismik hareketlerin nedeni genellikle dalma bata zonu denilen bölgeler. yani okyanusal litosferin karasal litosfer altına kaydığı ve büyük volkanik patlamaların da üretildiği bölgeler.
bölgedeki sismik hareketlerin nedeni genellikle dalma bata zonu denilen bölgeler. yani okyanusal litosferin karasal litosfer altına kaydığı ve büyük volkanik patlamaların da üretildiği bölgeler.
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
hepiniz bana aşıksınız biliyorum. evet.
devamını gör...
popülaritesini hak eden filmler
akıl oyunları.
devamını gör...
hiç tanımadığın birine hayatını anlatma isteği
hele de profesyonelse, en iyi hissettirir.
ihtiyaç hissettiğim bir dönemimde, gittiğim huzur veren, güler yüzlü psikoloğum vardı.
öyle güzel dinliyorduki adama sarılasım gelirdi.
psikolog gibisi yoktur, tavsiye ederim. insan kuş gibi hafifliyor.
ihtiyaç hissettiğim bir dönemimde, gittiğim huzur veren, güler yüzlü psikoloğum vardı.
öyle güzel dinliyorduki adama sarılasım gelirdi.
psikolog gibisi yoktur, tavsiye ederim. insan kuş gibi hafifliyor.
devamını gör...
karınca ve ağustos böceği hikayesinin aslında yanlış anlatılması
ortada olan buz gibi bir gerçek.
bize küçüklüğümüzden beri sürekli olarak çalışmanın ve azmin önemini vurguluyorlar. çalışmak ve alın teri ile bir ürün ortaya koyabilmek oldukça kutsal bir iş bu hususta söyleyebileceğim bir sözüm yok. hele ki haksız kazanç ve muhtaç kişiler üzerinden nemalanan vicdansız insanları gördükçe bu emekçi kişilerin dünyayı güzelleştirdiğine inanıyorum.
lakin bu hikayede anlatılmak istenen hikaye daha doğrusu ana fikir çok başka. 'moral story' diye yıllarca anlatılan bu hikayeler aslında belli başlı konuları ıskalıyor. mesela karınca ve ağustos böceği fablı da bunlardan birisidir.
fablda işsiz güçsüz, boş gezenin boş kalfası olarak resmedilen ağustos böceğini görüyoruz. sürekli saz çalıp türkü söylüyor, kendine bir iş bulamamış ve ona buna laf atıyor. buraya kadar her şey normal.
öte yandan karınca arkadaşı görüyoruz. azimli, ileriye yatırım yapan, açıkgöz... ve daha sayabileceğimiz bilumum özellikleri var karıncanın. hatta kutsal kitaplarda bile emektar ve bilge bir canlı olduğu vurgulanır.
hikayede karınca sürekli ağustos böceğine kızıyor. devamlı "neden iş güç edinip kendine gıda zulası yapmıyorsun? bak kış gelecek zor durumda kalacaksın." diye tavsiyelerde bulunuyor. ağustos böceği ise "amaan karınca kardeş ben sizin gibi amelelik yapmak için dünyaya gelmedim." diyerek güya dalga geçiyor. hikayenin sonunda ise hepimizin bildiği üzere kış gelip çatıyor ve ağustos böceğe bir parça ekmek kırıntısına muhtaç hale gelip karınca kardeşin kapısını çalıyor. karınca adeta zafer kazanmış antonius gibi gevrek kahkahalar atarak "yaa ağustos böceği kardeş çok rahat konuşuyordun." diyor ve aklını kullansaydın nasihati vererek kapıdan def ediyor.
sevgili dostlar, yazarlar ve romalılar hikaye baştan aşağıya yanlış. yani en azından bir yere kadar doğru fakat genele bakarsak yanlış.
öncelikle ağustos böcekleri yıllarca yer altında koza halinde yaşayıp dünyada 4 hafta yaşarlar. kainat ona maksimum 4 hafta ömür biçmiştir. dolayısıyla ağustos böcekleri yaşamının en güzel yıllarını, bu 4 haftaya sığdırmak zorundadır. yalnızca 4 hafta...
çocukluğu, ilk gençliği, gençliği, orta yaşlığı, yaşlılığı ve ölümü...
yalnızca dört hafta...
düşünsenize dört hafta ömrünüz olduğunu? bu sadece bir mevsim demektir. ağustos böcekleri yalnızca yazın yaşarlar ve kışı görmeleri mümkün değildir. bu kısacık ömründe sevdikleriyle bir ömür geçirecek.
bir şeyler öğrenişi, bir tokat yiyişi, bir yeri öpüşü, sonra yerden kalkışı, bir şeyi başarışı, birine aşık oluşu, birini sevişi, dünyayı her koşulda tiye alışı ve yarınlar yokmuş gibi keyfini alarak yaşayışı bu 4 hafta içerisinde olup bitecektir.
peki siz bu kadar kısa bir ömürle, kışın gelmeyeceğini biliyor olsanız, modern bir köle gibi çalışır mıydınız?
öte yandan bahçelerimizde gördüğümüz sıradan karıncaların ömrü ise 15 yılı bulabiliyor. 15 yıl he? 15 koca kış demek bu. şimdi başlasan anca zulalarsın darıyı, buğdayı evine...
burada bize verilen mesaj bu olmamalıydı. tıpkı ne zaman doğduğumuzu anımsayamamamız gibi, öleceğimiz zamanı da bilemiyoruz. bu acziyete sahip olduğumuz için yarınlara çıkacağımız garantiymiş gibi dünya malına çok fazla tamah ediyoruz. gözümüzün önündeki güzellikleri kaçırıyoruz böyle hep. tabii ki demiyorum ki sürekli gezelim eğlenelim, sek sek sekelim, bade süzelim... her şeyi dolu dolu yaşayıp, bir yandan kendimizi geliştirmeli ve heybemize tecrübeler katmalıyız. bu ince dengeyi sağlamaktır önemli olan, hırs yapmak ya da gamsız olmak değil.
bize küçüklüğümüzden beri sürekli olarak çalışmanın ve azmin önemini vurguluyorlar. çalışmak ve alın teri ile bir ürün ortaya koyabilmek oldukça kutsal bir iş bu hususta söyleyebileceğim bir sözüm yok. hele ki haksız kazanç ve muhtaç kişiler üzerinden nemalanan vicdansız insanları gördükçe bu emekçi kişilerin dünyayı güzelleştirdiğine inanıyorum.
lakin bu hikayede anlatılmak istenen hikaye daha doğrusu ana fikir çok başka. 'moral story' diye yıllarca anlatılan bu hikayeler aslında belli başlı konuları ıskalıyor. mesela karınca ve ağustos böceği fablı da bunlardan birisidir.
fablda işsiz güçsüz, boş gezenin boş kalfası olarak resmedilen ağustos böceğini görüyoruz. sürekli saz çalıp türkü söylüyor, kendine bir iş bulamamış ve ona buna laf atıyor. buraya kadar her şey normal.
öte yandan karınca arkadaşı görüyoruz. azimli, ileriye yatırım yapan, açıkgöz... ve daha sayabileceğimiz bilumum özellikleri var karıncanın. hatta kutsal kitaplarda bile emektar ve bilge bir canlı olduğu vurgulanır.
hikayede karınca sürekli ağustos böceğine kızıyor. devamlı "neden iş güç edinip kendine gıda zulası yapmıyorsun? bak kış gelecek zor durumda kalacaksın." diye tavsiyelerde bulunuyor. ağustos böceği ise "amaan karınca kardeş ben sizin gibi amelelik yapmak için dünyaya gelmedim." diyerek güya dalga geçiyor. hikayenin sonunda ise hepimizin bildiği üzere kış gelip çatıyor ve ağustos böceğe bir parça ekmek kırıntısına muhtaç hale gelip karınca kardeşin kapısını çalıyor. karınca adeta zafer kazanmış antonius gibi gevrek kahkahalar atarak "yaa ağustos böceği kardeş çok rahat konuşuyordun." diyor ve aklını kullansaydın nasihati vererek kapıdan def ediyor.
sevgili dostlar, yazarlar ve romalılar hikaye baştan aşağıya yanlış. yani en azından bir yere kadar doğru fakat genele bakarsak yanlış.
öncelikle ağustos böcekleri yıllarca yer altında koza halinde yaşayıp dünyada 4 hafta yaşarlar. kainat ona maksimum 4 hafta ömür biçmiştir. dolayısıyla ağustos böcekleri yaşamının en güzel yıllarını, bu 4 haftaya sığdırmak zorundadır. yalnızca 4 hafta...
çocukluğu, ilk gençliği, gençliği, orta yaşlığı, yaşlılığı ve ölümü...
yalnızca dört hafta...
düşünsenize dört hafta ömrünüz olduğunu? bu sadece bir mevsim demektir. ağustos böcekleri yalnızca yazın yaşarlar ve kışı görmeleri mümkün değildir. bu kısacık ömründe sevdikleriyle bir ömür geçirecek.
bir şeyler öğrenişi, bir tokat yiyişi, bir yeri öpüşü, sonra yerden kalkışı, bir şeyi başarışı, birine aşık oluşu, birini sevişi, dünyayı her koşulda tiye alışı ve yarınlar yokmuş gibi keyfini alarak yaşayışı bu 4 hafta içerisinde olup bitecektir.
peki siz bu kadar kısa bir ömürle, kışın gelmeyeceğini biliyor olsanız, modern bir köle gibi çalışır mıydınız?
öte yandan bahçelerimizde gördüğümüz sıradan karıncaların ömrü ise 15 yılı bulabiliyor. 15 yıl he? 15 koca kış demek bu. şimdi başlasan anca zulalarsın darıyı, buğdayı evine...
burada bize verilen mesaj bu olmamalıydı. tıpkı ne zaman doğduğumuzu anımsayamamamız gibi, öleceğimiz zamanı da bilemiyoruz. bu acziyete sahip olduğumuz için yarınlara çıkacağımız garantiymiş gibi dünya malına çok fazla tamah ediyoruz. gözümüzün önündeki güzellikleri kaçırıyoruz böyle hep. tabii ki demiyorum ki sürekli gezelim eğlenelim, sek sek sekelim, bade süzelim... her şeyi dolu dolu yaşayıp, bir yandan kendimizi geliştirmeli ve heybemize tecrübeler katmalıyız. bu ince dengeyi sağlamaktır önemli olan, hırs yapmak ya da gamsız olmak değil.
devamını gör...
bulgaristan göçmenleri
durduk yere neyinize dert olduk kızanım, diye soran insanlardır.
devamını gör...
çalmak istediğiniz enstrüman
klarnet. sesi ciğerime bişey yapıyor ama ne yapıyor bilmiyorum.
bir de üj bej tayfasıyla çok sağlam eğlence olmaz mıydı ama ?
bir de üj bej tayfasıyla çok sağlam eğlence olmaz mıydı ama ?
devamını gör...
bir ünlüye aşık olmak
küçükken bir dizideki ünlüye aşık oldum. kızın yaşı benimle aynıydı. sene 1999. çekimler istanbul'da diye istanbullu bir arkadaşımdan yardım istedim. dedim ki paralar benden kılavuzluk senden. beni trenle istanbul'a götüreceksin. kızın setine gideceğiz ve ben kıza bir mektup vereceğim. ciddi ciddi planlar yapıldı. güne bile karar verdik. neyse son bir kez dedim ki dizinin çekildiği ajansı arayayım. o an şok oldum. çünkü söz konusu dizi önceden çekilmiş. bizim izlediklerimiz eski bölümlermiş. yani kız benden 5 yaş falan büyükmüş. çok üzülmüştüm. şimdi diyorum ki iyi ki öyleymiş. istanbul'da başımıza gelmeyen kalmazdı yoksa.
devamını gör...
kendi işini kendi halleden insan
öyle olması gerek, alışmalıyız çünkü özünde tek başımızayız
devamını gör...
en sevilen özlü sözler
karanlığa söveceğine bir mum da sen yak.
devamını gör...
umutlandıran sözler
inanın :
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göreceğiz
motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
ışıklı maviliklere
süreceğiz.
nazım hikmet
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göreceğiz
motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
ışıklı maviliklere
süreceğiz.
nazım hikmet
devamını gör...
kendine gel aptal biz zenginiz
unutulmaz firdevs yöreoğlülu repliğidir. keşke bizimde kendimizi toparlayıp gazlayabileceğimiz sözlerden biri olabilseydi .
devamını gör...
tabula rasa
lisede manyak gibi ezberlediğim şimdi başlıkta görünce neydi lan bu felsefe ile ilgili bi şeydi ama diyip başlığı açıp okuyunca ha oydu tamam dediğim terim. kapatıp ezberci eğitimimize bi ağıt yakayım
devamını gör...





