sosyal medya hesaplarını kapatmak.
devamını gör...

rahmetli boş durmayı sevmezdi.
cumartesi pazar konu komşu kimin nesi bozuksa toplar ve tamir ederdi.
hayatında ilk defa halı yıkama makinesi gördün be adam, nasıl açıyorsun, nasıl çözüyorsun da tamir edebiliyorsun?
hadi ediyorsun, neden bedava?
hadi bedava, neden tatil günlerinde? biraz dinlenseydin, belki biraz daha danışabilirdim sana.

benim de insanları "tamir etme" dürtüm sanıyorum buradan geldi. ama çok başarısızım, bilesin.
devamını gör...

türkiye'nin en popüler canlı yayın kavgaları arasında tartışmasız ilk üçe girer. (bkz: çıkar göster)
devamını gör...

bugün final yaptım. izlediğime pişman değilim. fakat dizinin ilk bölümleri ile şu anki hali arasında alaka yok. özellikle sonradan uzatılan dizilerde hep görülen plansız karakter ekleyip çıkarma ve neden olduğu belli olmayan olaylar dizide fazlaca vardı. son sezon biraz saçma bitti tatmin eden bir final olmadı. rusları büyüttüler adamlar 2 savaşta telef oldu ki savaşların ilki yarım yamalak gösterildi ama ikincisi hiç gösterilmedi. ruslarla final yapabilecekken durduk yere ingiltereyi işin içine kattılar. ayrıca son sezonun ikinci yarısı birden karakterlerin hepsi "hadi ölekte gidek" kıvamına geldi. sonuç olarak yine aksiyon anlamında idare eder kıvamındaki dizi berbat bir final yaptı.

genel olarak diziyle ilgili eleştirilerim (ilk bölümleri izleyeli bayağı olduğu için detaylı hatırlayamıyorum)

vikinglerdeki ciddi sadakatsizlik sorunu. biri geliyor ben buranın reisiyim diyor hobaa herkes bir anda fedaisi oluyor. ertesi bölüm başkası geliyor bu sefer ona. aşırı rahatsız edici oluyordu.

önemli gibi gösterilip hiçbir halt olmadan birden ortadan kaybolan karakterler. şimdilik aklıma gelen sigurd (o kadar yılan gözlü bilmemne dediler hiçbir şey yapamadan telef oldu gitti), çinli kadın ve köye erkekler yokken gelip kadınlarla hasret gideren yarı tanrı kılıklı adam. ayrıca ingiltere bölümlerinde bir bishop çıkmıştı. adamın önceki sezondan haberini verdiler falan toplasan yarım sezon durmadan öldü gitti.

hvitserk kafayı yedi, ıvar sevdiği kızı yakınca kinlenmişti iyice kızı rüyasında falan görüyordu dedim bu ivarı fırsat bulunca gebertir cümle alem rahatlarız. herşeyi unuttu gitti yancısı olup çıktı herifin.

bjorn un yaptığı akdeniz turu, adam akıllı bir şey göremeden hiçbir şey yapmadan döndüler.

son sezonda bütün dizi boyunca umursamazca adam kesen herifler bir anda tövbe etti. hele ubbe ve floki izlanda meselesinde şu uyuz herifleri kesmedi ya sinir krizi geçirdim.

rusyadaki olaylar baştan savma oldu. prens oleg bir anda hiç savaşmadan şehri bıraktı gitti.

vikinglerin amansızca adam kesmekten ziyade ticari yönlerinide gösterseler hiç fena olmazdı.

ve daha birçoğu, izleyenlerin zaten farkında olacağı.
devamını gör...

ramazan bayramında evinden çıkamayacak olan halkımızı çok sevindirecek bir karar olmuştur.

ramazan bayramı'nda köprü ve otoyollardan geçişin ücretsiz olacağına ilişkin cumhurbaşkanı kararı, resmi gazete'de yayımlandı.
karar göre, ramazan bayramı süresince yap-işlet-devret projeleri hariç olmak üzere karayolları genel müdürlüğü sorumluluğu altındaki otoyollar ile 15 temmuz şehitler köprüsü ve fatih sultan mehmet köprüsü'nden geçişler ücretsiz olacak.

ücretsiz geçişler, 12 mayıs çarşamba günü gece yarısı başlayacak ve 17 mayıs pazartesi günü sabah saat 7'de sona erecek. kararla ayrıca, 12 mayıs çarşamba gece yarısından 16 mayıs pazar gece yarısına kadar başkentray ve marmaray seferleri de ücretsiz gerçekleştirilecek.

buradan
devamını gör...

bu çağda ve ülkede yaşayan insanların stres sonucunda kazandığı sıfat. teşekkürler.
devamını gör...

sizi de zor durumda bırakan sinir bozucu insandır. birilerini reddetmekten hoşlanmam, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. yani yok diyorsam elimden gelen bir şey yoktur. bin kere de ısrar etsen yoktur.
devamını gör...

ortamı aniden ve hiçbir şey söylemeden terk etmek, onunla aynı anda ve daha yüksek sesle konuşmak, polis imdatı aramak, şahsı pencereden atmak ya da bizzat atlamak. seçim sizin. buyrun.
devamını gör...

bugün biraz fazla ölüm üzerine düşündüğünü gözlemlediğim yazar beyanı. bunun gibi milyon seçenek var, insanın ölüm karşısındaki acizliği bu. yani üzerine düşünmek sadece yersiz stres yapar. ki deprem bunların içinde en kontrol edilebilir olanı, bu ülkede değil ama tabii ki.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ilk çizimdeki kulağı dikkate almayınız lütfen:d
devamını gör...

büyük ihtimalle erdoğan da bu eser ile 6 eylül günü buluşacaktır.
devamını gör...

"hiç oralı değilim" demiş...
devamını gör...

okudugun kitaplara göre değişir sevgili ivanmılınski, 1000-2000 sayfalık ağır klasiklerden gidiyorsan 5-6 dahi kâfidir. 100 sayfalık kitaplardan gidiyorsan 100 üzeri de çıkabilir, karışık gidersen 40-50 normal.
devamını gör...

sizler de bilirsiniz ki hikaye demek eski zamanlar da yaşamış insanlar için her şeydi. kültürlerini bu hikayeler aracılığıyla yaydılar. o hikayelerin on binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelmesini sağlayan sevgili atalarımızın ruhları önünde saygıyla eğilerek şükranlarımı sunuyorum onlara.

bu hikayede tanrılara yer olmayacak. tamamen tanrıçalardan kurulu bir hikayedir bu. çünkü, tanrılar şanslarını kaybettiler. maalesef bunca yıl dünyamızı çok kötü yönettiler. şimdi sıra tanrıçalarımızda.

ben daha çok küçük bir çocuktum. etrafımda bir düzensizlik hakimdi. her şey gibi ben de düzensizdim. belirli bir şeklim şemalim yoktu. bunu sizlere nasıl anlatsam, bir kargaşa hali vardı. her şey birbirine karışmıştı. toz bulutları çoktu. oradan oraya sürüklenip duruyorduk. insanın başı olmadan başının döndüğünü düşünün işte öyle bir şeyler. ah tabiî ki bütün bunları hayal meyal hatırlıyorum.
bir gün bir şeylerin değişiyor olduğunu fark ettim. sanki başımın dönmesi geçiyor, toz bulutları dağılmaya başlıyor, beni deli eden bu kargaşa azalıyor gibi gelmeye başlamıştı. bir süre sonra bir ses duydum. o ses nerden geliyordu. ses neydi? ve bu sesi nasıl oluyor da duyuyordum? hatta nasıl oluyor da anlıyordum. bir mucize gerçekleşiyordu.
ah bu sesi hala ruhumun iliklerinde hissediyorum. konuşan toprak anamızdı. (bkz: gaia)bütün tanrıçaların soylarının dayandığı ilk tanrıçamız. ilk duyduğum sesti bu. o konuşurken şekiller belirip, toz bulutları ortadan kalkmaya başlıyordu. ellerimi görüyordum. görmek neydi. el neydi? bir şeyler görüyordum ama o zamanlar tanımlayamıyordum gördüklerimi. o güzelim ses konuşuyordu. ilginç bir şekilde söylediklerini anlıyordum. yaşamaktan, düzenden bahsediyordu. birlikte yaşamaktan. ama bunun için bazı kurallarımız olacak diyordu. ve bazı tanrıçalar göndereceğim size, yaşamayı öğretmesi için diye söylüyordu. aradan çok uzun zaman geçti ancak bunları hatırlayabiliyorum. gaia, onu anlamak çok zordu. hatta tam olarak anlayabilmek imkansızdı. ah bu aciz aklımla nasıl anlayabilirdim ki. o nasıl oluşmuştu? onun varlığı nereden gelmekteydi? bunları çok düşündüm uzun yıllar. onu anlayabilmek ancak o gibi olmak ile mümkündü. onun varlığı, tüm her şeyi başlatmaktı. her şey onun varlığından doğmuştu. evet bunu gözlerimle görmüştüm. her şeyi bilendi o. o demek her şeydi.

bizlere gönderdiği ilk tanrıçamız (bkz: demeter) di. bereket ve tarım tanrıçamız. yaşamak için bize gerekli olan besini o sağlayacaktı. ah ne kadar bilgili ve yardımseverdi. elini değdiği her şey çoğalıyordu. onun sayesinde karnımız doyuyordu. bizi sarıp sarmalıyor ve büyütüyordu.

toprak anamızın bizlere gönderdiği ikinci tanrıçamız (bkz: themis) olacaktı. kanunların örf ve adaletin tanrıçası. bizlere hep birlikte nasıl yaşayacağımızı anlattı. ne kadar güzel anlatıyordu tek tek. her şeyin kuralını öğretti bize. adaleti ve bazı durumlarda nasıl davranacağımızı anlattı.

sonra gaia bizlere, (bkz: hygieia) yı gönderdi. sağlık tanrıçamız olacaktı kendisi. hastalandığımızda bizi tedavi eden oydu. ah nasıl da herkes ile bir bir ilgilenirdi, hayran kalmamak mümkün değildi. zarafeti dilere destandı.

gaia bizler için her şeyi düşünüyordu mutlu bir yaşam sürmemizi istiyordu. ve birbirimizle daha uyumlu ve kardeşçe yaşamamız için bizlere (bkz: harmonia)yı gönderdi. bu nasıl bir saflık ve temizlikti. nasıl bir iyilikti. bizlere yardımlaşmayı iyiliği anlattı, tek tek gösterdi neler yapmamız gerektiği. onun sayesinde aramızda hiç kavga dövüş yaşanmadı.

her şeyi başlatan; sonrasında, bize (bkz: athena) yı gönderdi. zeka , sanat tanrıçası idi kendisi. ah çok sevdim sanatı. hayrandım ona. nasıl güzel şarkılar, müzikler öğretiyordu bize. resim nasıl yapılır onu da gösterdi bize. hep beraber tiyatro oyunları düzenledik. çok keyiflendirdi bizi.

sonra, toprak anamız bize zor zamanlarımızı kolayca atlatmamız için (bkz: elpis) i gönderdi. kendisi umut tanrıçamızdı. umudun nasıl önemli bir kavram olduğunu öğretti bize. güler yüzünü, zarafetini, kibarlığını bir an olsun kaybetmiyordu. ona hayran olmamak elde değildi.

her şeyi bilen son olarak bize (bkz: afrodit) i gönderdi. kendisi güzellik ve aşk tanrıçamız olacaktı. gaia bizim hayatımıza renk ve hareket getirmek istiyordu. heyecan nedir bilmezken bize heyecanı öğretti. ah çok güzel hissiyatları deneyimlememizi sağladı.

uzun yıllar gaia ve diğer tanrıçalarımız sayesinde çok mutlu hayat sürdük. ta ki, tanrılar denilen şeylerin ortaya çıkmaya başlamasına kadar. ah dostlar ondan sonrasını anlatmayayım. tanrılar ile birlikte başka değişik tanrıçalar da türedi. siz bundan sonrasını çok iyi biliyorsunuz. sevgiyle.
devamını gör...

kuzey batı. güney afrika cumhuriyeti'nin orta kuzey kesiminde, botswana'ya sınırı olan bir eyaletidir. yüzölçümü 104.882 km²'dir.
mahikeng en büyük şehridir.
devamını gör...

teori,sözel derslerin daha verimli olduğunu söyleyebilirim.
en büyük avantajı ise sistem üzerinden dersi kaçırsanız da, sistemden kaynaklı bir sorun yaşayıp derslere giremezsiniz de sonradan ders kayıtlarını izleyebiliyorsunuz. en azından okuduğum üniversite de böyle. dönem bitse de ders kayıtları silinmiyor ayrıca.

yüz yüze de dersi kaçırdığın an o dersin tekrarı olmuyordu. şimdi ise ders kayıtlarını tekrar tekrar izleme, kolay not tutabilme, sınava çalışırken elinin altında not oluyor. online eğitimin en büyük avantajı budur benim için.


ayrica zamandan tasarruf ediyorsunuz. yollar da ömrünüz geçmiyor, kendinize ve derslere daha çok vakit ayırıyorsunuz. hocalarla sistem üzerinden soru cevap şeklinde ilerleyip görsel destekli konuları daha iyi anlayıp görüyoruz. kim ne derse desin online ders aslında öğrenciler için bulunmaz bir nimet. (bazı dersler için)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


hayatımda karşılaştığım ilk cadı bir kelt cadısıydı. o zamanlar ankarada öğrenciydim, avukatlık bir işim vardı sakarya caddesinde, baya eski, büyük bir bina vardı adını hatırlayamıyorum iş hanı gibi bir şeydi, ama öyle betonarme ve ruhsuz cansız kasvetli bir yapı inşaa etmişlerki daha içeri girer girmez insanı boğuyor. dışarısı baya canlı ve kalabalıkken binaya girince simülasyondan gerçek hayata geçmişsiniz gibi tuaf bir his uyandırıyordu. işin garip tarafı bende, ustalıkla, ciddiyetle yapılmış mimari yapıların ve el yapımı objelerin eskidikçe ve diğer insanların yaşantılarına şahit oldukça onların enerjisini biriktirip kendine yeni bir kişilik oluşturduklarına dair garip bir inançta var. öyle yapılarla ve objelerle karşılaşınca enerjilerini hissedebiliyorum. bu bina da uğursuz ve kötü bir enerji yayıyordu.

asansör ilk 3 kata çıkmıyordu sonraki katlara çalışıyordu sadece, tek başıma bindim ve 5. kata çıktım, ucuz yollu iş çözen bir avukat için şaşılacak bir yazıhane olmamalı diye düşündüm. asansörden çıkınca koridordaki temizlikçi veya çaycıdan birisine 49 nolu yazıhaneyi sormak istedim fakat ikiside aynı yöne doğru hızlıca gittikleri için yetişemedim. arkama baktığımda yönlendirici bir tablo gördüm koridorun solundan tekrar sola dönmem gerekiyordu. odayı buldum ve kapının dışındaki zile kısa aralıklarla iki defa bastım. yüzlerce yazıhane olmasına rağmen pek az insan vardı binada, boğuk sesler ve duvarlarda oynayan gölgeler dışında birine denk gelmek güçtü. herkes terkedilmiş metruk bir binada saklambaç oynuyor gibiydi.

kapıyı orta yaşlı bir teyze açtı, avukat beyle görüşeceğimi söyledim, içeri aldı beni, bekleme odasına geçtim, avukatın görüştüğü bir müvekkili varmış. binadaki atmosfere uygun bir şekilde, bekleme odasındaki her şey en az 20 yıllık belki daha eski şeylerdi. binanın iç kısmındaki havalandırma alanına bakan küçük bir pencere vardı odada, diğer yazıhanelerin pencerelerini görebiliyordum oturduğum yerden ama çoğuna perde çekilmiş yada hareketsizlerdi. sekreterin, beklerken bir şey içmek ister misiniz? sorusuyla irkildim,

-orta şekerli kahve mümkünse.

masadaki gazete ve dergilerden avukatın politik duruşu rahatça anlaşılabilirdi. içeriden zaman zaman kahkaha sesleri geliyordu. avukat müvekkiliyle iyi vakit geçiriyor gibiydi. umarım işi erken hallederimde çıkışta yağmura yakalanmam diye düşünüyordum. hava kapalıydı yanımda şemsiye yoktu kıyafetlerim mahvolurdu. birden zilin çaldığını duydum, uzunca ve tek sefer basıldı zile. sekreterin giydiği topukludan çıkan tak tak sesler kapıyı açmasıyla son buldu. ağlamaklı bir kadın sesi işittim avukat beyi soruyordu sekreter onuda içeri, bekleme odasına aldı. en az 1.80 boyunda beyaz tenli, siyah saçlarını topuz yapmış vatkalı uzun lacivert bir elbise giymiş ay tanrıçası gibi bir kadın. kahretsin ki bende venüstrafobi var güzel bir kadın görünce anlamsız bir şekilde tedirgin oluyorum. kadını görür görmez oturduğum yerde daha bi toparlanma ihtiyacı hissettim. bana bakıp nazikçe merhabalar dedikten sonra, kolundaki çantasını kucağına koyup karşımdaki koltuğa yerleşti. görgülü bir hanımefendi gibi bacaklarını birleştirip ikisini de yana doğru yatırarak oturup, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.

güzel kadınlar beni çok rahatsız eder, aynı ortamda durmak bile işkence gibi gelir. kan basıncım yükselir, elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemem...sekreter, beklerken ikram olarak ne arzu ettiğini sordu. kadın, eğer varsa bir fincan karadut çayı, yoksa bir bardak su kafi, dedi. kapıdan girdiği sıra hariç, kadına tekrar bakmaya çekindim, göz göze gelmemek için dergilerden birini alıp karıştırmaya ve rahatlamaya çalıştım. aşırı güzel kadınlardan korktuğum kadar o ürkütücü güzelliğin cazibenin beni çekmesinede dayanamam, içimi kemiren bir merakla daha iyi görmek bakmak isterim. gizlice gayet doğal refleksleri taklit ederek, çok kısa bir anlığına tekrar kadını süzdüm. kocaman göğüsler ve gayet cüretkar bir degaje ortasında, ucunda haç olan bir kolyesi vardı. bu farklı bir haçtı katolik haçı yada malta haçı değil, bu ortasında küçük bir daire olan kelt haçıydı.

***********

ankara, keltlerin yani galatyalıların kurduğu bir şehir, belkide buranın en soylu ailelerindendir, gibi saçma bir düşünce geçti kafamdan, binlerce yıl sonra hala burda kalan keltler olabilir mi? kelt haçı paganların haçı olarakta bilinir, hristiyanlıktan çok iskandinav paganlarıyla ilişkili hatta mısırlıların ankh haçıyla çok benzer bir sembol. sıradan bir hristiyan neden kelt haçı taksın ki? bu dini bir sembolden çok paganik bir haç, hiç bir hristiyan mezhep bu haçı kullanmaz. belki de kullanır bilemiyordum. sekreter elinde tepsiyle içeri girdi ve herkesin dikkatinin dağıldığı bu anda kadına tekrar bir anlığına bakma şansım oldu.

-orta şekerli kahveniz.

-teşekkür ederim.

çayını alırken bir kaç defa daha baktım, dolgun bir yüzü, düzgün ve biçimli hatları var, neredeyse kusursuz diye içimden geçirdim. elimde oyalanıp durduğum dergiyi kahvemi içmek için kenara bıraktım. bu kadar güzel bir kadınla aynı odada kalmak beni çok geriyordu. ruhum sıkışıyor, bedenim eziliyordu sanki. rujunu kırmızının öyle bir tonundan seçmişki teniyle dudakları arasında, düşünmeden ölüme atlamak isteyeceğiniz derin bir uçurum varmış gibiydi.

-siz, ne kadar oldu bekleyeli?

kısa bir anlığına, hiç üzerime alınmadım benimle konuştuğu aklımın ucundan bile geçmedi. kiminle konuştuğuna şaşırdım hatta. biraz afalladıktan sonra,

-yoo, sizden bir kaç dakika önce geldim bende.

birden kafasını dış kapıya doğru çevirip, yüksek ve tehditkar bir ses tonuyla,

-pardon, burda sigara içebiliyor muyuz? diye seslenmesiyle sekreterin kapıya gelmesi çok sürmedi,

-tabi, size küllük getireyim.

sekreterin onayını aldıktan sonra bana dönüp,

-rahatsız olmazsınız değil mi?

-aslında bende kullanıyorum. dedim, şimdi beklediğim şey sigarasından bana da ikram etmesiydi sonuçta ortamın kontrolünü hak talep ederek ele geçirmişti. şimdi adalet dağıtması gereken kısım başlıyordu. yalandan hesabı ödemeye çalışan ama pekte hevesli olmayan tipler gibi ceplerimi yoklamaya başladım.

-buyrun, burdan için.

normalde başkasının uzattığı sigarayı reddederim ama bu kadar güzel bir kadının ikram ettiği sigarayı içmemeye kesinlikle karşı koyamazdım. ademin kendisine uzatılan yasak elmayı neden reddedemediğini o an büyük bir aydınlanma yaşıyormuşçasına idrak ettim. yinede tuaf bir şey vardı, sigaralar elle sarılmış ve bir tabakanın içindeydi. bir defa almak için uzanmış bulundum ne olursa olsun içecektim, üstelik içinde kenevir falan varsa pekte yabancı olduğum bir şey değildi.

-teşekkürler, sarma sigara mı bu? yinede sorguladım ama tamamen normal davranmak için kendimi zorladığım için sordum.

-evet, özel bir harman tütünü bazı bitkilerle aromalandırdım.

ne? tütünü neyle aromalandırabilir ki yaban mersini suyuna batırıp marine mi etti? inanılmaz zevkleri olan gizemli bir kadın.

-ne tür bitkiler? bu soruyu ancak sigaramı yakıyorken sorabilirdim, yakmadan sormak güvensizlik yaratırdı.

-atropa belladona ve pelin otuyla karıştırdım. pelin otu güzel bir tat bırakıyor, diğeride biraz gevşemeni sağlıyor.

-ilginç, daha önce hiç böyle bir karışım duymadım, dedim. sigaradan çektiğim ilk nefes biraz sertti farklı bir tadı vardı, sigaranın içinde başka bir şeyler olduğu kesindi. artık kadına daha rahat bakabiliyordum, degajesi öyle bir girdap yaratıp beni içine çekiyordu ki gözlerimin kaymasına engel olamıyordum. göğüslerinin arasındaki kelt haçına tutunup kendimi boğulmaktan kurtarıyordum her seferinde. kadınla iletişim kurdukça daha çok rahatsız olsamda kendimi alıkoyamıyordum. şu kelt haçını neden takmıştı acaba.

masada ki gazetenin tarihi gözüme takıldı 31 ekim, kenarda, üzerine korkutucu bir gülen surat kazınmış bal kabağı fotoğrafı duruyordu. 31 ekim, 1 kasım... bu gece samhain bayramı yani cadılar bayramı diye bildiğimiz aslında kelt halkına ait olan kutsal bir gün. kendiliğinden kaşlarım çatılmaya başladı. arkama yaslandım, sigaradan daha derin ve daha hızlı nefesler alıyordum, elimde olmadan zihnim bir şeyleri birleştirmek istiyordu...


**********

buraya ne için gelmiştim? kadın resmen aklımı başımdan aldı. hava kararmak üzere, avukat hala içerdeki müvekkili ile görüşüyor. bende burda venüstrafobi atakları geçiriyorum. çıplak gözle güneşe bakmaya ne kadar dayanabiliyorsam, bu kadına bakmaya da o kadarcık dayanabiliyordum. karbeyaz teninin ne kadar yumuşak ve pürüzsüz olabileceğini hayal ettim. yüzüne nispeten ayaklarına bakmaya cesaret edebiliyordum, bu havalarda çorapsız, bilekten sarmalı topuklu ayakkabı giyilir mi üstelik tertemiz, dış kapıya kadar arabayla gelmiş olmalı. sadece ayak bilekleri bile bir kadının güzelliğini tek başına anlatabilecek kadar bilgi verir insana. bilekten sarmalı topuklu, ayağı kitap gibi gösteren en hoş kadın ayakkabısı, kadın çok zevkli kıyafeti, çantası sigara içerken ki yüz ifadesi, jestler dumanı üfleyişi, o dumanın odanın içinde yayılıp soluduğum havayla ciğerlerime dolması, her şey fevkalade...

-öğrenci misiniz?

duyduğu sesle irkilip, uykudan uyanan bir çocuk gibi ayıldım daldığım yerden.

-evet öğreniyoruz. yani evet öğrenciyim.

öğreniyoruz mu dedim ben? ağzım mı gevşedi acaba, kendimi tuaf hissediyordum.

-hangi bölüm?

-türk ana halk dilimi bölü, nele oluyor konujamıogn. (öksürüp boğazımı temizlemeye çalışıyorum) kahvemden bir yudum aldım, dilim kütük gibi ağır, oynatamıyordum.

-ahhaahaa iyi misiniz?

bu sinsi gülüş, tam bir cadı kahkahası.

-ana veriğin sıgara işinde ne ardı?

öyle küçümseyici bakışlarla, bana bir kuklaymışım gibi bakıp gülümsüyordu.

-biraz atropa belladonna yağı ve pelin otu vardı sadece, hoşuna gitmedi mi?

atropa belladonna bella güzel donna kadın demek italyancada, ne yani güzel avrat otundan mı bahsediyor, bu tam cadı işi işte beni zehirledi mi şimdi?

-seeen irrr jadızınn.

ağzım yüzüm yamulmuş gibi hissediyordum çenemi dilimi dudağımı zorla kımıldatabiliyordum. daha önce güzelliğinden korktuğum kadının şimdide şerrinden korkmaya başladım psikoz geçirmeme ramak kalmıştı. tüm uzuvlarıma ağırlıklar çökmüş vucudumda bir karıncalanma başlamıştı kıpırdayamıyordum ve odadaki her şey büyüyordu. kadın bana sinsice baktı ve,


-beni farkedeceğini biliyordum bu yüzden seni seçtim.

-he sejmesi?

-auranı görebiliyorum, seni içeri girerken gördüm ve takip ettim, bu gece birini baştan çıkarmam lazımdı malum ritüeller, sende bunun için çok uygun görünüyordun. aahhhahhhaa.

-gkonyen, zeen ir helt jadısızın.

-ahhhaaahhhha yok artık bunu nasıl anladın, seni hafife almışım sanırım. söylemek istediğin başka bir şey varsa şimdi tam zamanı çünkü birazdan uçmaya başlayacaksın ve uyanınca benimle karşılaştığın için çok sevineceksin.

-zehnde aynı sıgaradn içjdin ama benib givi olmadın neden??

-ahhhahhhaa çok sevdim seni, bundan sonra yediğine içtiğine dikkat edersin...

bunu söylerken karadut çayı içtiği fincanı elinde sallıyordu cümlesini bitirip fincandaki son yudumuda içerken bana göz kırptı. karadut çayı pan zehir olmalıydı. tanrım dünyanın en güzel kadını karşımda ve ben çarpılmış gibi hissediyordum. cadı veya uzaylı daha önce bu levelde bir güzellik görmemiştim şiddeti giderek artan bir zarafet... onu istiyordum, yürekten istiyordum, her zerrem onu arzuluyormuşçasına dilim damağım kurumaya başladı. kilitlenen vucudum hafiflemeye başladı, kasıklarımda soğuk ve ferahltıcı bir esinti başladı, testislerimin içindeki 4 silindirli turbo motorun pistonları vızırvızır çalışmaya başladı. aletim, paladyum nikel karışımı tank zırhı delen kalibresi 1500 bir mermi gibi ateşlenmeye hazır hale geldi.

sertleştim, kilitlendim, öfkeliydim, şehvet doluydum, eğer bana verdiği zehirli bitki beni öldürmezse çok kötü bir trip yaşayacaktım. önce bakışım bulandı daha sonra renkler hiç olmadıkları kadar parlamaya başladılar. kafam kafatasımdan sızıyordu, istediğim her şeyi görebiliyordum, kadının bacaklarını hayal etmeye başladığımda elbisesi yok oluyordu. hemen göğüslerini görmek istedim kadın çırılçıplaktı, uzanmak istiyordum, bedenim koltuğa yapışık olduğu halde hayaletimin kadına doğru uzanmasını hissettim. bedenimden çıkabiliyordum kadın çıplaktı, göğüslerini tutmak için elimi uzatıp dokunduğumda parmağıma bir diken battığını hissettim, dokunduğum yerden yani göğsünden bir anda çiçekler yeşillenmeye başladı hızlıca büyüyen sarmaşık çiçeği kadının bütün vucudunu sardı ve daha sonra koltuktaki bedenimi de ayaklarından yakalayıp sarmaya başladı o sarmaşık.

yavaşça farklı bir şekilde nefes aldığımı hissettim hayalet gibiydim silüetim vardı ama cismim yoktu duvarlardan geçebilirdim. sarmaşık yavaş yavaş kaybolmaya başladı ve tarifi imkansız bir huzur kaplamaya başladı içimi. her şey mavinin ve beyazın boşluğuna dönüşmeye başladı, her hangi bir zemine basmıyordum yerde yada havada değildim ama istediğim yöne süzülebiliyordum. var olmanın dayanılmaz hafifliği böyle bir şey olmalıydı galiba. zihnim giderek bulanıklaşmaya başladı sanki hep buradaymışım gibi hissetmeye başladım. gözlerimi kapatsamda görmeye devam ediyordum. artık başka bir şey olduğumu düşünmeye çalışırken tam orada film koptu ve gerisini hatırlayamıyorum malesef...

gözümü açtığımda acilde kolumda serumlaydım, hemşireyi yıllardır tanıyormuşum gibi o kadın nerde diye sordum hala bilincim yerinde değildi. daha sonra acil çalışanlarından öğrendiğim kadarıyla avukatın sekreteri beni baygınlık sebebi ile hastahaneye getirmiş tam 4 saattir kendimde değilmişim.

bir daha o cadıyla hiç karşılaşmadım, beni bir kurban olarak seçmişti beni bir oyuncak gibi kullanmıştı, bir daha asla böyle bir şeye izin vermemek için cadılara karşı yöntemler geliştirmeye karar verdim.
devamını gör...

zevkler ve renkler tartışılmaz demişler çok güzel söylemişler. bende çok severim çocukluğumda hiç eksik olmazdı. bayılırdım ellerimi izlemeye ve de koklamayı. şimdi iş, güç hem yakışık almıyor hemde etik değil. tebessümle anımsadığımız çocukluk anılarımız.
devamını gör...

bipolar bozukluktan daha hafif düzeyde belirti gösteren bir duygudurum bozukluğudur. bu kişiler depresif dönemlerinde içlerine kapanık, içe dönük, karamsar, ağlamaklı biri olurlar ve üretkenlikleri düşer. hipomani dönemlerinde ise enerji dolu, daha fazla insan içine giren, daha övüngen ve şakacı biri olurlar. depresif ve hipomani dönemleri arasında haftalar yada aylar süren olağan duygudurum dönemleri olabilir. genelde psikolojik bir yardım almazlar. çünkü işlevsellik bozucu düzeyde değildir ve belirtileri kişilik özelliği olarak algılarlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim