(bkz: gözüm hep seni arıyor)
devamını gör...

disk genel-iş sendikası, ocak 2021 tarihli “covid-19 sürecinde türkiye’de gelir eşitsizliği ve yoksulluk” raporu hazırladı. rapora göre;
avrupa ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin en çok olduğu ülke türkiye.
halk bir yılda 1500 dolar fakirleşti.
yoksul sayısı son 2 yılda yüzde 8.4 arttı.
en zengin ile en yoksul arasındaki eşitsizlik 8.3 kata yükseldi.
salgın döneminde çalışan yoksul sayısı 7,7 milyonu geçti.
her 10 kişiden 7’si borçlu, halk temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi.
pdf formatındaki rapor
devamını gör...

hem de kahkahayla gülerim. gülmeye ihtiyacım var n’apayım?
devamını gör...

bu işi yapan modu korumayı bırakıp bize verin, bu iş sükunetle hallolsun. yoksa çok kafalar gider ben size diyim. başlık yazarın namusudur.
devamını gör...

örnek vatandaş a katılıyorum.enerjisine hayran kalmamak mümkün değil. biraz kirazlık sezdim kendisinde. tatlı telaşlı konuşuyor samimiyetle yazıyor. sevgi pıtırcığı mübarek.
devamını gör...

(bkz: yine seks hikayesi mi yazıyorsun feridun abi) dedirten başlık.
devamını gör...

'insanlarla öyle bir geçinin ki düşmanınız bile ölümünüze ağlasın'*rivayetini yanlış anlamış kişidir belki de.

zira “zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur..' sözü hep geçerliliğini korur.
devamını gör...

birine derdini anlatmak.
devamını gör...

bunun bekarlıkla ilgisi yoktur arkadaşlar, evlilikte "eğer şartlar eşitse", yani kadın-erkek çalışıyorsa evdeki koşullar da eşittir; mutfağa girip yemek de yapacaksın, heladaki boku da temizleyeceksin, kanepenin altını süpürgeyle de çekeceksin, cam da sileceksin perde de asacaksın. elalemin evi değil bu kendi evin! ha yok delikanlıyı bozar bu işler, erkek iş mi yaparmış falan diyorsan, tutarsın gündeliği 200 liraya birini, yaptırırsın, kadının vazifesi değildir bu. aksi durumda, dışarıda çalışmayan kişi her kimse evin işlerinden o sorumludur. ev işleri kadın işi demek değildir, ama evde kalan genellikle kadın olduğu için kadın işi olarak görülmektedir. o yüzden erkek için ev işi yapmak ne utanılacak ne de övünülecek birşeydir.
devamını gör...

...
ben insanlar dargınıyım
dertlilerin yorgunuyum
sanki felek vurgunuyum
bu halime gülen zalım.
...
sonsuzluğa gittiği günü hatırladım yine, babamın radyodan türkülerini dinleyişini, eşlik edişini... ne çok severim dinlemeyi, söylemeyi. can mahzuni şerif 19 yıl olmuş sen gideli. saygı, sevgi ve rahmetle. devrin daim olsun.
devamını gör...

siyasal islam dinini ben de terk ettim.. hatta %99 u müslüman denilen türkiye halkının dinini de terk ettim.
elhamdulillah
devamını gör...

ağaca çıkınca en sevdiğim şey dalından elma koparıp yemektir.
bazen ilk ısırıktan sonra, bir kurtla karşılaşınca, seri bir şekilde o kurdu elma ile beraber ağacın altına yolcu ederdim.
kurt yerde elmasını kemirmeye devam ederdi mutlu mutlu.
sen onlardan biri olabilir misin?
hiç yabancı gelmiyorsun bana.
devamını gör...

yapılan araştırmalar da destekler ki iş hayatında başarılı olan gruptur.
devamını gör...



doğanın dengesini bozmamak adına sadece gözlemci olunan belgeselcilik anlayışı bana etik geliyor. ama yukarıdaki videodaki gibi sırf onları gözlemlemek için aralarına ajan sokmak onların enerjilerini duygularını sömürmek çok hatalı bence. magazinsel belgeselcilik gibi bir şey.
devamını gör...

islam'ın ya da başka dinlerin "insan ürünü" olduğunu söylediğimizde dahi sözde hakaret etmiş oluyoruz. bu kadar geniş bir hakaret tanımı olmaz. ben ortaya bunun bütün bilimsel disiplinlerdeki kanıtlarını ortaya koyuyorum herif gelmiş "sizin islam'la derdiniz nedir?" diyor. "siz çok olmaya başladınız" diyor. bunun bir tık üstü zaten kafamızın kesilmesi.

ondan sonra vay efendim islam'ı kötüleyen başlık. birisi saldırıya uğrasa, öldürülse ona da oh çekeceksiniz. adımız gibi eminiz. kötüsünüz, temsil ettiğiniz değerler de kötü ve ikiyüzlü. ama en önemlisi de korkaksınız. gel maçan yiyorsa bir de benden dinle islamı. koy argümanını. koyamazsın değil mi? neden? çünkü yok? çünkü sen de bilmiyorsun. okumamışsın. birileri sana allah-kitap demiş sen de gidiyorsun. cehalet maskelenmiyor fakat teneke geldiğin gibi teneke devam etmek zorunda değilsin. oku, öğren. saldırma!
devamını gör...

ses bir nesneden yükselen hareketin eşit aralıklı ve periyodik titreşim sonunda hava akımı yoluyla kulağımıza kadar gelen ses dalgalarına denir. işittiğimiz her seste yükseklik, gürlük, ve tını nitelikleri vardır.
- sesin ince (tiz) veya kalın (pes) oluşu yüksekliği,
- sesin hafif veya kuvvetli oluşu gürlüğü,
-seslerin birbirinden farklı bir renk taşımalarına da ses rengi yani tını adı verilmektedir.

kadın sesleri
-soprano (ince)
-mezzosoprano (orta)
-alto (kalın)

erkek sesleri
-tenor (ince)
-bariton (orta)
-bas (kalın)
devamını gör...

kimyada, elektron yoğunluğu fazla olan (yani negatif yüklü) kutuplara ve az olan (yani pozitif yüklü) kutuplara, yani çift kutupluluğa sahip olan kimyasal türleri ifade eden terim.
devamını gör...

insanlar lisede neler yaşamış vay be. bizim lisede hiç olmadı böyle şeyler. en garibi tarih hocasının bir arkadaşı hapşurdu diye sınıftan atmasıdır.
devamını gör...

john locke: sessizlik abidesi, nesne sınıfı: keter

oxford'da okuduğu yıllar boyunca sessizlik abidesi olarak anılan locke, siyaset felsefesinde kilit bir öneme sahip bir kimsedir. thomas hobbes başlığındaki yazım tamamen bitmemişti ve muhtemelen locke hakkında yazdıklarımı da bitiremeyeceğim ama madem hobbes'tan bahsettim o halde locke'tan bahsetmenin de zamanı gelmiştir. (biraz da olsa.) konumuz siyaset felsefesi.

thomas hobbes vahşiydi. dünyasını, kurgulamış olduğu doğa durumunu güvensizlik ve korku üzerine inşa etmişti. ardından da insanların, gurur ve korkunun çekişmesinden doğan yaratık "leviathan"a yetkilerini bir sözleşmeyle devrettiğinden bahsetmişti. hatta makyavelist bir üslup geliştirip insan doğası'nın kötücüllüğünden söz etmişti. dolayısıyla anlıyoruz ki hobbes da birilerinden etkilenmiş. tıpkı locke'un hobbes'tan etkilendiği gibi.

tam olarak etkilendi diyemeyiz belki fakat locke, hobbes'un geliştirdiği doğa durumunu yumuşatan kişidir. daha liberal bir anayasal devlet teorisi geliştirdiğini söyleyebiliriz locke'un. seküler bir mutlakiyet doktrini geliştiren hobbes'un tam karşısına yerleştirebiliriz locke'un dinsel hoşgörüyle sentezlenmiş liberal anayasal teorisini.

locke için mülkiyet kavramı çok önemli bir kere. insanın mülkiyete yönelik doğal hakları olduğunu söyler ki biraz sonra doğa durumunda bu konuyu açacağım. locke için meşru yönetim, sınırlı yönetimdir ve rızaya dayalı yönetimdir. pek mutlak monarşi taraftarı olmasa da herhangi bir yönetim şekli sınırlı olması şartıyla pekala meşrudur. tiranlık bile...

ki bunun karşısında da direnme hakkı denen şeyi ortaya atar. sınırlı yönetimden sapan bir yönetim (örneğin bir tiran), kendi bireysel çıkarına göre hareket ediyorsa halk, bu kamu yararından uzaksallığa karşı direnebilir, devrim yapabilir. çünkü sözleşme yapılmıştır. fakat bu sözleşme thomas hobbes'un leviathan'ından farklıdır. bu sözleşmenin bir tarafıdır devlet. fakat leviathan'da her ne kadar geçenki yazıda da "sözleşme" demişsem de bir sözleşme yoktur. bir ahit vardır. tek taraflıdır. locke'unki ise tam anlamıyla bir sözleşmedir. ve eğer ki yönetim, yani egemen bu sözleşmeyi bozacak olursa ve sınırlarını halkın rızası aleyhine ihlal edecek olursa işte o zaman halkın yani yönetilenlerin direnme hakkı meşru hale gelecektir.

locke tam bir halk adamıdır denilebilir bu açıdan. zaten eserlerini de halkın anlaması için yazmıştır, filozoflar için değil.

locke'un doğa durumunda sivil otoritenin olmadığı bir durum vardır. bir özgürlük betimler bize. hobbes ve aristoteles'in tasvirlerinin aksine yönetme yönetilme durumu da söz konusu değildir.

hobbes herkesin herkesle savaştığı bir korku dünyası çizmişti. savaş vardı ve bu kaos halinden kurtulmak için insanlar haklarını leviathan'a devretmişti. aristoteles'te ise polis doğaldı ve varlığımız o toplumun üyesi olmakla gerçekleşiyordu.

locke daha farklı bir çerçeve çizer. hobbes'un fikrini evcilleştirmesi de bu yüzdendir. locke için doğa durumu dinsel bir hoşgörüye dayandırılabilir. ahlakidir, toplumsal bir düzeni buyurur. herkesin mülkü kendinedir. bu mülkiyet sözünü birazdan açacağım. çünkü mülkiyet denince sadece eşya anlaşılmamalı, özgürlüğümüz de anlaşılmalı.

doğa durumu, doğa kanunlarıyla barışı amaçlar. fakat buradaki barışı amaçlaması insanlarla beraber bir ölçüde bozulur. bir belirsizlik hakim olur ve ardından da bir huzursuzluk. buraya birazdan geliriz.

bütün bu "hoşgörü hali" aslında geleneksel bir yaklaşımdır da denebilir.

fakat sivil otoritenin olmadığından bahsedince bu doğa durumunu, ahlaki durumun da denetlenmesi söz konusu olamıyor. çünkü bir makam yok. dolayısıyla denetleyici olmadığından kaos doğuyor. bir güvensizlik doğuyor. ve bu güvensizlik zaman içinde doğa durumunu yozlaştırmaya başlar. bu durumda da bir iktidarın olmadığı toplumda yaşayan bireyler kendi kendilerinin hakimi, infazcısı hatta ve hatta tanrısı olur. ve hobbes'un bahsettiği o kaos, savaş hali doğmuş olur. niye? çünkü doğanın temel kanunudur insanların kendi kendisini koruması hakkı. ve bu durumda da bir sivil yönetime ihtiyaç duyulur.

o halde sorabilirsiniz: hobbes aslında locke mu? ya da locke, hobbes'un şekil değiştirmiş hali midir?

hayır. locke geleneksel bir dil kullanır. ayrıyeten hobbesçu bir dil de ullanır, kişinin güvenlik ihtiyacı bakımından.

en temel kavram locke için mülkiyettir.

mülkiyet çalışmamız sonucu elde ettiğimiz şeydir. bizler locke için mülk edinen hayvanlarızdır. ve sivil bir otoritenin olmadığı doğa durumunda mülkiyet, tüm insanlara ortak olarak verilmiştir. bu, ortak mülkiyettir. diğer yandan doğa durumunda özel bir çaba, emek harcayan insan ortaya özel mülkiyeti çıkarır. emek sayesinde doğanın bize verdiğinden fazlasını üretmiş oluruz ve üretimimiz kişinin özel hakkı haline gelir. locke bize tam olarak bunu söylüyor işte. emek, özel hakkın da mülkiyet hakkının da kaynağıdır. dolayısıyla doğal hukuk, özel mülkiyet hakkını öngören bir yapılanmadır. ve yönetim de bu hakkı güvence altına almak adına kurulmuştur. kim tarafından? rızasıyla bunu isteyen halk tarafından.

bütün bu anlattıklarımı ileriki zamanlarda tamamlayacak isim adam smith'tir. söylememe gerek yok gerçi, apaçık görülüyor. ticari bir devlet modeliyle karşı karşıyayız. locke bugüne kadar geri planda kalmış ekonomiyi, politikanın önüne geçirmeye çalışır aslında. dünya, çalışana ve rasyonel olana aittir., der.

emek neydi? emek her şeydi. toplum emek sayesinde yaratılmıştı. dolayısıyla mülkiyet edinmenin doğal sınırlarının da olmadığını söyler. para da ortaya çıktıktan sonra, sınırsız sermaye birikimiyle bir görev haline gelir adeta. çünkü olay ilahi bir egemenlik doktrinine de dayandırılabilir geleneksel bir tavırla. tanrı, dünyayı insanlara bahşetmiştir der çünkü. ve bunlar sonucunda da artık erdemle değil, ticaretle ilgilenmeye başlarız. locke'un inancına göre de zaten ticaret; insanı uysallaştırır, savaştan uzaklaştırır ve daha medeni yapar.

dolayısıyla devlet, işte bu ticaret halini korumayı amaçlayan bir varlık olarak ortaya çıkarılmıştır.

peki ya böyle bir piyasa ekonomisine geçişi ne meşru kılar?

bu kısımdan sonra hobbes'un gurur-korku çekişmesine benzer bir çekişmeden bahsedeceğiz: mülkiyet ve mülkiyet üzerine çıkan anlaşmazlıklar.

geri kalanını sonra yazarım. çok üşengecim. her yazıyı yarıda kesiyorum. *

yazının devamında bu sözleşmenin nasıl bir şey olduğundan falan bahseder, vatandaşlık mevzusuna değinir, mülkiyeti açar ve kuvvetler ayrılığından bahsederim.
devamını gör...

ıçimizden geçmedi değil,
ancak mustafa kemal atatürk'ü , inancın simgesi allah'ın karşıtlığı, alternatifi gibi konumlandırmanın çok da doğru olmadığını düşünüyorum.

kaldı ki , ne mustafa kemal atatürk'ün,
ne de manevi bir güç olan allah'ın, böyle betimlemeye, ayrıcalığa ihtiyacı olmadığı da bir gerçek.

yani bu uygulama , bu değerlere ne ekstra bir şey katar , ne de eksiltir...

nasıl allah'ın a'sı gereksiz bir talep olmuş ise, bu da gereksiz ve yersiz bir talep.

edit: moderasyon , bu ve benzer durumların sıkça yaşanabileceğini göz önüne alarak , iyi niyetle de olsa yaptığı bu ayrımcı uygulamadan vazgeçerek, sorunu kökten çözebilir, çözmelidir. bu tamamen kendi niyet ve inisiyatifleri dahilindedir.
yani, kaldırın o uygulamayı olsun bitsin kardeşim, neden milleti durduk yere bazı değerler üzerinden ayağa kaldırıyorsunuz ki , gerek yok buna .
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim