ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni
friedrich engels'in araştırma türündeki kitabı.
çarpıcı, çarpık, enteresan ilişkiler ağının içinde ailenin ilk aşamasından başlayarak, mülkiyet kavramı oluşumu, devletin kuruluşu ve bunca ilerlemenin bize kaybettirdiklerini ya da kazandırdıklarını anlatan muhteşem eserdir kendileri.
anaerkilden ataerkilliğe geçiş süreci ve evliliğin doğal sürecinden çıkıp iktisadi bir hal aldığını bize delilleriyle sunuyor engels. böylelikle kadınların toplumdan adım adım nasıl silindiğini ve üretim sürecinden el ayak çektirildiğini kolaylıkla anlarsınız. engels bize bugünkü servet eşitsizliğinin sebebinin ilk olarak ailede başladığını anlatır. ona göre, kadın proleter erkek ise burjuva olarak belirir toplum içinde ve sonunda mülkiyet ortaya çıktığında kölelik olarak devam eder. sonunda ise bir kısım servetine servet katarken diğer kesim resmen köle olarak resmileşir. devletin de kurulmasıyla bu taçlanır ve kurumsal soygun başlamış olur.
insanoğlunun açgözlülüğü ve servet düşkünlüğünün taş devrinde bile aynı olduğunu görüyoruz. yoksa nasıl olur da bunca özgürlüğü elinin tersiyle itiversin.
tarih meraklılarının mutlaka okuması gereken kitaplardan biridir.
çarpıcı, çarpık, enteresan ilişkiler ağının içinde ailenin ilk aşamasından başlayarak, mülkiyet kavramı oluşumu, devletin kuruluşu ve bunca ilerlemenin bize kaybettirdiklerini ya da kazandırdıklarını anlatan muhteşem eserdir kendileri.
anaerkilden ataerkilliğe geçiş süreci ve evliliğin doğal sürecinden çıkıp iktisadi bir hal aldığını bize delilleriyle sunuyor engels. böylelikle kadınların toplumdan adım adım nasıl silindiğini ve üretim sürecinden el ayak çektirildiğini kolaylıkla anlarsınız. engels bize bugünkü servet eşitsizliğinin sebebinin ilk olarak ailede başladığını anlatır. ona göre, kadın proleter erkek ise burjuva olarak belirir toplum içinde ve sonunda mülkiyet ortaya çıktığında kölelik olarak devam eder. sonunda ise bir kısım servetine servet katarken diğer kesim resmen köle olarak resmileşir. devletin de kurulmasıyla bu taçlanır ve kurumsal soygun başlamış olur.
insanoğlunun açgözlülüğü ve servet düşkünlüğünün taş devrinde bile aynı olduğunu görüyoruz. yoksa nasıl olur da bunca özgürlüğü elinin tersiyle itiversin.
tarih meraklılarının mutlaka okuması gereken kitaplardan biridir.
devamını gör...
mouse kullanırken masanın bitmesi
rahatsız edici ve nahoş bir durum.
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
:) bu ifadenin ilk kimin aklına geldiği.
biraz bakındım ama çeşitli söylemler var, net bir cevap buladım. abi nerden geldi aklınıza iki nokta bir parantezle gülen surat yapmak. *
biraz bakındım ama çeşitli söylemler var, net bir cevap buladım. abi nerden geldi aklınıza iki nokta bir parantezle gülen surat yapmak. *
devamını gör...
sözlükte sevgili yapan tipler
herkesin sevgilisine kimse karışamaz.
bizde yok diye kıskanmayalım bence.
bizde yok diye kıskanmayalım bence.
devamını gör...
güne bir söz bırak
dönüp duran bir çark
akıp giden bir zaman..
yine, yeniden bir sabah
"günaydın yaşamak.."
nazım hikmet
akıp giden bir zaman..
yine, yeniden bir sabah
"günaydın yaşamak.."
nazım hikmet
devamını gör...
umut
umut , senin ve benim cayır cayır yanmamdır. göz göre göre, ulu orta ve çığlık çığlığa. çıt çıkarmadan, sessizce savaşmak.
devamını gör...
eternals
bugün bir arkadaşımla beraber gittiğim filmdir. sıcağı sıcağına izlenimlerimi aktaracak olursam: konsepti güzeldi aslında. izlediğimiz diğer marvel filmlerinden farklı bir teması var. asıl olay aynı tabi, amaç her zaman dünyayı kurtarmak. fakat eski tarihi olaylara yapılan atıflar, bazı mitolojik ögeler ve eski marvel filmlerine yapılan göndermeler hoşuma gitti. fakat genel olarak bazı yerlerde kopukluklar vardı. örneğin
ikarosun bütün film boyunca karşı çıkıp niye son anda pişman olduğu çok iyi yansıltılamamıştı, ajak ve gılgameşin ölümü çok çabuk geçiştirilmişti, sprite karakterinin büyüme ve normal bir hayat yaşama isteği de gene çabucak geçiştirilen detaylardan biriydi. ayrıca ikarosun sersiyi niye terk ettiği söylenmemişti.
bazı karakterlerin üzerinde daha çok durulsa daha güzel olabilecek bir filmdi aslında. örneğin
kungo eğlenceli bir karakterdi, bir anda ortadan kaybolması ve akıbetinin belirsiz olması hoş olmadı. ayrıca arkadaşım thina karakterinin angelina jolie'nin oynadığı bir karaktere göre sönük kaldığını söylemişti. bu konuda ben de kendisine katılıyorum.
özet olarak değişik bir teması olan bir marvel filmiydi. şahsen ben eski tarihi zamanlara daha çok değinilmesini, bazı olayların daha iyi açıklanmasını, bazı karakterleri daha iyi tanımayı isterdim. tabi bir de marvel filmi olmasıyla filmin konseptinin bazı açılardan harcandığını da düşünüyorum. fakat gene de izlenilebilir, keyifli vakit geçirilebilecek bir film.
ikarosun bütün film boyunca karşı çıkıp niye son anda pişman olduğu çok iyi yansıltılamamıştı, ajak ve gılgameşin ölümü çok çabuk geçiştirilmişti, sprite karakterinin büyüme ve normal bir hayat yaşama isteği de gene çabucak geçiştirilen detaylardan biriydi. ayrıca ikarosun sersiyi niye terk ettiği söylenmemişti.
kungo eğlenceli bir karakterdi, bir anda ortadan kaybolması ve akıbetinin belirsiz olması hoş olmadı. ayrıca arkadaşım thina karakterinin angelina jolie'nin oynadığı bir karaktere göre sönük kaldığını söylemişti. bu konuda ben de kendisine katılıyorum.
özet olarak değişik bir teması olan bir marvel filmiydi. şahsen ben eski tarihi zamanlara daha çok değinilmesini, bazı olayların daha iyi açıklanmasını, bazı karakterleri daha iyi tanımayı isterdim. tabi bir de marvel filmi olmasıyla filmin konseptinin bazı açılardan harcandığını da düşünüyorum. fakat gene de izlenilebilir, keyifli vakit geçirilebilecek bir film.
devamını gör...
topuklu ayakkabı
eteğin altına çok yakışan ayakkabı.
devamını gör...
cinsiyetçi başlık açanlar uçurulsun kampanyası
şahsımın tarafsızca ve samimiyetle desteklediği kampanyadır. madem küfrü yasaklıyor, kültür ortamı oluşturmaya çalışıyoruz, öyleyse işe öncelikle şu tabiri caizse troll yazarlara dur durak vererek başlamalıyız.
devamını gör...
karşı cinste hayran olunan özellik
bana hayran olması.
devamını gör...
normal sözlük yönetiminin pkk propagandasına göz yumması
sonuna kadar katıldığım başlıktır. uzun zamandır sözlükte terör propagandası yapan hevallerin hala sözlükten şutlanmamasını başka türlü açıklayamıyorum çünkü.
devamını gör...
iyi toplum yoktur
nihan kaya'nın iyi aile yoktur kitabının devamı niteliğinde olan toplumu inceleyen ve bize ışık tutan bir kitabıdır.
bireyin nasıl toplumun kuklası haline geldiğini, onun kurallarına uymayanları* dışlayıp ötekileştirmesini, bu toplum denen oluşumun kendimiz olmamızı engellediğini ve bunları nasıl yaptığını anlatıyor.
değindiği konular arasında cinsellik, sünnet ve onun yücelttikleri, toplumsal törenlerimiz ve onların bireyi istismar ediş biçimleri, kına gecesi ve düğün gibi yapıların verdiği zararlar, bu törenlerin geçmişte hizmet ettiği fikirler ve bu fikirlerin günümüzde de bazı kesimlerce benimsenilip devam ettirilmesi gibi konular var. çoğu bahsettiği şeyler günümüzde gençler tarafından artık kabul görmese de toplum hâlâ bu düzene dur diyemiyor. birey bu büyük kurallar karşısında kurban ediliyor. insan başkaları için yaşar hale geliyor. tabii sonucunda mutsuzluk ve mutsuz bir toplum oluşuyor. tam bir kısır döngü. yine dediğim gibi mutlaka okunması gereken bir roman. bu kitabı okuduktan sonra siz de çevrenizi değiştirmek için adımlar atabilirsiniz. hâlâ bu acayip toplum kurallarını savunan büyüklerimize kırmadan sankince her şeyi anlatabilirsiniz. belki onlar da değişir ya da bize karşı daha anlayışlı olur. kim bilir? umudumuzu kaybetmeyelim.
bireyin nasıl toplumun kuklası haline geldiğini, onun kurallarına uymayanları* dışlayıp ötekileştirmesini, bu toplum denen oluşumun kendimiz olmamızı engellediğini ve bunları nasıl yaptığını anlatıyor.
değindiği konular arasında cinsellik, sünnet ve onun yücelttikleri, toplumsal törenlerimiz ve onların bireyi istismar ediş biçimleri, kına gecesi ve düğün gibi yapıların verdiği zararlar, bu törenlerin geçmişte hizmet ettiği fikirler ve bu fikirlerin günümüzde de bazı kesimlerce benimsenilip devam ettirilmesi gibi konular var. çoğu bahsettiği şeyler günümüzde gençler tarafından artık kabul görmese de toplum hâlâ bu düzene dur diyemiyor. birey bu büyük kurallar karşısında kurban ediliyor. insan başkaları için yaşar hale geliyor. tabii sonucunda mutsuzluk ve mutsuz bir toplum oluşuyor. tam bir kısır döngü. yine dediğim gibi mutlaka okunması gereken bir roman. bu kitabı okuduktan sonra siz de çevrenizi değiştirmek için adımlar atabilirsiniz. hâlâ bu acayip toplum kurallarını savunan büyüklerimize kırmadan sankince her şeyi anlatabilirsiniz. belki onlar da değişir ya da bize karşı daha anlayışlı olur. kim bilir? umudumuzu kaybetmeyelim.
devamını gör...
kafa filmler radyo yayını
3...2...1...action!
sevgili filmsever yazarlar, ben coldboy. bu haftaki programımızda aksiyon filmleri üzerine konuşacağız. kafacıların izlerken heyecandan çıldırdığı aksiyon filmleri başlığından ve kendi seçtiklerimden uzun bir liste oluşturdum. bugün bir buçuk saat içerisinde ne kadarını işleyebiliriz, bakacağız. olmadı ikinci bir bölüm bekler bizi. kendinize iyi bakın, saat 14.00'da radyonuzu açmayı unutmayın. keyifli dinlemeler.
not: program canlı yayın olacak, yazdığınız filmlere ve yorumlara elimden geldiği kadar yer vermeye çalışacağım.
sevgili filmsever yazarlar, ben coldboy. bu haftaki programımızda aksiyon filmleri üzerine konuşacağız. kafacıların izlerken heyecandan çıldırdığı aksiyon filmleri başlığından ve kendi seçtiklerimden uzun bir liste oluşturdum. bugün bir buçuk saat içerisinde ne kadarını işleyebiliriz, bakacağız. olmadı ikinci bir bölüm bekler bizi. kendinize iyi bakın, saat 14.00'da radyonuzu açmayı unutmayın. keyifli dinlemeler.
not: program canlı yayın olacak, yazdığınız filmlere ve yorumlara elimden geldiği kadar yer vermeye çalışacağım.
devamını gör...
veba geceleri
orhan pamuk’un 40 yıl düşünüp 5 senede yazdığım dediği romanıdır.
pamuk okuyuculara hayali bir ada olan minger adasında geçen “veba gecelerini” anlatıyor.
1901 yılında osmanlının minger adası’nda veba salgını ve salgının getirdikleri ustalıkla anlatılmış severek okudum.
öncelikle kitabın 2017 yılında çıkması bekleniyordu ama bir türlü çıkmadı ve ertelenip durdu herkes merakla bekliyordu ve sonunda 2021 yılında okuyucularla buluştu.
orhan pamuk harika bir dünya yaratmış hayranlıkla okudum minger adası ve içinde yarattığı dünya acayip lezzetli.
dönemi bütün gerçekliğiyle anlatması her kısmına özenmesi kitabın arkasında büyük bir emek olduğunu gösteriyor.
yarattığı dünyayı bu kadar iyi tasvir etmiş olması kitaptan alınan keyfi büyük miktarda arttırıyor. ayrıca ada için harita çizmesi fotoğraflar oluşturması okurken romanı daha anlaşılır yapıyor.
kitapta anlatıcı kişi mina mingerli adında bir kişi orhan pamuk yazarken daha iyi bir konfora sahip olmak için böyle bir şey tercih etmiş olmalı sanırım romanı yazarken kendisini daha özgür hissetmek için anlatıcı pozisyonunda mina mingerli adında bir hanımefendi bulunuyor.
orhan pamuk bu kitabında okuyucuya hem tarihi hem masalsı bir hikâye vadediyor. kitabı eline alan kişi zırhlı bir landoya atlayıp minger adasında hoş bir gezintiye çıkıyor. (bkz: lando)
ayrıca orhan pamuk’un bu kitabında kendisinden beklendiği üzere sık sık hatalar bulunuyor. devrik cümleler ve eksik virgüller bolca karşımıza çıkıyor. ben şahsen pek umursamam öyle şeyleri ama dikkat edip kitaptan soğuyacak kişiler olduğunu biliyorum ve tahmin ediyorum.
tabii orhan pamuk kitabı denince akla gelen bir başka mevzu ise siyasi göndermeler.
kitapta sık sık siyasi göndermeler bulunuyor ama orhan pamuk’un bir söyleşide bahsettiği gibi bu durum romanın dengesini bozmamış.
ben şahsen okuyucu olarak 100 yıl önce bulunan cahillikle şu an hala devam eden cahillik arasında bir fark göremedim ve bu duruma çok üzüldüm.
kitapta hoşuma en çok giden kısım ise yaratılan karakterlerin çok fazla detaylı olmasıydı. dediğim gibi karakterler üzerine çok düşünülerek yaratılmış ve hepsi okuma iştahını arttırıyor.
kitapta beğenmediğim kısımları spoiler bölümünde anlatacağım.
sonuç olarak orhan pamuk demlenmiş hatta yeterince demlenmiş güzel bir roman ortaya çıkarmış ben keyif alarak ve severek okudum.
kitaptan hoşuma giden bir kaç alıntıyı ekleyeyim.
karantina, halka rağmen halkı eğitip onlara kendi kendini koruma hünerini öğretme işidir.
bir tarih kitabındaki kişileri sevmemiz ya da onlardan nefret etmemiz zordur. ama romanları okurken bu duygulara kapılabilirsiniz.
insanların birbirleriyle ilişkileri zayıflamıştı, dostlukları ve yeni bir şeyleri öğrenme, yeni söylentilere öfkelenme isteği de azalmıştı. herkesin yeterince korkusu, yarası, telaşı vardı.
insan felaketin daha büyümeyeceğine, en sonunda bütün salgınlar gibi bunun da sönüp gideceğine, kimsenin görmediği bir köşede, hiç dışarı çıkmadan bir süre oturup beklerse başına bir şey gelmeyeceğine kendini inandırabilirdi.
tarihi hikayeler ne kadar “romantik” iseler, o kadar doğru değildirler ve ne kadar “doğruysalar” -ne yazık ki- o kadar da romantik değildirler.
kitapta geçen doktor nuri ve pakize sultan aşkı bu kitabı birçok bakış açısıyla değerlendirmemi sağladı. pakize sultan 1901 döneminde kadın olmanın ve sultan olmanın zorluklarını çekerken doktor nuri bilgili, namuslu ve mesleğine aşık biri olmanın zorluklarını çekiyor.
dönemin gelenekleri, yaşam koşulları, dini inançlar, ırk ayrımı, milliyetçilik, tarikatlar gibi konular arasında ve minger adasında sıkışıp kalan doktor nuri ve eşi pakize sultan romanda en sevdiğim karakterler oldular.
orhan pamuk’un bu kitabında sevmediğim kısımlar ise karakterlerin az oluşuydu. harika bir ada yaratmışsın çok güzel betimlemelerle anlatmışsın ama karakter sayısı bir elin parmağını geçmiyor bu durum beni büyük hayal kırıklığına uğrattı.
bir başka konu ise veba konusuydu yazar veba konusunu yeterince detaylı anlatmamış veya anlatmayı tercih etmemiş. ayrıca adada yaşayan insanların yaşadığı ürkü (topluluğu saran korku) çok iyi yansıtılmamış.
yazarın sık sık parantez içine bir şeyler eklemesi bir başka canımı sıkan konuydu sanırım bunları yapmak istediği için anlatıcıyı başka birisi yapmış bilmiyorum hoşuma gitmedi.
ayrıca tarihi bir kitap diye yapıldı sanırım ama kitap size spoiler veriyor çok rahatsız oldum 100. sayfada kim ölecek kim kalacak öğrenmiş oldum.
kitabın arkasında bulunan gösterişli ifadeler hoşuma gitmedi (satış mevzusuyla alakalı ticari bir konu sanırım) “pamuk yaşayan en büyük yazar” orhan abi bu cümleyi keşke koydurmasaydın yahu.
kitapla ilgili sevmediğim son olay ise kitapta bulunan yıllar sonra kısmıydı bence biraz gereksiz ve fazla olmuş.
kitapta sevdiğim kısımlar ise az bulunan karakterlerin mükemmele yakın şekilde oluşturulmasıydı.
öncelikle orhan pamuk’un bu romanında aşk kavramı çok güzel ve gerçek şekilde anlatılıyor. ölüm korkusu ve ölüm korkusunun insana neler yaptıracağı çok başarılı şekilde anlatılıyor.
minger adasının başlarda cennet gibi tasvir edilip zamanla cehenneme dönmesi bence bu romanın en başarılı kısmıydı.
dönemin tarihinin her iki bakış açısıyla ele alınması hoşuma giden bir başka detaydı.
anlatılan minger adasının kitapta harita şeklinde bulunması gerçekten çok hoşuma gitti haritayı incelemek incelerken hikâyeyi okumak çok keyifliydi.
bir başka konu orhan pamuk’un ölüme bakış açısıydı kitapta ölen karakterlerin ölümü abartılmadan gerçek şekilde anlatılmış. pamuk ölenle ölünmez niyetiyle ölümleri anlatmış ve anlamsızca çok hoşuma gitti.
büyük emek verilmiş bu romanı bizlerle geç de olsa buluşturduğu için orhan pamuk abiye buradan teşekkürlerimi iletiyorum. minger adasında çok güzel gezintilere çıkardın beni sağ ol orhan abi
not: 537 sayfalık bir kitabı hızlı şekilde okuduğum için unuttuğum veya yanlış değerlendirdiğim kısımlar olmuş olabilir kusura bakmayın.
pamuk okuyuculara hayali bir ada olan minger adasında geçen “veba gecelerini” anlatıyor.
1901 yılında osmanlının minger adası’nda veba salgını ve salgının getirdikleri ustalıkla anlatılmış severek okudum.
öncelikle kitabın 2017 yılında çıkması bekleniyordu ama bir türlü çıkmadı ve ertelenip durdu herkes merakla bekliyordu ve sonunda 2021 yılında okuyucularla buluştu.
orhan pamuk harika bir dünya yaratmış hayranlıkla okudum minger adası ve içinde yarattığı dünya acayip lezzetli.
dönemi bütün gerçekliğiyle anlatması her kısmına özenmesi kitabın arkasında büyük bir emek olduğunu gösteriyor.
yarattığı dünyayı bu kadar iyi tasvir etmiş olması kitaptan alınan keyfi büyük miktarda arttırıyor. ayrıca ada için harita çizmesi fotoğraflar oluşturması okurken romanı daha anlaşılır yapıyor.
kitapta anlatıcı kişi mina mingerli adında bir kişi orhan pamuk yazarken daha iyi bir konfora sahip olmak için böyle bir şey tercih etmiş olmalı sanırım romanı yazarken kendisini daha özgür hissetmek için anlatıcı pozisyonunda mina mingerli adında bir hanımefendi bulunuyor.
orhan pamuk bu kitabında okuyucuya hem tarihi hem masalsı bir hikâye vadediyor. kitabı eline alan kişi zırhlı bir landoya atlayıp minger adasında hoş bir gezintiye çıkıyor. (bkz: lando)
ayrıca orhan pamuk’un bu kitabında kendisinden beklendiği üzere sık sık hatalar bulunuyor. devrik cümleler ve eksik virgüller bolca karşımıza çıkıyor. ben şahsen pek umursamam öyle şeyleri ama dikkat edip kitaptan soğuyacak kişiler olduğunu biliyorum ve tahmin ediyorum.
tabii orhan pamuk kitabı denince akla gelen bir başka mevzu ise siyasi göndermeler.
kitapta sık sık siyasi göndermeler bulunuyor ama orhan pamuk’un bir söyleşide bahsettiği gibi bu durum romanın dengesini bozmamış.
ben şahsen okuyucu olarak 100 yıl önce bulunan cahillikle şu an hala devam eden cahillik arasında bir fark göremedim ve bu duruma çok üzüldüm.
kitapta hoşuma en çok giden kısım ise yaratılan karakterlerin çok fazla detaylı olmasıydı. dediğim gibi karakterler üzerine çok düşünülerek yaratılmış ve hepsi okuma iştahını arttırıyor.
kitapta beğenmediğim kısımları spoiler bölümünde anlatacağım.
sonuç olarak orhan pamuk demlenmiş hatta yeterince demlenmiş güzel bir roman ortaya çıkarmış ben keyif alarak ve severek okudum.
kitaptan hoşuma giden bir kaç alıntıyı ekleyeyim.
karantina, halka rağmen halkı eğitip onlara kendi kendini koruma hünerini öğretme işidir.
bir tarih kitabındaki kişileri sevmemiz ya da onlardan nefret etmemiz zordur. ama romanları okurken bu duygulara kapılabilirsiniz.
insanların birbirleriyle ilişkileri zayıflamıştı, dostlukları ve yeni bir şeyleri öğrenme, yeni söylentilere öfkelenme isteği de azalmıştı. herkesin yeterince korkusu, yarası, telaşı vardı.
insan felaketin daha büyümeyeceğine, en sonunda bütün salgınlar gibi bunun da sönüp gideceğine, kimsenin görmediği bir köşede, hiç dışarı çıkmadan bir süre oturup beklerse başına bir şey gelmeyeceğine kendini inandırabilirdi.
tarihi hikayeler ne kadar “romantik” iseler, o kadar doğru değildirler ve ne kadar “doğruysalar” -ne yazık ki- o kadar da romantik değildirler.
kitapta geçen doktor nuri ve pakize sultan aşkı bu kitabı birçok bakış açısıyla değerlendirmemi sağladı. pakize sultan 1901 döneminde kadın olmanın ve sultan olmanın zorluklarını çekerken doktor nuri bilgili, namuslu ve mesleğine aşık biri olmanın zorluklarını çekiyor.
dönemin gelenekleri, yaşam koşulları, dini inançlar, ırk ayrımı, milliyetçilik, tarikatlar gibi konular arasında ve minger adasında sıkışıp kalan doktor nuri ve eşi pakize sultan romanda en sevdiğim karakterler oldular.
orhan pamuk’un bu kitabında sevmediğim kısımlar ise karakterlerin az oluşuydu. harika bir ada yaratmışsın çok güzel betimlemelerle anlatmışsın ama karakter sayısı bir elin parmağını geçmiyor bu durum beni büyük hayal kırıklığına uğrattı.
bir başka konu ise veba konusuydu yazar veba konusunu yeterince detaylı anlatmamış veya anlatmayı tercih etmemiş. ayrıca adada yaşayan insanların yaşadığı ürkü (topluluğu saran korku) çok iyi yansıtılmamış.
yazarın sık sık parantez içine bir şeyler eklemesi bir başka canımı sıkan konuydu sanırım bunları yapmak istediği için anlatıcıyı başka birisi yapmış bilmiyorum hoşuma gitmedi.
ayrıca tarihi bir kitap diye yapıldı sanırım ama kitap size spoiler veriyor çok rahatsız oldum 100. sayfada kim ölecek kim kalacak öğrenmiş oldum.
kitabın arkasında bulunan gösterişli ifadeler hoşuma gitmedi (satış mevzusuyla alakalı ticari bir konu sanırım) “pamuk yaşayan en büyük yazar” orhan abi bu cümleyi keşke koydurmasaydın yahu.
kitapla ilgili sevmediğim son olay ise kitapta bulunan yıllar sonra kısmıydı bence biraz gereksiz ve fazla olmuş.
kitapta sevdiğim kısımlar ise az bulunan karakterlerin mükemmele yakın şekilde oluşturulmasıydı.
öncelikle orhan pamuk’un bu romanında aşk kavramı çok güzel ve gerçek şekilde anlatılıyor. ölüm korkusu ve ölüm korkusunun insana neler yaptıracağı çok başarılı şekilde anlatılıyor.
minger adasının başlarda cennet gibi tasvir edilip zamanla cehenneme dönmesi bence bu romanın en başarılı kısmıydı.
dönemin tarihinin her iki bakış açısıyla ele alınması hoşuma giden bir başka detaydı.
anlatılan minger adasının kitapta harita şeklinde bulunması gerçekten çok hoşuma gitti haritayı incelemek incelerken hikâyeyi okumak çok keyifliydi.
bir başka konu orhan pamuk’un ölüme bakış açısıydı kitapta ölen karakterlerin ölümü abartılmadan gerçek şekilde anlatılmış. pamuk ölenle ölünmez niyetiyle ölümleri anlatmış ve anlamsızca çok hoşuma gitti.
büyük emek verilmiş bu romanı bizlerle geç de olsa buluşturduğu için orhan pamuk abiye buradan teşekkürlerimi iletiyorum. minger adasında çok güzel gezintilere çıkardın beni sağ ol orhan abi
not: 537 sayfalık bir kitabı hızlı şekilde okuduğum için unuttuğum veya yanlış değerlendirdiğim kısımlar olmuş olabilir kusura bakmayın.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
oturdum bir kaldırıma boş boş etrafı seyrediyorum.
devamını gör...
dünyada dini inançsızlığın artması
dünya en hızlı zamanlarını yaşarken kimse kısıtlanmak istemiyor haliyle. çünkü şuan ki düzen dinlerin birçoğuna uymuyor. ıslam dini de kıyamete yakın bir tane müslüman kalmayacak diyor. o zamana doğru ilerliyoruz işte.
devamını gör...
organ ticareti
fakirlik oranının yüzde 70 olarak belirlendiği afganistan, organ ticaretinin yaygınlaştığı ülkelerden biri. hindistan'da ise organ satışı 1980'lere kadar uzanıyor ve bugün dünyadaki nakillerin yüzde 10'unu oluşturuyor. iran ise taraflar iranlı olduğu sürece böbrek satışının yasadışı olmadığı dünyadaki tek ülke.
devamını gör...
günde 100 karma puanı kazanan yazar
bir saatte kazanıyorum ben onu, belki de yarım.
*
*
devamını gör...
yüzüklerin efendisi serisinin en sevilen sahnesi
öyle bir sahnesi yok.çünkü her sahnesi ayrı bir tat ayrı bir değer katıyor insana.
devamını gör...
marie antoinette
stefan zweig'ın hakkında kitap yazmış olduğu, kendisine mal edilen "ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" sözüyle tanınan, eşiyle birlikte devrimciler tarafından giyotine gönderilen kraliçe. devrimciler eski rejimi (ancien regime) hatırlatan herkese ve her şeye yaptıkları gibi ona da türlü iftiralar atmışlar, şeytanlaştırmışlardır. onun adına uydurma mektuplar bile üretmişlerdir. fransız devrimi üzerine incelemelerde bulunmuş olan gustave le bon ve tocqueville'in de dediği gibi devrimciler devri sabık yaratmışlar, bunu yaparken de aşırıya kaçmışlardır. devrim öncesini tamamen karanlık, yozlaşmış, şeytani bir şekilde resmetmişlerdir. kraliçe de bundan nasibini bolca almıştır. aynısını emevileri deviren abbasiler de yapmıştı. ünlü tarihçi barthold "halife ve sultan" adlı eserinde bunu çok güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. her devrimin geçmişi abartıp karaladığı, tüm olumsuzları ona yüklediği bilinen bir gerçektir zaten efendim.
devamını gör...