benden esirgenen sevginin başkasına gani gani verildiğini görmek.
devamını gör...

içine düştüğüm hazin durum. bir çeşit motivasyon kaybı. hevessizlik. anlamsızlık.
devamını gör...

üstünlük değildir o , farklılıktır.
sen bilinç altında nasıl tanımlarsan o şekilde görürsün karşındakini .

evet, farklıdır izmir ve izmirli , hayata oldukça farklı bir pencereden bakar.

anadolunun o köhne düşünce yapısı yoktur, tabularla yaşamaz, hiç bir şeyi de kendi düşüncesinin, aklının üzerine koymaz .
ama ezbere yapmaz bunu , izler, gözlem yapar , düşünür ve sorgular .
bodoslama gitmez hiçbir şeyin peşinden.
özgürlük en önde yer alır izmirlinin hayatında. kimseye karışmaz, kimseyi de karıştırmaz tercihlerine .
ali amca ne der , ayşe teyze ne düşünür derdine düşmez, yani başkası için değil, kendine ait olan kısacık hayatı, kendi için yaşar.

buna benzer başlıkları açanların da , altına eleştirel yorum yapanların da aslında yaşamayı arzu ettikleri bir modeldir izmir, ama herkese de nasip olmaz, kimilerine sadece tv'lerden gösterir o aydınlık yüzünü...

edit: son dönemde ülkenin genelinde yaşanan eğitimsizlikten, cahillikten , yozlaşmadan, izmir'de nasibini almıştır. bu inkar edilemez bir gerçek, kaldı ki , ülkede yaşanan iş aş kökenli göç sorununun çaresi olarak görülen yerlerin başındadır izmir .

böyle olunca elbette izmir için %100 aydınlıktır, moderndir , saftır temizdir denemez.
ancak her şeye rağmen, ülkede yaşanan bu yozlaşmadan, bu geriye gidişten nasibini en az alan yerlerden biridir izmir . bir anadolu şehriyle kıyaslanmayacak kadar korumuştur kendini bu manevi çöküşten.
devamını gör...

kimse gücenmesin darılmasın, şu sözlükte yazdıklarını okumaktan en çok keyif aldığım yazardır.
üstelikte yazar kelimesi, tırnak içine bilinçli olarak alınmamıştır.
şu linkteki çocukluk anılarının her biri ayrı güzel. ayrıca bir ''kurban'' travması benimde var://

normalsozluk.com/b/cocukluk...
edit: aklıma okurken kuzuların sessizliğinde clarice'nin haniball'a anlattığı ''kuzu'' hikayesini getirdi. sanırım ''kurban'' her çocuk için bir travma.
devamını gör...

insana göre davranma insan gibi davran.

eddi anter
devamını gör...

müslüman olanlar da cennete gitmeyeceği için çok da dert edilmemesi gereken durumdur
devamını gör...

sevdiğim bir yemektir. tadı fast foodları anımsatır. güzel yapılırsa yerim.
devamını gör...

moderasyondan ricam intihar temalı başlıkların silinmesi yönünde. çünkü o aptal şakalarınızı ve o kemiksiz dilinizi her yere uzatmanızı da alıp gitmiyorsunuz bir türlü. insanların psikolojisinin deyim yerindeyse içinden geçiyorsunuz, utanmadan dalga geçiyorsunuz ve o insan nasıl etkilenir diye hiç düşünmüyorsunuz.

intiharı asla yüceltmiyorum ama sizin olaya tepkileriniz insancıl değil. bazılarınız o kadar zalimsiniz ki. ise yarasa suratınıza da tükürürüm de israf olur.
devamını gör...

pazartesi sendromu sosyetinin işidir.
alın teriyle çalışan adamın besmelesidir.
(bkz: cahit zarifoğlu).
devamını gör...

otuzüçüme kadar fakir, ahlaklı ve zeki olarak bekledim, otuzüçte evlendim hayatımın en büyük zenginliğine kavuştum. evet hanımcıyız sayın ablalar abiler selam olsun.
devamını gör...

konservatizmi binlerce yıldır ayakta tutan silah. kendilerine bunu görev olarak görürler. intikam, gelenek, ardıllık, benimdediğimolsunculuk, kutsallık, maneviyat gibi toplumları geride bırakmaktan başka bi halta yaramayan kavramların arkasına sığınıp, karşı tüm argümanları zorbalıkla yıkmaktır. böylece kendi adalet sisteminin tecelli ettiğini düşünürler. bu düşünce vicdanı da tertemiz paklar. kesinlikle suç işlediklerini düşünmezler. dünyanın her yerinde örneği bolca mevcuttur.
(bkz: ülkücü terör örgütü)
devamını gör...


joachim trier’in 2006’da reprise (tekrar) başlayan, 2011’de oslo 31 august ile devam eden üçlemesinin son halkası the worst person in the world (dünyanın en kötü insanı) filmi.norveç'in oscar adayı olan ve cannes’da başrol oyuncusu renate reinsve’ye en iyi kadın oyuncu ödülünü getiren film, romantik komedi sevmeyenler için nordik bir romantik komedi.  trier’in üçlemesinin ilk iki filminin aksine bu kez başrolde, yakında 30’una basacak olan genç bir kadın olan julie’nin hikayesini izliyoruz. bir tıp öğrencisi olan julie, hala hayattan ne istediğine tam olarak karar verememiş, gitgeller yaşayan oldukça renkli bir karakter. birden psikoloji okumaya karar veriyor, hemen ardından aslında fotoğrafçı olmak istediğine.

yaşasın iskandinav filmleri!
elime bayrak alıp bu sloganla sokaklarda gezmek istiyorum. çekimleri, senaryo her şeyi mükemmel.
filmi izlerken bütün duyguları soğukkanlılıkla hissediyorsunuz. kuzey'in olayları demlenerek kabullenmesi her duygu üzerine yavaş,engin ve dingin düşünüşü filmlerine de yansıyor.
gürültü, bağırış, çağırış olmayan derinlikli bir film.
bir film ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi.kendini arayan bir kadının kendini ararken harcadıkları belki de kaybettikleri anlatılıyor.

aksel sen dünyanın en en iyi insanisin.senin arkadaşın, senin kardeşin, komşun sana yakın herhangi biri olmak isterdim.oyle güzel bir karaktersin ki hayatımda senin gibi birine kocaman yer ayırdım.
julie hiçbir şeyi hak etmiyorsun. ne gariptir ki her şeye sahipsin.
filmdeki bazı sözler sizi alıp hırçın dalgalara,sert rüzgarlara, yalçın kayalara çarpıyor, toprakta yüzüstü sürüklüyor.
aksel'in julie'ya söylediği
'bende sana dair senin bile bilmediğin bir sürü şey var ve hepsi benimle birlikte toprak olacak.'
w.allen'in muhteşem sözlerinin yer aldığı bir bölüm var yine.
kanser hastası aksel'den onu terk eden julie'ya
'ben anılarında yaşamak istemiyorum, ben fotoğraflarında yaşamak istemiyorum, ben sanatımla yaşamak istemiyorum, evimde yaşamak istiyorum. evimde seninle yaşamak istiyorum'
devamını gör...

cümle aleme gereksiz yere dert olur .
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşamın bir parçası olarak hayatımızın bazı dönemleri zor günler geçiririz. sıkıntılar üst üste gelmiş, yalnızlık hissiyatı ağır basan, kişiye ağır gelen durumlarla boğuşulan dönemler. işte özellikle böyle bir dönemde tanımadığımız yahut az tanıdığımız birinden gelen samimi ve ufak* bir jest insanın içinde bir şeyleri titretir. bu iyiliği açarsam biraz, içten bir gülümseme, yardımcı olayım mı gibi samimi bir soru. bunu görünce insanın bir anda içi titrer dedim ya, hatta yapayalnız olsa ağlar bile. mutluluk göz yaşı gibi bir hissiyat değildir ama bu. daha ziyade kalabalığın arasına karışmışsındır, dikkat çekmemek için gösterilen azami gayret, içini dökmek istediğin tek insan yoktur, yeni insanlara kendini tanıtacak ve sevdirecek enerji motivasyon yoktur, yani aslında insanlara bir vaadin yoktur.

sonra biri yaşı ve cinsiyeti önemsiz küçük bir jest yapar ve o kalabalıkta fark edilmişsin hissiyatı gelir, değerli hissettirir, var olduğunun onaylanışıdır*. bu durumda mutlu olman gerekir basittir gibi gelir belki size ama o boşlukta kalabalığın yuttuğu bir şehirde, yalnızlığın gerçek anlamda ne olduğunu idrak ettiğin dönemlerde aldığın içten bir gülümseme... hayır mutluluk değil bu bıraksalar köşede ağlama hissiyatı getirir. hayatımın eski zamanlarına dair bir hissiyattı bu. sevgi güçlüdür, umut verir ittirir insanı, bilirsiniz. sevginin ise temeli başlatıcısı ilgi alakadır. her şeyin karşılıklı olduğu, çıkar her şey bilmem ne iddialarıyla dolu sözleri etraftan bolca işitirken belki de aksinin olabileceğinin ispatıdır. sırada beklerken birine içten gülümsemen, bavulunu taşıyamayana yardım etmen sende ufak bir iyilik diye kodlanmıştır ama karşıdaki için belki haftalarca iyi hissetme sebebidir ve o an için tam da ihtiyacı olan şeydir. her ne kadar bu amaçla yapmaman gerekse de sen daha iyiyken yardım edersin, sen düştüğünde de diğerleri diye düşünebiliriz. yaşam bir döngüdür.
devamını gör...

-kaç yaşındasınız?
-46, kırk altı
-göstermiyorum ama değil mi?
-vallahi göstermiyorsunuz.
-biliyorum.
devamını gör...

bundan bize ne?
(bkz: a.c.a.b) ya da (bkz: 1312) düzenin bekçileri intihar ediyormuş diye üzülecek değiliz.
bu mesele sadece türkiye için değil.
dünyanın her yerindeki polislere karşı bu şekilde düşünüyorum.

konu türkiye ise buyurun.
yılda kaç kişi karakollarda işkence, taciz ve tecavüze uğruyor?
yılda kaç tane çocuk evet çocuk polis kurşunu ile katlediliyor?
polis öyle bir havaya girmiş ki hakkında yakalama veya arama kararı olan kişiye sanki infaz kararı çıkmış gibi davranıyor.
şüpheli konumundaki kişilere ceza verecek cürete sahipler.
şimdi de psikolojik nedenlerden dolayı intihar edenler için bizim de üzülmemize kamuoyu oluşturmada yardımcı olmamız talep ediliyor.
yok öyle yağma.
gidin süslü süleyman'a dert yanın.
oh olsun tişörtleri giyerken iyiydi!

bizi enterese etmeyen olay.
devamını gör...

senaryosunu lars von trier’in yazdığı, thomas vinterberg’in yönettiği 2005 yapımı idare eder kategorisinde bir film. lars von trier işin içinde olunca, bolca amerikan kültürü eleştirisi içermesi kaçınılmaz oluyor. filmin başından sonuna bu kültürel eleştiri serpiştirilmiş ancak odak nokta bireysel silahlanma. bu eleştiri de bireysel silahlanma eleştirilerek değil övülerek yapıyor.

film az nüfuslu ve son maden kırıntılarının çıkarıldığı bir maden kasabasında geçiyor. madenci olarak hayata dair bir amacı ve umudu olmadan çalışan dick’in wendy’e yazdığı, ona nasıl âşık olduğu, onu nasıl kaybettiği ve her şeyin nasıl ters gittiğine dair bir mektuptan hareketle senaryolaştırılmış. kendi gibi umutsuzluk ve amaçsızlık içinde olan arkadaşları ile kurdukları ve dandies adını verdikleri gizli bir topluluk ve bu topluluğun kendilerince belirlenen basit ama katı kuralları çerçevesinde kendilerini geliştirme çabaları anlatılıyor. bu küçük toplulukta silah ile duygusal bağ kurulması, katı kuralların ve silahların verdiği öz güvenin topluluğu kısa sürede çok iyi bir noktaya taşıması, topluluğa sonradan katılan sebastian isimli “siyahinin” her şeyin ters gitmesinde etkisi, her şey berbat olduğu halde izleyicinin içinde uyanan zafer hissi, bütün bunları amerikan kültürüne eleştirinin filmdeki tezahürleri olarak görüyorum.

son olarak filmi bir bütün olarak çok başarılı görmesem de vermek istediği mesaj, bunu anlatış biçimi ve müziklerin mükemmelliği ile aklımda yer etmiş bir filmdir. the zombies ile geç tanışmış olsam da vesile olduğu için bu filme minnettarım.
devamını gör...

hafifce yagmur yağarken yuzune damlayan ve seni uyandiran o his, icine cektigin nefes, adimlarindaki eminliktir. her seyi yapabilecegine inanmandir.
devamını gör...

dilenci?
her yerde var,illa ki orada da vardır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim