(bkz: adana dürüm)

*.
devamını gör...

edip akbayram'ın çok güzel seslendirdiği, bir mahzuni şerif türküsü.

devamını gör...

#mitoloji

bir titan olan atlas, titan iapetus ve okeanid kylimene'nin* oğulları ve insanların yaratıcısı, ateş hırsızı prometheus'un kardeşidir. titanlar ile olympos tanrıları arasındaki savaş sırasında* atlas titanların tarafında savaşmış ve olymposluların zaferinden sonra diğer pek çok titan gibi tartaros'a hapsedilmek yerine başka bir cezaya layık görülmüştür. zeus tarafından kendisine uygun görülen ceza, gaia'nın* en ucunda gök kubbeyi sırtında taşımaktır. bu cezayı veya görevi de ölene dek başarıyla sürdürmüştür.

heraklios'un* on iki görevinden biri de hesperid'lerin bahçesinden altın elmaları çalmaktır. heraklios bahçeye geldiğinde hesperidlerin babası olan atlas'la karşılaşır ve gök kubbeyi bir süre taşımak karşılığında atlas ona elmaları getireceğini söyler. heraklios gök kubbeyi sırtlanır ancak gidip elmaları getiren atlas gök kubbeyi tekrar sırtına almak istemez. bunun üzerine heraklios atlas gök kubbenin şöyle ucundan biraz tutarsa pelerinini düzeltip tekrar omuzlarına alacağını söyler ve atlas gök kubbeyi tutar tutmaz heraklios bırakıp kaçar. böylelikle atlas cezasından tek kurtulma yolunu da kaybeder.

atlas'ın ikinci ziyaretçisi ise medusa katili perseus olur. perseus, neden bilmiyorum, gelip medusa'nın başını atlas'a gösterir. omuzları yüklü olduğu için başını çeviremeyen atlas medusa'nın gözlerine bakmış bulunur ve taşa dönüşerek atlas dağları haline gelir.

işbu entry'de gerek yunan gerek roma birden fazla mitolojik anlatı kullanıldığından, yazarların okudukları mitolojik kaynağa göre değişiklikler gösterebilir.
devamını gör...

grigori petrov tarafından kaleme alınan ilk cümlesinden son cümlesine kadar okuyanın ufkuna hitap eden ve bir milletin eğitim ile nasıl kalkındığını anlatan bir romandır.eğitim reformunun nasıl ve ne şekilde yapıldığını ilmek ilmek anlatmıştır.
devamını gör...

lilithinoğlu olsa bu kadar entry girmezsiniz. *
devamını gör...

(bkz: öpülepsi)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

okumamla birlikte midemi kaldıran başlıktır.

3 dilimden fazlası vücuda işkencedir.
devamını gör...

hiper ig e sendromu olarak da bilinen sendromdur.
bu sendromda diş çıkarmada gecikme, tekrarlayan kemik kırıkları görülebilmektedir.
stafilokokların opsonizasyonu bozuk olduğu için tekrarlayan stafilokok enfeksiyonları görülür.

bu hastalarda isminde olduğu gibi ig e yüksekliği ve eozinofili görülürken ig a,g,m düzeyleri normaldir.
ig e ve eozinofili yüksek olmasına rağmen alerjik solunum semptomları yoktur.

tedavisi s.aureus karşı antibiyotik ve ivig şeklindedir.
devamını gör...

sürekli büyük harf kullanan insandır ayrıca. bakın sözlüğe, kimse kimseye bağırmıyor.
devamını gör...

tanım hala sıcak;
(bkz: fazla uzaklaşmış olamaz)
devamını gör...

şair.

vaktiyle bir atsız varmış derlerse ne hoş
anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş.


varolsun!


nihal atsız, 12 ocak 1905’de istanbul’da doğdu. annesi fatma zehra hanım, babası binbaşı mehmet nail bey olan atsız’ın iki kardeşi vardı. atsız, ilk ve ortaöğrenimini kadıköy’de tamamladı. ardından askeri tıbbiye’ye girdi. atsız, askeri tıbbiye döneminde türkçülük akımının etkisine girmeye başladı. bu nedenle yaşadığı sorunlarla 1925’de askeri tıbbiye’den atıldı. sonra kabataş erkek lisesi’ne yardımcı öğretmen oldu.

şehirlerarası vapurlarda kaptan olarak çalışmaya başlayan nihal atsız, 1926 yılında yatılı olarak istanbul darülfünunu edebiyat bölümü’ne girdi. askerliği nedeniyle okula 1 yıl ara vermek durumunda kaldı. üniversiteye geri döndüğünde ise bir arkadaşıyla “anadolu’da türklere ait yer isimleri” isimli bir makale yazdı ve bu makale türkiyat mecmuası’nda yayınlandı. 1930 yılında bu okuldan mezun oldu.

yazdığı makaleyle hocası mehmet fuat köprülü’nün dikkatini çekmeyi başardı. köprülü, atsız’a yardımcı olmaya ve onu yanına almaya çalıştı. mezun olduktan sonra 8 yıllık mecburi hizmeti affettiren köprülü, 1931 yılında atsız’ı üniversiteye yanına asistanı olarak aldı. atsız, fuat köprülü, zeki velidi togan, abdülkadir inan gibi isimlerle birlikte “atsız mecmua” isimli türkçülük yanlısı dergi çıkartmaya başladı. ancak dergide yer alan “dârülfünûn’un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi” makalesi nedeniyle 1933 yılında asistanlıktan uzaklaştırıldı.

öğretmenlik yapmaya karar veren atsız’ın malatya’ya tayini çıktı. burada bir süre türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra edirne’ye gitti. bu sırada “türkçü dergi” sıfatıyla “orhun” adında bir dergi çıkartmaya başladı. ders kitaplarında okutulan tarihi, açık ve ağır şekilde eleştirdiği için bakanlar kurulu derginin yayınına yasak koydu.

nihal atsız, 1934’de istanbul’daki deniz gedikli hazırlama okulu’na atandı. 4 yılın ardından 1938 yılında görevden alındı. öğretmenlik görevine 1939’a kadar özel yüce-ülkü lisesi’nde devam etti. 1939-1944 yılları arasında boğaziçi lisesi’nde görev yaptı. bu arada orhun dergisini tekrar yayınlamaya başladı. ikinci dünya savaşı’nın sonuna gelindiği ve türkiye’nin de ideolojik çatışmalara sahne olduğu bu yıllarda atsız, orhun dergisi’nin bir sayısında dönemin başbakanı şükrü saracoğlu’na bir çağrı yayınladı. tepki uyandıran bu mektubun ardından nihal atsız, boğaziçi lisesi’ndeki görevinden alındı ve orhun dergisi tekrar kapatıldı.

sabahattin ali’nin atsız’a bir hakaret davası açması üzerine nihal atsız 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1944 yılında dönemin cumhurbaşkanı ismet inönü, nihal atsız ve 34 arkadaşı aleyhine yaptığı konuşma nedeniyle grup yargılanmaya başlandı. 6.5 yıllık hapis cezası temyize gidince bu süre 1.5 seneye indirildi. 2 yıl işsiz kalan atsız, 1949 yılında milli eğitim bakanı olan arkadaşı aracılığıyla bir kütüphanede çalışmaya başladı. ardından demokrat parti’nin iktidara gelmesiyle haydarpaşa lisesi’ne atandı ve öğretmenlik yapmaya başladı.

1952’de “türkiye’nin kurtuluşu” adlı konferansı sebebiyle bazı gazeteler atsız’ın aleyhinde yazılar yazdı. böylelikle haydarpaşa lisesi’ndeki görevinden alınarak tekrar kütüphaneye tayin edildi. 1952 yılına kadar süleymaniye kütüphanesi’nde çalıştı. 1950 yılında “orkun” isimli dergide yazarlığa başladı. aynı zamanda “ötüken” isimli dergiyi de yayınladı. bu dergilerde yazdığı yazılar yüzünden büyük tepki topladı. “ötüken”deki yazıları gerekçe gösterilerek atsız ve bir arkadaşı açılan davayla 15 ay hapse mahkum edildi. çalıştığı üniversitedeki öğretmen ve öğrencilerinin dönemin cumhurbaşkanı fahri korutürk’ten atsız’ın affını istemesi üzerine, nihal atsız serbest bırakıldı.

nihal atsız, 1931’da mehpare hanım’la evlendi. 1936 yılında da bedriye hanım ile evlendi ve 1975 senesinde boşandı. bu evlilikten, 1939 yılında yağmur atsız ve 1946 yılında buğra atsız dünyaya geldi. şair atsız, geçirdiği kalp krizi sonucu 11 aralık 1975’de hayatını kaybetti.
devamını gör...

ölü yıkama işlemi, cami ve mezarlık arası lojistik hizmetleri, mezar yeri, mezar yerinde yapılan kazı işlemleri, cenaze namazı, tabut taşıma işlemleri ücretsiz. hatta cenazeden sonraki 2-3 gün bulunduğunuz belediye yemek işlerini de hallediyor.

yani, herhangi bir maliyeti yok. tekrar değerlendirebilirsiniz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

milyonlarca esnafın borç batağına batmasına sebep oldu.
devamını gör...

beni kimse yazmadığına göre atış serbest, sizinle tuvalete bile gitmem lan **.
devamını gör...

benden arkadaş falan olmaz. ne arayıp sormayı becerebiliyorum ne de konuşmayı.
kapkaranlık bir adamım işte. kime bahsetsem canı sıkılır, üzülür.
bahsedecek keyifli hiç bir anım yok gibi.
iki kelâm etmeye kalksam hemen saçmalamaya başlarım.
zaten normal biri olsaydım etrafımda insanlar olurdu.
annem bile istememiş benim dünyaya gelmemi.
kim ne yapsın beni, kim baksın bana?
benden ne köy olur ne de kasaba...
devamını gör...

sabah 6 otuz şarkıları vardı adamın
kapalı ve sıcak bir pazar sabahıydı bak
buzdolabında yarım kalıp ezine peynirli
ve ocağında kaçak siverek'li çayı olan
kadının yüzüne bakıp kalktı masadan
ilk kavgalarıydı belliydi çarptığı kapıdan
bir vazo uçtu sonra aynı kapıya kondu
adam gülümsedi gitti, çok da umuruydu
yalancıydı adam paradoksal olarak
çünkü yarı giritli yarı da urlalı manyak
döndü sonra, elinde hazır bahanesi
kadın onu karşıladı hızla kaçarak
öyle de kaldı tuhaf bir hikayeydi bu
kadın dönerse yarım kalamayacak
devamını gör...

benim hiçbir zaman girmediğim yazarlar grubudur. sessiz sakin ilerlemek daha iyi hissettirir.
devamını gör...

bir yargı cümlesi.

doğru. mansur yavaş yazılır, adam diye okunur mesela *
devamını gör...

futbolun bu topraklara geldiği ilk dönemlerde, futbol oynayanlara verilen isimdir. dönem gazetelerinde futbolcu tabiri yerine bu tabir kullanılırmış. alel'l- ıtlak; rahat, gamsız, geniş manasında anlamlar ihtiva ediyormuş gibi duruyor. baldırı çıplak ise burada gerçek anlamı ile kullanılmış. yani şort giydikleri için sanırım bu şekilde nitelenmişler. tabi sonra bu tabirin başına ne geldi ise deyim oluvermiş.

kanımca sergen yalçın günümüzde bu tabiri tam olarak karşılayan adamdır. * sergen tartışmasız olarak ''ale'l-ıtlak baldırı çıplak''tır. adam, rahat, gamsız ve baldırı çıplak şekilde yeşil sahalarda arzı endam etmiş, o haliyle bile tozu dumana katmıştır. tabi benzer örnekleri dünya futbolunda da var. misal george best, paul gascoigne falan da ''ale'l-ıtlak baldırı çıplak'' tır.

aynı zamanda bu tabir mehmet yüce'nin yazdığı bir kitabın adı. gerçekten hoş kitap ve bir futbol sever olarak okumaktan epeyce keyif aldım. anlatım dili ziyadesiyle hoşuma gitti. haza istanbul beyefendisi gibi yazmış mehmet bey. görseller de harikulade. o dönemlere doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz. pek çok önemli figürü yakından tanıma fırsatına erişiyorsunuz. bildiğim isimlerin yanı sıra hiç bilmediğim isimlerle de karşılaştım kitabı okurken, misal edward la fontaine, clark comber, abidin daver bey, yanni vassilliadis, çelebizâde saîd tevfik bey... bu liste uzar gider. futbolu gerçekten seviyorsanız (tabi bunu sadece izleme babında söylemiyorum.). futbolun tarihini, geçmişte yer alan figürlerin yaşadıklarını yani futbolu her şeyi ile seviyorsanız bu kitabı okumanızda fayda var diye düşünüyorum. bu kitap için, zamanda yolculuğun satırlara dökülmüş hali dersek yanılmış olmayız sanırım.

idman mecmuasından hakeme dair bir karikatür:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
“hakem, bir çar veya mikadonun hased edeceği kadar müthiş bir kuvvete, nüfûza mâliktir.”

mehmet yüce ise kitabı ile ilgili önsözünde özetle * şunları yazmış;


“memleketimizde spor tarihi konusunda çıkan kitaplar incelendiğinde özellikle kadim dönemlerin geçiştirildiği veya özet halinde verildiği görülür. (…) umumiyetle birbirinden kopyalanan bu ilk devir için bazı yazarlar… ‘fenerbahçe’nin ilk futbol maçı buydu, ilk hokey müsabakası burada oynandı,’ veya ‘ilk tenisçimiz budur,’gibi tahminlerini etrafa yaymaktan geri durmazlar. benim maksadım, bu şehir efsanelerinin, muhtemelen iyi niyetle yazılmış hikâyeler gibi görünseler de gerçekten efsâne olduklarını göstermek ve işin doğrusunu spor tarihi araştırmacıları ve meraklılar için bulup çıkartmaktı.”
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim