pardon
ferhan şensoy'un çok tuhaf soruşturma ismiyle yazıp yönettiği, aynı zamanda oynadığı tiyatro oyununun film haline getirilmiş hali. kült bir filmdir. adalet olgusu ve sistem eleştirisi içerir. izleyen, eş dost arasında çok fazla geyiği döner. izlenmesi şiddetle tavsiye edilir.
devamını gör...
hybristophilia
hibristofili suçluyu işlediği suça rağmen sevmek değil, suç işlediği için sevmektir. bu ruh hastalığında özellikle tecavüzcü, sapık, işkenceci seri katillere cinsel haz duyulur.
örneğin onlarca kadına tecavüz edip, işkence yapıp vahşice öldüren seri katil ted bundy mahkum olunca yüzlerce kadından cinsellik ve aşk içerikli mektup almıştı. mahkemeyi izlemeye gelen kadınlar ted bundy’nin dikkatini çekebilmek için saçlarını onun kurbanlarıyla aynı renge boyayıp aynı şekli veriyorlardı. kendisine birçok kadından evlenme teklif gelmiş ve hapisteyken de evlenmiştir. hatta evlendiği kadından bir kızı da olmuştur. buna rağmen kadın hayranları çıplak resimler ile dolu mektuplarını göndermeye devam etmiştir. kadınlara yaptığı iğrenç işkence yöntemlerini anlattıkça affedilmesi için hibristofili hastası birçok kadının pankartlar ile gösteri yaptığı da bir gerçektir.
hibristofili tanısı konmuş kişilerle ilgili iki uç görüş var: biri, bu insanların itaatkar kurbanlar olduğunu öne sürüyor. diğer bakış açısı ise, ilgi odağı olmaktan hoşlanan, ünü ve gücü seven narsisistik eğilimli kişiler oldukları yönünde. bonnie ve clyde sendromu olarak da bilinen bu hastalığa bazı örnekler…
33 oğlana tecavüz edip vahşice öldüren john wayne gacy ile evlenmek için yüzlerce kadın talip olmuştur.
josef fritzl kızını bodruma kapatıp 24 yıl boyunca orada tutup, işkence etmiş ve tecavüzleri sonucu kızı 7 çocuk doğurmuştur. her şey ortaya çıkıp hapse atılınca hibristofili hastası kadınlardan birkaç ay içinde evlenme teklifi içeren 250'den fazla aşk mektubu gelmiştir.
hibristofili hastaları suçlunun yakışıklı olup olmadığı ile ilgilenmezler. hibristofili tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalıktır.
5237 sayılı tck m.215: “işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. suç işleyenleri övmemek ve instagramdan çıplak görüntüler atıp, onlarla cinsel ilişki kurmak için kuyruğa girmemek gerekir.
adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır.
örneğin onlarca kadına tecavüz edip, işkence yapıp vahşice öldüren seri katil ted bundy mahkum olunca yüzlerce kadından cinsellik ve aşk içerikli mektup almıştı. mahkemeyi izlemeye gelen kadınlar ted bundy’nin dikkatini çekebilmek için saçlarını onun kurbanlarıyla aynı renge boyayıp aynı şekli veriyorlardı. kendisine birçok kadından evlenme teklif gelmiş ve hapisteyken de evlenmiştir. hatta evlendiği kadından bir kızı da olmuştur. buna rağmen kadın hayranları çıplak resimler ile dolu mektuplarını göndermeye devam etmiştir. kadınlara yaptığı iğrenç işkence yöntemlerini anlattıkça affedilmesi için hibristofili hastası birçok kadının pankartlar ile gösteri yaptığı da bir gerçektir.
hibristofili tanısı konmuş kişilerle ilgili iki uç görüş var: biri, bu insanların itaatkar kurbanlar olduğunu öne sürüyor. diğer bakış açısı ise, ilgi odağı olmaktan hoşlanan, ünü ve gücü seven narsisistik eğilimli kişiler oldukları yönünde. bonnie ve clyde sendromu olarak da bilinen bu hastalığa bazı örnekler…
33 oğlana tecavüz edip vahşice öldüren john wayne gacy ile evlenmek için yüzlerce kadın talip olmuştur.
josef fritzl kızını bodruma kapatıp 24 yıl boyunca orada tutup, işkence etmiş ve tecavüzleri sonucu kızı 7 çocuk doğurmuştur. her şey ortaya çıkıp hapse atılınca hibristofili hastası kadınlardan birkaç ay içinde evlenme teklifi içeren 250'den fazla aşk mektubu gelmiştir.
hibristofili hastaları suçlunun yakışıklı olup olmadığı ile ilgilenmezler. hibristofili tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalıktır.
5237 sayılı tck m.215: “işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”. suç işleyenleri övmemek ve instagramdan çıplak görüntüler atıp, onlarla cinsel ilişki kurmak için kuyruğa girmemek gerekir.
adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır.
devamını gör...
tool
cenazemde 10.000 days adlı şarkılarının çalmasını istediğim grup.
ı never lived a lie, never took a life,
but surely saved one.
"ben bi yalanı yaşamadım, hiç hayat almadım,
ama kesinlikle birini kurtardım..."
ı never lived a lie, never took a life,
but surely saved one.
"ben bi yalanı yaşamadım, hiç hayat almadım,
ama kesinlikle birini kurtardım..."
devamını gör...
yaşar kemal
bu topraklardan çıkmış değerli bir yazardır. gelmişken şu anısını bırakalım.
yaşar kemal’e milletvekilliği önerilmiş
-gelin sizi önce milletvekili, sonra da kültür bakanı yapalım
+iyi ama bu halk beni seçmez, oy vermez
-neden?
+ben bu halka hiçbir kötülük yapmadım ki
onları ne sömürdüm, ne hakaret ettim, ne ekmekleriyle oynadım
bana niye oy versinler ki?
yaşar kemal’e milletvekilliği önerilmiş
-gelin sizi önce milletvekili, sonra da kültür bakanı yapalım
+iyi ama bu halk beni seçmez, oy vermez
-neden?
+ben bu halka hiçbir kötülük yapmadım ki
onları ne sömürdüm, ne hakaret ettim, ne ekmekleriyle oynadım
bana niye oy versinler ki?
devamını gör...
varoluşun verdiği eşsiz acı
insan kalmanın, insan olmaktan daha zor olduğunun bilincine varmakla başlar. herkes bir noktada insan olabilir çünkü. 2 dakika insan ol! dersin. sana taklit yapar yine de olur. ama insan kalmak, kalabilmek sadece acı ile olur. ''ben bu dünyada varım ve bunun bilincindeyim. etrafımdaki olayların, yaşanmışlığın, geçmişin, hatıraların bilincindeyim. yaşadığım ortamın farkındayım ve bir farkındalık yaratmayı gönülden istiyorum'' demektir acı. bunu idrak edebildiğiniz an, acınız olgunlaşmıştır artık.
devamını gör...
biyolojik takvim
normal takvim hangi zamanı gösterirse göstersin esas önemlisi bizim de kişisel bir takvimimiz var. doğumumuzla başlayıp ecelimizle sona erecek bir takvimdir bu. bu takvimin döngüsü ne güneştir ne de ay. insanı merkez alan ve ölçü birimi nefes olan bir takvim.
devamını gör...
mehmed siyah kalem
sanat tarihçisi mazhar şevket ipşiroğlu tarafından, 1985 yılında “bozkır rüzgarı-siyah kalem” ismiyle; topkapı sarayında bulunan mehmed siyah kalemin minyatürlerinin tıpkı basımı olarak kitaplaştırmıştır.
acaibül mahlukat sınıfına girse de o figürlerin kontürleri, detayları inanılmaz. üstad nakış gibi işlemiş, hayran olmamak elde değil.
acaibül mahlukat sınıfına girse de o figürlerin kontürleri, detayları inanılmaz. üstad nakış gibi işlemiş, hayran olmamak elde değil.
devamını gör...
dune
-ön not: bu yazının neredeyse tamamı frank patrick herbert, #1401223 nolu yazımın içinden alındı. çünkü yazının büyük bölümü frank herbert'in dune romanına ayrılmıştı. böyle yaparsam daha çok kişiye ulaşacağını düşündüm.-
frank patrick herbert çok erken yaşlarda yazmaya başladı ve neredeyse hayatı boyunca gazetecilik yaptı. araya, öğretmenlik, fotoğrafçılık, kitap eleştirmenliği ve en önemlisi ekolojik danışmanlık (ki ekolojik danışmanlığı '(gbkz: dune)'da sıkça yararlanacağı bir alandır.) girdi. f. herbert'i dünya çapında üne kavuşturan roman serisi dune, çok uzun bir ön çalışmanın, araştırmanın ürünüdür.
yine ingilizce wiki'de: "ın a 1973 interview, herbert stated that he had been reading science fiction "about ten years" before he began writing in the genre, and he listed his favorite authors as h. g. wells, robert a. heinlein, poul anderson and jack vance." kısaca, bu türde yazmaya başlamadan önce, on yıl boyunca yukarıda işaretlediğim yazarları okuduğunu söylüyor.
yazar, dune romanına önce bir magazin gazetesine yaşadıkları yerin yakınlarında bulunan bir yer hakkında (the oregon dunes) makale olarak başladığını ama makaleyi asla bitirmediğini, dune'u yazma fikrinin de o zaman geliştiğini ve uzun yıllar birinci kitabı yazmak için uğraştığını (altı yıl kadar) söyler.
" 'dune world' from december 1963 and 'prophet of dune' in 1965."
herbert, bu iki kitabı büyük zorluklarla bastırır. fakat kitaplar büyük ilgi çeker. önce 1965'te nebula ödülünü (ki bilimkurgu yazarları için en büyük iki ödülden biridir ve ilk kazananı da dune'la f. herbert'tir.) ve hemen arkasından 1966'da bilimkurgu dünyasının ilk ve en büyük ödülünü -'hugo award'- başka bir yazarla (....and call me conrad by roger zelazny) 'roger zelazny' ile paylaşır.
ondan sonra f. herbert'i kimse tutamaz zaten. romanların arkası gelir. sadece şunu söylemek gerekir ki, frank herbert'in yazdığı bu roman serisi, sadece bir bilimkurgu roman olmanın çok ötesindedir. dune'u bir felsefe kitabı olarak da okuyabiliriz. bir ekoloji destanı olarak da, bir güç ve politika evreni olarak da.
mina urgan bir yazısında şöyle der: "......bazı büyük eserler en az iki katmanlıdır. üst kat, yüzeydeki kat, herkesin anlayacağı düzeydedir. eserin asıl büyüklüğünü, alt katmanın anlamını ise, herkes kolay kolay kavrayamaz......" ben, biraz daha ileri giderek, bunun bir eserin büyüklüğünü anlatan en önemli göstergesi olduğunu savunanlardanım. sadece üst kesim okura, konunun ya da anlatılanın uzmanına seslenen eserler, insanlığa sunmaları gereken yararı sunamıyor gibi gelir bana. tabii bu çok tartışmalı bir konu ve çok fazla tepki de alabilir. bugün çok fazla entelektüel, -bana göre büyük bir kibirle- herkes tarafından anlaşılmak için yazmadıklarını rahatça söyleyebiliyor.
f.herbert 'dune'u;
-çöl gezegeni dune (dune, desert planet)
-dune mesihi (dune messiah)
-dune'un çocukları (children of dune)
-dune'un imparator tanrısı (god emperor of dune)
-dune sapkınları (heretics of dune)
-dune rahibeler meclisi (chapterhouse: dune)
adlarıyla altı kitaplık bir seri olarak yazdı ve son kitabın üzerinde çalışırken 1986'da öldü.
ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson bu evreni (tıpkı star wars evreni gibi) asıl dune evrenini hazırlayan yeni serileri yaratmak için büyük bir üretkenlikle kullandılar. f. herbert'in yazdığı dune evreninde ve f. herbert'in yazdığı asıl dune serisine hazırlık olarak üçer kitaplık üç seri yarattılar. hatta okuyanların dikkatini çekmiştir, bu evrenin asıl merkezi olan dune gezegeni, ilk olarak gezegenbilimci pardot kynes'ın dune'a gelmesiyle başlar ve hepimizin aklına geldiği gibi bu karakterde, brian herbert, babası f. herbert'i simgeleyen bir karakter yaratmıştır.
yenilerde dune serisinin, (oğlunun söylemiyle, bir bankanın kiralık kasasından bulup çıkardıkları, babasının serinin son kitabına ilişkin notlarından yararlanarak yazdıkları) son kitap (7. kitap) iki cilde bölündü ve bildiğim kadarıyla ilk cildi türkçeye çevrildi ve basıldı ama diğer cildin türkçeye çevrilip çevrilmediğini şu an itibariyle öğrenemedim, öğrendiğimde buraya eklerim.
aşağıya daha önce dune'la ilgili olarak yaptığım başka bir çalışmanın ürünü olan 'f. herbert; dune evreni' ile ilgili türkçeye çevrilmiş ve basılmış, türkçeye çevrilmemiş ve basılmamış bütün kitapları içeren bir liste bırakıyorum.
ve kapanışı, arthur c. clarke'ın, 'dune'la ilgili olarak söylediği; "dune, yüzüklerin efendisi ile kıyaslanabilecek tek şaheser kurgu romandır." sözleriyle yapmak istiyorum.
dune kitaplar listesi:
(+işaretli kitaplar yazar tarafından, diğerleri, yazarın ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson tarafından yazılmıştır.)
kronolojik sıra:
-hunting harkonnens – harkonnen avı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the butlerian jihad – butleryan cihadı (kabalcı yayınevi-2005)
-whipping mek – dövüş meki (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the machine crusade – makinelerin seferi (kabalcı yayınevi-2005)
-the faces of a martyr – bir şehidin hatırlanışı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2006)
-the battle of corrin – corrin savaşı (kabalcı yayınevi-2006)
-sisterhood of dune (türkçeye çevrilmedi)
-mentats of dune (türkçeye çevrilmedi)
-red plague (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-navigators of dune (türkçeye çevrilmedi)
-house atreides (1999) – atreides hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house harkonnen (2000) – harkonnen hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house of corrino (2001) – corrino hanedanı (kabalcı yayınevi-2004)
-wedding silk (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
+dune çöl gezegeni (sarmal, 1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2015)
-a whisper of caladan seas (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-paul of dune (türkçeye çevrilmedi)
-the road to dune (türkçeye çevrilmedi)
+dune messiah – dune mesihi (sarmal,1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
-the winds of dune (türkçeye çevrilmedi)
+children of dune – dune’un çocukları (sarmal, 1998/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
+god emperor of dune – dune’un imparator tanrısı (sarmal yayınevi-1999) dune tanrı imparatoru (kabalcı yayınevi-2009) dune tanrı imparatoru (ithaki, 2017)
+heretics of dune – dune’un kafirleri (sarmal yayınevi-1999) dune sapkınları (kabalcı yayınevi- 2011)
+chapterhouse dune – dune rahibeler meclisi (mavi ada-2000) dune rahibeler meclisi (kabalcı yayınevi-2012)
-sea child (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-hunters of dune (türkçeye çevrilmedi)
-treasure in the sand (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-the sandworms of dune (türkçeye çevrilmedi)
frank patrick herbert çok erken yaşlarda yazmaya başladı ve neredeyse hayatı boyunca gazetecilik yaptı. araya, öğretmenlik, fotoğrafçılık, kitap eleştirmenliği ve en önemlisi ekolojik danışmanlık (ki ekolojik danışmanlığı '(gbkz: dune)'da sıkça yararlanacağı bir alandır.) girdi. f. herbert'i dünya çapında üne kavuşturan roman serisi dune, çok uzun bir ön çalışmanın, araştırmanın ürünüdür.
yine ingilizce wiki'de: "ın a 1973 interview, herbert stated that he had been reading science fiction "about ten years" before he began writing in the genre, and he listed his favorite authors as h. g. wells, robert a. heinlein, poul anderson and jack vance." kısaca, bu türde yazmaya başlamadan önce, on yıl boyunca yukarıda işaretlediğim yazarları okuduğunu söylüyor.
yazar, dune romanına önce bir magazin gazetesine yaşadıkları yerin yakınlarında bulunan bir yer hakkında (the oregon dunes) makale olarak başladığını ama makaleyi asla bitirmediğini, dune'u yazma fikrinin de o zaman geliştiğini ve uzun yıllar birinci kitabı yazmak için uğraştığını (altı yıl kadar) söyler.
" 'dune world' from december 1963 and 'prophet of dune' in 1965."
herbert, bu iki kitabı büyük zorluklarla bastırır. fakat kitaplar büyük ilgi çeker. önce 1965'te nebula ödülünü (ki bilimkurgu yazarları için en büyük iki ödülden biridir ve ilk kazananı da dune'la f. herbert'tir.) ve hemen arkasından 1966'da bilimkurgu dünyasının ilk ve en büyük ödülünü -'hugo award'- başka bir yazarla (....and call me conrad by roger zelazny) 'roger zelazny' ile paylaşır.
ondan sonra f. herbert'i kimse tutamaz zaten. romanların arkası gelir. sadece şunu söylemek gerekir ki, frank herbert'in yazdığı bu roman serisi, sadece bir bilimkurgu roman olmanın çok ötesindedir. dune'u bir felsefe kitabı olarak da okuyabiliriz. bir ekoloji destanı olarak da, bir güç ve politika evreni olarak da.
mina urgan bir yazısında şöyle der: "......bazı büyük eserler en az iki katmanlıdır. üst kat, yüzeydeki kat, herkesin anlayacağı düzeydedir. eserin asıl büyüklüğünü, alt katmanın anlamını ise, herkes kolay kolay kavrayamaz......" ben, biraz daha ileri giderek, bunun bir eserin büyüklüğünü anlatan en önemli göstergesi olduğunu savunanlardanım. sadece üst kesim okura, konunun ya da anlatılanın uzmanına seslenen eserler, insanlığa sunmaları gereken yararı sunamıyor gibi gelir bana. tabii bu çok tartışmalı bir konu ve çok fazla tepki de alabilir. bugün çok fazla entelektüel, -bana göre büyük bir kibirle- herkes tarafından anlaşılmak için yazmadıklarını rahatça söyleyebiliyor.
f.herbert 'dune'u;
-çöl gezegeni dune (dune, desert planet)
-dune mesihi (dune messiah)
-dune'un çocukları (children of dune)
-dune'un imparator tanrısı (god emperor of dune)
-dune sapkınları (heretics of dune)
-dune rahibeler meclisi (chapterhouse: dune)
adlarıyla altı kitaplık bir seri olarak yazdı ve son kitabın üzerinde çalışırken 1986'da öldü.
ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson bu evreni (tıpkı star wars evreni gibi) asıl dune evrenini hazırlayan yeni serileri yaratmak için büyük bir üretkenlikle kullandılar. f. herbert'in yazdığı dune evreninde ve f. herbert'in yazdığı asıl dune serisine hazırlık olarak üçer kitaplık üç seri yarattılar. hatta okuyanların dikkatini çekmiştir, bu evrenin asıl merkezi olan dune gezegeni, ilk olarak gezegenbilimci pardot kynes'ın dune'a gelmesiyle başlar ve hepimizin aklına geldiği gibi bu karakterde, brian herbert, babası f. herbert'i simgeleyen bir karakter yaratmıştır.
yenilerde dune serisinin, (oğlunun söylemiyle, bir bankanın kiralık kasasından bulup çıkardıkları, babasının serinin son kitabına ilişkin notlarından yararlanarak yazdıkları) son kitap (7. kitap) iki cilde bölündü ve bildiğim kadarıyla ilk cildi türkçeye çevrildi ve basıldı ama diğer cildin türkçeye çevrilip çevrilmediğini şu an itibariyle öğrenemedim, öğrendiğimde buraya eklerim.
aşağıya daha önce dune'la ilgili olarak yaptığım başka bir çalışmanın ürünü olan 'f. herbert; dune evreni' ile ilgili türkçeye çevrilmiş ve basılmış, türkçeye çevrilmemiş ve basılmamış bütün kitapları içeren bir liste bırakıyorum.
ve kapanışı, arthur c. clarke'ın, 'dune'la ilgili olarak söylediği; "dune, yüzüklerin efendisi ile kıyaslanabilecek tek şaheser kurgu romandır." sözleriyle yapmak istiyorum.
dune kitaplar listesi:
(+işaretli kitaplar yazar tarafından, diğerleri, yazarın ölümünden sonra oğlu brian herbert ve yazar kevin j. anderson tarafından yazılmıştır.)
kronolojik sıra:
-hunting harkonnens – harkonnen avı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the butlerian jihad – butleryan cihadı (kabalcı yayınevi-2005)
-whipping mek – dövüş meki (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2005)
-the machine crusade – makinelerin seferi (kabalcı yayınevi-2005)
-the faces of a martyr – bir şehidin hatırlanışı (kısa hikaye) (kabalcı yayınevi-2006)
-the battle of corrin – corrin savaşı (kabalcı yayınevi-2006)
-sisterhood of dune (türkçeye çevrilmedi)
-mentats of dune (türkçeye çevrilmedi)
-red plague (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-navigators of dune (türkçeye çevrilmedi)
-house atreides (1999) – atreides hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house harkonnen (2000) – harkonnen hanedanı (kabalcı yayınevi-2003)
-house of corrino (2001) – corrino hanedanı (kabalcı yayınevi-2004)
-wedding silk (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
+dune çöl gezegeni (sarmal, 1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2015)
-a whisper of caladan seas (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-paul of dune (türkçeye çevrilmedi)
-the road to dune (türkçeye çevrilmedi)
+dune messiah – dune mesihi (sarmal,1997/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
-the winds of dune (türkçeye çevrilmedi)
+children of dune – dune’un çocukları (sarmal, 1998/kabalcı, 2008/ithaki, 2016)
+god emperor of dune – dune’un imparator tanrısı (sarmal yayınevi-1999) dune tanrı imparatoru (kabalcı yayınevi-2009) dune tanrı imparatoru (ithaki, 2017)
+heretics of dune – dune’un kafirleri (sarmal yayınevi-1999) dune sapkınları (kabalcı yayınevi- 2011)
+chapterhouse dune – dune rahibeler meclisi (mavi ada-2000) dune rahibeler meclisi (kabalcı yayınevi-2012)
-sea child (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-hunters of dune (türkçeye çevrilmedi)
-treasure in the sand (kısa hikaye) (türkçeye çevrilmedi)
-the sandworms of dune (türkçeye çevrilmedi)
devamını gör...
kendinden 5 ila 10 yaş küçük biriyle evlenmek
erkeklerin büyük olduğu durumlarda normal görülen , kadınlar büyük olursa anormal görülen durum. benim için ikisi de normal.
devamını gör...
eleştirilmekten zevk almak
yıkıcı olduğunda değil ama yapıcı eleştirilere can kurban dediğim durum.
devamını gör...
lost on you
hak ettiği değeri göremeyen* parçalardan.
geçen gün alışverişten dönerken radyoda tekrardan denk geldim. beni çok eskilere götürdü. birkaç gündür dinliyorum, bir saatlik versiyonunu buldum. neler neler yaşadık be.
"kadın, evin kapısını açtı. odalarda gezindi. hobi odasından tam çıkarken sesi duydu. adam, kapının arkasında yerde oturuyordu. duvara sırtını dayamış, dizlerini karnına çekmiş, elleriyle de yüzünü kapatmıştı. kadının onu bıraktığı çaresizlik karşısında içinden gelen tüm acıyı koyvermişti."
click on the link
geçen gün alışverişten dönerken radyoda tekrardan denk geldim. beni çok eskilere götürdü. birkaç gündür dinliyorum, bir saatlik versiyonunu buldum. neler neler yaşadık be.
"kadın, evin kapısını açtı. odalarda gezindi. hobi odasından tam çıkarken sesi duydu. adam, kapının arkasında yerde oturuyordu. duvara sırtını dayamış, dizlerini karnına çekmiş, elleriyle de yüzünü kapatmıştı. kadının onu bıraktığı çaresizlik karşısında içinden gelen tüm acıyı koyvermişti."
click on the link
devamını gör...
türk aile yapısının psikolojik şiddeti normalleştirmesi
sadece psikolojik değil her türlü şiddeti normalleştiriyorlar. maalesef bu baskıcı zihniyet yüzünden hayalimizdeki* hayatı ya gizli saklı yaşıyoruz ya da aileden bağları kopararak. özellikle de bir kadınsanız en modern ailede bile illa baskı var. dilerim yeni nesil anne-baba olduğunda bu zinciri kırar da çocuklarına eziyet etmez.
devamını gör...
yazarları ağlatan şarkılar
o kadar çok ağladım ki şu şarkıda. gözyaşlarım birol namoğlu'nun kafasına düşse saç çıkardı.
devamını gör...
daddy (yazar)
demirbaş listesine alınmalıdır acilen. deprem , yangın vb. gibi doğal afetlerde evvela kurtarılmalıdır. ancak salgın gibi hastalıklarda başı boş bırakılmalıdır , ondan bulaşsa bulaşsa iyilik ve bilgi bulaşır , severek okuyoruz. nice güzel tanımlarda rastlaşmak üzere.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
insanların çoğu kolay yoldan gitmeye eğilimlidir. bu durum insanın doğasında vardır. bireyler kaç yaşında olursa olsunlar her zaman kolay anlaşılan ve tehlikesiz işlere yönelirler. bu açıdan bakıldığında; tartışma kültürünün alt seviyelerde olduğu ülkemizde politika, ekonomi, kültür ve spor gibi alanlarda herkes yorum yaparak katkıda bulunmak yerine okuyup geçmeyi seçiyor. çünkü pek çok kişi yanlış anlaşılacak veya ötekileştirilecek bunu biliyor.
bir diğer faktör ise akademik veya deneme tarzında bir metinin oluşturulmasının kolay olmaması. yani zaten günlük hayat sıkıcı birde wikipedia varken ben niye tekrar bu işle uğraşayım ki diye düşünüyor çoğunluk. bu konuda kimseye kızamıyorum. sebep ise yazılı metin okuma oranının gittikçe düşmesi.
velhasıl kelam kafa sözlük, ekşi sözlük, inci sözlük ve adıni yazmadığım niceleri.. hangisine gidilirse gidilsin, ortama çoğunlukla mizah ağırlıklı ya da boş beleş diye nitelendirilen ögeler hükmedecektir.
not: arada bilgi ağırlıklı başlıklar açıyorum. bunu katkı gelmeyeceğini bildiğim halde yapıyorum. ama çoğunlukla kafa dağıtmak için mizahi veya boş beleş paylaşımlar yapıyorum. (yaşım 28)
bir diğer faktör ise akademik veya deneme tarzında bir metinin oluşturulmasının kolay olmaması. yani zaten günlük hayat sıkıcı birde wikipedia varken ben niye tekrar bu işle uğraşayım ki diye düşünüyor çoğunluk. bu konuda kimseye kızamıyorum. sebep ise yazılı metin okuma oranının gittikçe düşmesi.
velhasıl kelam kafa sözlük, ekşi sözlük, inci sözlük ve adıni yazmadığım niceleri.. hangisine gidilirse gidilsin, ortama çoğunlukla mizah ağırlıklı ya da boş beleş diye nitelendirilen ögeler hükmedecektir.
not: arada bilgi ağırlıklı başlıklar açıyorum. bunu katkı gelmeyeceğini bildiğim halde yapıyorum. ama çoğunlukla kafa dağıtmak için mizahi veya boş beleş paylaşımlar yapıyorum. (yaşım 28)
devamını gör...
von economo nöronları
kisaltimiyla ven'ler. hatta diger adiyla iğ hucreleri. ilk kez 1926 yilinda avusturalyali norolog konstantin von economo tarafindan bulunmuslardir.
sadece insanlarda ve gelismis memelilerde (maymunlar, balinalar vs) bulunan bir tur sinir hucresi cesitidir. insan beyninin sadece on kisminda bulunmaktadirlar (ön singulat korteks ve ön insular korteks). sekilleri diger sinir hucrelerinden biraz farklidir ve sekli itibariyla da iğ hucreleri olarak da anilmaktadirlar.
vafizeleri oldukca muhimdir. insani insan yapan gelismis bilissel zihnin bu hucreler sayesinde gelistigi soylenir. ozellikle sayilarinin insan beyninde artmasiyla insan zihninin evrimlesebildigi de dusunulmektedir. cevremizi algilama, empati kurabilme, sosyal deneyimlerimizi beynin diger bolgelerine iletme, insani iliskilerimizi yonetme gibi meselelerde onemli rolleri vardir. ven'lerin bir diger ozellikleri de diger sinir hucrelerine nazaran bilgi iletiminde cok hizli olmalaridir. bunun temel nedenleri de aslinda yapilarinin farklarindan kaynaklanmaktadir.
zihinde gelisim/olusum donemleri, anne karninda 35 haftalik bir fetal doneme tekabul etmektedir. bu donemden yaklasik 8-9 aylik bebeklik donemine kadar da gelisimlerini surdurmektediler. asli gorevlerini ise 2 yasindan sonra (bebeklerin ebeveynlerinden sonraki cevreleriyle de iletisime acik olduklari donem icerisinde yani) gostermektedirler.
ven'lerin evrimimiz acisindan oldukca onemli hucreler oldugu soyleniyor ama zihnimizde fazla bulunmalari da ruhsal acidan ciddi sikintilar yasamamiza neden olabilecekleri dile getiriliyor. fazla yapida olmalari demek, ruhsal acidan fazla empatik insan demektir. yani fazla utanan, sucluluk duygusu fazla olan, hassasiyeti yuksek olan insan demektir bu... e burada da ruhsal buhrana meyillilik artiyor tabii. hatta yapilan arastirmalara gore intihara meyilli olan hatta intihar eden insanlarda bu sinir hucreleri yuksek miktarlarda bulunmaktaymis.
kaynak; insanin fabrika ayarlari 2 (sinan canan) syf; 82-83
bir diger; kaynak
sadece insanlarda ve gelismis memelilerde (maymunlar, balinalar vs) bulunan bir tur sinir hucresi cesitidir. insan beyninin sadece on kisminda bulunmaktadirlar (ön singulat korteks ve ön insular korteks). sekilleri diger sinir hucrelerinden biraz farklidir ve sekli itibariyla da iğ hucreleri olarak da anilmaktadirlar.
vafizeleri oldukca muhimdir. insani insan yapan gelismis bilissel zihnin bu hucreler sayesinde gelistigi soylenir. ozellikle sayilarinin insan beyninde artmasiyla insan zihninin evrimlesebildigi de dusunulmektedir. cevremizi algilama, empati kurabilme, sosyal deneyimlerimizi beynin diger bolgelerine iletme, insani iliskilerimizi yonetme gibi meselelerde onemli rolleri vardir. ven'lerin bir diger ozellikleri de diger sinir hucrelerine nazaran bilgi iletiminde cok hizli olmalaridir. bunun temel nedenleri de aslinda yapilarinin farklarindan kaynaklanmaktadir.
zihinde gelisim/olusum donemleri, anne karninda 35 haftalik bir fetal doneme tekabul etmektedir. bu donemden yaklasik 8-9 aylik bebeklik donemine kadar da gelisimlerini surdurmektediler. asli gorevlerini ise 2 yasindan sonra (bebeklerin ebeveynlerinden sonraki cevreleriyle de iletisime acik olduklari donem icerisinde yani) gostermektedirler.
ven'lerin evrimimiz acisindan oldukca onemli hucreler oldugu soyleniyor ama zihnimizde fazla bulunmalari da ruhsal acidan ciddi sikintilar yasamamiza neden olabilecekleri dile getiriliyor. fazla yapida olmalari demek, ruhsal acidan fazla empatik insan demektir. yani fazla utanan, sucluluk duygusu fazla olan, hassasiyeti yuksek olan insan demektir bu... e burada da ruhsal buhrana meyillilik artiyor tabii. hatta yapilan arastirmalara gore intihara meyilli olan hatta intihar eden insanlarda bu sinir hucreleri yuksek miktarlarda bulunmaktaymis.
kaynak; insanin fabrika ayarlari 2 (sinan canan) syf; 82-83
bir diger; kaynak
devamını gör...
celal şengör
nobel alsa rahatlayacak bilim insanı.
ben kendisini az çok anlayabiliyorum. neden böyle kibirli olduğunu... siz bu adam gibi olsanız sanırım çoktan intihar ederdiniz belki de.
öyle bir adam düşünün ki daha öğrenciyken kendisine ofis tahsis ediliyor, hayvani sayıda yayın yaptığı için. hatta okulun öğrencileri isyan ediyor kıskançlıktan. sonra da bu öğrencilere "siz de bu kadar yayın size de ofis tahsis edelim" diyorlar, konu orada kapanıyor.
şimdi böyle elit bir adam ne ister? çok kişi tarafından bilinmek, el üstünde tutulmak ister. "ben bilim için yapıyorum bunları hacı, el üstünde tutulmaya ihtiyacım yok" diyen adam yalan söylüyordur. insanız hepimiz, melek gibi duygulardan arındırılmış değiliz. elbette ki devreye ego girecek. örneğin çok başarılı gitaristler kendilerini tanrı olarak görür hepsi de "biz müziği seviyoruz, şan şöhret umurumuzda değil" dese de alttan alttan aslında kendilerini tanrı olarak gördüklerini de davranışlarıyla yansıtırlar. ritchie blackmore'u bilen dediklerimi anlamıştır zaten.
peki dünyadaki en elit ödül nedir? nobel.
itiraz edenler, "ama bilimdeki tek ödül o değil" diyenler olacaktır. ama bir düşünün nobel ödüllü bir fizikçi mi daha bir havalıdır yoksa adı sanı duyulmamış (halk tarafından elbette, yoksa bilimle uğraşanlar bilir bu ödüllerin anlamını) bir ödülü alan insan mı?
kısıtlı bir psikoloji bilgimle bu adamın içten içe nobel alan türk bilim insanlarını da kıskandığını düşünüyorum. "neden bir aziz sancar olamadım" diye içten içe üzülüyordur eminim.
neyse celalcim, kendine çok iyi bakıyorsun; öpüyorsun. hayvani bir kafan var, çok da takma her şeyi.
ben kendisini az çok anlayabiliyorum. neden böyle kibirli olduğunu... siz bu adam gibi olsanız sanırım çoktan intihar ederdiniz belki de.
öyle bir adam düşünün ki daha öğrenciyken kendisine ofis tahsis ediliyor, hayvani sayıda yayın yaptığı için. hatta okulun öğrencileri isyan ediyor kıskançlıktan. sonra da bu öğrencilere "siz de bu kadar yayın size de ofis tahsis edelim" diyorlar, konu orada kapanıyor.
şimdi böyle elit bir adam ne ister? çok kişi tarafından bilinmek, el üstünde tutulmak ister. "ben bilim için yapıyorum bunları hacı, el üstünde tutulmaya ihtiyacım yok" diyen adam yalan söylüyordur. insanız hepimiz, melek gibi duygulardan arındırılmış değiliz. elbette ki devreye ego girecek. örneğin çok başarılı gitaristler kendilerini tanrı olarak görür hepsi de "biz müziği seviyoruz, şan şöhret umurumuzda değil" dese de alttan alttan aslında kendilerini tanrı olarak gördüklerini de davranışlarıyla yansıtırlar. ritchie blackmore'u bilen dediklerimi anlamıştır zaten.
peki dünyadaki en elit ödül nedir? nobel.
itiraz edenler, "ama bilimdeki tek ödül o değil" diyenler olacaktır. ama bir düşünün nobel ödüllü bir fizikçi mi daha bir havalıdır yoksa adı sanı duyulmamış (halk tarafından elbette, yoksa bilimle uğraşanlar bilir bu ödüllerin anlamını) bir ödülü alan insan mı?
kısıtlı bir psikoloji bilgimle bu adamın içten içe nobel alan türk bilim insanlarını da kıskandığını düşünüyorum. "neden bir aziz sancar olamadım" diye içten içe üzülüyordur eminim.
neyse celalcim, kendine çok iyi bakıyorsun; öpüyorsun. hayvani bir kafan var, çok da takma her şeyi.
devamını gör...
sen ağlama
sözleri sezen aksu ve aysel gürel’e, müziği ise onno tunç’a ait olan muhteşem şarkıdır.
sanki bu gece dinlenmek için yazılmış bir şarkı. hüzünlere bölünen saatlerde, ki tam şu anda parça parça olmuş saatler var benden çok uzakta bir yerlerde. yine de ben biliyorum ki bazı uzaklar çok yakındır.
bazen bir insan ağlar. siz görmezsiniz ağladığını ama bilirsiniz içten içe. utanmasanız siz de ağlarsınız sırf o ağladığını bildiğiniz insanın hüznüne ortak olabilmek için.
ağlamasına dayanamadığınız bir insan vardır. ağlayınca göz yaşlarını bile öpmek istediğiniz. o ağlamasın diye bir şey yapmak gelir içinizden, en çaresiz hissettiğiniz o anda, elinizden hiçbir şey gelmediğini düşündüğünüz ve öyle de olan o anda aklınıza bu sezen aksu şarkısı düşer.
aklınıza onca yükseklikten düşen her şey gibi canınızı yakar. bazı şarkılar düştüğü yeri yakar. ateş olsa cürmünden fazlasını yakar.
dışarıda yağmur yağmıyorsa da yağmaya başlar. kimse kimseye bağırmaz. sessiz bir nezakete dönüşen kırılan kalplerin içinde tuttuğu göz yaşları.
sayılı gündür geçer. her zaman da geçmiştir. bir iki göz yaşı kadar zaman geçince gerisi günlük güneşlik yepyeni bir hayat.
sen yine de ağlama.
sanki bu gece dinlenmek için yazılmış bir şarkı. hüzünlere bölünen saatlerde, ki tam şu anda parça parça olmuş saatler var benden çok uzakta bir yerlerde. yine de ben biliyorum ki bazı uzaklar çok yakındır.
bazen bir insan ağlar. siz görmezsiniz ağladığını ama bilirsiniz içten içe. utanmasanız siz de ağlarsınız sırf o ağladığını bildiğiniz insanın hüznüne ortak olabilmek için.
ağlamasına dayanamadığınız bir insan vardır. ağlayınca göz yaşlarını bile öpmek istediğiniz. o ağlamasın diye bir şey yapmak gelir içinizden, en çaresiz hissettiğiniz o anda, elinizden hiçbir şey gelmediğini düşündüğünüz ve öyle de olan o anda aklınıza bu sezen aksu şarkısı düşer.
aklınıza onca yükseklikten düşen her şey gibi canınızı yakar. bazı şarkılar düştüğü yeri yakar. ateş olsa cürmünden fazlasını yakar.
dışarıda yağmur yağmıyorsa da yağmaya başlar. kimse kimseye bağırmaz. sessiz bir nezakete dönüşen kırılan kalplerin içinde tuttuğu göz yaşları.
sayılı gündür geçer. her zaman da geçmiştir. bir iki göz yaşı kadar zaman geçince gerisi günlük güneşlik yepyeni bir hayat.
sen yine de ağlama.
devamını gör...

