selectra
kendisi mükemmel bir antidepresandir, yan etkisi neredeyse hiç yok ayrıca. yalnız duzenli kullanımda etki ediyor ama.
ayrıca selectra öyle kafayı güzel falan yapan ilaçlardan da değildir, düzenli kullanımda insanı binevi hissizleştirir, kafanız rahat olur.*
ayrıca selectra öyle kafayı güzel falan yapan ilaçlardan da değildir, düzenli kullanımda insanı binevi hissizleştirir, kafanız rahat olur.*
devamını gör...
hayata dair mide bulandıran ayrıntılar
derdini anlattığın insanın kibirlenmesi, acıyarak bakması ve senin bu halinden memnun olması gibi ayrıntılardır.
devamını gör...
patates sözlük
çok daha iyi bir isim olabilirdi. hem kızartması da güzel oluyor. ayrıca komunizmle patates arasındaki ince güzel ilişkiyi bilmeyen de yoktur.
devamını gör...
oğuzhan uğur
sivri ve kıvrak dilli. ağzını bozduğunda çizgiden çıkabilen ancak gerektiği yerde gerektiği şekilde konuşmayı bilen bir isimdir. ana muhalefetin başına gelse bugün ülkeye kat kat daha fazla yarar sağlayacaktır. eğlenmeyi ve eğlendirmeyi sever ancak size uygunsa tarzı. bir ara siyasetçileri konuk alarak büyük bir şeyi başardı. sayın (bkz: selim kotil) i onun sayesinde tanıdım. binali yıldırım'ı konuk ederek katı ve yaşlı siyasetçileri bile alarak bürokraside zirvelere oynadı. umarım başarılı olur.
devamını gör...
zero
imagine dragons'un ralph breaks the internet filmi için 2018 yılında hazırladığı pek eğlenceli bir soundtrack'dir. nedense bana 27 yaşına gelmiş ama hala aile evindeki bodrumdan çıkmamış sosyal olmayan bilgisayar dahilerini anımsatır.
kimsenin umursamadığı, dünyanın kaotik ortamında kendi akışını bulup yaşama bir şekilde devam etmek için çıkış yolu bulmaya çalışan birisinden bahseder şarkıda. ve söylediğine göre de 'sıfır' olmanın,yani hiçkimse için hiçbir şey ifade etmiyor olmanın ne demek olduğunu ve nasıl hissettirdiğini pek bir iyi biliyordur.
benim kendisine naçizane tavsiyem, atari salonlarından uzaklaşıp hayata karışmasıdır. sonuçta insan hayatının anlamı olacak kişiyi veya bizzat o amacı bulmak için dışarı çıkıp onu aramalıdır değil mi? konfor zonundan ayrılmalıdır. sonra, bütün bunları yapmasına rağmen gerçekten bir 'sıfır' olduğunu anlarsa, o zaman en azından kendisinin farkına varmış olur,yani 'kendisini gerçekleştirmiş' olur. eh,hayatta herkesin amacı bu değil mi zaten? evet öyledir. olması gereken tam olarak budur.
kimsenin umursamadığı, dünyanın kaotik ortamında kendi akışını bulup yaşama bir şekilde devam etmek için çıkış yolu bulmaya çalışan birisinden bahseder şarkıda. ve söylediğine göre de 'sıfır' olmanın,yani hiçkimse için hiçbir şey ifade etmiyor olmanın ne demek olduğunu ve nasıl hissettirdiğini pek bir iyi biliyordur.
benim kendisine naçizane tavsiyem, atari salonlarından uzaklaşıp hayata karışmasıdır. sonuçta insan hayatının anlamı olacak kişiyi veya bizzat o amacı bulmak için dışarı çıkıp onu aramalıdır değil mi? konfor zonundan ayrılmalıdır. sonra, bütün bunları yapmasına rağmen gerçekten bir 'sıfır' olduğunu anlarsa, o zaman en azından kendisinin farkına varmış olur,yani 'kendisini gerçekleştirmiş' olur. eh,hayatta herkesin amacı bu değil mi zaten? evet öyledir. olması gereken tam olarak budur.
devamını gör...
pandemi döneminde kaybedilen özellikler
dengem
sabah sinirli uyanıyorsam mesela
öğleye doğru bir enerji ve pozitiflik sarıyor her yanı
güneş batarken bir öküz oturuyor yüreğime, bir kaygı bir depresiflik...
kalksı öküz diye müzik açıyorum dans ediyoruz şarap eşliğinde
akşamlar uzun olunca da ne bulursam yiyerek günü kapatıyorum
benim minik aklımla, zavallı zihnimle oynamayınız
benim dengemi bozmayınız
sabah sinirli uyanıyorsam mesela
öğleye doğru bir enerji ve pozitiflik sarıyor her yanı
güneş batarken bir öküz oturuyor yüreğime, bir kaygı bir depresiflik...
kalksı öküz diye müzik açıyorum dans ediyoruz şarap eşliğinde
akşamlar uzun olunca da ne bulursam yiyerek günü kapatıyorum
benim minik aklımla, zavallı zihnimle oynamayınız
benim dengemi bozmayınız
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
beğenilen her yazara 3 oy verip başa dönüp
bir dakika sonra 3 oy daha verilip çözülebilecek durum.
az daha zahmetli.
değen yazara yapılır.
bir dakika sonra 3 oy daha verilip çözülebilecek durum.
az daha zahmetli.
değen yazara yapılır.
devamını gör...
milena'ya mektuplar
franz kafka'nın aşkı milena jesenska'ya yazdığı mektupların derlendiği kitap. kafka; vasiyet olarak yakın arkadaşından ölümünün ardından içinde bu mektupların da olduğu birkaç romanının, günlüklerinin ve el yazılarının yakılmasını istemiş. ancak arkadaşı kafka'ya verdiği sözü tutmamış ve bu kitap da elimize böylece ulaşmış. tabii kafka bunu ne kadar isterdi, orası tartışılır.*
çok hevesle aldığım ancak nadiren yarım bıraktığım kitaplardan birisi oldu. özellikle bir yerden sonra, mektupları yalnızca franz kafka'nın ağzından okuduğumuz için olay örgüleri birbirinden çok kopuk ve akıcılığı yok. ayrıca gerçekten duygusal olarak ağır bir kitap olduğunu düşünüyorum. aşkın bu kadar yoğun tasvir edildiği cümleler romantizmden hoşlanmayan insanlar için yorucu gelebilir. yine de övüldüğü kadar olmasa da insanın içine işleyen pek çok kısmı var ve bu sebeple okunmaya değer.
çok hevesle aldığım ancak nadiren yarım bıraktığım kitaplardan birisi oldu. özellikle bir yerden sonra, mektupları yalnızca franz kafka'nın ağzından okuduğumuz için olay örgüleri birbirinden çok kopuk ve akıcılığı yok. ayrıca gerçekten duygusal olarak ağır bir kitap olduğunu düşünüyorum. aşkın bu kadar yoğun tasvir edildiği cümleler romantizmden hoşlanmayan insanlar için yorucu gelebilir. yine de övüldüğü kadar olmasa da insanın içine işleyen pek çok kısmı var ve bu sebeple okunmaya değer.
devamını gör...
tası tarağı toplayıp gitmek istenen yerler
klasik olacak ama sakin bir beldede bahçeli, yeşillikler içinde bir kır evi.
devamını gör...
türk kahvesi
keyifle içebildiğim ender kahve çeşitlerinden biridir böyle de düz ve halktan biriyim işte
edit:’bir acı kahvenin kırk yıl hatrı vardır’ daki kahve işte bu kahvedir
edit:’bir acı kahvenin kırk yıl hatrı vardır’ daki kahve işte bu kahvedir
devamını gör...
benevolent sexism
türkçesi, iyiliksever/ korumacı cinsiyetçiliktir. hostile sexism'e göre daha tehlikelidir çünkü bu sözler ve davranışlar, söyleyen kişiye göre olumlu gözükse de (hatta feminist bir yaklaşım gibi gözükür) cinsiyet eşitliğine zarar veren değerlendirmelerdir.
örnek olarak; kadınlar erkekler tarafından korunmalı demek kadınlara zayıf bir imaj yüklemektir. ya da , ''kadınlar çiçektir'' demek kadınlara zarif, güçsüz imajı verir fakat kadınlar zarif, kırılgan olmak zorunda değildir.
bir cinsiyetin diğer cinsiyete göre ayrıcalık görmesi iki cinsiyete de zarar verir. fakat bunlar kibarlıkla karıştırılmamalıdır. birine kapıyı açmak bence kibarlıktır ve iki cinsiyete de gösterilebilir. yine sadece tek bir cinsiyete gösterilmesi ve o ayrıcalık gören cinsiyetin de karşı cinsiyetin (ayrıcalık gösteren) zaten bunu yapması zorunluluk gibi algılaması da kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden ve cinsiyetçilikten biridir (örnek: kadının karşıdaki erkekten kapıyı açmasını -her seferinde- beklemesi).
kadınların ''özel bir muameleye'' ihtiyacı yoktur. işte sırf bu yüzden iyiliksever cinsiyetçilik açıkça gösterilen düşmanca cinsiyetçilik'e (hostile sexism) göre daha tehlikelidir.
birçok örneğini buradan da bulabilirsiniz.
örnek olarak; kadınlar erkekler tarafından korunmalı demek kadınlara zayıf bir imaj yüklemektir. ya da , ''kadınlar çiçektir'' demek kadınlara zarif, güçsüz imajı verir fakat kadınlar zarif, kırılgan olmak zorunda değildir.
bir cinsiyetin diğer cinsiyete göre ayrıcalık görmesi iki cinsiyete de zarar verir. fakat bunlar kibarlıkla karıştırılmamalıdır. birine kapıyı açmak bence kibarlıktır ve iki cinsiyete de gösterilebilir. yine sadece tek bir cinsiyete gösterilmesi ve o ayrıcalık gören cinsiyetin de karşı cinsiyetin (ayrıcalık gösteren) zaten bunu yapması zorunluluk gibi algılaması da kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden ve cinsiyetçilikten biridir (örnek: kadının karşıdaki erkekten kapıyı açmasını -her seferinde- beklemesi).
kadınların ''özel bir muameleye'' ihtiyacı yoktur. işte sırf bu yüzden iyiliksever cinsiyetçilik açıkça gösterilen düşmanca cinsiyetçilik'e (hostile sexism) göre daha tehlikelidir.
birçok örneğini buradan da bulabilirsiniz.
devamını gör...
rutkay aziz
entelektüel tabirinin vucut bulmuş halidir benim gözümde. özellikle şener şen ile birlikte rol aldıkları yol ayrımı isimli filmde mükemmel oyunculuk sergilemiştir.
devamını gör...
evlilik
çok yanlış bir bakış açısı üstteki yazar arkadaşım.
evlilik sevdiğin insanla bir ömür paylaşmaktır. onsuz yapamıyorum diyecek kadar aşık olduğun biriyle bir ömür geçirmektir.
eşin senin en büyük destekçindir. aile büyükleri gider zamanı gelince ecel.
eşinle yalnız kalırsın bu hayatta, tek dayanağın o olur. ağladığında, sevindiğinde sarılacak insan aramazsın, eşin hep orada olur.
evlilik sevdiğin insanla bir ömür paylaşmaktır. onsuz yapamıyorum diyecek kadar aşık olduğun biriyle bir ömür geçirmektir.
eşin senin en büyük destekçindir. aile büyükleri gider zamanı gelince ecel.
eşinle yalnız kalırsın bu hayatta, tek dayanağın o olur. ağladığında, sevindiğinde sarılacak insan aramazsın, eşin hep orada olur.
devamını gör...
şarkılarda geçen acımasız cümleler
her ayrılık bir başlangıç, bu gidişle sonum olmaz.
devamını gör...
clang çağrışım
kelimelerin anlamından çok ses uyumuna, ahengine ve kafiyesine göre olan çağrışımlara verilen isimdir.
fikir ucuşması olarak da isimlendirilebilen bu durumda konularla alakasız konulardan konulara atlama görülebilmektedir.
bir düşünce içerik bozukluğudur.
fikir ucuşması olarak da isimlendirilebilen bu durumda konularla alakasız konulardan konulara atlama görülebilmektedir.
bir düşünce içerik bozukluğudur.
devamını gör...
evde beslemek istenilen yabani hayvanlar
yunus. sanırım önce havuzlu villaya taşınmam gerekecek.
devamını gör...
arturo bandini
arturo bandini ya da arturo dominic bandini, siz nasıl seslenmek isterseniz öyle seslenebilirsiniz; çoktan yitik tepeler ve minik köpek güldü öylülerinin yazarıdır. devrin adamı değildir, sıvı değildir, çok sağlam adamdır. arturo bandini; john fante adındaki, dünyaya geldiği gün tüm dünyada kutlanması gereken şahane adamın karakteridir.
bir gün üniversiteden çıkıp kütüphane bahçesinde çayla birlikte soluklanırken, tesadüfen bir adamın yazılarını okumaya başladım. "işte budur lan, adam resmen akıyor" dedim, zira ben orada fikri dünyamı geliştirmek için bugüne kadar ne kadar okuma yapmış olsam da yazılanlar karşısında donakalırken okuduğum metnin yazarı şovunu yapmakla meşguldu. lafı evirip çevirmeden söylüyor ve bunu yaparken hiçbir merhamet kırıntısı barındırmıyordu. sözleri bıçak gibi keskindi. bu adama mesajla ulaştım ve bana "los angeles yolu" adlı romanı okumamı, daha fazla da kafasını şişirmemem gerektiğini söyledi.
romanı hemen satın aldım. ben de mutlaka böyle biri olmalıydım, adeta romantizmin tüm etkileri beynimden silinip atılmıştı. ağdalı cümlelerden tiksinmeye başlamıştım ve bu sihirli kitapla bu yola sağlam bir giriş yapacağımı düşünüyordum. öyle de oldu. işte buydu, harikaydı, martı canıtın livingston gibi göklerde uçmaktaydım. karşımdaki adam; arturo bandiniydi. maria ve svevo'dan doğma, colorado'nun yiğit delikanlısı.
arturo bandini, kitap okumayı çok severdi. kitap okumak bir şey olabilirdi ama kadınlar da önemliydi. kütüphaneden ödünç kitap aldığı kadının bacaklarına ve kalçalarına hastaydı. nietchze okuyordu, schopenhauer okuyordu ama o muhteşem bacaklara bakmayı ve onları hayal etmeyi asla arka plana atmıyordu. işte hayat budur: güdülerimizle, erdemlerimizle, zaaflarımızla bir bütünüz. birini ön plana çıkarıp diğerlerini görmezden gelmek ya da gizlemek, ya bir popülerlik kaygısıyla yapılırdı ya da kişi kendini kandırırdı; iki türlü de samimiyetsizlik iğrençtir. bandini'de bunu gördüm; netti adam, kendisiyle barışıktı, boş lafı sevmezdi, çok sağlamdı.
sonra diğer kitaplarla devam ettim. bahara kadar bekle bandini, toza sor, 1933 berbat bir yıldı, roma'nın batısı vs. her bir romanda kendisine daha fazla hayran oldum. arturo bandini, sadece nickime değil ruhuma da can veren adamlardan biridir ve sıradan bir karakter değildir. arturo bandini gerçekten yaşamıştır. buna bukowski ve ben inanıyoruz. eminim inanan başkaları da olmuştur. arturo yaşamıştır, sevmiştir, sevilmemiştir, yokluğu ve sefaleti görmüştür. süt çalmıştır, sevdiği kızın külodunu yürütmüştür ve ölmüştür. los angeles mahallelerinde onun hatıraları vardır. kış aylarında korkunç bir soğuğa ve kara gömülen colorado sokaklarında ayak izleri vardır.
arturo bandini, öldüğü gün de ruhu dünyada kalmış, birçok insan tarafından yaşatılmış ve yaşatılacak bir adamdır. bir tanısanız, bu kadar sağlam adam görmemişsinizdir.
bir gün üniversiteden çıkıp kütüphane bahçesinde çayla birlikte soluklanırken, tesadüfen bir adamın yazılarını okumaya başladım. "işte budur lan, adam resmen akıyor" dedim, zira ben orada fikri dünyamı geliştirmek için bugüne kadar ne kadar okuma yapmış olsam da yazılanlar karşısında donakalırken okuduğum metnin yazarı şovunu yapmakla meşguldu. lafı evirip çevirmeden söylüyor ve bunu yaparken hiçbir merhamet kırıntısı barındırmıyordu. sözleri bıçak gibi keskindi. bu adama mesajla ulaştım ve bana "los angeles yolu" adlı romanı okumamı, daha fazla da kafasını şişirmemem gerektiğini söyledi.
romanı hemen satın aldım. ben de mutlaka böyle biri olmalıydım, adeta romantizmin tüm etkileri beynimden silinip atılmıştı. ağdalı cümlelerden tiksinmeye başlamıştım ve bu sihirli kitapla bu yola sağlam bir giriş yapacağımı düşünüyordum. öyle de oldu. işte buydu, harikaydı, martı canıtın livingston gibi göklerde uçmaktaydım. karşımdaki adam; arturo bandiniydi. maria ve svevo'dan doğma, colorado'nun yiğit delikanlısı.
arturo bandini, kitap okumayı çok severdi. kitap okumak bir şey olabilirdi ama kadınlar da önemliydi. kütüphaneden ödünç kitap aldığı kadının bacaklarına ve kalçalarına hastaydı. nietchze okuyordu, schopenhauer okuyordu ama o muhteşem bacaklara bakmayı ve onları hayal etmeyi asla arka plana atmıyordu. işte hayat budur: güdülerimizle, erdemlerimizle, zaaflarımızla bir bütünüz. birini ön plana çıkarıp diğerlerini görmezden gelmek ya da gizlemek, ya bir popülerlik kaygısıyla yapılırdı ya da kişi kendini kandırırdı; iki türlü de samimiyetsizlik iğrençtir. bandini'de bunu gördüm; netti adam, kendisiyle barışıktı, boş lafı sevmezdi, çok sağlamdı.
sonra diğer kitaplarla devam ettim. bahara kadar bekle bandini, toza sor, 1933 berbat bir yıldı, roma'nın batısı vs. her bir romanda kendisine daha fazla hayran oldum. arturo bandini, sadece nickime değil ruhuma da can veren adamlardan biridir ve sıradan bir karakter değildir. arturo bandini gerçekten yaşamıştır. buna bukowski ve ben inanıyoruz. eminim inanan başkaları da olmuştur. arturo yaşamıştır, sevmiştir, sevilmemiştir, yokluğu ve sefaleti görmüştür. süt çalmıştır, sevdiği kızın külodunu yürütmüştür ve ölmüştür. los angeles mahallelerinde onun hatıraları vardır. kış aylarında korkunç bir soğuğa ve kara gömülen colorado sokaklarında ayak izleri vardır.
arturo bandini, öldüğü gün de ruhu dünyada kalmış, birçok insan tarafından yaşatılmış ve yaşatılacak bir adamdır. bir tanısanız, bu kadar sağlam adam görmemişsinizdir.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
başlığı ne zaman görsem, lan acaba öldü mü diye umutlanıyorum. sonra tekrar hayal kırıklığı.
devamını gör...

