makarnanın tuzunu aslaaa ayarlayamıyorum ya tansiyon çıkartıcak kadar çok tuzlu ya da soylemezesem olmaz sunucularinin zeka seviyesi kadar az tuzlu oluyo
devamını gör...

saygıdeğer sözlük ahalisi, kulak kesil duyurum var!
ses bir-kiii deneme.
duyduk duymadık demeyin! hanımlar beyler, iyonyalılar! eski sevgilinizi bize getirin, birlikte dövelim!

biz, ben ve miko, bu hafta istiyoruz ki büyük bir ateş yakıp kazan kurup eski sevgili kaynatalım. biz iki kadın kazan kuruyoruz diye kimse kendini dışlamasın, duyan gelsin. ateşimiz büyüsün, şanımız yürüsün.
playliste önerisi*, anlatacak hikayesi, söyleyecek iki çift lafı olan
buyursun başlık altından yakıversin. programda tüm exlere, hep birlikte, ver yansın edelim.

kalkış yeri & saati : çarşamba 21:00 *

afiş içün saygı değer arkaaşımız cenk'in arka bahçesi'ne teşekkürlerimizle...
devamını gör...

“sen bana mı soruyorsun yalnızlığı sever misin diye? ben ki; çayı bile iki şekerle içerim, birlikte erisinler diye.“ demiş. sunay akın

sayımız çok azaldı ama direniyoruz.
devamını gör...

londra'nın sakinliği ile göze çarpan yerleşmelerinden birinde, 1860 yılı dolaylarında doğmuş bir ressam.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kendisi ölümden yaklaşık on yıl kadar önce şizofreni olduğunu öğrenmiştir. öncesinde kedi çizimleri ile meşhur olan bu sanatçı, hastalığının atak gösterdiği zamanlara göre çizimlerinde soyutluğa ve değişikliğe gitmiştir. kronolojik sıralamaya göre linkini verdiğim yukarıdaki görsel; wain'in buhranının resmine ne derece yansıdığını realist bir şekilde gösteriyor.

peki, bu adamın ilham kaynağı nedir ve hastalığı nasıl nüksetmiştir?


louis william wain'in evinde çok severek baktığı bir kedisi vardı. ondan esinleniyor, arada şakasına insansı görünümlü de kedişler de çiziyordu. bir gün yine kedisini resmettiği komikli bir tabloyu çok sevdiği eşine gösterdi ve eşi tabloyu çok sevdi. bunu gören wain, eşini güldürmek adına çeşitli kedi resimleri yapmaya başladı. (hayırlı koca ya resmen swh)

daha sonra bizler için üzücü, wain için korkunç derece yıkım gücü olan bir olay oldu; eşi kansere yakalanmıştı. günler günleri kovalarken eşi gözleri önünde yitip gitti. onun ölümünden sonra şizofreni teşhisi konulan wain, ölünceye değin kedileri çizmeye devam etti ancak hastalığı dolayısıyla çizimleri gittikçe soyutlaşıyordu. baktığımızda "bu ne la?" diyeceğim, karmaşık, fraktal şeklindeki tablolar vardı fakat louis hâlâ kedi çizdiğini düşünüyordu. eşinden yaklaşık on yıl sonra kendisi de yaşama veda etti.


hastalığından evvelki bir tablosu için; #958424.
devamını gör...

antik roma ve yunan mimarisinde entablatürü desteklemek için kullanılan kadın figürleridir.

caryatid olarak bilir. yununca’da karialı genç kız olarak bilmekte. aslında m.ö. 4. yy’da kullanılmaya başlanmıştır ilk olarak. bunun öncesinde ‘kore’ yani yunanca da genç kız ifadesi ya da kanephore yani sepet taşıyan ifadesi kullanılırdı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yıldırım savaşı yani almanların 2. dünya savaşı'ndaki harp doktrinidir. bu doktrine göre düşman tahkimatına beklemediği bir yerden mekanize piyade ve tank birlikleriyle yapılacak ani şok saldırıları hızlı netice alınmasını sağlayacaktır. fransa, benelux ülkeleri ve polonya'da işe yaramıştır. ancak iş bu sefer ost fronta yani sovyet cephesine geldiği zaman etkisini kaybetmiştir. çünkü blitzkrieg için esas olan şeylerden birisi olan düzenli karayolu ağı, stalin'in sovyetlerinde yoktur ve kilometrelerce fersah fersah uzanan geniş yolsuz düzlükler, alman ordusunun ilerleyişini çok zayıflatmıştır. üstüne bir de napolyon'dan beri rusların en büyük müttefiki olan yoldaş kışın da etkili olması üzerine alman ilerleyişi maksimum stalingrad'a kadar olmuştur. karacı ekole sahip bir ordu için muazzam bir taktik olabilir. ancak hava ikmal hatlarının zayıflığı almanların yumuşak karnı olmuştur. başta da belirttiğim gibi batıda hızlı netice alınmasının sebebi blitzkriege imkan verecek gelişmiş yol ağıdır. ha bir de fransızların öküz gibi 40 sene öncesinin mantığı ile trench war doktrinine uyup maginot hattı oluşturması da almanların işini epeyce bir kolaylaştırmıştır.

tabi bir de her savaşta olduğu gibi burada da ana katalizör insan faktörüdür. almanların hızlı netice almasının bir diğer gizli kahramanı da o yıllarda henüz uyuşturucu kapsamına girmemiş olan pervitin isimli haptır. yani metamfetamin... alman askerleri bu hap sayesinde uyku, yorgunluk gibi insani handikaplardan arınıp adeta birer robot gibi hızlıca ilerlemişlerdir. unutmadan pervitin yani metamfetamin, oldukça ciddi zararları olan, sentetik bir uyuşturucudur. kesinlikle tüketmeyiniz.

her ordunun karakteristiği vardır. yani öyle kolay kolay değiştiremeyeceğiniz şeyler. dnd'deki racial skill pointler gibi düşünün. almanlar tarihte karacı ekolden gelen bir orduya sahiptir. ruslar karacıdır. bizim osmanlı son döneminden yakın zamana değin prusya ekolü ile eğitilip oluşturulmuş modern ordumuz da karacı ekole sahiptir. (tsk'nın eğer bina tasarımlarına, üniforma dizaynı ve piyade eğitimlerindeki detaylara dikkatlice bakarsanız prusya ekolünü görürsünüz). ingiltere mesela havacı ve denizcidir. amerika keza deniz/hava ekolü ile gelişmiştir falan...


şöyle de gereksiz bir bilgi vereyim, tarihte 3 tarafı denizlerle çevrili anadolu'ya doğudan gelen herkes deniz ve denizciliğe çok uzak kapalı olmuş... hititi de denizle alakasız, pers'i de, selçuklusu da osmanlsı da... şimdi biz... enteresan bir olgu... doğu kültürüne sahip medeniyetlerin deniz ile iç içe olmaması falan garip yani...
devamını gör...

bir yerlerde kadınlar bugün de bile şiddet görüyorken kutlanmasını samimiyetsiz ve saçma buluyorum.

yüzyıllardır istediğimiz şey erkeklerle eşit şartlara ve haklara sahip olmak ama canımızın değeri bile katilimizin sabıka kaydı yoksa hiç.

yasaların bir an önce daha fazla mobbinge uğrayan, daha az maaş alan ve fiziksel şiddete maruz kalan kadınların yanında olması dileğiyle..
devamını gör...

resmi olmayan ortamda yazı diliyle yazsan ne olur konuşma diliyle yazsan ne olur. bu kadar takıntılı olmayın. hayatta bundan daha dikkat edilecek bir sürü husus var. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

var bir hayalimiz ama hiç yetişemeiyoruz. eksik kalıyor sonra üzülüyoruz. ama yine de denemeye devam.
devamını gör...

zagor, 1961 yılında sergio bonelli ve gallieno ferri tarafından yaratılan bir çizgi roman kahramanıdır. abd'nin kuzeyindeki darkwood adlı düşsel bir ormanda yaşar. asıl adı patrick wilding olan zagor, henüz küçük bir çocuk iken anne babası salomon kinsky tarafından kışkırtılan kızılderili abenaki kabilesinin düzenlediği saldırıda öldürülür. zagor nehre atlar, bir süre sürüklenir, daha sonra nathaniel fitzgeraldson (fitzy) adındaki bir avcı tarafından fark edilerek kıyıya çıkarılır ve büyütülür.
bir gün ormanda kızılderili saldırısından hayatlarını kurtardığı bir cambaz topluluğu olan sullivan'larla tanışır ve bu yeni dostları kendisine kızılderili algonkin kabilesinin dilinde "baltalı ilah" anlamına gelen "zagor tenay" adını verirler. zagor sergilediği birkaç numara ile kızılderilileri kendisinin bir yarı-tanrı olduğuna inandırır ve barışın korunması için harcadığı çabaları sonucunda darkwood'un egemeni olup çiko ile birlikte oraya yerleşir.
"ahyaaak" diye bağırması ile meşhurdur.
zagor'u diğer western kahramanlarından ayıran özelliği; "çılgın bilim adamına karşı", "kayıp şehrin efsanesi" gibi bilim-kurgu ve fantastik türde maceralarının da olmasıdır. hem beyazların, hem de kızılderililerin sevgisini kazanmayı bilmiştir.
devamını gör...

doktor raporu

kafa sözlük mafyasına sunulmak üzere

adı: celebrant
kayıt tarihi: 2020-11-14 19:47:27

bay celebrant, yanımda sinir tedavisi görmektedir. bilindiği gibi paranoid psikoz söz konusudur. bu nedenle defalarca hastanede stasyoner tedavi görmek ve düzenli olarak antipsikotik ilaç kullanmak zorunda kaldı. bay celebrant, rahatsızlığının tarz ve ağırlığından dolayı vergi muafiyetinden yararlanmaya elverişlidir.

imza:
psikiyatri ve nöroloji uzmanı
devamını gör...

malum başarıları bir yana en çok canımızı yakan gençliğimizi bitirmekteki başarısıdır.
devamını gör...

ben başlığı yazan yazar harici bir madde daha eklemek istiyorum: yetenek.

kitap okumak faydalı olabilir evet. yıllardır hemen her gün, hiç olmazsa 3-5 sayfa okuyan biri olarak diyebilirim ki, ben iyi yazamıyorum. hemen her türden kitap okuyorum ( yeni nesil dune serisi, aşk romanları,harry potter gibileri hariç). bilim, siyaset, roman,psikoloji, felsefe,klasik,… ama ne kadar okursam okuyayım duygularımı ifade ederken zorlanıyorum. aklımda her şey o kadar net ki, ama yazıya dökünce , aklımdaki o engin deryadan bir iki damla su tanesi kalıyor. yani demem o ki, bana göre başlıca faktör yetenek. o yeteneğe sahip kişiler, duyguları daha iyi ifade edebiliyor.

istisnası yazarın dediği gibi o olayı, o duyguyu çok içten bir şekilde yaşamak. kendi duygularının farkında olmak, kendine karşı objektif olabilmek.

ama dediğim gibi ilk faktör, yetenek. sonrası beraberinde geliyor zaten.
devamını gör...

internetteki fotoğrafların hiçbirine benzemeyen kuru ve az kaşınan versiyonuna sahip olduğum hastalık.

bazen stres, bazen altta yatan başka bir hastalık, bazen alerji, bazen kuru cilt, bazen giysilerinizin sürtünmesidir hastalığın nedeni. nedenini ortadan kaldırmadığınız sürece de, bulaşmasa bile yayılır vücudunuza. görüntüsüyle mutsuz eder, cildinizin o kısmını kesip atma isteği doğurur.

eğer dışarıdan bir etki nedeniyle oluyorsa, alerjik maddelerle teması kesmek, cildi sürekli nemlendirip bol su içmek etkisini azaltabilir. bazen kendiliğinden geçse de zaman içinde geri gelebilir.

stresten uzak durun diyemiyorum çünkü bu ülkede mümkün değil. siz dursanız stres sizden uzak durmaz. zaten bir yerinizde egzamanın yenisi çıkınca strese girersiniz, strese girince de yenisi çıkar derken işin ardı arkası kesilmez. birlikte yuvarlanır gidersiniz.
devamını gör...

hiç bu kadar yazasım gelmemişti. hani tamamlayıcı şeyler vardır hayatta eksik kalan bir şey bir an tamamlanır ve daha iyisi olmazdı dersiniz işte bu yayın, katkısı olanlar ve sahibi tam bu duruma layık.
koskocaman bir iyi ki. çok zor bulunan bir enerjiyi bulmuşuz haberimiz var mı? hep olalım. *
devamını gör...

ucuz iş gücüdür. bir gün bir intern görürseniz ona sarılıp geçeceğini söyleyin. buna ihtiyaçları var.
devamını gör...

elime televizyonun kumandasını alıp kanallar arasında gezinmeye nadiren fırsat buluyorum. işte geçenlerde, bu eşine az rastlanır zamanların birinde, bir çizgi filme ilişti gözüm. hepimizin bildiği scooby-doo’nun uzun metraj bölümlerinden biriydi bu. kimi serüvenleri için haddinden öte içli dışlı olduğum bu fanatik, dayatmacı ve propagandacı yapımla bir iki saniyeden fazla yüz yüze kalmam, sair zaman kanalı değiştirmem için yeterli sebeptir. ama bu sefer, karşımdaki manzaraya inanmakta güçlük çekiyordum: ekranda, elinden ışın saçan bir büyücü; belli ki sam raimi’nin evil dead’indeki lovecraft göndermeli necronomicon’a benzetilmiş, ağzı yüzü olan bir sihir kitabı; bir de çığlıklar atarak dolaşan hayalet vardı.

evet, embesil bir köpeğin ve her biri çapsızlık ve boyutsuzlukta ancak diğer bir ekip arkadaşıyla aşık atabilecek üç arkadaşın gizem çözme vaadiyle ortalıkta salındığı bu çizgi filmde böyle doğaüstü görünümlü unsurlar hiç de alışılmadık şey değildir. o yüzden neye şaşırdığımı merak ediyor olabilirsiniz.

scooby-doo çizgi filmi, batı kültür geleneğinin oluşmasında büyük rol oynayan bir yaratıcı sürtüşmenin, akıl ile duygu çatışmasının sonuna kadar yanlı bir neferidir. usçu düşüncenin savunucusudur; hayalet – cin – hortlak – canavar – büyü gibi boş ve batıl inançları çürütmek için gerçeklerden, yani ipuçlarından yola çıkar, mantığı ve bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bunların aslında kötü niyetli kişilerin saf insanları (romantikleri) kandırmak için başvurdukları hileler olduğunu kanıtlar. bu özelliğiyle csı’ların bir öncülüdür. ne ilginçtir ki, çizgi filme ismini veren ve ingilizcesinde sadece “r” harfiyle başlayan sözcükler söyleyebilen (türkçesinde bu nüans yoktur) köpek, bu izleğin içindeki tek metafizik unsurdur. gizem çetesi’ni (mystery ınc.) oluşturan üç kişi (yakışıklı ve güçlü fred, zeki ama çirkin velma, güzel ve güzel daphne) zaman zaman doğaüstüne inanmanın kıyısından dönse de, bu tuzaklara sadece ekibin diğer iki üyesi, scooby-doo ve shaggy düşer ve “inanırlar”. grup içi dinamikler bu şekilde dengelenirken, duyguların, inançların, romantik idealizmin temsilcilerinin konuşan bir köpek ve amerikan toplumunun pasifist hippilere yönelik horgörüsünü ortaya koyan bir “salak” olması, çizgi filmin hangi tarafı savunduğunu açık şekilde ortaya koyar.

peki, gizem ekibi neden bunu yaparken neden “canavar avcılığı” gibi sadettin teksoycu bir yaftayı kendine yakıştırır? bir düşüncenin, karşıt düşünceyi çürütmek ve alaşağı etmek için rakibinin yerleşik kalıplarını kullanması (gavur buna subversion diyor) karşımıza sıkça çıkar. söz gelimi, gotik edebiyat neredeyse bunun örneklerinden ibarettir. şu anda bu janrın önde gelen temsilcilerinden sayılan ann radcliffe, başından sonuna kadar doğaüstü olaylarla doldurduğu romanlarını, son kısmında mantıklı açıklamalara kavuşturarak aslında gotiğin altındaki felsefeye ters düşen bir “sözde gotik” yaratmıştır.

scooby-doo bölümlerinin bir ortak yanı da, değişmez bir olay örgüsüne sahip olmasıdır. ben bir zamanlar propp'un masal çözümleme metodu'na özenip scooby-doo’ların izleğini formüle etmeye girişmiştim. o yüzden size klasik bir bölümde gerçekleşecek olayları şaşmaz bir biçimde pekala anlatabilirim.

kahramanlarımız, gizem makinesi adını verdikleri, üzeri rengarenk boyalı bir volkswagen minibüsle yolculuk yapmaktadırlar.

hedeflerine varmak üzereyken doğaüstü görünümlü bir yaratık yollarına çıkar ve onlara gözdağı verir, sonra kaybolur.

vardıkları yerde, gavurun “red herring” dediği, amacı okuru ters köşeye yatırmak olan iki ya da üç karakterle tanışırlar. bunların hepsinin de ortak bir noktası vardır. bu nokta soyut (bir amaç) ya da somut (bir nesne) olabilir.

tehdit tekrar baş gösterir, kahramanlarımızın korkup kaçtıkları bir kovalamaca yaşanır. ortaya çıkan “yaratık” bir ipucu bırakır ardında.

bu ipucundan yola çıkan ekip suçluyu saptar ama bu bilgiyi kimseyle paylaşmaz.

suçluya tuzak kurulur, scooby-doo ve shaggy yem olarak kullanılır. buna yanaşmayan kapitalist köpek, ancak rüşvet verildiğinde rıza gösterir.

suçlu yakalanır, merasimle maskesi düşürülür. herkes dört kafadara suçlunun kimliğini nasıl tespit ettiklerini sorar, onlar da ipuçlarından yola çıkarak nasıl şüphelileri elediklerini anlatırlar.

scooby-doo maskaralık yapar, öykü biter.

işin ilginç yanı, izlediğim bölümün gerek olay örgüsü gerekse altında yatan felsefe bakımından bu kalıpların çok dışında kalmasıydı. nitekim, sonunda cadı gerçekten bir cadının hayaleti, büyücü gerçek bir büyücü ve kitap da gerçek bir sihir kitabı çıktı. gizem, gizem ekibi’ne bir çalım atmış ve galip gelmişti.

bu, neredeyse elli yıldır yayımlanmakta olan bir çizgi dizinin (kitapları da cabası) dünya görüşünde akıl almaz bir değişim demek. yayımlanmış yüzlerce bölümünde doğaüstü diye bir şey olmadığını kanıtlamaya ant içen scooby-doo, artık bu çabasından vazgeçmiş ve varoluş amacını, itici gücünü yitirmiş görünüyor. kanadalı edebiyat eleştirmeni northrop frye, mevsimsel döngünün bir yansıması olarak yazınsal türlerin de devridaim içinde olduğunu, yeri geldiğinde “romans”ın da tekrar yükseleceğini savunuyordu. anlaşılan bu mevsim değişikliğinden bizim scooby de nasibini almış.
devamını gör...

bilgisayar bilgisi ve bilgisayarı olmayan için zor bir durum.
devamını gör...

yönlendiremediğiniz kadınlarla birlikte olmadığınız için düşünmek istediğiniz şeydir.
ama bütün kadınların böyle olmadığı gerçeğini söylemek zorundayım, üzgünüm sizin için.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim