werther etkisi
intihar kelimesi nişanyan sözlüğe göre arapça “nahr” kökünden türemiştir. “nahr”, sözlükte bir hayvanı kesmek, boğazlamak anlamına gelmektedir. intihar ''nahr'' dan türemiş olup ''kendini öldürmek'' , öz kıyım'' demektir.
intihar eden, kendini öldüren kimseye ise ''müntehir'' denir.
şimdi adamın biri ( goethe) 1774'te bir kitap yazıyor. kitabın ismi ''genç werther’in acıları''...
bu kitapta ''esas oğlan'' aşkına karşılık bulamadığından intihar ediyor. kitap o kadar etkili bir dille yazılılıp bir çok dile çevriliyor ancak; avrupalı gençler werther gibi giyinmeye başlıyorlar.
bir çok kişi üzerinde werther'in kıyafetleri varken intihar etmiş bir biçimde bulunur. intihar edenlerin yanlarında bu kitap bulunur. bu bir toplu intihar vakasıdır. bunun üzerine kitap yasaklanır.
işte bu romanın etkisiyle salgın gibi büyüyen seri intihar vakalarına ''werther etkisi'' deniyor.
bu olay neticesinde toplumda intihar vakaların haberlerini romanlarını vss istatistik tutmuş adamlar. birde bakmışlar ki; medyada bir intihar haberi verildiğinde intihar hızı artıyor.
yine benzer bir olay new yorkta meydana geliyordu. kendini oksijensiz öldürmek diye bir kitap yazılıyor ve intihar olaylarında müthiş bir artış meydana geliyordu. üstelik ölenlerin yanında bu kitap bulunuyordu.
örnekleri artırlabiliriz; kurt kobain'in ölümden sonra intihar haberleri nedeniyle intihar vakalarındaki artış... iş öyle bir noktaya geliyor ki who gazetecilere intiharla ilgili olaylar hakkında nasıl sunuş yapmaları gerektiğine dair bir kılavuz hazırlıyordu.
değerli arkadaşlar;
toplu intihar bir salgındır, burada asıl olay özdeşleşmedir. bu özdeşlik içerisinde intihar eden kişiye ''özendirme'' ile taklit intiharlar artar.
bu sebeple intihar haberlerinin sunuluş biçimleri ile ilgili medyaya sorumluluklar düşmektedir.
dergipark.org.tr/tr/downloa...
intihar eden, kendini öldüren kimseye ise ''müntehir'' denir.
şimdi adamın biri ( goethe) 1774'te bir kitap yazıyor. kitabın ismi ''genç werther’in acıları''...
bu kitapta ''esas oğlan'' aşkına karşılık bulamadığından intihar ediyor. kitap o kadar etkili bir dille yazılılıp bir çok dile çevriliyor ancak; avrupalı gençler werther gibi giyinmeye başlıyorlar.
bir çok kişi üzerinde werther'in kıyafetleri varken intihar etmiş bir biçimde bulunur. intihar edenlerin yanlarında bu kitap bulunur. bu bir toplu intihar vakasıdır. bunun üzerine kitap yasaklanır.
işte bu romanın etkisiyle salgın gibi büyüyen seri intihar vakalarına ''werther etkisi'' deniyor.
bu olay neticesinde toplumda intihar vakaların haberlerini romanlarını vss istatistik tutmuş adamlar. birde bakmışlar ki; medyada bir intihar haberi verildiğinde intihar hızı artıyor.
yine benzer bir olay new yorkta meydana geliyordu. kendini oksijensiz öldürmek diye bir kitap yazılıyor ve intihar olaylarında müthiş bir artış meydana geliyordu. üstelik ölenlerin yanında bu kitap bulunuyordu.
örnekleri artırlabiliriz; kurt kobain'in ölümden sonra intihar haberleri nedeniyle intihar vakalarındaki artış... iş öyle bir noktaya geliyor ki who gazetecilere intiharla ilgili olaylar hakkında nasıl sunuş yapmaları gerektiğine dair bir kılavuz hazırlıyordu.
değerli arkadaşlar;
toplu intihar bir salgındır, burada asıl olay özdeşleşmedir. bu özdeşlik içerisinde intihar eden kişiye ''özendirme'' ile taklit intiharlar artar.
bu sebeple intihar haberlerinin sunuluş biçimleri ile ilgili medyaya sorumluluklar düşmektedir.
dergipark.org.tr/tr/downloa...
devamını gör...
hayatından sürekli birilerinin eksilmesi
hayatımızda olması gereken kişiler biz büyük bir çaba sarf etmeden de olacak kişilerdir. onlar iyi ki dediğimiz gruptadır.
diğer eksilen, hayatımızda yeri olmayan kişiler ise onlar için ne yapsak nafile. isterseniz çok sevin, isterseniz gitmemesi için elinizden geleni yapın, bir kılıf bulur gider. böyle kişiler kısa hayatımızda zaman kaybıdır, salın gitsinler, geri dönmeye çalışanlar olacaktır illa ama o eski siz değilsinizdir ve en doğru karar ile iyi ki yoksun iyi ki gittin, dersiniz.
diğer eksilen, hayatımızda yeri olmayan kişiler ise onlar için ne yapsak nafile. isterseniz çok sevin, isterseniz gitmemesi için elinizden geleni yapın, bir kılıf bulur gider. böyle kişiler kısa hayatımızda zaman kaybıdır, salın gitsinler, geri dönmeye çalışanlar olacaktır illa ama o eski siz değilsinizdir ve en doğru karar ile iyi ki yoksun iyi ki gittin, dersiniz.
devamını gör...
bir yazar neden yeşil nick alır sorunsalı
(bkz: yeşil nick alınca havalı olduğunu sanan yazar)
(bkz: renkli mahlas alıp kendini üstün zannetmek)
(bkz: yeşil nickli yazarları beğenmiyoruz kampanyası)
biraz daha yaratıcılık artık, lütfen...
(bkz: renkli mahlas alıp kendini üstün zannetmek)
(bkz: yeşil nickli yazarları beğenmiyoruz kampanyası)
biraz daha yaratıcılık artık, lütfen...
devamını gör...
yazarlar bir yüzyüzeyken konuşuruz şarkısı olsaydi
(bkz: kazılı kuyum)
ama karşımdaki beni görmüyor
ruhum alev aldı sönmüyor
ben dönüyorum, dünyam dönmüyor.
ama karşımdaki beni görmüyor
ruhum alev aldı sönmüyor
ben dönüyorum, dünyam dönmüyor.
devamını gör...
morior invictus
aslında bir kişiden ziyade bir devletin fethedilememiş olmasını kasteden latince söz fakat şu var ki kişiler için de kullanılabilir. bir benzeri invictus maneo'dur ki o da fethedilmedim/yenilmedim hatta zaman zaman asla fethedilmem ve/veya ele geçirilmem anlamında kullanılıyor.
devamını gör...
hayatın en acımasız gerçeği
ölüm...az evvel aynı odada yatan huzurevinden gelmiş karı koca olan hastanın eşi vefat ederken digerini odadan cıkarmak zorunda kaldık. amca vefat etti, teyze diger odada ağlıyor. coluk cocuk yanlarında degil, kuru iki bavulla gelmişler kıyamam. hayat arkadaşına son bakış, son veda. ıste böyle bitiyor gidiyor herşey.
devamını gör...
sevgisizlikten canına kıyan gencin mektubu
sosyal medyanin ne kadar ikiyüzlü oldugunu bi kez daha anlıyoruz. bakiyorum yine herkes cok duyarli,cok üzülmüş.... burada bile bazen denk geldiğim yok fakir erkegi sadece annesi sever,sisman insan iticiligi,cirkin insan ozguveni vs tarzi basliklar acip insanlari dışlayan,ötekilestiren,öz guvenini yerle bir edip sosyal iliskilerini kopma noktasina getiren bizler değilmiş gibi gelmis ne kadar üzüldüğümüzu yaziyoruz... bazı yerlerde hemcinslerimin soyle yorumlara denk geldim; keske bi yerde denk gelseydik dertlesseydik yazmis... adam yaniniza saat sormaya gelse bile tipine,kıyafetine bakip muhatap bile olmayacaktiniz belki de. "dünya hassas kalpler icin cehennemdir" bazen bu sözü iliklerime kadar hissediyorum...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının uzmanlık alanları
devamını gör...
erdoğan'ın bu ülkede gençlere her şey veriliyor demesi
verilmez mi yahu; kan, gözyaşı, yalnızlık, çaresizlik, karamsarlık aklınıza gelecek tüm hüzünlü kelimeler gençlik ile sarmaş dolaş bağırmak istiyorum teşeeekkkkürlerrr türkiyeeeee!!!
devamını gör...
erkeklerin sürekli fotoğraf istemesi
istemeye gerek kalmadan gönderen ve bizden önce fotoğraf isteyen kadınların olduğunu da hatırlatalım.
devamını gör...
40 bin ton patates 10 bin ton soğan dağıttık
yanında yağ da dağıtsınlar. bu şekilde zor oluyor sokmam.
devamını gör...
sözlük hassas kalpler için cehennemdir
sayın hassas, tamamıyla sizi yüceltmek adına yaptığım bir eylemdir bu hârikane ukdeyi bırakmak. profilinize her adım attığımda bana göz kırpıp istisnasız güldüren, sonundaki yak yak sigarasıyla beni benden alan bu yorumun bir bakınızı olmalıydı artık. hıı hıı.
devamını gör...
en kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir
dayanılması güç durumdur belirsizlik. önünü arkasını düşünmek bir sürü ihtimaller sonucun kötü olmasını da istemeyince belirsizliğe tahammül ediyor insan sonra orada boğuluyor maalesef.
devamını gör...
covid-19'un yararları
akraba ziyaretlerinin bitmesi.
devamını gör...
spontane radyo yayını
pazartesi stresini ve yorgunluğunu biraz olsun üzerimizden atmamızı sağlayacak, tüm hızıyla gelişmeye devam eden radyonun yeni ve merakla beklediğim bir başka yayını. mevzu bahis "rock" olunca ne yazık ki kafamın kaldırmadığı olabiliyor fakat ilk programın sonuna kadar mutlaka yerimi alacağım yayın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir gece yarısı
gündüz kendini saklayan çocuk
çıktı dışarı.
bir parka gitti ve salıncakların yanına geldi.
gökyüzüne baktı, gökyüzü çıplaktı.
bulutsuz ve yıldızlar görünüyordu.
bir hayli memnun oldu.
oturdu salıncağa,
yere sürttü ayaklarını ve ittirdi kendini.
geriye doğru salındı, biraz da hızlandı.
gözleri kapalı ve başı göğe dönük vaziyetteydi.
sonra gözlerini açtı. yıldızlar hemen üzerindeydi
biraz daha yükseğe çıksa sanki yetişecekti.
sallandı, sallandı, sallandı.
anın büyüsüne kapılıp hayallere daldı.
gündüz kendini saklayan çocuk
çıktı dışarı.
bir parka gitti ve salıncakların yanına geldi.
gökyüzüne baktı, gökyüzü çıplaktı.
bulutsuz ve yıldızlar görünüyordu.
bir hayli memnun oldu.
oturdu salıncağa,
yere sürttü ayaklarını ve ittirdi kendini.
geriye doğru salındı, biraz da hızlandı.
gözleri kapalı ve başı göğe dönük vaziyetteydi.
sonra gözlerini açtı. yıldızlar hemen üzerindeydi
biraz daha yükseğe çıksa sanki yetişecekti.
sallandı, sallandı, sallandı.
anın büyüsüne kapılıp hayallere daldı.
devamını gör...
linç yerim korkusuyla düşünceleri özgürce söyleyememek
inanışla ilgili herhangi bir cümle.
a inanışı b inanışı (hahah ben bunu genelde a partisi b partisi olarak kullanırdım valla buraya da uydu.) fark etmiyor. tahammül edemiyoruz birilerinin bizden başka bir şeye inanıyor olmasına. gerçi hoş oraya kadar nelere tahammül edemiyoruz ama inanç bam telimiz galiba.
aile içi ya da arkadaş toplantılarında misal ben inandıkları dine herhangi bir söz söylemeden sadece inanmadığımı dile getirmem bile herkesi sinirlendiriyor. inanmıyor olmam bile hakaret gibi algılanıyor.
burada bir gün inanmadığımı dile getirdim ve 5 kişi takipten çıktı. yani normalde fark etmem 2 kişi gelir 3 kişi gider ok. ama o dakika olması garip gelmişti. yani zaten takip eden aşağı yukarı beni tanır kendi halimde biriyim kimsenin fikrine saldırmam (tabi fikirse - hakaret ya da alaysa orda dur.) yani demeye çalıştığım inanmadığını söylemen ya da güne bir ayet bırakman fark etmeden sırf inandığın 'kutsal' uğruna ötelene biliyorsun.
sağlık olsun napalım hahah.
a inanışı b inanışı (hahah ben bunu genelde a partisi b partisi olarak kullanırdım valla buraya da uydu.) fark etmiyor. tahammül edemiyoruz birilerinin bizden başka bir şeye inanıyor olmasına. gerçi hoş oraya kadar nelere tahammül edemiyoruz ama inanç bam telimiz galiba.
aile içi ya da arkadaş toplantılarında misal ben inandıkları dine herhangi bir söz söylemeden sadece inanmadığımı dile getirmem bile herkesi sinirlendiriyor. inanmıyor olmam bile hakaret gibi algılanıyor.
burada bir gün inanmadığımı dile getirdim ve 5 kişi takipten çıktı. yani normalde fark etmem 2 kişi gelir 3 kişi gider ok. ama o dakika olması garip gelmişti. yani zaten takip eden aşağı yukarı beni tanır kendi halimde biriyim kimsenin fikrine saldırmam (tabi fikirse - hakaret ya da alaysa orda dur.) yani demeye çalıştığım inanmadığını söylemen ya da güne bir ayet bırakman fark etmeden sırf inandığın 'kutsal' uğruna ötelene biliyorsun.
sağlık olsun napalım hahah.
devamını gör...
yazarların hayat felsefesi
gece 2 ' den sonra asla karar verme.
gidebildiğin yere kadar sür arabayı. benzin biterse de yürürsün.
( araba ve benzin mecazdır) .
gidebildiğin yere kadar sür arabayı. benzin biterse de yürürsün.
( araba ve benzin mecazdır) .
devamını gör...
oruç
kendisi ile çelişen ibadet.
tok açın halinden anlasın diye derlerdi eskiden.
o zaman fakirler neden oruç tutmak zorunda?
adam kendi halini anlasın diye mi?
zaten yetersiz besleniyorlar. üstüne bir de öğün azaltıyor!
zengin için ise tam komedi.
adamların sahurları ve iftarları kral sofralarından hallice.
kilosu 1000 tl olan hurma ile iftar açıp adına sünnet diyor!
uzar da uzar...
tok açın halinden anlasın diye derlerdi eskiden.
o zaman fakirler neden oruç tutmak zorunda?
adam kendi halini anlasın diye mi?
zaten yetersiz besleniyorlar. üstüne bir de öğün azaltıyor!
zengin için ise tam komedi.
adamların sahurları ve iftarları kral sofralarından hallice.
kilosu 1000 tl olan hurma ile iftar açıp adına sünnet diyor!
uzar da uzar...
devamını gör...
ketçap
ketçap ve mayonez çoğumuzun gün içinde karşılaştığı soslardan en bilinenleri. peki lezzet katmak mıydı tek görevleri?
ilk olarak bir doktordan bahsedelim: john cook bennett (1804 - 1867). doktorluğun yanında bir lider olarak da bilinen john c. bennet'ın namı pek de istediği gibi bitmemişti. zamanında başkanlık ve tümgenerallik gibi sıfatlar da üstlenmiş john; 1842 yılında, 11 mayıs'ta kiliseden aforoz edilmişti. eşcinsellik, izinsiz çok eşlilik tarzı söylentilerin yanında, güvenilir doktorluk konumunu kullanarak kadınlar ile ilişkiye girdiği ortaya çıktı. yani namı zedelenmiş bir doktordu.
fakat doktor olarak ele alırsak, 1834 yılında; o zamanlar balık ve mantar karışımından yapılan ketçabın içine domates ekledi. bu da sosa bir sürü vitaminin ve antioksidan ilave edilmesi anlamına geliyordu, 1800'lü yıllarda ketçabın ilaç olarak kullanılması sonucunu doğurdu. domateslerin zehirli olduğu inancının hakim olduğu o dönemlerde bir makalede domateslerin zehirli olmaktan uzak bir şekilde diyareden sarılığa birçok hastalığa iyi geldiğini okuyan bennett, insanları domatesleri pişirmeye; sos olarak kullanmaya teşvik etti.
ilaç mevzusu ise biraz karışık. ya bennett ketçabı hap haline getirdi ve sattı ki diğer satıcılar bir taklit ürünü olarak bunu örnek aldılar ya da 1830'larda bir girişimci olan ve o zamanlar başka bir hap satan alexander miles ile karşılaştı ve ikisi birleşerek ilacı sattılar. bunun dışında, bennett'ten bağımsız olarak tabii ki bu ilaçlar piyasanın dikkatini çekmişti ve taklitçileri çıkmıştı. bir diğer hikayeye göre de bennett'in ilişkisi kendisine doktor diyen fakat bir satıcı olan archibald miles ile oldu. girişimci ''dr miles'ın bileşik domates özü'' adında bir ilaç satmaya başladı. romatizma, safra, öksürük gibi hastalıkların tedavisi vaat ediliyordu... uzun lafın kısası domates özü denen tarif ülkeyi kasıp kavurdu. reklamları yapıldı, müşteri kitleleri oluştu. vaatler abartıldı...
ketçabın tıp devri ise taklitçilerin ve yalancıların abartıları ve insanların bunları saçma bulması ile bitti. uzun yıllar süren popülerliği; içinde bilim insanlarının da bulunduğu büyük kitleleri ketçaba-piyasaya çekti. hakkında yapılan araştırmalar ve bilimsel veriler bu hapların aldatmacadan başka bir şey olmadığını gösteriyordu. 1840'lı 50'li yıllarda ketçabın tıp devri son bulmuş oldu.
her ne kadar bir ilaç olarak söylenen hastalıklara iyi geldiği bir aldatmaca olsa da o vakte kadar şeytanın meyvesi olarak görülen domateslere olan ön yargı kırılmıştı. ve ketçabın günümüzde bir çeşni olarak bu kadar popüler olmasında payı olmuştu.
kaynak ve daha fazlası: inshorts.com, ripleys.com, historyofyesterday.com, thedailymeal.com, foodbeast.com, twistedfood.co.uk, wikipedia
ilk olarak bir doktordan bahsedelim: john cook bennett (1804 - 1867). doktorluğun yanında bir lider olarak da bilinen john c. bennet'ın namı pek de istediği gibi bitmemişti. zamanında başkanlık ve tümgenerallik gibi sıfatlar da üstlenmiş john; 1842 yılında, 11 mayıs'ta kiliseden aforoz edilmişti. eşcinsellik, izinsiz çok eşlilik tarzı söylentilerin yanında, güvenilir doktorluk konumunu kullanarak kadınlar ile ilişkiye girdiği ortaya çıktı. yani namı zedelenmiş bir doktordu.
fakat doktor olarak ele alırsak, 1834 yılında; o zamanlar balık ve mantar karışımından yapılan ketçabın içine domates ekledi. bu da sosa bir sürü vitaminin ve antioksidan ilave edilmesi anlamına geliyordu, 1800'lü yıllarda ketçabın ilaç olarak kullanılması sonucunu doğurdu. domateslerin zehirli olduğu inancının hakim olduğu o dönemlerde bir makalede domateslerin zehirli olmaktan uzak bir şekilde diyareden sarılığa birçok hastalığa iyi geldiğini okuyan bennett, insanları domatesleri pişirmeye; sos olarak kullanmaya teşvik etti.
ilaç mevzusu ise biraz karışık. ya bennett ketçabı hap haline getirdi ve sattı ki diğer satıcılar bir taklit ürünü olarak bunu örnek aldılar ya da 1830'larda bir girişimci olan ve o zamanlar başka bir hap satan alexander miles ile karşılaştı ve ikisi birleşerek ilacı sattılar. bunun dışında, bennett'ten bağımsız olarak tabii ki bu ilaçlar piyasanın dikkatini çekmişti ve taklitçileri çıkmıştı. bir diğer hikayeye göre de bennett'in ilişkisi kendisine doktor diyen fakat bir satıcı olan archibald miles ile oldu. girişimci ''dr miles'ın bileşik domates özü'' adında bir ilaç satmaya başladı. romatizma, safra, öksürük gibi hastalıkların tedavisi vaat ediliyordu... uzun lafın kısası domates özü denen tarif ülkeyi kasıp kavurdu. reklamları yapıldı, müşteri kitleleri oluştu. vaatler abartıldı...
ketçabın tıp devri ise taklitçilerin ve yalancıların abartıları ve insanların bunları saçma bulması ile bitti. uzun yıllar süren popülerliği; içinde bilim insanlarının da bulunduğu büyük kitleleri ketçaba-piyasaya çekti. hakkında yapılan araştırmalar ve bilimsel veriler bu hapların aldatmacadan başka bir şey olmadığını gösteriyordu. 1840'lı 50'li yıllarda ketçabın tıp devri son bulmuş oldu.
her ne kadar bir ilaç olarak söylenen hastalıklara iyi geldiği bir aldatmaca olsa da o vakte kadar şeytanın meyvesi olarak görülen domateslere olan ön yargı kırılmıştı. ve ketçabın günümüzde bir çeşni olarak bu kadar popüler olmasında payı olmuştu.
kaynak ve daha fazlası: inshorts.com, ripleys.com, historyofyesterday.com, thedailymeal.com, foodbeast.com, twistedfood.co.uk, wikipedia
devamını gör...