e-kitap vs normal kitap
e- kitap daha mantıklı ama ben okuyamıyorum. bir kere geçenlerde kaynak ararken denedim, gözlerim kör oluyordu resmen. çağımızın gerekliliği olsa da bu konuda gelenekselciliği tercih ediyorum.
devamını gör...
sokak kedilerine bir damla su vermeyin
doğru, bir damla az olur. cimri misiniz? bol bol koyun şu suları.
devamını gör...
dünyamızı değiştiren on iki hastalık
ırwın w. sherman'ın yazmış olduğu bu kitabın mesajı oldukça net: geçmiş salgınları anlamak, gelecekteki salgınlara daha iyi hazırlanmamızı sağlayabilir.
hep beraber bir pandemiye tanıklık ettiğimiz bu zor günlerde ben de okumalarıma bir salgın tarihi kitabı eklemek istedim. öncelikle kitap oldukça kapsamlı.
genel olarak kitap on iki başlık altında toplanmış. sırasıyla: porfiri, hemofili, irlanda patates mantarı, kolera, çiçek, hıyarcık vebası, frengi, verem, sıtma, sarıhumma, grip, aids.
kitap sadece salgın tarihi üzerine bir yorum değil sonuçları açısından da mükemmel bir değerlendirme sunuyor. örneğin hemofilinin, avrupa'da monarşinin bitmesinin en büyük sebebi olması gibi. bir diğer örnek olarak irlanda patates mantarının tüm irlanda'yı göçe sürüklemesi ve şuan ki abd halkının onda birinin irlanda kökenli olması sonucu gibi.
salgının sebebi, gelişimi, sosyal ve kültürel sonuçları gibi alt dallar ile hazırlanmış bu kitap kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. özellikle içinde bulunduğumuz şu dönemde aslında bizlere çokça şey gösterecektir bu kitap. eğer bir araştırma kitabı meraklısıysanız bu kitap tam size göre. bolca altı çizilecek, üzerine araştırma yapılması gerekecek bilgi mevcut.
bugünü anlayabilmek için geçmişe bakmamız gerek. bu kitap da bizi yaşanmış salgın yıllarında bir gezintiye çıkarıp, insanlık için bu salgının ne ilk ne de son olduğunu gösterecek.
hep beraber bir pandemiye tanıklık ettiğimiz bu zor günlerde ben de okumalarıma bir salgın tarihi kitabı eklemek istedim. öncelikle kitap oldukça kapsamlı.
genel olarak kitap on iki başlık altında toplanmış. sırasıyla: porfiri, hemofili, irlanda patates mantarı, kolera, çiçek, hıyarcık vebası, frengi, verem, sıtma, sarıhumma, grip, aids.
kitap sadece salgın tarihi üzerine bir yorum değil sonuçları açısından da mükemmel bir değerlendirme sunuyor. örneğin hemofilinin, avrupa'da monarşinin bitmesinin en büyük sebebi olması gibi. bir diğer örnek olarak irlanda patates mantarının tüm irlanda'yı göçe sürüklemesi ve şuan ki abd halkının onda birinin irlanda kökenli olması sonucu gibi.
salgının sebebi, gelişimi, sosyal ve kültürel sonuçları gibi alt dallar ile hazırlanmış bu kitap kesinlikle okunmalı diye düşünüyorum. özellikle içinde bulunduğumuz şu dönemde aslında bizlere çokça şey gösterecektir bu kitap. eğer bir araştırma kitabı meraklısıysanız bu kitap tam size göre. bolca altı çizilecek, üzerine araştırma yapılması gerekecek bilgi mevcut.
bugünü anlayabilmek için geçmişe bakmamız gerek. bu kitap da bizi yaşanmış salgın yıllarında bir gezintiye çıkarıp, insanlık için bu salgının ne ilk ne de son olduğunu gösterecek.
devamını gör...
xianyang
zhou hanedanı ve qin hanedanı'na başkentlik yapmış olan şehir. günümüzde eyalet büyüklüğündedir. qin shi huang'ın toprak askerleri de bu şehirdedir. çin'in ilk imparatorluk başkentidir.
günümüz çin halk cumhuriyeti topraklarının kuzeyinde bulunan bu şehir, qin hanedanı döneminde hem doğal bir savunma hattına; hem de tarımsal olarak kendi kendine yetecek büyüklükte tarım arazilerine sahipti. haliyle imparatorluktaki başka hiçbir şehirden gelecek erzaklara ihtiyaç duymadan kendi kendine yetebilirdi.
qin hanedanı sarayına ek olarak, qin shi huang'ın fethettiği krallıkların saraylarının benzerleri de bu şehrin içinde bulunurmuş. bir nevi "hepiniz benimsiniz artık" demiş qin amca bu hareketiyle.
qin shi huang, bu şehrin sahip olduğu tarım arazilerini kolayca yönetebilmek adına toprak reformları yapmıştır. çin'de toprak parselleme ilk defa bu zamanda yapılmış. ayrıca ziraat üzerine araştırmalar yapılmış ve ziraat üzerine çokça makale kaleme alınmıştır.
qin hanedanı'na karşı isyan başlatan xiang yu, liu bang bu şehri alınca zorla elinden geri alır. bunun sebebi xiang yu'nun tekrar çin krallıklarının tek çatı altına girmesini istememesidir. bunun da çok çeşitli sebepleri vardır. elbette, liu bang'ın da ikinci bir qin shi huang olmasından korkmuştur kendisi. ama kaderin önüne set çekilemiyor işte.*
xiang yu, liu bang'ın elinden bu şehri alınca "bir daha qin shi huang gibi imparatorlar çıkmasın" diye şehri yakar. şehirle birlikte imparatorluk arşivi de yanar. bazı tarihçiler bunu çin kültürünün aldığı derin bir yara olarak yorumlarken, bazıları "çok da fazla bir kayıp olmadı aslında. çok fazla kayıp olsa çin klasikleri günümüze ulaşamazdı." demekte.
günümüz çin halk cumhuriyeti topraklarının kuzeyinde bulunan bu şehir, qin hanedanı döneminde hem doğal bir savunma hattına; hem de tarımsal olarak kendi kendine yetecek büyüklükte tarım arazilerine sahipti. haliyle imparatorluktaki başka hiçbir şehirden gelecek erzaklara ihtiyaç duymadan kendi kendine yetebilirdi.
qin hanedanı sarayına ek olarak, qin shi huang'ın fethettiği krallıkların saraylarının benzerleri de bu şehrin içinde bulunurmuş. bir nevi "hepiniz benimsiniz artık" demiş qin amca bu hareketiyle.
qin shi huang, bu şehrin sahip olduğu tarım arazilerini kolayca yönetebilmek adına toprak reformları yapmıştır. çin'de toprak parselleme ilk defa bu zamanda yapılmış. ayrıca ziraat üzerine araştırmalar yapılmış ve ziraat üzerine çokça makale kaleme alınmıştır.
qin hanedanı'na karşı isyan başlatan xiang yu, liu bang bu şehri alınca zorla elinden geri alır. bunun sebebi xiang yu'nun tekrar çin krallıklarının tek çatı altına girmesini istememesidir. bunun da çok çeşitli sebepleri vardır. elbette, liu bang'ın da ikinci bir qin shi huang olmasından korkmuştur kendisi. ama kaderin önüne set çekilemiyor işte.*
xiang yu, liu bang'ın elinden bu şehri alınca "bir daha qin shi huang gibi imparatorlar çıkmasın" diye şehri yakar. şehirle birlikte imparatorluk arşivi de yanar. bazı tarihçiler bunu çin kültürünün aldığı derin bir yara olarak yorumlarken, bazıları "çok da fazla bir kayıp olmadı aslında. çok fazla kayıp olsa çin klasikleri günümüze ulaşamazdı." demekte.
devamını gör...
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
benimdir efenim. bu çağın insanı olduğumu düşünmüyorum. çok küçük örnekle açıklayayım;
tik tok şarkılarından haz almıyorum. zeki müren,orhan gencebay,müzeyyen senar dinlerken ruhum arşa çıkıyor. bu çağda şarkılar ruhu arşa çıkarmaya yönelik değilde (bkz: uçkur) u arşa çıkarmaya yönelik.
tik tok şarkılarından haz almıyorum. zeki müren,orhan gencebay,müzeyyen senar dinlerken ruhum arşa çıkıyor. bu çağda şarkılar ruhu arşa çıkarmaya yönelik değilde (bkz: uçkur) u arşa çıkarmaya yönelik.
devamını gör...
sahip olamadığı mesleği küçümsemek
kişinin sahip olamadığı ya da her ne hikmetse sahip olma hakkına sahip olsa da tercih etmediği mesleği küçümsemesi, aşağılaması sorunudur. ülkede en çok öğretmenlerle ilgili olanı meşhurdur. bu kişilerin çoğu da öğretmenleri görünce hürmet edip sonra da arkalarından konuşur. ikiyüzlülüğe gerek yoktur. herkes uzmanlık alanıyla ilgilenmeli, cahilce eleştiri yapmamalıdır.
devamını gör...
yeni başlayacaklara fantastik kurgu kitap önerileri
kuran.
devamını gör...
küme tipi baş ağrısı
başta incelmiş bir kan damarının yırtılması (anevrizma rüptürü) veya tümör* risklerinin göz ardı edilmemesi gereken ağrı.
ek olarak; bazı hastaların intihar sebebidir. ağrı şiddeti kıyaslanamaz ölçüde olabilir.
ek olarak; bazı hastaların intihar sebebidir. ağrı şiddeti kıyaslanamaz ölçüde olabilir.
devamını gör...
kokusu yaşam sevincini artıran şeyler
lavanta kokusu.
devamını gör...
kadınların atatürk'e şükran duymaması
(bkz: yemek yediği kaba pislemek).
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
kolamı cipsimi hazırlayıp dinlemeye başladığım yayın. arkadaşımla muhabbet ediyormuşum gibi hissettiriyor hoş sohbetli yayıncımız. felsefi-bilimsel konuları kendi yorumlarıyla/hikayelerle karıp anlatıyor. müzik seçimleri güzel, emeğinize sağlık efenim.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama öyle, her aceleniz çıktığında, çağrı düğmesine basılan asansörün hep gideceğiniz istikametin tersine hareket etmesi ve bu da yetmezmiş gibi sizden önce binen yaramaz bir veledin asansörün her düğmesine basmış olması gibi sizi bir miktar yolunuza geciktiren; yahut, ismi uzaktan olup da, televizyonun dibine kadar girmeden asla ses açamadığınız/kısamadığınız, kanal değiştiremediğiniz yakından kumandalar gibi yadsınamayacak derecede sinir bozucu bir günaydın değil elbet...
annenizin, eşinizin, yahut partnerinizin ''şunu açar mısın'' diye uzattığı kavanozun kapağını, herkül edasıyla şakkadanak açmışsınız gibi göğsünüzü kabartan, size grekoromen güreşte ülkenize altın madalya kazandırmışsınız ve birazdan podyuma çıktığınızda herkesin adınızı haykıracağını duyuyormuşsunuz gibi hissettiren bir günaydın...
ama öyle, her aceleniz çıktığında, çağrı düğmesine basılan asansörün hep gideceğiniz istikametin tersine hareket etmesi ve bu da yetmezmiş gibi sizden önce binen yaramaz bir veledin asansörün her düğmesine basmış olması gibi sizi bir miktar yolunuza geciktiren; yahut, ismi uzaktan olup da, televizyonun dibine kadar girmeden asla ses açamadığınız/kısamadığınız, kanal değiştiremediğiniz yakından kumandalar gibi yadsınamayacak derecede sinir bozucu bir günaydın değil elbet...
annenizin, eşinizin, yahut partnerinizin ''şunu açar mısın'' diye uzattığı kavanozun kapağını, herkül edasıyla şakkadanak açmışsınız gibi göğsünüzü kabartan, size grekoromen güreşte ülkenize altın madalya kazandırmışsınız ve birazdan podyuma çıktığınızda herkesin adınızı haykıracağını duyuyormuşsunuz gibi hissettiren bir günaydın...
devamını gör...
genco erkal
28 mart 1938 doğumlu, aynı zamanda psikoloji bölümü mezunu tiyatro oyuncusu ve eğitmen. ne yazık ki değeri bilinmeyen sanatçılarımızdan biri kendisi. oysa gençliğinde diğer değerli oyuncularla katıldığı oyunları izlemeyi ne çok isterdim... yaşım yetmiyor orası ayrı*.
nazım oratoryosu'nda yer alan ''yaşamaya dair''i çok seviyorum, sizlerle de paylaşmak isterim.
nazım oratoryosu'nda yer alan ''yaşamaya dair''i çok seviyorum, sizlerle de paylaşmak isterim.
devamını gör...
amat
ihsan oktay anarın 2005 yılında yayımlanan kitabıdır. yazarın benim için en iyi 3 kitabından birisidir.
17.yüzyılda geçen bir hikayeyi okuruz istanbuldan hareket eden bir geminin adıdır amat.
kitap son derece zor ve felsefi ibareler bulunduran bir kitaptır. ama bir sınır vardır o zorluğu aşarsanız eğer kitaptan alacağınız keyif yazıyla tarif edilemeyecek kadar büyüktür.
iddia ediyorum bu kitabı yabancı bir yazar yazsaydı bütün dünya konuşuyor olurdu evet coğrafya aynen anladınız demi.
peki neden bu kitap kusursuza yakın diye soracak olursanız sebeplerini saymaya çalışayım elimden geldiğince.
ilk olarak ihsan oktay anar mükemmel bir şekilde zaman döngüsünü aktarmıştır okurken şaşırır kalırsınız.
ikincisi ise dini göndermeler kuranı kerimden incile kadar göndermeler bulunur.
üçüncü olarak ihsan hoca insan ve şeytan tanrı arasındaki önemli noktaları çok ama çok güzel anlatmıştır.
dördüncü olarak kurmaca kısmına girelim istiyorum ihsan oktay anar ilk sayfadan itibaren sizi denizin derinliklerine bırakıveriyor ve keyifle kapılıp gidiyorsunuz.
beşinci olarak hayali unsurlar çok fazla ve çok keyifli ihsan hocanın poposundan uydurduğu ama gerçeğe yakın kaynaklar o kadar keyifli ki anlatamam.
daha saymakla bitmeyecek kadar sebep var lakin benim kapasitem bu kadar.
adettendir deyip sevdiğim alıntılara notlara geçelim.
--- alıntı ---
ilk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. ikinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
ganimet alırsak nasip, ölürsek de kısmet deriz .
--- alıntı ---
--- alıntı ---
siz siz olun, sakın ola ki intikam peşinde koşan bir reisin gemisine yazılmayın. çünkü böyle biri, ele geçirmek değil, gemiyi batırmak ister. kendi şahsi öfkesi uğruna ganimetin canına okur. denizcinin ekmeğiyle oynar.
--- alıntı ---
17.yüzyılda geçen bir hikayeyi okuruz istanbuldan hareket eden bir geminin adıdır amat.
kitap son derece zor ve felsefi ibareler bulunduran bir kitaptır. ama bir sınır vardır o zorluğu aşarsanız eğer kitaptan alacağınız keyif yazıyla tarif edilemeyecek kadar büyüktür.
iddia ediyorum bu kitabı yabancı bir yazar yazsaydı bütün dünya konuşuyor olurdu evet coğrafya aynen anladınız demi.
peki neden bu kitap kusursuza yakın diye soracak olursanız sebeplerini saymaya çalışayım elimden geldiğince.
ilk olarak ihsan oktay anar mükemmel bir şekilde zaman döngüsünü aktarmıştır okurken şaşırır kalırsınız.
ikincisi ise dini göndermeler kuranı kerimden incile kadar göndermeler bulunur.
üçüncü olarak ihsan hoca insan ve şeytan tanrı arasındaki önemli noktaları çok ama çok güzel anlatmıştır.
dördüncü olarak kurmaca kısmına girelim istiyorum ihsan oktay anar ilk sayfadan itibaren sizi denizin derinliklerine bırakıveriyor ve keyifle kapılıp gidiyorsunuz.
beşinci olarak hayali unsurlar çok fazla ve çok keyifli ihsan hocanın poposundan uydurduğu ama gerçeğe yakın kaynaklar o kadar keyifli ki anlatamam.
daha saymakla bitmeyecek kadar sebep var lakin benim kapasitem bu kadar.
adettendir deyip sevdiğim alıntılara notlara geçelim.
--- alıntı ---
ilk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. ikinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
ganimet alırsak nasip, ölürsek de kısmet deriz .
--- alıntı ---
--- alıntı ---
siz siz olun, sakın ola ki intikam peşinde koşan bir reisin gemisine yazılmayın. çünkü böyle biri, ele geçirmek değil, gemiyi batırmak ister. kendi şahsi öfkesi uğruna ganimetin canına okur. denizcinin ekmeğiyle oynar.
--- alıntı ---
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
ay beni sevenler varmış. cidden mutlu oldum.... duygusal bi honki ponkiyim şu an... ben hepinizi seviyorum ki.
devamını gör...
dragonkemal
bana hiç kafa tokuşturulacak bir adam izlenimi vermiyor. kafa bir adam ama sanki kafa tokuşturmaya kalkarsanız kafayı burnunuzun ortasına gömermiş gibi hissettim ben. o yüzden elini sıkmak daha iyi gibi sanki. müzik zevki falan klastır bu adamın. sözlük kültürü de ziyadesiyle vardır. ponçik savar bir ruhu olması hasebiyle de yeri geldikçe ilgi ile takip ederiz. tanımları da az ve özdür. nokta atışı yapar. e ne diyelim, alevin bol olsun ejderha kardeş, bol bol üflemeye devam edesin...
devamını gör...
nickaltına yazılınca mutlu olan yazar
sokakta gülümsediği bir yabancının karşılık verdiği andaki gibi bir his taşıyan yazardır.
devamını gör...
müslümanların hiç eğlenceli bayramı olmaması
bayramlarda aile ile yaptığım kahvaltının eğlencesi üst düzey benim için.
durum böyle olduğunda katılmadığım başlıktır.
durum böyle olduğunda katılmadığım başlıktır.
devamını gör...
ay karanlık
ahmed arif şiiri. cem karaca parçası. cem karaca öyle bir dehşet söyler ki buna şarkı söylemek değil şarkı yaşamak denir.
devamını gör...
bari rüyamda göreyim denilen şeyler
25 gün önce toprağa verdiğim canım babam.
edit: bu sabah babamı gördüm hem de 2 farklı rüyayla teşekkür ederim sözlük.
edit: bu sabah babamı gördüm hem de 2 farklı rüyayla teşekkür ederim sözlük.
devamını gör...