ilk yorum yapma hastalığı
yoruma 'ilk yorum' diye giriş yaparlar. bu büyük başarı bir adet bim poşeti hakediyor.
devamını gör...
sorusu olanlar gelen kutuma portakal atabilir
tabii ki atabilir, eğer yardımcı olabileceğim bir konuysa yardımcı olmak isterim.
devamını gör...
türküm özür dilerim
bu ülkede doğduğum günü.....
devamını gör...
casa vicens
barselona gibi ünlü bir şehrin kimliğinin oluşmasında önemli bir rol oynayan ve antoni gaudi tarafından tasarlanan ilk evdir.
gaudi aslında bu evi henüz 30’lu yaşlarındayken iş verenine yazlık olarak tasarlamış. ancak mimari ve sanat tarihi açısından bu hiç de sıradan bir yazlık ev olarak kalmamış elbette.

öncelikle bu ev gaudi'nin çalışma tarzı ve modern mimarlık tarihinin başlangıcı hakkında bilgi verir. aynı zamanda art nouveau’nun ilk yapılarından biri olarak kabul görür.

casa civens'te endülüs kültürü, neoklasik, katalan modernizmi ve art nouveau mimari özellikleri adeta birleşmiş ve gaudi'nin kendine has iç dünyasını dışarı vurmuştur. çünkü gaudi için önemli olan farklı stilleri bir araya getirip farklı malzemelerle özgün bir ürün ortaya koymaktı.

gaudi’nin yaptığı ilk başyapıt sayılan casa vicens, yukarıdaki saydığımız özelliklerle 6 gaudi imzalı yapıyla birlikte unesco dünya mirası listesi’ne dâhil edilmiştir.
şimdilerde müze-ev olarak hizmet veren yapının içinde gaudi'nin mobilya koleksiyonu ile ispanyol ressam francesc torrescassana i sallares'in tabloları yer almaktadır.
daha detaylı bilgi ve görseller için aşağıdaki kaynakları ziyaret edebilirsiniz;
casa vicens'e gideeer
casa vicens'e gider
gaudi aslında bu evi henüz 30’lu yaşlarındayken iş verenine yazlık olarak tasarlamış. ancak mimari ve sanat tarihi açısından bu hiç de sıradan bir yazlık ev olarak kalmamış elbette.

öncelikle bu ev gaudi'nin çalışma tarzı ve modern mimarlık tarihinin başlangıcı hakkında bilgi verir. aynı zamanda art nouveau’nun ilk yapılarından biri olarak kabul görür.

casa civens'te endülüs kültürü, neoklasik, katalan modernizmi ve art nouveau mimari özellikleri adeta birleşmiş ve gaudi'nin kendine has iç dünyasını dışarı vurmuştur. çünkü gaudi için önemli olan farklı stilleri bir araya getirip farklı malzemelerle özgün bir ürün ortaya koymaktı.

gaudi’nin yaptığı ilk başyapıt sayılan casa vicens, yukarıdaki saydığımız özelliklerle 6 gaudi imzalı yapıyla birlikte unesco dünya mirası listesi’ne dâhil edilmiştir.
şimdilerde müze-ev olarak hizmet veren yapının içinde gaudi'nin mobilya koleksiyonu ile ispanyol ressam francesc torrescassana i sallares'in tabloları yer almaktadır.
daha detaylı bilgi ve görseller için aşağıdaki kaynakları ziyaret edebilirsiniz;
casa vicens'e gideeer
casa vicens'e gider
devamını gör...
evlilik kurumunun çok saçma olması
arkadaş bir bitemediniz ya.
evlilik kurumu saçma değildir. bir insanla ömrün boyunca, dünya yıkılsa, efendime söyleyeyim yerçekimsiz ortamda muz yesek ama çilek tadı gelse falan beraber olacaksın demek de değildir. evlilik iki insanın birlikteliklerini yasal düzlemde tanıtmak istemesidir ki bu da birçok iş ve işlemin kolaylaşması anlamına gelir.
taşınırsın, ikametin otomatik olarak taşınır.
vizeye başvurursun, bunun eşi ülkede, illa ki geri gelecek, vereyim ben buna vize der konsolosluk.
oy kullanacaksındır "piştt hangi sandığa gidiyoruz yaa" diyeceğin biri olur.
kredi çekeceksindir, kredibiliten düşüktür, eşininkini gösterirsin.
bürokratik bir sürü işlem tek kişi için yapıldığında iki kişilik olmuş olur kendiliğinden.
çocuk yaparsın evrak kürek falan uğraşma işin olmaz olm en basiti, deli misiniz acaba?
anlıyorum evlenmek zorunda olmak ya da böyle hissettirilmesi mevzusuna gider yapılmaya çalışılıyor. bu konuda onlara ben de çok kırgınım. ama yani buna atarlanmak için evlilik kurumu çok saçma demek de ne bileyim... değil ya valla değil. bak evlendim boşandım ben bile diyorum yani. evlilik hayatı kolaylaştırmak için var ya. ötesi değil.
olmuyor mu boşanırsın? hayret bir şey. hiçbir evlilik boşanmak için gerçekleştirilmez evet ama hiçbir ilişki de öyle. sizin için öyle değil mi? hmm...
evlilik kurumu saçma değildir. bir insanla ömrün boyunca, dünya yıkılsa, efendime söyleyeyim yerçekimsiz ortamda muz yesek ama çilek tadı gelse falan beraber olacaksın demek de değildir. evlilik iki insanın birlikteliklerini yasal düzlemde tanıtmak istemesidir ki bu da birçok iş ve işlemin kolaylaşması anlamına gelir.
taşınırsın, ikametin otomatik olarak taşınır.
vizeye başvurursun, bunun eşi ülkede, illa ki geri gelecek, vereyim ben buna vize der konsolosluk.
oy kullanacaksındır "piştt hangi sandığa gidiyoruz yaa" diyeceğin biri olur.
kredi çekeceksindir, kredibiliten düşüktür, eşininkini gösterirsin.
bürokratik bir sürü işlem tek kişi için yapıldığında iki kişilik olmuş olur kendiliğinden.
çocuk yaparsın evrak kürek falan uğraşma işin olmaz olm en basiti, deli misiniz acaba?
anlıyorum evlenmek zorunda olmak ya da böyle hissettirilmesi mevzusuna gider yapılmaya çalışılıyor. bu konuda onlara ben de çok kırgınım. ama yani buna atarlanmak için evlilik kurumu çok saçma demek de ne bileyim... değil ya valla değil. bak evlendim boşandım ben bile diyorum yani. evlilik hayatı kolaylaştırmak için var ya. ötesi değil.
olmuyor mu boşanırsın? hayret bir şey. hiçbir evlilik boşanmak için gerçekleştirilmez evet ama hiçbir ilişki de öyle. sizin için öyle değil mi? hmm...
devamını gör...
duygusal zekası yüksek olan insanların ortak özellikleri
geçmişle barışık,
anla mutlu,
gelecekten umutlu,
kendini seven.
anla mutlu,
gelecekten umutlu,
kendini seven.
devamını gör...
en ilginç whatsapp durumları
listemdeki birisi 23.23, 22.22, 21.21 gibi saatlerde aynı sayılardan oluşan paylaşımlar yapıyor. totem mi yapıyor birilerine randevu saati mi veriyor pek anlamlandıramıyorum.
devamını gör...
arabesk
şener şen'in "allahım kör et beni" adlı şarkı performansıyla hatırladığım bir değişik filmdir. çocukluk kafasıyla nasıl çekmişler bu filmi diye diye merakla izlemiştim. daha sonraları defalarca kez izlediğimde de "nası oynayıveemişlee gaari" * diyerek izlediğim, halen nasıl bir ruh haliyle çekilmiş olduğuna anlam veremediğim ilginç güzellikteki bir filmdir.
devamını gör...
eskrima
eskrima, kali ya da arnis olarak bilinen, köken olarak filipinlere dayanmakta olan "savaş sanatı", günümüzde dünyanın çoğu noktasında erişilebilir bir öğreti olarak boy göstermektedir. ispanyolca "fencing" anlamına gelen, "esgrima" kelimesinden türemiştir. eskrim ile benzerliklerin görülmesi de işten değil haliyle.
eskrima, kılıç, sopa ve bıçak gibi silahların efektif ve agresif kullanımını barındırır. hamlelerin birçoğu saldırı odakla olmakla beraber, defansif anlamda elle tutulur bir gardı yoktur. hand to hand combat (çıplak el dövüş) ikinci tercihtir ve silaha erişim sağlanamadığı zamanlar dışında pek görülmez.
tarihine gelecek olursak, öncelikle filipinlerin şu anki durumuna kadar değinmemiz gerekir. filipinler, ekonomik anlamda sıkıntı çeken ve gelişmiş devletlerin baskısını hisseden bir ülkedir. günde üç öğün yemek yemenin çoğu yerinde lüks sayıldığı ülkede suç oranı da oldukça yüksektir.
yine eskrimanın aktif olarak uygulandığı 16. yüzyıl dönemlerinde gerçekleşmiş olan sömürge döneminde filipinlerde yoğun ispanyol baskıları yaşanmıştır. ispanyollar eskrima stilini bu dönemde öğrenmiş ve devamında ilginçtir ki tehlikeli olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır.
ispanyolların filipinlilerin kültürünü yok etmek için kitaplarını yakması ve anadilleri olan "baybadin"i yasaklaması sonrasında kültürlerini yaşatmak için türlü yollar bulmuşlardır. bunlarda eskrimanın da payı bulunmaktadır. kali/eskrima içerisindeki hareketlerini yerli dans figürlerinin arasına katmış ve "baybadin" dilinde iğne işçilikleriyle dillerinin devamını sağlamışlardır.
işte bu baybadin dilini işlemiş oldukları şeylerden biri de, eskrima-kali uygulamalarında kullanmakta oldukları el/bilek korumalıklarıdır. kalinin dansla birleştirilmiş bu yeni uygulaması, ispanyolların dikkatini çekmiş ve o korumalıkların adı olan "arnes" şeklinde adlandırılmıştır. zamanla bu kelime evrilerek "arnis" olmuştur.
günümüzde türkiye'de de efektif uygulamalarına rastlanılabilen savaş sanatı, özel askeri birliklerde verilen seminerler ve kişisel dersler ile, modern çağın savaş unsurları arasında yerini kanıtlamayı başarmıştır.
trivia
--------
eskrima sopası, tek ya da çift olarak kullanılmakla birlikte tam olarak sabit bir boyu yoktur, ideal uzunluğu kullanıcının omuz genişliği kadardır. bu da, stil içerisindeki özelleştirilebilirlik ve esneklikle ilgili ufak bir not olarak bulunsun.
eskrima, kılıç, sopa ve bıçak gibi silahların efektif ve agresif kullanımını barındırır. hamlelerin birçoğu saldırı odakla olmakla beraber, defansif anlamda elle tutulur bir gardı yoktur. hand to hand combat (çıplak el dövüş) ikinci tercihtir ve silaha erişim sağlanamadığı zamanlar dışında pek görülmez.
tarihine gelecek olursak, öncelikle filipinlerin şu anki durumuna kadar değinmemiz gerekir. filipinler, ekonomik anlamda sıkıntı çeken ve gelişmiş devletlerin baskısını hisseden bir ülkedir. günde üç öğün yemek yemenin çoğu yerinde lüks sayıldığı ülkede suç oranı da oldukça yüksektir.
yine eskrimanın aktif olarak uygulandığı 16. yüzyıl dönemlerinde gerçekleşmiş olan sömürge döneminde filipinlerde yoğun ispanyol baskıları yaşanmıştır. ispanyollar eskrima stilini bu dönemde öğrenmiş ve devamında ilginçtir ki tehlikeli olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır.
ispanyolların filipinlilerin kültürünü yok etmek için kitaplarını yakması ve anadilleri olan "baybadin"i yasaklaması sonrasında kültürlerini yaşatmak için türlü yollar bulmuşlardır. bunlarda eskrimanın da payı bulunmaktadır. kali/eskrima içerisindeki hareketlerini yerli dans figürlerinin arasına katmış ve "baybadin" dilinde iğne işçilikleriyle dillerinin devamını sağlamışlardır.
işte bu baybadin dilini işlemiş oldukları şeylerden biri de, eskrima-kali uygulamalarında kullanmakta oldukları el/bilek korumalıklarıdır. kalinin dansla birleştirilmiş bu yeni uygulaması, ispanyolların dikkatini çekmiş ve o korumalıkların adı olan "arnes" şeklinde adlandırılmıştır. zamanla bu kelime evrilerek "arnis" olmuştur.
günümüzde türkiye'de de efektif uygulamalarına rastlanılabilen savaş sanatı, özel askeri birliklerde verilen seminerler ve kişisel dersler ile, modern çağın savaş unsurları arasında yerini kanıtlamayı başarmıştır.
trivia
--------
eskrima sopası, tek ya da çift olarak kullanılmakla birlikte tam olarak sabit bir boyu yoktur, ideal uzunluğu kullanıcının omuz genişliği kadardır. bu da, stil içerisindeki özelleştirilebilirlik ve esneklikle ilgili ufak bir not olarak bulunsun.
devamını gör...
(tematik)
genetik
gregor johann mendel gregor mendel , kalıtım biliminin babası olarak anılan avusturyalı bilim insanı, mendel kanunlarının mucidi ve rahiptir. kalıtım bilimin öncüsüdür.
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
piraye’ye mektuplarından
sana tuhaf bir şey söyleyeyim mi ? ben seninle, sana dair yalnız şiir diliyle konuşabileceğim artık galiba!..
sana tuhaf bir şey söyleyeyim mi ? ben seninle, sana dair yalnız şiir diliyle konuşabileceğim artık galiba!..
devamını gör...
ölümü düşünüyorum
cahit sıtkı tarancı şiiri. 1956'da ölen şair ölüm yılı olarak 1961 demiş (!)
ölümü düşünüyorum
o büyük yalnızlık içindeyim,
kulaklarımda duymadığım bir musiki,
kaskatı kesilmişim, kalbim durmuş,
artık hiç bir şeyi görmüyor gözlerim,
içimde ne bir umut, ne yaşama zevki,
elim, ayağım buz gibi olmuş,
ölümü düşünüyorum,
kulaklarımda duymadığım bir musiki…
ölümü düşünüyorum,
laleli’de bir sokaktan tabutum geçiyor,
saygı duruşunda bilmediğim insanlar,
bütün pencereler açık biri kapalı,
kederlerim, ümitlerim, hayallerim,
ve gelen bir iki dost mezarlığa kadar,
sonra kadınlar kadınlar gözleri yaşlı,
ölümü düşünüyorum,
bütün pencereler açık biri kapalı…
ölümü düşünüyorum,
şimdi beni gömüyorlar bak,
ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri,
hazin bir parıltı gözbebeklerinde,
için izyanla doluyor, kahroluyorsun,
hatırladıkça geçmiş günleri geceleri,
bir acı ki öyle büyük öyle derinde,
ölümü düşünüyorum,
ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri…
ölümü düşünüyorum,
dediği çıkmıyor cahit sıtkı’nın,
otuz beş duvarını aşamıyorum,
üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz,
inan yokluğuma ben de bir ölüyüm,
o yalan dünyanızda yaşamıyorum,
yıl 1961, ya haziran ya temmuz,
ölümü düşünüyorum,
üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz…
ölümü düşünüyorum
o büyük yalnızlık içindeyim,
kulaklarımda duymadığım bir musiki,
kaskatı kesilmişim, kalbim durmuş,
artık hiç bir şeyi görmüyor gözlerim,
içimde ne bir umut, ne yaşama zevki,
elim, ayağım buz gibi olmuş,
ölümü düşünüyorum,
kulaklarımda duymadığım bir musiki…
ölümü düşünüyorum,
laleli’de bir sokaktan tabutum geçiyor,
saygı duruşunda bilmediğim insanlar,
bütün pencereler açık biri kapalı,
kederlerim, ümitlerim, hayallerim,
ve gelen bir iki dost mezarlığa kadar,
sonra kadınlar kadınlar gözleri yaşlı,
ölümü düşünüyorum,
bütün pencereler açık biri kapalı…
ölümü düşünüyorum,
şimdi beni gömüyorlar bak,
ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri,
hazin bir parıltı gözbebeklerinde,
için izyanla doluyor, kahroluyorsun,
hatırladıkça geçmiş günleri geceleri,
bir acı ki öyle büyük öyle derinde,
ölümü düşünüyorum,
ağlıyorsun, ellerinde dağ menekşeleri…
ölümü düşünüyorum,
dediği çıkmıyor cahit sıtkı’nın,
otuz beş duvarını aşamıyorum,
üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz,
inan yokluğuma ben de bir ölüyüm,
o yalan dünyanızda yaşamıyorum,
yıl 1961, ya haziran ya temmuz,
ölümü düşünüyorum,
üzülme sevdiğim artık ayrılıyoruz…
devamını gör...
kızın başörtü takmak istememesi
en doğal haklarından biridir. ne sebeple olursa olsun, insanlara zorla bir şey yaptırmak barbarlıktır.
devamını gör...
geceye bir anı bırak
zaman: lise sınavından sonra, sonuçlar açıklanmış.
mekan: ev.
olay:
sınav notum çoğu kişinin imrendiği bir not. her ne kadar beklediğim gibi olmasa da yüksek bir not. herkes mutlu gururlu işte.*
her neyse. annem odama geliyor. babam işte, biraz önce telefonla konuşmuş.
bundan sonrası onun ağzından.
-bugün babana işyerinde bi arkadaşı sormuş, oğlun kaç almış diye. baban da söylemiş puanını. adam da sırıtarak benim oğlum şu kadar almış* demiş ve çekip gitmiş.
o kadar üzülmüştüm ki. o gün kafamı toplayamadım.
babam eve geldiğinde bana hiç o olaydan bahsetmedi. o olay hiç olmamış gibi davrandı.
edit: geceye bırakmadım kusura bakmayın.
mekan: ev.
olay:
sınav notum çoğu kişinin imrendiği bir not. her ne kadar beklediğim gibi olmasa da yüksek bir not. herkes mutlu gururlu işte.*
her neyse. annem odama geliyor. babam işte, biraz önce telefonla konuşmuş.
bundan sonrası onun ağzından.
-bugün babana işyerinde bi arkadaşı sormuş, oğlun kaç almış diye. baban da söylemiş puanını. adam da sırıtarak benim oğlum şu kadar almış* demiş ve çekip gitmiş.
o kadar üzülmüştüm ki. o gün kafamı toplayamadım.
babam eve geldiğinde bana hiç o olaydan bahsetmedi. o olay hiç olmamış gibi davrandı.
edit: geceye bırakmadım kusura bakmayın.
devamını gör...
uyku düzeninin bozulması
uzun süredir yakamı bırakmayan ve bıktıran saçmalık.hemen her gün yoklayınca hayat çekilmez hale gelebiliyor.
devamını gör...
en iyi türk rapçi
sagopa diye biri olmasa norm ender derdim. ama sagopa diye biri var.
devamını gör...
salgın önlemlerinin virüsten çok özgürlüğe karşı olması
distopiktir.
aşılama hızının düşüklüğüne bakınca insanın aklına şüphe düşüyor, ruhu daralıyor.
“kızlı erkekli” üniversiteler unutuldu, akşam saatlerinde dışarı çıkmak yasak… unuttuğum daha nicesi. insanların insan olduğunu unutturmaya yönelmiş gibi.
aşılama hızının düşüklüğüne bakınca insanın aklına şüphe düşüyor, ruhu daralıyor.
“kızlı erkekli” üniversiteler unutuldu, akşam saatlerinde dışarı çıkmak yasak… unuttuğum daha nicesi. insanların insan olduğunu unutturmaya yönelmiş gibi.
devamını gör...


