sözlük dergi yazılarını bekliyor
dün gece derginin yayımlandığı duydum ama ancak detaylı incelemeyi sabaha bırakmıştım. sabah bir solukta tüm dergiyi yaladım yuttum resmen. gerçekten çok güzel bir iş çıkmış. bilim, edebiyat, kültür, mizah, yaşam gibi birçok alanda başlık olmasıda herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğinin en güzel kanıtı olmuş. ilk sayının kusuru olmaz denilebilirdi ama bence kusursuz bir nizamda, el üzerinde, titiz bir çalışma ile bizlere sunulmuş.
başta (bkz: karambol), (bkz: robnaja),(bkz: eniyisipencere)(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum), (bkz: paladin)(bkz: gomercan)(bkz: crimson)’a teşekkürler ve hemen arkasından güzel tanımlarını, düşüncelerini, şiir ve yazılarını bizimle paylaşan tüm yazar arkadaşlarıma teşekkürler.
yeni sayıyı şimdiden heyecanla bekliyorum.
yalnızlığımızı gören muhteşem varlıklar-(bkz: son feci mars)
yerden göğe yüksek türk mitolojisi-(bkz: crimson)
trolizm ve trol akımı ile(bkz: abdulseyidbincabbar) ‘ın sayesinde tanışmış biri olarak detaylı açıklama içeren yazısını hem öğrenerek hemde gülerek okudum. bence çok güzel ve yerinde bir yazar tarafından yazılmış ne de olsa sözlüğümüzün trol akademisi s.a.p danışmanı kendisi olur.
sol framede de keyifle okuduğum kafasözlük haber ajansını yazan sevgili(bkz: ateist kaplumbağa)
meriç-(bkz: alex van carlos)’ da meriçliği çok güzel anlatmış. hep bu meriçler kim acaba derdim artık biliyorum:)
ve sevgili (bkz: eniyisipencere)’nin en sevdiğim tanımı olan virgül,
sevgili arkadaşım (bkz: robnaja)’nın sözlük dergi yayında’sı. sözlük dergi yayında’yı okurken teşekkürlere geldim, robnaja’nın adı yok. nasıl olur, bir atarlandım neyse sonuna geldimki yazıyı yazan sevgili robnaja’ymış:)
kalem-(bkz: yedinci dem)
okuma’nın okuması-(bkz: nikiforenko)
ibrahim vovyoda-(bkz: aktrolavcisi) ile çok güzel bir bilgi paylaşımı olmuş. rabia’nın idamı her ne kadar üzsede.
artemisia’nın öldüren fırçaları-(bkz: pinkshinyultratombourine)
bir istismar geleneği- bocha bazi-(bkz: supportgirl)
sonun başlangıcı-(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum)’un mahlasına yakışan bir konuya dem vurması.
pandemi döneminde fıkra üretiminde yaşanan durgunluk üzerine-(bkz: mebus paltosu)
mahallenin sadık amcası-(bkz: memontamoni) ile sıcacık bir paylaşım olmuş.
libido ve zeka ilişkisi-(bkz: tutankamonun laneti)
dilimiz nelere muktedir-(bkz: wertheimer)
(bkz: kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası)- röportaj- bence kesin o gözlükleriyle uyuyordur:)
ve canım arkadaşım (bkz: bal porsuğu)’ mun yazdığı “tanesi yüz bin liradan satılan ağaç istokozları uluslararası bir operasyonla kurtarıldı.” başlığını görünce dedim kesin bu ballı porsuğum. böyle sıradışı konuları sözlüğe taşıyan, leopara bile kafa tutan başka kim olabilir ki.
hanımcılık kazanacak-(bkz: hi my i run)
sahte anne deneyi-(bkz: armysuzy) güzel arkadaşımın sevginin her şeyin ilacı olduğunuda anlatan güzel yazısı.
bilim teknoloji başlığı görünce zaten bu(bkz: meja)’dan başkası olamaz dedim ve yanılmadım. teleskoplar hakkında ilgi alanım olmasada bilgi alanım oldu sayesinde.
albaya mektup yok-(bkz: gandalfgillerden)
kazanma arzusu ve beth harmon: the queen’s gambit incelemesi-(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: sözlük dergi turuncu sayfa)’da ki yorumlara bayıldım.
(bkz: makinist)’ in mavi ladin’inde ki birol ile haset arasındaki serüveni nasıl son bulacak? birol çekmeceden masaya kimin fotoğrafını koydu? kafamda deli sorular. umarım 2. sayıda devamı gelir yoksa meraktan çatlayacağım.
asparagas laklak köşeside çok eğlenceliydi.
ben zaten hep (bkz: örnek vatandaş)’ın yapay zeka olduğundan şüphelenmiştim. yoksa o kadar şeyi nasıl bilecek di mi? kesin öyledir kesin kesin:)
hayran kulübü açılan ve iki kişiye randevu veren yazar kimdi acaba?
canı sıkılanlar- (bkz: trevor philips) philips )eğlenceli görsellere imza atmış.
mesela gözüm (bkz: mellisho) veya(bkz: ateist kaplumbağa)’dan veya(bkz: kadıköy beyfendisi)’nden de bir kesit aramadı değil. dergide kesit’in işi ne demeyin. burası kafa dergi her şey olabilir bence.
2. sayı ne zaman çıkacak acaba? takipteyim...
yazmadığım başlık varsa veya yazarlarımızın mahlaslarını yanlış yazdıysam affola valla. o kadarcık kusur rapunzel’de de olur:)
başta (bkz: karambol), (bkz: robnaja),(bkz: eniyisipencere)(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum), (bkz: paladin)(bkz: gomercan)(bkz: crimson)’a teşekkürler ve hemen arkasından güzel tanımlarını, düşüncelerini, şiir ve yazılarını bizimle paylaşan tüm yazar arkadaşlarıma teşekkürler.
yeni sayıyı şimdiden heyecanla bekliyorum.
yalnızlığımızı gören muhteşem varlıklar-(bkz: son feci mars)
yerden göğe yüksek türk mitolojisi-(bkz: crimson)
trolizm ve trol akımı ile(bkz: abdulseyidbincabbar) ‘ın sayesinde tanışmış biri olarak detaylı açıklama içeren yazısını hem öğrenerek hemde gülerek okudum. bence çok güzel ve yerinde bir yazar tarafından yazılmış ne de olsa sözlüğümüzün trol akademisi s.a.p danışmanı kendisi olur.
sol framede de keyifle okuduğum kafasözlük haber ajansını yazan sevgili(bkz: ateist kaplumbağa)
meriç-(bkz: alex van carlos)’ da meriçliği çok güzel anlatmış. hep bu meriçler kim acaba derdim artık biliyorum:)
ve sevgili (bkz: eniyisipencere)’nin en sevdiğim tanımı olan virgül,
sevgili arkadaşım (bkz: robnaja)’nın sözlük dergi yayında’sı. sözlük dergi yayında’yı okurken teşekkürlere geldim, robnaja’nın adı yok. nasıl olur, bir atarlandım neyse sonuna geldimki yazıyı yazan sevgili robnaja’ymış:)
kalem-(bkz: yedinci dem)
okuma’nın okuması-(bkz: nikiforenko)
ibrahim vovyoda-(bkz: aktrolavcisi) ile çok güzel bir bilgi paylaşımı olmuş. rabia’nın idamı her ne kadar üzsede.
artemisia’nın öldüren fırçaları-(bkz: pinkshinyultratombourine)
bir istismar geleneği- bocha bazi-(bkz: supportgirl)
sonun başlangıcı-(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum)’un mahlasına yakışan bir konuya dem vurması.
pandemi döneminde fıkra üretiminde yaşanan durgunluk üzerine-(bkz: mebus paltosu)
mahallenin sadık amcası-(bkz: memontamoni) ile sıcacık bir paylaşım olmuş.
libido ve zeka ilişkisi-(bkz: tutankamonun laneti)
dilimiz nelere muktedir-(bkz: wertheimer)
(bkz: kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası)- röportaj- bence kesin o gözlükleriyle uyuyordur:)
ve canım arkadaşım (bkz: bal porsuğu)’ mun yazdığı “tanesi yüz bin liradan satılan ağaç istokozları uluslararası bir operasyonla kurtarıldı.” başlığını görünce dedim kesin bu ballı porsuğum. böyle sıradışı konuları sözlüğe taşıyan, leopara bile kafa tutan başka kim olabilir ki.
hanımcılık kazanacak-(bkz: hi my i run)
sahte anne deneyi-(bkz: armysuzy) güzel arkadaşımın sevginin her şeyin ilacı olduğunuda anlatan güzel yazısı.
bilim teknoloji başlığı görünce zaten bu(bkz: meja)’dan başkası olamaz dedim ve yanılmadım. teleskoplar hakkında ilgi alanım olmasada bilgi alanım oldu sayesinde.
albaya mektup yok-(bkz: gandalfgillerden)
kazanma arzusu ve beth harmon: the queen’s gambit incelemesi-(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: sözlük dergi turuncu sayfa)’da ki yorumlara bayıldım.
(bkz: makinist)’ in mavi ladin’inde ki birol ile haset arasındaki serüveni nasıl son bulacak? birol çekmeceden masaya kimin fotoğrafını koydu? kafamda deli sorular. umarım 2. sayıda devamı gelir yoksa meraktan çatlayacağım.
asparagas laklak köşeside çok eğlenceliydi.
ben zaten hep (bkz: örnek vatandaş)’ın yapay zeka olduğundan şüphelenmiştim. yoksa o kadar şeyi nasıl bilecek di mi? kesin öyledir kesin kesin:)
hayran kulübü açılan ve iki kişiye randevu veren yazar kimdi acaba?
canı sıkılanlar- (bkz: trevor philips) philips )eğlenceli görsellere imza atmış.
mesela gözüm (bkz: mellisho) veya(bkz: ateist kaplumbağa)’dan veya(bkz: kadıköy beyfendisi)’nden de bir kesit aramadı değil. dergide kesit’in işi ne demeyin. burası kafa dergi her şey olabilir bence.
2. sayı ne zaman çıkacak acaba? takipteyim...
yazmadığım başlık varsa veya yazarlarımızın mahlaslarını yanlış yazdıysam affola valla. o kadarcık kusur rapunzel’de de olur:)
devamını gör...
veda edememek
dönüşü olmayan bir yere gidiyorsa giden çok ağır olandır.
sabah denize gidiyorum akşam görüşürüz diye çıkıyorsa mesela evden.
üzerinden 2 saat geçiyor geçmiyor 'o kayboldu' diyen bir telefon alıyorsanız.
6 saat sonra bulundu başka bir sahilde karaya vurmuş diyorlarsa. (sahi karaya vurmak ne demekti? günlerce kulağımda yankılandı bu cümle. kayboldu telefonu geldiğinde koca adam nasıl kaybolur yahu demiştim iyi baksınlar sağa sola diye. gözümü her kapadığımda biri kaybolmuş diye bağırıyordu. başka biri karaya vurmuş. günlerce hatta aylarca devam etti bu böyle.)
akşam eve yığınla insan geliyorsa ve içlerinde bir tek o olmuyorsa.
veda edememek...
o zaman hiç düşünmemiştim bunu.
veda edemedik sahi değil mi?
veda etmeden gittin ve üstüne üstlük akşama geleceğim dedin.
işte veda edememek benim için budur.
birinin geleceğim deyip bir daha hiç gelmeyişidir.
sen hep beklersin... ben hep bekledim...
sabah denize gidiyorum akşam görüşürüz diye çıkıyorsa mesela evden.
üzerinden 2 saat geçiyor geçmiyor 'o kayboldu' diyen bir telefon alıyorsanız.
6 saat sonra bulundu başka bir sahilde karaya vurmuş diyorlarsa. (sahi karaya vurmak ne demekti? günlerce kulağımda yankılandı bu cümle. kayboldu telefonu geldiğinde koca adam nasıl kaybolur yahu demiştim iyi baksınlar sağa sola diye. gözümü her kapadığımda biri kaybolmuş diye bağırıyordu. başka biri karaya vurmuş. günlerce hatta aylarca devam etti bu böyle.)
akşam eve yığınla insan geliyorsa ve içlerinde bir tek o olmuyorsa.
veda edememek...
o zaman hiç düşünmemiştim bunu.
veda edemedik sahi değil mi?
veda etmeden gittin ve üstüne üstlük akşama geleceğim dedin.
işte veda edememek benim için budur.
birinin geleceğim deyip bir daha hiç gelmeyişidir.
sen hep beklersin... ben hep bekledim...
devamını gör...
seyahat
şu an ihtiyacım olan şey.
dağların,ağaçların denizin yanından uzun uzun geçmek, huzurlu sakin bir yerde tüm sorunları geride bırakarak biraz mola vermek.
dağların,ağaçların denizin yanından uzun uzun geçmek, huzurlu sakin bir yerde tüm sorunları geride bırakarak biraz mola vermek.
devamını gör...
a tout le monde
şu anda dinlediğim güzide megadeth şarkısı.
daveciğim o kadar güzel okuyor ki nakaratı, insanın fransızca öğrenesi geliyor.
remastered versiyonu da çok güzel olmuş.
dinleyin dinlettirin.
buyrun
bu arada:
à tout le monde, à tous mes amis
je vous aime, je dois partir...
to everyone, to all my friends
i love you, but i have to go... demekmiş.
daveciğim o kadar güzel okuyor ki nakaratı, insanın fransızca öğrenesi geliyor.
remastered versiyonu da çok güzel olmuş.
dinleyin dinlettirin.
buyrun
bu arada:
à tout le monde, à tous mes amis
je vous aime, je dois partir...
to everyone, to all my friends
i love you, but i have to go... demekmiş.
devamını gör...
aşkın ömrü üç yıldır
bir frederic beigbeder kitabıdır.
aslında bir reklam yazarı olan frederic beigbeder bu romanında ve diğer romanında -onun ismini bilmiyorum şu an çünkü fiyatı artıkça ismi değişen bir kitaptı- roman edebiyatın içine reklam hileleri de katarak müthiş satış rakamlarına ulaşmıştır dünya çapında.
yazar kitabında -adı üstünde- aşka bir ömür biçme çabasında ve bu hayatta kalma süresini de üç yıl olarak belirlemiş. bunu kendine göre bazı kanıtlara dayandırarak yapıyor elbette. mantıklı olup olmadığına okuyunca karar verirsiniz.
ben üç yılın fazla olduğu görüşündeyim. iki insan birbirine aşıksa ve kavuşursa aşkın uzun sürme olasılığı da düşüyor gibi gelir bana hep. çünkü benim deneyimlediğim ve yorumladığım kadarıyla aşk kısa bir duygu yoğunluğu hali. bu söylediğimi aşkın olmadığını iddia etmek olarak almayın. ben sadece aşkın daha yoğun ve uzun süreli bir duyguya yerini bırakabileceğini söylüyorum.
ama tabii ki benim söylediklerim basılı bir kitap halinde olmadığı için çok da muteber değil. siz iyisi mi hayatını reklam yazarı olarak geçirmiş olan bir yazarın size aşkın son kullanma tarihini anlattığı kitabı okuyun.
ama son kullanma tarihinin geçtiğini düşündüğünüz aşklarınızı atmayın. daha yaşanır onlar.
aslında bir reklam yazarı olan frederic beigbeder bu romanında ve diğer romanında -onun ismini bilmiyorum şu an çünkü fiyatı artıkça ismi değişen bir kitaptı- roman edebiyatın içine reklam hileleri de katarak müthiş satış rakamlarına ulaşmıştır dünya çapında.
yazar kitabında -adı üstünde- aşka bir ömür biçme çabasında ve bu hayatta kalma süresini de üç yıl olarak belirlemiş. bunu kendine göre bazı kanıtlara dayandırarak yapıyor elbette. mantıklı olup olmadığına okuyunca karar verirsiniz.
ben üç yılın fazla olduğu görüşündeyim. iki insan birbirine aşıksa ve kavuşursa aşkın uzun sürme olasılığı da düşüyor gibi gelir bana hep. çünkü benim deneyimlediğim ve yorumladığım kadarıyla aşk kısa bir duygu yoğunluğu hali. bu söylediğimi aşkın olmadığını iddia etmek olarak almayın. ben sadece aşkın daha yoğun ve uzun süreli bir duyguya yerini bırakabileceğini söylüyorum.
ama tabii ki benim söylediklerim basılı bir kitap halinde olmadığı için çok da muteber değil. siz iyisi mi hayatını reklam yazarı olarak geçirmiş olan bir yazarın size aşkın son kullanma tarihini anlattığı kitabı okuyun.
ama son kullanma tarihinin geçtiğini düşündüğünüz aşklarınızı atmayın. daha yaşanır onlar.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
sıcak su, soğuk sudan daha çabuk donar.
(bkz: mpemba etkisi)
(bkz: mpemba etkisi)
devamını gör...
türk sanat müziği
türk sanat müziği türk kültürüne has, osmanlı müzikçilerinin birikimi olan makamsal bir müziktir. bana göre klasik türk müziğini en güzel icra eden gerek karakteri, gerek büyüleyici sesi ile sanat güneşimiz (bkz: zeki müren)'dir. ayrıca mutlaka dinlenilmesi gereken türk sanat müziği albümü ise (bkz: tarkan)'dan ahde vefa albümü'dür.
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
yarını düşünmeden uyuyabilmenin verdiği huzur.
devamını gör...
abdulseyidbincabbar
yazarlar hakkında yerli yersiz yorumlar yapmayı kendinde hak görmüş, bu sabah gittiği haberini aldığım için kahrolduğum yazar.
cık cık cık bu haber beni mahvetti sayın seyirciler...
cık cık cık bu haber beni mahvetti sayın seyirciler...
devamını gör...
marc-aurèle et la fin du monde antique
fransız filolog, tarihçi, filozof ve yazar ernest renan'nun 1882 yılında yayımladığı eser. friedrich nietzsche'nin kendisine duyduğu garip tiksinti ile karışık alaycı tepkisinden ötürü ilgimi çekmiş bir figür olmasına rağmen marc-aurèle et la fin du monde antique'de güzel çıkarımlarda bulunduğunu söylemek gerek. eser, hakkında historia augusta dışında pek bilgi bulunmayan titus aurelius fulvus boionius arrius antoninus pius'un ölümü ile başlar. daha sonra renan antoninus pius ile marcus aurelius'u kısaca karşılaştırır. bu karşılaştırmada ilgi çekici olan hoş bir detay mevcut. renan carl jung'ın bütün olabilmek için karanlık bir tarafa da ihtiyaç duyma düşüncesini kendince bu karşılaştırmada doğrular çünkü antoninus pius, marcus aurelius'un sürekli zihnini kemiren o karanlık ve bir çıra gibi yanmayı bekleyen tarafından yoksun olarak adlandırılır. evet, pius dürüst ve bilge bir adamdır ama renan'nun ifadesi ile pius incil'i olmayan bir mesih iken aurelius kendi incilini yazan bir isa gibidir. yine aynı paragrafta sanat hakkında da düşüncelerini aktarır renan ve sanatın koşulunun özgürlük olduğundan söz eder. bir egemen, renan'ya göre ortalama toplumun önyargılarına tabi olduğu için, insanlardan en az özgür olanıdır.
renan'ya göre, marcus aurelius'un ölüm günü, eski uygarlığın çöküşündeki belirliyici bir andır. renan, filozof- imparatorun nezaketinin, ölümünden sonra roma imparatorluğu'nun başına gelen talihsiz kaderi engelleyemeyeceğini gözlemler. ancak, marcus aurelius'un durumu; felsefenin nihayetinde feci ve onarılamaz sonuçlara yol açan gerçek ihtiyaçlara hizmet edemediğini düşüncesini besler nitelikte.
antonin aurait eu sans compétiteur la réputation du meilleur des souverains, s’il n’avait désigné pour son héritier un homme comparable à lui par la bonté, la modestie, et qui joignait à ces qualités l’éclat, le talent, le charme qui font vivre une image dans le souvenir de l’humanité. simple, aimable, plein d’une douce gaieté, antonin fut philosophe sans le dire, presque sans le savoir. marc-aurèle le fut avec un naturel et une sincérité admirables, mais avec réflexion. à quelques égards, antonin fut le plus grand. sa bonté ne lui fit pas commettre de fautes ; il ne fut pas tourmenté du mal intérieur qui rongea sans relâche le cœur de son fils adoptif. ce mal étrange, cette étude inquiète de soi-même, ce démon du scrupule, cette fièvre de perfection sont les signes d’une nature moins forte que distinguée. les plus belles pensées sont celles qu’on n’écrit pas ; mais ajoutons que nous ignorerions antonin, si marc-aurèle ne nous avait transmis de son père adoptif ce portrait exquis, où il semble s’être appliqué, par humilité, à peindre l’image d’un homme encore meilleur que lui. antonin est comme un christ qui n’aurait pas eu d’évangile ; marc-aurèle est comme un christ qui aurait lui-même écrit le sien. p.3
renan'ya göre, marcus aurelius'un ölüm günü, eski uygarlığın çöküşündeki belirliyici bir andır. renan, filozof- imparatorun nezaketinin, ölümünden sonra roma imparatorluğu'nun başına gelen talihsiz kaderi engelleyemeyeceğini gözlemler. ancak, marcus aurelius'un durumu; felsefenin nihayetinde feci ve onarılamaz sonuçlara yol açan gerçek ihtiyaçlara hizmet edemediğini düşüncesini besler nitelikte.
antonin aurait eu sans compétiteur la réputation du meilleur des souverains, s’il n’avait désigné pour son héritier un homme comparable à lui par la bonté, la modestie, et qui joignait à ces qualités l’éclat, le talent, le charme qui font vivre une image dans le souvenir de l’humanité. simple, aimable, plein d’une douce gaieté, antonin fut philosophe sans le dire, presque sans le savoir. marc-aurèle le fut avec un naturel et une sincérité admirables, mais avec réflexion. à quelques égards, antonin fut le plus grand. sa bonté ne lui fit pas commettre de fautes ; il ne fut pas tourmenté du mal intérieur qui rongea sans relâche le cœur de son fils adoptif. ce mal étrange, cette étude inquiète de soi-même, ce démon du scrupule, cette fièvre de perfection sont les signes d’une nature moins forte que distinguée. les plus belles pensées sont celles qu’on n’écrit pas ; mais ajoutons que nous ignorerions antonin, si marc-aurèle ne nous avait transmis de son père adoptif ce portrait exquis, où il semble s’être appliqué, par humilité, à peindre l’image d’un homme encore meilleur que lui. antonin est comme un christ qui n’aurait pas eu d’évangile ; marc-aurèle est comme un christ qui aurait lui-même écrit le sien. p.3
devamını gör...
eti elle yemek
son zamanlarda restoranlarda eldiven dağıtılarak müşterilere önerilen eylem. bana aşırı saçma geliyor. elinizle de yiyecekseniz sonrasında bir zahmet elinizi yıkayın.
devamını gör...
değeri bilinmeyen anlar
aile evinde gecirilen vakit. hep isyan dolu geçer oysaki sonradan kafaya dank eder kıymeti.
devamını gör...
intj
bir kişilik kategorisidir. genel populasyonun oldukça az bir yuzdeligini oluştururlar. "intj-a" ve" intj-t" çeşitleri mevcuttur. kısaca genel özellikleri:
*"mastermind" olarak bilinirler.
*megaloman denebilirler.
*çoğunluğundan bilim insanı çıkar.
*çok yönlü düşünme ve güçlü sezgi sahibidirler.
*bilgiye değer veren, sürekli öğrenme içinde olan ve çoğunlukla insanlardan kaçıp kendi halinde kendini bulanlardir.
*lider ruhludurlar.
*genellikle hayattaki motivasyonlari para değildir.
*insanlığa hizmet etmek kendilerini bir nebze tatmin edebilir.
*türkiye'ye göre değillerdir efendim.
*"mastermind" olarak bilinirler.
*megaloman denebilirler.
*çoğunluğundan bilim insanı çıkar.
*çok yönlü düşünme ve güçlü sezgi sahibidirler.
*bilgiye değer veren, sürekli öğrenme içinde olan ve çoğunlukla insanlardan kaçıp kendi halinde kendini bulanlardir.
*lider ruhludurlar.
*genellikle hayattaki motivasyonlari para değildir.
*insanlığa hizmet etmek kendilerini bir nebze tatmin edebilir.
*türkiye'ye göre değillerdir efendim.
devamını gör...
alevler arasından gelen hayvan çığlıkları
gündemde ne var diye twittera bakmamla yanan hayvanların çığlıklarının duyulduğu bir videoya denk gelmem bir oldu. o sesleri duymaya dayanamıyorum. küfür haznemi geniş bilirdim ama edecek küfür de bulamıyorum.
t: insan olanın kalbini paramparça eden çığlıklar.
t: insan olanın kalbini paramparça eden çığlıklar.
devamını gör...
kendi başlığına gelen tüm tanımlara favori atan yazar
sevgili sözlüğümüzde bugün "şeytan" olduğumu öğrendim, yaşasın. sevinçten 2021'e erken girdim. *
bu şahıs benimdir efendim fakat çoğu zaman nickaltıma yazanlara karşı bu tutumu sergilerim. amacım onları mutlu etmek ve "aslansın aslaaan" demektir.
bu şahıs benimdir efendim fakat çoğu zaman nickaltıma yazanlara karşı bu tutumu sergilerim. amacım onları mutlu etmek ve "aslansın aslaaan" demektir.
devamını gör...
kendinle sevgili olur musun sorunsalı
sevgiliyi bırak aynı okulda olsam şehir değiştirirdim.
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
sağ-sol twix reklamın yeni çıktığı zamanlar.
mahalle marketine gidip, parayı tezgaha koydum. abi bana bi sağ twix verirmisin dedim!!
adam şapşal şapşal suratıma bakıp, çikolatayı uzatıp ııııı hâl dedi.
aldım çikolatayı sağına soluna baktım ve dedimki, hayır abi bu sol twix, ben sağ twix istiyorum dedim.
sittirlan, dedi....
bende tamam abi diyip paramı alıp çıkmıştım.
küçüken köyde bi osman amca vardı, bu lavuk ayni slender-man'benzerdi bizi nerde görse dayak atardı.
bigün bu yine bahçeye iniyor, arkadaşla kuzu güdüyoruz.
osman emmi kolay gelsin nere gidiyon! dedik.
noabooz siz horda dedi.
hiiiç kuzu güdüyoz dedik. demeye kalmadan karşımda bitiverdi, bi tokat koydu feleğim şaştı, bahçe içinde tam 4 tur attım kapıyı zor tutturdum.
öcümüzü almak için tüm arkadaşlar toplandık, gece osman puştuna misilleme yapıcaz diye, gece bahçelere indik pijamaları çıkardık paçaları bağlayıp hiyarları içine doldurduk, osman amcanın bahçesinde hıyarı kuruttuk yetmedi fideleride kopardık attık.
okul bahçesine geldiğimizde, hıyar yiyiyoz ama tadı kelek-kabak gibi, ışığa gelip baktık ki, hıyar değil bahçeyi karanlıktan karıştırmış kabak bahçesine girmişiz, ama kimin kabak bahçesine!!!!
sabah yatakta gözümü açıp sokakta çamura kapaklanmam bir oldu, bi ses duydum "ulan it sen ne yaptın" kendime geldiğimde çamurda silüetim çıkmıştı, bildiğin böyle kol bacak kulak burun felan, babamdan bir dayak yedim böle 1 ay felan saçma salak hareketler yapıyordum, fena bi dayaktı ama.
osman yavşağı diye gece karanlığı yolumuzu şaşırıp başka birinin bahçesi ordanda bizim bahçeye geçmişiz.
halen aklıma geldikçe merak ederim, o sabahın köründe babam bahçeye inip durumu görünce benim olduğumu nerden anladı acaba!
mahalle marketine gidip, parayı tezgaha koydum. abi bana bi sağ twix verirmisin dedim!!
adam şapşal şapşal suratıma bakıp, çikolatayı uzatıp ııııı hâl dedi.
aldım çikolatayı sağına soluna baktım ve dedimki, hayır abi bu sol twix, ben sağ twix istiyorum dedim.
sittirlan, dedi....
bende tamam abi diyip paramı alıp çıkmıştım.
küçüken köyde bi osman amca vardı, bu lavuk ayni slender-man'benzerdi bizi nerde görse dayak atardı.
bigün bu yine bahçeye iniyor, arkadaşla kuzu güdüyoruz.
osman emmi kolay gelsin nere gidiyon! dedik.
noabooz siz horda dedi.
hiiiç kuzu güdüyoz dedik. demeye kalmadan karşımda bitiverdi, bi tokat koydu feleğim şaştı, bahçe içinde tam 4 tur attım kapıyı zor tutturdum.
öcümüzü almak için tüm arkadaşlar toplandık, gece osman puştuna misilleme yapıcaz diye, gece bahçelere indik pijamaları çıkardık paçaları bağlayıp hiyarları içine doldurduk, osman amcanın bahçesinde hıyarı kuruttuk yetmedi fideleride kopardık attık.
okul bahçesine geldiğimizde, hıyar yiyiyoz ama tadı kelek-kabak gibi, ışığa gelip baktık ki, hıyar değil bahçeyi karanlıktan karıştırmış kabak bahçesine girmişiz, ama kimin kabak bahçesine!!!!
sabah yatakta gözümü açıp sokakta çamura kapaklanmam bir oldu, bi ses duydum "ulan it sen ne yaptın" kendime geldiğimde çamurda silüetim çıkmıştı, bildiğin böyle kol bacak kulak burun felan, babamdan bir dayak yedim böle 1 ay felan saçma salak hareketler yapıyordum, fena bi dayaktı ama.
osman yavşağı diye gece karanlığı yolumuzu şaşırıp başka birinin bahçesi ordanda bizim bahçeye geçmişiz.
halen aklıma geldikçe merak ederim, o sabahın köründe babam bahçeye inip durumu görünce benim olduğumu nerden anladı acaba!
devamını gör...
ağlanılan en ilginç yer
bulaşık makinesindeki bulaşıkları boşaltırken ağlarım bazen. tutamam kendimi.
devamını gör...
birçok konuda eksik olunduğunu fark etmek
son derece faydalı bir farkındalıktır.
gelişim öyle başlar çünkü.
gelişim öyle başlar çünkü.
devamını gör...
görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda
(bkz: itibardan tasarruf olmaz) diyenlerin ve (bkz: bebeğin donundan medet ummak) gafletine düşenlerin katili olduğu öğrencidir dilek özçelik.
bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.
oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.
sadece sağlığına kavuşmak istemişti.
sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.
onlar ne yaptı:
dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.
itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
bu lafları da yardım istediği, derdini anlattığı dönemin çevre ve şehircilik bakanı erdoğan bayraktar'ın kendisine para vermesi üzerine söylemiştir.
oysaki dilek sadece yaşamak istemişti.
sadece sağlığına kavuşmak istemişti.
sadece derdini anlatmak ve sesini duyurmak istemişti.
onlar ne yaptı:
dilek ablanın eline 50-100 lira tutuşturup milyonları cebe indirdiler.
itibardan tasarruf olmaz deyip saraylar, villalar yaptılar.
devamını gör...