talinn, daha önceden de yazıldığı üzere estonya’nın başkenti olup aynı zamanda bir liman kenti olması sebebiyle kendine has atmosferi ve kültürel birikimiyle kuzey avrupa seyahati planlayanlar için cazip bir ziyaret bölgesi olma özelliğini her daim taşımaktadır.

tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkması sebebiyle, unesco tarafından 1997 yılında dünya mirası listesine eklenmiştir.

çoğu avrupa şehrinde görebileceğimiz üzere old town (eski şehir) yapısı bu şehirde de mevcuttur. şehre eğer turistik gezi yapıyorsanız, muhakkak görülmesi gereken aziz olef kilisesi 124 metre yüksekliğiyle gerçekten ağzınızı açık bırakır. (daha eskiden 159 metre olup maalesef yangınlar ve yeniden restorasyonlar sebebiyle azıcık çekmiş)

üstelik kuzey avrupa seyahati rotası oluştururken talinn, helsinki’ye olan yakınlığı sebebiyle bir artı puan daha almaktadır. böylece helsinki öncesi ya da sonrası size doğası ve mimarisi ile mükemmel bir mola yeri olacaktır.

yerel halkının turist ziyaretlerine alışkın olması sebebiyle çok zorluk yaşanmıyor, rahatlıkla dolaşabileceğiniz bir kent. her yer birbirine yakın.

yerel halkından ingilizce bilenlerin sayısı eskiden çok çok az olmasına rağmen artık daha da hareketlenen turist sayısından dolayı (özellikle 2011 yılında avrupa kültür başkenti seçilmesinden sonra) son zamanlarda artmış.

ben st.petersburg’tan sonra gitmiştim, oradan helsinkiye geçmiştim. tam tersi bir güzergah da kullanılabilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tezi bitirmiş gibi çektim.
devamını gör...

cin sken ramazan ve yalan dolan fahri
devamını gör...

iyk... saf aktroll. hiç sevmem.
(bkz: aktroll)
devamını gör...

o sayfaya gerek yok çünkü
zamanında öğrettik.
devamını gör...

kahkaha atmama vesile olan büyük fenerbahçeli taraftar.

x: bir yakınımın durumunu öğrenecektim de
y :yakınınız kimdi?
x :dimitri pelkas


buradan
devamını gör...

tutunacak dalımız kalmadıı ...
ağaç olduk !
devamını gör...

erkek cinayeti diye bir kavram yoktur. kadın cinayetlerinde, kadın özelikle belirtildiği için buna karşılık bazı insanların bakın erkekler de ölüyor savı ile yaptıkları tanımdır. bunu da savaşlarda, trafikte, kesici ve patlayıcı aletlerle öldürülen insanlara bakıldığında daha çok erkek ölüyor diyerek savunurlar. bu bir demogojidir. haklıdır ama tanım hatalıdır. olması gereken tanım cinsiyetin belirtilmesi ihtiyacı duymadan sadece cinayettir ya da ölümdür. o kişi erkek olduğu için ölmemiştir. devlet politikaları, yetiştirilme tarzı
, toplumun iletişim dilinin nefret dili olması, ülkedeki bireysel silahhlanma oranları vs yüzünden ölmüştür.

kadın cinayetleri kavramı namus cianayetlerini, birlikte olduğu erkekten ayrılmak istediği için ya da ayırıldığı için öldürülen kadınları kapsamaktadır. hangi erkek ayrıldığı için ya da bakir olmadığı için öldürülür ( istisnalar kaideyi bozmaz) . kadın cinayetlerinden kasıt trafikte ölen kadınlar değildir. ben de geçen sene ölümcül bir kaza yaptım ölseydim arkamdan kadın cinayeti denmeyecekti. ama ayrılmak istediğim adam trafikte beni sıkıştırıp kaza yapmama sebep olsa bunun adı kadın cinayetidir.
devamını gör...

1999 yılında zeki ökten'in yönettiği ve başrollerde metin akpınar, zeki alasya, yıldız kenter gibi usta oyuncuların rol aldığı "güle güle" isimli film. 8 yaşında ilk sinema deneyimimdi ve filmi sevmiştim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

herseyi ben bilirim havasıyla gezen,ukala insan.
devamını gör...

evimde mutlu mesut islerimi yaparken, bir aydinlanma geldi; "bir dk. bugun havuç canavarımın* ve yoldasi kafadandeniz'in radyo programi olmasi gerekti" diye aklimdan gecirdim* ve bingo! radyo basligi önume düstü... ben simdiden dinleyici koltuguna yerimi ayirtmis bulunuyorum efendim, gelmeyenin koltuguna da ayaklarimi uzatirim, cantami koyarim, montumu firlatirim banane!*
devamını gör...

uzun vadede en çok yapmak istediğim zor bir iştir. kendimce bir yol haritası çizdim, belki bunu isteyenlere bakış açısı olur diye paylaşmak istiyorum.

bunu yapmak için öncelikle bol bol okumak gerekiyor. ancak okumaktan kastım, şu kadar kitap okumak değil. bunu yaparak hiçbir yere varamayız. "bir ayda dört kitap bitirdim" diyen bir insanın yaklaşımı bana hiçbir zaman anlamlı gelmedi. bir insanın okuduğu şeyler, ilgi alanından, merakından bağımsız olursa orada çıkacak tek sonuç verimsizlik olur. içselleştirerek, anlam vererek okunan bir kitap size dört kitaptan fazlasını kazandırır. bu benim cılız bir analizim olabilir ancak bakış açımı şöyle somutlaştırmak istiyorum, karar size kalmış:

sözgelimi ayda dört kitap okumuş bir adamın, eğer ki rastgele seçilmiş dört kitapsa veya bu işi nitelikten ziyade nicelik açısından değerlendiriyorsa ulaşacağı sonuç şu olur: bindokuzyüzseksendört harika bir distopya doğrusu! evet, tam olarak böyle olur. yüzeysel kalır, kurgu çok kısa zamanda kaybolur, size kalan üç beş etkileyici sahne, hayal dünyasındaki bir miktar gelişim ve size verdiği haz. işte bu kadar. ancak, yine sözgelimi aşkı anlamlandırmak isteyen bir adamın vadideki zambak okuması ile alacağı sonuç şu olur: okuduktan sonra geçen on yıldan sonra bile "aşk, bir tutkudur; tahayyül ötesi bir şeydir, insanın diğer tüm düşüncelerini, hayallerini, tutkularını, maddi manevi tüm tasarrufunu bir paçavra gibi fırlatıp atabileceği bir güçtür; ah, benim minik henriette'im. bu yüzden içselleştirilerek okunan, merak duygusuyla yola çıkılan okumaların verimi yüksektir. ben buna, biraz da mühendislik yaklaşımıyla şöyle bir yöntem geliştirdim:

öncelikle yazacağımız romanın kurgu temelli mi olacağı yoksa gündelik yaşama bol atıfta bulunulan, duyguları, insan olmayı, yaşamı anlatan, kurgu yönü ağır basmayan bir roman mı olacağını seçeceğiz. ben bu konuda daha çok ikinci seçeneği değerli buldum. okuma yaparken de bu yönde kendimi geliştirmeye karar verdim. bu yüzden de kurgu temelli, örneğin seferad gibi romanlar bana film izlemiş hissi verirler. eğer bir celine paragrafına benzer bir çözümleme bulamazsam, romandan uzaklaşırım. gözlerim sürekli "hadi abi, başla artık şov yapmaya" diyerek o girizgahı arar.

bu konuda da fante, celine, proust gibi üstadları örnek alıyorum. yukarıda söylediğim gibi "işte bu, baba sen busun ya" derim. daha önce de söylemiştim, genellikle fenerbahçenin 90. dakikada gol atıp kazanmasına sevindiğim gibi, çocukça bir sevgi kaplar içimi; baş parmağımı öpüp havaya kaldırarak "sen bu hayata rastgele gelmiş olamazsın, sen bu dünyaya ait olamazsın" gibi şeyler söylerim. bu adamlar benim dostum abi, bu adamlar benim ulu önderlerim. bol bol dostoyevski, turgenyev, tolstoy, gorki, goethe, balzac, zola, canetti, camus vs. vs. okudum. oralardan da çok farklı bakış açıları ve yaklaşımlar öğrendim. ancak ulu önder celine, fante ve proust temelli bir görüşü tercih ettim. felsefi bir temel de bence olmazsa olmaz. bu yüzden schopenhauer okudum bol bol. 2. dünya savaşı, insanlarda birçok insanı duyguyu tanımlama, hatırlama ya da yok etme fırsatı verdiği için hitler almanyasını, mao çin'ini, stalin rusyasını okudum ansiklopedilerden, belgesellerden o savaşı, sefaleti hissetmeye çalıştım ve sonuçta bir savaş karşıtı olmayı, savaşın bizden çaldıklarını anlamaya birazck yaklaştım. ilerleyen zamanlarda, ekonomik özgürlüğümle beraber felsefeye daha da eğilmeyi düşünüyorum. özellikle freud ve jung gibi psikoloji alanında çalışmalar yapan üstadlara da başvurmak elzem. başkaları da ona göre tercihini yapacaktır.

şimdi bunun diğer aşaması yazmak. yazmak için de öncelikle denemeler, kendi bakış açınızla yorumlamalar yapmamız gerekiyor. benim entrylerimi okuyanlar varsa, mutlaka bir duyguyu, bir olayı, kişiyi kapsamlı bir şekilde ele almaya çalıştığımı görürler. genellikle entrylerim de küçük pasajlar şeklinde oluyor.

yine son olarak çok önemli olduğunu düşündüğüm, bir konuya dikkat çekeceğim. bana göre, kendi yaşamına, çevresine, çevresinde dönen dramlara, hayal kırıklıklarına, hüzünlere, ızdıraplara kayıtsız kalmış bir insan kitap falan yazamaz. o yüzden yaşanılan olayları "bunu yapan maldır, net" ya da "seven insan bunu yapar, gerisi boştur" "aldatan namussuzdur, bu kadar" gibi sığ, iğrenç bir şekilde değerlendirmemeye dikkat ettim. ortada bir şerefsizlik varsa da bu şerefsizliğin sebeplerini, sonuçlarını düşünmeye özen gösteririm. bir de bu konularda sevgili dostlarıma vereceğim en önemli tavsiye, insanları dinlemek olur. bol bol yaşlıları dinlerim. kendi dedemi ananemi, arkadaşlarımın büyüklerini denk geldiğim anda çay demleyip saatlerce dinlerim. hiçbir zaman yaşayamayacağınız tecrübeleri de bu şekilde empati gücünüz oranında deneyimleyebiliyorsunuz. örneğin; benim dedem 1970 yılında ırak felluce'ye çalışmaya gitmiş. 6 aylık sürecin her detayını defalarca dinledim. bir yol hikayesini, yola çıktıkları saatten mercedes otobüsün modeline kadar, bu yolculukta hissettiği duyguları, sınırı geçerken hissettiklerini, orada çalışan işçi sınıfının davranışlarını, hikayelerini hepsini dinledim.

bunlar size müthiş tecrübeler katıyor inanın, mutlaka yaşlıları, deneyimi nispetinde başından bir iş geçmiş insanları dinleyin. tüm bunları sentezleyecek beyniniz. sonuçlar çok güzel oluyor, inanın farkı hissediyorsunuz. bir konuda gayet normal bir konuşma yapıyorsunuz ve karşılığında "ya sen nasıl böyle konuşabiliyorsun" diyor insanlar. o sentezi beyninize bırakın, şovunu yapacaktır. hepimize iyi okumalar dilerim, inşallah bir gün istediğimiz şeyleri yapabiliriz.
devamını gör...

düşlerimde bile kaçtım denize doğru
aslında kaçmak değil sevgiye koşmak
sessizdiler ama çoktular
biraz deli biraz çocuktular
denize doğru...
* *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umursamıyormuş gibi davranabilmek.
devamını gör...

ince ince yasemince vardı kanal 7de. aklıma o geldi nedense..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ayrıca tanımlarını okuduğum ve ortak noktalarımızın olduğunu düşündüğüm çok değerli kafa sözlük yazarıdır. saygılar, sevgiler efenim.



şu an dinlediğim bu parça da benden size gelsin. iyi sözlükler!*
devamını gör...

bir çocuğa, yetişkin birey tarafından psikolojik veya fiziksel şiddet uygulanması durumudur. fiziksel, psikolojik, cinsel ve ihmalkarlık olarak dörde ayrılır.

fiziksel istismar: çocuğa zarar verecek fiziksel güç kullanmaktır. kasıtlı veya kasıtsız olabilir fakat istismar, istismardır. vurmak, tekmelemek, ısırmak örnek olarak gösterilebilir. yapılan bir araştırmaya göre türkiye'de fiziksel istismar en sık 4-6 yaş arasında görülmektedir. bazı aileler ''disiplin'' için şiddete başvurur fakat şiddet ile disiplin sağlanamaz. ''dayak cennetten çıkmadır'' gibi sözlerle şiddet normalleştirilemez.

psikolojik istismar: çocuğun benliğine ve psikolojisine zarar verecek davranışlarda bulunmaktır. çocuğu sürekli eleştirmek, bağırmak, tehdit etmek veya görmezden gelmek örnek olarak gösterilebilir. dışarıdan psikolojik istismara uğrayan bir çocuğu tespit etmek zor olabilir çünkü bu davranışlar çocuğun iç dünyasını etkiler.

cinsel istismar: bir yetişkinin, çocuğu cinsel yolla istismar etmesidir. istismarcıların %80'i tanıdık yetişkindir, istismar her zaman bir yabancı ya da psikopat tarafından gerçekleşmez. en fazla 6-10 yaş arasında görülse de ne yazık ki her yaş grubundan çocuklar bu konuda fazlasıyla tehlikededir.

ihmal: çocuğun sağlık, yemek, barınma, eğitim, sevgi, ilgi gibi konularda yeterli ilgiyi görememesi durumudur.

peki istismar edilen bir çocuk görüldüğünde ne yapılmalıdır? hemen 155 veya 183 (sosyal destek hattı) aranıp durum bildirilmelidir.
devamını gör...

futbol ile alakasi olmayanlarin bile taniyip bildigi, profesor lakapli eski futbolcu.
devamını gör...

bu tür başlıklara prim vermeyin ,
az önce buna benzer bir başlık vardı zaten . derdi olan pekala oraya yazabilirdi .

hatta moderasyonu göreve davet ediyorum , bu başlığı da hemen üstteki başlığa taşıyabilirler .
devamını gör...

oda ölmek mi dersin,
söyle canım ne dersin?
bulaşık yıkarken kendime söylediğim şarkı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim