normalde ağırbaşlı ve sevgisini diğer insanlara çok belli etmeyen , güzel söz söylemeyen biriyken sevdiğim kişiye sürekli güzel sözler söylerim. heyecanlı bir şekilde bir şeyler anlatırken o , aptal sırıtma ile onu izlerim.
devamını gör...

gülerek okudum ya...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu gece bize pandemiyi unutturmuştur.
devamını gör...

kendini savunan bir kadın. üstelik çocuklarının yanında hem şiddet görüp hem ağır hakaretlere maruz kalmış, banyoya kitlenip orada tecavüze uğramış bir birey. kendini savunamasaydı eğer, yarın koruyamadık, yine bir kadın öldü, adalet yerini bulmalı gibi başlıklar okuyacaktık. öldürmesini elbette savunmuyoruz lakin işlerin bu boyuta gelmesini önlemek ya da bunu önlemek için çabamızın olmamasını diliyorum.
haber

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

--- alıntı ---

melek ipek ifadesinde ise eşini öldürdüğü anları şu sözlerle anlattı: "sabah ezanı okunurken kendimden geçmişim. eşim beni uyandırarak servisi yapıp geleceğini söyledi. 'ben gelinceye kadar burada bekle geldiğimde yarım kalan işimi halledeceğim' diyerek gitti. eşim aşağıdan küfrederek ve bizi öldüreceğini söyleyerek eve çıkıyordu. kapıya tekme atarak içeri girdi. evin içinde bağırmaya başladı. ben odanın bir köşesinde sinmiş bir şekilde duruyordum. ellerim kelepçeli olmasına rağmen bir köşede gördüğüm silahı elime aldım. derdim bana sabaha kadar sistematik işkence yapan eşimi korkutmaktı. bu arada odanın kapısı sert bir şekilde açıldı. eşimle yüz yüze geldik. aniden üstüme atılmaya kalkıştı. bir arbede yaşanırken kontrolsüz şekilde silah patladı"

--- alıntı ---
devamını gör...

tembellik. kimse çalışmak istemiyor. herkes kolay yoldan para kazanıp zengin olmanın derdinde.
devamını gör...

etrafındakileri zorlayan bir insan olmaktır. hele bir de 'ben böyle bir insanım, ben şuralıyım bizde normal' deyip sinirli olmanız hakkında herhangi bir şey yapmayıp üste çıkıyorsanız etrafınızdaki insanları kendinizden uzaklaştırmanız muhtemeldir.
kimse kimsenin sinirini, afrasını tafrasını çekmek zorunda değil arkadaşlar. hepimiz sinirleniyoruz, insanız. ama öfke kontrolü diye bir şey var.
devamını gör...

oldum olası canım sıkılıyor diyen insanları anlamadım.
hiç mi güzel anılarınız yok?
köşedeki bir ışık bir renk bir ses bir koku herhangi bir şey size birşey çağrıştırmıyor mu?
yıllarca biriktirmiş olduğunuz anılar nerede?
onların içinde gezinemiyormusunuz,simitçinin tuhaf bakışı yada bir bebeğin saf şapşallığını yada sevdiğinizin bir mimiğini tekrar keşfetmiyormusunuz?
zihninizi ve anılarınızı bir kütüphane gibi düzenleyin ve işiniz bittiğinde anılar kütüphanesinden istediğiniz kitabı alın okuyun.
devamını gör...

şans diye bir şey olmadığını iddia eden düşünce teorisidir. laplace'ın şeytanı, pierre-simon laplace tarafından 1814'te yayınlanan bir makalede ilk kez belirtilmiştir.
hiçbir şeyin belirsiz olmadığını, her şeyin kendinden önceki bir sebenin sonucu olduğunu savunur.
örneğin bir parayı havaya attığımızda, yazı mı tura mı geleceği şansa değil bazı sebeplere bağlıdır bu görüşe göre. elimizin parayı tutuş şekli, paranın büyüklüğü, ortamın ısısı, rüzgarın hızı ve yönü ayrıca paraya uygulanan kuvvete bağlı olduğu savunulur. bu etmenleri göz önüne alarak bir sonuca ulaşabileceğimiz belirtilir. tabi insan beyninin bütün bu değişkenleri göz önüne alıp değerlendirebilmesi mümkün mü orası da ayrı bir araştırma konusu.
devamını gör...

"merhaba arkadaşlar, tanımıma hoşgeldiniz. tanımımı okuduktan sonra beğenmeyi ve profilimi takibe almayı unutmayın."
z kuşağı yeminimizi yaptığımıza göre başlayabiliriz.

z kuşağı kendisinden önce gelen x ve y kuşağının isimlerine atıfta bulunularak değil, "boomer" kuşağının ismine atıfta bulunularak "zoomer" olarak isimlendirilmiş. internet ve akıllı telefon kullanım miktarları ve yakınlaştırarak bakmaları yani zoom yapmalarından ötürü. bu bile kendilerini diğer kuşaklardan ayıran en önemli özellik.
kevın kelly ; "teknoloji siz doğduktan sonra icat edilenlerdir." demiş ki ben de öyle düşünüyorum bu nedenle z kuşağının zaten içine doğduğu bir teknolojiyi etkin kullanıyor olmasından dolayı bu kadar eleştirilmesi bana tuhaf geliyor.
x ve y kuşağının icat ettiği ürünleri onlardan daha çok ve etkin kullanıyor olmaları aslında x ve y kuşağının başarı ya da başarısızlığı olmalı.
bir diğer nokta kuşak sınıflandırılmalarının neye ya da kime göre yapıldığı ile ilgili. 30 yaşına gelip evlenmeyi erteleyen, korkan, yalnız yaşamayı tercih eden, apolitik bir duruş tercih edip sadece bedensel zevklerine önem veren, sürekli eleştiren, melankolik bir ruh hali ile dolaşan insanlar ne kadar y kuşağı üyesi olamaz ise, 15 temmuz da ya da gezi de ya da başka bir toplumsal olayda kendi politik duruşuna göre tepkisini ortaya koyan, bir sosyal sorumluluk projesinde görev alan, ailesi ile yaşadığı sorunlara ya da günümüz yaşam şartlarına göre oluşan sıkıntılara rağmen kendisine bir amaç belirleyip ona ulaşmaya çalışan gençler de o “akıllı telefon” kuşağı olarak adlandırılmamalıdır.
takip ettiğim bir dergide 3 aylık bir yazı dizisi olarak yayınlan z kuşağı ile ilgili müspet ve menfi yönler oldukça hoşuma gitti.


z neslinin müsbet görülen tarafları

bu kuşak hakkında pek çok araştırma ve makale mevcut. bunları okuyup değerlendirirken hangi niyetle ve bakış açısıyla yazıldıklarına bakmak, yerinde olacaktır. bu araştırmalarla, berbat bir türkiye mesajı mı verilmeye çalışılıyor, yoksa gençlerin dünyasını anlayıp onlara daha yakın olmak, yol gösterici olmak mı hedefleniyor, bunları yerinde değerlendirmek gerekiyor. söz konusu gençlerin hayat biçimleri incelenirken, kuşatıcı bir nazariye ile toplumun her kesiminde yaşayan z nesli gençler ele alınmalıdır.

bu neslin öğrenme usûlleri görselliğe dayalı. bu noktada genel bir kabul hâkim. okumalarını, araştırmalarını, öğrenmelerini çoğunlukla ekran üzerinden yapıyorlar. hızlı öğreniyorlar, bilgiye çabuk ulaşıyorlar. iletişim ve bilişim mânâsında çok iyiler. teknolojiye hâkimiyetleri ileri seviyede…

üretmek, bir şeyler ortaya çıkarmak ve onları sergilemek, onlar için paha biçilemez güzellikler… yerli ve millî pek çok projeye mühim katkı sunmaları bunun bir işareti.

hayvanlara ve çevrenin korunmasına karşı çok hassaslar. adâletsizliğe, ayrımcılığa, başkasına söyleyip de kendisi yapmayan insanlara çok tepkililer.

tek kelime ile “farklı” olmak istiyorlar. bu, onlar için negatif bir unsur değil, onlara artı değer katıyor. nev’i şahsına münhasır olmak ifadesi, tam da onları anlatıyor.

sosyal ve dijital mecraları çok iyi kullandıklarından, hemen organize olup tepki ve ihtiyaçlarını dile getirebiliyorlar. önceki nesillerin sahada ve sokaklarda yaptığı teşkilâtlanmayı internet grupları üzerinden sanal dünyada yürütüyorlar.

politikaya karşı tepkisiz ve duyarsız olmadıklarını, 15 temmuz’da gösterdiler. söz konusu vatan olunca, sahaya da inebiliyorlar.

beyin yapıları ve işleyişi, diğer kuşaklardan farklı… hızlı öğreniyor, çabuk analiz yapıyor, pek çok işi bir arada halledebiliyorlar. senkronize bir biçimde el-göz koordinasyonu ve hareket becerileri dikkat çekiyor.

büyük düşünüyorlar, “herhangi bir işte çalışır, geçinir giderim!” gibi bir dertleri yok. kariyer plânları var. dil öğrenmeye karşı heveskârlar. birkaç dil öğrenebiliyorlar.

âilelerini güvenli bir liman olarak görüyorlar. değerlerine bağlılıkları eleştirilse de âileye bağlılıkları yüksek.

pek çoğu okul öncesi dönemde dînî eğitim veren kurumlarda eğitim almış. kur’ân-ı kerîm’i okumayı bildiğini söyleyenlerin sayısı önceki nesillere göre daha fazla.

önceki nesillere göre kur’ân kursu, imam-hatip ortaokulu ve imam-hatip lisesi’ni tercih edenlerin sayısı yüksek.



menfî görülen/eleştirilen tarafları

geldik, z kuşağı denilince hemen akla gelen özelliklere... insanoğlu yapısı itibariyle menfîyi düşünmeye odaklı olduğundan, bu kuşak da bazı değerlendirmeler üzerinden tanınıyor ve tanıtılıyor. bu değerlendirmelerin bazılarında haklılık payı varken, bazıları bu kuşağın değil, ebeveynlerin ve terbiye usûllerinin eksikliğini gösteriyor.

onlara bizim açımızdan baktığımızda muhafazakârlık ve dindarlık algıları oldukça düşük. yapılan araştırmalar da dînî vecîbeleri daha az uyguladıklarını ve inanç konusunda diğer kuşaklara göre daha sorgulayıcı olduklarını gösteriyor. (dinî vazifeleri uygulayanlar % 15, uygulamayanlar % 55 iken, inançsız olduğunu beyan edenlerin oranı % 28 gibi yüksek bir rakam.)[1]

ebeveynlerinin elinden kayıp giden z neslini, youtuber’lar ve sosyal medya fenomenleri terbiye edip yönetiyor.

toplumda görünen genel tabloya bakarsak, bir dertleri, ülküleri, dâvâları olanların sayısı oldukça az. itiraza ve tepkiye daha çok meyilliler... ekran zamanları fazla olduğundan, dikkat süreleri kısa... neredeyse bir uzuvları gibi gördükleri dijital âletlerden kopamıyorlar.

hayatla yüzleşmeyi, mücadele etmeyi, emek verip kazanmayı bilmiyorlar. bunun altında yatan sebep “helikopter ebeveyn” olarak gösterilen ebeveyn tutumları… “efendisini doğuran câriyeler”[2] hadîsini akla getiren ebeveynler, bu nesille kendini göstermeye başlıyor.

yazının tamamı için link
buradan
yazının üçüncü bölümü henüz dijitale aktarılmamıs. takip edip onu da eklerim.
tanım: 2000 - 2020 arasında doğan insanların dahil olduğu kuşak.
devamını gör...

söz yazarı aysel gürel'dir ve sezen aksu'dan özür dileyerek söylüyorum en iyi şebnem ferah söyler.

devamını gör...

yaptığım eylemdir. birilerinin sizi fark ettiğini fark etmek mutlu olmanızı sağlıyor.
devamını gör...

yeşil, toz kalıcı ve su geçirgenliği olan bir boya türüdür.
el, ve saç boyamada kullanılır. son yıllarda yaygınlaşan, çil modası dolayısıyla yüz boyamada ve geçici dövme yapımında da kullanılmaktadır.
esas rengi yeşil olan bu maddenin, hindistan ve çin dolaylarında siyahı kullanılmaktadır. daha doğrusu arap coğrafyası, bir yemen geleneği olarak, turuncu, kızıl-kırmızımsı bi renk veren, yeşil toz olanını kullanırken hindistan'ın kınası, hint kınası adıyla da anılan ve muhtemelen çinko karışımı bir madde olan rastık karıştırılarak, siyah rengini alan, siyah kınadır. bunun* yan etkileri fazlayken, su geçirgenliğinin ise, son yıllardaki araştırmalar sonucu, olmadığı tespit edilmiş, sadece deri üzerine bir katman oluşturduğu kanıtlanmıştır. bu nedenle, geçici dövmeler için bir tercih sebebidir. arap yani yemen kınası ise; tam tersi su geçirgenliği olan, deri ve saç üzerinde karman oluşturmayan bir yapıdadır.

arap yarımadası'ndan çıkıp, tüm asya coğrafyasına yayılan bu güzellik hilesi, hindistan'dan mısır'a, kleopatra gibi bürokratik kadınlara kadar tüm dünyaya yayılmıştır.
türk kadınları için de yüzyıllardır kullanılagelen bu güzellik maddesi, kadınların sade ılık suyla yahut tercihe göre; siyah çay, ada çayı, kuşburnu çayı, zeytinyağı, hint yapı ve bazen de rastık kullanılarak hazırlanır ve işlevine göre saça, ele yakılır. genel olarak gece yapılan bu boyama işlemini gece gerçekleştirip kafasını bir bezle saran hanımlar, sabaha kadar bu şekilde bekler ve sabah da durularlar. şimdilerde gece boyu bekletmek yerine yarın saat ila iki saat arasında bekletmenin de yeterli olduğu savunulmaktadır.
çoğu manada saç dökülmesine yol açtığı bilinmekte beraber kınanın takılma yöntemi ile bu yan etki ortadan kalkıp hatta saçları besleyici bir etkide bulunduğu yüzlerce yıldır bilinmektedir. burada kınanın kalitesi ve imitasyon olup olmadığı konusu da devreye girmektedir.

ellerdeki etkisine gelecek olursak egzema gibi cilt hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

ayrıca kına, kültürümüze o kadar yerleşmiştir ki kına yakmak, kına gecesi gibi tabirler ve eylemler de hayatımızın merkezine yerleşmiştir.
devamını gör...

/ kime sorsam dönüşüm yok, nereye gitsem mavi
yelkenimde deli rüzgâr, her yanım tuz, deliyim
/
devamını gör...

son zamanlarda duyduğum en ilgi çekici tespit. çok konuşanlar bizi çok fena silkelemiş olabilir. şöyleyim şu an:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

'felç geçirmek' geçirmenin fakircesidir.

zengin felç geçirir, fakire inme iner.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sezen aksu. vazgeçtim

devamını gör...

ernest hemingway - selalar kimin için okunuyor.
george orwell - çiflik bank - 2023
anton çehov - millet bahçesi
gogol - ölmekten beter olmuş canlar
victor hugo - evine ekmek götürmeye çalışan babanın bir günü.
devamını gör...

açılır abi açılır, soruşturma da açılır.. yarın bakmışız ters kelepçe gözaltına da alınırlar.. bunlar bir tek bizde normal işler.
neden basbas bağırıyoruz, adalet, hukuk, yargı diye?
amiral dediğin adamdan tsk'da kaç tane var?
bu fahrettin altun denen kişi kime çıkıp parmak sallıyor?
askerde olsa, yan semtten amiral geçecekmiş dendiğini duysa altını pisleyecek adamlar twitter'dan atıp tutuyor. yazık ya şu askeriyeyi soktuğunuz duruma bakın...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim