ben kirke
mitolojinin feminist bir dille yorumlanan güzel bir sentezi. birnevi mitolojiye modern bir yorum getirmek.
peki ne anlamda feminist bir dil diyebilirsiniz. kirke yani circe yanlış bilmiyorsam mitolojinin magazinsel bir ismi değil ve bazı hikayelerde haydi bir yandan rolümü alayım şeklinde girmiş bir karakter. zaten yunan mitolojisine bakarsanız hikayeler daha çok zeus kimi götürdü ya bak şunları şunları yapma şeklinde ders niteliğinde öyküler. sonuçta mitler bir halkın aynası. feminist olmayan bir doğadan feminist bir hikaye beklemek abes. ya da zeus'un tecavüzcü halini bugüne uyarlamakta bir o kadar saçma çünkü o günün cinsellik alıgısı daha farklı. yani osmanlıda da oğlancılık varmış ama zamanla toplum değişmiş değil mi? *
neyse efendim özün sözü madeline miller kirke karakterini geçtiğimiz yüzyıldan itibaren kavrayabildiğimiz cinsiyet eşitçiliği noktasından değerlendirmiş. hikayelerin birbirine bağlanışı ve tanrı insan arasındaki ayrımlara getirilen yorum oldukça yaratıcı ve mühim ki zaten işin edebi boyutu orada taçlanmış bence. kirke'nin hikayesine böyle bir pencereden bakabilmek ve tanrı olgusunu eleştirebilmek oldukça zor olgular
tutupta siz ay ben tanrı olmayayım ölümsüz olmayayım ya diyebilir miydiniz ? ama sonunda iyi ki bunu seçmişsin kirke iyi ki diyorsunuz
bu arada nacizane tavsiyem okuyabilirseniz ingilizcesini okuyun. ha ben özellikle ingilizcesini okumalıyğğm gibi bir psikolojiye girmedim ama yurtdışındaydım o noktada elime geçti. peki çörek o zaman neden bu ingilizce oku sevdan neden diye olacaksanız çünkü rüyalarınızı ingilizce görmenizi istiyorum *. şaka şaka. ama ingilizcesini okurken yazarın gerçekten şiirsel lirik bir dili olduğunu gözlemledim ki yazar da ingilizce yazmış kitabı. yani bu da bir çeviri olsa diyeceğim ne gerek var ama bir yazıyı kendi dilinde okumak bence çok özel (rüyalarınızı ingilizce görmektende)
bugün bu ingilizce rüyamı görüyorum geyiğini çıkartan yazarımız fena sövecek bana herhalde ama olsun. kim olduğunu bllmiyorum şeker insan.cidden
kitabın ingilizcesi de zor değil öyle. ama anlatmışımdır başka bir yerde herhalde northern line hattında kitabı okurken hatları karıştırdım. yani uzun hikaye şimdi gidip bakmanız lazım ama mornington crescent charing cross hattındadır camden town ise hem oraya bağlanır hem de bank hattına. ben evimin durağını kaçırıp bu kesişim noktası durağında inince önce bank hattından gelen metroya binip dönmeye çalıştım sonra tabii ki dönemedim. geri bindim camden town a gelince bu bankle charing cross hattının durdukları alanda hep aynı olmuyor beni başkasının hattına atmış falan güzel yordu. okurken ya ne diyorsun çöreğim diyor olabilirsiniz ama northern line a binmeyene de bu nüansı anlatmak çok zor çünkü ben kendime anlatamıyorum şu an. neyse yani akıcı kitap zaten vurgu buna.
peki #1028955 yazıp burada salak gibi bu kadar yazıyı yazmama kaç puan. ama bugün daha yazasım daha çemen kusasım bir gün ondan bence ondan.* sonuçta alın okuyun be annem.
peki ne anlamda feminist bir dil diyebilirsiniz. kirke yani circe yanlış bilmiyorsam mitolojinin magazinsel bir ismi değil ve bazı hikayelerde haydi bir yandan rolümü alayım şeklinde girmiş bir karakter. zaten yunan mitolojisine bakarsanız hikayeler daha çok zeus kimi götürdü ya bak şunları şunları yapma şeklinde ders niteliğinde öyküler. sonuçta mitler bir halkın aynası. feminist olmayan bir doğadan feminist bir hikaye beklemek abes. ya da zeus'un tecavüzcü halini bugüne uyarlamakta bir o kadar saçma çünkü o günün cinsellik alıgısı daha farklı. yani osmanlıda da oğlancılık varmış ama zamanla toplum değişmiş değil mi? *
neyse efendim özün sözü madeline miller kirke karakterini geçtiğimiz yüzyıldan itibaren kavrayabildiğimiz cinsiyet eşitçiliği noktasından değerlendirmiş. hikayelerin birbirine bağlanışı ve tanrı insan arasındaki ayrımlara getirilen yorum oldukça yaratıcı ve mühim ki zaten işin edebi boyutu orada taçlanmış bence. kirke'nin hikayesine böyle bir pencereden bakabilmek ve tanrı olgusunu eleştirebilmek oldukça zor olgular
tutupta siz ay ben tanrı olmayayım ölümsüz olmayayım ya diyebilir miydiniz ? ama sonunda iyi ki bunu seçmişsin kirke iyi ki diyorsunuz
bu arada nacizane tavsiyem okuyabilirseniz ingilizcesini okuyun. ha ben özellikle ingilizcesini okumalıyğğm gibi bir psikolojiye girmedim ama yurtdışındaydım o noktada elime geçti. peki çörek o zaman neden bu ingilizce oku sevdan neden diye olacaksanız çünkü rüyalarınızı ingilizce görmenizi istiyorum *. şaka şaka. ama ingilizcesini okurken yazarın gerçekten şiirsel lirik bir dili olduğunu gözlemledim ki yazar da ingilizce yazmış kitabı. yani bu da bir çeviri olsa diyeceğim ne gerek var ama bir yazıyı kendi dilinde okumak bence çok özel (rüyalarınızı ingilizce görmektende)
bugün bu ingilizce rüyamı görüyorum geyiğini çıkartan yazarımız fena sövecek bana herhalde ama olsun. kim olduğunu bllmiyorum şeker insan.cidden
kitabın ingilizcesi de zor değil öyle. ama anlatmışımdır başka bir yerde herhalde northern line hattında kitabı okurken hatları karıştırdım. yani uzun hikaye şimdi gidip bakmanız lazım ama mornington crescent charing cross hattındadır camden town ise hem oraya bağlanır hem de bank hattına. ben evimin durağını kaçırıp bu kesişim noktası durağında inince önce bank hattından gelen metroya binip dönmeye çalıştım sonra tabii ki dönemedim. geri bindim camden town a gelince bu bankle charing cross hattının durdukları alanda hep aynı olmuyor beni başkasının hattına atmış falan güzel yordu. okurken ya ne diyorsun çöreğim diyor olabilirsiniz ama northern line a binmeyene de bu nüansı anlatmak çok zor çünkü ben kendime anlatamıyorum şu an. neyse yani akıcı kitap zaten vurgu buna.
peki #1028955 yazıp burada salak gibi bu kadar yazıyı yazmama kaç puan. ama bugün daha yazasım daha çemen kusasım bir gün ondan bence ondan.* sonuçta alın okuyun be annem.
devamını gör...
kafa sözlük
hemen en sevdiğim bkz ile entryme giriş yapıyorum:
(bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya)
cidden neler oluyor böyle yahu bir an için elf gözlerim halis mi görüyor, bu yazılanlar bu kaos gerçek olamaz diye kuşkuya düştüm. resmen şansa yaşıyoruz...
allahtan yalnızca kaliteli içerik paylaşan sevdiğim yazarlarla iletişim halindeyiz. kenardan kendilerince tanımlar girmeye devam ediyorlar zaten. takip sekmeme bakılırsa kuşlar, cıvıltılar sükunet var, akışa ya da gündeme geçince mahşer yeri. tc sınırları içerisine hapsedilmiş işviçre gibiler canlarım...
10milyonuncu kere yazılmış ama eklemeden edemeyeceğim; sözlük iletişimi sözlükte kalmalı fazlası zarar, yapman guzum.
(bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya)
cidden neler oluyor böyle yahu bir an için elf gözlerim halis mi görüyor, bu yazılanlar bu kaos gerçek olamaz diye kuşkuya düştüm. resmen şansa yaşıyoruz...
allahtan yalnızca kaliteli içerik paylaşan sevdiğim yazarlarla iletişim halindeyiz. kenardan kendilerince tanımlar girmeye devam ediyorlar zaten. takip sekmeme bakılırsa kuşlar, cıvıltılar sükunet var, akışa ya da gündeme geçince mahşer yeri. tc sınırları içerisine hapsedilmiş işviçre gibiler canlarım...
10milyonuncu kere yazılmış ama eklemeden edemeyeceğim; sözlük iletişimi sözlükte kalmalı fazlası zarar, yapman guzum.
devamını gör...
her şeyin bir şeyini bir şeyin her şeyini bileceksin
bu şey gibi mi ki her şeyin her şeyini bil, her şeyin aslında hiçbir şey olmadığını belli etme.
devamını gör...
manga'nın eurovision'da birinci olamaması
manga:
manga'nın şarkısından bir cümle: "ne kadar farklı olduğumuz önemli değil. ''
lena:
lena'nın şarkısından bir cümle: ''yeni iç çamaşırı aldım, mavi.''
manga'nın şarkısından bir cümle: "ne kadar farklı olduğumuz önemli değil. ''
lena:
lena'nın şarkısından bir cümle: ''yeni iç çamaşırı aldım, mavi.''
devamını gör...
ankara gar katliamı
unutmayın.
devamını gör...
el orfanato
harika bir film, harika...ispanyol sineması her zamanki gibi, izleyicisine merhamet göstermiyor.
yapılmaz ulan bu bize!
önce genel bilgiler;
filmin yönetmenliğini; juan antonio bayonayapıyor. yapımcılarından biri, pan'ın labirentinin yönetmeni guillermo del toro'dur.
film 2007 ispanya ve meksika ortak yapımıdır. tür içinse; gerilim , korku ve dram diyebiliriz bence. oyunculuklarını ise; belen rueda fernando cayo ve edgar vivar paylaşıyor. aaah unutmayalım; charlie chaplinin kızı, geraldine chaplin psişik aurora rolünde.
arkadaşlar filmi henüz izledim, gözlerim dolu dolu. şişirdi beni film. mutlu son için mi şiştim, yoksa mutsuz son için mi? bilemiyorum .
film 30 ödüllü, 27 ödüle de aday gösterilme başarısı var.
bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen!
'
''
laura, yetimhanede büyümüş, kendini bu sebeple dezavantajlı çocuklara adamış, şu anda simon adında aids'li bir çocuğu evlat edinmiş harika bir annedir.
eski kaldığı yetimhaneyi alarak, burada 5-6 dezavantajlı çocuğa bakmak istemektedir.
filmin ilk sahnesinde gösterilen korkuluk ve arkasında görülen 5-6 çocuk bize şöyle bir yorum yaptırıyor ''geliyor gelmekte olan''
filmin açılışında, jenerik müziği ile verilen duvar kaplamasının kaldırılması ise, cilalanmış parlatılmış şeylerin altında, bulacağımız şeylere delalet ediyor.
neyse efenim her şeye takılırsak bu filmi anlatması bitmez. devam edelim.
hiv virüslü simon, dünya tatlısı bir çocuktur. onun 5-6 tane hayali arkadaşı vardır. simonun bu hayali arkadaşlarına takılması laurayı endişelendirmektedir. derken lauranın kapısını sosyal hizmet görevlisi olduğunu söyleyen garip bir kişi çalar.
bu kişi, lauranın henüz bir çocuk olduğu dönemde, yani yetimhanede görevli bir kadındır. ancak yetimhaneden ayrılmıştır.
ortada bu kadar gariplik varken , laura dawn sendromlu çocuklar için düzenlediği bir partide, ''simon arkadaşım thomas'ın evine gitmemiz gerekiyor'' der. bu hayali arkadaştan çok sıkılan laura, simona bir tokat atar ve partiye döner. oğlunun gönlünü almak için yukarı çıktığında, oğlu simon artık kayıptır.
ve 8 ay boyunca laura onu bulamayacaktır.
bulmak için ''hayali arkadaş''larla oyun oynayacaktır.
bu hayali arkadaşların laura'nın kederinden ortaya çıkan hayali arkadaşları ,
daha doğrusu yetimhanedeki arkadaşları olduğunu öğrendiğimde, beynimden vurulmuşa döndüm.
film gerçekten çok güzel, tavsiye ederim.
yapılmaz ulan bu bize!
önce genel bilgiler;
filmin yönetmenliğini; juan antonio bayonayapıyor. yapımcılarından biri, pan'ın labirentinin yönetmeni guillermo del toro'dur.
film 2007 ispanya ve meksika ortak yapımıdır. tür içinse; gerilim , korku ve dram diyebiliriz bence. oyunculuklarını ise; belen rueda fernando cayo ve edgar vivar paylaşıyor. aaah unutmayalım; charlie chaplinin kızı, geraldine chaplin psişik aurora rolünde.
arkadaşlar filmi henüz izledim, gözlerim dolu dolu. şişirdi beni film. mutlu son için mi şiştim, yoksa mutsuz son için mi? bilemiyorum .
film 30 ödüllü, 27 ödüle de aday gösterilme başarısı var.
bundan sonrasını spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen!
'
''laura, yetimhanede büyümüş, kendini bu sebeple dezavantajlı çocuklara adamış, şu anda simon adında aids'li bir çocuğu evlat edinmiş harika bir annedir.
eski kaldığı yetimhaneyi alarak, burada 5-6 dezavantajlı çocuğa bakmak istemektedir.
filmin ilk sahnesinde gösterilen korkuluk ve arkasında görülen 5-6 çocuk bize şöyle bir yorum yaptırıyor ''geliyor gelmekte olan''
filmin açılışında, jenerik müziği ile verilen duvar kaplamasının kaldırılması ise, cilalanmış parlatılmış şeylerin altında, bulacağımız şeylere delalet ediyor.
neyse efenim her şeye takılırsak bu filmi anlatması bitmez. devam edelim.
hiv virüslü simon, dünya tatlısı bir çocuktur. onun 5-6 tane hayali arkadaşı vardır. simonun bu hayali arkadaşlarına takılması laurayı endişelendirmektedir. derken lauranın kapısını sosyal hizmet görevlisi olduğunu söyleyen garip bir kişi çalar.
bu kişi, lauranın henüz bir çocuk olduğu dönemde, yani yetimhanede görevli bir kadındır. ancak yetimhaneden ayrılmıştır.
ortada bu kadar gariplik varken , laura dawn sendromlu çocuklar için düzenlediği bir partide, ''simon arkadaşım thomas'ın evine gitmemiz gerekiyor'' der. bu hayali arkadaştan çok sıkılan laura, simona bir tokat atar ve partiye döner. oğlunun gönlünü almak için yukarı çıktığında, oğlu simon artık kayıptır.
ve 8 ay boyunca laura onu bulamayacaktır.
bulmak için ''hayali arkadaş''larla oyun oynayacaktır.
bu hayali arkadaşların laura'nın kederinden ortaya çıkan hayali arkadaşları ,
daha doğrusu yetimhanedeki arkadaşları olduğunu öğrendiğimde, beynimden vurulmuşa döndüm.
film gerçekten çok güzel, tavsiye ederim.
devamını gör...
bartonella quintana
siper ateşi denilen, vücut bitiyle bulaşan hastalığa yol açan bakteridir.
devamını gör...
climax
"hayat müşterek bir imkansızlıktır."
devamını gör...
yavru kedi bakımı
kediler, özellikle de yavrular genelde oynarken ısırır ve tırmalarlar ancak bunu yaparkenki tavırları saldırgan değil oyuncudur ve tavrın farklılığı gözlemlerleyerek anlaşılabilir. tabii şiddetli ve zarar verecek derecede ısırıyorsa sıkıntılı olabilir sizin için.
ben de geçen gün benzer bir durumla karşılaşıp veteriner hekimden bilgi almıştım. kedinin aşağı yukarı kaç aylık olduğu belli oluyordur diye tahmin ediyorum. gerçekten çok küçük değilse ilk yapılması gereken iç ve dış parazit aşıları. ayrıca tırnaklarının kesilmesi ve veterinerde bu iş için satılan mikrop kırıcı spreyler ile tarif edildiği şekilde dikkatlice temizlenmesi gerekiyor. eğer tırnak kesme konusunda deneyimli değilseniz ilk birkaç sefer veterinerde yaptırarak orada yapılışını öğenin mutlaka. elbette genel bir muayeneden geçirilmesinde de fayda var. yavru sokak kedilerinde enfeksiyonlar çok yaygın oluyor.
ama dediğim gibi eğer kedi bebek denecek yaşta ise durum daha farklı olacaktır. en iyisi bulunduğunuz ildeki iyi bir veterinere danışarak bilgi almak. telefonla bilgi alıp daha sonra götürebilirsiniz.
bu arada bulduğum ve sahiplendirdiğim bütün sokak kedileri kuma hemen alıştı; hiçbir sorun yaşamadım.
edit: yıkanma konusunu unutmuşum pardon. üstteki yazar arkadaş güzel ifade etmiş. kediler kendilerini temizleyebilen hayvanlar ancak sokaktan geldiyse ve artık evde kalacaksa bir defaya mahsus yıkanması iyi olacaktır. genelde yıkanırken çoğu saldırganlaşır. bunu veteriner de yapabilir yine ilk ve tek sefer için. bana, yetişkin kedileri yıkamak için anestezi yaptıklarını ama yavruysa sorun olmayacağını söylemişlerdi.
ben de geçen gün benzer bir durumla karşılaşıp veteriner hekimden bilgi almıştım. kedinin aşağı yukarı kaç aylık olduğu belli oluyordur diye tahmin ediyorum. gerçekten çok küçük değilse ilk yapılması gereken iç ve dış parazit aşıları. ayrıca tırnaklarının kesilmesi ve veterinerde bu iş için satılan mikrop kırıcı spreyler ile tarif edildiği şekilde dikkatlice temizlenmesi gerekiyor. eğer tırnak kesme konusunda deneyimli değilseniz ilk birkaç sefer veterinerde yaptırarak orada yapılışını öğenin mutlaka. elbette genel bir muayeneden geçirilmesinde de fayda var. yavru sokak kedilerinde enfeksiyonlar çok yaygın oluyor.
ama dediğim gibi eğer kedi bebek denecek yaşta ise durum daha farklı olacaktır. en iyisi bulunduğunuz ildeki iyi bir veterinere danışarak bilgi almak. telefonla bilgi alıp daha sonra götürebilirsiniz.
bu arada bulduğum ve sahiplendirdiğim bütün sokak kedileri kuma hemen alıştı; hiçbir sorun yaşamadım.
edit: yıkanma konusunu unutmuşum pardon. üstteki yazar arkadaş güzel ifade etmiş. kediler kendilerini temizleyebilen hayvanlar ancak sokaktan geldiyse ve artık evde kalacaksa bir defaya mahsus yıkanması iyi olacaktır. genelde yıkanırken çoğu saldırganlaşır. bunu veteriner de yapabilir yine ilk ve tek sefer için. bana, yetişkin kedileri yıkamak için anestezi yaptıklarını ama yavruysa sorun olmayacağını söylemişlerdi.
devamını gör...
tembel hayvan
sadece belgesellerde gördüğümüz bambaşka bir hayvan. isminin hakkını veren bu hayvan tam bir miskin. günde 15-18 saat uyuyor ve yerde 1 saatte 15-30 cm. arası ilerliyor.
devamını gör...
varlığa darlık olmaz
zengin olanın gücü birçok şeye yeter anlamına gelen atasözüdür.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
kafanıza göre atışırsınız
mani nedir bilmezsiniz
aaba şeklinde olacak
lütfen kendinize geliniz
mani nedir bilmezsiniz
aaba şeklinde olacak
lütfen kendinize geliniz
devamını gör...
sosyal fobi
bir zamanlar yaşadığım fobi, insanı deli bir asosyale çeviriyor eğer paçayı kurtaramazsanız, dumandan halimiz duman parçasını yaşarsınız.
devamını gör...
300. takipçi
kendisine kesinlikle 5tl yazıyla (beş tl) göndereceğim çok talihli takipçi yazardır.
devamını gör...
link atar mısınız kabusu
bu sıralar adımdan çok duyduğum ifadedir. teknoloji falan tamam anladık da yormuştur artık.
devamını gör...
merter
istanbulda güngören ile bahçelievler arasında kalan ve tekstil ile ön plana çıkan bir semt. 500 bin metrekarelik bir bölgeyi kapsar ve yaklaşık 3700 adet irili ufaklı firmayı bünyesinde barındırır. merter'in komşuları: güneyinde zeytinburnu, kuzeyinde keresteciler sitesi ve güngören, doğusunda topkapı, batısında bahçelievler'dir.
kaynak
kaynak
devamını gör...
dilden düşmeyen reklam sloganları
nat nat nat çokonat
garanti bbva
garanti bbva
devamını gör...


