büyük ihtimalle agno (ağırlıklı genel not ortalaması) 3,30 üstüdür. maşallah deyin bana.

büdüt: bir yazar köy üniversitesi demiş. hocam hacettepe'de okuyorum. başka yazar sınava yetişememek veya sevgili problemlerinden bahsetmiş. hocam yani bu sınava yetişememek işi artık baydı sanki. bakın beytepe kampüsüne şehir merkezinden ulaşım ortalama 1.5 saat sürüyor. sınav olduğu gün en az 2.5 saat önce çıkarım ki olur da bir sorunla karşılaşmayayım diye. sevgili olayı ise elbet üzülürüm gerekirse d ile geçerim dersten ama biri için bu kadar dertlenip büte kalmaya gerek yok bence. zaten bu yıl haricinde bizim büt haftamız eylül'de oluyordu. tüm yıl boyunca dersi unutup bütten geçme ihtimali çok düşük d bile olsa girip geçerim.
devamını gör...

ruh hastası olmak nedir temalı bir eylem.


ahaha .ama iyi güldüm. işte cesaret işte feraset işte azim.
devamını gör...

para karşılığı şikayet silerek para kazanan bir oluşumdan itibar bekleyenleri şaşırtır haliyle.
devamını gör...

benim de the last airbender kesinlikle. zaten sadece bir çocuk serisi olamayacak kadar güzel işlenmiş bir konusu var. devam serileri, rezalet filmi yüzünden devam etmemiş olsada, devam eden çizgi romanlarıyla avutuyoruz kendimizi.
devamını gör...

önce insanın içine işleyen mavi gözleri gelir aklıma,
sonra
fakirlik yüzünden yaşayamadığı çocukluğu.
kendini ülkeye anlatması için şehit olması gerekiyormuş, trabzonlu-maçkalı yavrucağızın.
devamını gör...

nedendir bilmem bulut canlanırdı gözümün önünde.
devamını gör...

omurgada hareket kısıtlılığına neden olan, sıklıkla periferik artritin eşlik ettiği kronik bir romatizmal hastalıktır. görülme sıklığı %1’dir. hla-b27 denen bir gene sahip insanlarda ankilozan spondilit gelişme riski daha fazladır. kalıtımsal yatkınlık %20’dir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tedavideki esas amaç semptom ve inflamasyonu kontrol altında tutarak, ilerleyen yapısal hasarı engellemek ve sağlıkla ilişkili hayat kalitesini uzun dönemde en üst seviyede tutmaktır. farmakolojik(nsaii, analjezikler, kortikosteroidler, dmard) cevap alınamazsa biyolojik tedaviler (anti-tnf-α ikinci basamak ilaçlar) kullanılmaktadır. egzersiz-fizyoterapi, yaşam tarzı değişiklikleri önerilmektedir.

diyet tedavisi: osteoporoz riski nedeniyle ca ve d vitamininden zengin beslenilmelidir. bir çalışma karbonhidrattan fakir diyetin ağrıyı azaltmada etkili olduğunu göstermiştir. bir başka çalışmada; nişastanın azaltılmasıyla, enterik klebsiella çoğalmasının inhibe edildiği serum ıga düzeyinin düştüğü ve hastalık semptomlarının azaldığı gösterilmiştir. antiinflamatuar etkileri nedeniyle n-3 yağ asitleri(alfa-linolenik asit, eikosapentaenoik asit, dokosaheksaenoik asit) desteği önerilmektedir. balık ve diğer deniz ürünleri (özellikle somon, uskumru, ton balığı, ringa balığı ve sardalya gibi soğuk su yağlı balıklar), fındık ve tohumlar (keten tohumu, chia tohumu ve ceviz gibi), bitki yağları (keten tohumu yağı, soya yağı ve kanola yağı gibi) n-3 yağ asitlerinden zengin kaynaklardır.
devamını gör...

harper lee'nin ilk basımı 1960'ta yapılan ilk, ve 2015'te basılan "tespih ağacının gölgesinde"den önceki tek kitabından aynı isimle uyarlanan, 1962 yapımı bir robert mulligan filmi.

ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.


hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.

izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.

atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:


"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"


tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.

mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.

ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.

ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.

tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.


toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
devamını gör...

bir nazan bekiroğlu kitabıdır. trabzon, tebriz, tiflis, batum, bakü, istanbul hattında geçen muhteşem bir hikâye.
insanların insanlara güvenmek için senet sepet istemedikleri zamanların hikayesi.
okurken en ilgimi çeken kısım yazarın bütün bu şehirlere olan bilgi birikimiydi, bu kitabı yazarken ne kadar çok zorlandığını tasavvur edemiyorum.
kitabı elinize aldığınızdan itibaren bütün şehirleri geziyorsunuz dönemin dilini mekanlarını son derece güzel bir şekilde ele almış nazan bekiroğlu.
balkan savaşı yıllarında başlayıp 1. dünya savaşına uzanan bir öykü.
tebriz’in meşhur halı tüccarı setterhan ile trabzonlu inci tanesi zehra’nın öyküsü mutlaka okunması gereken mutlaka seyredilmesi gereken bir fotoğrafın öyküsü.
yazar bazı eski fotoğraflara göz gezdiriyor ve hikâye başlıyor.
bu kitabı sevmemin bir sebebi ise yazarın karakterleri ilmek ilmek işlemesi en ince ayrıntısına kadar harika karakterler yaratması.
setterhan, cemil, çerkez bey, yaşlı nene saymakla bitmeyecek karakterler bu kitabı fazlasıyla gerçek kılıyor.
--! spoiler !--

okurken sevmediğim tek kısmı sonunun kötü bir şekilde bağlanmasıydı beş yüz sayfa karakterlerin kavuşmasını bekliyoruz ve o kavuşma yeterince yoğun olmuyor olamıyor.
beş yüz sayfa merakla okuduğumuz kısmın neticesinin geri kalan otuz sayfada acele şekilde ele alınması bir okuyucu olarak beni çok üzdü.

--! spoiler !--
onun dışında her zerresinden keyif aldığım bir hikayeydi.
okunması şiddetle tavsiye edilir.
“ah mine`l aşk”
devamını gör...

kahpe bizans'ın yiğit güzeli.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendisini görür görmez ben sırt üstü kalacağım için asla yapamayacagim eylem.
devamını gör...

hidrojen florür bileşiğinin sudaki çözeltisine verilen isimdir. özellikle cam işleme sanayiinde kullanılır. camı aşındırıcı etkisi olduğundan dolayı, cam şişelerde saklanamazlar. berrak sıvı halinde olup, hf olarak tanımlanır. kaynak

breaking bad isimli dizide risin zehri ile birlikte adını duyduğumuz asit. plastik varilin içinde insan eritmesi ile meşhur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kelime anlamı olarak, hücre, doku ve organların beslenmesidir.
tıpta ise, çözeltilerin kanül aracılığıyla damardan kana aktarılmasıdır. vücut dışı yapay bir dolaşım sistemi kullanarak, doku ve organların beslenmesini sağlamaktır. elbette bu yazdığım iki cümle fazla yüzeysel.

perfüzyonun mantığı diyaliz gibidir. hasta cihaza bağlanır, kan vücuttan alınır ve cihazdaki filtreler aracılığıyla süzülüp hastaya geri verilir.
açık kalp ameliyatlarında ise ameliyat sırasında ortamının daha kansız olması, kalp de hareketli bir organ olduğu için ameliyatın başarısının arttırılması amacıyla kalp ve akciğerin durdurulması gerekir. tüm bu süreçte doku ve organların beslenmesi, kan dolaşımının sağlanması için kanül aracılığıyla tıpkı diyalizdeki gibi hastanın damarlarından kan alınır, perfüzyon cihazında filtrelerden geçer, kalbin pompalama görevini yapar ve ayrıca da akciğerin gaz değişimi görevini de bu esnada üstlenir.

kalbin durdurulma işlemi koroner damarlardan * verilen solüsyon sayesinde olur. solüsyonun içeriği zengindir, kalbin durduğu süreçte beslenmesini de sağlar.

ayrıca perfüzyon cihazının bir kullanım alanı daha olarak organ nakil işlemlerini de örnek verebiliriz. donör organın beslenebilmesi, işevini kaybetmemesi amacıyla perfüzyon cihazı bağlanır ve nakil için 24 saat kazandırır.

perfüzyon olayı ilk olarak 1812 yılında ortaya atılsa da elbette kabul görmedi ve 1953 yılına kadar açık kalp ameliyatı yapılamadı. perfüzyon makinesini icat eden ise genç bir hastasının ölümünden etkilen doktor john heysham gibbon oldu.

ilk olarak kedi ve köpeklerde yıllarca perfüzyon cihazı denendikten sonra, 1953 yılında ilk açık kalp ameliyatını da gerçekleştirmiş oldular.

ve şimdi perfüzyonun ülkemizdeki yerine gelelim, çünkü neredeyse boş küme bu hayati önem taşıyan bölüm.
4 yıllığı sadece istanbul'da 3 üniversitede bulunuyor. tık

tabiki yığınla 2 yıllığı var aha

kalp ameliyatlarında şuan kim perfüzyonist olarak çalışıyor bilmem. benim üniversite hocam aynı zamanda üniversite hastanesinin de perfüzyonistiydi kendisi, biyoloji bölümünden mezundu.
eyyorlamam bu kadar
devamını gör...

halkının her zaman düştüğü tuzağa o da düşmüştü, demin kendi ağzıyla söylediği gibi kitapta yazılı oldukları söylenenlerin kitaplarda gerçekten olup olmadığını anlayana kadar da düşeceklerdi bu tür tuzaklara.
(inci-john steinback)
devamını gör...

cumhuriyetin erken zamanlarında köylerin nasıl yapılaşması gerektiği üzerine tasarlanan proje. her ne kadar bizzat mustafa kemal atatürk tarafından hazırlandığı söylense de, bu bilgi yanlıştır. linkte de görülebileceği üzere, projenin mimarı hala bilinmiyor.

esasen ülkemizdeki şehirleşme sorunlarını çözebilecek, muhteşem potansiyele sahip bir proje iken; ne yazık ki gerçekleştirilememiştir.

malum, on yıllardır süregelen köyden kente göç meselesi, türkiye'nin demografik açıdan en büyük sorunlarından biridir. mevzubahis mesele yüzünden türkiye cumhuriyeti, şehirlerinden bir türlü kendisine gereken entelijansiyayı çıkaramaz. bir türlü şehir kültürünü yerli yerince oturtamaz. burada sorun insanların göç etmesi değil; göç eden toplulukların şehir kültürünü benimsemek yerine, kendi köy kültürlerini şehirlere getirmeleridir. bu da memlekete fikri açıdan yarar sağlaması gereken entelektüel kesimin, yaşadıkları şehirlerde bir çeşit üst tabaka kültürü oluşturabilmelerinin önünde engeldir. göç eden köylü nüfus topluluğunun kendini bir türlü adapte edememesi, şehirlerin de bayağılaşmasına sebep olmaktadır.

işte bu proje de, muhteşem bir ileri görüşlülük örneğiyle, bu olası soruna çare olmaya çalışır. amaç, köylere ve köylü nüfusa sağlanabilecek her imkanı sağlayarak, onlar şehirleri bayağılaştırmadan önce onları çağdaşlaştırabilmektir. nitekim projenin kendisinden de görülebileceği üzere, o tarihlerde* bir yerleşimde olması gereken her şey düşünülmüş.

şöyle bir şey:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ilk etapta göze çarpan şey, çok şık olduğu kadar mümkün olduğunca derli toplu tutulan bir plan olduğudur. küçük bir incelemeyle bile doğaya ve yeşile verilen önem görülebilir. bununla birlikte beşeriyetin ihtiyaç duyduğu her şey de dahil edilmiştir: okul, öğretmen evi, halk odası, konuk odası, okuma odası, konferans salonu, otel, çocuk bahçesi, çocuk parkı, telefon santrali, gazino, müze, çeşitli kulüpler, hamam, revir, spor alanı, cami... aynı zamanda üretim adına ihtiyaç duyulacak her şey de düşünülmüş: değirmenler, tarlalar, depolar, ahır, mandıra, kanara, ağıl, gübrelik ve hatta arıcılık istasyonları. kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir vizyon bu.

fakat gel gelelim, olmayınca olmuyor. bu proje de her ne kadar arada sırada gündeme gelse de unutulup gitmiş işte. gerçi olan oldu ölen öldü de artık.
devamını gör...

burcu özberk.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilk ben başlıyorum o zaman.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

*kolayca sinirlenmek
*panik atak
*uyuyamamak veya derin uyku süresi azlığı
*sabırsız - tahammülsüz bir insana dönüşmek
*boşlukta hissetmek
vb belirtilerin olduğu muhtemel yorgunluktur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim