hüseyin nihal atsız
ruhu şad olsun! atıp tutanlara bakmayın, zamanında gerektiği gibi davranmış.
edit: kafatasçı diyenlerin entrylerine bakabilirsiniz, genellikle kürtçülük oynuyorlar.
edit: kafatasçı diyenlerin entrylerine bakabilirsiniz, genellikle kürtçülük oynuyorlar.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
bi yerde okumuştum "buzdolabının yanında sini varsa fakirsiniz" yazıyordu. kesinlikle katılıyorum. benim evde var.
devamını gör...
peyami safa
"az bilmek için, çok okumak gerekir"
peyami safa
peyami safa
devamını gör...
uzun tanımları okumamak
bayıla bayıla okuyanlardan biriyim. uzun yazılan tanımları daha çok seviyorum. öğreniyorum çünkü. okumayı da sevdiğimden hiç yormuyor beni.
uzun tanımları okumamak isteyenlerin forumsal başlıklarda takılabileceğini önerdiğim sitem.
ya da gülü seven dikenine katlansın bir zahmet.
uzun tanımları okumamak isteyenlerin forumsal başlıklarda takılabileceğini önerdiğim sitem.
ya da gülü seven dikenine katlansın bir zahmet.
devamını gör...
sözlükte bir sürü yeni yazar görme sevinci
şu ara arttı reklam mı yapıyoruz ne. ben reklam sayesinde geldim onu da söylim.
devamını gör...
kadın trolleri kabullenememek
bir cesit sozluk erkegi hastaligidir. erkekler trolluk yapar yaani, tum gun kadinlar hakkinda konusur falan, dalgasini tutar bilmem ne. kadinlar inceden bi trollesedursun hemen "yollu, fingirdek" yaftasini yapistirir. ya nikaltinda aglar yada mesaj kutusuna kadinin yazdiklarindan cesaret alarak munasip olmayan yerleri ile mesaj atar.
acilen kadinlarin da kafa dagitmak amacli sacmalamak, gulmek icin tanimlar girebilecegini kabullenmemiz lazim. aksi takdirde (diyecek birsey bulamadi) sizi anneme soylerim.
edit: ha unutmadan ironiden anlamayan aglak erkekleri de es gecmemek lazim. her oltaya geliyorsunuz yazik kafaniza askolar
acilen kadinlarin da kafa dagitmak amacli sacmalamak, gulmek icin tanimlar girebilecegini kabullenmemiz lazim. aksi takdirde (diyecek birsey bulamadi) sizi anneme soylerim.
edit: ha unutmadan ironiden anlamayan aglak erkekleri de es gecmemek lazim. her oltaya geliyorsunuz yazik kafaniza askolar
devamını gör...
hasret gültekin
kendisi ile alakalı olarak radyo programında yazıp seslendirmiş olduğum metni soranlar ve bu metin ile yapmış olduğum seslendirmeyi çok beğenenler olmuş. öncelikle bunun için tarafıma güzel mesajlar atanlara ayrıca tekrar teşekkür ediyor ve metni burada da paylaşmak istiyorum.
güle yel değdi güneş olursa,
cana ten değdi ateş olursa,
hasret gültekin. yitip giden bir can...
ömrünün baharında solmuştu gülü. gülüne yelden ötesi değdi o gün. 22 yaşındaydı. sivas'ta kaybettiğimiz 33 aydın insandan bir tanesiydi o da. bir halk ozanıydı. nazım hikmet diyor ya hani'' öyle ölüler vardır ki ben onların öldüklerini düşündükçe vakit olur yaşadığımdan utanırım. '' tam da öyle işte.
o kısacık ömrüne birçok eser sığdırmış ve bağlamada devrim yaratmıştı. eğer yaşasaydı şüphe yok; sarf ettiği sözlerinin, verdiği eserlerinin, sanata olan katkılarının, yaptığı yeniliklerinin yanına daha nicelerini ekleyecekti. olmadı. hayalleriyle birlikte hayatı da alındı. daha doğrusu çalındı. o daha 22 sindeyken sanki çok yaşamış gibi onun canı alındı. aldılar canını. anasının, babasının en kıymetlisini, sevdiğinin canını yarısını, çocuğunun baba diyeceği adamı...
herkese selam, sana hasret,
nur içinde yat üstat...
güle yel değdi güneş olursa,
cana ten değdi ateş olursa,
hasret gültekin. yitip giden bir can...
ömrünün baharında solmuştu gülü. gülüne yelden ötesi değdi o gün. 22 yaşındaydı. sivas'ta kaybettiğimiz 33 aydın insandan bir tanesiydi o da. bir halk ozanıydı. nazım hikmet diyor ya hani'' öyle ölüler vardır ki ben onların öldüklerini düşündükçe vakit olur yaşadığımdan utanırım. '' tam da öyle işte.
o kısacık ömrüne birçok eser sığdırmış ve bağlamada devrim yaratmıştı. eğer yaşasaydı şüphe yok; sarf ettiği sözlerinin, verdiği eserlerinin, sanata olan katkılarının, yaptığı yeniliklerinin yanına daha nicelerini ekleyecekti. olmadı. hayalleriyle birlikte hayatı da alındı. daha doğrusu çalındı. o daha 22 sindeyken sanki çok yaşamış gibi onun canı alındı. aldılar canını. anasının, babasının en kıymetlisini, sevdiğinin canını yarısını, çocuğunun baba diyeceği adamı...
herkese selam, sana hasret,
nur içinde yat üstat...
devamını gör...
bir matematikçinin ayrılık şiiri
bir matematikçi şiir yazamaz demeyin, yazmış adam hem de ispatlı.
matematik terimlerinden böyle bir duygusallık ben de hiç ummazdım. *
buradan
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam
sana senin anladığın dilden yazacağım yani.
“matematik” ile yazacağım.
bir “mimar” matematikten anlar ve reel olur.
...
bulunduğum konumu uzun süre düşündüm
sonra kendimi buldum.
ben aşk çemberine teğet geçen bir doğruyum.
tek tesellim hala “doğru” oluşum.
teğet geçme nedenimse;
çemberin sabit duramayışı...
eksiğim yok muydu?
vardı...
ben iki komşu dik kenar arasındaki açı kadar “dik”tim.
90 dereceydim yani.
seni de hep bir “hipotenüs” gibi
hep karşımda duracak sandım
lakin aldandım.
sen bir gün çekip gidince
üçgenimiz bozuldu.
ben de “iki vektör arasındaki bir açı” oldum.
üçgen olmalıydık oysa.
dörtgen olmalıydık.
beşgen olmalıydık.
ne bileyim çokgen olmalıydık.
ama asla “yamuk” olmamalıydık.
yamuğu hiç sevmem.
ne zaman yamuk dense
bir “quasimodo” gelir aklıma.
ve içim cız eder notre-dame’ın kamburuna.
...
matematik sabittir:
2 x 2 = 4.
л = 3.14... gibi.
edebiyat ise değişkendir:
“ah aman gider o yâre haber
yarda yanar bir zaman” misali
olmayacak hayalleri vardır edebiyatın.
ne yâre haber gider ne de yar yanar.
olan sana olur eczacılara gün doğar.
(okulun kapısında seni beklerken
oturduğum o mermerin soğuğunu;
bir ben bilirim bir de
haftalar boyu yutulan antibiyotikler.)
...
“yârin yanağından gayri” demişti üstat.
benim için tektin paylaşılmazdın.
sonra bunun da formülünü buldum.
“4sen 2 + 2sen + 4 = 0”
ne dersin?
bununla kaç tane “içi boş sen” türetilebilir?
bence hiç... dört işlem bilirdim önce
senden önce yani
toplamayı severdim;
toplardım bütün güzellikleri
bölmeyi severdim;
yanlış anlama (ülkemi değil)
ekmeğimi bölerdim yüreğimi bölerdim.
çarpmaya başladım sonra;
kafamı bütün duvarlara.
sen beni bu güzelliklerden çıkardın da
eline ne geçti?
6 ile 5’in toplamından bile 1 kalırken
senin bu sevdadan elinde ne kaldı?
...
sen!
payı paydasından küçük
sen dört işlemin yutan elemanı
sen çarpım tablosunda yolunu şaşırmış x.
bense yanına ilişmiş herhangi bir rakam.
ve sen her defasında
x ’i yalnız bırakabilmek için
beni benimle sadeleştirdin.
biz sana ne değerler verdik de
sen eşitliğin sağına hep değersiz olarak geçtin.
şimdi soruyorum sana:
x ’i yalnız bırakabildin mi?
. . . .
ne hayaller kurmuştum
san dair bana dair.
kısacası bize dair;
kırmızı panjurlu bir evimiz olacaktı
küçük bir bahçe içerisinde
bahçemizde bir de havuz.
havuzumuzu 2 musluk 3 saatte doldururken
1 musluk 2 saatte boşaltacaktı.
iki de çocuğumuz olacaktı.
birinin adını “pascal” koyacaktık.
diğerini “abdülkerim”.
çocuklarımızın yaşları toplamı;
babalarınınkinden 1 eksik.
annelerininkinden 2 fazla olacaktı...
sen “profiterol” yerken
ben “acılı lahmacun” yiyecektim.
aaaatlar dünyasının en aaaat çifti biz olacaktık.
ama olmadı.
olsaydın olacaktı oysa.
ama olması için benim ne olmam gerekiyordu bilemiyorum.
bir “parabol” mü yoksa “parası bol” mu?
ben bir yarım uyaktım
kendi içimde edebiyatvari...
sence ne olmalıydım?
zengin kafiye mi?
...
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam.
çarpılayım da kendime geleyim.
hatta 10’un 3’e bölümünden kalan
33333... teki 3 gibi
sonsuzlukta boğulayım.
yanayım.
hatta kül olayım.
...
bütün kalbimle sana karşı hissettiklerimi
ve seni görmek istediğimi bildiğin halde
gittin ya;
git…
zıkkımın kareköküne kadar yolun var.
diyemiyorum.
yinede sana reel sayılar kadar reel mutluluklar
cezair gökçen'e aitmiş.
matematik terimlerinden böyle bir duygusallık ben de hiç ummazdım. *
buradan
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam
sana senin anladığın dilden yazacağım yani.
“matematik” ile yazacağım.
bir “mimar” matematikten anlar ve reel olur.
...
bulunduğum konumu uzun süre düşündüm
sonra kendimi buldum.
ben aşk çemberine teğet geçen bir doğruyum.
tek tesellim hala “doğru” oluşum.
teğet geçme nedenimse;
çemberin sabit duramayışı...
eksiğim yok muydu?
vardı...
ben iki komşu dik kenar arasındaki açı kadar “dik”tim.
90 dereceydim yani.
seni de hep bir “hipotenüs” gibi
hep karşımda duracak sandım
lakin aldandım.
sen bir gün çekip gidince
üçgenimiz bozuldu.
ben de “iki vektör arasındaki bir açı” oldum.
üçgen olmalıydık oysa.
dörtgen olmalıydık.
beşgen olmalıydık.
ne bileyim çokgen olmalıydık.
ama asla “yamuk” olmamalıydık.
yamuğu hiç sevmem.
ne zaman yamuk dense
bir “quasimodo” gelir aklıma.
ve içim cız eder notre-dame’ın kamburuna.
...
matematik sabittir:
2 x 2 = 4.
л = 3.14... gibi.
edebiyat ise değişkendir:
“ah aman gider o yâre haber
yarda yanar bir zaman” misali
olmayacak hayalleri vardır edebiyatın.
ne yâre haber gider ne de yar yanar.
olan sana olur eczacılara gün doğar.
(okulun kapısında seni beklerken
oturduğum o mermerin soğuğunu;
bir ben bilirim bir de
haftalar boyu yutulan antibiyotikler.)
...
“yârin yanağından gayri” demişti üstat.
benim için tektin paylaşılmazdın.
sonra bunun da formülünü buldum.
“4sen 2 + 2sen + 4 = 0”
ne dersin?
bununla kaç tane “içi boş sen” türetilebilir?
bence hiç... dört işlem bilirdim önce
senden önce yani
toplamayı severdim;
toplardım bütün güzellikleri
bölmeyi severdim;
yanlış anlama (ülkemi değil)
ekmeğimi bölerdim yüreğimi bölerdim.
çarpmaya başladım sonra;
kafamı bütün duvarlara.
sen beni bu güzelliklerden çıkardın da
eline ne geçti?
6 ile 5’in toplamından bile 1 kalırken
senin bu sevdadan elinde ne kaldı?
...
sen!
payı paydasından küçük
sen dört işlemin yutan elemanı
sen çarpım tablosunda yolunu şaşırmış x.
bense yanına ilişmiş herhangi bir rakam.
ve sen her defasında
x ’i yalnız bırakabilmek için
beni benimle sadeleştirdin.
biz sana ne değerler verdik de
sen eşitliğin sağına hep değersiz olarak geçtin.
şimdi soruyorum sana:
x ’i yalnız bırakabildin mi?
. . . .
ne hayaller kurmuştum
san dair bana dair.
kısacası bize dair;
kırmızı panjurlu bir evimiz olacaktı
küçük bir bahçe içerisinde
bahçemizde bir de havuz.
havuzumuzu 2 musluk 3 saatte doldururken
1 musluk 2 saatte boşaltacaktı.
iki de çocuğumuz olacaktı.
birinin adını “pascal” koyacaktık.
diğerini “abdülkerim”.
çocuklarımızın yaşları toplamı;
babalarınınkinden 1 eksik.
annelerininkinden 2 fazla olacaktı...
sen “profiterol” yerken
ben “acılı lahmacun” yiyecektim.
aaaatlar dünyasının en aaaat çifti biz olacaktık.
ama olmadı.
olsaydın olacaktı oysa.
ama olması için benim ne olmam gerekiyordu bilemiyorum.
bir “parabol” mü yoksa “parası bol” mu?
ben bir yarım uyaktım
kendi içimde edebiyatvari...
sence ne olmalıydım?
zengin kafiye mi?
...
sana romantik şiirler yazmayacağım artık.
kör olayım yazarsam.
çarpılayım da kendime geleyim.
hatta 10’un 3’e bölümünden kalan
33333... teki 3 gibi
sonsuzlukta boğulayım.
yanayım.
hatta kül olayım.
...
bütün kalbimle sana karşı hissettiklerimi
ve seni görmek istediğimi bildiğin halde
gittin ya;
git…
zıkkımın kareköküne kadar yolun var.
diyemiyorum.
yinede sana reel sayılar kadar reel mutluluklar
cezair gökçen'e aitmiş.
devamını gör...
2002 yılındaymış gibi yazmak
dolar 1,70 olmus pc alinmaz bu devirde...
devamını gör...
bakarız
söz vermeyip (çünkü söz veriyorsanız tutmak zorundasınızdır), “aksilik olmaz ve vaktim olursa tamam” manasına gelen sözcüktür.
devamını gör...
homofobik
ulusal medya ve sanal medya sayesinde kötü bir davranış gibi lanse edilen sözcük.
bunlardan biriyim ama fobi kelimesi genelde korkulan şeyler için kullanılır ve ben bunlardan korkmuyorum sadece sevmiyorum ve saçma geliyor bana o kadar.
bunlardan biriyim ama fobi kelimesi genelde korkulan şeyler için kullanılır ve ben bunlardan korkmuyorum sadece sevmiyorum ve saçma geliyor bana o kadar.
devamını gör...
hame
farsça da kalem anlamına gelen 2 heceli.
devamını gör...
interaktif hikaye
bir an önce hazırlanması gerekiyordu. en yakın arkadaşının doğum günüydü, bunu kaçırmak istemiyordu çünkü arkadaşı serhat çok alıngan bir kişiliğe sahipti. uzun bir süre, bu durum sebebiyle kendisini bunaltabilirdi ki bu (ana karakter)'in şu an isteyeceği en son şeydi. doğum günü gecesini vintage-maskülen bir tarza uyum sağlayabilecek şekilde dekore eden emre, serhat'ın doğum günü planı için günler öncesinden (ana karakter)'e haber vermişti. mekanda absürt durmamak maksadıyla altın yıldız'dan lacivert takım elbisesini ve hatemoğlu'ndan mat siyah kabanını giydi, akabinde boy aynasına bir göz atıp kravatını düzeltti. saatler akşam dokuzu gösteriyordu. ortalama bir saat sonra, bünyesinde çok fazla yaşanmışlık barından, uzun yıllardır arkadaş grubu ile müdavimi oldukları sorel pub'ta buluşacaklardı. artık (ana karakter) hazırdı, mercedes vito'sunun anahtarını alıp, dışarıya çıkmak için yola koyuldu. asansöre girdi ve lobi düğmesine bastı. öyle ki, en üst katta oturduğu için ortalama kırk saniyede aşağıya inebildi. asansörün sensörlü kapıları açıldığında karşısında bir silüet belirdi, göz bebekleri ışığa adapte oldukça silüet daha belirgin hale geliyordu. bir çeşit dejavu yaratan bir simaydı. aman tanrım evet, bu oydu. hiç beklemediği bir anda onu gördü...
devamını gör...
tanımadığın biriyle sohbet etmek
yapmayı oldukça sevdiğim eylemdir. buna dair olan anılarımdan birini de anlatmak isterim.
bundan yaklaşık 8 ay kadar öncesi, bir kafede çalışıyorum, malum kafe sektörü gece geç çıkıyoruz işten. o vakitlerde de sokaklarda in cin top oynuyor hızlı hızlı biraz da ürkerek * yürüyorum durağa. oturup otobüsü beklerken yanıma bir erkek çocuğu geldi elinde bir adet cüz var bana satmak istedi. böyle çocukları görünce oturup saatlerce konuşmak istiyorum onlarla, ona da sorular sormaya başladım. kaç yaşındasın? annen baban nerede? okula gidiyor musun?...
yanıma oturdu o da, sohbet etmeye başladık. babası hapisteymiş annesi de çalışmayıp çocuğu çalıştırıyormuş işte, onun da bir şikayeti yok gerçi başka bir ihtimal olduğundan haberi yok ki. bizim ailede kadınlar çalışmaz abla, evin erkeği çalışır o da benim diyor. okul falan hak getire. o gün otobüsüm gelinceye kadar sohbet ettik. ertesi gün yine aynı yer, aynı saat karşılaştık. oturdu yanıma bekledi benimle otobüsü. ertesi gün yine... sonra yine...
bir gün arkadaşlarından biri de geldi yanımıza, yaşı ondan daha küçük bir erkek çocuğu, hikayeleri aynı. baba hapiste annenin ya bebeği var ya çalışmıyor. tek dertleri izleyemediği çizgi filmler, oynayamadığı oyunlar olması gerekirken ekmek derdine düşmüşler.
velhasıl alıştık birbirimize her gün gözüm onu arardı, sonrasında işten çıktım bir daha hiç göremedim hâlâ dışarda zaman zaman gözüm arıyor, bir gün yine denk gelmek umuduyla mehmet.
bundan yaklaşık 8 ay kadar öncesi, bir kafede çalışıyorum, malum kafe sektörü gece geç çıkıyoruz işten. o vakitlerde de sokaklarda in cin top oynuyor hızlı hızlı biraz da ürkerek * yürüyorum durağa. oturup otobüsü beklerken yanıma bir erkek çocuğu geldi elinde bir adet cüz var bana satmak istedi. böyle çocukları görünce oturup saatlerce konuşmak istiyorum onlarla, ona da sorular sormaya başladım. kaç yaşındasın? annen baban nerede? okula gidiyor musun?...
yanıma oturdu o da, sohbet etmeye başladık. babası hapisteymiş annesi de çalışmayıp çocuğu çalıştırıyormuş işte, onun da bir şikayeti yok gerçi başka bir ihtimal olduğundan haberi yok ki. bizim ailede kadınlar çalışmaz abla, evin erkeği çalışır o da benim diyor. okul falan hak getire. o gün otobüsüm gelinceye kadar sohbet ettik. ertesi gün yine aynı yer, aynı saat karşılaştık. oturdu yanıma bekledi benimle otobüsü. ertesi gün yine... sonra yine...
bir gün arkadaşlarından biri de geldi yanımıza, yaşı ondan daha küçük bir erkek çocuğu, hikayeleri aynı. baba hapiste annenin ya bebeği var ya çalışmıyor. tek dertleri izleyemediği çizgi filmler, oynayamadığı oyunlar olması gerekirken ekmek derdine düşmüşler.
velhasıl alıştık birbirimize her gün gözüm onu arardı, sonrasında işten çıktım bir daha hiç göremedim hâlâ dışarda zaman zaman gözüm arıyor, bir gün yine denk gelmek umuduyla mehmet.
devamını gör...
å isimli köy
norveç'te moskenes belediyesine bağlı bir köydür. balıkçı köyü olmasına rağmen son yıllarda turizm de gelir kaynakları arasında yer alır.


devamını gör...
her şeyi düşünme sorunu
her şeyi kafaya takma sorunuyla arasında ince bir çizgi vardır. bunu sadece düşünce bağımlıları bilir.
(bkz: düşünce bağımlılığı)
(bkz: düşünce bağımlılığı)
devamını gör...
sohbeti devam ettirme çabaları
iyi anlaşan insanlar herhangi bir çaba sarf etmeksizin sohbet edebilir, hatta istemsiz konu konuyu açar. sohbeti ittirip kaktırmak ile sürdürmeye çalışıyorsanız bu o insanla pek de iyi anlaşamadığınızı gösterir, yol yakınken bu sevdadan vazgeçebilirsiniz.
devamını gör...
eti puf
sağlıksız atıştırmalık kategorisinde bulunan bir tatlı.
bizim evde genelde bazı tatlıların imitasyonu, çakması, yan sanayisi yapılır. eti puf da bu kategoridedir. tarifi nereden bulmuşsak bulmuşuz. arada yaparız. geçen hafta pazar günü teyzeme gidildi. annem de oraya götürdü. tabii yapan kişi ben oldum.
yapmak, denemek isteyenler için görselli anlatımını paylaşacağım.
malzemeler:
* 3 adet yumurta
* 1 su bardağı şeker
* 1 su bardağı süt
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 paket vanilya
* 1 paket kabartma tozu
* 1 paket kakao
* 1 - 2 tatlı kaşığı nescafe
* 1 su bardağı un
keki ıslatmak için:
* 1,5 su bardağı süt
* göz kararı toz şeker
üzerine:
* 1 paket krem şanti
* 1 su bardağı süt
yapılışı:
eti puf’un alt tabanı için tüm malzemeleri sırasıyla çırpıcı yardımıyla güzelce çırpalım. yumurta ve sütü keki çırpmaya başlamadan önce buzdolabından çıkarmakta fayda var. oda sıcaklığında olan yumurta daha iyi kabarıyor, kıvam alıyor. yine yumurta ve şekeri iyice çırpmak ve çırparken bir çimdik tuz katmak da işe yarayabilir.
tarifte tepsiyi yağlamamız gerektiği yazıyor; lakin devir tasarruf, pratiklik ve kolaylık devri. tepsiyi yağlamak yerine tepsiye yağlı kağıt serelim ve önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında kontrollü bir şekilde 25 dk pişirelim. bu aşamada her fırının kendine göre pişirme süresi olduğunu unutmayalım. *
kekimiz pişerken dolapta olan buz gibi sütle krem şantimizi iyice çırpalım. iyice hacimlensin. çırptıktan sonra dolaba kaldıralım ve soğuk kalmasını sağlayalım.
kekimiz pişince fırından çıkaralım ve soğumaya bırakalım. soğuyan keke şekil verme aşamasına geçelim. orta genişlikte ağzı olan bir çay bardağı yardımıyla kekten parçalar çıkaralım. bence bu aşamada tepside kalan kekten biraz tırtıklayabiliriz. çok zevkli oluyor. eheh *


çıkardığımız parçaları farklı bir kaba sıralayalım. kekin sıcaklığı tam geçmemiş olursa kek bardaktan düşmeyebilir. böyle bir sorunla karşılaşılırsa kürdan yardımıyla kekin bardakla bütünleşen bir kenarından pıt pıt hava aldırarak keki rahatlıkla bardağın esaretinden kurtulabiliriz.

kekten bir sürü yuvarlak çıkardıktan sonra sütümüzü ve az şekeri cezveye koyalım, ılıtalım. aslına bakarsanız şekere gerek yok. karar size kalmış. ilk etapta her kek parçasını 1 yemek kaşığı ılık süt ile ıslatalım ve süt bitene kadar bu işlemi tekrar edelim.

dolapta dinlendirdiğimiz krem şantiyi alalım ve iki adet tatlı kaşığı yardımıyla keklerimizin üzerine krem şantiden koyalım. bu noktada krem şantiyi sıkma torbasına koyup daha biçimli eti puf’lar yapılabilir. ben sonlara doğru fazlaca sıkılıp yorulduğumdan uğraşmak istemedim. pıt pıt koydum. *


krem şantiyi paylaştırdıktan sonra tepside kalan kek parçalarını elimizle ufalayalım ve krem şantilerin üzerine kek kırıntılarını serpiştirelim. bir gece dolapta dinlendirdikten sonra hapur hüpür yiyebiliriz. afiyet olsun *
bizim evde genelde bazı tatlıların imitasyonu, çakması, yan sanayisi yapılır. eti puf da bu kategoridedir. tarifi nereden bulmuşsak bulmuşuz. arada yaparız. geçen hafta pazar günü teyzeme gidildi. annem de oraya götürdü. tabii yapan kişi ben oldum.
yapmak, denemek isteyenler için görselli anlatımını paylaşacağım.
malzemeler:
* 3 adet yumurta
* 1 su bardağı şeker
* 1 su bardağı süt
* 1 su bardağı sıvı yağ
* 1 paket vanilya
* 1 paket kabartma tozu
* 1 paket kakao
* 1 - 2 tatlı kaşığı nescafe
* 1 su bardağı un
keki ıslatmak için:
* 1,5 su bardağı süt
* göz kararı toz şeker
üzerine:
* 1 paket krem şanti
* 1 su bardağı süt
yapılışı:
eti puf’un alt tabanı için tüm malzemeleri sırasıyla çırpıcı yardımıyla güzelce çırpalım. yumurta ve sütü keki çırpmaya başlamadan önce buzdolabından çıkarmakta fayda var. oda sıcaklığında olan yumurta daha iyi kabarıyor, kıvam alıyor. yine yumurta ve şekeri iyice çırpmak ve çırparken bir çimdik tuz katmak da işe yarayabilir.
tarifte tepsiyi yağlamamız gerektiği yazıyor; lakin devir tasarruf, pratiklik ve kolaylık devri. tepsiyi yağlamak yerine tepsiye yağlı kağıt serelim ve önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında kontrollü bir şekilde 25 dk pişirelim. bu aşamada her fırının kendine göre pişirme süresi olduğunu unutmayalım. *
kekimiz pişerken dolapta olan buz gibi sütle krem şantimizi iyice çırpalım. iyice hacimlensin. çırptıktan sonra dolaba kaldıralım ve soğuk kalmasını sağlayalım.
kekimiz pişince fırından çıkaralım ve soğumaya bırakalım. soğuyan keke şekil verme aşamasına geçelim. orta genişlikte ağzı olan bir çay bardağı yardımıyla kekten parçalar çıkaralım. bence bu aşamada tepside kalan kekten biraz tırtıklayabiliriz. çok zevkli oluyor. eheh *


çıkardığımız parçaları farklı bir kaba sıralayalım. kekin sıcaklığı tam geçmemiş olursa kek bardaktan düşmeyebilir. böyle bir sorunla karşılaşılırsa kürdan yardımıyla kekin bardakla bütünleşen bir kenarından pıt pıt hava aldırarak keki rahatlıkla bardağın esaretinden kurtulabiliriz.

kekten bir sürü yuvarlak çıkardıktan sonra sütümüzü ve az şekeri cezveye koyalım, ılıtalım. aslına bakarsanız şekere gerek yok. karar size kalmış. ilk etapta her kek parçasını 1 yemek kaşığı ılık süt ile ıslatalım ve süt bitene kadar bu işlemi tekrar edelim.

dolapta dinlendirdiğimiz krem şantiyi alalım ve iki adet tatlı kaşığı yardımıyla keklerimizin üzerine krem şantiden koyalım. bu noktada krem şantiyi sıkma torbasına koyup daha biçimli eti puf’lar yapılabilir. ben sonlara doğru fazlaca sıkılıp yorulduğumdan uğraşmak istemedim. pıt pıt koydum. *


krem şantiyi paylaştırdıktan sonra tepside kalan kek parçalarını elimizle ufalayalım ve krem şantilerin üzerine kek kırıntılarını serpiştirelim. bir gece dolapta dinlendirdikten sonra hapur hüpür yiyebiliriz. afiyet olsun *
devamını gör...
jeff buckley
led zeppelin' in whole lotta love şarkısını söyleyerek mississippi nehrine girip bir daha çıkamayan sesindeki tını efsane hale gelmiş müzisyendir. öldüğünde henüz 31 yaşındaydı.
bazı şarkıları ağlatır bazılarını...
lover,you should've come over
hallelujah
burada ki linke de ölmeden önce söylediği son şarkıyı bırakıyorum.
whole lotta love
şarkının son sözü...
keep it coolin baby
(serinlemeye devam et bebeğim) ironik...
bazı şarkıları ağlatır bazılarını...
lover,you should've come over
hallelujah
burada ki linke de ölmeden önce söylediği son şarkıyı bırakıyorum.
whole lotta love
şarkının son sözü...
keep it coolin baby
(serinlemeye devam et bebeğim) ironik...
devamını gör...
