içindeki insanlardan ötürüdür. seviliyorsunuz yazarlar.
devamını gör...

ne kadar affedemem desem de her şeyi affederim ben salağım çünkü . aldatılmak belki tek affedemeyeceğim şeydir ama sevdiğim ve her şeyiyle değer verdiğim insanlar ne yaparsa yapsın ne kadar üzülsem de kızsam da dayanamam yapamam. bi daha yüzünü görmek istemiyorum dediğim, hayatımdan tamamen çıksın gitsin dediğim insanlar var ama en ufak bi özür dileyişlerinde, affettirme çabalarında kıyamayıp her şeyi silip tamamen affedebilcek gibi hissediyorum ve bunu yapmaktan, kendime bu haksızlığı yaşatmaktan çok korkuyorum*.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oh!.. sonunda ışıklar bir bir sönüyor. etrafı kaplayan suni aydınlık azaldıkça ruhumda bir ışık beliriyor yavaş yavaş. yoksa siz? yoksa siz mankenlerin bir ruhu olduğunu bilmiyor musunuz? gerçi doğru nereden bileceksiniz ki...
etraftaki ayak sesleri de iyice azaldı. son tıkırtı... evet, şimdi kepenk de indi. biz bizeyiz. yeniden. özgür. ahhh, kollarım! bütün gün biri aşağıya biri de yukarıya doğru bakıyor, sanki bir davet hareketi gibi. sanki 'gel. ', 'gel, içeriye doğru gel.' mesajı taşır gibi. gerçekten bunun etkili olabileceğini düşünen var mı? ya da her sabah tozlarımızı alıp haftada bir üzerimize yeni kombinleri geçiren kadının, bizi değil de bütünleşmiş olan kıyafetlerden başka bir şeyi, önemsememesinin sebebi mi? emin olamıyorum.
neyse neyse bütün gün çok yoruldum. şimdi bunları düşünmenin sırası değil. kulaklarım da yorgun. sabahtan akşama dek popüler olduğu için tıngır mıngır ritimler ile anlamsız kafiyeli sözlerin tekrarlandığı hiçbir şey anlatmayan müzikler içimi darlıyor. biraz daha isyankar bir şeyin sırası. görülmeyenleri gören insanların müziğini seviyorum ben. ne diyorlardı? meselesi olan şeyler. belki "sanane" ya da "ünzile". ama yok bu akşam içimden çocuk kadınlara kederlenmek gelmiyor. bu akşam ruhum onu kaldıramaz. o zaman... o zaman "sanane" olsun.
nereden mi biliyorum bu şarkıyı? siz bilmezsiniz tabii, eskiden daha böyle çıtır bir mankenken o kliptekilerden biri, bendim. ne mi yapıyorum klipte? her zamanki işim işte dikiliyorum üzerimdeki kırmızı elbisemle, bence çok da zarif duruyorum. hatta şarkının öyküsünü bile biliyorum. karsu'dan duydum, evet ilk ağızdan. o şimdi türkiye'de büyümemiş ya buradaki örf ve adetlerin bir kısmını, biraz da yaşarken deneyimlediği bazı kısıtlamalara isyan etmek için yazmış. ney? neden bilmeyecek mişim ki? insanların arasında dolaşmıyor oluşum, onları anlamama engel mi? ohooo.... siz bütün gün görmez gözlerle etrafa bakarken ben de sizleri izliyorum.
mesela geçen gün bir çift geldi. böyle beyaz tenli, kısacık kıvırcık saçlı, ışıltılı gözlerle bakan bir genç kadın yanında da yakışıklı bir genç adam. bana doğru yaklaştılar. ben de içimden diyorum ki "ya ne güzel bir çift." imrenmedim desem, yalan. ama burada böyle bir şans yok, sadece kadın kıyafetleri satan bir mağaza. dolayısıyla erkek manken de yok. offf! neyse konuyu dağıtmak üzereyim. ne diyordum? hah, tamam. bana doğru yaklaştılar. biraz daha yaklaştılar, bu kez konuşmalarını duyuyordum.

- şu kırmızı mini etek, sanırım bu aradığım. çok güzel değil mi aşkım?
- kızım saçmalama sokakta bunu giyersen ya ben katil olurum ya da sen... tövbe, tövbe...

kadının elinden çekeleyip biraz ilerideki bir kıyafete doğru yöneldi. artık duymuyordum. iyi ki de duymuyordum. bazen bazı insanları omuzlarından tutup sarsasım geliyor. kendine gel diyerek uzun uzun sarsmak. belki sarsıntıyla beraber baskıcı, aşağılayıcı, incitici düşüncelerini ya da söylemlerini kafalarından atabilirim gibi geliyor. sahi yapabilir miyim? kökleri ne kadar derine iniyor acaba. yani insanlar hep mi böyleydi?
hayır, tabii ki bu kadarını görmedim sadece. her gün yaklaşık 12 saat gözlem yapabiliyorum. sabahın erken saatlerinde içeriye doluşan bir sürü insan. gün içinde azalıp çoğaldığı da oluyor ama sanırım herkesin hep, hep yeni bir giysiye ihtiyacı var. neyse geçen gün minik bir kız çocuğu geldi yanıma. bakın öyle tatlıydı ki... bıcır bıcır, şarkılar söyledi bana; dans etti elimden tutup. annesinin alışverişi uzayınca da anlatmaya başladı. sanırım çocuklar ruhumu görebiliyor. hissediyorum.

dedi ki:
- çok sıkıldım. kaç saattir buradayız. annem de bir bitiremedi alışverişi. zaten işi gücü alışverişmiş, babam öyle diyor. babam, eve gidince yine surat asacak. böyle günleri sevmiyorum. onlar bağırıştıkça ellerimle kulaklarımı tıkıyorum, şarkı söylüyorum. yine de duyuyorum. babam işten eve yorgun argın geliyormuş, doğru düzgün bir yemek koyanı bile yokmuş. oysa annem de işten eve yorgun argın geliyor!
ben biraz daha büyüyeyim o zaman yemekleri yaparım, kimse de kavga etmez. hem mutlu olduklarında çok seviniyorum biliyor musun? hep beraber geziyoruz, benimle oyunlar da oynuyorlar. işte ben yemekleri yapınca da her gün birlikte mutlu oluruz.

o an, konuşabilmeyi çok istedim. üzülme çocuk bunlar senin suçun değil, mesele yemek de değil. mesele birinin birini beslemesi bile değil, demek istedim. yapamadım. umarım biri anlatır. konuşabilen biri...

ahhh. yine aklımda meseleler. evet mankenlerin bile meseleleri var. yani farkındayız her şeyin. birilerinin kadınlara dayattıklarının... tek farkımız susuyoruz. konuşamıyoruz.
ne? nasıl? insanlar da mı konuşmuyor bu konuyu? nasıl yani kadınlara baskı yapılırken, şiddet uygulanırken başka kadınlar ve erkekler susuyor mu?
!..
devamını gör...

rene magritte - şifacı

şifacı adlı tabloda magritte, yaşlı bir erkek bedenini doğada otururken resmetmiştir. adamı betimlerken kullandığımız yaşlı kelimesinin nedeni elinde baston tutmasıdır. eserde ilk gözümüze çarpan detay adamın üst gövdesinin kafesten yapılmış olmasıdır. freudyen açıdan bakıldığı zaman bu çizim, adamın bastırdığı bedensel istekleri olduğuna bir atıf olarak yorumlanmaktadır. çünkü kafes bastırılmanın sembolüdür ve kafesin içinde olan iki beyaz kuş ise cinselliği sembolize etmektedir. kafesin bir kısmı kırmızı örtüyle örtülmüş olsa bile bize dönük kısmı örtülü değildir. bunun nedeni de adamın önceden bastırdığı bedensel isteklerini artık bastırmak zorunda olmadığı çünkü artık tüm bastırılan duygular özgürlüğe kavuşturulsa bile bir anlamı olmayacağı şeklinde açıklanmaktadır. yani bir nevi geç kalınmışlığı ifade ediyor diyebiliriz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

rene magritte’in hayatı ve eserleri hakkında bilgi edinmek için buyrun
devamını gör...

sanılanın aksine burjuva devrimidir. yönetim kilise, kraliyet ve toprak sahiplerinden alınıp, burjuva sınıfına devredilmiştir.
devamını gör...

osmanlı'nın batıda savunmaya geçmesini gerektiren anlaşma. kaybedilen topraklara yenileri eklenmiş ve batının üstünlüğü kabul edilmiştir. bu anlaşmayla lale devri başlamıştır.
devamını gör...

anıları silme özelliği.
devamını gör...

teşekkür ederim demenin bir diğer yolu.

(bkz: bana eyvallah)
(bkz: eyvallah başkan)
(bkz: yok eyvallah daha alamam)
(bkz: hadi eyvallah)
devamını gör...

çok beğendiğim ve yeni kurbanları merakla beklediğim bir oluşum.
süngerbob çorabı giyen yiğit adlı yazarımızın ellerine ve fikrine sağlık.
devamını gör...

öncelikle sakin olalım sevgili yazarlar. devlet memuru falan değilim, bilakis özel sektörün her türlü alavere dalaveresini görmüş, bilfiil yaşamış bir yazarım yalnızca.
-medeni ülkelerde bugün işçi sınıfı mutluysa bu işverenin ehlileştirilmesinden kaynaklı. türkiye'de özel sektör rabbena hep bana kafasından vazgeçmez, çünkü devlet özel sektöre muhtaçtır, yeri gelir vergisini affeder, yeri gelir ithal ürüne kota koyar, yeri gelir işçiyi nasıl hangi şartlarda çalıştırdığını görmezden gelir, sendikaları baltalar, tepelerine truva atları yerleştirir. bu şımarıklığa elverişli ortam insan doğasından kaynaklı özel sektörü bugünkü gibi bencil, açgözlü birer piyasa oyuncusu haline getirir. maaşlar kuş kadardır, beklentiler dağ. beyaz yakalı diye tabir ettiğimiz tabakaya geçebilen kesimde de aslında durum farklı değildir. görece iyi şartlarda yaşar, ama emeğinin karşılığını alamadığını bilir. oyun taktiği bir gün yükselip çok para kazanabileceği ümidini diri tutmak üzerine kuruludur, nitekim aralarından yükselenler olur ve maaşları artar. diğerleri bilirler ki oraya çıkmak için ya yukarıdakini aşağı çekeceksin ya da çok çalışacaksın.

- devlet memurlarının bir kısmı bugün diyelim ki 4.500 tl-5.000 tl bandında işe başlarlar. ama 1/4 tabir ettiğimiz zurnanın son deliğine ilerlediğinde dahi, o maaş bugünkü şartlarla 10.000 tl olmaz. belli başlı bir kaç meslek hariç. (2021'de tuğgeneral maaşı 11.000 tl civarında olacak örneğin) burada koçun motivasyon taktiği her zaman az maaş ama garanti maaştır. yani hayaller umutlar falan yükseltilmez. memur işini yapar, o günkü iktidarla ve sicilini elinde tutan amirleriyle iyi geçinirse şef olur, müdür olur, üst banta biraz daha hızlı yaklaşır. hayalleri düşük olan insanı motive etmek zordur, dolayısıyla yan haklarla desteklenir, ufak tefek mesaiden kaytarmalara göz yumulur. esnek çalışma saatlerinin türevi. bu da sonuç olarak verimliliği düşürür, verimin düşük olduğu yerde 3 kişinin yapacağı işi 5 kişi yapar.

bu kadar cümleyi niye yazdık? ben bunu yorumlamak yerine hercule poirot'a bağlayıp tanımı soruyla bitireyim. sizce asıl suçlu kim? bu paradokstan nasıl çıkarız?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yahu şu başlıkların tüm kombinasyonlarını gördük birkaç gündür. o insanların yerine çoktan kalbim kırıldı bile. kimseye söylemek zorunda olmadığınız şeylerin en az kırıcı halini aramanız gereksiz.
devamını gör...

geleneksel olarak iğnelerin tutulduğu, süsleme nesnesi haline gelen kutulardır. dikiş iğneleri, bir dikiş yüksüğü, makas ve cımbız gibi diğer öğelerle beraber muhafaza edildikleri kutudur.
devamını gör...

çocuklar kendi bayramında böyle bir şeye maruz kaldıkları için ben utandım.
devamını gör...

eski roma imparatoru. ayrıca adıyaman kahta’da bulunan tarihi cendere köprüsü’nün de diğer adıdır.
devamını gör...

dönence *

devamını gör...

yalnızlık öyle basite indirgenebilecek bir duygu değil. belki de evrenin en derin, en huzursuz edici ve en tutkulu duygusu. yalnızım diyor insanlar. ben yalnızım, tıpkı tek başına büyümüş çınar gibi. fakat bu mudur yalnızlık? etrafında kimsenin olmaması? hayır, dostlarım, hayır...

yalnızlık insan sayısıyla ölçülemez. yalnızlık, bu dünyada tek başımıza olmadığımızı anladığımızda çözülür.

kişiye güvenip onu severek. onu sonsuzlukta kucaklayıp üstüne titreyerek. bütün bunları yapabilen varsa bu dünyada, gelsin beni bulsun. ona çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir dost, çok iyi bir sevgili, çok iyi bir eş olurum.

fakat bütün bunlar benim hayalperestliğimin ürünü olmasın sakın?

kalkıp da bana haykırsanız, "ey, hayalperest! uyan bu hülyalardan! sakla kederini! kalbini sertleştir! yalanlara kanma!" haklı olduğunuzu kabul ederdim. fakat ben dediklerime bile şu an inanamıyorum. gerçekten de dediklerim doğru olsa bile, bu doğrunun bu yüzyılda yaşayabileceğine inanamıyorum. tıpkı biz insanlar gibi.

durduk yere kederleniyoruz bu dünya portresi karşısında. kimimiz yitip gidiyor şakağına dayadığı altıpatlar sonrasında. kimimizse sindiriyor kendini bu paslı atlas örtünün altına.

yalnızım. elimde içki şişeleri, bir şeyler bekliyorum. beklemek yersiz. hareket etmek gerekir derseniz, yine haklısınız. herkesin haklı olduğu bu dünyada, işte, adı konulur yalnızlığın.

hanımlar ve baylar! haykırıyorum tekrardan! yalnızım! gözlerimden yaşlar boşanıyor! biri alsın, gizlesin kederimi. uyutsun beni yalanlarıyla.
devamını gör...

felsefe yapmaya çalışmayın yeter. akışına bırakın konu bitmez merak etmeyin.
devamını gör...

kesinlikle eğitimdir. eğer her insana bir şekilde ulaşıp düzgün bir şekilde eğitebilseydik beraberinde birçok şeyin de düzeleceğini görürdük.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim