serenad
-sen insanlara baktığın zaman üniformalar,bayraklar ve din görüyorsun!
+peki,sen ne görüyorsun bakalım?
-insan, sadece insan. seven,acı çeken,acıkan,üşüyen,korkan bir insan.
bir zülfü livaneli romanı, okuyucuyu hemen ilk dakikalarda sımsıkı sarıyor ve bırakmıyor.
devamını gör...
hasanlu aşıkları
1972 yılında iran'ın kuzey batısında bulunan hasanlu arkeolojik bölgesinde birbirlerine sarılmış ve öper halde bulunan 2800 yıllık iki iskelete verilen isimdir.
uzmanlar, iskeletlerde herhangi bir yara izine rastlanmadığından çiftin yaşanan bir savaş esnasında saklanmak için girdikleri sığınakta havasızlıktan öldüğünü düşünmektedir.
veda busesi

kaynak
uzmanlar, iskeletlerde herhangi bir yara izine rastlanmadığından çiftin yaşanan bir savaş esnasında saklanmak için girdikleri sığınakta havasızlıktan öldüğünü düşünmektedir.
veda busesi

kaynak
devamını gör...
türkiye'de bulunan en yaygın ağaç türleri
türkiye'deki ormanlarda en fazla meşe ağacı bulunuyor. ikinci sırada ise kızılçam ağacı var.
meşe ağaçları genellikle karadeniz, marmara, ege ve doğu anadolu bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
akdeniz ikliminin tipik bitkilerinden olan kızılçam ağaçları ise akdeniz, ege ve marmara bölgelerinde yayılış göstermektedir.
meşe ağaçları genellikle karadeniz, marmara, ege ve doğu anadolu bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.
akdeniz ikliminin tipik bitkilerinden olan kızılçam ağaçları ise akdeniz, ege ve marmara bölgelerinde yayılış göstermektedir.
devamını gör...
mesaj alımını kapatan yazar
bazen hevesimi kursağımda bırakan yazardır.
güzel bir entry girmiş ve sevmişim, üç noktaya heyecanla basıp bunun hakkında konuşmak istiyorum ama o da ne bomboş..
sadece şikayet kısmı var.
bayram sabahı şeker almak için heyecanla kapıyı çalarsında kimse açmaz ya...heh öyle bir his işte. *
güzel bir entry girmiş ve sevmişim, üç noktaya heyecanla basıp bunun hakkında konuşmak istiyorum ama o da ne bomboş..
sadece şikayet kısmı var.
bayram sabahı şeker almak için heyecanla kapıyı çalarsında kimse açmaz ya...heh öyle bir his işte. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dün bir mesaj aldım, taaa 99 ekim'ine götürdü beni.
deprem sonrası, deprem bölgesinde yaşayan bizim gibi ortaokul öğrencileri için düzenlenen bir öğrenci ağırlama projesine gönüllü olmuştum. neden bilmem bizim okula sadece erkek öğrencileri vermişler. hocalar "olmaz erkek çocuk rahat edemez sizde" deseler de yılmadım, ısrar kıyamet kabul ettirdim.
misafirlerimizin geleceği gün kocaman bir grup halinde bekledik. benim misafirim "kutlu"* idi ama o esnada bir öğretmen geldi. rob senin misafirini değiştiriyoruz bir kız öğrenciyi ismi sebebiyle erkek sanmışlar, seninkini alıp bunu veriyoruz dediler. * tamam, deyip aldım misafirimi. evde erkek misafir yalnızlık çekmesin diye davet ettiğimiz, alt kattaki apartman boy'umuz * ile birlikte kocaman bir grup ile ilk akşam yemeğimizi yedik.
ertesi gün kutlu gelip beni buldu, sen benim kaderim olmalıydın diyerek. güldük. üç gün boyunca koskocaman bir grup halinde yapılan etkinliklerde, akşamları kişisel zamanlarda birlikte takıldık. yirmi kişi falan dolaşıyorduk ortalıkta. şimdi siz duymuyorsunuz ama benim kulağımda kahkahalar, söylenen şarkılar var o günlerin izi olan. ve bu satırları koskocaman bir gülümseme ile yazıyorum.
üçüncü günün sonunda kutlu ve en yakın arkadaşı pucky * geldi. hadi seç birimizi, dediler. nasıl yani, dedim. çünkü bana şaka yaptıklarını düşünüyordum. biz karar veremedik, ikimiz de vazgeçmek istemiyoruz, seç birimizi dediler. ve bunu o koskocaman kalabalığın içinde yaptılar. hayır, yani seçecek olsam bile ben o kalabalığın içinde tamam sen, diyemezdim. demedim de.
sonra onlar gitti, uzunca bir süre mektup arkadaşı olduk. ve pucky ile daha çok mektup arkadaşıydık. *
aradan yıllar geçti. ben bu kez lisedeyken onların şehrine gittim. kutlu yoktu. memleketine gitmişti. ve pucky benim erkek arladaşım olmuştu. yaz sonunda da bize geldi. * ve kutlu o zamandan sonra kayboldu hayatımdan uzun bir süre. ve pucky de ayrılınca elbette.
aradan bir dört-beş yıl daha geçti. * facebook trend oldu. biz tekrar etkileşime geçtik bu sayede. uzun uzun konuştuk. ama benim bir erkek arkadaşım vardı. hasret giderdik, aradaki zamanda yaşananları paylaştık. yeni öğretmen olduğum şehirde benim için birçok düzenlemeler yaptı ve ben onun sayesinde gitmeden daha evimi, yapılacakları ayarlamıştım. * sonra hiç kopmadık. ama yüz yüze görüşme fırsatımız olmamıştı. geçen yaz tatil fotoğraflarımı görünce, şehrime gelmişsiniz *, önceden haber vermeliydin, şehir dışındayım, bekle, dedi. onun dönüşü, bizim ayrılış günümüzdü. çünkü eşimin iş başı yapması gerekiyordu. planı yaptık. ama o akşam gelmedi. aramadı da.
sonra dün bir video paylaştım instagramda, kaybolan köpeğimle, ailemin yaşadığı yerde, hüzünle.
saatler sonra girdiğimde bir mesaj gördüm.
"hem çok sevdiğim hem çok üzüldüğüm yer... bana verdiğinin değerini bilemedim." demiş.
ne kadar hüzünlü bir mesaj olmuş, geçmişin hüznüne değil de yaşanmışlıkların güzelliğine mi baksak, dedim.
" yaşanamamışların güzelliği desek?" demiş.
22 yıl sonra... yaşamadıklarımız kadar yaşadıklarımız da vardı. hem de çok neşeli, çok kahkahalı idi benim için. ikimizde farklı yer etmiş bir hikaye. ona sadece bir gülen yüz yolladım. sözün sonu idi. ama çok eskilere gittim- geldim ben bir mesajla.
deprem sonrası, deprem bölgesinde yaşayan bizim gibi ortaokul öğrencileri için düzenlenen bir öğrenci ağırlama projesine gönüllü olmuştum. neden bilmem bizim okula sadece erkek öğrencileri vermişler. hocalar "olmaz erkek çocuk rahat edemez sizde" deseler de yılmadım, ısrar kıyamet kabul ettirdim.
misafirlerimizin geleceği gün kocaman bir grup halinde bekledik. benim misafirim "kutlu"* idi ama o esnada bir öğretmen geldi. rob senin misafirini değiştiriyoruz bir kız öğrenciyi ismi sebebiyle erkek sanmışlar, seninkini alıp bunu veriyoruz dediler. * tamam, deyip aldım misafirimi. evde erkek misafir yalnızlık çekmesin diye davet ettiğimiz, alt kattaki apartman boy'umuz * ile birlikte kocaman bir grup ile ilk akşam yemeğimizi yedik.
ertesi gün kutlu gelip beni buldu, sen benim kaderim olmalıydın diyerek. güldük. üç gün boyunca koskocaman bir grup halinde yapılan etkinliklerde, akşamları kişisel zamanlarda birlikte takıldık. yirmi kişi falan dolaşıyorduk ortalıkta. şimdi siz duymuyorsunuz ama benim kulağımda kahkahalar, söylenen şarkılar var o günlerin izi olan. ve bu satırları koskocaman bir gülümseme ile yazıyorum.
üçüncü günün sonunda kutlu ve en yakın arkadaşı pucky * geldi. hadi seç birimizi, dediler. nasıl yani, dedim. çünkü bana şaka yaptıklarını düşünüyordum. biz karar veremedik, ikimiz de vazgeçmek istemiyoruz, seç birimizi dediler. ve bunu o koskocaman kalabalığın içinde yaptılar. hayır, yani seçecek olsam bile ben o kalabalığın içinde tamam sen, diyemezdim. demedim de.
sonra onlar gitti, uzunca bir süre mektup arkadaşı olduk. ve pucky ile daha çok mektup arkadaşıydık. *
aradan yıllar geçti. ben bu kez lisedeyken onların şehrine gittim. kutlu yoktu. memleketine gitmişti. ve pucky benim erkek arladaşım olmuştu. yaz sonunda da bize geldi. * ve kutlu o zamandan sonra kayboldu hayatımdan uzun bir süre. ve pucky de ayrılınca elbette.
aradan bir dört-beş yıl daha geçti. * facebook trend oldu. biz tekrar etkileşime geçtik bu sayede. uzun uzun konuştuk. ama benim bir erkek arkadaşım vardı. hasret giderdik, aradaki zamanda yaşananları paylaştık. yeni öğretmen olduğum şehirde benim için birçok düzenlemeler yaptı ve ben onun sayesinde gitmeden daha evimi, yapılacakları ayarlamıştım. * sonra hiç kopmadık. ama yüz yüze görüşme fırsatımız olmamıştı. geçen yaz tatil fotoğraflarımı görünce, şehrime gelmişsiniz *, önceden haber vermeliydin, şehir dışındayım, bekle, dedi. onun dönüşü, bizim ayrılış günümüzdü. çünkü eşimin iş başı yapması gerekiyordu. planı yaptık. ama o akşam gelmedi. aramadı da.
sonra dün bir video paylaştım instagramda, kaybolan köpeğimle, ailemin yaşadığı yerde, hüzünle.
saatler sonra girdiğimde bir mesaj gördüm.
"hem çok sevdiğim hem çok üzüldüğüm yer... bana verdiğinin değerini bilemedim." demiş.
ne kadar hüzünlü bir mesaj olmuş, geçmişin hüznüne değil de yaşanmışlıkların güzelliğine mi baksak, dedim.
" yaşanamamışların güzelliği desek?" demiş.
22 yıl sonra... yaşamadıklarımız kadar yaşadıklarımız da vardı. hem de çok neşeli, çok kahkahalı idi benim için. ikimizde farklı yer etmiş bir hikaye. ona sadece bir gülen yüz yolladım. sözün sonu idi. ama çok eskilere gittim- geldim ben bir mesajla.
devamını gör...
insana mutluluk veren kokular
hava soğuk dışardan eve yeni girmişsindir. kapıyı açar açmaz burnuna mutfaktan daha yeni pişmiş yayla çorbasının üzerine tereyağı kızdırılarak dökülmüş nane kokusu gelir. ister aç ol ister tok bir tabak içip kendini mutlu hissedersin.
devamını gör...
başörtüsüyle okumak isteyenler arabistan'a gitsin
her şeye saygı bekleyen insanların söz konusu müslümanların inancı olduğunda saygıyı umursamayıp ayrıştırıcı olduklarını görmek çok üzücü. salın insanları neye inanırlarsa inansınlar, ne giyerlerse giysinler. sen bugün bir kadının kapalılığına kafayı takıp sallamaya devam edersen yarın da diğerinin mini eteğine sallayacak bir başkası. sizi ilgilendirmeyen mevzulara kafa yormak yerine gidin bir köşede kendi halinizde takılın. rahat bırakın insanlar istediğine inansın, istediğini giysin. herhangi bir insanı açık ya da kapalı diye ayrıştırmak, o mini giymiş yolludur, bu kafasını kapatmış yobazdır demek sizin haddinize değil.
devamını gör...
türk kızının merhaba sözüne vereceği yanıtlar
merhaba soru mu lan? cevabını verir.
edit: başlık eskiden ''merhaba sorusuna''ydı.
edit: başlık eskiden ''merhaba sorusuna''ydı.
devamını gör...
ben orada değildim üstelik siz de yoktunuz
senaryolarında, dergi köşelerinde yazdıklarında, kitaplarında anlattıklarında, kullandığı dilde, ettiği beddua ve küfürlerde, aktarmak istediklerini anlatırken yaptığı şakalarda buram buram 90’lar kokusu aldığım ve çok fazla sevdiğim bir kalem burak aksak...
bu kitap da içinde yukarıda saydıklarımı fazlasıyla barındıran, onlarca mini öykü ve denemelerden oluşan bir öykü kitabı...
yermek için söylemiyorum fakat çıkaracağı işlerin hemen arefesinde; anlamsız bir ‘popüler kültür uğrunda yitirir miyiz’ endişesi taşıyorum.
nitekim, bu kitabında da endişelerimin yersiz olmadığını gördüğümü üzülerek belirtmek isterim.
burak aksak’ın mizahını seviyorum. gerçekten çok seviyorum.
dolandırmadan bodoslama konuya dalışını da seviyorum, absürt ve alışılagelenin çok dışında kurgusunu da...
lakin bu kitap biraz şey koktu burnuma okurken:
yazmış olmak için yazmış..
içinde çok beğendiğim hikayeler de var elbet. sizlerin de beğeneceğini öngörüyorum. lakin bazıları gerçekten okurken; “keşke yazmasaydın be abicim...” dedirtmedi desem yalan olur.
kitap kötü değil.
ama iyi de değil.
kitabın kalınlığına aldanmayın çünkü gayet büyük puntolarla basılmış.
illa ki yüreğinizde bir kaç yere dokunacak bir kaç satır barındırıyor içinde. bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama;
kurban olayım burak hoca,
zorlamayla olmuyor işte sen de farkındasın, biliyorum.
yazasın yoksa yazma n’olur.
çünkü çok belli oluyor...
yine de meraklıları okuduğuna pişman olmayacaktır.
bu kitap da içinde yukarıda saydıklarımı fazlasıyla barındıran, onlarca mini öykü ve denemelerden oluşan bir öykü kitabı...
yermek için söylemiyorum fakat çıkaracağı işlerin hemen arefesinde; anlamsız bir ‘popüler kültür uğrunda yitirir miyiz’ endişesi taşıyorum.
nitekim, bu kitabında da endişelerimin yersiz olmadığını gördüğümü üzülerek belirtmek isterim.
burak aksak’ın mizahını seviyorum. gerçekten çok seviyorum.
dolandırmadan bodoslama konuya dalışını da seviyorum, absürt ve alışılagelenin çok dışında kurgusunu da...
lakin bu kitap biraz şey koktu burnuma okurken:
yazmış olmak için yazmış..
içinde çok beğendiğim hikayeler de var elbet. sizlerin de beğeneceğini öngörüyorum. lakin bazıları gerçekten okurken; “keşke yazmasaydın be abicim...” dedirtmedi desem yalan olur.
kitap kötü değil.
ama iyi de değil.
kitabın kalınlığına aldanmayın çünkü gayet büyük puntolarla basılmış.
illa ki yüreğinizde bir kaç yere dokunacak bir kaç satır barındırıyor içinde. bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama;
kurban olayım burak hoca,
zorlamayla olmuyor işte sen de farkındasın, biliyorum.
yazasın yoksa yazma n’olur.
çünkü çok belli oluyor...
yine de meraklıları okuduğuna pişman olmayacaktır.
devamını gör...
almanca hocalarının sinirli olması
doğru bir başlık olduğunu düşündüğüm olay. gerçekten de 2 almanca hocamın ikisi de sinirliydi çok garip. hitlerin öğretisini de mi kendilerine amaç ediniyorlar anlamadım doğrusu.
devamını gör...
kullanıcı adın bir cevap olsaydı sorusu ne olurdu sorunsalı
bugün ayın kaçı?.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük! bengaripsengüzeldünyaumutlu'daki garip benim şu an. akşam vay programa bak, vay şarkıya bak, vay yazardaki sese bak deyip hancıııı bira getir nidaları atarkene bugün böyle bön bön bakacak desenli halı ararsın kaymak!(bkz: swh) gene olsa gene yaparım bee de bunu öğleden sonra konuşalım.(bkz: sısısısı)
devamını gör...
zamanla eleştirilen ebeveyne benzemek
birçok kişi için kaçınılmaz bir durumdur. ben de bu durumdan çok korkan biriyim, sadece ebeveyn değil insan olarak benzemek istemiyorum birçok açıdan. o yüzden bilinçli olarak bazı şeyleri yapmaktan kaçındığım oluyor.
ancak üstüne çok da düşünmediğimiz bir durum var ki, o da zararsız açılardan benzemenin o kadar da korkunç olmaması. çünkü 'ben anneme/babama benzemeyeceğim' derken onlara hiç ama hiç benzememek istediğimizi düşünüyoruz. ama bu hem imkansız, hem de mantıksız. sonuçta onlarla büyüyoruz, bazı alışkanlıklarını fark etmeden içselleştiriyoruz. hem ne olacak ki bazı şeylere onlar gibi tepki versek, onların sahip olduğu birkaç alışkanlığa sahip olsak? dünyanın sonu değil ya. buradaki en önemli şey onların yanlışlarını fark edip onlardan kaçınmak, gerisi çok da kafaya takılmamalı.
bu durumu biraz daha irdeleyen bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
neden ebeveynlerimiz gibi davranıyoruz?
aile hayatı, esasen gelecek nesil için bir provadır. her nesil, miras aldığımız ve çocuklarımıza aktardığımız uzun bir yaşam zincirinin başka bir parçasıdır.
ailelerin geleneklerini ve davranışlarını iletme şekli, aile senaryoları aracılığıyladır. bu senaryolar, davranmanın, konuşmanın ve hatta düşünmenin kabul edilebilir yollarını tanımlar. esasen hayatın nasıl olması gerektiğine dair paylaşılan beklentilerdir.
senaryolar, bulaşıkları yıkamanın tercih edilen yolu kadar spesifik ve kavga etme şeklimiz veya samimiyetimizi ifade etme şeklimiz kadar büyük olabilir.
genel olarak, üç tür senaryo vardır: yinelenen, düzeltici ve doğaçlama.
yinelenen senaryo
yinelenen senaryo, bilinçli veya bilinçsiz olarak tekrarladığınız bir senaryodur. örneğin, evinizi temizleme şekliniz, akşam yemeğinde görgü kuralları, tv izleme ile ilgili politika vb. bunlar genellikle bir çocukken tercih edilebilir veya olumlu olarak bize öğretilen davranışsal senaryolardır. diğer zamanlarda, insanlar ilk başta sevmedikleri davranışları veya tutumları, genellikle ebeveynlerine "sadık" olmanın bilinçsiz bir yolu olarak taklit ederler: aslında ailelerine ait senaryolarını kopyalayarak, esasen ebeveynlerine davranışlarının ne kadar arzu edilir olduğunu iletirler. örneğin, birçok insan kendilerini çocuklarına çocukken duymaktan nefret ettikleri şeyleri söylerken bulurlar.
düzeltici senaryolar
düzeltici senaryolar, bir kişi bilinçli olarak işleri çok farklı yapmayı seçtiğinde veya hatta büyürken deneyimledikleri senaryoların tam tersi olduğunda ortaya çıkar.
bazıları, büyüdükleri yerden coğrafi, dini veya ekonomik olarak "kaçarak" düzeltici senaryolar oluştururlar.
insanlar birçok şekilde miras aldıkları senaryolardan "kaçmaya" çalışırlar. dünyanın diğer tarafına geçebilirler. isimlerini değiştirebilirler. dinlerini değiştirebilirler veya olduklarından daha dindarlaşabilirler. aileleri ile bağlarını kesebilirler.
doğaçlama senaryolar
doğaçlama senaryolar gereklilikten (yeni gerçeklik veya yeni teknoloji) veya meraktan doğar. geçmişin bir kopyası ya da düzeltmesi değildirler. yenidirler ve genellikle kendiliğindendirler. bu senaryolarda, her partner aile hayatı için yeni bir senaryo başlatırken endişe ve belirsizlikle baş etmek durumundadır.
senaryolar ilişkilerde kendilerine nasıl yer bulurlar?
bir çift ilişkile kurduğunda, her bir partnerin tekrar eden ve düzeltici senaryolarını bilinçsizce müzakere eder ve bu senaryoların bir kombinasyonunu hayata geçirirler. bu müzakere bilinçli olmadığından, çiftler miras aldıkları senaryolardan dolayı çatışmalar yaşayabilir.
gerçek şu ki, ne kadar “anne baban gibi olmadığınızı” düşünürseniz düşünün ya da işleri farklı yapın, bu senaryolar tamamen kaybolmazlar. ilişki davranışlarınızın çoğu kalıtsaldır. davranışınızı değiştirmenin en iyi yolu, miras aldığınız senaryoları benimsemek ve bunlar üzerinde doğaçlama yapmaktır.
kaynak
ancak üstüne çok da düşünmediğimiz bir durum var ki, o da zararsız açılardan benzemenin o kadar da korkunç olmaması. çünkü 'ben anneme/babama benzemeyeceğim' derken onlara hiç ama hiç benzememek istediğimizi düşünüyoruz. ama bu hem imkansız, hem de mantıksız. sonuçta onlarla büyüyoruz, bazı alışkanlıklarını fark etmeden içselleştiriyoruz. hem ne olacak ki bazı şeylere onlar gibi tepki versek, onların sahip olduğu birkaç alışkanlığa sahip olsak? dünyanın sonu değil ya. buradaki en önemli şey onların yanlışlarını fark edip onlardan kaçınmak, gerisi çok da kafaya takılmamalı.
bu durumu biraz daha irdeleyen bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
neden ebeveynlerimiz gibi davranıyoruz?
aile hayatı, esasen gelecek nesil için bir provadır. her nesil, miras aldığımız ve çocuklarımıza aktardığımız uzun bir yaşam zincirinin başka bir parçasıdır.
ailelerin geleneklerini ve davranışlarını iletme şekli, aile senaryoları aracılığıyladır. bu senaryolar, davranmanın, konuşmanın ve hatta düşünmenin kabul edilebilir yollarını tanımlar. esasen hayatın nasıl olması gerektiğine dair paylaşılan beklentilerdir.
senaryolar, bulaşıkları yıkamanın tercih edilen yolu kadar spesifik ve kavga etme şeklimiz veya samimiyetimizi ifade etme şeklimiz kadar büyük olabilir.
genel olarak, üç tür senaryo vardır: yinelenen, düzeltici ve doğaçlama.
yinelenen senaryo
yinelenen senaryo, bilinçli veya bilinçsiz olarak tekrarladığınız bir senaryodur. örneğin, evinizi temizleme şekliniz, akşam yemeğinde görgü kuralları, tv izleme ile ilgili politika vb. bunlar genellikle bir çocukken tercih edilebilir veya olumlu olarak bize öğretilen davranışsal senaryolardır. diğer zamanlarda, insanlar ilk başta sevmedikleri davranışları veya tutumları, genellikle ebeveynlerine "sadık" olmanın bilinçsiz bir yolu olarak taklit ederler: aslında ailelerine ait senaryolarını kopyalayarak, esasen ebeveynlerine davranışlarının ne kadar arzu edilir olduğunu iletirler. örneğin, birçok insan kendilerini çocuklarına çocukken duymaktan nefret ettikleri şeyleri söylerken bulurlar.
düzeltici senaryolar
düzeltici senaryolar, bir kişi bilinçli olarak işleri çok farklı yapmayı seçtiğinde veya hatta büyürken deneyimledikleri senaryoların tam tersi olduğunda ortaya çıkar.
bazıları, büyüdükleri yerden coğrafi, dini veya ekonomik olarak "kaçarak" düzeltici senaryolar oluştururlar.
insanlar birçok şekilde miras aldıkları senaryolardan "kaçmaya" çalışırlar. dünyanın diğer tarafına geçebilirler. isimlerini değiştirebilirler. dinlerini değiştirebilirler veya olduklarından daha dindarlaşabilirler. aileleri ile bağlarını kesebilirler.
doğaçlama senaryolar
doğaçlama senaryolar gereklilikten (yeni gerçeklik veya yeni teknoloji) veya meraktan doğar. geçmişin bir kopyası ya da düzeltmesi değildirler. yenidirler ve genellikle kendiliğindendirler. bu senaryolarda, her partner aile hayatı için yeni bir senaryo başlatırken endişe ve belirsizlikle baş etmek durumundadır.
senaryolar ilişkilerde kendilerine nasıl yer bulurlar?
bir çift ilişkile kurduğunda, her bir partnerin tekrar eden ve düzeltici senaryolarını bilinçsizce müzakere eder ve bu senaryoların bir kombinasyonunu hayata geçirirler. bu müzakere bilinçli olmadığından, çiftler miras aldıkları senaryolardan dolayı çatışmalar yaşayabilir.
gerçek şu ki, ne kadar “anne baban gibi olmadığınızı” düşünürseniz düşünün ya da işleri farklı yapın, bu senaryolar tamamen kaybolmazlar. ilişki davranışlarınızın çoğu kalıtsaldır. davranışınızı değiştirmenin en iyi yolu, miras aldığınız senaryoları benimsemek ve bunlar üzerinde doğaçlama yapmaktır.
kaynak
devamını gör...
23 aralık 2020 t24 normal sözlük röportajı
t24 de yayımladığımız röportajdır.
--- alıntı ---
öncelikle yoldaş benjamin franklin kimdir? bize kendinizden bahseder misiniz?
kendileri; putin'in türkiye'de avrasyacı gençler yetiştirmek için özel olarak yetiştirip fonladığı, bir sözlük kurucusudur. ancak kendisi verilen fonu ankara pavyonlarında çatır çatır yediği için şimdilerde kgb tarafından aranan, işbu sebepten köşe bucak saklanmakta olan, tanısanız pek seversiniz insanıdır.
kafa sözlük’ü kurma amacınız nedir, hikayesini bize biraz anlatır mısınız?
kurucu yazarlarımızın birçoğu, x sözlükte uzun yıllar yazıp çizmiş kimseler. ben de keza öyleyim. 10 seneden uzun bir sözlük yazarlığı maceram var.
zamanında; hem bilgilenerek hem eğlenerek yazdığımız, açılın ben x sözlük yazarıyım diyerek kalp masajı yapabildiğimiz, gençliğimize renkler katmış bu sözlük ne olduysa çizgisinden sapmaya başladı. önceleri tolere edilebilir gibi dursa da bir süre sonra baktık ki "yöneten" kişilerin böyle bir gayesi yokmuş aslında. kapitalizmin o sıcak, şehvetli bakışlarına kanmış yarim.
daha önce deneyimlemediği bir ürünü dahi, 20 tl karşılığında kötüleyen; bazı e-ticaret platformlarında 150 tl'ye sınırsız hesabı satılan, siyasi partilerin gençlik kolları hesaplarının ve trollerin cirit attığı bir ortamı kucağımızda görünce "hadi ama dostum, bu kadarı da gerçekten fazla" diyerek birçok yazar arkadaşımla beraber x sözlük maceramızın sonuna geldik.
yeni bir şeyler yapalım, kendimiz yazıp çizerken eğlenelim istedik. imece usulü bir gayret ile herkes bir şeyler koydu. benjamin de kafa sözlük'ü yayına alan kişi oldu. hikayemiz böyle.
kafa sözlük’ü diğer interaktif sözlüklerden ayıran şey nedir?
her şeyden önce kafa sözlük ticari menfaatler ile kurulmadı. reklam yok mesela sözlüğümüzde. motivasyonumuzun para olmaması yönetim ekibine çok ciddi bir özgürlük alanı sunuyor ve biz de bu alanı kullanıyoruz. kafa sözlük küfürsüz ve her kesimden insanın rahatlıkla yazıp, kendisini ifade edebileceği, kutuplaşmanın olmadığı bir sözlük. hedefimiz; çevresine karşı duyarlı, birtakım handikapları ortadan kaldırmak için çabalayan bir sivil dayanışma platformu yaratmak. bu alanda çok kısa sürede yüksek katılımlı yardım etkinlikleri düzenledik, devam da ediyoruz.
küfür olmadığını ifade ettiniz. günümüzde herkes kendisini özgürce ifade edebileceği platformlara yöneliyor. kafa sözlük’te küfür olmamasının özgürlük anlayışını kısıtladığını düşünüyor musunuz?
önce şuradan başlamak isterim. kurucu yazarlar ve yönetim ekibi olarak bizler, günlük hayatlarında küfür kullanmayan, pürpak kimseler değiliz. küfür hayatın bir gerçeği ve bizler de gündelik yaşantılarımızda, karşı tarafın ufkunu açabilecek derecede argo söylemlerde bulunabiliyoruz. yalnızca kafa sözlük'ü bundan muaf tutmak istedik. dürüst cevap vermem gerekirse, küfürün olmamasının ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği ile alakalı başlarda benim de endişelerim yok değildi. ancak pratikte bu endişelerim kayboldu diyebilirim.
küfür kullanmadan kendini ifade etmenin insanın bazı yönlerini geliştirdiğine, yaratıcılığı çok daha fazla öne çıkardığına defalarca kez şahitlik ettik. şimdilik herkes bu durumdan pek memnun gözüküyor.
şu an kafa sözlük’ü nerede konumlandırıyorsunuz ve gelecekteki hedeflerinizden bahseder misiniz?
kafa sözlük henüz 1.5 ayını yeni doldurdu. bu kısa zamanda çok ciddi talep gördü. yukarıda anlattığım sebepler de bu talebin oluşmasında etkili oldu diyebilirim. insanlar kutuplaşmadan, kavga gürültüden, trollerden ve göz bozukluğuna varacak seviyeye ulaşmış reklamlardan çok sıkıldı. burasını nefes alacakları bir mecra olarak görüyorlar. bu durum ne kadar bizleri mutlu etse de bir anda büyümekten de çekiniyoruz. kontrollü ve yavaş bir büyümeyi yeğleriz. işbu sebepten oldukça yakın bir zamanda yeni yazar alımını filtreye sokup yavaşlatacak bir çaylaklık sistemini getireceğiz.
hali hazırda geçtiğimiz hafta, batman'da bir köy okulu kütüphanesinin oluşmasında önemli bir rol oynadık. oraya 400 üzerinde kitap ulaştırdık. şu anda koruncuk vakfı’nın bolulu köyü’nde yer alan 25 kız çocuğu öğrencimize yılbaşı hediyeleri ve eğitimleri için gerekli malzemeler ulaştırıyoruz. standart bir sözlük sitesi olmanın dışına çıkmak, çevresine karşı duyarlı bir platform olma gayretimiz var. bunu gerçekleştirmek için çabalıyoruz.
sizlere çok teşekkür ederim. son sözü sizlere bırakmak isterim. buradan okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
kafa sözlük herhangi bir kişiye, zümreye ya da bir ideolojiye ait bir mecra değildir. yayın hayatı boyunca da olmayacaktır. küfürsüz bir şekilde herkesin kendisini ifade edebileceği samimi, yardımsever ve en önemlisi özgür bir platformdur.
kafa sözlük sizi sever, kucaklar, kalbinize ve tansiyonunuza iyi gelir.
siz değerli t24 ekibinin de izni ile hemen aşağıya linkimizi bıraktım. bizlere oradan ulaşabilirsiniz.
kafasozluk.com
--- alıntı ---
--- alıntı ---
öncelikle yoldaş benjamin franklin kimdir? bize kendinizden bahseder misiniz?
kendileri; putin'in türkiye'de avrasyacı gençler yetiştirmek için özel olarak yetiştirip fonladığı, bir sözlük kurucusudur. ancak kendisi verilen fonu ankara pavyonlarında çatır çatır yediği için şimdilerde kgb tarafından aranan, işbu sebepten köşe bucak saklanmakta olan, tanısanız pek seversiniz insanıdır.
kafa sözlük’ü kurma amacınız nedir, hikayesini bize biraz anlatır mısınız?
kurucu yazarlarımızın birçoğu, x sözlükte uzun yıllar yazıp çizmiş kimseler. ben de keza öyleyim. 10 seneden uzun bir sözlük yazarlığı maceram var.
zamanında; hem bilgilenerek hem eğlenerek yazdığımız, açılın ben x sözlük yazarıyım diyerek kalp masajı yapabildiğimiz, gençliğimize renkler katmış bu sözlük ne olduysa çizgisinden sapmaya başladı. önceleri tolere edilebilir gibi dursa da bir süre sonra baktık ki "yöneten" kişilerin böyle bir gayesi yokmuş aslında. kapitalizmin o sıcak, şehvetli bakışlarına kanmış yarim.
daha önce deneyimlemediği bir ürünü dahi, 20 tl karşılığında kötüleyen; bazı e-ticaret platformlarında 150 tl'ye sınırsız hesabı satılan, siyasi partilerin gençlik kolları hesaplarının ve trollerin cirit attığı bir ortamı kucağımızda görünce "hadi ama dostum, bu kadarı da gerçekten fazla" diyerek birçok yazar arkadaşımla beraber x sözlük maceramızın sonuna geldik.
yeni bir şeyler yapalım, kendimiz yazıp çizerken eğlenelim istedik. imece usulü bir gayret ile herkes bir şeyler koydu. benjamin de kafa sözlük'ü yayına alan kişi oldu. hikayemiz böyle.
kafa sözlük’ü diğer interaktif sözlüklerden ayıran şey nedir?
her şeyden önce kafa sözlük ticari menfaatler ile kurulmadı. reklam yok mesela sözlüğümüzde. motivasyonumuzun para olmaması yönetim ekibine çok ciddi bir özgürlük alanı sunuyor ve biz de bu alanı kullanıyoruz. kafa sözlük küfürsüz ve her kesimden insanın rahatlıkla yazıp, kendisini ifade edebileceği, kutuplaşmanın olmadığı bir sözlük. hedefimiz; çevresine karşı duyarlı, birtakım handikapları ortadan kaldırmak için çabalayan bir sivil dayanışma platformu yaratmak. bu alanda çok kısa sürede yüksek katılımlı yardım etkinlikleri düzenledik, devam da ediyoruz.
küfür olmadığını ifade ettiniz. günümüzde herkes kendisini özgürce ifade edebileceği platformlara yöneliyor. kafa sözlük’te küfür olmamasının özgürlük anlayışını kısıtladığını düşünüyor musunuz?
önce şuradan başlamak isterim. kurucu yazarlar ve yönetim ekibi olarak bizler, günlük hayatlarında küfür kullanmayan, pürpak kimseler değiliz. küfür hayatın bir gerçeği ve bizler de gündelik yaşantılarımızda, karşı tarafın ufkunu açabilecek derecede argo söylemlerde bulunabiliyoruz. yalnızca kafa sözlük'ü bundan muaf tutmak istedik. dürüst cevap vermem gerekirse, küfürün olmamasının ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği ile alakalı başlarda benim de endişelerim yok değildi. ancak pratikte bu endişelerim kayboldu diyebilirim.
küfür kullanmadan kendini ifade etmenin insanın bazı yönlerini geliştirdiğine, yaratıcılığı çok daha fazla öne çıkardığına defalarca kez şahitlik ettik. şimdilik herkes bu durumdan pek memnun gözüküyor.
şu an kafa sözlük’ü nerede konumlandırıyorsunuz ve gelecekteki hedeflerinizden bahseder misiniz?
kafa sözlük henüz 1.5 ayını yeni doldurdu. bu kısa zamanda çok ciddi talep gördü. yukarıda anlattığım sebepler de bu talebin oluşmasında etkili oldu diyebilirim. insanlar kutuplaşmadan, kavga gürültüden, trollerden ve göz bozukluğuna varacak seviyeye ulaşmış reklamlardan çok sıkıldı. burasını nefes alacakları bir mecra olarak görüyorlar. bu durum ne kadar bizleri mutlu etse de bir anda büyümekten de çekiniyoruz. kontrollü ve yavaş bir büyümeyi yeğleriz. işbu sebepten oldukça yakın bir zamanda yeni yazar alımını filtreye sokup yavaşlatacak bir çaylaklık sistemini getireceğiz.
hali hazırda geçtiğimiz hafta, batman'da bir köy okulu kütüphanesinin oluşmasında önemli bir rol oynadık. oraya 400 üzerinde kitap ulaştırdık. şu anda koruncuk vakfı’nın bolulu köyü’nde yer alan 25 kız çocuğu öğrencimize yılbaşı hediyeleri ve eğitimleri için gerekli malzemeler ulaştırıyoruz. standart bir sözlük sitesi olmanın dışına çıkmak, çevresine karşı duyarlı bir platform olma gayretimiz var. bunu gerçekleştirmek için çabalıyoruz.
sizlere çok teşekkür ederim. son sözü sizlere bırakmak isterim. buradan okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
kafa sözlük herhangi bir kişiye, zümreye ya da bir ideolojiye ait bir mecra değildir. yayın hayatı boyunca da olmayacaktır. küfürsüz bir şekilde herkesin kendisini ifade edebileceği samimi, yardımsever ve en önemlisi özgür bir platformdur.
kafa sözlük sizi sever, kucaklar, kalbinize ve tansiyonunuza iyi gelir.
siz değerli t24 ekibinin de izni ile hemen aşağıya linkimizi bıraktım. bizlere oradan ulaşabilirsiniz.
kafasozluk.com
--- alıntı ---
devamını gör...
joseph goebbels
eylül 1933 de milletler cemiyeti toplantısı için cenevreye gittiğinde life dergisi fotoğrafçısı, aşağıda soldaki resimi çeker önce. ancak fotoğrafçının adı alfred eisenstaedt dir ve adından da anlaşılacağı üzere yahudidir. bunu orada öğrenen goebbels bu sefer aynı fotoğrafçıya sağdaki pozu verir ve bu fotoğraf tarihe nefretin gözleri olarak geçer.
ibb.co/JQRXpXz
ibb.co/JQRXpXz
devamını gör...
açılan başlığa kimsenin tanım girmemesi
insanlar goygoy yapmak istiyor. ben de goygoy başlığı açmıyorum. bu kadar basit.
devamını gör...
kaos'un kutsal kitabı (albert caraco)
albert caraco'nun şaheseri. sert, provokatif bir realizmle yazdığı tamamen doğanın yasalarını aktararak insanlığa edilen bir lanet. çirkin yapıtlarımıza ve putperest cinlenmiş yaşamlarımıza edilen haklı bir küfür. gökten firar eden tanrılara bir lanet. ışık ergüden'in takdir edilesi çabasıyla yayınlanan bu şaheser; şantiyeye dönen şehirlerimizde insanın varlığını sorgulatan bir kitap.
milyarlarca gereksiz akkarınca uğultusunun arasında kendi benliğini kaybederek sadece bir üretim aracı haline gelen sapiens'in nasıl da spermatik bir uyurgezere dönüştüğünü anlatır sayfalarında. çoğalmayı kötülüğün kaynağı olarak görür. üremek bütün melanetlerin başında gelir. oysa ki dünya sodomistler ve otuzbircilerle dolu olsaydı şimdikinden çok daha az sefil çok daha az gülünç olurdu diye haykırır caraco.
paragrafları arasında insanlığın tutmayan ölçülerinden ve yozlaşmış kültürlerinin yarattığı çirkin metropolitan kalıntılarından tiksintiyle söz eder. tüm bu tutarsızlık ve durmadan üretim çılgınlığının devasa bir savaşla son bulacağını bir kahin gibi görür. sorunlarımız çözümsüz kaldıkça savaşa gidiyoruz der, tıpkı ölüme doğru gittiğimiz kesinliği gibi.
üçer beşer üreyen böcek kitlesinin devamlılığını isteyen sahtekar ruhban kesimine olanca öfkesini kusarak tanrının varlığı ile yokluğunun eşit derecede önemsiz olduğunu savunur. sunaklarından dumanlar tüten acı ölüm ve deliliğin artık cinlenmiş insanın, üreyip her şeyi kirleten insanın tapındığı küçük korkunç dehşetli putlar olduklarını anlatır.
işte atalarımız bu cehennem sirkine bizi umursamazca atan kültür despotlarıydı. tarihi kendi üzerine bir döngüyle döndürmenin yaşamak olduğunu sandılar ve gelecek nesillere çirkinliklerini aktararak inlemeler içinde eciş bücüş hücrelerde ölüme kurban verildiler.
her gün yaşadığımız kollektif cinneti ve esasında buradan çıkışın yollarını anlatan "son peygamber"in bu sert,karanlık ve son derecede gerçekçi eseri; hakikate yaklaşmak için okunması gereken bir başucu kitabı niteliğinde.
milyarlarca gereksiz akkarınca uğultusunun arasında kendi benliğini kaybederek sadece bir üretim aracı haline gelen sapiens'in nasıl da spermatik bir uyurgezere dönüştüğünü anlatır sayfalarında. çoğalmayı kötülüğün kaynağı olarak görür. üremek bütün melanetlerin başında gelir. oysa ki dünya sodomistler ve otuzbircilerle dolu olsaydı şimdikinden çok daha az sefil çok daha az gülünç olurdu diye haykırır caraco.
paragrafları arasında insanlığın tutmayan ölçülerinden ve yozlaşmış kültürlerinin yarattığı çirkin metropolitan kalıntılarından tiksintiyle söz eder. tüm bu tutarsızlık ve durmadan üretim çılgınlığının devasa bir savaşla son bulacağını bir kahin gibi görür. sorunlarımız çözümsüz kaldıkça savaşa gidiyoruz der, tıpkı ölüme doğru gittiğimiz kesinliği gibi.
üçer beşer üreyen böcek kitlesinin devamlılığını isteyen sahtekar ruhban kesimine olanca öfkesini kusarak tanrının varlığı ile yokluğunun eşit derecede önemsiz olduğunu savunur. sunaklarından dumanlar tüten acı ölüm ve deliliğin artık cinlenmiş insanın, üreyip her şeyi kirleten insanın tapındığı küçük korkunç dehşetli putlar olduklarını anlatır.
işte atalarımız bu cehennem sirkine bizi umursamazca atan kültür despotlarıydı. tarihi kendi üzerine bir döngüyle döndürmenin yaşamak olduğunu sandılar ve gelecek nesillere çirkinliklerini aktararak inlemeler içinde eciş bücüş hücrelerde ölüme kurban verildiler.
her gün yaşadığımız kollektif cinneti ve esasında buradan çıkışın yollarını anlatan "son peygamber"in bu sert,karanlık ve son derecede gerçekçi eseri; hakikate yaklaşmak için okunması gereken bir başucu kitabı niteliğinde.
devamını gör...
intörn
ingilizce intern kelimesinden türkçeye geçmiş, stajyer anlamına gelen, halihazırda tıp fakültesi son sınıf öğrencileri için kullanılan terimdir. lakin ilk tanimda da yazıldığı gibi stajyer yerine amele kelimesi daha uygundur.
devamını gör...
duygusal boşluğa düşüp gereksiz bilgiler vermek
insanın bazen eteğindeki taşları dökme isteği gelir, hiç alakasız bir yerde anlatmaya başlar meramını.
sonra pişman olur ama artık çok geçtir.
olumlu tarafından bakacak olursak bu da bir tecrübedir, böyle zamanlarda bile susmak gerektiğini yaşayarak öğreniriz.
sonra pişman olur ama artık çok geçtir.
olumlu tarafından bakacak olursak bu da bir tecrübedir, böyle zamanlarda bile susmak gerektiğini yaşayarak öğreniriz.
devamını gör...
