wilkinson sword klasik tıraş makinesi
haziran ayında almıştım bu tıraş makinesini. benim yüzüm biraz hassas hatta ilk kez jilet vurduğumda(14 yaşımdaydım) bıyık kısmında baya sivilce çıkmıştı. uzun uzun araştırdım bu klasik tıraş makinelerini bir sayfa öneriyordu. diğer modelleri çok pahalıydı (250 tlden başlıyor güzel olanları)ben de denemek amacıyla bunu aldım trendyoldan 22tlye. paket içinde 5 tane de yaprak jilet vardı. uzun zamandır kullanıyorum gayet de memnunum. ama söyleyeyim ki sakalı kısa olanlar için uygun. jilete alışma gibi bir şey ve dışı plastik kaplı içi metal galiba.
edit: bu makineyi halen kullanmaktayım. dediğim gibi bu makine sakalı kısa olanlar, az çıkanlar için.
uzun zamandır kullanmama rağmen ne bir pas tutma var ne de bir hasar var. gerçekten mükemmel bir ürün.
ilk yazdığımda ''denemek için aldım'' demişim ancak iyi ki de almışım, muhtemelen çok uzun süre birlikte olacağız bu makineyle.
jilet nedense beni oldukça korkutuyor, her an yüzümü kesecekmişim gibi hissediyorum. bir de jiletle kötü bir anım var benim. ilk tıraşımı jiletle olmuştum ancak yüzümün hassas olması sebebiyle hep sivilce çıkmıştı yüzümde...
velhasıl kelam gerçekten de güzel makinedir efendim, eğer sakalınız kısaysa, çok çıkmıyorsa veya jilete alışmakta zorluk çekiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim bu tıraş makinesini.
edit: bu makineyi halen kullanmaktayım. dediğim gibi bu makine sakalı kısa olanlar, az çıkanlar için.
uzun zamandır kullanmama rağmen ne bir pas tutma var ne de bir hasar var. gerçekten mükemmel bir ürün.
ilk yazdığımda ''denemek için aldım'' demişim ancak iyi ki de almışım, muhtemelen çok uzun süre birlikte olacağız bu makineyle.
jilet nedense beni oldukça korkutuyor, her an yüzümü kesecekmişim gibi hissediyorum. bir de jiletle kötü bir anım var benim. ilk tıraşımı jiletle olmuştum ancak yüzümün hassas olması sebebiyle hep sivilce çıkmıştı yüzümde...
velhasıl kelam gerçekten de güzel makinedir efendim, eğer sakalınız kısaysa, çok çıkmıyorsa veya jilete alışmakta zorluk çekiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim bu tıraş makinesini.
devamını gör...
eksik bir şey mi var hayatında
zaman zaman kişinin kendine sorduğu sorulardan biridir.
aslında bilir herkes neyin eksik olduğunu ama itiraf etmesi zordur, soruyu soran da cevaplayan da kendisi olsa da.
edit: şarkı olanın başlığı şuradadır, eksik bir şey
aslında bilir herkes neyin eksik olduğunu ama itiraf etmesi zordur, soruyu soran da cevaplayan da kendisi olsa da.
edit: şarkı olanın başlığı şuradadır, eksik bir şey
devamını gör...
noise
bir henry bean filmidir.

henry bean filmin hem yazarı hem de yönetmenidir ve filmin başrol oyuncusu tim robbins’tir.
gürültüye kesinlikle tahammülü olmayan bir insan olarak gürültü yapan insanlara karşı içimde büyüyen öfkeyi dizginlemekte zorlanıyorum. bundan beş sene önce yan komşum olan adam işten eve gece on iki gibi geliyordu. ve saat tam birde kendisi, eşi, üç çocuğu ve annesi ile birlikte evde başka oda yokmuş gibi ortak duvara bitişik olan yatak odasında eğlenceli ve bağırış çağırışlı bir sohbete girişiyorlardı. kendilerini uyardım kibarca, sonra duvara vurdum birkaç kez. ama sonuç alamadım. bunun üzerine de yine gürültü yaptıkları bir gecenin sabaha karşı dördünde ses sistemini yatak odasına taşıdım ve mehter marşını açarak kendilerine güzel bir günaydın demiş oldum. ondan sonra nedense bir daha böyle bir gürültü yapmadılar. insanlar tuhaf.
bunu yaptığım ve olumlu sonuç aldığım günden sonra bu filme ne kadar büyük bir minnet duyduğumu anladım. çünkü filmdeki avukat david owen da araba alarmları ile baş etmek için benzer bir yöntem uyguluyordu.
gürültü yapan insanlara ne kadar rahatsız edici olduklarını göstermenin yolu gürültü yaparak onları rahatsız etmektir.

henry bean filmin hem yazarı hem de yönetmenidir ve filmin başrol oyuncusu tim robbins’tir.
gürültüye kesinlikle tahammülü olmayan bir insan olarak gürültü yapan insanlara karşı içimde büyüyen öfkeyi dizginlemekte zorlanıyorum. bundan beş sene önce yan komşum olan adam işten eve gece on iki gibi geliyordu. ve saat tam birde kendisi, eşi, üç çocuğu ve annesi ile birlikte evde başka oda yokmuş gibi ortak duvara bitişik olan yatak odasında eğlenceli ve bağırış çağırışlı bir sohbete girişiyorlardı. kendilerini uyardım kibarca, sonra duvara vurdum birkaç kez. ama sonuç alamadım. bunun üzerine de yine gürültü yaptıkları bir gecenin sabaha karşı dördünde ses sistemini yatak odasına taşıdım ve mehter marşını açarak kendilerine güzel bir günaydın demiş oldum. ondan sonra nedense bir daha böyle bir gürültü yapmadılar. insanlar tuhaf.
bunu yaptığım ve olumlu sonuç aldığım günden sonra bu filme ne kadar büyük bir minnet duyduğumu anladım. çünkü filmdeki avukat david owen da araba alarmları ile baş etmek için benzer bir yöntem uyguluyordu.
gürültü yapan insanlara ne kadar rahatsız edici olduklarını göstermenin yolu gürültü yaparak onları rahatsız etmektir.
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
yazıldıysa affola, popüler olmak.
devamını gör...
kayaköy
ömrümün dört yazı fethiye ovacık’ta ailemle birlikte işletmecilik yaparak geçti. küçük kafe restoran ve içinden badem ağacı geçen( ağacı kesmeyip düşünen yüce ruhlu köylüye ve mimara selam olsun) altı odalı bir pansiyon.uzun süre kapı gıcırtısı sandığımız sesin kaynağı işte bu payamda(bademde) yaşayan ağaçkakan ailesiydi.
işler hafiflediğinde, o yıllarda hırsızlık diye bir şey olmadığından buzdolabına asma kilidi takar etrafı gezmeye çıkardık.bütün anahtarlar omuz atsan açılacak mutfak kapısının hemen yanında bir kâse içinde dururdu.
çocukluğumda aile büyüklerinin yaşadığı eski rum evlerinde bu kadar bile kilit yoktu: mevsim yazsa kapı da açıktı, içeri girmek için seslenmeniz yeterliydi.
bu evlerin benzerleri bizden çok uzakta fethiye’de vardı işte: kayaköy. bıkmadan defalarca gittiğimiz,parça parça gezdiğimiz terkedilmiş rum köyü.

yaşlı amca ve teyzenin bir gözlemecisi vardı gittiğimiz.kimi zaman atla hisarönü’nden gelen turist kafilesi uğrardı buraya. yaşlı aile ile oturup söyleşir ağaçların hışırtısıyla köyün o kimsesiz halini duyumsardık bir yandan.

babam mübadil bir aileden geliyor, bu yüzden zorunlu göç her zaman hassas olduğum bir konu oldu.yalnızca dinine bakarak bir anlaşmayla yurtlarını bırakmaya zorlanan insanlar içimi burkar: kıyının her iki tarafı için de.
etrafa baktığınızda yamaca sıralanmış çoğu harap olmuş ( gerek depremler gerek hazine bulma amacıyla kazı yapanlar yüzünden) taş binalar, büyüklü küçüklü kilise ve okullar görürsünüz.bazılarında oda bölümleri belirgindir, ocakları vardır.kiliselerinin içi fresklerle süslü,bahçesi de mozaikle döşelidir.
mübadele öncesi köyün adı levissiymiş. likya uygarlığının karmylassos yerleşimine dayalı bulguların m.ö. 400’lere kadar köyde yerleşimin var olduğunu gösteriyor.değişimle gelen türkler ne yamaçta çiftçilik yapmak ne de rum evlerini de sahiplenmek istemiş.içinde oturulmayan,bakılmayan 1957’de de büyük bir depremle (7,3 ) darbe alan bu evler, hazine bulmak için kırıp döken soyguncuların da elinde iyice yaşanmaz hale gelmiş.
tarihi yerleri gezerken içimi kaplayan garip bir hüzün şimdi bu satırları yazarken de gelip buluyor beni.bir gün dönebilmek umuduyla ufak tefek eşyasını anca alabildiği evine son kez nasıl bakmıştır o insanlar? bir gemiye doluşmuş bilinmeze yolculuk edenler geride neler bırakmıştı? tek bildiğim bizimkilerin gemisinin adı: gülcemal. ne hayatlar taşıdı gülcemal karşı kıyıya?
gülcemal

çok önceleri gezmiş olduğum kayaköy hakkında yazı yazmak istedim.şöyle bir bilgilerimi tazelemek amacıyla baktığımda hakkındaki bilgiyi çok organize bir şekilde sunan bu site içlerinde en beğendiğim:
işi ehline bırakayım
gülcemal hakkında çok çok bilgi
işler hafiflediğinde, o yıllarda hırsızlık diye bir şey olmadığından buzdolabına asma kilidi takar etrafı gezmeye çıkardık.bütün anahtarlar omuz atsan açılacak mutfak kapısının hemen yanında bir kâse içinde dururdu.
çocukluğumda aile büyüklerinin yaşadığı eski rum evlerinde bu kadar bile kilit yoktu: mevsim yazsa kapı da açıktı, içeri girmek için seslenmeniz yeterliydi.
bu evlerin benzerleri bizden çok uzakta fethiye’de vardı işte: kayaköy. bıkmadan defalarca gittiğimiz,parça parça gezdiğimiz terkedilmiş rum köyü.

yaşlı amca ve teyzenin bir gözlemecisi vardı gittiğimiz.kimi zaman atla hisarönü’nden gelen turist kafilesi uğrardı buraya. yaşlı aile ile oturup söyleşir ağaçların hışırtısıyla köyün o kimsesiz halini duyumsardık bir yandan.

babam mübadil bir aileden geliyor, bu yüzden zorunlu göç her zaman hassas olduğum bir konu oldu.yalnızca dinine bakarak bir anlaşmayla yurtlarını bırakmaya zorlanan insanlar içimi burkar: kıyının her iki tarafı için de.
etrafa baktığınızda yamaca sıralanmış çoğu harap olmuş ( gerek depremler gerek hazine bulma amacıyla kazı yapanlar yüzünden) taş binalar, büyüklü küçüklü kilise ve okullar görürsünüz.bazılarında oda bölümleri belirgindir, ocakları vardır.kiliselerinin içi fresklerle süslü,bahçesi de mozaikle döşelidir.
mübadele öncesi köyün adı levissiymiş. likya uygarlığının karmylassos yerleşimine dayalı bulguların m.ö. 400’lere kadar köyde yerleşimin var olduğunu gösteriyor.değişimle gelen türkler ne yamaçta çiftçilik yapmak ne de rum evlerini de sahiplenmek istemiş.içinde oturulmayan,bakılmayan 1957’de de büyük bir depremle (7,3 ) darbe alan bu evler, hazine bulmak için kırıp döken soyguncuların da elinde iyice yaşanmaz hale gelmiş.
tarihi yerleri gezerken içimi kaplayan garip bir hüzün şimdi bu satırları yazarken de gelip buluyor beni.bir gün dönebilmek umuduyla ufak tefek eşyasını anca alabildiği evine son kez nasıl bakmıştır o insanlar? bir gemiye doluşmuş bilinmeze yolculuk edenler geride neler bırakmıştı? tek bildiğim bizimkilerin gemisinin adı: gülcemal. ne hayatlar taşıdı gülcemal karşı kıyıya?
gülcemal

çok önceleri gezmiş olduğum kayaköy hakkında yazı yazmak istedim.şöyle bir bilgilerimi tazelemek amacıyla baktığımda hakkındaki bilgiyi çok organize bir şekilde sunan bu site içlerinde en beğendiğim:
işi ehline bırakayım
gülcemal hakkında çok çok bilgi
devamını gör...
ülkede soğuktan ve açlıktan insanlar ölürken kedi mamasını dert eden tip
yaşadıkları coğrafyanın gerçekliğinden kopmuş olduklarını düşündüğüm tiplerdir.
ek: başlık altında savunma yapanların iddia ettiği gibi bu soğukta kedilerin ölmesini savunan tek bir yargım yok. her zaman yaptıkları gibi bilinçli yanıltıcılık saçmalığına sığınıyorlar. temel argümanım, aynı farkındalığı insanlar için göstermedikleridir. konuya bu bağlamda eleştiri getirirlerse memnun olurum.
ek 2: yine ''bilal'e anlatır gibi '' anlatmak zorunda bırakanlar için;
hayvanseverlik adı altında tüm kaybetmişliklerini, tüm psikolojik bozukluklarını ve insana düşmanlıklarını zavallı ve ilkel bir hayvanın üzerinden farkındalık yaratarak çözmeye çalışan faşist petseverler'e dir benim söylediklerim.
ek: başlık altında savunma yapanların iddia ettiği gibi bu soğukta kedilerin ölmesini savunan tek bir yargım yok. her zaman yaptıkları gibi bilinçli yanıltıcılık saçmalığına sığınıyorlar. temel argümanım, aynı farkındalığı insanlar için göstermedikleridir. konuya bu bağlamda eleştiri getirirlerse memnun olurum.
ek 2: yine ''bilal'e anlatır gibi '' anlatmak zorunda bırakanlar için;
hayvanseverlik adı altında tüm kaybetmişliklerini, tüm psikolojik bozukluklarını ve insana düşmanlıklarını zavallı ve ilkel bir hayvanın üzerinden farkındalık yaratarak çözmeye çalışan faşist petseverler'e dir benim söylediklerim.
devamını gör...
yazarların psikolojik durumunun 3 kelime ile özeti
amaaan, boşver beyaaaa.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
çağan şengül-ilk göz ağrım
devamını gör...
500 bin liralık cip kullanan türbanlı
devamını gör...
normal sözlük'ün 500.000 tanıma dayanması
yakında 500.000'e ulaşacak tanım sayısının 1677'ciğini oluşturmak benim için bir keyifti.
nice keyifli tanımlara öyleyse*!
nice keyifli tanımlara öyleyse*!
devamını gör...
sol frame'in aniden anket başlığı ile dolması
(bkz: forum olmuş gidiyorsun)
devamını gör...
1995 yılından hafızada kalanlar
ailemin büyük şehre taşınmasından dolayı, liseye giden kızkardeşimle kendi dayalı döşeli evimizde, öğrencilik hayatı yaşadığım, üniversite hayatımın başladığı, keyifli geçen dört yılın içinde olduğu sene.
hayatımda yeri çok özeldir.
hayatımda yeri çok özeldir.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
katalizör ve robotik sözlük prensesi.
yetişmediği yer, mesaj, başlık, insan yok.
her derde koşar, elindekinin fazlasını ortaya koyar, kaçmaz.
her türlü etkinliğin ya idare edip başlangıç aşamasında ya da katılımcı olarak içinde.
tek kişi olduğuna inanmıyorum ben bu şahsın, ya ikizi filan var ya da robotik bişi.
bu kadar işe ve insana başka türlü yetişmesi imkansız.
hani aile denen kavramda nadiren de olsa herkesin sevdiği, iyi niyetli biri vardır ya, kafa sözlük'te de bu insan bu kız işte.
umarım bizden bıkmaz.
yetişmediği yer, mesaj, başlık, insan yok.
her derde koşar, elindekinin fazlasını ortaya koyar, kaçmaz.
her türlü etkinliğin ya idare edip başlangıç aşamasında ya da katılımcı olarak içinde.
tek kişi olduğuna inanmıyorum ben bu şahsın, ya ikizi filan var ya da robotik bişi.
bu kadar işe ve insana başka türlü yetişmesi imkansız.
hani aile denen kavramda nadiren de olsa herkesin sevdiği, iyi niyetli biri vardır ya, kafa sözlük'te de bu insan bu kız işte.
umarım bizden bıkmaz.
devamını gör...
türk halkının bakma sorunu
sülüğe, kuşa, ota, b.ka çok afedersiniz) kadına, kız çocuğuna her halta bakıyorlar.
gözlerini oyasım geliyor. neyse ki oyamıyorum.
gözlerini oyasım geliyor. neyse ki oyamıyorum.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
şahtı şahbaz oldu
halk arasında, yapılan yanlış davranışı arttırarak devam eden kimseler için kullanılan ironik söz.
şah kelime anlam: iran veya afgan hükümdarı.
şahbaz kelime anlamı: iri bir tür akdoğan.
hikayesi: sultan 1. abdulhamit, kılık kıyafetine pek bir itina gösterir imiş. bir gün, kendisine yeni bir kaftan yaptırtıp giyinmiş. etrafındakilere:
“bakın bakalım yeni kaftanım nasıl olmuş?” diye sorduğunda, bir hizmetkârı şöyle demiş:
“pek yakıştı hünkarım, pek yakıştı! şah idiniz, şimdi şahbaz oldunuz.”
şah kelime anlam: iran veya afgan hükümdarı.
şahbaz kelime anlamı: iri bir tür akdoğan.
hikayesi: sultan 1. abdulhamit, kılık kıyafetine pek bir itina gösterir imiş. bir gün, kendisine yeni bir kaftan yaptırtıp giyinmiş. etrafındakilere:
“bakın bakalım yeni kaftanım nasıl olmuş?” diye sorduğunda, bir hizmetkârı şöyle demiş:
“pek yakıştı hünkarım, pek yakıştı! şah idiniz, şimdi şahbaz oldunuz.”
devamını gör...
almanya’dan oğlum gelecek daireyi boşaltın
ev sahibi ve kiracı arasında geçen bir diyalog. daha doğrusu da ev sahibinin sığındığı bir yalan. ekmek çarpsın sarı ışıkta geçtim memur bey diyen sürücünün yalanı bunun yanında bayağı ciddi kalıyor.
devamını gör...
berk keklik

duraktan durağa bilgi yarışması serisiyle haberlere çıkan ve ali ihsan varol'a kelime oyunu'nda sorular sormuş, genç fenomen.
skeçlerinin küfürsüz, samimi olması; nokta atışlarla espri yapabilmesiyle çoğu fenomene göre başarılı buldum.
devamını gör...


