shutter island
kafamı allak bullak eden, streslere sürükleyen ve sonunda ters köşe ederek boşluğa bakmamı sağlayan psikolojik gerilim filmlerinin hastasıyım. bu filmi de güzel olduğunu bildiğim için uzun zamandır bekletiyordum, sonunda izledim ve niye daha önce izlemediğime hayıflanıyorum şu an. tam olarak anlayabilmek için bir iki kere daha izlemek lazım ama.
en beğendiğim sahnelerden birini spoiler olarak bırakayım.
- you don’t know me.
+ oh, but i do.
- no, you don’t. you don’t know me at all.
+ oh, i know you. we’ve known each other for centuries.
en beğendiğim sahnelerden birini spoiler olarak bırakayım.
- you don’t know me.
+ oh, but i do.
- no, you don’t. you don’t know me at all.
+ oh, i know you. we’ve known each other for centuries.
devamını gör...
aşk
aşk hakkında bütün kelimeler tükenmiş, bütün yollar denenmiş olsun, ismini bilmesem de hayatıma hiç girmeyecek olsan bile sana bir şeyler yazacağım, kendimden en uzak noktaya sana. çünkü aşk bunları denemek için tüm ruhumu çekiyor. bütün acılara ve üzüntülere rağmen. sana ulaşacağım ve bunu ispatlayacağım.
beni bekleme ve hatta kaç. aşk kaçmalıdır sonsuza kadar. yeterince inancım varsa kalbine sana ulaşmalıyım. cesaretim sana denk değilse yetişemeyeceğim ve saçlarının gölgesinde donarak yok olacağım.
beni bekleme ve lütfen kaç. sana yetişmeyelim kendimi tamamlamak için.
beni bekleme ve nolur git uzaklara. uzaklarda bulursam seni bütün ihtişamınla tanıyacağım.
beni bekleme
beni bekleme
bekletmeyi hiç sevmem
beni bekleme ve hatta kaç. aşk kaçmalıdır sonsuza kadar. yeterince inancım varsa kalbine sana ulaşmalıyım. cesaretim sana denk değilse yetişemeyeceğim ve saçlarının gölgesinde donarak yok olacağım.
beni bekleme ve lütfen kaç. sana yetişmeyelim kendimi tamamlamak için.
beni bekleme ve nolur git uzaklara. uzaklarda bulursam seni bütün ihtişamınla tanıyacağım.
beni bekleme
beni bekleme
bekletmeyi hiç sevmem
devamını gör...
birbiriyle karıştırılan kelimeler
irtica: gericilik
iltica: sığınma
iltica: sığınma
devamını gör...
gemileri yakmak
anlayana çok şey anlatan bir deyimdir.
şimdilerde herkesin ağzında sakız gibi olsa da aslında hem vazgeçiş hem arkaya bakmayış hem de çok üstün bir cesaret ister bu deyimi kullanmak ve eyleme geçirmek.
şimdilerde herkesin ağzında sakız gibi olsa da aslında hem vazgeçiş hem arkaya bakmayış hem de çok üstün bir cesaret ister bu deyimi kullanmak ve eyleme geçirmek.
devamını gör...
geceye yaşamak için bir sebep bırak
yaşamamak için bir neden bulamadım. (henüz).
devamını gör...
kafa kafaya radyo yayını
akıcı sohbetleriyle kendilerini dinleten bir podcast olmuş. keyifli.
devamını gör...
eski sevgiliye yazma isteği
süresi 15dk dır. komik kedi videosu izleyerek aşılabilecek durumdur.
devamını gör...
her öğlen tavuk döner yiyen kesim
hormonal problemler yaşaması an meselesi olan kişilerdir. özellikle çocuk ve ergenlerde her günün bir öğününde tüketimi uzun vadede ciddi problemlere neden olabilir. zira bizim tavuk dediğimiz bu ürünler birkaç haftada kesimlik hale gelen ve uzmanların "kanatlı" olarak adlandırdığı canlılardır. her ne kadar şiddetle yalanlansa da üretimlerinde antibiyotik ve östrojen hormonu kullanıldığı iddiaları söz konusudur. diğer gıdalara oranla fiyatının düşük, pratik, doyurucu ve lezzeti yüksek bir ürün olması sebebiyle tercih edilir çoğu zaman.
devamını gör...
bahadır telci'nin ifadeye çağrılması
twitch yayıncısı olarak bilinen bahadır telci'nin cumhurbaşkanına hakaret suçlamasından dolayı başına gelen olay.
"az önce polis tarafından arandım cumhurbaşkanına hakaretten ifadeye çağırıyorlar, aynen kanka gençleri çok düşünüyorsunuz herkes özgür z kuşağı falan"
diye bir tweet atmış.
suçlamanın dayandırıldığı tweet

bahadır telci kim diyenler için, twitch'de bayağı biliniyor.
bir çok önde gelen siyasetçi ile de röportaj yapmışlığı var.
"az önce polis tarafından arandım cumhurbaşkanına hakaretten ifadeye çağırıyorlar, aynen kanka gençleri çok düşünüyorsunuz herkes özgür z kuşağı falan"
diye bir tweet atmış.
suçlamanın dayandırıldığı tweet

bahadır telci kim diyenler için, twitch'de bayağı biliniyor.
bir çok önde gelen siyasetçi ile de röportaj yapmışlığı var.
devamını gör...
network
iş hayatına girince anlaşılan, kıymetli cepte olması gereken şeydir. oluşturması ve meyvesini alması zahmetlidir. parayla ölçülmeyebilir ancak sonu paraya çıkabilir.
devamını gör...
philadelphia deneyi
ne amaçla yapıldığı da, yapılıp yapılmadığı da tartışmalı olan deney.
konu genel olarak şöyle: 1940'larda philadelphia'da, uss eldridge adlı bir gemi ve içindeki mürettebat, bir deneyde kullanılır. deneyin amacı, savaş zamanı radarlara yakalanmaktan kaçınmayı, yani radarlara hem geminin hem de içindeki insanların görünmez olmasını sağlamaktır. ancak görgü tanıklarına göre, işler oldukça ters gider. gemi o an, 400 km uzaklıktaki başka bir limanda birden belirir ve kaybolur. geri döndüğündeyse mürettebatın çoğu ölmüştür. hatta bir kısmı geminin metal duvarları arasında erimiş şekilde bulunur.
kulağa garip görünen bu ifadeler, deneyde bulunduğunu iddia eden birinin iddialarıdır.
***
geminin 400 km öteye ışınlandığı iddiası, carlos allende adlı bir adamdan çıkmadır. allende, morris jessup adlı birine bir mektup gönderir. jessup, ufo'larla ilgili araştırmalar yapan biridir.
allende mektubunda, einstein'ın birleşik alan teorisinin sonuç verdiğini yazar. üstelik iddiasına göre bunu kanıtlayan deneyi de kendi gözleriyle görmüştür. konu jessup'ın ilgisini çeker fakat bir kanıt bulamaz. araştırmaktan vazgeçmeye karar verir.
tam da jessup işin arkasını bırakacağı sırada bu kez bir posta paketi geçer eline. postada kendi yazdığı bir kitaba, birkaç kişinin ve allende'nin el yazılarıyla yazılmış notlar iliştirilmiştir. ancak jessup olayı araştırmaya devam edemez. önce araba kazası geçirir. ardından arabasının içerisinde, egzoz gazından zehirlenmiş şekilde ölü bulunur. ölümü intihar olarak kabul görse de, egzoza bağlantılı olarak arabaya camdan sokulmuş bir hortumun araba içine zehirli gaz verdiği bilinmektedir. yani aslında ölümü şüphelidir.
güvendiği dal kırılınca, allende bu kez başka insanlara da bu konuyu araştırmaları için mektuplar gönderir. 90'lı yıllara kadar devam eder ancak hiçbir sonuca ulaşamaz.
başka bir görgü tanığı, deneyin varlığını doğrulamaktadır ama bu kişi ışınlanmayı, mürettebatın garip ölümlerini, yani allende'nin anlattıklarını yalanlamıştır.
***
geçen yıllarda bir mahkeme kuruldu bu konu hakkında ve o zamanlar donanmada çalışan bazı insanların ifadeleri alındı. bu insanların hepsi, o tarihte o geminin o şehirde olmadığını söylediler. gerçekten gemi, kayıtlara göre o günlerde brooklyn'deymiş. fakat hükümet, deneyi gizli tutmak için bu kişilere ağız birliği mi yaptırıyor, bilinmez.
konu genel olarak şöyle: 1940'larda philadelphia'da, uss eldridge adlı bir gemi ve içindeki mürettebat, bir deneyde kullanılır. deneyin amacı, savaş zamanı radarlara yakalanmaktan kaçınmayı, yani radarlara hem geminin hem de içindeki insanların görünmez olmasını sağlamaktır. ancak görgü tanıklarına göre, işler oldukça ters gider. gemi o an, 400 km uzaklıktaki başka bir limanda birden belirir ve kaybolur. geri döndüğündeyse mürettebatın çoğu ölmüştür. hatta bir kısmı geminin metal duvarları arasında erimiş şekilde bulunur.
kulağa garip görünen bu ifadeler, deneyde bulunduğunu iddia eden birinin iddialarıdır.
***
geminin 400 km öteye ışınlandığı iddiası, carlos allende adlı bir adamdan çıkmadır. allende, morris jessup adlı birine bir mektup gönderir. jessup, ufo'larla ilgili araştırmalar yapan biridir.
allende mektubunda, einstein'ın birleşik alan teorisinin sonuç verdiğini yazar. üstelik iddiasına göre bunu kanıtlayan deneyi de kendi gözleriyle görmüştür. konu jessup'ın ilgisini çeker fakat bir kanıt bulamaz. araştırmaktan vazgeçmeye karar verir.
tam da jessup işin arkasını bırakacağı sırada bu kez bir posta paketi geçer eline. postada kendi yazdığı bir kitaba, birkaç kişinin ve allende'nin el yazılarıyla yazılmış notlar iliştirilmiştir. ancak jessup olayı araştırmaya devam edemez. önce araba kazası geçirir. ardından arabasının içerisinde, egzoz gazından zehirlenmiş şekilde ölü bulunur. ölümü intihar olarak kabul görse de, egzoza bağlantılı olarak arabaya camdan sokulmuş bir hortumun araba içine zehirli gaz verdiği bilinmektedir. yani aslında ölümü şüphelidir.
güvendiği dal kırılınca, allende bu kez başka insanlara da bu konuyu araştırmaları için mektuplar gönderir. 90'lı yıllara kadar devam eder ancak hiçbir sonuca ulaşamaz.
başka bir görgü tanığı, deneyin varlığını doğrulamaktadır ama bu kişi ışınlanmayı, mürettebatın garip ölümlerini, yani allende'nin anlattıklarını yalanlamıştır.
***
geçen yıllarda bir mahkeme kuruldu bu konu hakkında ve o zamanlar donanmada çalışan bazı insanların ifadeleri alındı. bu insanların hepsi, o tarihte o geminin o şehirde olmadığını söylediler. gerçekten gemi, kayıtlara göre o günlerde brooklyn'deymiş. fakat hükümet, deneyi gizli tutmak için bu kişilere ağız birliği mi yaptırıyor, bilinmez.
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
bir şeylerden zevk almayı özlüyorum.
devamını gör...
rab ne bana di jodi
2008 yapımı aditya chopra imzalı hint filmi. başrolleri ise anushka sharma ve bir hint efsanesi olan shahrukh khan. film hindistan’ da yaşayan sihkler için çok önemli olan amritsar şehrinde geçiyor. şehirde bulunan muhteşem tapınak golden temple birkaç sahnede görülüyor.
filmin konusu ise şöyle; bir büroda memur olarak çalışan saf, iyi niyetli surinder sahni, çok sevdiği hocasının kızı taani ile evlenmek zorunda kalır. birbirlerine yabancı olan surinder ve taani aynı evin içinde günlerini geçirirken bir gün taani’ nin dans yarışmasına katılmayı istemesiyle hayatları değişir. taani’ ye yakınlaşmak isteyen surinder, yarışmada taani’ nin partneri olmak için kılık değiştirir, kendini raj olarak tanıtır ve olaylar içinden çıkılmaz bir hâl alır.
filmin müzikleri, renkleri, görüntüleri muhteşem. konusu çok sürprizli olmamakla birlikte işleniş şeklini seviyorum ben filmin. bir iki saat dünyadan kopup keyifli zaman geçirmek isteyenlere yönelik, pamuk şeker tadında bir film. hint kültürünü seviyorsanız, danslar, kıyafetler ilginizi çekiyorsa bu film sizin için biçilmiş kaftan. filmden bir şarkıyı da bırakarak bitiriyorum entryi. izleyeceklere iyi seyirler.
filmin konusu ise şöyle; bir büroda memur olarak çalışan saf, iyi niyetli surinder sahni, çok sevdiği hocasının kızı taani ile evlenmek zorunda kalır. birbirlerine yabancı olan surinder ve taani aynı evin içinde günlerini geçirirken bir gün taani’ nin dans yarışmasına katılmayı istemesiyle hayatları değişir. taani’ ye yakınlaşmak isteyen surinder, yarışmada taani’ nin partneri olmak için kılık değiştirir, kendini raj olarak tanıtır ve olaylar içinden çıkılmaz bir hâl alır.
filmin müzikleri, renkleri, görüntüleri muhteşem. konusu çok sürprizli olmamakla birlikte işleniş şeklini seviyorum ben filmin. bir iki saat dünyadan kopup keyifli zaman geçirmek isteyenlere yönelik, pamuk şeker tadında bir film. hint kültürünü seviyorsanız, danslar, kıyafetler ilginizi çekiyorsa bu film sizin için biçilmiş kaftan. filmden bir şarkıyı da bırakarak bitiriyorum entryi. izleyeceklere iyi seyirler.
devamını gör...
yeni açılacak kitapçıya isim önerileri
öyle mizah amaçlı bir isim değil de gerçekten kitapçılara yakistirdığım isimler var.
lavinia kitap
limon sahaf
manolya kitap, gibi.
lavinia kitap
limon sahaf
manolya kitap, gibi.
devamını gör...
çok dil bilen çocuk yetiştirmek
*
türkiye'de sınıf farklılıkları epey ilginç gerçekten. yakın arkadaşlarımdan biri, bir rus hanımla evli. çocukları epey geç konuştu ama üç dili birden konuşarak başladı konuşmaya: anneden rusça, hem babası nedeniyle, hem de türkiye'de yaşadıkları için türkçe, anne hala türkçe öğrenmediği için evde de -ortak konuşulan dil- ingilizce. çevremde bu durum epey yaygın.
isviçre apayrı bir örnek zaten. eğer bir türk olarak orada yaşıyorsanız, çocuklarınız en az dört dil konuşuyor: fransızca, almanca garanti, okulda ingilizce ve evde türkçe. (benim çevremde gözlemlediğim, bu çok dilli çocukların, konuşmaya, tek dil öğrenen çocuklara göre epeyce geç başladıkları.)
ben bu dil işini abartmamak gerekir diye düşünüyorum. ve ayrıca, bizler ölmeden 'elon musk' gibi birilerinin yaratacağı, küpelere, gözlüklere -üstünüzde taşıdığınız her ne varsa- takılacak minicik bir aletle bütün dilleri anlayabilir ve konuşabilir kıvama geleceğimize de inanıyorum.
şunu da eklemek zorundayım: başka bir dili konuşabilirsiniz, evet, ama o ikinci, üçüncü...dilde bir eser ortaya koymak.. işte o kısma gelince duracaksınız. bir dili o dilde bir edebiyat eseri yaratacak kadar bilmek.. işte o, o bambaşka bir şey. imkansız değil. -vladimir nabokov'u düşünün, ilk eserleri rusça, ama tanınmasını sağlayan eserleri lolita da dahil ingilizce.- benim şahsi görüşüm, bu 'sıradan zeki' insanların başarabileceği bir şey değil. gerçekten o 'deha'yla doğmak gerekiyor.
türkiye'de sınıf farklılıkları epey ilginç gerçekten. yakın arkadaşlarımdan biri, bir rus hanımla evli. çocukları epey geç konuştu ama üç dili birden konuşarak başladı konuşmaya: anneden rusça, hem babası nedeniyle, hem de türkiye'de yaşadıkları için türkçe, anne hala türkçe öğrenmediği için evde de -ortak konuşulan dil- ingilizce. çevremde bu durum epey yaygın.
isviçre apayrı bir örnek zaten. eğer bir türk olarak orada yaşıyorsanız, çocuklarınız en az dört dil konuşuyor: fransızca, almanca garanti, okulda ingilizce ve evde türkçe. (benim çevremde gözlemlediğim, bu çok dilli çocukların, konuşmaya, tek dil öğrenen çocuklara göre epeyce geç başladıkları.)
ben bu dil işini abartmamak gerekir diye düşünüyorum. ve ayrıca, bizler ölmeden 'elon musk' gibi birilerinin yaratacağı, küpelere, gözlüklere -üstünüzde taşıdığınız her ne varsa- takılacak minicik bir aletle bütün dilleri anlayabilir ve konuşabilir kıvama geleceğimize de inanıyorum.
şunu da eklemek zorundayım: başka bir dili konuşabilirsiniz, evet, ama o ikinci, üçüncü...dilde bir eser ortaya koymak.. işte o kısma gelince duracaksınız. bir dili o dilde bir edebiyat eseri yaratacak kadar bilmek.. işte o, o bambaşka bir şey. imkansız değil. -vladimir nabokov'u düşünün, ilk eserleri rusça, ama tanınmasını sağlayan eserleri lolita da dahil ingilizce.- benim şahsi görüşüm, bu 'sıradan zeki' insanların başarabileceği bir şey değil. gerçekten o 'deha'yla doğmak gerekiyor.
devamını gör...
sultan-ı yegâh
mor ve ötesi yorumunu da beğendiğim güzel parça.
harun tekin bir röportajında sanırım, şarkıyı ilk yapmak istediklerinde hazır olmadıklarını düşünüp bıraktıklarını ve birkaç yıl aradan sonra yeniden deneyip şu anki şarkıyı yapabildiklerini anlatmıştı.
harun tekin bir röportajında sanırım, şarkıyı ilk yapmak istediklerinde hazır olmadıklarını düşünüp bıraktıklarını ve birkaç yıl aradan sonra yeniden deneyip şu anki şarkıyı yapabildiklerini anlatmıştı.
devamını gör...
wag the dog
barry levinson'un yönetmenliğinde başrollerde dustin hoffman ve robert de niro'nun olduğu 1998 yılında vizyona giren siyasi hiciv filmi.
filmi izlerken "amerika da böyle savaş açmamış mıydı ırak'a?" demiştim. ırak savaşı'nın 2003'te başladığını düşünüce, ya film çok iyi akıl vermiş siyasilere ya da geleceği çok iyi öngörmüş, diyebildim.
filmin tek kusuru sonlara doğru sakız gibi uzaması. bunu da filmin konusundan kısaca bahsedip anlatmak lazım. seçime kısa bir süre kala amerikan başkanının adı bir skandala karışır. danışman rolündeki robert de niro olaya el atar, film yapımcısı rolünde olan dustin hoffman'dan yardım ister ve olaylar gelişir.
şikayetçi olduğum nokta tam işler yoluna girmişken başka bir aksiliğin ortaya çıkması ve ona göre yeni planlar kurmaları. bir iki defa olsa neyse ama işin suyunu gerçekten çıkarmışlar. ya senarist yazdığından büyük bir zevk aldı ve işi abarttıkça abarttı ya da medyanın insanlar üzerinde ne derece güçlü bir silah olduğunu göstermek adına bir filme sığmayacak (sığdırılmaya çalışılırsa da sakil duracak) kadar çok konuyu ele almak istedi. böyle düşününce ona da hak vermemek elde değil.
filmin vizyona girdiği zaman ile bill clinton'ın adının karıştığı seks skandalının zamanı örtüşüyor.
evet, bill clinton da işin içinden çıkmak için kendine düşman yaratmış ve ırak'ı askeri müdahale ile tehdit etmiş.
filmi izlerken "amerika da böyle savaş açmamış mıydı ırak'a?" demiştim. ırak savaşı'nın 2003'te başladığını düşünüce, ya film çok iyi akıl vermiş siyasilere ya da geleceği çok iyi öngörmüş, diyebildim.
filmin tek kusuru sonlara doğru sakız gibi uzaması. bunu da filmin konusundan kısaca bahsedip anlatmak lazım. seçime kısa bir süre kala amerikan başkanının adı bir skandala karışır. danışman rolündeki robert de niro olaya el atar, film yapımcısı rolünde olan dustin hoffman'dan yardım ister ve olaylar gelişir.
şikayetçi olduğum nokta tam işler yoluna girmişken başka bir aksiliğin ortaya çıkması ve ona göre yeni planlar kurmaları. bir iki defa olsa neyse ama işin suyunu gerçekten çıkarmışlar. ya senarist yazdığından büyük bir zevk aldı ve işi abarttıkça abarttı ya da medyanın insanlar üzerinde ne derece güçlü bir silah olduğunu göstermek adına bir filme sığmayacak (sığdırılmaya çalışılırsa da sakil duracak) kadar çok konuyu ele almak istedi. böyle düşününce ona da hak vermemek elde değil.
filmin vizyona girdiği zaman ile bill clinton'ın adının karıştığı seks skandalının zamanı örtüşüyor.
evet, bill clinton da işin içinden çıkmak için kendine düşman yaratmış ve ırak'ı askeri müdahale ile tehdit etmiş.
devamını gör...
seri artı oy veren melek
sayın ‘ı am melting lannn melting’ in yazdıklarına aynen katılmakla birlikte;
eğer okunuyor ve beğeniliyorsa ve ona göre oy veriliyorsa ne ala.
ama bazen bakıyorum; uzun entry’lerim oluyor, yani imkansız o kadar hızlı okunup, seri şekilde oylanması.bu sefer de üzülüyorum; oy vermiş olmak için veriliyor diye.
buradan yetkililere sesleniyorum*: ben kimseyi bana artı oy versin diye oylamıyorum. arada hesaplarına girip, seçerek, okuyarak ve sadece beğendiklerimi oyluyorum. birini arka arkaya oyladıysam, mutlaka okuyup beğenip öyle oyluyorum ve ‘lütfen beni de oyla’ demek istemiyorum. çünkü bazen yazmak değil, okumayı seviyorum; sırayla başlıkları açıp okuyup beğeniyorum. ama burda demek istemiyorum ki ‘iade-i ziyaret’ yapın.
lütfen efendim; beğendiklerinizi oylayın.
eğer okunuyor ve beğeniliyorsa ve ona göre oy veriliyorsa ne ala.
ama bazen bakıyorum; uzun entry’lerim oluyor, yani imkansız o kadar hızlı okunup, seri şekilde oylanması.bu sefer de üzülüyorum; oy vermiş olmak için veriliyor diye.
buradan yetkililere sesleniyorum*: ben kimseyi bana artı oy versin diye oylamıyorum. arada hesaplarına girip, seçerek, okuyarak ve sadece beğendiklerimi oyluyorum. birini arka arkaya oyladıysam, mutlaka okuyup beğenip öyle oyluyorum ve ‘lütfen beni de oyla’ demek istemiyorum. çünkü bazen yazmak değil, okumayı seviyorum; sırayla başlıkları açıp okuyup beğeniyorum. ama burda demek istemiyorum ki ‘iade-i ziyaret’ yapın.
lütfen efendim; beğendiklerinizi oylayın.
devamını gör...
annesi üzülmesin diye intihar etmeyenler
hayattaki motivasyonu demek annesi oradan devam et kardesim derim.hepimizde sorun var. bizi motive eden şeyleri bulmamız lazım kendimize ödül vermemiz gerekir.bu ödülü baskalarından beklemeyceksin neyi buluyorsan kendin bulucaksın.kendini sevindirip kendini mutlu ediceksin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
kabardı toprak
uyandırma vaktidir bulutları
sev ve evcilleştir onu ey yağmur
durma öyle her an vazgeçebilir gibi
al ve yağmala kentlerin kirli geçmişini
nişangahın ben olayım ey yağmur
vurma geceye bu şiddetle
tedirgin ellerim
saçlarım tenha
karşılayamaz hiçbir vurgunu bu yüzden
münhal hem ağır bedenim
geçitler dar
geçitler şuursuz
örselenmiş kelimelerim
bu ağrılı zamanda ve bu yılgınlıkta
yırtın tutanaklarını ölümün
bir nöbet sonrasıdır
bir uyanıştır belki
kuşlar kanatlarını karanlığa sürmüştür
hiç dokunmadan da sevebilmek
değilse aşk; bildik yanılgı
suçlama kendini
yağmurdandır
uyandırma vaktidir bulutları
sev ve evcilleştir onu ey yağmur
durma öyle her an vazgeçebilir gibi
al ve yağmala kentlerin kirli geçmişini
nişangahın ben olayım ey yağmur
vurma geceye bu şiddetle
tedirgin ellerim
saçlarım tenha
karşılayamaz hiçbir vurgunu bu yüzden
münhal hem ağır bedenim
geçitler dar
geçitler şuursuz
örselenmiş kelimelerim
bu ağrılı zamanda ve bu yılgınlıkta
yırtın tutanaklarını ölümün
bir nöbet sonrasıdır
bir uyanıştır belki
kuşlar kanatlarını karanlığa sürmüştür
hiç dokunmadan da sevebilmek
değilse aşk; bildik yanılgı
suçlama kendini
yağmurdandır
devamını gör...