insanı yoran şeyler
türkiyede yaşamak.
devamını gör...
ipsiz sapsız tayfanın yaptığı meslekler
sözlük yazarlığı.
devamını gör...
ahmet hamdi tanpınar
bir kez tanpınar okuduysanız, başka yazarları beğenmeniz çok zor oluyor.
öyle bir tad bırakıyor ki ruhumda, istemsizce her yazarda o tadı anımsatan bir şeyler arıyorum ve bulmak çok zor oluyor tabii. o yüzden içim sıkışınca tekrar tekrar okurum cümlelerini. çünkü bu aslında okuma yapmak değil usta bir ressamın elinden çıkmış bir tabloya bakmaktır. tüm duyularınızla sizi içine çeker.
başıma gelen şey lanet mi kutsanma mı bilemiyorum. belki ikisi birden. ama mutluyum, iyi ki o’nunla aynı anadili paylaşıyoruz.
öyle bir tad bırakıyor ki ruhumda, istemsizce her yazarda o tadı anımsatan bir şeyler arıyorum ve bulmak çok zor oluyor tabii. o yüzden içim sıkışınca tekrar tekrar okurum cümlelerini. çünkü bu aslında okuma yapmak değil usta bir ressamın elinden çıkmış bir tabloya bakmaktır. tüm duyularınızla sizi içine çeker.
başıma gelen şey lanet mi kutsanma mı bilemiyorum. belki ikisi birden. ama mutluyum, iyi ki o’nunla aynı anadili paylaşıyoruz.
devamını gör...
edebiyat
kelimeleri kullanarak insanın iç dünyasına, yaşamına vs. etki eden, uğraşılması en zevkli sanat dalıdır.
kelimeler insanın her şeyidir. bunu bilen edebiyat temeline dili alır. dili kullanarak duygusunu, düşüncesini, iç dünyasında olanı, ruhunu, kağıda, oradan da edebiyatseverlere ulaştırır. kelimelerin bir insana neler yapabileceğini gösterir.
edebiyat, bir yanda yazmak demektir. eskilerden günümüze birçok yazar/şair "yazın olmasaydı olmazdım, minvalinde şeyler söylemiştir. mesela hepimizin tanıdığı, sevdiği ve yazımını gönül verdiği sabahattin ali... der ki; "gitseydim istikbalimi kaybedecektim fakat dursaydım aklımı." ve o yazar kaldı, aklını kaybetmemek için yazmaya başladı. tıpkı sait faik abasıyanık gibi;
"söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da hırstan başka ne idi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. hırs hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım, oturdum. ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum, öptüm. yazmasam deli olacaktım."
budur. edebiyat azıyla çoğuyla böyledir.
kelimeler insanın her şeyidir. bunu bilen edebiyat temeline dili alır. dili kullanarak duygusunu, düşüncesini, iç dünyasında olanı, ruhunu, kağıda, oradan da edebiyatseverlere ulaştırır. kelimelerin bir insana neler yapabileceğini gösterir.
edebiyat, bir yanda yazmak demektir. eskilerden günümüze birçok yazar/şair "yazın olmasaydı olmazdım, minvalinde şeyler söylemiştir. mesela hepimizin tanıdığı, sevdiği ve yazımını gönül verdiği sabahattin ali... der ki; "gitseydim istikbalimi kaybedecektim fakat dursaydım aklımı." ve o yazar kaldı, aklını kaybetmemek için yazmaya başladı. tıpkı sait faik abasıyanık gibi;
"söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. yazı yazmak da hırstan başka ne idi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. hırs hiddet neme gerekti? yapamadım. koştum tütüncüye, kağıt kalem aldım, oturdum. ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. kalemi yonttum. yonttuktan sonra tuttum, öptüm. yazmasam deli olacaktım."
budur. edebiyat azıyla çoğuyla böyledir.
devamını gör...
elbarto
ileride kafa sözlük'teki en önemli yazarlar arasında yerini alacağına inandığım yazar arkadaş.
devamını gör...
ankara'nın en güzel yanı
havasıdır. ideal bir havası vardır ne kışları sivas gibi soğuk ne de yazları adana kadar sıcak. karı da yağmuru da güneşi de görürsünüz. nem sevmeyenler için de birebirdir.
devamını gör...
türkiye’de siyaset
allah deyin,kur’an deyin buyrun artık türkiye’de bir siyasetçisiniz.
ayrıca,insanların yaptığı siyaset * takım tutar gibi parti tutmaktır. ideallerine,hedeflerine,değerlerine asla bakılmaz partilerin. tüp sırası denilince sular durur,kullandığınız telefon markası da iyiyse zaten iyi yönetiliyor olursunuz.
ayrıca,insanların yaptığı siyaset * takım tutar gibi parti tutmaktır. ideallerine,hedeflerine,değerlerine asla bakılmaz partilerin. tüp sırası denilince sular durur,kullandığınız telefon markası da iyiyse zaten iyi yönetiliyor olursunuz.
devamını gör...
ezilenler
nobel ödüllü, mısırlı, 70 yıllık yazarlık kariyeri boyunca 340’tan fazla hikaye, 30’dan fazla roman yayımlamış, yeri gelmiş hakkında ölüm fetvaları verilmiş usta yazar (bkz: necib mahfuz)’un bir kitabıdır.
kitap, odaklanma problemi olanlar için takip edilmesi zor bir kitap çünkü; baştan sona ilerleyen bir hikaye içerisinde çok fazla karakter girip çıkıyor hikayeye. bazıları kısa ömürlü oluyor bu karakterlerin, bazıları sayfalar boyu devam edebiliyor. ama yine de tüm bu zorluğuna rağmen çok beğendiğim bir eserdir ezilenler.
kalemine hakim olduğum bir yazar necib mahfuz. misal; daha öncesinde okuduğum (bkz: cebelavi sokağı’nın çocukları) isimli kitabı da bunun gibiydi. hatta birbirine çok benzettiğim iki kitaptır bu iki kitap.
her biri farklı huyları, farklı mizaçları olan bir sürü karakter geliştirip dahil ediyor hikayelerine. yani kitabın başıyla sonu arasına düz bir çizgi çeksek; bu çizgi üzerinde hiç değilse 30’dan fazla karakter okuyacaksınızdır kitabın sonuna kadar, çok garip…
kitap bir derviş tekkesinin önüne bırakılan kundakta bir bebekle başlıyor. hiçbir karakterini ebediyete kadar yaşatmamaya yemin etmiş yazarımızın kitaptaki bir çok karakteri de , işte bu bebeğin soyundan geliyor.
özetle biz de kitap boyunca bu sülalenin başından geçen destansı, acınası, zenginlik, açlık ve yoksulluk ihtiras, hırs vb. gibi bir sürü durumun olduğu olayların içine giriyor, çözümlemelerde bulunuyor, derdiyle dertleniyor, sevinciyle gülüyoruz. bazen sürgün oluyoruz, bazen sürgün ediyoruz. kabilelerle savaşıyoruz, dostluklar kuruyoruz.
okuyucusundan okuyucusuna farklılık gösteren bu kitap yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü çok çabuk sıkılmaya meyilli kimselere tavsiye etmeyeceğim türden bir kitaptır.
ilgilisi ise kesinlikle beğenecektir…
kitap, odaklanma problemi olanlar için takip edilmesi zor bir kitap çünkü; baştan sona ilerleyen bir hikaye içerisinde çok fazla karakter girip çıkıyor hikayeye. bazıları kısa ömürlü oluyor bu karakterlerin, bazıları sayfalar boyu devam edebiliyor. ama yine de tüm bu zorluğuna rağmen çok beğendiğim bir eserdir ezilenler.
kalemine hakim olduğum bir yazar necib mahfuz. misal; daha öncesinde okuduğum (bkz: cebelavi sokağı’nın çocukları) isimli kitabı da bunun gibiydi. hatta birbirine çok benzettiğim iki kitaptır bu iki kitap.
her biri farklı huyları, farklı mizaçları olan bir sürü karakter geliştirip dahil ediyor hikayelerine. yani kitabın başıyla sonu arasına düz bir çizgi çeksek; bu çizgi üzerinde hiç değilse 30’dan fazla karakter okuyacaksınızdır kitabın sonuna kadar, çok garip…
kitap bir derviş tekkesinin önüne bırakılan kundakta bir bebekle başlıyor. hiçbir karakterini ebediyete kadar yaşatmamaya yemin etmiş yazarımızın kitaptaki bir çok karakteri de , işte bu bebeğin soyundan geliyor.
özetle biz de kitap boyunca bu sülalenin başından geçen destansı, acınası, zenginlik, açlık ve yoksulluk ihtiras, hırs vb. gibi bir sürü durumun olduğu olayların içine giriyor, çözümlemelerde bulunuyor, derdiyle dertleniyor, sevinciyle gülüyoruz. bazen sürgün oluyoruz, bazen sürgün ediyoruz. kabilelerle savaşıyoruz, dostluklar kuruyoruz.
okuyucusundan okuyucusuna farklılık gösteren bu kitap yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü çok çabuk sıkılmaya meyilli kimselere tavsiye etmeyeceğim türden bir kitaptır.
ilgilisi ise kesinlikle beğenecektir…
devamını gör...
çocuklara iki isim verme modası
özellikle 90lı yıllarda pek çok ailenin dağılmasını engelleyen moda.
erkek çocuk üzerinden gidelim, şöyle ki ebeveynlerden biri oğluna kendi babasının ismini vermek ister, diğer ebeveyn ise doğal olarak bu duruma karşı çıkar. ancak bir şekilde orta yolun bulunması gerekir zira öncelik evlilik kurumudur. böylece, her şeyden habersiz zavallı çocuğa isim verilirken aşağıdaki denklem kullanılır.
dede ismi + can = dede ismi can
tabi bu durumda çocuk büyüdüğünde dede ismi ve can arasında gelip gidecektir. çünkü can modernizmi simgelerken dede ismi geleneklere işaret etmektedir.
örneğin; bilal can, hakkı can, süleyman can, rıfkı can
peki ya şimdi kim bu çocuk ? rıfkı mı? can mı ? yoksa rıfkı can mı?
neyse ki gelenekleri bertaraf ettik, büyük söylenceleri bir kenara bırakıp post modern çağa ayak uydurduk. astrologlar isim analizi ile bireyi yorumlarken büyük zorluk çekiyordu. astrologları üzmeyin.
erkek çocuk üzerinden gidelim, şöyle ki ebeveynlerden biri oğluna kendi babasının ismini vermek ister, diğer ebeveyn ise doğal olarak bu duruma karşı çıkar. ancak bir şekilde orta yolun bulunması gerekir zira öncelik evlilik kurumudur. böylece, her şeyden habersiz zavallı çocuğa isim verilirken aşağıdaki denklem kullanılır.
dede ismi + can = dede ismi can
tabi bu durumda çocuk büyüdüğünde dede ismi ve can arasında gelip gidecektir. çünkü can modernizmi simgelerken dede ismi geleneklere işaret etmektedir.
örneğin; bilal can, hakkı can, süleyman can, rıfkı can
peki ya şimdi kim bu çocuk ? rıfkı mı? can mı ? yoksa rıfkı can mı?
neyse ki gelenekleri bertaraf ettik, büyük söylenceleri bir kenara bırakıp post modern çağa ayak uydurduk. astrologlar isim analizi ile bireyi yorumlarken büyük zorluk çekiyordu. astrologları üzmeyin.
devamını gör...
google'dan kendine hastalık seçmek
özellikle son dönemlerde iyice popüler olmuş bir aktivitedir. kesinlikle googledan, sözlüklerden, hastanelerin risk grubunda olabilecek kişiler için ana sayfalarına koydukları kısa bilgilendirmeler okuyarak semptomları kendinize uydurarak belirli bir hastalığı yada fobiyi sahiplenmemiz gerekir.
son zamanlarda epeyce gözüme takılan bu konu hakkında uluslararası değerlendirme testlerini yapma yetkisi ve eğitimi olan birisi olarak sizlere bu konuda kendi tecrübelerimi aktarmak isterim.
öncelikle normal sınırlarının çok geniş olduğunu unutmamanız gerekir. bir takım konularda hassasiyetleriniz olması sizi psikolojik problemleri olan bir kimse yapmaz. karanlıktan rahatsız olabilirsiniz yada çok fazla suyla temas etmekten hoşlanmıyor olabilirsiniz bunlar hayatın içinde gayet olağan şeylerdir ancak ne zaman bu konu sizin hayatınız olağan akışı etkiliyor olur o vakit yalnızca alanında uzman bir psikiyatrist ile görüşebilirsiniz. bakın özellikle psikiyatrist olarak belirtiyorum çünkü başka hiç bir meslek grubunun özellikle psikolojik problemler ile ilgili tanı koyma yetkisi yoktur. psikologlar, pedagoglar, rehber öğretmenler aklınıza hangi meslek grubu geliyorsa psikolojik tabanlı olduğundan şüphelenen bir durumda tanı koyamaz. uluslararası geçerliği olan eğitimlere eşek yüküyle para ödeyerek katılıyoruz, zamanımızı veriyoruz ve üstüne lise, üniversite hayatınızda denk gelmeyecek kadar ağır sınavlara giriyoruz fakat bu eğitimler dahi bize tanı koyma yetkisi tanımıyor yalnızca hali hazırda tanı almış bireylere daha profesyonel yaklaşmamızı ve durumları daha analitik bir tabanda çözmek ve terapileri daha etkin şeklinde yürütmemize yardımcı oluyor. hali hazırda tanı almış kişilere müdahale edebilmek için bile insan üstü çaba harcadığımız dönemler oluyor anlayacağınız. youtube kanalları ve bilumum sosyal medya paylaşım sitelerinde bu kadar detaylı eğitim süreçlerinden geçmiş insanlar yazmıyor bu detayları unutmayın, kendinize haksızlık etmeyin.
ayrıca bunun cool olduğunu falan düşünüyorsanız düşünmeyin. her insanın bir takım hassasiyetleri, endişeleri, kaygıları ve korkuları olabilir bu bir hastalığa sahip olduğunuz anlamına gelmez yalnızca insan olduğunuz anlamına gelir ve her insan belirli dönemlerde bu tür zorluklarla mücadele etmektedir. hayatının belirli dönemlerinde belirli olgulardan rahatsız olan her insana tanı koymaya kalkılırsa dünya üzerinde sağlıklı kabul edebileceğimiz bir tane insan kalmaz.
belirli problemler artık hayatınızı yaşanmaz hale getiriyorsa örneğin; insan ilişkileriniz zayıfladığı için günlük yaşamsal faaliyetlerinizi sürdüremeyecek hale geldiyseniz, markete, bakkala, işe, okula gidemiyorsanız elbette bu risk grubunda olabilirsiniz ancak hala sosyal fobiye sahip olduğunuzu söyleyemezsiniz zira kendinize tanı koyabilecek kadar ne objektif yaklaşabilirsiniz ne de bu konuda tanı koyabilecek yetkinliğe sahipsiniz. işler çığrından çıkıyorsa en yakın psikiyatri kliniğinden randevu alıp probleminizi anlatarak bir uzmandan yardım isteyebilirsiniz. yapabilecekleriniz yalnızca bu kadardır.
son zamanlarda epeyce gözüme takılan bu konu hakkında uluslararası değerlendirme testlerini yapma yetkisi ve eğitimi olan birisi olarak sizlere bu konuda kendi tecrübelerimi aktarmak isterim.
öncelikle normal sınırlarının çok geniş olduğunu unutmamanız gerekir. bir takım konularda hassasiyetleriniz olması sizi psikolojik problemleri olan bir kimse yapmaz. karanlıktan rahatsız olabilirsiniz yada çok fazla suyla temas etmekten hoşlanmıyor olabilirsiniz bunlar hayatın içinde gayet olağan şeylerdir ancak ne zaman bu konu sizin hayatınız olağan akışı etkiliyor olur o vakit yalnızca alanında uzman bir psikiyatrist ile görüşebilirsiniz. bakın özellikle psikiyatrist olarak belirtiyorum çünkü başka hiç bir meslek grubunun özellikle psikolojik problemler ile ilgili tanı koyma yetkisi yoktur. psikologlar, pedagoglar, rehber öğretmenler aklınıza hangi meslek grubu geliyorsa psikolojik tabanlı olduğundan şüphelenen bir durumda tanı koyamaz. uluslararası geçerliği olan eğitimlere eşek yüküyle para ödeyerek katılıyoruz, zamanımızı veriyoruz ve üstüne lise, üniversite hayatınızda denk gelmeyecek kadar ağır sınavlara giriyoruz fakat bu eğitimler dahi bize tanı koyma yetkisi tanımıyor yalnızca hali hazırda tanı almış bireylere daha profesyonel yaklaşmamızı ve durumları daha analitik bir tabanda çözmek ve terapileri daha etkin şeklinde yürütmemize yardımcı oluyor. hali hazırda tanı almış kişilere müdahale edebilmek için bile insan üstü çaba harcadığımız dönemler oluyor anlayacağınız. youtube kanalları ve bilumum sosyal medya paylaşım sitelerinde bu kadar detaylı eğitim süreçlerinden geçmiş insanlar yazmıyor bu detayları unutmayın, kendinize haksızlık etmeyin.
ayrıca bunun cool olduğunu falan düşünüyorsanız düşünmeyin. her insanın bir takım hassasiyetleri, endişeleri, kaygıları ve korkuları olabilir bu bir hastalığa sahip olduğunuz anlamına gelmez yalnızca insan olduğunuz anlamına gelir ve her insan belirli dönemlerde bu tür zorluklarla mücadele etmektedir. hayatının belirli dönemlerinde belirli olgulardan rahatsız olan her insana tanı koymaya kalkılırsa dünya üzerinde sağlıklı kabul edebileceğimiz bir tane insan kalmaz.
belirli problemler artık hayatınızı yaşanmaz hale getiriyorsa örneğin; insan ilişkileriniz zayıfladığı için günlük yaşamsal faaliyetlerinizi sürdüremeyecek hale geldiyseniz, markete, bakkala, işe, okula gidemiyorsanız elbette bu risk grubunda olabilirsiniz ancak hala sosyal fobiye sahip olduğunuzu söyleyemezsiniz zira kendinize tanı koyabilecek kadar ne objektif yaklaşabilirsiniz ne de bu konuda tanı koyabilecek yetkinliğe sahipsiniz. işler çığrından çıkıyorsa en yakın psikiyatri kliniğinden randevu alıp probleminizi anlatarak bir uzmandan yardım isteyebilirsiniz. yapabilecekleriniz yalnızca bu kadardır.
devamını gör...
beyaz bir gemidir ölüm
bir behçet safa aysan şiiri.
yalnızlığın parçalayıcılığının insan derisini ne denli acıttığını, kanattığını anlatan bir şiir. kızıl kan oluk oluk ilerler derinizde, o ilerledikçe siz yırtınıp daha da kanamak istersiniz. kan akar, akar ve en sonunda durur. kurur. beyazlığın üstündeki o kızıllığı hisseder, öfkeden delirir ve lanet edersiniz yalnızlığınıza. kanat beni! kes beni! doğra beni! öldür beni! öfkem o beyaz gecenin şafağında sona ersin! dirilt beni!
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
olurum
kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan
rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış
dağıtılmamış
bildiriler gibi
uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.
çünkü beyaz bir gemidir ölüm
siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm..
yalnızlığın parçalayıcılığının insan derisini ne denli acıttığını, kanattığını anlatan bir şiir. kızıl kan oluk oluk ilerler derinizde, o ilerledikçe siz yırtınıp daha da kanamak istersiniz. kan akar, akar ve en sonunda durur. kurur. beyazlığın üstündeki o kızıllığı hisseder, öfkeden delirir ve lanet edersiniz yalnızlığınıza. kanat beni! kes beni! doğra beni! öldür beni! öfkem o beyaz gecenin şafağında sona ersin! dirilt beni!
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
olurum
kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan
rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış
dağıtılmamış
bildiriler gibi
uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.
çünkü beyaz bir gemidir ölüm
siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm..
devamını gör...
hüseyin nihal atsız 116 yaşında
ad günün kutlu olsun "büyük türkçü hüseyin nihâl atsız" 116 yaşında: 12 ocak 1905
“yiğit bahtsız olurmuş
taçsız, tahtsız olurmuş,
namertlerin adı çok
mertler atsız olurmuş”
“yiğit bahtsız olurmuş
taçsız, tahtsız olurmuş,
namertlerin adı çok
mertler atsız olurmuş”
devamını gör...
rammstein
her bir üyesi yetenek olarak aşmış grup. endüstriyel metal türünün babasıdır ayrıca.
yeni albümlerini tamamladıklarına dair haber salmışlardı geçen ay, noldu bilmiyorum, ses yok valla.*
yeni albümlerini tamamladıklarına dair haber salmışlardı geçen ay, noldu bilmiyorum, ses yok valla.*
devamını gör...
moderasyonu sevememek
insanî durumdur. işin açıkçası ben de sevemiyorum. sürekli memnuniyetsizler bir kere canım. şuraya nokta koyun efenim. burası forumsal olmuş sayın yazar. lütfen o küfrü %51 kuralına uygun düzenleyin falan diyorlar.
yahu bıraksana kardeşim ben belki ana bacı sövmek istiyorum. belki o da bana sövsün istiyorum. bu küfürsüz ortamın içinden geçmek istiyorum. gayet nezih ortamı kaosla bozmak, ona buna giydirmek ve dahi birilerini yaftalamak istiyorum. kızdığım yazarı fetöcü ilan etmek bilmem kime pkklı demek, iliklerime kadar karılı kızlı başlık açıp tüm cinsel açlığımı gözler önüne sermek istiyorum.
aa lütfen...
yahu bıraksana kardeşim ben belki ana bacı sövmek istiyorum. belki o da bana sövsün istiyorum. bu küfürsüz ortamın içinden geçmek istiyorum. gayet nezih ortamı kaosla bozmak, ona buna giydirmek ve dahi birilerini yaftalamak istiyorum. kızdığım yazarı fetöcü ilan etmek bilmem kime pkklı demek, iliklerime kadar karılı kızlı başlık açıp tüm cinsel açlığımı gözler önüne sermek istiyorum.
aa lütfen...
devamını gör...
makar devuşkin
sessiz, sakin, kendi halinde, kendi dünyasında, kimseye karışmayan, kimseyi rahatsız etmeyen, arada bir büyüklerini ziyarete giden hanım hanımcık minnoş bir kız çocuğu gibi canlanıyor zihnimde. alıp bööyle, evin manzarası güzel bir köşesine oturtup dede cikilataları, nene kurabiyeleri eşliğinde dizlerimin ağrılarından, efendime söylim kalbimin teklemesinden filan bahsedip sonra da cebine harçlık sıkıştırıp evine tombiş tombiş gönderesim var. tombiş gönderim nasıl oluyor bilmiyorum ama denicem. keyifli sözlükler pambik yazar.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
her doğrunun her yerde söylenmemesi gerektiğini anlaman gerek.
üzerinde vicdan muhasebesi dahi yapılmayacak mevzularla uğraşarak kendini yıpratmaktan vazgeç.
üzerinde vicdan muhasebesi dahi yapılmayacak mevzularla uğraşarak kendini yıpratmaktan vazgeç.
devamını gör...
kahvaltıyı hamburgerle yapmak
arada bir mental çöküş zamanlarımda yaptığımdır. hamburger çok severim. hiçbir şeye aldırmadan sabah hamburger yemek benim için "3 günlük dünya be kardeşim" demektir.
devamını gör...
biraz soluklan yiğidim
başıma gelen, ansızın karşıma çıkan levhadır.
devamını gör...
herkes hoşlandığı sözlük yazarını itiraf etsin etkinliği
her seçim bir kaybediştir durumu yaratan rica.
yok şimdi, yazacaksın acayip hoşlanıyorum, mıncırırım diye birini. diğer hoşlanacağın kısmetler kapanacak. olay riskli çok hafif ama heyecan dorukta. herkes kendi adını arayacak entrylerde.
diyelim hoşlandım yazdın iki shot tekila çakıp. kız mesaj atar,
"lütfen mesajını siler misin, erkek arkadaşım var böyle konulara karışmak istemiyorum."
al işte. püre gibi kalırsın. üstelik, o mesajı okuyan senden hoşlanan kişiyi de kırarsın. artık o da sana gelmez.
çok karışık işler. organize işler.
yok şimdi, yazacaksın acayip hoşlanıyorum, mıncırırım diye birini. diğer hoşlanacağın kısmetler kapanacak. olay riskli çok hafif ama heyecan dorukta. herkes kendi adını arayacak entrylerde.
diyelim hoşlandım yazdın iki shot tekila çakıp. kız mesaj atar,
"lütfen mesajını siler misin, erkek arkadaşım var böyle konulara karışmak istemiyorum."
al işte. püre gibi kalırsın. üstelik, o mesajı okuyan senden hoşlanan kişiyi de kırarsın. artık o da sana gelmez.
çok karışık işler. organize işler.
devamını gör...
