eveeeeet, bir devrin daha sonuna geldik. artık hunimi iade edip kulüpteki değerli çalışma arkadaşlarıma hoşçakalın demenin zamanı geldi. son zamanlarda hissetiğim durum hayatta herşeyin yitip gittiği gibi bu kulübün de miadını doldurduğu gerçeğidir. mevzyu anlamakta sıkıntı çeken bazı arkadaşlar zamanında bizi bataklıktaki* bazı yapılanmalara benzetmişti. en azından benim açımdan durumun böyle olmadığı şu anda yazdığım bu tanım bir kanıt olarak gösterilebilir.

hunidaş kardeşlerimle çok eğlenceli ve güzel bir vakit geçirdik. pek çok kardeşimizin hunilerini taktık, bazılarına da çok yaratıcı çözümler bulduk. bu süreçte hunidaş kardeşlerim ile kurmuş olduğum iletişimde belirli bir seviyeyi korumayı başardık. en azından kadın taklidi yapıp erkeklerin malafatlarını istemedik. hiçbir şekilde gruplaşma faaliyetlerine girmedik. buradaki pek çok kardeşimizin alnı açık, başı da diktir. bu bile gururlanmak için yeterli bir sebeptir. sonradan ağzımızdan çıkan hiçbir şeyi yutmadık. bir duruşumuz ve tavrımız her zaman vardı. kimse kimseyi pehlivanlar gibi yağlamadı, yağlatmadı bundan emin olun.

kulüpten ayrılmamın bir sebebi ise #1211721 no'lu tanımda çizmiş olduğumuz hedeflerin maalesef büyük bir kısmının gerçekleştirilememesidir. kulüpte çok ciddi bir devamlılık sorunu yaşanmıştır. bu durumu zippodan çıkan ateşin zamanla sönmesine benzetebilirsiniz.

bütün hunidaşlara teşekkür ederim. iyi bir gün geçirmenizi dilerim.
devamını gör...

psikolog harry harlow'un 1971 yılında yaptığı deneydir.
annelere yahut kişiyi büyüten herhangi birine bağlanma sebeplerini konu alan deneyde maymunlar kullanıldı.
öncelikle telden bir anne modeli tasarlandı, bu tel anne modeline dolu bir biberon yerleştirildi diğer tarafta ise peluştan yapılma ve maymuna benzeyen bir suratı olan ancak biberonu olmayan bir anne modeli tasarlandı.
diğer bir durumda ise ikisi de biberonlu peluş ve tel anne kullanıldı.
yeni doğmuş maymunlar bu iki annenin yer aldığı kafese konduktan sonra davranışları incelenmeye başlandı.
biberonlu peluş anne tercihleri beklenen bir şeydi.
ancak diğer durumda yani biberonlu tel anne ve biberonsuz peluş anne durumunda yavrular peluş anneyle vakit geçirmeyi tercih ederek yalnızca acıktıklarında tel anneye gidiyor, karınlarını doyuruyor ardından hemen peluş anneye dönüyorlardı.
deney sonucunda bebeklerin annelerine bağlanma sebebinin beslenmeden ibaret olmadığı, dokunma konforu adı verilen olgunun çok daha büyük öneme sahip olduğu ilan edildi.

ayrıntılı bilgi
devamını gör...

kendimi diyanet sözlükte sanmama neden olan sorunsal.
ne çok âlim varmış burada. toplasip yeni bir mezhep çıkarın bari.
devamını gör...

nietzsche, ecce homo'da, kendini, değişim süreçlerini, neleri sevdiğine dair düşüncelerini, edebiyata, sanata dair düşüncelerini ve eserlerinin ortaya nasıl çıktığını, nelerin etkilediğini anlatıyor.ayrıca "üst insan" kavramına örnek olarak kendisini tanımlar.
devamını gör...

kendisinden sonra ikinci ahmed'in tahta geçtiği osmanlı padişahıdır.
devamını gör...

geldiğini beğenileriyle belli etmiş olan yazarımızdır. arka bahçesi gönlünce, huzurla dolsun. tekrardan hoşgelmiş..
devamını gör...

uzun yıllardır denk gelmediğim hede. çocukluğumda hatırlıyorumda ailecek salonda otururken bir an da elektrikler kesilirdi.bayağı bi saatte gelmezdi. o zamanlar ışıldağımız vardı radyosu da olurdu. gelene kadar takılırdık bizimkilerle. sıcak bir ortam olurdu. hoş eskinin her şeyi bu zamanlara göre çok daha güzeldi ki.
devamını gör...

ne yazık ki ülkemizde erkek, kadın, yaşlı, çocuk, hayvan fark etmeksizin herkesin başına gelebilme olasılığı yüksek olan olaydır. taciz travmasının atlatılması hiç de kolay değildir.
devamını gör...

henry cavill.
devamını gör...

anksiyete, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilaç.

ne zaman içsem duygularım körelir, ama bana ağırlık veren düşünceler de puf oluverir.
devamını gör...

bilgilendirici entryleri ile sözlüğün olmazsa olmazıdır.
devamını gör...

çok güzeldir çok. özellikle kadınlar kokulardan daha çok etkilendiği için böyle sevgilinizin kokusunu üstünüzde hissetmek var ya... bilmiyorum tarifi zor.
devamını gör...

(bkz: neden her konunun benjamin etrafında dönmesi)
(bkz: benjaminin size ne etmesi)

efendim sağlıklı bir hetero bireyim, eşcinsel de olabilirdim pek tabii bunda gocunacak bir şey yok ama değilim.
lakin öyle olsaydım da homeros'a varmazdım*
devamını gör...

hincime şimdi size, bunun da bir tarihi olduğunu söyleyecek ama maalesef öyle.....
hani şu bağırsak dostu meyveli yoğurtlar var ya.. işte sizin sevmediğiniz atalarınız, ötüken'den tanrı dağları'na, urallar'dan altaylara kadar yapmış, tüketmiş.
sonra gel zaman git zaman, hazar'dan, avrupa'ya, kendileriyle birlikte göç edivermiş..

peki atalarımız bunu nasıl yapmış? malum küçükbaş yetiştiriciliği bol, süt bol, durmamış yoğurt çalmışlar. .. üzerine; doğada, kendiliğinden yetişen, çilek ve ahududu gibi böğürtlengilleri, kah tazesinden kah kurutulmuş*undan eklemiş eklemiş tüketmişler.... dolayısıyla o zebellah gibi adamlara, kırmızı kırmızı etler, ne reflü yapmış ne de ülser... siz de anca' oturun deyin ki: ayy bu avrupalılar da iyi bulmuş şu meyveli yoğurdu. hıı gülüm hıı. ensenizden gülerler.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arapça kökenli yaratılış, huy, mizaç, tabiat anlamına gelen kelimedir.
devamını gör...

açık ayranın yapıldığı makina haftada bir yıkanıyor ve çoğu zaman masa silinen bezlerle temizleniyor içi. midesi kaldıran sert erkekleri açık ayrana davet ediyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: şeker portakalı)

bitmesin diye azar azar okuyorum. * özür dilerim zeze.
devamını gör...

başbakana yazar kasa fırlatan adam.
devamını gör...

bir imparatorluk. severim. biz türklerin tarihini süslemişlerdir. yok türk değillerdi, türk düşmanları onlar diyenler var fakat onları da anlıyorum. sonuçta bizim milletimize göre, türk düşmanı olmayan tek tük insan vardır. hani eskiden ırkçı türklerin bir lafı vardı, türkün türkten başka dostu yoktur diye. o laf da yalanmış, biz kendimizle de düşmanız. herhalde farklı gezegenlerden olan canlılar bizim memleketimize gelseler, onlarla çok iyi anlaşırız. çünkü türkün uzaylıdan başka dostu yokmuş. kendi gezegenimizdeki canlılar gibi, diğer gezegenlerdeki canlılarla da anlaşamazsak, işte şimdi yandık demektir.

osmanlının mısır gibi, yunanlar gibi, sümerler gibi tarihini çok severim. zaten sevilmeyecek gibi bir tarihi yok. 600 yıllık falan bir tarihten bahsediyoruz yani. bunun da öncesine gitsek, neyse. hani osmanlı'yı bile roma'ya dönüştürdüğümüzü gördüm ya, ölsem de gam yemem. zaten zamanında "kemalist olmanın gerekliliklerinden biri de osmanlı düşmanlığıdır!" lafını duyduğumda ölsem de gam yemeyeceğimi anlamıştım. acaba italya başkanı da kuruluş osman izliyor mu? en azından ertuğrul izlemiştir herhalde.

ha, osmanlı roma ise ne güzel. sezar'ı da türk tarihi olarak çocuklarımıza anlatırız. olmadı, sezara, sezar bin muzaffer el daima falan deriz. burda maksat dalga geçmek değil, tarihimiz şenlensin. neden hâlâ konunun aslını açıklamak yerine boş-boş alay ediyorum derseniz, açıklanacak bir şey yok. her devletin lideri, her imparatorluğun imparatoru yahut her krallığın kralı, kendinin "el muzaffer daima" olduğunu düşünmez mi zaten? demek istediğim tüm krallar, her zaman zafer kazanmak istemez mi. ha istemese bile, "biz her zaman zafer kazanacağız!" diye ordusunu, halkını gaza getirmez mi? bunu alıp, roma'ya bağlamak yürek ister.

diğer bir husus, fatih sultan mehmet'in kayzer-i rum unvanıdır. doğu roma, fatih sultan mehmet devrinde osmanlının yönetimi altına girdi. bu nedenden dolayı fatih sultan mehmet'in "kayzer-i rum" yani roma imparatoru unvanını kullanması normal değil mi? sonuçta fatih sultan mehmet'in yönetimi altına bilmem kaç yüz/bin yıllık roma girdi. normal yani, büyük bir olay bu. bu olaydan sonra da kayzer-i rum olarak anıldı. neden bu olaylar anlatılmıyor elaleme bir düşünün? osmanlı'dan halkı soğutmak, nefret ettirmek için. fatih sultan mehmet "bizans imparatoru" unvanını da almıştır. bunda garip bir şey yok. osmanlı birçok bölgeye hükmetmiş, hakim olmuştur. dolayısıyla padişahlar bir nevi artık sadece osmanlı'nın değil, hükmettikleri krallıkların, imparatorlukların da imparatoru haline gelmişlerdir. bunlar utançla değil, gururla anlatılması gerekilen şeyler. ya da bunun yerine 600 yıllık tarihimizi inkar etmeli ve türk tarihi daha 20'ci asırda başladı, o 600 yıllık tarih bizim değil falan demeliyiz. halbuki milletlerin en çok övündüğü şey tarihleridir. ki buna göre, biz türkler, tarihimizle, diğer milletlerden daha çok övünmeliyiz.

eklemek istediğim bir şey daha var, osmanlı'da "türk" kelimesi hakaret olarak kullanılırdı iddiası. osmanlı tarihçisi neşri, 1-ci murad'ın kendisini savaşa davet eden krala kızıp, "inşallah ona türk erliğini göstereceğim" dediğini söyler. osmanlı'nın üçüncü padişahı olan bu insan, "üçüncü romanın üçüncü padişahı olan bir türk düşmanı" olduğu için mi türk'ün gücünü göstermek istiyor. devlet adamı, divan edebiyatı şairi olan tacizade cafer çelebi, fatih sultan mehmet devrindeki osmanlı askerlerini muzaffer türk ordusu diye anıyor. yine 17. yüzyıl kaynaklarında, fatih sultan mehmet'in oğlu cem sultan, "türk'ün oğlu" diye anılır. demek ki o dönem tarihçileri, şairleri, padişahlarına hakaret etmeyi çok seviyorlarmış..

son olarak, bediüzzaman'ın da dediği gibi;

gözünü kapayan, yalnız kendine gündüzü gece yapar.

e öyle yani.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim