natuh
ceviz,fındık, fıstık, susam veya patlamış mısır gibi malzemelerin erimiş şeker ile karıştırılması ve bu karışımın donması ile yapılan kafkas tatlısıdır.
tarifi www.circassiancenter.com sitesinde sadiye menteş hanımefendinin yazdığı üzere şöyledir.*
natuh
içindekiler
susam: 4 sb
toz şeker: 1½ sb
su: şekeri ıslatacak kadar
limon tuzu: 2 nohut büyüklüğünde
yapılışı
1- bir tencereye toz şeker konur, üzerine ıslatacak kadar su ilave edilir ve kaynatılır.
2- bir çay tabağına su konur, bir damla akıtılır, dağılmadan sert bir şekilde suyun içine düşerse olmuş demektir.
3- limon tuzu ilave edilerek, soğumadan kavrulmuş susamın üzerine dökülür, acele bir şekilde karıştırılır.
4- hafif menlendirilmiş bir tahtanın üzerine dökülür, muntazam bir şekilde düzeltilir. ılık iken kesilir, soğuduktan sonra cam kavonozda rutubetsiz bir yere kaldırılır.
not : susam yerine ceviz, fındık, fıstık, patlamış mısır, kabuksuz kabak çekirdeği kullanılabilir. patlamış mısır hariç diğerlerinin kavrularak zarlarının çıkarılması gerekir.
türkiye 'de natuha benzeyen tatlı olarak susamlı krokan ya da susamlı helva tatlısı örnek olarak verilebilir.
susamlı helva tatlısı:
www.nefisyemektarifleri.com...
susamlı krokan :3dk'da 3 malzeme ile
natuh ayrıca çok süsen hayvan anlamına da geliyormuş.
tarifi www.circassiancenter.com sitesinde sadiye menteş hanımefendinin yazdığı üzere şöyledir.*
natuh
içindekiler
susam: 4 sb
toz şeker: 1½ sb
su: şekeri ıslatacak kadar
limon tuzu: 2 nohut büyüklüğünde
yapılışı
1- bir tencereye toz şeker konur, üzerine ıslatacak kadar su ilave edilir ve kaynatılır.
2- bir çay tabağına su konur, bir damla akıtılır, dağılmadan sert bir şekilde suyun içine düşerse olmuş demektir.
3- limon tuzu ilave edilerek, soğumadan kavrulmuş susamın üzerine dökülür, acele bir şekilde karıştırılır.
4- hafif menlendirilmiş bir tahtanın üzerine dökülür, muntazam bir şekilde düzeltilir. ılık iken kesilir, soğuduktan sonra cam kavonozda rutubetsiz bir yere kaldırılır.
not : susam yerine ceviz, fındık, fıstık, patlamış mısır, kabuksuz kabak çekirdeği kullanılabilir. patlamış mısır hariç diğerlerinin kavrularak zarlarının çıkarılması gerekir.
türkiye 'de natuha benzeyen tatlı olarak susamlı krokan ya da susamlı helva tatlısı örnek olarak verilebilir.
susamlı helva tatlısı:
www.nefisyemektarifleri.com...
susamlı krokan :3dk'da 3 malzeme ile
natuh ayrıca çok süsen hayvan anlamına da geliyormuş.
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
tanımlar için yazarların görebileceği şekilde bir "karma puan metre" göstergesi olsa şık olurdu. böylelikle bizde hangi tanımımız ne kadar karma puan almış görebiliriz.
umarım iko sesimizi duyar. boşuna demiyorlar orta doğu ve balkanların en acar yazılımcısı diye.
umarım iko sesimizi duyar. boşuna demiyorlar orta doğu ve balkanların en acar yazılımcısı diye.
devamını gör...
judas priest
metal müziğin tanrıları olarak anılan, 1968'de kurulan, solistliğini rob halford'ın yaptığı ingiliz heavy metal müzik grubudur. metal müziğe deri kıyafetler giyme alışkanlığını öğreten gruptur.
en sevilen şarkıları breaking the law, living after midnight, painkiller'dır. ama benim favorim her zaman hellrider'dan yana olmuştur.
en sevilen şarkıları breaking the law, living after midnight, painkiller'dır. ama benim favorim her zaman hellrider'dan yana olmuştur.
devamını gör...
auguste comte
burjuva sosyolojisinin kurucusu olarak bilinir. newton'un fizik konusundaki fikirlerinden etkilenmiştir. ona göre newton'un kütle çekim konusundaki düşünceleri, olgucu sosyolojinin ana ilkelerini en fazla doğrulayan çalışmalardır.
devamını gör...
geri dönüşü olmayan salaklıklar
ölen biriyle ölmeden önce edilen son kavga...
bir de kutlanmayan doğum günü...
bir de kutlanmayan doğum günü...
devamını gör...
eric cartman
eric cartman'ın şu arkadaşa yapmış olduğu plan kadar şeytani bir planı ne gördüm ne de duydum:
bu arkadaş eric cartman'a sataşarak hayatının hatasını yapmıştı.
bu arkadaş eric cartman'a sataşarak hayatının hatasını yapmıştı.
devamını gör...
tanrıya inanmayan herkes cehenneme mi gidecek sorunsalı
bak şimdi dostum sana bir iyi bir de kötü haberim var.
kötü haber : sen büyük ihtimalle cennete gidemeyeceksin.
iyi haber : hiçkimse gidemeyecek *
kötü haber : sen büyük ihtimalle cennete gidemeyeceksin.
iyi haber : hiçkimse gidemeyecek *
devamını gör...
yazarlardan iç dökmeceler
lütfen yeni şeyler öğrenebileceğiniz birini sevin, beraber öğrenebileceğiniz birini. ne kadar yaş almış olursanız olun* yaşama karşı olan heyecanınıza ortak olacak* birini sevin. sizi ilgiyle dinleyen birini sevin.*. mutluluğunuz için emek veren birini sevin. size özel şeyler: size özel olarak korunsun, ne dostunuzu ne de başkalarını bunlara dahil etmekten kaçının. (özelikle tartışmalarınızı başkalarına açmak, fikir almak gibi bir düşünceye girmeyin, öncelikle kendi aranızda halletmeye çalışın sorunları beraber aşabilin.) size ait bir parkınız olsun mesela; yazını, kışını ve sonbaharını bildiğiniz ağaçlarla çevrili bir park. en büyük sözlerinizi orada verin ona, tabii öncelikle kendinize. hayata dair planlarınızı anlatın ona, saçmalamaktan korkmayın. ancak hayatın gücüne gidecek şeylerden kaçının; onsuz yapamam demeyin; o olursa daha iyisini yaparım, deyin. mutluluğumuzu hiçbir şey bozamaz demeyin; bu mutluluğun devamı için elimden geleni yapacağım, demeyi tercih edin. ve en iyi arkadaşlar olun: ona anlatın; düşüncelerinizi, duygularınızı, sevginizi olduğu kadar nefretinizi anlatın. farklılıklarınızdan (benzerliklerinizden olduğu kadar) mutluluk duyun, onu anlamaya çalışın. bu arkadaşlık ne kadar uzun sürer ya da ne boyuta gelirse gelsin, kişisel sınırlarınızı belirleyin. bir yerde farklı iki birey olduğunuzu unutmayın. yıllarca aynı espriye ilk gün ki gibi gülün. bol film izleyin ve ortak kitaplar okuyun, deneyimleriniz hakkında düşüncelerinizi paylaşın. onu yapıcı şekilde eleştirin; onun da bunu yapmasına izin verin ki gelişebilesiniz. benim için ne kadar zor olsa da; planlarla yaşamayın, hayatın sizin için olan planlarını göz ardı etmeyin. spontane gelişen olaylara kendinizi bırakın... *
devamını gör...
beyaz diş
“insan mıdır değiştiren yoksa çevre midir insanı değiştiren ?”
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
yan tarafından iki kişi geçiyor. bana dönük olan el kol hareketleri yapıyor. böyle el sallıyor gibi. ben de telefonla konuşuyorum bir taraftan da ona anlamadım gibi bi hareketler yapıyorum. sonra bana boş boş bakıp gittiler. sonradan fark ettim işaret dili ile birbirleriyle konuştuklarını.
devamını gör...
normal sözlük’ü bırakmak
bırakma demiyorum, hobi olarak yine bırak. ama arada iki girdi karalayıver.
devamını gör...
hayatım kayarken yapmaya bayılıyorum denilen şeyler
youtube'da takılmak. gamsız gibi yemeğin üzerine baharat/sos dökmek.
devamını gör...
evlenen arkadaşa alınacak hediye
kahve makinası. kendim seviyorum belki de ondandır.
devamını gör...
haluk levent
en güzel şarkısıdır.
.
.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
maviye,
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
haydi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
ne olur gel,
ay karanlik...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cigaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hain, cıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlik...
ahmet arif*
maviye çalar gözlerin,
yangın mavisine
rüzgarda asi,
körsem,
senden gayrısına yoksam,
bozuksam,
can benim, düş benim,
ellere nesi?
haydi gel,
ay karanlık...
itten aç,
yılandan çıplak,
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım?
ille de ille
sevmelerim,
sevmelerim gibisi?
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
ne olur gel,
ay karanlik...
dört yanım puşt zulası,
dost yüzlü,
dost gülücüklü
cigaramdan yanar.
alnım öperler,
suskun, hain, cıyansı.
dört yanım puşt zulası,
dönerim dönerim çıkmaz.
en leylim gecede ölesim tutmuş,
etme gel,
ay karanlik...
ahmet arif*
devamını gör...
türk milletinin gereksiz kutsallaştırdığı şeyler
ekmek bir metafordur. ekmek eski zamanlarda yaşayan insanların hayat döngüsünü temsil eder. ilkbaharda tarla sürmek tohum ekmekle başlayıp sonbahara kadar ilgilenilen sonra biçilen sapı samanı ayrılan una çevrilen en son da ekmek olan emeği temsil eder. kış boyunca da yetirmen gerekir. günümüzde sığ bir bakış açısıyla değerlendirildiği için zaten her köşe başında 1 poşet dolusu ekmeğin çöpe atıldığını görüyoruz.
devamını gör...
evrensel mutsuzluk
dünya ahalisi olarak elbirliği ile içine düştüğümüz ve bu kör kuyularda merdivensiz kaldığımız durumdur.
evrensel mutsuzluk herhangi bir dış etkene medet ummadan insanlık olarak kendi kendimize yeterek gerçekleştirebildiğimiz nadir şeylerden bir tanesidir.
ama böyle anlattığım zaman bu mutsuzluk haline kolay ulaştığımızı düşünmeyin. evrensel mutsuzluğa erişmek için çok zorlu yollardan geçip çok uzun bir mesai harcadık ve harcamaya da devam ediyoruz.
evrensel mutsuzluğa erişmek için önce dünya üzerinde yaşamaya çalışan bireylerin çoğunluğunun bireysel mutsuzluğunu sağlamak için savaş verdik. bunun için en etkili yöntemlerden biri aile kavramı idi. her bireyin aile kurmasına izin vermeni yanı sıra bunu destekledik, teşvik ettik. bu da yetmezmiş gibi bu aileleri bilinçsizce büyütmelerini de sağladık.
mutsuz aileler mutsuz bireyler oluşturdu ve bu mutsuz bireyler yeni mutsuz aileler kurup yeni mutsuz bireyler yetiştirerek döngüyü daha üst bir seviyeye taşıdı.
maddi değerleri çok yüce bir kata çıkararak da başarı duygusunu paraya ve lükse endeksleyerek mutsuzluğa yepyeni bir boyut kazandırdık. insanlara daha çok para kazanmak için mutsuz oldukları işleri yapmaya başladılar. işini çok iyi yapan ancak az para kazanan insanlar toplum tarafından başarısız sayıldığı için ailede temeli atılan mutsuzluk katmerlendi.
daha sonra sıcak ya da soğuk savaşlar, ekonomik kavgalar, dini itişmeler, politik sürtüşmelerle mutsuzluğu daha evrensel bir düzeye taşıdık.
daha uzun anlatabilirim ama anlatmayacağım. özetle; mutsuzluk için çok mesai ve emek harcadık ve hak ettiğimiz mutsuzluğun elimizden alınmaması için de her şeyi yapmaya her zaman hazırız.
zira unutmadan söylemek gerekir ki mutsuzluk kazanılmış bir haktır ve haklıyız, mutsuzuz, kazanacağız.
evrensel mutsuzluk herhangi bir dış etkene medet ummadan insanlık olarak kendi kendimize yeterek gerçekleştirebildiğimiz nadir şeylerden bir tanesidir.
ama böyle anlattığım zaman bu mutsuzluk haline kolay ulaştığımızı düşünmeyin. evrensel mutsuzluğa erişmek için çok zorlu yollardan geçip çok uzun bir mesai harcadık ve harcamaya da devam ediyoruz.
evrensel mutsuzluğa erişmek için önce dünya üzerinde yaşamaya çalışan bireylerin çoğunluğunun bireysel mutsuzluğunu sağlamak için savaş verdik. bunun için en etkili yöntemlerden biri aile kavramı idi. her bireyin aile kurmasına izin vermeni yanı sıra bunu destekledik, teşvik ettik. bu da yetmezmiş gibi bu aileleri bilinçsizce büyütmelerini de sağladık.
mutsuz aileler mutsuz bireyler oluşturdu ve bu mutsuz bireyler yeni mutsuz aileler kurup yeni mutsuz bireyler yetiştirerek döngüyü daha üst bir seviyeye taşıdı.
maddi değerleri çok yüce bir kata çıkararak da başarı duygusunu paraya ve lükse endeksleyerek mutsuzluğa yepyeni bir boyut kazandırdık. insanlara daha çok para kazanmak için mutsuz oldukları işleri yapmaya başladılar. işini çok iyi yapan ancak az para kazanan insanlar toplum tarafından başarısız sayıldığı için ailede temeli atılan mutsuzluk katmerlendi.
daha sonra sıcak ya da soğuk savaşlar, ekonomik kavgalar, dini itişmeler, politik sürtüşmelerle mutsuzluğu daha evrensel bir düzeye taşıdık.
daha uzun anlatabilirim ama anlatmayacağım. özetle; mutsuzluk için çok mesai ve emek harcadık ve hak ettiğimiz mutsuzluğun elimizden alınmaması için de her şeyi yapmaya her zaman hazırız.
zira unutmadan söylemek gerekir ki mutsuzluk kazanılmış bir haktır ve haklıyız, mutsuzuz, kazanacağız.
devamını gör...
normal sözlük
gördüğümüz kadarıyla anormal yazarların tutunamadığı, anormalliklere taviz verilmeyen, sükunu sonuna değin hissedebileceğimiz bir güzel sözlük.. hayal kırıklığı olmamasını temenni ederek nikah defterine imzamı atıyorum ve gönülden evet diyorum.
evet evet evet. bir ömür mutlu olmak ümidi ile sevgilim.
evet evet evet. bir ömür mutlu olmak ümidi ile sevgilim.
devamını gör...

