cenaze evindeki pilav
insanlar ölen insanın hayrına iki lokma bir şey dağıtıyor tamam da beni deli eden şey gelenlerin yüzsüzlüğü. ketçap isteyen, karabiber isteyen, ayranı 3-4 tane alan bir de eve giderken evdekiler için isteyen insanlar. babannemin cenazesinde çıldırmıştım resmen. biri gelip benden kahve istemişti hiç unutmuyorum ya.
devamını gör...
kendime not
az tutumlu ol olum, şu pandemi de bile eşşek gibi para harcıyosun.
devamını gör...
porno sitelerinin yasaklanması
süleyman demirel olsaydı "yasaklayalım da millet bizi mi sevsin?" derdi.
devamını gör...
bazı şair hikayeleri
anlatılana göre cemal süreya ve ahmed’in arkadaşlıkları çok eskilere dayanıyordu.
haftanın hemen hemen her gecesi ulus gazetesi’nde buluşur, oradan meyhanenin yolunu tutar, sabaha karşı da kızılay’a kadar yürüyüp orada ayrılırlardı.
bir gece aniden ortadan kayboldu ahmed. ne gazeteye gelir oldu, ne de her zaman gittikleri meyhaneye.
cemal süreya sonunda onu salaş bir mekanda rakı şişesinin başında buldu.
kadehinden büyük bir yudum aldıktan sonra “sana karşı büyük bir hata işledim” dedi ahmed; “o yüzden kaçıyordum. kız kardeşine aşık oldum…”
dostundan aldığı cevap işe şu sözcüklerden ibaretti: “bunu neresi hata. senden daha iyisini mi bulacak?”
sonrasını şöyle anlatıyor cemal süreya: “kardeşime söyledim. kız şaşırdı, ikisi de birbirini tanımıyor. ‘evlen kız, türkiye’nin en iyi şairi’ dedim. zafer çarşısındaki kahvede sözleştik. tanışacaklar. aldım gittim kardeşimi. bekle bekle ahmed yok. kız bozuldu, onuruna dokundu. ertesi gün öğrendim ki, temiz gömleği olmadığı için gelememiş ahmed.”
doğdun,
üç gün aç tuttuk
üç gün meme vermedik sana
adiloş bebem,
hasta düşmeyesin diye,
töremiz böyle diye,
saldır şimdi memeye,
saldır da büyü...
bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü...
bu, namustur
künyemize kazınmış,
bu da sabır,
ağulardan süzülmüş.
sarıl bunlara
sarıl da büyü.
haftanın hemen hemen her gecesi ulus gazetesi’nde buluşur, oradan meyhanenin yolunu tutar, sabaha karşı da kızılay’a kadar yürüyüp orada ayrılırlardı.
bir gece aniden ortadan kayboldu ahmed. ne gazeteye gelir oldu, ne de her zaman gittikleri meyhaneye.
cemal süreya sonunda onu salaş bir mekanda rakı şişesinin başında buldu.
kadehinden büyük bir yudum aldıktan sonra “sana karşı büyük bir hata işledim” dedi ahmed; “o yüzden kaçıyordum. kız kardeşine aşık oldum…”
dostundan aldığı cevap işe şu sözcüklerden ibaretti: “bunu neresi hata. senden daha iyisini mi bulacak?”
sonrasını şöyle anlatıyor cemal süreya: “kardeşime söyledim. kız şaşırdı, ikisi de birbirini tanımıyor. ‘evlen kız, türkiye’nin en iyi şairi’ dedim. zafer çarşısındaki kahvede sözleştik. tanışacaklar. aldım gittim kardeşimi. bekle bekle ahmed yok. kız bozuldu, onuruna dokundu. ertesi gün öğrendim ki, temiz gömleği olmadığı için gelememiş ahmed.”
doğdun,
üç gün aç tuttuk
üç gün meme vermedik sana
adiloş bebem,
hasta düşmeyesin diye,
töremiz böyle diye,
saldır şimdi memeye,
saldır da büyü...
bunlar,
engerekler ve çıyanlardır,
bunlar,
aşımıza, ekmeğimize
göz koyanlardır,
tanı bunları,
tanı da büyü...
bu, namustur
künyemize kazınmış,
bu da sabır,
ağulardan süzülmüş.
sarıl bunlara
sarıl da büyü.
devamını gör...
diyanet'in 100 milyon liraya saray yaptırması
artık kibarca yazamayacağım sözlük gerçekten t*şş*k geçiyorlar itina ile. galiba tek kurtuluşumuz herkesin dinden çıkması ancak o zaman ses çıkarır bu millet. şimdiden başlamışlardır makarna soğan yiyerek breh breh breh diyanete yakışır böylesi demeye.
devamını gör...
fenerbahçe
bilen bilir. spor severim. uzun yıllar profesyonel olarak spor yaptım. yılmaz bir müsabaka sever olduğum için de televizyonda, youtube'da denk geldiğim bir videoda, instagram keşfette, kısacası herhangi bir yerde denk geldiğim tüm "yarışları, yarışmaları" içeriği ne olursa olsun bir şekilde takip ettim/ediyorum. özellikle babam küçük yaşta başladığım ve hayatımın görece kritik dönemlerine kadar devam ettirdiğim, o dönemler için de günümün, gündemimin en major konularından biri olan sporculuk serüvenime dişini, tırnağını, emeğini, zamanını, parasını yatırarak sonuna kadar destek verdi. en önemsiz maçıma bile geldi. en basit, çantada keklik seçmemde bile tezahüratını eksik etmedi. benim hayatını spor yaparak kazanan biri olmamı çok istedi. çok. buna rağmen, ben voleybolu bırakıyorum baba, kendime başka bir yol çizeceğim dediğimde, iyi düşündün mü kızım, benim ne istediğimin bir önemi yok ama sen bana benziyorsun, kazanmayı seviyorsun ve kazandın mı, kayıp mı ettin kişiye/duruma göre değişecek bir işin olmasındansa kesin sonuçları olacak böyle bir iş yapmanın ben senin karakterinle daha çok örtüşeceğini düşünüyorum diyecek kadar da kendinden izole düşünebilecek bir adamdı. beni bu kadar iyi tanıyor olmasıysa cabası.
benim canım babam, o derin çukura koyduğum adam, hayatta ailesinden ve işinden sonra en çok fenerbahçe'yi seviyordu. ölüm döşeğinde, canıyla boğuşurken bile fenerbahçe'nin izleyebileceği tüm maçlarını izledi! o son derbide galatasaray'a deplasmanda gol atamayan fenerbahçe'nin 4. yıldızı göğsüne bir türlü takamamasını şahsen tanıdığım hiç kimse onun dert ettiğinden daha çok dert edinmedi kendine. ben dahil. ben ki 2006 yılında denizli maçından sonra üzüntüden kurdeşen dökmüş, hastanelik olmuş insanım. gerçek bu. galatasaraylı olan acil doktoru üzerimdeki forma sebebiyle stres kaynağımı tespit etmiş, gerekli tedaviyi uyguladıktan sonra dalga geçmişti benimle de, şikayet etmiştim kendisini hatta. hadsiz. bugün olsa bugün yine yaparım.
neyse, ben işin cılkını çıkartabilen bir insanım böyle konularda. anlamışsınızdır. e tff de hepimizin malumu. ben bu lig takip etme işini bıraktım bir süre. hala denk geldiğinde cirit atma müsabakalarını falan izleyen bir insan olmaya devam ettim bu süreçte ama tüm spor paketi üyeliklerimi iptal ettirdim. kendime kurallar falan koydum. hem detoks hem kendimi kendimden koruma çabası hem de inanç yitimi. bildiğimiz hikayeler. ta ki bu sezona kadar.
fikirlerinizi kendinize saklayınız. yas süreci çok ilginç bir olgu. bu sene fenerbahçe'nin şampiyon olmasına yüklediğim anlamın babamın ölümüyle olan ilişkisini, bunun benim hayatımdaki karşılığını sorgulama* hakkını terapistime bile vermiyorum. bazı şeyler öyledir. öyle olmaya da devam etmelidir. her şeyi anlamamız gerekmiyor. çözmek? sildirip gidebilirler!
çok uzun zamandır hayatımda sevgili olarak anamayacağım fenerbahçe! türkiye gibisin benim için. kopamıyorum senden! hem nefret hem bağlılık. lanet olsun sana! ama iyi ki de varsın aynı zamanda! bu sene babamın gerçekleşmeyecek bir diğer hayali olmana izin vermiyorum! o lüks bana ait! kızıydım ben onun. benimle ilgili hayal kırıklığını, iç burulmasını tolere edebilirdi. sen kimsin?!
alın size tanım; bu sene şampiyon olmak zorunda olan takımdır fenerbahçe!
benim canım babam, o derin çukura koyduğum adam, hayatta ailesinden ve işinden sonra en çok fenerbahçe'yi seviyordu. ölüm döşeğinde, canıyla boğuşurken bile fenerbahçe'nin izleyebileceği tüm maçlarını izledi! o son derbide galatasaray'a deplasmanda gol atamayan fenerbahçe'nin 4. yıldızı göğsüne bir türlü takamamasını şahsen tanıdığım hiç kimse onun dert ettiğinden daha çok dert edinmedi kendine. ben dahil. ben ki 2006 yılında denizli maçından sonra üzüntüden kurdeşen dökmüş, hastanelik olmuş insanım. gerçek bu. galatasaraylı olan acil doktoru üzerimdeki forma sebebiyle stres kaynağımı tespit etmiş, gerekli tedaviyi uyguladıktan sonra dalga geçmişti benimle de, şikayet etmiştim kendisini hatta. hadsiz. bugün olsa bugün yine yaparım.
neyse, ben işin cılkını çıkartabilen bir insanım böyle konularda. anlamışsınızdır. e tff de hepimizin malumu. ben bu lig takip etme işini bıraktım bir süre. hala denk geldiğinde cirit atma müsabakalarını falan izleyen bir insan olmaya devam ettim bu süreçte ama tüm spor paketi üyeliklerimi iptal ettirdim. kendime kurallar falan koydum. hem detoks hem kendimi kendimden koruma çabası hem de inanç yitimi. bildiğimiz hikayeler. ta ki bu sezona kadar.
fikirlerinizi kendinize saklayınız. yas süreci çok ilginç bir olgu. bu sene fenerbahçe'nin şampiyon olmasına yüklediğim anlamın babamın ölümüyle olan ilişkisini, bunun benim hayatımdaki karşılığını sorgulama* hakkını terapistime bile vermiyorum. bazı şeyler öyledir. öyle olmaya da devam etmelidir. her şeyi anlamamız gerekmiyor. çözmek? sildirip gidebilirler!
çok uzun zamandır hayatımda sevgili olarak anamayacağım fenerbahçe! türkiye gibisin benim için. kopamıyorum senden! hem nefret hem bağlılık. lanet olsun sana! ama iyi ki de varsın aynı zamanda! bu sene babamın gerçekleşmeyecek bir diğer hayali olmana izin vermiyorum! o lüks bana ait! kızıydım ben onun. benimle ilgili hayal kırıklığını, iç burulmasını tolere edebilirdi. sen kimsin?!
alın size tanım; bu sene şampiyon olmak zorunda olan takımdır fenerbahçe!
devamını gör...
akp'li birisiyle siyaset tartışmak
dağa laf anlatmak gibidir.
devamını gör...
oxygen
geçtiğimiz hafta izleme fırsatı bulduğum film olur kendileri. oldum olası tek mekân filmlerine hastayım. birde bu durum bilim kurgu ile birleşince tabiri caizse tadından yenmez olmuş. tabi ki bunda yönetmen alexandra aja 'nın büyük katkısı olmuştur. ama bilim kurguyu tek mekâna sıkıştıracak senaryoyu yazan adamı da gözlerinden öpmek lazım. christie leblanc 'in senaryosunu yazdığı bir filmi ilk kez izledim. biraz bakınayım başka neler yapmış bu adam dedim ve biraz bakındım. meğer adamın ilk uzun metrajlı filmiymiş bunu öğrenmiş oldum. bundan sonra merakla diğer senaryolarını bekleyeceğim artık. film gerilim ögelerini bilim kurgu ile çok güzel harmanlamış eyvallah. şu oksijen sayacı cidden insan da gerginlik yaratıyor. o hissi gayet başarılı vermişler. yalnız tek mekân derken biraz ipin ucunu kaçırmışlar. bildiğin tabut abi orası. hem de geri sayım sayacı olan bir tabut ve o sayede heyecan tepe noktalarda geziniyor.
hanım ablamızın oyunculuğu da fena değil. izlettirdi o kadar dakika kendisini. ama benim için filmin kahramanı milo. bugüne kadar yığınla bilim kurgu filmi izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki; milo kadar dürüst bir sanal zekâ ile karşılaşmadım. resmen adamın dibi. malumunuz olduğu üzere, bu sanal zekâ karakterlerin çoğunda manipülasyon hastalığı var. bunun da müsebbibi arthur c. clarke ile stanley kubrick! işte milo, bu ikilinin yarattığı, güvenilmez, orası burası oynayan, sürekli zihin oyunlarıyla karakterlerin psikolojisini bozan, sanal zekâ alışkınlığına bir tepki olarak ortaya çıkmış gibi duruyor. resmen bir isyan ateşi yakmış. bu yüzden, filmin kilometre taşı beni için milo. milo bir yana diğerleri bir yana!
tek mekânda bilim kurgu ve gerilim ögelerini başarılıyla birleştirmiş olan bu filmi izlemezseniz çok şey kaçırırsınız kanımca. hele ki, milo ile tanışmazsanız, hayatınızın hatasını yaparsınız, benden söylemesi. *
hanım ablamızın oyunculuğu da fena değil. izlettirdi o kadar dakika kendisini. ama benim için filmin kahramanı milo. bugüne kadar yığınla bilim kurgu filmi izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki; milo kadar dürüst bir sanal zekâ ile karşılaşmadım. resmen adamın dibi. malumunuz olduğu üzere, bu sanal zekâ karakterlerin çoğunda manipülasyon hastalığı var. bunun da müsebbibi arthur c. clarke ile stanley kubrick! işte milo, bu ikilinin yarattığı, güvenilmez, orası burası oynayan, sürekli zihin oyunlarıyla karakterlerin psikolojisini bozan, sanal zekâ alışkınlığına bir tepki olarak ortaya çıkmış gibi duruyor. resmen bir isyan ateşi yakmış. bu yüzden, filmin kilometre taşı beni için milo. milo bir yana diğerleri bir yana!
tek mekânda bilim kurgu ve gerilim ögelerini başarılıyla birleştirmiş olan bu filmi izlemezseniz çok şey kaçırırsınız kanımca. hele ki, milo ile tanışmazsanız, hayatınızın hatasını yaparsınız, benden söylemesi. *
devamını gör...
normal sözlük trakyalılar cemiyeti
cemiyet içinde cemiyet yapmışınız :) idare bir mahsur bulmasın bu toplaşmada.
benim dedeler ep tırakyalı,gündöndü en sevdiğiniz çiçek bizim.
durun ben de geliyorum.
benim dedeler ep tırakyalı,gündöndü en sevdiğiniz çiçek bizim.
durun ben de geliyorum.
devamını gör...
frida kahlo
dünyanın en güzel kadınlarından biridir. güzel, çünkü üretken, çünkü aşık, çünkü hüzünlü. yaşadığı tüm ruhsal ve bedensel acılarına, travmalarına, düzinelerce ameliyat geçirmesine, aylarca yatağa mahkum olmasına, yerle bir olan hayallerine rağmen direnmiş var olmaya çalışmış bir kadın. hayatındaki tüm olumsuzlukları hiçe sayıp iç huzurun gücünü gösteren bir başyapıttır. acının güzelleştirdiği kadın.
devamını gör...
kendini kandırma sözleri
pazartesi diyete başlayacağım. kaç pazartesiler geçer bir türlü başlanmaz.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaptığı mesleğin en zor yanı
atanamamış olmak şimdilik. vallahi çok üzülüyorum sözlük, biraz da burada üzüleyim.
devamını gör...
dünyadan uzak
hangi versiyonunun daha güzel olduğuna karar veremeyenler için dev hizmet.
devamını gör...
komşuların istediği en garip şey
hanıma kupa çeker misin beli ağrıyomuş dedi ünideyken komşum.. lan ben tıp doktoru olucam alternatif tıptan anlamam diyemedim. gidip çektim. nenem sağolsun anlattıydı telefonda. evet size nasıl hacamatçı olunur vlog çekecem . hah.
devamını gör...
badminton
bir çeşit raketli spor.
zannımca tenise göre daha kolay.
zannımca tenise göre daha kolay.
devamını gör...
bal porsuğu
zehrinin bir damlası 20 insanı öldürebilecek yılanları yiyip sarhoş olan bir abimiz. ağzının tadını bildiği kadar cesurdur da. canı sıkıldıkça aslanlara kaplanlara sataşır, arıların kovanlarını kurcalar. her türlü canlıya kafa tutabilme özelliğine sahiptir. ha bir de hogwarts var; hufflepuff evinin simgesidir.
devamını gör...
konseri izlemeyip video çekmeye çalışan insan
anı yaşamayı bilmeyen insandır. ne amaçla geldiğini unutmuştur, instagram da üç beş like peşinde koşar.
devamını gör...
kılıçdaroğlu'nun lgbti türk aile yapısını bozmaz demesi
neden bozsun ki zaten. bu ülkede aile yapısını bozan bir çok ciddi durum varken, lgbt bozuyor demek saçmalıktır.
bu ülkede aile yapisini kendi oz kizina tecavüz eden babalar bozuyor, bunu bilip susan anneler bozuyor. sözde kuran kurslarinda erkek cocuklara tecavüz eden sozde hocalar bozuyor. katiller, tecavuzculer, pedofililer bozuyor. bunların üstünü kapatıp lgbti bireylerini günah keçisi yapmak trajikomik.
bu ülkede aile yapisini kendi oz kizina tecavüz eden babalar bozuyor, bunu bilip susan anneler bozuyor. sözde kuran kurslarinda erkek cocuklara tecavüz eden sozde hocalar bozuyor. katiller, tecavuzculer, pedofililer bozuyor. bunların üstünü kapatıp lgbti bireylerini günah keçisi yapmak trajikomik.
devamını gör...
normal sözlük'te karakter sınırı
ben de bunu, #690121 entry'yi görünce merak ettim. dedim acaba, kaçtır?
sonra gittim, baktım açtım bir lorem ipsum generator. hemen yapıştırdım, 65536 karakteri.
65536 karakterlik lorem ipsum oluşturduktan sonra, ne olur ne olmaz diyerek, en az on kere daha kopyala yapıştır yaptım.
önizle dedim, önizlemede sorun çıkmadı.
ben de o zaman kaydet dedim. ama kaydetmedi ve aşağıda uyarı verdi.
entry için girilebilecek maksimum karakter sayısı,
açıklıyoruuuum,
eveeeeeet,
131.072.
şimdi bu ne diyecek olanlarınız var.
arkadaşlar bu tabii ki de 2^17 demek.
şimdi tabii burada durmak ayıp olur, buraya kadar geldik devam edelim.
mesela bizim sözlüğün kullandığı kodlama sistemi ne?
hiçbir fikrim yok ama her türlü fantastik şeyi desteklediği için ve sonucu daha büyük çıkarmayı sevdiğim için* utf-32 diyeceğim.
bu da demek oluyor ki, her karakter 32bit yer tutuyor. yani, 4 byte.
o zaman, bir entry'nin maksimum tutacağı alan, 2^19 byte. yani, 512 kb. yani yarım mb.
tabii bu hesaplama herhangi hiçbir sıkıştırma dahil edilmeden yapıldı.
sıkıştırırsak daha da az tutacak.
şimdi buradan da işin ekonomik kısmına el atmak istiyorum.
ey kafa sözlük halkı,
gireceğiniz en uzun entry bile yarım mb yer tutacakken, bilmem kaç mblık fotoğraf yüklemek için, serverlara verecek paramızın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz?
teşekkürler, esenlikler.
sonra gittim, baktım açtım bir lorem ipsum generator. hemen yapıştırdım, 65536 karakteri.
65536 karakterlik lorem ipsum oluşturduktan sonra, ne olur ne olmaz diyerek, en az on kere daha kopyala yapıştır yaptım.
önizle dedim, önizlemede sorun çıkmadı.
ben de o zaman kaydet dedim. ama kaydetmedi ve aşağıda uyarı verdi.
entry için girilebilecek maksimum karakter sayısı,
açıklıyoruuuum,
eveeeeeet,
131.072.
şimdi bu ne diyecek olanlarınız var.
arkadaşlar bu tabii ki de 2^17 demek.
şimdi tabii burada durmak ayıp olur, buraya kadar geldik devam edelim.
mesela bizim sözlüğün kullandığı kodlama sistemi ne?
hiçbir fikrim yok ama her türlü fantastik şeyi desteklediği için ve sonucu daha büyük çıkarmayı sevdiğim için* utf-32 diyeceğim.
bu da demek oluyor ki, her karakter 32bit yer tutuyor. yani, 4 byte.
o zaman, bir entry'nin maksimum tutacağı alan, 2^19 byte. yani, 512 kb. yani yarım mb.
tabii bu hesaplama herhangi hiçbir sıkıştırma dahil edilmeden yapıldı.
sıkıştırırsak daha da az tutacak.
şimdi buradan da işin ekonomik kısmına el atmak istiyorum.
ey kafa sözlük halkı,
gireceğiniz en uzun entry bile yarım mb yer tutacakken, bilmem kaç mblık fotoğraf yüklemek için, serverlara verecek paramızın olduğunu nereden çıkarıyorsunuz?
teşekkürler, esenlikler.
devamını gör...
