yazarların sosyal medyadaki en ilginç takipçileri
beni twitter'da metin şentürk takip ediyor.
devamını gör...
sözlük mağazasının cep yakmaya başlaması
sonucunda mağazaya artık hiç uğramamamı sağlayan yakış.
karmaları tl olarak verip, mağazayı dolara endeksleyen eyy yoldaş sen kimsin yaa?
karmaları tl olarak verip, mağazayı dolara endeksleyen eyy yoldaş sen kimsin yaa?
devamını gör...
kendinden 10 yaş büyük erkekle birlikte olmak
eğer iki kişi de reşitse bırakın 10 yaşı 20,30 yaş bile olsa o iki kişiden başka kimseyi ilgilendirmez. eğer aralarında farklılıklar olacaksa da, o iliskiyi yasayan kişilerin düşünmesi gereken şeylerdir bunlar. evet kuşak farklılıkları falan filan tabii olacaktir. ama eğer bir ilişki yaşıyorlarsa bu farkliliklari göze almışlar demektir. geri kalanı da kimseyi ilgilendirmez.
devamını gör...
küçürek hikaye
hikayenin bir alt türüdür. bir hayli kısa, ancak bir o kadar da anlam yüklü metinlerdir.
minimal hikaye, mikro öykü, öykücük gibi adlandırılmaları bulunan küçürek hikayedeki en önemli amaç, birkaç cümle ile büyük anlamları ya da duyguları ifade edebilmektir. ayrıntıya yer verilmez, şiirde olduğu gibi yoğun ve imgesel anlatımlarla kurgulanarak hikayede verilmeyenlerin okur tarafından tamamlanması beklenir.
bir hikayenin küçürek hikaye olabilmesi için 750 kelimeyi geçmemesi gerekmektedir. türün kendine özgü özelliği sayesinde bazen tek kelimeden, bazen beş-on, bazen elli-altmış kelimeden oluşmaktadır.
türk edebiyatında küçürek hikaye denilince akla ilk gelen isim ferit edgü’dür.
başlıca küçürek hikaye temsilcileri;
ferit edgü
tarık dursun k.
hulki aktunç
küçük iskender
tezer özlü
sevim burak
tarık günersel
julio cortazar
dino buzzati
franz kafka
oscar wilde
refik algan
sadık yalsızuçanlar
küçürek hikaye örnekleri;
köyün en hoppa kızını, köyün en aptal gencine verdiler. sayısız çocukları oldu ama hiçbiri o aptal gençten değildi. ferit edgü
cenazenin geleceğini duyan ikindi cemaati, cenaze namazına katılmamak için dağılmıştı. helal edecek hakları olmadığından değil, günahtan sakınmışlardı kendilerini. başak uzunömeroğlu
minimal hikaye, mikro öykü, öykücük gibi adlandırılmaları bulunan küçürek hikayedeki en önemli amaç, birkaç cümle ile büyük anlamları ya da duyguları ifade edebilmektir. ayrıntıya yer verilmez, şiirde olduğu gibi yoğun ve imgesel anlatımlarla kurgulanarak hikayede verilmeyenlerin okur tarafından tamamlanması beklenir.
bir hikayenin küçürek hikaye olabilmesi için 750 kelimeyi geçmemesi gerekmektedir. türün kendine özgü özelliği sayesinde bazen tek kelimeden, bazen beş-on, bazen elli-altmış kelimeden oluşmaktadır.
türk edebiyatında küçürek hikaye denilince akla ilk gelen isim ferit edgü’dür.
başlıca küçürek hikaye temsilcileri;
ferit edgü
tarık dursun k.
hulki aktunç
küçük iskender
tezer özlü
sevim burak
tarık günersel
julio cortazar
dino buzzati
franz kafka
oscar wilde
refik algan
sadık yalsızuçanlar
küçürek hikaye örnekleri;
köyün en hoppa kızını, köyün en aptal gencine verdiler. sayısız çocukları oldu ama hiçbiri o aptal gençten değildi. ferit edgü
cenazenin geleceğini duyan ikindi cemaati, cenaze namazına katılmamak için dağılmıştı. helal edecek hakları olmadığından değil, günahtan sakınmışlardı kendilerini. başak uzunömeroğlu
devamını gör...
schindler’s list
ölmek mi daha zor ölmekten kaçmak mı ?
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
devamını gör...
kuzenine aşık olan insan
kuzenine aşık olmak da ne, ta kendisi ile evlendim. ve hala aşığım.
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
benim inandığım yalanlardan birisi tüp bebeğin mutfak tüpünden yapıldığı ve yaşaması için devamlı tüpünün değiştirilmesi gerektiğiydi. bunun yalan olduğunu ancak lisede öğrenebildim.
devamını gör...
çaylak olduğu halde tanım girmek
ağlaya ağlaya yaptığım eylem. karmam nasıl 100 olacak, merak konusu.
t: yazarlara anlık hayatı sorgulatan hede.
t: yazarlara anlık hayatı sorgulatan hede.
devamını gör...
yanlış zamanda yaşamak
"ben nereye gittimse bütün zulumlardı
bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm
kötülüklerin büsbütün egemen olduğu
namussuz bir çağ bu biliyorsun"
bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm
kötülüklerin büsbütün egemen olduğu
namussuz bir çağ bu biliyorsun"
devamını gör...
basit insanların basit davranışları
kişinin basit olmasından dolayı karşısındakini de kendisi gibi sanmasında, karşısındakine "basit insan" yakıştırması yapabilecek kadar acizleşmesidir.
derler ki; kişi kendinden bilir işi.
yine derler ki; kişi kendisi ne ise karşısındakini de öyle bilirmiş.
birine bir konuda laf atarken, aslında attığı lafın niteliklerini taşıyor olduğunu unutmamalıdır.
karşısındakine basit diyorsa aslında kendisi basittir.
karşısındakine hakaret/küfür ediyorsa ettiği bütün hakaretleri/küfürlerin niteliklerini kendisi taşıyordur.
bunu da basit insanlar yapar, basit olmayan insan basit konularla ilgilenmez.
derler ki; kişi kendinden bilir işi.
yine derler ki; kişi kendisi ne ise karşısındakini de öyle bilirmiş.
birine bir konuda laf atarken, aslında attığı lafın niteliklerini taşıyor olduğunu unutmamalıdır.
karşısındakine basit diyorsa aslında kendisi basittir.
karşısındakine hakaret/küfür ediyorsa ettiği bütün hakaretleri/küfürlerin niteliklerini kendisi taşıyordur.
bunu da basit insanlar yapar, basit olmayan insan basit konularla ilgilenmez.
devamını gör...
tom ve jerry
bazen yanımda kimse yokken, çocuk kanallarına gidiyorum, tom ve jerry varmı varsa kimse beni tv karşısin dan kaldıramaz.
yaşım mı? kemal'e erdim.
yaşım mı? kemal'e erdim.
devamını gör...
helallik isteyen rte’nin yazlık sarayı
vatandaşlarından helallik isteyen akpli cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan beyefendinin kullanacağı 300 odalı yazlık saray sonunda bitmiş ve kullanıma hazırmış . ne mutlu bizlere.
tam da yaz dönemine girerken hiç bir itibardan tasarruf etmeyerek inşaatı hızla bitirilen bu saray ile ülkemizi yönetmekten bitap düşen liderimiz gönlünce dinlenip enerji toplayacak ve yepyeni kanun hükmünde kararnameler, yasa ve bakan değişiklikleri ile ülkemizi sadece almanya’nın değil bütün dünyanın kıskandığı bir ülke durumuna sokacak.
bu yazlık saray ile alakalı z kuşağındaki arkadaşları biraz bilgilendirmek gereği hasıl oldu tabi şimdi .
önce sarayın resmi:

biraz da bilgi :
zamanında muğla'nın marmaris ilçesi okluk koyu'ndaki 8. cumhurbaşkanı merhum turgut özal'ın yaz tatillerini geçirdiği mütevazi 4 odalı cumhurbaşkanlığı konuk evi yıkıldı. yerine 300 odalı yazlık saray ve hemen dibine de üç bloktan oluşan hizmetli ve koruma için personel lojmanları inşa edildi. ayrıca 10 bin 966 metrekarelik sahil alanı ise özel kum ve çakılla doldurulup plaj haline getirildi. plaj içerisinde güneşlenme ve dinlenme amaçlı bungalovlar yer alıyor. bungalovların ucunda ise denize girmek için iskele ve ayrıca bir yat parkı inşa edildi . uydudan da net olarak görünen ve 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alanına sahip üç ana bloktan oluşan cumhurbaşkanlığı konuk evi'nde havuzlar, hobi ve eğlence alanları bulunuyor.
bu arada yazlık saray çevresinde bulunan yaklaşık 200 dönümlük arazi cumhurbaşkanlığı arazisine dâhil edildi. okluk koyunda bulunan birçok işletme ve evler kamulaştırıldı ve tasfiye edildi. okluk koyu yanısıra komşu sazanlı, hırsız, değirmenbükü ve ingiliz koylarının da yazlık sarayın güvenliği için deniz turizmine kapatıldı.
sanırım bu kadar bilgi yeterli ancak bir şey daha var,
okluk koyu’nın sembol isimlerinden olan turgut yücel, dedelerinden kalan arazisinin kamulaştırılmasına karşı 2018 yılından bu yana verdiği mücadeleyi kaybetti. hiçbir sağlık sorunu bulunmayan 57 yaşındaki turgut yücel’in bayramın ilk günü geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.
evet helallik demiştik, şimdi bizlerin de bir zamanlar koylarında yüzebilir cennet marmaris koylarındaki hakkımızda böylece kadük edilmiş oldu ama tabi karar yine de sizindir
hakkınızı helal edebilirsiniz….
selam ve dua ile.
buradan
tam da yaz dönemine girerken hiç bir itibardan tasarruf etmeyerek inşaatı hızla bitirilen bu saray ile ülkemizi yönetmekten bitap düşen liderimiz gönlünce dinlenip enerji toplayacak ve yepyeni kanun hükmünde kararnameler, yasa ve bakan değişiklikleri ile ülkemizi sadece almanya’nın değil bütün dünyanın kıskandığı bir ülke durumuna sokacak.
bu yazlık saray ile alakalı z kuşağındaki arkadaşları biraz bilgilendirmek gereği hasıl oldu tabi şimdi .
önce sarayın resmi:

biraz da bilgi :
zamanında muğla'nın marmaris ilçesi okluk koyu'ndaki 8. cumhurbaşkanı merhum turgut özal'ın yaz tatillerini geçirdiği mütevazi 4 odalı cumhurbaşkanlığı konuk evi yıkıldı. yerine 300 odalı yazlık saray ve hemen dibine de üç bloktan oluşan hizmetli ve koruma için personel lojmanları inşa edildi. ayrıca 10 bin 966 metrekarelik sahil alanı ise özel kum ve çakılla doldurulup plaj haline getirildi. plaj içerisinde güneşlenme ve dinlenme amaçlı bungalovlar yer alıyor. bungalovların ucunda ise denize girmek için iskele ve ayrıca bir yat parkı inşa edildi . uydudan da net olarak görünen ve 13 bin 166 metrekare kapalı inşaat alanına sahip üç ana bloktan oluşan cumhurbaşkanlığı konuk evi'nde havuzlar, hobi ve eğlence alanları bulunuyor.
bu arada yazlık saray çevresinde bulunan yaklaşık 200 dönümlük arazi cumhurbaşkanlığı arazisine dâhil edildi. okluk koyunda bulunan birçok işletme ve evler kamulaştırıldı ve tasfiye edildi. okluk koyu yanısıra komşu sazanlı, hırsız, değirmenbükü ve ingiliz koylarının da yazlık sarayın güvenliği için deniz turizmine kapatıldı.
sanırım bu kadar bilgi yeterli ancak bir şey daha var,
okluk koyu’nın sembol isimlerinden olan turgut yücel, dedelerinden kalan arazisinin kamulaştırılmasına karşı 2018 yılından bu yana verdiği mücadeleyi kaybetti. hiçbir sağlık sorunu bulunmayan 57 yaşındaki turgut yücel’in bayramın ilk günü geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.
evet helallik demiştik, şimdi bizlerin de bir zamanlar koylarında yüzebilir cennet marmaris koylarındaki hakkımızda böylece kadük edilmiş oldu ama tabi karar yine de sizindir
hakkınızı helal edebilirsiniz….
selam ve dua ile.
buradan
devamını gör...
sinirlenip yemek yemek
(bkz: uyaran açlığı)
devamını gör...
konya
türkiye'nin dümdüz memleketlerinden biridir. öyle düzdür ki konya ovası ufuk çizgisiyle birleşir. mevlana türbesi, alaaddin tepesi, aziziye cami, bedesten çarşısı başta olmak üzere pek çok turistik mekana ev sahipliği yapar. kente adım atar atmaz manevi bir hava sizi içine alır. kentte selçuklu kokusu ve dokusu hakimdir. kent planlaması ve belediyecilik açısından takdir edilecek bir büyükşehir. iktidarın en çok oy aldığı ve en fazla da destek verdiği, iktidarla paralel büyüme gösteren bir şehir.
olumsuz yönü ise genel anlamda insan hal ve tavırları, çok kişi insanlarının soğuk davranışlarını eleştiriyor ki bu konuda çok haklılar. aralarında kibar, insancıl, saygılı davranan da var ama bu profiller azınlıkta kalıyor. mevlana ve inanç turizmi merkezi olan ve bu sayede yerli ve yabancı turistleri çeken bir memleketin genel anlamda olumlu bir imaj çizmesi gerek. ama işte bu şehri ziyaret edenler de bu iç anadolu şehrinden bir akdeniz sıcaklığı bekliyorlar sonuç olarak da hayal kırıklığı ve memnuniyetsizlik yaşıyorlar.
olumsuz yönü ise genel anlamda insan hal ve tavırları, çok kişi insanlarının soğuk davranışlarını eleştiriyor ki bu konuda çok haklılar. aralarında kibar, insancıl, saygılı davranan da var ama bu profiller azınlıkta kalıyor. mevlana ve inanç turizmi merkezi olan ve bu sayede yerli ve yabancı turistleri çeken bir memleketin genel anlamda olumlu bir imaj çizmesi gerek. ama işte bu şehri ziyaret edenler de bu iç anadolu şehrinden bir akdeniz sıcaklığı bekliyorlar sonuç olarak da hayal kırıklığı ve memnuniyetsizlik yaşıyorlar.
devamını gör...
çarmıh
kanımca behçet necatigil'in en iyi şiiridir:
çarmıh
trenler, gemiler, yıldızlar…
paramı yollara yatırmak isterdim,
yaşamak uzak şehirlerde… nerde?
ev kirası, elektrik, su parası
kasabı, bakkalı, terzisi…
birini kaparım, biri açılır
masraf kapıları masal kapısı
trenler, gemiler, yıldızlar...
ömrümü yollarda geçirmek isterdim,
bölüşülür evlerde.
aslan payı bana diyen diyene:
bir baba, bir anne, bir kardeş
dünyanın bedbahtı bensiz.
halalardan, amcalardan, dayılardan sesleniş:
bize de!
eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış:
yalnız bizim ol!
akşamlara kadar çalışırız,
bazan gecelerce.
trenlerde, gemilerde, uzaklarda
yalnız yaşamak… nerde?
savrulmuş paralar, bölüşülmüş ömürler,
ne olmuşsa bize olmuş, ara yerde.
(yeni şiirler, 1954 [varlık yayınları])
çarmıh
trenler, gemiler, yıldızlar…
paramı yollara yatırmak isterdim,
yaşamak uzak şehirlerde… nerde?
ev kirası, elektrik, su parası
kasabı, bakkalı, terzisi…
birini kaparım, biri açılır
masraf kapıları masal kapısı
trenler, gemiler, yıldızlar...
ömrümü yollarda geçirmek isterdim,
bölüşülür evlerde.
aslan payı bana diyen diyene:
bir baba, bir anne, bir kardeş
dünyanın bedbahtı bensiz.
halalardan, amcalardan, dayılardan sesleniş:
bize de!
eşlerde, çocuklarda o üzgün, kırık bakış:
yalnız bizim ol!
akşamlara kadar çalışırız,
bazan gecelerce.
trenlerde, gemilerde, uzaklarda
yalnız yaşamak… nerde?
savrulmuş paralar, bölüşülmüş ömürler,
ne olmuşsa bize olmuş, ara yerde.
(yeni şiirler, 1954 [varlık yayınları])
devamını gör...
deredolu
gümüşhane ilinin kelkit ilçesine bağlı küçük bir beldedir. belediye başkanı milliyetçi hareket partisinden olan belde kadın bir belediye başkanına sahip olmasıyla da önemli bir örnektir.

bu yenilikçi beldemizle benim tanışmam ise bir geceyarısı yapılan yolculuk esnasında sanki başka yer yokmuş gibi beldede son bir sigara içmek için mola vermemle başladı.
sivas’ta oynanan akhisar belediyespor- galatasaray türkiye kupası finalinden dönerken kupayı kazanmış olmanın verdiği mutlulukla dolu olarak yolculuğa devam ederken ufak bir sigara molası verip bir yandan ciğerimize dolan dumanı temiz hava ile nötrlemek için gördüğümüz bir üst geçidin altında durduk.
üstümüzde kupanın mutluluğu ve yeni forma alarak kazıklanmış ve üstüne üstlük bir de öngörülü bir şekilde formanın arkasına falcao yazdırmış olmanın hüznü ile sigaralarımızı yaktık.
bir süre gecenin kör karanlığında sigara içtikten sonra etrafa göz atmaya karar verdim. altında bulunduğumuz üst geçit belde ile belediye binasını birbirine bağlamak için yapılmıştı sanki sadece.
yavaş yavaş ve korkuyla beldenin içine doğru yürüyünce postapokaliptik bir şehrin ölü sessizliği ile karşılaştım. biraz daha gidince karanlık iyice yoğunlaştı ve aklıma kim olduğunu bilirsin sen gelince hemen geri döndüm.
o gece orda yaşadıklarımız içimizde biraz ürperti bıraksa da ilk fırsatta tekrar ziyaret etmeye karar vererek ordan ayrıldık. ayrılırken kendimizi ucuz bir hollywood filminde oynamış gibi hissettik.
unutmayın what happens in deredolu stays in deredolu.

bu yenilikçi beldemizle benim tanışmam ise bir geceyarısı yapılan yolculuk esnasında sanki başka yer yokmuş gibi beldede son bir sigara içmek için mola vermemle başladı.
sivas’ta oynanan akhisar belediyespor- galatasaray türkiye kupası finalinden dönerken kupayı kazanmış olmanın verdiği mutlulukla dolu olarak yolculuğa devam ederken ufak bir sigara molası verip bir yandan ciğerimize dolan dumanı temiz hava ile nötrlemek için gördüğümüz bir üst geçidin altında durduk.
üstümüzde kupanın mutluluğu ve yeni forma alarak kazıklanmış ve üstüne üstlük bir de öngörülü bir şekilde formanın arkasına falcao yazdırmış olmanın hüznü ile sigaralarımızı yaktık.
bir süre gecenin kör karanlığında sigara içtikten sonra etrafa göz atmaya karar verdim. altında bulunduğumuz üst geçit belde ile belediye binasını birbirine bağlamak için yapılmıştı sanki sadece.
yavaş yavaş ve korkuyla beldenin içine doğru yürüyünce postapokaliptik bir şehrin ölü sessizliği ile karşılaştım. biraz daha gidince karanlık iyice yoğunlaştı ve aklıma kim olduğunu bilirsin sen gelince hemen geri döndüm.
o gece orda yaşadıklarımız içimizde biraz ürperti bıraksa da ilk fırsatta tekrar ziyaret etmeye karar vererek ordan ayrıldık. ayrılırken kendimizi ucuz bir hollywood filminde oynamış gibi hissettik.
unutmayın what happens in deredolu stays in deredolu.
devamını gör...
ayrılıktan sonra iyi gelen şeyler
bir süre acısını yaşayın ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edin. hiçbir aşkın hep sürmediği gibi hiçbir acı da hep sürmez. iki ağlarsınız iki burnunuzu kolunuza silersiniz birkaç kavanoz nutella filan yersiniz sonra salya sümük uyursunuz. bu biraz böyle devam eder. bir süre sonra yeni bir güne yeni ufuklara, temiz bir sayfaya merhaba.
devamını gör...
resim yükleme özelliğinin gelmesi
büyük kolaylık olacaktır.
devamını gör...
ted mosby
how i met your mother'ın hikaye anlatıcısı baş karakteridir. tam ismi theodore evelyn mosby'dir. ancak tam adını bilen tek kişi barney stinson'dır. barney, bu sırrı kimseye açmayacağına söz vermiştir.
en iyi arkadaşı marshall eriksen'dir. mimarlık ve mimari eğitimi konusunda akademisyenlik yapmış olan, ayran gönüllü, şıpsevdi, ilk buluşmada "seni seviyorum" diyebilen, giyimine ve saçlarına çok da dikkat etmeyen, dağınık, kurgusal erkek karakterdir.
en iyi arkadaşı marshall eriksen'dir. mimarlık ve mimari eğitimi konusunda akademisyenlik yapmış olan, ayran gönüllü, şıpsevdi, ilk buluşmada "seni seviyorum" diyebilen, giyimine ve saçlarına çok da dikkat etmeyen, dağınık, kurgusal erkek karakterdir.
devamını gör...
uzun tanıma kıyamayıp beğeni vermek
öyle yazar kaldıysa alnından öpeyim.
(sirf emek verip yazmış diye bile oy veriyorsa özellikle) . saatlerce uğraşıp tanım giren insanlar var. buna bende dahil.
okumadan oylamam bende. bazen başlığa bakıyorum ilgimi çekmiyor ama x yazar uzunca tanım girmiş, bilgisini, düşüncelerini yazmış. sirf emeğe saygı diye oy veririm. bilirim çünkü ne istekle, zorlukla yazdığını.
okuyun, oylayın gerekirse favlayın. sözlüğün size ihtiyacı var.
ben dizilerle ilgili tanım girmeyi çok seviyorum. diziyi çok severim, tavsiye ederim yazmaktansa, karakterlere, konusuna, uyarlama ise hangi projelerden, sevdiğim-sevmediğim karakterlerden, nerde çekildiğine, oyuncu kadrosuna kadar yazarım. görselde eklenince roman gibi gözüküyor çoğu yazarın gözüne.
benimde yapım böyle. biri çıkar "diziyi anlatmışsın" der, diğeri "dizinin senaristi misin?" diye dalga geçer.
şevkimiz kırılıyor, yapmayın.
(sirf emek verip yazmış diye bile oy veriyorsa özellikle) . saatlerce uğraşıp tanım giren insanlar var. buna bende dahil.
okumadan oylamam bende. bazen başlığa bakıyorum ilgimi çekmiyor ama x yazar uzunca tanım girmiş, bilgisini, düşüncelerini yazmış. sirf emeğe saygı diye oy veririm. bilirim çünkü ne istekle, zorlukla yazdığını.
okuyun, oylayın gerekirse favlayın. sözlüğün size ihtiyacı var.
ben dizilerle ilgili tanım girmeyi çok seviyorum. diziyi çok severim, tavsiye ederim yazmaktansa, karakterlere, konusuna, uyarlama ise hangi projelerden, sevdiğim-sevmediğim karakterlerden, nerde çekildiğine, oyuncu kadrosuna kadar yazarım. görselde eklenince roman gibi gözüküyor çoğu yazarın gözüne.
benimde yapım böyle. biri çıkar "diziyi anlatmışsın" der, diğeri "dizinin senaristi misin?" diye dalga geçer.
şevkimiz kırılıyor, yapmayın.
devamını gör...