çok saçma ulan çok saçma
suskunlar dizisinin ecevit (şerif) karakteriyle özdeşleşmiş, isyan duygusunu belirtirken kullandığı ikonik cümledir.
çok saçma ulan çok saçma. buradasın ama dokunamıyorum. ı̇çim gidiyor sarılamıyorum. çok saçma.
yakalım mı?
çok saçma ulan çok saçma. buradasın ama dokunamıyorum. ı̇çim gidiyor sarılamıyorum. çok saçma.
yakalım mı?
devamını gör...
palmira antik kenti
bugün herkes madımak'ı konuştu. biraz da kimsenin hatırlamadığı şeyleri hatırlatalım.

bu güzel tarihi alanı ışid gördüğünüz hale getirdi. kendisi bir yağmur tanrısı baal tapınağıdır. (baal'in diğer adı da molektir. tanıdık gelmiştir belki. molek-malik-melek-melik-mülk aramice ve arapça'da hepsi mlk kökünden neyse bambaşka bir konu bu.) bir de buranın bilim şehidi arkeolog halil esad vardır ama ondan evernevergreen bahsetmiş zaten. söylemediği bir şeyi söyleyeyim halil esad'ı 1 aya yakın işkenceyle öldürdükten sonra kellesini de bir süre palmira'ya asmış adiler. inançlı arkadaşlar ruhuna bir fatiha okusun. hayatta çok az kişiye lanet ettim fakat ışid kadar lanet ettiğim başka bir embesil topluluğu yok heralde. çocukluğumdan beri arkeolojiye aşık birisi olarak bir ışidli görsem tek kaşık suda boğarım. pislik herifler.

bu güzel tarihi alanı ışid gördüğünüz hale getirdi. kendisi bir yağmur tanrısı baal tapınağıdır. (baal'in diğer adı da molektir. tanıdık gelmiştir belki. molek-malik-melek-melik-mülk aramice ve arapça'da hepsi mlk kökünden neyse bambaşka bir konu bu.) bir de buranın bilim şehidi arkeolog halil esad vardır ama ondan evernevergreen bahsetmiş zaten. söylemediği bir şeyi söyleyeyim halil esad'ı 1 aya yakın işkenceyle öldürdükten sonra kellesini de bir süre palmira'ya asmış adiler. inançlı arkadaşlar ruhuna bir fatiha okusun. hayatta çok az kişiye lanet ettim fakat ışid kadar lanet ettiğim başka bir embesil topluluğu yok heralde. çocukluğumdan beri arkeolojiye aşık birisi olarak bir ışidli görsem tek kaşık suda boğarım. pislik herifler.
devamını gör...
merkez bankası başkanının 128 milyar dolar açıklaması
karışık cümleler kurarak kafa karıştırmak hepsi o.
devamını gör...
akraba evliliği
"kız yabancıya gitmesin'" mottosuyla yola çıkılan, bu birleşmeden vuku bulacak bebeklerin zihnen sağlık durumlarının ilk nesilde olmasa bile ilerleyen nesiller için endişe verici olduğu tıp alemi tarafından bas bas bağırılan ve fakat yine de tınlanmayan, kendi evine girme olayı.
devamını gör...
erkekler ağlamaz
sonra bu toplum neden böyle öfke dolu diye çıkıştığım acınası kalıp cümlesi,
yok erkekler ağlamaz, kadınlar etek giymez, o saatte oradan geçemez, erkek adam şöyle olur böyle olur diye diye yıllardır zırvaladığınız için b.. püsür bir topluma evrildik, tebrik ederim.
kocaman bir balyoz alıp toplumsal normlarınıza, daha bebekken zihinlere ördüğünüz duvarlara ve tüm önyargılara girişebilsem keşke.
yok erkekler ağlamaz, kadınlar etek giymez, o saatte oradan geçemez, erkek adam şöyle olur böyle olur diye diye yıllardır zırvaladığınız için b.. püsür bir topluma evrildik, tebrik ederim.
kocaman bir balyoz alıp toplumsal normlarınıza, daha bebekken zihinlere ördüğünüz duvarlara ve tüm önyargılara girişebilsem keşke.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
ay akışta mahlasını görünce koştum geldim!
"kul kaderini yaşar " mottosu ile yaşayan değerli bir insan.. kendime yakın bulduğum nadir kişilerden.. ne zaman bir şarkı paylaştığını görsem sigaramı yakıp dinlemeye başlıyorum.. iyi ki var! ayrıca moderatör olduğu dönemi kaçırdığım için volkan konak'ın mimoza çiçeğim şarkısındaki asiliği ile kendime kızıyorum..
daim olsun, patagonya'nın girişinde elinde meşale ile bizi karşıladığı nice günler görelim!
"kul kaderini yaşar " mottosu ile yaşayan değerli bir insan.. kendime yakın bulduğum nadir kişilerden.. ne zaman bir şarkı paylaştığını görsem sigaramı yakıp dinlemeye başlıyorum.. iyi ki var! ayrıca moderatör olduğu dönemi kaçırdığım için volkan konak'ın mimoza çiçeğim şarkısındaki asiliği ile kendime kızıyorum..
daim olsun, patagonya'nın girişinde elinde meşale ile bizi karşıladığı nice günler görelim!
devamını gör...
gereksiz yere para harcanan şeyler
oje ve eteklerr.
çok gereksiz para bayıyorum onlara...
çok gereksiz para bayıyorum onlara...
devamını gör...
porno sitelerinin yasaklanması
ahırdaki keçi için hiç de iyi bir haber değil bu!
devamını gör...
hamile kediye saldıran kadın
giderek delirdiğimizin göstergesidir. uyuyan bir kediye bile tahammülü kalmamışsa insanların ortada çok ciddi sorunlar vardır.
devamını gör...
yeni biriyle tanışmayı sevmek
önce yeni biri gibi geliyor. sonra unutamayacağın birine dönüşüyor. sevinmeli mi üzülmeli mi belli değil..
devamını gör...
theo'ya mektuplar
gogh'u tanımak için okunması gereken kitaplardan bir tanesidir. kardeşine yazdığı mektuplarda hem ekonomik durumunu hem ruhsal durumunu hem de iş durumunu kolaylıkla öğreniyoruz. ben çok severek okumuştum, çok yerin altını çizmiştim. hala arada dönüp bakarım. birçok tablosuna hayranlıkla baktıktan çok sonra bu kitabı okumak benim için biraz geç kalmışlık oldu.
neden bilmiyorum, kitabı okurken dostoyevski romanı okuyor gibi hissettim. birisi edebiyatta birisi resim sanatında hayran olduğum kişilerdir. sanırım çok sevgi kaynaklı olabilir veya dönemin şartları bu benzerliği beraberinde getirdi. kitapta gogh'un bir yandan bir şeyler üretmenin peşindeyken diğer yandan ne kadar mutsuz ve içsel sıkıntıları olduğunu sıklıkça gözlemliyoruz.
kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyı da bırakmak istiyorum şöyle:
başımızdan gerçek acıların geçeceği, büyük düş kırıklıklarına uğrayacağımız, büyük bir olasılıkla birçok kötü suç işleyeceğimiz, yanlış işler yapacağımız her ne kadar kesinse bile, yine kesin olan bir şey var ki, ateşli ve cesur olmak-yapabileceğimiz tüm hatalara- karşın dar kafalı ve aşırı temkinli olmaktan iyidir. birçok şeyi çok sevmek de iyi bir şey çünkü insana güç kazandıran budur. çok seven kişi çok da çalışır ve çok şey başarabilir, sevgiyle yapılmış bir iş iyi yapılmıştır.
neden bilmiyorum, kitabı okurken dostoyevski romanı okuyor gibi hissettim. birisi edebiyatta birisi resim sanatında hayran olduğum kişilerdir. sanırım çok sevgi kaynaklı olabilir veya dönemin şartları bu benzerliği beraberinde getirdi. kitapta gogh'un bir yandan bir şeyler üretmenin peşindeyken diğer yandan ne kadar mutsuz ve içsel sıkıntıları olduğunu sıklıkça gözlemliyoruz.
kitaptan çok sevdiğim bir alıntıyı da bırakmak istiyorum şöyle:
başımızdan gerçek acıların geçeceği, büyük düş kırıklıklarına uğrayacağımız, büyük bir olasılıkla birçok kötü suç işleyeceğimiz, yanlış işler yapacağımız her ne kadar kesinse bile, yine kesin olan bir şey var ki, ateşli ve cesur olmak-yapabileceğimiz tüm hatalara- karşın dar kafalı ve aşırı temkinli olmaktan iyidir. birçok şeyi çok sevmek de iyi bir şey çünkü insana güç kazandıran budur. çok seven kişi çok da çalışır ve çok şey başarabilir, sevgiyle yapılmış bir iş iyi yapılmıştır.
devamını gör...
wonko the sane
savunduğu pek çok "sane" şeyin yanında, kişinin ismini kendisinin belirlemesi gerektiğini savunan, yaratılmış en akıllı karakter. insanların ona koydukları isim john watson, kendini adlandırdığı isim, akıllı wonko. yaşadığımız toplumun tamamen delilerden oluştuğunu ancak kendisinin bir deli olmadığını söyleyip, evinin dışını iç mekan; içini dış mekan olarak dekore ederek, yaşadığı yeri tımarhanenin dışına dönüştürmüştür. bu deli toplumdan soyut bir hayat yaşar.
her zeki birey gibi kendisinin de bir kürdan anısı var ki, evini dekore ediş şeklini tamamen buna borçludur kendileri.
"karınız," dedi arthur, etrafına bakınarak, "bazı kürdanlardan bahsetmişti." bu sözleri endişeli bir bakışla, sanki karısı kapının ardından fırlayıp yine kürdanlardan bahsedecekmiş gibi söylemişti.
akıllı wonko güldü. bu hafif ve rahat bir kahkahaydı, kulağa daha önce sık sık kullanıp memnun kaldığı bir kahkaha gibi geliyordu.
"ha, evet," dedi, "bunun dünyanın tamamen çıldırdığını fark edip o zavallıyı içine koymak için tımarhaneyi inşa ettiğim ve iyileşmesini umduğum günle ilgisi var." bu noktada arthur içinde yine bir parça tedirginlik hissetmeye başladı.
"bakın," dedi akıllı wonko, "biz tımarhanenin dışındayız." yine tuğla duvarı, sıvasını ve olukları işaret etti. "şu kapıdan geçince," diyerek ilk girdikleri kapıyı gösterdi. "tımarhaneye girmiş olursunuz. içeridekilerin mutlu olması için orayı hoş bir şekilde dekore etmeye çalıştım, ama yapılabilecek çok fazla şey yok. ben oraya artık hiç gitmiyorum. arada bir bunu yapma isteği duysam bile, ki bugünlerde çok az böyle hissediyorum, kapının üzerinde yazılı olan tabelaya bakmam bu istekten vazgeçmeme yetiyor."
"şuna mı?" dedi fenchurch, biraz da şaşkın bir şekilde üzerinde birtakım talimatlar yazılı mavi bir plakayı işaret ederek.
"evet. bunlar bana en sonunda her şeyden el ayak çektiren sözcükler. bu oldukça ani oldu. o sözcükleri gördüğümde ne yapmam
gerektiğini biliyordum."
levhada şunlar yazılıydı:
çubuğu ortasına yakın bir yerinden tutun. sivri ucu ağzınızda ıslatın. iki diş arasındaki boşluğa sokun ve diş etine kadar ittirin. nazik bir şekilde ileri geri oynatın.
"bana sanki," dedi akıllı wonko, "bir kürdan kutusuna ayrıntılı bir kullanma kılavuzu koyabilecek ölçüde aklını kaybetmiş herhangi bir
uygarlığın içinde daha fazla yaşayıp da akıl sağlığımın yerinde kalması mümkün değilmiş gibi geldi."
douglas adams, so long and thanks for all the fish
her zeki birey gibi kendisinin de bir kürdan anısı var ki, evini dekore ediş şeklini tamamen buna borçludur kendileri.
"karınız," dedi arthur, etrafına bakınarak, "bazı kürdanlardan bahsetmişti." bu sözleri endişeli bir bakışla, sanki karısı kapının ardından fırlayıp yine kürdanlardan bahsedecekmiş gibi söylemişti.
akıllı wonko güldü. bu hafif ve rahat bir kahkahaydı, kulağa daha önce sık sık kullanıp memnun kaldığı bir kahkaha gibi geliyordu.
"ha, evet," dedi, "bunun dünyanın tamamen çıldırdığını fark edip o zavallıyı içine koymak için tımarhaneyi inşa ettiğim ve iyileşmesini umduğum günle ilgisi var." bu noktada arthur içinde yine bir parça tedirginlik hissetmeye başladı.
"bakın," dedi akıllı wonko, "biz tımarhanenin dışındayız." yine tuğla duvarı, sıvasını ve olukları işaret etti. "şu kapıdan geçince," diyerek ilk girdikleri kapıyı gösterdi. "tımarhaneye girmiş olursunuz. içeridekilerin mutlu olması için orayı hoş bir şekilde dekore etmeye çalıştım, ama yapılabilecek çok fazla şey yok. ben oraya artık hiç gitmiyorum. arada bir bunu yapma isteği duysam bile, ki bugünlerde çok az böyle hissediyorum, kapının üzerinde yazılı olan tabelaya bakmam bu istekten vazgeçmeme yetiyor."
"şuna mı?" dedi fenchurch, biraz da şaşkın bir şekilde üzerinde birtakım talimatlar yazılı mavi bir plakayı işaret ederek.
"evet. bunlar bana en sonunda her şeyden el ayak çektiren sözcükler. bu oldukça ani oldu. o sözcükleri gördüğümde ne yapmam
gerektiğini biliyordum."
levhada şunlar yazılıydı:
çubuğu ortasına yakın bir yerinden tutun. sivri ucu ağzınızda ıslatın. iki diş arasındaki boşluğa sokun ve diş etine kadar ittirin. nazik bir şekilde ileri geri oynatın.
"bana sanki," dedi akıllı wonko, "bir kürdan kutusuna ayrıntılı bir kullanma kılavuzu koyabilecek ölçüde aklını kaybetmiş herhangi bir
uygarlığın içinde daha fazla yaşayıp da akıl sağlığımın yerinde kalması mümkün değilmiş gibi geldi."
douglas adams, so long and thanks for all the fish
devamını gör...
sivas'ta 30 erkeğin grup seks yaparken basılması
marjinal olun dedikte! okadar demedik gençler.
ne oldu şimdi (bkz: yiğidin harman olduğu yer) sloganı değişiyormu.
ne oldu şimdi (bkz: yiğidin harman olduğu yer) sloganı değişiyormu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
(tematik)
karayel
(bkz: soğuk yerel rüzgarlar)dan biridir.
türkiye'de karadeniz ve marmara bölgelerinde etkisini gösterir.
türkiye'de karadeniz ve marmara bölgelerinde etkisini gösterir.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
bir senle ben kaldık sanki
biz bizeyiz
nesemiz.. keyfimiz..
sözlükte olmasaymis..
ne yaparmisiz ki biz..
biz bizeyiz
nesemiz.. keyfimiz..
sözlükte olmasaymis..
ne yaparmisiz ki biz..
devamını gör...
işini aşkla yapan seri katil
kenan doğulu hayranı olan seri katil. öldürürken malum şarkıyı dinleyip kopmalara doyamıyor olabilir.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
çok güzel şiir be! hadi yine iyisiniz köftehorlar.
münacaat
bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
hata yapmak
fırsatını ademe veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
çeşme var,kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da
gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış,bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.
bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı,bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ismet özel
münacaat
bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
hata yapmak
fırsatını ademe veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
çeşme var,kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da
gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.
gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış,bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.
bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
gençken almadın canımı,bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.
şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
ismet özel
devamını gör...


