imkanım olduğu sürece güzel ülkemin her şehrini gezmeyi çok istiyorum.
bugüne kadar gidebildiğim şehirler, istanbul, izmir, ankara, antalya, muğla, malatya, elazığ, kocaeli, yalova, bursa, eskişehir, afyon, balıkesir,erzurum.
devamını gör...

belki dahil olduğum jenerasyondan * belki de karşı konulamaz cazibesinden, tam bir elektronik müzik hastası olarak açmak istediğim veritabanıdır. keyifli dinlemeler dilerim.
eklemeler şüphesiz gelecektir.

öneriler:

daft punk - horizon
henry green - realign
joe turner - solace
ofenbach & quarterhead - head shoulders knees & toes
rüfüs du sol - underwater
rüfüs du sol - no place
daft punk - veridis quo
boerd & rondo mo - ready
devamını gör...

nickaltı açılışı..

açılması geç oldu kusura bakılmasın.. dünden beri kafam sola yatık şekilde resme baktığımdan mütevelli geçirdiğim boyun fıtığı yüzündendir. çözemedim, hala çözemiyorum..

gerçek olması şaibeli, bir o kadar da gerçek gibi ki, bilemiyorum.
devamını gör...

olabiliritesi olan şeylerin hayalini kurmaktan daha keyiflidir. ulaşılamayacak olması onu daha güzel yapar. ama hayal işte. olmayacak diye hayal de mi etmeyelim. benim hayalim sonuçta. ucu bucağı sınırı olmak zorunda değil. hayal gücümü de istediğim gibi kullanamayacak isem ne diye var bu hayal gücü, dedirten başlıktır.
devamını gör...

en son bu cümleyi kendi kendime kurduğumda rahmetli dayım ben ağlarken mutfağa bir anda dalmıştı. kendisinden çok korkardım . sert bir adamdı ve o sert ses tonuyla "niye ağlıyorsun sen? " diye sordu. korkumdan ağlamıyorum grip oldum dedim. izmir sıcağında 40 derece de ne gribi dedi. ben de dedim ki klima çarptı. grip olma ile üşütme arasındaki farkı bilemeyecek kadar cahil ama benim yalanımı anlayacak kadar da zeki bir adamdı. buzdolabına yöneldi ve bir soğan çıkardı. ikiye böldü. al bunu ye, bir şeyin kalmaz dedi. korkumdan hayır da diyemedim. önüme konulan soğanı ısıra ısıra yedim. bu da bir anımdır,
t. saçma sapan bir şekilde anı canlandıran cümle
devamını gör...

oldukça şaşırdığım bi durum. ne yani cidden temizleme gereği duymuyor musunuz? umarım bu her erkek için geçerli değildir.
devamını gör...

islamın şartlarından olan zekat yani türkiyedeki zengiller zekatlarını verse fakir kalmaz ama neyse onların bilecekleri bir şeydir.

türkiyenin yardımları başka ülkelere olduğu için ülkemiz fakir kalmıştır.
türkiyeyi yöneten insanlar dış ülkelere yardım konusuyla ilgileniyor lütfen sonra tekrar deneyiniz
hadi birazda kendi ülkenize yardım edin ayıp değil ya ülkenizi kalkındırırsınız .
devamını gör...

baştan söyleyeyim kimse ile polemiğe girme, kimseyle dost ya da düşman olma amacım yok fakat bir şey bana son derece garip geliyor ki yazmadan edemeyeceğim: ders çalışıp bu konularda sözlükte başlık açmak.

sabah uyanıyorum, bilgisayarı açıyorum bir bakıyorum sol frame tamamen tıp terimleri ile dolu.

gelip niye konuları burada tekrar ediyorsunuz?
insanlar gelip endoplazmik retikulum da neymiş diye buradan mı bakıyorlar?

amacı nedir bir türlü anlayamıyorum.
devamını gör...

sistemin şifrelerini çözerek savaşın akışını değiştiren kişi alan turing’dir.
devamını gör...

benimkiler tavşan* ve muhabbet kuşu* olurdu galiba.
devamını gör...

türkiye siyaseti
eğitim sistemi
ekonomi
exxen
devamını gör...

bülbülü öldürmek-harper lee
dava-franz kafka

sizi anlatımı ile olaydan olaya sürükleyen ve adalet ,hukuk gibi kavramlarını oldukça iyi işleyen iki kitabı yukarıda belirttim ,herkese tavsiye ederim.daha fazla detayı spolier olmasın diye belirtmeyeceğim.
devamını gör...

1 günde bitirdiğim stefan zweig kitabı. kitabın stefan zweig tarafından yazılmadığını, sadece kendisi tarafından yayımlandığını okudum birkaç yerde fakat bu bilginin doğruluğundan emin değilim zira yaptığım araştırmalarda bu konuyla ilgili kesin ve net ifadelere ulaşamadım. (konuyla ilgili bilgisi olan biri beni aydınlatırsa sevinirim.) fakat kendisi tarafından yazılmasa bile kitabın stefan zweig havası taşıdığı bir gerçek zira kitapta detaylı psikolojik analizlere, başarılı zaman ve mekan tasvirlerine rastlıyorsunuz tıpkı bir stefan zweig kitabı okurken olduğu gibi. kitaptaki karakterin iç dünyası ve yaşadığı duygu değişimleri o kadar başarılı bir şekilde ve o kadar güzel cümlerle aktarılıyor ki okura kendinizi karakterin yerine rahatlıkla koyabiliyorsunuz ve karakeri rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. kitapta hayata ve etrafına karşı son derece duyarsızlaşmış, yaşama olan tutkusunu yitirmiş, sadece kendisine verilen rolü oynaması gerektiğini düşünen ve yalnızlaşmış bir karakterin birtakım olaylar silsilesi sonucu kendisine verilen rolden sıyrılıp kendi benliğini yeniden keşfetmesini ve yaşama olan tutkusunu tekrardan kazanmasını okuyoruz. bütün bu olaylar sadece bir günde gerçekleşiyor ve bu süreci adım adım oldukça detaylı bir şekilde anlatıyor yazar. fakat bu süreçten sonrasını fazla detaya girmeden kısa bir şekilde geçiyor, şahsen ben bu süreçten sonrasına dair biraz daha fazla detay görmek isterdim. kitapta karakter tasviri kadar detaylı bir zaman ve mekan tasviri yapılmıyor, yani bazı yazarların yaptığı gibi zaman ve mekana dair en ufak bir ayrıntı bile verilmiyor ama yazarın verilmesi gereken en önemli ayrıntıları vermesiyle ortamın gözünüzde rahatlıkla canlandırabiliyorsunuz. şahsen benim severek okuduğum bir kitap oldu, okumak isteyen olursa da rahatlıkla önerebilirim
devamını gör...

insanların oturup, düşünüp yazdıkları bir kitaptır.
edit 1 : yok mağaranın önünü örümcekler kapatmış vs hadi len oradan.
devamını gör...

bana göre türkiyedeki en iyi rap sanatçılarından biridir; arkadaşları onu, çok iyi bir şairdir diye tanımlarlar.
popüler olayım gibi bi kaygı gütmeden sadece müziğini yapma derdindedir.
mükemmel söz yazar, bazı sevdiği sözleri farklı şarkılarda kullanmak gibi hoş bi özelliği vardır.
kelime oyunlarını sever. *
enstrumental parçaları çok başarılıdır.
devamını gör...

(bkz: kafam olmuş bir milyon)
(bkz: buraya bakarlar)
devamını gör...

özellikle yeni oyuncuların - yeni derken en az 1.5 sene oynamış olanlardan söz ediyorum- çok sık aynı hataya düştüğü hint asıllı oyun. hataya gelecek olursak; taşların stratejik değeri ve taş fedası... satrançta taşın değerini kendisi değil oyunun şartları, oyuncunun kurduğu strateji ve taşın bulunduğu mevcut konum belirler. resmi olarak taşların bir sayı değeri vardır evet ve hatta yıllarca ufak bir takım değişikliklere de uğramıştır ama bu durumu yanlış değerlendirip vezir en iyisi kafası yanlış bir kafa yapısıdır ve bu tip oyuncular bir noktada tıkanıp ilerleyemezler. vezir örneğinden gidiyorum çünkü çoğu oyuncu vezirini kaybettiği an oyunu kaybettiği yanılgısına düşüyor. elinizin altında olan vezir kaybettiğiniz filin yerine daha iyi iş yapmayabilir veya yapadabilir bu tamamen oyuncu ve oyunun mevcut şartları ile ilgilidir. bu mantıkla bakıldığında bu insanlar gerektiği yerde vezir fedası yapamazlar ve bir noktada bu yenilgiye sürükleyen büyük bir hataya da dönüşebilir. yakın zamanda yaptığım bir maçtan basit bir örnek vermek gerekirse; mevcut bir piyon terfisinde vezir yerine at tercih ettim. rakibim oyuna girecek ikinci bir rakip vezir olmadığını görünce daha fazla huzursuz olması gerekirken rahat bir nefes verdi ama o at oyunum için kilit bir noktadaydı ve vezirimin sağlayamayacağı bir avantaj ile rakibimi köşeye sıkıştırma olanağı sağladı. demek istediğim eğer orada vezir en iyisi kafası ile vezir tercih edilmiş olsaydı rakibi istediğim pozisyona getirmek bana fazladan en iyi ihtimalle 6 hamleye neden olacaktı ve 6 hamle demek tahtada şartların çok fazla değişmesi demektir. bu da şu noktaya çıkar; en az 3 hamle sonrası üzerine fikir yürütemediğiniz bir maçta neyi ne zaman feda etmeniz gerektiğini veya neyin stratejik değeri olduğunu anlayamazsınız. taşın değerini belirleyen bir diğer nokta da işte bu öngörü durumudur ve bu bizi başka bir konuya götürüyor.

dürüst olmak gerekirse bir kaç parlak ve beklenmedik hamleyi saymazsak eğer satranç uzun zamandır görsel hafıza, ezber ve yapılan alıştırmalar/edinilen tecrübe ile ilgili. açılış ile oyunsonu arasında iyi bir yol izleyen biri nadiren yenilir. şartları kendi lehine çevirecek kadar oyun bilgisi olan biri oldukça zekice yapılmış bir kaç hamlenin bile aleyhine işlemesini kolayca engelleyebilir. bu durumda da notasyon bilmek gerekir çünkü daha önce oynanmış olan maçlar iyi bir yol göstericidir ve bir çok maçı ezberlemek yerine kağıdın üzerinde yazanları ezberlemek daha kolaydır üstelik onlara sanki denklem veya formül gibi yaklaşıyorsanız. ek olarak notasyon okuyamayan biri ne önceki maçları rahatlıkla analiz edebilir ne de eco kodlarına sahip olsa da pek bir şey yapabilir. benim gördüğüm üç tip satranç oyuncusu var; tahtayı savaş meydanı gibi görenler, tamamen matematiksel olarak yaklaşanlar ve ikisi arasındaki dengeyi kurmuş olanlar. ben ikinci tip oyuncu olduğumdan diğerleri hakkında çok yorum yapmadan basitçe kendi oyun mantığımı aktarayım. benim için satranç tahtası önüme gelene kadar af3 sadece af3'dür. o tahtayı yüzlerce kez görmüş olsamda önüme gelene kadar hatta geldiğinde bile bu değişmez. atın hangi kareye ilerleyeceği kafamda olmak zorunda değildir kafamda yalnızca belirli bir sıralamayı tutarım yani kafamda sadece eco kodlarını bulup ezberlediğim sistem vardır benim için at at falan değildir belirli bir örüntüyü bozmadan devam ettirmeye çalışırım oyun boyunca ve oyunun durumuna göre örüntüyü bozmayan en uygun oyunsonu ile bitiririm. elbette tamamen ezber durumu kurtarmıyor ama bu noktada önceki maçlara hakimiyet oyuncuya izleyeceği yol konusunda yardımcı oluyor ki bu maçları hatırlamanın kolay yolu da az önce belirttiğim sistemden geçer. bir maçın her hamlesini akılda tutmak zordur ama notasyon kağıdını bir formül gibi ezberlemek bunu kolaylaştırır. bunu tam olarak açıklamak mümkün değil hangi oyuncu tipini anlatsam da aynı gibi gelecek esasında ama oyuncular rahatlıkla demek istediğim noktayı ve farklılığı yakalayacaklardır. bu sıkıcı bir oyun tipidir çünkü ortada birliklerinizi öne sürdüğünüzü düşünüp gaza geldiğiniz ve gerçekten savaş meydanında bir komutanmış gibi ani ve stratejik kararlar verdiğiniz nadir olur. sadece ezberden sayılar ve harfler vardır önünüzde satranç takımını görmezsiniz ama bu kazanmak için genelde en kesin yoldur yine de zevk almak için en iyi yol olduğu söylenemez. ortada ruhunu kaybetmiş bir oyun vardır demek gayet yerinde olacaktır bence ama kendi adıma zafer kazandığımda bu ruhumu yeterince besliyor zaten.* benim oyunu savaş alanı olarak gördüğüm tek yer kazandığım bir oyunun sonu çünkü rakibin bir piyonunu tamamen centilmenlikten uzak bir şekilde ganimet olarak alıyorum. yani açıkça takımını bozup oynanmayacak duruma getiriyorum ki ganimet olarak toprak almaktan farkı yok bence. utanır mıyım? sanmam.*

şu var ki ben iyi bir oyuncu muyum hiç sanmam ve satranç konusunda akıl verecek son kişiyim çünkü satranç takımı ile değil harf ve sayılarla ilgileniyorum yani dürüstçe kazanmak için sıkıcı ve kısmen hileli yolu tercih ediyorum ama kim ne derse desin çoğumuz o masaya kazanmak için otururuz kaybetmek için değil. ruhumu dinlendirmek istesem go -orada da gelenekselden yola çıkıp sonra agresif oyun sergilemeye başlamamışım gibi.*- oynarım.

sadece ezber yapmak yeterli değil elbette. oyuncunun bilgiye sahip olması onu uygulamada başarılı olup olmayacağına dair güvence vermez. rakip maçı satar gibi her zaman ezber tuzakların içine atlamıyor yaptığı hamleler ile. ya rakibi istediğiniz oyuna yönlendirecek kadar baskı kurabilecek stratejilere sahip olmak gerek ve alexander alekhine değilseniz bu epey zordur ya da oyunu rakibe göre yönlendirebilecek kadar fazla stratejiye sahip olmak. ilki gerçekten zordur çünkü bir gün sert kayaya çarpmak var, her zaman işe yaramaz. ikincisi ise zahmetli ama güvenli bir tercihtir her zaman çünkü rüzgar nereden eserse essin zaten buna uygun bir taktik her zaman sol cepte durur yani tuzağın tuzağı vardır. agresif oyun sergilemek hızlı bir zeka daha pasif kalmak teknik gerektirir işin özeti. bunlar kısmen bilindik ve basit şeyler ama yeni oyuncular sıklıkla es geçiyor. diğer iki oyuncu tipi hakkında çok yorum yapamayacağım çünkü açıkçası benim oyun tarzım ve oyuna bakış açım bu değil onu bilen anlatsın...

ek olarak oynanan kısmen önemli veya zorlama ihtimali olan maçların notasyonlarını okunaklı ve düzgün yazmakta fayda var. o maçlar altın gibidir, bütün hatalarınızı görmek, analiz etmek ve törpülemek için gereklidir. kendi maçlarınızı bitince unutmayın, bittikten sonra da işe yarıyorlar. ayrıca her oyuncunun oyun stili kendine özgüdür ama bence bir büyükusta'nın hatta mümkünse bir kaç tanesinin stilini benimsemekte fayda var. elbette ölü adamların mezarlarının başında ruh çağırma ayini yapın demek değil bu, eski maçları gözden geçirmek analiz etmek ve yapılan analizleri okumak yeterli gelecektir profesyonel oyuncu olacak olsak burada ne ben bunu yazıyor olurum ne siz okuyor olursunuz çiçeklerim.

ben kendi adıma bu oyun tarzı ile eğleniyorum ama diğer iki oyun tipine göre çoğu insan için çok eğlenceli gelmeyebilir. ben de mikhail botvinnik değilim zaten ne diye okudunuz buraya kadar hiç bilmiyorum.
devamını gör...

üsluba uygun olursa keyifli bile olabilir dediğim, merakla beklediğimiz hadise.
devamını gör...

"yorulduysan, ara verebilirsin.
istemiyorsan, serbest bırakabilirsin.
içine sinmediyse, vazgeçebilirsin.
olmadıysa, yeniden deneyebilirsin."
devamını gör...

müslüman olmanın ilk gereklerinden biridir. allah'tan başka ilah olmadığı, hz.muhammed'in de o'nun kulu ve elçisi olduğunun beyanı olan ibaredir.

"eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resulühü."

islam inancında ölmeden hemen önce bu cümleyi tekrarlayabilenlerin cennete gideceğine inanılır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim