normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yani şurada biraz olsun eğlencelim, gülümseyelim isteyen biriyim. hep de bu çaba içinde oldum.
tabiki yeri geldi kızmışımdır yeri geldi üzülmüşümdür. ama kimseye gönül koymak yakışmaz. burası en nihayetinde sanal bir ortam, bir kişiyle tanışma fırsatım oldu, iyi ki de olmuş. ben çok mutlu oldum. kendisi de olmuştur inşallah.
velhasıl kelam, her yazarın bir nickaltı var.
gönlü bol insanlar sayesinde yazarların da bir anlığına gülümsemesine vesile oluyor.
bugün de uzun süre sonra benim başlığım canlandı. keşke de canlanmasaydı.
yani gerçekten zoruma gitti yazılan.
40 yaşıma yaklaştığım şu zamanda ilk defa böyle bir can acıtıcı cümlelere maruz kaldım.
ama yine de buradaki kimseye gönül koyamam, bu yakışmaz.
dolayısıyla herkesin canı sağolsun diyorum. insanları da anlamak lazımdır. herkes stres içinde.
ben herkesten razıyım, inşallah bende de razı olur yazarlar.
sevgi ve saygılarımla...
tabiki yeri geldi kızmışımdır yeri geldi üzülmüşümdür. ama kimseye gönül koymak yakışmaz. burası en nihayetinde sanal bir ortam, bir kişiyle tanışma fırsatım oldu, iyi ki de olmuş. ben çok mutlu oldum. kendisi de olmuştur inşallah.
velhasıl kelam, her yazarın bir nickaltı var.
gönlü bol insanlar sayesinde yazarların da bir anlığına gülümsemesine vesile oluyor.
bugün de uzun süre sonra benim başlığım canlandı. keşke de canlanmasaydı.
yani gerçekten zoruma gitti yazılan.
40 yaşıma yaklaştığım şu zamanda ilk defa böyle bir can acıtıcı cümlelere maruz kaldım.
ama yine de buradaki kimseye gönül koyamam, bu yakışmaz.
dolayısıyla herkesin canı sağolsun diyorum. insanları da anlamak lazımdır. herkes stres içinde.
ben herkesten razıyım, inşallah bende de razı olur yazarlar.
sevgi ve saygılarımla...
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
mevlam ne kusur ettim, nerden düştüm bu derde...
günahımı bilirim de, dermanım hangi defterde..
bir garip pervaneyem, gezerim ışık nerde..
aşık dediğinin ne işi var sözlüklerde..
günahımı bilirim de, dermanım hangi defterde..
bir garip pervaneyem, gezerim ışık nerde..
aşık dediğinin ne işi var sözlüklerde..
devamını gör...
pavlov'un göbeği
#1627881 son derece manüpilatif bir tanım yazdığınız. üstelik doğruyu da yansıtmıyor. çünkü; isteyen herkes sözlükte başlık kutusuna nude kıvamı yazabilir ve şu ibareyle kolayca karşılaşabilir.

bir goy goy suçlaması var; bu sözlükte beni tanıyan herkes bilir ki; yapana itirazım olmasada da ben goy goya gelmem, bunun nesnesi olmam, gönüllüsü hiç olmam. *
esas konu bu değil zaten, burada önemli olan * bir yazarı böyle bir başlık açmamaya ya da altına tanım yazmamaya ikna etmekte kullandığınız yöntemin keyfiyeti ki; bu keyfiyet bir kafa izni ile neticelenmiş durumda zaten.
sakatlık; "sözlük formatı"nı uygulamadaki esnekliğiniz, kriterlerinizin yazara göre değişkenliği, zaman zaman kıyıcılık ya da kayırmacılık niteliği kazanması. sonuç olarak neden olduğu adaletsizlik sayın mod.
sakatlık; nick6 cancişliği, nick6 kankacılığı, cevap niteliğinde tanım yazma, sataşma niteliğinde tanım yazma ya da var olan başlıkların benzerlerinin defaatle açılabilmesi, goy gooyun dibine vurulabilmesi gibi birçok örnek cirit atarken sol sütunda, yönetimin verdiği tepkilerdeki tutarsızlık.
kolay gelsin.

bir goy goy suçlaması var; bu sözlükte beni tanıyan herkes bilir ki; yapana itirazım olmasada da ben goy goya gelmem, bunun nesnesi olmam, gönüllüsü hiç olmam. *
esas konu bu değil zaten, burada önemli olan * bir yazarı böyle bir başlık açmamaya ya da altına tanım yazmamaya ikna etmekte kullandığınız yöntemin keyfiyeti ki; bu keyfiyet bir kafa izni ile neticelenmiş durumda zaten.
sakatlık; "sözlük formatı"nı uygulamadaki esnekliğiniz, kriterlerinizin yazara göre değişkenliği, zaman zaman kıyıcılık ya da kayırmacılık niteliği kazanması. sonuç olarak neden olduğu adaletsizlik sayın mod.
sakatlık; nick6 cancişliği, nick6 kankacılığı, cevap niteliğinde tanım yazma, sataşma niteliğinde tanım yazma ya da var olan başlıkların benzerlerinin defaatle açılabilmesi, goy gooyun dibine vurulabilmesi gibi birçok örnek cirit atarken sol sütunda, yönetimin verdiği tepkilerdeki tutarsızlık.
kolay gelsin.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
cemaat yurtları ve ülkü ocakları. *
devamını gör...
pala
kurtlar vadisi'nin en karizmatik, en ağır karakteridir.
polat fasa fisodur pala'nın yanında.
bu millet için kelle koltukta gezmiştir.
biz sıcak yataklarımızda yatarken, o dağda yatmıştır.
ama polat'a harcanmıştır.
otelde keyif yaparken 2.5 lt fanta şişesiyle alı konulmuştur.
kendisi paketlenip sorgulanırken, halo da mahpusdan paketlenip kaçırılmıştır.
bu olaylar üzerine şöyle efsane bir diyalog geçmiştir.
-o çocuğu hatırlıyorum. omar aşiretindendi. ismini de çıkaracam..
- kaçmış gelmiş işte ağa, bize ne adından ?
-boş boş konuşma lan ! aşiretten kaçanlar türkücü olur, mafya olmaz !
-devlet hesabına mı çalışıyorlar ağa ?
var bi fırıldak.
-ağa ! ben öbür bıyıklıyı gördüm.
nerde ?
- otelden içeri girerken.
-gördün de niye söylemiyon bedir !
- ters yapma ağa. anca birleştirdim kafamda.
-beni paketleyip sorguya alıyorlar. halo'yu paketleyip içerden alıyorlar. kim lan bunlar ! kim lan bu polat alemdar !
-gidelim, basalım mekânlarını, alıp sorgulayalım ağa.
- ağa ! bizi başkalarına ihale etmişler, toplayıp tası tarağı gitme vaktidir.
-senin bu dediğine kaçma, kralın dediğine de dangalaklık derler. ben o halo'nun 10 kâğıdını almadan , şurdan şuraya gitmem lan !
istanbul'dan böyle kaçarsak bizi dağda ne yaparlar lan !
maymun eder oynatırlar.
yürüyün gidiyoruz !!!
polat fasa fisodur pala'nın yanında.
bu millet için kelle koltukta gezmiştir.
biz sıcak yataklarımızda yatarken, o dağda yatmıştır.
ama polat'a harcanmıştır.
otelde keyif yaparken 2.5 lt fanta şişesiyle alı konulmuştur.
kendisi paketlenip sorgulanırken, halo da mahpusdan paketlenip kaçırılmıştır.
bu olaylar üzerine şöyle efsane bir diyalog geçmiştir.
-o çocuğu hatırlıyorum. omar aşiretindendi. ismini de çıkaracam..
- kaçmış gelmiş işte ağa, bize ne adından ?
-boş boş konuşma lan ! aşiretten kaçanlar türkücü olur, mafya olmaz !
-devlet hesabına mı çalışıyorlar ağa ?
var bi fırıldak.
-ağa ! ben öbür bıyıklıyı gördüm.
nerde ?
- otelden içeri girerken.
-gördün de niye söylemiyon bedir !
- ters yapma ağa. anca birleştirdim kafamda.
-beni paketleyip sorguya alıyorlar. halo'yu paketleyip içerden alıyorlar. kim lan bunlar ! kim lan bu polat alemdar !
-gidelim, basalım mekânlarını, alıp sorgulayalım ağa.
- ağa ! bizi başkalarına ihale etmişler, toplayıp tası tarağı gitme vaktidir.
-senin bu dediğine kaçma, kralın dediğine de dangalaklık derler. ben o halo'nun 10 kâğıdını almadan , şurdan şuraya gitmem lan !
istanbul'dan böyle kaçarsak bizi dağda ne yaparlar lan !
maymun eder oynatırlar.
yürüyün gidiyoruz !!!
devamını gör...
sözlükte hiç arkadaşının olmaması
bazı kimselerin içinde bulunduğu durum.
bence övünülecek bir durum değil. tersi de, yani arkadaş sahibi olmak da övünülecek bir durum değil. arkadaşlık dediğimiz şey sonuçta insanların hayatındaki temel gerçeklerden biri. arkadaş edinmek -nerede olursa olsun; ister sözlük ister iş yeri ister başka yer- utanılacak bir şey değil. arkadaş edinmemek de matah bir durum değil.
sözlükte arkadaş edinmek kişinin hayatını etkilemiyor. ekşi'de özel mesaj alımım kapalı. ulu'da çok uzun bir süre kapalıydı, sonradan açtım. burada genellikle açıkç dolayısıyla bazı sözlüklerde arkadaşım oldu, bazılarında olmadı. bu ne benim kişiliğimi etkiler ne de sözlükte ne yazdığımı ve nasıl yazdığımı değiştirir. bir şeyin cılkını çıkarmadığınız sürece o şeyi yapmanın sözlüğe bir zararı yok.
bence övünülecek bir durum değil. tersi de, yani arkadaş sahibi olmak da övünülecek bir durum değil. arkadaşlık dediğimiz şey sonuçta insanların hayatındaki temel gerçeklerden biri. arkadaş edinmek -nerede olursa olsun; ister sözlük ister iş yeri ister başka yer- utanılacak bir şey değil. arkadaş edinmemek de matah bir durum değil.
sözlükte arkadaş edinmek kişinin hayatını etkilemiyor. ekşi'de özel mesaj alımım kapalı. ulu'da çok uzun bir süre kapalıydı, sonradan açtım. burada genellikle açıkç dolayısıyla bazı sözlüklerde arkadaşım oldu, bazılarında olmadı. bu ne benim kişiliğimi etkiler ne de sözlükte ne yazdığımı ve nasıl yazdığımı değiştirir. bir şeyin cılkını çıkarmadığınız sürece o şeyi yapmanın sözlüğe bir zararı yok.
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
iki metre kare bir alan. siyah film camdan görünen biraz gökyüzü biraz da yandaki evin çatısı. uçsuz bucaksız ile çirkin bir kefede. duvarda deniz kabukları, sahte bir kuş hisssetiğim çoğu an gibi. birkaç mum romantik yanımı simgeleyen. ha bir de ay şeklinde minik pilli bir lamba. yakınca etrafa pek ışık saçmıyor ama izlemesi keyifli. hayatım gibi...
ne zaman biraz hüzün hissetsem açıyorum bir bira; ilişiyorum tahta, rahatsız, minik sandalyeye açıyorum bir müzik. şöyle göğsümde biriken acılara ulaşmak için... üflüyorum 'puffff' diye, tozların altında kalan yara izlerine bakıyorum sonra. çoğu iyileşmiş. bir tanesi var, işte o çok derin. her seferinde tam iyi oldu artık kabuk kopacak, çirkin bir iz kalacak diye bekliyorum. ve yine her seferinde bir parça pis iltihapla beraber kan akıyor. yine olmamış, diyorum.
geceye karışan müzik, başka ses yok. etrafı kaplayan, kocaman bir yalnızlığın sesi. dayanamıyorum. alıyorum elime telefonu. basıyorum bir tuşa. benim kadar sahte bir hayatı olan çok uzakta ancak bir o kadar yakındaki dostu arıyorum. ilk cümleyi ben kuruyorum. hep, her zaman. her mesajda, her telefonda. yine öyle oluyor.
- naber?
- iyi, normal. senden?
diyor her zamanki gibi. hep iyi, hep normal. işte bu cümle de onun özeti. yaşanmamış gibi. gün içerisinde aklından geçen, canını yakan onca şey yokmuş gibi; heyecanlandıran, gülümseten onca an. ona sorsan yok. ona sorsan kibri de yok. oysaki var işte adam göğsünde bir bıçak, zihninde deli cümleler var.
- ben kötüyüm ama...
- neden?
neden, desin istiyorum. biri beni görsün, gerçek beni. kırılgan acıyan yanımı. kahkahaların ardındaki hisleri de. sahte değil gülüşlerim. ama çok kocamanlar. yaşadığım her şeyi sığdırıyorum onların içine. bu yanımı da görsün istiyorum.
ama herkes değil. anlattığımda bana acımayacak, yargılamayacak biri görsün istiyorum. kimileri derine gömer, ben deşip iyileşiyorum kelimelere döktükçe. ama kelimelerin anlamını bilen biri dinlesin istiyorum. o neden, diyor; ben anlatıyorum.
kırıldığım, kırdığım anları seriyorum ipe. çok cümle kurmuyorum. uzun cümleler de kurmuyorum. ilk kez güzellemeden, savunmadan olduğu gibi aktarmaya çalışıyorum. çünkü yalın bir şekilde anlatmayı pek başaramam. her şeyi biraz savunarak, biraz güzelleyerek anlatırım. benim savunma mekanizmam da bu çünkü.
"gitti. beni benim onu sevdiğim kadar sevmedi. geri geldi ama artık ne bu sevgi eskisi gibi ne de ben."diyorum.
ne kadar klişe geliyor değil mi kulağa aşk acısı. ulan herkes bir diğerininkini umursamıyor da 'en çok benim acıyan' diye düşünüyor ya. işte tam olarak bu. beni az seviyor oluşu, bir zaman az sevmiş olması, bende değil bir başkasında huzuru araması... yıllar geçiyor. acı arada bir kalkıp yumruk atıyor. ahh, be...
"şimdi geçmiş işte. bir yola girmiş, bir karar vermişsin. sızlanma. korkaksın! korku çirkin bir bağ onu güzel bir masa üstü ile kapatıp üzerine bir çiçek koyup adına da aşk diyorsunuz." diyor. gerçeği pat diye bırakıyor havaya.
gözümden yaşlar akıyor. onca zamana rağmen. şöyle bir yokluyorum. o da ne! eskisi gibi acımıyor. hala kocaman bir yara, iyileşmedi. iyileşmesi de çok zor. kapatıyorum telefonu. uyuyorum sonra.
yeni bir güne uyanıyorum. bugün çok daha güzel diyorum. güzel görüyor, güzel hissediyorum gerçekten. çünkü fark ettim. ben korkağım! kendime itiraf edemediğim hep buydu. güçlü durmaya çalışıyor, kendimle mücadele ediyordum. artık kendime yalan yok. kabul ettim. buyum ben: aciz, aşık bir kadın.
ne zaman biraz hüzün hissetsem açıyorum bir bira; ilişiyorum tahta, rahatsız, minik sandalyeye açıyorum bir müzik. şöyle göğsümde biriken acılara ulaşmak için... üflüyorum 'puffff' diye, tozların altında kalan yara izlerine bakıyorum sonra. çoğu iyileşmiş. bir tanesi var, işte o çok derin. her seferinde tam iyi oldu artık kabuk kopacak, çirkin bir iz kalacak diye bekliyorum. ve yine her seferinde bir parça pis iltihapla beraber kan akıyor. yine olmamış, diyorum.
geceye karışan müzik, başka ses yok. etrafı kaplayan, kocaman bir yalnızlığın sesi. dayanamıyorum. alıyorum elime telefonu. basıyorum bir tuşa. benim kadar sahte bir hayatı olan çok uzakta ancak bir o kadar yakındaki dostu arıyorum. ilk cümleyi ben kuruyorum. hep, her zaman. her mesajda, her telefonda. yine öyle oluyor.
- naber?
- iyi, normal. senden?
diyor her zamanki gibi. hep iyi, hep normal. işte bu cümle de onun özeti. yaşanmamış gibi. gün içerisinde aklından geçen, canını yakan onca şey yokmuş gibi; heyecanlandıran, gülümseten onca an. ona sorsan yok. ona sorsan kibri de yok. oysaki var işte adam göğsünde bir bıçak, zihninde deli cümleler var.
- ben kötüyüm ama...
- neden?
neden, desin istiyorum. biri beni görsün, gerçek beni. kırılgan acıyan yanımı. kahkahaların ardındaki hisleri de. sahte değil gülüşlerim. ama çok kocamanlar. yaşadığım her şeyi sığdırıyorum onların içine. bu yanımı da görsün istiyorum.
ama herkes değil. anlattığımda bana acımayacak, yargılamayacak biri görsün istiyorum. kimileri derine gömer, ben deşip iyileşiyorum kelimelere döktükçe. ama kelimelerin anlamını bilen biri dinlesin istiyorum. o neden, diyor; ben anlatıyorum.
kırıldığım, kırdığım anları seriyorum ipe. çok cümle kurmuyorum. uzun cümleler de kurmuyorum. ilk kez güzellemeden, savunmadan olduğu gibi aktarmaya çalışıyorum. çünkü yalın bir şekilde anlatmayı pek başaramam. her şeyi biraz savunarak, biraz güzelleyerek anlatırım. benim savunma mekanizmam da bu çünkü.
"gitti. beni benim onu sevdiğim kadar sevmedi. geri geldi ama artık ne bu sevgi eskisi gibi ne de ben."diyorum.
ne kadar klişe geliyor değil mi kulağa aşk acısı. ulan herkes bir diğerininkini umursamıyor da 'en çok benim acıyan' diye düşünüyor ya. işte tam olarak bu. beni az seviyor oluşu, bir zaman az sevmiş olması, bende değil bir başkasında huzuru araması... yıllar geçiyor. acı arada bir kalkıp yumruk atıyor. ahh, be...
"şimdi geçmiş işte. bir yola girmiş, bir karar vermişsin. sızlanma. korkaksın! korku çirkin bir bağ onu güzel bir masa üstü ile kapatıp üzerine bir çiçek koyup adına da aşk diyorsunuz." diyor. gerçeği pat diye bırakıyor havaya.
gözümden yaşlar akıyor. onca zamana rağmen. şöyle bir yokluyorum. o da ne! eskisi gibi acımıyor. hala kocaman bir yara, iyileşmedi. iyileşmesi de çok zor. kapatıyorum telefonu. uyuyorum sonra.
yeni bir güne uyanıyorum. bugün çok daha güzel diyorum. güzel görüyor, güzel hissediyorum gerçekten. çünkü fark ettim. ben korkağım! kendime itiraf edemediğim hep buydu. güçlü durmaya çalışıyor, kendimle mücadele ediyordum. artık kendime yalan yok. kabul ettim. buyum ben: aciz, aşık bir kadın.
devamını gör...
kaçmak
bazen büyük yararlar sağlayan bazense içten içe pişmanlık duymamıza neden olan eylemdir. ama genelde bir şeylerin çözümsüz kalmasına, yarım kalmasına neden olur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çizimleri

miyazaki en sevdiğim çizgi ustası.
birbirinden güzel filmleri var: müthiş karakterler bolca hayal gücüyle bütünleşmiş.
ilk izlediğim eseri de ‘komşum totoro’ oldu.anneleri hastahanede olan iki kız kardeş,babalarıyla birlikte bir köye taşınınca, orman ruhları,onların hayatlarının bir parçası olur.günler maceralarla doludur.
bu da benim çizdiğim mei,taş üzerine akrilik.
devamını gör...
uzun ilişkinin bitmesi
ıssız bir adada kalakalmak gibidir.
etrafına bakarsın. arkadaşlarına, ailene gereken önemi verememişsin. çevrendeki insanlardan bir tık uzaklaşmışsın. sevgilin ve sen yetiyordur çünkü. her şeyin farkına yavaş yavaş varırsın. gerçekten sevdiysen uzun süre içinde kalacak bir sızı olur. onla beraber gittiğiniz yerlerde gözler onu arar hep. hatta ruh hastası olursanız arkadan ona benzetip koşar adım gidip yüzüne bakmaya çalışırsınız.(ben değil bir arkadaşım, yerseniz tabi)
neyseki tamamen bitti gitti bende. ama çok zor günlerdi. sevmeye tövbe ettirir insanı uzun ilişki sonrası günler.
etrafına bakarsın. arkadaşlarına, ailene gereken önemi verememişsin. çevrendeki insanlardan bir tık uzaklaşmışsın. sevgilin ve sen yetiyordur çünkü. her şeyin farkına yavaş yavaş varırsın. gerçekten sevdiysen uzun süre içinde kalacak bir sızı olur. onla beraber gittiğiniz yerlerde gözler onu arar hep. hatta ruh hastası olursanız arkadan ona benzetip koşar adım gidip yüzüne bakmaya çalışırsınız.(ben değil bir arkadaşım, yerseniz tabi)
neyseki tamamen bitti gitti bende. ama çok zor günlerdi. sevmeye tövbe ettirir insanı uzun ilişki sonrası günler.
devamını gör...
köpek saldırısından halay çekerek kurtulmak
devamını gör...
meclis oda kapısına love erdoğan afişi asan akp’liler
şeyh uçmaz mürit uçurur sözünün ne kadar doğru olduğunu gösteren kareler.
devamını gör...
orta çağda olunsa yazarların açacağı başlıklar
(bkz: 24 haziran 1439 engizisyon tarafından sözlükten uzaklaştırılmam)
(bkz: papa tarafından torpilli yazarlar)
(bkz: 12 haziran 1493 da vinci ile genelevde karşılaşmam)
(bkz: 20 aralık 1350 hala veba olmamış yazarlar)
(bkz: 31 aralık 1499 kankacılık yapan yazarlar sözlüken uçurulsun kampanyası)
(bkz: papa tarafından torpilli yazarlar)
(bkz: 12 haziran 1493 da vinci ile genelevde karşılaşmam)
(bkz: 20 aralık 1350 hala veba olmamış yazarlar)
(bkz: 31 aralık 1499 kankacılık yapan yazarlar sözlüken uçurulsun kampanyası)
devamını gör...
içi boşaltılmış kavramlar
faşist ve terörist.
herkes önüne gelene faşist, terörist yaftası yapıştırıyor.
herkes önüne gelene faşist, terörist yaftası yapıştırıyor.
devamını gör...
türkiye'de çocuk olmak
kürtaj ile alınıp çöpe atılmaktan bir tık iyisidir. acıklıdır çoğu zaman. iç burkan anılara konu olur, dayaklara, baskılara, örselenmelere. ağır roman filminin farklı bir fragmanıdır. küçük bedenlere yüklenen büyük anlamlardır. tecavüzcü akrabaların, yobaz babaların, kakılmış annelerin kaderi olursun. çok azımız bir şey olmaya şans eseri fırsat bulur. onlar da aptal olmakla ithaf edilir. çünkü böyle bir düzende iyi olmak demek, yaratmak için çabalamak demek, topluma ve sebep olduğu trajik hayata küfür etmek anlamına gelir. güzel günler görmek için küfür edin çocuklar. bu toplumun böyle olmasına sebep olan her kişiye, ideolojiye, kuruma küfür edin.
devamını gör...
mikroskobun bakterilerin kişilik haklarını ihlal etmesi
az önce üniversiteden arkadaşlarımla fark ettiğimiz gerçek. üstelik bunu şimdiye kadar kimse fark etmemiş, sözlükte de aramaya inandım ancak bulamadım.
beni daha önceden tanıyanlar bilirler, dört yıldır üniversitemde "canlı haklarını savunma topluluğu" kurucu üyesi bir akademisyenim. gençlerle vakit buldukça tartışıyor, seminer veriyoruz bu hususta. şimdiden şehrimizde birçok güzel farkındalık hareketi başlattık bile.
neyse whatsapp grubumuzdan bir tartışma döndü nereye bağlanacağını merak ederek ben de katıldım bu tartışmaya.
ergin: bunun bilimle ne ilgisi var aslı? düpedüz biz bu canlıların haklarını taciz ediyoruz.
aslı: tamam ama bu da bir gözlem sonuçta, afrika'da hayvanların kameraya alınması da aynı amaca hizmet ediyor.
bu bambaşka bir durum. nasıl aynı olduğunu söylersin.
sophie: aslı doğru söylüyor. onları lamele koyuyoruz gözlemlemek için. düşünsene sen aslında bir avuç sudan aldığın örnekte neler alıyorsun?
ergin: ne alıyormuşum bakteri işte lol.
sophie: ya aldığım o örnekte, ailesinden ayırdığın bir minik bakteri varsaaa!?!?!
ergin: haha ne alakası var.
steve: *sticker*
tuğçe: *öpücük yollayan sticker*
ben: arkadaşlar gruptasınız!
*steve ayrıldı*
*mustafa steve kişisini ekledi*
steve: yanlışlıkla çıktım
ben: kızlar doğru söylüyor arkadaşlar. hiç bu perspektiften bakmamıştım ben de. onları gözlemleyerek, onları yerinden yurdundan sürerek onlara zulmediyoruz aslında. doğal ekosisteminden alınıp, hayvanat bahçesine aktarılan hayvanlara ses çıkardığımız gibi haykırıp farkındalık oluşturmalıyız bu konuda kimler benimle?
steve: *okay işareti*
tuğçe: *okay işareti*
mustafa: *okay işareti*
sophie: *okay işareti*
aslı: *okay işareti*
ergin: tamam hocam ben de okeyim *"okay" işareti*
ben: mustafa sen photoshop'tan "bakteri hakları dokunulmazdır" yazan bir afiş hazırlayıp sks sayfasına at lütfen.
mustafa: tamamdır hocam *okay işareti*
neyse işte böyle bir muhabbet geçti aramızda. bunu da kafa sözlük'te belirtme ihtiyacı duyduk. twitter'da kampüs cadıları, üniversite kolektifleri ve ekşi sözlük'te de yazacağız inşallah. insanları bilinçlendirmek gerekiyor. düşünsenize siz burada evinizde ne güzel fıstık gibi çayınızı kahvenizi yudumlayıp netflix izlerken, yukarıda sizden milyarlarca kat büyüklükte bir çift el, sizi sevdiklerinizden alıp iki camın arasında esir ediyor ve dolayısıyla beslenemediğiniz için dış yüzeyde yaşamınızı yitiriyorsunuz. inanılır gibi değil ama gerçek. bu bakteri deneylerinin de bir regüle edilmesi gerek de neyse... yarın dekanımıza bu konuyu açacağım.
beni daha önceden tanıyanlar bilirler, dört yıldır üniversitemde "canlı haklarını savunma topluluğu" kurucu üyesi bir akademisyenim. gençlerle vakit buldukça tartışıyor, seminer veriyoruz bu hususta. şimdiden şehrimizde birçok güzel farkındalık hareketi başlattık bile.
neyse whatsapp grubumuzdan bir tartışma döndü nereye bağlanacağını merak ederek ben de katıldım bu tartışmaya.
ergin: bunun bilimle ne ilgisi var aslı? düpedüz biz bu canlıların haklarını taciz ediyoruz.
aslı: tamam ama bu da bir gözlem sonuçta, afrika'da hayvanların kameraya alınması da aynı amaca hizmet ediyor.
bu bambaşka bir durum. nasıl aynı olduğunu söylersin.
sophie: aslı doğru söylüyor. onları lamele koyuyoruz gözlemlemek için. düşünsene sen aslında bir avuç sudan aldığın örnekte neler alıyorsun?
ergin: ne alıyormuşum bakteri işte lol.
sophie: ya aldığım o örnekte, ailesinden ayırdığın bir minik bakteri varsaaa!?!?!
ergin: haha ne alakası var.
steve: *sticker*
tuğçe: *öpücük yollayan sticker*
ben: arkadaşlar gruptasınız!
*steve ayrıldı*
*mustafa steve kişisini ekledi*
steve: yanlışlıkla çıktım
ben: kızlar doğru söylüyor arkadaşlar. hiç bu perspektiften bakmamıştım ben de. onları gözlemleyerek, onları yerinden yurdundan sürerek onlara zulmediyoruz aslında. doğal ekosisteminden alınıp, hayvanat bahçesine aktarılan hayvanlara ses çıkardığımız gibi haykırıp farkındalık oluşturmalıyız bu konuda kimler benimle?
steve: *okay işareti*
tuğçe: *okay işareti*
mustafa: *okay işareti*
sophie: *okay işareti*
aslı: *okay işareti*
ergin: tamam hocam ben de okeyim *"okay" işareti*
ben: mustafa sen photoshop'tan "bakteri hakları dokunulmazdır" yazan bir afiş hazırlayıp sks sayfasına at lütfen.
mustafa: tamamdır hocam *okay işareti*
neyse işte böyle bir muhabbet geçti aramızda. bunu da kafa sözlük'te belirtme ihtiyacı duyduk. twitter'da kampüs cadıları, üniversite kolektifleri ve ekşi sözlük'te de yazacağız inşallah. insanları bilinçlendirmek gerekiyor. düşünsenize siz burada evinizde ne güzel fıstık gibi çayınızı kahvenizi yudumlayıp netflix izlerken, yukarıda sizden milyarlarca kat büyüklükte bir çift el, sizi sevdiklerinizden alıp iki camın arasında esir ediyor ve dolayısıyla beslenemediğiniz için dış yüzeyde yaşamınızı yitiriyorsunuz. inanılır gibi değil ama gerçek. bu bakteri deneylerinin de bir regüle edilmesi gerek de neyse... yarın dekanımıza bu konuyu açacağım.
devamını gör...



