dönence
1989 çıkışlı barış manço şarkısı.. türk müziğinin gelmiş olduğu en yüksek zirveyi temsil eder. introsu, ritmleri, sözleriyle bir rüya gibidir. barış manço 'nun müzikal yeteneğinin gerçek yansımasıdır..
devamını gör...
monte cristo kontu
(bkz: ezel), (bkz: esaretin bedeli) gibi film ve dizilere örnek olmuş harikuladebir intikam romanı. 2 kez ard arda okudum 3. kez okumayı düşünüyorum. hikaye napolyon döneminde geçer, zaten çalkantıda olan fransa’da birilerini suçlamak için fetöcü demeniz yeter de artar bile ve kahramanımıza fetöcü diye iftira atılır, hapse girer ve orada deli farya ile tanışır.
devamını gör...
normal sözlük'e giriş serüveni
rüyamda turuncu sakallı bir dede kafama sözlük atmıştı. google'dan bunun ne anlama geldiğini araştırırken burayı buldum.
devamını gör...
kenarda birasını içip hafifçe kafasını sallayan adam
başına "gittiği eğlence mekanında" diye ekliyorum. sığmadı.
müzikli her mekanın demirbaşlarından biridir. ayrıca benimdir.
zaten hayatta öyle dans etmeli, kop kop tarzı mekana gitmem, metal bara giderim. ama arkadaşlarımın kolumdan tutup zorla götürdüğü nadir durumlarda da hayatta çıkıp şebelek gibi oynamam. kendime yakıştıramıyorum oğlum. sevenlere de bir şey demiyorum bak. herkesin hayatına kimse karışamaz.
ama bakıyorum, millet böyle yılan gibi kıvrılıyor, figürler falan. böyle terli terli ımmm yea modu.
utandığımdan falan da değil. utanmazın tekiyim. sadece hoşuma gitmiyor.
kenarda biramdan yudum alıyorum. biraz boktan müziğe kafamla destek oluyorum. kesen olursa onunla karşılıklı kesişiyorum. arada arkadaşlar gelip gidiyor, kulağıma bağıra bağıra bir şeyler söylüyorlar o kadar.
bak yine tiksindim ortamdan. çay içeyim bari.
müzikli her mekanın demirbaşlarından biridir. ayrıca benimdir.
zaten hayatta öyle dans etmeli, kop kop tarzı mekana gitmem, metal bara giderim. ama arkadaşlarımın kolumdan tutup zorla götürdüğü nadir durumlarda da hayatta çıkıp şebelek gibi oynamam. kendime yakıştıramıyorum oğlum. sevenlere de bir şey demiyorum bak. herkesin hayatına kimse karışamaz.
ama bakıyorum, millet böyle yılan gibi kıvrılıyor, figürler falan. böyle terli terli ımmm yea modu.
utandığımdan falan da değil. utanmazın tekiyim. sadece hoşuma gitmiyor.
kenarda biramdan yudum alıyorum. biraz boktan müziğe kafamla destek oluyorum. kesen olursa onunla karşılıklı kesişiyorum. arada arkadaşlar gelip gidiyor, kulağıma bağıra bağıra bir şeyler söylüyorlar o kadar.
bak yine tiksindim ortamdan. çay içeyim bari.
devamını gör...
özgürlüğün hissedildiği anlar
şimdi bu tanıma duygusal aforizmalar döşemeyeceğim. bunu sol frame’de birbirinden seviyeli başlıklarda yeterince yapanlar var.
özgürlük en kısa açıklamasıyla; birinin engellenmeden ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi ve hareket edebilmesi durumudur.
iyi de böyle bir dünyada yaşamıyoruz ki! gelin isterseniz tanımı kişiselleştirelim ve özgürlüğü daha küçük detaylarda arayalım.
“iyi bir aileye sahip olmak, size özgürlüğünüzü hissettirir.”
özgürlük en kısa açıklamasıyla; birinin engellenmeden ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi ve hareket edebilmesi durumudur.
iyi de böyle bir dünyada yaşamıyoruz ki! gelin isterseniz tanımı kişiselleştirelim ve özgürlüğü daha küçük detaylarda arayalım.
“iyi bir aileye sahip olmak, size özgürlüğünüzü hissettirir.”
devamını gör...
normal sözlük'ün normali bir kısaltma olsaydı açılımı ne olurdu sorunsalı
kibarlığa acımayan feci arkadaşlar
kendimden ayırdığım fesatlığın artanları
kalpten ama forever alone
düt:
kafa açmasıyla fark atan sözlük
kamyon arkası versiyonu:
kafanı açarım, farkımı atarım.
daaat (onu sollayan kamyon):
kraliyet ailesinden ferdinandın akranları
kendimden ayırdığım fesatlığın artanları
kalpten ama forever alone
düt:
kafa açmasıyla fark atan sözlük
kamyon arkası versiyonu:
kafanı açarım, farkımı atarım.
daaat (onu sollayan kamyon):
kraliyet ailesinden ferdinandın akranları
devamını gör...
başkası adına utanmak
twitter’a fotoğraf atıp ben varken size ekmek vermezler diyen tipler.
(bkz: gördüklerimi sil)
(bkz: gördüklerimi sil)
devamını gör...
baraj
bulaşık yıkarken telefonu su bardaklarının rafına koyup, bu hafta son kez izlediğim dizi. ekip biraz how to get away with murder izlese örnek alsa keşke. ölen ölene mubarek. daha doğrusu cinayet falan da değil bildiğin fok yoluna gidiyolar. her bölüm biri boşanıyor, bir başkası evleniyor. hayret doğrusu. karışık akraba işlerinden ötürü rtük cezası bile aldılar. çok hızlılar ve tv de bu iyi bir şey ama işte iq düşüşü yaşıyorum izlerken. tahammülüm buraya kadardı.
edit: dayanamayıp finalin sonlarını da izledim. uzun süre katlandığım her hangi bir şeye bir kapanış ihtiyacı duyuyorum.
filminin sonunda nazım vurulup ölüyor türkan şoray ağlıyor ve kapanış! dizi günümüze uyarlama diye ille de mutlu sonla bitecek ya. zahra tarığı vuruyor (aman ne şaşırdım), tarık öldü mü hapistemi meçhul, ibo sadece çüğüz canım deyip gitti. nehirin bir daha doğurması şart mıydı?
velhasıl kelam klasik türk dizisi kapanışıydı. şimdi bu diziden bi fransız kapanışı beklemek benim aptallığım olur açıkçası.
edit: dayanamayıp finalin sonlarını da izledim. uzun süre katlandığım her hangi bir şeye bir kapanış ihtiyacı duyuyorum.
filminin sonunda nazım vurulup ölüyor türkan şoray ağlıyor ve kapanış! dizi günümüze uyarlama diye ille de mutlu sonla bitecek ya. zahra tarığı vuruyor (aman ne şaşırdım), tarık öldü mü hapistemi meçhul, ibo sadece çüğüz canım deyip gitti. nehirin bir daha doğurması şart mıydı?
velhasıl kelam klasik türk dizisi kapanışıydı. şimdi bu diziden bi fransız kapanışı beklemek benim aptallığım olur açıkçası.
devamını gör...
güne bir siyasetçi yalanı bırak
dün dündü.. bugün bugündür..
bir vizyonsuzluk vecizesi..
bir vizyonsuzluk vecizesi..
devamını gör...
uyumadan önce yaptıklarımızı düşünmek
ben genelde yapamadıklarımı düşünüp kahroluyorum.
devamını gör...
dinlediğin şarkının can alıcı sözü
kalbim paramparça ama sana topladım geldim
cem adrian-ben geldim
cem adrian-ben geldim
devamını gör...
anarşi
anarşizmin ünlü düşünürlerinden biri olan kropotkin, anarşi, anarşizm ve anarşist komünizmin temellerini ve ilkelerini irdelediği bu çalışmasında, felsefesi ve idealleri üzerinde durduğu anarşi kavramını bütün boyutlarıyla ele alarak bilimsel bir temele oturtuyor. anarşinin bir düş değil, insanın doğal bir davranışı olduğu ve toplum yaşamında kendiliğinden ortaya çıktığını ileri süren kropotkin, uygar insanın, günün birinde yargıçsız, jandarmasız, gardiyansız kalıvermesi fikrinden korktuğunu söyler; ve bunu, eğitim yoluyla insanın kafasına yerleştirilen otoritenin vazgeçilmezliği zihniyetine bağlar:
"çocukluktan mezara tüm eğitimimiz yönetimin gerekliliğine ve yararlı etkilerine inançla beslenir. felsefi sistemler bu bakış açısını desteklemek için oluşturulmuştur; tarih bu görüş noktasından yazılmıştır; hukuk teorileri aynı amaçla dolaşıma sokulmuş ve tasarlanmıştır. tüm siyaset aynı ilkeye dayanır; yönetim gücünü ele geçirmek!"
- gerçekten de, iktisadi kölelik var oldukça özgürlükten söz etmenin nafile olduğunu günümüzde çok iyi bilmekteyiz. "özgürlükten söz etme-yoksulluk köleliktir." sözü boş bir söz değildir: bu söz geniş işçi kitlelerinin fikirlerinde yer etmiştir, dönemin tüm edebiyatına sinmiştir, başkalarının yoksulluğuyla yaşayanları bile peşinden sürükler ve geçmişte, sömürüye hakları olduğunu ortaya koyuşlarındaki kibri geri alır onlardan. sy 18
- halkın zihniyeti şunu da hissetmektedir ki eğer patronun işgücünü satın alma ve denetleme rolünü devlet üstlenmek zorunda kalırsa, bu da iğrenç bir zorbalıktan başka bir şey olmayacaktır. sy 27
-anarşistlerin geleceğe dair bir düş dünyasında yaşadıkları ve bugünün dünyasına gözlerini kapadıkları sık söylenen bir şeydir. belki de, bugünün dünyasını fazlasıyla görüyoruz, gerçek renkleriyle hem de, yakamızı bırakmayan bu otoriter önyargılar ormanında baltayla dolaşmamızın nedeni budur. bizler ne hayal aleminde yaşıyoruz, ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz, onları oldukları gibi görüyoruz. bu nedenle, insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını; güçler dengesi ve yetkililerin denetimi teorisinin, iktidara sahip olanların, aşağıladıkları egemen halkı, yönetenin kendileri olduğuna inandırmak için ürettikleri ikiyüzlü bir formül olduğunu ileri sürüyoruz. bu insanları tanıdığımız için, yokluklarında insanların birbirlerini boğazlayacaklarını düşünenlere şöyle sesleniyoruz. "sınır dışı edilirken, yoksul tebam bensiz ne yapar." diye haykıran kral gibi düşünüyorsunuz. sy 35-36
- ve onlar, değerden düşmüş insan metasını boğazlayanlar , katledenler, öldürenler, kamu esenliği için boğazlamak, kurşuna dizmek ve öldürmek gerektiğini öğütleyen özdeyişi din bellemiş olanlar, insan yaşamına yeterince saygı gösterilmiyor diye şikayet ediyorlar! hayır, bayan ve bay yurttaşlar, toplum kısasa kısas yasasına başvurdukça, din ve yasa, kışla ve adalet sarayı, hapishane ve sanayi zindanı, basın ve okul, bireyin yaşamını azami oranda küçümsemeyi öğrettikçe, isyancıların bu topluma saygı göstermesini beklemeyin! bu, toplumda asla rastlanmayan yumuşaklığı ve gönül yüceliğini onlardan beklemek olur.
siz de bizim gibi, bireyin tam özgürlüğüne ve sonuç olarak yaşamına saygı gösterilmesini istiyorsanız, hangi biçim altında olursa olsun, insanın insan tarafından yönetilmesini mecburen reddetmek zorundasınız, uzun süre şiddetle karşı çıktığınız anarşinin ilkelerini kabul etmek zorundasınız. bu ideali en iyi gerçekleştirebilecek ve sizi isyan ettiren her türlü şiddete son verecek toplum biçimlerini siz de bizimle birlikte aramalısınız. sy 50
devamını gör...
türkiye’nin girişine yazılması gereken söz
kalabalıksanız, 2x2=5 diyebilirsiniz.
devamını gör...
bir zamanların en efsane telefonu
nokia 3310. ilk gördüğümde antensiz telefon yapmışlar oha demiştim.
devamını gör...
2023'te uzaya çıkacak türk belli oldu
topaloğlu'nun ayağını kaydırıp ben gideceğim çaktırmayın.gelince çikolata getiririm.
-gelmedi-
-gelmedi-
devamını gör...
babası tarafından zincirlenen 6 yaşındaki çocuğun ölmesi
ah be çocuk... ne desek boş.
t: eğitimsizlik ve kötü yaşam şartlarına kurban giden bir çocuk daha...
t: eğitimsizlik ve kötü yaşam şartlarına kurban giden bir çocuk daha...
devamını gör...
adanalıların ortak özellikleri
adanalı olmaları. tamam kabul iğrençti.
devamını gör...
michael haneke
üstat, şeyh, pir, yüce insan, allah'ın sevgili kulu avusturyalı yönetmen
sanatın her dalı pratik gerektirir sözünün sahibidir. en iyi öğreticinin kötü işler olduğunu söyler ki kendisini tv bünyesinde çalışırken en çok katlandığı şey kötü senaryolar okumakmış.
filmlerinin özetini de yine en iyi kendisi yapar: "filmlerimin çoğu suçluluk duygusu ve insanların bununla nasıl başa çıktığıyla ilgili". özellikle caché, das weiße band ve la pianiste'te dediği durum söz konusudur.
felsefe, müzik gibi alanlarda eğitim almıştır. schubert hastasıdır. operayla da hemhaldir ayrıca. babası da anası da oyuncudur lakin ki kendisi çoğunlukla teyzesinin yanında büyümüştür. gereksizdi biraz bu, kabul..
kendisi siyasi bir etki bırakmak amacıyla film yapmadığını söyler fakat yine kendi dediğine göre insanlarda böyle bir etki oluşup oluşmamasını iplemez.. auteur kafası herhalde. aslında konu itibariyle caché ve code inconnu kısmen siyasi filmlerdir. göçmenlik ve alt metninde tarihi bir meseleye değinen sosyolojik ve siyasi filmlerdir. yine ve yine kendisinin belirttiği üzere en büyük kaygısı karakterlerin psikolojilerini yansıtabilmektir. gerisi bir nevi teferruattır, her detay bu amaca hizmet etmelidir ona göre..
sürekli burjuvazi eleştiri yapıyor muhabbeti dönüyordu bir ara lakin ki saçma bir bakış açışı olduğunu düşünüyorum. adam görüp bildiğini filmliyor, gidip nbc-kasaba gibi bir film yapmasını beklemek hiç mantıklı değil. bilmiyor çünkü. ayrıca kendi de burjuva bir ailenin çocuğu özünde..
amour ve le temps du loup filmleri haneke'nin genel çizgisinden farklıdır. başta, genel çizgisinden farklı olup da amour'u en beğenilen ve en fazla ödül toplayan filmi, le temps du loup'u ise tam tersi konumda olması ilginç gelebilir fakat amour konusu itibariyle daha evrenseldir, le temps du loup ise daha spesifiktir. şaşırmamak lazım bu iki filmin haneke filmografisindeki konumlarına..
son olarak her filmi için:
(bkz: haneke huzursuz seyirler diler)
sanatın her dalı pratik gerektirir sözünün sahibidir. en iyi öğreticinin kötü işler olduğunu söyler ki kendisini tv bünyesinde çalışırken en çok katlandığı şey kötü senaryolar okumakmış.
filmlerinin özetini de yine en iyi kendisi yapar: "filmlerimin çoğu suçluluk duygusu ve insanların bununla nasıl başa çıktığıyla ilgili". özellikle caché, das weiße band ve la pianiste'te dediği durum söz konusudur.
felsefe, müzik gibi alanlarda eğitim almıştır. schubert hastasıdır. operayla da hemhaldir ayrıca. babası da anası da oyuncudur lakin ki kendisi çoğunlukla teyzesinin yanında büyümüştür. gereksizdi biraz bu, kabul..
kendisi siyasi bir etki bırakmak amacıyla film yapmadığını söyler fakat yine kendi dediğine göre insanlarda böyle bir etki oluşup oluşmamasını iplemez.. auteur kafası herhalde. aslında konu itibariyle caché ve code inconnu kısmen siyasi filmlerdir. göçmenlik ve alt metninde tarihi bir meseleye değinen sosyolojik ve siyasi filmlerdir. yine ve yine kendisinin belirttiği üzere en büyük kaygısı karakterlerin psikolojilerini yansıtabilmektir. gerisi bir nevi teferruattır, her detay bu amaca hizmet etmelidir ona göre..
sürekli burjuvazi eleştiri yapıyor muhabbeti dönüyordu bir ara lakin ki saçma bir bakış açışı olduğunu düşünüyorum. adam görüp bildiğini filmliyor, gidip nbc-kasaba gibi bir film yapmasını beklemek hiç mantıklı değil. bilmiyor çünkü. ayrıca kendi de burjuva bir ailenin çocuğu özünde..
amour ve le temps du loup filmleri haneke'nin genel çizgisinden farklıdır. başta, genel çizgisinden farklı olup da amour'u en beğenilen ve en fazla ödül toplayan filmi, le temps du loup'u ise tam tersi konumda olması ilginç gelebilir fakat amour konusu itibariyle daha evrenseldir, le temps du loup ise daha spesifiktir. şaşırmamak lazım bu iki filmin haneke filmografisindeki konumlarına..
son olarak her filmi için:
(bkz: haneke huzursuz seyirler diler)
devamını gör...
yay burcu
güzellikleri elbette vardır ancak çoğu şeyde olduğu gibi bununda olumsuz kısmına dikkat çekmek isterim.oldukça ketum,vurdumduymaz,umursamaz tipler.kimden çektiysem hepsi yay burcuydu.
devamını gör...

