yazarların çay tercihi
bir çok çay denemiş biri olarak kırmızı paketli çaykur tiryaki'de karar kıldım. içimi, rengi, demi, tadı vs. en stabil olan çay bu. kilosu ortalama 30 lira. parasının hakkını fazlası ile veriyor.
devamını gör...
yırtık rahibe
yönetmenliğini emile ardolino'nun yaptığı, 1992 yapımı amerikan komedi filmi. orijinal ismi sister act. başrollerde whoopi goldberg, maggie smith, harvey keitel gibi, döneminin meşhur isimleri var.
2 bölümü var filmin. ilk bölümün konusu kısaca şöyle:
deloris (whoopi goldberg) bir gece kulübünde şarkıcıdır. bir gün sevgilisinin işlediği bir cinayete şahit olur ve bunu gören sevgilisi onu da ortadan kaldırmak için peşine düşer. polis, deloris'i onu arayan insanların aklına gelecek en son yere saklar: bir manastıra. sonrasında olaylar, olaylar...
2. bölümde ise, rahibeler deloris'i, okullarındaki sorunlu, asi gençlere müzik öğretmesi için tekrar manastıra çağırıyor.
eğlenceli zaman geçirmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir film. bence ikisi de birbirinden güzel ve hoş vakit geçirtiyor.
2 bölümü var filmin. ilk bölümün konusu kısaca şöyle:
deloris (whoopi goldberg) bir gece kulübünde şarkıcıdır. bir gün sevgilisinin işlediği bir cinayete şahit olur ve bunu gören sevgilisi onu da ortadan kaldırmak için peşine düşer. polis, deloris'i onu arayan insanların aklına gelecek en son yere saklar: bir manastıra. sonrasında olaylar, olaylar...
2. bölümde ise, rahibeler deloris'i, okullarındaki sorunlu, asi gençlere müzik öğretmesi için tekrar manastıra çağırıyor.
eğlenceli zaman geçirmek isteyenlere tavsiye edebileceğim bir film. bence ikisi de birbirinden güzel ve hoş vakit geçirtiyor.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
devamını gör...
insanları giyimine ve dış görünüşüne göre yargılamak
bu yargının en net örneğini de nezaket konusunda görüyoruz maalesef. çünkü nezakete dahi faydacı bir yaklaşım var. giyim tarzına göre hitap şekilleri belirleniyor, üstelik bu kıyas insanların gözüne gözüne sokuluyor. örneğin alışveriş için bir yere giren iki kişiden birine "abla/abi"* denirken diğerine "hanımefendi/beyefendi" denilebiliyor. birine "sen" denirken diğerine "siz" diye hitap ediliyor. hem de aynı anda oluyor bunlar. toplu taşımada bile yer vermek için daha iyi giyimli biri tercih ediliyor.
en üzücü kısmı da hor görülen insanın bunu kanıksamış olması. bazı hastalarım kendisine olması gerektiği gibi, herkese davrandığım gibi davrandığım hâlde bunu bir lütufmuş iyilikmiş gibi görürdü. hâlbuki karşılıklı saygıyı kazanmaktan başka bir amacı yoktu. öyle de olmalı diye düşünüyorum. zaten bir şekilde zorlaşan hayatlarımızı birbirimiz için iyice zorlaştırmak bana hep zalimce gelmiştir.
en üzücü kısmı da hor görülen insanın bunu kanıksamış olması. bazı hastalarım kendisine olması gerektiği gibi, herkese davrandığım gibi davrandığım hâlde bunu bir lütufmuş iyilikmiş gibi görürdü. hâlbuki karşılıklı saygıyı kazanmaktan başka bir amacı yoktu. öyle de olmalı diye düşünüyorum. zaten bir şekilde zorlaşan hayatlarımızı birbirimiz için iyice zorlaştırmak bana hep zalimce gelmiştir.
devamını gör...
uyuyamamak
aslında şu an uyuyor olmam gerek. fakat nedense beynim izin vermiyor. çok çalışıyor sözlük. çok fazla.
zekadan bahsetmiyorum. işte olan kapasitesiyle düşünüp duruyor. aslında bir derdi tasası da yok gibi ama yedi yirmi dört çalışan bir fabrika gibi işliyor sürekli.
karıncalar var profilimde işte o karıncalar konuşuyor biliyor musun? sen hiç konuşan karınca gördün mü?
az önce kafamı dağıtayım diye karaoke uygulamasını açayım dedim. işte iki üç kişiye işkence yapsam sesimle yeterdi.
açmadı.
çünkü şarkı söylediğim zaman eğleniyorum ve unutuyorum. çok eğleniyorum hem de.
boğa burçları böyleymiş. kendi kendine eğlenme huyları varmış. çok sağlıklı bulmamakla birlikte sanırım bir tür savunma mekanizması.
hava bugün serin ama ben sanki çok sıcakmış gibi incecik şeyler giydim. camı da açtım. üşümüyorum ama merak etme.
aslında ne yazacağımı da tam bilemeden girdim bu başlığa. kendimi o kadar aştım ki bisküvi başlığına bile uzun depresif tanım girebilecek durumdayım.
yani aslında çok da depresif bir tanım değil daha çok kendime sesleniş. kime sesleneyim evdeki kediye mi?
uyuyamadım. gece yine ellerimi ofiste kucağıma koyar, kafamı eğer uyurum.
imleç yanıp sönüyor bitir artık diyor.
ben de karıncalarımla seni selamlıyor ve huzurundan çekiliyorum.
zekadan bahsetmiyorum. işte olan kapasitesiyle düşünüp duruyor. aslında bir derdi tasası da yok gibi ama yedi yirmi dört çalışan bir fabrika gibi işliyor sürekli.
karıncalar var profilimde işte o karıncalar konuşuyor biliyor musun? sen hiç konuşan karınca gördün mü?
az önce kafamı dağıtayım diye karaoke uygulamasını açayım dedim. işte iki üç kişiye işkence yapsam sesimle yeterdi.
açmadı.
çünkü şarkı söylediğim zaman eğleniyorum ve unutuyorum. çok eğleniyorum hem de.
boğa burçları böyleymiş. kendi kendine eğlenme huyları varmış. çok sağlıklı bulmamakla birlikte sanırım bir tür savunma mekanizması.
hava bugün serin ama ben sanki çok sıcakmış gibi incecik şeyler giydim. camı da açtım. üşümüyorum ama merak etme.
aslında ne yazacağımı da tam bilemeden girdim bu başlığa. kendimi o kadar aştım ki bisküvi başlığına bile uzun depresif tanım girebilecek durumdayım.
yani aslında çok da depresif bir tanım değil daha çok kendime sesleniş. kime sesleneyim evdeki kediye mi?
uyuyamadım. gece yine ellerimi ofiste kucağıma koyar, kafamı eğer uyurum.
imleç yanıp sönüyor bitir artık diyor.
ben de karıncalarımla seni selamlıyor ve huzurundan çekiliyorum.
devamını gör...
oktay akdemir
namı diğer mühendis oktay. 14 aralık 1991 yılında beşiktaş-galatasaray arasında ali sami yen stadında oynanan maçtan sonra, boynunda siyah beyaz atkısı olduğu için galatasaraylı holiganlarca darp edilerek ve atkısından sürüklenerek öldürülmüştür. bu olay türkiye'deki tribün terörü açısından dönüm noktalarından birisi olmuştur. üç büyüklerin taraftar grupları bir araya gelerek, bazı noktalarda asgari müştereği bulmaya çalışmışlardır.
peki ben bu başlığı niye açtım? bugün ferhan abi ile ilgili haberi gördükten sonra mühendis oktay düştü aklıma. orada yazılan çizilen bazı yorumlar can sıkıcıydı. 4 tane kendi bilmez kalkmış bir halt yemiş. onların yedikleri haltın aynısını bu yorumları yapanlarda yiyiyordu. nasıl ki, mühendis oktay'ın katli, galatasaray camiasına ve tüm galatasaraylılara fatura edilemezse, üç beş kendini bilmezin yaptığı da beşiktaşlılara ve beşiktaş camiasına fatura edemezsiniz. orada tiner vesaire tarzı espri kasan arkadaşlara şunu söylemek isterim; kuvvetle muhtemel tevellütünüz, türkiye'deki tribün terörünü yaşayıp, görmenize imkan vermedi. espri yaptığınız, gereksiz duyar kasmaya çalıştığınız bu tarz şeyler yüzünden çok can yandı. bazı konularda 3 düşünüp bir yazmak lazım. aklı selim yazmaya çalışmak lazım. bu işlerin geyiği olmaz. yapılan yorumları görünce şunu da anlamış olduk; tineri biz çekiyoruz ama kafasını siz yaşıyorsunuz sanırım (!)
ez cümle, böyle sapkınlıkların ırkı, dili, dini, takımı vesairesi olmaz. psikopat her şekilde psikopattır. biz kimseye ,rambo okan ya da haznedar grubu muamelesi yapmıyorsak, sizde aklınızı başınıza devşirip ona göre yazıp çizmek zorundasınız. bu sözlükte yığınla beşiktaşlı yazar var. biraz özenli olun.

peki ben bu başlığı niye açtım? bugün ferhan abi ile ilgili haberi gördükten sonra mühendis oktay düştü aklıma. orada yazılan çizilen bazı yorumlar can sıkıcıydı. 4 tane kendi bilmez kalkmış bir halt yemiş. onların yedikleri haltın aynısını bu yorumları yapanlarda yiyiyordu. nasıl ki, mühendis oktay'ın katli, galatasaray camiasına ve tüm galatasaraylılara fatura edilemezse, üç beş kendini bilmezin yaptığı da beşiktaşlılara ve beşiktaş camiasına fatura edemezsiniz. orada tiner vesaire tarzı espri kasan arkadaşlara şunu söylemek isterim; kuvvetle muhtemel tevellütünüz, türkiye'deki tribün terörünü yaşayıp, görmenize imkan vermedi. espri yaptığınız, gereksiz duyar kasmaya çalıştığınız bu tarz şeyler yüzünden çok can yandı. bazı konularda 3 düşünüp bir yazmak lazım. aklı selim yazmaya çalışmak lazım. bu işlerin geyiği olmaz. yapılan yorumları görünce şunu da anlamış olduk; tineri biz çekiyoruz ama kafasını siz yaşıyorsunuz sanırım (!)
ez cümle, böyle sapkınlıkların ırkı, dili, dini, takımı vesairesi olmaz. psikopat her şekilde psikopattır. biz kimseye ,rambo okan ya da haznedar grubu muamelesi yapmıyorsak, sizde aklınızı başınıza devşirip ona göre yazıp çizmek zorundasınız. bu sözlükte yığınla beşiktaşlı yazar var. biraz özenli olun.

devamını gör...
anne babanın düğün fotoğrafları
evin çocuğu tarafından "anne ben neden bu fotoğrafta yokum, senin karnında mıydım burada, beni neden götürmediniz düğüne?" sorularına maruz bırakılmaya neden olan fotoğraflardır.
devamını gör...
mona lisa tablosunun çok abartılması
bu yazar arkadaşı çok takdir ediyorum dediğim başlıktır.
toplumda değer görülen ne kadar sanat eseri tablo müze kule varsa hepsi hakkında olumsuz başlık açıyor ve ekmeğine bakıyor helal olsun.
eyfel kulesinin çöp olmasından tut mona lisanın çöp olmasına kadar her türlü başlığı var ediyor.
kendince toplumun tartışma gücünü ortaya çıkarmaya çalışıyor ama biz anlamıyoruz helal olsun.
toplumda değer görülen ne kadar sanat eseri tablo müze kule varsa hepsi hakkında olumsuz başlık açıyor ve ekmeğine bakıyor helal olsun.
eyfel kulesinin çöp olmasından tut mona lisanın çöp olmasına kadar her türlü başlığı var ediyor.
kendince toplumun tartışma gücünü ortaya çıkarmaya çalışıyor ama biz anlamıyoruz helal olsun.
devamını gör...
varoşluk belirten sözler
50 kuruş var mı len tirrek?
devamını gör...
kabak koyu
annenin karnından çıktığında sahip olduğun statü ile bir başkasının annesinin karnından çıktığındaki statünün, tüm hayatlarınız boyunca eşit olacağı denize girilen tek yer. bakın kelebekler vadisinden bahsetmiyorum. kelebekler vadisi, yol kenarı tabelalarda yazan köy kahvaltısıdır. koli halinde alınarak, ambalajları açılıp sofraya konan köy reçelidir.
1 haftalık değil, 2 defa 5 ay çadır atmış, 2 sene de gönüllü çalışan kardeşiniz tanımlıyor.
kabak, kabak, kabak. kabak tadı vermeyen kabak.
amortisörleri yükseltilmiş minibüsler ile topraklı yolda başlar, muzun kabuklarının soyulmasıyla çırıl çıplak kalacak olan muz misali kişiliğin ile yapacağın tatilin. üzerinde ne ismin kalır, ne mesleğin, ne banka hesabın, ne fikirlerin, ne eğlence anlayışın, ne cinsel tercihin, ne 5 yıldızlı tatil anlayışın, ne sosyal ilişkileri, nede sen!
önce ismin gider minibüsden indiğinde. çünkü sen artık " moruk, dostum ya da kanka " sıfatlarını çoktan almışsındır, koya inerken hayvan gibi sallanan minibüste, yanında,önünde ya da arkanda oturan kabak koycu sayesinde. ( patikayı tercih eden adamın hasıdır. )
sonra mesleğin gider. kaldığın kampta, çadırını kurduğun toprak parçasının üzerinde, sahile yürürken, piyasanın 2 katına malzeme aldığın bakkalda, hayvan gibi 40 derece sıcaklıkta dışarıda bekletilmiş köftelerden yediğin köftecide, telefonunu şarj etmek için dilendiğin otelin barında, sahilde " sarkozyyy " esprisini anlayacak yüzlerce insandan biriyle tanıştığında senin ceo, fotokopi çeken eleman, öğretmen ya da sokakta yatan biri olduğunun hiç bir anlamı yoktur. eşitsindir, mühim olan kurduğun ilk cümlenin noktasına gelene kadar verdiğin samimiyettir.
devamında banka hesabın önemsizleşir. birasından bir yudum mu istedin? 3 bira daha ısmarlanır sana. en baba otelde mi kalıyorsun? emin ol o gece lilith'de ki partiden sonra sahilde kalmak için can atarsın.
fikirlerin mi? bunu soran olmaz dostum. çünkü orada fikirler savaşmak için değil, öğrenmek ve dinlemek içindir.
sen hayatında hiç 35 dakika karanlık bir ormanın içinden yürüyerek, gecenin 3nde kol kola, full alkol ve türevi şeylerle bezenmiş insanların hiç kavga etmeden sanki bir trans halinde eğlendiği bir uçurumun kenarında güneşi doğurdun mu?
cinsel tercihin mi? doğanın içinde bir hayvansın.
sosyal ilişkilerin mi? kapalı bir kutuysan eğer anahtarın o sahilde onlarca gönüllü ile kenara toplanmış taşların arasında olabilir. bir gece otur oraya, yanına yıldızların arasından yavaş yavaş yürüyerek illa biri gelir.
özgürdür kabak koyu. akıllı telefonların tedavülde olmadığı, yanına gelen insanın seninle konuşurken herhangi bir yargıya varma amacı olmadan yanına geldiği yerdir orası.
eğer müdavimi olursan tüm yaz ismini bile bilmediğin insanlarla takıldıktan sonra, hiç bir telefon numarası ve irtibatın olmasa bile bir sonraki yaz aynı dönemde orada tekrar karşılaşacağın dostlar bıraktığın yerdir kabak.
kabak içine bastırdığın ve aslında olmak istediğin karakteri serbest bırakabileceğin "çitleri" olmayan dünyadır.
kabak barıştır, özgürlüktür, çiledir, sefadır. kabak, kabak tadı vermez.
*yeni yapılan minibüs yollarıyla bozulmaya başladı... gidin görün. tanışın.
1 haftalık değil, 2 defa 5 ay çadır atmış, 2 sene de gönüllü çalışan kardeşiniz tanımlıyor.
kabak, kabak, kabak. kabak tadı vermeyen kabak.
amortisörleri yükseltilmiş minibüsler ile topraklı yolda başlar, muzun kabuklarının soyulmasıyla çırıl çıplak kalacak olan muz misali kişiliğin ile yapacağın tatilin. üzerinde ne ismin kalır, ne mesleğin, ne banka hesabın, ne fikirlerin, ne eğlence anlayışın, ne cinsel tercihin, ne 5 yıldızlı tatil anlayışın, ne sosyal ilişkileri, nede sen!
önce ismin gider minibüsden indiğinde. çünkü sen artık " moruk, dostum ya da kanka " sıfatlarını çoktan almışsındır, koya inerken hayvan gibi sallanan minibüste, yanında,önünde ya da arkanda oturan kabak koycu sayesinde. ( patikayı tercih eden adamın hasıdır. )
sonra mesleğin gider. kaldığın kampta, çadırını kurduğun toprak parçasının üzerinde, sahile yürürken, piyasanın 2 katına malzeme aldığın bakkalda, hayvan gibi 40 derece sıcaklıkta dışarıda bekletilmiş köftelerden yediğin köftecide, telefonunu şarj etmek için dilendiğin otelin barında, sahilde " sarkozyyy " esprisini anlayacak yüzlerce insandan biriyle tanıştığında senin ceo, fotokopi çeken eleman, öğretmen ya da sokakta yatan biri olduğunun hiç bir anlamı yoktur. eşitsindir, mühim olan kurduğun ilk cümlenin noktasına gelene kadar verdiğin samimiyettir.
devamında banka hesabın önemsizleşir. birasından bir yudum mu istedin? 3 bira daha ısmarlanır sana. en baba otelde mi kalıyorsun? emin ol o gece lilith'de ki partiden sonra sahilde kalmak için can atarsın.
fikirlerin mi? bunu soran olmaz dostum. çünkü orada fikirler savaşmak için değil, öğrenmek ve dinlemek içindir.
sen hayatında hiç 35 dakika karanlık bir ormanın içinden yürüyerek, gecenin 3nde kol kola, full alkol ve türevi şeylerle bezenmiş insanların hiç kavga etmeden sanki bir trans halinde eğlendiği bir uçurumun kenarında güneşi doğurdun mu?
cinsel tercihin mi? doğanın içinde bir hayvansın.
sosyal ilişkilerin mi? kapalı bir kutuysan eğer anahtarın o sahilde onlarca gönüllü ile kenara toplanmış taşların arasında olabilir. bir gece otur oraya, yanına yıldızların arasından yavaş yavaş yürüyerek illa biri gelir.
özgürdür kabak koyu. akıllı telefonların tedavülde olmadığı, yanına gelen insanın seninle konuşurken herhangi bir yargıya varma amacı olmadan yanına geldiği yerdir orası.
eğer müdavimi olursan tüm yaz ismini bile bilmediğin insanlarla takıldıktan sonra, hiç bir telefon numarası ve irtibatın olmasa bile bir sonraki yaz aynı dönemde orada tekrar karşılaşacağın dostlar bıraktığın yerdir kabak.
kabak içine bastırdığın ve aslında olmak istediğin karakteri serbest bırakabileceğin "çitleri" olmayan dünyadır.
kabak barıştır, özgürlüktür, çiledir, sefadır. kabak, kabak tadı vermez.
*yeni yapılan minibüs yollarıyla bozulmaya başladı... gidin görün. tanışın.
devamını gör...
geceye bir siyasetçi sözü bırak
ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.-aliya izzetbegoviç
devamını gör...
six degrees of separation
türkçesi "altı derecelik ayrılık" anlamına gelen bir teoridir. dünyadaki herhangi iki insanin arasında sadece 6 kisi olduğunu iddia eder. doğru bağlantıları takip ettiğinizde 6 adım sonra dünyadaki herhangi bir kişi ile aranızdaki bağı görebilirsiniz,* der.
birçok film ve kitap bu teori üzerine kurulmuştur. hatta kullandığınız * tüm sosyal medya uygulamalarındaki arkadaş önerilerinin bu teori üzerine kurulu olduğu fark edilebilir.
dünyadaki tüm insanları kapsamasa da benzer kültürün içinde yer alan insanlar arasında geçerli olduğunu gördüm ve yıllar sonra -altı ay öncesi- tekrardan beni hayrette bırakan inandığım teoridir.
birçok film ve kitap bu teori üzerine kurulmuştur. hatta kullandığınız * tüm sosyal medya uygulamalarındaki arkadaş önerilerinin bu teori üzerine kurulu olduğu fark edilebilir.
dünyadaki tüm insanları kapsamasa da benzer kültürün içinde yer alan insanlar arasında geçerli olduğunu gördüm ve yıllar sonra -altı ay öncesi- tekrardan beni hayrette bırakan inandığım teoridir.
devamını gör...
35-45 yaş arası kadınlar
sözlük erkeklerinin 'kadınları anlamıyoruz 'yalanını ortaya çıkaran başlık. yorumlara bakılırsa en azından 35-45 yaş arası kadınları gayette iyi anladıkları kesin.*
vay bee 35-45 yaş arası kadınlar neymiş arkadaş ben bile imrendim kendimize valla .
vay bee 35-45 yaş arası kadınlar neymiş arkadaş ben bile imrendim kendimize valla .
devamını gör...
24 ocak 2021 çin'in covid 19 testlerini anüsten yapması
bu işin sonu bomb.k bir yere çıkıyor demişlerdi de inanmamıştım.
devamını gör...
kadir şeker
adam öldürmenin elbette bir cezası vardır, verilmeli. fakat bunu yapan birçok insan elini kolunu sallaya sallaya sokakta geziyor.adaletse herkese eşit davranmalı. kaç tane kadın cinayeti işlendi, katillerinin kaçı hapiste acaba. bu ülkede adalet gerçekten olsaydı bu olaya bu kadar tepki gelmezdi zaten.
devamını gör...
instagram gönderilerine yorum yapan akrabalar
çok basit çözümleri olan sorundur:
1: takip isteğini kabul etmeyin. bi akıllı sensin di mi hincime dediğinizi varsayıyorum. evet bi akıllı benim: orda burda yakalayıp isteğimi kabul etmedin hay oğlum/kızım diye darlıyorlar çünkü. o zaman da
yöntem 2: aktifliği kapatıp, sık kullanmıyorum demek. e yalan değil, sıklık kişiye göre değişir. yemediler ve yine mi geldiler? o halde de
yöntem 3: yorumları gizleme. instagramın sunduğu güzel özelliklerden biri. ya tamamiyle ya da kişiye özel sansür seçenekleri var. benim tavsiyem
yöntem 4: kişiye özel sansür seçeneğiyle o kişinin yorumlarını tamamiyle gizleyebilirsiniz. korkmayın, onlar olaya vakıf olana kadar daha başka sosyal medya mecraları çıkar zaten.
sen hangisini yapıyorsun derseniz? demezsiniz de hadi dediğinizi varsayalım: hiçbiri. evet evet hiçbiri. ciddi manada beni rahatsız eden bi akrabam yok. şu ana kadar çıkmadı en azından.
ya kullanmayı biliyorlar. ya da bilmediklerini bilip, susup, oturuyorlar ya da usturuplu yorum yapıyorlar. saatlerce kahkahalı yoruma düştüğüm, kafa akrabalarım da yok değil. yerim sizi.
1: takip isteğini kabul etmeyin. bi akıllı sensin di mi hincime dediğinizi varsayıyorum. evet bi akıllı benim: orda burda yakalayıp isteğimi kabul etmedin hay oğlum/kızım diye darlıyorlar çünkü. o zaman da
yöntem 2: aktifliği kapatıp, sık kullanmıyorum demek. e yalan değil, sıklık kişiye göre değişir. yemediler ve yine mi geldiler? o halde de
yöntem 3: yorumları gizleme. instagramın sunduğu güzel özelliklerden biri. ya tamamiyle ya da kişiye özel sansür seçenekleri var. benim tavsiyem
yöntem 4: kişiye özel sansür seçeneğiyle o kişinin yorumlarını tamamiyle gizleyebilirsiniz. korkmayın, onlar olaya vakıf olana kadar daha başka sosyal medya mecraları çıkar zaten.
sen hangisini yapıyorsun derseniz? demezsiniz de hadi dediğinizi varsayalım: hiçbiri. evet evet hiçbiri. ciddi manada beni rahatsız eden bi akrabam yok. şu ana kadar çıkmadı en azından.
ya kullanmayı biliyorlar. ya da bilmediklerini bilip, susup, oturuyorlar ya da usturuplu yorum yapıyorlar. saatlerce kahkahalı yoruma düştüğüm, kafa akrabalarım da yok değil. yerim sizi.
devamını gör...
yazarların kendinde en nefret ettiği özellik
göz yaşlarım kapıda hazır bekler hep
devamını gör...


