ilahiyat dekanından boğaziçi'li öğrencilere tehdit
herhangi bir avrupa ülkesinde olsaydı anında görevden alınıp, hakkında soruşturma açılırdı.
devamını gör...
yazarların en eften püften başarıları
ortaokulda bir şiir yarışmasında üçüncü olup yerel gazeteye çıkmıştım. gazetedeki fotoğrafımı ne zaman görsem gülerim.
devamını gör...
soba üzerine portakal kabuğu koymak
oda parfümü etkisi gösterir. ohh miss.
devamını gör...
yazarların yazın yapmak isteyip de yapamadığı şeyler
bir yurt dışı seyahati yapmak bu isteklerimden biridir. nasipse 2021 yazında yapmak istiyorum bunu.
devamını gör...
yapılan en güzel kahvaltı
köyde yapılan kahvaltıdır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dün bir mesaj aldım, taaa 99 ekim'ine götürdü beni.
deprem sonrası, deprem bölgesinde yaşayan bizim gibi ortaokul öğrencileri için düzenlenen bir öğrenci ağırlama projesine gönüllü olmuştum. neden bilmem bizim okula sadece erkek öğrencileri vermişler. hocalar "olmaz erkek çocuk rahat edemez sizde" deseler de yılmadım, ısrar kıyamet kabul ettirdim.
misafirlerimizin geleceği gün kocaman bir grup halinde bekledik. benim misafirim "kutlu"* idi ama o esnada bir öğretmen geldi. rob senin misafirini değiştiriyoruz bir kız öğrenciyi ismi sebebiyle erkek sanmışlar, seninkini alıp bunu veriyoruz dediler. * tamam, deyip aldım misafirimi. evde erkek misafir yalnızlık çekmesin diye davet ettiğimiz, alt kattaki apartman boy'umuz * ile birlikte kocaman bir grup ile ilk akşam yemeğimizi yedik.
ertesi gün kutlu gelip beni buldu, sen benim kaderim olmalıydın diyerek. güldük. üç gün boyunca koskocaman bir grup halinde yapılan etkinliklerde, akşamları kişisel zamanlarda birlikte takıldık. yirmi kişi falan dolaşıyorduk ortalıkta. şimdi siz duymuyorsunuz ama benim kulağımda kahkahalar, söylenen şarkılar var o günlerin izi olan. ve bu satırları koskocaman bir gülümseme ile yazıyorum.
üçüncü günün sonunda kutlu ve en yakın arkadaşı pucky * geldi. hadi seç birimizi, dediler. nasıl yani, dedim. çünkü bana şaka yaptıklarını düşünüyordum. biz karar veremedik, ikimiz de vazgeçmek istemiyoruz, seç birimizi dediler. ve bunu o koskocaman kalabalığın içinde yaptılar. hayır, yani seçecek olsam bile ben o kalabalığın içinde tamam sen, diyemezdim. demedim de.
sonra onlar gitti, uzunca bir süre mektup arkadaşı olduk. ve pucky ile daha çok mektup arkadaşıydık. *
aradan yıllar geçti. ben bu kez lisedeyken onların şehrine gittim. kutlu yoktu. memleketine gitmişti. ve pucky benim erkek arladaşım olmuştu. yaz sonunda da bize geldi. * ve kutlu o zamandan sonra kayboldu hayatımdan uzun bir süre. ve pucky de ayrılınca elbette.
aradan bir dört-beş yıl daha geçti. * facebook trend oldu. biz tekrar etkileşime geçtik bu sayede. uzun uzun konuştuk. ama benim bir erkek arkadaşım vardı. hasret giderdik, aradaki zamanda yaşananları paylaştık. yeni öğretmen olduğum şehirde benim için birçok düzenlemeler yaptı ve ben onun sayesinde gitmeden daha evimi, yapılacakları ayarlamıştım. * sonra hiç kopmadık. ama yüz yüze görüşme fırsatımız olmamıştı. geçen yaz tatil fotoğraflarımı görünce, şehrime gelmişsiniz *, önceden haber vermeliydin, şehir dışındayım, bekle, dedi. onun dönüşü, bizim ayrılış günümüzdü. çünkü eşimin iş başı yapması gerekiyordu. planı yaptık. ama o akşam gelmedi. aramadı da.
sonra dün bir video paylaştım instagramda, kaybolan köpeğimle, ailemin yaşadığı yerde, hüzünle.
saatler sonra girdiğimde bir mesaj gördüm.
"hem çok sevdiğim hem çok üzüldüğüm yer... bana verdiğinin değerini bilemedim." demiş.
ne kadar hüzünlü bir mesaj olmuş, geçmişin hüznüne değil de yaşanmışlıkların güzelliğine mi baksak, dedim.
" yaşanamamışların güzelliği desek?" demiş.
22 yıl sonra... yaşamadıklarımız kadar yaşadıklarımız da vardı. hem de çok neşeli, çok kahkahalı idi benim için. ikimizde farklı yer etmiş bir hikaye. ona sadece bir gülen yüz yolladım. sözün sonu idi. ama çok eskilere gittim- geldim ben bir mesajla.
deprem sonrası, deprem bölgesinde yaşayan bizim gibi ortaokul öğrencileri için düzenlenen bir öğrenci ağırlama projesine gönüllü olmuştum. neden bilmem bizim okula sadece erkek öğrencileri vermişler. hocalar "olmaz erkek çocuk rahat edemez sizde" deseler de yılmadım, ısrar kıyamet kabul ettirdim.
misafirlerimizin geleceği gün kocaman bir grup halinde bekledik. benim misafirim "kutlu"* idi ama o esnada bir öğretmen geldi. rob senin misafirini değiştiriyoruz bir kız öğrenciyi ismi sebebiyle erkek sanmışlar, seninkini alıp bunu veriyoruz dediler. * tamam, deyip aldım misafirimi. evde erkek misafir yalnızlık çekmesin diye davet ettiğimiz, alt kattaki apartman boy'umuz * ile birlikte kocaman bir grup ile ilk akşam yemeğimizi yedik.
ertesi gün kutlu gelip beni buldu, sen benim kaderim olmalıydın diyerek. güldük. üç gün boyunca koskocaman bir grup halinde yapılan etkinliklerde, akşamları kişisel zamanlarda birlikte takıldık. yirmi kişi falan dolaşıyorduk ortalıkta. şimdi siz duymuyorsunuz ama benim kulağımda kahkahalar, söylenen şarkılar var o günlerin izi olan. ve bu satırları koskocaman bir gülümseme ile yazıyorum.
üçüncü günün sonunda kutlu ve en yakın arkadaşı pucky * geldi. hadi seç birimizi, dediler. nasıl yani, dedim. çünkü bana şaka yaptıklarını düşünüyordum. biz karar veremedik, ikimiz de vazgeçmek istemiyoruz, seç birimizi dediler. ve bunu o koskocaman kalabalığın içinde yaptılar. hayır, yani seçecek olsam bile ben o kalabalığın içinde tamam sen, diyemezdim. demedim de.
sonra onlar gitti, uzunca bir süre mektup arkadaşı olduk. ve pucky ile daha çok mektup arkadaşıydık. *
aradan yıllar geçti. ben bu kez lisedeyken onların şehrine gittim. kutlu yoktu. memleketine gitmişti. ve pucky benim erkek arladaşım olmuştu. yaz sonunda da bize geldi. * ve kutlu o zamandan sonra kayboldu hayatımdan uzun bir süre. ve pucky de ayrılınca elbette.
aradan bir dört-beş yıl daha geçti. * facebook trend oldu. biz tekrar etkileşime geçtik bu sayede. uzun uzun konuştuk. ama benim bir erkek arkadaşım vardı. hasret giderdik, aradaki zamanda yaşananları paylaştık. yeni öğretmen olduğum şehirde benim için birçok düzenlemeler yaptı ve ben onun sayesinde gitmeden daha evimi, yapılacakları ayarlamıştım. * sonra hiç kopmadık. ama yüz yüze görüşme fırsatımız olmamıştı. geçen yaz tatil fotoğraflarımı görünce, şehrime gelmişsiniz *, önceden haber vermeliydin, şehir dışındayım, bekle, dedi. onun dönüşü, bizim ayrılış günümüzdü. çünkü eşimin iş başı yapması gerekiyordu. planı yaptık. ama o akşam gelmedi. aramadı da.
sonra dün bir video paylaştım instagramda, kaybolan köpeğimle, ailemin yaşadığı yerde, hüzünle.
saatler sonra girdiğimde bir mesaj gördüm.
"hem çok sevdiğim hem çok üzüldüğüm yer... bana verdiğinin değerini bilemedim." demiş.
ne kadar hüzünlü bir mesaj olmuş, geçmişin hüznüne değil de yaşanmışlıkların güzelliğine mi baksak, dedim.
" yaşanamamışların güzelliği desek?" demiş.
22 yıl sonra... yaşamadıklarımız kadar yaşadıklarımız da vardı. hem de çok neşeli, çok kahkahalı idi benim için. ikimizde farklı yer etmiş bir hikaye. ona sadece bir gülen yüz yolladım. sözün sonu idi. ama çok eskilere gittim- geldim ben bir mesajla.
devamını gör...
tam kapanma günlükleri
2. gün
dün ilk günü terapiyle heba ettim sayılır sevgili günnük. sabah kalkıp terapide neler konuşacağımı tasarladım. bu tasarı sırasında bir hafta önceki seansta ne kadar neşeli, heyecanlı ve bir o kadar da kafası karışık olduğumu hatırladım. şimdi bakınca çok uzak ve yabancı görünüyor geçen haftaki dışınızdaki irlandalı. neşesiz, sıkkın, öfkeli, kırgın....
neyse bu günse dünden çok çok farklı.
yapboz*, iki film, bir luther bölümü, banyo, maske yıkama, tuvalet temizleme, tığ örgü pratiği, 2 litre su içme vb çok zengin maddeler içeren bir yapılacaklar listem var. günlüğe yazıp sonra bunları tiklemek çok eğlenceli oluyor, günü boş geçirmemiş gibi hissetmek ve karantinada kafayı yememek adına efektif bir yöntem. geçen yıl tecrübe ettim, biliyorum, işe yarıyor sözlük.
banyodan çıktığımda miko'nun attığı mesajı gördüm. kapanma sürecinde şayet ikrah gelirse -ki gelecek!- kap poşetini makarna koy bana gel demiş. çok mantıklı geldi. bir saatlik yürüyüş mesafesindeki arkadaşıma kahve ziyaretine gidebilirim. tütün, anahtar, telefon, head on kulaklık, defter, kalem, gözlük...vb nevaleyiyse market torbasının içindeki makarnanın yanına bir siyah poşet içinde istifleyebilirim. çevirmeye denk gelirsem siyah poşeti soran memuru
"ped var amirim açma utanırsın" diye savuşturmayı deneyeceğim. bakalım denediğimde işe yararsa buraları editlerim hep.
neyse ben şimdi ikinci bir agnes varda filmi açıp afiyetle cips kemirip vazoyla gin rickeymi yudumlamak istiyorum sözlük. çünkü alkol satışı yasağı yok, bu gün içip bitirip yarın çıkıp tekel'den yenisini alabilirim.*
dün ilk günü terapiyle heba ettim sayılır sevgili günnük. sabah kalkıp terapide neler konuşacağımı tasarladım. bu tasarı sırasında bir hafta önceki seansta ne kadar neşeli, heyecanlı ve bir o kadar da kafası karışık olduğumu hatırladım. şimdi bakınca çok uzak ve yabancı görünüyor geçen haftaki dışınızdaki irlandalı. neşesiz, sıkkın, öfkeli, kırgın....
neyse bu günse dünden çok çok farklı.
yapboz*, iki film, bir luther bölümü, banyo, maske yıkama, tuvalet temizleme, tığ örgü pratiği, 2 litre su içme vb çok zengin maddeler içeren bir yapılacaklar listem var. günlüğe yazıp sonra bunları tiklemek çok eğlenceli oluyor, günü boş geçirmemiş gibi hissetmek ve karantinada kafayı yememek adına efektif bir yöntem. geçen yıl tecrübe ettim, biliyorum, işe yarıyor sözlük.
banyodan çıktığımda miko'nun attığı mesajı gördüm. kapanma sürecinde şayet ikrah gelirse -ki gelecek!- kap poşetini makarna koy bana gel demiş. çok mantıklı geldi. bir saatlik yürüyüş mesafesindeki arkadaşıma kahve ziyaretine gidebilirim. tütün, anahtar, telefon, head on kulaklık, defter, kalem, gözlük...vb nevaleyiyse market torbasının içindeki makarnanın yanına bir siyah poşet içinde istifleyebilirim. çevirmeye denk gelirsem siyah poşeti soran memuru
"ped var amirim açma utanırsın" diye savuşturmayı deneyeceğim. bakalım denediğimde işe yararsa buraları editlerim hep.
neyse ben şimdi ikinci bir agnes varda filmi açıp afiyetle cips kemirip vazoyla gin rickeymi yudumlamak istiyorum sözlük. çünkü alkol satışı yasağı yok, bu gün içip bitirip yarın çıkıp tekel'den yenisini alabilirim.*
devamını gör...
alttan alttan masum bakışlı kadın çekiciliği
devamını gör...
tanımınız forumsal
moderasyon tarafından yazarlara atılan uyarı mesajı.
ortamın güzel bir yer olması için belli sayıda arkadaş oturup çalışıp çabalıyoruz ki yazarlarımız keyif alsın. günlük tutar gibi, arkadaşıyla batak atarken ettiği sohbet gibi tanım girenlere gönderilir ama bazı yazar arkadaşlarımız ısrarla diretmektedir.
size makale yazın vs demiyoruz sadece başlığı tanımlasın sonrasında hatıra, espri, hatta kabartma tozu bile ekleyebilirsiniz.
ortamın güzel bir yer olması için belli sayıda arkadaş oturup çalışıp çabalıyoruz ki yazarlarımız keyif alsın. günlük tutar gibi, arkadaşıyla batak atarken ettiği sohbet gibi tanım girenlere gönderilir ama bazı yazar arkadaşlarımız ısrarla diretmektedir.
size makale yazın vs demiyoruz sadece başlığı tanımlasın sonrasında hatıra, espri, hatta kabartma tozu bile ekleyebilirsiniz.
devamını gör...
as i am
devamını gör...
çocukken ansiklopedi okumak
ilk göz ağrım görsel genel kültür ansiklopedisi. seksenli yılların yayınıydı. ondan sonraki ansiklopedi maceramız doksanlı yıllarda kuponla ansiklopedi furyasına girmekle devam etti ve bu furyayla son buldu.
devamını gör...
yazacağın tanımın yazılmış olması
bir tanım yazacağım zaman diğer tanımları okur ve yazacağım şey yazılmış mı diye bakarım ve sonuçta birileri benden önce davranıp aklımdan geçeni yazmıştır. kös kös geri dönerim.
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
insanların kendi düşüncesine kendisinin cevap vermesi durumudur. bir nevi tek başına iki kişi olmaktır.
devamını gör...
sevgilinin bir başkasını sevdiğini açıklaması
hayatımın en büyük travmasıdır. ilacı yoktur, tedavisi yoktur, kalbine oturmuş olan yük ile senelerce yaşamak zorunda kalırsın.
devamını gör...
sözlükte yazmak ama okumamak
bazı olası nedenleri yazayım doğaçlama:
okuyup oylamayan olabilir
takibe takip mantığı olabilir
kitap amaçlı ise hedefe tam gaz gidip sürüncemede bırakmış olabilir okuma işini
yazarlarımız müşkülpesent olabilir.
ne kadar çok olabilir dedim bari ilgili şarkı bırakayım
okuyup oylamayan olabilir
takibe takip mantığı olabilir
kitap amaçlı ise hedefe tam gaz gidip sürüncemede bırakmış olabilir okuma işini
yazarlarımız müşkülpesent olabilir.
ne kadar çok olabilir dedim bari ilgili şarkı bırakayım
devamını gör...
dört temel element
ateş, su, toprak, tahta.
devamını gör...
hayata dair mide bulandıran ayrıntılar
derdini anlattığın insanın kibirlenmesi, acıyarak bakması ve senin bu halinden memnun olması gibi ayrıntılardır.
devamını gör...
tanrı var mı sorunsalı
hangisi ?
devamını gör...
cazi
bir karadeniz efsanesi; cazi (cazu kari)
öncelikle bu saatte bu yazıyı yazıp hazırlamış biri olarak nasıl korktuğumu anlatamam. neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. neyse korkmak yok.
nedir bu cazi?
cazi, bilinmeyen bir sebeple doğaüstü güçler kazanmış, ekseri yaşlı bir kadındır. ... bu geniş sahada cadılar, kara büyü yapan, bebekleri ya da yetişkin insanları öldürerek kalplerini ya da ciğerlerini yiyen genellikle kadın olarak tasvir edilen varlıklardır.
“cazı” ya da “cazu” ismi ise büyüyle olağan dışı işler yapan kişiler için geçerli bir ifade. “cadı” anlamına geldiğini de söyleyebiliriz.

doğu karadeniz'de anadolu ve orta doğu folklorundan farklı olarak cadıların normal anne ve babadan doğan ve cadılığı sonradan öğrenen sıradan kadınlar olduğunu inanılmaktadır. trabzon'da cazı, pontus rumcası konuşulan bölgelerde mayısa adlandırılan cadıların üzerine insan pisliği sürerek uçabildiğine, mısır ve kırım'a uçarak gidebildiklerine, örümcek, kuş ve diğer hayvanların formuna girerek şekil değiştirebildiklerine, çocuk ve kadınların ciğerlerini yediklerine, suya atıldıklarında batmadığına inanılmaktadır.
cazi olmuş insanlara bu hal allah'tan gelirdi. yeni bir doğum olduğu zaman cazileri uyku tutmaz, ille çocuğu boğup ciğerini ya da kalbini almak isterlermiş. bir şekilde saldırısı önlenmiş caziler bu duruma çok kızarlar, çocuğun kanını ağaca sürerek bu ağaç kuruyunca çocuk da ölsün diye kara büyü yaparlarmış. hayvan kılığına girebilirler, annenin uyuması için birtakım büyüler yaparlarmış. çocukların ciğeri ve kalbini ateşte pişirip yerlermiş.
ay neyse daha fazla anlatamayacağım. korkudan mutfağa gidemiyorum. ben kaçar.
ordu'ya gittiğimde babaannemden de dinlerdim bu cazu garu hikayesini.. gece soğuğunda otururken anlatırdı. biz de* anlattıklarına korkardık ama sorular sorar böyle bir şeyin nasıl olacağını düşünür dururduk. babamlar küçükken* eve kadar girdiğini tabaktaki yemeği koca elleriyle yediğini, elinin izinin tabakta durduğunu, bebeği gözlediğini fakat sonunda fark edilip dedemlerin yakalamaya çalıştığını anlatırdı. çok korkunç gelirdi. şu anda da korkunç gelmiyor değil.
kaynak: 1 2
öncelikle bu saatte bu yazıyı yazıp hazırlamış biri olarak nasıl korktuğumu anlatamam. neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. neyse korkmak yok.
nedir bu cazi?
cazi, bilinmeyen bir sebeple doğaüstü güçler kazanmış, ekseri yaşlı bir kadındır. ... bu geniş sahada cadılar, kara büyü yapan, bebekleri ya da yetişkin insanları öldürerek kalplerini ya da ciğerlerini yiyen genellikle kadın olarak tasvir edilen varlıklardır.
“cazı” ya da “cazu” ismi ise büyüyle olağan dışı işler yapan kişiler için geçerli bir ifade. “cadı” anlamına geldiğini de söyleyebiliriz.

doğu karadeniz'de anadolu ve orta doğu folklorundan farklı olarak cadıların normal anne ve babadan doğan ve cadılığı sonradan öğrenen sıradan kadınlar olduğunu inanılmaktadır. trabzon'da cazı, pontus rumcası konuşulan bölgelerde mayısa adlandırılan cadıların üzerine insan pisliği sürerek uçabildiğine, mısır ve kırım'a uçarak gidebildiklerine, örümcek, kuş ve diğer hayvanların formuna girerek şekil değiştirebildiklerine, çocuk ve kadınların ciğerlerini yediklerine, suya atıldıklarında batmadığına inanılmaktadır.
cazi olmuş insanlara bu hal allah'tan gelirdi. yeni bir doğum olduğu zaman cazileri uyku tutmaz, ille çocuğu boğup ciğerini ya da kalbini almak isterlermiş. bir şekilde saldırısı önlenmiş caziler bu duruma çok kızarlar, çocuğun kanını ağaca sürerek bu ağaç kuruyunca çocuk da ölsün diye kara büyü yaparlarmış. hayvan kılığına girebilirler, annenin uyuması için birtakım büyüler yaparlarmış. çocukların ciğeri ve kalbini ateşte pişirip yerlermiş.
ay neyse daha fazla anlatamayacağım. korkudan mutfağa gidemiyorum. ben kaçar.
ordu'ya gittiğimde babaannemden de dinlerdim bu cazu garu hikayesini.. gece soğuğunda otururken anlatırdı. biz de* anlattıklarına korkardık ama sorular sorar böyle bir şeyin nasıl olacağını düşünür dururduk. babamlar küçükken* eve kadar girdiğini tabaktaki yemeği koca elleriyle yediğini, elinin izinin tabakta durduğunu, bebeği gözlediğini fakat sonunda fark edilip dedemlerin yakalamaya çalıştığını anlatırdı. çok korkunç gelirdi. şu anda da korkunç gelmiyor değil.
kaynak: 1 2
devamını gör...
kişinin cenazesinde dağıtılmasını istediği yemek
hiçbir şey. o paraya alışveriş yapıp maddi durumu iyi olmayan aileye erzak yardımı yapmalarıdır.
devamını gör...
