4 mart 2021 bitlis'te askeri helikopter kazası
acı kaybımız, allah rahmet eylesin, milletimizin başı sağ olsun.
devamını gör...
bana soğuk bir yer söyle
yakutistan.
devamını gör...
ciddi olacağım
fransız dadaist jacques rigaut'nun 1920 yıllarında littérature dergisinde yayımladığı yazı. esasen yazının başlığı basitçe jacques rigaut'dur fakat dilimize çevrilirken yazının girişindeki cümle başlık olarak kabul edilmiş. cümleler oldukça kaotik bir kişiliğin dışavurumu gibi. rigaut hakkında yazıda kendi anlattıklarından ziyade anlatılan başka bir hikaye vardır ki doğruluğu ne kadar tartışmaya açık olsa da ciddi olacağım yazısında görünen rigaut'nun bunu yapmasına pek kimse şaşırmazdı kuşkusuz. bahsini geçirdiğim anı ise kısaca rigaut'nun savaş sırasında aniden siperden fırlayıp deliler gibi hem düşmana hem de kendi birliğine ateş etmeye başlaması ile ilgili. ilk başlarda bu hareketin insanın zaten oldukça kırılgan olan zihnini kolayca harap edebilen savaş psikolojisinden kaynaklandığı düşünülse bile bence rigaut'yu harekete geçiren ve zihnindeki çırayı tutuşturan şey savaşın kendisinden ziyade zaten başından beri kaotik bir kişiliğe sahip olmasıydı. o, kendi ifadesi ile çocuklarda görünen o çarpık, kaotik ve tamamen belirsiz ahlak anlayışına büyük bir özlem duyuyor ve tüm bu deliliğin ortasında aklı başında davranmaya çalışan insanlara bir duvarın kapı gibi açılmasını bekleyen zavallılar gibi bakıyordu. rigaut'nun pierre eugène drieu la rochelle'in romantize ettiği gibi bir düşünce yapısına sahip olmadığı en çok bu yazıda belirgin bir çerçeve kazanıyor, sınırları çiziliyor. joseph conrad, the arrow of gold'da şöyle söyler:
"the belief in a supernatural source of evil is not necessary. men alone are quite capable of every wickedness."
rigaut, insanın vahşi ve kötücül yanının bilincindeydi, tek fark; o bu kötücül yanı ötelemiyor aksine tamamen gerçek ve eğlenceli görüyordu.
ciddi olacağım, haz kadar ciddi. insanlar neden bahsettiklerini bilmiyorlar. yaşamak için hiçbir sebep yok, ama ölmek için de sebep yok. hayatı ne kadar hor gördüğümüzü gösterebilmemiz için bize bahşedilmiş yegâne yol, onu kabul etmek. hayat, ondan vazgeçme zahmetine değmez. insan, sırf merhametinden, bir başkası için bunu reddedebilir ama ya kendisi için? umutsuzluk, boşvermişlik, ihanet, sadakat, yalnızlık, aile, özgürlük, bıkkınlık, para, yoksulluk, aşk, aşksızlık, frengi, sağlık, uyku, uykusuzluk, arzu, yetersizlik, bayağılık, sanat, dürüstlük, vasatlık, zekâ – hiçbiri tırnağım etmez. onlara itibar etmeyecek kadar iyi biliyoruz hepsini; olsa olsa, kazara işlenen birkaç intihara mazeret olabilirler… (tabii fiziksel acı başka. şahsen çok sağlıklıyım. karaciğer ağrısı çekenlerin vay haline. acı çekenlere ayıracak vaktim olmadı hiç, ama kanserden ölmeye katlanamayacaklarını düşünenleri anlayabiliyorum.) hem zaten, niyetimiz olsa hemen bu gece kendimizi vurup kurtulmamızı ve her türlü acı ihtimalinden uzaklaşmamızı sağlayacak olan da şu tabanca değil mi… halbuki öfke ve umutsuzluk, hayata dört elle sarılmak için iyi birer sebepten ibaret olmuştur daima. hep el altındadır intihar, o kadar ki, onu düşünmekten kendimi alamam: hâlâ kendimi öldürmüş değilim. beni alıkoyan bir tereddüt var içimde hâlâ: insan kendini tehlikeye atmadan bu dünyadan ayrılmak istemiyor: giderken yanında bakire meryem’i, veya aşkı, veya cumhuriyet’i götürmek güzel olurdu.
intihar bir meslek olmalı. kan dolaşıyor ve bitimsiz yolculuğuna bir gerekçe istiyor. boş bir avucu sıkan parmaklarda sabırsızlık var. kendine hedef seçmeyi öğrenmemişse bir zavallı, gerisin geri tepip kendi üzerine dönecek bastırılamaz bir eylem arzusu var. soyut arzular. imkânsız arzular. bir adı ve bir amacı olan ıstırap ile, insanın kendi kendine çektirdiği meçhul ıstırap arasındaki sınır burada çiziliyor işte. ruhun ergenlik evresi gibi bir şey bu, tıpkı romanlarda betimlendiği gibi (tabii ben o kadar erken yaşta yoldan çıkmıştım ki, insanın ufak ufak göbek salmaya başladığı zamanda yaşadığı o krizi tecrübe etmedim); gerçi bunu aşmanın intihardan başka yolları da var.
hayatta ciddiye aldığım fazla bir şey olmadı; çocukken sokakta anneme yanaşıp sadaka isteyen yoksul kadınlara dilimi çıkarır, soğukta ağlaşan kopillerine çimdik atardım; ölüm döşeğindeki babam son arzusunu fısıldamak için beni başucuna çağırdığında hizmetçiyi tutup şarkı söyledim. ne zaman bir dostun güvenine ihanet etme fırsatı karşıma çıktıysa, herhalde hiç kaçırmadım. fakat nezaketi alaya almanın veya merhametle dalga geçmenin de pek değerli bir yanı yok; insanları güldürmenin en kesin yolu onları küçük hayatlarından mahrum bırakmak – hiçbir amaç olmaksızın, sadece eğlenmek için. çocuklar kendilerini kandırmaz ve bir karınca sürüsünü korkutmaktan veya çiftleşmekte olan iki sineği gafil avlayıp ezmekten nasıl zevk alınacağını bilirler. savaş sırasında iki dostumun çıkmaya hazırlandığı bir sığınağa bomba atmıştım. kendisi bir öpücük beklerken indirdiğim yumrukla iki metre yere serilen sevgilimin yüzündeki ifadeye ne gülmüştüm… hele gaumont palace’ı ateşe verdiğimde kaçışmaya çalışan insanların görüntüsü yok mu! ama bu gece korkmanıza gerek yok, ciddi bir ruh hali içindeyim. kuşkusuz bütün bu anlattıklarımın tek kelimesi bile doğru değil, paris’in en uslu çocuğu bendim, ama böyle gurur verici şeyler yaptığımı veya yapacağımı o kadar çok hayal ettim ki tam anlamıyla yalan oldukları da söylenemez. her neyse, epey eğlendiğim kesin! fakat bir türlü alay edemediğim bir konu var: haz. haz düşkünlüğümü yenmeyi başaramazsam, intiharın sarhoşluğuna çok çabuk teslim olacağımı biliyorum.
kendimi ilk öldürdüğümde, amacım sevgilimin canını sıkmaktı. o namus kumkuması mahluk benimle yatmaya yanaşmıyor, bir numaralı sevgilisini aldattığı için vicdan azabı duyduğunu söylüyordu. onu sevip sevmediğimden emin değilim, ondan uzak kalacağım bir-iki hafta ona olan ihtiyacımı tümden unuttururdu belki ama reddedilmek kanıma dokunmuştu. nasıl intikam alacaktım? bu kadının bana karşı derin ve sonsuz bir sevgi duyduğunu söylemiş miydim? sevgilimin canını sıkmak için kendimi öldürdüm. o zamanlar çok genç olduğum düşünülürse, intiharım mazur görülebilir.
ikinci kez kendimi öldürüşüm, tembelliktendi. beş parasız, çalışma fikrinden dehşetle uzak duran ben, nasıl yaşadıysam öyle öldürdüm kendimi: inanmadan. bugün nasıl serpilip geliştiğimi görenler bu intihar yüzünden beni suçlamıyorlar.
üçüncü seferinde –sizi diğer intiharlarımın ayrıntılarıyla sıkmayacağıma söz veriyorum yeter ki bunu dinleyin– can sıkıntımın diğer akşamlardan ne fazla ne eksik olduğu bir gece, daha yeni yatmıştım. aniden kararımı verdim ve intihar için geçerli olabilecek yegâne sebebi düşündüğümü net biçimde hatırlıyorum. sonra, hay canına yandığım! kalktım ve evde bulunan tek silahı aramaya başladım: vaktiyle dedemin aldığı ve içinde o zamandan kalma kurşunların olduğu tabanca (bu noktayı neden bilhassa belirttiğimi az sonra anlayacaksınız). çıplak vaziyette yattığım için, hâlâ çıplaktım. üşüdüm. hemen battaniyenin altına girdim. tabancanın horozunu kaldırdım, ağzımda çeliğin soğukluğunu hissediyordum. tetiği çektim, ama tabanca ateş almadı. sonra tabancayı küçük bir masanın üzerine koydum, muhtemelen gergin bir halde gülüyordum. on dakika sonra uykuya daldım. bence çok önemli bir noktaya parmak basmıştım. ne miydi? çok basit! tetiği ikinci kez çekmenin bir an bile aklımdan geçmediğini söylememe gerek yok. önemli olan ölüp ölmemem değil, ölmeye karar vermiş olmamdı.
"the belief in a supernatural source of evil is not necessary. men alone are quite capable of every wickedness."
rigaut, insanın vahşi ve kötücül yanının bilincindeydi, tek fark; o bu kötücül yanı ötelemiyor aksine tamamen gerçek ve eğlenceli görüyordu.
ciddi olacağım, haz kadar ciddi. insanlar neden bahsettiklerini bilmiyorlar. yaşamak için hiçbir sebep yok, ama ölmek için de sebep yok. hayatı ne kadar hor gördüğümüzü gösterebilmemiz için bize bahşedilmiş yegâne yol, onu kabul etmek. hayat, ondan vazgeçme zahmetine değmez. insan, sırf merhametinden, bir başkası için bunu reddedebilir ama ya kendisi için? umutsuzluk, boşvermişlik, ihanet, sadakat, yalnızlık, aile, özgürlük, bıkkınlık, para, yoksulluk, aşk, aşksızlık, frengi, sağlık, uyku, uykusuzluk, arzu, yetersizlik, bayağılık, sanat, dürüstlük, vasatlık, zekâ – hiçbiri tırnağım etmez. onlara itibar etmeyecek kadar iyi biliyoruz hepsini; olsa olsa, kazara işlenen birkaç intihara mazeret olabilirler… (tabii fiziksel acı başka. şahsen çok sağlıklıyım. karaciğer ağrısı çekenlerin vay haline. acı çekenlere ayıracak vaktim olmadı hiç, ama kanserden ölmeye katlanamayacaklarını düşünenleri anlayabiliyorum.) hem zaten, niyetimiz olsa hemen bu gece kendimizi vurup kurtulmamızı ve her türlü acı ihtimalinden uzaklaşmamızı sağlayacak olan da şu tabanca değil mi… halbuki öfke ve umutsuzluk, hayata dört elle sarılmak için iyi birer sebepten ibaret olmuştur daima. hep el altındadır intihar, o kadar ki, onu düşünmekten kendimi alamam: hâlâ kendimi öldürmüş değilim. beni alıkoyan bir tereddüt var içimde hâlâ: insan kendini tehlikeye atmadan bu dünyadan ayrılmak istemiyor: giderken yanında bakire meryem’i, veya aşkı, veya cumhuriyet’i götürmek güzel olurdu.
intihar bir meslek olmalı. kan dolaşıyor ve bitimsiz yolculuğuna bir gerekçe istiyor. boş bir avucu sıkan parmaklarda sabırsızlık var. kendine hedef seçmeyi öğrenmemişse bir zavallı, gerisin geri tepip kendi üzerine dönecek bastırılamaz bir eylem arzusu var. soyut arzular. imkânsız arzular. bir adı ve bir amacı olan ıstırap ile, insanın kendi kendine çektirdiği meçhul ıstırap arasındaki sınır burada çiziliyor işte. ruhun ergenlik evresi gibi bir şey bu, tıpkı romanlarda betimlendiği gibi (tabii ben o kadar erken yaşta yoldan çıkmıştım ki, insanın ufak ufak göbek salmaya başladığı zamanda yaşadığı o krizi tecrübe etmedim); gerçi bunu aşmanın intihardan başka yolları da var.
hayatta ciddiye aldığım fazla bir şey olmadı; çocukken sokakta anneme yanaşıp sadaka isteyen yoksul kadınlara dilimi çıkarır, soğukta ağlaşan kopillerine çimdik atardım; ölüm döşeğindeki babam son arzusunu fısıldamak için beni başucuna çağırdığında hizmetçiyi tutup şarkı söyledim. ne zaman bir dostun güvenine ihanet etme fırsatı karşıma çıktıysa, herhalde hiç kaçırmadım. fakat nezaketi alaya almanın veya merhametle dalga geçmenin de pek değerli bir yanı yok; insanları güldürmenin en kesin yolu onları küçük hayatlarından mahrum bırakmak – hiçbir amaç olmaksızın, sadece eğlenmek için. çocuklar kendilerini kandırmaz ve bir karınca sürüsünü korkutmaktan veya çiftleşmekte olan iki sineği gafil avlayıp ezmekten nasıl zevk alınacağını bilirler. savaş sırasında iki dostumun çıkmaya hazırlandığı bir sığınağa bomba atmıştım. kendisi bir öpücük beklerken indirdiğim yumrukla iki metre yere serilen sevgilimin yüzündeki ifadeye ne gülmüştüm… hele gaumont palace’ı ateşe verdiğimde kaçışmaya çalışan insanların görüntüsü yok mu! ama bu gece korkmanıza gerek yok, ciddi bir ruh hali içindeyim. kuşkusuz bütün bu anlattıklarımın tek kelimesi bile doğru değil, paris’in en uslu çocuğu bendim, ama böyle gurur verici şeyler yaptığımı veya yapacağımı o kadar çok hayal ettim ki tam anlamıyla yalan oldukları da söylenemez. her neyse, epey eğlendiğim kesin! fakat bir türlü alay edemediğim bir konu var: haz. haz düşkünlüğümü yenmeyi başaramazsam, intiharın sarhoşluğuna çok çabuk teslim olacağımı biliyorum.
kendimi ilk öldürdüğümde, amacım sevgilimin canını sıkmaktı. o namus kumkuması mahluk benimle yatmaya yanaşmıyor, bir numaralı sevgilisini aldattığı için vicdan azabı duyduğunu söylüyordu. onu sevip sevmediğimden emin değilim, ondan uzak kalacağım bir-iki hafta ona olan ihtiyacımı tümden unuttururdu belki ama reddedilmek kanıma dokunmuştu. nasıl intikam alacaktım? bu kadının bana karşı derin ve sonsuz bir sevgi duyduğunu söylemiş miydim? sevgilimin canını sıkmak için kendimi öldürdüm. o zamanlar çok genç olduğum düşünülürse, intiharım mazur görülebilir.
ikinci kez kendimi öldürüşüm, tembelliktendi. beş parasız, çalışma fikrinden dehşetle uzak duran ben, nasıl yaşadıysam öyle öldürdüm kendimi: inanmadan. bugün nasıl serpilip geliştiğimi görenler bu intihar yüzünden beni suçlamıyorlar.
üçüncü seferinde –sizi diğer intiharlarımın ayrıntılarıyla sıkmayacağıma söz veriyorum yeter ki bunu dinleyin– can sıkıntımın diğer akşamlardan ne fazla ne eksik olduğu bir gece, daha yeni yatmıştım. aniden kararımı verdim ve intihar için geçerli olabilecek yegâne sebebi düşündüğümü net biçimde hatırlıyorum. sonra, hay canına yandığım! kalktım ve evde bulunan tek silahı aramaya başladım: vaktiyle dedemin aldığı ve içinde o zamandan kalma kurşunların olduğu tabanca (bu noktayı neden bilhassa belirttiğimi az sonra anlayacaksınız). çıplak vaziyette yattığım için, hâlâ çıplaktım. üşüdüm. hemen battaniyenin altına girdim. tabancanın horozunu kaldırdım, ağzımda çeliğin soğukluğunu hissediyordum. tetiği çektim, ama tabanca ateş almadı. sonra tabancayı küçük bir masanın üzerine koydum, muhtemelen gergin bir halde gülüyordum. on dakika sonra uykuya daldım. bence çok önemli bir noktaya parmak basmıştım. ne miydi? çok basit! tetiği ikinci kez çekmenin bir an bile aklımdan geçmediğini söylememe gerek yok. önemli olan ölüp ölmemem değil, ölmeye karar vermiş olmamdı.
devamını gör...
öz kızından çocuğu olan rezil insan
bu iğrençlikler ne ilk ne de son. büşra sanay-kardeşini doğurmak: türkiye'de ensest gerçeği kitabını okurken kanım donmuştu. keşke ciddi ceza yaptırımlarıyla azalarak yok olsalar.
devamını gör...
yazar mahlaslarının öteki dünya versiyonu
öldüm ama yine de sürünüyorum
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
“iki hevesim var ki vallah
ikisi de sensin.”
ikisi de sensin.”
devamını gör...
the queen’s gambit detayları
1. satranç dünyasından referanslar
the queen’s gambit 7 bölümlük mini dizi olarak sunulmuştur. satranç dünyasında bir piyonun vezir olması için geçmesi gereken kare sayısı da 7’dir. buradaki anlama göre beth, başlarda bir piyon olarak yolculuğa başlıyor. 7 bölümde ilerlemesini tamamlayarak vezire dönüşüyor. dizinin sonunda da beth, beyaz vezir olarak simgeleniyor. the queen’s gambit aynı isimli bir kitap uyarlamasıdır. senaryo oluşumunda da gerçek dünyayı yansıtılmasından emin olmak için satranç ustaları referans alınmıştır. beth harmon, dünya satranç şampiyonası’nı kazanan ilk amerikalı bobby fischer’la benzer hikâyeler taşımaktadır. aynı isimli kitabın önsözünde de bobby fischer gibi isimlerin ilham kaynağı olduğu bilgisi yer almaktadır.
2. kıyafet seçimlerinde satranç tutkusu
beth harmon’ı ilk bölümlerde okul üniformasıyla görüyoruz. stil yolculuğu ise, kendisini evlat edinen alma wheathley’le gittiği bir new york mağazasında başlıyor. dizinin kostüm tasarımcısı gabriela binder, kostüm seçimleri için bazı isimlerden ilham almıştır ve beth harmon’ın satranç tutkusuna göre uyarlamıştır. 50’li yıllara atıfta bulunmak istediğinde jean seberg’ü, new york görünümleri için edie sedgwick’i referans almıştır. beth, evde tek başına satranç oynarken bile her zaman iyi görünmeyi başarmıştır. satranç taşlarını simgelemesi için çoğunlukla siyah, beyaz, krem renklerde kıyafetler tercih edilmiştir. desenlerde ise satranç tahtasını temsil eden damalı çizgiler kullanılmıştır.
3. tavandaki satranç seti
the queen’s gambit dizisinin sevenlerini şaşırtacak detayları arasında fark edilmesi zor bir konu yer alıyor; tavandaki satranç seti. beth harmon satranç tahtasıyla, yetimhanedeki bay shaibel sayesinde tanışmıştır. dizinin başlarında bay shaibel beth’le satranç oynamayı reddetmiştir. beth, aldığı hapların da etkisiyle, satranç tahtasını yatakhanenin tavanında görselleştirmiştir. oyunu öğrenmesi ve kendisini geliştirmesi de bu pratikler sayesinde gerçekleşmiştir. bay shaibel beth’le oynamayı kabul ettiğinde, beth satrançta uzun bir yol kat etmişti. beth, dizi boyunca zihnindeki satranç tahtasını tavanda hayal ederek pratik yapmaya devam etmiştir. beth’in her zaman tavanda görselleştirdiği set ise bay shaibel’le oynadığı satranç setidir.
4. finaldeki beyaz vezir
beth harmon final bölümde kar gibi beyaz görüntüsüyle karşımıza çıkıyor. kızıl saçlarının üzerindeki beyaz şapkasını, beyaz kabanı ve beyaz pantolonuyla tamamlamıştır. görüntüyü pekiştiren beyaz ayakkabısıyla da bir bütün oluşturulmuştur. beth’in final beyazının nedeni ise, artık satranç tahtasında bir kraliçe olduğunu vurgulamaktır. beyaz görünüm, beyaz vezir taşının görsel bir temsili olarak beth’in üzerine giydirilerek izleyiciye yansıtılmıştır. bu kıyafetin içerisinde beth’i arınmış, mutlu, başarmış ve özgüvenli görüyoruz. dizi her bölümde beth’in satranca olan tutkusuna yaptığı vurguyu, final sahnesinde “satrancın kraliçesi” olarak yansıtmıştır.
5. las vegas’ta dutch açı
dutch açı, gerçeklik algısının manipüle edildiği, eğik açıyı ifade etmek için kullanılıyor. psikolojik gerginliği ifade etmek için de tercih edilen, güçlü görüntü açılarından biri olarak biliniyor. dizide bu açıyla las vegas turnuvasında karşılaşıyoruz. benny watts satranç dünyasında ismi olan ve beth tarafından da takip edilen karakterlerden biridir. beth, turnuvada benny watts’a karşı zorlu bir mücadele verirken, kaybetmek üzere olduğunun farkındadır ve çok gergin bir ruh haline sahiptir. bu sahnelerde kamera beth’in etrafında eğik açıyla hareket etmeye başlıyor. beth’in gerilimi bu sahnede dutch açı ile izleyiciye yansıtılarak the queen’s gambit dizisinin sevenlerini şaşırtacak detayları arasında yer almıştır.
6. beth’in yaş temsili
beth’in ruj renkleri her sahne için özenle ve farklı tonlarda seçilmiştir. yapılan açıklamaya göre kullanılan renkler yaşını temsil etmektedir. dizinin makyaj ve saç tasarımcısı daniel parker; “sonlara doğru beth’in ruj rengi ölen annesine bir övgü olarak kabul edilebilir.” demiştir. alma’nın koyu ruju temel görünüşlerinden biriydi. beth’in final sahnesi de dahil kullandığı ruj, alma’ya ithafen seçilmiştir. daniel parker cümlesinin devamında; “dudaklar ve kirpikler bir karakterin ne yaptığını ya da davranışlarını temsil eden en önemli şeylerden biridir.” demiştir. beth’in kendisini eve kapattığı ve hayattan soyutlandığı bölümlerdeki makyajı da dağılmış ve solmuş ruh halini yansıtmaktadır.
7. beth’in ev duygusu
beth harmon’ı ilk gördüğümüz elbise, yakalı model ve açık gri renktedir. bu gri elbisenin üzerinde annesi tarafından yazılmış olan beth ismi yer almaktadır. yetimhaneye gittiği zaman elbisesi bayan deardorff tarafından yakılmak üzere kenara kaldırılıyor. elbisesini teslim etmeden önce dikkatlice incelediğini ve dikişlerine dokunduğunu görebiliyoruz. bath bu sahneyle, yanında kalan tek şeyi de ardında bırakmış oluyor. beth’i son oyununda da yakalı, açık gri bir elbiseyle görüyoruz. açıklamaya göre beth’in eve dönebileceği bir an yaratmak istedikleri için bu elbise tercih edilmiştir. the queen’s gambit dizisinin sevenlerini şaşırtacak detaylar arasında fark edilmesi zor olsa da, bu renk beth’in ev duygusunu temsil etmektedir.
8. bay schaibel’i onurlandırmak
beth harmon, verdiği röportajlarda kendisine satrancı öğreten kişinin bay schaibel olduğunu sıkça tekrarlıyor. buna rağmen yayınlanan röportajlarda bay schaibel’in ismi hiçbir zaman geçmiyor. beth, bay schaibel’in ölümüyle bodrum kat ofisine ziyaret ediyor ve başarılarının toplandığı bir panoyla karşılaşıyor. anlıyoruz ki bay schaibel beth’i her zaman takip etmiş ama kendi adının geçtiği herhangi bir röportajı okuyamamış. beth dizinin final bölümünde gazetecilere demeç verirken william schaibel’in kendisine ilk satrancı öğreten kişi olduğunu ve bu cümlesinin yayınlanması gerektiğini söylüyor. bay scheibel artık gazetelerde kendi adını göremeyecek olsa da beth tarafından final bölümünde onurlandırılmıştır.
9. the queen’s gambit örgütlenmesi
dizinin izleyicilerine anlattığı temalardan birisi de birbirine destek toplumların başarısıdır. benny karakteri bir noktada rus toplumunun satrançtaki başarısının en önemli özelliğinin dayanışma olduğunu vurguluyor. jolene, beth’in şampiyonaya katılması için gerekli olan maddi yardımı sağlayarak dayanışma döngüsünü başlatıyor. 7. bölümde bu kanı tam anlamıyla karşımıza çıkıyor. sscb satranç oyuncuları her ne kadar rakip olsalar da, yabancı olarak gördükleri beth’e karşı her zaman ittifak halindeler. beth, benny, harry ve diğer amerikalı satranç oyuncuları beth’i arayarak tüyo verdikleri zaman, aynı örgütlenmeyi amerikalılar olarak gerçekleştirmiş oluyorlar.
10. aynı isimli roman ve heath ledger
aynı isimli roman, 1983’te walter tewis tarafından kaleme alınmıştır. kitaptaki ilaç referansları kendi geçmişinden gelmektedir. walter tewis, new york times’a verdiği bir röportajda “gençken bana romatizmal kalp teşhisi konuldu ve hastanede ağır doz ilaçlar verildi.” demiştir. kadınların zekâsını yeni fark eden biri olarak değil, kadınların zekâlarını yeni gösterdiğini düşündüğü bir dönemden beth’i anlatmıştır. “… geçmişte birçok kadın zekâlarını saklıyordu şimdi böyle değil.” diyerek dönemin kadınlarından ilham aldığından bahsetmiştir. başlarda kitabın film olarak yapılması düşünülmüştür. heath ledger’ın yönetmenliğini yapacağı bir film olacakken, ledger 2008’de vefat etmiştir. mini dizi olarak daha iyi olacağı düşünülerek 2020 yılında netflix’ten yayınlanmıştır.
the queen’s gambit 7 bölümlük mini dizi olarak sunulmuştur. satranç dünyasında bir piyonun vezir olması için geçmesi gereken kare sayısı da 7’dir. buradaki anlama göre beth, başlarda bir piyon olarak yolculuğa başlıyor. 7 bölümde ilerlemesini tamamlayarak vezire dönüşüyor. dizinin sonunda da beth, beyaz vezir olarak simgeleniyor. the queen’s gambit aynı isimli bir kitap uyarlamasıdır. senaryo oluşumunda da gerçek dünyayı yansıtılmasından emin olmak için satranç ustaları referans alınmıştır. beth harmon, dünya satranç şampiyonası’nı kazanan ilk amerikalı bobby fischer’la benzer hikâyeler taşımaktadır. aynı isimli kitabın önsözünde de bobby fischer gibi isimlerin ilham kaynağı olduğu bilgisi yer almaktadır.
2. kıyafet seçimlerinde satranç tutkusu
beth harmon’ı ilk bölümlerde okul üniformasıyla görüyoruz. stil yolculuğu ise, kendisini evlat edinen alma wheathley’le gittiği bir new york mağazasında başlıyor. dizinin kostüm tasarımcısı gabriela binder, kostüm seçimleri için bazı isimlerden ilham almıştır ve beth harmon’ın satranç tutkusuna göre uyarlamıştır. 50’li yıllara atıfta bulunmak istediğinde jean seberg’ü, new york görünümleri için edie sedgwick’i referans almıştır. beth, evde tek başına satranç oynarken bile her zaman iyi görünmeyi başarmıştır. satranç taşlarını simgelemesi için çoğunlukla siyah, beyaz, krem renklerde kıyafetler tercih edilmiştir. desenlerde ise satranç tahtasını temsil eden damalı çizgiler kullanılmıştır.
3. tavandaki satranç seti
the queen’s gambit dizisinin sevenlerini şaşırtacak detayları arasında fark edilmesi zor bir konu yer alıyor; tavandaki satranç seti. beth harmon satranç tahtasıyla, yetimhanedeki bay shaibel sayesinde tanışmıştır. dizinin başlarında bay shaibel beth’le satranç oynamayı reddetmiştir. beth, aldığı hapların da etkisiyle, satranç tahtasını yatakhanenin tavanında görselleştirmiştir. oyunu öğrenmesi ve kendisini geliştirmesi de bu pratikler sayesinde gerçekleşmiştir. bay shaibel beth’le oynamayı kabul ettiğinde, beth satrançta uzun bir yol kat etmişti. beth, dizi boyunca zihnindeki satranç tahtasını tavanda hayal ederek pratik yapmaya devam etmiştir. beth’in her zaman tavanda görselleştirdiği set ise bay shaibel’le oynadığı satranç setidir.
4. finaldeki beyaz vezir
beth harmon final bölümde kar gibi beyaz görüntüsüyle karşımıza çıkıyor. kızıl saçlarının üzerindeki beyaz şapkasını, beyaz kabanı ve beyaz pantolonuyla tamamlamıştır. görüntüyü pekiştiren beyaz ayakkabısıyla da bir bütün oluşturulmuştur. beth’in final beyazının nedeni ise, artık satranç tahtasında bir kraliçe olduğunu vurgulamaktır. beyaz görünüm, beyaz vezir taşının görsel bir temsili olarak beth’in üzerine giydirilerek izleyiciye yansıtılmıştır. bu kıyafetin içerisinde beth’i arınmış, mutlu, başarmış ve özgüvenli görüyoruz. dizi her bölümde beth’in satranca olan tutkusuna yaptığı vurguyu, final sahnesinde “satrancın kraliçesi” olarak yansıtmıştır.
5. las vegas’ta dutch açı
dutch açı, gerçeklik algısının manipüle edildiği, eğik açıyı ifade etmek için kullanılıyor. psikolojik gerginliği ifade etmek için de tercih edilen, güçlü görüntü açılarından biri olarak biliniyor. dizide bu açıyla las vegas turnuvasında karşılaşıyoruz. benny watts satranç dünyasında ismi olan ve beth tarafından da takip edilen karakterlerden biridir. beth, turnuvada benny watts’a karşı zorlu bir mücadele verirken, kaybetmek üzere olduğunun farkındadır ve çok gergin bir ruh haline sahiptir. bu sahnelerde kamera beth’in etrafında eğik açıyla hareket etmeye başlıyor. beth’in gerilimi bu sahnede dutch açı ile izleyiciye yansıtılarak the queen’s gambit dizisinin sevenlerini şaşırtacak detayları arasında yer almıştır.
6. beth’in yaş temsili
beth’in ruj renkleri her sahne için özenle ve farklı tonlarda seçilmiştir. yapılan açıklamaya göre kullanılan renkler yaşını temsil etmektedir. dizinin makyaj ve saç tasarımcısı daniel parker; “sonlara doğru beth’in ruj rengi ölen annesine bir övgü olarak kabul edilebilir.” demiştir. alma’nın koyu ruju temel görünüşlerinden biriydi. beth’in final sahnesi de dahil kullandığı ruj, alma’ya ithafen seçilmiştir. daniel parker cümlesinin devamında; “dudaklar ve kirpikler bir karakterin ne yaptığını ya da davranışlarını temsil eden en önemli şeylerden biridir.” demiştir. beth’in kendisini eve kapattığı ve hayattan soyutlandığı bölümlerdeki makyajı da dağılmış ve solmuş ruh halini yansıtmaktadır.
7. beth’in ev duygusu
beth harmon’ı ilk gördüğümüz elbise, yakalı model ve açık gri renktedir. bu gri elbisenin üzerinde annesi tarafından yazılmış olan beth ismi yer almaktadır. yetimhaneye gittiği zaman elbisesi bayan deardorff tarafından yakılmak üzere kenara kaldırılıyor. elbisesini teslim etmeden önce dikkatlice incelediğini ve dikişlerine dokunduğunu görebiliyoruz. bath bu sahneyle, yanında kalan tek şeyi de ardında bırakmış oluyor. beth’i son oyununda da yakalı, açık gri bir elbiseyle görüyoruz. açıklamaya göre beth’in eve dönebileceği bir an yaratmak istedikleri için bu elbise tercih edilmiştir. the queen’s gambit dizisinin sevenlerini şaşırtacak detaylar arasında fark edilmesi zor olsa da, bu renk beth’in ev duygusunu temsil etmektedir.
8. bay schaibel’i onurlandırmak
beth harmon, verdiği röportajlarda kendisine satrancı öğreten kişinin bay schaibel olduğunu sıkça tekrarlıyor. buna rağmen yayınlanan röportajlarda bay schaibel’in ismi hiçbir zaman geçmiyor. beth, bay schaibel’in ölümüyle bodrum kat ofisine ziyaret ediyor ve başarılarının toplandığı bir panoyla karşılaşıyor. anlıyoruz ki bay schaibel beth’i her zaman takip etmiş ama kendi adının geçtiği herhangi bir röportajı okuyamamış. beth dizinin final bölümünde gazetecilere demeç verirken william schaibel’in kendisine ilk satrancı öğreten kişi olduğunu ve bu cümlesinin yayınlanması gerektiğini söylüyor. bay scheibel artık gazetelerde kendi adını göremeyecek olsa da beth tarafından final bölümünde onurlandırılmıştır.
9. the queen’s gambit örgütlenmesi
dizinin izleyicilerine anlattığı temalardan birisi de birbirine destek toplumların başarısıdır. benny karakteri bir noktada rus toplumunun satrançtaki başarısının en önemli özelliğinin dayanışma olduğunu vurguluyor. jolene, beth’in şampiyonaya katılması için gerekli olan maddi yardımı sağlayarak dayanışma döngüsünü başlatıyor. 7. bölümde bu kanı tam anlamıyla karşımıza çıkıyor. sscb satranç oyuncuları her ne kadar rakip olsalar da, yabancı olarak gördükleri beth’e karşı her zaman ittifak halindeler. beth, benny, harry ve diğer amerikalı satranç oyuncuları beth’i arayarak tüyo verdikleri zaman, aynı örgütlenmeyi amerikalılar olarak gerçekleştirmiş oluyorlar.
10. aynı isimli roman ve heath ledger
aynı isimli roman, 1983’te walter tewis tarafından kaleme alınmıştır. kitaptaki ilaç referansları kendi geçmişinden gelmektedir. walter tewis, new york times’a verdiği bir röportajda “gençken bana romatizmal kalp teşhisi konuldu ve hastanede ağır doz ilaçlar verildi.” demiştir. kadınların zekâsını yeni fark eden biri olarak değil, kadınların zekâlarını yeni gösterdiğini düşündüğü bir dönemden beth’i anlatmıştır. “… geçmişte birçok kadın zekâlarını saklıyordu şimdi böyle değil.” diyerek dönemin kadınlarından ilham aldığından bahsetmiştir. başlarda kitabın film olarak yapılması düşünülmüştür. heath ledger’ın yönetmenliğini yapacağı bir film olacakken, ledger 2008’de vefat etmiştir. mini dizi olarak daha iyi olacağı düşünülerek 2020 yılında netflix’ten yayınlanmıştır.
devamını gör...
ben ölmeden önce
asla tek sefer dinleyip bırakılamayan, defalarca kez coverlanan, kanaatimce en iyisinin orijinal hali olan fatih erdemci şarkısı.
yalnızken, uyumadan önce, düşük moddayken dinlenildiğinde etki oranı x5 kat artıyor; kendini sorgulatıp hissedilen eksikliği tokat gibi çarpıyor adeta.
--- alıntı ---
çok yalnızım, eriyorum yavaş yavaş
--- alıntı ---
dinlemesi tehlikeli:
yalnızken, uyumadan önce, düşük moddayken dinlenildiğinde etki oranı x5 kat artıyor; kendini sorgulatıp hissedilen eksikliği tokat gibi çarpıyor adeta.
--- alıntı ---
çok yalnızım, eriyorum yavaş yavaş
--- alıntı ---
dinlemesi tehlikeli:
devamını gör...
z kuşağının sözlüklerin kalitesini düşürmesi
y kuşağının verdiği oylar ile dünyaya geldiğimizden beri başımızda olan hükümetin etkisiyle oluşan gelecek kaygısı ile yaşamaya çalışan bir kuşak olarak özür diliyorum sizden kaliteyi düşürdüğümüz için
devamını gör...
yaşıtlarla aynı yaşta olmamak
onlar gençliklerinin baharındayken siz çoktan son düzlüğe girmişsinizdir bile, kimsenin haberi yoktur.
devamını gör...
daha güzel bir hayat
dışarıya çok fazla göç vermiş bir köyde yalnız kalan 60 yaş üstü birkaç kişinin hayat hikayelerini kendi ağızlarından dinlediğimiz sıcacık bir belgesel.
istanbul'da yaşayan çocuklarının yanına gidip ve geri dönen eşine yönelik duyduğu mutluluğu şöyle anlatır belgeseldeki amcamız:
"hanım gurbetten geldi. 50 yıllık bir yaşanmışlık, eşin, hanımın, özlenmez mi hiç?"
bizler gerçek doğallığı, mutluluğu ve samimiyeti arkamızda bırakıp, onu aramak için büyük şehirlere göç eden canlılarız. onun için de dikiş tutturamıyoruz bir türlü.
istanbul'da yaşayan çocuklarının yanına gidip ve geri dönen eşine yönelik duyduğu mutluluğu şöyle anlatır belgeseldeki amcamız:
"hanım gurbetten geldi. 50 yıllık bir yaşanmışlık, eşin, hanımın, özlenmez mi hiç?"
bizler gerçek doğallığı, mutluluğu ve samimiyeti arkamızda bırakıp, onu aramak için büyük şehirlere göç eden canlılarız. onun için de dikiş tutturamıyoruz bir türlü.
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
sevmeyi değil yalnızlığı öğren zira ihtiyacın olacak gibi duruyor
devamını gör...
hayal
hayal kurmak bedava, mutluluk veriyor.
fazlası zarar onu dozunda enjekte ediniz lütfen.
fazlası zarar onu dozunda enjekte ediniz lütfen.
devamını gör...
normal sözlük'te dünya güzeli aramak
ben sıkıldım yazmaktan siz sıkılmadınız. ilahiyatçı var lazımsa. *
devamını gör...
iyi ki varsın normal sözlük
diğer sözlük platformlarına göre daha seviyeli ve ilgili moderasyon ekibi nedeniyle iyi ki varsın diyorum.
devamını gör...
turan seyfioğlu
--- alıntı ---
deniz subayı bir babanın oğlu olarak 1920 yılında caddebostan’da doğan turan seyfioğlu, ilk öğrenim ve lise yıllarının ardından babası londra tarım ataşeliğine atanmış.. babası ile birlikte ingiltere’ye gitmek istemişse de, 2.dünya savası sırasında londra’nın durumu kötü olması sebebiyle götürülmemiş.
böylece türkiye’de kalan turan, güney sınırından suriye’ye geçerim, oradan da bir yolunu bulur londra’ya giderim diye düşünmüş. ancak suriye’ye adım atar atmaz fransızların eline düşmüş. üç ay sonra fransızlar’ın, “lejyon’a yazılırsan hapisten kurtulursun” teklifini kabul etmiş ve lejyona yazılmış.
süveyş kanalı dolaylarında rommel’in ordusuyla çarpışmış. bir yıl sonra 1943 yılının eylül ayında türkiye’ye dönmüş. 2.dünya savaşına katılan ender türklerden biri olması dışında, kısa ömrüne çok şey sığdırmış turan seyfioğlu.. aynı zamada komple bir sporcu olan turan seyfioğlu, dereceler almış bir kayakçı,
fenerbahçe genç takımında iki yıl kalecilik yaymış bir futbolcu, çeşitli rekorları olan bir yüzücüydü. 50 ‘li yıllarda caddebostan da ettiği kavgalar efsane gibi anlatılırmış. .
beyaz perdede yarattığı ilk kahraman, 1951 tarihli yapım olan “ulubatlı hasan”. turan seyfioğlu 1951′de “sinema sanatçıları derneği”nin düzenlediği bir yarışmada en iyi artist armağanı kazanmış. 17 filmde başrol olmak üzere 40 civarı filmde oynamış. uludağ’da kayak dersi verirken, londra’dan turist olarak gelen patricia ile tanışmış, dost olmuşlar ve 1952 yılında da evlenmişler.
yedi yıl boyunca mutlu bir evlilik geçiren çiftlerin bir de kız çocukları olmuş. 1959 yılına gelindiğinde, patricia londra’ya dönmüş. ayhan ışık, ahmet tarık tekçe ve neriman köksal ile “devlerin öfkesi”, seyfioğlunun son filmi olmuş. bu filmi bitirdikten sonra rahatsızlanarak, tedavi için gittiği londra’da 18 ağustos 1961 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.
--- alıntı --- buradan
deniz subayı bir babanın oğlu olarak 1920 yılında caddebostan’da doğan turan seyfioğlu, ilk öğrenim ve lise yıllarının ardından babası londra tarım ataşeliğine atanmış.. babası ile birlikte ingiltere’ye gitmek istemişse de, 2.dünya savası sırasında londra’nın durumu kötü olması sebebiyle götürülmemiş.
böylece türkiye’de kalan turan, güney sınırından suriye’ye geçerim, oradan da bir yolunu bulur londra’ya giderim diye düşünmüş. ancak suriye’ye adım atar atmaz fransızların eline düşmüş. üç ay sonra fransızlar’ın, “lejyon’a yazılırsan hapisten kurtulursun” teklifini kabul etmiş ve lejyona yazılmış.
süveyş kanalı dolaylarında rommel’in ordusuyla çarpışmış. bir yıl sonra 1943 yılının eylül ayında türkiye’ye dönmüş. 2.dünya savaşına katılan ender türklerden biri olması dışında, kısa ömrüne çok şey sığdırmış turan seyfioğlu.. aynı zamada komple bir sporcu olan turan seyfioğlu, dereceler almış bir kayakçı,
fenerbahçe genç takımında iki yıl kalecilik yaymış bir futbolcu, çeşitli rekorları olan bir yüzücüydü. 50 ‘li yıllarda caddebostan da ettiği kavgalar efsane gibi anlatılırmış. .
beyaz perdede yarattığı ilk kahraman, 1951 tarihli yapım olan “ulubatlı hasan”. turan seyfioğlu 1951′de “sinema sanatçıları derneği”nin düzenlediği bir yarışmada en iyi artist armağanı kazanmış. 17 filmde başrol olmak üzere 40 civarı filmde oynamış. uludağ’da kayak dersi verirken, londra’dan turist olarak gelen patricia ile tanışmış, dost olmuşlar ve 1952 yılında da evlenmişler.
yedi yıl boyunca mutlu bir evlilik geçiren çiftlerin bir de kız çocukları olmuş. 1959 yılına gelindiğinde, patricia londra’ya dönmüş. ayhan ışık, ahmet tarık tekçe ve neriman köksal ile “devlerin öfkesi”, seyfioğlunun son filmi olmuş. bu filmi bitirdikten sonra rahatsızlanarak, tedavi için gittiği londra’da 18 ağustos 1961 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.
--- alıntı --- buradan
devamını gör...
sizi sevmeyen yazarlara söylenmek istenenler
ben de sizi sevmiyorum. sevmiyorum ki kötü enerji yaymışım sevememişsin.
yoksa ben bal gibi insanım. *
yoksa ben bal gibi insanım. *
devamını gör...
ümitcan uygun'un gözaltına alınması
inşallah serbest kalmaz, cezasını çeker, geç de olsa adalet yerini bulsun.
devamını gör...
tavaf
hz. ibrahim peygamberin sünnetidir.
devamını gör...
lgs 2021 birincisi suriyeli safo
merak etmeyin avrupalı ülkeler kapar bunu. bize de plaj kenarında nargile içen barzosu kalır.
devamını gör...