akran zorbalığı uygulayan çocukların kârıdır genelde.

bir de varoşlarda yaşayanlarda adet haline gelmiştir sokaktan geçene laf atmakla başlayan.
ve tırtlar vadisi türevi dizi-filmlerin de etkisi azımsanamaz.
devamını gör...

dahiligine soylenecek soz yok. bundan farkli olarak "dost kazigi" denince aklima gelen ilk isimdir...
devamını gör...

mecburen yapılan, aslında tatil olmayıp kış hazırlığı ile geçen sayılı günler.
herkes güneye, ege'ye gidip 5 yıldızlı oteller'de tatil yapmak ister ama ülke şartları bunu kaldırmaz, yazın köye gidip erzak hazirlamasa kışın aç kalırlar.
tabiki burda kayıt dışı ekonomi var, onuda hesaplamak lazım.
devamını gör...

bir teoman şarkısı.


arabayı sen kullan demiştim içkiliyim
boşver yutalım şeritleri bas gaza dedin
bu otel güzel, adını sevdim
orda öyle yerlerime dokun
dokunmadığı kimsenin
sarhoş olsak ya
kimiz unutsak ya
bulut olup iç içe
bardaktan boşalsak ya
sarhoş olsak ya
tek vücut olsak ya
yüksek doz aşk alıp
burda mutlu ölsek ya
yıllar önceydi
çok da güzeldi şimdi, düşününce
benimsin demiştim, ben de senin
renkli rüyalar otelinde
yıllar önceydi
çok da güzeldi şimdi, düşününce
benimsin demiştim, ben de senin
renkli rüyalar otelinde
kapıları çalmıştım
cevapsız savrulmaya
hiç atmayan kalpleriyle insanlara
ama sen farklısın dedim
dedim ki sense
dikkat et sadığımdır sadece kendime
sarhoş olsak ya
kimiz unutsak ya
bulut olup iç içe
bardaktan boşalsak ya
sarhoş olsak ya
tek vücut olsak ya
yüksek doz aşk alıp
burda mutlu ölsek ya
yıllar önceydi
çok da güzeldi şimdi, düşününce
benimsin demiştim, ben de senin
renkli rüyalar otelinde
yıllar önceydi
çok da güzeldi şimdi, düşününce
benimsin demiştim, ben de senin
renkli rüyalar otelinde
sarhoş olsak ya
kimiz unutsak ya
bulut olup iç içe
bardaktan boşalsak ya
sarhoş olsak ya
tek vücut olsak ya
yüksek doz aşk alıp
burda mutlu ölsek ya
yıllar önceydi
çok da güzeldi şimdi, düşününce
benimsin demiştim, ben de senin
renkli rüyalar otelinde
yıllar önceydi
çok da güzeldi şimdi, düşününce
benimsin demiştim, ben de senin
renkli rüyalar otelinde




şu an kafa sözlük radyosunda çalıyor. bu bana yapılır mı ulan!!
devamını gör...

ülkemizden sanatçı ve sporcu çıkmasını zorlaştıran düşünce. belkide bir yerlerde büyük bir sanatçı sekiz, beş memur hayatı yaşamak zorunda kalıyor.
devamını gör...

çoğu zaman tercih etmediğimdir. özellikle mühendislik okuyan arkadaşlar, literatür araştırmasının ne kadar önemli olduğunu iyi bilirler ve bu konuda benim açımdan çoğunlukla kaynağı belirtilmeyen girilerin olduğu sözlük ortamları en son başvurulacak yerlerdir. o yüzden bir kitapta, bir internet sitesinde ya da bir tezde yazan şeyleri buraya kaynağıyla kopyalayıp yapıştırmak ya da aktarmak, bana anlamsız gelmiştir.

hayatta yaşamın birçok yönü var, yaşanmış birçok olay var ve alınacak müthiş dersler, kurulacak hayaller var, düşünmek için zaman var. brayton çevriminin ne olduğu değil de söz gelimi insanın boşanmakla ilgili tecrübelerini aktardığı üç beş paragraflık yazı bence çok daha faydalı oluyor. hayatta yaşamadığımız ama yaşama ihtimalimizin her daim olduğu bir meseleyi, yaşamış birinin ağzından dinlemek iyi iş, sözlüğü değerli kılıyor bence.

senelerce sözlükten aldığım en net fayda, yaşamı anlamlandırmakta bana katkı sunması oldu. insanı düşünmeye teşvik eden yazılar aklımda kaldı hep. bazı entryleri okuduktan sonra "vay canına lan, adam resmen döktürmüş" dedim, tekrar tekrar okudum, "şurada ne demek istedi acaba" diye sordum kendime. hayatın içinden bir konu, belki proust'un yazabileceği bir ustalıkla, hiç duymadığım kelimelerle adeta dans edilerek yazılmış. ağzımda müthiş bir tad, beynimde bir zevk şelalesi akar böyle durumlarda ve uzaklara bakarak, düşünerek sigaramı içerim. ben böylesini seviyorum.
devamını gör...

bugün benim doğum günüm sözlük. 1 yıl daha yaşlandım.
devamını gör...

çok güzel bir şeydir.
her yeri beraber keşfetme, her yemeği beraber tatma, her manzaraya beraber bakma imkânını sunar.
devamını gör...

#875734
nolu tanımında şiir kitabımdan bahsetmiş yazar. sağolsun var olsun.
yalnız bir yanlışlık olmalı,
şairler, yazarlar, ressamlar genelde ölünce ünlü olur, bende bahseden yazar ölmüş.
reenkarnasyon olsa geri gelse.
kitabımdan şiir falan yazsa burda. *
şaka bir yana güzel tanımları var.
fuser geliyorsan gel gelmiyorsan hayde.
devamını gör...

asya
asiye
alper
ali

sonra robin* gibi sizi karşıma alıp iyi ki doğmadınız diyeceğim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir iki haftadır olan bir sorun. bir başlık görüyorum tıklıyorum üstüne, başlığa en son 2020 tarihinde yeni tanım girilmiş. o zaman bu başlık neden benim akışımda? çaylakların tanımlarını da görüyorum bu arada, çaylak yazdı da çıktı desen o da değil, yok anacım yok. anlayamadım gitti. beni aydınlatırsanız sevinirim değerli yazar arkadaşlarım.
devamını gör...

yalan dolanla, oyunla, düzenle, hileyle iş gören kimse. mahlasımı seviyorum.
devamını gör...

hayatta en sevdiğim en iyilik dolu arkadaşım görme engelli ve onun için görseller hazırlamam gerekiyor çünkü o kadar enerjisi yüksek ki, kendini görsellerle ifade etmek ve bunları paylaşmak istiyor. hazırlanacak görsellerde bana güvenmesi hem çok iyi hissettiriyor, hem de nefesimi kesecek kadar büyük bir sorumluluk. bir görseli hikayeleştirmek ya da bir hikayeyi görselleştirmek gerekiyor bazen. ve işte bazen tüm bu düşsel iletişimimizin içinde şunu yapmam gerekiyor. renkleri anlatmak...
arkadaşlığımızın ilk aşamalarında empati yapmak için bazen evde gözlerimi kapatıp yürürdüm. fiziksel bir engele ilk yakınlaştığımda onu aradım. konuşmakta ve yürümekte zorlanıyordum ve beni arayan herkesin ne diyeceğini bilemeyen tavrı bir an önce bitsin diye konuşurken biraz manik davranıyordum.
o arkadaşım aradı ve işte sakindim, artık dram yoktu. bir sürü şeyden bahsetti, her kelimesi ışıklı her kelimesi hayat doluydu. en son dedi ki, başkası olsa söylemezdim ama sen bence tam da konuşmakta zorluk çekerken bi şarkı söyleyip kaydetmelisin, bu çok farklı bir deneyim olacak. bunu söylerken gerçekten heyecanlıydı.
görmesi için bir gözümü verirdim çünkü buna değer. hatta umutluyum bu aralar neuralink ile bu başarılabilir mi diye düşünüyorum. ama görmek önemli midir, gerçek midir bunu hiç bilemiyorum. gerçek olan tek şey arkadaşım bu hikayede.
devamını gör...

#43008 ve #344872 de bahsedilen yahya kemal beyatlı ile nazım hikmet'in annesi celile hanım arasındaki aşkın neticesinde yazılmış şiirdir, sanıldığı gibi ölüp giden insanlarla ilgili değil. orjinal kaynak aşağıdadır, linkin zamanla ölmesi ihtimaline karşı olduğu gibi aşağıya kopyalıyorum ki bulunsun, ne aşklar varmış be:

www.musikidergisi.net/?p=1615

linkte yazanlar biraz uzun, uyarayım:

nazım hikmet’in, annesiyle yahya kemal arasındaki aşkı farkettiği an… celile hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm istanbul’un diline destan bir kadındı… istanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın osmanlı’nın meşhur valilerinden nazım paşa’nın oğlu hikmet bey ile evlendi… türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan nazım hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde celile hanım‘la eşi hikmet bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…

o günlerde yahya kemal, bahriye’de okuyan genç nazım hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
nazım hikmet’in annesi celile hanım’la, yahya kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra celile hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…

tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
o aşkın aktörleri sadece celile hanım ve ünlü şair yahya kemal değildi…
nazım hikmet, necip fazıl hatta celile’nin yeğeni oktay rıfat’ın, yani türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…

***
heybeliada’da okuyan genç bahriyeli nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
yahya kemal o günlerde genç birer bahriyeli olan nazım hikmet ve necip fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
yahya kemal hafta sonları “genç nazım hikmet’e türkçe ile şiir dersleri” verirken, istanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam celile hanım’la yakınlaştı…

nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda celile hanım ile yahya kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…
bir süre sonra bu ilişkinin kokusu nazım’ın ve necip fazıl’ın öğrencisi olduğu bahriye mektebinde duyuldu…

***
dedikoduların ayyuka çıkması üzerine yahya kemal bir süre okula gelmedi…
geldiğinde karşısına öğrencisi necip fazıl çıkacaktı…
hocası olan yahya kemal’e şöyle dedi:
“hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir deniz harp okulu öğrencisi bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…

necip fazıl “bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…

***
ne ki bu fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın celile ile yahya kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu…

olayı genç nazım hikmet de fark etmişti…
necip fazıl’dan sonra bir gün yahya kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
kâğıtta yahya kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
bir süre celile hanım’ın evine gelmedi…
genç nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
celile hanım ise yahya kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün istanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
artık evlenmek istiyordu…

yahya kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu…

***
aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
bu kadın yazın adada otururdu…
ben de orada idim…
deli divane olmuştum…
sonbahar’da nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için istanbul’a inerdi…
1916 sonbaharı’nda yine istanbul’a iniyordu…
ben müthiş muzdariptim…
artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
o gidinceye kadar ada dopdolu idi…
gider gitmez benim için boşalıverirdi…

tam o günlerde berlin büyükelçisi hakkı paşa istanbul’a dönecek lafı çıktı…
hakkı paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve istanbul’a geldiğinde geceler düzenler, istanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
gitmeyeceğine yemin etmişti…

bir gece ada oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor… istanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…

***
müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
iskeleye doğru gittim… son vapur çoktan kalkmıştı…
sert bir lodos esiyordu… deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla maltepe’ye geçmeye karar verdim…
sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
çok para verince biri ikna oldu…
açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
denizde çalkalanıp duruyorduk… sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
sırılsıklam maltepe’ye gelebildik…

hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
yoktu…
bunun üzerine maltepe’den bostancı’ya yürümeye karar verdim…
tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
maltepe-bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”

***
“kan ter içinde bostancı’ya geldim…
vakit hayli geçti…
karakola gittim. ‘bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
aradılar taradılar birini buldular..
yine bir sürü para verdim…
arabayla yola koyuldum…
kadıköy, oradan üsküdar… karşıya geçtim. doğru nişantaşı!.. sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘benimki evde mi’ diye sordum?

adam halime bakıp şaşırdı: ‘evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘ne diyorsun diye bağırdım?’ bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. eve kaçta geldiğini araştırttım…
sözüne inanamıyordum. ‘çık bir bak! evde mi?’ diye adamı zorladım…
adam çarnaçar çıktı. bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… geldi haber verdi… sanki dünyalar benim oldu…
apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. orada sabaha kadar içtim…
sabahleyin, doğru eve çıktım… benim halim berbat. toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… sarmaşdolaş olduk…”

***
yahya kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç nazım hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..

o günlerde celile hanım, yahya kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“bugün pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
gelmedin mahzun oldum…
verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi…
çok çok göreceğim geldi…
beni niye aramadın…
sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… evimiz için çalışıyorum…”

hiçbir zaman o evlilik olmadı…
yahya kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…

uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
nazım hikmet büyük bir şair olmuştu…
sosyalistti…
dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
celile artık yaşlanmıştı…
o güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
oğlunun hapislerden kurtulması için galata köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
tuhaf bir rastlantı sonucu, celile açlık grevi yaparken, yahya kemal galata köprüsü’nden geçiyordu…
büyük aşkını gördü…
ama yanına gitmedi…
bir zamanlar “hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç nazım hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan celile’ye destek imzasını vermedi…
hızla uzaklaştı oradan…

***
öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı yahya kemal’in…
şöyle yazıyordu:
“bu zarfın içindeki hatıra, 19 ağustos 1930’da sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece paris’e giderken, sirkeci garı’nda vermişti yahya kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…

sessiz gemi…

yahya kemal’in sessiz gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
yahya kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan celile’sinin ada’dan gemiyle istanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
ölümdür elbette sessiz gemi’nin konusu…
ama aşkta aranan ölümdür ve celile’nin ardından ada limanında bakakalan yahya kemal’den esintiler içerir…

***
“artık demir almak günü gelmişse zamandan…
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…

hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…

rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…

biçare gönüller!.. ne giden son gemidir bu…
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…

dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…

birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”
devamını gör...

evsiz kalmış vatandaşların kafasına çay fırlatılması.
devamını gör...

kadın sesi'ne fetiş derecesinde düşkün olan ben için sitedeki en güzel sesli kadın.

buradan bir teklifim olacak kendisine, lütfen kahkahalarını içeren bi single filan çıkarsın, cenk'in arka bahçesi ile yaptıkları yayın kesmiyor çünkü beni.

bir de ben ölüp dirilip geri gelmeden önceki halimde sanırım burada konuştuğum ilk insan.

sözlüğe güzel başlangıç yapmışım yani sayesinde, sağolsun.*
devamını gör...

bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulan karakterdir kendileri.
devamını gör...

%90 ını okudum ama çok eskiden okuduğum kitaplar da var. tekrardan okumam lazım. gün geçtikçe,fikirler ve görüşler değiştikce kitaptan öğrendiğimiz şeyler farklılık gösterebiliyor dostlar. o kitapları saymazsam %75 ini okudum sanırım.
devamını gör...

yaklaşık bir saat önce başlamıştır .
yılanın başını büyümeden kesmeye çalışan bir avcı gibi saldırı başlamıştır .
yoldaş ve konsey kendilerini sağlama almak için uçak biletlerini hazırlamış bile olabilir .
hazırlanın harp başladı .
azdan az çoktan çok gider .

not : ironi barındırır . eğlence amaçlıdır .
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim