27'ler kulübü
27 yaşında hayatını kaybeden ünlülerin dahil olduğu grup.
ilk aklıma gelenler
jimi hendrix
jim morrison
amy winehouse
kurt cobain
uzun bir liste.
ilk aklıma gelenler
jimi hendrix
jim morrison
amy winehouse
kurt cobain
uzun bir liste.
devamını gör...
yalmavuz
türk toplumlarının anlatılarında bir tür dev ve cadı karışımı yaratık. insan kanı içtiğinden bahsedilir.
uygurlar arasında yalmavuz, özbeklerde yalmağız, kazaklarda calmavız ve kırgızlarda celmağuz şeklinde adlandırılır.
yedi başlıdır ve yarı insan yarı hayvan olarak tasvir edilmektedir. şekil değiştirme huyu vardır. genelde kurbanlarına ak saçlı bir nine olarak görünür ve onların güvenini kazanır. sonrasında ise cumburlop midesine indirir. kan emicilik en tipik özelliğidir.
abdulhakim mehmet ''çın tömür batur'' çalışmasında yalmavuz şu şekilde anlatılır;
yalmavuz, yaşlı bir nine kılığındadır ve kördür. duman tüten yerde, biçimsiz ve eski bir evde yaşar. ateşin sahibidir ve evine gelen mehtumsula adlı kıza ateş verir. kız onun “yedi başlı canavar” olduğunu anlar. yalmavuz, genç kıza bit ve sirke vererek bunları iki tarafına atarak yürümesini söyler. kız böyle yapınca sirke dökülen yanda dikenler, bit dökülen tarafta çalılar oluşur ve yalmavuz bu yoldan kızın evine varır. mehtumsula’yı saçlarından tavana asar ve onun ayak tabanlarını delip kanını içer. her gün bu şekilde gelir ve kan içer, mehtumsula’yı tehdit eder.
bir başka anlatısında ise şu hikayeye yer verir;
mehtum han adlı bir kız abisinin sözünü dinlemez ve ateş sönünce ateş bulmak için evden çıkar. bir dağ eteğinde yükselen bir duman görür ve ateş alabilmek için oraya gider. orada yaşlı bir nine görür. bu nine bir tencerede ak bit bir tencerede ise gök bit kaynatmaktadır. kız selam verip ninenin evine girer ve fark ettirmeden ateş alıp evine döner. bu nine aslında “yedi başlı yalmavuz”dur ve sık sık insan kanı içip keyif sürer. kızı gizlice takip eder, evine gelir, kıza iki tokat vurup onu bayıltır ve kızın kanını içer. bu anlatıda yalmavuz insan kokusunu alma kabiliyetine de sahiptir.
alimcan inayet ise yalmavuzu şu şekilde anlatmıştır;
yalmavuz ateşe sahiptir.. hilekârdır ve bir şekilde insanların ateşini söndürüp onları kendine muhtaç eder ve kahramanlar canları pahasına ateşi elde edebilmek için yalmavuz ile mücadele ederler. o ise ateş istemek için gelenleri yakalayıp onların kanları içer.
yalmavuz'un fiziksel özelliklerine bakarsak, batının vampir miti ile aralarında ciddi bir benzerlik olduğunu görürüz. -diğer benzerlik için (bkz: albastı)- yalmavuzun uzun sivri dişleri vardır ve bu dişler sayesinde avının kanını emer. şekil değiştiriyor olması da yine vampirlerle ortak özelliğidir.
daha önce albastı (albız) örneğinde de değindiğim üzere, türk mitolojisinde yer alan bu varlıklar dönemsel olarak, batı vampir mitlerinden önce gelir. ayrıca türk mitolojisinde bu özelliği haiz başka yaratıklar da vardır. yani çeşitlilik fazladır. mısır, eski yunan ve roma mitolojilerinde böyle varlıklardan bahsedilse de misal strigae gibi, vampir mitlerinden bahsedilirken türk mitolojisine hiç değinilmemesi cidden enteresandır. oysa bu mitosun kaynak olarak beslendiği en engin pınar türk mitolojisidir.
uygurlar arasında yalmavuz, özbeklerde yalmağız, kazaklarda calmavız ve kırgızlarda celmağuz şeklinde adlandırılır.
yedi başlıdır ve yarı insan yarı hayvan olarak tasvir edilmektedir. şekil değiştirme huyu vardır. genelde kurbanlarına ak saçlı bir nine olarak görünür ve onların güvenini kazanır. sonrasında ise cumburlop midesine indirir. kan emicilik en tipik özelliğidir.
abdulhakim mehmet ''çın tömür batur'' çalışmasında yalmavuz şu şekilde anlatılır;
yalmavuz, yaşlı bir nine kılığındadır ve kördür. duman tüten yerde, biçimsiz ve eski bir evde yaşar. ateşin sahibidir ve evine gelen mehtumsula adlı kıza ateş verir. kız onun “yedi başlı canavar” olduğunu anlar. yalmavuz, genç kıza bit ve sirke vererek bunları iki tarafına atarak yürümesini söyler. kız böyle yapınca sirke dökülen yanda dikenler, bit dökülen tarafta çalılar oluşur ve yalmavuz bu yoldan kızın evine varır. mehtumsula’yı saçlarından tavana asar ve onun ayak tabanlarını delip kanını içer. her gün bu şekilde gelir ve kan içer, mehtumsula’yı tehdit eder.
bir başka anlatısında ise şu hikayeye yer verir;
mehtum han adlı bir kız abisinin sözünü dinlemez ve ateş sönünce ateş bulmak için evden çıkar. bir dağ eteğinde yükselen bir duman görür ve ateş alabilmek için oraya gider. orada yaşlı bir nine görür. bu nine bir tencerede ak bit bir tencerede ise gök bit kaynatmaktadır. kız selam verip ninenin evine girer ve fark ettirmeden ateş alıp evine döner. bu nine aslında “yedi başlı yalmavuz”dur ve sık sık insan kanı içip keyif sürer. kızı gizlice takip eder, evine gelir, kıza iki tokat vurup onu bayıltır ve kızın kanını içer. bu anlatıda yalmavuz insan kokusunu alma kabiliyetine de sahiptir.
alimcan inayet ise yalmavuzu şu şekilde anlatmıştır;
yalmavuz ateşe sahiptir.. hilekârdır ve bir şekilde insanların ateşini söndürüp onları kendine muhtaç eder ve kahramanlar canları pahasına ateşi elde edebilmek için yalmavuz ile mücadele ederler. o ise ateş istemek için gelenleri yakalayıp onların kanları içer.
yalmavuz'un fiziksel özelliklerine bakarsak, batının vampir miti ile aralarında ciddi bir benzerlik olduğunu görürüz. -diğer benzerlik için (bkz: albastı)- yalmavuzun uzun sivri dişleri vardır ve bu dişler sayesinde avının kanını emer. şekil değiştiriyor olması da yine vampirlerle ortak özelliğidir.
daha önce albastı (albız) örneğinde de değindiğim üzere, türk mitolojisinde yer alan bu varlıklar dönemsel olarak, batı vampir mitlerinden önce gelir. ayrıca türk mitolojisinde bu özelliği haiz başka yaratıklar da vardır. yani çeşitlilik fazladır. mısır, eski yunan ve roma mitolojilerinde böyle varlıklardan bahsedilse de misal strigae gibi, vampir mitlerinden bahsedilirken türk mitolojisine hiç değinilmemesi cidden enteresandır. oysa bu mitosun kaynak olarak beslendiği en engin pınar türk mitolojisidir.
devamını gör...
didem madak
bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
biraz kolonya sürünsem,
ferahlasam, pencereyi açsam.
şöyle bir şey yazdım sonra:
yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
berbattı,
bir şiire böyle başlanmazdı.
biraz kolonya sürünsem,
ferahlasam, pencereyi açsam.
şöyle bir şey yazdım sonra:
yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
berbattı,
bir şiire böyle başlanmazdı.
devamını gör...
hiçbir yazara normal sözlük zirvesinde para ödetmem
büyük iddia. dünkü gomercan-yoldaş radyo yayınında galeyana mı gelindi noldu bilmiyorum. bu laf edildi. tarihe not düşüldü. ses kayıtları alındı. çığlıklar atıldı, ortalık toz duman.. sısısıs
benim gibi bir iki kişi olsa kafadan bir fıçı bira sebil olacak. kredi kartı çarkıfelek olur haberi yok adamın..
ahh yoldaş. demeyecektin böyle bişi.
bittin müdür.
benim gibi bir iki kişi olsa kafadan bir fıçı bira sebil olacak. kredi kartı çarkıfelek olur haberi yok adamın..
ahh yoldaş. demeyecektin böyle bişi.
bittin müdür.
devamını gör...
lev nikolayeviç tolstoy
" yazdığım şey iyi olmasa da, rutinimin bozulmaması için her gün hiç aksatmadan yazmam gerekiyor." bu cümle tolstoy'un 1860'ların ortasında savaş ve barış'ı yazmakla meşgulken kaleme aldığı günlüğünde yer alan görece az sayıdaki yazılarından birinde yer alıyordu. günlükte nasıl bir rutine göre yaşadığını açıklamasa da, en büyük oğlu sergey, rusya'nın tula bölgesindeki aile evleri yasnaya polyana'da geçirdiği günlerde tolstoy'un nasıl bir program izlediğini kaydetmişti.
eylülden mayısa dek, biz çocuklar ve öğretmenlerimiz sekizle dokuz arasında uyanıp kahvaltı etmek üzere salona giderdik. dokuzdan sonra babam yıkanmamış ve giyinmemiş bir halde, üzerinde sabahlığı ve karmaşık sakallarıyla yatak odasından çıkıp salonun altındaki odada güne hazırlanırdı. yolda onunla karşılaşırsak, bizi aceleyle ve isteksizce selamlardı. babamız yıkanana dek huysuz oluyor, derdik. sonra o da kahvaltı etmek için üst kata çıkar ve genellikle iki haşlanmış yumurta yerdi. bunun ardından öğleden sonra beşe dek hiçbir şey yemezdi. sonradan, 1880'in sonunda, saat iki ya da üçte öğle yemeği yemeye başladı. kahvaltıda fazla konuşmaz, kısa süre sonra bir bardak çayla birlikte çalışma odasına çekilirdi. bu andan itibaren akşam yemeğine kadar onu nerdeyse hiç görmezdik.
sergey'in anlattığına göre tolstoy kendini dış dünyadan soyutlayarak çalışırdı; kimsenin çalışma odasına girmesine izin vermez, rahatsız edilmeyeceğinden emin olmak için bitişik odalara açılan kapıları da kilitlerdi. (tolstoy'un kızı tatyana bununla örtüşmeyen başka bir açıklama yapmış, annelerinin çalışma odasına girmesine izin verildiğini, kocası yazarken divanda oturup sessizce dikiş diktiğini belirtmişti.) tolstoy akşam yemeğinden sonra genellikle arazi üzerinde yapılan bir çalışmayı denetlemek için yürüyüşe çıkar ya da ata binerdi. ardından çok daha neşeli bir ruh haliyle yeniden ailesine katılırdı. sergey şöyle yazmıştı:
beşte, babamın genellikle geç katıldığı akşam yemeğimizi yerdik. o gün edindiği izlenimler yüzünden heyecanlanmış olur, bize onlardan bahsederdi. çoğunlukla yemekten sonra kitap okur ya da eğer misafir varsa onlarla sohbet ederdi; bazen de bize yüksek sesle kitap okur ya da derslerimizle ilgilenirdi. on civarında evin (yasyana) tüm sakinleri çay içmek için yeniden bir araya gelirdi. uyumadan önce yine kitap okurdu- eskiden bir de piyano çalardı. ardından gece bire doğru yatağına çekilirdi.
kaynak: günlük ritüeller, mason currey
devamını gör...
sözlükte 330 online varsa neden tüm başlıklara 330 entry girilmiyor sorunsalı
benimde merak ettiğim sorunsaldır.
ya yazarlar özelden sexting yapıyor ya da kafa sözlükte çok eğlenilen bir kısım var ve biz orayı bilmiyoruz.
nerede takılıyorsanız ne olur söyleyin bizde o kısımlara gidelim.
sürekli sol tarafa bakıyoruz alooo.
ya yazarlar özelden sexting yapıyor ya da kafa sözlükte çok eğlenilen bir kısım var ve biz orayı bilmiyoruz.
nerede takılıyorsanız ne olur söyleyin bizde o kısımlara gidelim.
sürekli sol tarafa bakıyoruz alooo.
devamını gör...
adminlik teklifini reddetmek
teklifin bundan haberi var mı dedirtmiştir.
devamını gör...
güneş
çapı 1.39 milyon kilometre, yani dünya gezegeninin 109 katı olan yıldız. kütlesi ise dünyanın 330,000 katıdır. güneş sistemi içindeki kütlenin %99.86'sı kendisine aittir. kütlesinin %73'ü helyum, %25'i ise hidrojenden oluşur.
peki kendisine sonunda ne olacak?
yaklaşık 4-5 milyar yıl sonra çekirdeğindeki helyuma dönüştürdüğü hidrojen atomları tükenecek, nükleer füzyonu devam ettiremeyen çekirdeği sıkışmaya ve dış katmanları genişlemeye başlayacak. kendisi bir supernova ile noktayı koyacak kütleye sahip olmadığı için gittikçe genişleyerek bir kırmızı dev haline gelecek. bu genişleme esnasında hemen hemen eski boyunun 15 milyon katına ulaşacak ve merkür, venüs, dünya ve bir ihtimal mars gezegenlerini yutacak.
mars yutulmaktan kurtulursa yeni merkür olacak. (ateşten bir kaya topu. )
bu gezegenler sobaya atılmış bir kuş tüyü gibi yanıp yok olacaklar.
yıldızın sıkışan çekirdek sıcaklığı 100 milyon dereceye ulaşınca helyum füzyonu başlayacak.
bu devrede güneş sistemimizden geriye pek bir şey kalmamış olacak.
birkaç milyar yıl daha geçtikten sonra güneş bir beyaz cüceye dönüşecek, ve samanyolu galaksisinin 200-600 milyar ışığından bir tanesi daha sönmüş olacak.
peki kendisine sonunda ne olacak?
yaklaşık 4-5 milyar yıl sonra çekirdeğindeki helyuma dönüştürdüğü hidrojen atomları tükenecek, nükleer füzyonu devam ettiremeyen çekirdeği sıkışmaya ve dış katmanları genişlemeye başlayacak. kendisi bir supernova ile noktayı koyacak kütleye sahip olmadığı için gittikçe genişleyerek bir kırmızı dev haline gelecek. bu genişleme esnasında hemen hemen eski boyunun 15 milyon katına ulaşacak ve merkür, venüs, dünya ve bir ihtimal mars gezegenlerini yutacak.
mars yutulmaktan kurtulursa yeni merkür olacak. (ateşten bir kaya topu. )
bu gezegenler sobaya atılmış bir kuş tüyü gibi yanıp yok olacaklar.
yıldızın sıkışan çekirdek sıcaklığı 100 milyon dereceye ulaşınca helyum füzyonu başlayacak.
bu devrede güneş sistemimizden geriye pek bir şey kalmamış olacak.
birkaç milyar yıl daha geçtikten sonra güneş bir beyaz cüceye dönüşecek, ve samanyolu galaksisinin 200-600 milyar ışığından bir tanesi daha sönmüş olacak.
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
30 yaş üzeri yazarlarımızın yazdığı tanımlar, açtığı başlıklar bazı gerçekleri artık kanıksamış olmalarının kalitesi altındadır ve empati yetenekleri yüksektir. isteyen kıymetini bilsin isteyen hebele hübele yapsın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
türk kahvesi
filtre kahve gibi yapmasını da içmesini de çok ama çok sevdiğim kahvedir.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
devamını gör...
toplu taşıma araçlarında kitap okumak
benimdir. ama tabii ki de yazar arkadaşımızın da dediği gibi iğne atsan yere düşmeyecek kadar dolu olan metrolarda oldukça saçma olur kitap okumak. ben sadece çok dolu olmayan metrolarda okurum.
devamını gör...
ağaçlar net
kliplerini herkesin bir şekilde denk gelip izlediği doğa için çal projesi agaclar.net sitesi tarafından yürütülen bir organizasyondur.
devamını gör...
resim yükleme özelliğinin gelmesi
bundan da haberdar olan ilk yazar benim , evet. mükemmel bir duygu.
devamını gör...
lucifer'in aslında benjamin olması
an itibariyle şu tepkiyi verdiğim başlık.
devamını gör...
ölüdeniz
en favori ve etkileyici plajlarımızdan olan ve fethiye'de bulunan ölüdeniz, bir alman gazetesi tarafından dünyanın en güzel plajı seçilmişti. çevresi kapalı bir gölü andıran ölüdeniz'in suyu çok dingin ve sığ olsa da su seviyesi sürekli olarak alçalıp yükseliyor. bu sebepten de deniz berrak ve tertemiz kalıyor.
devamını gör...
değişen yıldızlar
birtakım iç ya da dış etkiler nedeniyle, parlaklığı periyodik olarak değişen yıldızlar. parlaklığın değişim miktarı ve değişme periyodu gibi özelliklere göre, çeşitli başlıklar altında incelenirler.
***
iç yapısı nedeniyle değişen yıldızların parlaklık değiştirme nedeni, hidrostatik dengelerinin bozulmasıdır. dış yapısı nedeniyle parlaklık değişimleri ise, yıldızın üzerindeki manyetik alan kaynaklı lekeler nedeniyle gerçekleşir ya da bu değişimler, yıldızın önüne periyodik olarak başka bir yıldızın geçtiği çift yıldızlar dediğimiz sistemlerde görülür.
***
bir takımyıldız içerisindeki değişen yıldızların isimlendirilmesi, yıldızların keşfedilme sırasına göre yapılır. yunan alfabesinden harflerle başlayan isimlere sahip yıldızların isimleri değiştirilmez. ancak yıldızın böyle bir ismi yoksa, isminin başına büyük r harfi getirilir. ardından keşfedilenlere r'den itibaren sırasıyla z'ye kadar alfabetik harfler eklenir. w uma, t tau gibi isimler, bu durumun sonucudur.
alfabedeki harfler biterse ve yeni değişen yıldız keşfedilirse ne olur? bu kez ismin önüne rr getilir (rr lyrae yıldızı gibi). bu kez de rr, rs, rt şeklinde z'ye kadar gidilir. eğer zz ismi de verildikten sonra yeni yıldız keşfedilirse aa'ya dönülüp buradan devam edilir. ancak j harfi bu isimlendirmelerde kullanılmaz.
peki neden böyle karman çorman bir isimlendirme sistemi var? çünkü bu sistem ilk çıktığında, a'dan r'ye kadar büyük harfler ve tüm küçük harfler, başka isimlendirme sistemleri için kullanılıyordu. teknoloji ilerleyip çok sayıda yıldız keşfi peş peşe gelince, sistem de tüm harfleri bazen 2'li kombinasyonlar şeklinde kullanmak zorunda kaldı.
***
buraya kadar anlattığım isimlendirme sistemi ile isimlendirilen 334 yıldız bulunuyor. ancak yeni değişen yıldızların keşfi devam ediyor. artık alfabedeki harflerle değil, ingilizcedeki değişen anlamına gelen "variable" kelimesinin baş harfi olan v ile başlıyor isimler. v335 gibi...
***
iç yapısı nedeniyle değişen yıldızların parlaklık değiştirme nedeni, hidrostatik dengelerinin bozulmasıdır. dış yapısı nedeniyle parlaklık değişimleri ise, yıldızın üzerindeki manyetik alan kaynaklı lekeler nedeniyle gerçekleşir ya da bu değişimler, yıldızın önüne periyodik olarak başka bir yıldızın geçtiği çift yıldızlar dediğimiz sistemlerde görülür.
***
bir takımyıldız içerisindeki değişen yıldızların isimlendirilmesi, yıldızların keşfedilme sırasına göre yapılır. yunan alfabesinden harflerle başlayan isimlere sahip yıldızların isimleri değiştirilmez. ancak yıldızın böyle bir ismi yoksa, isminin başına büyük r harfi getirilir. ardından keşfedilenlere r'den itibaren sırasıyla z'ye kadar alfabetik harfler eklenir. w uma, t tau gibi isimler, bu durumun sonucudur.
alfabedeki harfler biterse ve yeni değişen yıldız keşfedilirse ne olur? bu kez ismin önüne rr getilir (rr lyrae yıldızı gibi). bu kez de rr, rs, rt şeklinde z'ye kadar gidilir. eğer zz ismi de verildikten sonra yeni yıldız keşfedilirse aa'ya dönülüp buradan devam edilir. ancak j harfi bu isimlendirmelerde kullanılmaz.
peki neden böyle karman çorman bir isimlendirme sistemi var? çünkü bu sistem ilk çıktığında, a'dan r'ye kadar büyük harfler ve tüm küçük harfler, başka isimlendirme sistemleri için kullanılıyordu. teknoloji ilerleyip çok sayıda yıldız keşfi peş peşe gelince, sistem de tüm harfleri bazen 2'li kombinasyonlar şeklinde kullanmak zorunda kaldı.
***
buraya kadar anlattığım isimlendirme sistemi ile isimlendirilen 334 yıldız bulunuyor. ancak yeni değişen yıldızların keşfi devam ediyor. artık alfabedeki harflerle değil, ingilizcedeki değişen anlamına gelen "variable" kelimesinin baş harfi olan v ile başlıyor isimler. v335 gibi...
devamını gör...
merlin
izlediğim en kötü sondu. bir diziyi bu kadar berbat bitirmemeliydiler.
devamını gör...
spagettileşme
sevgili meja’nın bilgi dolu tanımına teşekkürlerimi sunarım. ama espri olarak kullanılabilecek bir tabirmiş. okuyunca istemsiz gülümsedim.
devamını gör...
nurgül yeşilçay denince akla gelenler
hem güzel, hem neşeli, hem yetenekli kadın. ideal kadın
devamını gör...