cahil kesimin aşırı anlam yüklediği şeyler
devamını gör...
isimler tercüme edilmez
ferman akgül 'ün my name is förmın demesi geldi aklıma
bu da videosu efsane xd
bu da videosu efsane xd
devamını gör...
yandaş medyayı rezil eden anadolu kadını
kapak sesi istanbul'dan duyulmuştur sanırım. hanımefendinin ağzına sağlık.
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
heteroseksüel yazarlar başlığı olmadığı için ve dahi böyle bir başlığa gerek olmadığını düşündüğüm için saçma bulduğum başlık.
devamını gör...
kuduz aşısı
ilk olarak louis pasteur tarafından geliştirilmiştir.
joseph meister adlı küçük bir çocuk, kuduz bir köpek tarafından ısırıldıktan sonra louis pasteur'e getirildi.
insan üzerinde hiç denenmeyen kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt eden pasteur'e; aşı olmazsa çocuğun kesin olarak öleceği, ancak aşı ile yaşama şansı olabileceği ve kuduz'a da çare olabileceği söylendi.
çocuk aşının sayesinde hayata tutundu. 64 yaşına kadar yaşadı ve pasteur enstitüsü'nde kapıcı olarak çalıştı. nazi saldırıları sırasında gaz zehirlenmesi ile hayatını kaybetti.
"artık kimse kuduz yüzünden ölmek zorunda değildi."

kaynak
joseph meister adlı küçük bir çocuk, kuduz bir köpek tarafından ısırıldıktan sonra louis pasteur'e getirildi.
insan üzerinde hiç denenmeyen kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt eden pasteur'e; aşı olmazsa çocuğun kesin olarak öleceği, ancak aşı ile yaşama şansı olabileceği ve kuduz'a da çare olabileceği söylendi.
çocuk aşının sayesinde hayata tutundu. 64 yaşına kadar yaşadı ve pasteur enstitüsü'nde kapıcı olarak çalıştı. nazi saldırıları sırasında gaz zehirlenmesi ile hayatını kaybetti.
"artık kimse kuduz yüzünden ölmek zorunda değildi."
kaynak
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan
mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,
tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan
rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin.
mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,
tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan
rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin.
devamını gör...
normal sözlük'ün elitleri
yaran yanlış okumalarda bugün (bkz: kafa sözlük'ün eltileri).
devamını gör...
normal sözlük üyesi olmanın avantajları
hiç tanımadığınız bir insanın size günaydın demesidir.
günaydın dostum. kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası kolay gelsin şimdiden.
edit: lan o günaydın o demek miydi. allah korumuş. zort.
günaydın dostum. kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası kolay gelsin şimdiden.
edit: lan o günaydın o demek miydi. allah korumuş. zort.
devamını gör...
the left hand of darkness
kendisi omuzlarında ceketi, başında püsküllü fesi, ayağında da topuklarına bastığı sivri burunlu yumurta topuk ayakabıları ile sözlüğümüzde tesbihini elinden bırakmayan racona racon diyen saygıdeğer bir yazarımızdır. bir vuruşu 3 atın tepiğine bedel, iyilerin dostu, kötüleri ise fukara mümüğü gibi duvara yapıştırmaktan çekinmediği racon bilir ablamızı hürmetle selamlarım. saygılar şelale.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
eksik
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
devamını gör...
zaman çarkı serisi
on dört(+bir) ciltlik fantastik eser. her cilt yaklaşık bin sayfa, yani okuyup bitirdiğinizde on üç bin sayfaya yakın bir kitap okuyorsunuz ve bu kadar ciltte anlatılanlar iki yıl gibi bir zaman diliminde geçiyor.
yani bu (çoook uzun) iki yıl içinde bir 'aes sedai'nin (moiraine), rand'in köyüne gelmesi, onu ve iki arkadaşını (mat ve perrin) (bir de başta rand'in nişanlısı olan egwene ve de köyün 'hikmet'i nynaeve) alıp onları aes sedai'lerin merkezi 'tar valon'a götürürken yaşadıkları (gidemiyorlar), rand'in 'yenidendoğan ejder' oluncaya kadar geçirdiği fiziksel ve ruhsal değişimler ve sonunda rand'in o evreni ve insanlığı kurtarışı kitabın genel konusu.
kitap, yazarının neredeyse bütün hayatı boyunca devam ediyor ve o kadar bin sayfadan sonra robert jordan kitabı bitiremiyor, 2007 yılında ölünce karısı ve editörü harriet, kitabı bitirmesi için brandon sanderson'a veriyor ve brandon sanderson kitabı(romanı) sonunda 2012'de bitiriyor. (2013'te 14. ve son cilt-ışığın anısı-basılıyor.)
şahsi fikrim fantastik edebiyatın en iyi beş kitabından biri olduğu yönünde (altıncı olarak 'dune' eklenebilir.):
yüzüklerin efendisi, -yazarı henüz bitirmese de-buz ve ateşin şarkısı (game of throns), -yazarı henüz bitirmese de- kral katili güncesi ve perdido sokağı istasyonu ile birlikte.
eğer bu uzuun romanı okumayı düşünüyorsanız; bir, fantastik edebiyatı sevmelisiniz; iki, aralık vermeden okumalısınız; üç, en az üç-dört ay gibi bir zaman dilimini tümüyle bu romana adamaya hazır olmalısınız.
romanın okunma sırasını da bir yerlerden alıp buraya ekleyeyim:
no adı orijinal adı orijinal yayınlanma tarihi
---------------------------------------------------------
1 dünyanın gözü the eye of the world 1990
2 büyük av the great hunt 1990
3 yenidendoğan ejder the dragon reborn 1991
4 gölge yükseliyor the shadow rising 1992
5 göğün ateşleri the fires of heaven 1993
6 kaos lordu lord of chaos 1994
7 kılıçtan taç a crown of swords 1996
– zaman çarkı dünyası the world of robert jordan’s wheel of time 1997
8 hançer yolu the path of daggers 1998
9 kışın yüreği winter’s heart 2000
10 alacakaranlık kavşağı crossroads of twilight 2003
– yeni bahar new spring 2004
11 düş hançeri knife of dreams 2005
12 fırtına toplanıyor the gathering storm 2009
13 geceyarısı kuleleri towers of midnight 2010
14 ışığın anısı a memory of light 2013
– ruhlar nehri unfettered-river souls 2013
– zaman çarkı el kitabı wheel of time companion 2015
yani bu (çoook uzun) iki yıl içinde bir 'aes sedai'nin (moiraine), rand'in köyüne gelmesi, onu ve iki arkadaşını (mat ve perrin) (bir de başta rand'in nişanlısı olan egwene ve de köyün 'hikmet'i nynaeve) alıp onları aes sedai'lerin merkezi 'tar valon'a götürürken yaşadıkları (gidemiyorlar), rand'in 'yenidendoğan ejder' oluncaya kadar geçirdiği fiziksel ve ruhsal değişimler ve sonunda rand'in o evreni ve insanlığı kurtarışı kitabın genel konusu.
kitap, yazarının neredeyse bütün hayatı boyunca devam ediyor ve o kadar bin sayfadan sonra robert jordan kitabı bitiremiyor, 2007 yılında ölünce karısı ve editörü harriet, kitabı bitirmesi için brandon sanderson'a veriyor ve brandon sanderson kitabı(romanı) sonunda 2012'de bitiriyor. (2013'te 14. ve son cilt-ışığın anısı-basılıyor.)
şahsi fikrim fantastik edebiyatın en iyi beş kitabından biri olduğu yönünde (altıncı olarak 'dune' eklenebilir.):
yüzüklerin efendisi, -yazarı henüz bitirmese de-buz ve ateşin şarkısı (game of throns), -yazarı henüz bitirmese de- kral katili güncesi ve perdido sokağı istasyonu ile birlikte.
eğer bu uzuun romanı okumayı düşünüyorsanız; bir, fantastik edebiyatı sevmelisiniz; iki, aralık vermeden okumalısınız; üç, en az üç-dört ay gibi bir zaman dilimini tümüyle bu romana adamaya hazır olmalısınız.
romanın okunma sırasını da bir yerlerden alıp buraya ekleyeyim:
no adı orijinal adı orijinal yayınlanma tarihi
---------------------------------------------------------
1 dünyanın gözü the eye of the world 1990
2 büyük av the great hunt 1990
3 yenidendoğan ejder the dragon reborn 1991
4 gölge yükseliyor the shadow rising 1992
5 göğün ateşleri the fires of heaven 1993
6 kaos lordu lord of chaos 1994
7 kılıçtan taç a crown of swords 1996
– zaman çarkı dünyası the world of robert jordan’s wheel of time 1997
8 hançer yolu the path of daggers 1998
9 kışın yüreği winter’s heart 2000
10 alacakaranlık kavşağı crossroads of twilight 2003
– yeni bahar new spring 2004
11 düş hançeri knife of dreams 2005
12 fırtına toplanıyor the gathering storm 2009
13 geceyarısı kuleleri towers of midnight 2010
14 ışığın anısı a memory of light 2013
– ruhlar nehri unfettered-river souls 2013
– zaman çarkı el kitabı wheel of time companion 2015
devamını gör...
zorla kitap okutturan ebeveyn
çocukların rol modeli ebeveynleridir. onu zorlamak yerine örnek olsa daha verimli bir sonuç alacağına eminim.
devamını gör...
9 aralık 2020 türkiye'nin covid-19 nedeniyle tunus'a 5 milyon dolar vermesi
daha dün izledim sma'lı bir bebeğin 80 günü kalmış bu bebekler için anne babaları perişan halde bas bas bağırarak yardım istiyorlar. insanlar cebindeki 3 5 kuruşu bu insanlara gönderiyor yardım olsun diye. şimdi sormazlar mı insana madem çarçur edecek 5 milyon dolarımız vardı paylaştırsanıza bebeklerimize, yaşatsanıza kendi ülkemizdeki bebekleri.
devamını gör...
insanın kendisine ait cehaleti fark etmemesi
özelikle teknolojik konulardaki halim.
tüm olanlar bildiğim kadar sanıyorum.
birisi bana hoş pp yazdı, öyle kaldım.
profil picture imiş. allah'tan sormayla ilgili bir ezikliğim yok.
sonra kızıma anlatım güldü bana, bana sorsaydın ya dedi.
tüm olanlar bildiğim kadar sanıyorum.
birisi bana hoş pp yazdı, öyle kaldım.
profil picture imiş. allah'tan sormayla ilgili bir ezikliğim yok.
sonra kızıma anlatım güldü bana, bana sorsaydın ya dedi.
devamını gör...
the disastrous life of saiki k
death note ve one-punch man' den sonra netflix'teki en iyi anime diyebilirim. bu animenin çizimlerini de çok başarılı buluyorum.
doğuştan psişik güçleri olan saiki bunu insanlara belli etmemeye çalışır.
bunu yaparken epey bir zorlanır.
telepati, x ışını görüşü gibi güçleri vardır.
çok cool bir karakter kendisi, bayılıyorum ona.
bir diğer bayıldığım karakter ise bayan ego, dünya güzeli, herkes ona hasta, sözlükteki güzel kelimesinin anlamı olan:
koloni teruhashi.
yahu bu ne tatlı bir egodur izlerken kendimi görüyorum bazen.
bu animeye çiçeğim dediğim bir arkadaşımla başladık, hep birlikte izleriz.
bir kere bile onsuz izlemedim, acayip keyifli ve pozitif bir anime.
arkadaşım majör depresyon tedavisi görüyor, biz birlikte izlediğimizde o keyif alınca ben ekstra keyif alıyorum.
izleyin, izlettirin efendim.
doğuştan psişik güçleri olan saiki bunu insanlara belli etmemeye çalışır.
bunu yaparken epey bir zorlanır.
telepati, x ışını görüşü gibi güçleri vardır.
çok cool bir karakter kendisi, bayılıyorum ona.
bir diğer bayıldığım karakter ise bayan ego, dünya güzeli, herkes ona hasta, sözlükteki güzel kelimesinin anlamı olan:
koloni teruhashi.
yahu bu ne tatlı bir egodur izlerken kendimi görüyorum bazen.
bu animeye çiçeğim dediğim bir arkadaşımla başladık, hep birlikte izleriz.
bir kere bile onsuz izlemedim, acayip keyifli ve pozitif bir anime.
arkadaşım majör depresyon tedavisi görüyor, biz birlikte izlediğimizde o keyif alınca ben ekstra keyif alıyorum.
izleyin, izlettirin efendim.
devamını gör...
146'dan internete girmiş efsane nesil
1999 senesinde 250 milyon tl fatura ödemişliğim var.
ey gidi...
o zamanlar daha güzeldi ama internete girmek.
internette karşılaştığın kişi kimse, enteresan bir bağ kuruyordun hemen.
sanki okyanusta gemin batmış da, yüzerek ıssız bir adaya ulaşmışsın ve biriyle karşılaşmışsın gibi oluyordu.
yaş grubu hemen hemen aynı... 17-25
30 yaşında birinin internette takılması, ayıp karşılanıyordu yani, düşünün.
girmeyi de beceremiyorlardı zaten, hep senden yardım istiyorlardı.
o nesil gerçekten efsaneydi.
80'li yılların başlarında doğanlar...
ey gidi...
o zamanlar daha güzeldi ama internete girmek.
internette karşılaştığın kişi kimse, enteresan bir bağ kuruyordun hemen.
sanki okyanusta gemin batmış da, yüzerek ıssız bir adaya ulaşmışsın ve biriyle karşılaşmışsın gibi oluyordu.
yaş grubu hemen hemen aynı... 17-25
30 yaşında birinin internette takılması, ayıp karşılanıyordu yani, düşünün.
girmeyi de beceremiyorlardı zaten, hep senden yardım istiyorlardı.
o nesil gerçekten efsaneydi.
80'li yılların başlarında doğanlar...
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
tartışmayın. tek tavsiyem bu.
"cahillerle tartışmayın. ben hiç galip gelemedim."
gazzâlî
"cahil insanla tartışmayın; önce sizi kendi seviyesine çeker, sonra da tecrübesiyle yener."
mark twain
not: benim için cahil denen insan okumamış insan değil, kafasını çalıştırmaya tenezzül etmeyen kişidir. okumuş cahiller de vardır bu yüzden.
edit: cahille tartışmak "zorunda kalanlar" denmiş. ben yine de tartışmayın diyorum. ne yapın edin, o zorunluluktan kendinizi kurtarın.
"cahillerle tartışmayın. ben hiç galip gelemedim."
gazzâlî
"cahil insanla tartışmayın; önce sizi kendi seviyesine çeker, sonra da tecrübesiyle yener."
mark twain
not: benim için cahil denen insan okumamış insan değil, kafasını çalıştırmaya tenezzül etmeyen kişidir. okumuş cahiller de vardır bu yüzden.
edit: cahille tartışmak "zorunda kalanlar" denmiş. ben yine de tartışmayın diyorum. ne yapın edin, o zorunluluktan kendinizi kurtarın.
devamını gör...
2023 cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir kehanet bırak
süleyman soylu aday olacak.
devamını gör...
kaslı erkek
geliştirecek pek bir şeyi olmadığından vücuda abanan kimsedir.
devamını gör...
