normal sözlük'te başlıkların günlerce değişmemesi
benim de farkettiğim bir durum. 2.400 yazar 4.400 çaylak var, dün 3 bin tanım girilmiş. sol frame akmadığında -sanırım- modlar eski başlıkları hortlatıp etkileşim yaratma çabasına giriyor*, sözlük yeni olduğundan garipsemiyorum. ekşi’de sol frame’in sürekli akıp gitmesinden şikayetçiydim zaten. bir başlığa girince bütün tanımları okuyabilme şansı buluyorum. açtığım başlıklara az ya da hiç tanım girilmese de bu durum ileride düzelecektir. emekleme dönemindeyiz.
devamını gör...
hayat kalitesini yükselten alışkanlıklar
kişisel ajanda kullanmak, illa defter türü olmasına gerek yok, tablet, telefon, bilgisayar gibi teknolojik ürünleri de kullanabilirsiniz.
devamını gör...
sözlüğün ekşimeye başlaması
sevindirici hadisedir.
bazı yazarlar böyle tanımlar giriyorsa eğer sözlük büyüyordur gelişiyordur.
her toplulukta angut insanlar vardır olmaya devam edecektir.
bazı yazarlar böyle tanımlar giriyorsa eğer sözlük büyüyordur gelişiyordur.
her toplulukta angut insanlar vardır olmaya devam edecektir.
devamını gör...
zartoşt
70 ler kafasıyla kinini kusan anladıgım kadarıyla türkiyede bulunmaktan hoşlanmayan yazar. umarım kuzay ırak kürt yönetiminde kariyerine devam eder.
edit: aşaglama veya hakaret degil içten iyi dileklerimdir. cok sevdigi terör örgütleri ile ayrıca türkiyede cogunuluk olan ve inanılmaz ırkcılık gördügü türkler olmadan umarım mutlu olur.
edit: aşaglama veya hakaret degil içten iyi dileklerimdir. cok sevdigi terör örgütleri ile ayrıca türkiyede cogunuluk olan ve inanılmaz ırkcılık gördügü türkler olmadan umarım mutlu olur.
devamını gör...
kristof kolomb
yoksulluk içinde ölmüştür. ilk seyahatinin maliyeti resmi olarak soruşturulduktan sonra, bu maliyetin kastilyalı isabella'nın bir ziyafetinin ki kadar olduğu anlaşılmıştır.
devamını gör...
anne kafamda bit var
türk sinemasını en yakışıklısı tarık akan. bir dönem romantik komedinin prensiydi tarık akan. sonra bir anda siyasi bir bilinçlenme yaşadıktan sonra çektiği filmlerde içerik ve anlatım açısından değişim göstermeye başladı. bu değişimde elbette yılmaz güney gibi sinema dahisiyle çektiği filmlerde kazandığı birikimin de etkisi büyük.
bu dönemden sonra sabun köpüğü filmleri bırakıp derdi olan, bir soruna parmak basmaya çalışan, emekçinin yanında bir tavır takınmaya evrildi tarık akan. çok da güzel filmler çıkardı ortaya.
darbe döneminde siyasi tavrı ve duruşu onu da malum işkence tezgahlarına mahkum etti. her siyasi görüşten insan gibi o da canı yana yana inançlarına sarılmak zorunda kaldı. ve bunu da bize anlattı. biz de tarık akan’ın saçlarındaki bitleri ayıklarken bir yandan da saçlarını okşarken dinleyelim ustanın hikayesini.
bu dönemden sonra sabun köpüğü filmleri bırakıp derdi olan, bir soruna parmak basmaya çalışan, emekçinin yanında bir tavır takınmaya evrildi tarık akan. çok da güzel filmler çıkardı ortaya.
darbe döneminde siyasi tavrı ve duruşu onu da malum işkence tezgahlarına mahkum etti. her siyasi görüşten insan gibi o da canı yana yana inançlarına sarılmak zorunda kaldı. ve bunu da bize anlattı. biz de tarık akan’ın saçlarındaki bitleri ayıklarken bir yandan da saçlarını okşarken dinleyelim ustanın hikayesini.
devamını gör...
yazılacak kitabın ilk cümlesi
bugün yine derin bir hüzünle uyandım herhangi biri. gün aymıştı. ama baktığım gökyüzü hala kapkaraydı. ben hala yıldızları, ayı görüyordum. sen ne dersin herhangi biri? güneş herkes için aynı aydınlıkta mı doğar?
devamını gör...
cahit zarifoğlu
devamını gör...
r.t.e. - using my religion
sözlükte ilk defa bu kadar çok güldüğüm bir başlığa rastladım.*
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
muse|muscle museum
devamını gör...
taşköprü sarımsağının coğrafi işaret alması
kastamonu'nun taşköprü sarımsağı ile çanakkale'nin bayramiç beyazı'nın coğrafi işaret tesciline ilişkin kararlar ab resmi gazetesi'nde yayımlandı.
coğrafi işaret, belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri bakımından kökenin bulunduğu yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş ürünü gösteren işarettir.
bir kastamonu’lu olarak haberi başkasına bırakamazdım. *
devamını gör...
her günü son günmüşçesine yaşamak
t: yarın yokmuşçasına yaşamak.
hayatımı bu şekilde yaşıyorum ya da geçmişte bu şekilde yaşadım diyen birtakım insan tanıdım. bu kişilerde fark ettiğim bazı ortak özellikler vardı; kendilerini tamamen bu düşünceye adadıklarını iddia eder (ben şahsen kimsenin "yarın yok" fikrine tamamen inanarak yaşayacağını sanmıyorum.) , ara sıra uyuşturucu kullanır(esrar,kokain) ve hayatlarını çok hızlı bir biçimde yaşamaya çalışırlardı.
bu tanıdıklarım arasında, geçmişte bu şekilde yaşamış olanlar zirveyi ve dibi görmüştü. henüz dibi görmemiş olanlar ise hayatın her nimetini tüketmeye çalışır ancak ironik bi şekilde kendilerini tüketirlerdi. bununla kalmayıp beraber oldukları insanları da tüketmeye çalışırlardı. sürekli bir şeyler yapmak, bir aktivite içerisinde bulunmak isteyen , ceplerinde 200 lira varsa o 200 lira bugün bitmeli diyen insanlardı bunlar. maalesef ben de tüketilmeye çalışılan insanlar arasında yer aldım bir kez. çoğu istediği şeyi reddetmek mecburiyetinde kalıyordum ve bu da doğal olarak ilişkinin bitmesini sağladı.
bu ilişkinin öncesinde hayat nasıl yaşanmalı sorusunun cevabını hiç düşünmemiştim. ailemi üniversiteden mezun etmeye çalışırken bir gerçeğin var olduğuna inanır ve sık sık bunu düşünürdüm. planlarım vardı ve bu planlarımı gerçekleştirdiğimde gerçeği bulacağımı, artık mutlu bir insan olacağımı düşünürdüm. bu tecrübeyi edindikten sonra bir şeyler fark etmeye başladım dostlar. sürecin kendisinden keyif almak yerine bir sonuçta gerçeği bulacağıma inanmak ve bu sonuçtan tatmin olma beklentisi ahmaklıkmış. çünkü asıl gerçek, sürecin ta kendisiymiş. hayat, zamanı yavaşlatabildiğimiz sürece güzelmiş.. insan her anın tadını çıkarırken bir yandan da geleceğe yönelik planlar yapmalı, yarını düşünmeli. her şey, dengede olduğu sürece güzelmiş dostlar.
bahsettiğim insan tipinden kaçınız lütfen. ayrıca the queen's gambit(dizi)'sindeki beth karakteri gibi de yaşamayın bu hayatı. çünkü isaac asimov der ki: “ hayat, satrancın aksine şah-mattan sonra da devam eder.”
john ruskin'in bu konu üzerine bir alıntısını da bırakayım.
"saatte yüz mil katederek yer değiştirmek, gücümüzü, mutluluğumuzu ve bilgimizi bir nebze bile arttırmayacaktır. daha fazla şey görebilmek için yavaş yürümek gerekir, hızlı yürümek bize bir şey kazandırmaz. asıl değerli olan düşüncedir ve bakıştır, hız değildir. gerçek insan olmak isteyenler, yavaş gitmekten zarar gelmeyeceğini bilmelidir, çünkü insanın zaferi gitmekte değil, var olmaktadır."
hayatımı bu şekilde yaşıyorum ya da geçmişte bu şekilde yaşadım diyen birtakım insan tanıdım. bu kişilerde fark ettiğim bazı ortak özellikler vardı; kendilerini tamamen bu düşünceye adadıklarını iddia eder (ben şahsen kimsenin "yarın yok" fikrine tamamen inanarak yaşayacağını sanmıyorum.) , ara sıra uyuşturucu kullanır(esrar,kokain) ve hayatlarını çok hızlı bir biçimde yaşamaya çalışırlardı.
bu tanıdıklarım arasında, geçmişte bu şekilde yaşamış olanlar zirveyi ve dibi görmüştü. henüz dibi görmemiş olanlar ise hayatın her nimetini tüketmeye çalışır ancak ironik bi şekilde kendilerini tüketirlerdi. bununla kalmayıp beraber oldukları insanları da tüketmeye çalışırlardı. sürekli bir şeyler yapmak, bir aktivite içerisinde bulunmak isteyen , ceplerinde 200 lira varsa o 200 lira bugün bitmeli diyen insanlardı bunlar. maalesef ben de tüketilmeye çalışılan insanlar arasında yer aldım bir kez. çoğu istediği şeyi reddetmek mecburiyetinde kalıyordum ve bu da doğal olarak ilişkinin bitmesini sağladı.
bu ilişkinin öncesinde hayat nasıl yaşanmalı sorusunun cevabını hiç düşünmemiştim. ailemi üniversiteden mezun etmeye çalışırken bir gerçeğin var olduğuna inanır ve sık sık bunu düşünürdüm. planlarım vardı ve bu planlarımı gerçekleştirdiğimde gerçeği bulacağımı, artık mutlu bir insan olacağımı düşünürdüm. bu tecrübeyi edindikten sonra bir şeyler fark etmeye başladım dostlar. sürecin kendisinden keyif almak yerine bir sonuçta gerçeği bulacağıma inanmak ve bu sonuçtan tatmin olma beklentisi ahmaklıkmış. çünkü asıl gerçek, sürecin ta kendisiymiş. hayat, zamanı yavaşlatabildiğimiz sürece güzelmiş.. insan her anın tadını çıkarırken bir yandan da geleceğe yönelik planlar yapmalı, yarını düşünmeli. her şey, dengede olduğu sürece güzelmiş dostlar.
bahsettiğim insan tipinden kaçınız lütfen. ayrıca the queen's gambit(dizi)'sindeki beth karakteri gibi de yaşamayın bu hayatı. çünkü isaac asimov der ki: “ hayat, satrancın aksine şah-mattan sonra da devam eder.”
john ruskin'in bu konu üzerine bir alıntısını da bırakayım.
"saatte yüz mil katederek yer değiştirmek, gücümüzü, mutluluğumuzu ve bilgimizi bir nebze bile arttırmayacaktır. daha fazla şey görebilmek için yavaş yürümek gerekir, hızlı yürümek bize bir şey kazandırmaz. asıl değerli olan düşüncedir ve bakıştır, hız değildir. gerçek insan olmak isteyenler, yavaş gitmekten zarar gelmeyeceğini bilmelidir, çünkü insanın zaferi gitmekte değil, var olmaktadır."
devamını gör...
kafa sözlük diye bir yer varmış üye olucam lan
içip içip sözlüğe giriş yapan yazar.
devamını gör...
erik erikson
''kimlik bunalımı'' kavramını ilk kullanan psikologtur. erikson'ın psiko-sosyal gelişim kuramına göre, gelişim için 8 aşamadan geçeriz ve her aşamada çözülmesi gereken bir kriz vardır. bunu çözenler daha başarılı gelişir.
1- trust versus mistrus / güven karşısında güvensizlik: doğum ile ilk 1-2 yılı kapsar. bebeğin ihtiyacı besin ve ilgidir. besini ağız yoluyla, anne memesini emerek gerçekleştirir. bu dönemde çocuğa besin sağlamak ve güven oluşturmak çok önemlidir. eğer güvenilir bir bakıcı (caregiver) bulamazsa mistrust development (güvensiz gelişme) gerçekleşir.
2- autonomy versus shame and doubt / bağımsızlık karşısında utanç ve şüphe: yürümeye başlayan çocuk (1)-3 yaşlarını kapsar. yetişkinlikte insanlara şüphe ile bakan kişilerin bu dönemdeki gelişimiyle ilgili bir sorun oluşmuştur.
güven karşısında güvensizlik aşamasında eğer çocuk ailesine güvenli bağlandıysa, autonomy (bağımsızlık) aşamasına geçer. bu yaştaki çocuklar çevreyi keşfetmeye çalışır ama bir gözleri de muhakkak ailesinde olur. küçük çocukların hızlı hızlı adım atarak bir yerlere gitmeye çalışırken muhakkak arkasına, aileden bir üyeye baktığını görmüşsünüzdür. fakat ilk aşamada mistrust (güvensiz) olarak gelişen çocuklar daha şüpheci davranırlar. eğer biri onları cezalandırırsa veya bağırırsa bu shame and doubt (utanç ve şüphe) hissetmelerine yol açacaktır.
3- initative versus guilt / girişkenlik karşısında suçluluk: 3-5 yaşı kapsar. bu yaştaki çocuklar daha sosyal olmaya ve sorumluluk almaya çalışır fakat eğer meraklarından dolayı azarlanır veya cezalandırılırsa bu ileride büyük sorunlara (baskılanmışlık, cinsel problemler) yol açar. endişeli ve suçlu hissedebilirler.
4- industry versus inferiority / üretkenlik karşısında aşağılık duygusu: 6 yaş ile ergenliği kapsar. bu yaş aralığındaki çocuklar okulda başarılı olmaya çalışıp öğrenme süreçlerine üretme süreçlerini de ekler. eğer yetersiz veya verimsiz hissederlerse aşağılık/yetersiz aşamadan geçerler.
5- identity versus identity confusion / kimlik kazanımı karşısında kimlik karmaşası: gençlik yıllarını kapsar (12-20). ''ben kimim?'' sorusunu kendilerine sorarak bir kimlik edinmeye çalışırlar. bu döneme kadar edinilen alışkanlıklar, fikirler ve bakış açıları sorgulanmaya fazlasıyla müsaittir. bireyin kendisini tanıması gelecekteki yaşamını şekillendireceği için önemli bir evredir. bu evrenin sağlıklı tamamlanması için önceki evrelerin de sağlıklı tamamlanmış olması gerekir. aksi taktirde kötü alışkanlıklar (alkol, sigara) ve suç işleme eğilimleri görülebilir.
6- intimacy versus isolation / samimiyet karşısında yalnızlık: 20-30 yaşları kapsar. bu yaştaki kişiler samimi ilişkiler bulmaya çalışır. eğer bulurlarsa intimacy yani samimiyet, yakınlık evresinden geçerler. samimi ilişkilerin dışında, farklı görüşteki ve karakterdeki kişilerle ilişki kurmayı öğrenirler.
samimi ilişki bulamazlarsa veya tehlikeli gördükleri çevreden uzaklaşmak isterlerse isolation yani yalnızlığı seçerler.
7- generativity versus stagnation / üretkenlik karşısında durgunluk: 40-50 yaşları kapsar. bu yaştaki insanlar, genç jenerasyona yardım etmeye, verimliliklerini artırmaya çalışır. aile ilişkileri ve faaliyetleri bu dönemdeki insanların üretken hissetmesi için önemlidir. eğer aileye veya başarılı bir kariyere sahip değillerse durgun hissederler.
8- integrity versus despair / benlik bütünlüğü karşısında umutsuzluk: 60 +yaş. bu evrede insanlar geçmişe bakmaya eğilimlidir. kendini tamamladığını düşünen kişiler pek pişmanlık da duymazlar, bundan önceki evreleri sağlıklı tamamlamışlardır. hayatlarını daha pozitif olarak hatırlayanlar 'bütün' hissederken pişmanlıklarla dolu bir hayat yani negatif olarak hatırlayanlar ise 'umutsuzluk' içinde olurlar.
1- trust versus mistrus / güven karşısında güvensizlik: doğum ile ilk 1-2 yılı kapsar. bebeğin ihtiyacı besin ve ilgidir. besini ağız yoluyla, anne memesini emerek gerçekleştirir. bu dönemde çocuğa besin sağlamak ve güven oluşturmak çok önemlidir. eğer güvenilir bir bakıcı (caregiver) bulamazsa mistrust development (güvensiz gelişme) gerçekleşir.
2- autonomy versus shame and doubt / bağımsızlık karşısında utanç ve şüphe: yürümeye başlayan çocuk (1)-3 yaşlarını kapsar. yetişkinlikte insanlara şüphe ile bakan kişilerin bu dönemdeki gelişimiyle ilgili bir sorun oluşmuştur.
güven karşısında güvensizlik aşamasında eğer çocuk ailesine güvenli bağlandıysa, autonomy (bağımsızlık) aşamasına geçer. bu yaştaki çocuklar çevreyi keşfetmeye çalışır ama bir gözleri de muhakkak ailesinde olur. küçük çocukların hızlı hızlı adım atarak bir yerlere gitmeye çalışırken muhakkak arkasına, aileden bir üyeye baktığını görmüşsünüzdür. fakat ilk aşamada mistrust (güvensiz) olarak gelişen çocuklar daha şüpheci davranırlar. eğer biri onları cezalandırırsa veya bağırırsa bu shame and doubt (utanç ve şüphe) hissetmelerine yol açacaktır.
3- initative versus guilt / girişkenlik karşısında suçluluk: 3-5 yaşı kapsar. bu yaştaki çocuklar daha sosyal olmaya ve sorumluluk almaya çalışır fakat eğer meraklarından dolayı azarlanır veya cezalandırılırsa bu ileride büyük sorunlara (baskılanmışlık, cinsel problemler) yol açar. endişeli ve suçlu hissedebilirler.
4- industry versus inferiority / üretkenlik karşısında aşağılık duygusu: 6 yaş ile ergenliği kapsar. bu yaş aralığındaki çocuklar okulda başarılı olmaya çalışıp öğrenme süreçlerine üretme süreçlerini de ekler. eğer yetersiz veya verimsiz hissederlerse aşağılık/yetersiz aşamadan geçerler.
5- identity versus identity confusion / kimlik kazanımı karşısında kimlik karmaşası: gençlik yıllarını kapsar (12-20). ''ben kimim?'' sorusunu kendilerine sorarak bir kimlik edinmeye çalışırlar. bu döneme kadar edinilen alışkanlıklar, fikirler ve bakış açıları sorgulanmaya fazlasıyla müsaittir. bireyin kendisini tanıması gelecekteki yaşamını şekillendireceği için önemli bir evredir. bu evrenin sağlıklı tamamlanması için önceki evrelerin de sağlıklı tamamlanmış olması gerekir. aksi taktirde kötü alışkanlıklar (alkol, sigara) ve suç işleme eğilimleri görülebilir.
6- intimacy versus isolation / samimiyet karşısında yalnızlık: 20-30 yaşları kapsar. bu yaştaki kişiler samimi ilişkiler bulmaya çalışır. eğer bulurlarsa intimacy yani samimiyet, yakınlık evresinden geçerler. samimi ilişkilerin dışında, farklı görüşteki ve karakterdeki kişilerle ilişki kurmayı öğrenirler.
samimi ilişki bulamazlarsa veya tehlikeli gördükleri çevreden uzaklaşmak isterlerse isolation yani yalnızlığı seçerler.
7- generativity versus stagnation / üretkenlik karşısında durgunluk: 40-50 yaşları kapsar. bu yaştaki insanlar, genç jenerasyona yardım etmeye, verimliliklerini artırmaya çalışır. aile ilişkileri ve faaliyetleri bu dönemdeki insanların üretken hissetmesi için önemlidir. eğer aileye veya başarılı bir kariyere sahip değillerse durgun hissederler.
8- integrity versus despair / benlik bütünlüğü karşısında umutsuzluk: 60 +yaş. bu evrede insanlar geçmişe bakmaya eğilimlidir. kendini tamamladığını düşünen kişiler pek pişmanlık da duymazlar, bundan önceki evreleri sağlıklı tamamlamışlardır. hayatlarını daha pozitif olarak hatırlayanlar 'bütün' hissederken pişmanlıklarla dolu bir hayat yani negatif olarak hatırlayanlar ise 'umutsuzluk' içinde olurlar.
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.
-süleyman demirel
-süleyman demirel
devamını gör...
bir şiirde kullanılabilecek en güzel kelime
heyhat (yazık!)
"baş başa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
sözde senden kaçıyorum doludizgin atlarla..."
yavuz bülent bakiler
"baş başa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
sözde senden kaçıyorum doludizgin atlarla..."
yavuz bülent bakiler
devamını gör...
konuşurken en çok kullanılan kelime
"aslinda" yada "esasen" olabilir. gerci ben evde tıkılı kalmaktan kokten konusmayi unuttum, sahi o nasil bir seydi?
devamını gör...
kış üçgeni
kış aylarında gökyüzünde görülen, büyük köpek takımyıldızı'ndan sirius, avcı takımyıldızı'ndan betelgeuse ve küçük köpek takımyıldızı'ndan procyon yıldızlarının oluşturduğu üçgen.

(görsel, www.nj. com'dan alıntıdır.)

(görsel, www.nj. com'dan alıntıdır.)
devamını gör...
birinden vazgeçme eşiği
biriyle birlikte olmak, hayatına dahil etmek ya da onun hayatına dahil olmaktır. ya da olmak istemektir. gerçekten dahil etme süreci de "bir eşikten atlamak gibi" dir. eğer karşıdakinin o eşikten hiç atlamadığını ya da hep bir ayağının eşiğin, çıkışa yakın olan tarafında durduğunu anladığı zaman vazgeçiyordu, insan.
anlıyordu, onun orada durduğunu ve içeri girmediğini. o noktada her şey fazla geliyordu. kendini, daha fazla hayal kırıklığından korumak için yapılması gerekeni yapıyordu. unutmuyordu, acı tatlı ne varsa pılı pırtını toplayıp gidiyordu.
doğru zamanda vazgeçenin tekrar kazanma şansı vardı ; geç kalana o şans tanınmıyordu
anlıyordu, onun orada durduğunu ve içeri girmediğini. o noktada her şey fazla geliyordu. kendini, daha fazla hayal kırıklığından korumak için yapılması gerekeni yapıyordu. unutmuyordu, acı tatlı ne varsa pılı pırtını toplayıp gidiyordu.
doğru zamanda vazgeçenin tekrar kazanma şansı vardı ; geç kalana o şans tanınmıyordu
devamını gör...
ders çalışmamak için yapılanlar
şüphesiz kafa sözlüğe girmek bu anlamsız hareketler bütününde başı çeker.
(daha demin de odayı temizledim)
(daha demin de odayı temizledim)
devamını gör...