seninle şöyle olabilirdik
devamını gör...
otizm sendromlu çocuklarla konuşacak robota diyalog önerileri
otizmli çocuklarımızla diyaloğu neden robotlar kuruyor, dediğim durum.
kendimiz zaten birer makinaya robota dönüşmüş durumdayız, hiç olmazsa ilgiye sevgiye muhtaç bu çocuklarımıza bunu gösterelim, onları da kendimiz gibi makinalarla baş başa bırakmayalım.
ıyi niyetle düşünülmüş bir proje, ancak olayın farklı açılardan da ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
kendimiz zaten birer makinaya robota dönüşmüş durumdayız, hiç olmazsa ilgiye sevgiye muhtaç bu çocuklarımıza bunu gösterelim, onları da kendimiz gibi makinalarla baş başa bırakmayalım.
ıyi niyetle düşünülmüş bir proje, ancak olayın farklı açılardan da ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
devamını gör...
pastanın ortasına bardak batırmak
ilk defa duyduğum korkunç, dehşet verici, barbarik eylem.
devamını gör...
hybristophilia
ingilizce'deki hybristophilia teriminin türkçe karşılığı olan kelime.
ağır suçlar işlemiş, katil veya hırsız gibi mahkumları değiştirme isteği, sosyal medyaya kendini iyi göstermek ve bir suçlunun içindeki iyi kişiliği ortaya çıkarmak gibi nedenlerle; bazı kadınların bu tür erkeklere cinsel veyahut duygusal olarak istek duyması demektir.
hapisteyken kadınlardan mektup alan, onlarla evlenen birçok suçlu bilinmektedir. psikolojik bir rahatsızlık olarak bilinir. asıl amacı suçluyu adam etmeye çalışmaktır.
bu suçluların en ünlüsü eski bir model olan ve 2014 yılında silah kaçakçılığından hapse giren jeremy meeks'tir. polisin fotoğrafını yayınlamasıyla meşhur olmuş, hybristophilia sendromlu kadınlardan birçok mektup almıştır.

edit: imla.
ağır suçlar işlemiş, katil veya hırsız gibi mahkumları değiştirme isteği, sosyal medyaya kendini iyi göstermek ve bir suçlunun içindeki iyi kişiliği ortaya çıkarmak gibi nedenlerle; bazı kadınların bu tür erkeklere cinsel veyahut duygusal olarak istek duyması demektir.
hapisteyken kadınlardan mektup alan, onlarla evlenen birçok suçlu bilinmektedir. psikolojik bir rahatsızlık olarak bilinir. asıl amacı suçluyu adam etmeye çalışmaktır.
bu suçluların en ünlüsü eski bir model olan ve 2014 yılında silah kaçakçılığından hapse giren jeremy meeks'tir. polisin fotoğrafını yayınlamasıyla meşhur olmuş, hybristophilia sendromlu kadınlardan birçok mektup almıştır.

edit: imla.
devamını gör...
floresan ışığı
bildiğimiz ve çoğumuzun hayatında var olan beyaz ışık. hastaneler, morglar, fabrikalar, depolar, kasaplar, süpermarketler beyaz ışıkla dolu. orhan pamuk bu konu ile ilgili bir yazısında değinmişti. zamanında yazarın annesi perdelik kumaş almak için gittiği perdecide, perdelik kumaşın topunu tezgahtar ile birlikte dışarı çıkararak rengini doğal ışıkta incelermiş ki, floresandan gelen beyaz ışık yanıltıp aldatmasın. o dönemler beyaz ışık soğuk, hüzün verici, uğursuz sayılırmış.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bu gün bir melekle tanıştım.
aynı dili bilmek anlaşılamaya yetmiyormuş.
şu zamanlarda öyle kötü bir durumdayım ki anlatırken bile bizzat yorulacağımı biliyorum. bir yerde , insan kalabalıkta iken kendini yanlız hisseder ki diye sormuşlardı.şimdi cevap verebilirim o hâlde.hisseder , hem de öyle bir hisseder ki kendisi bile anlam veremez.
iki gün önce acaip sarsıldığım,parçalanmış, yıpranmış hissettiğim bir gündü. hepsinin yükünü o güne atmam tabi. hepsi de tek bir neden değil zaten. insan aynı evde olduğu insana sarılamaz bazen. çok insan vardır yanında gözün başkasının gelisindedir. o da gelmez.
ağlamaktan nefret ediyorum! nefesimi tutarak ağlamaktan...
çok neden vardır aslında lakin bardağı taşıran o son damla, gözünden akacak o damla oluyor. ve yalnızlık demek istiyorum son damla için.
yalnızlık; tek bir kelime olup altında yatan milyonlarca kötü his, bir o kadar da göz yaşı. korkuyorum, sevdiğim insanların gitmesinden, başaramamaktan ve onlarca beklentiyi karşılayamamaktan.
o gün bn de kötüydüm. yazdığım nedenler, bazı şeylere engel olamayışlarım ve yazamadıgim bazı nedenler.yalnızlık; beğendiğim sözü yanimdakiyle oturup üzerine düşünemiyişlerim, komik olan bir şeye kafanı çeviremeyislerim ve bir yerde geçiyordu 'tek başıma oturuşum'da gizli. veya konuşmak istediğim kişinin yanında olmayışı, olmak istemeyişi. . .
sadece sohbet dediğimiz şeyin içinde çok şey saklıdır. bir meditasyon, bir motivasyon, bir büyü misali. . .
neyse dışarda biraz beraber yürümek istedim o kadar, yok. tek başıma çıktım biraz dolandım , oturdum banka. sırtımı döndüm tüm hekese, her şeye . hiç birinizi istemiyorum dercesine. konuşmayı istdigim o kişi gelmedikten sonra gelenler gelmiş olduklarıyla kalır, o kadar.
gelip oturanlar oldu yanıma. hepsine "yalnız kalmak, düşünmek istiyorum" dedim.
oysa ikisini de istemiyordum.
yoruldum; ruhen,kalben, aklen, bedenen. . . her şeyimle yoruldum. küçükken ne kolaydı öyle yorulmak.*iki koşturur yorulurduk falan.
bir söz vardı
cam kırıkları gibidir bazen kelimeler. ağzına dolar insanın;sussan acıtır, konuşsan kanatır.
birileriyle konuşmaya ihtiyacım vardı lakin konuştukça ağlıyorum.
neyse gelen giden oldu bankta oturduğum süre boyunca. bin sorduğu tek soru, aldığı da tek bir cevap vardı.
"neyin var,iyi misin?"
"hiç bir şeyim yok!"
" ama kötü görünüyorun."
"hiç bir şeyim yok dedim ya "
ama doğru söylüyordum.hiç bir şeyim yok görmüyor musun?! yalnızım işte, tekim, bir başıma. demek istedim hepsine, diyemedim.
yine tek kaldım. evet düşünme sırası geldi. ne yaptım, kırdım mı, niye soğuk davranıyor, bu kadar yakınken neden bu kadar uzakta, benden uzakta. uzaklık da göreceli imiş meğersem onu öğrendim . mesafe pek bir önem arz etmiyormuş. istediğin kadar yakınında olayım yanında hissettirmedikten sonra dermiş gibi...
bir de ben böyle kötü olunca arada, garipseyenler falan oluyor. normalde güçlüymüş gibi görmeye çalışırım da. mutluymuş gibi falan. çok ağır gelir insana bazı şeyleri örtmek, gizlemek, çok zor gelir bazı şeylerin önüne geçememek, engelleyememek. sırf sevdiğin o insanın canı daha fazla yanmasın diye susmak, ve her gece sustuğun için vicdan azabı çekmek ve ağlamak her günkü rutinden.
ne yapacağını bile bilmezken bir şey yapamıyorum demek , acı.
düşüncelerinde kaybolurken biri daha oturdu hemen yanıma. hepsinden farklı bir soru sormuştu. galiba sormak için değil, anlamak için sorduğundan ötürü farklıydı.
"kötü hissediyorsun, nedenini bilmiyorum."
" . . . "
( " . . . ")
" . . . "
" kafanı dağıtmak istiyorum. hangi sınıf, hangi bölüm? ben..."
"ıı ıııı bn de zioland."
soruyu bile anlamamıştım öyle ki kafam karışık.
"bazen yabancı biriyle konuşmak iyi gelir insana. bn . . .
" freud kızına yazdığı mektupta şöyle diyor, diye başladım. sevgili anna ,insanlardan kötülük görüp üzülmen güçsüz biri olduğunu göstermez. fizik kurallarına göre de bu böyledir. sırtını dayandığın bir nesne birdenbire giderse, sen de o yöne doğru devrilirsin. yani bunun güçsüzlükle alakası yoktur."
ben fizik kurallarına aykırıyım galiba. ı bn şey . . ."
gözlerimden yaşlar boşaldı. ne çok şey pardon ne kadar ağır şeyler yaşamıştı öyle. ona sarıldım. ne kadar da güçlü görünüyordu.
"öyle olmak zorundayım, güçlü görünmek zorundayım."
öyleydi gerçekten. bayağı da konuştuk. hayatımda ilk defa derse girmedim ancak hayatımın dersini almıştım.
o da -kızıl melek- derse girmedi.bir melek gibiydi.ve bana guvenmisti. anlatmıştı ona özel olan ve kimsenin bilmesini istemediği şeyleri . onun durumuna benzer şeyler bende de vardı. belki de onu bn çektim. bn inanırım böyle şeylere . yuhu'nun özellikleri vardı onda. hissetmişti , benim burda kötü olduğumu hissettmişti.
kızıl melek etrafındaki insanlara öyle güler yüzlü, öyle sevecendi ki. sanırsın biraz önce anlattığı baskasiydi. güçlüydü, belki de alışmıştı aslında.
bir silkindim,kendime az da olsa gelmeye çalıştım. az zaman daha geçti. öyle tek başıma düşmüştüm.biri daha geldi ve sordu:
"iyi misin?"
bu sefer kelime oyunlarına falan girmedim
"kötüyüm."dedim. kötüyüm işte. . . ne diyecektimbki başka?!
ancak bu cevabım ötekilerden farklı olmuştu. daha önce hiç böyle kötüyüm dmemiştim. kötüyüm dediğimde normalde sesimde titreme, kalbimde acı, parçalanmışlik hissiyle söylerdim. ancak bu sefer öyle değildi. soğukkanlılıkla, kendimden emin bir şekilde demiştim. hiç bu kadar emin olmamıştım, kötü olduğumdan.
kötüydüm ama diktim en azından...
insan başkasının derdini duymayan dek kendi derdini de ders sanırmış. aynn öyle işte.
işte o gün çok farklıydım. bir çok duyguyu beraber yaşadım. bir kez daha dik durmam gerektiğini hatırladım. ama hala konuşmaya ihtiyacım var gibi.
bir dokunuş, sihirli bir dokunuş gibi geldi konuşmaların, kızıl melek . . .
gün bitti bitmesine ancak bn de bitmiştim o gün . . .
onun için bir de resim çizdim sabah gözlerim uykulu iken.
küçük bir jest*
aynı dili bilmek anlaşılamaya yetmiyormuş.
şu zamanlarda öyle kötü bir durumdayım ki anlatırken bile bizzat yorulacağımı biliyorum. bir yerde , insan kalabalıkta iken kendini yanlız hisseder ki diye sormuşlardı.şimdi cevap verebilirim o hâlde.hisseder , hem de öyle bir hisseder ki kendisi bile anlam veremez.
iki gün önce acaip sarsıldığım,parçalanmış, yıpranmış hissettiğim bir gündü. hepsinin yükünü o güne atmam tabi. hepsi de tek bir neden değil zaten. insan aynı evde olduğu insana sarılamaz bazen. çok insan vardır yanında gözün başkasının gelisindedir. o da gelmez.
ağlamaktan nefret ediyorum! nefesimi tutarak ağlamaktan...
çok neden vardır aslında lakin bardağı taşıran o son damla, gözünden akacak o damla oluyor. ve yalnızlık demek istiyorum son damla için.
yalnızlık; tek bir kelime olup altında yatan milyonlarca kötü his, bir o kadar da göz yaşı. korkuyorum, sevdiğim insanların gitmesinden, başaramamaktan ve onlarca beklentiyi karşılayamamaktan.
o gün bn de kötüydüm. yazdığım nedenler, bazı şeylere engel olamayışlarım ve yazamadıgim bazı nedenler.yalnızlık; beğendiğim sözü yanimdakiyle oturup üzerine düşünemiyişlerim, komik olan bir şeye kafanı çeviremeyislerim ve bir yerde geçiyordu 'tek başıma oturuşum'da gizli. veya konuşmak istediğim kişinin yanında olmayışı, olmak istemeyişi. . .
sadece sohbet dediğimiz şeyin içinde çok şey saklıdır. bir meditasyon, bir motivasyon, bir büyü misali. . .
neyse dışarda biraz beraber yürümek istedim o kadar, yok. tek başıma çıktım biraz dolandım , oturdum banka. sırtımı döndüm tüm hekese, her şeye . hiç birinizi istemiyorum dercesine. konuşmayı istdigim o kişi gelmedikten sonra gelenler gelmiş olduklarıyla kalır, o kadar.
gelip oturanlar oldu yanıma. hepsine "yalnız kalmak, düşünmek istiyorum" dedim.
oysa ikisini de istemiyordum.
yoruldum; ruhen,kalben, aklen, bedenen. . . her şeyimle yoruldum. küçükken ne kolaydı öyle yorulmak.*iki koşturur yorulurduk falan.
bir söz vardı
cam kırıkları gibidir bazen kelimeler. ağzına dolar insanın;sussan acıtır, konuşsan kanatır.
birileriyle konuşmaya ihtiyacım vardı lakin konuştukça ağlıyorum.
neyse gelen giden oldu bankta oturduğum süre boyunca. bin sorduğu tek soru, aldığı da tek bir cevap vardı.
"neyin var,iyi misin?"
"hiç bir şeyim yok!"
" ama kötü görünüyorun."
"hiç bir şeyim yok dedim ya "
ama doğru söylüyordum.hiç bir şeyim yok görmüyor musun?! yalnızım işte, tekim, bir başıma. demek istedim hepsine, diyemedim.
yine tek kaldım. evet düşünme sırası geldi. ne yaptım, kırdım mı, niye soğuk davranıyor, bu kadar yakınken neden bu kadar uzakta, benden uzakta. uzaklık da göreceli imiş meğersem onu öğrendim . mesafe pek bir önem arz etmiyormuş. istediğin kadar yakınında olayım yanında hissettirmedikten sonra dermiş gibi...
bir de ben böyle kötü olunca arada, garipseyenler falan oluyor. normalde güçlüymüş gibi görmeye çalışırım da. mutluymuş gibi falan. çok ağır gelir insana bazı şeyleri örtmek, gizlemek, çok zor gelir bazı şeylerin önüne geçememek, engelleyememek. sırf sevdiğin o insanın canı daha fazla yanmasın diye susmak, ve her gece sustuğun için vicdan azabı çekmek ve ağlamak her günkü rutinden.
ne yapacağını bile bilmezken bir şey yapamıyorum demek , acı.
düşüncelerinde kaybolurken biri daha oturdu hemen yanıma. hepsinden farklı bir soru sormuştu. galiba sormak için değil, anlamak için sorduğundan ötürü farklıydı.
"kötü hissediyorsun, nedenini bilmiyorum."
" . . . "
( " . . . ")
" . . . "
" kafanı dağıtmak istiyorum. hangi sınıf, hangi bölüm? ben..."
"ıı ıııı bn de zioland."
soruyu bile anlamamıştım öyle ki kafam karışık.
"bazen yabancı biriyle konuşmak iyi gelir insana. bn . . .
" freud kızına yazdığı mektupta şöyle diyor, diye başladım. sevgili anna ,insanlardan kötülük görüp üzülmen güçsüz biri olduğunu göstermez. fizik kurallarına göre de bu böyledir. sırtını dayandığın bir nesne birdenbire giderse, sen de o yöne doğru devrilirsin. yani bunun güçsüzlükle alakası yoktur."
ben fizik kurallarına aykırıyım galiba. ı bn şey . . ."
gözlerimden yaşlar boşaldı. ne çok şey pardon ne kadar ağır şeyler yaşamıştı öyle. ona sarıldım. ne kadar da güçlü görünüyordu.
"öyle olmak zorundayım, güçlü görünmek zorundayım."
öyleydi gerçekten. bayağı da konuştuk. hayatımda ilk defa derse girmedim ancak hayatımın dersini almıştım.
o da -kızıl melek- derse girmedi.bir melek gibiydi.ve bana guvenmisti. anlatmıştı ona özel olan ve kimsenin bilmesini istemediği şeyleri . onun durumuna benzer şeyler bende de vardı. belki de onu bn çektim. bn inanırım böyle şeylere . yuhu'nun özellikleri vardı onda. hissetmişti , benim burda kötü olduğumu hissettmişti.
kızıl melek etrafındaki insanlara öyle güler yüzlü, öyle sevecendi ki. sanırsın biraz önce anlattığı baskasiydi. güçlüydü, belki de alışmıştı aslında.
bir silkindim,kendime az da olsa gelmeye çalıştım. az zaman daha geçti. öyle tek başıma düşmüştüm.biri daha geldi ve sordu:
"iyi misin?"
bu sefer kelime oyunlarına falan girmedim
"kötüyüm."dedim. kötüyüm işte. . . ne diyecektimbki başka?!
ancak bu cevabım ötekilerden farklı olmuştu. daha önce hiç böyle kötüyüm dmemiştim. kötüyüm dediğimde normalde sesimde titreme, kalbimde acı, parçalanmışlik hissiyle söylerdim. ancak bu sefer öyle değildi. soğukkanlılıkla, kendimden emin bir şekilde demiştim. hiç bu kadar emin olmamıştım, kötü olduğumdan.
kötüydüm ama diktim en azından...
insan başkasının derdini duymayan dek kendi derdini de ders sanırmış. aynn öyle işte.
işte o gün çok farklıydım. bir çok duyguyu beraber yaşadım. bir kez daha dik durmam gerektiğini hatırladım. ama hala konuşmaya ihtiyacım var gibi.
bir dokunuş, sihirli bir dokunuş gibi geldi konuşmaların, kızıl melek . . .
gün bitti bitmesine ancak bn de bitmiştim o gün . . .
onun için bir de resim çizdim sabah gözlerim uykulu iken.
küçük bir jest*
devamını gör...
akmar pasajı
kadıköyde bir pasaj. zamanında kaçak cd peşinde koştuğumuz, bu nedenle çoğu zaman mali polis baskınına maruz kalan pasaj, şimdi eski popülerliği va mıdır bilmem?
devamını gör...
şebnem ferah
benim için kadın albümüyle özelinde de “yağmurlar” parçasıyla vardır. onun adına yapabileceğim güzellemeler bu kadar.
zira çok büyük hayran güruhu tarafından taşlanmam pahasına da olsa söyleyeceğim. şarkılarında, yerli yersiz avazı çıktığı kadar bağırmasına tahammül edemediğim şarkıcıdır. yıllar önce bir yerde ronnie james dio vokal tekniğini örnek aldığını okumuştum. bu çok sempatik gelmişti ki ben de mesela bir black sabbath şaheseri “when death calls” şarkısında, canım dio’ nun “bağırmalarına” ömrüm boyunca maruz kalayım gıkım çıkmaz.
ve şu malum kıyas klişesi için de görüş beyan edeyim madem. müziği “yürekleri dağlayan” o ağlak liriklerden nispeten münezzeh, özlem tekin’ i daha samimi, sesindeki atraksiyonlarla da daha özgün bulurum.
zira çok büyük hayran güruhu tarafından taşlanmam pahasına da olsa söyleyeceğim. şarkılarında, yerli yersiz avazı çıktığı kadar bağırmasına tahammül edemediğim şarkıcıdır. yıllar önce bir yerde ronnie james dio vokal tekniğini örnek aldığını okumuştum. bu çok sempatik gelmişti ki ben de mesela bir black sabbath şaheseri “when death calls” şarkısında, canım dio’ nun “bağırmalarına” ömrüm boyunca maruz kalayım gıkım çıkmaz.
ve şu malum kıyas klişesi için de görüş beyan edeyim madem. müziği “yürekleri dağlayan” o ağlak liriklerden nispeten münezzeh, özlem tekin’ i daha samimi, sesindeki atraksiyonlarla da daha özgün bulurum.
devamını gör...
sinir bozan şeyler
attığın önemli bir mesajın sadece görüldü olması. hayır işin varsa isim var de. niye görüldü atıyorsun? dostlar yazarken bile sinir katsayım arttı. yapman guzum.
devamını gör...
nevşin mengü
2 mayıs 1982 yılında ankara'da doğan ve 39 yaşında olan gazetecidir. türkiye'de muhalif gazeteci denilince ilk 10 da karşımıza çıkan hanımefendidir. televizyonculuğa ilk defa 2005 (23 yaşında) yılında (bkz: haber türk) te muhabirliğe başlayan nevşin hanım bu kanalda kadınlar kulübü programını sundu. yaklaşık bir yıl bu kanalda çalıştıktan sonra türkiye radyo ve televizyon kurumu na prodüksiyon ve iletişim hizmetleri sağlayan (bkz: one ajans) ta çalıştı. (bkz: hürriyet gazetesi), (bkz: cnn türk) gibi birçok televizyon ve gazete de çalışan gazeteci şuan hali hazırda herhangi bir tv veya gazetede çalışmıyor. onun yerine youtube da kendi kanalında olaylara kendi perspektifinden bakarak anlatıyor. ana akım medyanın haber niteliği yapmadığı gerçeğini düşünürsek çokta doğru yapmış. geçtiğimiz günlerde babası; avukat (bkz: şahin mengü) nün vefatı hepimizi üzmüştür.
özgürlüklere bakış açısı ve kimlikleri tanıma anlamında liberal olduğunu bir röportajda dile getirmiş ve eklemiştir; çocukluğumdan beri vejetaryanım.
everest yayınlarının hazırladığı insanın düşünmekten canı yanar mı ve iletişim yayınlarının hazırladığı (bkz: herkes istediği gibi yaşasın) isimli iki kitabı vardır.
özgürlüklere bakış açısı ve kimlikleri tanıma anlamında liberal olduğunu bir röportajda dile getirmiş ve eklemiştir; çocukluğumdan beri vejetaryanım.
everest yayınlarının hazırladığı insanın düşünmekten canı yanar mı ve iletişim yayınlarının hazırladığı (bkz: herkes istediği gibi yaşasın) isimli iki kitabı vardır.
devamını gör...
bir öğrencinin gece 12'de öğretmenine soru sorması
olabilecek durum.
bir öğrencim gece 3'te yazmıştı bana.
benim rekorum üç.
bir öğrencim gece 3'te yazmıştı bana.
benim rekorum üç.
devamını gör...
betanekol
kolinesterazlara dayanıklı, gis ve mesane üzerinde en güçlü etkiyi gösteren direkt etkili parasempatomimetik ajandır.
flask tip nörojenik mesane ve reflü özefajit tedavisinde kullanılır.
buna ek olarak mide boşalma hızını arttırarak mide atonisinde kullanılmaktadır.
flask tip nörojenik mesane ve reflü özefajit tedavisinde kullanılır.
buna ek olarak mide boşalma hızını arttırarak mide atonisinde kullanılmaktadır.
devamını gör...
2004 doğumlular denek değildir
boş duyar içeren ergen zırvası.
yakın zamana bakarsak 2000(yks-teog) ve 99(son sbs-ygs/lys) doğumlular sistem değişikliğine maruz kalmış. peki 2004'lülerin girdiği kaç sınav sistemi değişti? 0
yakın zamana bakarsak 2000(yks-teog) ve 99(son sbs-ygs/lys) doğumlular sistem değişikliğine maruz kalmış. peki 2004'lülerin girdiği kaç sınav sistemi değişti? 0
devamını gör...
dış görünüşe önem vermiyorum diyen insan
ben. dış görünüş yerine zeka, kültür ve entelektüelliğe önem veriyorum. ezcümle mutluyum bu durumdan.
devamını gör...
sevgiyi kaybetmek
kazanmak çok zordur sevgiyi, emek ve yürek ister, bazı şeyleri alttan almayı ve gözardı etmeyi, kusurlarıyla ve olduğu gibi kabullenmeyi ister, ancak bir kere kazanılırsa...
iki taraf için de dünya güzelleşir, hayata daha bir sıkı bağlanırlar, hem kendileri hem sevdikleri için bağlanır insan, o sevgi sadece sevilen de kalmaz, yolda yürürken yanından geçen insanlara sıçrar, çiçeklere ve böceklere sıçrar.
velhâsıl, dünyaya baktığı pencere değişir insanın, demir parmaklıkları olan ve çıkmaz bir sokağa bakan pencereden çiçekli ve deniz manzaralı bir pencereye geçer, baktıkça bakası gelir.
ancak kaybetmesi çok kolaydır sevgiyi, karşılık görmezse kuruyup yavaş yavaş solmaya başlar, susuz kaldığı için sahibine azap verir, en kısa sürede kesip atılması gereklidir o çiçeğin, kesilip atılır atılmasına da, ya sahibine ne olur?
her şey geçtikten sonra bile asla eski penceresine dönemez, o parmaklıklı ve çıkmaza bakan pencere daha da küçülür, insanın içindeki hayat eşini bulma umuduyla birlikte, bir parça daha kaybeder insan ruhundan.
çağımızın en büyük zehiridir sevgi, panzehiri içinde olan bir hastalıktır, bunca insan sevilmeyi istiyorsa neden sevilmez insan? hep mi yanlış insanlar olur? her şey mükemmel giderken nasıl bitebilir o sevgi? nasıl bitirebilir bir insanı? bitiriyormuş işte, ruhumdan bir parçayla birlikte bitti ve gitti işte.
elbet bir gün bizim de yollarımız çiçekler ile kaplanacak, olur da kaplanmazsa öte dünyaya kalacak mutluluğumuz, olsun, alışınca hafifliyor en azından.
iki taraf için de dünya güzelleşir, hayata daha bir sıkı bağlanırlar, hem kendileri hem sevdikleri için bağlanır insan, o sevgi sadece sevilen de kalmaz, yolda yürürken yanından geçen insanlara sıçrar, çiçeklere ve böceklere sıçrar.
velhâsıl, dünyaya baktığı pencere değişir insanın, demir parmaklıkları olan ve çıkmaz bir sokağa bakan pencereden çiçekli ve deniz manzaralı bir pencereye geçer, baktıkça bakası gelir.
ancak kaybetmesi çok kolaydır sevgiyi, karşılık görmezse kuruyup yavaş yavaş solmaya başlar, susuz kaldığı için sahibine azap verir, en kısa sürede kesip atılması gereklidir o çiçeğin, kesilip atılır atılmasına da, ya sahibine ne olur?
her şey geçtikten sonra bile asla eski penceresine dönemez, o parmaklıklı ve çıkmaza bakan pencere daha da küçülür, insanın içindeki hayat eşini bulma umuduyla birlikte, bir parça daha kaybeder insan ruhundan.
çağımızın en büyük zehiridir sevgi, panzehiri içinde olan bir hastalıktır, bunca insan sevilmeyi istiyorsa neden sevilmez insan? hep mi yanlış insanlar olur? her şey mükemmel giderken nasıl bitebilir o sevgi? nasıl bitirebilir bir insanı? bitiriyormuş işte, ruhumdan bir parçayla birlikte bitti ve gitti işte.
elbet bir gün bizim de yollarımız çiçekler ile kaplanacak, olur da kaplanmazsa öte dünyaya kalacak mutluluğumuz, olsun, alışınca hafifliyor en azından.
devamını gör...
shekil cocuq
uludağ sözlük’te ernesto doqukan guevara takma adıyla takılmış ve troll tanımları ile silik yiyen bir yazar kişisi. hakkında açılan şu başlıktaki yaklaşık 12 sayfalık tanımlar incelenirse ne tür bir kafası olduğu rahatlıkla anlaşılabilir: www.uludagsozluk.com/k/erne...
devamını gör...
gaslighting
ismini 1944 yılında yayımlanan gerilim filminden alan duygusal istismar biçimidir. genellikle narsistler, istismarcı partnerler, tarikat liderleri ya da diktatörler (hatta amerika'da trump ile ilgili bir makale sayesinde bu terim yeniden gündeme geldi- şahsen bize de çok yabancı değil) tarafından kullanılır. stephanie sarkis'e göre 11 maddede bu kişileri tespit edebilirsiniz:
1. bariz yalanlar söylerler.
2. kanıtınız olsa bile söylediklerini yalanlarlar/kabul etmezler.
3. sizi canevinizden vurmaya çalışırlar.
4. sizi devamlı yıpratırlar.
5. söyledikleriyle yaptıkları örtüşmez.
6. kafanızı karıştırmak için size zaman zaman pozitif davranırlar ya da överler.
7. kafa karışıklığının sizi güçsüzleştirdiğini bilirler.
8. kendi sorunlarını size yansıtırlar.
9. başkalarını size düşman yapmaya çalışırlar (ki o kişiye muhtaç olasınız).
10. size ya da başkalarına deli olduğunuzu söylerler.
11. size kendilerinden başka herkesin yalancı olduğunu söylerler.
kaynak: psychologytoday.com/us/blog/here-there-and-everywhere/201701/11-warning-signs-gaslighting%3famp
1. bariz yalanlar söylerler.
2. kanıtınız olsa bile söylediklerini yalanlarlar/kabul etmezler.
3. sizi canevinizden vurmaya çalışırlar.
4. sizi devamlı yıpratırlar.
5. söyledikleriyle yaptıkları örtüşmez.
6. kafanızı karıştırmak için size zaman zaman pozitif davranırlar ya da överler.
7. kafa karışıklığının sizi güçsüzleştirdiğini bilirler.
8. kendi sorunlarını size yansıtırlar.
9. başkalarını size düşman yapmaya çalışırlar (ki o kişiye muhtaç olasınız).
10. size ya da başkalarına deli olduğunuzu söylerler.
11. size kendilerinden başka herkesin yalancı olduğunu söylerler.
kaynak: psychologytoday.com/us/blog/here-there-and-everywhere/201701/11-warning-signs-gaslighting%3famp
devamını gör...



