affedilmeyen geçmiş.
devamını gör...

türk edebiyatında bulunmayan bir felsefi konu. le mythe du bon sauvage; yabani insanı, insanın doğal halini yüceltmeye dayanır. orijinali fransızca olan bu konsept, türkçeye “asil yaban”, “iyi yaban” gibi çevrilebilir.

bon sauvage; ilk kez coğrafi keşifler sayesinde avrupa medeniyetlerinin, amerikalar’da medeni olmayan toplumlar ile karşılaşmasıyla ortaya çıkmıştır. bu toplumlar; inka, aztek, maya medeniyetleri ile karıştırılmamalı. bahsedilen toplumlar, halen kabile hayatı süren, yabanda yaşayan karayipler’de ve güney amerika’da bulunan halkalardır.

bon sauvage konseptinin kökenini montaigne’e atfedilebilir. montaigne'nin denemeler eserinde, brezilya’daki yamyam toplumlar üzerine birkaç bölüm bulunur. montaigne, yamyam halkların geleneklerinin ve ahlaki değerlerinin farklı olduğundan dolayı avrupani bakış açısı ile eleştirilemeyeceklerini söyler. bu düşünce ayni zamanda kültürel görelilik prensibinin de kökenidir. ancak montaigne daha da ileri gidip örnek gösterdiği tupinamba kabilesinin bazı özelliklerini övüyor. mesela doğa ile iç içe yaşamaları ve pasif bir halk olmaları. montaigne, okuyucuyu bu kabilelere yapılan "barbar" tanımını sorgulamaya itiyor. montaigne'a göre gerçek barbar avrupalılar. bu kabilelerinin barbar olduğunu iddia ederken, diğer taraftan savunmasız ve barışçıl olan bu toplumları tanrı ve altın adına katleden, köleleştiren avrupalılar.

amma velâkin montaigne'in temellerini attığı "le mythe du bon sauvage", ancak aydınlanma çağında yani 18. yüzyılda gerçek anlamda bir tartışma konusu haline geliyor. "bon sauvage" denildiğinde de, zaten aydınlanma çağı filozoflarının düşünceleri kastediliyor. bon sauvage fikrinin en büyük savunucusu jean-jacques rousseau. insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı ve temelleri üzerine adli eserinde (su tanımda da (#480401) bahsettiğim gibi); insanın doğal halinde, fiziki hariç bir eşitsizliğin bulunmadığını ve eşitsizliklerin medeniyetlerin gelişmesi ile arttığını söylüyor. rousseau'ya göre doğa durumunda insan çok daha mutlu çünkü doğa durumunda, kaynaklar herkese yetiyor ve insanların sadece azami bir derecede çalışması gerekiyor. ancak günümüz toplumlarında, bir kesimin kaynakların çoğunu elinde tutmasından dolayı halkın büyük bir kısmının doğal olandan daha fazla çalışması gerekiyor. rousseau, doğayı ve ilkel bir doğa durumunu, mutluluk ile özdeşleştiriyor. bunun, "cahillik mutluluktur" ile bir alakası yok. tersine rousseau, doğa durumunda bulunan insanın daha özgür olduğunu düşünüyor. doğa durumunda, insan ihtiyaçlarını kolayca karşılayabiliyor. kendisini domine eden kral, aristokrasi gibi bir kurum bulunmuyor ve herkesin sahip olduğu şeyler aynı olduğundan, insanlar barış içinde yasıyor.

"bu ne saçmalık" demeden önce bir düşünün: rousseau, bunları yazarken muhtemelen karayiplerde, brezilya'da ve kuzey amerika'da yaşayan, o dönemde yeni keşfedilmiş toplumları örnek alıyor. bu toplumlar arasında hayat koşulları çok zor olan toplumlar var ancak onun tersine avrupalılar gelene kadar barış içinde yaşayan, daha metalürjiyi ya da modern tıbbı keşfetmemiş ancak buna ihtiyacı olmayan çünkü elini attığı yerde tropik meyveler bulan toplumlarda var. 1770'lerde polinezya'nın keşfi ile bu örnekler daha da artıyor.

tabii rousseau'nun bu fikrine karşı çıkanlar da var. voltaire'in rousseau'nun eserine cevap vermesi ile ikili arasında, fransıedebiyat tarihine girecek bir rekabet başlıyor. voltaire, modern insanın doğada yaşayamayacağını, günümüz koşullarının doğa durumundan çok daha rahat olduğunu ve modern tıbbın insanın ömrünü ne kadar uzattığını söylüyor. ikili arasındaki tartışma, voltaire'in "o zaman hayvan olalım, bunu mu istiyorsun ?" demesine kadar gidiyor. hangi tarafın haklı olduğu kişiden kişiye değişir: rousseau, doğanın erdemini ve saf, temiz, hakiki bir mutluluğu savunurken, voltaire, gelişimin erdemini ve medeniyetin yararlarını savunuyor.

son olarak, aydınlanma çağında başka bir filozof daha "bon sauvage" konusunda değiniyor: diderot. diderot'nun bakış açısı, aslına bakarsanız, montaigne'e benziyor. diderot, konuyu kültürel görelilik konsepti ile inceliyor. supplement au voyage de bougainville adlı parodi eserinde diderot, ilk dünya turu yapan fransızın (bougainville) anılarını yayınladığı kitaba bir parodi yazıyor. bougainville, polinezya'yı keşfeden navigatör ve polinezya'ya ilk vardığında, tahiti'ye fransız kralı adına el koyuyor. diderot ise kitabında, bougainville ve mürettabatının yerlilerle aralarında geçenler üzerine bir parodi yazıyor. ilk bakışta, diderot yerlileri övüyormuş ve rousseau ile aynı görüşe sahipmiş gibi gözüküyor. adadaki cinsel özgürlük, uygun iklim koşulları ve yerlilerin tropik meyveler sayesinde neredeyse hiç çalışmadan hayatlarını devam ettirmeleri, bougainville'in mürettebatını ayartıyor. ayrıca diderot, bougainville'i gerizekalı bir öküz gibi resmederken, adadaki kabile reisini gerçek bir bilge gibi gösteriyor. ancak diderot anlatmak istediği şu: adadaki yabani hayat koşulları kimisine ilkel ve cahil gibi gözükürken, kimisine ideal ve mutlak mutluluğun kaynağı gibi gözüküyor. lakin, adadaki hayat ne kadar güzel gözükse de, bize uygun değil. bizim, doğup büyüdüğümüz koşullar çok farklı. aynı nedenden dolayı, bu kabileleri ilkel olarak eleştirmek de anlamsız. çünkü bu insanlar, kendi koşullarında mutluluğu ve barışı bulmuş insanlar. sana ilkel ve barbar gelen şey, onlar için normalken, senin bazı davranışların da onlara barbar ve ilkel gözükebilir.

diderot'nun anlatmak istediği aslında, dünya üzerinde birbirinden üstün ya da alçak toplumların bulunmadığı. farklı toplumların yaşam şekilleri farklı olabilir ancak bu, bu toplumların birbirinden üstün ya da alçak olduğu anlamına gelmez. insan, doğup büyüdüğü topluma benzer olacaktır ve kendi hayatını devam ettirmesine en uygun olan koşulları, bu medeniyet sağlayacaktır. yani, kendisinden farklı bir şekilde yaşadığı için avrupalıların bu kabileleri eleştirmeleri anlamsız. lakin, diğer taraftan bu kabileleri idealize etmeleri de anlamsız çünkü kendisinin yaşayamayacağı koşullarda yaşamaktalar.
devamını gör...

genel olarak insanlık olarak kaba ve kırıcıyız ama buradaki çoğu insanın öyle olmadığını düşünüyorum.
devamını gör...

yayını aksatmadan dinlemeye devam ederek, maksimum iki hafta içerisinde verem olup sanatoryumdan bildirmeye devam edeceğimi düşündüğüm yayın...
devamını gör...

(bkz: yeniçeri ocağı rezaleti)
devamını gör...

yazar arkadaşın tefsirden haberi yok belli. burada velisi olduğunuz kısmı himayenizdeki (nikahınızdaki) kızlar/kadınlar anlamında. evlatlık değil nikaha alma kastediliyor.
zaten islamiyet'te evlatlık durumu yok.

"eğer yetim kızlar(sahipsiz,dul kalmışlar) hakkında adâlete riâyet edemiyeceğinizden korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer veya dörder nikah ediniz. ve eğer adâlet yapamayacağınızdan korkarsanız artık bir zevce ile veya mâlik olduğunuz cariye ile (iktifa ediniz). çünkü bu sizin için adâletten sapmamanıza daha yakındır."

4 eşe kadar alma durumu ise şöyle; o zamanlar arap erkekleri fazlaca zina ettikleri için allah onlara, en doğru tabirle, yetinmiyorsanız en fazla 4 kadın nikahlayabilirsiniz diye buyurmuştur. ama en doğrusu tek eştir diye de devam etmiştir.

madem saçma buluyorsunuz veya inanmıyorsunuz neden okuyup ciddiye alıyorsunuz?
devamını gör...

yapılan sosyal medya temsilcisi atamalarının ardından yalnızca bip değil, temsilcisi bulunan bütün platformlar bilgilerinizi güvenlik güçleriyle paylaşabilir. bütün bu atamalar da ilgili sürecin olabildiğince kısaltılması üzerine yapılmıştır. güzide memleketimizde internet özgürlüğü uzun süredir tatlı bir rüyadır ve bu gidişle de öyle kalacaktır. mesela telegram ya da signal mi kullanıyorsunuz? sorun değil. radara yakalandıkları gibi temsilci atamaları istenecek yoksa yaptırımlara maruz bırakılacaklar. bu iş koca bir kısa döngü artık. ve şimdilik yapacak bir şey yok.
devamını gör...

çayın sıcak ve bisküvinin taze olması ile imkansızlığını üst seviyeye çıkaracak ve kişiyi umut sarıkaya tipi mutsuzluk tanımlarına konu yapabilecek eylem.
devamını gör...

15 yazarı göz altına almışlar diyorlar, umarım bizi de almazlar.
devamını gör...

aile bakanı derya yanık'ın hüneridir.

"tabii ramazan olduğu için bir şey ikram edemedik...aynı evde kaldığı koruma evinde kaldığı 5 arkadaşıyla bize misafir olarak gelecek. o zaman çikolata ve çay hakkımızı kullanacağız."

video

bir çocuğa tüm kameraların önünde 23 nisan günü bunları söyleyen bir adet bakan. bak ya üstüne basa basa "koruma evinde" diyor bir de çocuğu omzundan tutup. çocuk bayramını süper kutlamışsın o çocuğun.(!)

bu kişi bakanlık bölünerek kendisine koltuk verilip atandığı gün şöyle bir şey yazmıştım. haklı çıkmaktan nefret ettim. "günün sonunda işte karşımızda: aile ve sosyal hizmetler bakanlığı. hani şu aile apartmanının adabını yahut aile çay bahçesinin kurallarını hepimize bir güzel anlatacak olan!"

ek: bak şimdi de bunun saklanacak utanılacak bir şey olmadığından dem vurmuş. nasıl da ustaca anlamazdan geliyor lan? buradan olağan bir şey de neden vurguladın o halde!
devamını gör...

sözlüklerin olmazsa olmaz kelimesidir.
şimdi bu inanılmaz bilgiyi duyunca bana
hıh lol dedin. evet.
devamını gör...

ali abi siyahi
tefo gay (ali'ye vurgun)
kenan ateist
şebnem lezbiyen
devamını gör...

kıraathanelerde ''şu elimde gördüğünüz ürün'' şeklinde pazarlanan şeylere benziyor.
devamını gör...

liseye yeni başlamışız, her kafadan insan var sınıfta. ders araları konuşurken ederken sınıftan bir arkadaşla güzel bir muhabbet yakalamışız, test çözerken arada konuşup gülüşüyoruz. zaten bahar gelmiş, ağaçlar çiçek açmış, kalpte kıpırtılar filan derken sonradan hoşlukla anımsanacak bir sürü his oluşuyor kalplerde.

bir gün konu uçurtmalara geldi, çok severmiş uçurtmaları. ben de çok severim deyince "haydi uçurtma yapalım" olduk birden. uçurtmanın iskeletini yapmak için bahçeden kuru dallar topladık, sınıfa getirdik, küçük bir çakıyla dikkatli bir şekilde düzeltiyoruz. bir ara sınıftan dışarı çağırdılar onu, "hemen geliyorum" deyip gitti. ben de şapşal şapşal işe devam ederken bıçağı parmağımın kenarına geçirmişim boylu boyunca, kanayınca fark ettim. sardım ettim ama durmadı bir süre. hemen gelmedi o, hatta bir süre eskisi gibi konuşamadık. uçurtma da yalan oldu zaten.

bu olayın üzerinden çok yıllar geçti ama o yaranın belli belirsiz bir izi var halen. ne zaman bahar gelse ve sokaktaki şeyler bana aynı hisleri anımsatsa, hele bir de gökte uçurtma görürsem, parmağımın kesilen yeri inceden sızlarmış gibi hissederim. sevmenin izi kalırmış sahiden.
devamını gör...

microwave amplification by stimulated emission of radiation'ın * baş harflerinden oluşan ve bildiğimiz lazer ile hemen hemen aynı şey olan fiziksel fenomen. bazı kaynaklarda mazer olarak da geçer.

olayın adındaki "uyarılmış ışınım emisyonu" kısmını basitçe anlatmaya çalışayım.

atomların etrafındaki elektronlar belirli enerji seviyelerinde dolanır. bunlara ekstra enerji verirseniz, daha yüksek enerji seviyelerine geçiş yaparlar ama burada uzun süre kalmak istemezler ve ilk fırsatta eski yerlerine geri dönerler. bunu yaparken de aldıkları enerjiyi geri verirler, yani ortama bir foton bırakırlar. bu durum ortamın özelliğine göre kendiliğinden gerçekleşebilir.

ancak maser oluşturmak için, atom zaten yüksek bir enerji seviyesindeyken ona 2. bir foton gönderilir. atom bu fotonu da bünyesine dahil eder ve hızlıca eski haline döner. bu sırada 2 foton birden bırakır ortama. foton dediğimiz şey ışığın da ana maddesidir. böylece ortaya güçlendirilmiş bir ışınım çıkmış olur.

maser oluşturmak için gereken uyarılmış elektronların enerji seviyesi geçişlerini sağlamak için krom ve gadolinyum gibi paramanyetik maddelerin iyonları kullanılır. lazerden farkı, daha yüksek frekanslı * elektromanyetik dalgalar ile oluşturulmasıdır.
devamını gör...

bir türk aydını. yazar, müzisyen, siyasetçi tanımları, yaptığı işlerin üç ana başlığı dersek yanlış olmaz zannımca. 1993 yazında nerden duyduysam yeni çıkan 'saat 4...yoksun' albümünü almıştım. sesini ve müzikte dile getirdiklerini ilk o albümle keşfetmiştim. uzun yıllar boyunca vatan gazetesinde yazılarını okudum. albümlerini ve kitaplarını aldım. 1994 yerel seçimlerinde istanbul'da shp'nin belediye başkan adayı olurken sol partiler karşısına bir halt edeceklermiş gibi dünyanın belki de en onursuz duruşunu sergileyerek her biri birer aday çıkarıp zülfü livaneli'nin oylarını kuşa çevirmişti. oyları bölerek toplamda kendilerinden çok daha geride olan refah partisi'nin adayı rte'nin siyaset sahnesine çıkışını sağladılar. özellikle uzan medyasının ipe sapa gelmez iftiraları, yıldırma politikaları ile o dönem livaneli'yi karalamaya çalıştılar. elleriyle yaptıklarının sonucu olarak; türkiye'nin 30 yıllık kaderi sağ ve solun ortak ahmaklıkları neticesinde belirlenmiş oldu. acaba 1994 istanbul büyükşehir seçimlerinde zülfü livaneli seçilmiş olsaydı türkiye'nin yazgısı bugün daha farklı olur muydu? bence yüzde yüz olurdu.

kendisi hakiki bir sanatçı olarak siyasetle doğmamıştı; kaybedince de sadece türkiye adına üzüldü ama sonuçta makam ve mevki peşinde değildi ve sevdiği işlere, uğraşlara geri döndü ve birbirinden güzel şarkılar ve kitaplar yazdı. müziklerini ve sohbetlerini dinlemekten; yazılarını okumaktan her devirde büyük haz duydum. türkiye'nin yaşayan en değerli sanatçılarından biridir. umarım bu aydın aklından ve sanatçı vicdanından türkiye hakkıyla yararlanabilsin.
devamını gör...

kalça ekleminde bulunan ve aşırı iç rotasyon yapmasını engelleyen bağdır.
devamını gör...

ateş ulusunun sahip olduğu refahı tüm dünyaya yaymak için başlattığı savaşı bitirmeye çalışan, 13 yaşındaki bir çocuğun (bkz: aang) ve arkadaşlarının (bkz: sokka)(bkz: toph)(bkz: katara) (bkz: zuko) maceralarını anlatan çizgi dizi.

tüm elementleri bükmeyi belirli bir sıra ile öğrenmesi gerekir ki bu da avatar döngüsünün sırasıdır. ateş, hava, su, toprak. avatar her öldüğünde sıradaki ulusta tekrar hayat bulur. ateş kralı ozai bu döngüyü bozmak için tüm hava ulusunu katletmiş sadece bir hava bükücü kurtulmuştur. zaten dizinin adı da bu yüzden last airbender dır.

legend of korra serisinde tüm avatar döngüleri, iki kadim ruh raava ve vaatu, ilk avatar detaylıca anlatılsa da mavi ruhlar konusuna pek değinilmemiştir. merak edenler için sorası spoiler;

--! spoiler !--

avatarın ne zaman doğacı hangi ulusta doğacağı bilindiği gibi ona yolculuğunda eşlik edip element bükmeyi öğretecek bir de mavi ruhlar vardır. bu kişiler de avatarın doğumuyla doğar, hayatlarını sahip olduğu ulusun en iyisi olmak için harcar ve avatarı geliştirirler. avatar bir buz kütlesinde 100 yıl kalınca onun dönemi için kader tarafından seçilen mavi ruhlar değişen kader karşısında işe yaramaz duruma düşmüştür. örnek vermek gerekirse kral bumi bu mavi ruhlardan toprak bükmeyi öğretecek kişiydi ama onun öğretileri avatarın ortaya çıktığı döneme uygun olmadığından avatarı eğitmeti reddetmiş, avatara "toprağı dinlemeyi bilen" bir toprak bükücüye yönlendirmiştir. bumi barış zamanının hocası iken şartlar savaşa yönelik hoca bulmayı gerektirmekteydi. (savaş ve barış durumu mavi ruhlarını daha sonra detaylıca açıklarım)

--! spoiler !--
devamını gör...

en iyisi viski içmemek hatta komple alkol ürünü tüketmemek dediğim başlık.
devamını gör...

full istikrar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim