konfor alanından çıkmaya cesaret edemeyen insan
'kapitalizm size konfor verir, karşılığında sizden özgürlüğünüzü alır' demiştir', aldous huxley, o insan kimdir diye düşünürken...!
devamını gör...
6 ocak 2021 trump'ın mitingi sonrası abd’de çıkan olaylar
trump'ın seçim sonuçlarını kabul etmemesi ve akabinde taraftarlarını kongre binasına yürümeye davet etmesi sonucu çıkan olaylardır.
canlı yayın için
ek1: trump şu an attığı tweet ile "abd gerçeği istiyor diyerek kitlesini gaza getirmeye devam ediyor.
ek2: senatörlerin gizli geçitten kaçtıkları, kongre binası içinde kavgalar dışarıda ise silahlı çatışmalar olduğu söyleniyor.
kaynak
ek3: pentagon olaylara müdahale etmeyeceğini belirtti.
kaynak
ek4: kongre binası içinde silahların çekildiğine dair bir paylaşım
ek5: kongre binası içinde arbede devam ediyor.
ek6: bir kadının boynundan vurulduğu görüntüler
ek7: nancy pelosi'nin bilgisayarı, e-postaları, ofisi ve kürsülere kadar hemen her şey trump taraftarlarınca yağmalanıyor.
ek8: trump'ın başkan yardımcısı mike pence olaylara karışanların yargılanacağını belirten bir tweet attı ve twitter'da trump'ı takip etmeyi bıraktı.
ek9: seçimin galibi joe biden olaylara katılanları kanunsuzlar olarak niteledi ve derhal isyana son vermeleri çağrısında bulundu.
ek10: trump taraftarlarına evinize dönün, gösteriyi bitirin çağrısı yaptı.
canlı yayın için
ek1: trump şu an attığı tweet ile "abd gerçeği istiyor diyerek kitlesini gaza getirmeye devam ediyor.
ek2: senatörlerin gizli geçitten kaçtıkları, kongre binası içinde kavgalar dışarıda ise silahlı çatışmalar olduğu söyleniyor.
kaynak
ek3: pentagon olaylara müdahale etmeyeceğini belirtti.
kaynak
ek4: kongre binası içinde silahların çekildiğine dair bir paylaşım
ek5: kongre binası içinde arbede devam ediyor.
ek6: bir kadının boynundan vurulduğu görüntüler
ek7: nancy pelosi'nin bilgisayarı, e-postaları, ofisi ve kürsülere kadar hemen her şey trump taraftarlarınca yağmalanıyor.
ek8: trump'ın başkan yardımcısı mike pence olaylara karışanların yargılanacağını belirten bir tweet attı ve twitter'da trump'ı takip etmeyi bıraktı.
ek9: seçimin galibi joe biden olaylara katılanları kanunsuzlar olarak niteledi ve derhal isyana son vermeleri çağrısında bulundu.
ek10: trump taraftarlarına evinize dönün, gösteriyi bitirin çağrısı yaptı.
devamını gör...
bu başlıkta ateist ateist konuşuyoruz
eğer bir yaratıcıya inanmıyorsan ve sana göre bir yaratıcı yok ise kime hakaret ediyor, onunla dalga geçiyorsun?
başkalarının inancına, inandığı yaratıcıya hakaret etmek gibi bir hakka sahip değilsin.
ateistlik tanrı tanımazlıktır, tanımadığın tanrıya özgürlük adı altında hakaretler savurmak değildir.
başkalarının inancına, inandığı yaratıcıya hakaret etmek gibi bir hakka sahip değilsin.
ateistlik tanrı tanımazlıktır, tanımadığın tanrıya özgürlük adı altında hakaretler savurmak değildir.
devamını gör...
muhteşem kot
istanbul galata'da sen piyer han isimli, karaköy bankalar caddesi ile eski banker sokağının kesiştiği yerde bulunan tarihi bir bina vardır. bu bina, 1770'li yıllarda inşa edilmiş, 1910 - 1920 'li yıllarda açılan mimarlık ofisleriyle de dönemin istanbul mimarisinin kalbi olmuştur. yıllar geçtikten sonra bu bina, görkemli geçmişinden uzaklaşarak konfeksiyon atölyeleri ve küçük imalathanelere ev sahipliği yapmış.
türkiye piyasasına eskiden pantolon kumaşı olarak rağbet gören blucin kumaşı da birçok mallar gibi legal olmayan yollardan giriyor. 40 yıl öncesine kadar da tophane 'de amerikan pazarı ismi verilen yer, liman bölgesine yakın olmasından dolayı da kaçak mal cenneti olmuş. istenilen herhangi kaçak malın bulunduğu pazarda, en popüler ve göze çarpan ürün de blue jean ( blucin) kumaşlardır.
balkan kökenli bir terzi çırağı olan muhteşem kot ismindeki genç bir girişimci de 1940'lı yıllarda fransa'ya terzi okuluna gittiğinde de amerikan icadı blucin kumaşlarının dokunmasını, kesilmesini, biçilmesini incelemiş ve bunun türkiye'de de tutacağını düşünerek kolları sıvamış. tarihi sen piyer han binasındaki atölyesinde kendi soyadını verdiği ve marka haline getirdiği türk blucinleri üretmeye başlamış.
o dönem, pahalılığı ve fazla bulunmayan indigo boya sürülmediğinden ve taşlanma işleminden geçmediğinden parçalar halinde solmaz, solarsa da her yerden solmaya başlar, kot pantolonlar da bu yüzden açık mavi renge dönüşür. o dönemin moda tutkunu gençler tarafından fazla tutulmamış, ama uygun fiyat ve dayanıklı olması yüzünden, yani o zamanki fiyat ve performans açısından dar gelirlilerin tercihi olmuştur. daha iyisini isteyenler ve durumu elverişli olanlar da ya yurtdışından sipariş ettirirler veya da amerikan pazarının yolunu tutarlarmış.
1960'lı yıllarda günlük pantolon üretimini artıran kot firması , 1992 yılında kapanmış. tarihte ilk osmanlı dönemi merkez bankası olarak hizmet veren tarihi han binası gün gelmiş ve böylelikle kot pantolon üretim merkezi olarak faaliyet göstermiş.
türkiye piyasasına eskiden pantolon kumaşı olarak rağbet gören blucin kumaşı da birçok mallar gibi legal olmayan yollardan giriyor. 40 yıl öncesine kadar da tophane 'de amerikan pazarı ismi verilen yer, liman bölgesine yakın olmasından dolayı da kaçak mal cenneti olmuş. istenilen herhangi kaçak malın bulunduğu pazarda, en popüler ve göze çarpan ürün de blue jean ( blucin) kumaşlardır.
balkan kökenli bir terzi çırağı olan muhteşem kot ismindeki genç bir girişimci de 1940'lı yıllarda fransa'ya terzi okuluna gittiğinde de amerikan icadı blucin kumaşlarının dokunmasını, kesilmesini, biçilmesini incelemiş ve bunun türkiye'de de tutacağını düşünerek kolları sıvamış. tarihi sen piyer han binasındaki atölyesinde kendi soyadını verdiği ve marka haline getirdiği türk blucinleri üretmeye başlamış.
o dönem, pahalılığı ve fazla bulunmayan indigo boya sürülmediğinden ve taşlanma işleminden geçmediğinden parçalar halinde solmaz, solarsa da her yerden solmaya başlar, kot pantolonlar da bu yüzden açık mavi renge dönüşür. o dönemin moda tutkunu gençler tarafından fazla tutulmamış, ama uygun fiyat ve dayanıklı olması yüzünden, yani o zamanki fiyat ve performans açısından dar gelirlilerin tercihi olmuştur. daha iyisini isteyenler ve durumu elverişli olanlar da ya yurtdışından sipariş ettirirler veya da amerikan pazarının yolunu tutarlarmış.
1960'lı yıllarda günlük pantolon üretimini artıran kot firması , 1992 yılında kapanmış. tarihte ilk osmanlı dönemi merkez bankası olarak hizmet veren tarihi han binası gün gelmiş ve böylelikle kot pantolon üretim merkezi olarak faaliyet göstermiş.
devamını gör...
insanı değiştiren şeyler
sevilmemek
20 yaş.
ölüm
şiir.
ayrılık.
20 yaş.
ölüm
şiir.
ayrılık.
devamını gör...
seksten sonra söylenen sözler
komik ve özgüvensizce söylenen sözlerdir.
(bkz: yatakta nasıldım?)
(bkz: tatmin oldun mu?)
doyumsuzca söylenen sözlerdir.
(bkz: şşş hadi bidaha.)
(bkz: bana yetmedi.)
utanarak söylenen sözlerdir.
(bkz: normalde böyle olmazdı ya ben de anlamadım.)
(bkz: biraz stresliyim de.)
sinirlice söylenen sözlerdir.
(bkz: anca bacağını aç yat hiç yardımcı olma emi?)
meraklıca söylenen sözlerdir.
(bkz: ilk kez olduğunu neden söylemedin?)(bkz: sen de yani çuval mübarek hayrola?)
bir de söylenmeyen sözlerdir.
(bkz: totosunu dönüp uyumak.)
(bkz: yatakta nasıldım?)
(bkz: tatmin oldun mu?)
doyumsuzca söylenen sözlerdir.
(bkz: şşş hadi bidaha.)
(bkz: bana yetmedi.)
utanarak söylenen sözlerdir.
(bkz: normalde böyle olmazdı ya ben de anlamadım.)
(bkz: biraz stresliyim de.)
sinirlice söylenen sözlerdir.
(bkz: anca bacağını aç yat hiç yardımcı olma emi?)
meraklıca söylenen sözlerdir.
(bkz: ilk kez olduğunu neden söylemedin?)(bkz: sen de yani çuval mübarek hayrola?)
bir de söylenmeyen sözlerdir.
(bkz: totosunu dönüp uyumak.)
devamını gör...
normal sözlük t-shirtleri
20.000 karma puanı ne allahsız dedirten t-shirtler.
hem 20.000 karma puanım olsa sözlükten hisse isterim ne t-shirtü ya!
hem 20.000 karma puanım olsa sözlükten hisse isterim ne t-shirtü ya!
devamını gör...
erkek çocuk doğurmayan kadını boşayan erkek
y kromozomu kendisinde bulunduğu ve bununla üreyemediği için eğer suçlanacak bir şey varsa kendisini suçlaması gereken erkektir. ama bu zamanlarda pek fazla görmüyoruz bu olayı, her erkeğin hayali kız babası olmak.
devamını gör...
(tematik)
arı maya
çocukluğumda severek izlediğim,en köklü çizgi filmlerden biri.
ilk olarak 1975 yılında fransa'da yayınlanmış,aşırı ilgi görmesi üzerine 1979'da yeni bölümleri çıkmıştır. şu anki çocukların izlediği remake versiyonu ise 2012 yılında tf1 kanalından yayınlanmaya başlamıştır.
ilk olarak 1975 yılında fransa'da yayınlanmış,aşırı ilgi görmesi üzerine 1979'da yeni bölümleri çıkmıştır. şu anki çocukların izlediği remake versiyonu ise 2012 yılında tf1 kanalından yayınlanmaya başlamıştır.
devamını gör...
erkek dediğin beni taşıyabilmeli
bir kezban atasözüdür.
erkek dediğinle başlayan her söz ruhu kezbanların sloganlarıdır.
iğrençsiniz.
şu cümlenin varoşluğuna bak.
kimsin cicim altın arabada taşısın seni istersen? ıy.
erkek dediğinle başlayan her söz ruhu kezbanların sloganlarıdır.
iğrençsiniz.
şu cümlenin varoşluğuna bak.
kimsin cicim altın arabada taşısın seni istersen? ıy.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
her şeye rağmen yine gün doğuyor sabah oluyor, gün bitiyor akşam oluyor.
yani kısaca, hayat devam ediyor.
yani kısaca, hayat devam ediyor.
devamını gör...
yazarların en çok merak ettikleri gezegen
(bkz: mars'a ayak basar basmaz hayrat yaptıran insan)
hayrat ile birlikte merak ettiğim gezegen.
hayrat ile birlikte merak ettiğim gezegen.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının birinden almış olduğu son hediye
babamın aldığı t-shirt. yalnız t-shirt'ün üzerinde " i am bitch" yazıyordu. ona dikkat etmemişse demek.
devamını gör...
necati şaşmaz'ın kendisini mehdi olarak görmesi
(bkz: necati yavaş)
devamını gör...
gelecekten endişeli olmak
son yirmi yılda doğan her çocuğa doğuştan yüklenen bir kod.
dünya her zaman endişeli bir yer olmuştur genel anlamda. ülken olmasa dünyanın geleceği için bir endişe vardır. mesela mevsimler, atıklar.. işin içine bir de ülke girince en başa yerleşiyor bu endişe. insanın günlük hevesi kalmıyor. hıh ne oldu şimdi, tribine giriyor. gerçekten işe yarayacak şeyler ile vakit geçirmek zorunda hissediyor. hemen karşılık bekler hale geliyor.
ne demişler;
dünya bize dedelerimizden miras değil, çocuklarımızın emanetidir.
sinemdebirmavikuş ukdesi
dünya her zaman endişeli bir yer olmuştur genel anlamda. ülken olmasa dünyanın geleceği için bir endişe vardır. mesela mevsimler, atıklar.. işin içine bir de ülke girince en başa yerleşiyor bu endişe. insanın günlük hevesi kalmıyor. hıh ne oldu şimdi, tribine giriyor. gerçekten işe yarayacak şeyler ile vakit geçirmek zorunda hissediyor. hemen karşılık bekler hale geliyor.
ne demişler;
dünya bize dedelerimizden miras değil, çocuklarımızın emanetidir.
sinemdebirmavikuş ukdesi
devamını gör...
alternatif kahvaltı önerileri
dün şapşalın birinden aldığım tariftir. tabii ben yapacağımı yapıp ekstra bir malzeme de ekledim ama olsun. bence tadı gayet güzeldi. "ağız tadına s*çym" diye lafı da yiyince daha bir güzel oldu tabii. *
öncelikle efendim istediğiniz sayıdaki yumurtayı bir kaba kırıyorsunuz. içine birkaç damla sütle birlikte, istediğiniz baharatlardan ekleyip pofuduk pofuduk bir yapıya gelene kadar çırpıştırıyorsunuz.
o esnada önceden tavaya attığınız- atmadınız mı? e aferin onu da mı ben söyleyeceğim? şaka şaka, gülün diye. *
işte neyse, tavaya bir küp tereyağı atıyorsunuz, erimeye bırakıyorsunuz yumurta bulutumsu olurken. şimdi geldik benim mükemmel ötesi malzememe; yoğurt! evet, yoğurt! iki çay kaşığı yoğurt ekledim ben bu tarife, gayet de güzeldi. dilerseniz siz de ekleyebilirsiniz.
sonrası zaten pişirmek ve gömmek. yanına limonlu, zeytinyağlı baharatlı bir domates şeysi de önerildi de o yorucu. boş verin onu.
mars'la keyifli saatler'in sonuna geldik. yayında ve yapımında emeği geçen herkese teşekkürler, galp.
öncelikle efendim istediğiniz sayıdaki yumurtayı bir kaba kırıyorsunuz. içine birkaç damla sütle birlikte, istediğiniz baharatlardan ekleyip pofuduk pofuduk bir yapıya gelene kadar çırpıştırıyorsunuz.
o esnada önceden tavaya attığınız- atmadınız mı? e aferin onu da mı ben söyleyeceğim? şaka şaka, gülün diye. *
işte neyse, tavaya bir küp tereyağı atıyorsunuz, erimeye bırakıyorsunuz yumurta bulutumsu olurken. şimdi geldik benim mükemmel ötesi malzememe; yoğurt! evet, yoğurt! iki çay kaşığı yoğurt ekledim ben bu tarife, gayet de güzeldi. dilerseniz siz de ekleyebilirsiniz.
sonrası zaten pişirmek ve gömmek. yanına limonlu, zeytinyağlı baharatlı bir domates şeysi de önerildi de o yorucu. boş verin onu.
mars'la keyifli saatler'in sonuna geldik. yayında ve yapımında emeği geçen herkese teşekkürler, galp.
devamını gör...
pollyanna
çocukluğumun kitabıdır.
bu yazıya başlamadan önce içimde bir tedirginlikle oturdum bilgisayarın başına. insanların ömrüleri boyunca duyduğu ama çoğunun okumadığı, hatta varlığından bile haberdar olmadığı bir kitaptan bahsetmek enikonu zor işti. ama kimse okumak istemese de yazdığım yazıyı en azından pollyanna adını bir kez daha görmelerine vesile olabilecektim. pollyanacılığın ne lüzumu var diyebilirsin elbette ama ben yine de bu “mutluluk oyunu”nu bir kez de burada deneyeyim.
eleanor h. porter’ın pollyana’sı 29 yıl önce bir yılbaşı arefesinde ve bir paket içinde annem tarafından bana verildiğinde, ben kemalletin tuğcu’yla akşamları , ışıklar sönmeden önce uzun, kasvetli ama bir o kadar da keyifli okuma saatleri geçiriyordum. pollyannayla tanışmam yeni yılın başlamasıyla aynı zamanlara denk geldi. tuğcu’nun verdiği karamsarlıktan sonra pollyanna’nın bazen sinir bozucu olabilen iyimserliği bende garip bir etki bıraktı. henüz sekiz yaşında bir çocuktum ve pollyanna’nın 250 sayfaya varan öyküsünü üç günde yalayıp yuttum. o zamanlar onca mantıklı gelen iyimserliği, tevekkülü şimdi bana biraz gereksiz ve romantik görünse de pollyanna’ya duyduğum sevgi asla azalmadı.
kendine hediye edilen koltuk değneklerine bile sevinebilen, bir araba kazası sonucu felç olduğu zaman bile iyi bir yan arayan ve ne gariptir ki bulabilen bu sarı saçlı sevimli 11 yaşındaki kız bu haliyle takdire şayandır.
porter’ın 1913 yılında yazdığı roman 58 yıl sonra temel gürsu tarafından filme alındı ve herkes bu filmi çok iyi hatırlar, izlediğim zaman beni hayalkırıklığına uğratan, zihnimdeki pollyanna görüntüsüne saldıran bir film olmsına rağmen garip bir tezatla birkaç kez zevkle izlediğim bir filmdir “hayat sevince güzel”. eleanor h. porter’a en ufak bir gönderme yoktur filmde, bir ahde vefa örneği bekler insan izlerken, en azından evdeki kütüphanede bir pollyana olsun ister ama yoktur. pollyanna’nın hikayesini anlatmanın gereği yok, siz zaten zeynep değirmencioğlu’nu izlediniz.
eleanor h. porter’a yapılan bu haksızlık sadece bu filmle sınırlı değildir kanımca. kendi gibi bazı yazarların da başına gelmiştir bu musibet. örneğin pinokyo, frankenstein, oblomov, don quiotte, moby dick; pollyanna gibi yazarlarını gölgede bırakan kahramanlardır ama iyi yanından bakarsak, bizim gibi onları yad edecek okurları her dönem olmuştur.
bu yazıya başlamadan önce içimde bir tedirginlikle oturdum bilgisayarın başına. insanların ömrüleri boyunca duyduğu ama çoğunun okumadığı, hatta varlığından bile haberdar olmadığı bir kitaptan bahsetmek enikonu zor işti. ama kimse okumak istemese de yazdığım yazıyı en azından pollyanna adını bir kez daha görmelerine vesile olabilecektim. pollyanacılığın ne lüzumu var diyebilirsin elbette ama ben yine de bu “mutluluk oyunu”nu bir kez de burada deneyeyim.
eleanor h. porter’ın pollyana’sı 29 yıl önce bir yılbaşı arefesinde ve bir paket içinde annem tarafından bana verildiğinde, ben kemalletin tuğcu’yla akşamları , ışıklar sönmeden önce uzun, kasvetli ama bir o kadar da keyifli okuma saatleri geçiriyordum. pollyannayla tanışmam yeni yılın başlamasıyla aynı zamanlara denk geldi. tuğcu’nun verdiği karamsarlıktan sonra pollyanna’nın bazen sinir bozucu olabilen iyimserliği bende garip bir etki bıraktı. henüz sekiz yaşında bir çocuktum ve pollyanna’nın 250 sayfaya varan öyküsünü üç günde yalayıp yuttum. o zamanlar onca mantıklı gelen iyimserliği, tevekkülü şimdi bana biraz gereksiz ve romantik görünse de pollyanna’ya duyduğum sevgi asla azalmadı.
kendine hediye edilen koltuk değneklerine bile sevinebilen, bir araba kazası sonucu felç olduğu zaman bile iyi bir yan arayan ve ne gariptir ki bulabilen bu sarı saçlı sevimli 11 yaşındaki kız bu haliyle takdire şayandır.
porter’ın 1913 yılında yazdığı roman 58 yıl sonra temel gürsu tarafından filme alındı ve herkes bu filmi çok iyi hatırlar, izlediğim zaman beni hayalkırıklığına uğratan, zihnimdeki pollyanna görüntüsüne saldıran bir film olmsına rağmen garip bir tezatla birkaç kez zevkle izlediğim bir filmdir “hayat sevince güzel”. eleanor h. porter’a en ufak bir gönderme yoktur filmde, bir ahde vefa örneği bekler insan izlerken, en azından evdeki kütüphanede bir pollyana olsun ister ama yoktur. pollyanna’nın hikayesini anlatmanın gereği yok, siz zaten zeynep değirmencioğlu’nu izlediniz.
eleanor h. porter’a yapılan bu haksızlık sadece bu filmle sınırlı değildir kanımca. kendi gibi bazı yazarların da başına gelmiştir bu musibet. örneğin pinokyo, frankenstein, oblomov, don quiotte, moby dick; pollyanna gibi yazarlarını gölgede bırakan kahramanlardır ama iyi yanından bakarsak, bizim gibi onları yad edecek okurları her dönem olmuştur.
devamını gör...
normal sözlük'te trol olmaması
başıboşlara bir gir istersen.*
hepsinin başıboşlar kısımda korku filmi karakteri gibi saklı tutulmasından olabilir mi?
hepsinin başıboşlar kısımda korku filmi karakteri gibi saklı tutulmasından olabilir mi?
devamını gör...
blindness
jose saramago' nun ensaio sobre a cegueira isimli romanından uyarlanan 2008 yapımı bir fernando meirelles filmidir, blindness.
ne kadar başarılı bir uyarlamadır sorusunun cevabını kitabı okumadığımdan es geçiyorum. filmden bu denli etkilenmemin, filmin 'sinemasal' açıdan 'iyi' olmasıyla bir ilişiği yok sanırım.
yani hala iyi film mi, kötü film mi, karar verebilmiş değilim ama başlı başına bir 'sistem' ve 'insan' eleştirisidir bence.
"dört duvarın arasındalar ve körler. peki altını, mücevheri napacaklar lan?" sorusunu sorarken bile, bizim yakındığımız şey insanoğlunun açgözlülüğü, iktidar hevesi değil midir? ve bence film bize bu soruyu sorduruyorsa, bal gibi eleştiriyordur sistemi.
bir adam, herkesin kör olduğu bir hücrede, sahip olduğu tek bıçakla ötekilerden daha 'güç'lü hale geliyor. bunu fark ettiği an da zayıf olanın boynuna dayıyor bıçağı: 'sana verdiklerim için teşekkür etmelisin bana, çünkü senden güçlüyüm, bak bıçağım bile var, yani kör olabilirim ama seni yine de öldürebilirim' diyor. 'ama karnını doyurmam içi bana mücevher vermelisin, altın vermelisin, hatta kadın vermelisin' diyor.
bunu söylerken nerede olduğunu, tüm bunların ne işe yarayacağını unutuyor. çünkü mücevhere dışarıdayken yüklenilen anlamlar yerleşmiş bilinçaltına. çünkü para tanrı ve biz ona tapmalıyız. ve bu tanrı nerede olursa olsun iktidarını güçlü kılacak. güç ise ona, adalet ve ahlak kurallarını yıkma hakkı verecek. zulmünü meşru gösterecek.
tüm bu sosyal çarpıklığın yanı sıra bir de 'körlerin dünyasında görebilen bir kadın'ın trajedisi var elbette. görme yetisiyle diğerlerinden yeteri kadar üstün olmasına rağmen gözünü iktidar hırsı bürümemiş bir kadın. sonuç olarak filmde bahsedilen 'körlük' fizyolojik bir körlükten öte, 'şeyler'in bizden çaldığı görme yetisi. sanırım.
ne kadar başarılı bir uyarlamadır sorusunun cevabını kitabı okumadığımdan es geçiyorum. filmden bu denli etkilenmemin, filmin 'sinemasal' açıdan 'iyi' olmasıyla bir ilişiği yok sanırım.
yani hala iyi film mi, kötü film mi, karar verebilmiş değilim ama başlı başına bir 'sistem' ve 'insan' eleştirisidir bence.
"dört duvarın arasındalar ve körler. peki altını, mücevheri napacaklar lan?" sorusunu sorarken bile, bizim yakındığımız şey insanoğlunun açgözlülüğü, iktidar hevesi değil midir? ve bence film bize bu soruyu sorduruyorsa, bal gibi eleştiriyordur sistemi.
bir adam, herkesin kör olduğu bir hücrede, sahip olduğu tek bıçakla ötekilerden daha 'güç'lü hale geliyor. bunu fark ettiği an da zayıf olanın boynuna dayıyor bıçağı: 'sana verdiklerim için teşekkür etmelisin bana, çünkü senden güçlüyüm, bak bıçağım bile var, yani kör olabilirim ama seni yine de öldürebilirim' diyor. 'ama karnını doyurmam içi bana mücevher vermelisin, altın vermelisin, hatta kadın vermelisin' diyor.
bunu söylerken nerede olduğunu, tüm bunların ne işe yarayacağını unutuyor. çünkü mücevhere dışarıdayken yüklenilen anlamlar yerleşmiş bilinçaltına. çünkü para tanrı ve biz ona tapmalıyız. ve bu tanrı nerede olursa olsun iktidarını güçlü kılacak. güç ise ona, adalet ve ahlak kurallarını yıkma hakkı verecek. zulmünü meşru gösterecek.
tüm bu sosyal çarpıklığın yanı sıra bir de 'körlerin dünyasında görebilen bir kadın'ın trajedisi var elbette. görme yetisiyle diğerlerinden yeteri kadar üstün olmasına rağmen gözünü iktidar hırsı bürümemiş bir kadın. sonuç olarak filmde bahsedilen 'körlük' fizyolojik bir körlükten öte, 'şeyler'in bizden çaldığı görme yetisi. sanırım.
devamını gör...
sözlüğün eski günleri
kopppppek gibi ozlenen.
bebegimin buyuyor oldugunu gormekle duydugum gurur; gozlerini doldurup koltuklarimi kabartsa da minnak halini cok ozluyorum.
simdi arada sirada oyun parkina cevriliyor, arada melek yargici’lar var flnn. demirin tuncuna, yazarin hincina kaldik saaaddd.
bebegimin buyuyor oldugunu gormekle duydugum gurur; gozlerini doldurup koltuklarimi kabartsa da minnak halini cok ozluyorum.
simdi arada sirada oyun parkina cevriliyor, arada melek yargici’lar var flnn. demirin tuncuna, yazarin hincina kaldik saaaddd.
devamını gör...