çağımızın hastalığı
açgözlülük.
kıymet bilmemezlik.
empati yoksunluğu.
bencilliğin dorukları.
özgür olmanın ne demek olduğunu bilmemek.
her halta, haddi olmayan her şeye karışmak. (sen kimsin ki? yani tanımadığın birinin hayatına müdahale etme hakkını kim verdi sana? öyle bir şey yok, olmayan kafanın bir yerine not et lütfen.)
kıymet bilmemezlik.
empati yoksunluğu.
bencilliğin dorukları.
özgür olmanın ne demek olduğunu bilmemek.
her halta, haddi olmayan her şeye karışmak. (sen kimsin ki? yani tanımadığın birinin hayatına müdahale etme hakkını kim verdi sana? öyle bir şey yok, olmayan kafanın bir yerine not et lütfen.)
devamını gör...
jaguar e-type
jaguar'ın 1961-1975 yılları arasında ürettiği efsanevi spor araba.. muhtemelen jaguar'ın ürettiği en meşhur, en bilinen, en spor araba da olabilir.. 240 km/h son hızıyla, 7 saniye civarında 0-100 değeri ile, monokok şasisiyle (ki o zamanlar çok yaygın değil), frenleriyle, ön arka bağımsız süspansiyonuyla oldukça kombine, hızlı, hafif bir spor arabaydı..

1955 yılında jaguar, d-type isimli yarış arabasıyla le-mans 24 saat yarışlarına girer ve 55'ten itibaren tam 3 kez üst üste bu yarışı kazanır.. bu başarısıyla oldukça büyük ün yapmış jaguar bunu paraya dökmek ister ve bu yarış araçları üzerinden insanların trafikte de kullanabilecekleri spor araç yapma fikri ile bu araç yapılır.. iyi ki de yapılmıştır..

araç o zamanlar yaygın olmayan monokok şasiye sahipti demiştik.. alttaki resimde görüldüğü üzere aracın ön tarafı profillerden yapılma kafesvari bir sistemden oluşuyor ve bu sistemde ön yürüyen aksam ve motor bulunuyor.. bu sistem ise monokok şaseye vidalarla bağlanıyor.. o zamanlar merdiven şase * yaygın iken bu aracın yapımında oldukça ileri görüşlü bir girişimde bulunulmuş ki, bu sayede aracın ağırlığı sadece 1315 kg idi.. günümüz süperspor otomobiller de bu şekilde yapılıyor, tek fark monokok şase ve profiller kompozit malzemeden yapılıyor..

e type 3 farklı tipte üretildi.. üstü açılmayan 2 koltuklu model, aynısının 4 koltuklu modeli ve üstü açılabilen yani "roadster" 2 koltuklu model.. 4 koltuklu olan modelinde tabi ki de o fazladan 2 koltuğu sığdırmak için daha uzun bir şase kullanılmış.. bu modeli 1966 yılında çıkmış..

tüm el yapımı araçlarda olduğu gibi bu araçlarda da farklılıklar mevcuttu ama üretildiği dönemde 1. seri*, 2. seri ve 3. seri vardır..
ama farklılıklar her araçta o kadar farklıydı ki series 1 ile series 2'yi ayırt etmek çok zordu.. bu araçların en pahalıları ve değerlileri de series 1'lerdi..

1961'den 1964'e kadar üretilen modellerde 3.8 litre sıralı 6 motor vardı.. bu motor xk150 modelindeki motor ile aynıydı.. 1965-1967 yılları arasındaki modellerde ise motor hacmi 4.2 litreye çıkarıldı ve güçte bir değişiklik olmadı ama torkta %10 civarında artış elde edildi.. zaten en değerli olanları ise bu modellerdir.. 265 hp güç, torku ise 325 nm'den 380 nm'ye çıkmıştı.. motor önceki motordan oldukça farklıydı ve bunun sonucu olarak gaz tepkileri vs. oldukça beğenildi..
3.8 litre

4.2 litre

series 2'de en büyük değişiklik farlardaki camların kaldırılması oldu.. buna ek olarak arka tamponda değişiklikler daha büyük sinyal lambalar, önde daha büyük bir hava girişi ve bu hava girişine yerleştirilmiş elektrikli soğutma fanlarıydı.. klima ve hidrolik direksiyon opsiyoneldi..

series 3'te motor da değişti ve 5.3 litre v12 motor konuldu.. bu motor aslında le-mans'ta yarışması için yapılmış bir yarış aracının motoruydu.. prototip olarak bir araç yapılmıştı ama iptal edildi, ardından motor 3. nesil e-type'a konuldu.. otomatik vites ve tel jantlar, biraz köşeli sayılabilecek bir ön ızgara bulunuyordu.. uzun olan şasi kullanıldı, kısa şase üretilmedi.. sadece 2+2 coupe ve roadster devam etti..

konsept tasarımları da vardır..
jaguar e-type low drag coupe: e-type tanıtıldıktan sonra "acaba daha fazla d-type ruhu katabilir miyiz bu araca?" düşüncesiyle yapılmış konsept bir model.. test için bir adet üretilmiş.. şasede çelik kullanılan normal e-type'ın aksine bunun şasesi komple alüminyumdan.. yani daha hafif.. daha hafif dış kaporta, daha eğimli ön cam, arka tekerin arkasındaki kaportada fren soğutması için hava kanalları yapıldı.. iç trim komple çıkarıldı ve sadece şanzıman tünelinin yalıtımı bırakıldı.. d-type'daki 3.8 litrelik motorun biraz daha oynanmış versiyonu kullanıldı..
1962 yılında bu araç yapıldı ve bir yıl sonra kendi yarışçıları dick protheroe'e satıldı.. kendisi vefat ettikten sonra da bir koleksiyoncuya satıldı..

lightweight e-type: low drag coupe modelinin üzerinden elde edilen tecrübeler ile üretilen özel bir modeldir.. sadece 20 adet üretilmiştir..
300 hp'lik modifiye edilmiş 3.8 litrelik motoru kısa vites oranlarına sahip 4 vitesli şanzımanla birlikte kullanılmıştır.. son modelleri 5 vitesli zf şanzımana sahiptir.. d-type'ın kazandığı le-mans gibi büyük organizasyonların aksine lightweight e-type, sahiplerinin katıldığı küçük yarışlarda oldukça başarılı olduğu söylenmektedir..

lightweight modelinden 18 adet üretilmesi gerekiyordu ancak 12 adet üretildi.. talep olmadığı için üretilmedi.. ancak şaseleri jaguar'ın elinde duruyordu ve kalan 6 şaseyi atmadı.. 2014 yılında jaguar heritage business üretmedikleri 6 aracı üretebileceklerini duyurdular.. tamamen eski zamanlarındaki yöntemlere bağlı kalarak, el yapımı bir şekilde üreteceklerini ve satış için önceliği koleksiyonculara vereceğini duyurdu..

1955 yılında jaguar, d-type isimli yarış arabasıyla le-mans 24 saat yarışlarına girer ve 55'ten itibaren tam 3 kez üst üste bu yarışı kazanır.. bu başarısıyla oldukça büyük ün yapmış jaguar bunu paraya dökmek ister ve bu yarış araçları üzerinden insanların trafikte de kullanabilecekleri spor araç yapma fikri ile bu araç yapılır.. iyi ki de yapılmıştır..

araç o zamanlar yaygın olmayan monokok şasiye sahipti demiştik.. alttaki resimde görüldüğü üzere aracın ön tarafı profillerden yapılma kafesvari bir sistemden oluşuyor ve bu sistemde ön yürüyen aksam ve motor bulunuyor.. bu sistem ise monokok şaseye vidalarla bağlanıyor.. o zamanlar merdiven şase * yaygın iken bu aracın yapımında oldukça ileri görüşlü bir girişimde bulunulmuş ki, bu sayede aracın ağırlığı sadece 1315 kg idi.. günümüz süperspor otomobiller de bu şekilde yapılıyor, tek fark monokok şase ve profiller kompozit malzemeden yapılıyor..

e type 3 farklı tipte üretildi.. üstü açılmayan 2 koltuklu model, aynısının 4 koltuklu modeli ve üstü açılabilen yani "roadster" 2 koltuklu model.. 4 koltuklu olan modelinde tabi ki de o fazladan 2 koltuğu sığdırmak için daha uzun bir şase kullanılmış.. bu modeli 1966 yılında çıkmış..

tüm el yapımı araçlarda olduğu gibi bu araçlarda da farklılıklar mevcuttu ama üretildiği dönemde 1. seri*, 2. seri ve 3. seri vardır..
ama farklılıklar her araçta o kadar farklıydı ki series 1 ile series 2'yi ayırt etmek çok zordu.. bu araçların en pahalıları ve değerlileri de series 1'lerdi..

1961'den 1964'e kadar üretilen modellerde 3.8 litre sıralı 6 motor vardı.. bu motor xk150 modelindeki motor ile aynıydı.. 1965-1967 yılları arasındaki modellerde ise motor hacmi 4.2 litreye çıkarıldı ve güçte bir değişiklik olmadı ama torkta %10 civarında artış elde edildi.. zaten en değerli olanları ise bu modellerdir.. 265 hp güç, torku ise 325 nm'den 380 nm'ye çıkmıştı.. motor önceki motordan oldukça farklıydı ve bunun sonucu olarak gaz tepkileri vs. oldukça beğenildi..
3.8 litre

4.2 litre

series 2'de en büyük değişiklik farlardaki camların kaldırılması oldu.. buna ek olarak arka tamponda değişiklikler daha büyük sinyal lambalar, önde daha büyük bir hava girişi ve bu hava girişine yerleştirilmiş elektrikli soğutma fanlarıydı.. klima ve hidrolik direksiyon opsiyoneldi..
series 3'te motor da değişti ve 5.3 litre v12 motor konuldu.. bu motor aslında le-mans'ta yarışması için yapılmış bir yarış aracının motoruydu.. prototip olarak bir araç yapılmıştı ama iptal edildi, ardından motor 3. nesil e-type'a konuldu.. otomatik vites ve tel jantlar, biraz köşeli sayılabilecek bir ön ızgara bulunuyordu.. uzun olan şasi kullanıldı, kısa şase üretilmedi.. sadece 2+2 coupe ve roadster devam etti..

konsept tasarımları da vardır..
jaguar e-type low drag coupe: e-type tanıtıldıktan sonra "acaba daha fazla d-type ruhu katabilir miyiz bu araca?" düşüncesiyle yapılmış konsept bir model.. test için bir adet üretilmiş.. şasede çelik kullanılan normal e-type'ın aksine bunun şasesi komple alüminyumdan.. yani daha hafif.. daha hafif dış kaporta, daha eğimli ön cam, arka tekerin arkasındaki kaportada fren soğutması için hava kanalları yapıldı.. iç trim komple çıkarıldı ve sadece şanzıman tünelinin yalıtımı bırakıldı.. d-type'daki 3.8 litrelik motorun biraz daha oynanmış versiyonu kullanıldı..
1962 yılında bu araç yapıldı ve bir yıl sonra kendi yarışçıları dick protheroe'e satıldı.. kendisi vefat ettikten sonra da bir koleksiyoncuya satıldı..

lightweight e-type: low drag coupe modelinin üzerinden elde edilen tecrübeler ile üretilen özel bir modeldir.. sadece 20 adet üretilmiştir..
300 hp'lik modifiye edilmiş 3.8 litrelik motoru kısa vites oranlarına sahip 4 vitesli şanzımanla birlikte kullanılmıştır.. son modelleri 5 vitesli zf şanzımana sahiptir.. d-type'ın kazandığı le-mans gibi büyük organizasyonların aksine lightweight e-type, sahiplerinin katıldığı küçük yarışlarda oldukça başarılı olduğu söylenmektedir..

lightweight modelinden 18 adet üretilmesi gerekiyordu ancak 12 adet üretildi.. talep olmadığı için üretilmedi.. ancak şaseleri jaguar'ın elinde duruyordu ve kalan 6 şaseyi atmadı.. 2014 yılında jaguar heritage business üretmedikleri 6 aracı üretebileceklerini duyurdular.. tamamen eski zamanlarındaki yöntemlere bağlı kalarak, el yapımı bir şekilde üreteceklerini ve satış için önceliği koleksiyonculara vereceğini duyurdu..
devamını gör...
intihara teşebbüs eden kişiye ceza verilmesi
intihara teşebbüs eden kişiye hayat zaten yeterince ceza vermiştir. daha ağır ne ceza verilebilir ki ?
devamını gör...
türkiye'ye safi zararı olan insanlar
alanında tecrübeli olmayıp torpille bir yerde çalışanlar.
devamını gör...
tiktokçu kekolar vs eski kekolar
eski kekolar tiktokçu oldu işte, nesini anlamıyorsunuz?
(bkz: fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır)
(bkz: fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır)
devamını gör...
utilitaryanizm
yararcılık nasıl davranmamız gerektiği hakkında bir kuramdır. yararcılara göre, dünyada ne en fazla toplam hazzı üretirse her zaman onu yapmalıyız. yararcılık, ilk önce ingiliz ekonomist ve filozof (bkz: jeremy bentham) tarafından ileri sürüldü ve sonraları (bkz: john stuart mill)tarafından detaylandırıldı.
çağdaş filozoflar, yararcılığı ‘sonuççuluk’un bir formu olarak düşünürler. sonuççuluk, şu soruya verilen bir cevaptır: hangi eylemler uygulanmak için ahlaken doğrudur? sonuççuluğun cevabı ise, hangi eylem en iyi sonucu verirse. olmuştur. bu genel görünüş, hangi dünya halinin nesnel olarak diğerlerinden daha iyi olduğunu bilmemizi gerektirir. bazı filozoflar, bunun mümkün olmadığını iddia ederler.
yararcılar, neyin iyi olduğuna dair hazcı bir fikre sahip sonuççulardır. tek nesnel iyinin ‘haz’ olduğunu düşünürler. diğer sonuççular, iyinin sadece hazzı değil, aynı zamanda saygı ve eşitlik gibi şeyleri de içerdiğine inanırlar.
bazı yararcılar, hazzın farklı türlerini sıralarlar. bentham, “önyargı kenara bırakılırsa çocukların oynadığı bir oyun, müzik ve şiirin sanat ve bilimi ile eşit değerdedir.” görüşünü öne sürdü. hazzın niteliksel değil niceliksel olarak ölçülmesi gerektiğine inandı. aksine mill, entelektüel arzuların tatmininin sırf duyusal arzuların tatmininden daha iyi olduğuna inandı. “tatmin olmamış bir sokrates olmak, tatmin olmuş bir domuz olmaktan daha iyidir” diye yazmıştır.
çağdaş filozoflar, yararcılığı ‘sonuççuluk’un bir formu olarak düşünürler. sonuççuluk, şu soruya verilen bir cevaptır: hangi eylemler uygulanmak için ahlaken doğrudur? sonuççuluğun cevabı ise, hangi eylem en iyi sonucu verirse. olmuştur. bu genel görünüş, hangi dünya halinin nesnel olarak diğerlerinden daha iyi olduğunu bilmemizi gerektirir. bazı filozoflar, bunun mümkün olmadığını iddia ederler.
yararcılar, neyin iyi olduğuna dair hazcı bir fikre sahip sonuççulardır. tek nesnel iyinin ‘haz’ olduğunu düşünürler. diğer sonuççular, iyinin sadece hazzı değil, aynı zamanda saygı ve eşitlik gibi şeyleri de içerdiğine inanırlar.
bazı yararcılar, hazzın farklı türlerini sıralarlar. bentham, “önyargı kenara bırakılırsa çocukların oynadığı bir oyun, müzik ve şiirin sanat ve bilimi ile eşit değerdedir.” görüşünü öne sürdü. hazzın niteliksel değil niceliksel olarak ölçülmesi gerektiğine inandı. aksine mill, entelektüel arzuların tatmininin sırf duyusal arzuların tatmininden daha iyi olduğuna inandı. “tatmin olmamış bir sokrates olmak, tatmin olmuş bir domuz olmaktan daha iyidir” diye yazmıştır.
devamını gör...
feminazi
artık feminizmin cılkını çıkarmış tiplere verilen isim. ulan birinden sırf erkek diye nefret edilir mi?
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
--- alıntı ---
günülemek, kıskanmak: gündelik yazı veya konuşma dilinde çokça kullanılan birçok kelimenin kökenine baktığımızda bunların hiç tahmin etmediğimiz dillerden gelen sürpriz köklere dayandığını görürüz. işte bu sözlerden biri olan ve ağızlarda kullanılan günüle- fiili buna güzel bir örnek teşkil eder. moğolcada "kuma" anlamına gelen küni kelimesi türkçeye geçmiş. bu söz uygur çağı metinlerinden itibaren türkçede çok sık görülür ve "kıskanma" anlamına gelir. kıskanma olgusunu kuma ("küni") ile birleştirerek muhteşem bir anlambilimi derinliği kazandırılmıştır. dünyada hiçbir kıskanma, haset etme "kuma"ya karşı duyulan rekabet nefret kadar derin, etkili ve sürekli değildir. bu yüzden, dilimiz kıskanma olgusunu kuma ile birleştirerek bunun derecesini birkaç kat daha artırmıştır. ege bölgesi ağızlarında aynı anlama gelen gumala-, gumalaş- biçimleri de dikkat çekicidir.
--- alıntı ---
ali akar, düşünen türkçe.
günülemek, kıskanmak: gündelik yazı veya konuşma dilinde çokça kullanılan birçok kelimenin kökenine baktığımızda bunların hiç tahmin etmediğimiz dillerden gelen sürpriz köklere dayandığını görürüz. işte bu sözlerden biri olan ve ağızlarda kullanılan günüle- fiili buna güzel bir örnek teşkil eder. moğolcada "kuma" anlamına gelen küni kelimesi türkçeye geçmiş. bu söz uygur çağı metinlerinden itibaren türkçede çok sık görülür ve "kıskanma" anlamına gelir. kıskanma olgusunu kuma ("küni") ile birleştirerek muhteşem bir anlambilimi derinliği kazandırılmıştır. dünyada hiçbir kıskanma, haset etme "kuma"ya karşı duyulan rekabet nefret kadar derin, etkili ve sürekli değildir. bu yüzden, dilimiz kıskanma olgusunu kuma ile birleştirerek bunun derecesini birkaç kat daha artırmıştır. ege bölgesi ağızlarında aynı anlama gelen gumala-, gumalaş- biçimleri de dikkat çekicidir.
--- alıntı ---
ali akar, düşünen türkçe.
devamını gör...
günün sözü
- ve onlara küçük bir çocuk yol gösterecek.
işaya 11,6
işaya 11,6
devamını gör...
sefirin kızı
son zamanlarda gördüğüm en iğrenç dizi. arkadaş bir de bunu kadınlar bayıla bayıla izliyorlar tecavüze uğramış bir kadının gerdek gecesi bakire çıkmaması peh peh konuya bak. senarist de iki kadınmış. ben artık gerçekten türk hemcinslerimi anlamıyorum. herhalde yüzlerce yıldır esir oldukları için stockholm sendromu falan yaşıyorlar.
bu furya asmalı konakla başladı eski türk filmlerinde ağalar kötü halk iyidi. artık ağalar efeler her kadının istediği muhteşem erkek. tesadüfe bak tam siyasi iktidarın da istediği toplum tipi. eşcinselliğe kızan rtük bu diziyi pek sevdi herhalde çünkü tam onların "namus" una uygun.
gerçekten bu dizileri izleyenler ve çekenler olarak midemi bulandırıyorsunuz zar beyinliler.
evet bir dizi gerçek olayları anlatmak ve kamu spotu yapmak zorunda değil ama kadınların ezildiği hor görüldüğü eğitim seviyesinin bu kadar düşük olduğu ve namus ahlak bekaret üçlüsünden çıkamamış kafaların olduğu bir ülkede bu dizi insanları manüpile etmekten başka bir şey değil.
bu furya asmalı konakla başladı eski türk filmlerinde ağalar kötü halk iyidi. artık ağalar efeler her kadının istediği muhteşem erkek. tesadüfe bak tam siyasi iktidarın da istediği toplum tipi. eşcinselliğe kızan rtük bu diziyi pek sevdi herhalde çünkü tam onların "namus" una uygun.
gerçekten bu dizileri izleyenler ve çekenler olarak midemi bulandırıyorsunuz zar beyinliler.
evet bir dizi gerçek olayları anlatmak ve kamu spotu yapmak zorunda değil ama kadınların ezildiği hor görüldüğü eğitim seviyesinin bu kadar düşük olduğu ve namus ahlak bekaret üçlüsünden çıkamamış kafaların olduğu bir ülkede bu dizi insanları manüpile etmekten başka bir şey değil.
devamını gör...
ikili ilişkilerde sık yapılan hatalar
iletişimsizliktir. kişiler birbirleri ile iletişim halinde olmadığı sürece ve hoşnut olmadıkları durumları birbirlerine belirtmedikleri sürece daima yanlış anlaşılmalara, tahammülsüz davranmaya yol açacaktır. birbirlerine karşı hissettiklerini ifade edebilmeleri daha çok yakınlaşmalarına neden olacakken içlerine atıp o kara günü beklemektedirler.
devamını gör...
şiir başlığı açan yazarlar
sözlükten keyif almamı sağlayan yazarlardır. bir kaç tane yazar dikkatimi çekti bu neymiş diye başlığa giriyorum bilmediğim bir şiirle karşılaşıyorum acayip keyif alıyorum var olsunlar . böyle başlıklar açan yazarlar da yazar saçma sapan başlık açan yazarlar da yazar kategorileri farklı işte seçim okuyucuların.
devamını gör...
bilim kurgu ve fantastik edebiyat topluluğu
tanım: bilim kurgu ve fantastik edebiyat severlerin bir araya gelerek türü uzaktan yakından ilgilendiren her türlü konuda fikir paylaşımında bulunduğu platformdur.
şimdi gelelim asıl meseleye.
kısa zamandır sözlükte bulunmama rağmen tanıştığım insanların ya da tanımlarını okuduğum çoğu kişinin edebiyat ile ilgilendiğini gözlemledim. işin güzel tarafı bazı yazar arkadaşlarımızın ilgilendikleri konularda oldukça derinlemesine bilgiye sahip olduğunu gördüm.
bunun üzerine bugün kahvaltı yaparken aklıma sözlüğün böyle bir topluluğu var mı sorusu geldi. çok fazla detaylı bakmadım ama böyle bir başlık yoktu, sanırım spesifik böyle bir topluluk da bulunmamakta. bu kapsamda diyorum ki acaba bilim-kurgu ve fantastik edebiyat severler olarak bir araya gelsek, okuduğumuz kitaplar üzerinde tartışmalara girsek ya da yeni kitaplar önersek, bunun dışında da bu türleri ilgilendiren haberleri, gelişmeleri birbirimizle paylaşsak güzel olmaz mı? hatta kültür ve sanatın her dalı bu kategoride değerlendirilebileceği için anime, manga, resim, müzik vb. gibi alanlarda deneyime sahip arkadaşlarla fikir alışverişinde bulunsak bence çok tatlı olabilir.
hatta bunu bir derece ileriye taşıyarak discord vb. yerler üzerinden frp oturumları düzenleyebilir, kendi oyun gruplarımızı oluşturabiliriz.
ben açıkçası frp kısmından uzun zamandır uzaktayım, eskiden d&d kurallarına göre oyun oynamışlığım vs. var ama çoğunu unuttum. ama mutlaka sözlükte bu konularda da bilgisi olan arkadaşlar vardır.
fantastik edebiyat alanında ise kendi adıma iddialı sayılırım. bütün bu yazı içeriğinde neyi amaçladığımı anlatmak adına okuduğum serileri özet geçeyim;
zaman çarkı serisi
dune serisi
ejderha mızrağı serisi
yüzüklerin efendisi serisi ve tolkien'in diğer bazı kitapları
yerdeniz serisi
ölüm kapısı serisi
gediksavaşları efsanesi
sissoylu serisi
belgariad serisi
mallorean serisi
drizzt efsanesi serisi
diskdünya serisi
kral katili güncesi
kara kule serisi
elric serisi
ve bunların dışında diğer fantastik edebiyata ilişkin kitaplar.
ha bilim kurgu alanında da okuduğum kitaplar var ama onları seri olarak hiç okumadım o yüzden bahsetmek gereği görmüyorum.
özet olarak; böyle bir şey yapsak güzel olmaz mı diyorum. saygılarımla.
şimdi gelelim asıl meseleye.
kısa zamandır sözlükte bulunmama rağmen tanıştığım insanların ya da tanımlarını okuduğum çoğu kişinin edebiyat ile ilgilendiğini gözlemledim. işin güzel tarafı bazı yazar arkadaşlarımızın ilgilendikleri konularda oldukça derinlemesine bilgiye sahip olduğunu gördüm.
bunun üzerine bugün kahvaltı yaparken aklıma sözlüğün böyle bir topluluğu var mı sorusu geldi. çok fazla detaylı bakmadım ama böyle bir başlık yoktu, sanırım spesifik böyle bir topluluk da bulunmamakta. bu kapsamda diyorum ki acaba bilim-kurgu ve fantastik edebiyat severler olarak bir araya gelsek, okuduğumuz kitaplar üzerinde tartışmalara girsek ya da yeni kitaplar önersek, bunun dışında da bu türleri ilgilendiren haberleri, gelişmeleri birbirimizle paylaşsak güzel olmaz mı? hatta kültür ve sanatın her dalı bu kategoride değerlendirilebileceği için anime, manga, resim, müzik vb. gibi alanlarda deneyime sahip arkadaşlarla fikir alışverişinde bulunsak bence çok tatlı olabilir.
hatta bunu bir derece ileriye taşıyarak discord vb. yerler üzerinden frp oturumları düzenleyebilir, kendi oyun gruplarımızı oluşturabiliriz.
ben açıkçası frp kısmından uzun zamandır uzaktayım, eskiden d&d kurallarına göre oyun oynamışlığım vs. var ama çoğunu unuttum. ama mutlaka sözlükte bu konularda da bilgisi olan arkadaşlar vardır.
fantastik edebiyat alanında ise kendi adıma iddialı sayılırım. bütün bu yazı içeriğinde neyi amaçladığımı anlatmak adına okuduğum serileri özet geçeyim;
zaman çarkı serisi
dune serisi
ejderha mızrağı serisi
yüzüklerin efendisi serisi ve tolkien'in diğer bazı kitapları
yerdeniz serisi
ölüm kapısı serisi
gediksavaşları efsanesi
sissoylu serisi
belgariad serisi
mallorean serisi
drizzt efsanesi serisi
diskdünya serisi
kral katili güncesi
kara kule serisi
elric serisi
ve bunların dışında diğer fantastik edebiyata ilişkin kitaplar.
ha bilim kurgu alanında da okuduğum kitaplar var ama onları seri olarak hiç okumadım o yüzden bahsetmek gereği görmüyorum.
özet olarak; böyle bir şey yapsak güzel olmaz mı diyorum. saygılarımla.
devamını gör...
ezberlenen en saçma şey
tabi siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara her bakımdan yetersiz gördüğünüz bir kadının annelik etmesine şiddetle karşısınız ama.
devamını gör...
bir zamanlar anadolu'da
nuri bilge ceylan'ın olağanüstü gözlem yeteneğine tekrar hayran bıraktıran 2011 yapımı film. savcı ve muhtar başta olmak üzere tüm karakter tahlilleri gerçekten muazzam. nuri bilge ceylan ve ercan kesal neredeyse fyodor mihayloviç dostoyevski seviyesinde karakter tahlilleri yapmış .
film bir cinayet soruşturmasını işliyor, anadolu insanını ve anadolu insanının mizacını oluşturan bozkır yaşamını çarpıcı biçimde ele alıyor. bu yönüyle yakup kadri karaosmanoğlu'nun yaban adlı romanı ile benzeşiyor. bence yaban birlikte anadolu insanını ve bozkır yaşamını en iyi irdeleyen eserlerden biri.
oyunculuklar muazzam. savcı nusret rolünde taner birsel, doktor cemal rolünde muhammet uzuner, komiser naci rolünde yılmaz erdoğan, arap ali rolünde ahmet mümtaz taylan, kenan rolünde fırat tanış çok başarılı oyunculuklar göstermiş, muhtar rolünde ise ercan kesal harikalar yaratmış.
savcı nusret: bu tip olaylar göre göre artık bağışıklık kazanmış. cinayet umrunda değil, sadece cinayeti araştırmak zorunda olduğu için orada bulunuyor. muhtar oğullarını anlattıktan sonra, muhtara "sen de oğlan var mı?" diye soruyor çünkü aslında muhtarı dinlemiyor, yemeğini yerken dinliyormuş gibi yapıyor sadece. karısı nusret'i cezalandırmak için intihar etmiş. savcı kendisini bunun böyle olmadığına inandırmış ama aslında karısının kendisi yüzünden intihar ettiğini biliyor. bu yüzden bu konuyu doktora açıyor. fakat doktordan intihar eden kadının kendi karısı olduğunu gizlemeye çalışıyor. doktora "bir insan bir başkasını cezalandırmak için hakkaten kendini öldürebilir mi?" diye soruyor, doktordan "zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu?" cevabını alıyor. böylece zaten bildiği gerçek yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. kapıdan çıkarken yüzünün aldığı renk ve sesinin titremesi ile bunu anlıyoruz.
doktor cemal: filmin başında filmin en masum karakteri. anadolu'ya tayini çıkınca gelmiş, ortama da insanlara da yabancı, hayata bakışı diğerler karakterlerden daha farklı, daha naif. muhtarın evinde yemek yerlerken kenan'a dürüm yapıp veriyor, kenan sigara içmek isteyince kenan'a sigara veriyor. fakat hastalarla muhatap olmak istemiyor, otopsi odasına giderken hastalarla muhatap olmamak için aralarından geçerken cep telefonuyla konuşuyormuş gibi yapıyor. otopside kenan'ın abisini canlı canlı öldürdüğünü anlıyor. fakat kenan'ın cezaevinden çıktıktan sonra yetim kalan çocuğa ve çocuğun annesine sahip çıkacağını düşünerek kenan'ın daha az ceza alması için otopsideki bulguları saklıyor. çünkü nefes borusundan çıkan toprağı belirtirse maktülün canlı canlı gömüldüğü ortaya çıkacak ve kenan daha fazla ceza alacak. otopsideki bulguları saklayınca masumiyetini kaybedip kirleniyor. otopside sıçrayan kan bu kirlenmenin göstergesi.
komiser naci: savcıya mahçup olmamak için cinayeti çözmeye çalışıyor. bu sorumluluğunun altında eziliyor, psikolojisi bunu kaldıramıyor ve bu yüzden kenan'a şiddet uyguluyor. muhtar oğullarından bahsederken "ortancası da polis, çanakkale'de." dediği zaman polis izzet "vay bizdenmiş" diyor. komiser naci ise "bizim meslektaş" demiyor "senin meslektaş" diyor. bu sahnede "ben sıradan polis değilim, komiserim, amirim" havasını görüyoruz. ayrıca naci'nin çocuğu hasta ve naci bu yüzden evde durmak istemiyor. çocuğunun hastalığından utanıyor, çocuğunun biten ilacını bile utana sıkıla yazdırıyor.
muhtar: büyük ihtimalle köydeki dedikodular doğru ve muhtar yolsuzluk yapıyor, köy sandığının parasını yiyor. morgun yapılmasını da büyük ihtimalle bu yüzden istiyor. hazır bir devlet büyüğü* yakalamışken hemen araya morg işini sıkıştırmaya çalışıyor. fakat köyün elektrik sorununu düzeltmeyip elektrik kesildikten sonra suçu rüzgara atıyor. elektrik kesilmesini "gelir gelir. allah can sağlığı versin, elektrik de gelir su da gelir." diyerek geçiştiriyor. ayrıca muhtar herkesle statüsüne göre konuşuyor, herkese statüsüne göre davranıyor. savcı ile farklı, komiser ile farklı, doktor ile farklı, arap ali ile farklı tarzda konuşuyor. ayrıca evde iki farklı sofra kuruluyor ve bir sofrada makam sahibi olanlar otururken diğer sofrada diğerleri oturuyor.
film bir cinayet soruşturmasını işliyor, anadolu insanını ve anadolu insanının mizacını oluşturan bozkır yaşamını çarpıcı biçimde ele alıyor. bu yönüyle yakup kadri karaosmanoğlu'nun yaban adlı romanı ile benzeşiyor. bence yaban birlikte anadolu insanını ve bozkır yaşamını en iyi irdeleyen eserlerden biri.
oyunculuklar muazzam. savcı nusret rolünde taner birsel, doktor cemal rolünde muhammet uzuner, komiser naci rolünde yılmaz erdoğan, arap ali rolünde ahmet mümtaz taylan, kenan rolünde fırat tanış çok başarılı oyunculuklar göstermiş, muhtar rolünde ise ercan kesal harikalar yaratmış.
savcı nusret: bu tip olaylar göre göre artık bağışıklık kazanmış. cinayet umrunda değil, sadece cinayeti araştırmak zorunda olduğu için orada bulunuyor. muhtar oğullarını anlattıktan sonra, muhtara "sen de oğlan var mı?" diye soruyor çünkü aslında muhtarı dinlemiyor, yemeğini yerken dinliyormuş gibi yapıyor sadece. karısı nusret'i cezalandırmak için intihar etmiş. savcı kendisini bunun böyle olmadığına inandırmış ama aslında karısının kendisi yüzünden intihar ettiğini biliyor. bu yüzden bu konuyu doktora açıyor. fakat doktordan intihar eden kadının kendi karısı olduğunu gizlemeye çalışıyor. doktora "bir insan bir başkasını cezalandırmak için hakkaten kendini öldürebilir mi?" diye soruyor, doktordan "zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu?" cevabını alıyor. böylece zaten bildiği gerçek yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. kapıdan çıkarken yüzünün aldığı renk ve sesinin titremesi ile bunu anlıyoruz.
doktor cemal: filmin başında filmin en masum karakteri. anadolu'ya tayini çıkınca gelmiş, ortama da insanlara da yabancı, hayata bakışı diğerler karakterlerden daha farklı, daha naif. muhtarın evinde yemek yerlerken kenan'a dürüm yapıp veriyor, kenan sigara içmek isteyince kenan'a sigara veriyor. fakat hastalarla muhatap olmak istemiyor, otopsi odasına giderken hastalarla muhatap olmamak için aralarından geçerken cep telefonuyla konuşuyormuş gibi yapıyor. otopside kenan'ın abisini canlı canlı öldürdüğünü anlıyor. fakat kenan'ın cezaevinden çıktıktan sonra yetim kalan çocuğa ve çocuğun annesine sahip çıkacağını düşünerek kenan'ın daha az ceza alması için otopsideki bulguları saklıyor. çünkü nefes borusundan çıkan toprağı belirtirse maktülün canlı canlı gömüldüğü ortaya çıkacak ve kenan daha fazla ceza alacak. otopsideki bulguları saklayınca masumiyetini kaybedip kirleniyor. otopside sıçrayan kan bu kirlenmenin göstergesi.
komiser naci: savcıya mahçup olmamak için cinayeti çözmeye çalışıyor. bu sorumluluğunun altında eziliyor, psikolojisi bunu kaldıramıyor ve bu yüzden kenan'a şiddet uyguluyor. muhtar oğullarından bahsederken "ortancası da polis, çanakkale'de." dediği zaman polis izzet "vay bizdenmiş" diyor. komiser naci ise "bizim meslektaş" demiyor "senin meslektaş" diyor. bu sahnede "ben sıradan polis değilim, komiserim, amirim" havasını görüyoruz. ayrıca naci'nin çocuğu hasta ve naci bu yüzden evde durmak istemiyor. çocuğunun hastalığından utanıyor, çocuğunun biten ilacını bile utana sıkıla yazdırıyor.
muhtar: büyük ihtimalle köydeki dedikodular doğru ve muhtar yolsuzluk yapıyor, köy sandığının parasını yiyor. morgun yapılmasını da büyük ihtimalle bu yüzden istiyor. hazır bir devlet büyüğü* yakalamışken hemen araya morg işini sıkıştırmaya çalışıyor. fakat köyün elektrik sorununu düzeltmeyip elektrik kesildikten sonra suçu rüzgara atıyor. elektrik kesilmesini "gelir gelir. allah can sağlığı versin, elektrik de gelir su da gelir." diyerek geçiştiriyor. ayrıca muhtar herkesle statüsüne göre konuşuyor, herkese statüsüne göre davranıyor. savcı ile farklı, komiser ile farklı, doktor ile farklı, arap ali ile farklı tarzda konuşuyor. ayrıca evde iki farklı sofra kuruluyor ve bir sofrada makam sahibi olanlar otururken diğer sofrada diğerleri oturuyor.
devamını gör...
roboski katliamı
o dönem şırnakta görev yaptım işin aslının öyle olmadığına defalarca şahit oldum.. keşke medyada yansıtılan gibi olsa herşey..
devamını gör...
bankamatik kuyruğu
özellikle dibinize gelip atm hareketlerinizi izlemek istercesine davranan sabırsız şahısları ve uzun uzun işlemlerini içeride değil bankamatikte gerçekleştirmeyi ve insanlara işkence çektirmeyi seçen kişileri anmazsak olmaz.
devamını gör...
günün ünlüsü moderatörümüz
yazarlar tarafından her gün seçilmesi gereken kişidir. biraz da onlar uğraşsın.
devamını gör...




