vazgeçmekten vazgeçmek
aslında yapısı itibariyle bir paradokstur. vazgeçmekten vazgeçiyorsanız vazgeçmekten vazgeçmemişsiniz demektir vs.
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
yazilanlari okudukca aklima her nerede degilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir sözü geldi..
devamını gör...
güzel sevmelerin giderek azalması
sevmenin dışavurumu da zamanla değişiyor, yapacak bir şey yok. tanzimat dönemi eserleri okuyorum da, bir kadın/erkeği 30 saniye kesip ardından aşık oluyorlar, masumane hayaller kurup evlenmek falan istiyorlar. günümüzde de birinin instagram profiline giriyorsun, aaa çok güzelmiş/yakışıklıymış diyorsun, hayaller kuruyorsun, dm atıyorsun falan fişman. hangisi daha güzel sevmek bilemedim açıkçası. hala masumane seven insanlar var, eskiden de fantezi dünyasında yaşayan insanlar da varmış. sanırım herkes istediği gibi birini bulabilir bu durumda. ya da ben saçmalıyorum şuanda, bilemedim.
devamını gör...
çok gezen mi bilir çok okuyan mı sorunsalı
ne cok okuyan ne de cok gezen; en cok türk insanı bilir.
her seyin en iyisini, en guzelini o bilir, istisnasiz her bir ferdi mukemmel bilir.
kendi bilmesi yetmez sana da ogretir.
(bkz: ironi)
her seyin en iyisini, en guzelini o bilir, istisnasiz her bir ferdi mukemmel bilir.
kendi bilmesi yetmez sana da ogretir.
(bkz: ironi)
devamını gör...
hastası olunan sözler
şu harika sözdür:
"fazla tevazunun sonu, vasat insandan nasihat dinlemektir" - ibn-i haldun
not: bu sözün ibn-i haldun'a ait olmadığını söyledi esg. kayda geçmiş böyle bir sözü yokmuş. ben de böyle gördüğüm için yazmıştım, anonim diyebiliriz.
"fazla tevazunun sonu, vasat insandan nasihat dinlemektir" - ibn-i haldun
not: bu sözün ibn-i haldun'a ait olmadığını söyledi esg. kayda geçmiş böyle bir sözü yokmuş. ben de böyle gördüğüm için yazmıştım, anonim diyebiliriz.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
bazıları hayatlarını okuyarak geçirirler ama ak kağıda yazılmış kara sözcükleri okumaktan öteye gitmezler.
bu sözcüklerin şiddetli bir ırmağın ortasına atılmış taşlar olduğunu ve bizi bir kıyıdan ötekine geçirmeye yaradığını anlayamazlar, oysaki önemli olan öteki kıyıdır.
jose saramago
bu sözcüklerin şiddetli bir ırmağın ortasına atılmış taşlar olduğunu ve bizi bir kıyıdan ötekine geçirmeye yaradığını anlayamazlar, oysaki önemli olan öteki kıyıdır.
jose saramago
devamını gör...
oğuzhan koç
'aşkla aynı değil' isimli şarkısını keyifle dinlediğim aynı zamanda hemşehrim de olan oyuncu ve müzisyendir.
devamını gör...
mansur yavaş'ın yeni sosyal medya fotoğrafı
mansur başgan, 13 yaşındaki bir kız çocuğunun çizdiği resmi sosyal medya hesaplarına profil fotosu olarak koymuş.
buradan
buradan
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
şikayet edebileceğim hiç bir şey yok. şükürsüz de sayılmam, sanmıyorum. memnuniyetsiz değilim, çoğu şeyden belki de haddinden fazla zevk alıyorum. son dönemki yaşantımda bunu devam ettiremiyorum. öyle olmadığımı bildiğim halde kendimi yetersiz hissediyorum. günümün hemen hemen hepsini kendimi kaybedeceğimi bildiğim isli tozlu yerde geçiriyorum. bu bana ve kişiliğime zarar veriyor. etrafımda güzel şeyler görmek istiyorum, öğrenmek öğretmek ve bunları insanca yapmak. beni en sevdiğim şarkıları bile dinlemekten alıkoyan mide bulandırıcı taş yoldan geçerek geldiğim her gün sildiğim ayakkabılarımın yarım saat içinde griye dönüşeceğini bildiğimden kendime özen gösteremiyorum. içimden gelmiyor ve bu da özbenliğimden sürekli ödün vermeme sebep oluyor. çıktığım anda da bitmiyor, beni mutlu eden sesi duyabildiğimde geçiyor yalnızca. ona ve etrafımdakilere güzel şeylerden bahsetmek istiyorum. ama tüm gün gerçekten çirkin bulduğum şeylerin içinden geçerek güzeli anlatmam hayli güç oluyor. çirkinleşiyorum git gide. bırakmam lazım belki de, ama bir de madalyonun diğer yüzü var. kendimi burada bulmamın sebepleri. onlara kızıyorum bazen, hemen silkiniyorum en çok kendine kız bese diye. içinde bulamıyorsun o güzelliği, her yeri yeniden yeşertmeye diye. midem bulanıyor, kelebekler kozadan çıkmaya gün sayıyor. uçmalarını istiyorum, çıkarken kanatlarının incinmesinden korkuyorum.
devamını gör...
onedio
kaliteli olmayan bir internet sitesidir.
saat 10'dan sonra cinsel içerikli metinler paylaşırlar.
saat 10'dan sonra cinsel içerikli metinler paylaşırlar.
devamını gör...
vişneizm
kuzguncuk bostanı'na bakan evi olduğunu düşündüğüm, buram buram mevsim meyvesi kokan, kafa dengi, takipçi ve yazar olarak sevilmeye, sayılmaya değer muhterem sözlükçü arkadaş.
devamını gör...
salvator mundi
dünyanın en pahalı tablosudur. bir leonardo da vinci eseridir. bizzat kendisi tarafından yapıldığı söylenmektedir. 1958'de 60 dolara satılan bu eser, şimdilerde ise suudi arabistan'ın kültür bakanı badr bin abdullah bin muhammed bin farhan al saud* tarafından 450 milyon dolardan tekrar satışa çıkarılmış.*
resimden anladığımı pek söyleyemem ama bu eserin gerçekten farklı bir havası var bence. mona lisa'dan daha güzel.* resim ile ilgilenen sevgili yazarların bu eser hakkındaki görüşlerini merak ediyorum. küre detayı çok hoş yahu.
daha detaylı bilgi için
resimden anladığımı pek söyleyemem ama bu eserin gerçekten farklı bir havası var bence. mona lisa'dan daha güzel.* resim ile ilgilenen sevgili yazarların bu eser hakkındaki görüşlerini merak ediyorum. küre detayı çok hoş yahu.
daha detaylı bilgi için
devamını gör...
kimsenin en sevdiği olmamak
üstteki yazarımıza katılıp 1 arttırıyor ve keşke kendimin bir erkek versiyonuyla karşılaşsaydım da onu çok sevseydim. dolaylı yoldan sadece kendimin en sevdiği olurdum galiba en azından. *
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
d&r da saatlerce dolaşıp hiçbir şey almadan çıkmak
devamını gör...
dm'den fingirdeşen yazarlar
bir mesaj geliyor. cevap veriyorsun. ya da sohbet ilerliyor güzel de gidiyor konuşuyorsun. biri çıkıp iki insanın medenice sohbet etmesini " fingirdeşmek" olarak nitelendiriyor. allahım iyi ki beynim bar dediğim başlık.
devamını gör...
zamir
hakan günday, her kitabı okunacak bir yazar değil bence. bir dönem, bazı kitapları okunur ve bir noktada kendisinden sıyrılınır kafasında bir intiba var bende. kinyas ve kayra eksiklerine rağmen epey iyi bir romandı. daha, iyiydi. filmi de iyiydi. şahsiyet'in senaryosunu hakan günday'ın yazmış olmasına da çok şaşırmıştım. yine de bu kitabını okuyacağımı sanmıyorum ama kitabın ilk sayfası bence gayet dikkat çekici.
demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. ve genişlemekte olan, aslında bir şarapnel bulutu. bu yüzden gökadalar ve her şey birbirinden uzaklaşıyor. bu yüzden evren
aynı anda her yöne şiddetle ilerliyor. er ya da geç bir şeylere, bir yerlere çarpmak için. er ya da geç yok etmek ve
yok olmak için. demek ki samanyolu ve içindeki güneş ve
etrafındaki dünya ve üzerindeki insan ve aklındaki her
şey bir şarapnel. düşüncesi, inancı, duygusu, icadı, hepsi. demek ki insan insana saplanmak için var. çünkü öyle
olmasaydı... eğer insana dair her şey gerçekten de bir şarapnel olmasaydı, bundan 40 yıl önce türkiye-suriye sınırında kurulu el-aman mülteci kampındaki o patlama asla yaşanmazdı. böylece altı günlük bir bebek bir çelik bilye sağanağı altında kalmaz ve o küçük yüzü asla parçalanmazdı. ama parçalandı. üç kor misket gömüldü yumruk kadar başına. biri sol yanağından, diğeri sağ gözünün altından, öbürü de çenesinden girdi etine. karşılarına çıkan her hücreyi tek tek erittiler ve üç derin alev kuyusu açtılar yüzünde. demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. zaten öyle olmasa bu kitap olmazdı.
bir podcast programına konuk olduğunda aşağı yukarı şöyle bir cümle kurmuştu; "yeterince uzun yazılırsa hikayenin sonunda herkes ölüyor zaten. bu sebepten kitaplarımın sonlarını pek düşünmem ve genelde özensiz olur. ben daha çok romanların başlangıçlarıyla ilgileniyorum" demişti.
bu kitabın ilk sayfası tam olarak bu motivasyonun ürünü gibi gerçekten ki arka kapağa da buradan bir alıntı konulmuş.
demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. ve genişlemekte olan, aslında bir şarapnel bulutu. bu yüzden gökadalar ve her şey birbirinden uzaklaşıyor. bu yüzden evren
aynı anda her yöne şiddetle ilerliyor. er ya da geç bir şeylere, bir yerlere çarpmak için. er ya da geç yok etmek ve
yok olmak için. demek ki samanyolu ve içindeki güneş ve
etrafındaki dünya ve üzerindeki insan ve aklındaki her
şey bir şarapnel. düşüncesi, inancı, duygusu, icadı, hepsi. demek ki insan insana saplanmak için var. çünkü öyle
olmasaydı... eğer insana dair her şey gerçekten de bir şarapnel olmasaydı, bundan 40 yıl önce türkiye-suriye sınırında kurulu el-aman mülteci kampındaki o patlama asla yaşanmazdı. böylece altı günlük bir bebek bir çelik bilye sağanağı altında kalmaz ve o küçük yüzü asla parçalanmazdı. ama parçalandı. üç kor misket gömüldü yumruk kadar başına. biri sol yanağından, diğeri sağ gözünün altından, öbürü de çenesinden girdi etine. karşılarına çıkan her hücreyi tek tek erittiler ve üç derin alev kuyusu açtılar yüzünde. demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. zaten öyle olmasa bu kitap olmazdı.
bir podcast programına konuk olduğunda aşağı yukarı şöyle bir cümle kurmuştu; "yeterince uzun yazılırsa hikayenin sonunda herkes ölüyor zaten. bu sebepten kitaplarımın sonlarını pek düşünmem ve genelde özensiz olur. ben daha çok romanların başlangıçlarıyla ilgileniyorum" demişti.
bu kitabın ilk sayfası tam olarak bu motivasyonun ürünü gibi gerçekten ki arka kapağa da buradan bir alıntı konulmuş.
devamını gör...



