çaylaklara oy verirken gelen his
biz ilk önce oyumuzu veriyoruz çaylak mı aylak mı sonradan bakıyoruz.
oy tanıma verilir.
oy tanıma verilir.
devamını gör...
atatürk büyük harfle başlasın seçeneği
şu gereksiz kaos olacak muhabbetlere girmeyelim artık dediğim durumdur.
devamını gör...
ihmal edilmek
çok kötü bir psikolojik durumdur. özellikle çocukluğunuzda iken bu duruma maruz kaldıysanız geleceğinizi olumsuz etkileyebilir.
devamını gör...
cinsel eğitim
ortaokulda verilmeye başlanması gereken eğitimdir ama öyle kızları ayrı sınıfa alalım erkekleri ayrı sınıfa alalım demeden yapılmalı. korunmayı, cinsel yollarla bulaşan hastalıkları öğretmek gerekiyor.
bize ortaokulda regl eğitimi verilirken erkekleri sınıftan çıkarmışlardı. halbuki erkeklerin de bilmesi gereken şeyler bunlar.
edit: ekleme.
bize ortaokulda regl eğitimi verilirken erkekleri sınıftan çıkarmışlardı. halbuki erkeklerin de bilmesi gereken şeyler bunlar.
edit: ekleme.
devamını gör...
mini etek giyip otururken bacaklarını örten kız
bacak görünce salyası akan tiplerle karşı karşıya kaldığı için örtmek zorunda kalan kızdır.
devamını gör...
merdumgiriz_
güzel sohbet ettiğim, çok güzel elektrik aldığım, güzel insan. yazdıklarını takip ediyordum ama tanışma fırsatı bugüne kısmetmiş. sağol, varol merdumgiriz *
devamını gör...
veda etmek
''veda ederken kalbim duracak gibi hissediyorum.''
sevilen kişilerle ayrılırken gerçekleştirilen eylem. sevilen kişiler diyorum çünkü zaten hayatımızda bir anlama ve yere sahip olmayan kişilerle yollarımızın ayrılmasını veda olarak görmüyorum.
asıl veda, hayatındaki anlamlı varlıklara duyduğun özlemi ve hüznü ifade eder. bu yüzden veda etmek en sevmediğim ve gerçekleştirmek istemediğim şeydir. bir daha o kişiyi görüp işitemeyecek gibi, o yere bir daha gelemeyecekmiş, o zamanı bir daha yaşayamayacakmış gibi hissediyorum. oysa ben o kişiyi ömrümce görmek, işitmek ve varlığını hissetmek istiyorum. o yere bir daha gitmek, o zamanı hiç unutmamak ve bir daha yaşamak istiyorum.
lisenin son cumasının verdiği burukluk gibi. bir daha asla aynı yerde bulunamayacak olmanın bilinci, sınava girecek ve üniversiteye gidecek olmanın heyecanı, ayrılığın verdiği hüzün gibi. o zamanlar güzel bir gelecekle karşılaşacağımızı ve hayallerimize yaklaşacağımızı düşündüğümüz için belki de bu kadar anlamlı gelmiyordu o veda anları. veda olarak görmüyorduk belki de. oysa ben arkadaşlarıma uzunca süre bakmış, unutmamak için belleğime kazımaya çalışmıştım. yakın arkadaşla elbet görüşülür fakat birçok arkadaş tozlu raflara kaldırılmış gibi hissediyorum. çok uzaklara gitmişler de bindikleri trene yetişememişim gibi. oysa ne çok koşmuştum, anılarım beni neden beklemedi?
bugün unuttuğum arkadaşımdan bir arama geldi
yarın çok uzaklara gidiyormuş
''bir gün geri döndüğümde kocaman gülümseyerek buluşalım'' dedi
yarın çok uzaklara gidiyormuş.
sevilen kişilerle ayrılırken gerçekleştirilen eylem. sevilen kişiler diyorum çünkü zaten hayatımızda bir anlama ve yere sahip olmayan kişilerle yollarımızın ayrılmasını veda olarak görmüyorum.
asıl veda, hayatındaki anlamlı varlıklara duyduğun özlemi ve hüznü ifade eder. bu yüzden veda etmek en sevmediğim ve gerçekleştirmek istemediğim şeydir. bir daha o kişiyi görüp işitemeyecek gibi, o yere bir daha gelemeyecekmiş, o zamanı bir daha yaşayamayacakmış gibi hissediyorum. oysa ben o kişiyi ömrümce görmek, işitmek ve varlığını hissetmek istiyorum. o yere bir daha gitmek, o zamanı hiç unutmamak ve bir daha yaşamak istiyorum.
lisenin son cumasının verdiği burukluk gibi. bir daha asla aynı yerde bulunamayacak olmanın bilinci, sınava girecek ve üniversiteye gidecek olmanın heyecanı, ayrılığın verdiği hüzün gibi. o zamanlar güzel bir gelecekle karşılaşacağımızı ve hayallerimize yaklaşacağımızı düşündüğümüz için belki de bu kadar anlamlı gelmiyordu o veda anları. veda olarak görmüyorduk belki de. oysa ben arkadaşlarıma uzunca süre bakmış, unutmamak için belleğime kazımaya çalışmıştım. yakın arkadaşla elbet görüşülür fakat birçok arkadaş tozlu raflara kaldırılmış gibi hissediyorum. çok uzaklara gitmişler de bindikleri trene yetişememişim gibi. oysa ne çok koşmuştum, anılarım beni neden beklemedi?
bugün unuttuğum arkadaşımdan bir arama geldi
yarın çok uzaklara gidiyormuş
''bir gün geri döndüğümde kocaman gülümseyerek buluşalım'' dedi
yarın çok uzaklara gidiyormuş.
devamını gör...
made in turkey yerine made in türkiye ibaresinin gelmesi
türk malıdır olmalıdır o zaman.
devamını gör...
önceden düşman olup sonradan sevilen şeyler
(bkz: noodle)
evdekilere "bu iğrenç şeyi nasıl yiyebiliyorsun" diye kızardım sürekli ama tadı güzelmiş. geç de olsa fark ettim.
evdekilere "bu iğrenç şeyi nasıl yiyebiliyorsun" diye kızardım sürekli ama tadı güzelmiş. geç de olsa fark ettim.
devamını gör...
kendinle aran nasıl sorunsalı
kendime acıyorum. sen bunları haketmedin kıyamam ben sana diye sarılmak istiyorum. ama kendime acıdığım için kendime kızıyorum ve nefret ediyorum.
devamını gör...
tanımlarını kimin oyladığını kontrol eden yazar
açık oy verildiği için gayet normal biridir. biri ilk defa oy vermişse bakılır bu kim diye. sanki mahalleye yeni taşınmış komşu gibi...arada oylayan varsa da yine bakılır, mahallede neler olmuş bitmiş ondan öğrenilir.
devamını gör...
haggard
1991 yılında asis nasseri tarafından almanya'da kurulan senfonik metal grubu.
çıkış yaptıkları dönem death metal ile uğraşan grup daha sonra çıkardıkları progressive adlı demodan sonra senfonik metale yönelmişlerdir.
klasik ve metal müziği orta çağ müziği ile harmanlayan grubun toplam 4 adet stüdyo albümü bulunmaktadır.
1997'de and thou shalt trust... the seer adlı ilk albümleri yayınlamışlar, bu albümde (bkz: nostradamus)'un hayatını ele almış ve işlemişlerdir.
ikinci albümlerinde de aynı konuyu işleyen grup, üçüncü albümleri olan eppur si muove'i 2004 yılında yayınlamış bu albümü de (bkz: galileo)'ya adamışlardır.
2008 yılında yayınlanan son albümleri tales of ıthiria diğer albümlere göre daha kurgusaldır.
artı olarak tüm şarkıların sözleri ve bestesi grubun kurucusu olan asis nasseri'ye aittir.
türkiye'de azımsanmayacak kadar hayran kitlesine sahip olan grup zaman zaman türkiye'de konser veriyor. hatta sadece istanbul'da konser vermekle kalmayıp izmir, ankara gibi şehirlerde de konser veriyorlar. geçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle iptal olan konserleri ne zaman gerçekleşecek merakla bekliyorum.
en sevdiğim şarkıları ise şu şekilde;
çıkış yaptıkları dönem death metal ile uğraşan grup daha sonra çıkardıkları progressive adlı demodan sonra senfonik metale yönelmişlerdir.
klasik ve metal müziği orta çağ müziği ile harmanlayan grubun toplam 4 adet stüdyo albümü bulunmaktadır.
1997'de and thou shalt trust... the seer adlı ilk albümleri yayınlamışlar, bu albümde (bkz: nostradamus)'un hayatını ele almış ve işlemişlerdir.
ikinci albümlerinde de aynı konuyu işleyen grup, üçüncü albümleri olan eppur si muove'i 2004 yılında yayınlamış bu albümü de (bkz: galileo)'ya adamışlardır.
2008 yılında yayınlanan son albümleri tales of ıthiria diğer albümlere göre daha kurgusaldır.
artı olarak tüm şarkıların sözleri ve bestesi grubun kurucusu olan asis nasseri'ye aittir.
türkiye'de azımsanmayacak kadar hayran kitlesine sahip olan grup zaman zaman türkiye'de konser veriyor. hatta sadece istanbul'da konser vermekle kalmayıp izmir, ankara gibi şehirlerde de konser veriyorlar. geçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle iptal olan konserleri ne zaman gerçekleşecek merakla bekliyorum.
en sevdiğim şarkıları ise şu şekilde;
devamını gör...
dom dom kurşunu
türkünün hikayesini anlatıyorum: bakalım dom dom kurşunu neymiş?
aşık mahzuni şerif kahvede eline sazını alıp türkü söyler. 4 defa evi yakılan inatla evini onaran ve köyünü terketmeyen mahsuni'ye pusu kurarlar. domuz kurşunuyla kahveyi tararlar. (dom dom kurşunu buradan geliyor) mahsuni'yi hedef alan o kurşunlardan biri arkadaşı'nın tam kaşının ortasına isabet eder. kaşların arasından dom dom kurşunu değdi türkü böyle başlıyor. arkadaşı oracıkta ölüyor. mahsuni'ye yine acıklı bir hikaye bırakıyor.
türkü'de geçen hançer yarası değil dom dom kurşunu değdi sözüde hz. hasan'ın alnına vurulan hançerle öldürülmesine göndermedir.
ah bu türküler hareketli olanlarının altında bile hep bir keder var.
aşık mahzuni şerif kahvede eline sazını alıp türkü söyler. 4 defa evi yakılan inatla evini onaran ve köyünü terketmeyen mahsuni'ye pusu kurarlar. domuz kurşunuyla kahveyi tararlar. (dom dom kurşunu buradan geliyor) mahsuni'yi hedef alan o kurşunlardan biri arkadaşı'nın tam kaşının ortasına isabet eder. kaşların arasından dom dom kurşunu değdi türkü böyle başlıyor. arkadaşı oracıkta ölüyor. mahsuni'ye yine acıklı bir hikaye bırakıyor.
türkü'de geçen hançer yarası değil dom dom kurşunu değdi sözüde hz. hasan'ın alnına vurulan hançerle öldürülmesine göndermedir.
ah bu türküler hareketli olanlarının altında bile hep bir keder var.
devamını gör...
kitapların asla şarjı bitmez
kitapların şarjının bitmemesi kadar güzeldir,bisikletin benzin zamından etkilenmiyor oluşu.bir kitap ve bisiklet.özgürlük ucuzdur.
devamını gör...
türkiye’nin girişine yazılması gereken söz
kalabalıksanız, 2x2=5 diyebilirsiniz.
devamını gör...



