ülkede atatürk ü severken osmanlıyı kötüleyen veya osmanlıyı severken atatürkü kötüleyen. kavramları kutuplaştıran aptal ordusu.
devamını gör...

ben şahsen hiç birşeyin, adını, yazarını ressamını, tarihini aklımda tutamıyorum, önemsemiyorum sanırım, ama bir resmi beğendiysem, boyanın kalınlığından, dokusuna, renklerin kontrasından, çizgilerin formundaki sertliğe, yumuşaklığa, hepsini renkli ve net hatırlıyorum,

mesela biyografi çok okuyorum ama, google da birşeyi bulmak için bir sürü şey yazmak zorunda kalıyorum, eserlerini yaparken yaşadıklarından dolayı o eserdeki figürlerin anlamını, neyi temsil ettiğini, ne kadar zamanda yaptığını, nasıl yaptığını, biliyorum ama heykeltraşın adını tutmuyorum kafamda, evet 5 ressam sayamam ama, bu sanat eseri görmediğim anlamına gelmez.
devamını gör...

tarih agustos 2017 yer trabzon macka. pkk denilen teror orgutu civarlardaki evlerden birine erzak icin baskin yapiyor, o sirada bu kucuk kahraman olayi gormesiyle jandarma ya haber veriyor. cikan catisma sonucu vurulup sehit oluyor...boyundan buyuk kahramanlik hikayesi boyle eren' in.

hakikaten iyi varsin be eren, sen ne guzel bir cocukmussun.
devamını gör...

hayatının her döneminde er ryan ve kendi çocuklarını kıyaslayan teyzedir aynı zamanda. er ryan'ın kendini kurtarmasının teyzeye ne faydası olduğu ise tam bir muammadır.
devamını gör...

sözlükte ilgili buton-menüye rast gelmediğim göremediğim eylem.

neden yok ki. profilleri mi dolaşacağız?


edit: alıştığımdan farklı bir yerdeymiş buldum tamam. *
devamını gör...

(bkz: steve jobs) denen ademoğlu dört bir tarafımıza akıllı telefonları sarmadan önce sol bileğimizde taşıdığımız alet. eskiden itibar nesnesi, statü belirleme aletiydi. orta hallinin kolundaki zamanı, zenginin kolundaki de onu taşıyanın kalibresini gösterirdi. şimdi herkes telefonunun ekranına bir tık atıp zamanı hesaplamaya çalışıyor. kol saati de artık akıllı telefonlarla baş etmeye çalışan bir gariban oldu.
devamını gör...

günaydın sözlük. bugün burnuna sinek konan bir bebek gibi uyandım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

durum: bir tavuk, bir yolda karşıdan karşıya geçer.

soru: tavuk karşıdan karşıya niçin geçer?

yanıtlar:

rene descartes:
yolun öbür tarafına geçmek için.

eflatun:
iyiliği için. gerçek, öteki taraftadır.

arıstoteles:
karşıdan karşıya geçmek tavuğun doğasıdır.

karl marx:
tarihsel olarak kaçınılmazdı.

hıpokrates:
pankreasının aşırı salgısı yüzünden.

martın luther kıng jr.:
tüm tavukların nedenini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.

rıchard m. nıxon:
tavuk karşıdan karşıya geçmedi. tekrar ediyorum, tavuk asla yolun karşısına geçmedi.

sıgmund freud:
tavuğun karşıdan karşıya geçmesiyle ilgilenmeniz, sizde güçlü bir cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.

buddha:
bu soruyu sormak, sizin kendi tavuk doğanızı inkar etmektir.

galıleo galıleı:
oysa tavuk karşıdan karşıya geçiyor...

charles de gaulle:
tavuk belki yolun karşısına geçti, ama otoyolun karşısına henüz geçmedi.

albert eınsteın:
tavuğun yolun karşısına geçmesi ya da yolun tavuğun ayakları altında yer değiştirmesi, tümüyle sizin gösterdiğiniz referansa bağlıdır.

bıll clınton:
anayasa üzerine yemin ederim ki bu tavukla aramda hiçbir şey geçmemiştir.

george w. bush:
tavuğun bu yolda bm kararlarına rağmen cezalandırılmadan karşıdan karşıya geçmesi, demokrasiye, özgürlüğe ve adalete kafa tutmaktır. bu durum, yolu bizim çoktan bombalamış olmamız gerektiğini göstermektedir.

nihat doğan:
benim ülkemin tavuğunun yürüyüşü bile farklı.

necati şaşmaz:
hlıfhngvoımhugş oıugogrruygcs

süleyman demirel:
tavuk geçmişse geçmiş, geçmemişse geçmemiştir.

tansu çiller:
bu memleket için karşıdan karşıya geçen tavuk da bizimdir, üstünden geçen traktör de bizimdir.

bülent arınç:
tavuğun karşıdan karşıya geçmesi çok manidardır.

r. tayyip erdoğan:
- ben imamhatip yıllarımda tavuklu sandviç de satmıştım.
- biz karşıdan karşıya geçmesini tavuktan öğrenecek değiliz.

ilber ortaylı:
cahiller anlamaz niçin karşıya geçtiğini
devamını gör...

"çerkeslerin köyünü yaktık hayvanlarını öldürdük ekinlerinin üstünde atlarımızı sürdük..çocuklarını acımasızca öldürdük...
ve çar bize bu katliamları yaptık diye bu onur madalyasını verdi
hangi onur?
hangi onurlu insan bunları yapar?
ben tanırıya beni affetmesi için her gün yalvarıyorum
onlar vatanlarını savundular ve yiğit insanlardı
biz ise insanlıktan çıkmış birer ucubeden farksızdık elimize esir düşen çerkeslerle yanyana geldiğimizde sanki biz onların esiri gibi duruyorduk onlar ise dimdik vakur duruşlarından taviz vermiyorlardı.
tanrı beni affetsin" yüzbaşı alexander zyatov-1865.

(bkz: 21 mayıs 1864 çerkes soykırımı) unutmadık, unutmayacağız.

bugünü unutmayan ve sözünü eden ekrem başkana saygılar.. buradan
devamını gör...

her şeyi duyuyor, hiçbir şeyi bilmiyoruz olric. bu duvarlar arasında kapandık kaldık. savaş diyorlar, öldüler diyorlar, halk diyorlar. ne biçim şeyler bunlar? rivayetler dolaşıyor, sözler geliyor kulağıma. hep bir yerlerde bir şeyler oluyor, biz bilmiyoruz olric. hep anlatıyorlar, söylüyorlar, naklediyorlar.*
oğuz atay- tutunamayanlar (kitap)
devamını gör...

ayçiçek yağı
devamını gör...

doğru düzgün bisiklet yolu olmadığı için mecbur kalmış insandır..
devamını gör...

çarmıha gerildikten sonra annesi meryem'in kucağında yatan hz. isa' yı betimlediği pieta adlı heykeli imzaladığı tek eseridir.
imzası
michael angelus bonarotus florentinus faciebat (floransalı michelangelo bounarroti tarafından yapıldı)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir caner çelebi özlü sözü der ki: "arkadan kuyu kazmak çok saçma, geriye doğru mu yürüyorsun ki? sen gittikten sonra arkanda hendek olmuş ne fayda?" ve yine başka bir vecizesinde ablasına hitaben, "abla sana laf anlatmak koşu bandında koşmak gibi, koşuyorsun koşuyorsun ama bir yere varamıyorsun." der. kısaca caner hatrına izlediğim, aksi takdirde çöp olan dizi.
devamını gör...

leyla the band şarkısı.

devamını gör...

eylüling gibi bir ismi vardı sanki, bir kaç resmini, bir kaçta tanımını okudum, sevimli lan.
devamını gör...

yalnız bir opera
(bkz: murathan mungan)'ın insanda şiir yazma hevesi getiren etkileyici bir şiiri. 1992 tarihli yaz geçer adlı kitabından.
her dizesi anıları canlandırır. geçmişteki bir ilişkinizi adeta baştan sona anlatır. her okuyuşta farklı bir şeyler hissettirir. kimine göre bir şiir, kimine göre ise anlatması epey zor.
...ve bitti
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
başlangıçta doğruydu belki. sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin
yaz başıydı gittiğinde. ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. kimsesiz bir yazdı. yoktun. kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yaz başıydı gittiğinde. sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
mayıs. seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
yaz başıydı gittiğinde. bir aşkın ilk günleriydi daha. aşk mıydı,
değil miydi? bunu o günler kim bilebilirdi? “eylül’de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen” notunu buldum kapımda. altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04’tü onu bulduğumda.
daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman’ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını
gittin. koca bir yaz girdi aramıza. yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.
fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?
şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.
kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak…
böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
dışarıda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
bir ayrılığın ilk günleridir daha
her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla
gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saatin tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
kendimizi hazırlar gibi
yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
bana zamandan söz ediyorlar
gelip size zamandan söz ederler
yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. dahası onlar da bilirler. ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. zaman alır.
zaman
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
dilerim geri teper. yoksa gerçekten
bitmişsinizdir.
zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
önemi kavranır. bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
kazanır. yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
herşeye iyi gelen zaman sizi kanatır
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
bunlar da bir ise yaramadıysa
demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda
bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim. bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzak uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
duyarlığın gece mekteplerinden geldim
bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
ilerledikçe… kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
aşk ve acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden. karardı dizeler.
aşk… bitti. soldu şiir.
büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
aşk yalnız bir operadır, biliyordum: operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. terli ve kirliydim.
sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri… panayır yerleri…
ölü kelebekler… ölü kelebekler…
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı
aşkın bir yolu vardır
her yaşta başka türlü geçilen
aşkın bir yolu vardır
her yaşta biraz geçikilen
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
sen de değilsin. o da değil
kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. bitmemiş bir şiirin ortasında
darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey
şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden
dönüp ardıma bakıyorum
yoksun sen
ey sanat! her şeyi hayata dönüştüren...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ak çaylak
emin yoğurtcuoğlu'nun kadrajından.
devamını gör...

asla seçemeyeceğim şarkıdır.

o kadar kaliteli bir kadın ki, bütün eserleri eşsiz bir mücevher gibi. en güzelini seçemem hepsi mükemmel bir sanat eseri. her şarkısı apayrı bir dünya aralıyor insanın ruhuna.
keşke şebom ölümsüz olsa.*
devamını gör...

dilek özçelik isimli trakya üniversitesi ingilizce öğretmenliği öğrencisi, kanser hastası genç kızın eski bakan erdoğan bayraktar'dan yardım istemesi ve bakanın kızı dilenci sanıp eline para tutuşturması sonucundan genç kızın ağzından dökülen yürek yakan cümledir. ağlayarak kalabalık içinde gözden kaybolan dilek 14 ocak 2018 tarihinde kansere yenik düşmüştür.

vebali omuzlarınızdadır.

buradan
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim