ankara'da yaşayan normal sözlük yazarları kulübü
illa gelecekseniz kalın giyinin. içliksiz gelmeyin.
devamını gör...
enjoy i'm vaccinated
iyi eğlenceler aşılandım.*
devamını gör...
sözlük yazarlarının takıntıları
kapıyı kilitlememe rağmen ısrarla kapıyı açmaya çalışarak kapının kilitlenip kilitlenmediğini kontrol etmek.
devamını gör...
memo tembelçizer
mehmet çilingir isimli karikatüristin takma adı.
1980 ve 90'ların ünlü mizah dergileri limon, penguen, l-manyak ve pişmiş kelle'de çizimleri yayımlanırdı. uykusuz dergisinin kurucularından biridir. hortlak dergisinde çiziyordu en son.
o dönemlerde bu dergileri okuyanlarınız varsa, aşık memo karakterini mutlaka hatırlarsınız. kafiyeli, hece ölçülü, cinsel içerikli ve ağırlıklı olarak da mastürbasyon konulu şiirleri vardı. hatta dergideki bir diğer köşesinin ismi de mastürbatörler derneği'nin kısaltması olan mast-der idi.
1980 ve 90'ların ünlü mizah dergileri limon, penguen, l-manyak ve pişmiş kelle'de çizimleri yayımlanırdı. uykusuz dergisinin kurucularından biridir. hortlak dergisinde çiziyordu en son.
o dönemlerde bu dergileri okuyanlarınız varsa, aşık memo karakterini mutlaka hatırlarsınız. kafiyeli, hece ölçülü, cinsel içerikli ve ağırlıklı olarak da mastürbasyon konulu şiirleri vardı. hatta dergideki bir diğer köşesinin ismi de mastürbatörler derneği'nin kısaltması olan mast-der idi.
devamını gör...
içinde kadın kelimesi geçen başlık görünce dellenen kadın
kadın kelimesi geçen her başlığa sinirlenmediğinden, aslında var olmayan kadın.
(bkz: kadın mucitler)
böyle başlıklar açtınız da bir şey mi dedik?
(bkz: kadın mucitler)
böyle başlıklar açtınız da bir şey mi dedik?
devamını gör...
konusu açılınca baş ağrıtan şeyler
adı geçer geçmez bir ağrı sokar başınıza ufaktan sızlar sonrada başlar ağrımaya unutmak istersiniz ama düşündükçe yerleşir aklınıza.
aklıma ilk olarak futbol geliyor bir fenerbahçe li olarak.
aklıma ilk olarak futbol geliyor bir fenerbahçe li olarak.
devamını gör...
klasik anne sözleri
"her yer her yerde." bu cümlecik; "anneliğe giriş" cümlesidir. bizimki ananem tarafından bir prenses olduğuna çok inandırılarak yetiştirildi. pek az şey bilir ev işleri konusunda. düşün bak ben erkek halimle annemden daha çok şey biliyorum. bu sevimsiz cümleyi de sanki kendisi çok düzenli biriymiş gibi gururla söyler. savurur etrafa. çocukken disiplin ayağına; "herkes kendi odasını toplayacak, yataklarını kendisi düzenleyecek" kuralını bize bi güzel yedirdi. kendi odası o kadar da düzenli değildi ama bunu fark ettiğimde ben kocaman bir deve olmuştum. biliyosunuz ki deveyi uçurumlardan uçuran bir tutamcık ottur. neyse.
"her yer her yerde" cümleciği anne dilinde nesnelerin ait olmadıkları yerlerde bulunmadığı durumlarda söylenir. klasik bir; "her yer her yerde"lik kurgusunda haşortmanınız dolabınızda değil yatağınızın üstündedir örneğin. çünkü okula giderken haşortmanınızı gayet insani bir hızla, belki de geç kalma endişeyle hemencecik çıkartmış ve okul üniformasını giymiş, arkanıza hiç bakmamışsınızdır. doğaldır bu. neden ama neden olmasındır?
nesnenin ait olduğu yerde olamaması anne zihninde mekandaki düzene yönelik bir saldırı gibi algılanır. "evin sahibi" olma ayrıcalığını kaybetmek istemeyen anne bazen aile içindeki gücünü belirlerken otoriter olabilir. otoritesini nesne ve mekandaki genel geçer kurallardan ziyade nesneyi kullananlar ve o mekanda bulunanlar üzerinden tekrar tekrar şekillendirir ve tanımlar. nesnenin mekandaki yeri, annenin mekandaki yeridir temsilen. nesne şayet mekanda anne tarafından belirlenen o yerde değilse anne bunu kendi yüksek şahsiyetine yapılan bir saldırı olarak algılar. "her yer her yerde" cümleciği analar, analarımız arasındaki bir garip; "ben anayım" şifresidir. ancak bir anne mekandaki nesnenin milimlik değişimini algılar.
ilk; "her yer"den kastı direkt nesnedir. işte vazodur, ayakkabılardır, kıyafetlerdir, yastıklardır, biblolardır. ikinci; "her yer"se mekandır, kişiye tahsis edilmiş mekanlar ve ortak kullanım alanları. sorun esasen ortak kullanım alanlarında çıkar. anne, ortak kullanım alanlarındaki kötüye gidişi kendi üzerine alır ve bu sorumluluğu biraz abartır. odanızdaki çekmece mahreminizdir; oradaki levye sadece acil durumlar içindir. hiçbir güç neden bir erkeğin göz altı kremine ihtiyaç duyduğunu sorgulayamaz ve peruklar sadece eğlencesinedir. duvarlardaki tommy defendi, austin wolf, tim kruger, william seed, rafael alencar, chris damned, colby keller, carter dane, bilhassa markus kage posterinize anneniz karışamaz. eski sevgilinizi üzerini çarpı koyarak baş ucunuza astığınız resimle anmayı istemek kötü bir fikirse bile odanız, kuşkusuz mahreminizdir.
"her yer her yerde" cümleciği engellenemez olmayan ama engellenmesi mümkünken durdurulamayan bir boşvermişliğe yönelik garip dağınıklığı, daraltılmış bir alandaki istemsiz kaosu önce anne zihninde, belki annesinden devralarak tekrar tekrar betimler. "her yer her yerde" cümleciği, hangi kültür, eğitim, iktisadi seviyede olursa olsun belli bir yaşa gelmiş bütün kadınların sosyal dramını ifşa etmek için ürettiği, kendi aralarında bile belki böyle selamlaştıkları gizli bir örgütsel yapılanmanın, atö'nün, yani anne terör örgütünün sloganıdır. anne terör örgütü, atö, lidersiz, kar amacı asla gütmeyen bir evladı hayattan soğutma projesidir ki allah evlatlarının aklını bu gibi cümlelerle karıştıran anaları, çok canlarını yakmadan biraz ıslah etsin.
"her yer her yerde" cümleciği anne dilinde nesnelerin ait olmadıkları yerlerde bulunmadığı durumlarda söylenir. klasik bir; "her yer her yerde"lik kurgusunda haşortmanınız dolabınızda değil yatağınızın üstündedir örneğin. çünkü okula giderken haşortmanınızı gayet insani bir hızla, belki de geç kalma endişeyle hemencecik çıkartmış ve okul üniformasını giymiş, arkanıza hiç bakmamışsınızdır. doğaldır bu. neden ama neden olmasındır?
nesnenin ait olduğu yerde olamaması anne zihninde mekandaki düzene yönelik bir saldırı gibi algılanır. "evin sahibi" olma ayrıcalığını kaybetmek istemeyen anne bazen aile içindeki gücünü belirlerken otoriter olabilir. otoritesini nesne ve mekandaki genel geçer kurallardan ziyade nesneyi kullananlar ve o mekanda bulunanlar üzerinden tekrar tekrar şekillendirir ve tanımlar. nesnenin mekandaki yeri, annenin mekandaki yeridir temsilen. nesne şayet mekanda anne tarafından belirlenen o yerde değilse anne bunu kendi yüksek şahsiyetine yapılan bir saldırı olarak algılar. "her yer her yerde" cümleciği analar, analarımız arasındaki bir garip; "ben anayım" şifresidir. ancak bir anne mekandaki nesnenin milimlik değişimini algılar.
ilk; "her yer"den kastı direkt nesnedir. işte vazodur, ayakkabılardır, kıyafetlerdir, yastıklardır, biblolardır. ikinci; "her yer"se mekandır, kişiye tahsis edilmiş mekanlar ve ortak kullanım alanları. sorun esasen ortak kullanım alanlarında çıkar. anne, ortak kullanım alanlarındaki kötüye gidişi kendi üzerine alır ve bu sorumluluğu biraz abartır. odanızdaki çekmece mahreminizdir; oradaki levye sadece acil durumlar içindir. hiçbir güç neden bir erkeğin göz altı kremine ihtiyaç duyduğunu sorgulayamaz ve peruklar sadece eğlencesinedir. duvarlardaki tommy defendi, austin wolf, tim kruger, william seed, rafael alencar, chris damned, colby keller, carter dane, bilhassa markus kage posterinize anneniz karışamaz. eski sevgilinizi üzerini çarpı koyarak baş ucunuza astığınız resimle anmayı istemek kötü bir fikirse bile odanız, kuşkusuz mahreminizdir.
"her yer her yerde" cümleciği engellenemez olmayan ama engellenmesi mümkünken durdurulamayan bir boşvermişliğe yönelik garip dağınıklığı, daraltılmış bir alandaki istemsiz kaosu önce anne zihninde, belki annesinden devralarak tekrar tekrar betimler. "her yer her yerde" cümleciği, hangi kültür, eğitim, iktisadi seviyede olursa olsun belli bir yaşa gelmiş bütün kadınların sosyal dramını ifşa etmek için ürettiği, kendi aralarında bile belki böyle selamlaştıkları gizli bir örgütsel yapılanmanın, atö'nün, yani anne terör örgütünün sloganıdır. anne terör örgütü, atö, lidersiz, kar amacı asla gütmeyen bir evladı hayattan soğutma projesidir ki allah evlatlarının aklını bu gibi cümlelerle karıştıran anaları, çok canlarını yakmadan biraz ıslah etsin.
devamını gör...
altıncı george
york dükü iken abisi sekizinci edward'ın tahttan çekilmesiyle kral olan, şimdiki ingiltere kraliçesi elizabeth'in babası ingiliz kral.
kendisi biraz çekingen karakterli birisi olmakla birlikte kral olmayı da hiçbir zaman istememiştir. daha doğrusu böyle bir ihtimal ağabeyi ölmediği sürece zaten yoktur. belki de bu yüzden hiçbir zaman kral olamayacağını bilmenin rahatlığını da yaşıyordu. kekeme olması da işin tuzu biberi. ingiltere kraliyet sisteminde, kral olan kişi halkın sesidir. ironik tarafı york dükü olan george kekemeliğinden dolayı özgüvensiz biridir. babası beşinci george bu konuda çok katı bir adam olduğu için çocukluğu ve gençliği bu kekemeliğin getirdiği özgüvensizlikle geçmiştir.
1939'da ağabeyi tahttan çekilince adeta bir şok yaşar. öncesinde kekemeliği için aldığı konuşma terapisi gibi tedaviler neyse ki hayatının geri kalanında işine yarayacaktır. savaş boyunca yaptığı halka seslenişlerle ingiltere'de savaşın sembolü olmuştur.
aslında düşününce 2. dünya savaşı arefesinde tahta geçtiğinde kabus gibi yıllar yaşamıştır. çok kısa bir süre sonra nazi kuvvetleri polonya'dan çekilmediği için ingiliz kabinesi almanya'ya savaş ilan etmiştir. zaten kral olmanın sorumluluğunu hiç istemeyen bir deniz subayı olan yeni kral, üstüne bir de kendisini savaşın göbeğinde bulmuştur. burada benim çok inandığım "zorlu bir görevi en iyi yapacak kişi, o görevi en az isteyen kişidir" tezini de doğruluyor. ingiltere, george'un ağabeyi edward kralken savaşa girse çok daha değişik bir 2. dünya savaşı yaşanırdı. edward, hitler'e sempati duymasa da onun yenilemeyecek bir düşman olduğunu düşünüyordu. bu yüzden nazilere karşı ılımlı bir kraliyet üyesiydi. bugün hala bu rezillik unutulmamıştır. kraliçe elizabeth'in hükümdarlık döneminde, amcası edward'ın nazilerle bağlantılarının olduğu evraklar gün yüzüne çıkmış, kraliyet bunu gizlemek için elinden geleni yapsa da evraklar o günün basınında inanılmaz bir yankı uyandırmıştır.
sigaraya düşkünlüğü yüzünden krallığının son yıllarında akciğer hastalığına yakalanır. burada elbette 2. dünya savaşındaki hükümdarlığının yarattığı stres durumunu atlamamak gerekir. daha öncesinde de çok çabuk sinirlenip parlayan bir yapısı olduğu bilinirken son yıllarında bu asabiyet durumu git gide artmıştır. öleceğini bilen bir kralın, bu ağır yükü kendi kızının omuzlarına yıkacağını bilmesi kimi delirtmez ki? elizabeth'i bu yüzden son yıllarında kraliçe olmaya hazırlamıştır.
1952 yılında ilerleyen kanser hastalığı sonucu hayatını kaybetmiş, tahtına da beklendiği üzre büyük kızı elizabeth geçmiştir. kraliçe elizabeth günümüze kadar görevini sürdürmüş ve hala sürdürmektedir.
kendisi biraz çekingen karakterli birisi olmakla birlikte kral olmayı da hiçbir zaman istememiştir. daha doğrusu böyle bir ihtimal ağabeyi ölmediği sürece zaten yoktur. belki de bu yüzden hiçbir zaman kral olamayacağını bilmenin rahatlığını da yaşıyordu. kekeme olması da işin tuzu biberi. ingiltere kraliyet sisteminde, kral olan kişi halkın sesidir. ironik tarafı york dükü olan george kekemeliğinden dolayı özgüvensiz biridir. babası beşinci george bu konuda çok katı bir adam olduğu için çocukluğu ve gençliği bu kekemeliğin getirdiği özgüvensizlikle geçmiştir.
1939'da ağabeyi tahttan çekilince adeta bir şok yaşar. öncesinde kekemeliği için aldığı konuşma terapisi gibi tedaviler neyse ki hayatının geri kalanında işine yarayacaktır. savaş boyunca yaptığı halka seslenişlerle ingiltere'de savaşın sembolü olmuştur.
aslında düşününce 2. dünya savaşı arefesinde tahta geçtiğinde kabus gibi yıllar yaşamıştır. çok kısa bir süre sonra nazi kuvvetleri polonya'dan çekilmediği için ingiliz kabinesi almanya'ya savaş ilan etmiştir. zaten kral olmanın sorumluluğunu hiç istemeyen bir deniz subayı olan yeni kral, üstüne bir de kendisini savaşın göbeğinde bulmuştur. burada benim çok inandığım "zorlu bir görevi en iyi yapacak kişi, o görevi en az isteyen kişidir" tezini de doğruluyor. ingiltere, george'un ağabeyi edward kralken savaşa girse çok daha değişik bir 2. dünya savaşı yaşanırdı. edward, hitler'e sempati duymasa da onun yenilemeyecek bir düşman olduğunu düşünüyordu. bu yüzden nazilere karşı ılımlı bir kraliyet üyesiydi. bugün hala bu rezillik unutulmamıştır. kraliçe elizabeth'in hükümdarlık döneminde, amcası edward'ın nazilerle bağlantılarının olduğu evraklar gün yüzüne çıkmış, kraliyet bunu gizlemek için elinden geleni yapsa da evraklar o günün basınında inanılmaz bir yankı uyandırmıştır.
sigaraya düşkünlüğü yüzünden krallığının son yıllarında akciğer hastalığına yakalanır. burada elbette 2. dünya savaşındaki hükümdarlığının yarattığı stres durumunu atlamamak gerekir. daha öncesinde de çok çabuk sinirlenip parlayan bir yapısı olduğu bilinirken son yıllarında bu asabiyet durumu git gide artmıştır. öleceğini bilen bir kralın, bu ağır yükü kendi kızının omuzlarına yıkacağını bilmesi kimi delirtmez ki? elizabeth'i bu yüzden son yıllarında kraliçe olmaya hazırlamıştır.
1952 yılında ilerleyen kanser hastalığı sonucu hayatını kaybetmiş, tahtına da beklendiği üzre büyük kızı elizabeth geçmiştir. kraliçe elizabeth günümüze kadar görevini sürdürmüş ve hala sürdürmektedir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bayağıdır buraları boşladım ama kendimle savaşım hiç bitmiyor ki... sanki birçok cephede savaşan bir asker gibiyim, bir cephedeki saldırıyı biraz püskürtürken diğer cephede savaş şiddetleniyor... neyse artık hep bildiğim ve hiç unutmak istemediğim bir şey var ki her ne olursa olsun, sakin olmak, kendime şefkatli davranmak işleri kolaylaştırıyor.. en azından yaşananlar karşısında bir de kendi kendimi pataklamıyorum... şu kilo verme meselesi, bayağı zamandır gündemimde... karaciğer yağlanması da olunca diyetisyene gidip kendime daha kontrollü bir sistem oturtmak istemiştim ama olmuyor öyle işte... bana birisi yasak deyince o yasakları delmek için uğraşan bir yaramaz kız çocuğu var sanki içimde... bu gerçeği bildiğimden önceki seneler hiç diyetisyene gitmeden çok rahat kendi kendime sağlıklı beslenme ve spor programı düzenlemiş ve çok da iyi kilo vermiştim ama aradan geçen zaman içinde bu programı da bozacak kadar bazı zorluklar yaşayınca sağlıklı beslenme, spor falan yalan olmuştu. sonrasında karaciğer yağlanmasıyla yüzleşip daha da sıkı diyet yapmam lazım artık diyerek diyetisyene gitmiştim ama diyetisyene gittikten sonra daha çok kilo almıştım... şimdi de aynı döngü içindeyim... zorunluluklar, yasaklar falan beni bozuyor... halbuki yasak olmayınca o yiyecek aklıma bile gelmez ama yasak olduğunda aklımdan çıkmıyor... bu arada takibe aldığım hem psikolog hem de diyetisyen olan birisinin bir sözü bu konuda farkındalık kazanmamı sağladı... kendisi diyet mantığına karşı olan bir diyetisyen, yani piyasada pek nadir görülen türden bir diyetisyen.. neyse şöyle yazmış: "sağlık sorunlarından dolayı diyet yapmanız gerekiyorsa bile, burada amaç size sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmaktır, yani yiyecekleri kısıtlamaya değil, sağlıklı yiyeceklere odaklanın." evet, bir kez daha anladım, yasak yiyecek diye bir şey yok aslında, dikkatini sağlıklı yiyeceklere verdiğinde o "yasak" yiyeceklerden de canın çektiğinde az miktarda yediğinde zaten kilo veriyorsun... yani, yasaklama, kısıtlama yok... dikkatini sağlıklı yiyeceklere, spora vermek var... bugün itibariyle buzdolabıma yapıştırdığım diyet listemi kaldırdım.. yasakların olmaması bile beni psikolojik açıdan rahatlatıyor... hadi bakalım birinci önceliğim kendime şefkatli olmak, sonrasında zaten istediklerimi başarırım diye umuyorum...
devamını gör...
tarihte bugün
dünya (bkz: down sendromu) farkındalık günüdür.
devamını gör...
herkesin okumuş gibi davrandığı kitaplar
(bkz: kur'an)
devamını gör...
cuma namazı vakti entry giren erkek yazar
şehirlerdeki saat farkı?
devamını gör...
sainte nitouche
fransızca, kusurlarını namusluluk ve yapmacık sofuluk maskesi altında gizleyen kişi.
devamını gör...
b12 vitamini eksikliği
mideden salgılanan intrinsik faktörün yokluğu ile de ortaya çıkabilen durumdur. bu tip hastalar besinlerdeki b12yi vücutlarında kullanamazlar. yani b12 geldiği gibi emilmeden atılır. bu hastalar b12nin tablet formu yerine iğnesini ömür boyu kullanmak zorundadırlar.
devamını gör...
şort giymek mi daha günah kumar oynamak mı sorunsalı
kendimi diyanet sözlükte sanmama neden olan sorunsal.
ne çok âlim varmış burada. toplasip yeni bir mezhep çıkarın bari.
ne çok âlim varmış burada. toplasip yeni bir mezhep çıkarın bari.
devamını gör...




