elmalı çocuk istismarı davası
sosyal medyayla adalet aramak, adalet değildir. yapacak başka bir şey gelmiyor elden. bu karara itiraz edildi.buradan
en kısa zamanda suçluların ve o suçluları yargılayıp serbest bırakanların da cezasını çekmesini diliyorum.
en kısa zamanda suçluların ve o suçluları yargılayıp serbest bırakanların da cezasını çekmesini diliyorum.
devamını gör...
instagram biosuna tarih atan tip
tek başarısı o olduğu için tarih atması normal olan tiplerdir.
devamını gör...
lambalı radyo
1970'li yılların ortalarında televizyon yayınları başlayana kadar radyo, insanların büyük keyif cihazı olmuştu. eskiden radyo günlük hayat, saatler ve haberlere eşlik eder, koca möbleli ve lambalı radyolar, kocaman pilleri ile evlerin baş köşesinde, en değerli eşya statüsü görürmüş. önden çevrilen iki yuvarlak düğme ile yan yana tuşları olurmuş. istasyon ibresinin hareket ettiği cam panelde ankara, istanbul, sofya, moskova, varşova, paris, münih, kahire viyana, atina, prag, tel aviv gibi şehirlerin isimleri yer alır, fakat çıka çıka sadece ankara radyosu çıkarmış. düğmelerden biri ses ayarlamada kullanılırken, diğeriyle de uğultulu ve parazitli sesler arasında istasyon bulunurmuş. bu radyoların ısınması şart olurmuş, ısındıktan bir hayli sonra da hasbelkader şimdi zeki müren'den solo şarkılar dinleyeceksiniz... gibisinden anons duyulurmuş. radyo kullanımı o zamanlar sabır isteyen bir işmiş. hatta bazı radyo sahipleri evlerinin çatısına büyük antenler çekerler ve istanbul polis radyosu veya ankara uzun dalga radyosu gibi istasyonları dinlemek için çaba gösterirlermiş. lambalı radyolara, günümüzde bile müziği seven, hassas, duygulu insanların nostalji yaşatan antika bir eşyası olarak rastlanabilir.
devamını gör...
sevgiliden ayrılmak için sebepler
birileri demiş sevgi/aşk azalınca biter vs.
ilk olarak bu tarz tiplerle sakın bir ilişkiye başlamayın arkadaşlar. kendine hayrı olmayan karakteri oturmamış sabırsız ve anlık yaşayan bu tarz zıp zıp insanlar üzerinizde gereksiz yere leke bırakır. bak tam surdan sen bi s** git deyip ciddi kişilere yönünüzü çevirin. kişinin en azından ilişkiye bakış açısını öğrenmeden kendinizi koy vermeyin.
ben sadece ciddi bir yola girmek istediğim kişiye kendimi açarım bu da hayatta 2 kişi kadardı. onun dışında ne kendimden ne yasantimdan prensip ve dünya görüşümden kesinlikle bahsetmem. onun dışında bitmesinin tek sebebi ise çok basit hayata bakışin uyuşmaması. başta anlamiyor muydun bunu hayır kardeşim kadın kişiyi istediğinde sadece sizin duymak istediklerinizi öyle bir söyler ki ruhunuz uzun süre duymaz. ben kendimi insan sarrafi bilirdim en sonuncusu vay anasını dedirtti.
ilk olarak bu tarz tiplerle sakın bir ilişkiye başlamayın arkadaşlar. kendine hayrı olmayan karakteri oturmamış sabırsız ve anlık yaşayan bu tarz zıp zıp insanlar üzerinizde gereksiz yere leke bırakır. bak tam surdan sen bi s** git deyip ciddi kişilere yönünüzü çevirin. kişinin en azından ilişkiye bakış açısını öğrenmeden kendinizi koy vermeyin.
ben sadece ciddi bir yola girmek istediğim kişiye kendimi açarım bu da hayatta 2 kişi kadardı. onun dışında ne kendimden ne yasantimdan prensip ve dünya görüşümden kesinlikle bahsetmem. onun dışında bitmesinin tek sebebi ise çok basit hayata bakışin uyuşmaması. başta anlamiyor muydun bunu hayır kardeşim kadın kişiyi istediğinde sadece sizin duymak istediklerinizi öyle bir söyler ki ruhunuz uzun süre duymaz. ben kendimi insan sarrafi bilirdim en sonuncusu vay anasını dedirtti.
devamını gör...
kendine gel aptal biz zenginiz
unutulmaz firdevs yöreoğlülu repliğidir. keşke bizimde kendimizi toparlayıp gazlayabileceğimiz sözlerden biri olabilseydi .
devamını gör...
kitap alıntıları
''her şey ben araya giremeden olup bitiyordu. kaderim benim fikrim alınmadan yazılıyordu. bazen içimden herkesin sözünü kesip, 'bir dakika burada sanık kim? sanık olmak önemli bir şey. benim de söyleyeceklerim var!' demek geliyordu ama şöyle bir düşününce söyleyecek bir şeyim yoktu aslında.''
albert camus-yabancı
albert camus-yabancı
devamını gör...
türkiye'den umudunu kesmek
hem haklı hem haksız isyandır. evet çok yanlış şeyler oluyor. yurtdisinda yaşıtlarımiz hem çalışıyor hem de kalan vakitlerinde geziyorlar, eğleniyorlar. ben bunu görüyorum. biz çalışamıyoruz, çalışsak şartlar çok iyi değil. çalıştığımızda da bırak gezmeyi ancak hayatımızı minimal düzeyde idame ettirebiliyoruz. ancak durum kötü diye sadece buradan hayiflanmak neyi değiştirir? bu durumu düzeltmek için bilim üretiyor musun? sanat üretiyor musun? kendini ve ülkeni bir şekilde tanınır hale getirecek işlerin var mı ya da bu yolda misin? kendimize bu soruları sormamız gerek. evet belki almanya'da, singapur'da yaşayan gençler 1 adim atarken biz 10 adım atacağız. ama çare buysa buna odaklanacagiz. başka ülkemiz yok. başka türkiye yok.
ümidim gençliktedir demedi mi?
ümidim gençliktedir demedi mi?
devamını gör...
dadaş
her ne kadar erkek kardeş olarak kullanılsa da erzurum insanında yiğit ve delikanlı anlamını karşılıyor. haysiyet, samimiyet, cesaret, vefa, sadakat, saygı ifadesidir. sivas'ta yiğido , batı anadolu'da efe , ankara'da kardaş hitaplarının yöresel karşılığıdır.
devamını gör...
babe i'm gonna leave you
led zeppelin'in led zeppelin albümünün 2. şarkısıdır. sevilen insandan vazgeçmeye çalıştığımız o çaresiz halimizi anlatır robert plant bu şarkıda. başlarda kendinden emindir, bırakacaktır artık onun peşini ve gidecektir buralardan. yaz gelince bırakacaktır, kesin bırakacaktır. ama şarkı ilerledikçe bu eminlik kendini karamsarlığa ve sonunda teslim oluşa bırakır. onu asla bırakamayacaktır.
birçok led zeppelin fanı tarafından bilinmeyen efsane mi efsane bir canlı performansı da vardır. led zeppelin'in daha ilk zamanlarında 1. albümün çıkışından kısa bir süre sonra daha robert plant 20 yaşındayken ve uyuşturucu, alkol ve stres gibi etkenlerden dolayı sesi tam kıvamında ve gencecik bir delikanlıyken o güçlü sesiyle söyler bu şarkıyı. bonzo (bkz: john bonham), jimmy page ve tabii ki john paul jones da inanılmazdır burada ama robert plant'in bu performansı bence verilebilecek en iyi canlı performanstır. gençliğin verdiği tecrübesizlikle detone olduğunda bir bakışı vardır ki en iyilerin bile hata yapabileceğini ve bunun normal olduğuna kanıt niteliğindedir.
işte o anlar
2:59 detone oluşu
3:12'yi de her duyduğumda iptal oluyorum zaten, bir insanın sesi nasıl bu kadar güçlü olabilir?
birçok led zeppelin fanı tarafından bilinmeyen efsane mi efsane bir canlı performansı da vardır. led zeppelin'in daha ilk zamanlarında 1. albümün çıkışından kısa bir süre sonra daha robert plant 20 yaşındayken ve uyuşturucu, alkol ve stres gibi etkenlerden dolayı sesi tam kıvamında ve gencecik bir delikanlıyken o güçlü sesiyle söyler bu şarkıyı. bonzo (bkz: john bonham), jimmy page ve tabii ki john paul jones da inanılmazdır burada ama robert plant'in bu performansı bence verilebilecek en iyi canlı performanstır. gençliğin verdiği tecrübesizlikle detone olduğunda bir bakışı vardır ki en iyilerin bile hata yapabileceğini ve bunun normal olduğuna kanıt niteliğindedir.
işte o anlar
2:59 detone oluşu
3:12'yi de her duyduğumda iptal oluyorum zaten, bir insanın sesi nasıl bu kadar güçlü olabilir?
devamını gör...
lgbt'li ve hdp'li tayfanın haklı olan her muhalif hareketi baltalaması
nerede haklı bir muhalif hareket olsa yırtık dondan çıkar gibi çıkarak haklılığı haksızlığa dönüştüren üstün çabalarının takdir edilmesi gerekenlerdir.
bu adamların yaptığı muhalefetin başını çektiği hiçbir hareket halkta karşılık bulmaz. aksine muktedirin işine yarar. belki de ipleri muktedirin elindedir. kim bilir ?
ek: halk ''muhafazakar'' adı altında baskın bir fenotip ile sınırlandırılamaz. ama tüm ülkede özgül ağırlığı %1'i bile bulmayan lgbt bayrağıyla topyekün bir muhalefet organize etmeye kalkarsanız sonuçları sadece marjinal ve kısıtlı bir kitlenin cılız zafer nidaları ile son bulur. ona da ancak kargalar güler.
ek2: sevgili zartoşt'un eleştirilerini kıymetli bulsam da, anadolu'nun ücra bir köyünde siyasal islamcılar tarafından hakkı ve hukuku gasp edilen mazlum çiftçiyi şımarık lgbt'lilerin devrimciliği kurtaramaz. tarihte örneği yoktur. bu neoliberal ve sjw saçmalıklarını bırakmalarını salık veririm.
ek3: lol'un uyarısyla ilk cümledeki anlatım bozukluğu düzeltildi.
bu adamların yaptığı muhalefetin başını çektiği hiçbir hareket halkta karşılık bulmaz. aksine muktedirin işine yarar. belki de ipleri muktedirin elindedir. kim bilir ?
ek: halk ''muhafazakar'' adı altında baskın bir fenotip ile sınırlandırılamaz. ama tüm ülkede özgül ağırlığı %1'i bile bulmayan lgbt bayrağıyla topyekün bir muhalefet organize etmeye kalkarsanız sonuçları sadece marjinal ve kısıtlı bir kitlenin cılız zafer nidaları ile son bulur. ona da ancak kargalar güler.
ek2: sevgili zartoşt'un eleştirilerini kıymetli bulsam da, anadolu'nun ücra bir köyünde siyasal islamcılar tarafından hakkı ve hukuku gasp edilen mazlum çiftçiyi şımarık lgbt'lilerin devrimciliği kurtaramaz. tarihte örneği yoktur. bu neoliberal ve sjw saçmalıklarını bırakmalarını salık veririm.
ek3: lol'un uyarısyla ilk cümledeki anlatım bozukluğu düzeltildi.
devamını gör...
kaba olmanın aslında iyi bir özellik olması
evet, "yine geldi tespitini sevdiğim" diyeceğiniz, yepyeni bir tespitim ile karşınızda olduğum başlıktır.
öncelikle şu "kaba olmanın" derecesi konusunda bir anlaşalım; elbette burada kastedilen kabalık yok yere insanların kalbini kırmak, onlara sövmek veya terbiyesizlik yapmak anlamında değildir. bu tanımda bahsedeceğimiz kabalık, daha çok "aman ağzımın tadı kaçmasın", "aman şunu kırmayalım" diye gösterilen sahte samimiyetlere ve yapmacıklığa karşı duran kabalık çeşididir. çünkü ben bu tür davranışlardan zerre haz etmem, aile büyüklerime de her yaptıklarında kızarım.
bugünden bir misal, harika bir mangal yapmışım efendim. balıklar mis gibi pişmiş, ahtapot tam kıvamında ve rakılar hazır. oradan annem sesleniyor bana:
- "ya acaba bizim komşulara da mı versek? ayıp olur şimdi."
hemen "ne münasebet!" diye cevap verdim. ben o tüm bu canlıları bir amaç uğruna canlarından etmiş, onları saygı ve özenle en güzel şekilde pişirmiş, ve ailem güzelce ve kusursuzca bir deniz sofrası yesinler diye hazırlamış iken allah'ın salak komşusuna neden balık vereyim? zaten zerre sevmem kendilerini, ama sevsem de durum değişmiyor. zira böyle bir zorunluluğum yok.
ya da çok benzer başka bir misal, şu ana kadar kimse üzülmesin diye ikram edilen yemeği yemişliğim yoktur. o an canım istemiyorsa ve direkt sevmiyorsam o yemeği yemem, yoksa yerim. olay aslında bu kadar basit. isteyen kaba desin, isteyen öküz vallahi umurumda olmaz. sırf birileri saçma sapan şeylere alınsın gücensin diye kendi keyfimden ödün verecek değilim. bu şekilde de gayet iyi ve mutluyum doğrusu.
sanırım rezalet bir insanım...*
öncelikle şu "kaba olmanın" derecesi konusunda bir anlaşalım; elbette burada kastedilen kabalık yok yere insanların kalbini kırmak, onlara sövmek veya terbiyesizlik yapmak anlamında değildir. bu tanımda bahsedeceğimiz kabalık, daha çok "aman ağzımın tadı kaçmasın", "aman şunu kırmayalım" diye gösterilen sahte samimiyetlere ve yapmacıklığa karşı duran kabalık çeşididir. çünkü ben bu tür davranışlardan zerre haz etmem, aile büyüklerime de her yaptıklarında kızarım.
bugünden bir misal, harika bir mangal yapmışım efendim. balıklar mis gibi pişmiş, ahtapot tam kıvamında ve rakılar hazır. oradan annem sesleniyor bana:
- "ya acaba bizim komşulara da mı versek? ayıp olur şimdi."
hemen "ne münasebet!" diye cevap verdim. ben o tüm bu canlıları bir amaç uğruna canlarından etmiş, onları saygı ve özenle en güzel şekilde pişirmiş, ve ailem güzelce ve kusursuzca bir deniz sofrası yesinler diye hazırlamış iken allah'ın salak komşusuna neden balık vereyim? zaten zerre sevmem kendilerini, ama sevsem de durum değişmiyor. zira böyle bir zorunluluğum yok.
ya da çok benzer başka bir misal, şu ana kadar kimse üzülmesin diye ikram edilen yemeği yemişliğim yoktur. o an canım istemiyorsa ve direkt sevmiyorsam o yemeği yemem, yoksa yerim. olay aslında bu kadar basit. isteyen kaba desin, isteyen öküz vallahi umurumda olmaz. sırf birileri saçma sapan şeylere alınsın gücensin diye kendi keyfimden ödün verecek değilim. bu şekilde de gayet iyi ve mutluyum doğrusu.
sanırım rezalet bir insanım...*
devamını gör...
en iyi türk yazar
hikaye okumayı seven kişiler, edebiyatımıza çağdaş hikayecilik konusunda büyük katkıları olan doğa aşığı sait faik abasıyanık'ı en iyi yazar olarak görebilirler.
nahif bakış açısı ve anlatımıyla toplumsal sorunları dile getirmekten çekinmeyen romantik yazar sabahattin ali için de ''en iyi yazar'' diyecekler vardır.
hababam sınıfı aşıkları, stepne takma adıyla eserlerini yazıya döken sınıf şairi rıfat ılgaz'ı öne sürecektir.
edebiyatımızın çınarları bizler için önemlidir diye düşünenler, ülkemizde nobel edebiyat ödülü’ne ilk aday gösterilen koca çınar yaşar kemal'i bu başlık için örnek gösterecektir. nobel demişken, bu ödülü ilk kazanan yazarımız orhan pamuk'u yazmazsam beni eleştirenler olacaktır.
benim gibi tiyatro oyunu okumayı sevenler bu başlığı gördüklerinde kesinlikle haldun taner ve aziz nesin'i akıllarından geçirecektir. ee oğuzum atayım'dan bahsetmeyecek misin diye soranlar elbet çıkacaktır, hakan günday'ın az kitabındaki derda'nın çok özel bir sevgi beslediği oğuz atay'ı yazmamak haksızlık olacaktır.
oğuz atay nedendir bilinmez, aklıma edebiyatımızın gamlı prensesi tezer özlü'yü getiriyor. bir kitabın tam manasıyla kalbe dokunması çok zordur fakat tezer özlü çok genç yaşta yaşama veda etse de bu zorlu olayı gerçekleştirmeyi başarmıştır.
edebiyatımızın 3 kemal'ini de atlamamak gerek. yaşar kemal'i zaten söylemiştik, sırada orhan kemal ve kemal tahir var.
nazım hikmet ran, attila ilhan, orhan veli kanık gibi şairlerimize hiç gelmeyeyim, yoksa sabaha kadar yazmak durumunda kalırım. hem ne demişler; şiir edebiyat dünyasının hükümdarıdır. gerisi hikaye ve romandır.
halide edib adıvar, ömer seyfettin, reşat nuri güntekin, peyami safa, mehmet akif ersoy, nurullah ataç, yusuf atılgan, adalet ağaoğlu ve buraya yazmadığım daha birçok önemli yazarımız başlık altında isminin bulunmasını hak ediyor. sadece bir kişiyi yazmak, diğer yazarlara haksızlık olur gibi geliyor bana. hepsinin o kadar büyük katkıları var ki edebiyatımıza. istesem de tek isim yazamam ve ''en iyi''sini belirleyemem.
nahif bakış açısı ve anlatımıyla toplumsal sorunları dile getirmekten çekinmeyen romantik yazar sabahattin ali için de ''en iyi yazar'' diyecekler vardır.
hababam sınıfı aşıkları, stepne takma adıyla eserlerini yazıya döken sınıf şairi rıfat ılgaz'ı öne sürecektir.
edebiyatımızın çınarları bizler için önemlidir diye düşünenler, ülkemizde nobel edebiyat ödülü’ne ilk aday gösterilen koca çınar yaşar kemal'i bu başlık için örnek gösterecektir. nobel demişken, bu ödülü ilk kazanan yazarımız orhan pamuk'u yazmazsam beni eleştirenler olacaktır.
benim gibi tiyatro oyunu okumayı sevenler bu başlığı gördüklerinde kesinlikle haldun taner ve aziz nesin'i akıllarından geçirecektir. ee oğuzum atayım'dan bahsetmeyecek misin diye soranlar elbet çıkacaktır, hakan günday'ın az kitabındaki derda'nın çok özel bir sevgi beslediği oğuz atay'ı yazmamak haksızlık olacaktır.
oğuz atay nedendir bilinmez, aklıma edebiyatımızın gamlı prensesi tezer özlü'yü getiriyor. bir kitabın tam manasıyla kalbe dokunması çok zordur fakat tezer özlü çok genç yaşta yaşama veda etse de bu zorlu olayı gerçekleştirmeyi başarmıştır.
edebiyatımızın 3 kemal'ini de atlamamak gerek. yaşar kemal'i zaten söylemiştik, sırada orhan kemal ve kemal tahir var.
nazım hikmet ran, attila ilhan, orhan veli kanık gibi şairlerimize hiç gelmeyeyim, yoksa sabaha kadar yazmak durumunda kalırım. hem ne demişler; şiir edebiyat dünyasının hükümdarıdır. gerisi hikaye ve romandır.
halide edib adıvar, ömer seyfettin, reşat nuri güntekin, peyami safa, mehmet akif ersoy, nurullah ataç, yusuf atılgan, adalet ağaoğlu ve buraya yazmadığım daha birçok önemli yazarımız başlık altında isminin bulunmasını hak ediyor. sadece bir kişiyi yazmak, diğer yazarlara haksızlık olur gibi geliyor bana. hepsinin o kadar büyük katkıları var ki edebiyatımıza. istesem de tek isim yazamam ve ''en iyi''sini belirleyemem.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
ms. 4. yüzyıla tarihlendirilen, geç roma döneminden bir mozaik pano.içerisinde grekçe ''sağlık, yaşam, sevinç, barış, neşe, umut'' yazıyor.
1857'de bodrum'da, halikarnassos antik kenti'nde bulunmuş, günümüzde british museum'da sergileniyor.
kaynak
devamını gör...
uğur gallenkuş
1990 nigde dogumlu fotograf sanatcisi. yaptigi kolaj calismalariyla unu dunyaya yayilmis durumda. cunku calismasinda ele aldigi konular cok cok anlamli...dunyanin iki keskin cizgisini birlestirerek iyi ve kotu yanlarini, toplumsal sinif farkini, ulkeler arasindaki kaliteli yasam ve yasayis catismasini hatta dunya duzenindeki adaletsizligi ele almakta. fotograflarin geneli projeksiyon ve kolaj calismasiyla tasarlanmis. internetten yer alan bilgiye gore bu tur fotograflara aylan bebegin haberinden etkilenerek baslamis. kolaj calismalarinda ozellikle orta dogu ulkelerini ele aliyor. tasarimlarini ise "paralel evren" serisi olarak adlandirmis. bildigim kadariyla calismalarini hikaye ve resimleriyle birlikte kitap haline getirip resmi web sitesinde satmakta. asagidaki fotograflarda bizzat sanatcinin calismalari, kullandigim profil resmi de dahil...


















devamını gör...
sözlükte özel mesajla küfür etmenin serbest olduğu gerçeği
o kadar da heyecan verici değil
asıl heyecanlı olan; özel mesajda emoji kullanmak. of of, mesaj yazarken dolduruyorum emojileri. birden bir rahatlama geliyor. teşekkürler sözlük.
asıl heyecanlı olan; özel mesajda emoji kullanmak. of of, mesaj yazarken dolduruyorum emojileri. birden bir rahatlama geliyor. teşekkürler sözlük.
devamını gör...
sözlüğe fazla gelen yazarlar
kendini bu denli mühim görmek de tuhaf.
devamını gör...



