bir cafer modarres sadeghi öykü kitabıdır.

daha önce at kafası (kitap) isimli romanını okuyup çok beğendiğim yazarın meğer kütüphanemde böyle bir öykü kitabı varmış. bir süredir kütüphanemde küskün küskün bekleyen okunmamış onlarca kitaptan biriymiş ve verdiğim bir söz neticesinde okunmamış kitapları okumadan yeni kitap almama kararıyla birlikte bu kitabı fark ettim ve hemen okudum.

hem de ne okumak. kitaba başlamamla kitabı bitirdiğimi fark etmem bir oldu. bir tanesi 1983 yılında diğeri ise 2004 yılında yazılmış iki öyküden oluşmakta kitap.

iki öyküde iran’da yaşanan devrimden sonra bir türlü kendine gelemeyen insanların hikayesini anlatıyor bize. iki öyküde de yaşadıkları kayıpların ardından kendileri de kaybolan insanların hayatına derinlemesine bir bakış var.

bataklık isimli ilk öyküde babasının ölümü üzerine dünya ile barışmayı bir türlü başaramayan ve peş peşe yanlış kararlar verip acısına sığınarak hayatını devam ettirmeye çalışan bir adamla arkadaş oluyoruz. ikinci öykü olan ve kitaba adını veren ben sabaha kadar uyanığım isimli öyküde ise eğitim hakkını kaybetmek üzere olan ve hayatı boyunca insanların normalleri ile bir türlü uzlaşamayan bir adamın hikayesi bekliyor bizi. ve arka fonda her zaman iran ve kaybedilenler.

bence bir an önce okuyun ve okuduktan sonra uğrayın bana çünkü ben sabaha kadar uyanığım.
devamını gör...

bir doktor adayı olarak keyifle okuduğum bir kitaptı. kitap dokuz farklı hikayeden oluşuyor. bu hikayeler birbirinden ayrı olsalar da birbirinden bağımsız değiller, belli bir kronolojik sırayı takip ediyorlar ve üniversiteden yeni mezun olmuş genç bir doktorun edindiği tecrübeleri anlatıyorlar. bu tecrübeler sonucunda doktorumuzun mesleki ve karakter olarak adım adım nasıl geliştiğine şahit oluyoruz ve rusyanın ücra bir köyüne atanan bu doktorumuzun atandığı yerde zorlu yaşam koşulları ve köylülerin batıl inançlarıyla nasıl mücadele ettiğini okuyoruz. tabi bu doktor vasıtasıyla iki doktorun daha başından geçen bazı olayları da okuyoruz, fakat hikayenin esas noktasını köye atanan bu genç doktorumuz oluşturuyor.

dönem olarak 1. dünya savaşında geçiyor hikaye. fakat savaşın etkisini çok fazla hissetmiyorsunuz, yazar daha çok karakterin başından geçenlere ağırlık veriyor. (son hikaye hariç.)

yazarın kiev üniversitesi tıp fakültesi mezunu olduğunu öğrendim. kitabı okuduğunuzda bunu net bir şekilde anlayabiliyorsunuz, yazarın hikayelerini oldukça sağlam bir temele kurmasını da sağlıyor bu durum.

benim en sevdiğim hikaye morfin adlı hikaye oldu. hikayeler arasında en uzun hikaye oydu, en vurucu olanın da o olduğunu düşünüyorum. olaylar en ince ayrıntılarına kadar verilmese de karakterin yaşadığı duygusal iniş çıkışlar net bir şekilde aktarılmıştı okura. şahsen ben çok beğendim.

kitabın en sevdiğim yönü ise doktorları kahramanlaştırmadan objektif bir tavırla ele alması oldu. kitapta anlatılan doktor hepimiz gibi insan, hepimiz gibi korkuları, zayıflıkları ve eksiklikleri var.

özetle benim sevdiğim bir kitap oldu genç bir doktorun anıları. herkes okuyabilir tabi fakat doktor olacak ya da doktor olmak isteyen herkesin ileride bu mesleğin getireceği zorlukları anlayabilmeleri adına bu kitabı mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum
devamını gör...

sevilsin ya da sevilmesin, televizyonculuğa dair standartları devirmiş bir adam. normalde tv'ye çıkmayan insanlarla bile unutulmaz programlara imza attı.
devamını gör...

felsefeyle ilgili herhangi bir öngörüsü, hazırbulunuşluğu olmayan okurlara felsefeyi genel hatlarıyla öğreten, bunu sıkmadan, güçlü bir kurgu ile yapabilmeyi başaran eserdir.
devamını gör...

her psikoloji mezununun yetkinliğini sorgulamadan kendini psikolog ilan ettiği bu dönemde, online terapi modasıyla bir nevi ticaret malına dönüşen ruh sağlığımız için belki de en iyisi olduğuna inanmaya başladığım yoksunluk
devamını gör...

ben, keyfim ve kahyası.
devamını gör...

bir kadının başarısı, bir başka kadının gururudur.

kız kardeşlik, kazanacak
devamını gör...

tek bir mimik ya da el hareketinizden bir çok şey anlayabilmesi. sakladıklarınızda dahil
devamını gör...

'maşşallah maşşallah allah nazarlardan saklasın pü pü..' ve 'amin kuzum amin.' demekten zaman zaman kendimi alıkoyamıyorum.
devamını gör...

bu habere kastamonu'lular sevinebilir.
eskiden, taş düşebilir ayı çıkabilir derler, ayı denilince akla hemen kastamonu gelirdi.
devamını gör...

friedrich nietzsche
devamını gör...

türk çayından çok çok daha lezzetli.
devamını gör...

yanlış: namkör
doğru: nankör

yanlış: rakkam
doğru: rakam

yanlış: haakem
doğru: hakem

yanlış: godaman
doğru: kodaman

yanlış: acıtasyon
doğru: ajitasyon

yanlış: böğrek/böörek
doğru: börek

yanlış: şarz
doğru: şarj

yanlış: yalnış
doğru: yanlış

yanlış: yanlız
doğru: yalnız

yanlış: kiprik
doğru: kirpik

yanlış: uzatarak vaaka
doğru: vaka

yanlış: virüs
doktorların dediğine göre doğru: virus

yanlış: plüton
astronomların dediğine göre doğru: plüto

şimdilik benden bu kadar.

bir de özel isimlerin sonunda sert sessiz varsa yazarken kurala uyarsınız ama okurken yumuşatırsınız. "melih gökçek'in" şeklinde yazılır "melih gökçeğin" şeklinde okunur.
devamını gör...

malesef bir hazır giyim markası ile karıştırılan durumdur. yapmayın! etmeyin! ustayı mezarında rövaşataya kaldırmayın.

gelelim tanıma;

italyan keman ustası antonio stradivari’nin kendi adını verdiği ve dünyanın en iyileri arasında gösterilen yaylı çalgılardır. yaptığı kemanlar bilimsel makalelere konu olmuş. üstüne araştırmalar yapılmıştır.

antonio stradivari 1644 yılında italya’da doğmuş, 12 yaşında keman atölyesinde çırak olarak işe başlamış, 18. yüzyıla gelindiğinde avrupa’da bir marka haline gelmiş. sadece keman değil viyola, viyolonsel, arp, çello gibi yaylı enstrümanlar da üretimleri arasında yer almış.

antonio stradivari ölünce, stradivarius üretimlerini çocukları devam ettirse de sonraki üretimlerin usta yapımcının üretimleriyle eş değer olmadığı kabul ediliyor. bununla birlikte 19. yüzyılda üretilen stradivarius enstrümanlarının “kopyasıdır” etiketi taşıması zorunlu tutulmuştur.

stradivari’nin 1737 yılında hayatını kaybettiği ve 93 yıllık yaşamında 512 keman ile 1100 yaylı çalgı ürettiği biliniyor.

son bir yıldır iyice sardım klasik müziğe, sanırım bir dönem “merkezinde” yaşamış olmanın avantajı bu. bir stradivarius, bir piano terapi gibi geliyor şu saçma dönemlerde.

sözlerimizi ahmed arife ait dizelerle ve
2011 yılında 16 milyon dolara satılan stradivarius keman görseliyle sonlandıralım.

“bir stradivarius inler kendi kendine,   
yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
önce bendim diyor ve sonra benim”


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


edit: görsel.
devamını gör...

1980'li yıllarda odtü'de önce bir araştırma merkezi olarak kurulmuş, sonraları ana bilim dalına dönüşmüş, 2003 senesinden beri yüksek lisans ve doktora dereceleri vermeye başlamış, odtü fen bilimleri enstitüsü'ne bağlı olarak varlığını sürdüren ana bilim dalı.
devamını gör...

zaman zaman bir şarkısına tutulup kaldığım ve tarzını başka sanatçılarda bulamadığım, başarılı sanatçı kişi. uzun süredir bu şarkıdayım.
devamını gör...

eski bir yunan tarihçi. ne kadar eski? şu an yaşasa, yaşı 2112 olacak kadar eski. yani m.ö. 91 doğumlu. ne kadar iyi hesaplamışımdır bilemeyeceğim artık. o değil de bu adam, şimdi o dönemde bilebilir miydi, ölümünden 2000+ yıl sonra, birisinin ondan bahsedeceğini. ben de bu soruyu 2011 yılında düşünmüştüm sokakta yürürken. dedim ki, ulan acaba, öldüğümde kimse beni hatırlamasa bile, bir gün mesela 10.000 yıl sonra, biri çıkıp kemiklerimi bulup "aha da 10.000 yıllık insan" diyerekten müzede sergileyecek mi. ya da şimdi artık ne zaman yeni bir insan görsem, diyorum ki olm belki de bu insanın kemikleri 20.000 yıl sonra bir müzede sergilenecek. ya da 2000 yıl sonra kendisinden bahsedilecek. şimdi bu diodorus abinin de başına bu geldi yani. şu an birisi ondan bahsediyor normal adam zaten ünlü bir tarihçi, fakat şuanda kendisinden bahseden kişi yani ben, adama abi çekiyorum. garip.

neyse, diodorus bibliotheke historike denen kitabıyla ünlenmiştir. fakat, bana göre bu kitapla değil eski bir yunan olduğu için ünlendi. çünkü eski yunanlar, bir gün ünlenmeye mahkumdur. bu doğanın kanunudur. hele ki o kişi atinalıysa, demek ki kendisinden binlerce yıl bahsedilecektir. bi ankaralı olmak vardır (iskenderiyeli yunanlar) bir de istanbullu olmak vardır (atinalı yunanlar). iskenderiyeliler pek ünlü değiller fakat atinalılar 7'den 70'e filosoflar. filosof değillerse bile filosoflar. hani günümüzde profesör doktor olmayıp da profesör doktor olanlar var ya, işte bu atinalılar da öyle.

diodorus, bildiği herşeyi mısırdan öğrendiğini yazar. ne var ki, ben yine eski bir yunan tarihçi olan herodot'un da benzer ifadelerini biliyorum. herodot'u bilirsiniz zaten, fenerbahçede mesut özil ne ise, tarihte de herodot odur. bir sitede, 2-3 yıl önce sanırsam herodot'un "ben en zeki insanları mısır'da gördüm" dediğini söyleyen bir ifadeye denk gelmiştim. artık ne kadar doğrudur bilemeyeceğim. doğrusunu söylemek gerekirse, umrumda da değil. banane antik mısır'dan. gerçi benim için bugün en güzel ülke mısır. napsam, ben de mi tarihçi olsam acaba? ama şaka değil cidden öyle. çünkü hiç gündemde mısır'ı görmedim ben. adamların muhteşem tarihi var, ama kendi hallerindeler. arda turan gibiler, salmışlar hayatı. şimdi konumuzla alakası yok ama, babam, anneme balayı için mısır'a gidelim demişti. annem kabul etmeyince babam boşanmak istemişti. ki babam da tarihçi. şaka tarihçi falan değil. ama mısır'a gitmek istediğine göre, olabilir evet.

diodorus, birçok yer gezmiş ve başına gelmeyen kalmamıştır. size doğrusunu söyleyeyim, diodorus hakkında türk kaynaklarda çok az bilgi bulabilirsiniz fakat, yazdığı şeyler arasında ilginç bilgiler var. ve size 2 tane çok güzel bilgi vereyim, kabe'den ve stonehenge'den ilk kez diodorus bahsetmiştir. diodorus, tüm arapların saygı duyduğu çok kutsal olan bir tapınağın kuruluşundan bahseder. bazı tarihçiler (ki aralarında önemliler de var) çıkıp der ki, bu bahsedilen yer kabe'dir. tabii nasıl bu sonuca ulaşmışlar bilmiyorum. arapların saygı duyduğu bir tapınak kabe olmak zorunda mı. bundan ilave, herodot, kabe'den bahsetmediği için bazı çevreler, diodorus, kabe'den bahseden ilk kişi, herodot kabe'den bahsetmez, demek ki kabe m.ö. 90-larda yapıldı bile demişlerdir. sanırsın herodot, her yıl kabe'yi ziyaret eden bir hacı.

stonehenge olayına gelelim. stonehenge'yi bilen vardır, tarih öncesinde yapılmış bir anıt. dikili taşlar. tarih öncesi ne demek, yani yazının bulunmasından önceki dönem (m.ö. 3.000'den önce). işte bu stonehnege de o dönemlerde yapılmış. ve bu anıttan bu dikili taşlardan da ilk diodorus söz etmiştir. ilk önce stonehenge bazı teorilere göre evrenin merkezi bazı teorilere göreyse uzaylıların yapmış olduğu bir yerdir. fakat evrenin merkezi ne yani? evrenin merkezi dikili taşlar mı diye de düşünüyor insan. veya evrenin merkezi dünya gezegeninde mi olma zorunda? bundan ilave uzaylılar yani hep böyle iddialar var, işte bunu uzaylılar yaptı şunu uzaylılar yaptı. ya bakın abiler-ablalar, uzaylılar dünya gezegenine gelebilecek kadar, yani dünyaya gelmelerine yardım edecek araçları bulunabilecek kadar, dünyada bir yaşamın var olduğunu keşfetmiş olabilecek kadar gelişmişlerse, neden dünyaya gelip, taşları alıp bir anıt yapsınlar? veya diyorlar ki bunlar piramitleri yaptı. neden? gelip burda birbirlerine, abi bak taş var gel anıt yapak falan mı dediler. bakın, biz insanlar da uzaylıyız. yani biz başka bir gezegende yaşam bulsak o gezegende farklı canlılar yaşasa, biz o gezegene gitsek onlar bize aa uzaylı diyecekler. madem diğer gezegenlerde yaşam var, onların bizler gibi "acaba uzaylılar var mı? acaba bizi ziyarete gelecekler mi?" gibi düşünmediklerini nerden biliyoruz yani. o yüzden bu iddialar komik. 2 dikili taş görüp aha da gizem aha da korkunç diyerek anında farklı-farklı şeyler düşünmek, teoriler üretmek de komik. bir şeyin sebebini açıklayamıyorsak, tarihini bilmiyorsak, kesin uzaylılar yapmıştır demek de komik. ki bunu bilim adamları da yapıyor. araştırmacılar, uzmanlar da yapıyor. belki de bir uzaylının deneyiyizdir diyen kaç tane araştırmacı, uzman var yani. elon musk bile piramitleri uzaylılara bağladıysa, yani halkı suçlayamayız.

diodorus, tarih öncesinde yapılmış olan bu anıtın, güneş tanrısı apollon için yapıldığını kaydeder. daha sonraları başkaları, sezar için ve bazı diğerleri de augustus için yapıldığını söyler. stonehenge'yi gizemli yapan bir detay da, antik insanlar şu koskocaman taşları nasıl taşımışlar. bu bilinmiyor fakat bazı görüşler ortaya atılmış durumda. şunu da söylemem lazım ki, stonehenge 70 yıl öncesinde bile tekrar-tekrar inşa edilmiş ve hatta tarihin birçok döneminde birçok kez değiştirilmiştir. yani orjinal stonehenge değiştirilmiştir. stonehenge'yi yapan toplum, medeniyet kimlerdi? bu insanlar hakkında hiçbir yazılı kaynak bulunmadığı için bilinmiyor.

ve ilginç bir bilgi daha; diodorus, bir gün mısır'a gezintiye çıkar. orda, bir romalı, yanlışlıkla bir kediyi öldürür. yanlışlıkla kediyi öldürmek nasıl oluyor derseniz, ben de zamanında, öğrencilik dönemimde kalemi gözüme soktum yanlışlıkla. işte bu nasıl olduysa, o da öyle olmuştur. bunu gören mısır halkı, romalı idam edilsin demişlerdir. çünkü, kediler, antik mısır'da kutsal sayılırlardı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bizi birleştiren ne diye soran pix lax şarkısı, ki grubun adı da eski yunancada "tekme tokat" anlamına gelirmiş, öyle bir grup.
kah ayrılır kah barışır ama ne yaparlarsa güzel yaparlar.

bu şarkı aslında oldukça eski, ama bir türlü olmuş hissi vermeyen ama yine de sevdiğim bir şarkı idi, en son yorgo dalaras söyledi, ehhh dedim.

ama şimdi olmuş, natasa theodoridou yorumu ile öyle böyle değil çok güzel olmuş, efharisto panagia mou!

sözler first ;*

"bizi birleştiren ne?

bir gece isterdim ki rüzgârın adasında
kaderin sahte şarabını bulayım
o şarap ki seni dondurucu soğuktan çekip alır
içeyim, içeyim de uzaklara gideyim

seni izmir'in sönmeyen, dinmeyen yangınlarında bulabilmem için
yolumu ege gizemleriyle aydınlat
bilindik şeylere dair şarkılar söyle
söyle ki seni uzun zamandır tanıyormuş gibi hissedeyim

bizi birleştiren bu şey ne?
bizi ayıran, bizi üzen
biten şey sadece zaman
ve yine yalnızlığımız olacak bize kalan
."

tabii ki spotify!
devamını gör...

evet sabah sabah gözler çapaklı hâlde kendimi burada bulduysam evdeyim demektir.
devamını gör...

yazmak biraz da düşünmektir.
o yüzden önce kendin içindir.
en zevklisi ise kendin için ortaya koyduğun bir işin toplum tarafından beğenilmesidir.
yazmak bireysel bir meseledir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim