normal sözlük’te kadın yancısı olmak
insan olmadan troll olmaya kalkan şeylerin yancısı olmaktan iyidir. tabii ki siz yine de yancı olmayın, olacaksanız da yanında duracağınız tiplere dikkat edin.
devamını gör...
açık ayran
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası'nın beşinci fake hesabı olarak uçurulmuştur.
böyle giderse doğukan'ın rekorunu kısa zamanda egale edecektir.
(bkz: 11 kere üst üste fake hesap açan yazar)
böyle giderse doğukan'ın rekorunu kısa zamanda egale edecektir.
(bkz: 11 kere üst üste fake hesap açan yazar)
devamını gör...
aynada kendine 3 dakika bakan insanın kendine anlamsız gelmeye başlaması
kendine yabancılaşmanın sonucudur, hayatın bütün yoğunluğu içerisinde kendini tanımaya vakit ayıramayan zavallı insan kendi ile baş başa kaldığında içini bir yabancıyla aynı odada kalmaya zorlanmışçasına bir korku bürür. dakikalar geçtikçe bu korku yerini her şeyin anlamsız olduğu gerçeğine bırakır. ne yazık ki aynanın karşısından çekilince bu evraka anı da son bulur.
devamını gör...
dünyanın en muhteşem üçlüleri
mazhar,fuat,özkan
devamını gör...
yalnızlığını tanımlamak
sahte sevgilerdense yalnızlık evladır.
devamını gör...
yer yarılsa da içine girsem denilen anlar
ileride, düşünüp de aklınıza getiremeyeceğiniz fakat en alakasız zamanlarda aklınıza gelip acayip bir iç gıcıklanması yaşatabilecek utandırıcı anlardır. yüzde gergin bir gülümseme oluşabilir. neyse ki kısa süre sonra tekrar unutuluyor.
devamını gör...
tematik tanımlar nereye gidiyor sorunsalı
sonunda birisinin dile getirdiği sorunsal.
tematik tanımlarımızı bir müddet uzay boşluğunda bekletiyoruz. zamanı gelince sol frame'de yerini alacak.
yeni bir sözlükte, yeni gelecek yazarlar için sade ve anlaşılabilir bir sol frame yapmak için aldığımız bir karardı.
tematik tanımlarımızı bir müddet uzay boşluğunda bekletiyoruz. zamanı gelince sol frame'de yerini alacak.
yeni bir sözlükte, yeni gelecek yazarlar için sade ve anlaşılabilir bir sol frame yapmak için aldığımız bir karardı.
devamını gör...
sevgililer günü
sevgililer günü, aziz valentin günü (st valentines day) olarakta bilinir.
her yıl, şubatın 14.günü heyecan, aşk ve romantizmin kutlandığı özel bir gün olduğu için, bir çok ülke de yaşayan insanlar tarafından kutlanır.
bu özel gün, kimi için romantik, kimi için de ticari özelliklere sahiptir.
her yıl, şubatın 14.günü heyecan, aşk ve romantizmin kutlandığı özel bir gün olduğu için, bir çok ülke de yaşayan insanlar tarafından kutlanır.
bu özel gün, kimi için romantik, kimi için de ticari özelliklere sahiptir.
devamını gör...
los lunes al sol
türkçe'ye güneşli pazartesiler olarak tercüme edilen, javier bardem'in de oyunculardan biri olduğu film. güneşli pazartesiler, ispanya'nın kuzeyindeki bir liman kentinde geçiyor. bir dram filmi olmasının yanı sıra şişirilmiş duygusal ögelere yer vererek izleyiciyi yönlendirmiyor, istismar etmiyor. yalın, gündelik hayatta rastlanması olası karakterlere, insanlara kapı aralıyor. filmde keşfedilmeyi, anlaşılmayı bekleyen bazı ayrıntılar, benim için küçük ödüller gibiydi; onlarla karşılaşmaktan büyük keyif aldım. film izlendiğinde pazartesilerin güneşli olma nedeni de daha iyi anlaşılıyor.
devamını gör...
losing my religion
klibine ayrı sözlerine ayrı şarkının bütününe ayrı düşüyorum.
oh no i've said too much
i haven't said enough
oh no i've said too much
i haven't said enough
devamını gör...
ilk maaşla alınan şeyler
1996'nın eylül ayıydı. maaş değil kısa süreli bir çalışmanın karşılığı hak edişti aslında. bir asgari ücret tutarı, yani o günün değeriyle 11 milyon 84 ₺ bir paraydı. zarfın içinden küsuru kadar tutarı harçlık yapmak için kendime aldım, 10 milyonu babama verdim. tuhaf bir bakışla gözümün içine baktı, duygulandı. sadece 10 ay sonra kaybettim, yani bir daha hediye alabilmek veya herhangi bir para vermek nasip olmadı.
yaşıyorlarsa kıymetini bilin ve o bakışları görmek için mutlaka benzer bir şeyler yapın.
yaşıyorlarsa kıymetini bilin ve o bakışları görmek için mutlaka benzer bir şeyler yapın.
devamını gör...
gül
botanik anlamda güle bakacak olursak aslında rosaceae(gülgiller) familyasına mensup popüler süs ağacı ve çalılar olduğunu söylemeliyiz. güzel kokular saçan dikenli olan formlarının bazılarında yüzey bazılarında da gövde dikeni olabilir. aynı zamanda rengarenk görüntüleriyle bizleri etkilediği kadar tozlaşmak için böcekleri de etkiliyordur.
devamını gör...
kadınların aynada fotoğraf çekme sebebi
kadınların demeyelim, genç erkekler de yapıyor zira.
bizim asansör tam poz vermelik, değerlendirmeyelim mi?
bizim asansör tam poz vermelik, değerlendirmeyelim mi?
devamını gör...
ideal cumhuriyet köyü
cumhuriyetin erken zamanlarında köylerin nasıl yapılaşması gerektiği üzerine tasarlanan proje. her ne kadar bizzat mustafa kemal atatürk tarafından hazırlandığı söylense de, bu bilgi yanlıştır. linkte de görülebileceği üzere, projenin mimarı hala bilinmiyor.
esasen ülkemizdeki şehirleşme sorunlarını çözebilecek, muhteşem potansiyele sahip bir proje iken; ne yazık ki gerçekleştirilememiştir.
malum, on yıllardır süregelen köyden kente göç meselesi, türkiye'nin demografik açıdan en büyük sorunlarından biridir. mevzubahis mesele yüzünden türkiye cumhuriyeti, şehirlerinden bir türlü kendisine gereken entelijansiyayı çıkaramaz. bir türlü şehir kültürünü yerli yerince oturtamaz. burada sorun insanların göç etmesi değil; göç eden toplulukların şehir kültürünü benimsemek yerine, kendi köy kültürlerini şehirlere getirmeleridir. bu da memlekete fikri açıdan yarar sağlaması gereken entelektüel kesimin, yaşadıkları şehirlerde bir çeşit üst tabaka kültürü oluşturabilmelerinin önünde engeldir. göç eden köylü nüfus topluluğunun kendini bir türlü adapte edememesi, şehirlerin de bayağılaşmasına sebep olmaktadır.
işte bu proje de, muhteşem bir ileri görüşlülük örneğiyle, bu olası soruna çare olmaya çalışır. amaç, köylere ve köylü nüfusa sağlanabilecek her imkanı sağlayarak, onlar şehirleri bayağılaştırmadan önce onları çağdaşlaştırabilmektir. nitekim projenin kendisinden de görülebileceği üzere, o tarihlerde* bir yerleşimde olması gereken her şey düşünülmüş.
şöyle bir şey:

ilk etapta göze çarpan şey, çok şık olduğu kadar mümkün olduğunca derli toplu tutulan bir plan olduğudur. küçük bir incelemeyle bile doğaya ve yeşile verilen önem görülebilir. bununla birlikte beşeriyetin ihtiyaç duyduğu her şey de dahil edilmiştir: okul, öğretmen evi, halk odası, konuk odası, okuma odası, konferans salonu, otel, çocuk bahçesi, çocuk parkı, telefon santrali, gazino, müze, çeşitli kulüpler, hamam, revir, spor alanı, cami... aynı zamanda üretim adına ihtiyaç duyulacak her şey de düşünülmüş: değirmenler, tarlalar, depolar, ahır, mandıra, kanara, ağıl, gübrelik ve hatta arıcılık istasyonları. kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir vizyon bu.
fakat gel gelelim, olmayınca olmuyor. bu proje de her ne kadar arada sırada gündeme gelse de unutulup gitmiş işte. gerçi olan oldu ölen öldü de artık.
esasen ülkemizdeki şehirleşme sorunlarını çözebilecek, muhteşem potansiyele sahip bir proje iken; ne yazık ki gerçekleştirilememiştir.
malum, on yıllardır süregelen köyden kente göç meselesi, türkiye'nin demografik açıdan en büyük sorunlarından biridir. mevzubahis mesele yüzünden türkiye cumhuriyeti, şehirlerinden bir türlü kendisine gereken entelijansiyayı çıkaramaz. bir türlü şehir kültürünü yerli yerince oturtamaz. burada sorun insanların göç etmesi değil; göç eden toplulukların şehir kültürünü benimsemek yerine, kendi köy kültürlerini şehirlere getirmeleridir. bu da memlekete fikri açıdan yarar sağlaması gereken entelektüel kesimin, yaşadıkları şehirlerde bir çeşit üst tabaka kültürü oluşturabilmelerinin önünde engeldir. göç eden köylü nüfus topluluğunun kendini bir türlü adapte edememesi, şehirlerin de bayağılaşmasına sebep olmaktadır.
işte bu proje de, muhteşem bir ileri görüşlülük örneğiyle, bu olası soruna çare olmaya çalışır. amaç, köylere ve köylü nüfusa sağlanabilecek her imkanı sağlayarak, onlar şehirleri bayağılaştırmadan önce onları çağdaşlaştırabilmektir. nitekim projenin kendisinden de görülebileceği üzere, o tarihlerde* bir yerleşimde olması gereken her şey düşünülmüş.
şöyle bir şey:

ilk etapta göze çarpan şey, çok şık olduğu kadar mümkün olduğunca derli toplu tutulan bir plan olduğudur. küçük bir incelemeyle bile doğaya ve yeşile verilen önem görülebilir. bununla birlikte beşeriyetin ihtiyaç duyduğu her şey de dahil edilmiştir: okul, öğretmen evi, halk odası, konuk odası, okuma odası, konferans salonu, otel, çocuk bahçesi, çocuk parkı, telefon santrali, gazino, müze, çeşitli kulüpler, hamam, revir, spor alanı, cami... aynı zamanda üretim adına ihtiyaç duyulacak her şey de düşünülmüş: değirmenler, tarlalar, depolar, ahır, mandıra, kanara, ağıl, gübrelik ve hatta arıcılık istasyonları. kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir vizyon bu.
fakat gel gelelim, olmayınca olmuyor. bu proje de her ne kadar arada sırada gündeme gelse de unutulup gitmiş işte. gerçi olan oldu ölen öldü de artık.
devamını gör...
garip kuş
1974 yapımı yeşilçam filmi garip kuş'un papua yeni gine'de çok popüler olan versiyonu. orijinalinden belirgin farklılıklar gösteren kurgusuyla ülke kadınlarının büyük ilgisini çeken film, aynı zamanda kültürlerarası cinsiyet algısı konusunda üzerine akademik makaleler yazılan bir eser olmuş. hem türk sinema tarihi hem de cinsiyet çalışmaları odağıyla renkli ve bilgilendirici bir yaklaşımla filmi inceleyen şokopop sayesinde haberim oldu. sinema çalışmaları ve karşılaştırmalı kültürü ilgi çekici bulanların bir göz atması yararlı olabilir.
devamını gör...
3 merdiven sildim çalışmazsam açım diyen 66 yaşındaki hanımın otobüsten indirilmesi
otobüse binen teyze vatandaşın gözünde haklıdır ama (bkz: bebeğin donundan medet ummak) gafletine düşen yöneticilerin vicdanında haksızdır.
emekli olup da çalışan vatandaşlara 'çift dikiş atıyorsunuz' diyenlerin ama lise mezunu dahi olmayan güreşçiyi banka yönetimine atayıp üstüne 6 farklı devlet dairesinden maaşlar verenlerin vicdanında haksızdır.
ekmek parası kazanmak kolay bir şey değildir.
hayat (bkz: itibardan tasarruf olmaz) deyip her yere saraylar, villalar yaptıranların gördüğü gibi toz pembe değildir.
bu pandemi sürecinde vatandaşına 1 ekmek, 5 maske bile dağıtmayı beceremeyen yetkililer, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan parayla ırak başbakanı'na rakılı mezeli ziyafet vererek vatandaşı ne kadar önemsediklerini(!) göstermişlerdir.
eğer bir yasak konuluyorsa, o yasak olan şeye bir alternatif de gösterilmesi gerekir.
' taksiye binsin' diyenler ahlak yoksunudur.
bu ülkede dolmuş parası olmadığı için işe kilometrelerce yürüyüp giden insanlar var çünkü...
emekli olup da çalışan vatandaşlara 'çift dikiş atıyorsunuz' diyenlerin ama lise mezunu dahi olmayan güreşçiyi banka yönetimine atayıp üstüne 6 farklı devlet dairesinden maaşlar verenlerin vicdanında haksızdır.
ekmek parası kazanmak kolay bir şey değildir.
hayat (bkz: itibardan tasarruf olmaz) deyip her yere saraylar, villalar yaptıranların gördüğü gibi toz pembe değildir.
bu pandemi sürecinde vatandaşına 1 ekmek, 5 maske bile dağıtmayı beceremeyen yetkililer, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan parayla ırak başbakanı'na rakılı mezeli ziyafet vererek vatandaşı ne kadar önemsediklerini(!) göstermişlerdir.
eğer bir yasak konuluyorsa, o yasak olan şeye bir alternatif de gösterilmesi gerekir.
' taksiye binsin' diyenler ahlak yoksunudur.
bu ülkede dolmuş parası olmadığı için işe kilometrelerce yürüyüp giden insanlar var çünkü...
devamını gör...
çabuk sarhoş olmamak için öneriler
yaramıyorsa içmicen başkan!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
dar ara sokaklar,
görüş mesafesi tanımayan binalar,
piyangodan çıkmış gibi her yerden fırlayan insanlar...
bu hengamenin içinde sakin kalabilmek, kafanın rahat olabilmesi mümkün mü?
ya da tam tersi olsa?
sokaklar geniş, gökyüzü alabildiğine açık alabildiğine mavi olsa.
kimse piyangodan çıkmasa, çıkanlar da hep bizden olsa.
o zaman sakin kalabilir miydik, kafamız rahat olur muydu?
...
yılların taksicisiydi ama istanbul işte o kadar karışıktı ki aşina olmadığınız bir muhitte sizi çaresiz bırakabiliyordu.
öyle de oldu. her zamankinden daha fazla araca ev sahipliği yapan sokağa girdi. amacı kestirmeden gitmekti.
ama hesap etmediği bir şey vardı. o gün her zamanki gibi pazar kurulmuştu. yani çıkmaz sokaktaydı.
sokağın ortasına geldiğinde ise yavaşladı. çünkü o gün zaten yer bulması zor olan sokakta bir hareketlilik vardı. yer paylaşımı önemliydi.
bazı araç sahiplerinden araçlarının yerini değiştirmeleri istenmişti. sokağınıza pazar kuruluyorsa bu tarz fedakarlıklar gerekliydi.
aracını durdurduğunda ise önündeki araçtan inen genç kendisine daha fazla ilerleyemeyeceğini, sokağın sonunun pazara çıktığını anlatmaya çalıştı. anlayamamıştı.
'gitsene işte' dedi gence.
genç, taksicinin isteğinin anlamsızlığını fark etmiş olacak ki gidecek pek bir yeri olmadığı halde diretmedi.
öyle ya burnunun ucundaki pazarı göremeyen, pazardan gelen seslere kulak tıkayan birine laf anlatamazdı.
çaresiz aracını biraz ileriye aldı. sonra indi ve taksiciye daha fazla ileri gidemeyeceğini önündeki aracın da pazarcılardan birine ait olduğunu söyledi.
aracından inme sırası taksicideydi. bir keşif çalışması işe yarayabilirdi.
bu sefer en öndeki aracın sahibi olan pazarcıyla müzakerelere başladı.
bak dedi ben yılların taksicisiyim, senin aracını çizdirmeden kaldırıma alırım. o esnada da pazar toplanmaktaydı. pazarın kestiği karşı sokaktan devam edebileceğini düşünüyordu.
pazarcı ikna olmadı. araç çekilse bile taksicinin yoluna devam edemeyeceğini öne sürdü.
hakikaten de taksici boşuna ısrar ediyordu. çünkü herkes evine dönmenin peşindeydi. bu kadar anlayışsız bir direniş onları yıpratmıştı.
sonra ne olduysa sokaktaki araçlar geri gitmek suretiyle yolu açtı.
taksici, anlamsız ısrarının sonuna gelmişti.
geri vites ve yabancısı olduğu sokaktan ayrılış.
gider gitmez pazarcı ve genç taksiciyi çekiştirmeye başladı. böyle iş olur muydu? hayret bi şeydi yani! pesti doğrusu!
sonra herkes evine gitti. fakat gencin aklına bir şey takılmıştı.
taksiciyle yüz yüze geldiği o an karşısındaki kişinin patlamaya hazır bir bomba gibi sabırsız olduğunu hissetmişti.
o an saniyeler içinde sanki bir çehov hikayesindeymiş gibi hissetmişti.
edit: anlamsal.
görüş mesafesi tanımayan binalar,
piyangodan çıkmış gibi her yerden fırlayan insanlar...
bu hengamenin içinde sakin kalabilmek, kafanın rahat olabilmesi mümkün mü?
ya da tam tersi olsa?
sokaklar geniş, gökyüzü alabildiğine açık alabildiğine mavi olsa.
kimse piyangodan çıkmasa, çıkanlar da hep bizden olsa.
o zaman sakin kalabilir miydik, kafamız rahat olur muydu?
...
yılların taksicisiydi ama istanbul işte o kadar karışıktı ki aşina olmadığınız bir muhitte sizi çaresiz bırakabiliyordu.
öyle de oldu. her zamankinden daha fazla araca ev sahipliği yapan sokağa girdi. amacı kestirmeden gitmekti.
ama hesap etmediği bir şey vardı. o gün her zamanki gibi pazar kurulmuştu. yani çıkmaz sokaktaydı.
sokağın ortasına geldiğinde ise yavaşladı. çünkü o gün zaten yer bulması zor olan sokakta bir hareketlilik vardı. yer paylaşımı önemliydi.
bazı araç sahiplerinden araçlarının yerini değiştirmeleri istenmişti. sokağınıza pazar kuruluyorsa bu tarz fedakarlıklar gerekliydi.
aracını durdurduğunda ise önündeki araçtan inen genç kendisine daha fazla ilerleyemeyeceğini, sokağın sonunun pazara çıktığını anlatmaya çalıştı. anlayamamıştı.
'gitsene işte' dedi gence.
genç, taksicinin isteğinin anlamsızlığını fark etmiş olacak ki gidecek pek bir yeri olmadığı halde diretmedi.
öyle ya burnunun ucundaki pazarı göremeyen, pazardan gelen seslere kulak tıkayan birine laf anlatamazdı.
çaresiz aracını biraz ileriye aldı. sonra indi ve taksiciye daha fazla ileri gidemeyeceğini önündeki aracın da pazarcılardan birine ait olduğunu söyledi.
aracından inme sırası taksicideydi. bir keşif çalışması işe yarayabilirdi.
bu sefer en öndeki aracın sahibi olan pazarcıyla müzakerelere başladı.
bak dedi ben yılların taksicisiyim, senin aracını çizdirmeden kaldırıma alırım. o esnada da pazar toplanmaktaydı. pazarın kestiği karşı sokaktan devam edebileceğini düşünüyordu.
pazarcı ikna olmadı. araç çekilse bile taksicinin yoluna devam edemeyeceğini öne sürdü.
hakikaten de taksici boşuna ısrar ediyordu. çünkü herkes evine dönmenin peşindeydi. bu kadar anlayışsız bir direniş onları yıpratmıştı.
sonra ne olduysa sokaktaki araçlar geri gitmek suretiyle yolu açtı.
taksici, anlamsız ısrarının sonuna gelmişti.
geri vites ve yabancısı olduğu sokaktan ayrılış.
gider gitmez pazarcı ve genç taksiciyi çekiştirmeye başladı. böyle iş olur muydu? hayret bi şeydi yani! pesti doğrusu!
sonra herkes evine gitti. fakat gencin aklına bir şey takılmıştı.
taksiciyle yüz yüze geldiği o an karşısındaki kişinin patlamaya hazır bir bomba gibi sabırsız olduğunu hissetmişti.
o an saniyeler içinde sanki bir çehov hikayesindeymiş gibi hissetmişti.
edit: anlamsal.
devamını gör...

