geceye bir şarkı bırak
barış manço-bien fait pour toi.
devamını gör...
tek cümleyle hayatı tanımla
bunu başka bir yere de yazmıştım. burada da bulunsun.
"geldin bu yaşa bu zamana kadar ne yaptın anlat deseler, tek bir sözcük çıkar ağzımdan "okudum" derim ama öyle bir okudum derim ki bu tek sözcüğün her bir harfi haykırır yaşamak için okuduğumu, okumak için yaşadığımı ... "
"geldin bu yaşa bu zamana kadar ne yaptın anlat deseler, tek bir sözcük çıkar ağzımdan "okudum" derim ama öyle bir okudum derim ki bu tek sözcüğün her bir harfi haykırır yaşamak için okuduğumu, okumak için yaşadığımı ... "
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
umut belki de gelecek sayfadadır. kapatma kitabı.
devamını gör...
eyluling hate yoldaş benjamin franklin lucifer iko
şampiyonlar ligi 1. torbadir.
devamını gör...
z kuşağının sözlüklerin kalitesini düşürmesi
(bkz: he yavrum he)
devamını gör...
dertleşmek istenen roman karakteri
quasimado kesinlikle. en güzel iki çirkin olarak birbirimizle ne hoş dertleşirdik.
devamını gör...
kafa store'a recep tayyip erdoğan rozeti gelsin kampanyası
yalnız uzun adamı rozet yapıp sonra da troll davranırsanız bu size ve dininize yakışmaz.
dininiz diyorum çünkü aamir khan’ın dediği gibi,
iki tane tanrı var
birisi yaratan, diğeri sizin yarattığınız...
dininiz diyorum çünkü aamir khan’ın dediği gibi,
iki tane tanrı var
birisi yaratan, diğeri sizin yarattığınız...
devamını gör...
yazarların yaşadığı en utanç verici anı
pazarda domates yere düşünce alıp tezgaha koymak isterken bu sefer diğer taraftan yere düşmüştü satıcı da bana baktı ne salaksın der gibi anlık bir utançla teşekkür ederim demiştim hay aksi falan demek yerine djdnncnncnd
devamını gör...
rijksuniversiteit groningen
hollanda'nın groningen kentinde 1614 yılında kurulmuş güzide bir eğitim kurumudur. rug, 2020 yılı times higher education sıralamasında dünyanın en iyi 73. üniversitesi olmuştur.
küçük bir kent olan groningen'in sokakları bu üniversitenin kampüsüdür aynı zamanda. hatta öyle ki üniversitenin akademi binası şehrin de sembollerinden biridir. eski bir kilise üzerine inşa edilmiş olan kütüphanesi de oldukça etkileyicidir.
kötü şöhretli sosyal psikolog diederik stapel bu üniversitede çalışmıştır. ünlü primatolog ve etolog frans de waal de bu üniversitenin mezunudur. 2016 yılında nobel ödülü almış olan ben feringa da çalışmalarına rug'da devam etmektedir.
küçük bir kent olan groningen'in sokakları bu üniversitenin kampüsüdür aynı zamanda. hatta öyle ki üniversitenin akademi binası şehrin de sembollerinden biridir. eski bir kilise üzerine inşa edilmiş olan kütüphanesi de oldukça etkileyicidir.
kötü şöhretli sosyal psikolog diederik stapel bu üniversitede çalışmıştır. ünlü primatolog ve etolog frans de waal de bu üniversitenin mezunudur. 2016 yılında nobel ödülü almış olan ben feringa da çalışmalarına rug'da devam etmektedir.
devamını gör...
namuslu erkek yetiştiremeyen anne sorunsalı
kim ne derse desin bir anne kız çocuğuna namus konusunda ne kadar duyarlı davranıyorsa erkek çocuğuna da aynı şekilde davranmalidir .
devamını gör...
siyasetle ilgilenmemek
türkiye'de otomatikmen yaşadığınız şey.
edit : başlığı yanlış okumuşum:d siyasetle ilgilenmek sanmistim
tabi burada imkanı olmayan sey.
başımızda böyle cumhurbaşkanı olursa olacağı bu
edit : başlığı yanlış okumuşum:d siyasetle ilgilenmek sanmistim
tabi burada imkanı olmayan sey.
başımızda böyle cumhurbaşkanı olursa olacağı bu
devamını gör...
cinsiyetçilikten artık gına gelmesi
sadece cinsiyetçilik mi? ırkçılık da en az onun kadar gına getirdi. bu iki lanetten insanımızın beyni ne zaman arınacak bilinmez.
devamını gör...
anguloa uniflora
sadece bende mi oldu bu duygu bilmiyorum ama beni biraz ürküttü açıkçası bu çiçekler. gece görsem veya karşıma çıksa..., neyse kötü düşünmeyelim.
tanım: değişik bir çiçek türüdür.
tanım: değişik bir çiçek türüdür.
devamını gör...
yaşamın anlamının olmaması
hegel'den şöyle bir cümle kalmış aklımda; bilmeden bilgi nedir diye sormak, yüzmeden yüzmenin sınırlarını araştırmaya benzer. kendisi o yüzden bilgiden deği, "varlık"tan başlıyor.
kendinde şey/kendi için olan şey.
görü-gerçek
ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.
gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.
bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.
şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.
öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.
insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.
vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.
nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.
ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.
deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.
anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.
özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.
minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.
bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.
coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
kendinde şey/kendi için olan şey.
görü-gerçek
ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.
gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.
bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.
şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.
öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.
insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.
vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.
nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.
ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.
deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.
anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.
özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.
minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.
bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.
coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
devamını gör...
kuzen
bizdeki karşılığı kardeş olan kelime. kardeş olarak büyütüldük hepimiz. hitap şekli de direkt abla/abi bu yüzden. nasıl ki kardeşler arasında anlaşmazlıklar veya kırgınlıklar varsa, o da oluyor zaman zaman elbette. her zaman iyi olacak değiliz ya.
devamını gör...
kimseyi engellemeyen yazar
ilk başta engellemek istediğim kişiler oldu hatta engelledim. sonra düşündüm ve dedim ki kendi kendime; niye engelliyorsun ki?
kaldırdım engelleri ve onları da okumaya devam ettim. okuyarak bilgi toplamak lazım. olur da birgün tartışma büyür ise atacağın taşları heybene biriktirmen gerekir. yoksa onu tanımadan nasıl taşlıyacaksın.
okuyun bütün görüşleri. engel çözüm değil.
kaldırdım engelleri ve onları da okumaya devam ettim. okuyarak bilgi toplamak lazım. olur da birgün tartışma büyür ise atacağın taşları heybene biriktirmen gerekir. yoksa onu tanımadan nasıl taşlıyacaksın.
okuyun bütün görüşleri. engel çözüm değil.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
italya'yı yenersek koyacağım lan. risk budur hacılar. sonunda doping yaparken hamile kalan pesmerge nickli hayal gücü doruklarda olan yağız delikanlıyı göreceksiniz.
edit: göremedi. *
edit: göremedi. *
devamını gör...
saklambaç
eskiden oynamayı çok sevdiğim bir oyundur. köyde toplanır hep beraber oynardık. ama az önceki olay gördüğüm en komik olay olabilir. yeğenlerim ve kuzenim bir de birkaç akraba çocuğu daha saklambaç oynuyor ben de yeğenlerime bakıyorum. bir kız ile kuzenim arasında geçen konuşma nedense çok güldürdü beni. kaça kadar sayalım muhabbeti dönünce:
kız: seksene kadar sayalım allah'a.
kuzenim: sen niye allah'a sayıyon*.
ama öyle bir dedi ki yarım saattir ona gülüyorum. hani çok ciddiydi. acaba biz de böyle değişik muhabbetlere giriyor muyduk diye düşünmedim değil*.
kız: seksene kadar sayalım allah'a.
kuzenim: sen niye allah'a sayıyon*.
ama öyle bir dedi ki yarım saattir ona gülüyorum. hani çok ciddiydi. acaba biz de böyle değişik muhabbetlere giriyor muyduk diye düşünmedim değil*.
devamını gör...

