yemekle ilgili entryler gördükçe acıkmak
belli bir saatten sonra özellikle mantılı, lahmacunlu tanımlara bir kısıtlama getirilmeli diye düşünerek acıktığım başlık .
devamını gör...
takipçisi olmayan yazar
hiç takipçisi olmayan yazardır...
(bkz: sen ciddi olamazsın bir dakika nasıl doğru olabilir bu)
edit : bunlardan biri de benim, bugün bana ağlamak düşer...
edit 2 : 1 olmuş oha
edit 3 : 3 oldu bir anda
(bkz: sen ciddi olamazsın bir dakika nasıl doğru olabilir bu)
edit : bunlardan biri de benim, bugün bana ağlamak düşer...
edit 2 : 1 olmuş oha
edit 3 : 3 oldu bir anda
devamını gör...
neşet ertaş
bozkırın tezenesi
devamını gör...
bayramda en çok özlenen şey
pamuk dedemi çok özledim. şimdi olsa gider elini öperdim, o da bizim için hazırladığı mendilleri verirdi.
bir de samimiyet dostlar. klişe ama maalesef doğrudur benim için. eskiden koyde gezmedigimiz kapı kalmazdı bir de şu anki halime bak. elimde dondurma, bayram mesajları yazıyorum.
bir de samimiyet dostlar. klişe ama maalesef doğrudur benim için. eskiden koyde gezmedigimiz kapı kalmazdı bir de şu anki halime bak. elimde dondurma, bayram mesajları yazıyorum.
devamını gör...
en hüzünlü kelime
ölüm.
her şey geçiyor, bitiyor, değişiyor. ama ölüm hep aynı kalıyor. verdiği acı, hissettirdiği çaresizlik hiç değişmiyor.
her şey geçiyor, bitiyor, değişiyor. ama ölüm hep aynı kalıyor. verdiği acı, hissettirdiği çaresizlik hiç değişmiyor.
devamını gör...
celal şengör'ün ilber ortaylı'ya dipsiz kuyu pezevenk demesi
kahkaha attıran görüntüdür. kahkaha attıran son kelimesi ve söyleyiş ifadesi olmakla birlikte tanımın kendisi ortaylı için çok doğrudur.
devamını gör...
dört anlaşma: toltek bilgelik kitabı
don miguel ruiz tarafından yazılmış, toltek bilgeliğinin anlatıldığı mükemmel ötesi başucu kitabım. toltek bilgeliği bir din bir inanış değil bir felsefe ya da bir ideoloji değil, bir yaşama sanatı canlı bir öğreti. meksika kızılderileleri tarafından hala daha uygulanan bir yaşam sanatı ve öğreti. toltek bilgi insanı anlamına geliyor. resmi tarihe göre tolteklerin 9. ve 12. yüzyıllar arasında yaşadığı söyleniyor ancak kökeninin çok daha eskilere dayandığı bilinmekte.
peki kitapta ne anlatılıyor? bu bir kişisel gelişim kitabı mı? bu kitabı okursak ne olur? şöyle başlayayım kitap 120 sayfalık ince bir kitap. ben 1-1buçuk saat gibi bir sürede bitirdim. başladığınız zaman zaten elinizden bırakamaycaksınız. bence hayatınıza mutlaka dokunacak ve hayatınızı değiştirebilecek bir kitap. şöyle ki kitapta eğer farkındalığa varmazsak bir cehennemde yaşadığımızı, bireysel ve toplumsal bir rüya içinde olduğumuzu ancak farkındalık ve eylem ile bu cehennemden çıkıp cennete geçebileceğimizi anlatıyor. varolma sürecimizde ailemiz, toplum, din, kurallar tarafından ehlileştirildiğimizi ama artık büyüdüğümüzde özgürleşebileceğimizi ve buözgürleşmenin bize cennetin kapılarını açacağından bahsediyor. peki bunu nasıl yapacakmışız? 4 anlaşma yaparak nedir peki bu 4 anlaşma:
1. kullandığın sözcükleri özenle seç.
2. hiçbir şeyi kişisel algılama.
3. varsayımda bulunma.
4. daima yapabildiginin en iyisini yap.
eğer bu 4 anlaşmayı alışkanlık haline getirebilir içselleştirirsek çok fayda görebiliriz ve hayatımızı kolaylaştırabiliriz. ben okur okumaz harekete geçtim. çok zor olmayan basit şeyler aslında ve bir süre sonra bunlar refleks haline gelecek. ve gerçekten hayatımız çok daha yaşanabilir hale gelecek.
peki kitapta ne anlatılıyor? bu bir kişisel gelişim kitabı mı? bu kitabı okursak ne olur? şöyle başlayayım kitap 120 sayfalık ince bir kitap. ben 1-1buçuk saat gibi bir sürede bitirdim. başladığınız zaman zaten elinizden bırakamaycaksınız. bence hayatınıza mutlaka dokunacak ve hayatınızı değiştirebilecek bir kitap. şöyle ki kitapta eğer farkındalığa varmazsak bir cehennemde yaşadığımızı, bireysel ve toplumsal bir rüya içinde olduğumuzu ancak farkındalık ve eylem ile bu cehennemden çıkıp cennete geçebileceğimizi anlatıyor. varolma sürecimizde ailemiz, toplum, din, kurallar tarafından ehlileştirildiğimizi ama artık büyüdüğümüzde özgürleşebileceğimizi ve buözgürleşmenin bize cennetin kapılarını açacağından bahsediyor. peki bunu nasıl yapacakmışız? 4 anlaşma yaparak nedir peki bu 4 anlaşma:
1. kullandığın sözcükleri özenle seç.
2. hiçbir şeyi kişisel algılama.
3. varsayımda bulunma.
4. daima yapabildiginin en iyisini yap.
eğer bu 4 anlaşmayı alışkanlık haline getirebilir içselleştirirsek çok fayda görebiliriz ve hayatımızı kolaylaştırabiliriz. ben okur okumaz harekete geçtim. çok zor olmayan basit şeyler aslında ve bir süre sonra bunlar refleks haline gelecek. ve gerçekten hayatımız çok daha yaşanabilir hale gelecek.
devamını gör...
kürşat ayvatoğlu'nun arabada kokain içmesi
işte bunlar hep (bkz: kimyasal islamcı).
devamını gör...
erp
kurumların tüm iş alanlarındaki tüm faaliyetlerinin yetkilendirilen isimlerce ortak çalışılabilir, erişilebilir ve müdahale edilebilir olmasına olanak sağlayan yazılımsal altyapı. en bilinen erp tabanlı ürün sap'dir.
ks: enterprise resource planning*
ks: enterprise resource planning*
devamını gör...
fobilerin üstesinden gelme
öncelikle korkunun tanımlamasını yapmak gerekiyor. sonra neden korktuğunu belirlemek ve işin en zahmetli kısmı harekete geçmek... mesela örümcekten korkuyorsunuz yavaş yavaş yaklaşmakla başlayabilirsiniz ,düzenli çalışmalar ile kademeyi arttıracaksınız ama doğrudan korkuyla yüzleşmenin sıkıntılı sonuçlar doğuracağı söyleniliyor. hedefe kitlenerek başarısız olacağını düşünmeyerek parça parça yaklaşılmalı korkulara...
belki bir gün korkularımızı yeneriz ne dersiniz?
belki bir gün korkularımızı yeneriz ne dersiniz?
devamını gör...
rüştü asyalı
büyük oyuncudur.
özellikle keloğlan filmlerinde oyunculuğunu izledik ustanın, daha sonra okuduğu şiirleri dinledik ama benim için rüştü asyalı demek cyrano de bergerac’taki unutulmaz terası seslendirmesi ile efsane olmuştur:
ya ne yapmak lâzımmış?
sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi,
bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi,
yerden etekleyerek velinimet sanmak mı?
kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı?
istemem eksik olsun! herkes gibi, koşarak,
yabanın zenginine methiyeler mi yazmak
yoksa nâzırın yüzü gülecek diye bir an
karşısında takla mı atmak lâzım her zaman?
istemem eksik olsun! ricaya mı gitmeli?
kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim?
yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim?
istemem eksik olsun! tazıya tut, tavşana
kaç mı demeli? belki kaz gelir diye bana
tavuk mu göndermeli? yoksa bir fino gibi
susta durmak mıdır ki, acep en münasibi?
istemem eksik olsun! bir kibar salonunda
kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda,
marifet şire koyup kameri, yıldızları,
aşka getirmek midir, evde kalmış kızları?
istemem eksik olsun! yahut şan olsun diye,
meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye
şiir mecmuası mı bastırmalı? istemem
eksik olsun! acaba bulup bir alay sersem
meyhane köşesinde dâhi olmak mı hüner?
istemem eksik olsun! bir tek şiirle yer yer
dolaşıp ta herkesten alkış mı dilenmeli?
istemem eksik olsun! yoksa bir sürü keli
sırma saçlı diyerek göğe mi çıkarmalı?
yoksa ödüm mü kopsun bir allahın aptalı
gazeteye bir tenkid yazacak diye her gün?
yahut sayıklamak mı lâzım: adım görünsün
aman! diye şu meşhur mercure ceridesinde
istemem eksik olsun! ve tâ son nefesinde
bile çekinmek, korkmak, benzi sararmak, bitmek,
şiir yazacak yerde ziyaretlere gitmek,
karşısında zoraki sırıtmak her abusun.
eksik olsun istemem, istemem eksik olsun!
fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
isteyince şapkayı ters giymek, karışanı
olmamak. bir hiç için ya kılıcına veya
kalemine sarılmak ve ancak duya duya
yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
çocuğum! demek, bütün bunları hoş gör yine,
hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
ara hakkını hattâ kendi nefsinden bile.
velhasıl bir tufeylî zilletiyle
tırmanma! varsın boyun olmazın söğüt kadar,
bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?
kavaklar sıra sıra dikilse de karşına
boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
istemem eksik olsun
özellikle keloğlan filmlerinde oyunculuğunu izledik ustanın, daha sonra okuduğu şiirleri dinledik ama benim için rüştü asyalı demek cyrano de bergerac’taki unutulmaz terası seslendirmesi ile efsane olmuştur:
ya ne yapmak lâzımmış?
sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi,
bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi,
yerden etekleyerek velinimet sanmak mı?
kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı?
istemem eksik olsun! herkes gibi, koşarak,
yabanın zenginine methiyeler mi yazmak
yoksa nâzırın yüzü gülecek diye bir an
karşısında takla mı atmak lâzım her zaman?
istemem eksik olsun! ricaya mı gitmeli?
kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim?
yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim?
istemem eksik olsun! tazıya tut, tavşana
kaç mı demeli? belki kaz gelir diye bana
tavuk mu göndermeli? yoksa bir fino gibi
susta durmak mıdır ki, acep en münasibi?
istemem eksik olsun! bir kibar salonunda
kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda,
marifet şire koyup kameri, yıldızları,
aşka getirmek midir, evde kalmış kızları?
istemem eksik olsun! yahut şan olsun diye,
meşhur bir kitapçıya giderek, veresiye
şiir mecmuası mı bastırmalı? istemem
eksik olsun! acaba bulup bir alay sersem
meyhane köşesinde dâhi olmak mı hüner?
istemem eksik olsun! bir tek şiirle yer yer
dolaşıp ta herkesten alkış mı dilenmeli?
istemem eksik olsun! yoksa bir sürü keli
sırma saçlı diyerek göğe mi çıkarmalı?
yoksa ödüm mü kopsun bir allahın aptalı
gazeteye bir tenkid yazacak diye her gün?
yahut sayıklamak mı lâzım: adım görünsün
aman! diye şu meşhur mercure ceridesinde
istemem eksik olsun! ve tâ son nefesinde
bile çekinmek, korkmak, benzi sararmak, bitmek,
şiir yazacak yerde ziyaretlere gitmek,
karşısında zoraki sırıtmak her abusun.
eksik olsun istemem, istemem eksik olsun!
fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
isteyince şapkayı ters giymek, karışanı
olmamak. bir hiç için ya kılıcına veya
kalemine sarılmak ve ancak duya duya
yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
çocuğum! demek, bütün bunları hoş gör yine,
hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
ara hakkını hattâ kendi nefsinden bile.
velhasıl bir tufeylî zilletiyle
tırmanma! varsın boyun olmazın söğüt kadar,
bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?
kavaklar sıra sıra dikilse de karşına
boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
istemem eksik olsun
devamını gör...
2002 yılındaymış gibi yazmak
her şeyim var.
masumiyetim, hayallerim, abim, babam, hayvanlarla dolu bir bahçem (inek, koyun, keçi, tavuk, güvercin, kedi, köpek, hindi, ördek vsvs) yeşillikler içinde bir evim, yarına olan umudum, tertemiz bir kalbim, gülen gözlerim, umarsız gülüşüm...
masumiyetim, hayallerim, abim, babam, hayvanlarla dolu bir bahçem (inek, koyun, keçi, tavuk, güvercin, kedi, köpek, hindi, ördek vsvs) yeşillikler içinde bir evim, yarına olan umudum, tertemiz bir kalbim, gülen gözlerim, umarsız gülüşüm...
devamını gör...
hala zevkle izlenen çizgi filmler
-ninja kaplumbağa
-regular show
-heidi
-tom ve jerry
-regular show
-heidi
-tom ve jerry
devamını gör...
yemen
veysel karani diye bildiğimiz üveys el karani'nin memleketidir. bir tarafta, yüz yıl önce osmanlı askerlerini katleden, ingiltere ve a.b.d'nin kuklası suudi arabistan, diğer tarafta şii'likle kafayı bozmuş iran'ın desteklediği gruplar yüzünden insanların öldüğü, zulüm gördüğü, açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların olduğu bir ülkedir.
devamını gör...
çocukların yetişkinlerden daha iyi yaptığı şeyler
sorgulamak. nedeni bilinmez, büyüdükçe sorgulama arzusu azalıyor insanların.
devamını gör...
kuponla ansiklopedi dağıtılan ülke
yaşadığım kentin yürüyüş parkına kurulan minik kütüphanesinde bu ansiklopedilere rastladım. fazlaca sayıda büyük larousse'lerden ana britannica 'lara, görsel ansiklopedi'sinden rehber ansiklopedisi'ne, meydan larousse'nin sabah gazetesi'nin dağıttığı versiyonundan ondan önceki tuğla kadar olan versiyonuna her türlü çeşitleri bulunuyor. eve götürmek de serbest. elindeki ansiklopedileri çıkaranlar buraya bağışlamışlar. hatta her geçtiğimde sayılarının da arttığını görüyorum. ansiklopedi düşkünleri ve kağıt hamuru kokusunu unutamayanlar için güzel bir hizmet.
devamını gör...
we were in auschwitz
ikinci dünya savaşı sırasında nazi toplama kamplarında bulunmuş olan üç yazar; tadeusz borowski,janusz nel siedlecki ve krystyn olszewski'nin 14 kısa öyküsünün yer aldığı eser. bu öykülerden yalnızca 4 tanesi borowski'ye ait olsa bile diğer öykülere de katkıda bulunduğu bilinmekte. nazi kamplarının iç yüzünü belgelemek amacı ile yazılmış olan bu eserde en dikkat çekici nokta, aynı anda hem edebi hem otobiyografik hem de belge niteliği taşıması. savaşın dışında da bir vahşet vardı ve hatta savaşın kendisinden bile daha kanlıydı. işte bu eserin bize söylediği budur. insanoğlunun dönüşebileceği canavarın en kesin tanımı bu öykülerde yatıyor. anneler gazdan kaçınmak için çocuklarını geride bırakabildiği, ırkçılığın onları bu şartlara getirdiğini bilmelerine rağmen tutsakların kendi aralarında dahi ırkçılık yaptığı, insanların biraz daha yaşayabilmek için çaldığı, kendini sattığı, değerli eşyaları yağmaladığı kaotik bir atmosfer. geçişler hızlı ve düzensiz olsa bile bu eserin tutsaklıktan hemen sonra aktarılan deneyimler olduğunu bilmek bir nebze bu yazınsal karmaşayı aktarılan olaylar ile kurulmuş hoş bir köprü olarak görmeye sebep oluyor.
eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.
despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
eser yalnızca siedlecki'nin ve olszewski'nin öykülerinden oluşsaydı şüphesiz edebi olarak yaklaşmaya pek müsait olmayacaktı ve daha çok ansiklopedik bir yaklaşım gerektirecekti ama 28 yaşında intihar etmiş olan borowski'nin ortaya çıkardığı muhteşem edebi üslup oldukça eşsiz. ölü bedenlerin tasvirleri ve karakterlerin psikolojik tahlillerindeki başarısı çarpıcılığı üst noktaya taşıyan bir etken. ki yine borowski'nin kaleminden çıkan this way for the gas, ladies and gentlemen muhtemelen kitabın en etkileyici öykülerinden biri. primo levi'nin if this is a man'i ile üst üste okunduğunda eserin çarpıcılığı ikiye katlanıyor.
despite the madness of war, we lived for a world that would be different. for a better world to come when all this is over. and perhaps even our being here is a step towards that world. do you really think that, without the hope that such a world is possible, that the rights of man will be restored again, we could stand the concentration camp even for one day? ıt is that very hope that makes people go without a murmur to the gas chambers, keeps them from risking a revolt, paralyses them into numb inactivity. ıt is hope that breaks down family ties, makes mothers renounce their children, or wives sell their bodies for bread, or husbands kill. ıt is hope that compels man to hold on to one more day of life, because that day may be the day of liberation. ah, and not even the hope for a different, better world, but simply for life, a life of peace and rest. never before in the history of mankind has hope been stronger than man, but never also has it done so much harm as it has in the war, in this concentration camp. we were never taught how to give up hope, and this is why today we perish in gas chambers.
devamını gör...


