sezen aksu diyor ki
içimde yıllardan kalma birikim,
bilmem ne zaman patlar.
bilmem ne zaman patlar.
devamını gör...
yol gözümü dağlıyor
hayko cepkin imzalı en güzel eserlerden biri, eski bir hatıra, hiçbir şeyin dibinde olanların kılavuzu.
"bitmez sandı
yoksul beynin
sorma artık kimim neyim
olsun sende merhametim
bundan sonra seninleyim
hiç aklında yokken bir ışık yanar
yol gözümü dağlıyor bak
ağlasan da boş
bendeki zehir kadar sarhoş
bu nehir gibi akan sular ne çok olur bu gözlerde yaş
tadı yok çok zor olur birdaha
gözümde yaş
bomboş elim
hiçbir şeyin
dibindeyim
geçmiş her gün
hikayemdir
böyle bilsin sevdiklerim
hiç aklında yokken bir ışık yanar
yol gözümü dağlıyor bak
ağlasan da boş
bendeki zehir kadar sarhoş
bu nehir gibi akan sular ne çok olur bu gözlerde yaş
tadı yok çok zor olur bir daha"
"bitmez sandı
yoksul beynin
sorma artık kimim neyim
olsun sende merhametim
bundan sonra seninleyim
hiç aklında yokken bir ışık yanar
yol gözümü dağlıyor bak
ağlasan da boş
bendeki zehir kadar sarhoş
bu nehir gibi akan sular ne çok olur bu gözlerde yaş
tadı yok çok zor olur birdaha
gözümde yaş
bomboş elim
hiçbir şeyin
dibindeyim
geçmiş her gün
hikayemdir
böyle bilsin sevdiklerim
hiç aklında yokken bir ışık yanar
yol gözümü dağlıyor bak
ağlasan da boş
bendeki zehir kadar sarhoş
bu nehir gibi akan sular ne çok olur bu gözlerde yaş
tadı yok çok zor olur bir daha"
devamını gör...
g.o.r.a.
herkes türkçe konuşuyor ben anlamıyorum ki kim türk kim yabancı...
devamını gör...
hayalet duvar
sarah moss kitabıdır.
hangi ülkede yaşadığınızın pek bir önemi yok aslında; dünyanın en medeni ülkesinin refah içinde yaşayan bir bireyi de olabilirsiniz, az gelişmiş bir ülkede yaşayan fakir bir işçi ailesinin bir ferdi de. sorun yaşadığınız ülkede değil, sorun insan olmayı içine sindirememekte. güçlü zayıfı ezer şiarını kabul edersek eğer, zulmün evde başlaması da kaçınılmaz olur. dünyanın her bir noktasında aile içi şiddet bir utanç halkası olarak insanların boynunda asılı duruyor.
hangi çağda yaşadığınız da önemini yitirir bu konuda ister doğrudan demokrasi uygulayan antik yunan’da, ister engizisyon ateşiyle kavrulan avrupa’nın utanç dolu orta çağında, ister sonsuz boşluğa yol almaya heveslendiğimiz uzay çağında. sorun hangi medeniyet basamağında olduğumuz değil. sorun, şiddetin herhangi bir anlaşmazlığı çözemeyeceğini anlayacak bilinç düzeyine ulaşamamamızda. aile ise şiddetin beşiği olduysa eğer, kaybedilmiş çok şeyin yasını tutmamız gerekecek.
sarah moss bir demir çağı simülasyonu içinde aile içi şiddete tanık olmamızı sağlayacak bir roman yazmış bizim için. bize de okuyup demir çağından bu yana bir arpa boyu yol alamadığımızı görmek kalmış.
hangi ülkede yaşadığınızın pek bir önemi yok aslında; dünyanın en medeni ülkesinin refah içinde yaşayan bir bireyi de olabilirsiniz, az gelişmiş bir ülkede yaşayan fakir bir işçi ailesinin bir ferdi de. sorun yaşadığınız ülkede değil, sorun insan olmayı içine sindirememekte. güçlü zayıfı ezer şiarını kabul edersek eğer, zulmün evde başlaması da kaçınılmaz olur. dünyanın her bir noktasında aile içi şiddet bir utanç halkası olarak insanların boynunda asılı duruyor.
hangi çağda yaşadığınız da önemini yitirir bu konuda ister doğrudan demokrasi uygulayan antik yunan’da, ister engizisyon ateşiyle kavrulan avrupa’nın utanç dolu orta çağında, ister sonsuz boşluğa yol almaya heveslendiğimiz uzay çağında. sorun hangi medeniyet basamağında olduğumuz değil. sorun, şiddetin herhangi bir anlaşmazlığı çözemeyeceğini anlayacak bilinç düzeyine ulaşamamamızda. aile ise şiddetin beşiği olduysa eğer, kaybedilmiş çok şeyin yasını tutmamız gerekecek.
sarah moss bir demir çağı simülasyonu içinde aile içi şiddete tanık olmamızı sağlayacak bir roman yazmış bizim için. bize de okuyup demir çağından bu yana bir arpa boyu yol alamadığımızı görmek kalmış.
devamını gör...
tanrı ile ilgili ateistlerin müslümanlardan daha çok başlık açmasının nedeni
beni pek de ilgilendirmeyen nedenler silsilesi. benim inancım bana, onların inançsızlığı kendilerine oldukça ve kimse kimseyi kendi görüşüne uydurmaya çalışmadığı sürece sıkıntı yok.
benim sıkıntım başka. bilimsel başlıklarda yalnız bırakıyorlar beni, ayıp oluyor. o kadar "araştırıyoruz, ediyoruz" diyorsunuz, neredesiniz ey ahali! bırakın insanların kolay kolay değişmeyecek düşünce ve inançlarıyla uğraşmayı da iki el atın şu öksüz başlıklara!
benim sıkıntım başka. bilimsel başlıklarda yalnız bırakıyorlar beni, ayıp oluyor. o kadar "araştırıyoruz, ediyoruz" diyorsunuz, neredesiniz ey ahali! bırakın insanların kolay kolay değişmeyecek düşünce ve inançlarıyla uğraşmayı da iki el atın şu öksüz başlıklara!
devamını gör...
tavşanladalgageçenkaplumbağa
yarışın son saniyesinde tavşana nanik yaparak kurdeleyi göğüsleyen kaplumbağadır. istikrarını bozmamış umudunu asla kaybetmemiştir.
kim bilir belki yeni yazarımız da ayın en iyi 10 yazarı arasına kurdeleyi göğüsleyerek girer.
hoş gelmiş daim olsun. *
kim bilir belki yeni yazarımız da ayın en iyi 10 yazarı arasına kurdeleyi göğüsleyerek girer.
hoş gelmiş daim olsun. *
devamını gör...
orta doğu insanının en karakteristik özelliği
mutlaka tapacak bir şey bulması.
devamını gör...
inançsız olduğu halde kötü alışkanlıkları olmayan insan
bana göre sırf inancında günah ya da haram olduğu için kötü alışkanlıklardan uzak durmaya çalışan kişilerden çok daha mükemmeldir çünkü korkularıyla değil içinden gelen iyilikle hareket eder, kısaca iyiliğin vücut bulmuş halidir diyebilirim.
devamını gör...
yoldaş ben ibneyim
dedim benjamin'e laf çakıyorlar herhalde, kanıtı ile görünce şaşırdığım kitaptır
devamını gör...
pazar sabahı kahvaltısı
çalışan kesim için haftanın en değerli gününün en değerli saatidir. her zamankinden daha az stresli uyanmışsındır. güneş gülen yüzünü hemen hemen yeni göstermiştir ya da yağmur bulutu az önce tam buralardan geçmiştir. üstünde her zamanki sadık hırkan, ayağında parmak arası terliklerinle, simitlerinin çıtırlığından emin olduğun fırına doğru yol alırsın. kokuları tüm sokağı hatta tüm şehri * sarmıştır. aldığın simitlerin ucundan kemirerek eve dönerken sokağın müdavimi karabaş'ın esneyerek sana doğru geldiğini görürsün. her zamanki gibi elindeki simitten ona da verirsin ve o da her zamanki gibi koklayıp bırakır. demek ki her şey yolunda...
ocak üzerindeki kırmızı demlik telaşla köpürür, artık çay'ın demlenme vakti gelir.
pötikare masa örtünü sardunyalarla dolu balkonun eski ama neşeli masasına serersin. fesleğenlerin başını okşayıp, kokusunu içine çekersin. nostaljik radyonun frekanslarını türk sanat müziğine ayarlarsın. rüzgar saçlarını, müzik ruhunu okşar.
bir şarkı duyarsın ama sadece bir kaç cümlesine eşlik edersin:
kalbimi kıra kıra
bıraktın bir hatıra
günahını yalancı
dudaklarında ara...
ne bugünün kırıklığı, ne de geleceğin endişesi vardır.
geçmişin keskin yaşanmışlığı ve netliği tuhaf bir huzur verir. demek ki her şey yolunda!
iyi pazarlar efendim...
ocak üzerindeki kırmızı demlik telaşla köpürür, artık çay'ın demlenme vakti gelir.
pötikare masa örtünü sardunyalarla dolu balkonun eski ama neşeli masasına serersin. fesleğenlerin başını okşayıp, kokusunu içine çekersin. nostaljik radyonun frekanslarını türk sanat müziğine ayarlarsın. rüzgar saçlarını, müzik ruhunu okşar.
bir şarkı duyarsın ama sadece bir kaç cümlesine eşlik edersin:
kalbimi kıra kıra
bıraktın bir hatıra
günahını yalancı
dudaklarında ara...
ne bugünün kırıklığı, ne de geleceğin endişesi vardır.
geçmişin keskin yaşanmışlığı ve netliği tuhaf bir huzur verir. demek ki her şey yolunda!
iyi pazarlar efendim...
devamını gör...
sevginin tanımı
yoktur. her insana göre farklılık gösterir. zaten olayın güzelliği de buradadır. dünyanın öteki ucundaki bir insanın sevgi tanımıyla senin sevgi tanımın farklıdır.
ama aynı şeyleri hissedersin aynı mutlulukları aynı hüzünleri yaşarsın.
yazar şöyle diyor.
sevgi tırmananları birbirine bağlayan bir halattı. biri düşerse diğerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu . ancak sevgi, kesilmeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi. aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker.
ama aynı şeyleri hissedersin aynı mutlulukları aynı hüzünleri yaşarsın.
yazar şöyle diyor.
sevgi tırmananları birbirine bağlayan bir halattı. biri düşerse diğerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu . ancak sevgi, kesilmeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi. aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker.
devamını gör...
sözlükçülerin en iyi 3 çorba listesi
arabaşı çorbası
ezogelin çorbası
kelle paça çorbası.
ezogelin çorbası
kelle paça çorbası.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
"bir elim seni çizecek bütün pencerelere
bir elim seni silecek."
bir elim seni silecek."
devamını gör...
ışık eğrisi
bir yıldızın zaman içerisindeki parlaklık değişimini gösteren grafik.
çok çeşitli şekillerde çıkabilir karşımıza. aşağıda örneklerden bir tanesini görüyorsunuz:

(görsel, cosmos.esa. int'ten alıntıdır.)
burada grafiğin dikey ekseni yıldızın parlaklığını gösterirken, yatay ekseni değişim evresini, yani zamanı gösterir.
çok çeşitli şekillerde çıkabilir karşımıza. aşağıda örneklerden bir tanesini görüyorsunuz:

(görsel, cosmos.esa. int'ten alıntıdır.)
burada grafiğin dikey ekseni yıldızın parlaklığını gösterirken, yatay ekseni değişim evresini, yani zamanı gösterir.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
...günümüzde artık her insanın kendi reklam ajansı olmak zorunda kalışıdır. insan kendi medya kanallarını oluşturmaya başladığından beri hızla yükselen bir gereklilik var: poz. tanık olduğumuz pek çok ürünün reklamını düşünün, içinden çok ambalajına kafa patlatılmış her ürün için sürekli sergilenme ihtiyacı vardır. bilhassa az gelişmiş her ülkede, bir malın ar-ge aşamasından çok tanıtım ayağına para dökülür.
kafa -kaan koç
kafa -kaan koç
devamını gör...
ankara
mustafa kemal atatürk, anıtkabir, odtü ve nice köklü üniversitelerin yeri, ülkemizin başkenti.
mansur yavaş (mansur 'cuğum diyorum) güzel bir detay.(ankaralı değilim o halde gülüşüyle, hareketiyle güven veriyor, cb olsun lütfen, bu ülkenin ona ihtiyacı var)
mansur yavaş (mansur 'cuğum diyorum) güzel bir detay.(ankaralı değilim o halde gülüşüyle, hareketiyle güven veriyor, cb olsun lütfen, bu ülkenin ona ihtiyacı var)
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
romalılar için köle ''res mancipi'' mal sayılır. tıpkı yük hayvanları gibi. ancak mevzunun içerisinde farklı incelikler vardır; evet hak ehliyetine sahip değillerdi ancak onların insan olduğu gerçeğini yadsımak mümkün değildi. nasıl ki atlardan, eşeklerden faydalanma biçimi onların özelliklerine göre şekillenmişse, köleler için de durum aynı şekilde zuhur etmiştir. bu yüzden de onların yeteneklerinden ve zekâlarından yararlandılar. bunu yaparken de ex persona domini adı verilen kişiliğin devri müessesesi kullanıldı. yani köleye geçici olarak efendisinin kontrolünde fiil ehliyeti kullanma hakkı verildi. yani köle filmlerde/dizilerde izlediğiniz üzere gitti efendisinin adına mal aldı. gitti efendisinin adına bazı şartlar dahilinde ödeme yaptı ya da borç tahsil etti. ama bunların hepsi efendinin şahsında gerçekleşen işlemlerdi. bu işlerden doğan tüm hak ve borçlar efendiyi ilgilendiriyordu. yani kölelik ancak ve ancak efendi ile var olan onsuz hiçbir anlam ifade etmeyen bir özelliği haizdi. misal köle, efendi tarafından bir devrin yada satımın konusu olmadı ve terk edildi, hoop sahipsiz mal * haline gelirdi.
bir üst tanımda vurgulanan bir nokta ile ilgili önemli bir hususun altını çizmek gerekir; köleye nasıl davranılacağı söylendiği üzere sahibine bağlı bir durum değildi. bununla ilgili de ayrıca düzenlemeler vardı. özellikle kölelik hukukunun oluşturulduğu ilk zamanlardan itibaren bir denetçilik müessesi vardır. censor'ler efendilerin kölelere karşı olan davranışlarını incelerler ve kötü muamele durumunda çeşitli yaptırımlar uygulanmasını sağlarlardı. bunlardan en sıkıntılısı ise censor ikazı * idi. censor sıkıntıyı gördümü notayı çakar efendiyi cümle aleme rezil ederdi ve efendi şerefsiz * olarak nitelenerek hak ehliyetini yitirirdi. yani bu insanlık dışı uygulamanın dahi kendi içerisinde bir hukuki zemini ve yaptırımları vardı. tabi sonra roma büyüdü. kurumlar yozlaştı ve söz konusu usuller zaman içerisinde aşınmaya uğradı. imparatorluğun bütün kurumlarındaki ve yasalarındaki çürüme bu alana da zerk etti. işte o andan itibaren de keyfilik ve rezillik daha üst boyutlarda yaşanır oldu. zaten bu rezillikleri ''spartacus'' adlı dizide görmüşsünüzdür. *
azat etme işi de; ''hadi evladım seni azat ettim tak sepeti koluna haydi herkes yoluna'' tarzı bir durumla gerçekleşmiyordu. bunun da ıvır zıvır bir sürü şartı vardı. augustus sağ olsun tabiri caizse otu boku şarta bağlamıştır. misal 2'den fazla köleniz var. diyelim ki 10 köle, bunun ancak yarısını azat edebiliyorsunuz. 11-30 arasında ancak 3/1 oranında azatlık verme hakkına sahipsiniz. mevzu böyle kalem kalem gidiyor. aralıklara göre oran değişiyor. yani sayı yükseldikçe yüzde düşüyor. artı bu azatlıklarda konsülün onayı aranırdı. konsülün uygun bulmadığı azatlık işlemleri sonucunda ise köle, kamu malı haline gelirdi. tabi bunların hepsi kaba anlatım. hepsinin inciği cıncığı var ama bunları kim yazacak kim okuyacak değil mi ama? zaten yeterince saçmalama hakkımı kullanmışım şurada, daha fazla sapıtmanın lüzumu yok. ancak son bir noktanın da altını çizmek lazım. bu incik cincik süreç bitti. köle özgür oldu. hali ahvali ne olacak? ne olacak, özgürlüğü bile eski efendisinin statüsüne göre şekillenecek. yani efendi lanetinden kurtulamayacak. onun da istisnaları var orada da konsül yine devreye giriyor falan fişman, fındık fıstık. neyse bu mevzu uzayıp gitmeden efendi gibi bu tanımı sonlandırıp kaçırıyorum. yaşa var ol spartaküs...
bir üst tanımda vurgulanan bir nokta ile ilgili önemli bir hususun altını çizmek gerekir; köleye nasıl davranılacağı söylendiği üzere sahibine bağlı bir durum değildi. bununla ilgili de ayrıca düzenlemeler vardı. özellikle kölelik hukukunun oluşturulduğu ilk zamanlardan itibaren bir denetçilik müessesi vardır. censor'ler efendilerin kölelere karşı olan davranışlarını incelerler ve kötü muamele durumunda çeşitli yaptırımlar uygulanmasını sağlarlardı. bunlardan en sıkıntılısı ise censor ikazı * idi. censor sıkıntıyı gördümü notayı çakar efendiyi cümle aleme rezil ederdi ve efendi şerefsiz * olarak nitelenerek hak ehliyetini yitirirdi. yani bu insanlık dışı uygulamanın dahi kendi içerisinde bir hukuki zemini ve yaptırımları vardı. tabi sonra roma büyüdü. kurumlar yozlaştı ve söz konusu usuller zaman içerisinde aşınmaya uğradı. imparatorluğun bütün kurumlarındaki ve yasalarındaki çürüme bu alana da zerk etti. işte o andan itibaren de keyfilik ve rezillik daha üst boyutlarda yaşanır oldu. zaten bu rezillikleri ''spartacus'' adlı dizide görmüşsünüzdür. *
azat etme işi de; ''hadi evladım seni azat ettim tak sepeti koluna haydi herkes yoluna'' tarzı bir durumla gerçekleşmiyordu. bunun da ıvır zıvır bir sürü şartı vardı. augustus sağ olsun tabiri caizse otu boku şarta bağlamıştır. misal 2'den fazla köleniz var. diyelim ki 10 köle, bunun ancak yarısını azat edebiliyorsunuz. 11-30 arasında ancak 3/1 oranında azatlık verme hakkına sahipsiniz. mevzu böyle kalem kalem gidiyor. aralıklara göre oran değişiyor. yani sayı yükseldikçe yüzde düşüyor. artı bu azatlıklarda konsülün onayı aranırdı. konsülün uygun bulmadığı azatlık işlemleri sonucunda ise köle, kamu malı haline gelirdi. tabi bunların hepsi kaba anlatım. hepsinin inciği cıncığı var ama bunları kim yazacak kim okuyacak değil mi ama? zaten yeterince saçmalama hakkımı kullanmışım şurada, daha fazla sapıtmanın lüzumu yok. ancak son bir noktanın da altını çizmek lazım. bu incik cincik süreç bitti. köle özgür oldu. hali ahvali ne olacak? ne olacak, özgürlüğü bile eski efendisinin statüsüne göre şekillenecek. yani efendi lanetinden kurtulamayacak. onun da istisnaları var orada da konsül yine devreye giriyor falan fişman, fındık fıstık. neyse bu mevzu uzayıp gitmeden efendi gibi bu tanımı sonlandırıp kaçırıyorum. yaşa var ol spartaküs...
devamını gör...
ysgo
sözlük çok daha geniş kitlelere ulaştığında ünlülerle söyleşi yaparsak çağıracağımız ilk isim belli bence. pek benlik bir tür olmamasına rağmen beğendim, emeğinize sağlık.
devamını gör...

