kafeye giden insanın amacı
gün yapmak. malum artık hanımlar evde misafir ağırlamıyor, günler bile kafelerde yapılıyor. *
devamını gör...
kışın çocuğunu üst üste giydirip okula gönderen anne modeli
evladının üşümemesini isteyen şefkatli masum annedir.
ayrıca kar topu savaşı yaparken oğlunun en hafif yaralarla kazanmasını isteyen annedir.
ayrıca kar topu savaşı yaparken oğlunun en hafif yaralarla kazanmasını isteyen annedir.
devamını gör...
lucifer (yazar)
yönetimin konuşulan iletişim çeken trollere müsama gösterdiğini düşünmeme sebep olan kişi. bu kadar düşmemişlerdir umarım. koca insanız enayi gibi hissediyorum bazen kendimi sözlük!
devamını gör...
domates davası
domatese atılan "iftiralar" nedeniyle domatesin şanını kurtarmaya yönelik olarak 19. yüzyılda hayata geçirilen eylem.
başlarda domates süs bitkisi olarak yetiştiriliyordu. 14. yüzyılda bir şekilde günahkârlıkla ilişkilendirildi ve bir afrodizyak olduğu iddia edildi.
18. yüzyıl sonlarına doğru meyvesinin zehirli olduğu düşünülmeye başlandı çünkü domates yedikten sonra zehirlenenler olmuştu. aslında bunun nedeni, domatesleri sofraya getirirken kullandıkları tabaklardaki yoğun kurşun içeriğiydi. ancak bunu bilmedikleri için fatura domatese kesilmişti. yüzyılın sonlarına dek domates yaygın olarak zehirli, kanserojen ve apandisite neden olan bir yiyecek olarak görüldü.
artık domates düşmanlığına bir dur denmesi gerekiyordu! bu nedenle new jersey'de salem adlı ilçede robert gibbon johnson adlı bir adam harekete geçti. yurt dışından getirdiği domateslerin yenmesi için ödül bile teklif ediyordu ama halk domatesi hâlâ sadece bir süs bitkisi olarak görüyordu.
johnson, elindeki 1 sepet domatesle salem adliyesi'nin önüne dikildi. sepetteki domatesleri teker teker yiyerek halka bunların zehirli olmadığını kanıtlamak niyetindeydi ve öyle de oldu. ilk ısırığı aldığı anda ölmesini bekleyenler vardı ve bunun olmadığını görünce epey şaşırdılar. johnson domatesleri yiyip turp gibi sağlıklı şekilde yaşamına devam edince, domates de halkın güveninin kazanmış oldu. böylece mutfaklarda yaygın şekilde kullanılmaya başlandı.
başlarda domates süs bitkisi olarak yetiştiriliyordu. 14. yüzyılda bir şekilde günahkârlıkla ilişkilendirildi ve bir afrodizyak olduğu iddia edildi.
18. yüzyıl sonlarına doğru meyvesinin zehirli olduğu düşünülmeye başlandı çünkü domates yedikten sonra zehirlenenler olmuştu. aslında bunun nedeni, domatesleri sofraya getirirken kullandıkları tabaklardaki yoğun kurşun içeriğiydi. ancak bunu bilmedikleri için fatura domatese kesilmişti. yüzyılın sonlarına dek domates yaygın olarak zehirli, kanserojen ve apandisite neden olan bir yiyecek olarak görüldü.
artık domates düşmanlığına bir dur denmesi gerekiyordu! bu nedenle new jersey'de salem adlı ilçede robert gibbon johnson adlı bir adam harekete geçti. yurt dışından getirdiği domateslerin yenmesi için ödül bile teklif ediyordu ama halk domatesi hâlâ sadece bir süs bitkisi olarak görüyordu.
johnson, elindeki 1 sepet domatesle salem adliyesi'nin önüne dikildi. sepetteki domatesleri teker teker yiyerek halka bunların zehirli olmadığını kanıtlamak niyetindeydi ve öyle de oldu. ilk ısırığı aldığı anda ölmesini bekleyenler vardı ve bunun olmadığını görünce epey şaşırdılar. johnson domatesleri yiyip turp gibi sağlıklı şekilde yaşamına devam edince, domates de halkın güveninin kazanmış oldu. böylece mutfaklarda yaygın şekilde kullanılmaya başlandı.
devamını gör...
tevrat
şu an elimizde bulunmayan kitaptır. piyasada aynı isimle sunulan kitaplar ise gerçekte insan yazımı hadis kitaplarılar, yani sahte tevratlar.
zaten kutsal kuran, elitlerin ellerindeki gerçek tevrat'ı halktan gizlediklerini söyler:
en'am suresi 91: allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. çünkü, "allah, insana hiçbir şey vahyetmemiştir." dediler. de ki "mûsa'nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiği kitap'ı kim indirdi? siz o kitap'ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoğunu da saklıyorsunuz. size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi." "allah" de, sonra bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.
bu arada kutsal kuran, piyasadaki sahte tevratların hatalarını da verdiği bilgilerle düzeltir.
forumlarda bu konuda yazdıklarımdan örnekler verelim:
--- alıntı ---
piyasadaki sahte tevrat'a göre bir baba kızını köle olarak satabilirmiş
evet yanlış okumadınız, sahte tevrat'a (hadis kitabı) göre bir baba borcuna karşılık kızını köle olarak satabiliyor ve işin daha da kötüsü, köleliğe satılan bir kız, sıradan bir erkek kölede olduğu gibi altı yılın sonunda serbest de bırakılmaz.
mısırdan çıkış 21
7 “eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. 8 efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. 9 eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. 10 eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır.
neyse ki elimizdeki tek kutsal kitap olan kuran piyasadaki sahte tevrat'ın (hadis kitabının) bu hatasını da düzeltir.
ne kız ne de erkek kimse köle olarak veya başka birşey olarak satılamaz.
bırakın kendisini, bir kimsenin kalemini bile izinsiz alamazsınız.
***
sahte tevrat güneşin ve ayın ışığını şöyle anlatır:
tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. [tekvin 1:16]
ilginç olan, hem güneşin hem de ayın ışığını tanımlamak için "ışık" anlamına gelen aynı ibranice "ma'owr" kelimesinin kullanılmasıdır. bu kelime tam anlamıyla yorumlanırsa, o zaman bilimsel olarak yanlıştır, çünkü güneş ve ayın ışık yayma konusunda benzer olduğunu gösterecektir.
gerçek şu ki, güneş kendi ışığını yayarken, ay bir ayna gibi güneşten gelen ışığı yansıtır. kuran'da güneş ve ay şöyle tarif edilmektedir:
25:61 göğe takım yıldızlar vareden ve ona bir lamba ve parlayan bir ay yerleştiren çok yücedir.
kuran açıkça güneşi ısı ve ışık kaynağı olarak tanımlarken, ay içinse sadece parlayan/ışığı yansıtan anlamlarında bir ifade kullanarak yine işin doğrusunu gösterir.
ve böylece kutsal kuran, piyasadaki sahte tevrat'ın bir hatasını daha düzeltir.
--- alıntı ---
www.diniyazilar.com/2022/06...
zaten kutsal kuran, elitlerin ellerindeki gerçek tevrat'ı halktan gizlediklerini söyler:
en'am suresi 91: allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. çünkü, "allah, insana hiçbir şey vahyetmemiştir." dediler. de ki "mûsa'nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiği kitap'ı kim indirdi? siz o kitap'ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoğunu da saklıyorsunuz. size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi." "allah" de, sonra bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.
bu arada kutsal kuran, piyasadaki sahte tevratların hatalarını da verdiği bilgilerle düzeltir.
forumlarda bu konuda yazdıklarımdan örnekler verelim:
--- alıntı ---
piyasadaki sahte tevrat'a göre bir baba kızını köle olarak satabilirmiş
evet yanlış okumadınız, sahte tevrat'a (hadis kitabı) göre bir baba borcuna karşılık kızını köle olarak satabiliyor ve işin daha da kötüsü, köleliğe satılan bir kız, sıradan bir erkek kölede olduğu gibi altı yılın sonunda serbest de bırakılmaz.
mısırdan çıkış 21
7 “eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. 8 efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. 9 eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. 10 eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır.
neyse ki elimizdeki tek kutsal kitap olan kuran piyasadaki sahte tevrat'ın (hadis kitabının) bu hatasını da düzeltir.
ne kız ne de erkek kimse köle olarak veya başka birşey olarak satılamaz.
bırakın kendisini, bir kimsenin kalemini bile izinsiz alamazsınız.
***
sahte tevrat güneşin ve ayın ışığını şöyle anlatır:
tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. [tekvin 1:16]
ilginç olan, hem güneşin hem de ayın ışığını tanımlamak için "ışık" anlamına gelen aynı ibranice "ma'owr" kelimesinin kullanılmasıdır. bu kelime tam anlamıyla yorumlanırsa, o zaman bilimsel olarak yanlıştır, çünkü güneş ve ayın ışık yayma konusunda benzer olduğunu gösterecektir.
gerçek şu ki, güneş kendi ışığını yayarken, ay bir ayna gibi güneşten gelen ışığı yansıtır. kuran'da güneş ve ay şöyle tarif edilmektedir:
25:61 göğe takım yıldızlar vareden ve ona bir lamba ve parlayan bir ay yerleştiren çok yücedir.
kuran açıkça güneşi ısı ve ışık kaynağı olarak tanımlarken, ay içinse sadece parlayan/ışığı yansıtan anlamlarında bir ifade kullanarak yine işin doğrusunu gösterir.
ve böylece kutsal kuran, piyasadaki sahte tevrat'ın bir hatasını daha düzeltir.
--- alıntı ---
www.diniyazilar.com/2022/06...
devamını gör...
reis neden yalnız sorunsalı
reisin yalnızlığı, tercih edilmiş olan yalnızlıktır.
etrafındaki herkesin kendisine düşman olduğuna inandırılmış bir bireydir kendisi.
ak parti ile birlikte yükseklen, ıı. abdülhamit yöneticiliği ve büyüklüğü trendinin etkisinin olduğuna inanıyorum.
kimine göre kızıl sultan kimine göre ulu hakan olan ıı. abdülhamit tıpkı şahsım kişisi gibi büyük bir yalnızlık ve güvensizlik ortamında yöneticilik yapmıştır. ve fakat bu ortamı kendisi yaratmıştır, hafiyecilerinden oluşan vasıfsız insanları para ve itibar ile etrafında tutmuştur. tıpkı bugün gibi. tarih tekerrürden ibarettir, hele ki türkiye’de, hatalardan ders çıkarmadan tekrarlanır tarih.
ıı. abdülhamit kendisini tahta getiren sistemi ve yol arkadaşlarını gücü eline geçirir geçirmez sürgünlere yollamış, tarih sahnesinden silmiştir.
reis ise eski türkiye’nin sistemine önce ayak uyduracağını iddia etmiş, kendisine potansiyel muhalif olabilecek herkesin güvenini sağlamak için ilk döneminde muazzam rollere girmiştir. dostunu kendine yakın tutmuş, düşmanını ise çok daha yakın.
ya da uzaktan bakınca kendisi çok fazla sivrilmemiştir diyebiliriz. güven tesis edilen ilk dönemde ise çalışma ve yol arkadaşları zihniyetleri* her ne olursa olsun liyakata uygun, alanında gerçekten uzman kadrolardan oluşuyordu. reis bunların ekmeğini yemiş olduğunu inkar ederse taş olur.
devran döndü yavaş yavaş çalışma arkadaşlarını etkisiz ettiğini izledik. kimisi buna 17-25 aralıkta sürecinde maruz kaldı, kimisi 15 temmuz kalkışmasında… bağzı kimseler kendilerinin yol ayırımına gittiğini söylemekte fakat inandırıcı değildir.
bugün yola çıktığı herkesi arkasında bir enkaz gibi bırakmıştır. etrafında garip bir güruh var.
herkesin düşman ve rakip olduğuna inandığı için yalnızlığı tercih etmiştir. bu düşmanlık ve rakiplik düşüncesine kendisini o kadar kaptırmıştır ki bütün dünyanın kendisine karşı olduğuna inandırılmıştır.
sayın reis, yalnızlık allah’a mahsustur. ayrıca halife değilsin, halifelik sadece arap kökenlilerin sahip olacağı bir vasıftır.*
ayrıca reis, ıı abdülhamit ciddi travmalara maruz kalmış, tahta çıktığı ilk günden itibaren öldürülme ihtimali vardı. dönemin şartlarına, kendisinin fazlaca evhamlı oluşuna ve imparatorluğun çürümüş sistemine bakılınca güvensizlik duygusunun iliklerine kadar işlemiş olması normaldir.
reis’e ıı. abdülhamit güzellemesi yapanlar ve dersi verenler çok büyük yanlış yapıyorlar. trt 1’de yayınlanan abdülhamit dizisine inanma reis….
etrafındaki herkesin kendisine düşman olduğuna inandırılmış bir bireydir kendisi.
ak parti ile birlikte yükseklen, ıı. abdülhamit yöneticiliği ve büyüklüğü trendinin etkisinin olduğuna inanıyorum.
kimine göre kızıl sultan kimine göre ulu hakan olan ıı. abdülhamit tıpkı şahsım kişisi gibi büyük bir yalnızlık ve güvensizlik ortamında yöneticilik yapmıştır. ve fakat bu ortamı kendisi yaratmıştır, hafiyecilerinden oluşan vasıfsız insanları para ve itibar ile etrafında tutmuştur. tıpkı bugün gibi. tarih tekerrürden ibarettir, hele ki türkiye’de, hatalardan ders çıkarmadan tekrarlanır tarih.
ıı. abdülhamit kendisini tahta getiren sistemi ve yol arkadaşlarını gücü eline geçirir geçirmez sürgünlere yollamış, tarih sahnesinden silmiştir.
reis ise eski türkiye’nin sistemine önce ayak uyduracağını iddia etmiş, kendisine potansiyel muhalif olabilecek herkesin güvenini sağlamak için ilk döneminde muazzam rollere girmiştir. dostunu kendine yakın tutmuş, düşmanını ise çok daha yakın.
ya da uzaktan bakınca kendisi çok fazla sivrilmemiştir diyebiliriz. güven tesis edilen ilk dönemde ise çalışma ve yol arkadaşları zihniyetleri* her ne olursa olsun liyakata uygun, alanında gerçekten uzman kadrolardan oluşuyordu. reis bunların ekmeğini yemiş olduğunu inkar ederse taş olur.
devran döndü yavaş yavaş çalışma arkadaşlarını etkisiz ettiğini izledik. kimisi buna 17-25 aralıkta sürecinde maruz kaldı, kimisi 15 temmuz kalkışmasında… bağzı kimseler kendilerinin yol ayırımına gittiğini söylemekte fakat inandırıcı değildir.
bugün yola çıktığı herkesi arkasında bir enkaz gibi bırakmıştır. etrafında garip bir güruh var.
herkesin düşman ve rakip olduğuna inandığı için yalnızlığı tercih etmiştir. bu düşmanlık ve rakiplik düşüncesine kendisini o kadar kaptırmıştır ki bütün dünyanın kendisine karşı olduğuna inandırılmıştır.
sayın reis, yalnızlık allah’a mahsustur. ayrıca halife değilsin, halifelik sadece arap kökenlilerin sahip olacağı bir vasıftır.*
ayrıca reis, ıı abdülhamit ciddi travmalara maruz kalmış, tahta çıktığı ilk günden itibaren öldürülme ihtimali vardı. dönemin şartlarına, kendisinin fazlaca evhamlı oluşuna ve imparatorluğun çürümüş sistemine bakılınca güvensizlik duygusunun iliklerine kadar işlemiş olması normaldir.
reis’e ıı. abdülhamit güzellemesi yapanlar ve dersi verenler çok büyük yanlış yapıyorlar. trt 1’de yayınlanan abdülhamit dizisine inanma reis….
devamını gör...
#türkiyedinsizleşiyor
başlığı görünce çok mutlu oldum. geç bile kalındı. ramazanda oruç tutmayan dayak yer, ahlaklı bir insan olmak için dini inanç şart koşulur, seven sevişen kim varsa taşlanır*, erken evlilikler olur, zorla evlendirilen kurbanlar olur, namus davası mevzularına girmiyorum bile... püü, say say bitmez dindar türkiyenin zararları. şunu da ekleyeyim, dinle bir sorunum yok. insanların manevi değerlerine saygım sonsuz. içlerinde yaşasalar, çocuklarına, akrabalarına, çevrelerine, elaleme dayatmasalar dini cidden sorunum yok.
devamını gör...
kahve içmeye çağıran erkeğin nescafe 3'ü 1 arada yapması
reklamda oluyordu ama? dedirten durumdur.
devamını gör...
ayazma
çanakkale'nin bayramiç ilçesindeki bir mesire yerinin adıdır. kaz dağlarının arasında küçüklü büyüklü şelaleri ile doğanın sesini dinlerken bol oksijenli bir havayı da teneffüs etmenize olanak sağlar. yaz aylarında bile oldukça serin havası insana soluk olur. yeşile doymanızı sağlar.
buradan şöyle bir göz atabilirsiniz.
buradan şöyle bir göz atabilirsiniz.
devamını gör...
soul
2020 yapımı mükemmel animasyon film. bence yılın en iyi bir kaç filminden biri. filmde kahramanımız joe gardner bir müzisyendir ve jazz aşığıdır. hayali ve yaşam amacı iyi bir jazz piyanisti olmaktır. ve bir gün tam bu istediği hayale ve yaşam amacına kavuşacakken new york sokaklarında bir kanalizasyon çukuruna düşer. ve sonrasında bizlere film 1 saat 40 dakika boyunca mükemmel bir varoluşçu felsefe dersi verir. animasyon deyip geçilecek bir film değil. varoluşçu felsefe ve varoluşçuluk insanlara nasıl anlatılabilir diye sorsanız, ya da nedir bu anlam dediğiniz şey, hayatın anlamı yaşamın amacı nedir diye sorsanız gelin hep beraber soul izleyelim oradan hareketle anlatayım derim sizlere.
jean paul sartre'ın varoluşçuluğu anlatırken söylediği "varoluş özden önce gelir" cümlesinin sinema yoluyla vücut bulmuş hali denilebilir. anlam bazen bir müzik sesinde, bazen yere düşen bir yaprakta, bazen bir insanı dinlemek ve anlamakta, bazen ailenle geçirdiğin güzel bir anda, bazen rüzgarın tenini okşamasında... yeter ki sen onu bulmak iste. peşinden koşmakla olmuyor. onu sen yaratıyorsun. iki şeyi çok iyi biliyoruz: birisidoğduk diğeri de öleceğiz. bu ikisinin arasında nasıl, ne için, hangi amaçlka y aşadığımız değil mi tek gerçek olan? bu da kendi özgür irademizle yapacağımız tercihler ve tercihlerimizin sorumluluğunu alarak olur.
soul bu konuları anlatan mükemmel bir animasyon film.
jean paul sartre'ın varoluşçuluğu anlatırken söylediği "varoluş özden önce gelir" cümlesinin sinema yoluyla vücut bulmuş hali denilebilir. anlam bazen bir müzik sesinde, bazen yere düşen bir yaprakta, bazen bir insanı dinlemek ve anlamakta, bazen ailenle geçirdiğin güzel bir anda, bazen rüzgarın tenini okşamasında... yeter ki sen onu bulmak iste. peşinden koşmakla olmuyor. onu sen yaratıyorsun. iki şeyi çok iyi biliyoruz: birisidoğduk diğeri de öleceğiz. bu ikisinin arasında nasıl, ne için, hangi amaçlka y aşadığımız değil mi tek gerçek olan? bu da kendi özgür irademizle yapacağımız tercihler ve tercihlerimizin sorumluluğunu alarak olur.
soul bu konuları anlatan mükemmel bir animasyon film.
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
yazın iki kez, kulağıma okunan arapça fısıldama sesiyle uyandım.rüya desem nefesi ve ağzı kulağımın içinde hissettim.bir iki hocaya sordum yorum yapamadılar.neydi bilemiyorum.
devamını gör...
bridgerton
öncelikle belirteyim dizi de gereksiz cinsellik sahneleri var. höh artık diyenler, duyarcılar izlemesin.
18. yüzyılda yaşamaları beni öyle bir cezbediyor ki anlatamam. bridgertons ailesi en güzel elbiselerini giyerken, federingtons ailesi neden sarı renklerini tercih edip kendilerine eziyet ediyorlar? o kadar da zenginler halbüki başka renkler veya stil değiştirmek, yeni elbiseler diktirmek onlar için kolay.
daphne’yi sansa stark’a benzettim ben hafiften. gerçekten çok güzel kız. hele o dük nasıl bir şey ya allah özene bezene yaratmış resmen, maşallah diyelim.
ilk başlarda biraz canım sıkıldı tek amaçlarının ailelerine yakışır birini bulup evlenmek olmasına. sonradan gelişen olaylar, gizemli gazeteci farklı bi hava kattı. terzi ile “asıl gazeteci” arasında kalmıştım, güzel fake attılar orada. son bölümlere doğru yaşanan düelloya hem güldüm hem kaşlarım çatık izledim. bu salaklıkla iyi gelmişler bu yaşa. tam türklere özgü namus davası. neyse efenim, federingtonsların babalarının öleceğini adamı ilk gördüğüm andan itibaren tahmin etmiştim.
dük’ün arkadaşı ile kavgaları ve onun box maceraları güzeldi.
akıp gidiyor dizi tavsiye edilir.
18. yüzyılda yaşamaları beni öyle bir cezbediyor ki anlatamam. bridgertons ailesi en güzel elbiselerini giyerken, federingtons ailesi neden sarı renklerini tercih edip kendilerine eziyet ediyorlar? o kadar da zenginler halbüki başka renkler veya stil değiştirmek, yeni elbiseler diktirmek onlar için kolay.
daphne’yi sansa stark’a benzettim ben hafiften. gerçekten çok güzel kız. hele o dük nasıl bir şey ya allah özene bezene yaratmış resmen, maşallah diyelim.
ilk başlarda biraz canım sıkıldı tek amaçlarının ailelerine yakışır birini bulup evlenmek olmasına. sonradan gelişen olaylar, gizemli gazeteci farklı bi hava kattı. terzi ile “asıl gazeteci” arasında kalmıştım, güzel fake attılar orada. son bölümlere doğru yaşanan düelloya hem güldüm hem kaşlarım çatık izledim. bu salaklıkla iyi gelmişler bu yaşa. tam türklere özgü namus davası. neyse efenim, federingtonsların babalarının öleceğini adamı ilk gördüğüm andan itibaren tahmin etmiştim.
dük’ün arkadaşı ile kavgaları ve onun box maceraları güzeldi.
akıp gidiyor dizi tavsiye edilir.
devamını gör...
kopya çekerken yaşanan talihsizlikler
en sevdiğim ögretmenin dersiydi,sıraya yazmışız hep,hoca demez mi sıraları kontrol edicem diye sıra arkadaşımla kaldık mı öyle..bizim sıraya geldiğinde bize bakıp sadece gülümsedi öğretmenimiz siz yapmazsınız dedi.o an utanmak ve vicdan azabı ne varsa yaşadık..ve o sınavda sırada yazı olduğu halde bile bakmadık..
devamını gör...
israil
israil'e hak sahibi demek için vicdanını biraz devre dışı bırakmak lazım. çünkü bu şahıslar bugün bir hata yaparsa gelecek iki neslinin güvende olamayacağını, hatasından onların acı çekeceğini kabullenmiş demektir. ayrıca ülkemizde ne zaman israil seviciliği boy gösterdi? hani insan hakları, emperyalizm karşıtlığı, kadın ve çocuk hakları? ya söylemleriniz çelişiyor ya da zaten yanlışsınız. akıl ve vicdan muhasebesine davet ediyorum. ve lütfen hikayelerinizde ralph'i paylaşıp burada sivilleri her seferinde katleden bir devleti savunmayın. yarın da biri çıkar çin'in tarihsel hakkı deyip uygurlara yapılan zulme destek verir. yanlış kapıları aralamayın.
devamını gör...
ölen türk kadınları için amsterdam'da anma töreni yapılması
bizi bizden daha çok düşünmeleridir. mutlu mu olmalıyım, utanmalı mıyım karar veremiyorum. başımızdakiler kadın cinayetlerini görmezden gelirken, yok öyle şey derken elin adamı benim kadınlarımı düşünüyor. gerçekten onlar insani duygularını kaybetmemiş ama bizimkilere diyecek bir şey bulamıyorum.
devamını gör...
kadınların efendi erkek sevmemesi
zerre umrumda değil. birkaç tane sidikli kezban için tavrımdan ödün veremem.
devamını gör...



