tıp vs mühendislik
tıp fakültesi okurken kimse rakibin değildir, not paylaşımı en üst noktadadır kimse kimseden notunu bilgisini saklamaz, tabi ki istisnalar mevcut, ki zaten hipokrat yemininde de bulunur bilginin karşılıksız aktarmaya olan sözümüz.
sınıf geçmek zaman zaman zorlayabilir zaten uzun olan mesleğe adımınız gecikeceği için stres altında hissedebilirsiniz kendinizi.
6.seneye geldiğinizde intörnlük denen ne olduğu belirsiz bir döneme girilir. yarı doktor yarı hemşire olursunuz , hemşirelerin yapmadığı işler ,asistanların angarya gördüğü işler ,nöbet ,hasta muayenesi , pratisyenlik için tecrübe kazanmak , düşünüyorsanız tus çalışma derken zorlu bi periyota girersiniz. tabi bu dönemin harika bir yönü vardır ; maaş almaya başlarsınız... şaka şaka ne harikası 600 lira bi şey alırsınız işte çok da şey etmeyin.
ama bu zorlu dönemin sonunda o hayallerini kurduğunuz harika gün gelir evet evet artık mezun olmuşsunuzdur. 6 senelik okulunuz bitmiş ve artık gerçekten doktorsunuzdur.. muhteşem değil mi? değil işte... şanslıysanız ilk tercihinize yerleşirsiniz dhy denen atamada. değilseniz devlet nereye atarsa belki şırnak belki diyarbakır şans işi. olsun be dersiniz en azından atandık yerimiz belli..başlarsınız göreve iki gün sonra başhekim gelir ve hop o da ne geçici görev selamun aleyküm demiş bile size..ama ev tutmuştum bu ilçeden diğeri daha uzak diyemeden imzalar atılır ve yeni hastanenize geçersiniz. toplum sağlığı merkezi veya acil serviste görev yapılır genelde. intörnlükte kimse size pratik bilgi vermediği için zorlanmanız kuvvetle muhtemeldir. maaş olarak 6civarı alırsınız. 6bin maaşı kalem kalem verdikleri için asıl maaşınız 3.5tir aslında. yani kalanı ekstradır. başakşehir çam sakurada bir dönem olduğu gibi 3.5 bine de insan hayatıyla uğraşabilirsiniz . döneri varsa hastanenizin şanslısınız 8e kadar varabilir maaş ama çoğu hastane battığı için o da zor sanırım. ha tus kazanamadıysanız geçici görev ,hastalar , verilen beyaz kodlar, gelen şikayetler ,pratisyenlik derken onunla da uğraşırsınız.
lan bi kazanayım tusu rahatım dersiniz dershaneler de bunu aşılar size verin parayı kazandıralım hayatınız kurtulsun... verirsiniz parayı çalışırsınız günde 6-7 saat kazanırsınız evet artık uzmanlığa geçiş yapmışsınızdır asistan doktorsunuzdur...herkes kazanayım mutlu olucam hayalleri kurarken mutlu olmaya zaman bulamadan ayda en az 10dan başlayan üst sınırı bulunmayan nöbetler gelir.bu nöbetlerse günde 3 saat uyursanı şanslı sayılırsınız. yaklaşık iki sene böyle devam eder.kafayı sıyırmazsanız çok şanslı sayabilirsiniz kendinizi çünkü altınıza çömez geldikçe rahatlamaya başlarsınız zira artık onlar zorlanmaya başlamıştır. uzmanlık eğitimi bitince zorunlu göreve başlarsınız maaşı pratisyen maaşından pek de farklı olmaz. bi de yan dal yapayım dersiniz binbir emek verip onu da kazanırsınız... yan dal sonrası tekrar zorunlu hizmet yaparsınız. yaşınız her sınavı ilkinde kazandığınızı hiç sınıfta kalmadığınızı her şeyin mükemmel gittiğini düşünürsek 35e dayanır. hayırlı olsun artık bir yandal uzmanısınızdır. bu kısımdan itibaren pek bilgim olmadığı için sonrasını bilemeyeceğim. ..
sonuç olarak bana sorarsanı tıp yazayım mı diye hayır yazmayın derim. siz bana tekrar tıp yazar mısın diye sorarsanız evet yazarım. samimi arkadaşlıklar hekim dayanışması ve benim karakterime uygun gelmeyen patrona yalakalık gibi muhabbetlere canınız istemediğini sürece girmezsiniz. kendi yağınızda kavrulursunuz halk sizi çok zengin sanırken. bu arada aldığınız her kuruş ananızın ak sütü gibi helaldir. bütün sağlık çalışanları için söylüyorum bunu. eksiği çok fazlası hiç yok bu maaşın. 48 saatte 40 saat insan hayatıyla uğraşmayan anlamaz bunu.
galiba dağınık yazdım ama içimden geldiği gibi planlamadan birinci sınıftan pratisyenliğime kadar olan zamanı gözümün önüne getirerek yazmaya çalıştım. sorusu olan bütün gençlere mesaj kutum açıktır.
sınıf geçmek zaman zaman zorlayabilir zaten uzun olan mesleğe adımınız gecikeceği için stres altında hissedebilirsiniz kendinizi.
6.seneye geldiğinizde intörnlük denen ne olduğu belirsiz bir döneme girilir. yarı doktor yarı hemşire olursunuz , hemşirelerin yapmadığı işler ,asistanların angarya gördüğü işler ,nöbet ,hasta muayenesi , pratisyenlik için tecrübe kazanmak , düşünüyorsanız tus çalışma derken zorlu bi periyota girersiniz. tabi bu dönemin harika bir yönü vardır ; maaş almaya başlarsınız... şaka şaka ne harikası 600 lira bi şey alırsınız işte çok da şey etmeyin.
ama bu zorlu dönemin sonunda o hayallerini kurduğunuz harika gün gelir evet evet artık mezun olmuşsunuzdur. 6 senelik okulunuz bitmiş ve artık gerçekten doktorsunuzdur.. muhteşem değil mi? değil işte... şanslıysanız ilk tercihinize yerleşirsiniz dhy denen atamada. değilseniz devlet nereye atarsa belki şırnak belki diyarbakır şans işi. olsun be dersiniz en azından atandık yerimiz belli..başlarsınız göreve iki gün sonra başhekim gelir ve hop o da ne geçici görev selamun aleyküm demiş bile size..ama ev tutmuştum bu ilçeden diğeri daha uzak diyemeden imzalar atılır ve yeni hastanenize geçersiniz. toplum sağlığı merkezi veya acil serviste görev yapılır genelde. intörnlükte kimse size pratik bilgi vermediği için zorlanmanız kuvvetle muhtemeldir. maaş olarak 6civarı alırsınız. 6bin maaşı kalem kalem verdikleri için asıl maaşınız 3.5tir aslında. yani kalanı ekstradır. başakşehir çam sakurada bir dönem olduğu gibi 3.5 bine de insan hayatıyla uğraşabilirsiniz . döneri varsa hastanenizin şanslısınız 8e kadar varabilir maaş ama çoğu hastane battığı için o da zor sanırım. ha tus kazanamadıysanız geçici görev ,hastalar , verilen beyaz kodlar, gelen şikayetler ,pratisyenlik derken onunla da uğraşırsınız.
lan bi kazanayım tusu rahatım dersiniz dershaneler de bunu aşılar size verin parayı kazandıralım hayatınız kurtulsun... verirsiniz parayı çalışırsınız günde 6-7 saat kazanırsınız evet artık uzmanlığa geçiş yapmışsınızdır asistan doktorsunuzdur...herkes kazanayım mutlu olucam hayalleri kurarken mutlu olmaya zaman bulamadan ayda en az 10dan başlayan üst sınırı bulunmayan nöbetler gelir.bu nöbetlerse günde 3 saat uyursanı şanslı sayılırsınız. yaklaşık iki sene böyle devam eder.kafayı sıyırmazsanız çok şanslı sayabilirsiniz kendinizi çünkü altınıza çömez geldikçe rahatlamaya başlarsınız zira artık onlar zorlanmaya başlamıştır. uzmanlık eğitimi bitince zorunlu göreve başlarsınız maaşı pratisyen maaşından pek de farklı olmaz. bi de yan dal yapayım dersiniz binbir emek verip onu da kazanırsınız... yan dal sonrası tekrar zorunlu hizmet yaparsınız. yaşınız her sınavı ilkinde kazandığınızı hiç sınıfta kalmadığınızı her şeyin mükemmel gittiğini düşünürsek 35e dayanır. hayırlı olsun artık bir yandal uzmanısınızdır. bu kısımdan itibaren pek bilgim olmadığı için sonrasını bilemeyeceğim. ..
sonuç olarak bana sorarsanı tıp yazayım mı diye hayır yazmayın derim. siz bana tekrar tıp yazar mısın diye sorarsanız evet yazarım. samimi arkadaşlıklar hekim dayanışması ve benim karakterime uygun gelmeyen patrona yalakalık gibi muhabbetlere canınız istemediğini sürece girmezsiniz. kendi yağınızda kavrulursunuz halk sizi çok zengin sanırken. bu arada aldığınız her kuruş ananızın ak sütü gibi helaldir. bütün sağlık çalışanları için söylüyorum bunu. eksiği çok fazlası hiç yok bu maaşın. 48 saatte 40 saat insan hayatıyla uğraşmayan anlamaz bunu.
galiba dağınık yazdım ama içimden geldiği gibi planlamadan birinci sınıftan pratisyenliğime kadar olan zamanı gözümün önüne getirerek yazmaya çalıştım. sorusu olan bütün gençlere mesaj kutum açıktır.
devamını gör...
zîc
yıldızların yerlerini ve hareketlerini gösteren cetvel.
devamını gör...
radiooooo.com
dünya haritası üzerinde müzikal zaman yolculuğu yapabileceğiniz muhteşem bir web sitesi. istediğiniz dönemi, istediğiniz ülkeyi seçip zaman yolculuğuna çıkabilirsiniz.
buradan
buradan
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
mevsimin kendine has buram buram bohem kokan günleri. hava kül rengi bulutlarla kaplı. evlerin bacalarını kollayan yıldırımlar eşliğinde bu gece de iki serseri yoldaş uyanık kaldı. uzak diyarlardan esen rüzgar beraberinde getirdiği hüznü masanın ucuna bıraktı. kalem-kağıt istanbul masalı'nın bu mevsimini anlatmaya yetmez. ağları eşliğinde yeni umutlara olta sallayan balıkçılar, vapurda kız kulesini selamlayan aşıklar, buğulu gözlerle kaybettiğinin mezarı başında dökülen yaprakları temizleyen bir genç. bunlardan herhangi birinin fotoğrafı yüzlerce kelimenin yerini tutar.
devamını gör...
evdeki saat
grubun vokalinin adı eren alıcı olup bursa anadolu lisesi mezunu dönemdaşımdır. madrigal ile beraber üçüncü yeniler tarzına bir nebze olsun sempati duymamı sağlıyorlar. severek dinliyoruz.
edit: v2 daha iyi
edit: v2 daha iyi
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
uzaklardayım. çok uzaklarda, elimde harita dahi yok. gerçi buraların bir haritası var mı ondan da şüpheliyim. nerede olduğumu inanın hiç bilmiyorum. kimsecikler de yok burada. nereye, nasıl gidilir kestiremiyorum. bazen kendi etrafımda dönüyorum, bazen de ağaçların etrafında. bazen koşuyor, bazen yürüyorum.
çok güçlü rüzgarlar esiyor burada. ayakta durmakta çok zorlanıyorum da bir köşeye geçip oturmuyorum. deliler gibi oradan oraya koşturup duruyorum.
şu an, yanı başımdaki ağaçları bir görseniz, göğü deliyor sanırsınız. sarı yabani orkideler var bir de. çok güzeller. havası bir garip gri.
bir şekilde ormandan çıkıyorum. azıcık sakinleşip, nefes kesen manzarayı hissetmeye çalışıyorum.
ama ne mümkün. kaç gündür buradayım bilmiyorum. suyum bitmek üzere. su bulabirdim ama yiyecek bir şey bulabilir miydim bilmiyorum. açlıktan ölmek üzereyim.
bir süre daha yürüdükten sonra kendimi kaybetmiş olacağım ki, bir ses beni kendime getirdi.
bu ses patagonyalının sesiydi. kibar ve naif bir sesti.
ondan patagonya topraklarında olduğumu öğreniyorum.
oracıkta yemem için bir şeyler verip, kendime gelmemi sağlıyor.
doğruca yaşadığı yere götürüyor beni.
ben böyle dost canlısı bir insan görmemiştim. yaptığımız sohbetlerden onun görmüş geçirmiş, hoşgörülü ve cömert bir insan olduğunu öğreniyorum.
çok iyi bir dinleyen, seninle kederlenen, seninle mutlu olabilen bir kardeş olabileceğini hissedebiliyordum.
ha birde adını tam hatırlayamadığım bir sözlükte yazarlık yapıyormuş.
ama sahibi koldaş yazarlara bayadır maaşlarını veremiyormuş. bundan çok dert yanıyor patagonyalı.
yürürken anlatıyor patagonyalı yaşadığı toprakları.
patagonya, şili ve arjantin'in güneyindeki bölgedir. çok az yerleşim alanı vardır.
darwin’in patagonya ve çevresindeki adalarda beş yıl süren bir inceleme gezisi yaptığından, burada çok sayıda değişik canlı türüne rastladığını, “evrim” teorisinin temellerini burada atıldığından bahsediyor.
unesco doğal ve tarihi miras listesi’ndeki buzullar parkı nın bulunduğunu,
kutuplardan sonraki yeryüzünün en büyük buzul alanları burada olduğunu,
çok sayıda gölleri, yeşil vadileri ve şelalariyle cennetten bir köşe olduğunu,
güneyinde yarı antarktika ikliminin hüküm sürdüğü dünyanın sonu olarak adlandırılan ateş topraklarının bulunduğunu söylüyor.
sonra maradona’dan bahsediyor patagonyalı. onu çok sevdiğini anlatıyor.
ama asla patagonyalı, tanrı nın bir eli olamazdı.
seni tanıdığım için mutluyum dostum.
çok güçlü rüzgarlar esiyor burada. ayakta durmakta çok zorlanıyorum da bir köşeye geçip oturmuyorum. deliler gibi oradan oraya koşturup duruyorum.
şu an, yanı başımdaki ağaçları bir görseniz, göğü deliyor sanırsınız. sarı yabani orkideler var bir de. çok güzeller. havası bir garip gri.
bir şekilde ormandan çıkıyorum. azıcık sakinleşip, nefes kesen manzarayı hissetmeye çalışıyorum.
ama ne mümkün. kaç gündür buradayım bilmiyorum. suyum bitmek üzere. su bulabirdim ama yiyecek bir şey bulabilir miydim bilmiyorum. açlıktan ölmek üzereyim.
bir süre daha yürüdükten sonra kendimi kaybetmiş olacağım ki, bir ses beni kendime getirdi.
bu ses patagonyalının sesiydi. kibar ve naif bir sesti.
ondan patagonya topraklarında olduğumu öğreniyorum.
oracıkta yemem için bir şeyler verip, kendime gelmemi sağlıyor.
doğruca yaşadığı yere götürüyor beni.
ben böyle dost canlısı bir insan görmemiştim. yaptığımız sohbetlerden onun görmüş geçirmiş, hoşgörülü ve cömert bir insan olduğunu öğreniyorum.
çok iyi bir dinleyen, seninle kederlenen, seninle mutlu olabilen bir kardeş olabileceğini hissedebiliyordum.
ha birde adını tam hatırlayamadığım bir sözlükte yazarlık yapıyormuş.
ama sahibi koldaş yazarlara bayadır maaşlarını veremiyormuş. bundan çok dert yanıyor patagonyalı.
yürürken anlatıyor patagonyalı yaşadığı toprakları.
patagonya, şili ve arjantin'in güneyindeki bölgedir. çok az yerleşim alanı vardır.
darwin’in patagonya ve çevresindeki adalarda beş yıl süren bir inceleme gezisi yaptığından, burada çok sayıda değişik canlı türüne rastladığını, “evrim” teorisinin temellerini burada atıldığından bahsediyor.
unesco doğal ve tarihi miras listesi’ndeki buzullar parkı nın bulunduğunu,
kutuplardan sonraki yeryüzünün en büyük buzul alanları burada olduğunu,
çok sayıda gölleri, yeşil vadileri ve şelalariyle cennetten bir köşe olduğunu,
güneyinde yarı antarktika ikliminin hüküm sürdüğü dünyanın sonu olarak adlandırılan ateş topraklarının bulunduğunu söylüyor.
sonra maradona’dan bahsediyor patagonyalı. onu çok sevdiğini anlatıyor.
ama asla patagonyalı, tanrı nın bir eli olamazdı.
seni tanıdığım için mutluyum dostum.
devamını gör...
girlevik şelalesi
girlevik şelalesi, erzincan şehir merkezine yaklaşık 35 kilometre mesafede, çağlayan bucağı, girlevik köyü'nde bulunmaktadır.
şelale; doğal güzellikleri, bitki örtüsü, ağaçları, serin havası ve dinlenme yerleriyle erzincan' ın en çok tercih edilen mesire yeridir.
yüksekliği yaklaşık 30 metre olan, üç katlı birçok koldan akan girlevik şelalesi'ne, yerli ve yabancı turistlerin ilgisi her geçen yıl daha da artmaktadır.
özellikle bahar aylarında açan papatyalar, rengarenk küpe çiçekleri ve daha birçok farklı bitki türü görsel bir şölen sunmaktadır.
şelaleyi ziyarete gelen misafirler, iğde ağaçlarının gölgesinden piknik yapmakta ve serinlemektedir.
kış aylarında hava sıcaklığının sıfırın altına düşmesi, girlevik şelalesi'nin donmasına neden olmaktadır. şelalenin bu hali, oldukça ilgi çekicidir. donmayla birlikte oluşan buz sarkıtları, buz tırmanıcılığı sporu için elverişli bir ortam sağlamaktadır.
kış aylarında bu spora gönül verenler, donmuş şelalede gösteri yapmaktadır.
kaynak.
şelale; doğal güzellikleri, bitki örtüsü, ağaçları, serin havası ve dinlenme yerleriyle erzincan' ın en çok tercih edilen mesire yeridir.
yüksekliği yaklaşık 30 metre olan, üç katlı birçok koldan akan girlevik şelalesi'ne, yerli ve yabancı turistlerin ilgisi her geçen yıl daha da artmaktadır.
özellikle bahar aylarında açan papatyalar, rengarenk küpe çiçekleri ve daha birçok farklı bitki türü görsel bir şölen sunmaktadır.
şelaleyi ziyarete gelen misafirler, iğde ağaçlarının gölgesinden piknik yapmakta ve serinlemektedir.
kış aylarında hava sıcaklığının sıfırın altına düşmesi, girlevik şelalesi'nin donmasına neden olmaktadır. şelalenin bu hali, oldukça ilgi çekicidir. donmayla birlikte oluşan buz sarkıtları, buz tırmanıcılığı sporu için elverişli bir ortam sağlamaktadır.
kış aylarında bu spora gönül verenler, donmuş şelalede gösteri yapmaktadır.
kaynak.
devamını gör...
evde beslemek istenilen yabani hayvanlar
meksikalı yürüyen balık. * hayatımda gördüğüm en tatlı hayvan olabilir. gördükçe öpesim, yanaklarını sıkasım geliyor. *


ama tatlılık konusunda yarışabilecek bir hayvan daha var. o yüzden seni seçtim: *


ama tatlılık konusunda yarışabilecek bir hayvan daha var. o yüzden seni seçtim: *
devamını gör...
ilk adımı atan kadın
kendisine biçilen rolü oynamayı reddeden kızdır. aslında biz erkeklerin de tam ihtiyacı olan şeydir üstümüzdeki yük kalkar ama malum toplumsal yapı izin vermiyor pek. işte kadınlar üzerindeki toplum baskısının erkekleri de olumsuz etkilediğinin gün gibi bir örneği daha...
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
tatlı mı tatlı, şirin mi şirin, yetenekli mi yetenekli, sevimlisinden bir yazarcıkk :)
devamını gör...
yazarların sevmediği şirketler
devamını gör...
diyanet'in baldız fetvası
din işleri yüksek kurulu, “fetvalar” kitabında, “baldızıyla zina eden kişinin hanımı boş olur mu” sorusuna “zina büyük günahlardan olmakla beraber eşlerden birinin zina etmesi, nikâhlarına zarar vermez” yanıtı verildi.
871. fetvada, “baldızla zina yapmanın nikâhı düşürmeyeceği” belirtildi.
buradan
kuran kurslarında küçük çocukların ırzına geçmekte beis görmeyen zihniyetler, baldızın ırzına geçmeyi elbette sorgulamazlar.
din, dinimiz, canım müslümanlık
devamını gör...
pinky ve android ile pembe robotik sakız radyo yayını
sanat ve mitoloji, pek güzel şarkılarla harmanlanmış bir podcast. dinlerken çok keyif alacaksınız sevgili kafa sözlük ailesi! emeğinize sağlık. ruhu güzel pinkshinyultratambourine ve robotik kodlama lavabosu’na çokça teşekkürler.
devamını gör...
türkiye'nin en büyük sorunu
aydınlanamamak.
bilimden ve akıldan uzak olan eğitim sistemimiz ve sorgulamaya asla aklımızdan bile geçirmediğimiz inançlarımız "özgürlüğün, yaratıcılığın ve özgünlüğün katili, farklılığınsa düşmanı" olan insanlar yetiştirmeye devam ettikçe karanlıkta kalmaya devam edeceğiz.
bilimden ve akıldan uzak olan eğitim sistemimiz ve sorgulamaya asla aklımızdan bile geçirmediğimiz inançlarımız "özgürlüğün, yaratıcılığın ve özgünlüğün katili, farklılığınsa düşmanı" olan insanlar yetiştirmeye devam ettikçe karanlıkta kalmaya devam edeceğiz.
devamını gör...
ebeveynlere söylenen beyaz yalanlar
küçükken arkadaşlarımla küssem bile küstüğümü söylemezdim küsmemişiz gibi davranırdım.
devamını gör...
aferinle kaldım kapıda yenlerim döndü çaputa
aşırı övgü sonucunda yapabileceğinin ve yeteneğinin üzerinde iş yapmaya çalışan kişilerin, yaşadığı pişmanlığı anlatan bir atasözü.
devamını gör...
kadın düşmanlığı
geçmişin ünlü simalarında sıklıkla karşımıza çıkan bir durumdur.
bir arkadaşıma sormuştum schopenhauer neden kadın düşmanlığı yapıyor?
fark ettiysen adam baya çirkin biri. demişti.
tabi bu basit bir önerme ama şundan eminim; kadın düşmanlığının nedeni genellikle kadınlar tarafından sevilmemek oluyor. olmadı kötü bir kadın tanıdığı için bütün kadınlara karşı düşmanlık besleniyor.
edit: scopenhaur konusunda* verdiği bilgi için süngerbob çorabı giyen yiğit isimli yazarımıza teşekkür ediyorum.
bir arkadaşıma sormuştum schopenhauer neden kadın düşmanlığı yapıyor?
fark ettiysen adam baya çirkin biri. demişti.
tabi bu basit bir önerme ama şundan eminim; kadın düşmanlığının nedeni genellikle kadınlar tarafından sevilmemek oluyor. olmadı kötü bir kadın tanıdığı için bütün kadınlara karşı düşmanlık besleniyor.
edit: scopenhaur konusunda* verdiği bilgi için süngerbob çorabı giyen yiğit isimli yazarımıza teşekkür ediyorum.
devamını gör...
ahterbin (yazar)
sözlüğün ismi değişmeseydi "kafabiri" olurdu.*
devamını gör...

