normal sözlük'te takip
kalabalık ortamda takip ettiğin kafadarı ''a-ah işte burdasın'' diye diğerlerinin arasından çuk diye seçebilmek. bir nevi köşe yazarını seçmek.
devamını gör...
türk mü türkiyeli mi sorunsalı
amerikan dendiğinde bir ırktan çok vatandaştan bahsediyoruz ama türk dediğimizde vatandaştan çok ırk söz konusu oluyor. bunun sebebi türk diye bir ırkın varlığıdır. ülkenin ismi türkiye (türklerin diyarı, vatanı) olmasından bazı kesimler ırklarını öne sürerek ayrı bir vatan arayışına girmeleri, türk dendiğinde tıpkı amerikan örneğindeki gibi vatandaşı kastettiğini algılayamamaktan ileri gelir. oysa atatürk milliyetçiliğinde "kendini türk hisseden herkes türktür" sözü ülke vatandaşı olarak hissetmeyi, vatana bağlılığa yöneltilen bir cümledir. kimse türkiyede yaşayıp ırk olarak türk olduğunu iddia etme mecburiyetinde değildir ama vatandaş olarak türk demekte bir sakınca görülmemelidir.
türküm doğruyum çalışkanım demek bile aslında bir yerde türk vatandaşlığı temelindedir. bu sözden faşistlik algısı çıkartanların alayı faşisttir, kafatasçıdır.
türküm doğruyum çalışkanım demek bile aslında bir yerde türk vatandaşlığı temelindedir. bu sözden faşistlik algısı çıkartanların alayı faşisttir, kafatasçıdır.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
"her şey geçiyor.
hiçbir şey geçmese de."
tezer özlü
hiçbir şey geçmese de."
tezer özlü
devamını gör...
drexler–smalley tartışması
nanoteknolojinin temellerini atan isimlerin başında gelen amerikalı mühendis eric drexler ile yine aynı alanın öncülerinden bir başka isim olan nobel ödüllü amerikalı kimyacı richard errett smalley arasında geçen, farklı bilim insanlarının da katıldığı, kendi kendini çoğaltabilen nanorobotlar ile ilgili bilimsel tartışma.
nanoteknolojide moleküler birleştirici kavramı, mikroskobik boyutlardaki bilgisayar kontrollü cihazları temsil eder. bunlar, örneğin hastalıklı bir hücreye nokta atışı şekilde ilaç göndermek için gereken moleküler düzeydeki kontrol sistemine rehberlik etmek için kullanılır. yani atomik boyutlardaki kimyasal tepkimeler, bu cihazlarla yönlendirilir. tartışmanın kökeninde bu moleküler birleştiriciler vardır.
drexler'a göre evrensel ölçekte, her şeyi oluşturmak için kullanılabilecek moleküler birleştiriciler yapmak mümkündür. bunlar dünyadaki her alanda kullanılabilir; tıptan, kirlenmiş okyanus sularını temizlemeye kadar aklınıza gelecek her alanda. üstelik bu minik robotlar kendi kendilerinin kopyalarını, etrafta bulunan malzemeleri kullanarak hayata geçirebilir ve bunun sonucu da gri yapışkan senaryosudur: kendi kendini yok eden bir dünya.
bu görüş sonrasında smalley konu hakkında bir makale yazdı. ona göre, drexler tarafından tanımlanan bu birleştirici, birkaç adet "parmaktan", yani robot koldan oluşan ve atomları dizayn etmekte kullanılan bir sistemdir. zira burada kendi çapında bir montaj ustasından bahsediyoruz. dolayısıyla bu ustanın, bildiğimiz normal bir usta gibi iş göreceğini düşünebiliriz. ancak burada nanometre boyutlarından bahsettiğimizden şöyle bir sorun vardır: bu sistemin çalışabilmesi için daha fazla "parmak" için gerektiği kadar yer yoktur. smalley buna "şişman parmaklar problemi" der. ayrıca yine atomik ya da moleküler boyutlar söz konusu olduğundan, bu parmaklar herhangi bir şeyi tutup bir başka yere koymak isteseler, moleküller arası çekim güçleri devreye girer. böylece parmaklar birbirine yapışır ve işlevsiz hâle gelir. buna da "yapışkan parmaklar problemi" adını verir.
bu iki probleme göre smalley, böyle bir moleküler birleştiricinin pek de dişe dokunur bir iş yapamayacağını ve kendisini ya da başka herhangi bir şeyi kısa sürede üstel artışa neden olacak şekilde kopyalayamayacağını öne sürdü. yani ona göre böyle bir mekanik cihazın yapılabilmesine imkân yoktu.
olayın özeti, drexler bu tür cihazların mekanik olarak yapılabileceğini iddia ederken, smalley'nin bunun ancak kimyasal olarak mümkün olabileceğini savunmasıdır. drexler'ın itirazı, smalley'nin esas noktayı yanlış anladığı şeklindedir. zira bu mekanik cihazlar, smalley'nin şişman ve yapışkan parmaklar itirazının temeli olan, tek bir atomu kontrol edebilecek cihazlar şeklinde düşünülmemelidir. 2 taraf karşılıklı yazışmalarla bu konu üzerindeki yanlış anlamayı çözerek anlaşmışsa da smalley yeni bir itiraz ile karşılık vermiştir: eğer bu işler için mekanik bir cihaz yapmayıp kimyasal tepkime aşamalarını kullanırsak, bu kez ortaya başka problemler çıkacaktır. zira kimyasal süreçleri bir nanorobot olarak kullanmaya kalkarsak kontrol bizde olmayacaktır. bu durumda bu minik montajcı, programlanabilen bir bilgisayar tabanına dayanmadığı ve doğal bir süreç olduğu içib neyi nereden alacağını, nasıl kullanacağını bilemeyecek ve işe yaramayacaktır.
zamanında bilim camiasını ikiye bölen tartışmanın kesin bir sonuca ulaşmamış olduğunu da ekleyeyim.
konunun biraz karışık bir konu olduğunun ve "ne anlatıyorsun yahu sen!" gibi tepkilere neden olabileceğinin farkındayım ama yine de başlığı açmak istedim. en azından dünyada böyle de bir tartışma konusu varmış demenizi sağlayıp sizi haberdar etmiş olma görevini yerine getirmenin huzuru içindeyim*.
karşılıklı yazışmaları ingilizce olarak burada bulabilirsiniz.
nanoteknolojide moleküler birleştirici kavramı, mikroskobik boyutlardaki bilgisayar kontrollü cihazları temsil eder. bunlar, örneğin hastalıklı bir hücreye nokta atışı şekilde ilaç göndermek için gereken moleküler düzeydeki kontrol sistemine rehberlik etmek için kullanılır. yani atomik boyutlardaki kimyasal tepkimeler, bu cihazlarla yönlendirilir. tartışmanın kökeninde bu moleküler birleştiriciler vardır.
drexler'a göre evrensel ölçekte, her şeyi oluşturmak için kullanılabilecek moleküler birleştiriciler yapmak mümkündür. bunlar dünyadaki her alanda kullanılabilir; tıptan, kirlenmiş okyanus sularını temizlemeye kadar aklınıza gelecek her alanda. üstelik bu minik robotlar kendi kendilerinin kopyalarını, etrafta bulunan malzemeleri kullanarak hayata geçirebilir ve bunun sonucu da gri yapışkan senaryosudur: kendi kendini yok eden bir dünya.
bu görüş sonrasında smalley konu hakkında bir makale yazdı. ona göre, drexler tarafından tanımlanan bu birleştirici, birkaç adet "parmaktan", yani robot koldan oluşan ve atomları dizayn etmekte kullanılan bir sistemdir. zira burada kendi çapında bir montaj ustasından bahsediyoruz. dolayısıyla bu ustanın, bildiğimiz normal bir usta gibi iş göreceğini düşünebiliriz. ancak burada nanometre boyutlarından bahsettiğimizden şöyle bir sorun vardır: bu sistemin çalışabilmesi için daha fazla "parmak" için gerektiği kadar yer yoktur. smalley buna "şişman parmaklar problemi" der. ayrıca yine atomik ya da moleküler boyutlar söz konusu olduğundan, bu parmaklar herhangi bir şeyi tutup bir başka yere koymak isteseler, moleküller arası çekim güçleri devreye girer. böylece parmaklar birbirine yapışır ve işlevsiz hâle gelir. buna da "yapışkan parmaklar problemi" adını verir.
bu iki probleme göre smalley, böyle bir moleküler birleştiricinin pek de dişe dokunur bir iş yapamayacağını ve kendisini ya da başka herhangi bir şeyi kısa sürede üstel artışa neden olacak şekilde kopyalayamayacağını öne sürdü. yani ona göre böyle bir mekanik cihazın yapılabilmesine imkân yoktu.
olayın özeti, drexler bu tür cihazların mekanik olarak yapılabileceğini iddia ederken, smalley'nin bunun ancak kimyasal olarak mümkün olabileceğini savunmasıdır. drexler'ın itirazı, smalley'nin esas noktayı yanlış anladığı şeklindedir. zira bu mekanik cihazlar, smalley'nin şişman ve yapışkan parmaklar itirazının temeli olan, tek bir atomu kontrol edebilecek cihazlar şeklinde düşünülmemelidir. 2 taraf karşılıklı yazışmalarla bu konu üzerindeki yanlış anlamayı çözerek anlaşmışsa da smalley yeni bir itiraz ile karşılık vermiştir: eğer bu işler için mekanik bir cihaz yapmayıp kimyasal tepkime aşamalarını kullanırsak, bu kez ortaya başka problemler çıkacaktır. zira kimyasal süreçleri bir nanorobot olarak kullanmaya kalkarsak kontrol bizde olmayacaktır. bu durumda bu minik montajcı, programlanabilen bir bilgisayar tabanına dayanmadığı ve doğal bir süreç olduğu içib neyi nereden alacağını, nasıl kullanacağını bilemeyecek ve işe yaramayacaktır.
zamanında bilim camiasını ikiye bölen tartışmanın kesin bir sonuca ulaşmamış olduğunu da ekleyeyim.
konunun biraz karışık bir konu olduğunun ve "ne anlatıyorsun yahu sen!" gibi tepkilere neden olabileceğinin farkındayım ama yine de başlığı açmak istedim. en azından dünyada böyle de bir tartışma konusu varmış demenizi sağlayıp sizi haberdar etmiş olma görevini yerine getirmenin huzuru içindeyim*.
karşılıklı yazışmaları ingilizce olarak burada bulabilirsiniz.
devamını gör...
zengin olunca yapılacak ufak şımarıklıklar
eğer zengin olursam çayı, içme suyuyla demleyeceğim. hatta kahveyi de içme suyuyla yapacağım.
allah'ım nasip et o gunleri. *
allah'ım nasip et o gunleri. *
devamını gör...
toz şeytanı
dalaz olarak da bilinen, hortum şeklinde ortaya çıkan küçük kum fırtınası.
yerden yukarıya, kendisinden daha soğuk bir hava kütlesine doğru yükselen sıcak hava nedeniyle oluşur. genel olarak toz kaldırması dışında bir zararı yoktur. etrafındaki sıcak havanın olduğu taraflara doğru hareket ettiğinden, karmaşık ve hızlı bir hareketi vardır.

görselin kaynağı
yerden yukarıya, kendisinden daha soğuk bir hava kütlesine doğru yükselen sıcak hava nedeniyle oluşur. genel olarak toz kaldırması dışında bir zararı yoktur. etrafındaki sıcak havanın olduğu taraflara doğru hareket ettiğinden, karmaşık ve hızlı bir hareketi vardır.

görselin kaynağı
devamını gör...
barış özcan
beni geren youtuber. evet bu adam beni gerim gerim geriyor. neden mi? çünkü fazla mükemmel.
marmara hukukta okurken uyguladığı zihin sarayı tekniğini öyle bir anlatıyor ki sanırsın dünyanın en kolay şeyi. ama gel gör ki uygulamaya gelince yok, yapılmıyor.
birçok tekniği bir yandan öğretiyor evet ama insana kendini yetersiz de hissettiriyor. sanki uygulamazsam ya da uygulayamazsam kendime saygım yokmuş gibi.
bu yüzden kendisini izlemeyi bıraktım. yapmaya çalışırken bozuyor.
marmara hukukta okurken uyguladığı zihin sarayı tekniğini öyle bir anlatıyor ki sanırsın dünyanın en kolay şeyi. ama gel gör ki uygulamaya gelince yok, yapılmıyor.
birçok tekniği bir yandan öğretiyor evet ama insana kendini yetersiz de hissettiriyor. sanki uygulamazsam ya da uygulayamazsam kendime saygım yokmuş gibi.
bu yüzden kendisini izlemeyi bıraktım. yapmaya çalışırken bozuyor.
devamını gör...
yoldaş benjamin'in şok ifşaları
devamını gör...
parfüm olup şişelense satın alınacak kokular
omo color parfüm olursa fransa’ ciddi bir krize girer. hristiyan birliğine bir darbe indirmeye ne dersiniz?
tühhh ya omo, amerikalılarınmış...... yine ve yeniden büyük oyunu bozamadık....
neyse efendim, ben deterjan haliyle bile parfüm etkisi yaratılacak bir sırrı paylaşayım.
omo color sıvı deterjanla yıkanmış kıyafetlerinizi, hafif nemliyken ütülerseniz eğer koku kıyafetlere tamamen hapsolur.
euro’nun arşa çıktığı bugünlerde temiz kokmak isteyenlere yatırım tavsiyesidir.
tühhh ya omo, amerikalılarınmış...... yine ve yeniden büyük oyunu bozamadık....
neyse efendim, ben deterjan haliyle bile parfüm etkisi yaratılacak bir sırrı paylaşayım.
omo color sıvı deterjanla yıkanmış kıyafetlerinizi, hafif nemliyken ütülerseniz eğer koku kıyafetlere tamamen hapsolur.
euro’nun arşa çıktığı bugünlerde temiz kokmak isteyenlere yatırım tavsiyesidir.
devamını gör...
tek tanımlı başlığa tanım desteği veren yazar
başlık sahibini mutlu eden yazardır. sözlükte şahsımın da olmak üzere birçok tek tanımlı başlık bulunmaktadır. elden geldikçe bu tür başlıklara destek verilmedir.
devamını gör...
uykusuzkahve'nin en iyi mod olması
aslen hazallcı olup yükseleni de uykusuzkahve olan bir mod olarak kısmen katıldığım kıyas.
devamını gör...
normal sözlük
bir zamandan sonra bayan sözlük. ilk halleri değil de son birkaç haftadır aktif olduğum zamanların analizini dökelim şuraya. valla sıkıldım şimdiden. hoşunuza gitmeyecek gerçekleri sıralayalım bakalım.
ilk olarak, sanki burada yazan yazarlar türkiye'de hatta dünyada değiller. 30-40 kişi bir ütopya kurmuş. hem birbirlerine yürüyorlar hem yıkama hem yağlama arada sırada cennet mahallesi kavgası, karakolluk olmalar, lanetlenmeler...
ayrıca, bir iki tane formata uyanı allah katına çıkarmalar sözlüğün ayrı bir olayı. bu çok ilginç bak! yani bu kadar kaliteli tanımın aşığıysanız siz de girin anam siz de yazın gülüm. işinize gelmiyor, pohpohlamak daha kolay dimi? neyse...
gelgelim nickaltı mevzusuna. öncelikle çok sahtesiniz, yani nasıl desem x aniden y'nin başlığına "ay aşkım, ay mükemmel biri, tanısanız aşık olursunuz, allahın yeryüzündeki temsilcisi, tüm zamanların golcüsü, yedi kıtanın sahibi vs." diye girer. sıra y'dedir. o öyle bir yazar ki x'e tapmaktan başka çareniz kalmaz. yani niye bu kadar kasıyorsunuz ki, benim kaçırdığım bir şey mi var? normal sözlük'te yazar olanlar cennette vıp hizmetine mi tabi tutulacak?¿
şimdi diyeceksiniz ki bacım sen niye bu kadar taktın? şekerim, balım, kuzum valla çok komik görünüyorsunuz, değişik bir tarikatsınız. çözemedim sadece...
ilk olarak, sanki burada yazan yazarlar türkiye'de hatta dünyada değiller. 30-40 kişi bir ütopya kurmuş. hem birbirlerine yürüyorlar hem yıkama hem yağlama arada sırada cennet mahallesi kavgası, karakolluk olmalar, lanetlenmeler...
ayrıca, bir iki tane formata uyanı allah katına çıkarmalar sözlüğün ayrı bir olayı. bu çok ilginç bak! yani bu kadar kaliteli tanımın aşığıysanız siz de girin anam siz de yazın gülüm. işinize gelmiyor, pohpohlamak daha kolay dimi? neyse...
gelgelim nickaltı mevzusuna. öncelikle çok sahtesiniz, yani nasıl desem x aniden y'nin başlığına "ay aşkım, ay mükemmel biri, tanısanız aşık olursunuz, allahın yeryüzündeki temsilcisi, tüm zamanların golcüsü, yedi kıtanın sahibi vs." diye girer. sıra y'dedir. o öyle bir yazar ki x'e tapmaktan başka çareniz kalmaz. yani niye bu kadar kasıyorsunuz ki, benim kaçırdığım bir şey mi var? normal sözlük'te yazar olanlar cennette vıp hizmetine mi tabi tutulacak?¿
şimdi diyeceksiniz ki bacım sen niye bu kadar taktın? şekerim, balım, kuzum valla çok komik görünüyorsunuz, değişik bir tarikatsınız. çözemedim sadece...
devamını gör...
havalı olduğu zannedilen durumlar
uçak yolculuklarında yaşanan her adım.özellikle de yurt dışı uçuşlarda göze çarpan ,bürünülen hal ve tavırlar.
devamını gör...
kendini ifade etmeye üşenmek
çoğunlukla yaşadığım durumdur dostlar. sevdiğim kisilere karşı "onlar zaten beni biliyorlar, ne düşünmek istediğimi bilirler " diyerek, tanımadığım kisilere karşı da" istediğini düşünsün " diyerek her türlü üşengecliğimi konuşturuyorum.
devamını gör...
yazarların bugün insanlık için yaptığı şeyler
dünyanın kaynaklarını daha az tüketip erken ölmek için bir sigara daha yaktım.
devamını gör...
mazdekizm
zerdüştîliğin eski iran inanç ve gelenekleriyle karışmasından oluşan din.
devamını gör...
kadeh
telaffuzu çok güzel, içecekler için kullanılan ayaklı bardak.
balığı da vardır.
balığı da vardır.
devamını gör...
mağara alegorisi
uzun araştırmalarım sonucunda hakkında essay yazdığım alegori. essay'imi türkçeye çevirip zenginleştirmiştim sonrasında. hemen buraya da bir kısmını aktarayım:
platon'un ''devlet'' adlı eserinin 7. kitabında sokrates'in ağzından ortaya attığı alegoriye göre, bir grup insan doğduklarından beri mağarada yaşamaktadır ve dışarıdaki dünya hakkında hiçbir şey bilmemektedir. mağaranın içerisinde doğal ışık kaynağı olmadığından karanlıktır. mağaradaki insanlar ya da diğer bir adıyla tutsaklar, zincirle bağlandıklarından sadece bir ateşin önünden kendilerine gösterilen nesnelerin gölgelerini duvarda görmektedirler. bu tutsaklar sadece kendilerine gösterilen gölgeleri gördüklerinden bu gölgeleri gerçeklik olarak algılar. nihayet bir gün bir tutsak, zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. dışarıdaki güneş gözlerini kamaştırır, tenini yakar.. ilk defa güneş ışığını ve onun aydınlattığı gerçek nesneleri görür çünkü. çiçekler, ağaçlar, kuşlar, kayalar... platon bu olayı şöyle açıklar ''daha öncesinde bu insan sadece gölgelere bakmaktaydı. şimdi ise oluşun gerçek doğasına yakınlaştı.''
zincirlerinden kurtulup gerçekliğe ulaşan bu insan geri mağaraya arkadaşları için döner ve gölgelerin aslında sahte olduğunu, dışarıda gerçeklikle inşa edilmiş, güneş ışığında parlayan gerçek nesnelerin, gerçekliğin olduğunu anlatmaya çalışır. mağaradaki arkadaşları bu gerçekliğe yani dışarı çıkan tutsağın dediklerine inanmazlar ve onunla alay edip onu öldürmeye çalışırlar...
bu alegoriye göre zincirini kıran ve hakikate ulaşan kişi filozofları, sorgulayan insanları temsil ederken mağaranın duvarına yansıyan gölgeler ise toplumda kabul edilen doğruları, belki de doğru görünümlü yanlışları, sahtelikleri simgelemektedir.
platon'un ''devlet'' adlı eserinin 7. kitabında sokrates'in ağzından ortaya attığı alegoriye göre, bir grup insan doğduklarından beri mağarada yaşamaktadır ve dışarıdaki dünya hakkında hiçbir şey bilmemektedir. mağaranın içerisinde doğal ışık kaynağı olmadığından karanlıktır. mağaradaki insanlar ya da diğer bir adıyla tutsaklar, zincirle bağlandıklarından sadece bir ateşin önünden kendilerine gösterilen nesnelerin gölgelerini duvarda görmektedirler. bu tutsaklar sadece kendilerine gösterilen gölgeleri gördüklerinden bu gölgeleri gerçeklik olarak algılar. nihayet bir gün bir tutsak, zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. dışarıdaki güneş gözlerini kamaştırır, tenini yakar.. ilk defa güneş ışığını ve onun aydınlattığı gerçek nesneleri görür çünkü. çiçekler, ağaçlar, kuşlar, kayalar... platon bu olayı şöyle açıklar ''daha öncesinde bu insan sadece gölgelere bakmaktaydı. şimdi ise oluşun gerçek doğasına yakınlaştı.''
zincirlerinden kurtulup gerçekliğe ulaşan bu insan geri mağaraya arkadaşları için döner ve gölgelerin aslında sahte olduğunu, dışarıda gerçeklikle inşa edilmiş, güneş ışığında parlayan gerçek nesnelerin, gerçekliğin olduğunu anlatmaya çalışır. mağaradaki arkadaşları bu gerçekliğe yani dışarı çıkan tutsağın dediklerine inanmazlar ve onunla alay edip onu öldürmeye çalışırlar...
bu alegoriye göre zincirini kıran ve hakikate ulaşan kişi filozofları, sorgulayan insanları temsil ederken mağaranın duvarına yansıyan gölgeler ise toplumda kabul edilen doğruları, belki de doğru görünümlü yanlışları, sahtelikleri simgelemektedir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
devamını gör...