sehpanın veya sandalyenin bacağı ağız dolusu küfrü hak eden yerdir.
serçe parmağın mahvına sebep olur.
devamını gör...

çalışamıyor henüz öğrenci ama başaracak.
devamını gör...

sürü psikolojisi teriminin ingilizce adıdır. detay için (bkz: sürü psikolojisi)
devamını gör...

güzel bir (bkz: mike cahill) filmidir. aşk şu güzel cümlelerle tarif
edilmiştir:

--! spoiler !--

büyük patlama gerçekleştiğinde, evrendeki tüm atomlar hep birlikte dışa doğru patlayan küçük bir noktanın içinde çarpışmaktaydı.

yani benim atomlarımla senin atomların kesinlikle o zaman birlikteydiler, ve kim bilir, belki de son 13,7 milyar yılda birçok kez birlikte çarpıştılar. yani benim atomlarım senin atomlarını tanıyordu ve her seferinde de tanıdı. benim atomlarım senin atomlarını hep sevdi.


--! spoiler !--
devamını gör...

ortaçağı yaşıyoruz resmen ya, ne hastalıklı bir toplum bu böyle.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...

benden etkilenen varsa açıkça söylesin çünkü ben de benden etkileniyorum.

t: normal bir durumdur. yoldaş yoldaşa yürümez ama etkilenebilir.
devamını gör...

evdeki en sevdigim köşe.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

binlerce kilometre öteden bile görülen ve hissedilen gerçek.

twitter üzerinden kendilerine edilen hakaretler karşısında öyle bir korkmuşlar ki filistin'e bile sığınan olmuş koka kola stoklarını yanlarında götürerek. fakat buraya kadar titremişler sadece.

onları asıl tir tir titreten şey ise t ile başlayan halkın ve devletin tepkisi olmuş. lut gölü'ne saklananlar mı dersiniz intihar edenler mi dersiniz ağlama duvarına tırmanmaya çalışanlar mı dersiniz korkudan kafayı yemiş durumdalar.

yapmayın dostlar. türkiye diye ülke var bir de oraya bakın derim, kendi vatandaşına insan muamelesi yapmayan hani. ben öyle duydum yani, inanmıyorum tabii ki.
devamını gör...

sözlüğün adı gibi babası sayılabilecek yazar. sonuçta ikisi de aileyi ayakta tutuyor.*
devamını gör...

başıma birçok tuhaf şey geldi ama bu tek şey aklımda beliriyor.

lisede , bir sabah erken saatlerde okula gidip gelirken her zamanki rotam olan kaldırımda yürüyordum. neredeyse kış olduğu için sabah 7 civarında hala oldukça karanlıktı ve bu yol çok iyi seyahat edilmedi. etrafımda araba ya da başka insanlar yoktu.

bu yüzden normal bir şekilde yürüyorum, parlak siyah paltolu küçük bir kızın ters yönde bana doğru yürüdüğünü gördüğümde sıra dışı bir şey yoktu. üşüdüğümüz için ikimiz de güzelce sarılmıştık, bu yüzden ilk başta yüzünü göremedim. boyuna göre, ilkokul çağında, muhtemelen 4. veya 5. sınıfta olduğunu anladım. lisemin karşısında bir ilkokul olduğu için bu bana şaşırtıcı gelmedi ... ama bu kız okullardan tam tersi yöne gidiyordu.

belki de bir şeyi unutmuş ve onu almak için eve gitmesi gerektiğini düşündüm, ama bu garip aşinalık duygusunu bir türlü atamadım. yürürken kaldırıma bakarak başı aşağı yürüdü. zor bir ev hayatı nedeniyle daha gençken böyle yürürdüm, ancak 7-8 sınıfa geldiğimde bunu yapmayı bıraktım.

birbirimize yaklaştığımızda, paltoyu tanıdım: onun yaşındayken sahip olduğum aynı parlak siyah paltoyu giyiyordu. aynı lacivert kadife pantolon. aynı spor ayakkabılar.

geçerken bana baktı ve kanım dondu ve bütün saçlar boynumda dikilmeye başladı. yüzüme bakıyordum. sağ yanağımda çok farklı bir şekilde düzenlenmiş üç ben var ve onlara sahipti.

onu "hissedemedim". biri odada yanınızda olduğunda veya yanınızda yürürken, fiziksel varlıklarını nasıl hissedebileceğinizi biliyor musunuz? ona sahip değildi.

gerçek görünüyordu. kendini gerçek hissetmedi . onun ayak seslerini bile duyamadım, sadece benimki. bana çok üzgün bir bakış attı ama hiçbir şey söylemedi ve durmadı ya da yavaşlamadı. sadece bana baktı ve sonra kaldırıma geri döndü. birbirimizi geçtik.

başka ne yapacağımı bilmeden adım atmaya devam ettim, çünkü bu noktada tamamen korkutulmuş, şaşkın ve şoktan uyuşmuştum. sonunda geri dönmeye cesaret ettiğimde, gitmişti. kayboldu. yolun her iki tarafında da tarlalar vardı, bu yüzden eğer iki yönden de dönmüş olsaydı, yine de açıkça görülebilirdi. gerçek olsaydı, bu.

okula giden yolun geri kalanını ben koştum. öğretmenim, üç uzun blok koşmama rağmen gerçekten solgun olduğumu söyledi. hemşireyi görmemi istedi ama sınıftan ayrılmak istemedim. bu gerçekten öğretmenimi biraz korkuttu çünkü sınıftan çıkıp, elimden gelirse hastalanarak eve sıçrayacak bir çocuktum.

bu güne kadar hala merak ediyorum. ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. bunun zihnin hilesi olduğunu ancak anlayabiliyorum. reçete almadım. ben içmedim asla uyuşturucu almadım. kahve bile içmedim.

daha önce hiç böyle halüsinasyon görmedim.
devamını gör...

yılın her günü için yıllık 365 adet fidan dikin, birbirinize hayrınız yok bari doğaya faydanız olsun.
devamını gör...

renk, adını leylak* çiçeğinden -uçlarında hafif pembemsi bir renk tonu olan açık mor çiçek- alır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

on dokuzuncu yüzyılda avrupa'da, yasın son aşamalarını belirtmek için giysilerde soluk lila kullanılırdı. yasın başlangıç ​​aşamaları elbette siyah renkle belirtiliyordu. bir yıl sonra, beyaz, lila ve lavanta rengi elbiseler, yas tutanlar için kabul edilebilir kıyafetler haline geldi.

aşk dilinde leylaklar, sevginin ilk heyecanlarını simgeler ve genelde flörtün başında verilir. leylakların çiçek açması genellikle ilkbaharı başlattığından, sevgilinize leylak çiçekleri vermek, duygularınızın da adeta çiçekler gibi filizlendiğini gösterir.

lila, açık bir mor tonu olarak kategorize edilir. ancak farklı tonları bulunmaktadır.

zengin, soluk ve derin, lila renginin üç alt kategorisidir. soluk lila neredeyse beyazdır, derin lila ise saf mora daha yakındır.

lila genellikle şefkat, duygusallık ve besleyici olmak gibi kadınsı niteliklerle güçlü bağlantılara sahiptir. bu kadınlık, başkalarının ihtiyaçlarını kendilerinin önüne koyma, yardımseverlik ve çatışmalardan kaçınma şeklinde kendini gösterir.

leylakların uçlarındaki hafif pembemsi renk, olgunlaşmamışlığı ve kararsızlığı temsil eder.

ters bir bakımdan ise, rengin benzersizliği, öne çıkma ve kalabalığa karşı çıkma isteği anlamına gelir. duyguların veya kişiliğin ifadesi insanların fikirlerinden daha önemlidir.

kişinin duygularını ön plana çıkarması bazen duygusal kontrol kaybına neden olabilir ve bu da olgunlaşmamışlığa kadar uzanır.

renk psikolojisine göre, lila rengi genellikle dostluk, açık fikirlilik, olgunlaşmamışlık ve dışa dönüklük gibi niteliklerle ilişkilendirilir. rengin, duygusal ifadeyi teşvik ederek antisosyal davranışı ve saldırganlığı azaltmaya yardımcı olduğu söylenmektedir.

lila rengi, anı yaşamak, girişken olmak ve farklı düşünme biçimlerine açık olmak anlamına gelir. pek çok farklı bakış açısına ve öneriye açık olmak bazen kararsızlığa yol açabilir.

en sevdiğiniz renk lila ise:
* duygusal
* dışa dönük
* alışılmadık
* olgunlaşmamış ve
* dışa yönelik düşünen birisi olabilirsiniz.

mavi ve kırmızıların olduğu bir dünyada lila nadirdir ve zor bulunur. belki de bu, yılda sadece bir kez kısa bir süre çiçek açan leylak ağaçlarına olan hayranlığımızın nedeninin ta kendisidir.

kaynak
devamını gör...

gülmek.

öyle bir gülüyorlar ki içi dışına çıkacak sanıyorsun. sadece gülmüyor gözünden ışıkta çıkıyor sanki. o gülüyor onun gülmesine sen gülüyorsun. onların gülümsemesi bulaşıcı hastalık gibi ama harika bir bulaşıcı hastalık. **
devamını gör...

tanju okan- kaderim
devamını gör...

bayılıyorum bu ikiliye ve bu radyo yayınına!
sorulmayacak sorularmış bu haftaki konumuz. o halde bi olay da benden gelsin.
uzun süredir gelmediğim memlekete kısa süreliğine geldim ve pek sevgili anneciğimle merkeze indik. küçük bi yerde yaşadığımdan olsa gerek neredeyse her sokak başı tanıdık biriyle karşılaştık. ayak üstü, sosyal mesafeye uygun, tamamen yapmacık bi samimiyet üzerine kurulu 1 2 çift kelam edilip herkesin yoluna devam ettiği karşılaşmalar yaşandı. yine böyle bi karşılaşmada liseden arkadaşın biri bana dönerek bir soru sordu ve devamında bence harika bi sohbet gelişti. olduğu gibi aktarıyorum efenim:
+benim arkadaş, ayşe -isim uydurma-
- merdumkaptan
×merdum'un annesi


+eee merdum, sen ne zaman evleniyorsun, bulamadın mı birini? bizim liseden xxx geçen ay evlendi; yyy de nişanlandı. zzz'nin de çocuğu 2 yaşını doldurmuş diyollaaa. (aferin onlara, iyi halt ediyollaaaa diyemedim...)
-!&+€÷/ (kısık gözlerle, ne diyon bacım sen, bakışı atan merdum düşünün burada lütfen.)
+hayır bulamadıysan haber ver de biz bakalım birilerine, ondan soruyorum.
-annecim biz ayşe'yi davet etmemiş miydik?
× nereye merdum?
-e benim düğüne.
+ nasıl senin düğüne?
-aaa senin haberin yok mu? evlendim ben. annemler vermiyordu beni, kaçarım diye tehdit ettim. vermek zorunda kaldılar. apar topar evlendik. tüh sana davetiye vermeyi unutmuşuz. merak etme yakında boşanırım, bi sonraki düğünüme çağırırım seni.
+ aaa delinin zoruna bak. ne diyon kız sen?
× aman ayşe ne bakıyorsun sen ona. okuyor o daha. evlilik falan da yok. hadi sana iyi günleeeer.

ve devamında kahkaha atan kızının kolunu çekiştirme suretiyle götüren annem. hatırladıkça gülüyorum.

ama yani cidden size ne, kimin, kimle, nerde, ne zaman evleneceğinden! hayır bi de soruş şekline bakar mısınız; bulamadın mı? lan ben senin gibi kendime erkek mi arıyorum da bulayım. sanki bana bayrama kurbanlık alıyor, te alllaaam yaa. neyse sakinim.
ay çok konuştum ben yine. normalde hep cenk'in arka bahçesi ve robnaja'nın yayınlarına denk geliyordu valiz hazırlamam. bu sefer size denk geldi. buradan onlara da seslenmiş olayım, tülaaaay geriiii döööön, arada bari olsun yayın yapın yav, özledik sizi...
devamını gör...

“....... ve sevmek!
değişmeyen en güzel huyum”

cahit sıtkı tarancı
devamını gör...

üst edit: hâlâ namaz kılıyohh diye bizi orduya almıyolla yazan embesiller var. siz iflah olmayacak gerizekalılarsınız.

bunu bile gerçekten hâlâ savunan insanları göstermiş başlık. başörtüsü ile hiçbir alakası yok bu olayın. islamcı ağlaklığı tam da böyle bir şey. oruç tutup namaz kılmayla irticai faaliyet mi olur? o yasanın tarihine falan baktın mı hiç? hayır 28 şubata baktın oradan ahkam kesiyorsun. irticai faaliyetlere karışmak din ile devlet işlerini bir araya getirip, kendi dini görüşün için görevi kötüye kullanma/kullanma potansiyelidir. abdülhamit devrinden gelen bir kavram. varsa yoksa 28 şubat post modern darbesi, analarımızın başörtüsü de bilmem ne. oruç tutan insanlara cahil ve yobaz diyenler varmış kıyamam siz neler çekmişsiniz öyle vah vah. bu toprklarda sekülerlerin, ateistlerin, alevilerin neler çektiğinden haberiniz var mı sizin? bu savunduğunuz siyasal islam bu ülkenin ordusundan tüm kurumlarına kadar yerle bir etti (bkz: ergenekon-balyoz davaları) o davanın bir tane de savcısı vardı hani. bu savcının da zekeriya öz'ün heykelini dikeceğiz diyen bir yalakası. ne çabuk unuttunuz o günleri? gidin abdülbaki erol'un kucağına oturun diyeceğim ama sağlık bakanlığından eğitim bakanlığına kadar oturttunuz zaten. son yasayla da adamın kucağında yer kalmamıştır. ismailağa ve iskender paşa cemaatlerini falan hiç saymıyorum. neyse size de yer bulunur elbet.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

girilen entrylere bakılırsa kaçıranların (ben dahil) ağlayacağı yayındır. kahrolsun dönem ödevleri, kaçırdım işte!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim