toplumsal cinsiyet eşitliği:
kadın ve erkek eşitliğini ele alır. cinsiyet kavramı üzerinden üstünlük taslanmasına karşıdır.
devamını gör...
emekçi türk kızlarının beynini sulandırmak için neoliberaller tarafından ortaya sürülen bir başka garipliktir. bu ülkede cinsiyet farklılığı değil ezen ve ezilen arasındaki adaletsizlik sorunu vardır. erkeği de, kadını da vuran bu adaletsizliği bohem cümlelere hapsetmek anadolu'nun yiğit kadınlarına ve kızlarına yakışmaz.
devamını gör...
toplumsal cinsiyet eşitliği kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanına eşit katılımlarını ifade etmek için kullanır.
toplumsal yaşamın her alanı tabiri ise iş hayatı ile sınırlı bir alan değildir, bu yüzden atanmış, seçilmiş ya da seçmiş bir erk tarafından bu eşitliğe saldırıldığı düşüncesi hatalıdır.

bu eşitliğe saldıran gelecek nesillerin üzerine karabasan gibi çöken gelenek anlayışıdır. toplumsal eşitsizlik bir kadın ya da erkeğin iş hayatında cinsiyeti sebebi ile geri plana atılması, bir ortamdan sadece cinsiyeti yüzünden dışlanması ve hatta cinsiyeti yüzünden rahatça oturamamasıdır.

evet efendim, oturmak.

her gün yaptığımız ve yaparken nasıl yapmamız gerektiği konusunda üzerine düşünmediğimiz oturma eylemi. elbet biz düşünmesek bile toplumsal bir anlayış yıllarca bizim yerimize bunu düşünmüş ve nasıl oturmamız gerektiğine karar vermiştir.

görsel

kendine güvenen ve toplum tarafından onaylanan erkek karakterimiz ve yanında toplum tarafından onaylanan hanım hanımcık kadın karakterimiz. erkeğin bedenini açarak oturması onu güçlü kılarken kadının bedenini kapatışı onu anadolunun yiğit kadını yapıyor.

şimdi cinsiyet rollerini değiştirelim;

görsel

toplum tarafından onay gören her iki cinsiyet de birden yıkıldı. bedenini kapatarak oturan erkek karakterimiz artık ensesine vur lokmasını al türünden pısırık bir tipe döndü, bedenini açmış kadın karakterimiz ise artık kafamızı başka yöne çevirme isteği uyandırıyor değil mi?

toplumsal eşitlik kavramı işte tam da buradan başlar, oturmaktan. bırakın iş hayatını, evlilikleri, sosyal ortamları bir parka gidip bankta otururken bile bırakmaz toplumsal cinsiyet yakanızı.

toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ortaya sürülen bir gariplik değildir, unutmayın parkta oturan bu kadın ve erkek şiddet görmeye, ezilmeye ve dışlanmaya mahkumturlar. işte bu yüzden toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılmalıdır. evine ekmek götüremediği için intihar eden erkekler ve giyimi, tavrı sebep gösterilerek öldürülen kadınlar işte bu neoliberal zırvayı anlamadığımız için hızla artıyor.
devamını gör...
(bkz: doğvu mu samet)
devamını gör...
kanun önünde kadın ve erkek eşit hatta kadın pozitif ayrımcılıklarla daha üstündür. kadın erkek eşitliğinin son seviyesi budur. gerisi hayatın olağan akışına aykırıdır.
devamını gör...
ülkelerin gelişmişlik durumu, dünyanın sübjektif olarak modernleşme düzeyi gibi parametrelerden bağımsız olarak bakıldığında, küresel ölçekte halen daha birçok düzenlemenin eksik olduğunu, alınan birçok politik / sosyal kararlara rağmen, devletler düzeyinde pratikte ne denli acı durumda olduğumuzu yüzümüze çarpan durum.

makro ölçekte değerlendirebilmek ve cinsiyet eşitlilik ilkesine ne derece uyum sağlayabilen bir dünyada yaşadığımızı görebilmek adına küresel cinsiyet eşitsizliği endeksi (global gendergap report) 2021 raporunu aşağıya bırakıyorum.

gggp 2021

özet olarak;

ilk 5'i de, son 5'i de tahmin etmek zor değil. şöyle ki;

1- izlanda
2- finlandiya
3- norveç
4- yeni zelanda
5- isveç
.
.
.
133- türkiye (3 sıra düştük.)
.
.
.
152- afganistan
153- yemen
154- ırak
155- pakistan
156- suriye

2021 raporuna göre; cinsiyet eşitsizliğine en çok sahip olan grup politika / siyaset. toplam vekil sayısını ortalama 35.500 kişi olarak baz alan rapor, buna göre kadın vekillerin oranı sadece %26,1’e ve onun karşılığında 3,400 kadın birey. iyimser bir tahminle aynı ivmeyle devam edilirse 150 - 160 yıl sonra erkek / kadın vekil sayılarının dengeleneceği öngörülebilir.

benim gördüğüm kadarıyla ikinci en büyük grup ise ekonomi / istihdama katılım oranı. rapor içerisinde yer alan benzer istatistikler ele alındığında, yukarıdaki sonuçtan daha iyi bir tablonun ortaya çıkmayacağını görüyoruz.

insan, ilk günden bugüne kadar sadece 2 farklı cinsiyet tanımlaması ile yaşamış ve kendisini öyle tanımlamıştır:

1- kadın
2- erkek

üçüncü bir cinsiyet tanımı henüz bu zamana kadar yapılmadı. eşcinsel kimliğe sahip bireyler de bu gruba dahildir. sonuçta insanlar kendilerini ya erkek olarak, ya da kadın olarak hisseder ve o şekilde tanımlarlar. peki sadece 2 seçenek varken ve şimdilik üçüncü bir cinsiyet evrimi ufukta gözükmüyorken göre bu uçurumların kaynağı nedir ? nasıl düzelir ? kimler düzeltir ?

kadınlar;
ortadoğu'da aptal bir inanış neticesinde öldürülürken,
avrupa'da benzer bir aptal inanış neticesinde fikren öldürülüyor.
afrika'da aslana yem olurken,
başka bir kıtada başka bir şekilde kıyıma uğruyor.

erkekler için de farklı örneklemeler ve endeksler ile de farklı eşitsizlik konuları üzerine makaleler yazabiliriz ama mevzu sadece bu mu ?

bir kere her şeyden önce bu dünyada 'insan' denen canlının 'kötü' olabileceğini, herkesin 'iyi' bir şey olamayacağını; iyi nedir, kötü nedir? gibi kavramların / soruların mutlak bir cevabı olmadığını kabul edelim ve bilelim.

kötü, kötüdür. bir çocuğu istismar etmek 'kötü' bir şeydir. bir canlıya zorla sahip olmak 'kötü' bir şeydir. bir canlının canını almak 'kötü' bir şeydir.

"ama o hasta, pedofil."
"ama onun inanışı öyle."
"ama o, ama bu, ama şu."

onu bunu bilmem, ne romantik birisiyim ne de öyle naif birisi; öküzün, patavatsızın, dangalağın önde gideniyim lakin bir şeyi de dileyebilecek, samimiyetimle dileyebilecek kadar 'canlı' birisiyim.

umarım "ama" kelimesini kullanmayacağımız bir dünya için çok fazla geç kalmamışızdır.

tüm dünya insanları olarak.
devamını gör...
toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele, siz ne kadar inkâr etseniz, görmez istemeseniz de, erkeklerin de yararınadır. toplumsal cinsiyet eşitliği, omzuna 'sırf erkek olduğu için' haddinden fazla yük yüklenen erkekleri de kurtaracaktır. siz erkekleri yoran feministler ve toplumsal eşitlik mücadeleleri değil arkadaşlar, eril düzenin ta kendisidir.
devamını gör...
bu kavramı benimsemeniz için feminizm çatısı altında olmanıza da gerek yoktur. nasıl islam kul hakkı yemeyin dediği zaman her kul hakkı yemeyen müslüman olmuyorsa ya da tadını sevmediğiniz için hayvansal gıda tüketmeyince vejetaryen olmuyorsanız aynı onun gibi. aynı zamanda eşitlik her alanda olmalıdır sadece hukuk değil. spor, iş verimi, bilim, sosyal alanlar. bunlardan herhangi birine karşı çıkarsanız ki genelde feministler karşı çıkar. bu cinsiyet eşitliği değil cinsiyet adaletidir. bunu da savunmakta da özgürdür tabii insanlar.
devamını gör...
toplumsal cinsiyet eşitliği (tce), kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü ayrımcılığın her yerde sona erdirilmesi tanımlamasıyla kulağa ne kadar adil ve masum gelse de toplumsal cinsiyet eşitliğinin ifade ettiği asıl anlam doğuştan gelen cinsiyetlerin yok sayılmasından ibarettir. mesela dünyaya kız olarak gelen bir bireyi ele alalım. toplumsal cinsiyet teorisyenlerine göre bu bireyin kız olmasının asıl sebebi biyolojik anlamda kız olarak dünyaya gelmesi değil toplumun dayatmalarıdır. peki bu dayatma nasıl gerçekleştiriliyor? söz konusu kız çocuğu dünyaya geldiğinde ailesi tarafından kendisine kız isminin verilmesi cinsiyetin toplum tarafından belirlenmesinin ilk aşaması sayılmaktadır. yine bu çocuğa sokakta oynarken yanına gelen birisinin onun başını okşayarak ne kadar sevimli bir kızsın demesi, bu kızın ailesinin aferin kızım, sevimli kızım gibi ifadelerle o kızla iletişim kurması, bu kıza hediye olarak “oyuncak bebekler”in veya kızlara özgü kıyafetlerin alınması bu bireyin kendini kız olarak tanımlamasına sebep olmaktaymış! eğer bu müdahaleler olmasaydı ilerleyen yıllarda cinsiyetimizi değiştirebileceğimiz öne sürülmektedir. tce teorisyenlerine göre bir kız çocuğunun veya buna benzer aşamalardan geçen bir erkek çocuğunun toplum tarafından maruz kaldığı bu durumlar çocuğa yapılan zulümlerdir. dolayısıyla tce teorisyenleri fiziki, psikolojik veya davranışsal farklılıkları yok sayarak, dünyaya gelen bebeklerin birbirinden farksız olduğunu ve eğer ailenin ve toplumun öğretileri olmazsa bu bireyin ilerleyen yıllarda cinsiyetini değiştirebileceğini öne sürmektedir. cinsiyetin bir dayatma olduğunu iddia eden tce teorisi, bu sözde toplumsal baskılardan kurtulmak için bireylere cinsiyet değiştirmeyi önermektedir. ancak bu noktada sorgulanması gereken birkaç ilginç nokta var. ilk olarak cinsiyet değiştirme önerisi sadece bir öneri olarak kalmıyor. bunun için geniş bir teşvik ağı kurulmuş durumda hem de dünyada milyonlarca aç insan varken milyonlarca dolar akıtılan bir teşvik ağı... diğer ilginç nokta ise cinsiyet değiştirilmesi noktasında yapılan öneri ve teşviklerin daha çok çocukların etrafında yoğunlaştırılmış olması. söz konusu teşviklerin ülkemizde ve dünyada ne tür uygulamalarla hayata geçirildiğini anlamak için bu tanıma kesinlikle göz atmalısınız aksi takdirde konu yeterince anlaşılamaz.

eğitim dünyasında unıcef ve british council ile; iş dünyası ve toplumsal hayatta ise bm nüfus fonu ve isveç’le birlikte aşılanmak istenen tce ideolojisinin türkiye’deki bayraktarlığını yapan koç holding’in hazırlamış olduğu “iletişimde toplumsal cinsiyet eşitliği rehberi” adlı rapora göre biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrım ortaya konuluyor. buna göre “biyolojik cinsiyet doğuştan gelen biyolojik ve fizyolojik özelliklerdir. toplumsal cinsiyet ise değiştirilebilir” deniliyor. cinsiyetsizleştirme çalışmalarının dünyada ve ülkemizde bulunan büyük şirketlerdeki diğer yansımalarına bakmak gerekirse giyim sektöründeki bazı şirketler kıyafetlerindeki kız ve erkek etiketlerini kaldırıyor, oyuncak mağazalarında kız/erkek ayrımı yapmazlarken reyonlarda sadece oyuncak türlerini belirten tabelalar kullanıyorlar. genel itibarıyla bakıldığında kadın ve erkeğe özgü her türlü yönelimin biyolojik cinsiyetle alakası olmadığı iddia ediliyor. zamanla anlayacağınız üzere tce aslında kadın ve erkeği aynılaştırma çabasıyken biyolojik farklılıkları da yok sayan bilime aykırı bir anlayışa dönüşüyor. böylelikle toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisi çerçevesinde yapılan çalışmaların toplumsal hayata yansıyan korkunç tarafları ortaya çıkıyor. bunu daha iyi anlamak için dünyadaki örneklere de bir göz atalım.

virginia’daki west point lisesi’nde fransızca öğretmeni olan peter vlaming bu dayatmaların mağdurlarından. 2018 yılında peter wlaming kız olan transseksüel öğrenciye, öğrencinin tercih ettiği “he” zamiriyle hitap etmediği için işinden kovuldu.
2015 yılında new york insan hakları komisyonu tarafından yayınlanan kılavuz ilkelere göre transseksüel işçiler ve kiracılar ile kasten yanlış zamiri (he zamirini tercih eden kadına she demek gibi) kullanan işverenler, ev sahipleri ve işletme sahipleri 250 bin dolarlık para cezasıyla karşı karşıya kalabilecek.
2017 yılında kaliforniya valisi jerry brown bir hastanın tercih ettiği cinsiyeti reddeden sağlık uzmanları için hapis cezası teklif eden mevzuatı imzaladı.
2018 yılında fairfax city school müfredatına “biyolojik cinsiyet” ifadesi yerine “doğumda atanan cinsiyet” ifadesini koydu. artık biyoloji bilimine aykırı olsa da biyolojik cinsiyetin bir anlam ifade etmediği, kendini kadın olarak tanımlayan bir erkeğe “erkek” demenin ya da kendisini erkek olarak tanımlayan bir kadına “kadın” demenin ağır yaptırımları olduğu günler çok yakın.
texas’ta yaşayan james adlı 6 yaşındaki bir çocuk, annesi tarafından zorla kız yapılmak isteniyor. çocuk erkek gibi hissediyor ve erkek olarak kalmak istiyor. james’in babası, annenin bu hastalıklı talebine karşı gelerek velayeti üzerine almak istiyor ancak anne buna izin vermediği gibi mahkemede babanın çocuğu istismar ettiğini, onun çift cinsiyetli olduğunu kabul etmek istemediğini iddia ediyor. mahkeme anneyi haklı bularak babayı çocuğun hormon tedavisini ve terapi ücretini karşılamakla cezalandırıyor. sonuç olarak anne, james’e kız kıyafetleri giydiriyor, sonrasında onu ameliyatla kız yapmak ve ona luna ismini vermek istiyor.
bir diğer olay brezilya’dan. brezilyalı lezbiyen bir çiftten biri 9 yaşında erkek bir çocuğa sahipti. sahipti diyorum çünkü tıbbi gözetim olmaksızın çift tarafından yapılan acemice bir cinsiyet değiştirme operasyonu sonrasında çocuk bir yıl boyunca fiziksel ve zihinsel travma yaşadı, ardından uykusunda bıçaklanarak öldürüldü. kadınlar verdikleri ifadede “bir tür cinsiyet değiştirme ameliyatı yapmaya çalıştıklarını ve penisi çıkardıktan sonra, sakatlanan bölgeyi diktiklerini” söyledi.
sıradaki olay amsterdam’da. talitha kriebel isimli bir anne, biyolojik olarak erkek olarak doğan 5 yaşındaki lanu-skylar isimli erkek çocuğunun "hiçbir zaman karnımda bir bebek taşıyamayacağım" diye ağladığını söyledi. iki buçuk yaşında kız elbiselerine ilgi duyan lanu-skylar, ilerleyen süreçlerde bir kişinin biyolojik cinsiyeti ve cinsiyet kimliği arasındaki uyumsuzluk nedeniyle rahatsızlık veya stres yaşadığı bir durum olan cinsiyet disforisi belirtileri göstermeye başladı.
ingiltere’de bir okulda zihinsel engelli 17 öğrenci cinsiyet değiştirdi. sayının yüksekliği nedeniyle yapılan inceleme sonucu okulda görev yapan bir öğretmenin otistik çocuklara “yanlış cinsiyettesin” telkini uyguladığı ortaya çıktı.
bbc’nin paylaştığı bir videoda bir ilkokul öğretmeninin 6 yaşındaki çocuklara bir erkeğin ağzından başka bir erkeğe aşk mektubu yazmalarını istediği görülüyor. bu okul lgbt öğretimi ödülü kazanıyor.
austin yakınlarında yaşayan 9 yaşındaki bir kız, drag queen olarak sahne alırken sevgi mesajı paylaşıyor.
2017 yılında elle markası kendi youtube kanalı üzerinden “meet the 8-year-old boy who transforms ınto a drag queen named lactatia” adlı bir video paylaşıyor. bu videoda 8 yaşında kadın görünümünde olan bir erkek çocuğu görüyoruz. drag queen olarak tanıtılan lactatia isimli bu çocuk verdiği bir röportajda da şunları söylüyor; “bence herkes istediği her şeyi yapabilir. eğer aileniz bundan rahatsızsa yeni bir aile bulursunuz. arkadaşlarınız rahatsızsa yeni arkadaşlar bulursunuz.”

“eğlence veya moda için genellikle abartılı feminen tavırlar benimseyerek kadın kıyafetleri giyen kişi” olarak tanımlanan drag queen kavramına neden çocuklar üzerinden hayat verildiği sorgulanması gereken önemli bir mesele. özellikle yukarıdaki örneklerle birlikte daha da çok anlam kazanan bir mesele. desmond napoles adlı çocuğun yaşadıklarının anlatıldığı şu tanım üzerinden bu mesele daha iyi anlaşılabilir.

toplumsal cinsiyet eşitliği ideolojisinin dayandığı temellerden biri kinsey raporları olmakla birlikte buna bağlantılı olarak zamanla bu tehlike kadın-erkek eşitliği, eşcinsel hakları, istanbul sözleşmesi gibi bazı kesimler tarafından hoş görülebilecek kılıfların ardına gizlenmiş durumdadır. bu yüzden bu konuların çok iyi anlaşılması ve birbirinden ayrı düşünülmemesi gerekmektedir. bunun için öncelikle ön yargılardan arınmak ve yeni şeyler öğrenmeye açık olmak gerekmektedir. işte o zaman zihninizde her şey yerine oturacak ve inandığınız değerleri daha doğru yollarla savunmanın yollarını arayacaksınız.
devamını gör...
Bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

"toplumsal cinsiyet eşitliği" ile benzer başlıklar

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.