türkçe karşılıkları sihirbaz, büyücü olan ingilizce kelime. ilk olarak bilge olan, filozof olan ve belki geleceği bilen insanlar için kullanılırken, sihirli güçlere sahip kişiler* veya "occult sciences"* alanlarında* uzmanlaşmış insanlar için kullanılması, felsefe ve büyünün birbirinden belirgince ayrıldığı orta çağ sonrası dönemde başlar. *

dungeons & dragons'ta wizard ve sorcerer olarak iki ana büyücü türü ortaya çıktı zamanla. halbuki eskiden bu sihir yapabilen karakterlerin hepsine sadece magic-user denirdi. sonra bu mage oldu. bu teknik isimleriydi yani. yoksa metinlerde/hikayelerde kendilerinden wizard da sorcerer diye de bahsedilebilirdi. d&d 3e çıktıktan sonra bu artık pek mümkün değil zira wizard ve sorcerer arasında aşırı ciddi farklar var artık.

d&d 3e ve sonraki edisyonlarda wizard'lar intelligence-based caster'lar olurlarken, sorcerer'larda ise bunun muadili charisma score'u. ayrıca ve ilintili olarak, wizard'ların mutlaka bir büyü kitapları olmak zorunda (bkz: grimoire) zira kendileri büyüleri kitaplardan hafızalarına yazıyorlar ve buna göre yapabiliyorlar; her dinlenmelerinden evvel de yine büyü kitaplarından tercih ettikleri büyüleri yeniden çalışmaları gerekiyor. sorcerer'ların ise doğuştan veya doğal bir büyü yetenekleri oluyor, yani bunu yapmalarına gerek olmuyor. ancan wizard'lar, büyü kitaplarındaki tüm büyüleri yapabilirlerken sorcerer'ların ise yapabileceği büyü sayısı çok sınırlı. diğer taraftan da sorcerer'lar bildikleri az sayıdaki büyüyü üst üste daha fazla sayıda yapabiliyorlar.

d&d konusundan çıkarsak... wizard aslında daha "light" bir kelime bence, tıpkı bizdeki sihirbaz gibi. ayrıca mesela "futbol sihirbazı" gibi şeyler diyebiliyoruz ve bu ingilizcedeki wizard için de geçerli. sorcerer ise biraz daha... nasıl desem... "ağır" bir kelime. yani kötü ruhlarla, şeytanlarla falan temasa geçebilen, halkların korktuğu insanlarmış büyücüler eskiden. onlara da "sorcerer" veya "necromancer" denir en çok. bizde de büyücü kelimesi aynı şekilde sihirbaz kelimesine göre daha mistik ve karanlık çağrışımları olan bir şey derim şahsen.
devamını gör...
you are a wizard harry
devamını gör...
(bkz: washington wizards)
devamını gör...
(bkz: sorcerer)
devamını gör...
başlığı açan yazar zaten eğrisini doğrusunu anlatmış, ben de sınıf bazında biraz -taraflı biçimde- açayım. öncelikle hiç raw'ı bir kenara fırlatıp wish ile simulacrum spamleyerek kendi kişisel ordunuzu yaratma fikrini pratikte optimize etmeyi düşünmemiş gibi kötüsünüz arkadaşlar. ne demek wizard en iyisi değil? adamım sırf keyfinden kulesinin kapısına 50 planetar dikebiliyor. gerçekten yapacağından değil... ama yapabilir. öyle sizin havalı sorcadinlerinize benzemez. *

dürüst olmak gerekirse yılların 'dhampir centaur ama hexadinmiş' geyiğini fiziksel gerçekliğe dönüştürmek gibi korkunç bir eylemin ortasındayken, sözlükte biricik sınıfım hakkında tek kelime yazmadığımı fark ettim. konuya nasıl girmem gerektiğini bulmak uzun -yaklaşık üç dakika- bir düşünme sürecine evrildi. bu da beni eskiden paladin olmak için kendimizi paraladığımız günlere götürdü. bugün 5e'deki hadi hepimiz edgy oath of vengeance paladin oynayalım anlayışına nasıl evrildik hâlâ tam idrak edebilmiş olmasam da, ki bunu 3.5e’nin spellcaster odaklı tanrı kompleksimizle nasıl takas edebildik, şimdi bile hiç bilmiyorum ama bu beni olayın özüne epey yaklaştırdı. wizard, koşullar ne kadar değişirse değişsin 4e hariç bu deliliğin zirvesindeydi... end of discussion. dalga geçiyorum elbette. bu o tarz bir entry değil. wizard kesinlikle güçlü bir sınıf ancak d&d yapısı gereği durumsaldır; her sınıf kendi setine göre belirli durumlarda diğerlerinden daha işlevsel hâle gelecektir. oyunun ileri aşamalarında spellcasterlar biraz daha kırık varlıklara evrilse de, iyi bir oyun güç yarışı yapmaktan ziyade farklı durumlarda farklı çözümler üretebilen -bazen de üretemeyen- bir grup insanın eğlenceli vakit geçirmesinden ibarettir.

şimdi, biraz daha martial sınıfları dışarıda bırakarak okuma yapmak istiyorum aslında. ana tema wizard en güçlüsü -benim babam senin babanı döver- ekseni üzerinden ilerlemiyor. diğer spellcaster’lar güçlü olabilir ve öyleler de işin doğrusu. buna girmeden grafik bazlı ilerleyelim önce. biraz da bilim. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu grafiğin haksız bir tarafı yok.  linear warriors, quadratic wizards geyiği, gary gygax'den beri yapılıyor. aslında bu yüzden daha çok spellcasterlar üzerinden karşılaştırma yapmak istiyorum zira yeterince hazırlık süresi -ki iyi bir wizard daima hazırlıklıdır- kaynak ve şirazesi kaymış bir etik anlayışıyla wizard, oyunun mekaniklerini kullanarak korkunç bir canavara dönüşebiliyor. dolayısıyla bu entryde en güçlü spellcaster hangisi sorusunu değil, d&d’nin arketipsel karakter fantezilerinden nasıl optimize edilmiş spreadsheet destekli güç savaşına evrildiğini tartışacağız daha çok.

fantastik kurgu tarihinde hepimizin az çok bildiği bazı arketipler vardır; onların ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak için ne kadar hasar tabanlı olduklarına değil daha çok gerçeklikle aralarındaki mevcut ilişkiye bakarız. en azından bir zamanlar eski edisyonlarda bunu yapıyorduk. uç noktadaki subclass ya da başka bir deyişle alt sınıfların, arketiplerin sınırını bulanıklaştırmadığı dönemlerde her şey biraz daha doğrusal ilerliyordu. belki inanmazsınız ama eline lavta alan bard olamıyordu. adabı vardı bard oynama... tamam tamam konuya dönelim.

bu bahsettiğim sebepten dolayı hikaye tropları kadar başımıza ne geleceği de aslında bariz belliydi. mesela bir barbarın kafanıza balta saplayacağını bilirdiniz ya da o korkunç kurallara tabi zar sisteminde zorluklarla paladin olmuş bir karakterin sizi ve soyunuzu erdemle yargılayabilecek kudrete sahip olacağı kesindi vs. vs. ama en eski arketiplerde dahi spellcaster başka bir şeydir. wizard da bunun en ilginç -en azından bana göre- yaklaşımlarından biri, hatta wizard kavramı tam oturmamışken bile. buna hem sistemsel hem de arketipler üzerinden ayrı ayrı bakmak lazım.

dnd bazında wizard sınıfının neden bu kadar absürt olduğunu anlamak için önce şu yanılgıyı kıralım... wizard çok güçlüdür çünkü alan hasarı vurur ve kitlesel kontrol mekaniklerine sahiptir. kesinlikle öyle, bu muazzam bir skor demek. bu yüzden de wizard’a yeni başlayan insanların düştüğü çok tatlı bir tuzak bu. bunlardan biri olmadığımı söylemiyorum. benim de dahil olduğum, "eğer bir fireball çözüm değilse, ikincisi kesinlikle çözümdür," diye düşünen herkesin geçtiği o ergenlik evresinden bahsediyorum. benim anlatmak istediğim şu aslında, evet wizard bu yüzden kesinlikle güçlüdür ama asıl gücünü aldığı şey, oyunun size sunduğu problemleri çözmek yerine o problemleri doğrudan ortadan kaldırabilme lüksüne sahip olmasıdır. yani evrenin kendisi içinde yarattığı sorunları uygun biçimde çözmek zorunda değildir. direkt evrenin kendisine yani settinge müdahil olabilir. kabaca, tanrıcılık oynar çünkü bunu yapabilecek her şey zaten skill setinde saklıdır.

dnd 5e’nin -5e üzerinden anlatıyorum ama çoğu edisyon spellcaster bazında böyledir zaten- tasarımına biraz tepeden bakınca çok net görüyorsunuz bunu. martial sınıflar genel olarak setting içinde iyi performans göstermek üzere inşa edilmiştir. fighter daha çok vurur. rogue doğru anda doğru hedefe müthiş bir hasar çıkarabilir, sosyal encounterlarda müthiş bir işlev görebilir ya da paladin, divine smite gibi ahlaki bir kusur olan o salak mekanikleriyle boss’ları tek hamlede dokuz cehennemin dibine yollayabilir ama bütün bunların ortak noktası şu ki, hepsi oyunun size sunduğu çatışma çerçevesini kabul eder ve buna hizmet eder. spellcaster ise bu sürece hizmet etmek dışında her şeydir aslında. gerçi, hepsi öyle midir? hayır. bu yüzden wizard'ı diğer spellcaster’larla aynı kefeye koymak hatalı bir yaklaşım. bu daha iyi ya da daha kötü demek değil, yapı olarak ayrışmaya müsait demek.

iyi de eladar, cleric de full caster, druid de full caster, sorcerer da büyü yapıyor, wizard neden ayrıcalıklı denilebilir. düşününce, iyi bir yaklaşım. tam olarak ayrıcalıklı değil. bu sınıfların çoğu, zaman zaman wizard'dan çok daha güçlüdür aslında. forcecage’i başka sınıflar da castleyebiliyor, polymorph başka sınıfların spell listesinde de var, counterspell kullanan tek sınıf wizard değil. moon ya da shepherd druid belli seviyelerde düpedüz aşağılıkça bir saçmalık, cleric consistency canavarına dönüşebiliyor... o zaman fark ne? wizard’ın farkı tek tek büyüler değil ve hatta oyunda bunu ne kadar efektif kullanabildiği de değil; büyü mimarisinin direkt kendisi. wizard, yatay genişleyen bir sınıf. diğer çoğu caster, martial sınıflar kadar olmasa da daha çok dikey olarak büyür. bunu diğer spellcasterlar üzerinden açayım hatta çünkü yanlış anlaşılmaya müsait bir söylem.

sorcerer belki de wizard ile en çok karşılaştırılan spellcaster çünkü ham güç anlamında wizard’dan çok daha korkunç olabiliyor. gerçekten çoğu senaryoda iyi bir wizard'ı ekarte edebilir çünkü metamagic dediğimiz büyü modifikasyonu ile bazı araçları korkunç etkili kullanabiliyor. aksiyon ekonomisinde bu kadar büyük bir delik açabilmek çok tehlikeli. arketipsel olarak da chosen one estetiğine müthiş uyan bir sınıf. yani temelde sorcerer sahiden wizard'a nazaran az sayıda şeyi çok ama çok iyi yapabiliyor...ama sorcerer’ın hem ham gücü hem de temel problemi aynı cümlede saklı zaten. çok dar bir alana sahip. adamın bildiği spell sayısı sınırlı, çok sınırlı. yani toolbox değil, çok iyi seçilmiş alet çantası gibi sorcerer. adam 20 level olmuş, kaç büyü biliyor? on beş, bitti. wizard aynı level’da teorik olarak düzinelerce büyü biliyor olabilir. burada çok seçenek gibi görünen fark aslında korkunç bir tasarım farkı. ne kadar büyü bildiğin sadece skor bazlı idrak edilecek bir şey değil. böyle bir evrende, ana yapıya yani maddeye ne kadar çeşitli müdahil olabileceğin yapabildiğin büyüye göre değişkenlik gösteriyor. sorcerer hem arketipsel hem de mekaniksel olarak bilgiyle değil yetenekle çalışan bir sınıf. içgüdüsel bir güç bu. bir doğa olayı gibi daha çok. müthiş bir fırtına ya da tsunami gibi. wizard ise daha çok laboratuvar ürünü, o yüzden de toolbox olmaya müsait. bu kulağa chosen one estetiğine nazaran çok havalı gelmeyebilir ama aslında korkunç bir şey zira büyünün sınırlarını anlayan birinin onunla yapabileceklerinin sınırı çok hızlı biçimde ahlaki problemlere dönüşebilir. warlock mesela bence son derece keyifli bir sınıf ama warlock'un alet seti sorcerer'dan bile dar. büyü repertuarı oldukça sınırlı olduğu için de gücü dikey olarak büyüyor. evet, hâlâ kesinlikle çok tehlikeli ancak günün sonunda ödünç alınmış bir güç ile sınırlı fakat çok güçlü bir saldırı mekaniği var. cleric mesela, warlock'un hatta sorcerer gibi sınıfların aksine çok daha geniş bir yelpazeye sahip. her gün tüm listesinden hazırlık yapabiliyor kafasına göre. ilk bakışta ulan o zaman bu daha iyi diyorsun ama hayır cleric’in gücü de kozmik iş bölümüne bağlı çünkü. cleric muazzam güçlü, bunu asla inkar edemem ama wizard'a nazaran gücü yapısal olarak farklı, metodolojik değil tematik. sistemsel olarak öyle olmayabilir ama arketip bazında gücü çoğu zaman bir çerçeve içinde kalıyor. sustain sağla, buff ver, heal, alan kontrolü, vs. fakat full plate wizard değil, cleric. yani cleric’in gücü ne olursa olsun günün sonunda hâlâ ilahi bir kaynaktan geliyor. tasarımı gereği bir kozmik düzenin temsilcisi olmanın sınırlarına maruz kalıyor, tıpkı bir paladin gibi. wizard ise böyle bir zincire sahip olmadığı için büyü listesi daha metodolojik. elbette bu, cleric işlevsiz demek değil. aslında sorcerer gibi cleric de birçok açıdan wizard ile kıyaslanamayacak kadar güçlü.

mesela druidler de böyle. yerine göre circle mantığı gerçekten rezilcesine bir şey ama yine aynı tasarım kimliği duvarına tosluyor druid de. doğa eksenli, tematik sınırları var. subclass mekaniği bunu azaltsa bile o da kendi içinde ayrı bir çerçeve çizip çok dar bir alana hapsediyor sınıfı. yani temelde sistem değil lore sınırlıyor bu defa da. mesela bence bard sorcerer'dan bile daha fazla wizard eksenine kayan bir sınıf çünkü magical secrets falan ile bazı absürtlüklere erişebiliyor ama bard da wizard kadar deep arcane erişim mantığıyla oynanmıyor, daha esnek. wizard obsesyonu onda yok çünkü birden fazla sınıfı kapsayan bir yapısı var.

temelde anlatmak istediğim şey şu: tüm bu caster’lar müthiş korkunç şeyler yapabilir, yapabiliyorlar ve bazısı dm olarak oyun içinde bana şiddetli bir sinir harbi de yaşatıyor. wizard ise doğru hazırlanırsa neredeyse her şeyi yapabiliyor. bu yüzden wizard en güçlü sınıf mı tartışması yapmıyoruz aslında esneklik mi uzmanlık alanı mı tartışması yapıyoruz. dnd çoğu edisyonunda esnekliği fazla ödüllendiriyor. 5e’de wizard’ın spell listesi full caster’lar arasında absürt derecede geniş. mesele kaç spell olduğu değil hangi kategorilerde olduğu demiştim. wizard sürekli genişliyor; yeni büyü beraberinde yeni çözüm, yeni yöntem, yeni kombinasyonlar ve yeni saçmalıklar getiriyor. bu yüzden wizard güçlenmekten ziyade çeşitleniyor diyorum zaten. çeşitlilik ham güçten daha tehlikeli, daha radikal bir şeydir. mesele büyü castlemek değil mesele büyüye erişim biçimi. ortalama bir wizard aynı anda; alan hasarı, tek hedefe burst hasar çıkarmak, alan kontrolü, karşı büyü, mobility, keşif, bilgi toplama, summoning, illusion, zihin kontrolü, savunma, kaçış, tuzakları etkisiz hâle getirme, utility, gerçekliği manipüle etme, ritüel ekonomisi gibi şeylere erişebiliyor. ritual casting farkı bence çok yabana atılıyor bu arada. combat dışı yardımcı büyülerini slot yakmadan çalıştırabiliyorsun... inanılmaz bir şey lan bu?

diğer sınıflarla arasında çok tuhaf bir psikolojik fark da var. diğer caster’larla aynı kategoride görünmesine rağmen oyuncuda yarattığı hissiyat farklı. warlock gücünü ödünç alır, cleric tabiri caizse allaha emanet kullanır gücünü. sorcerer doğuştan bu güce sahiptir. druid doğanın dilini falan konuşur ama wizard çalışır, usta. obsesyon derecesinde çalışır. en tehlikeli insan tipi de çoğu zaman doğuştan güçlü olan değil, bir şeyi saplantılı biçimde çalışmış olandır bence çünkü o güç kimliğinin parçası değildir, bilinçli tercih etmiştir. lich arketipinin bu kadar doğal olmasının sebebi bu. wizard güç istiyorsa bu sizi şaşırtmaz ki. sınıfın mantıksal gelişimi zaten buna çok açık. bilgi kontrol, kontrol tahakküm, tahakküm ise ölümün reddi demektir. bütün fantazi literatürü bu yüzden evil wizard kaynıyor zaten. bir savaşçının güç açlığını kaba ve bayağı bulabilirsin fakat ne kadar düşünürsen düşün wizard’ın güç açlığı korkutucu derecede rasyonel görünecektir. iş bir noktada ölüme kafa tutmaya gider daima. ölümü irrasyonel bulup bunu çözmeyi istememek wisdom ile ilgili int ile değil. bu yüzden wizard kötücül oynanmaya bu kadar yatkın bir arketip çünkü güç açlığı bu sınıfta son derece organik. bilgi biriktiren, doğanın yasalarıyla oynayan, gerçekliği manipüle eden, kendi bedenini bile araçsallaştırabilen bir sınıftan bahsediyoruz. bu adamın bir noktada etik sınırları esnetmeye başlaması karakter dışı değil, karakterin doğal sonucu ama wizard’ı kırık yapan sadece lore değil, bazen mekanik de bunu yapıyor. daha teorik olarak bakarsak bounded accuracy sistemi daima wizard lehine çalışmıştır. mesela 5e büyük ölçüde bounded accuracy mantığı üzerine kurulu. rakamlar kontrollü büyüyor. hp şişmesi eski edisyonlardaki kadar uç noktada değil. saldırı bonusları belli bir düzlemde kalıyor ve  teoride de bu denge sağlıyor. save fail hâlâ ölümcül, yani raw sayı artışı yerine utility hâlâ relevant. bu wizard dostu bir şey. legendary resistance bile wizard’a cevap olarak tasarlanmış neredeyse. yani neden var ki bu mekanik? çünkü save-or-suck spell’ler boss’ları rezil edip durdu. yani tamam, wizard damage race oynanmaz, wizard aksiyon ekonomisi bazlı bir oyun oynar aslında. genelde bir combat’ta daha çok meaningful turn alan taraf kazanır. -bu işin uzmanı bence sorcerer'lar bu arada- bu yüzden iyi bir wizard  oyuncusunun amacı sizi öldürmek değildir zaten, hiç oynatmamaktır. işin kötü tarafı bu ileri seviye oyun ile ilgili bir şey de değil. çok daha düşük seviyeli büyüler gerçekten akıl almaz işler yapabiliyor. wizard’ı gerçekten problemli yapan yer, yüksek level’da çok güçlü olması değil yani sadece. high level d&d zaten doğal olarak raydan çıkan bir şey. o noktada cleric de sapıtıyor, fighter da sapıtıyor, druid de sapıtıyor. wizard’ın kırıklığı level 17’de wish açınca başlamıyor olması. sınıfın tasarımında sistemin size tanıdığı araçlarla yaratıcı suistimal arasında çok ince bir çizgi var. üzerime goblin hapşurursa ölebilirim demenizle düzgün oynarsam bir krallığı içeriden çökertebilirim demeniz arasındaki fark iki seviye almanıza bakıyor. ya işin rahatsız edici tarafı, bazı spell’leri yazarken gerçekten oyuncuların centilmen davranacağını varsaydıklarını düşünmeye başlıyorsunuz. sanki bunu da verelim ama herhalde bunu bu kadar iğrenç kullanmazlar diye bize  güvenmişler gibi. ya manyak mısınız siz?

ya mesela fighter dip. wizard’ın geleneksel zayıflığı kırılganlık, kötü pozisyon alma, aksiyon baskısı, tek turda yapabileceklerinin sınırlı oluşu falandır. güzel, sonra ne yapıyoruz peki? iki level fighter alıyoruz. bom. action surge. çok daha tehlikeli multiclasslar var ama en orta karar olanlardan biriyle gidelim. bir wizard için ekstra aksiyon demek aynı turda ikinci kez spell cast etmek demek. bonus action spell restriction ayrı konu elbette; orada kurallar net  ama casting time’ı action olan setup’larla ortaya çıkan sonuç korkunç. kuralları iyi okumuş bir oyuncu varsa geçmiş olsun. ya counterspell savaşı yaşanan kaotik bir encounter’da elinizde ikinci bir meaningful action olması rezil bir şey.  fighter’ın action surge’ü martial için güçlü ama wizard’ın ya da genel olarak bir spellcasterın eline geçtiğinde çok can sıkıyor. bu örneği şunun için veriyorum, artık bu tarz kırık eylemler için multiclasstaki feda mantığı da ortadan kalktı. wizard artık sana diyor ki; ne diye iki level yakasın ki bunun için?

yani iş burada bitmiyor çünkü wizard’ın zayıflıklarını da subclass’larla yer yer çözdüler. bladesinger mesela. ben buna hâlâ çok sinirliyim. wizard’ın konsept zayıflığı, gerçekliği bükmeye çalışırken kıçını kollamazsan biri suratına kılıçla vurduğunda ölürsün gibi gayet adil bir şeydi. sonra bladesinger kanseri peydah oldu işte. yüksek ac, hareketlilik. konsantrasyon koruması, yakın dövüşte hayatta kalabilme... üstelik full wizard spell erişimi. ya böyle diyorum ama mesela eski usul divination wizard da bambaşka seviyede bir çirkeflik. portent, abi. bu ability’ye ilk kez düzgün gözle bakan herkes önce durup sövmeli bence. d&d'nin omurgası d20, anasını satayım. tüm bu belirsizlik, risk hesabı falan. bir ability’nin oyunun temel rastlantısallık ilkesine bu kadar saldırması rahatsız edici. chronurgy wizard bunun daha kırık bir yan sanayi ürünü. neyse. konumuz bu değil. ana konuyu anladınız. wizard’ı diğer caster’lardan gerçekten ayıran şey yalnızca spell listesi değil elbette. gerçekten tuhaf gelebilir ama oynanış psikolojisi de önemli. iyi wizard oyuncusu ile kötü wizard oyuncusu arasındaki fark başka sınıflarla arasındaki uçurumdan daha büyük çünkü. wizard plansız oynanmaz. aptal wizard diye bir şey yoktur. kötü wizard oyuncusu vardır ve parti için aktif bir tehdittir çünkü diğer sınıflardan çok daha fazla oyuncu zekâsı ister. çok daha fazla kural okumak, daha fazla ezberlemek, daha fazla ilişkisellik kurabilmek, karakterini öldüren ya da küçük çaplı tanrı yapan şeyin sınırıdır. karakter 20 int olabilir ama oyuncu değilse hiçbir işe yaramaz. bu yüzden iyi wizard oyuncusu bulması zor olsa da izlemesi çok keyifli zaten.

işin en komik tarafı, genelde ilk başlarda bu sınıf hakkında insanı heyecanlandıran şeyin meteor swarm gibi büyüler olması. yani, en son oynaması gereken kitlenin ilgisini çekmesi. gökten cehennem yağdırıyorsun, devasa alan hasarı, rakamlar korkunç boyutta. oyun başında kıçının dibinden ayrılmadığın martial karakterler gözüne yanmaya hazır çıra gibi görününce gelen güç zehirlenmesi tahmin edilemez. biraz oynayınca wizard’ın gerçekten güçlü tarafınım çoğu zaman yüksek damage olmadığını fark ediyorsun ama. damage çok dürüst bir şey. seni öldürmeye çalıştığını açıkça söylüyor, başka bir derdi de yok. oysa wizard pek dürüst bir sınıf sayılmaz. özü contingency gibi büyülerdir daha çok. hazırlıktır. a değil e planına da sahip olmaktır. gygax'in, bunu geçin bir de beni geçin dediği zindandan -literally üç noktada zindanı tamamlamak için ham fiziksel güç şarttı ve bizde yoktu- kıçı kırık düşük seviye wizard ile geçip gidebilmem bu yüzden zaten. zeki olduğumu iddia etmiyorum, hayır, sınıfımı tanıyorum. onun sınırlarını, esnekliğini biliyorum. o oyunda otuz yılını oyuna adamış cleric ile -sorcerer multiclass- spamlemek derecesinde warlock oynayan adamın duvar ellemek dışında işlevsiz hissetmesi bu yüzden zaten. ranger ve ben olmasam oyun daha girişte çökecekti. niye? çünkü wizard çeşitli, uyarlanabilir, ihtiyaç dahilinde biçim alabilir. evet, diğer spellcasterlar gibi mid level aşamasında deli gibi hasar vuramıyor olabilir -ki aslında doğru bir build ile bunu da yapıyor, üzgünüm- ama hem mekanik hem de arketipsel olarak aşırı biçimlendirilebilir bir sınıf. bu adamlar güçsüz oldukları için zindanda işlevsiz kalmadı, sadece güçlü oldukları yerler ile zindan uyumsuzluk içinde çalıştı. bu ne oyuncuyu kötü, ne de sınıfı güçsüz yapar. sadece wizard karakterinin esas niteliğinin ne olduğunu ortaya koymaya çalışıyorum. hâlâ 'wizard en iyisi,' diye bir iddiam yok dikkat ederseniz. kesinlikle iyi ama hangi şartlarda, neden iyi?

yine de bence wizard’ın belki de en güzel yanı, bütün bu korkunç potansiyeline rağmen hâlâ kötü oynarsan sıçıp batırırsın hissiyatını hiçbir zaman tamamen kaybetmemesi ve sanırım bu yüzden bu kadar tatmin edici bir sınıf çünkü elinizde kuramsal olarak akıl almaz bir güç var ama kötü oynarsanız bir goblin’in elindeki paslı mızrakla son derece aşağılayıcı biçimde ölebiliyorsunuz. wizard zaman zaman kırık evet ama öyle bedava broken değil. bunu diğer caster’lardan ayıran noktalardan biri de burada bence. cleric hata toleransı oldukça yüksek bir sınıf. zırh, iyi sustain, sağlam spell listesi, healing erişimi falan. kötü kararlarınızın bir kısmını sistem sizin yerinize absorbe edebiliyor. druid de inanılmaz esnek olabilir; wild shape bile başlı başına hayatta kalma mekanizması bence. sorcerer daha kırılgan duruma göre ama kendi sınıf tasarımı itibarıyla daha kompakt oynayabilir mesela. spell repertuarı da dar olduğu için oyuncu karar ağacı daha sınırlıdır. warlock zaten neredeyse ritmik oynuyor; çok optimize cidden. wizard’da ise öyle değil. wizard bazen kendi zekâsının kurbanı olabiliyor çünkü seçenek fazlalığı da bir zaaf. spellbook dediğiniz şey oyuncuya güç verdiği kadar psikolojik yük de bindiren bir mekanik. yeni oyuncu wizard açınca ilk yaşadığı kriz budur zaten. sınıfın özü de bu. wizard yalnızca combat oynamaz. wizard tahmin oyunu oynar. diğer sınıflar da bunu yapar ama wizard bunu daha iyi ve sistemsel yapmaya neredeyse mecburdur, yapmazsa eğer iki level sonrasını göremeyecek kadar kırılgan olduğunu bilir. doğru soruları sorar, düşman tipolojisini analiz eder, bunları yapabilirse 22 int karakterin hakkını verebilir. bunu da meta yapmadan yapmak zorundadır üstelik. yeni nesil oyuncular genelde büyüleri sadece efekt olarak görüyor işte. fireball at, lightning bolt at, cone of cold at. gayet eğlenceli de bu. kimseye zararı yok ama wizard oynamanın özü bu değil. ya sistemi de bir kenara atalım. daha lore bazında düşünsenize; medieval fantasy setting’de gerçek anlamda güvenilir teleport lojistiği olan bir organizasyon neye dönüşür? ya da fabricate’i ticari ölçekte kullanan biri ne yapar? ya da enchantment uzmanı bir manipülatör siyaset sahnesinde neleri değiştirir? wizard’ın gücü bazen combat sheet’te görünmüyor. kötü oyuncunun elindeki wizard, kontrol edilebilir bir felakettir. iyi oyuncunun elindeki wizard ise orgazmik bir şey. eğer campaign sandbox ise, geçmiş olsun. tabii bütün bu övgü arasında wizard oyuncularının sevmediği bir gerçeği de söylemek gerek. wizard bazen korkunç derecede bencil oynanabilir oluyor çünkü güç yoğunluğu yüksek sınıflarda sık görülen 'ben tanrıyım' hastalığından muzdarip. party collaborative problem solving oynarken wizard oyuncusu kendini campaign protagonist’i sanmaya başlayabilir her an. özellikle optimization forumlarında biraz fazla zaman geçirmiş tiplerde bunu çok görürsünüz. işini iyi de yapıyorsa bir noktada diğer oyuncular npc’ye dönüşebiliyor. o yüzden iyi wizard oyuncusu ile kötü wizard oyuncusu arasındaki fark sadece mekanik bilgi değil, masa ahlakı. evet, teorik olarak çok şeyi çözebilirsin ama dnd tek kişilik zihin mastürbasyonu değil. belki de bu yüzden gerçekten iyi wizard oyuncuları çoğu zaman durması gerektiği yerin farkında çünkü ne yapabileceklerini biliyorlar ve tam da bu yüzden her şeyi yapmak zorunda olmadıklarını da biliyorlar.

bu arada konuyu çok çorba hâline getirdim ama lore bazında bakmaya devam edersek aslında en aristokrat sınıflardan biridir de wizard. bunu iyi anlamda söylemiyorum. noble background seçmekten de bahsetmiyorum. sınıfın mekanik felsefesinden bahsediyorum çünkü wizard olmak için yalnızca yetenek ya da iyi bir mentor yetmiyor. kaynak, zaman, eğitim ve dokümantasyon gerekiyor. spellbook sistemini düşün. öğrenmek için para harcamak zorundasın. scroll bulup kopyalaman, araştırman, bunun için mürekkep, malzeme, deney alanı gibi belirli elementlere aynı anda sahip olman lazım. bu kahraman fantazilerinden ziyade deli dahi fantazisi. kim aragorn olmak ister ki wizard oynarken. oppenheimer olmak istersin. bir barbar’ın gücü bedeninde, adamın zırha bile ihtiyacı yok. sorcerer’ın gücü kanında, ekseriyetle eğitim yalnızca iyi bir kılıcı bilemek gibi. warlock’un gücü zaten yaptığı kötü hayat seçimlerinde, -üzgünüm, üzgün değilim- cleric ilahi otoriteyle çalışıyor, druid ise doğanın mirasıyla. wizard literal olarak eğitim ürünü. lab adamı derken bunu kastetmiştim. bu çok tuhaf bir şey lan. fantazi oyunlarında çoğu insan wizard’ı sihirbaz diye okuyup geçiyor ama mekanik olarak baktığınızda bu adam büyü yapan bir laborant. hayatı boyunca tozlu odalarda çürümüş, mentoru tarafından sosyal açıdan tüketilmiş, yıllarca aynı sembolü yanlış çizmemek için delirmiş biri. gücü hak edilmiş. bu yüzden wizard karakterlerin güç fantezisi çok farklı çalışıyor. zaten en yalnız sınıflardan biri çünkü power progression’ı kolektif değil. bir paladin ilişkiseldir mesela. oath vardır. cleric tanrıyla ilişkiseldir. warlock patron’la toksik ilişkidedir. bard toplumsaldır. barbar primaldır.
wizard da ise tekrar, başarısızlık, deneme retoriği durmadan devam ediyor. gücünü insanlardan değil, insanlardan uzaklaşarak alıyorsun. evil wizard arketipinin kolay doğmasının bir sebebi de bu çünkü izolasyon, bilgi, kontrol kombinasyonu psikolojik olarak çok da sağlıklı insanlar üretmiyor. bu yüzden de setting içinde wizard’ların neden sıklıkla tower-owning megalomanlara dönüştüğünü daha iyi anlaşılabili. tanrısal bir yanı yok, doğuştan kutsanmış hiç değil, o mistik seçilmiş kişi de değil. sadece çok zeki, aşırı takıntılı, dengesiz, korkutucu derecede eğitimli biri wizard dediğin adam. güç kavramını en dürüst biçimde temsil eden sınıflardan biri olması bu yüzden zira yapısı gereği çoğu sınıfta güç romantize ediliyor. wizard’da öyle bir makyaj yok. evet, iyi olabilirsin, kötü olabilirsin, bir şeyi kurtarmayı ya da yok etmeyi isteyebilirsin ama günün sonunda sen zaten bütün bu olaylardan önce de bu potansiyele sahipsindir. wizard arketipsel olarak gücü olduğu gibi ister. daha çok öğrenmek istiyorum kulağa masum gelebilir ama dnd evreninde daha çok öğrenmek istiyorum demek gerçekliğe daha fazla müdahale etmek istiyorum demektir. arada çok ince ama çok tehlikeli bir çizgi var. bir şeyi anlamak, ona hükmetmenin ilk adımıdır. kkc mantığı ile düşün, rothfuss. tüm sınıf bunun üzerine kurulu. bu yüzden wizard karakterlerinin doğal hikâyesi yükseliş ya da düşüştür zaten. bir büyü öğrenmişsin, neden bir sonrakini öğrenmeyesin ki? teleport yapabiliyorsun, neden sıradaki plane shift olmasın? ölüleri kuklalaştırabiliyorsun, neden ölümü tamamen aradan kaldırmayasın? doğal olarak lich hood, sınıfın doğal tümörüdür arkadaşlar. bunu sistem bazında anlatmadım. diğer sınıflar da ölü diriltebiliyor... bunu anlatıyorum işte. bunu tanrısal bir meşruiyet ile, ödünç ya da kanından gelen bir güçle yapmakla sırf yapabildiğin için buna kazıya kazıya ulaşıp, hesaplayıp, bunu yapabilmek bambaşka bir yapısallık.

yani aslında sınıfın kendisi zaten problemliyken bir de bunun epey sıkıntılı alt sınıflarını da yapalım dediler ama o kısma girmeyeceğim. hepsi kendi alt başlığını sahiden hak ediyor çünkü. chronurgy diye subclass var anasını satayım. bu nedir gerçekten? bu ayıp artık. neyse. toparlayacak olursam eğer; wizard tanımsal olarak değil ama durumsallığa oldukça müdahil olabilmesinden dolayı korkunç güçlü bir sınıf ve broken olmasının gerçek sebebi tek tek spell’ler değil de sistem tasarımında bilgiye fazla ödül verilmiş olması. wizard biraz rule-lawyer cenneti. bazen gerçekten wording exploit ile combat kazanıyorsun. bu diğer sınıflarda çok daha az. oyunu en iyi anlayan oyuncuya en tehlikeli toolbox verilmiş olması da oyunun kurallarını fena bozuyor. böyle diyorum ama ben gerçekten daha arketipsel bakmayı severim. benim wizard karakterlerim genelde transmuter. wizard olmanın doğası ile özdeşleştirdiğim yegane subclass olabilir. entry zaten temelde sınıfın diğer sınıflara nazaran güçlü yanlarına odaklandığı için sanki diğer sınıflar işlevsizmiş gibi okunabilir ama ne öyle düşünüyorum ne de o niyetle yazdım. yani bunu açabiliriz aslında ama biraz da sıkıldım işin doğrusu, bir ara devam ederiz. evinizin en evil wizard'ı, iyi okumalar diler. asla devam etmeyeceğimi artık biliyorsunuzdur umarım.

ha, unutmadan... spider climb* kullanan bir hexadin dhampir centaur borcum vardı... toynaklarına kuvvet, şekerim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"wizard" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim