cahit berkay
bir fender stratocaster sahibi olmanın son model bir mercedes sahibi olmak ile aynı kefeye konabileceği zamanlarda iyi müziğin ne demek olduğunu bilerek bunu yapanlardan; sanatçı, besteci, moğollar grubunun demirbaşı.
ne var ki bunu yurtdışına taşımak istediklerinde -mesela fransa-, batı enstrümanlarının ellerinde oldukça amatör kaldığını farkedip müzikal anlayışlarını değiştirme kararı almışlardır. "anadolu rock", bu ve bunun gibi yaklaşımlar ile hayata geçmiştir.
amaç nasıl caz müzikte zencilerin beyazları kastederek; "öyle bir müzik yapacağız ki taklit bile edemeyeceksiniz" diyerek ortalığı sarsmasıysa, "anadolu rock"ta da hedef, batı enstrümanları ile batıyı tahmin ve taklit edemeyecekleri bir müzik tarzı ile sarsmaktır.
bunu da fransa'da "danses et rythmes de la turquie" albümü ile "french academie charles cros grand prix du disque" ödülü alarak başarmışlardır.
ne var ki bunu yurtdışına taşımak istediklerinde -mesela fransa-, batı enstrümanlarının ellerinde oldukça amatör kaldığını farkedip müzikal anlayışlarını değiştirme kararı almışlardır. "anadolu rock", bu ve bunun gibi yaklaşımlar ile hayata geçmiştir.
amaç nasıl caz müzikte zencilerin beyazları kastederek; "öyle bir müzik yapacağız ki taklit bile edemeyeceksiniz" diyerek ortalığı sarsmasıysa, "anadolu rock"ta da hedef, batı enstrümanları ile batıyı tahmin ve taklit edemeyecekleri bir müzik tarzı ile sarsmaktır.
bunu da fransa'da "danses et rythmes de la turquie" albümü ile "french academie charles cros grand prix du disque" ödülü alarak başarmışlardır.
devamını gör...
öğrenci yurdunda kalmanın insana kazandırdıkları
sevgilisiyle küstükten sonra dikkat çekmek isteyen kızların regl ağrısı bahanesiyle ambulans çağırabileceğini öğrenmiştim.
devamını gör...
hastası olunan sözler
devamını gör...
robin friday
dünya futbolu için büyük bir kayıptır. arıza olma konusunda george best ile yarıştığı söylenir lakin çoklarının söylediğine göre bu adam en az george best kadar da yetenekliymiş. ingilizler onun için ''görmediğiniz en iyi futbolcu'' yakıştırmasını yapıyorlar. bunun sebebi de onun oynadığı dönemlerde futbol maçlarının radyodan yayınlanıyor olması. özellikle de alt liglerdeki maçların yayını neredeyse yok. işin aslına bakarsanız bu adam öyle uzun bir kariyere sahip değil, arıza olmanın tüm şartlarını yerine getirmiş. ancak şöyle bir nokta var ki, sadece üç sezon formasını giydiği reading tarihinin en iyi oyuncusu olarak gösteriliyor. bu bile onun ne kadar yetenekli olduğunun ispatı. arıza olduğunun en iyi göstergelerinden birisi de hayes forması giyerken yaptığı şey; takımının maçı olduğu gün friday barda içmeye başlıyor, hatta maçın ilk 10 dakikasını da kaçırıyor. kafası güzel şekilde stada gidiyor. bu sırada esame listesi de verilmiş olduğu için takımı ilk 10 dakikayı 10 kişi oynuyor. abimiz kafası güzel şekilde çıktığı maçta golünü atıp, takımının maçı kazanmasına sağlıyor. sarhoşun mektubu okunmaz derler ama golü bal gibi de sayılıyor *
yine onu efsane haline getiren olaylardan birisi de tranmere rovers'a attığı gol. bu gol içinde ''görmediğimiz en iyi futbolcunun, görülmeyen en güzel golü'' tabiri kullanılır. golün nasıl atıldığını maçın hakemi clive thomas şöyle aktarmış; ''friday ceza sahasının sol köşesinde kaleye arkası dönük olarak bekliyordu, havadan gelen topu kontrol etti ve 180 derece dönüş ve voleyle topu ağlara gönderdi.'' zaten bu golden sonra hakem dahi şaşkınlığını gizleyememiş ve sahada elini yüzüne götürerek aman tanrım dercesine bir harekette bulunmuş.
cardiff kariyerinde ise arıza olma mevzusu iyice arş-ı alaya çıkıyor. henüz fulham ile oynayacakları ilk maça çıkmadan önce neredeyse küfelik oluyor. otelde sızıp sonrasında maça çıkıyor, ve o haliyle iki tane de fulham'a sallıyor. herhalde adam kendini tanıyordu. yani başka açıklaması yok. anlaşıldığı kadarıyla içince şiir gibi oynuyormuş o yüzden kafayı çekip çekip çıkmış maçlara * ertesi sene ise bir maçta rakip oyuncuya kafa atıp oyundan atıldıktan sonra rakip takım soyunma odasına gidip, kafa attığı adamın çantasına büyük tuvaletini yapmış. cardiff yılları böyle çalkantılıdır ama daha enteresanı 25 yaşındayken futbolu bırakma kararı almasıdır. friday bu kararı, kendisine ne yapılması gerektiğini söyleyen insanlardan bıktığı için aldığını söyler.
friday sonraki yıllarda bir ikon haline gelmiştir. misal galli rock grubu super furry animals onun anısına şöyle bir albüm kapağı ile şarkılarını piyasaya sürmüştür.;

şarkıda şudur;
hülasa; futbolu 25 yaşında ani bir kararlar bırakan friday, 38 yaşındayken yaşam jübilesini de aniden yapmış ve terki diyar eylemiştir.
robin friday'in hayat öyküsünü daha ayrıntılı bir şekilde okumak isterseniz paul mcguigan ve paolo hewitt tarafından kaleme alınan ''the greatest footballer you never saw'' adlı kitabı okuyabilirsiniz. futbol mucizesi olabilecek bir adamın nasıl sönüp gittiğini tüm gerçekliği ile gözler önüne seriyor.
yine onu efsane haline getiren olaylardan birisi de tranmere rovers'a attığı gol. bu gol içinde ''görmediğimiz en iyi futbolcunun, görülmeyen en güzel golü'' tabiri kullanılır. golün nasıl atıldığını maçın hakemi clive thomas şöyle aktarmış; ''friday ceza sahasının sol köşesinde kaleye arkası dönük olarak bekliyordu, havadan gelen topu kontrol etti ve 180 derece dönüş ve voleyle topu ağlara gönderdi.'' zaten bu golden sonra hakem dahi şaşkınlığını gizleyememiş ve sahada elini yüzüne götürerek aman tanrım dercesine bir harekette bulunmuş.
cardiff kariyerinde ise arıza olma mevzusu iyice arş-ı alaya çıkıyor. henüz fulham ile oynayacakları ilk maça çıkmadan önce neredeyse küfelik oluyor. otelde sızıp sonrasında maça çıkıyor, ve o haliyle iki tane de fulham'a sallıyor. herhalde adam kendini tanıyordu. yani başka açıklaması yok. anlaşıldığı kadarıyla içince şiir gibi oynuyormuş o yüzden kafayı çekip çekip çıkmış maçlara * ertesi sene ise bir maçta rakip oyuncuya kafa atıp oyundan atıldıktan sonra rakip takım soyunma odasına gidip, kafa attığı adamın çantasına büyük tuvaletini yapmış. cardiff yılları böyle çalkantılıdır ama daha enteresanı 25 yaşındayken futbolu bırakma kararı almasıdır. friday bu kararı, kendisine ne yapılması gerektiğini söyleyen insanlardan bıktığı için aldığını söyler.
friday sonraki yıllarda bir ikon haline gelmiştir. misal galli rock grubu super furry animals onun anısına şöyle bir albüm kapağı ile şarkılarını piyasaya sürmüştür.;

şarkıda şudur;
hülasa; futbolu 25 yaşında ani bir kararlar bırakan friday, 38 yaşındayken yaşam jübilesini de aniden yapmış ve terki diyar eylemiştir.
robin friday'in hayat öyküsünü daha ayrıntılı bir şekilde okumak isterseniz paul mcguigan ve paolo hewitt tarafından kaleme alınan ''the greatest footballer you never saw'' adlı kitabı okuyabilirsiniz. futbol mucizesi olabilecek bir adamın nasıl sönüp gittiğini tüm gerçekliği ile gözler önüne seriyor.
devamını gör...
köy enstitüleri
vakti zamanında bir vesile pek çok orijinal görselini inceleme fırsatını bulmuştum. orada bir noktaya fena halde takılmıştım. öğrenciler ile birlikte bir eğitimcimizin çekilmiş fotoğrafları vardı. buraya kadar her şey normal elbette. fotoğrafta mı çektirmesinler değil mi? *
ama mevzu şu; aynı eğitimcimizin farklı köy enstitülerinde ve farklı tarihlerde çekilmiş bir kaç fotoğrafına denk geldim. bütün fotoğraflarda eğitimcinin üzerinde aynı takım elbise, aynı yün çoraplar -çoraplar pantolonun üzerine çekilmiş vaziyetteydi- ve yine tahminim odur ki aynı ayakkabılar vardı. fotoğrafların arkasına tarihler yazılmış, hangi köy enstitüsü olduğu da belli. lakin o eğitimci kimdir nedir? bir türlü o bilgiye ulaşamamıştım. sonrasında da çok fazla inceleme yapamadım. başka şeyler girdi araya.lakin ne zaman birisi köy enstitülerinden bahsetse benim gözümde o fotoğraflar canlanır ve o eğitimcimizin hali ahvali gelir gözümün önüne. hangi şartlarda ve zorluklarda bu işe girişildiğini düşünürken bulurum kendimi. hayıflanırım da biraz. bu konu hakkında bilgisi olan ya da daha derin araştırma yapma imkanı bulmuş olan bir yazar arkadaşımız varsa ve kafamdaki fotoğrafın baş kahramanın adını koyabilirse çok sevinirim. bunu yapan arkadaşımız zihinsel anlamda bir tamamlanma yaşamama vesile olmuş olur.
diğer mevzulara ise hiç hiç girmeyeceğim zira herkes neyin ne olduğunu biliyor. enstitülerin kapatılmalarını meşrulaştırmak adına türlü bahaneler üretildi. çoğu da bugünün magazin haberciliği kıvamındaydı. yetiştirdiği eğitimciler, yazarlar ve o güzel kuşak zaten her şeyin ispatı. gerisi laf-ü güzaf...
ama mevzu şu; aynı eğitimcimizin farklı köy enstitülerinde ve farklı tarihlerde çekilmiş bir kaç fotoğrafına denk geldim. bütün fotoğraflarda eğitimcinin üzerinde aynı takım elbise, aynı yün çoraplar -çoraplar pantolonun üzerine çekilmiş vaziyetteydi- ve yine tahminim odur ki aynı ayakkabılar vardı. fotoğrafların arkasına tarihler yazılmış, hangi köy enstitüsü olduğu da belli. lakin o eğitimci kimdir nedir? bir türlü o bilgiye ulaşamamıştım. sonrasında da çok fazla inceleme yapamadım. başka şeyler girdi araya.lakin ne zaman birisi köy enstitülerinden bahsetse benim gözümde o fotoğraflar canlanır ve o eğitimcimizin hali ahvali gelir gözümün önüne. hangi şartlarda ve zorluklarda bu işe girişildiğini düşünürken bulurum kendimi. hayıflanırım da biraz. bu konu hakkında bilgisi olan ya da daha derin araştırma yapma imkanı bulmuş olan bir yazar arkadaşımız varsa ve kafamdaki fotoğrafın baş kahramanın adını koyabilirse çok sevinirim. bunu yapan arkadaşımız zihinsel anlamda bir tamamlanma yaşamama vesile olmuş olur.
diğer mevzulara ise hiç hiç girmeyeceğim zira herkes neyin ne olduğunu biliyor. enstitülerin kapatılmalarını meşrulaştırmak adına türlü bahaneler üretildi. çoğu da bugünün magazin haberciliği kıvamındaydı. yetiştirdiği eğitimciler, yazarlar ve o güzel kuşak zaten her şeyin ispatı. gerisi laf-ü güzaf...
devamını gör...
yazarların evcil dostlarının ismi
bademim vardı benim. baya dayak yemiş sakat kalmıştı güzelim çocuğum üç aycık dayandı o yaralı ruhu. üç ay içinde baya güzel şeyler sığdırmaya çalıştım o gülen gözlerine, bazen kötü insanların etkileri uzun süre hayatınıza müdahale edebiliyor badem için öyle oldu. güzel uyu bademim acıların bitti.
devamını gör...
nickaltı yazılan yazarın karma puanı artıyor mu sorunsalı
sevabı bile artıyormuş !
devamını gör...
laz böreği
benim gibi hamur açma konusunda çok becerikli olmayanların*, milföy hamuru ile yapabileceği, bu aralar sıklıkla yaptığım, bizim oralardan has bir tatlı.
edit: sevaba gireyim yaptığım tarifin videosu koyuyorum. afiyet olsun.
edit: sevaba gireyim yaptığım tarifin videosu koyuyorum. afiyet olsun.
devamını gör...
menümüze isim buluyoruz
oraya "dolap" diyelim bence. içinde her şey var.*
edit: bagaj da olabilir.
edit: bagaj da olabilir.
devamını gör...
hüseyin nihal atsız
20. yüzyılın aruz vezniyle şiir yazan en iyi şairi. örnek;
geri gelen mektup
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
geri gelen mektup
ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
devamını gör...
geceye ilginç bir bilgi bırak
ağacı ay karanlığında değil dolunayda kesmek gerekiyormuş. dolunayda özler kökte, ay karanlığında ise gövdede olduğundan böcekler bayram edermiş ve o yüzden eşya yapıldığında da çürüme ihtimali yüksekmiş.
devamını gör...
eşine virüs bulaştırmak için tüküren ve darp eden kadın doktor
olay gerçekten üzücü ama bu olayı kadınlara yapılan şiddetle karşılaştırmak oldukça anlamsız ve kötü niyetli. 100 erkekten biri böyle bir şeye denk geliyorsa 10 kadından biri (istatistiğe bakmadım daha yüksektir muhtemelen) şiddet görüyor. üstelik kadınlara fiziksel şiddet uygulanması toplumumuzda ne yazıkki alışılagelmiş bir olay. her gün kaç tane kadının partnerleri tarafından öldürüldüğü de biliyoruz. hal böyleyken hala erkeğe şiddet demek ise pek doğru bir davranış değil.
devamını gör...
kadın kilodu koklamak başlığına bakarken patrona yakalanmak
yayında ve yapımda emeği geçenlerin abv diyoruz öncelikle.
sizin yüzünüzden yerin dibine girdim, ne yaptın bana sözlük.
yahşı cazibem an itibariyle yok olmuş olup, yerini ümraniye sapığı bu der gibi bakışlara bıraktı.
sizin yüzünüzden yerin dibine girdim, ne yaptın bana sözlük.
yahşı cazibem an itibariyle yok olmuş olup, yerini ümraniye sapığı bu der gibi bakışlara bıraktı.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
al kırdın kırdın bengaripsengüzeldünyaumutlu. böyle yayın yaparsan olacağı buydu kadın!*

entry sahibi nerdee? iko göreve!!1.11!

entry sahibi nerdee? iko göreve!!1.11!
devamını gör...
estet
yunanca kökenli bir sözcüktür. estet kişinin estetik duygusu ve algısı müthiş gelişmiştir. estet olmak, hayata bir estet gözüyle bakabilmek marifet sayılır. yalnız, sonradan estet bakış açısını benimsemekle doğuştan, bir estet olarak dünyaya gelmek farklıdır. estet kişi bu algıyı çabasız kazanmıştır. estet bakabilmek, estet olmak anlamına gelmez.
estet olanda yalnızca sanat eserlerinde değil hayatın bütününe yayılmış bir güzellik algısı söz konusudur. belirtmekte fayda var ki, estet kişi, olmayan bir güzelliği yaratma çabasında değildir. var olan güzelliği algılar, ayırt eder, dolayısıyla güzelliğe duyarlıdır. güzelden haz duyar. gözleri başka görür, zihninde cisimleri, bir bedeni, tabloyu, bir ağacı anlamlandırma deneyimi farklıdır. güzelden hoşlanan estet, çirkini görmekten (algılamaktan) bir o kadar rahatsız olur.
metinde bahsettiğim güzellik ve çirkinlik, popüler kültürün öğrettiği tanımlarıyla eş manada değildir.
ayrıca, (bkz: estetik), (bkz: estetizm), (bkz: pironik estet), (bkz: hüsn ü aşk).
estet olanda yalnızca sanat eserlerinde değil hayatın bütününe yayılmış bir güzellik algısı söz konusudur. belirtmekte fayda var ki, estet kişi, olmayan bir güzelliği yaratma çabasında değildir. var olan güzelliği algılar, ayırt eder, dolayısıyla güzelliğe duyarlıdır. güzelden haz duyar. gözleri başka görür, zihninde cisimleri, bir bedeni, tabloyu, bir ağacı anlamlandırma deneyimi farklıdır. güzelden hoşlanan estet, çirkini görmekten (algılamaktan) bir o kadar rahatsız olur.
metinde bahsettiğim güzellik ve çirkinlik, popüler kültürün öğrettiği tanımlarıyla eş manada değildir.
ayrıca, (bkz: estetik), (bkz: estetizm), (bkz: pironik estet), (bkz: hüsn ü aşk).
devamını gör...
misvak mizah dergisi
ince düşünülmüş, eleştiri getiren mizah anlayışına iktidar sahipleri tarafından oto-sansür uygulandığı ülkemizde, hakkında dava açılmamış, siyasal islam çizgisinde hareket eden tek mizah dergisi olmakla birlikte sahibin sesi iktidar yalakası olarak tanımladığım mizah dergisidir.
ince düşünmekten yoksun olan kişilerin mizah yapmaması gerektiğini çevreme anlatırken örnek vermem hususunda bana çok yardımı dokunmuştur.
edit: misvak gibi diş için değil, hakeza kıç için tuvalet kağıdı olarak kullanılabilir.
ince düşünmekten yoksun olan kişilerin mizah yapmaması gerektiğini çevreme anlatırken örnek vermem hususunda bana çok yardımı dokunmuştur.
edit: misvak gibi diş için değil, hakeza kıç için tuvalet kağıdı olarak kullanılabilir.
devamını gör...
fethullah gülen
"sevgili hoca efendimizden", "fetö"lüğe inen. bir zamanlar bazı insanların elini, ayağını öpmek için sıraya girdiği zat. şimdi adı bile anılmaya korkuluyor.
bizler bazı kesim gibi 3 gün önce fethullah gülen düşmanı olmadık. ben kendimi bildim bileli hep gülen cemaatine ve diğer bütün cemaatlere karşı oldum, olmaya da devam edeceğim. her zaman bilimden, ilimden yana olacağım olmayanların hali ortada zaten. ahhh canım atatürk'üm bir tek sen şaşırtmadın bizi. son nefesime kadar izindeyim atam.
bizler bazı kesim gibi 3 gün önce fethullah gülen düşmanı olmadık. ben kendimi bildim bileli hep gülen cemaatine ve diğer bütün cemaatlere karşı oldum, olmaya da devam edeceğim. her zaman bilimden, ilimden yana olacağım olmayanların hali ortada zaten. ahhh canım atatürk'üm bir tek sen şaşırtmadın bizi. son nefesime kadar izindeyim atam.
devamını gör...
ejderha dövmeli kız
isveçli yazar stieg larsson’un millennium üçlemesi, tam 41 ülkede 53 milyon satmıştır. tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%...
türkiye'de de satışa çıkan bu kitabın ilki ejderha dövmeli kız adıyla satışa çıktı.
kitabın bu kadar ilgi görmesi; ejderha dövmeli kız adıyla, sinema ekranlarına taşınmasına vesile olmuştur.
biz filme değineceğiz,
önce genel bilgiler;
2009 yapımlı, filmin oyuncu kadrosunda, michael nyqvist, noomi rapace, lena endre yer alırken, yönetmen koltuğunda, niels arden oplev oturuyor.
filmin 2011 yapımı olan filminde ise, yönetmen koltuğunda sinema hastalarının vazgeçilmezi,david fincher bulunurken oyunculuklar, rooney mara,daniel craig, christopher plummer arasında pay ediliyor.
arkadaşlar, normal sözlük film dizi kulübü filmin önce 2009 uyarlamasının izlenmesinin kararlaştırılması, sonrasında ise 2011'in izlenmesine karar verilmesi sayesinde aynı gün içinde defalarca izlediğim iki filmi, pazarımı heba ederek izledim.
şunu söylemeliyiz ki ikiside birbirinden güzel. ancak, amerikan versiyonun ingilizce olması, david finch etkisi ile 2011 daha çok izlenmiş görünüyor. aşağıda 2009 ve 2011 film afişleri yer almakta..
bundan sonrasında, spoi takıntısı olanlar takıntılarıyla birlikte gitsinler.
''
''
''
''
her iki filmde de aynı konu işlenir.
dürüst bir gazeteci olan, mikael blomkvist kendisine ait ,milenyum haber dergisinde, bir kodaman hakkında yazı yazar. kodaman kendisine dava açar, tüm delilleri birden bire ortadan kaybolan mikael blomkvist, davayı kaybederek zor duruma düşer. maddi olarak kaybın eşiğindedir. ve dürüstlüğü sorgulanır hale gelmiştir.
günlerden bir gün, tazminatı ödeyemeyecek ve bu sebeple ,hapse girmeyi bekleyen bmikael blomkvist, bir başka kodaman olan henrik vanger'den telefon alır. yeğenin öldürüldüğünü düşündüğünü söyleekte, ve onun katilini bulması halince kendisine çok para vereceğini söyleyerek çıkış noktasını gösterir.
tabi yaşlı henrik kaçın kurrası, blomkvist'le ilgili ön araştırma yapmıştır. bu araştırmayı bir güvenlik şirketinde çalışan, asosyal ve görüntüsü ilede marjinal olan lisbeth'e yaptırır. çaresiz cinayeti araştırmaya başlayan blomkvist, lisbethle tanışacak ve asistanı olarak çalışmasını isteyecektir. ikisi birlikte cinayeti çözecekler.
buraya kadar konunun özeti de tamam... hadi birazda karakterler ve olaylar üzerine de izlenimlerimizi yazalım diyeceğim ama; her iki filmde karakterler değişik. o sebeple her birini 2011 ve 2009 olmak üzere ayrı başlıklarda yazmak icap ediyor.
lisbeth salender; akıllı zeki ve teknolojik becerileri konusunda güçlü bir kadın olmasına rağmen, duygusal ve sosyolojik olarak zayıf bir karakterdir. o dezavantajlı grupta yer alan bir a sosyaldir.
sürekli siyah giyinen, punkkçu ve asi kızımızı ''kapağa göre yargılamayın'' mesajını çok etkili biçimde verdiğini söylemek lazım.
film bu hafta çarşamba günü, film ve dizi kulübünde konuşulacak, en büyük tartışma konusu bence neden 2009 ve neden 2011 olacak. tartışmayı iple çekiyorum... hakikaten birini diğerinden fazla sevmenizin nedeni nedir?
man som hatar kvinnor 2009 isveç yapımı için
the girl with the dragon tattoo 2011 amerikan yapımı için
türkiye'de de satışa çıkan bu kitabın ilki ejderha dövmeli kız adıyla satışa çıktı.
kitabın bu kadar ilgi görmesi; ejderha dövmeli kız adıyla, sinema ekranlarına taşınmasına vesile olmuştur.
biz filme değineceğiz,
önce genel bilgiler;
2009 yapımlı, filmin oyuncu kadrosunda, michael nyqvist, noomi rapace, lena endre yer alırken, yönetmen koltuğunda, niels arden oplev oturuyor.
filmin 2011 yapımı olan filminde ise, yönetmen koltuğunda sinema hastalarının vazgeçilmezi,david fincher bulunurken oyunculuklar, rooney mara,daniel craig, christopher plummer arasında pay ediliyor.
arkadaşlar, normal sözlük film dizi kulübü filmin önce 2009 uyarlamasının izlenmesinin kararlaştırılması, sonrasında ise 2011'in izlenmesine karar verilmesi sayesinde aynı gün içinde defalarca izlediğim iki filmi, pazarımı heba ederek izledim.
şunu söylemeliyiz ki ikiside birbirinden güzel. ancak, amerikan versiyonun ingilizce olması, david finch etkisi ile 2011 daha çok izlenmiş görünüyor. aşağıda 2009 ve 2011 film afişleri yer almakta..
bundan sonrasında, spoi takıntısı olanlar takıntılarıyla birlikte gitsinler.
''
''''
''her iki filmde de aynı konu işlenir.
dürüst bir gazeteci olan, mikael blomkvist kendisine ait ,milenyum haber dergisinde, bir kodaman hakkında yazı yazar. kodaman kendisine dava açar, tüm delilleri birden bire ortadan kaybolan mikael blomkvist, davayı kaybederek zor duruma düşer. maddi olarak kaybın eşiğindedir. ve dürüstlüğü sorgulanır hale gelmiştir.
günlerden bir gün, tazminatı ödeyemeyecek ve bu sebeple ,hapse girmeyi bekleyen bmikael blomkvist, bir başka kodaman olan henrik vanger'den telefon alır. yeğenin öldürüldüğünü düşündüğünü söyleekte, ve onun katilini bulması halince kendisine çok para vereceğini söyleyerek çıkış noktasını gösterir.
tabi yaşlı henrik kaçın kurrası, blomkvist'le ilgili ön araştırma yapmıştır. bu araştırmayı bir güvenlik şirketinde çalışan, asosyal ve görüntüsü ilede marjinal olan lisbeth'e yaptırır. çaresiz cinayeti araştırmaya başlayan blomkvist, lisbethle tanışacak ve asistanı olarak çalışmasını isteyecektir. ikisi birlikte cinayeti çözecekler.
buraya kadar konunun özeti de tamam... hadi birazda karakterler ve olaylar üzerine de izlenimlerimizi yazalım diyeceğim ama; her iki filmde karakterler değişik. o sebeple her birini 2011 ve 2009 olmak üzere ayrı başlıklarda yazmak icap ediyor.
lisbeth salender; akıllı zeki ve teknolojik becerileri konusunda güçlü bir kadın olmasına rağmen, duygusal ve sosyolojik olarak zayıf bir karakterdir. o dezavantajlı grupta yer alan bir a sosyaldir.
sürekli siyah giyinen, punkkçu ve asi kızımızı ''kapağa göre yargılamayın'' mesajını çok etkili biçimde verdiğini söylemek lazım.
film bu hafta çarşamba günü, film ve dizi kulübünde konuşulacak, en büyük tartışma konusu bence neden 2009 ve neden 2011 olacak. tartışmayı iple çekiyorum... hakikaten birini diğerinden fazla sevmenizin nedeni nedir?
man som hatar kvinnor 2009 isveç yapımı için
the girl with the dragon tattoo 2011 amerikan yapımı için
devamını gör...


