mini etekli hakime güvenilir mi sorunsalı
bakın aklıma ne geldi.
biz bu hakimlerin ne giyeceğini falan tartışıyoruz ya, en iyisi biz bu hakimleri duruşmaya çıkmadan önce mumyalayalım tutankhamun gibi görevlerini öyle icra etsinler.
mevzuyu giysiye indirgerseniz işin içinden çıkamazsınız.
zaten işin içinden çıkamazsınız ya neyse!
biz bu hakimlerin ne giyeceğini falan tartışıyoruz ya, en iyisi biz bu hakimleri duruşmaya çıkmadan önce mumyalayalım tutankhamun gibi görevlerini öyle icra etsinler.
mevzuyu giysiye indirgerseniz işin içinden çıkamazsınız.
zaten işin içinden çıkamazsınız ya neyse!
devamını gör...
imamoğlu’nun ellerini bağlaması bana göre suçtur
bana göre de kel olmak bir kabahattir. insan hem kel hem fodul olunca...
devamını gör...
neden bayan değil de kadın sorunsalı
bayan bir hitap şeklidir, erkek bir bireye "bay" şeklinde hitap edilen her yerde kadına da "bayan" denilebilir ancak bayan olmak bir cinsiyet belirtisi değildir, üstte de belirttiğim gibi sadece hitap şeklidir. mesela tuvaletlerin hemen yanında erkek ve bayan yazıyorsa bu bir sorundur, bay ve bayan yazıyorsa değil.
bunun sorun edilme sebebi ise şudur: bildiğiniz üzere o kadar ahlaklı bir toplumuz ki sadece kendi ahlakımız değil etrafımızdaki insanların da ahlaklarıyla ilgileniriz. işin en ilgi çekici kısmı ise kadının ahlakını vücuduna yoruyor olmamızdır.
öyle bir noktadayız ki "kadın" kelimesi insanlar için bir cinsiyeti değil düpedüz cinselliği ifade ediyor. kimsenin haddine olmayan özel hayata bağlanıyor konu. bunun yanında "bayan" kelimesi cinsiyet anlamında kullanıldığında ise: eşinin dizinin dibinde oturan, ahlaklı, erkek olmayan kimseleri temsil ediyor.
*bunlara dikkat etmediğimiz sürece kadın cinayetleri de bitmeyecek biliyor musunuz? çünkü sorun kelimeler değil; sorun olan şey zihniyet, sorun olan şey düşünce yapısı. birde şunu da söylemek istiyorum, erkeklere edilen hakaretlerle bu kelimeyi bir tutmak istiyorsanız yine kadının ahlakına yüklenen tonla hakaret sıralayabilirim size, yapmayın. bir değiller. o kadar kritik bir noktadayız ki yapılan her ayrım bizi yüzlerce yıl geriye götürüyor.
en rahatsız olduğum nokta ise bu dediklerimi doğru bulup, "ama şu saatten sonra insanların zihniyetini değiştiremeyiz" deyip, davranışına devam eden kimseler. lütfen, bu yazdıklarımı ya görmezden gelin ya da hayatınıza geçirin. hiçbir bahane bu gerçekleri doğru bularak görmezden gelmenizi meşrulaştıramaz.
işin özeti burada karşı çıkılan şey bayan kelimesi değil, iki tane kelimeye yüklenen iğrenç anlamlardır.
buraya kadar okuma zahmetini gösterdiyseniz, gerçekten teşekkür ederim.
bunun sorun edilme sebebi ise şudur: bildiğiniz üzere o kadar ahlaklı bir toplumuz ki sadece kendi ahlakımız değil etrafımızdaki insanların da ahlaklarıyla ilgileniriz. işin en ilgi çekici kısmı ise kadının ahlakını vücuduna yoruyor olmamızdır.
öyle bir noktadayız ki "kadın" kelimesi insanlar için bir cinsiyeti değil düpedüz cinselliği ifade ediyor. kimsenin haddine olmayan özel hayata bağlanıyor konu. bunun yanında "bayan" kelimesi cinsiyet anlamında kullanıldığında ise: eşinin dizinin dibinde oturan, ahlaklı, erkek olmayan kimseleri temsil ediyor.
*bunlara dikkat etmediğimiz sürece kadın cinayetleri de bitmeyecek biliyor musunuz? çünkü sorun kelimeler değil; sorun olan şey zihniyet, sorun olan şey düşünce yapısı. birde şunu da söylemek istiyorum, erkeklere edilen hakaretlerle bu kelimeyi bir tutmak istiyorsanız yine kadının ahlakına yüklenen tonla hakaret sıralayabilirim size, yapmayın. bir değiller. o kadar kritik bir noktadayız ki yapılan her ayrım bizi yüzlerce yıl geriye götürüyor.
en rahatsız olduğum nokta ise bu dediklerimi doğru bulup, "ama şu saatten sonra insanların zihniyetini değiştiremeyiz" deyip, davranışına devam eden kimseler. lütfen, bu yazdıklarımı ya görmezden gelin ya da hayatınıza geçirin. hiçbir bahane bu gerçekleri doğru bularak görmezden gelmenizi meşrulaştıramaz.
işin özeti burada karşı çıkılan şey bayan kelimesi değil, iki tane kelimeye yüklenen iğrenç anlamlardır.
buraya kadar okuma zahmetini gösterdiyseniz, gerçekten teşekkür ederim.
devamını gör...
her şey istediğin gibidir ama istediğin bu değildir
tam olarak böyle hissediyorum
devamını gör...
sonra döndüm ve dedim ki
duyamadığın keşke sadece şarkılar olsaydı. sen beni paramparça eden çığlıklarımı duymadın.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
“benim bu oyunda unuttuklarımı sen henüz öğrenmedin.”
yıllar evvel paristen sevgilerle filminde duyduğum bu replik hayatımın birçok alanında goygoy malzemesi olarak bana eşlik etmiştir.
yıllar evvel paristen sevgilerle filminde duyduğum bu replik hayatımın birçok alanında goygoy malzemesi olarak bana eşlik etmiştir.
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
devamını gör...
la casa de papel
eser miktarda spoiler içermektedir.
ilk iki sezonu izlemiş olarak bana şunu söyletmiştir: "türkler yapsa beğenmezdiniz".
öncelikle şunu söyleyeyim; diziye başlamadan önce sinemada latin sinemasının yükseliş dönemi olduğunu düşünüyordum. önce relatos salvajes, sonra no (ülke gündemiyle de alakası vardı), sonra narcos ile patlama yapmıştı. bu dizinin de bu ivmeyi yukarıya çekecek bir iş olduğunu düşünüyordum.
insanlar öyle övdüler ki ben de hem insanlarla konuşacak bir şey bulamamak hem de izleyecek bir şeyim olmadığından başladım. ilk sezonun beşinci bölümüne kadar sabrettim. zekice bir şey yoktu, dizi neredeyse deus ex machina ile gidiyordu. daha sonra heyecanı kalmadı. çünkü karakterler bir şekilde kurtuluyorlardı. saçmalıklar da cabası. genelde bu hisleri bir türk dizisi izlerken yaşıyorum. dizinin popülerliği resmen life of brian filmi gibiydi.
peki neden popüler oldu bu dizi cevabı basit: "çav bella". insanlar nasıl kapitalizmden bıktıysa artık ufacık bir kapitalizm eleştirisinde hemen bir diziyi -filmi ilah yapıyor. örneğin mr. robot dizi böyle ünlü oldu. şöyle bir durum var. bu dizinin yaptığı aslında popülizm, the wire'da sistem karşıtıydı ama bunu popülizm ile değil, göstererek yapıyordu. tabi hiçbir zaman bu kadar popüler olamadı.
dizinin senaryo zayıflıklarına gelirsek; malum motor sahnesi gibi, hamile ve hayatında eline silah almamış bir kadını çatışmaya sokması gibi, sadece undo yaparak ve yanındaki memurun görmesine rağmen robot resim silindikten sonra profesörü bulamamak, 30 rehinenin kaçmasına rağmen bu rehinelerden diğer soyguncular hakkında bilgi almamak gibi saçmalıklar. karakterlerinin bir şey vaat etmemesi (denver'in gelişimi var ona okey) de var. nairobi ve moscow bir şeyler vaat ediyor. berlin ise niye sevildiğini anlamadığım bir karakter. karakter hamile bir kadının ölüm emrini verdi, lise çağındaki kıza tecavüz etti, tokyo'yu dışarı attı (tokyo her ne kadar sinir bozucu bir karakter olsa da, soygunu tehlikeye atacak bir hamleydi). daha sayamayacağım tonla şey resmen diziyi mahvetti. diziyi resmen izleme sebeplerimden biri de senaryodaki saçmalıkları aramak olmuştu.
yönetmenliğe gelirsek. dizi bu konuda oldukça standart, hatta ölü adamın karnının şişip inmesini göremeyecek kadar kötü. örneğin mr. robot senaryo konusunda zayıf olsa da sam esmail çok iyi bir yönetmenlik sergiliyordu.
prodüksiyon, ilk sezon iyi olsa da, ikinci sezon sonlara doğru reyting probleminden dolayı o kadar düştü ki tokyo'yu panelvan ve bir seat leon ile cezaevine göndermeleri tam anlamıyla komediydi.
oyunculuklar; yeterli. über süper değil.
marka durumu: okey dizi popülerleşti, yayıldı ama markası türkiye'yi göz önüne alırsak korkunç yönetilmekte. hilal cebeci'nin çavbella klibi, berbat bir türk komedi parodisi ve şimdi magnum reklamı. kupadır, tişörttür şudur budur bunlara alıştık ama artık unilever'in markasının reklamında kullanılmak aslında dizinin yalancı olduğunu gösteriyor. zaten dizinin devamında arturo'nun dizide olması ile oynayan oyuncuya "abi senin de cebin dolsun" demişler.
la casa de papel seven arkadaşlar bence sizin dışında diziyi pek de umursayan yok. oyuncular zaten dünyaca ünlü, yapımcıların cepleri dolu, senaristler 1 haftada falan yazıyor, yönetmenler memur gibi.
3/10
ilk iki sezonu izlemiş olarak bana şunu söyletmiştir: "türkler yapsa beğenmezdiniz".
öncelikle şunu söyleyeyim; diziye başlamadan önce sinemada latin sinemasının yükseliş dönemi olduğunu düşünüyordum. önce relatos salvajes, sonra no (ülke gündemiyle de alakası vardı), sonra narcos ile patlama yapmıştı. bu dizinin de bu ivmeyi yukarıya çekecek bir iş olduğunu düşünüyordum.
insanlar öyle övdüler ki ben de hem insanlarla konuşacak bir şey bulamamak hem de izleyecek bir şeyim olmadığından başladım. ilk sezonun beşinci bölümüne kadar sabrettim. zekice bir şey yoktu, dizi neredeyse deus ex machina ile gidiyordu. daha sonra heyecanı kalmadı. çünkü karakterler bir şekilde kurtuluyorlardı. saçmalıklar da cabası. genelde bu hisleri bir türk dizisi izlerken yaşıyorum. dizinin popülerliği resmen life of brian filmi gibiydi.
peki neden popüler oldu bu dizi cevabı basit: "çav bella". insanlar nasıl kapitalizmden bıktıysa artık ufacık bir kapitalizm eleştirisinde hemen bir diziyi -filmi ilah yapıyor. örneğin mr. robot dizi böyle ünlü oldu. şöyle bir durum var. bu dizinin yaptığı aslında popülizm, the wire'da sistem karşıtıydı ama bunu popülizm ile değil, göstererek yapıyordu. tabi hiçbir zaman bu kadar popüler olamadı.
dizinin senaryo zayıflıklarına gelirsek; malum motor sahnesi gibi, hamile ve hayatında eline silah almamış bir kadını çatışmaya sokması gibi, sadece undo yaparak ve yanındaki memurun görmesine rağmen robot resim silindikten sonra profesörü bulamamak, 30 rehinenin kaçmasına rağmen bu rehinelerden diğer soyguncular hakkında bilgi almamak gibi saçmalıklar. karakterlerinin bir şey vaat etmemesi (denver'in gelişimi var ona okey) de var. nairobi ve moscow bir şeyler vaat ediyor. berlin ise niye sevildiğini anlamadığım bir karakter. karakter hamile bir kadının ölüm emrini verdi, lise çağındaki kıza tecavüz etti, tokyo'yu dışarı attı (tokyo her ne kadar sinir bozucu bir karakter olsa da, soygunu tehlikeye atacak bir hamleydi). daha sayamayacağım tonla şey resmen diziyi mahvetti. diziyi resmen izleme sebeplerimden biri de senaryodaki saçmalıkları aramak olmuştu.
yönetmenliğe gelirsek. dizi bu konuda oldukça standart, hatta ölü adamın karnının şişip inmesini göremeyecek kadar kötü. örneğin mr. robot senaryo konusunda zayıf olsa da sam esmail çok iyi bir yönetmenlik sergiliyordu.
prodüksiyon, ilk sezon iyi olsa da, ikinci sezon sonlara doğru reyting probleminden dolayı o kadar düştü ki tokyo'yu panelvan ve bir seat leon ile cezaevine göndermeleri tam anlamıyla komediydi.
oyunculuklar; yeterli. über süper değil.
marka durumu: okey dizi popülerleşti, yayıldı ama markası türkiye'yi göz önüne alırsak korkunç yönetilmekte. hilal cebeci'nin çavbella klibi, berbat bir türk komedi parodisi ve şimdi magnum reklamı. kupadır, tişörttür şudur budur bunlara alıştık ama artık unilever'in markasının reklamında kullanılmak aslında dizinin yalancı olduğunu gösteriyor. zaten dizinin devamında arturo'nun dizide olması ile oynayan oyuncuya "abi senin de cebin dolsun" demişler.
la casa de papel seven arkadaşlar bence sizin dışında diziyi pek de umursayan yok. oyuncular zaten dünyaca ünlü, yapımcıların cepleri dolu, senaristler 1 haftada falan yazıyor, yönetmenler memur gibi.
3/10
devamını gör...
normal sözlük'teki yoksulluk sınırı
eksi ikiyüzseksenaltı puanı ile benim bi kategorim bile yok şuan. ayıptır be. işsiz misiniz tüm tanımları beğenip, aramız bozulunca hepsini tek tek geri alıcak kadar? bu nasıl bir takıntıdır, nasıl bi travmadır hey allahım?
doğduğum günden başlayarak şuanıma kadar öğrendiğim her şeyi tek tek girip “zevkleri için yaşayanlar” kategorisine gireceğim. görürsünüz zalımlar. en çok ben harcayacağım. *
doğduğum günden başlayarak şuanıma kadar öğrendiğim her şeyi tek tek girip “zevkleri için yaşayanlar” kategorisine gireceğim. görürsünüz zalımlar. en çok ben harcayacağım. *
devamını gör...
sabah duş almadan uyanamamak
üşenmiyonuz mu ?
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
önce yüreğime geliyorsun yavaştan.
sonra aklıma doğru yürüyorsun hızlı adımlarla.
aklımı başımdan alıyorsun.
sonra gidiyorsunuz beraber.
arkanızdan akılsızca nereye diye soruyorum.
sonra aklıma doğru yürüyorsun hızlı adımlarla.
aklımı başımdan alıyorsun.
sonra gidiyorsunuz beraber.
arkanızdan akılsızca nereye diye soruyorum.
devamını gör...
ezan
her vakit bizi namaza çağıran sestir . sabah ezanı herkese bir başka hissettirir özellikle.
devamını gör...
geceye bir erkek yalanı bırak
yükselenim yengeç.
devamını gör...
viyadük
latince via "yol" ve ductus "ileten, nakleden"kelimelerinin birleşiminden gelmiş ingilizcesi viaduct olan kelimedir. bir vadinin, bir ırmağın üstünden karayolu veya demiryolunun geçişini sağlayan, ayaklar üzerine oturtulmuş, yüksek ve uzun köprü manasındadır.
ayrıca (bkz: akedük)
ayrıca (bkz: akedük)
devamını gör...
10 parmak klavye kullanmak
hayatı kolaylaştıran ve bir o kadar zorlaştırandır. kendine yazarken güzel. iş yerinde bir keşfettiler mi bütün yazı işleri başına yıkılır.
öykü veya deneme yazarken düşünce hızına yetişmeyi sağlar. konuşur gibi yazarsın.
öykü veya deneme yazarken düşünce hızına yetişmeyi sağlar. konuşur gibi yazarsın.
devamını gör...
bir işten sonuç alana dek o işi gizlemek
gez ve kimseye söyleme,
gerçek bir aşk hikayesi yaşa kimseye söyleme,
mutlu ol kimseye söyleme,
insanlar güzel şeyleri mahvederler.
- halil cibran
gizli tutman gereken 3 şey;
1- aşk hayatın
2- gelir kaynağın
3- gelecek hamlen
- konfüçyüs
gerçek bir aşk hikayesi yaşa kimseye söyleme,
mutlu ol kimseye söyleme,
insanlar güzel şeyleri mahvederler.
- halil cibran
gizli tutman gereken 3 şey;
1- aşk hayatın
2- gelir kaynağın
3- gelecek hamlen
- konfüçyüs
devamını gör...
gece gece canım çekti
kaos ve çikolata.
kan istiyorum anlıyor musunuz? ortalık cehennem yeri olsun ve ben çikolatamı alıp keyifle yiyeyim.
kan istiyorum anlıyor musunuz? ortalık cehennem yeri olsun ve ben çikolatamı alıp keyifle yiyeyim.
devamını gör...
haftalık puan tablosunda 1. olmak için herkese oy veren yazar
oy verince 1. mi oluyoruz. bilseydim bu yönde kasardım yaa tüh.
devamını gör...
kabullenildiğinde olgunlaştıran acı gerçekler
dünya senin etrafında dönmüyor; şu an yaşadığın her şeyi başka bir yerde, belki ülkede, belki de seninle aynı şehirde olan biri de yaşıyor. acının hissedilme dozunu farklıdır fakat birileri seninle aynı duyguları paylaşıyor.
hayat sandığın kadar kötü değil; her ne yaşamış olursan ol, hayat hiçbir zaman göründüğü kadar kötü değil. önemli olan yin ve yang'ı baz alıp kötünün içindekini görmek. biraz daha dikkatli bakmak lazım sadece.
hayal etmek önemli ama olmayınca üzülme; hayal etmeyi hepimiz çok seviyoruz ve neredeyse her an hayal kuruyoruz. bunu abartıp beyni şartlandırmak olmaz. belki biri olmayacak ama diğer hayal gerçekleşecek? neden gerçekleşeni görmezden gelip gerçekleşmeyen için gözyaşı dökelim ki?
ağladık da ne oldu? geçti mi her şey?; gece gündüz ağlamanın kimseye yararı yok. var mı? yok. kaybedilen tek şey gözyaşları. bu nedenle ağlatan ne varsa geride bırakmalı insan. zaten ne demişler; ağlamaya değer olan hiçbir şey ağlatmaz.
birileri gider, birileri kalır; kimsenin varlığıyla hayatta kalmadığımız gibi, kimsenin yokluğuyla da ölmeyiz. hayat bu; ne getirip ne götüreceği belli olmaz. bugün ağladığımıza yarın gülmek var. ola ki çok üzdü; çiçek koklamak, hayvan sevmek, kitap okumak daha iç açıcı değil mi?
hayat sandığın kadar kötü değil; her ne yaşamış olursan ol, hayat hiçbir zaman göründüğü kadar kötü değil. önemli olan yin ve yang'ı baz alıp kötünün içindekini görmek. biraz daha dikkatli bakmak lazım sadece.
hayal etmek önemli ama olmayınca üzülme; hayal etmeyi hepimiz çok seviyoruz ve neredeyse her an hayal kuruyoruz. bunu abartıp beyni şartlandırmak olmaz. belki biri olmayacak ama diğer hayal gerçekleşecek? neden gerçekleşeni görmezden gelip gerçekleşmeyen için gözyaşı dökelim ki?
ağladık da ne oldu? geçti mi her şey?; gece gündüz ağlamanın kimseye yararı yok. var mı? yok. kaybedilen tek şey gözyaşları. bu nedenle ağlatan ne varsa geride bırakmalı insan. zaten ne demişler; ağlamaya değer olan hiçbir şey ağlatmaz.
birileri gider, birileri kalır; kimsenin varlığıyla hayatta kalmadığımız gibi, kimsenin yokluğuyla da ölmeyiz. hayat bu; ne getirip ne götüreceği belli olmaz. bugün ağladığımıza yarın gülmek var. ola ki çok üzdü; çiçek koklamak, hayvan sevmek, kitap okumak daha iç açıcı değil mi?
devamını gör...
