zaman tüneli

vardır böyle bir şey. aile bireyleriyle, arkadaşlarınızla veya yalnızken bir mekâna gidersiniz. yemek önünüze gelir, tuz ve pul biber de ek olarak gelmiştir masaya ve ondan faydalanırsınız. akabinde değirmende karabiber istersiniz. çünkü karabiber değirmende gelebiliyorsa değirmende gelmelidir, tuzluktaki karabiber de nedir? garsona ''garsüüüünn!'' diye seslenir ve değirmende karabiber istersiniz. garson ''peki'' der ve siz yalnızsanız telefonunuza, değilseniz dostlarınıza dönersiniz. muhabbet koyulaşır, yemekler yenmeye başlanır ve eğlence kaplar ortamı. fakat unutulmuş olan o değirmen karabiberi hatırlanınca eğlence yerini merak unsuru - telaş - beklemekten doğan sinir üçlüsüne bırakır.

garsona tekrar seslenilir. bu yinelenmiş seslenişin ilki kadar samimi ve istekli olmadığı garsonca da fark edilir ki garson korkarak ve iyiyi umarak yanınıza gelir. sorarsınız, ''ya bir değirmende karabiber vardı ne oldu ona?'' diye. garson soruş tarzınıza aşina değildir, değirmende karabiberi 2-3 yıllık popülerlik macerasından sonra unutulup giden ve klipleri youtube'da 50 bin civarı izlenen müzik grubuna benzetir. ''öyle bir müzik grubu tanımıyorum efendim.'' diye safça bir cevap alırsınız. iyice sinirlenip üslubunuzu sertleştirirsiniz, aranız bozuktur artık.

''kardeş, iş misin sipariş misin? değirmende karabiber istemiştim. hiç garsona müzik grubu soracak bir tipe benziyor muyum uzaktan? ver lan karabiberimi!'' diye normalde hiç sarf etmeyeceğiniz cümleler çıkar ağzınızdan. etrafınıza şaşkınlık verir, onları korkutursunuz bir süre. onların korkusu size de yansır ve o eski sahte kibarlığınıza dönmeye çalışırsınız. çevrenizdekiler bu sahteliğe aynıyla karşılık verir fakat az önceki sinirli hâlinize denk gelmişlerdir artık bir kere. dönüşü kolay olmaz. ama o karabiber de bir türlü gelmemektedir be kardeşim! artık o değirmende don kişot ile hayali düşmanları mı savaşıyor, en akıllı görünenler yoğurt mu öğütüyor, karabiber niyetine buğday alıp una mı döndürüyor birileri... bir türlü bilinmiyor o değirmende karabiberin çakmak misali nereye kaybolduğu.

artık serdar ortaç'a bağlayıp ''karabiberiiiimm'' diye bağırmaya başlamadan yemeğinizi bitirmeye ve çekip gitmeye uğraşırsınız. bu aciz ve sonunu kabullenmiş hedefinizden çevrenize de bahsedersiniz. onlar da ''daha tatlı yemedik ismet? biraz daha oturalım sonra kalkarız.'' der onlara göre gayet normal, size göreyse acımasız bir tavırla. korku kaplar içinizi. acaba garson değirmende karabiberi tatlının yanında mı getirecektir? tatlı ve baharatı birleştirerek türk usulü yeni bir tescilli tat mı üretmek istemektedir? çevrenizdekiler de acaba bu gizli senaryonun içinde midir? (bkz: şanslı masa) programı tadında bir kamera şakası mıdır maruz kaldığınız? artık bu soruları kenara iterek garsona son bir seslenişiniz olur. ''tamam garson, yenildim, sen kazandın ulan'' dercesine bir sesleniş. garson tatlı isteklerini kabul eder ve bu sefer hiç de bekletmeden getirir tatlıları.

masa altından da cebinize gizli bir not bırakır. siz herkesin içinde bu notu okumaya halkın hazır olmadığını düşünür ve tuvalete gitmek için izin istersiniz. notu okuyunca çıkışta garsonla göz göze gelir ve birbirinizi anlarsınız. bu çokça unutulan mesajı bir kere daha size hatırlattığı için teşekkür edersiniz ona içten içe. notu yanlışlıkla düşürürsünüz ve dostlarınızdan biri okuyup şaşkınlıkla karışık üzülür.

''karabiber gecikir, belki hiç gelmez. bir dost...''
devamını gör...

biraz önce bir mağaza çalışanı hava almaya dışarı çıktı ve gayrihtiyari " yaprak kımıldamıyor a**" dedi anında öksürdü yanına gelen adama "nasılsınız beyefendi" dedi.
her ortamda kendimiz olabilsek keşke hzjz
devamını gör...

32 bin lira para mı desem bi' dert, demesem bi' dert... yok yok diyeceğim... 32 bin lira para mı la? doğu demirkol diyor ya "o para o para değil" diye, heh o para 32 bin lira değil.

diğer taraftan, 32 bin lira altında kazanan için mutluluk kaynağı olabilir. asgari ücret içinse zaten x3 oluyor neredeyse. çalışanların çoğunun ortalamasının asgari ücrete sağdan yaklaştığını düşünürsek; araştırmaya hak verir gibi oldum.
yani bana maaşımın 3 katını kazanacaksın deseler, ben de bir süreliğine mutlu olurum. evet bir süre. çünkü parayla yaptığım eylemler, satın aldığım şeyler beni mutlu etmiyor. teselli etmek ve mutsuzluğumu dindirmek isteyen güzel qıslar ekleyebilir.

selam ve mutsuzluk ile!
devamını gör...

fazla iyimser bi' mutluluk tablosuymuş.

istanbul'da iki göz odaya minimum 15k kira veren bi' vatandaşın
temel ihtiyaçlarını ve faturalarını düştüğümüzde muhtemelen kuş gibi bi' tutar falan çıkar.

evde güç bela yaptığı bira mutlu ediyorsa
mutluluk eşiği çok yükselmemiştir
falan.
devamını gör...

yerim ben onları...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eniştenizin ismi.
şahsı muhreremlerin zatıyla hala tanışamadığımız için buraya bir isim yazamıyorum*
tanışınca güncellerim tanımı.
devamını gör...

gerçekleri.
devamını gör...

6 ocak, ortodoks hristiyanların isanın doğumunun ve vaftizinin anısına kutladıkları epifani bayramının tarihidir. katolik hristiyanlar, epifaniyi 25 aralıkta kutlarlar.
ilgili linkler:
1) tr.euronews.com/2022/01/06/...
2) birgun.net/haber/noel-nedir...
devamını gör...

fan olaylarını pek anlamıyorum ben.
yazdıklarımı beğensinler, yazdıklarım için diyaloğa geçsinler. olumlu olumsuz farketmez, bu da yeter.
yoksa burada dünya çapında bir şey yapmıyorum yani. altı üstü yazıyorum gönlümden geçenleri.
devamını gör...

toplaşın hemen anlatayım.
ani kayıplarla üst üste sarsılınca bünyem ben ben olmaktan cıktıgım zamanlar yaşadım. normalde de ketum ve duygularıyla hareket etmeyen bende bu ağır kayıplar infilaka sebep oldu zira duygularımı nasıl dışa vuracagını bılemedım. onlar da bedenıme vurdu. uzun süre geceleri uyuyamadıgımı bılırım. sonra tutulmalarım nüksetti falan. nörologtu, psikolog, psikiyatr derken ilaçlarla ben iyice balığa bağladım. terapilere başlamam önerildi. ilk gün cocuk gibi tuttu elimden götürdü sağolsun. neyse 1.5 saat konustuk içeride; dısarıda beklıyor o da. gözleri meraklı, belli bir korkuyla bedenı kıvrık. çıktık arabaya bindik. tam çalıstıracak durup bana döndü “bana deli ayağı yapma biz şakirpaşa çoçuğuyuz dedi” aldı beni bir gülme. şimdi aklıma geldıkce gulerım benı toparlayan ılaclar degıl kocam oldu zira
devamını gör...

kişiye göre ve yaşadığı şehre göre fiyatları değişiyor. yapma sebebi herkesin farklı olsa da herkesin amacı daha iyi hissetmek.
www.pembesihir.com
devamını gör...

almak ıstedıgım şey 36 bin tl. hala mutluluğuma yetmiyor. araştırmanız yanlış
devamını gör...

cem benım ıcın sadece cem. kısa net kararında oturaklı bir isim
devamını gör...

egemen
poyraz
devamını gör...

oyun anlayışının sizin etinizi kapmak olması çok muhtemel olan köpektir
devamını gör...

papaz efendilerin zoruna gidendir. erkek yapınca çapkın, doğal. kız yapınca evliya çelebi.
devamını gör...

parlatıcıya para vermeyi yıllar önce kestim marlaşan bardaklarımı atıyorum. söyleyeceklerim bu kadar.
devamını gör...

önce kapağı tamamen açıyorum. sonra parlatıcıyı dökülmeyecek şekilde yatay yanaştırıyorum.
o göze denk gelince de yavaş yavaş ters çeviriyorum ve hafifçe sıkıyorum.

eğer yine olmuyorsa şu hani ağzı açılıp kapanabilen şaşal sular var ya. he parlatıcıyı buna benzer bir şişeye doldurun ve öyle kullanın.

mecburi edit: (bkz: mesaj alımı kapalı olan yazar)
devamını gör...

var fanı olduklarımız, bilirler severim kendilerini.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim