zaman tüneli
birkaç iyi özelliği olunca kendini bir şey sanmak
gerçek hayatta da burada da sıklıkla denk geldiğim durum. pek tabii sanalda bu fazlasıyla mevcut.
ortalama üstü tipe, iyi bir işe, güzel arkadaş çevresine * sahipseniz ve kendinizin bu kadar farkındaysanız başkalarını ezikleyip kendinizi yüceltmeniz komik.
ortalama üstü tipe, iyi bir işe, güzel arkadaş çevresine * sahipseniz ve kendinizin bu kadar farkındaysanız başkalarını ezikleyip kendinizi yüceltmeniz komik.
devamını gör...
galatasaray
fetullah gülen'in babasının doğum yılı 1905.
bazı galatasaraylı ünlüler:
fetullah gülen
abdullah öcalan
selahattin demirtaş
yılmaz güney
deniz seki
galatasaray formalı işid militanı
bazı galatasaraylı ünlüler:
fetullah gülen
abdullah öcalan
selahattin demirtaş
yılmaz güney
deniz seki
galatasaray formalı işid militanı
devamını gör...
yazarların iyi ki almışım dediği şeyler
devamını gör...
kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi
bana hiç denmedi o yüzden doğru
devamını gör...
unnecessary (yazar)
entrylerimi her daim beğenen ve kendisiyle iyi anlaştığım güzel insan. iyi ki var.
devamını gör...
kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi
hiç derseniz katılmam çünkü yanılıyorsunuz ama pek derseniz belki katılırım
devamını gör...
mars attacks
slim whitman ın indian love call şarkısı çalındığında beyinleri patlayan marslılar temasına sahip film.
komedi filminde bile marslıların muhatap olarak amerika'yı ve amerikan başkanını alması dikkat çekici bir öğedir komedi filminde bile algı oyunu yapmış herifler
komedi filminde bile marslıların muhatap olarak amerika'yı ve amerikan başkanını alması dikkat çekici bir öğedir komedi filminde bile algı oyunu yapmış herifler
devamını gör...
çocukların yetişkinlerden daha iyi yaptığı şeyler
doğruyu konuşmak.
devamını gör...
çocukların yetişkinlerden daha iyi yaptığı şeyler
hayata güzel bakmakta üstlerine yok çünkü hayat görüşleri yok.
devamını gör...
galatasaray
yüzümüzü güldürüyor şükür. o da olmasa gülmeyi unuturuz be feridun.
devamını gör...
hüsnü bile gelse şenlendiremez
devamını gör...
kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi
iltifat da çiçekler gibi...
topladığımız güzel çiçeklerden elde ettiğimiz bir demet kadar özenli, özel ve anlamlı olmalıdır.
ve bu inceliği daha çok hak eden taraf elbette ki kadınlardır.
tabii iltifat erkeğe de kadına da edilebilir elbette buna bir engel yok. ama durum biraz böyle..
topladığımız güzel çiçeklerden elde ettiğimiz bir demet kadar özenli, özel ve anlamlı olmalıdır.
ve bu inceliği daha çok hak eden taraf elbette ki kadınlardır.
tabii iltifat erkeğe de kadına da edilebilir elbette buna bir engel yok. ama durum biraz böyle..
devamını gör...
pet sematary bloodlines
pet samatery filminin senaryosu bu serinin ilk filmi olan pet sematary 1 çekilmeden birkaç sene önce çekilmiş pumkinhead adlı bir başka korku filminin senaryosuna çok benzemektedir.
film ilk başta çekici ve ürkütücüdür ancak devam filmi çekilmesi açısından kısır bir konudur çünkü her seferinde sevilen bir yakının ölmesi bir şekilde bu mezarlığa gömülmesi ve oradan karakteri değişmiş canavarlaşmış şekilde evine dönmesi şeklinde sıkıcı bir döngüyle devam etmesidir, bana sorarsanız artık cesur yönetmenler mi adı donmuş film senaryolarından medet ummayı bırakıp özgün eserler ortaya çıkarmak için cesur girişimler yapmalıdırlar amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok amerika vespusi denen herifin bir tanesi yapmış zaten
film ilk başta çekici ve ürkütücüdür ancak devam filmi çekilmesi açısından kısır bir konudur çünkü her seferinde sevilen bir yakının ölmesi bir şekilde bu mezarlığa gömülmesi ve oradan karakteri değişmiş canavarlaşmış şekilde evine dönmesi şeklinde sıkıcı bir döngüyle devam etmesidir, bana sorarsanız artık cesur yönetmenler mi adı donmuş film senaryolarından medet ummayı bırakıp özgün eserler ortaya çıkarmak için cesur girişimler yapmalıdırlar amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok amerika vespusi denen herifin bir tanesi yapmış zaten
devamını gör...
yazarların en çok para harcadığı şeyler
herkes boğazına çok harcamıştır ama onlar hariç dersek belki kitap.
devamını gör...
evrim
ölümsüzlüğe ve sonsuzluğa çare olmuş biricik dostumuz. *
devamını gör...
total recall
ilk olarak 90'ların başlarında tv'den izlediğim, az önce ise 30+ sene sonra ikinci kez izlediğim * kült bilim kurgu filmi. philip k. dick uyarlamalarının başarılılarından biridir kanımca; minority report'la aynı seviyede başarılı görüyorum bu yapımı. bu arada favori dick uyarlaması filmim epey az bilinen radio free albemuth'tur. blade runner konusuna girmeyeceğim zira o filmi yetişkinliğimde bir kere daha izlemem lazım öncelikle. total recall'u, dick uyarlamalarından en çok impostor'a benzetebilirim. ikisinde de baskın bir başrol-merkezcilik (protagonist-centrism) ve bombol aksiyon sahnesi var. fakat, total recall, bilim kurgu mahiyetinde çok daha "inandırıcı" diyebilirim; yani aslında inandıcırı olmamak... bu nasıl oluyor?.. demem o ki, impostor'da "başka bir dünya" hissini tam alamamıştım. cgi, efektler gibi teknik konulara nazaran o "hava" yok gibiydi. yani farklı dekorlarla bildiğimiz dünyada geçiyor diye algılamıştım o filmi. total recall'da ise cidden "tuhaf" bilim kurgusal hava gayet izleyiciyi içine alıcı.
çocukken bu filmi abimle seyretmiştik ve filmin bir yerinde, "bu yaşadıklarının hepsi kafanın içinde / bunların hepsi bir rüyaydı" şeysine küfürler yağdırmıştık biraderimle. o ana kadar zevkten zevke koşuyorduk filmdeki sahnelerle. az önce izlerken konunun özünü hatırladığım için bu "rahatsızlığı" yaşamadım elbette ama bu sefer de filmin 2 saate yakın süresi beni "baydı". başrol-merkezcilik ve sürekli aksiyon olan bir yapım bana göre bu kadar sürmemeli. örneğin minority report filmi neredeyse 2.5 saat olsa da orada sayısız tema, sekans geçişleri vesaire vardı. total recall'da bu yok ve bu sebeple bana göre 20-30 daakika daha kısa olmalıymış bu iş.
filmin çok fazla artısı ve az eksisi var nazarımda. arnold, başrol için süper bir seçim, öncelikle. diğer karakterler de sırıtmıyor. totalde gayet iyi bir kasting seçimi olmuş. özel efektler, cgi, plastik makyajlar, dekorlar, kostümler, araçlar... tüm bu detaylar ilgi celbedici seviyede iyi. aksiyon sekansları çok başarılı. dövüşler, kovalamacalar, silahlı çatışmalar falan hep çok klas. kurgu katman katman açılıyor ve birçok yerde beni olumlu bağlamda şaşırtabilmeyi başardı. eksilere gelirsek... öncelikle işte fazla uzun. bir yerden sonra bu filmi biraz "gevşetmiş" (çok sıkı bir film olmasını belli oranda engellemiş). ekrana yapışıp izlenesi bir filmken bir yerden sonra devasa bir ilgi kaybı yaşatmasa da biraz da çuvallıyor bu bakımdan. sahne sahne gidersek ufak olumsuzluklardan da bahsedebilirim ancak buna gerek yok. bir tek arnold'un hologramına ateş ettikleri sahne tırt olmuş diyebilirim. çapraz ateşe alınan bir "şeyin" bir hologram mı gerçek fiziksel bir şey mi olduğunu anlarsın ya. kurşunlar karşı taraftan hedefi (yani hedefte cismani bir şey yoksa) vuramadığından birbirinize girer, yerden seker vesaire... neyse, olan olmuş diyelim. hehe.
total recall'da dikkatimi çeken şeylerden biri the matrix'e ilham olan şeyleri oldu. the matrix'in; dark city gibi, they live gibi, ghost in the shell (1995) gibi yapımlardan etkilenimlerini biliyordum ama bu filmden aldıkları daha da barizmiş. kırmızı hapı alma alegorisi; brunette, readhead repliği... bunlar direkt alınmış. gerçekliğin sorgulanması, hala rüyada mı olunduğu yoksa yaşanan gerçekliğin hakikat mi olduğu, "ajanlar" tarafından kovalanma hadiseleri falan da akla direkt the matrix'i getiriyor. sözü açılmışken, bu tür filmlerden favorim nirvana'dır (1997) (bkz: nirvana (film)) sonra da existenz (1999) gelir. total recall, çıktığı yıl baz alındığında bunlara ilham olmuştur herhalde ama 70'lerden gelen welt am draht hepsinin atasıdır belki de. gene de 90'lar sinemasının apayrı bir karanlık havası var ve bu yeterince özgünlük katıyor bu yapımlara bence. bu tür filmler iyidir ya. izleyelim, izlettirelim. *
benden helalinden bir 8.5/10 geliyor total recall'a.
çocukken bu filmi abimle seyretmiştik ve filmin bir yerinde, "bu yaşadıklarının hepsi kafanın içinde / bunların hepsi bir rüyaydı" şeysine küfürler yağdırmıştık biraderimle. o ana kadar zevkten zevke koşuyorduk filmdeki sahnelerle. az önce izlerken konunun özünü hatırladığım için bu "rahatsızlığı" yaşamadım elbette ama bu sefer de filmin 2 saate yakın süresi beni "baydı". başrol-merkezcilik ve sürekli aksiyon olan bir yapım bana göre bu kadar sürmemeli. örneğin minority report filmi neredeyse 2.5 saat olsa da orada sayısız tema, sekans geçişleri vesaire vardı. total recall'da bu yok ve bu sebeple bana göre 20-30 daakika daha kısa olmalıymış bu iş.
filmin çok fazla artısı ve az eksisi var nazarımda. arnold, başrol için süper bir seçim, öncelikle. diğer karakterler de sırıtmıyor. totalde gayet iyi bir kasting seçimi olmuş. özel efektler, cgi, plastik makyajlar, dekorlar, kostümler, araçlar... tüm bu detaylar ilgi celbedici seviyede iyi. aksiyon sekansları çok başarılı. dövüşler, kovalamacalar, silahlı çatışmalar falan hep çok klas. kurgu katman katman açılıyor ve birçok yerde beni olumlu bağlamda şaşırtabilmeyi başardı. eksilere gelirsek... öncelikle işte fazla uzun. bir yerden sonra bu filmi biraz "gevşetmiş" (çok sıkı bir film olmasını belli oranda engellemiş). ekrana yapışıp izlenesi bir filmken bir yerden sonra devasa bir ilgi kaybı yaşatmasa da biraz da çuvallıyor bu bakımdan. sahne sahne gidersek ufak olumsuzluklardan da bahsedebilirim ancak buna gerek yok. bir tek arnold'un hologramına ateş ettikleri sahne tırt olmuş diyebilirim. çapraz ateşe alınan bir "şeyin" bir hologram mı gerçek fiziksel bir şey mi olduğunu anlarsın ya. kurşunlar karşı taraftan hedefi (yani hedefte cismani bir şey yoksa) vuramadığından birbirinize girer, yerden seker vesaire... neyse, olan olmuş diyelim. hehe.
total recall'da dikkatimi çeken şeylerden biri the matrix'e ilham olan şeyleri oldu. the matrix'in; dark city gibi, they live gibi, ghost in the shell (1995) gibi yapımlardan etkilenimlerini biliyordum ama bu filmden aldıkları daha da barizmiş. kırmızı hapı alma alegorisi; brunette, readhead repliği... bunlar direkt alınmış. gerçekliğin sorgulanması, hala rüyada mı olunduğu yoksa yaşanan gerçekliğin hakikat mi olduğu, "ajanlar" tarafından kovalanma hadiseleri falan da akla direkt the matrix'i getiriyor. sözü açılmışken, bu tür filmlerden favorim nirvana'dır (1997) (bkz: nirvana (film)) sonra da existenz (1999) gelir. total recall, çıktığı yıl baz alındığında bunlara ilham olmuştur herhalde ama 70'lerden gelen welt am draht hepsinin atasıdır belki de. gene de 90'lar sinemasının apayrı bir karanlık havası var ve bu yeterince özgünlük katıyor bu yapımlara bence. bu tür filmler iyidir ya. izleyelim, izlettirelim. *
benden helalinden bir 8.5/10 geliyor total recall'a.
devamını gör...
dangal
başrolde aamir khan
sakshi tanwar
fatima sana shaikh
sanya malhotra gibi isimlerin olduğu 2016 yapımlı 2 saat 41 dakikalık hint spor ve drama filmi.
hiç oğlu olmayan bir babanın iki kızını erkeksi tarzda yetiştirip güreşçi olmasını ve kızının şampiyon oluşunu anlatıyor.
filmin mesajı ''kadınlar da yapabilir ama güçlü olmanın tek yolu yine de erkek gibi olmaktan geçer" olarak düşünülebilir. erkeksi olmadan güçlü olmak imkansız algısını da yaratıyor.
sakshi tanwar
fatima sana shaikh
sanya malhotra gibi isimlerin olduğu 2016 yapımlı 2 saat 41 dakikalık hint spor ve drama filmi.
hiç oğlu olmayan bir babanın iki kızını erkeksi tarzda yetiştirip güreşçi olmasını ve kızının şampiyon oluşunu anlatıyor.
filmin mesajı ''kadınlar da yapabilir ama güçlü olmanın tek yolu yine de erkek gibi olmaktan geçer" olarak düşünülebilir. erkeksi olmadan güçlü olmak imkansız algısını da yaratıyor.
devamını gör...
yazarların iyi ki almışım dediği şeyler
bluetooth kulak içi kulaklık
geçen senelerde bir hayli alınan okuma kitapları
bir de köpüş
geçen senelerde bir hayli alınan okuma kitapları
bir de köpüş
devamını gör...


