zaman tüneli
pavyon
değişik bir ekosistem. ben gittim ve sevdim. hemen varoş zevklerimle dalga geçecek olan elitist entelektüelller için kültürel geçmişimi özetliyorum. arkadaşlar ben bir lisans, iki master bitirmis, evropalarda okumuş, dört dil bilen bir insanım. ailem türk aile yapısına çatalla dalan progresif bir ailedir. avrupa'da berlin'den paris'e, nantes'tan ibiza'ya her yerde cluba gitmiş yetinmemiş illegal free partylere katılmış bir genç dimağ olarak aranızdayım. yani sizin entelektüel seviyenizi kulağıma damlatmam bile. öyle düşünün. fakat pavyon tecrübemi unutamıyorum ulan. unutamıyorum. arka fonda emrah'tan unutabilsem çalıyor, motorlu çocuklar etrafımızda dönüyor fakat unutamıyorum bu anıyı. unutsam tekrar ilk heyecanla yaşamak isterim...
lisanstayken yerel balçova halkıyla ilişkim çok iyiydi. yerel torbacı abilerim vardı. agalar diyelim. adamlar hasta olsam bakıyordu bana. öyle seviyorlardı beni ve bipolar, deneysel, ılık, rastalı ev arkadaşımı. bir gün birinin elindeki torbayı emanet edeceği bir yer lazım oldu. acil durumda geçerken ben aliverdim. ne bileyim içinde ne var. fakat o hareket adamı üstü aranırken kurtarmış. dayı çok minnettar olunca çağırın bana bu gençleri tanışalım eğlenelim, teşekkür edelim demiş. türkçesi şiveli diyarbakırlı torbacı kankam mizgin bize bu haberle geldiğinde nereye gideceğimizi bilmiyorduk. varınca anladık. pavyonmuş. balçova'da teleferik yolundaki meşhur pavyon.
ortam çok alengirliydi. elektro saz sesiyle kavrulmuş bir dans pisti etrafında masalar ve bizler mezeye boğulmuş bir şekilde bira içiyorduk. rakı içsene salak, di mi? ne bilelim yav zaten 22 yaşında çocuğuyuz daha. ne oldu demeden 35-45 yaş arası iki hanım geldi masaya tanışalım diye. hayatımda ilk kez konsomatris gördüm. bildiğin sen daha çok iç diye seni motive eden, senle flört eden fakat katı kurallarına sıkıca bağlı bir emekçi ile karşı karşıyaydık. temiz de çocuklarız, bilmiyoruz racon falan. abla dedik kadınlara. flört falan da etmedik tabi ama onlar bizi motive etmeye ve mıncırmaya devam ettiler.
alkol su olup akıyor, fıstıklı tabaklar tavana yarışıyordu. ışıl ışıl her yer, yer her sanki pavyon der ya ezhel. harbiden öyleydi. ve biz çok eğlendik lan. bir sinema öğrencisi, bir mühendis bambaşka bir ekosistem içindeydik. avam kültür denen ortamlardan birinde yeni insanlar tanıyorduk. ıki taraf da birbirine yabancı ve nazikti. keşif hissini yaşıyorduk. çok iyiydi kuran çarpsın. hayatımda o güne kadar angara havasına ritm tutmamış, mentalcore, techno tutkunu ben kalktım kaşıkla oynamayı öğrendim o gün.
pavyon hayattır, herkese tavsiye ediyorum bu çılgın atmosferi. fransa'ya da açın pavyon. gelmezsem kaşığım kırılsın.
lisanstayken yerel balçova halkıyla ilişkim çok iyiydi. yerel torbacı abilerim vardı. agalar diyelim. adamlar hasta olsam bakıyordu bana. öyle seviyorlardı beni ve bipolar, deneysel, ılık, rastalı ev arkadaşımı. bir gün birinin elindeki torbayı emanet edeceği bir yer lazım oldu. acil durumda geçerken ben aliverdim. ne bileyim içinde ne var. fakat o hareket adamı üstü aranırken kurtarmış. dayı çok minnettar olunca çağırın bana bu gençleri tanışalım eğlenelim, teşekkür edelim demiş. türkçesi şiveli diyarbakırlı torbacı kankam mizgin bize bu haberle geldiğinde nereye gideceğimizi bilmiyorduk. varınca anladık. pavyonmuş. balçova'da teleferik yolundaki meşhur pavyon.
ortam çok alengirliydi. elektro saz sesiyle kavrulmuş bir dans pisti etrafında masalar ve bizler mezeye boğulmuş bir şekilde bira içiyorduk. rakı içsene salak, di mi? ne bilelim yav zaten 22 yaşında çocuğuyuz daha. ne oldu demeden 35-45 yaş arası iki hanım geldi masaya tanışalım diye. hayatımda ilk kez konsomatris gördüm. bildiğin sen daha çok iç diye seni motive eden, senle flört eden fakat katı kurallarına sıkıca bağlı bir emekçi ile karşı karşıyaydık. temiz de çocuklarız, bilmiyoruz racon falan. abla dedik kadınlara. flört falan da etmedik tabi ama onlar bizi motive etmeye ve mıncırmaya devam ettiler.
alkol su olup akıyor, fıstıklı tabaklar tavana yarışıyordu. ışıl ışıl her yer, yer her sanki pavyon der ya ezhel. harbiden öyleydi. ve biz çok eğlendik lan. bir sinema öğrencisi, bir mühendis bambaşka bir ekosistem içindeydik. avam kültür denen ortamlardan birinde yeni insanlar tanıyorduk. ıki taraf da birbirine yabancı ve nazikti. keşif hissini yaşıyorduk. çok iyiydi kuran çarpsın. hayatımda o güne kadar angara havasına ritm tutmamış, mentalcore, techno tutkunu ben kalktım kaşıkla oynamayı öğrendim o gün.
pavyon hayattır, herkese tavsiye ediyorum bu çılgın atmosferi. fransa'ya da açın pavyon. gelmezsem kaşığım kırılsın.
devamını gör...
cumhuriyet neden çok geç kuruldu sorunsalı
vardır böyle bir sıkıntı. normalde şu an 200. yılını kutluyor olmalıydık. 1800lerin başından itibaren zaten osmanlı diye bir devlet yok ortada, bir allahın kulunun da esaslı bir devrim yapmak aklına gelmemiş. bütün uluslar millet olmuş bunlar hala osman diye takılıyorlar ortada. ne zaman aklıma gelse delirecek gibi olurum.
devamını gör...
istanbul kainat radyosu
marikaki ukdesi.
vokalistin feryal öney olduğu anadolu ezgilerini harmanlayan müzik grubu/ radyosu.
istanbul kâinat radyosu, istanbul’dan yola çıkarak evrenin tüm seslerini kucaklayan bir proje.
ismi gibi bir ayağı bu topraklarda, bir ayağı ile kainatı gezer bir nefes istanbul kainat radyosu.

solistliğini feryal öney’in yaptığı, hasan kiriş (yaylı tambur, bağlama, vokal), onurcan çağatay (trompet), onur nevşehir (piyano), hakan gürbüz (basgitar-vokal-düzenlemeler), velican sağun (vurmalı çalgılar) ve mehmed mert baycan’ın (vurmalı çalgılar) yer aldığı grup izleyicileri bu toprakların şehirli bir müziğin zengin ezgileriyle buluştururken, kendine özgü, yeni bir düzenleme anlayışı ile tanıştırıyor.
spotify
vokalistin feryal öney olduğu anadolu ezgilerini harmanlayan müzik grubu/ radyosu.
istanbul kâinat radyosu, istanbul’dan yola çıkarak evrenin tüm seslerini kucaklayan bir proje.
ismi gibi bir ayağı bu topraklarda, bir ayağı ile kainatı gezer bir nefes istanbul kainat radyosu.

solistliğini feryal öney’in yaptığı, hasan kiriş (yaylı tambur, bağlama, vokal), onurcan çağatay (trompet), onur nevşehir (piyano), hakan gürbüz (basgitar-vokal-düzenlemeler), velican sağun (vurmalı çalgılar) ve mehmed mert baycan’ın (vurmalı çalgılar) yer aldığı grup izleyicileri bu toprakların şehirli bir müziğin zengin ezgileriyle buluştururken, kendine özgü, yeni bir düzenleme anlayışı ile tanıştırıyor.
spotify
devamını gör...
oraya 1955'ten beri kimse gitmedi
''giden de bir daha dönmedi'' biçiminde söyleyen ihtiyarlar da vardır.
devamını gör...
beethoven dinlerken gelen elitim ben hissi
bir de celal şengör'ü göbeğini kaşırken izleyince aynısı oluyor.
devamını gör...
seferberlik çöreği
sefere giden türk askerlerinin çantalarına kavrulmuş buğday koyduklarını da okumuştum, ve yemen harbinden belki pek bilinmeyen bir anekdot aktarayım yemen'de türk kuvvetlerinin bulunduğu bölükte gıda sıkıntısı hat safhadadır bölük komutanının bakımlı, çok güzel bir atı vardır, bir gün açlıktan bitap düşmüş askerler yemekte et olduğunu görürler ve çok sevinirler ancak aradan geçen zaman zarfında bölük komutanının atına hiç bilmediğini fark ederler bölük komutanı bölüğün karnını doyurmak için çok sevdiği atını yemek yapılması için mutfağa teslim etmiştir , sonradan herkes durumu anlar bu konu bir daha açılmaz, günler sonra bir miktar erzak tedariki gelir , yemen'de bir türk zabitinin anılarından...
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
kutlu olsun, nice yıllara.
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
kutlu olsun. nice yüzyıllara.
devamını gör...
bilişsel önyargı
lan bırak ukdesi.
bize doğru gelen, bizim düşündüğümüz bir olgunun herkes tarafından anlaşılacağı veya kabul edileceği sanrısı/ ön yargısı olarak ifade edilir.
bilişsel önyargılar, bilişsel sistemimizin çalışma sistemine bağlı olarak ortaya çıkan sistematik rasyonellikten sapma şemalarıdır. bilgiyi arama, değerlendirme, yorumlama, yargılama, kullanma ve hatırlamada ayrıca aldığımız kararlarda irrasyonel olmamıza sebep olurlar.
örneğin çok bilinen şeffaflık illüzyonu önyargısı, kendi içimizde yaşadığımız duygu ve düşüncelerimizin başkalarına olduğundan daha net göründüğünü sanmamıza sebep olur. bu önyargıya kapılırız, çünkü başka insanların bizi nasıl gördüğünü anlamaya çalıştığımızda, kendi bakış açımızdan uzaklaşmakta zorlanırız. bu nedenle de kendi içimizde deneyimlediğimiz duyguların dışarıdan da aynı şekilde deneyimlendiğini zannederiz. halbuki bu, çoğu zaman mümkün değildir.
buradan
bize doğru gelen, bizim düşündüğümüz bir olgunun herkes tarafından anlaşılacağı veya kabul edileceği sanrısı/ ön yargısı olarak ifade edilir.
bilişsel önyargılar, bilişsel sistemimizin çalışma sistemine bağlı olarak ortaya çıkan sistematik rasyonellikten sapma şemalarıdır. bilgiyi arama, değerlendirme, yorumlama, yargılama, kullanma ve hatırlamada ayrıca aldığımız kararlarda irrasyonel olmamıza sebep olurlar.
örneğin çok bilinen şeffaflık illüzyonu önyargısı, kendi içimizde yaşadığımız duygu ve düşüncelerimizin başkalarına olduğundan daha net göründüğünü sanmamıza sebep olur. bu önyargıya kapılırız, çünkü başka insanların bizi nasıl gördüğünü anlamaya çalıştığımızda, kendi bakış açımızdan uzaklaşmakta zorlanırız. bu nedenle de kendi içimizde deneyimlediğimiz duyguların dışarıdan da aynı şekilde deneyimlendiğini zannederiz. halbuki bu, çoğu zaman mümkün değildir.
buradan
devamını gör...
günaydın sözlük
güzel sabahlar olsun sözlük. en kıymetli emanet cumhuriyetimize sahip çıkalım.
devamını gör...
cumhuriyetin 100. yılına özel sözlük indirimi
şahsen sözlüğün sahibi çıkıp al sözlüğü sana verdim dese hemen kabul etmem düşünürüm. millet indirim bekliyor bir de yahu.
devamını gör...
evde yalnız kalmak
bence yalnız kalmaya alışanlar başka insanlarla uzun süreli birlikte yaşamaya alışamıyor. insan her şeyi kendi kendine karar verip yapmaya çok kolay alışıyor.
diğer türlü olunca da bocalıyor. insanları seven ve kalabalık ortalamları tercih edenler için yalnız kalmak daha zor olduğundan belki hemen adapte oluyor kalabalığa ama özellikle karakter olarak içedönük biri bir süre yalnız yaşadıktan sonra eve döndüğünde huzurlu bir ortam istiyor.
falancalar yemeğe gelecek tarzı emr-i vakitlere katlanmak zorunda olmak hoş bir şey değil hele ki gelenleri sevmiyorsanız.
size sormadan sizin adınıza karar verip ortak evinize insan çağırmak saygısız bir davranış. bunu bu şekilde söylerseniz eşiniz size ama onlar benim ailem veya onlar benim arkadaşlarım gibi şeyler söylediğinde itiraz edemezsiniz. etseniz de anlamlı olmaz.
uzun süre yalnız kalmaya alışan insanların evliliğe daha zor adapte olduğunu düşünüyorum. evliliğin bir kısmına diyeyim ama şehvet azalınca ya da bitince aynı evde başka bir insanla yaşamanın da zor gelmesi mümkün.
çoğu insan sadece şehvetle sevdiği insanla evleniyor ama onunla bir gün bile aynı çatıda kalmamış, ortak bir yaşamı paylaşmamış ve pratikte onu tanımıyor ona tahammül edebilir mi bilmeden evleniyor.
eskiden yani böyle anlaşmalı tek celsede boşanma kültür yaygın değilken kavga da etseniz, evden geçici sürede ayrılsanız insanlar araya girip sizi barıştırmaya çalışırdı ama x kuşağı ve z kuşağı bu barışma kültürünü de çok fazla kabullenmiyor gibi geliyor.
kötü ama gerçek olan sosyal medya ile tanışan insanlar çok kolay ilişkiye geçebildiği için bir taraf diğerine buna mı katlanacağım çocuğumuz da yok boşanalım gitsin diyebiliyor.
subjektif düşüncelerim elbette.
diğer türlü olunca da bocalıyor. insanları seven ve kalabalık ortalamları tercih edenler için yalnız kalmak daha zor olduğundan belki hemen adapte oluyor kalabalığa ama özellikle karakter olarak içedönük biri bir süre yalnız yaşadıktan sonra eve döndüğünde huzurlu bir ortam istiyor.
falancalar yemeğe gelecek tarzı emr-i vakitlere katlanmak zorunda olmak hoş bir şey değil hele ki gelenleri sevmiyorsanız.
size sormadan sizin adınıza karar verip ortak evinize insan çağırmak saygısız bir davranış. bunu bu şekilde söylerseniz eşiniz size ama onlar benim ailem veya onlar benim arkadaşlarım gibi şeyler söylediğinde itiraz edemezsiniz. etseniz de anlamlı olmaz.
uzun süre yalnız kalmaya alışan insanların evliliğe daha zor adapte olduğunu düşünüyorum. evliliğin bir kısmına diyeyim ama şehvet azalınca ya da bitince aynı evde başka bir insanla yaşamanın da zor gelmesi mümkün.
çoğu insan sadece şehvetle sevdiği insanla evleniyor ama onunla bir gün bile aynı çatıda kalmamış, ortak bir yaşamı paylaşmamış ve pratikte onu tanımıyor ona tahammül edebilir mi bilmeden evleniyor.
eskiden yani böyle anlaşmalı tek celsede boşanma kültür yaygın değilken kavga da etseniz, evden geçici sürede ayrılsanız insanlar araya girip sizi barıştırmaya çalışırdı ama x kuşağı ve z kuşağı bu barışma kültürünü de çok fazla kabullenmiyor gibi geliyor.
kötü ama gerçek olan sosyal medya ile tanışan insanlar çok kolay ilişkiye geçebildiği için bir taraf diğerine buna mı katlanacağım çocuğumuz da yok boşanalım gitsin diyebiliyor.
subjektif düşüncelerim elbette.
devamını gör...
oraya 1955'ten beri kimse gitmedi
80 lerin korku filmlerinden bir klişe.
daha doğrusu bir grup genç kamp yerine giderken yolda rastladıkları yüzü fiziki dünya haritası gibi olan, göz çukurları çökmüş,ifadesiz suratlı bir ihtiyarın onları durdurup ürkütücü, tok bir ses tonuyla söylediği replik.
ve günümüzdeki korku filmlerinde bu klişe gene kullanılacaksa oraya 1990 yada 95 den beri kimse gitmedi şeklinde güncellenmesi gerekir. eğer katil 100 yaşında değilse tabi.
daha doğrusu bir grup genç kamp yerine giderken yolda rastladıkları yüzü fiziki dünya haritası gibi olan, göz çukurları çökmüş,ifadesiz suratlı bir ihtiyarın onları durdurup ürkütücü, tok bir ses tonuyla söylediği replik.
ve günümüzdeki korku filmlerinde bu klişe gene kullanılacaksa oraya 1990 yada 95 den beri kimse gitmedi şeklinde güncellenmesi gerekir. eğer katil 100 yaşında değilse tabi.
devamını gör...
cumhuriyetin 100. yılına özel sözlük indirimi
indirim istiyoruz, lütfen. please.
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
yaşasın cumhuriyet! 100. doğum günün kutlu olsun canım ülkem!
devamını gör...
29 ekim 1923
resmi olarak bu topraklarda yaşayan her bireyin, kölelikten özgür vatandaşlığa geçtiği gündür.
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
günün rozetiyle birlikte daha da güzelleşmiş gün.
kutlu olsun.
kutlu olsun.
devamını gör...
ikinci waliz
hiç tanışamasak da can dostum olarak gördüğüm ve 2019 yılında bedenen kaybettiğimiz küçük iskender imzalı 157 sayfalık can yayınları'ndan yayınlanan kitaptır. valiz bir ve ikinci waliz serisi olarak çıkmıştır.
kitabın adını neden valiz koyduğunu başta anlamamıştım, sonra anladım..
kitap değerli şairin anı/ günlük türündeki yazılarını içeriyor.
sabah uyandığında hissettiği gerçekliği ben okurken bile hissettim, çeşitli tarihlere dair izlek ve notlar yer alıyor, 15 temmuz darbesinden de bahsediyor, şiirden de, sansürden de, medyadan da, hayattan da, her şeyden bahsediyor valizini alıp gitmeden.
anılarını, seni okumak güzeldi güzel insan

sana çarpan arabanın plakasını almak için çırpınacağına öl!
kitabın adını neden valiz koyduğunu başta anlamamıştım, sonra anladım..
kitap değerli şairin anı/ günlük türündeki yazılarını içeriyor.
sabah uyandığında hissettiği gerçekliği ben okurken bile hissettim, çeşitli tarihlere dair izlek ve notlar yer alıyor, 15 temmuz darbesinden de bahsediyor, şiirden de, sansürden de, medyadan da, hayattan da, her şeyden bahsediyor valizini alıp gitmeden.
anılarını, seni okumak güzeldi güzel insan

sana çarpan arabanın plakasını almak için çırpınacağına öl!
devamını gör...
29 ekim cumhuriyet bayramı
binbir emekle elde edilen bir zafer, kurulan bir devlet, bağımsız olan bir millet.
cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun. ♡
cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun. ♡
devamını gör...
