zaman tüneli
fenerbahçe taraftarını zorbalamak
fb taraftarı, dışardan ayrıca zorbalanmasına gerek kalmadan, kendi içinde zaten birbirini zorlayan bir kitledir. haklarını yemeyelim..
devamını gör...
hazall
yeni yaşın kutlu olsun tomris hatun.
devamını gör...
ağaçtaki
bir janne teller kitabıdır.
başlığa benden önce yazan üç kişiden ikisine bu kitap hestia tarafından hediye edilmiş. bir kişi de zaten hestia. bu başlığa yazan dördüncü kişi olarak geleneği bozmuyorum ve bu kitabı bana da hediye ettiği için hestia'ya teşekkür ediyorum.
yazara daha önce hiç denk gelmemiştim. kitaba da öyle. ama kitabı okumaya başladığım andan itibaren beni etkisi altına aldı. tek oturuşta okudum. sanırım okurken kafamı bile kaldırmadım kitaptan.
bir açıdan ütopik bir hikaye anlatıyor kitap. zira bir grup yedinci sınıf öğrencisinin hikayesi. yedinci sınıflara derse giren ve bir yedinci sınıfın sınıf öğretmenliğini yapan bir öğretmen olarak benim öğrencilerimle bu kitaptaki öğrenciler arasında her iki grubun da insan olması dışında bir benzerlik yok. benim öğrencilerim daha çok birbirlerine tüküren, sonra da gelip bana şikayet eden, düz yolda yürürken bile düşmeyi başarıp benden annelerini aramamı isteyen az gelişmiş yaşam formları.
kitabın yıldızı elbette ki temiz tıraşlı ve yaşı orijinalinden oldukça genç olan bir friedrich nietzsche olan pierre anthon. kendisi bir gün okulu bırakıp her şeyin anlamsızlığına iman edip erik ağacına çıkan bir öğrenci. açıkçası ben de bir gün hayatın külliyen anlamsız olduğuna inanırsam erik ağacına çıkmayı en mantıklı eylem olarak görürüm.
sınıf arkadaşları erik ağacının önünden geçip okula gitmek istediklerinde ise pierre anthon onlara erik atıyor. ama önemli olan nadiren isabet eden erikler değil. önemli olan pierre anthon'un her şeyin anlamsız olduğuna dair söylediklerinin bu çocuklara mantıklı gelmeye başlaması. ancak mantılı cümleler çoğu insanı olduğu gibi bu çocukları da rahatsız ediyor.
tıpkı sineklerin tanrısı kitabındaki çocuklar gibi olan bu yedinci sınıf öğrencileri çocuklar kadar masum değil. çünkü aslında çocuklar bizim sandığımız kadar masum değiller.
pierre anrhon'un kışkırtmaları sonucunda hayatta anlamlı şeylerin olduğunu bu küçük diyojen'e kanıtlamak isteyen çocuklar ise gölge etmekten başka ihsan eyleyemezler ne yaparlarsa yapsınlar.
bence müthiş bir kitaptı. hestia'ya bu kitap için bir kez daha teşekkür ederim.
başlığa benden önce yazan üç kişiden ikisine bu kitap hestia tarafından hediye edilmiş. bir kişi de zaten hestia. bu başlığa yazan dördüncü kişi olarak geleneği bozmuyorum ve bu kitabı bana da hediye ettiği için hestia'ya teşekkür ediyorum.
yazara daha önce hiç denk gelmemiştim. kitaba da öyle. ama kitabı okumaya başladığım andan itibaren beni etkisi altına aldı. tek oturuşta okudum. sanırım okurken kafamı bile kaldırmadım kitaptan.
bir açıdan ütopik bir hikaye anlatıyor kitap. zira bir grup yedinci sınıf öğrencisinin hikayesi. yedinci sınıflara derse giren ve bir yedinci sınıfın sınıf öğretmenliğini yapan bir öğretmen olarak benim öğrencilerimle bu kitaptaki öğrenciler arasında her iki grubun da insan olması dışında bir benzerlik yok. benim öğrencilerim daha çok birbirlerine tüküren, sonra da gelip bana şikayet eden, düz yolda yürürken bile düşmeyi başarıp benden annelerini aramamı isteyen az gelişmiş yaşam formları.
kitabın yıldızı elbette ki temiz tıraşlı ve yaşı orijinalinden oldukça genç olan bir friedrich nietzsche olan pierre anthon. kendisi bir gün okulu bırakıp her şeyin anlamsızlığına iman edip erik ağacına çıkan bir öğrenci. açıkçası ben de bir gün hayatın külliyen anlamsız olduğuna inanırsam erik ağacına çıkmayı en mantıklı eylem olarak görürüm.
sınıf arkadaşları erik ağacının önünden geçip okula gitmek istediklerinde ise pierre anthon onlara erik atıyor. ama önemli olan nadiren isabet eden erikler değil. önemli olan pierre anthon'un her şeyin anlamsız olduğuna dair söylediklerinin bu çocuklara mantıklı gelmeye başlaması. ancak mantılı cümleler çoğu insanı olduğu gibi bu çocukları da rahatsız ediyor.
tıpkı sineklerin tanrısı kitabındaki çocuklar gibi olan bu yedinci sınıf öğrencileri çocuklar kadar masum değil. çünkü aslında çocuklar bizim sandığımız kadar masum değiller.
pierre anrhon'un kışkırtmaları sonucunda hayatta anlamlı şeylerin olduğunu bu küçük diyojen'e kanıtlamak isteyen çocuklar ise gölge etmekten başka ihsan eyleyemezler ne yaparlarsa yapsınlar.
bence müthiş bir kitaptı. hestia'ya bu kitap için bir kez daha teşekkür ederim.
devamını gör...
volkswagen passat
zengin şahini.
devamını gör...
kadınınızın ayağını öpün
ayak fetişim olduğu için yaparım yani. kadın dediğinin her yeri güzel, her yeri ayrı bir estetik. her yerini öperim yani. her kadın değil tabii. bazıları.
devamını gör...
ingilizce şakalar
"van minut kürsü...!" ( her ne kadar ingilizceye hakim çevreler bu görkemli espriyi anlayamasalar da, iç politikada ciddi alıcı bulup sonuçta kahkahalara boğabilir.)
devamını gör...
karşı cinsle konuşurken ilk sormanız gereken soru
(bkz: iş görüşmesi vs eş görüşmesi)
devamını gör...
ekşi sözlük'te yazar olmak
çoğunluğu yeise kapılmış insanlar tarafından oluşan internet sitesinde girdi yazabilme hakkına sahip olmak..ıyhh
*
*
devamını gör...
transfer yapacağına altyapıya para harca geyiği
bir geyik değil, altyapının önemini vurgulayan yaklaşımdır. transfer ve altyapı harcamalarında özen ve planlı bir anlayış dengesi gözetilmesi anlamındadır. kalıcı ve sürdürülebilir başarılar, bu özen ve planlama ile gelebilir.
devamını gör...
fatih terim
birileri hangi çamurlu taşı kaldırsa altından sürekli ismi çıkan, kirli kişidir.
devamını gör...
regl dönemini iğrenç bulan erkek
hiç iğrenmedim. karnını ve ayaklarını sıcak tutabilmesi için çabaladım. sıcak su torbası falan yaptım. eczaneye kadar gidip dolorex almışlığım da var, sıcak çorba yapıp içirmişliğim de. insan sevdiğinden iğrenmez, yardımcı olur.
devamını gör...
ingilizce şakalar
+hey clyde, do you like fishsticks?
-yes
+you like to put fishsticks in your mouth?
-yes
+where are you clyde, a gay fish?
-yes
+you like to put fishsticks in your mouth?
-yes
+where are you clyde, a gay fish?
devamını gör...
viski taşı (yazar)
senei tevevllüdünüz ferruh olan sayın yazar.
hiç sohbetim olmadı.. eski de bir yazar.. ilginç. ama nice senelere..
hiç sohbetim olmadı.. eski de bir yazar.. ilginç. ama nice senelere..
devamını gör...
köpeğe köpek öldüren içirmek
bir ironi girişimi olsa bile; unutmayın ki, ona ihtiyaç duysalar köpekler bunu kendileri imal edip içerlerdi.. onlar sizi kendi yiyecek içeceklerine zorlamadığına göre, sizin de onlara bunu yapmamanız gerekmez mi.. köpekler en sadık insan dostu canlılar çünkü..
devamını gör...
insanın canı ne çeker sorusu
yaprak*.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bugün abimin ölüm yıldönümü. 2016 yılbaşı günü beyin kanaması geçirdi ve 8 ocak'ta vefat etti. beklenmedik ve ani bir ölümdü dolayısıyla etkisi katlanarak yerleşti boğazımıza.
benim için de büyük bir kırılmadır bu olay. hem hayata bakış açımı hem de öfke kontrolüm konusundaki becerilerimi geliştirdi. o dönem, her şeye ve herkese çok öfkeliydim. özellikle de en yakınlarıma. öznesi abim olmayan birçok öfkem vardı. bu olaydan önce abimle en son konuşmamızda bütün hırsımı omdan çıkarmıştım. çünkü dinliyordu, çünkü nazım geçiyordu. insan tuhaf bir canlı. kimse kendisini dinlemediginde bütün öfkesi ile birlikte kendi ekseni etrafında dönerken, bir dinleyen ve hatta ilgilenen olduğu zaman, o kişi de dahil her şeyi ateşe vermeye çok yatkın olabiliyor. eline fırsat geçiyor zira.
ben de öyle yaptım. yaşadığım bütün olumsuzlukların ve eksik kalan duygusal yanlarımın faturasını sadece abime kestim, çünkü o vardı karşımda. sorumlusu o olmasa bile onu da ateşe attım ve sivri dilimi silah olarak kullanıp kırdım onu, beni dinlediğine pişman ettim.
son konuşmamız buydu. haberini alır almaz apar topar memlekete gittim. bir hafta boyunca yoğun bakımda kaldı, bir kere görme şansım oldu. hiç kendine gelmedi. yalvardım bir kere gözünü açması için. olmadı. özür dileyemedim, her şey paramparça kaldı. duzeltemedim hicbir şeyi. kimseyle de paylaşamadım bunu. düğüm gibi boğazımda taşıdım.
insan, sevdiği birinin ölmesine hiçbir zaman hazırlıklı değildir ama bu şekilde olanını asla hayal bile etmeyecek kadar aymazdır da...
aslında ofkemde haklıydım. hâlâ da haklı olduğumu düşünüyorum ama bununla ilgili eylem anlayışım önemli ölçüde değişti. haklı olmak her zaman işe yaramıyor, haklı olmak bunu haykırmak zorunda olmak anlamına da gelmiyor. değişmesi pek de mümkün olmayan durumlarda ise insanın ne olduğunun dahi bir önemi yok. boğazımdaki bu düğüm ölünceye kadar bana bunu hatırlatmak üzere orada duruyor.
bu yüzdendir ki, ne kadar öfkelensem de muhatabım ailemden ya da sevdiğim bir insan ise tepki gösterirken o düğümün filtresinden geçiyor. belki daha çok yoruyor beni, belki daha başka haksızlığa maruz kalıyorum ama yeni bir düğüm istemiyorum.
dilden çıkanın geri dönüşü kolay değildir çoğu zaman da yoktur. bu demek değil ki her şeyi sineye çekip oturmak gerek ama bir şekilde dengeyi kurmak zorundayız. kuramadığımızda zaman öğretiyor ve zaman en acı yoldan öğretiyor.
benim için de büyük bir kırılmadır bu olay. hem hayata bakış açımı hem de öfke kontrolüm konusundaki becerilerimi geliştirdi. o dönem, her şeye ve herkese çok öfkeliydim. özellikle de en yakınlarıma. öznesi abim olmayan birçok öfkem vardı. bu olaydan önce abimle en son konuşmamızda bütün hırsımı omdan çıkarmıştım. çünkü dinliyordu, çünkü nazım geçiyordu. insan tuhaf bir canlı. kimse kendisini dinlemediginde bütün öfkesi ile birlikte kendi ekseni etrafında dönerken, bir dinleyen ve hatta ilgilenen olduğu zaman, o kişi de dahil her şeyi ateşe vermeye çok yatkın olabiliyor. eline fırsat geçiyor zira.
ben de öyle yaptım. yaşadığım bütün olumsuzlukların ve eksik kalan duygusal yanlarımın faturasını sadece abime kestim, çünkü o vardı karşımda. sorumlusu o olmasa bile onu da ateşe attım ve sivri dilimi silah olarak kullanıp kırdım onu, beni dinlediğine pişman ettim.
son konuşmamız buydu. haberini alır almaz apar topar memlekete gittim. bir hafta boyunca yoğun bakımda kaldı, bir kere görme şansım oldu. hiç kendine gelmedi. yalvardım bir kere gözünü açması için. olmadı. özür dileyemedim, her şey paramparça kaldı. duzeltemedim hicbir şeyi. kimseyle de paylaşamadım bunu. düğüm gibi boğazımda taşıdım.
insan, sevdiği birinin ölmesine hiçbir zaman hazırlıklı değildir ama bu şekilde olanını asla hayal bile etmeyecek kadar aymazdır da...
aslında ofkemde haklıydım. hâlâ da haklı olduğumu düşünüyorum ama bununla ilgili eylem anlayışım önemli ölçüde değişti. haklı olmak her zaman işe yaramıyor, haklı olmak bunu haykırmak zorunda olmak anlamına da gelmiyor. değişmesi pek de mümkün olmayan durumlarda ise insanın ne olduğunun dahi bir önemi yok. boğazımdaki bu düğüm ölünceye kadar bana bunu hatırlatmak üzere orada duruyor.
bu yüzdendir ki, ne kadar öfkelensem de muhatabım ailemden ya da sevdiğim bir insan ise tepki gösterirken o düğümün filtresinden geçiyor. belki daha çok yoruyor beni, belki daha başka haksızlığa maruz kalıyorum ama yeni bir düğüm istemiyorum.
dilden çıkanın geri dönüşü kolay değildir çoğu zaman da yoktur. bu demek değil ki her şeyi sineye çekip oturmak gerek ama bir şekilde dengeyi kurmak zorundayız. kuramadığımızda zaman öğretiyor ve zaman en acı yoldan öğretiyor.
devamını gör...
insanın canı ne çeker sorusu
insanın canı pizza çeker
çikolata çeker
bira çeker hani ne bileyim tatlı bir şey çeker
ama yaaani sarılmak çekmez herhalde ya
şuan deli gibi sarılmak çekiyor canım...
çikolata çeker
bira çeker hani ne bileyim tatlı bir şey çeker
ama yaaani sarılmak çekmez herhalde ya
şuan deli gibi sarılmak çekiyor canım...
devamını gör...
ekşi sözlük'te yazar olmak
eskiden horozunuzun boyu 20 cm ve üzeri ise, fotoğrafını çekip ssg'ye atardınız ve hızlıca yazar olurdunuz.
şimdi ise akp gençlik kolları ya da tügva gibi vakıflara üye olmanız yeterli.
şimdi ise akp gençlik kolları ya da tügva gibi vakıflara üye olmanız yeterli.
devamını gör...
sabah aç karnına öpüşmek
ozlendi
devamını gör...
