zaman tüneli

açmamak kimseye içini ..
devamını gör...

sabretmek. yoksa çok daha fena şeyler yapacaktım.neticesinde de çevremi baya etkileyecekti.

gerçi yine olan bana oldu ama olsun.

mevlam neylerse güzel eyler.
devamını gör...

börek yapıldı…kim yaptı bilmiyorum.ben sadece “olur” demiştim. **
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aynen öyle. hayat cehennem provası gibi.
insan kalabalığı hayattan soğutuyor. seni dört duvara mahkum ediyor. yaşamak, huzur bulmak, mutlu olmak kolay değil.
devamını gör...

pattisli bööörek.
devamını gör...

peşin söyleyelim bu tanım bilimsel değildir.

yanıyorsak yanalım be kardeşim, yanmanın farklı yolları vardır, güneş yakmıyor diye yanmadan mı yaşıyoruz sanki. bilimsel yanını bilmem, meja'nın yazdığını okudum hâlâ tamamen anlayamadım ama bana şu başlıktaki cümle hep dincilerin ikna çabası geliyor, bak görüyor musun evrendeki hesabı falan. o yüzden çok da ikna edici değil.

son olarak konudan bağımsız galiba gitmişti, meja geri dönmüş. hoş gelmiş. başlarız şimdi yaşlanan yıldızlardan çıkan tozun oksijenimize etkilerini falan okumaya ashgs
devamını gör...

sevgili tuğrul sezer'in kaleme aldığı, cinius yayınları tarafından yayımlanan, korku filmi kültürüne ilgi duyan herkesi oldukça doyuracak bir içeriğe sahip, adeta korku sineması için altın değerinde bir yapıt.

altmışların kült olan filmlerini oldukça etkilemiş, o filmlerin yönetmenlerine ilham perisi olmuş yönetmenler ve filmleriyle başlıyor bu güzel kitap, 20.yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan yönetmenlerin ilham kaynaklarını, filmlerin yapılma süreçlerini, yedikleri sansürleri, yayınlanırken yaşadıkları sıkıntıları anlattığı kadar sinemaya kattıkları yenilikleri ve bir kuşak sonrası onlardan etkilenmiş yönetmenlerin filmleriyle devam ediyor.

sevgili hitchcock'un psycho'sundan, sevgili dario argento'nun suspiria serisinde kullandığı renkler, senaryosundaki açıklar ve hatta senaryosuna ilham kaynağı olmuş kutsal kitap canavarlarına kadar bilgi ediniyoruz, günümüzdeki korku filmlerinin neden oldukça çiğ*, neden sadece para kazanma amacıyla yapılmış olabileceğine ve niçin artık korkutmadıklarına dair fikirler edinmiş oluyorsunuz okudukça.

dahası da, hikayesiyle, oyunculuklarıyla insanı gerim gerim germiş filmlerin varlıklarını fark edip onları izlemenize neden olan bu güzel kitap, günümüz korku filmlerinin sadece "böağaaöağ" diye ortaya çıkan, jump scare dışında insanı korkutacak içerikleri olmadığını görmenize, gözünüzün açılmasına da neden oluyor.

gerek ülkelerine göre korku filmleri, gerek içeriklerine, gerek yaratıklarına göre ayırıp güzelce bizlerimizin önüne sunmuş bu kitabı kütüphanede bulundurmak şart, bazı kötü siteler pdflerini yayınlamış, bazı kötü insanlar *hehehe* bazı kötü sitelerden indirip bilgisayarlarında-telefonlarında saklıyorlarmış.
devamını gör...

yönetmen koltuğunda alain resnais oturan, emmanuelle riva'nın sergildiği harika oyunculuk bir yana dursun, duru güzelliği ile göz kamaştıran, bir belgesel nidası ile başlayıp dramanın dibine kadar bizi usul usul götüren bu filmden bahsetmeliyim sizlere.

1950'li yılların son çeyreğinde elly ismindeki karakterimiz, atom bombasının atılması sonrası hiroşima'nın durumu hakkındaki bir belgeselde oynamak için hiroşima'ya gelir ve oradaki geçirdiği son günlerinde lui ismindeki bir adamla oldukça romantik başlayan ama her dakika korkunç bir kalp kırıklığına dönüşen olaylar zincirinde bulur kendisini.

biz de lui gibi her şeyi tane tane, adım adım öğrenir, önce şaşırır, sonra üzülür, en sonunda ise gözyaşlarıyla eşlik ederiz elly'ye...

film fransız yeni dalgasının en iyi yönetmenlerinden birinin filmi olunca sinematografik olarak paha biçilemez gözüktü bana, ba-yıldım.

oyunculuklar da çok hoştu açıkçası, kalp kırıklıkları, umut, umutsuzluk, yeri dolmayan ve dolmayacak insanları özleme gibi duyguları tüm oyuncular çok iyi göstermişler bizlere.

filmin biraz sıkıntılı bulduğum kısmı ise belgeselden bir anda dram filmine keskin bir bıçakla kesilmiş gibi kaymasıydı... nasıl desem, ne olduğunu anlayamadan bir anda kendimizi geçmiş zamanın acıları içerisinde debelenirken bulabiliyoruz, hoştu ama, çok rahatsız olmadım bundan.

güzel filmdi.
devamını gör...

bir dışarı çıksan bir yere gidip bir şeyler yiyip içip gelsen bile en az 1000 lik oluyorsun ki o da en ekonomik şeyler yaparsan.

hadi parayı geçtim kalabalık,trafik vs. insan evde daha iyi vakit geçiriyor.
devamını gör...

yardım isteyen isteyene. yalnız bu hibnetor pkk'yı sevmez. bence ters manyel yapıyor.

x.com/RusenPress/status/201...
devamını gör...

(bkz: şırdan)
devamını gör...

arabam olsa sık sık yapacağım ama maalesef arabam yok. toplu taşıma ile de büyük şehirde yapılacak iş değil.

yazdan yaza anca...
devamını gör...

üç kez seni seviyorum diye uyandım
tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim
bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim
sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum
-taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün.

kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım
şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim
karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum.

eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

deniz eskisi

ilhan berk
devamını gör...

maçım yoksa,evde yalnız değilsem izlemiyorum. gerek yok boş şeylere.
devamını gör...

herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı '60 günlük yatay seyir' döneminin sonuna gelindi. bakalım kriptopara aleminde patlama tarzı bir şey olacak mı?

bitcoin haftalardır adeta uykuda, ancak bu durgunluk bir son değil, devasa bir başlangıcın habercisi olabilir. tarihsel veriler, piyasanın daha önce hiç yanılmayan "60 günlük sessizlik" döngüsünün sonuna geldiğini fısıldıyor. bu gizemli pencere kapandığında, kripto dünyası daha önce görmediği bir fırtınaya tanıklık edebilir. işte ekranların arkasında hazırlanan o büyük senaryo...

bitcoin (btc) yatay seyrederek yatırımcısını bıktırırken, grafiklerin derinliklerinde çok daha farklı bir hikaye yazılıyor. küresel piyasa uzmanlarının dikkat çektiği bir istatistik, bitcoin’in yaklaşık iki aydır (60 gün) devam eden enerji toplama sürecinin "patlama noktasına" ulaştığını gösteriyor. kripto tarihinde bu denli uzun süren sessizlikler, genellikle piyasayı yerinden oynatan hareketlerle sonuçlandı.

60 günlük sessizlik: fırtına öncesi biriktirme mi?
buradan
devamını gör...

çingene mitolojisinde vampirler, ama tam anlamıyla bizim bildiğimiz vampirler gibi değil bunlar. birçoğu doğarken ölen veyahut doğalı çok ölmeden ölmüş bebekler. bunlar yeraltı dünyasında otuz yaşına kadar gelişiyor ve 30 yaşından sonra insanlara kan kusturmak için dönüyormuş dünyamıza. bu mulolar çok yüksek dağlarda yaşar ve insanlardan çaldıkları hazinelere bekçilik ederlermiş.

işin tanım kısmı bi yana dursun, bu konuyla ilgili birde hikaye anlatıp girdimi noktalayacağım. büyüdüğüm yer bir roman mahallesi, insanları tanıdığım en müthiş, en karakterli, en gönlü bol ve yardımlaşmayı seven insanlardı.

yaşadığım eve çok yakın olan, hemen arka tarafımıza kalan bir yer var, yaşadığım ev ile arasında 5 metre bile yok. bu ev çok uğursuz anlatılmış insanlara zamanında, girenler barınamadılar, orada çok kötü olaylar oldu gibisinden. bir ara babama sordum, "ne yaşandı burada?" dedim. "burada yaşayan bir aysel abla vardı, aysel abla gençliğinde akli dengesini yitirdi ve yeni doğurduğu bebeğini canlı canlı buraya bir yere gömdü gibi bir efsane var, kimisi de birine evlatlık verdiler bebeğini, o yüzden gömdü gibi yalan uyduruldu, karmakarışık hikaye ama burada oturana rahat vermeyen bir şeyler var." dedi.

bir gün sigara içiyorum bahçede, bir bebek ağlaması almış başını gidiyor, sanki bebeği alıp sıcak bi kazana falan batırıyorlar, acı çektiriyorlar resmen. dedim ne oluyor bu nedir, bir baktım roman mahalle dostlarımız gelmiş bizim tarafa, "mulo bu, yine kim bilir ne yapacak, allah vere de canınızı yakmasa..." falan dediler, ben de güldüm ettim tabi, çok değil, aynı gece bir yangın çıktı bizim burada, arka tarafta o evde oturan insanlardan bir tanesi yaşamını yitirdi, yangın bizim eve sıçradı, çatı tutuştu ama çok çabuk söndürüldü.

aradan 3 sene geçti, yine böyle bir bebek ağlaması duyduğunu söyledi annem. size yemin ediyorum aynı hafta yine kocaman bir yangın, allahtan ki kimse yoktu orada. yangın biter bitmez mahalleli "allahın cezası mulo, rahat vermedin insanlara, nası bir nefretin var." gibi bağıra çağıra beddualar ettiler.

işin tuhaf tarafı şu ki, bu yangınlar ile yıllar önce uydurulan bir dedikodu arasında bir bağ kurmak istemem ama emin olduğum kısım şu ki hala roman vatandaşların korktuğu bir mitlojik yaratık bu mulo.
devamını gör...

sezon sonu kasımpaşa ya kiralarsınız bir şey olmaz.
devamını gör...

profilde püsküllü kadir yazıyor lan linke tıklayınca. püsküllünün atatürk'ün ruhuyla konuştuğuna inanıyorsun da, buna mı takıldın derler adama.
he amaç atatürk'e saldırmaksa aynı dilden karşılık verelim. dünyanın en önemli kitabı olması gereken, her cümlesi dolu dolu yol gösterici olması gerekirken, muhammadın evine yemeğe gidince çok kalmayın size bişey de diyemiyor ama küsüyor falan yazan kutsal kitaba inandın da, atatürk'ün akşam yemeğine kaç kişi geldiğiyle mi sorun yaşadın. tamam la tamam o sofradaki atatürk değil, ee ne değişti hayatında. boşver sen, zaten istesen de gidemeyeceğin çünkü 15 asır önce ölmüş adamın sofrasına gitmemen gerektiğini belirten şeyi oku.
devamını gör...

mesele insanlıksa her daim bir adım önde.
devamını gör...

sarı kuşlar şaşırtmadı yine. dua etsinler adamlar gününde değildi. kaç tane kaçırdılar. hala yok iyi oynadık,ben razıyım lafları.razı olmak puan getirmiyor.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim